MUHABİR: Evet değerli hemşerilerim, her hafta Perşembe’yi Cuma’ya bağlayan gece, “Karadeniz’i Aşanlarla Nalına Mıhına”nın program yapımcısı ben Muzaffer Sürmen şu anda değerli Hocamız, ülkemizin önde gelen araştırmacı yazarlarından Adnan Oktar, müstear Harun Yahya’yla beraber sohbetlerimize devam edeceğiz. Tabi ki bize maillerinizle ulaşabileceksiniz. Kafanıza takılan sorularınız varsa değerli Hocamızın engin fikirlerinden tabi ki yararlanacağız. Bize aynı zamanda maillerinizle ulaşabileceğiniz adres ahirzamansohbetleri@hotmail.com‘dan bize ulaşabilirsiniz, ayrıca www.harunyahya.tv ‘den de canlı yayın olarak bizi izleyebilirsiniz. Evet sevgili Hocam, her hafta bir nostalji yapıyoruz. Bir hafta aradan sonra neler oldu, bir haftada Adnan Oktar neler yaptı?
ADNAN OKTAR: Röportajlarımız oluyor, son çıkacak kitapların tashihleri var onlarla ilgileniyorum. Bazen vaktim olursa dışarıya çıkıyorum ama en önem verdiğim şey tabi kitaplar şu an. Onun üzerinde çok duruyorum.
MUHABİR: Hocam kitaplarla bu kadar uğraşmak size bıkkınlık vermiyor mu? Yoksa her kitap ayrı bir heyecan mı?
ADNAN OKTAR: Her biri ayrı bir heyecan her biri ayrı bir zevktir. Her faydalı olduğumu düşündüğümde çok ciddi bir zevk alıyorum, yani tarifi pek mümkün olmayan bir zevk alıyorum maşaAllah.
MUHABİR: Hocam tabi ki izleyicilerimizden almış olduğumuz mailleri, soruları sizlere yönelteceğiz. Bunu tekrar bir hatırlatma açısından şunu söylemek istiyorum, değerli izleyicilerimiz bu hazırlanan sorulardan Hocamızın yani Adnan Oktar’ın, Harun Yahya’nın hiçbir haberi yok. Herhangi bir sorumuzu okumuyor, olduğu gibi kendisine soruyoruz. O da bize onu içtenlikle cevaplıyor. Evet sevgili Hocam, biz tabi ki son zamanlarda olan bir durumdan bahsetmek istiyoruz, gazete okumayın diyen Başbakanı nasıl değerlendirirsiniz yani belirli gazeteleri okumayın diyen Başbakanı nasıl değerlendiriyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Ben her gazeteyi okuyorum, yani mecburen okuyorum çünkü hepsinin fikri benim için çok önemli oluyor. Ne düşünüyorlar, ne yapıyorlar? Gazetelerin ortalamasından bir yorum yapıyorum. O da bana çok faydalı oluyor. Her türlü haber kaynağını ben değerlendiririm ama Başbakanımız o anlamda dememiştir herhalde, yani bilgi edinmeyin anlamında mı?
MUHABİR: Yalan haber yazan gazeteleri okumayın diye bir tabir kullandılar?
ADNAN OKTAR: Yok ondan da bir şey olmaz. Okuruz, yalanını görmüş oluruz daha iyi gözümüze düşer, daha yanlış olduğunu, yalancı olduğunu daha iyi görmüş oluruz yani gözümüzle görüp inanmış oluruz.
MUHABİR: Sevgili Hocam Özgür Kuşcan isimli bir izleyicimiz: “Sayın Adnan Bey günümüzde bazı cemaat liderleri yurt dışına gidip oralardan Türkiye’ye emirler ve talimatlar verirken siz niye yurtdışına çıkıp hapisten kurtulmayı düşünmediniz? Yurtdışı mı sizi kabul etmedi siz mi yurtdışını kabul etmediniz? Kanaatimce ABD’nin yani Amerika Birleşik Devletleri’nin emri altına girip daha büyük bir cemaat olabilirdiniz. Güçlendikten sonra ABD’ye dirsek atabilirdiniz. Ayrıca böyle bir davranış ne kadar etik bir davranış olurdu sizce?”
ADNAN OKTAR: Ben şu ana kadar hiç pasaport için başvurmadım. Hayatta hiç aklıma da gelmedi yani.
MUHABİR: Yurtdışına gitmeyi düşünmediniz mi yani? Ben Türk adaletine güveniyorum mu diyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Tabi ki. Hayır, olsa da benim kendi vatanım zaten. Ha evin odası ha hapishanenin odası, bana fark etmez. Her yerde Allah var, her yerde Allah’ın tecellilerini görürüm ben. Toprağın altı da bir, toprağın üstü de bir benim için, her yer birdir. Mühim olan kalbin Allah’la beraber olması.Yoksa insan sarayda olur da cehennem hayatı yaşar, hapiste olursun da cennet hayatı yaşarsın. Mühim olan budur, yani derin iman, Allah’a derin bağlılık çok önemlidir.
MUHABİR: Hocam üç yüze yakın eserleriniz var. İki yüz atmış, iki yüz yetmiş civarında eserleriniz var.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Bu ilham size hapishane hayatından sonra mı geldi yoksa daha önceden içinizde var olan bir şey miydi?
ADNAN OKTAR: Evet tabi çileler, zorluklar insanların zihnini açar, daha şevkini arttırır, heyecanını arttırır, mücadele azmini arttırır. Allah nur verir öyle insanlara. Mesela Hz. Yusuf öyleydi biliyorsunuz. Allah, o hapisteyken ona birçok manevi üstünlükler, güzellikler verdi, hikmet verdi, derinlik verdi. Bunu Kuran’ın ayetlerinde açık açık görüyoruz. Aynı şekilde kuyuda çile çekmiştir, orada da bir manevi derinlik almıştır Müslüman zaten imtihan olmuyorsa buraya, dünyaya gelmesinin bir amacı olmaz. Tabi ki zorluklarla karşılaşacak, tabi ki çileyle karşılaşacak, olgunlaşacak, pişecek. Allah ondan razı olarak, Cenab-ı Allah, “şeytandan Allah’a sığınırım” ayette şöyle diyor. “onlar Allah’tan razı olmuştur, Allah da onlardan razı olmuştur” diyor ve “ bu şekilde cennetime girin. Salih kullarımın arasına katılın.” diyor Cenab-ı Allah ayette mealen.
MUHABİR: Evet Hocam, “Selam, diyor, Adnan Hocam”
ADNAN OKTAR: Aleyküm Selam.
MUHABİR: “Ben Beytullah Yılmaz.” Fransa’dan göndermiş maili.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: “Deccal hakkında bir hadis okudum şöyle diyordu: “deccalın bir tarafında cennet bir tarafında cehennem gibi.” Bunun anlamını söyleyebilir misiniz ve “deccal bir kişiyi ikiye bölsek ve sonra geri hayata döndürsek” bunu da açıklar mısınız?” demiş.
ADNAN OKTAR: İşte ahir zamanda deccal kendine uyanları güzel yaşatacak, rahat yaşatacak. Mesela baronu alın. Bir nevi bir İslam deccalıdır. Kendine uyanları parayla, bollukla, eğlenceyle yaşatıyor. Hatta bir kısım cahil Müslümanları da kandırmış, kendi tarafına almış. Onlarla beraber mutlu bir hayatı var. Ama kendisine karşı olanları psikolojik savaşla, toplum mühendisliğiyle yıldırıyor. Mesela onların bazen gözaltına alınmalarına sebep oluyor, komplo meydana getiriyor, iftiracı insanlar ayarlıyor, hapsedilmelerine vesile oluyor. Mesela bu da onun bir vasfı olmuş oluyor işte. Yani mesela bu tipik bir deccaldır baron. Bütün Türk milletini sömüren, kendi taraftarlarını zengin eden ama kendine karşı olanlara da baskı ve şiddet uygulayan bir yapılanmadır. Mesela ayette de hadiste de var: “biz onun deccal olduğunu biliyoruz fakat ekmeğinden yemek suyundan faydalanmak için onun yanına yaklaşıyoruz” diyorlar, yani hadiste. Aynısıdır. Ben mesela hayret ediyorum, şu an ‘her devrin adamı’ da onun uzun süreden beri adamıdır.
MUHABİR: Ona benzer bir sorumuz var zaten Hocam, “her devrin adamı ve baron konusunda açıklamalarınız oluyor. Detaylarını bize diyor açar mısınız” diye sormuş. Hem de soruyu cevaplandırmış olalım.
ADNAN OKTAR: Evet. Baron, iddia edilen Ergenekon örgütünü, siyonistleri ve masonları kullanarak Türkiye’de muazzam bir hem ekonomik yapılanma hem bir siyasi yapılanma içerisine girmiş yani adeta Türkiye’yi ahtapot gibi kaplamış bir şahıs. Yani muazzam bir güç elde etmiş. Maddi yönden de, her yönden bir güç elde etmiş. Beslemeleri var bunun. Mesela besleme kalemşörleri var. Bunlar bunun meddahlığını yapıyor. Zaten rivayette de var “deccal der ki (diyor) etrafındaki şeytanlara ‘gidin benim propagandamı yapın, gidin beni anlatın’ der” diyor “ve onlar da dünyaya yayılır, çeşitli yerlere yayılır dünyanın her tarafında bu ses duyulur” diyor. Yani deccalın böyle meddahları olacağı, onun böyle özelliklerini anlatan, onu koruyan, kollayan kişiler olacağı.
MUHABİR: Tellalları.
ADNAN OKTAR: Tellalları olacağı belirtilmiştir, yani rivayette vardır bakanlar görürler. “Gidin benim ilah olduğumu anlatın der” diyor. Yani kendini adam ilah gibi görüyor haşa. Bunu aynısıyla şu an görüyoruz. Her devrin adamı da iddia edilen Ergenekon örgütünün mühim şahıslarından bir tanesidir.
MUHABİR: Her devrin adamı ne demek Hocam?
ADNAN OKTAR: Şimdi şöyle, biraz tarif edersem anlaşılacak. Yargı ve hukuk içerisinde onların böyle ahtapot gibi gelişmesine imkan sağlayan, bunu yaparken de muhafazakar çevrelerin desteğini sinsice alan, kendini dindar gibi tanıtıp onları kandıran bir mason bu. Her devrin adamı da baron da her ikisi de masondur ve baronun alt yapısını oluşturan onun kalemşörleri, beslemeleri de masondurlar. Yani bunların hepsi aynı locadadır yani tek bir loca içerisinde birleşmişlerdir. İşin garip yanı gene böyle adam yerine koyduğu kendince, böyle cahil de demeyeyim aslında, bilgili bazı Müslümanlar da bunun beslemesi konumuna geldiler ve besliyor ve onun lehinde konuşuyorlar. Mesela geçenlerde her devrin adamı, baronun hortumuna birkaç düğüm atıldı geçenlerde, çıktı hemen manşetten onu savunmaya başladı. Mesela bu çok büyük bir cesarettir. Hayret edilecek yani o kadar pervasız, o kadar rahat yani Halbuki kendini sezdirmemeye çalışması gerekir, beklenen budur, fakat açıkça sezdiriyor yani hiçbir mahsur görmüyor çünkü arkasını kuvvetli görüyor çünkü delil vermiyor. Baronla her devrin adamının arasındaki bağlantıyı her devrin adamının bir eski meslektaşı olan bir kişi var, aynı zamanda baronun kalemşörlerinden ve beslemelerinden, onu kullanarak, böyle bir kurye gibi onu kullanıp onla işlerini hallediyor.
MUHABİR: İrtibatını onla sağlıyor.
ADNAN OKTAR: İrtibatını onla sağlıyor. Yani bir yerde mesela bir şeye sıkıştığında, bir şey olduğunda falan bu her devrin adamının bağlantılarını kullanarak onu anında çözdürüyor. Hakikaten de yapıyor. Mesela her devrin adamı bize yapılan, 99’da yapılan operasyonda psikolojik savaşı ve alt yapıyı oluşturan kişidir. Yani masondur ve ilginçtir birçok sağcı, dindar bilinen masonla aynı locadadır bunlar. Medine locası vardır, ünlü Medine locası. Yani bu muhafazakarların bir arada bulunduğu bir locadır. Ben bunu çok yıllar önce söylemiştim. Bu loca içersinde faaliyet gösteriyorlar bunlar. Amblemleri de var. Ayrı, böyle kendine has özel yıldızları olan, çeşitli işaretlerden oluşan amblemleri var bu locanın. Burada faaliyet gösteriyorlar. Daha ziyade böyle Selanik taraflarından gelen, daha çok Yugoslavya taraflarından gelen ahbapları var. Yani Selanikli olmak suç değil, Yugoslavyalı olmak da suç değil de fakat böyle bir memleketçilik kafası da var onlarda, öyle bir yapılanma da var. Yani halkın çözebilmesi için söylüyorum ben bunu. Böyle bir yapılanma var. İçlerinde mesela böyle değişik, bilim adamı olarak tanınan insanlar da var, ünlü yazar olarak tanınan insanlar da var. Fakat bunlar kendilerini sağcı tanıtıyorlar o yüzden şüpheyi çekmiyorlar, fazla şüpheyi çekmiyorlar. Her devrin adamı olmanın sırrı işte burada oluyor. O zaman her yere girebiliyor, her kalıba girebilmiş oluyor. Bize yapılan operasyonda çok büyük uygulamaları oldu bu kişinin. Gerek toplum mühendisliği uygulamasında gerek psikolojik savaşta gerek diğer yönlerden. Ve bu kişinin en tehlikeli yönü Hukuk ve yargı ayağında görev almıştır bu kişi. Bu şu an biliniyor yani bilinen bir insan. Fakat korkak ve sinsi olduğu için hiç delil vermiyor fakat alttan alttan götürüyor böyle yani kurye kanalıyla görüştüğü için alttan alttan götüren bir insan.
MUHABİR: Sevgili Hocam Aykut Sinan, İstanbul’dan: “Hocam size ve BAV mensuplarına 12 Kasım günü bir operasyon yapılmış ve aynı gün büyük bir deprem olmuştu”
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: “Ama size yine 17 Ağustos, depremin olduğu gün de sanırım bir operasyon hazırlığı yapılmış, bunun gerçekle bir ilgisi var mı bize bilgi verebilir misiniz?”
ADNAN OKTAR: 17 Ağustos’ta evet gece yarısı bizim bir arkadaşımız bildiğimiz, fakat ajan olduğunu sonradan öğrendiğimiz bir kişi gözaltına alındı. O kişinin gözaltına alınmasından sonra bazı provokasyonlar yapılıp o akşam bize operasyon için bazı kişilerin görevlendirildiğini yıllar sonra duyduk, yıllar sonra öğrendik. Yani böyle yetkili kişilerden öğrendik. Evet doğru, yani o deprem nedeniyle çünkü birçok faaliyet durmuştu o gün yapılamadı.
MUHABİR: Tesadüf müydü Hocam o?
ADNAN OKTAR: Tevafuk tabii, yani rast gelebilir öyle bir şey çok normal inşaAllah.
MUHABİR: İkisi de ama 17 Ağustos, 12 Kasım?
ADNAN OKTAR: Ama o hakikaten benim çok acayibime gitti. Benim tam üstümü kilitliyordu polis, içeri soktular beni, nezarethaneye, tam o anda deprem başladı kilitleyemedi polis. Anahtar elinde kaldı, kilitleyemedi. Yani ben acayip şaşırmıştım.
MUHABİR: Tesadüf mü bu şimdi?
ADNAN OKTAR: Tevafuk tabi, hayret verecek bir şey yani çok şaşırmıştım, arkadaşlarım da çok şaşırdılar. Hatta polisler böyle şaka yollu, “Hocamı şimdi götürüyoruz, dediler, orda deprem olur, dediler, götürürsek” dediler. Şeyde, bizim evden çıkarken.
MUHABİR: Anladım.
ADNAN OKTAR: Arabanın içindeyken şaka yollu öyle gülüştüler,
MUHABİR: Orda hakikat oldu.
ADNAN OKTAR: Sonra orda da bağırarak, polis arabasının içerisinde bir polis, “Hocam seni getirdik” dedi, ama şaka olarak dedi. “Burada deprem oldu seni getirince” dedi. Tevafuk tabi yani bir şeydir inşaAllah. Ama o 17 Ağustos’ta gerçekten çok kapsamlı bir bize komplo yapılacaktı, Allah korudu bizi, Allah’a çok şükür elhamdülillah. Biz normal bir insan zannettik, arkadaş, dost olmuştuk. Meğer o adam provokatörmüş, ajanmış haberimiz yok. Yani onu o akşam gözaltına almışlardı. O iftiralar atacakmış bize, oyun oynayacakmış. Yani öyle bir şey hazırlamış masonlar. İşte ben şunu gördüm, bunu gördüm, şu şahittir bu şahittir diye böyle bir oyun hazırlamış bu. Polisimizi kandırarak büyük bir operasyon yaptırtacaklarmış o akşam. Ben bunu sonra yetkililerden çok sonra öğrendim bazı kişilerden ve çok şaşırdım. Gece ben ayaktaydım o gün deprem başladığında, ayağımın böyle parkeler vardı. Parke kapanıp kapanıp açılıyordu, ayağımın altını gıdıklıyordu hep. Hayret etmiştim yani çok güçlü bir deprem olmuştu hakikaten. Ben gördüm hafif bir mavi ışık oluştu. Arkadaşlarla beraber hep beraber çıktık, ani bir ışık oluştu ondan donra deprem başladı yani deprem başladığı anda bir ışık oluşmuştu. Biz sürekli bahçede durduk zaten. Böyle sürekli Allah’ı zikrettik. Deprem oldu sonra bir süre sonra durdu. Sonra artçı depremler oldu hatırlıyorsunuz.
MUHABİR: Evet biliyorum ben de buradaydım, İstanbul’da.
ADNAN OKTAR: Ama bunlar tabi bir tevafuk, yani olabilir normal inşaAllah.
MUHABİR: “Hayırlı akşamlar. Bazen ölümden dönen insanlar için ölümü atlattı, ölümü yendi, ölümden kaçtı gibi ifadeler kullanılır. Gerçekten böyle bir şey mümkün mü? İnsan ölümü atlatabilir mi?” Dilan Taşpınar, Adana’dan bir izleyicimiz demiş. Böyle bir şey olur mu?
ADNAN OKTAR: Tabi kaderinde onun. Olur mu öyle şey? Yani ölümden dönmeler Allah tarafından özel olarak yaratılır, o Allah’ı düşünmesi...
MUHABİR: Gitti geldi diyorlar Hocam?
ADNAN OKTAR: Öyle bir şey olmaz, gitti mi bir daha gelemez. Öyle bir şey olmaz. Yani ayete göre “…o kesindir artık bir perde vardır bir engel vardır geçemezler” diyor Allah. Nasıl geçsin yani Allah’ın dilemesiyle geçebilir. Bu ayağı olan bir varlık değil ki ruh olarak gitmiş ahirete. Nasıl gelecek yani? Allah’ın dilemesi dışında mümkün değil.
MUHABİR: Zeynep isminde bir Manisalı izleyicimiz: “İyi akşamlar Hocam” demiş, “bir türlü anlayamıyorum neden bana verilmediği bir şey için şükretmem gerekir? Daha elime geçmedi ki, belki de geçmez. Bunu bana açıklayabilir misiniz?” demiş.
ADNAN OKTAR: Ama biz zaten Allah’a yani iman ettiğimiz için zaten şükrederiz. Allah’ın bize verdiği iman için, bizi Kuran’la şereflendirdiği için, böyle mübarek bir Peygamber gönderdiği için, aklımızı sağlıklı yaptığı için, ruhumuzu bedenimizi sağlıklı yaptığı için saymakla bitmez, bunların hepsine biz şükrederiz. Bir nimeti de mesela bazen nimet vermez Allah, bazen de hastalık verir. Onda da çok büyük hayırlar çıkıyor. İnsanlar bilemez, “…Allah bilir siz bilemezsiniz” diyor Allah ayette. İnsan mesela, şeytandan Allah’a sığınırım “…siz hayır zannederseniz şer olur, şer zannederseniz hayır olur” diyor. Biz onları bilemiyoruz. Biz Kuran’ın ruhu içerisinde bunu görüyoruz. Allah’ın sonsuz nimetleri var. Allah diyor ki “…tek tek saysanız zaten bitiremezsiniz ama gruplaştırarak saysanız Allah’ın nimetlerini gene bitiremezsiniz” diyor. Bu kadar sonsuz nimet veren Allah’a bizim şükretmeye başladığımızı düşünün, yani nimetlere, ömrümüz yetmez. Yani her saniye şükretsek gene bitmez, her yer nimet dolu.
MUHABİR: Hocam bir de izleyicilerimize şunu hatırlatmak istiyorum, sizinle yaklaşık epey bir süreden beri beraberiz. Sürekli benim önümü kesiyorlar bana soruyorlar işte: “Hocamla sen soruyu sorduğun zaman, Hocama birisi telsizle veya herhangi bir şeyle sizin sorunuzun cevabını söylüyor, Hoca onu tekrar mı ediyor” diye soruyorlar. Hayır değerli izleyicilerimiz kesinlikle böyle bir şey söz konusu olamaz, ben onu size zaten bize soranlara söylemişim, izah etmişim. Kesinlikle Hocam tamamen kendi iradesiyle bizi bilgilendiriyor, aydınlatıyor. Yine Arda Çelik isminde İstanbul’dan bir izleyicimiz “Hayırlı akşamlar Hocam” demiş.
ADNAN OKTAR: Hayırlı akşamlar.
MUHABİR: Hocam hep size hayırlı akşamlar diliyorlar, bizi unutuyorlar galiba! “İslam hakim olduktan sonra Mehdi daha önce yaşadığı evinde mi yaşayacak, yoksa kendisi için saray gibi bir şey mi inşa edecek? Mehdi’nin yardımcıları onun yanında mı yaşayacaklar?”
ADNAN OKTAR: Mehdi Kudüs’te Hz. Süleyman’ın sarayını yeniden yapacak, tam orijinaline uygun olarak yeniden yapacak ve Müslümanların emrinde olacak bu saray. Yani şahsına ait Mehdi’nin hiç bir şeyi olmayacak, hadislerde var. Onun ne evi olacak ne barkı olacak ne arsası olacak ne tarlası olacak ne parası olacak. O dünyaya hiçbir malı olmadan gelecek, hiçbir malı olmadan da gidecek inşaAllah. Her şeyi Allah rızası için yapacaktır, İslam’a hizmet için gayret edecektir. Tabi ki bir ihtişam ve güzellik olacaktır ama bunu Müslümanların hizmetine sunacaktır. Tabi ki kendi evinden, sedirinden idare eder diyor zaten Tevrat’ta da var, o şekilde sedirinden idare eder diyor.
MUHABİR: Cihan Arslan, Fransa’dan bir izleyicimiz “İyi akşamlar Hocam” demiş, şahsınıza bir soru yöneltmiş diyor ki: “Bir günlük ömrünüz olsaydı” olduğunu bilseydiniz diyor “ne yapardınız?” diyor.
ADNAN OKTAR: Sürekli Allah’ı zikrederdim, yani hayır, hasenat yapardım. Eğer bana küskün dargın olan varsa onlarla helalleşirdim, Kuran okurdum, Allah’ı tefekkür ederdim, ahireti düşünürdüm.
MUHABİR: Sacit Aktekin İstanbul’dan. Hocam diyor ki: “Hocam kafirlerin ahirette Allah’ı tanıma ve sevme ihtimali olabilir mi?” diyor. Kafirlerin ahirette diyor.
ADNAN OKTAR: Kafir özel öyle yaratılıyor. Allah diyor ki: “…göndersem dünyaya, diyor, gene aynı şekillerde olurlar” diyor. Yani aynı tavırları gösterirler diyor. Yani onun fıtratı, ruhu bunu yapacak tarzda olmuyor. “Gözleri vardır görmez, diyor Allah, kulakları vardır işitmezler, hayvanlar gibidir hatta hayvanlardan daha aşağıdırlar” diyor Allah, şeytandan Allah’a sığınırım. Yani özel varlıklardır onlar böyle. Gene gelse ve ne yapılırsa yapılsın iman etmiyorlar. Ama çıkar için tabii orada geçici olarak diyorlar yani biz iman ettik, işte bizi Ya Rabbi geri gönder dünyaya biz gene bak Müslüman olacağız diyorlar. Allah da diyor, “…göndersem, geri gitseler yine aynı şeyi yaparlar” diyor inşaAllah.
MUHABİR: İstanbul’dan Emre isminde bir izleyicimiz “Bismillah” demiş “öncelikle bu yayını hazırladığınız için Allah sizden razı olsun. Hocam sevgilerimi ve saygılarımı sunuyorum size. Hocam medya baronunun ismini açıklamıyorsunuz. Nedeni nedir? Halkımız medya baronunun kim olduğunu öğrenebilecek midir inşaAllah? Saygılarımla” İstanbul’dan işte Emre isminde bir izleyicimiz. Medya baronu.
ADNAN OKTAR: Ama böyle koskoca bir yani hortumcuyu göremiyorlar mı artık insaf yani. Bütün Türkiye’yi yıllardan beri kimin sömürdüğünü görmüyorlar mı? Bizim milletimizin ilerlemesini kimin engellediğini, Türk-İslam Birliğine kimin karşı çıktığını, İslam’la-Kuran’la ilgili bir şey olduğunda nasıl saldırdığını, Darwinizm, materyalizm, komünizmle ilgili bir şey olduğunda nasıl ağzını doldura doldura savunduğunu, değil mi, yayın organlarında, kendi yayın organlarında nasıl desteklediğini, Darwin’i baş tacı ettiğini, yaratılışı şiddetle reddettiğini, PKK’ya da el altından destek verdiğini, sezdirmeden kendince ve gençliği dejenere etmek için, Müslümanları dejenere etmek için nasıl uğraştığını ve muazzam bir serveti nasıl edindiğini görüyorlar. Yani bu fakir bir insandı. Hiç malı mülkü yoktu. Anadolu’dan gelen bir insan ama muazzam bir mal varlığına sahip oldu ve muazzam bir beslenme ordusu var onun şu an. O kadar beslemeyi beslemek bile büyük bir alamettir, yani bu çok yeterli delildir.
MUHABİR: Peki Hocam nasıl oluyor da bazı insanlar hem ülke için menfi, hem müspet çalışabiliyor. Aynı kişi hem ülke menfaatine çalışıyor hem ülkenin aleyhine çalışıyor, nasıl oluyor bu?
ADNAN OKTAR: Dikkat çekmemek için yapıyor olabilir. Yani çünkü adam mesela açıkça tavrını koyuyor baron yani dine, İslam’a, Müslümanlara karşı tam anlamıyla cephe almış durumda. Bu zaten yeterli bu, yani Türk-İslam Birliğinin köküne dinamit koyuyor adam. Bunun üstüne de artık bir şeylerden bahsedebilir, diğer şeylerden bahsedebilir. Ama diğer bahsettiği şeyler onun hedefini engelleyen şeyler olmuyor. Yani en mühim gördüğü şey milletin manevi damarları oluyor, yani milletin şah damarını koparmaya çalışıyor bu. Onu elde ettikten sonra geri kalan ceset onun için önemli değil.
MUHABİR: Bu soruyu sıkça soruyoruz size Hocam, Türk-İslam Birliğini engelleyebilecekler mi acaba bunlar?
ADNAN OKTAR: Mümkün değil yani kaderde böyle bir şey yok. Ben sebebe sarıldığım için bunları anlatıyorum. Bu kaderdir, mutlaka olacak.
MUHABİR: Peki bu Türk-İslam Birliği oluşmasına diğer ülkeler seyirci kalacak mı sizce?
ADNAN OKTAR: Diğer ülkeler başka türlü kurtulamaz zaten Türk-İslam Birliği olmadan onlar kurtulamazlar. Yani mesela Türk devletlerinin de şu an ekonomik krizden rahatsız olduğunu duyuyoruz, biliyoruz.
MUHABİR: İsrail’den gelen bir ses vardı diyordu ki, Osmanlı tekrar canlanıyor gibi?
ADNAN OKTAR: Tabi herkes söylüyor bunu Baron bile söylüyordu geçenlerde. Ama o ihbar mahiyetinde söylüyor. Aman yani tehlike geliyor dikkat edin gibisinden haber veriyor o. Onunki daha ayrı, onun derdi daha ayrı o müjde olarak vermiyor onu. Ateist Siyonistlere ve masonlara, böyle bir tehlike var haberiniz var mı gibisinden haber veriyor.
MUHABİR: “Hocam, diyor. Mehdi, Said Nursi’nin talebelerinden olabilir mi?”
ADNAN OKTAR: Tabi. Şöyle anlıyoruz, Said Nursi diyor ki “Risale-i Nur’u hazır bir programı olarak neşr ve tatbik edecek” diyor. Yani Risale-i Nur’dan istifade edeceğine göre bir anlamda Üstadın da talebesi olmuş oluyor. Yani o anlam başka bir şey çağrıştırmıyor. Ama İmam-ı Rabbani’den de istifade edecektir, Abdülkadir Geylani’den de istifade edecektir. Meallerden de istifade edecektir. Yabancı kitaplardan da istifade edecektir Mehdi. Yani Said Nursi’nin izahına göre, o konuyu açıklarken bunu söylüyor: “Vakit ve hal kendisi için müsaade edemez, diyor. Ondan evvel bir taifenin uzun tasdikatı ile hazırladıkları eseri, eserleri kendine hazır bir program olarak neşr ve tatbik edecek” diyor. Yani demek ki hazır kitaplardan, hazır eserlerden istifade edecek inşaAllah.
MUHABİR: Ankara’dan bizi izlemekte olan Tan Yurttutan isminde bir izleyicimiz: “Hocam, diyor. Sizi Ankara’dan izlemekteyim programınızı. Hocama bir soru yöneltmek istiyorum” demiş. “Sevgili Hocam gençliğin gidişatı konusunda bizi bilgilendirir mi? Bizim izlediğimiz kadarıyla gençlik çok büyük bir günaha hızla sürükleniyor. Gidişatı hiç de iyi görmüyoruz?” demiş.
ADNAN OKTAR: Gençlik bu şekilde bazı konularda bozulmaya uğrayacak bu hadislerde var. Ama gençlik değil bir tek bu. Yaşlılarda da olacaktır, başka yerlerde de olacaktır. Yani toplumda genel olarak, bir tek Türkiye’de değil yani dünyada da bir bozulma olacaktır.
MUHABİR: Her yaşta bir rahatsızlık olacaktır?
ADNAN OKTAR: Tabi, Mehdi’nin çıkış gerekçesidir zaten bu. Hadis olarak belirtilmiştir, Kuran’da da böyle elçilerin gönderilmesinde bir gerekçedir bu. Yani bozulma olmadan Allah göndermiyor elçi veyahut bir Musli veyahut bir Mehdi göndermiyor. Yani önce toplumun bozulması oluyor ondan sonra gönderiliyor.
MUHABİR: Hocam İstanbul’dan Emre Genç: “Öncelikle sevgilerimi ve saygılarımı sunarım” demiş. “Sevgili Seyit Adnan Oktar Hocam, son yıllarda sayısında patlama gözlenen depresyon hastalığının nedenleri nelerdir? Depresyon sayısının artmasında deccalın oyunlarının etkisi var mıdır? Altınçağ geldiğinde depresyon hastalığının sayısında azalma olacak mıdır?”
ADNAN OKTAR: Tabi ki, ruhlar son derece gevşeyecek. İnsanların gözlerinde mutluluk, sevinç, Allah korkusunun, Allah aşkının mutluluğu açık açık görülecek. Gözler parlayacak diyor zaten Mehdi devrinde diyor sevinçten, rivayet var. Yani insanların gözlerinde bir pırıltı, bir sevinç, bir neşe, bir inşirah ve ferahlık olacaktır. Hem ekonomik yönden, hem ahlaki yönden, hem moral yönünden çok üstün bir seviyeye gelecekler. Ama tabi Allah ayette söylüyor, şeytandan Allah’a sığınırım, “…kalpler ancak Allah’ın zikriyle felah bulur, rahatlık bulur” diyor. Allah zikredilmediğinde tabi bütün bedende anksiyete, gerilim, huzursuzluk, sinirlilik, tedirginlik başlar ve insan ruhu bedenine saldırmaya başlar bu sefer. Yani eğer ruh doyuma ulaşmazsa manen, yani Allah’la bağlantıyı hissetmezse bu sefer bedene saldırmaya başlar ve bedenin canını yakmaya başlar, huzursuz olur. Ruh öyle bir kalıbın içerisinde durmak istemez ve her türlü gerilim ve acı başlar. Ruhun Allah, gıdası olarak Allah’ın zikrini belirtmiştir. Ama biz tabi ruhumuz gıdalansın diye Allah’ı zikretmiyoruz. Allah’ı zikrettiğimiz için ruhumuz gıdalanıyor.
MUHABİR: “Selamün Aleyküm Hocam”
ADNAN OKTAR: Aleyküm Selam.
MUHABİR: Elazığ’dan, Murat Türkmen diye bir izleyicimiz: “Hocam benim sorum şu: acaba Hz. Mehdi sizin yanınızda mı? İyi akşamlar.”
ADNAN OKTAR: Mehdi keşke benim yanımda olsa ne güzel olur. Ama benim umudum var, ben Mehdi’yle mutlaka karşılaşacağımı düşünüyorum inşaAllah. En yakın da talebelerinden olacağımı düşünüyorum inşaAllah.
MUHABİR: Sevgili Hocam soruları biz size sorarken bazısı dini konularda oluyor bazısı siyasi oluyor bazısı politik oluyor. Bunları karışık soruyorum. Tabi ki bana herhalde bir öfkelenmiyorsunuz değil mi?
ADNAN OKTAR: Yok çok güzel bu, çok güzel bu böyle daha hareketli oluyor çok güzel.
MUHABİR: Yani bize gelen maillerden sorduğumuz için sıralama yapmıyoruz. Yani bir dini soru sıralaması yapmıyoruz. Ne geliyorsa mailler sırayla mailleri okuyorum ben size.
ADNAN OKTAR: Daha doğal, daha tabii oluyor. Benim de hoşuma gidiyor, daha güzel inşaAllah.
MUHABİR: Peki Hocam. “Programınız çok güzel, Hocamın söylediği gibi Müslümanların birlik olması Kuran’da farz. Said Nursi de Risalesinde bu birliği bir fabrikanın çarklarına benzetiyor. Fabrikanın kusursuz çalışması için bütün çarkların birbiriyle uyum içinde dönmesi gerektiğini, bir tanesi bozulsa bütün fabrikanın duracağını söylüyor. Hocam Türk-İslam Birliği kurulduğunda bu birlik bir bütün olarak nasıl işleyecek, bize tarif edebilir misiniz? Hayırlı akşamlar” Fatih Gümüş, Trabzon’dan.
ADNAN OKTAR: İşte başlarında bir manevi liderleri olacak, çok sevdikleri bir liderleri olacak. Onun vesilesiyle hiçbir aksilik olmayacak, hiçbir tıkanma olmayacak. Gayet güzel bu, Said Nursi’nin dediği gibi, çark çok güzel çalışacak. Bütün İslam alemini zengin eden, mutlu eden, sevince boğan güzel bir yapılanma meydana gelecek inşaAllah.
MUHABİR: Hocam sorularda Karadeniz çok ağırlıklı biliyorsunuz değil mi? Karadeniz aşağı yukarı kilitlenmiş durumda?
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah, maşaAllah.
MUHABİR: Artvin, Rize, Trabzon böyle gidiyor. İşte Trabzonlu gene bir izleyicimiz Armağan Koçar isminde, Trabzon’dan “Bizim toplumumuzda sık sık keşke kelimesini duyuyorum bu konuda ne dersiniz?” Keşke olmasaydı, keşke oldu…
ADNAN OKTAR: Şöyle anlamı olabilir, mesela biz bir yere bardağı koruz, kıymetli bir bardaktır, ayağımız takılır kırılır. Biz deriz ki bunda bir hayır var, kırılmasında hayır var ama bu bize tecrübe oldu, bir daha oraya koym ayalım deriz. Yani tecrübe yönü önemlidir, bilgi yönü önemlidir yoksa o zaten kırılacaktır yani kader geriye götürülse, Allah onu geriye götürse, o bardağa bütün dünya tedbir alsa gene o bardak kırılır.
MUHABİR: İlla kırılacak o yani?
ADNAN OKTAR: İlla kırılır o yani, onun hiç şeyi yok.
MUHABİR: Gül Kaçan isminde bir izleyicimiz. “Sayın Hocam maddenin hakikatini kavramamızın bize ne gibi faydası olur, imani açıdan önemi nedir?”
ADNAN OKTAR: Şöyle olur, dünya hırsımız kırılır, tevekkülümüz çok artar, cenneti-cehennemi daha iyi kavrarız, yaratılışın nasıl olacağını çok iyi kavrarız, cennetteki harikaların nasıl olacağını kavrarız. Ben mesela bazen tarif ediyorum maddenin hakikatini bilenler yani şuurunda bu olayların olduğunu bilen, yani mercimek kadar yerde olduğunu söylüyorum, hafif bir elektrik akımıyla bunların olduğunu söylüyorum. Bunu bilen insanlar bunun ne kadar kolay olduğunu yani cennetin-cehennemin ne kadar kolay yaratılacağını ve ne kadar makul olduğunu, mantıklı olduğunu o zaman çok iyi anlarlar. Çünkü sistemin içinde olduğunu görecekler o zaman kendilerinin. Yani halen faaliyet halinde olan bir sistemin içinde olduğunu görecekler. Çünkü öbür türlü sadece iman etme konumunda olurlar, yani iman eder. Ama bunda iman etmenin üstünde de Hakkel yakinen bizzat yaşayarak görmüş olurlar. Yani Hakkel yakin derecede, kendi varlığından emin olmuş gibi emin olur o zaman.
MUHABİR: Kayseri’den İsmail Torun: “Hocam Kuran’da gıybetin yasaklandığını biliyoruz”
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: “Ancak toplumuzda çok yaygın bir şekilde insanlar birbirlerinin arkasından her şeyi söyleyebiliyorlar. Gıybet hastalığının önüne nasıl geçebiliriz?” demiş.
ADNAN OKTAR: Gıybet, Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım “kardeşinizin etini yemekten hoşlanır mısınız (diyor Allah) yer misiniz (diyor) yemezsiniz çünkü tiksindiniz” diyor Allah mealen, yaklaşık. Buna benzetiyor. Yani kardeşinin, ölü kardeşinin etini yemek gibidir yani çok tiksinti verici, çok günah ve yanlış bir şeydir. Bir hatası varsa açıkça yüzüne karşı nezaketiyle, efendice söylenir. Düzeltmek amacıyla söylenebilir onun dışında gıybet şeytani bir çirkinliktir. Ta Hz. Adem devrinden beri, o devirdeki insanlardan itibaren kıyamete kadar devem edecek bir günah şeklidir. Şiddetle kaçınmak lazım.
MUHABİR: Ankara’dan Zeliha Olcay, “Hocam Müslüman topluluğunun lidersiz olması mümkün müdür?”
ADNAN OKTAR: Tabi ki olmaz, mesela bütün grupların lideri oluyor. Yani karıncaların bile bir lideri var, arıların lideri var, Katoliklerin lideri var. Her dini grubun bir lideri vardır. Masonların da lideri vardır. Lidersiz bir topluluk olmaz. Tabi ki Müslümanların da bir manevi lideri olması gerekir.
MUHABİR: Rıfat Balaban isminde bir izleyicimiz: “İlmel yakin, Aynel yakin, Hakkel yakin kavramlarını anlatır mısınız? Teşekkürler Hocam” demiş.
ADNAN OKTAR: İlmel yakin, Hakkel yakin, Aynel yakin. Evet en yükseği Hakkel yakindir. Hakkel yakin yani bizzat kendini bilir gibi iman etmek. İlmel yakin ilimle mesela insanların harika yönlerini incelersiniz, hücrenin yapısına bakarsınız, kromozomların yapısına bakarsınız, kainattaki yaratılışa bakarsınız. Bu İlm-ül yakindir yani ilmidir. Aynel yakin bunun biraz daha üstüdür, daha derin ve daha güçlü üstüdür. Ama Hakkel yakin net kanaattir yani yüzde yüz kanaattir. Yani gözüyle görmüş, kulağıyla işitmiş şekilde iman edilmesi.
MUHABİR: Ali Cenkoğlu, demiş; “Hz. Mehdi’nin gelişinden sonra cemaatlerin ve mezheplerin durumu nasıl olacak Hocam?” demiş
ADNAN OKTAR: Hepsi durur, yani Mehdi hiçbir şeye o anlamda müdahale etmez. İnsanların inançlarına da müdahale etmez. Mehdi bir sevgi, şefkat, muhabbet önderidir. Sözüne itibar edilir, şefkatine, saygınlığına itibar edilir. Adaletine inanılır, dürüst karar verdiğine inanılır. Sevilen bir liderdir inşaAllah.
MUHABİR: Bir izleyicimiz değişik bir soru sormuş. Hakan Eryılmaz, Ankara’dan “Sevgili Hocam” demiş. “Bu ateist, komünist, bölücü örgüt olan PKK için geçenlerde gazeteler yazdı. Neden Çarşamba günleri suikast yapıyor çok merak ediyorum?” Çarşamba günleri neden diyor suikast yapılıyor?
ADNAN OKTAR: Onların batıl inancına göre öyle bir yapılanma olabilir. Çünkü bunlar Agarta’ya inanıyorlar, şeytana inanıyorlar, böyle deli tiniyetli bunlar. Yani açıkça söyleyeyim psikopatlar. inançları da çok gariptir, yani çok şeytani ve delice inançları var. Biraz Şamanizmi andırıyor, Şaman dinine benzer törenleri olduklarını, yaptıklarını duydum. Masonluktan çok ciddi etkilenen ve masonluğun etkisi altında olan insanlar. Masonların da böyle garip ritüelleri vardır, garip böyle toplantılar yaparlar, garip ayinler yaparlar. Onlarında böyle sapkın, anormal inançları olduğunu buradan anlıyoruz.
MUHABİR: İzmit’ten Osman Korkut isminde bir izleyicimiz, “Son zamanlarda çıkan haberlerde sürekli Osmanlıya bir özlem görüyoruz.” az önce mevzusunu da ettik “Bu acaba bir deyişle, acaba herkesin Türk-İslam Birliğine olan bir özlemi midir?” demiş.
ADNAN OKTAR: Yani Türk-İslam Birliği bizim zaten ekmek, su gibi ihtiyacımız. Yani çok gecikmiş bir şey ve zaten anormal bir şey olmaması şu ana kadar. Yani bir kere bizim Türk devletlerinden ayrı olmamızın hiçbir açıklaması yok. Allah “…sizi kavimler olarak yarattık” diyor. Yani bir kere kavim olarak nasıl ayrı oluyoruz biz yani bu çok anormal bir hareket. Ayrıca aynı zamanda İslam alemi de kardeşlik gerektiren bir yapılanmadır, o konuda da bir ayrıcalığımız ve ayrılığımız var. Bunun ortadan kalkması gerekiyor ve bunun süratle ortadan kalkması gerekiyor. Biz niçin Suriye’nin sınırlarını açmayız? Mesela Irak’ın sınırlarını da açalım, Azerbaycan’ın sınırlarını açalım, Ermenistan’ın sınırlarını açalım, ki yolumuz var daha, aşağılara kadar ineceğiz biz. Ürdün’e ineceğiz, Filistin’e ineceğiz, İsrail’e ineceğiz ve hepsini Türk milletinin o güzel ahlakına güzel adaletine, nezaketine, sevgi anlayışına teslim edeceğiz inşaAllah.
MUHABİR: Hocam Elvin Aliyev zannediyorum herhalde Rusya’dan yolluyor?
ADNAN OKTAR: Evet arıyor o kardeşimiz maşaAllah.
MUHABİR: “Merhaba Hocam nasılsınız?”
ADNAN OKTAR: Merhabalar, Elhamdülillah.
MUHABİR: “Hocam bir soru soracağım, bir soru değil” diyor “iki soru soracağım size. Bu sorular hem Azerbaycan’daki hem de Türkiye’deki arkadaşlarımın soruları” diyor. “Birinci sorum: Hocam siz hiç sevdiniz mi?” Bunu çok soruyorlar bana.
ADNAN OKTAR: Ben sık aşık olurum onu söyleyeyim.
MUHABİR: Ben, tamam da bunu bana sık sık soruyorlar Hocam onu söyleyeyim size. “Hocam siz hiç sevdiniz mi yani gençken, çocukken böyle şeyler oldu mu hayatınızda.” İkinci sorusu: “Hocam erkeklerin şık giyinmesinin, güzel imajlı olmasının, elbiselerinin düzenli olmasının, saçlarının uzun olmasının İslam’da yeri nedir? Bazı cahil dindarların kınadıkları gibi mi, yoksa Allah’ın güzelliğini seviyor değil mi Hocam” demiş?
ADNAN OKTAR: Tabii gençlerimizin ben o konuda eksik olduğunu görüyorum. Ben çok şık giyinmelerini, hatta böyle hayranlıkla bakacağız. Yollar, sokaklar çiçek gibi olacak böyle, caddeler çiçek gibi olacak, gençlerimiz çok bakımlı, çok temiz, çok kaliteli olacaklar. Yani yüzleri gülecek, konuşmaları çok güzel olacak, selam verecekler, kısa sürede herkesle ahbap olabilecekler. Kıyafetleri adeta yarış şeklinde olacak, birbirinden güzel olacak. Bunlar çok önemlidir.
MUHABİR: Hocam çok izleyicimiz mesela beni sokakta gördüklerinde, ya bir daha giderken Hocamı merak ediyorum yanına gelmek istiyorum diyorlar. Bunu bana çok sıkça söylüyorlar, şimdi siz giyimden, kuşamdan bahsedince değerli izleyicilerimize şunu söylemek istiyorum. Hocamın yanında bulunan otuz tane araştırmacı dediği kardeşlerimiz, hepsini görseniz filinta gibi, hepsi takım elbiseli, hepsi kravatlı,
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
MUHABİR: Çok güzel insanlar, değerli insanlar. Onun için bunu da burada hatırlatmakta yarar gördüm. “Öncelikle” demiş, “Hocama hürmetlerimi bildiriyorum. Yıllardır kitaplarını yakından takip ediyorduk şimdi canlı röportajlarını hiç kaçırmıyorum. Hocam bir röportajında Ayasofya’nın cami olarak açılacağını söylemişti. Bu gerçekten tüm İslam dünyasının beklediği bir gelişme olur ve Türkiye’ye olan hayranlığı katbekat artırır. Ancak bu Batı dünyasında nasıl karşılanır acaba? Hıristiyan dünyası için çok önemli olan bu Ayasofya’nın cami olması, onlarla bizim aramızı açar mı, açılmasına sebep olur mu?” demiş Hocam. Ayhan Yayla, İstanbul Fatih’ten.
ADNAN OKTAR: Hiçbir şekilde olmaz. Ayasofya inşaAllah kıyamete kadar cami olarak kalacak. Bu bir nimettir, bir güzelliktir. Yani Hıristiyanların karşılaşmadığı bir şey değildir. Birçok kilise, Almanya’da da öyledir sonradan camiye dönüştürülmüştür. Bu garipsenecek, itiraz edilecek bir konu değildir. Bu ahir zamanın mühim güzelliklerinden bir tanesidir. Mehdi zuhur ettiğinde inşaAllah Peygamberimiz (sav)’in kılıcını teberrüken üzerine alacak, Peygamberimiz (sav)’in sancağını alacak teberrüken, hırkasını giyecek teberrüken ve inşaAllah Allah’ın izniyle Ayasofya’da da namaz kılacak inşaAllah ilerde. Müslümanlar da bu güzelliği görecekler. Cami olarak da kullanılacak inşaAllah, daha ilerde inşaAllah.
MUHABİR: Sinan Zengin isminde bir izleyicimiz, “Selamün Aleyküm Hocam”
ADNAN OKTAR: Aleyküm Selam.
MUHABİR: “Akrabalarımın %80’i Said Nursi Hazreti yazıcı grubunda görev yapmaktadır ve diğer İslam gruplarının birbiriyle ilişkilerinin olumsuz oluşu beni çok üzmektedir” diyor. “Hiçbir grubun içine girmedim. Sizin görüşlerinizi çok beğeniyorum ve diğer grupların da bu duruma gelmesinin nedeni nedir açıklar mısınız ve birleşme olur mu İnşaAllah?” demiş, yani bu gruplar arasında birleşme olur mu demiş?
ADNAN OKTAR: Şimdi evet, Mehdi’yi insanlar çok sevecekler, çok şefkat duyacaklar. Mehdi kendisi söylemeden onlar bu düzeltmeyi yapacaklardır, yani utanarak, yanlışlığını anlayarak yapacaklardır. Mesela Mehdi zamanında mezhepler kalkacaktır ama Mehdi bir zorlama yapacak değildir. Yani bunun yanlış olduğunu insanlar kendileri göreceklerdir. Aynı Asr-ı Saadet gibi olacaktır inşaAllah.
MUHABİR: Mersin’den Yakup Köse isminde bir izleyicimiz: “Mehdi cemaatinin de kapalı bir cemaat olduğunu, 314 kişi civarında olacağını ve o ekipten de zaman zaman kopmaların olacağını anlıyoruz. Yani Mehdi, zamanının müminlerinden kendisine tabi olmalarını belki de başlarda talep etmiyor. Sorum şu: Mehdi’nin çağ dışı olan müminlerin imtihanının özü nedir?” Tekrar okuyayım mı soruyu Hocam?
ADNAN OKTAR: Çağ dışından kastı ne demek istedi acaba?
MUHABİR: Ben bir daha soruyu size okuyayım.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Mersin’den Yakup Köse isminde bir izleyicimiz, “Mehdi cemaatinin de kapalı bir cemaat olduğunu 314 kişi civarında olacağını ve o ekipten de zaman zaman kopmaların olacağını anlıyoruz. Yani Mehdi zamanının müminlerinden, kendisine tabi olmalarını belki de başlarda talep etmiyor, sorum şu: Mehdi’nin çağ dışı olan müminlerin imtihanının özü nedir?
ADNAN OKTAR: Şöyle diyelim yani müminler şu an çağ dışı değiller tabii. Çok modern ve kaliteli. Bizim milletimizde çok ciddi bir uyanma oldu. Ama yanlış yolda olan, hatalı olan insanlar vardır. Bu da zaten ahir zamanın bir özelliğidir. Yani Müslümanların bölünmüşlüğü, aralarında gruplara ayrılmaları, hırs ve şikakın yayılması, bazen bazı guruplar arasında kıskançlık, hasetlik ve rekabet olması gibi özellikler olacaktır. Bu, ahir zamanın bir özelliğidir. Zaten “Deccal” diyor Said Nursi Hazretleri, “bunu kullanarak koskoca İslam alemini esir alır” diyor. Yani Müslümanların birbiriyle uğraşmasını, bölünmüşlüğünü, hırs ve şikakını, kıskaçlığını kullanarak, bunu teşvik ederek koskoca İslam alemini az bir kuvvetle diyor, esir alır diyor. Mesela bak baron, bir avuç adamı var. Koskoca Türkiye’de yaptıklarını görüyorsunuz. Yani kimlere kafa tutuyor, nasıl bir sömürme sistemi kurmuş ve karşıtı olan insanları nasıl toplum mühendisliğiyle, psikolojik savaşla, kendi imkanlarıyla, iftirayla, hakaretle nasıl mağdur ediyor insanlar görüyorlar. Bu tarzdır, yani Müslümanların birbirini sevmesini, birbirleriyle beraber olmasını, dost ve kardeş olmasını inşaAllah Mehdi sağlayacaktır.
MUHABİR: “Hocam İyi akşamlar” demiş, “bu gün gazeteci yazar Ünal Tanık’ın köşe yazısını okudum. Kendisinin Azerbaycan ziyaretinde bazı milletvekilleriyle temasları sonucunda izlenimleri ve bilgi edinmeleri olmuş. İlk olarak sizden duyduğum Ermenistan ile sınırımızı açma ve ilişkilerimizi güçlendirme konusunda Azerilerin bazı kaygıları var Hocam.” demiş, “Sınırlar açılırsa Ermenistan’ın Azerbaycan’a karşı yaptığı saldırıların haklı gibi görünebileceğini sanırlar. Ermenistan ekonomisinin güçleneceğinden dolayı Azerilerle olan ilişkilerini keseceklerdir. Azerilerin de bu kaygıları hakkında, sınır kapıları açılma fikrini ilk ortaya atan kişi olarak sizin cevabınızı merak ettim” diyor?
ADNAN OKTAR: İnşaAllah bir Cuma günü Allah’ın izniyle, Cuma namazından sonra her iki tarafın da kapılarını açacağız, Allah’ın izniyle. Hem Ermenistan’ın hem de Azerbaycan’ın; her ikisi de bizim evladımız, kardeşlerimiz. Ama Azeriler zaten bizden koparılmış bir il gibi adeta, yani bizim parçamız, canımız ciğerimiz. Böyle bir şey mümkün mü? Böyle bir şey olmaz. Yani Ermeniler nezih insanlardır, kibar ve saygılı insanlardır. O katliam yapanlar, saldıranlar, bu bölünmeyi sağlayanlar, olay çıkaranlar masonlar ve ateist Siyonistlerdir ve bunlar bir avuçtur. Ermeni halkını bu acının içine sokmuşlardır. Hangi Ermeni savaşmak ister, kan dökmek ister, olay çıkartmak ister? Mesela Dağlık Karabağ şu an bomboş, kimse gitmiyor. Niye gidip Ermeniler oraya yerleşmemişler? Demek ki insanlar gerilimden hoşlanmıyor, rahatsız oluyorlar. Kan dökülmesinden, olaydan rahatsızla, Ermeni halkı barışçıl bir insan topluluğudur ve böyle şeylerden hiç zevk almazlar. Dolayısıyla Türk İslam Birliği oluştuğunda hemen o topraklardan çekileceklerdir, hemen o intikam anıtının ateşini de söndüreceklerdir. Hatta söndürmelerine de gerek yok. Ben geçenlerde söyledim, biraz mangal kömürü koyarız dedim, ızgara yaparız. Hiç gerek yok, onlar tamamen etkisiz hale gelecektir. Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül Beyefendi ziyaret ettiğinde, oraya gittiğinde biliyorsunuz Ermenistan’a, adamlar nezih insanlar, kibar insanlar hemen o intikam anıtının ışığını söndürdüler.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: İşte daha ne yapsın adamlar, işte bunu demek istiyorlar.
MUHABİR: O bir saygı ifadesidir doğru.
ADNAN OKTAR: Yani eğer diyorlar siz bizi bağrınıza basarsanız, bizi severseniz, bizle dost olursanız, bize yardımcı olursanız bizim bunlara ihtiyacımız yok. O Ermenistan’ın bilmiyorum insanlar biliyor mu, yani soğuk, karanlık bir ülke. Yani orada hapsoldu onlar. Açalım ferah ferah gelsinler Türkiye’ye. Biz de oraya gidelim, orayı bir şenlendirelim yani bu insanların ruhu bir ferahlasın. Gelsinler Antalya’ya da efendim, masaları kursunlar, yemek yesinler, biz gidelim oralara masa kurup yemek yiyelim. Dost olalım, kardeş olalım. Onlar bizim eski evladımız, eski dostlarımız, bizden aldılar. Oluyor ya bazen çocuğunu kaybeden insan oluyor yıllar sonra karşılaşıyor, bağrına basıyor. Aynı şekilde, biz çocuğumuzu kaybettik yıllar sonra bağrımıza basacağız. Bunda böyle karmaşık bir şey yok. Böyle bu tip şeylerde aşk konuşur, muhabbet konuşur. Yani onlar zannediyorlar ki bazı kardeşlerimiz, resmi görüşmeler olacak, resmi soğuk konuşmalar olacak, olaylara soğuk bakılacak böyle sevgisiz bir ortam olacak, öyle bir şey yok. Dostluk ortamında fedakarlık, yiğitlik, cömertlik, her şey su gibi akar. Kimse öyle bir şeyin hesabını yapmaz. Mesela dost meclisleri olur değil mi, insanlar herkes birbirine nasıl candan davranıyor öyle şeylerde. Aynı o şekilde olacak, bir dost meclisi olarak meydana gelecek bir sistemdir bu. Dolayısıyla öyle soğuk bir ortam olmaz ve Azeriler de, Ermeniler de kardeş olacaklardır. Bu fitnenin ve oyunun son bulduğunu da göreceklerdir inşaAllah.
MUHABİR: Hocam sizce dost meclislerinde sahte dostluklar olur mu?
ADNAN OKTAR: Eğer Allah’ın rızası yoksa tamamı oyundur tabi ki. Yani o dost meclisinde o zaman içki içip dost oluyorlar. Yani normal ayık kafayla onlar olamaz. Birbirini döver söverler ama içki içtiklerinde belli bir dönemde dost oluyorlar. Sonra da gene birbirlerine girip kafasını, gözünü patlatıyorlar. Yani bizim kastettiğimiz dostluk Allah korkusuna, Allah sevgisine, coşkuya, muhabbete dayalı, dünyadan geçmeye dayalı, Allah aşkıyla divane olmaya dayalı bir dostluk bizim kast ettiğimiz bu.
MUHABİR: İzmir’den Bülent Balta isminde bir izleyicimiz: “Sayın Hocam, Mahmut Ahmadinejad hakkında ne düşünüyorsunuz? Onu medyada ilk gördüğümüzde, sarı takım elbisesi vardı. Bu ne anlama geliyor?” Esasında bunu Ahmadinejad’a sormak lazım ne anlama geliyor. Bir de İskender Türe, Zülkarneyn’nin dünya dışı seyahat ettiğini iddia ediyor, ne dersiniz?
ADNAN OKTAR: Hayır hayır orda çok açık yani alenen Allahualem Mehdi’ye bakıyor çünkü Zülkarneyn zaten iki zamanın sahibi anlamına geliyor kelime anlamı olarak. Mehdi’nin de lakabı sahib-i zamandır zaten. Zülkarneyn de iki zamanın sahibi. Yani hem Hz. İsa zamanının sahibi, hem Mehdi devrinin sahibidir inşaAllah Zülkarneyn. Zülkarneyn’den kasıt, anlatılan benim gördüğüm Allahualem direkt Mehdi anlatılıyor, yani doğrudan Mehdi anlatılıyor. Onun yaptığı set de benim anladığım Güneydoğu’da bizim kahraman ordumuzun tanklarının, toplarının, oluşturduğu o büyük metal kitlelerdir. Yani Kuran’da işaret edilen o metal, büyük metal kitlelerinin getirilmesini istiyor. Onlarla bir set oluşturulmuştur ve caydırıcı olmuştur bugün Güneydoğuda ve dağlık bölgedir ve Yecüc Mecüce karşı gerektiğinde, o yani mesela ateşten bahsediyor, ateşi körükleyin diyor. Mesela ordumuz bazen caydırmak için ateş açıyor mesela topçu ateşi açıyor, tank ateşi açıyor ki caydırıcı oluyor bu, yani yanaşamıyorlar öyle bir ateş olduğunda da. Orada da bir ateşten bahsediyor zaten, ateşi körükleyin diyor. Bu müteşabih gibi görünen fakat zahirinde, dikkatlice incelediğimizde ahir zamana bakan çok sarih deliller var. Bir kere televizyona çok açık işaret var, tarihler tam PKK’nın azdığı dönem ve ona verilen cevapların netleştiği dönemleri de göstertiyor, o yönüyle de çok manidar. Ve bunların laf söz dinlemez adamlar oldukları görülüyor, laf söz dinlemez. Bunlar da teröristler de laf söz dinlemez kişiler. Ve fitne çıkarttıkları, kargaşa çıkarttıkları, anarşi çıkarttıkları söyleniyor Kuran’da. Bunlar da fitne ve anarşi çıkarıyorlar. Yani Yecüc Mecüc bir yönüyle PKK’dır Kuran’a göre. Ama tabi dünyadaki bütün terör örgütlerine bakıyor, bütün anarşiye bakıyor aynı zamanda.
MUHABİR: Samsun’dan Salih Kocaman isminde bir izleyicimiz: “Selamün Aleyküm”
ADNAN OKTAR: Aleyküm Selam.
MUHABİR: “Maide suresinin 22. ve 23. ayetlerinde şu şekilde buyruluyor. “Dediler ki: Ey Musa orda zorba bir kavim vardır, onlar çıkmadıkları sürece biz oraya kesinlikle girmeyiz. Şayet oradan çıkarlarsa biz de muhakkak gireriz. Korkanlar arasında olup da Allah’ın kendilerine nimet verdiği iki kişi: Onların üzerine kapıdan girin. Girerseniz, şüphesiz sizler galipsiniz. Eğer müminlerdenseniz yalnızca Allah’a tevekkül edin dedi” Hocam burada Rabbimin korkanlar arasında olup, Allah’ın kendilerine nimet verdiği, iki kişi diye nitelendirdiği kişiler. Hz. Musa ve Hz. Yuşa olabilir mi?”
ADNAN OKTAR: Hz. Musa ve Yuşa?
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Hz. Musa çok yiğit biliyorsunuz çok cesurdur Hz. Musa. Öyle olsa Kuran onu açıkça ifade ederdi Allahualem değil. Hz. Musa ve Hz. Yuşa biliyorsunuz İstanbul’a gelmişlerdir. Yuşa tepesinde de halen o manevi güzel meftun durumda inşaAllah, bu da mühim bir işarettir. Yani ahir zaman için İstanbul’un önemini vurgulamak açısından çok önemlidir.
MUHABİR: “Hocam bir dergide okudum, size şu soruyu yöneltmişler. En güzel cevabı sizin verebileceğinizi düşündüm Allah’a emanet olun. Sayın Oktar bilimin hemen hemen her dalında ve bu dalların alt dallarında, özel uzmanlık isteyen alanlarda iddialarda bulunuyor ve yorumlar yapılıyor. Eğer bilimsellik iddiası da taşıyorsa bütün bu alanlarda fikir sahibi olmasını sağlayan formasyonun nasıl edindiğini açıklayabilir mi? Dünyada hiçbir bilim insanı bu kadar çok dalda ve bu kadar çok konuda iddiada bulunacak bilgi düzeyine sahip değildir, olamaz da. Adnan Oktar bu düzeye nasıl ulaşmıştır?” demiş. Az önce benim size yönelttiğim sorunun benzeri Hocam?
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, kardeşimiz hüsn-ü zan ediyor.
MUHABİR: Yani millet hayretini gizleyemiyor.
ADNAN OKTAR: Hüsn-ü zan ediyorlar. Benim aslında makul bilgilerim. Fakat ben konuların özüne girerim, yani detaya girmiyorum. Özüne girdiğim için bu görünüm oluyor. Fakat tabi bilgiyi veren, ilmi veren, konuşturan, her şeyi yapan Allah’tır. Kul vesile olur. Mesela o deminki konuda bir şey daha var, aklıma geldi onu da söyleyeyim. “…Demir kütleleri getirin” diyor o iki dağın arasında Zülkarneyn “ve üzerine de erimiş bakır dökeyim” diyor. Mesela Diyarbakır bölgesinde yoğun bakır madeni çıkar. Ona da Kuran işaret etmiş oluyor. Yani bölgeye de işaret etmiş oluyor, ki anarşinin en yoğun olduğu yerlerdir, terörün en yoğun olduğu yerlerdir. Burada bir Sedd-i Zülkarneyn oluşacağı ve bu teröristlerin, anarşistlerin başarısız olacağını Kuran gösteriyor. Zaten Fırat’ın suyunun kesilmesi hadisi de buna işaret ediyor, çünkü aynı bölgede kan akacağı, olaylar olacağı fakat Mehdi devrinde bunların durulacağı ve duracağı belirtiliyor. Kahraman ordumuz orada bir Sedd-i Zülkarneyn oluşturmuştur şu an.
MUHABİR: Hocam reklam arası vereceğiz ama her şeyden evvel, ben izleyicilerimize tekrar bir hatırlatma yapmak istiyorum. Eğer maillerinizle bize ulaşmak istiyorsanız ahirzamansohbetleri@hotmail.com ‘dan bize, Hocamıza yönelteceğiniz soruları sorabilirsiniz, bize ulaştırabilirsiniz. Ayrıca Kaçkar TV’nin haricinde de bunu canlı izlemek istiyorsanız, bu programı canlı izlemek istiyorsanız www.harunyahya.tv den de bizi canlı olarak izleyebilirsiniz. Şimdi kısa bir reklam arası. Sonra yine sohbetimize devam edeceğiz.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
MUHABİR: Evet. Reklam arasından sonra yine hocamızla söyleşimize, sohbetlerimize devam edeceğiz. Ama tekrar bir hatırlatma yapalım. Bize maillerinizi ahirzamansohbetleri@hotmail.com ‘dan, bize soracağınız soruları sorabilirsiniz. Hocamız da açıklık ve içtenlikle yanıtlayacak. Ayrıca bizi www.harunyahya.tv den de canlı olarak izleyebileceksiniz. Hocam sorularımıza tekrar kaldığımız yerden devam edelim. Burada biraz bize iltifat etmişler. “Sayın Kaçkar TV ekibine iyi akşamlar diliyorum, Hocama da selamlar.”
ADNAN OKTAR: Aleyküm Selam.
MUHABİR: “Hemşerim olduğunuz için sizi ayrıca seviyorum” bunu bize yazıyor yani Kaçkar’a diyor. “Ve dinliyorum” diyor. “Adnan Hocamı ikna edip de” bunu zannediyorum geçen programımızda da sohbetini yapmıştık Hocam sizi Karadeniz’e, Trabzon’a, Rize’ye getirelim diye.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
MUHABİR: “Eğer, diyor, onu Trabzon’a getirirseniz çok memnuniyet duyarız.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
MUHABİR: “Mutlaka” diyor Akçaabat bu, Akçaabatlı. “Akçaabat’ı görmeli ve buranın Akçaabat köftesini yemeli” diyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
MUHABİR: “Sayın Hocama sorum şu olacak” diyor. “Hocam ben 55 yaşındayım siz hiç yaşınızı göstermiyorsunuz, ben sizin gibi nasıl olabilirim?” diyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah maşaAllah, o kardeşimiz de gençtir, müminlerin ruhu da genç olur, bedeni de genç olur inşaAllah. Genç yaşayıp genç öleceğiz inşaAllah.
MUHABİR: Sevgili Hocam benim aynı zamanda can dostum bir arkadaşım var. Rize Söz turizmin sahibi sevgili Salih Yavuz, o da size bir soru sordu. Az önce onun yanından ayrılıp yanınıza geldim. “Melekler neden yaratılmıştır diye Hocama bir soru yönelt” dedi. Melekler neden yaratılmış Hocam?
ADNAN OKTAR: Evet, iki kavil var. Bir kavilde cinlerin de şeytanın da meleklerin de hepsinin de ateşten yaratıldığı şeklinde. Yani zaten Kuran’da bir ateş bir de topraktan yaratılma var. Fakat başka bir kavilde meleklerin nurdan yaratıldığı söyleniyor. Allahualem biz bunu tercih etmemiz gerekiyor, yani nurdan yaratılması daha doğru diye düşünüyorum. Yani onu anladım, bakıp araştırdığımda bunu görüyorum.
MUHABİR: Yani önceden farklı, sonradan araştırınca o kanıya mı vardınız Hocam?
ADNAN OKTAR: Evet, evet.
MUHABİR: Peki, Vasif Bagirov Ankara’dan: “Hocam erkek kardeşim şu anda Azerbaycan’da. Bugün Hocalı katliamının 17. Yıldönümü. Azerbaycan’daki kardeşlerimize bu konuda neler söylersiniz?”
ADNAN OKTAR: O mübarek şehitlerin, inşaAllah cennetleri genişlesin daha da güzelleşsin. Allah onlara dünyada da, ahirette de bir şan, şeref vermiş oldu inşaAllah. Bütün bu acılar, bütün bu çektiklerimiz, zorluklar Türk-İslam Birliğinde inşaAllah bitecek ve unutulacak. Bizler onlara haklarımızı helal ediyoruz. Ermeni kardeşlerimizi kandırarak, oyuna getirerek masonlar, Siyonistler bu tarz olayları meydana getirttiler. Onlardan da kayıplar oldu biliyorsunuz o savaş döneminde, onların da bu olaya girmek istemeyecekleri çok açık belli. Çünkü canını kaybediyor, çocuğunu kaybediyor insan, yani kimse oraya çoluğunu çocuğunu gönderip öldürtmez, o olayların içerisine girmez. Belli ki masonların bir oyunuydu. Çok çok açıktır bu. Koz olarak kendilerince bunu ortaya koymuşlardı. İnşaAllah bu Türk-İslam Birliği döneminde bu huzuru, refahı, mutluluğu görecekler ve bunlar da inşaAllah Allah’ın hikmetli bir olayı olarak hafızalarımızda kalacak.
MUHABİR: Sevgili Hocam Ali Rıza Erkenli, Tekirdağ’dan bir izleyicimiz, bu soruyu ben dikkatlice okumak istiyorum size. “Hocam dikkatimi bir şey çekti, röportajlarınızdan sonra sizi biraz daha iyi tanımak için internet sitelerine baktım. Size yönelik aleyhte faaliyet yapan insanların tuzaklarının bozulduğunu gördüm ama bunun sayısı çok fazla. Daha sonra da Şeyh Nazım’ın sizinle ilgili bir sözü dikkatimi çekti. Şeyh Nazım diyor ki: “Adnan Hocayla uğraşılmasını tavsiye etmem, bundan sonra da uğraşanlara bir felaket geleceğini haber veririm. Çünkü ben de bazı şeyler bilirim, maneviyat yolunda bazı haberlerim olur.” Bu konuda yanlış düşünmüyorum değil mi Hocam?” demiş.
ADNAN OKTAR: Mazlumun hakkına yönelik çirkin bir tavır konduğunda bunu bütün herkes bilir yani hatta halk arasında vardır, alma mazlumun ahını derler, çıkar aheste aheste derler. Allah mutlaka bir bela, bir rahatsızlık, bir huzursuzluk verdi şu ana kadar bizle uğraşanlara, benle uğraşanlara. Yani dikkatlice bir gözden geçirirseniz bu tip insanların hepsinin başına bir felaket geldiğini, bir bela geldiğini görürsünüz. Ben gerçi bunlara beddua etmedim ama Allah intikam aldı, Allah perişan etti uğraşanları. Şeyh Nazım Hazretleri bunu 87 yılında söylemişti hakikaten bu sözü 1987’de söylemişti, beni çok sever o maşaAllah. Ama hakikaten de dediği gibi de çıktı, uğraşanların hepsi teker teker yani isim vermek istemiyorum ama hep bir belayla karşılaştılar.
MUHABİR: Memduh Akçal Bursa’dan bir izleyicimiz: “Sayın Adnan Hocam, Hz. İsa ve Hz. Mehdi’nin ahlaken birbirlerine benzediğini, fiziksel olarak da benzeyeceğini söylemiştiniz. Bunu biraz daha açabilir misiniz demiş.
ADNAN OKTAR: Yüz olarak, sima olarak birbirine benzeyecekler yani genel yapı olarak da birbirlerine benzeyecekler. O devirde zaten inşaAllah geldiklerinde görürsünüz. Ama İsa yani çok şiddetli sevimli ve güzel bir varlık inşaAllah. Allah’ın güzel bir nurudur, güzel bir tecellisidir. Geldiğinde göreceğiz inşaAllah.
MUHABİR: Hilmi Özdalga İzmir’den “Sayın Hocam eğer Allah ömür verirse 2011 senesinde elli, 2025 senesinde altmış dört yaşında olacağım. Yani Hz. İsa ve Hz. Mehdi’yi görebileceğimi ümit ediyorum, bize 2011 senesinde neler olacağını biraz daha anlatır mısınız?”
ADNAN OKTAR: Ben söylemesem de kardeşimiz yavaş yavaş görse. Ama sürekli şaşırtıcı, büyük olaylar tespih tanesi gibi devam edecek diyor Peygamber Efendimiz (sav). Yani sık sık şaşırtıcı, hayret verici olaylarla insanlar karşılaşacaklar. Ekonomik kriz daha derinleşecek hadisin açıklamasına göre, izahına göre. Ki daha yeni başladı ekonomik kriz. Yani gücünü gittikçe arttıracaktır ve Türk İslam Birliğine de çok ciddi birleşme alametleri, birleşme girişimleri olacaktır. Bunları da hep beraber birlikte göreceğiz ve görüyoruz. Basını takip edenler zaten adım adım olayın ilerlediğini görüyor.
MUHABİR: Kadir Bayraklı Trabzonlu bir hemşerim, “Sayın Hocam yetim olduğunuzu duydum bu doğru mu?”
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: “Bildiğim kadarıyla Hz. Muhammed (sav) de yetimdi, Hz. İsa’nın da babası yok, Hz. Mehdi’nin de yetim olacağı söyleniyor. Acaba bu ortak özelliğin hikmeti ne olabilir?” değişik bir soru Hocam.
ADNAN OKTAR: Yani Türkiye’de binlerce yetim, milyonlarca yetim vardır, evet.
MUHABİR: Ama bu söyledikleri de çok farklı şeyler Hocam. Mesela bildiğim kadarıyla bir Hz. Muhammed (sav) de yetimdi, Hz. İsa’nın da babası yoktu, Hz. Mehdi’nin de yetim olacağı söyleniyor.
ADNAN OKTAR: Çok güzel, bu bir imtihan vesilesidir.
MUHABİR: Siz de yetimsiniz, onlarla kıyaslamışlar yani?
ADNAN OKTAR: Evet çok güzel elhamdülillah ama bir nimettir, imtihandır, güzel bir şeydir, hayır var inşaAllah.
MUHABİR: Hacer Kehribar, Antalya’dan, “Hz. İsa şu an yeryüzüne indiğinde, üstündeki kıyafet, göğe alındığı zamanki kıyafetin aynısıyla ineceğini söylüyorsunuz. Peki, bu kıyafetle görünen bir insan günümüz kıyafetleri arasından zaten hemen anlaşılmaz mı? O devre ait kıyafetler bizim aramızda nasıl normal bir şekilde, ilk başlarda kendini bilmeden yaşayacak? Bu konuyu biraz daha detaylı açıklar mısınız?” Yani o zamanki kıyafetleriyle bugün piyasaya çıksa diyor, herkes onu görecek diyor değişik olduğunu. O zaman tanıyacaklar anlamında herhalde.
ADNAN OKTAR: Ben o dünya güzeline piyasaya çıksa demeyelim de ortalığa inşaAllah zuhur edip, ortalıkta gezinse o güzel bedeniyle diyelim inşaAllah. Hz. İsa ilk geldiğinde bir Hıristiyan cemaat içine gelecek, ama bu Müslümanlığı andıran bir Hıristiyan cemaati olacak. Onu uyur halde Allah bırakacak onların bulunduğu bir odaya, bulundukları bir eve uyur halde bırakacak. O kişiler Hz. İsa’yla karşılaştıklarında sadece şüphe edecekler yani emin olamazlar. Yani kim olduğunu bilmeyecekler. Sadece geçmişini hatırlamayan bir insan olarak bulacaklar. O kıyafetlerine de özel bir anlam vermezler o anlamda, yani sadece garipserler, yani şaşırırlar. Hz. İsa sürekli o kıyafeti giyecek diye bir şey yok. İlk geldiği anda o kıyafetle. Fakat o kıyafetler saklanacaktır yani talebeleri saklayacaktır. Mesela o devirde kullandığı madeni paralar, o kullandığı kendi kokusu, koku kutusu, aynası, ona benzer belli eşyalar, üstünde yani cebinde bulunan kıyafetler, üstündeki kıyafetlerin aynı o şekliyle alınmıştır, o şekliyle de geri bırakılacak inşaAllah.
MUHABİR: “Sayın Hocam Hz. Mehdi’nin evlenmeyip, Hz. İsa’nın evlenmesinin hikmeti ne olabilir?” Kubilay Sarı, Konya’dan.
ADNAN OKTAR: Allah’ın takdiri ama kıyamet yakın, Allah Mehdi’nin soyunu devam ettirmiyor ki ilerde o Mehdi soyuna insanlar saldırmasın. Çünkü küfür ve delalet bir süre sonra dünyaya hakim olacak, Allah o soyu o şekilde korumuş oluyor bir anlamda. Bir hikmeti de bu ama birçok hikmeti vardır tabi inşaAllah.
MUHABİR: “Sayın Hocam görmeye alışkın olmadığımız bir heybet ve çok etkileyici bir kişiliğiniz var. Küçük yaştan itibaren dindar mıydınız?” Erdoğan Sarıkaya, İzmir’den.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah elhamdülillah bütün kardeşlerimiz, bütün milletimiz bizim heybetlidir. Evet, çocuk yaşlardan itibaren dine çok eğilimliydim ama sonradan namaza başladım yani lise yıllarında başladım. Ama beni kimse teşvik etmedi. Kendim araştırarak, kendim öğrenerek başladım. Hatta hatırlıyorum Ulus’a gittim, yerde kitap satan kişiler vardı onlardan bir namaz hocası kitabı almıştım, böyle üçüncü hamura basılan kitaplardı o zaman onlar.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Alıp baştan sona okumuştum. Her okuduğumu da uyguluyordum. Yani titizlikle ne anlatılıyorsa...
MUHABİR: Çocukluktan beri bir merak mı vardı, sizde böyle?
ADNAN OKTAR: Çocukluğumdan beri bir istek, eğilim vardı. Yani İslam’a, Kuran’a karşı. Merak dersek gene olmaz çünkü dinde bir muhabbet vardır, bir istek vardır, gönlümüzde o şeye karşı bir eğilim vardır inşaAllah, bir muhabbet tarzında inşaAllah.
MUHABİR: “Değerli Hocam ilminizin ışığıyla aydınlanıyoruz Allah razı olsun. Hafızanız çok güçlü maşaAllah, Allah Said Nursi Hocamızın külliyatıyla ilgili bölümleri ezberden satır satır söyleyebiliyorsunuz. Üstelik son derece zor bölümlerden alıntılar yapıyorsunuz. Hafızayı güçlendirmek için ne yapılmalı acaba bize tavsiyeleriniz var mı?” Kevser Atabay, İzmir’den.
ADNAN OKTAR: Evet, Allah isterse unutturur, Allah isterse hıfz ettirir. Peygamber Efendimiz (sav) biliyorsunuz, Kuran ayetlerini ona vahiy geldiğinde böyle alçak sesle tekrar ediyordu yani sesini kısarak tekrar ediyordu. Allah onu uyardı; senin gayret etmene gerek yok, ben sana onu hıfz ettireceğim dedi Cenab-ı Allah ve Peygamberiz (sav) de çok rahat onu hıfz ediyordu. Buradan da anlıyoruz ki hıfz ettirmek, hatırlatmak tamamen Allah’a mahsus bir şeydir. İnsan istese de bunu yapamaz, mesela Allah istediğinde de Hz. Musa’ya, Musa kıssasında da görüyorsunuz, mesela diyor, o yanındaki çocuğun hitabı, yanındaki gencin yani Yuşa’nın “…şeytan bana unutturdu” diyor. Hz. Musa’nın da mesela unutmasıyla ilgili ayet vardır Kuran’da. Allah unutturur. Bazen şeytanı vesile eder, bazen doğrudan Allah unutturur.
MUHABİR: Ordu’dan Memduh Germinli bir izleyicimiz “Sayın Erdoğan Ergenekon için pes etmeyeceğiz, işin peşini de bırakmayacağız, sonuna kadar gideceğiz. Nereye varırsa varsın, ileride bunun bedelini ödeyeceğiz ama şu an bunu düşünmüyoruz dedi. Ben sizin son zamanlarda iddia edilen Ergenekon için cesur olmak gerekir. Ne korkuyorsunuz? Vereceğimiz bir canımız gibi açıklamalarınızdan Sayın Başbakanın olumlu yönde etkilendiğini, sizden çok güç ve cesaret aldığını düşünüyorum.” diyor. “Başbakanımız zaten cesurdu fakat son zamanlarda kararlılığı ve cesareti daha da arttı sanırım. Tüm Müslümanlara müthiş bir moral ve özgüven sağladınız. Sizden Allah razı olsun” diyor.
ADNAN OKTAR: Bunu şöyle tevil edip açıklayalım. Tabi ki bunun bir hakikat payı var ama şöyle, bütün milletimiz, büyük bir kitle iddia edilen Ergenekon’a karşı, büyük bir kitle devletimizi destekliyor, polisimizi, savcılarımızı destekliyor. Halkımızın bu konudaki kararlılığını gördüğü için Sayın Tayyip Erdoğan tabi ki gönlü daha müsterihtir, daha cevvaldir. Cevvalliğinin artmasına vesile oluyordur ama tabii bu kararı kendi hür iradesiyle verdiğini düşünüyorum ben çünkü kendisi dindar, Türk milliyetçisi olan bir insan, aklı başında olan bir insan yani böyle haksızlığa karşı tavır alan, şiddetli tavır alan bir insan. Burada da o kişiliğini ortaya koymuştur ve gereğini yapmaktadır.
MUHABİR: Kerim Bakırzade, Kartal’dan, “Tayyip Erdoğan’ın Davos’taki çıkışından sonra Türkiye’nin dünyada oluşturduğu imaja Türk Duruşu adını vermişlerdir. Sizce bundan sonra Türkiye’nin menfaatleri için dünyaya vermemiz gereken mesaj ne olmalıdır? Yani bir de siz asil olması gereken Türk Duruşu profilini bize çizer misiniz?”
ADNAN OKTAR: Adalet, şefkat, merhamet, akılcılık, dürüstlük, iyi niyet, sevecenlik, koruyup kollama ruhu, yardımseverlik bizim milletimizin ana vasıflarındandır, özelliklerindendir. O yüzden biz inşaAllah bu güzel birlikteliğin liderliğine layığız. Allah zaten inşaAllah göreceksiniz bu liderliği Türk milletine verdi ve bunu bu şekilde de insanlarımız görecekler İnşaAllah. Güzel bir netice alacağız fakat tabii kendimizi çok iyi yetiştirmemiz, çok samimi olmamız, kardeşlik bağlarını çok güçlendirmemiz gerekiyor. Böyle mezhep ayrılıkları, işte fikir ayrılıkları gibi şeylerle birbirimize düşmemiz çok çok yanlış olur. Biz sağcısı, solcusu, Aleviyle, Kürdüyle, Lazıyla, Çerkeziyle hepimiz tek bir milletiz, Türk milletiyiz. Ama bizim çok güzel görevlerimiz olacak, çok büyük hizmetlerimiz olacak…
MUHABİR: İbrahim Orhan Akın, Edirne’den bir izleyicimiz; “The Guardian Gazetesinde yapılan bir araştırma sonucu Türkler için kitap okumuyor… Yabancı düşmanı, kıskanç oldukları sonucu ortaya çıktı diye yazdı. Türkiye’ye biraz haksızlık yapılmış gibi geldi bana, siz bu sonuçları ne derece doğru buluyorsunuz?”
ADNAN OKTAR: Biraz değil baştan sona kadar haksızlık yapılmış durumda. Anadolu’muz Türkiye’miz dünyanın en güzel ahlaklı, en sevecen, en güzel huylu insanlarının yaşadığı bir topluluktur. O saydığı özelliklerini kendi topraklarında arasın o kişi, kimse onu yazan.
MUHABİR: Mahmut Gezer, Samsun’dan bir izleyicimiz Hocam, “Son günlerde gazetelerde ABD halkının Obama’yı bir numaralı kahraman olarak gördüklerini yazıyor. Haşa Hz. İsa’nın sıralamada ikinci sırada olduğunu söylüyorlar. Hocam bu da masonun, medyanın bir oyunu mu? Obama insanların beklentilerine ne derece cevap verebilecek?”
ADNAN OKTAR: Masonik medyanın öyle saygıdan uzak, ahlaktan uzak tavırları çok oluyor yani böyle küstah üslubu çok oluyor. Bu alışılmış bilinmiş bir özelliktir, bu Baronun ekibinin de, onun beslemelerinin de bir özelliğidir. Dinle, mukaddesatla güya kendi kafalarınca, o cahil kafalarınca alay etme gibi girişimler yaygındır yani masonik medyanın bir özelliğidir.Bunlara hiç aldırış etmemek lazım. Hz. İsa nur gibi yeryüzüne inecek. Onu söyleyenler yerin dibine girecekler, iki büklüm olacaklar, utanç duyacaklar, o utanmaz tavırlarından dolayı insan içine çıkamayacak hale gelecekler. Allah’ın vadinin gerçekleşeceğini yakın bir zamanda görecekler İnşaAllah.
MUHABİR: Ekonomik krizden bunalan bir vatandaşımızın sorduğu bir soru var, Mine Elbirli, Ankara’dan. Siz Ankaralıydınız değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Evet hemşerim.
MUHABİR: Evet hemşeriniz, “Hükümet ekonomik krize karşı 200 - 500 TL hediye çeki dağıtacağını vaat etti, sizce bu krize tek başına çözüm olabilir mi? Kriz için hükümete bir tavsiyeniz olur mu Hocam?” demiş.
ADNAN OKTAR: Benim nacizane tavsiyem şu olur; başından beri söylüyorum, fakirlerin alış veriş yapacakları büyük marketler kurulması gerekiyor. Yani oradan ekmek, peynir, zeytin, yiyecek, et neyse ihtiyacı, tam ihtiyacı kadar orada da kapıda bir memurlar veyahut yazıcı kişiler bulunması lazım. Bu kişiler kimliklerini ibraz ettiklerinde oradan ihtiyacı kadar yani onları geçindirecek kadar gıdayı rahatça almalarını sağlamak lazım. Bu çok çözücü, çok güvenli bir sistemdir, çok iyi olur.
MUHABİR: Meral Aynalı İzmir’den, “Yakın zamanda Kemal Kılıçdaroğlu seçimde kazanırsa tesettürlü olan bayanların da kamu alanlarına rahatça girebileceklerini vaat etti, sizce bu konuları tek başına çözebilir mi? Yoksa bu sadece bir seçim vaadi olarak mı kalacak?”
ADNAN OKTAR: Çok güzel. Kemal Kılıçdaroğlu böyle bir şey söylediyse tebrik ederim. CHP’de çok güzel gelişmeler var. Sayın Deniz Baykal’la ilgili ben söylemiştim. Eğer onun yolunu açarlarsa, imkân verirlerse CHP ezer geçer dedim, yani 400 milletvekili de çıkar, 500 milletvekili de çıkarır dedim. Çok güzel gelişmeleri herkes görüyor şu an. Benim söylediklerimi Allah tecelli ettiriyor. İnşaAllah CHP çok daha iyi bir çizgiye gelecek gibi görünüyor, inşaAllah.
MUHABİR: Hakkı İlham, Giresun’dan; “Sizin ‘Ne Demişti, Ne Oldu’ sitenize baktım ve çok etkilendim. Hocam kabul eder misiniz bilmem ama haddim olmayarak birkaç şey söylemek istiyorum Hocam. Osmanlı dediniz, Osmanlı’nın her şeyi daha güzel gelmeye başladı milletimize. Siyasetçilere Osmanlı’yı örnek vermeye başladınız, yabancı ülkeler Türkiye için Osmanlı geliyor diyorlar, ekonomik kriz için Osmanlı’daki gibi karz-ı hasen ödünç para veren kuruluşlar kurulsun, fakirlere ödünç para verilsin diyorlar. Her şey sanki sizin öngördüğünüz Türk İslam Birliğine doğru bizi götürüyormuş gibi algılıyorum” diyor. “Siz bu konuda ne dersiniz?”
ADNAN OKTAR: Elhamdülillah, aklın yolu birdir. Bizim vatandaşlarımız da kardeşlerimiz de en akıllı olanı, en doğru olanı yapıyorlar. En akılcısını düşündüğümüzde zaten bizim göreceğimiz yol başka bir yol olmaz, budur.
MUHABİR: O kadar çok mailler gelmiş ki Hocam, “Siz bir röportajınızda Hz. Hızır’ın düzelttiği duvarın Ayasofya Cami’nin duvarı olduğunu söylemiştiniz. Buna göre Hz. Hızır ve Hz. Musa’nın birlikte İstanbul’a geldikleri anlaşılıyor. Ayrıca aynı kıssada geçen iki denizin birleştiği yerin de İstanbul olduğunu belirtmiştiniz. Acaba Hızır kıssasında geçen diğer iki olay yani Hz. Hızır’ın tekneyi delmesi ve zararlı çocuğu etkisizleştirmesi de İstanbul’da mı geçmiştir?”
ADNAN OKTAR: Allah-u Alem bütün bu olaylar İstanbul’da geçmiş gibi görünüyor. Hatta Hızır benim anladığım yani Tevrat’taki işaretlerden de onu görüyorum, Hz. Musa’ya Hz. Mehdi’yi de göstermiş olabilir. Çünkü çok kapsamlı Tevrat’ta Mehdi ile ilgili anlatımlar vardır, çok çok kapsamlı ve uzundur. Ben onu zaman zaman okuyorum, anlatıyorum. Mesih olarak geçer ama Mehdi’dir yani aynı kişidir.
MUHABİR: “MaşaAllah yine çok güzel konulardan bahsediyorsunuz, bir hadiste Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyuruyor; “İsmini duyduğumuz kimselerden yeryüzüne dört kişi malik oldu. İkisi Mümin ikisi kâfir idi. Mümin olan ikisi Zulkarneyn ve Süleyman Aleyhisselamdı, kâfir olan ikisi Nemrut ve Buhtunnasır idi. Beşinci olarak yeryüzüne benim evladımdan biri yani Mehdi malik olacaktır” bize bu hadisi biraz açar mısınız?” Rize’den Derya İslampaşalı.
ADNAN OKTAR: Evet. Bu hadiste de çok açık görülüyor, dünyanın son zamanlarına doğru, kıyamete yakın zamanlarda çok kapsamlı, dünya tarihinde ilk defa görülmüş olan bir olay meydana gelecek. Dünyanın her tarafına İslam hâkim olacak, bu da inşaAllah Mehdi vesilesiyle olacaktır, Hz. İsa da Mehdi’nin veziri ve yardımcısı olacaktır. Rivayetlerde bu şekilde geçmektedir. İki kardeş her ikisi de Hz. İbrahim’in soyundan gelmektedir. Bu güzel zamanda güzel bir birliktelik içerisinde bu kutlu görevi yerine getirecekler İnşaAllah.
MUHABİR: Hocam bir soru da Deniz Fenerinden gelmiş, “Deniz Feneri dosyasının Türkiye’ye getirilmesi nasıl sonuçlanacağı konusunda neler diyeceksiniz?”
ADNAN OKTAR: Eğer böyle bir olay varsa zaten hukuk gereğini yapar ve suçlu da cezalanır, konu da biter. Bunu dallandırıp budaklandırmak, alakasız yerlerle bağlantısını kurmaya kalkmak yanlış olur. Her şirkette, her kurumda, her partide, her dernekte suç işleyen insanlar oluyor. Yani bir partide birisi suç işledi diye o partinin tamamını bağlamaz, bir dernekte de belirli kişiler suç işlediğinde o kişilerin tamamını bağlamaz. Eğer kaç kişiyse tespit edilir, mesela onlar hepsi cezasını alır, konu da biter.
MUHABİR: Hocam bu gibi derneklerin ticari faaliyetleri olabilir mi?
ADNAN OKTAR: Bilemiyorum, araştırmadım ama yani eğer böyle bir şey varsa tabi çok kötü, çok yanlış. Ama değil de iftiraya uğradılarsa da bu da çok kötü tabi. En doğrusunu yine Türk adaleti verir diye düşünüyorum. İncelesinler, araştırsınlar, belgeler var ellerinde, eğer net bir suç çıkarsa şeriatın kestiği parmak acımaz derler. Suçluların gidip cezalarını çekmeleri gerekir ve neyse gereği yerine getirilir o zaman.
MUHABİR: Bir soru da şöyle demiş Hocam, “Doğu bölgemizin Osmanlı döneminde de ihmal edildiğine dair yazıtlar var, neler diyeceksiniz?”
ADNAN OKTAR: Osmanlı döneminde, biz Osmanlı zaten kusursuzdu demiyoruz. İnşaAllah ahir zamanda Osmanlı zamanında yapılan eksik ve yanlış uygulamaları tecrübe olarak kullanılarak çok daha mükemmel ve çok daha iyisi yapılacaktır inşaAllah. Biz inşaAllah Doğudaki kardeşlerimizi, Kürt adı altındaki Türk olan benim öz ve öz kardeşlerimi inşaAllah cennet hayatı gibi, bir cennet hayatının güzellikleri gibi bir hayatı onlara sunacağız inşaAllah. Huzur ve güven içinde yaşayacaklar.
MUHABİR: Diyarbakır ilini çevreleyen surların hikmeti nedir Hocam? Bir hikmeti var mıdır sizce?
ADNAN OKTAR: Diyarbakır, işte Kehf Suresi’nde de oradaki bakıra işaret ediyor, sel gibi bakırdan bahsediyor, yani bol miktarda bakırdan bahsediliyor. Orada hem set yapılacağını, o bölgedeki anarşinin duracağına da bir işaret var, tankların öyle diğer askeri malzemenin de böyle dev, demir yığınları olarak orada bulunması da bu Seddi açık açık işaret ediyor.
MUHABİR: “Kastamonu ilimizde bir velinin camekan içerisinde gözüken cesedi var. Bu konuda neler diyeceksiniz?” demiş. Biliyor musunuz Hocam bunu?
ADNAN OKTAR: Mumyalanmıştır.Hayır bilmiyorum. Mumyalandıysa durur kalabilir yani tahnit edilmiştir.
MUHABİR: Hocam Hıristiyan mezheplerinden en fazla taraftarı olan hangisidir?
ADNAN OKTAR: Benim bildiğim Katolikler herhalde, eğer yanlış bilmiyorsam.
MUHABİR: Katolikler ben de öyle biliyorum Hocam. “Selam” var, “sitenizin hakikaten…”
ADNAN OKTAR : Aleyküm Selam,
MUHABİR : “Hakikat çeşmesi gibi içtikçe içim serinliyor her hücreme işliyor. Allah’ı daha iyi tanıyorum ve aşık oluyorum Allah’a. Binlerce şükür sizleri vesile kılıp beni de bunları dinleme ve izlememe nasip ettiği için Allah razı olsun. Rabbim ilminizi artırsın, tüm belaları def eylesin, sizden ve ümmeti Muhammed’den. Sizleri Allah için seviyorum, Allah’a emanet olun” Yasemin Kuçak.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, MaşaAllah, Elhamdülillah, Allah o duasındaki nimetleri ona da bütün milletimize de nasip etsin İnşaAllah.
MUHABİR: Y.Kocadağ isminde bir izleyicimiz; “Selamün Aleyküm, hayırlı sohbetler diliyorum” demiş.
ADNAN OKTAR : Aleyküm Selam,
MUHABİR: “Hocam biz bir gurbetçi aileyiz ve Hollanda’da hayatımızı sürdürüyoruz ama burada İslam’ı tam yaşayamıyoruz, tam bir tebliğde de bulunamıyoruz. Bize tavsiyeniz nedir Hocam? İkinci sorum da Ahmet Mahmut Ünlü, Cübbeli Ahmet Hoca Efendi hakkında ne düşünüyorsunuz? Selam diyorum, Allah’a emanet olun” demiş.
ADNAN OKTAR: Evet benim kitaplarımı tavsiye ederim, ücretsiz alabilirler onlarla çok güzel tebliğ yapabilirler. Yani oradan çıkış alabilirler o şekilde olabilir yahut kendileri cd’ye kaydederler, film olarak alabilirler o şekilde olabilir. Ahmet Mahmut Ünlü, Mahmut Hocamızın talebelerinden sevimli, terbiyeli, güzel ahlaklı bir kardeşimiz. Mazlum, mütevazi bir insan.
MUHABİR: “Selamün Aleyküm Hocam” demiş,
ADNAN OKTAR: Aleyküm Selam,
MUHABİR: Derya Ünal isminde bir izleyicimiz, “Kıyamete yakın bir zamanda hiçbir elektronik aletin çalışmayacağı söyleniyor, bu konuda ne dersiniz?”
ADNAN OKTAR: Kıyametin şiddetinden elektronik alet değil hiçbir şey çalışmayacak zaten. Her şey darmakeşan olacak inşaAllah.
MUHABİR: Hilal Açıkan isminde bir izleyicimiz, “Hocam bugün Deniz Baykal’ın mecliste bir konuşmasını izledim. Ekonomik kriz ile ilgili Başbakanımıza bir öneri paketi sunarken Başbakan kriz Türkiye’yi teğet geçti demeyi bıraksın, hamdolsun demeyi bıraksın şeklinde bir açıklaması oldu. Özellikle şükretmekle ilgili söylediği bu söze ben çok üzüldüm Hocam. Sizin bu konuyla ilgili fikirlerinizi alabilir miyim?” demiş.
ADNAN OKTAR: Allah’a hamdolsun diyor tabi ki Başbakan bu çok güzel bir söz. Sayın Deniz Baykal da herhalde önlemleri yeterli görmüyor, milletimizi sevdiği için, hamiyeti İslamiyesinden, güzel ahlakından daha fazla tedbir alınsın diyebilir. Yani bu bir ahlak kaidesidir ama hamdolsun demesin, yani ‘Allah’a hamdolsun’ desin anlamında demiş olabilir belki. Yani sırf hamdolsun kelimesi değil de, Allah’a hamdolsun niye demiyor demiş olabilir. O kadar, yani bu makul bir söz inşaAllah.
MUHABİR: “Hocam Hollandalı aşırı sağcı milletvekili Geert Wilders’in İslam karşıtı fitne adlı filmi Amerikan Kongresinde gösterilecekmiş. Bazı ülkelere girişi bile yasak olan bu adamın filmini göstermelerindeki amaç nedir?” Seda Topaz.
ADNAN OKTAR: İşte masonların canı sıkılmıştır, boş zamanlarında ne yapalım, bir eylem yapalım demişlerdir. Akıllarına bir şeytanlık gelmiştir. Hemen onu yapıyorlardır.
MUHABİR: “Sayın Hocam bir röportajınızda ahir zaman şahısları öldürülemez, onların kaderlerinde yok, onlar görevlerini yapacaklar, hiç kimse onlara dokunamaz diyorsunuz. Bunu Hz. İsa, Hz. Mehdi için dediniz galiba. Haddim olmayarak şunu soruyorum, size 9 kez suikast girişimi olmuş ve bir tanesi de hançerli dediniz galiba ama sizi öldürmeyi de başaramamışlar. Bu ne önemli benzerlik değil mi Hocam” demiş. Biraz Temel işi okuma oldu galiba bu.
ADNAN OKTAR: Hayır benzerlikler, çok sevimliler, mutlaka bir benzerlik buluyorlar bir yerlerden.
MUHABİR: Size evet size böyle bir şey var. İzleyicilerimiz gerçekten size farklı bir gözle bakıyorlar Hocam. Bazı şeylerle kıyaslıyorlar olaylarınızı.
ADNAN OKTAR: Hüsn-ü zan ediyorlar. Hüsn-ü zan her zaman çok sevdiklerinden, Allah razı olsun, ben de onları çok seviyorum. Ama inşaAllah Mehdi’nin talebesi olacağız, ona ortam hazırlıyoruz biraz sabırlı olsunlar. Biraz beklerlerse görecekler inşaAllah.
MUHABİR: Nuran Kamer isminde bir izleyicimiz, “Hocam size sorum, ilk planda imandan çok uzak olan insanlara dini, Allah’ı anlatmak için nasıl yaklaşmak gerekir? Bu arada kanalınıza şu notumu iletmek isterim, böylesine mükemmel bir programı yayınlanmasını sağladığınız ve sunuculuğunu üstlendiğiniz için kanal sahiplerinden ve bu programa emeği geçen herkesten Allah razı olsun.” Sizden de Allah razı olsun, böyle Nurdan Kamer ismindeki izleyicimiz,
ADNAN OKTAR: Bir daha okur musunuz?
MUHABİR: Bir daha okuyayım Hocam. “İlk planda imandan çok uzak olan insanlara dini, Allah’ı anlatmak için nasıl yaklaşmak gerekir?” Yani imandan uzak olanlara Allah’ı anlatmak için onlara nasıl yaklaşmamız gerekir diyor.
ADNAN OKTAR: Evet. Önce kendilerini sevdirsinler yani şefkatle, sevgiyle, güven ortamı meydana getirsinler. Çünkü ayette de var; “Bana uyun,” diyor, şeytandan Allah’a sığınırım, “size doğru yolu gösterteyim.” Çünkü önce uymaları lazım yani ona güven duyması, ona saygı duymaları, sözüne itibar etmeleri gerekir. Arkadaş olduktan sonra, yeterli dostluğu elde ettikten sonra sadece iman hakikatlerine ağırlık vermek lazım. Yani Allah’ın varlığı, birliği, Allah’ın yarattığı güzellikler, Allah’ın verdiği nimetler, bu onların kalbini çok imanla güçlendirir, böyle parlatır imanlarını. Ondan sonra onlar ibadetin nasıl yapılması gerektiğini kendileri bulurlar zaten. Allah onlara o zaman nasip eder. Ama tekliften kaçınmak lazım yani daha Allah’ı tanımayan, dini tanımayan, Allah’a yeteri kadar bağlı olmayan, Allah’tan yeteri kadar korkusu olmayan insanlara namaz kıl demek, oruç tut demek, bunlar çok çok yanlış olur. Önce mutlaka Allah’ı, Kitabı sevdirmek, güçlü bir iman sağlamak gerekiyor. Ondan sonra yavaş yavaş ibadetler onlara sunulur ve söylenir ve kendileri de zaten bulurlar onu.
MUHABİR: Alper Canmutlu İstanbul’dan bir izleyicimiz, “Ben lisede okuyorum Hocam, sizin kitaplarınızın müfredatın içinde bize ana ders olarak okutulması için bir çalışmanız olabilir mi? Böyle bir çalışma yapabilir misiniz? Bence sadece din dersinde değil, biyoloji, fizik derslerimizde de sizin kitaplarınızı okutsalar hepimiz sınıfımızı sürekli takdirle geçeriz.” demiş.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah o beni çok sevdiği için güzel bir düşüncede bulunmuş kardeşimiz ama sözü de doğru. Yani iman derinliği, takva, insanı ruhen ve bedenen çok güçlendirir, çok sağlıklı hale getirir, anarşiyi, terörü durdurur. Gerginliği giderir, insanın aklen ve bedenen, ruhen her yönden sağlıklı olmasını sağlar, o yönüyle doğru. Ama tabi ki gençlerin mesela yüz milyon yaratılışı ispatlayan fosilin varlığını öğrenme hakları vardır. Biz bu gerçeği gençlerden saklarsak doğru yapmayız. Hiçbir ara fosil olmadığını da söylememiz gerekiyor. Bu gerçek de saklanamaz, bunun da söylenmesi lazım. Darwin’in bütün yalanlarının açık açık izah edilmesi lazım. Mesela atın evriminde nasıl yalanlar söylemiştir, nasıl kendi kendinin teorisini yok edecek izahlar yapmıştır? Bunların gençlere tabi ki öğretilmesi gerekiyor. Gizlenmesi makul bir tavır olmaz.
MUHABİR: Yeliz ismindeki bir izleyicimiz İstanbul’dan, “Merhabalar Adnan Bey” demiş,
ADNAN OKTAR: Merhabalar,
MUHABİR: “Ben sizin Hz. Meryem ile ilgili kitabınızı okumuştum. İslam’ın kadına ne kadar önem verdiğini o zaman anladım. Ama genelde hep İslam’da kadının ezildiği imajı var. Çoğunluğun gözünde böyle düşünüyorlar diyor. Hatta Cumhuriyet gazetesi bununla ilgili Şeriatın Gölgesindeki Kadın diye bahsetmiş. Bu isimleri yazı dizisi yapıyorlar, olumsuz propaganda oluyor. Bunlara nasıl karşı çıkmak lazım? Halkı yanlış bilgilendiriyorlar, halk olarak bizler ne yapabiliriz? Sırf bu yüzden kadınlar Müslüman hayatı yaşamaktan korkuyorlar.”
ADNAN OKTAR: O tarz gazeteler komünistlerin kadınlara bakış açısını anlatsalar, Darwin’in kadına bakış açısını anlatsalar, daha doğru olur çünkü Darwin kadınları köpek yerine koyuyor, açık ifadesi var. Köpekle aynı ayarda görüyor ve evrimleşmemiş, evrimde geri kalmış anormal mahluklar olarak görüyor haşa kadınları. İslam kadınları bir çiçek gibi görür ve onları büyük bir nimet olarak insanlara anlatır. Biz Müslüman olarak kadınları Allah’ın en mükemmel tecellisi olarak görüyoruz, en çok korunması, kollanması gereken, en çok saygı duyulması gereken nazenin varlıklar olarak görüyoruz. Bu bir Kuran’ın gerçeğidir, İslam’ın gerçeğidir. Kadının iffetini, onurunu, şerefini İslam ahlakı sağlar. Dolayısıyla o gazeteler daha çok komünistlerin kadınlara bakış açısını anlatırlarsa, komünal yaşamda kadına nasıl bakıyorlar, namusu nasıl kabul etmeyen inanca sahip Karl Marx, devlet, namus, aile gibi kavramları komünistler neden reddediyorlar? Bunları anlatsalar, halk bilgilense çok daha doğru olur.
MUHABİR: Bursa Orhaneli’den Emrah Yılmaz, “Hocam geçenlerde bir belgeselde Hz. Süleyman’ın tapınağındaki hazinelerin ikinci yıkılışından sonra Roma İmparatoru tarafından İstanbul’a getirildiği ve burada saklandığı anlatılıyordu. Bu hazineler hala İstanbul’da var mıdır?”
ADNAN OKTAR: Olabilir, mümkün tabi. Mesela Mısır’dan getirilen o iki tane dikili taş vardır. Başka dikilitaşlar vardır. Yani İstanbul’da altında çok mühim deliller olan, çok mühim hazineler olan birçok yer var. Bunların hepsi Mehdi devrinde ortaya çıkacak inşaAllah.
MUHABİR: “Önceki gece BBC televizyonu Katar’ın başkenti Doha’da çeşitli Arap ülkelerine mensup diplomat, akademisyen ve üniversite öğrencilerinin katılımıyla düzenlenen ilginç bir toplantı yayınlandı. Bu tartışma programının konusu şu soruyla ifade ediyordu; Arap Birliği öldü ve gömüldü mü? Bir saat süren tartışmanın sonunda geniş salonu dolduran izleyicilerin oyuna başvuruldu. Soruya %77’si evet, %23’ü hayır dedi. Hocam bunun sebebi nedir?” diyor, Altuğ Bıyıklı İstanbul’dan.
ADNAN OKTAR: Mehdi devrinde onların kanaati tamamen tersine dönecek çünkü orada bir mason hakimiyeti oluşmuştur, masonlar baskı yapmıştır. Onların oylarıyla, onların baskısıyla yönlendirmesiyle bu olaylar olmuştur. Yoksa Araplar da Türkler de İranlılar da hepsi kardeştir, hepsi birleşecekler, koskocaman bir Türk-İslam Birliği oluşacaktır. Onlar bölünmeci ve parçalanmacı zihniyeti, ateist Siyonistlerin ve masonların teşvikiyle gündeme getiriyorlar. İslam bölünmeyi değil birleşmeyi emreder, “…biz kurşunla kaynatılmış binalar gibi…” olacağız ayetin tabiriyle, şeytandan Allah’a sığınırım. Çok güçlü, sıhhatli, tepmez devrilmez bir sistem meydana getireceğiz inşaAllah.
MUHABİR: Sevgili Hocam programımızın sonuna yaklaşmış olduk ama sizden sıkıntı içerisinde olan halkımıza, ekonomik kriz yaşayan insanımıza, stresli olan, bunalımda olanlara tavsiyeleriniz nelerdir? Bunlara çok ihtiyaçları olduğunu düşünüyorum, tavsiyelerinizi alabilir miyiz?
ADNAN OKTAR: İnşaAllah, tepmez devrilmez dedim. Tepmez kelimesi pek uygun olmadı, Allah affetsin onu geri alıyorum o sözümü. Halkımıza tavsiyem gönülleri çok rahat olsun, bütün kâinatı Allah metafizik yaratmıştır, Allah’ın kontrolündeyiz, şu an televizyonlarındaki görüntüleri Allah onlara göstertiyor. Biz güzel bir imtihandan geçiyoruz. Çok çok sevinecekleri bir şey var; Mehdi’yi görecekler, Hz. İsa’yı görecekler, İslam’ın hâkimiyetini görecekler. İslam âleminin bütün dünyayı şefkatle kucakladığını yani Türk İslam Birliği’ni görecekler. Böyle kutlu bir çağda biz sevinç içinde olacağız tabi ki. Bereket ve bolluğa doğru gideceğiz. Dünyadaki eksiklikler, dünyadaki kriz onları tedirgin etmesin. O da Allah’ın insanları kendine yaklaştırmak için yaptığı bir uygulama. Onun sonucunda bütün insanlık Allah’a dönecek. Herkes Allah’a sevgiyle bağlanacaklar. Sonucunu hep birlikte zaten göreceğimiz için önden de söylediğim için gönlüm çok rahat inşaAllah. Çok samimi olmak, Kuran’ı çok sevmek, Allah’ı çok sevmek, bol bol Kuran okumak, fakirleri koruyup kollamak, düşmanları barıştırmak, kardeşlik bağlarını da güçlendirmek çok önemli.
MUHABİR: Sevgili Hocam ağzınıza sağlık.
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun.
MUHABİR: Evet değerli izleyicilerimiz eğrisiyle, doğrusuyla bir programın daha sonuna gelmiş bulunuyoruz. Bizi ekranları başında izleyen, gerek yurtiçinde gerek yurtdışında izleyen bütün hemşerilerimize selam, sevgi ve saygılarımızı sunuyoruz, Allah’a emanet olun.