MUHABİR: Evet, yağmuru bol İstanbul’dan selamlar, değerli dostlarımız, değerli izleyenlerimiz, Allah’ın rahmeti, bereketi üzerinize olsun. Kral Karadeniz ekranlarında, Adnan Oktar Hocamızla beraber Başbaşa sohbetlerimize, röportajlarımıza her zaman olduğu gibi bugün de devam edeceğiz ama bugün biraz daha konuları açacağız inşaAllah Hocamızla, hatta sizlerinde hoşuna gidecek tarzda sualler yöneltmeye çalışacağız. Baştanda böyle başlayacağız ama ne yapacağız, eğer sizlerden de sualler geliyorsa, ahirzamansohbetleri@hotmail.com, unutmuyoruz, yazı olarak arkadaşlarımız alttan geçerse izleyenlerimizde görecektir, ahirzamansohbetleri@hotmail.com. Eğer dediğimiz gibi bunu her zaman söylüyoruz ama söylemek zorundayız, eğer uydu alıcısı olmayan dostlarımız varsa, izlemek için böyle, hiç kaçırmasınlar, hemen bir bilgisayarın başına geçsinler www.harunyahya.tv dediler mi biz buradayız, canlı yayındayız, istediğiniz gibi bize ulaşabilirsiniz. Hocam sefalar getirdiniz, yine bugün şık, zarif
ADNAN OKTAR: MaşaAllah MaşaAllah
MUHABİR: Aslında böyle giyim, kuşam konusunda da böyle bir gıpta yok desem, yalan söylerim herhalde, bende yalan malan söylemeyim.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah MaşaAllah
MUHABİR: Hocam hemen alakasız bir konu gibi gelecek ama
ADNAN OKTAR: Estağfurullah.
MUHABİR: Memleketin bütün meseleleri bizi alakadar ediyor, Galatasaray ben başka bir takımı tutmama rağmen, ulusal anlamda olduğu için tabi ki seveceğiz, Ali Samiyen’de hiç olmaz bir şey oldu, artık gitti denilen bir yerde, 4-3 bir Fransız takımını yendiler, Bordeaux diye bir takımı. Futbolculardan bazıları işte Arda, Mehmet Topal, Emre Aşık gibi bazı topçu kardeşlerimiz sabah namazına gitmişler.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
MUHABİR: Bunun başarıyla bir alakası var mı, yok mu diye soruyorlar da, bunu toplum acaba niye yadırgıyor, Hocam siz ne dersiniz bu konuda, nasıl bir yorum getirirsiniz?
ADNAN OKTAR: İşin garip yanı mesela Musevi takımları oluyor, hepsi sinagoğa gidiyorlar, kippalarıyla dua ediyorlar, bunu çok çok makul görüyorlar, yani dinin diğer gereklerini de yerine getiriyor bu insanlar, yani birçok Avrupalı sanatçıda öyle, sinagogdan çıkmaz onlar, gece gündüz sürekli ibadet ederler. Bunu saygıyla karşılıyorlar ama bir dindar namaz kıldığında, oruç tuttuğunda şaşkınlıkla karşılıyorlar. Bu yıllarca masonların, insanların bilinçaltına enjekte ettiği bu aşağılık kompleksinden kaynaklanıyor, yani onlara bu ruhu, bir kısım insanlara bunu verdiler, imanları da zayıf, akılları da zayıf, aşağılık kompleksi de ilave olunca, dengeleri bozuluyor. Ondan sonra bu tarz beyanatlara başlıyorlar, nasıl namaz kılar, nasıl oruç tutar, nasıl Allah’a inanır. Peki, senin o küçük fındık kadar beyninle akledemiyorsan sen, Allah’ı fark edemiyorsan, o insanda fark ediyorsa akıllı bir insan olarak ve Allah’a kulluk görevini yerine getiriyorsa
MUHABİR: Aklın işi de o değil mi zaten Hocam?
ADNAN OKTAR: Efendim?
MUHABİR: Aklın işi de o değil mi zaten, Yaratıcıyı bulmak?
ADNAN OKTAR: Tabi, bundan makul ne olabilir? Çocuk bakıyor, her yer harika, her şey harika, bakıyor beynin içinde Allah çok güzel bir görüntü meydana getiriyor, koskoca bir stadyum meydana getiriyor, kaleler meydana getiriyor, gol attığını göstertiyor ona. Böyle bir harikayı gören bir insan, bu kadar şahane bir sistemi gören bir insan iman etmenin dışında ne yapar, değil mi?
MUHABİR: Bugün Hocam, Türkiye’de gelmiş geçmiş en iyi futbolcular arasında, artık rekorlar falan, hakikaten ben kendisini takdir ediyorum kişi olarak, sporcu olarak ama bir Hakan Şükür örneği var, itikadı da çok sağlam bir arkadaşımız, kardeşimiz diyelim
ADNAN OKTAR: MaşaAllah
MUHABİR: Ve her yerde de gümbür gümbür söylüyor, ben inancımla güçlüyüm. Bunu İtalya’ya gitti, söyledi, İngiltere’ye gitti söyledi, geldi Türkiye’de söyledi. Sırf bu yüzden çok belki üstünde entrikalar oynandı ama Hakan Şükür Türkiye’de erişilmez bir isim oldu.
ADNAN OKTAR: Evet, bu zihniyet masonluktan aldıkları destekle, bu mantığı kamuoyuna yaydılar. Mesela bugün de bir tane masonun bir üslubunu, bir konuşmasını gördüm,.
MUHABİR: Nato mermer falan derler
ADNAN OKTAR: Evet, tam öyle, yani doğru yoluna yürüyemiyor, kapılara çarpıyor artık, yani klasik bunak, dine, imana, mukaddesata söylemediğini bırakmamış kendi kafasınca. Kardeşim sen dini, Kuran’ı anlamıyor olabilirsin ama insanlar akıllı, insanlar zeki, insanlar araştırmacı, kültürlü ve bilgili. Nereye baksalar, neyi araştırsalar mesela hücreye bakıyor Allah’ın varlığını görüyor, kromozomların yapısına bakıyor Allah’ın varlığını görüyor, fosillere bakıyor Allah’ın varlığını görüyor, Darwin’in de saçmalarına da inanmıyor, dolayısıyla da Müslüman oluyor. Bunda şaşacak ne var?
MUHABİR: Doğru diyorsun Hocam
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Hocam Darwinist deyince, çok üzgünüz sevgili Darwinist kardeşlerimiz, Türkçe anlayan, başka bir lisanla da bunları zaten www.harunyahya.tv ‘de de göreceksiniz, tercüme etme şansınız olacak. Sizler için kötü bir haberim var, zaten çürüyen, zaten kokuşan düşüncelerinizle ilgili bir haberde, bizden böyle dostlarımızdan geliyor; Arda Petekli, Kayseri’den göndermiş bu haberi; Bugün Hürriyet Gazetesinde diyor, gazetenin adını da vermiş, ‘’Kenya’da bulunan 1.5 milyon yıllık ayak izleri, insanların çok uzun yıllar önce anatomik olarak bugünkü ile aynı ayaklar üzerinde yürüdüğünü gösterdi’’ haberi var. Şimdi Hocama soruyor bu konuda ne düşünüyorsunuz diye, işte bende sizlere bir kere daha geçmiş olsun diyorum, uğurlar ola.
ADNAN OKTAR: Nereye baksalar Allah’ın kanunlarını, Allah’ın yaratıcılığını insanlar göreceklerdir. Ne kadar saklamaya çalışırlarsa çalışsınlar, insanlar mutlaka bu bilgilere erişeceklerdir ama en büyük darbeyi şu yüz milyon adet fosille yediler ve Yaratılış Atlası’yla yediler. Şimdi mecburen sakladıkları gerçekleri ortaya çıkartmaya başladılar ki bunlar gerçek kafatası buluyorlar fakat tahrip ediyorlar, yani dünyanın birçok yerinde bulunuyor, fakat işlerine gelmiyor adamların. Mesela o Piltdown Adamı sahtekarlıklarını biliyorsunuz, montaj, şu bu falan kimyasal maddelerle yaptıklarını,
MUHABİR: Evet, kimyasal maddelerle yaptılar
ADNAN OKTAR: Çok fazla öyle yaptıkları oyun, bir tane, iki tane, on tane, yirmi tane değil ve en önemli suçları da fosilleri saklıyorlardı, biz bunu gün ışığına çıkarttık, ortaya çıkarttık, şimdi de yavaş yavaş artık itiraflara başladılar, gördüğüm kadarıyla.
MUHABİR: 1.5 milyon yıl, dile kolay bir zaman, böyle telaffuz etmek bile zor, bir insan ömrünün 50-100 sene arası gibi olduğunu düşünürsek, 1.5 milyon inanılmaz bir rakam, dediğimiz gibi geçmiş olsun Hocam, bir daha varsa taze bir şey getirin, bakalım demekten başka bir şey de gelmiyor akla. Hocam, son zamanlarda, bazı medyada, magazinde gelişen haberler var, işte bunlardan biri de şarkıcı bir arkadaşımız diyelim, şimdi dini kitaplar okumak istedim, başına bir olaylar geliyor, bu kokain meselesinden dolayı tutuklandı, sonra bırakıldı galiba, tavsiye eder misiniz kitaplarınızı Hocam?
ADNAN OKTAR: Çok iyi olur, tabi ben kitap gönderebilirim, eğer okumak istiyorsa
MUHABİR: Aydın Serbülent, İzmir’den böyle bir öneride bulunmuşta, kitaplarınızı tavsiye eder misiniz kendisine demiş, kim bilir belki bir şekilde bu haberde ulaşacak
ADNAN OKTAR: Hediye olarak gönderebilirim, yazıktır bazen böyle kadınların başına zor olaylar geliyor. Hemen onun üstüne böyle yüklenmek, onu mağdur durumda bırakmaya çalışmak, onu üzmeye çalışmak yanlıştır. Çünkü tamam bir cahillik etmiş olabilir, bir yanlışlık yapmış olabilir, neyse zaten cezasını çekiyor, çekecektir eğer varsa öyle bir durum ki mahkeme kararı kesinleştiğinde
MUHABİR: Hocam, o süreç bile bir ceza
ADNAN OKTAR: Tabi, yazıktır bu nihayet kadın, mazlum bir insan, bunu böyle afişe etmek, aleyhinde yazılar yazmak, onu üzecek sözler etmek değil, onun moralini düzeltecek, onu yeniden topluma kazandıracak, kendini toparlamasını sağlayacak sözler etmek lazım. Dolayısıyla ben bu tarz sözleri çok yadırgıyorum ve ben o bayana da şefkatle bakıyorum, merhametle bakıyorum, hiç doğru bulmuyorum, yani hani fırsatı ganimet gibi gören zihniyette pek hoş değil, yani çirkin görünüyor.
MUHABİR: Evet, medya, maalesef ülkemizde Hocam, çok farklı çalışıyor, olayları çok 180 derece değişik açılardan bakabilme, değişik yorumlayabilme ya da kendi işlerine, kendi hesaplarına ya da onları yönlendiren uzaktan kumandaların tavsiyelerine ya da direktiflerine göre hareket ettiklerini biliyoruz ama en azından şu var, bu bizim inanışımızda da böyledir, kusurları alıp açığa çıkartmak değil, örtmek asıl yiğitlik değil midir Hocam, saklamak?
ADNAN OKTAR: Mesela ona şefkat göstertilse, sevgi göstertilse, o zaten pişman olmuştur, alenen belli pişman olacağı, çocuk olsa anlar. Allah’ın varlığından bahsetmek, Allah’ı daha çok sevdirmek, Kuran’a yaklaştırmak, onun ruhunu daha ferahlatacaktır, daha rahatlatacaktır, belli ki bir kadın olarak şok geçiriyordur, tedirgin olmuştur. Onun üzerinden o şoku kaldırmak, onu huzurlu, rahat ve hatta neşeli hale getirmek çok önemlidir, yani yazık, günahtır öyle üstüne gitmek.
MUHABİR: Bir de hastalıklarda yine bunu da stresli bir hastalık olarak kabul edersek, ki öyledir zaten, asrın vebası da deniliyor, tedavinin en önemli unsurlarından birinin psikolojik rahatlama, huzur, iç huzur olduğunu düşünürsek huzur kapısının da nere olduğunu bulmakta, anlamakta fazla bir zorluk olmadığını düşünüyorum ben kendi adıma, onun içinde huzura varacak her yol bence doğrudur, böyle gitmek lazım. Şimdi Başbakan Tayyip Erdoğan, Hocam biraz hızlı hızlı geçiyorum, araları pek es veremiyorum, çünkü sualler hakikaten çok güzel. Amerika Birleşik Devletleri başkanı Obama’nın Ortadoğu özel temsilcisi George Mitchell, Türkiye’nin barış sürecine katılımı konusunda yaptığı telkinlerden sonra, Hamas’ta olumlu değişimler gözlemlendiğini söylemiş, bu konuda neler söylemek istersiniz, daha katedilecek çok yol var mı sizce akılcı yaklaşımlar konusunda diyor Isparta’dan Burcu Çelikel, soruyor Hocam bu soruyu da.
ADNAN OKTAR: Dünyaya tabi Türkiye güzel örnek oluyor, güzel örnek olacaktır. Hamas’ta İsrail’le bir alıp veremediği yok, onlar üstlerine zulüm uygulanmasın, onlara bir acı verilmesin, onun üstünde duruyorlar ama savunma refleksleri tabi ki uygun değil, yani daha akılcı, daha makul, daha tutarlı tavırlar var. Zannediyorum daha akılcı, daha makul tavırlara doğru yol almaya başladılar, bu da güzel ama temelinde iyi niyetli, sevgi dolu, imanlı, aklı başında insanlar bu insanlar ama çaresizliğin etkisiyle, biraz da tedirginliğin ve gerilimin etkisiyle bazen böyle makul olmayan, mantıklı olmayan eylemlerde yapabiliyorlar insanlar, tavırlar koyabiliyorlar ama şu an inşaAllah Türkiye’nin garantörlüğü devreye girerse, onları tamamen rahatlatacak bir çizgiye doğru olaylar gelişecek gibi görünüyor ama onları asıl rahatlatacak olan Türk-İslam Birliğidir, yani bunlar geçici çözümlerdir.
MUHABİR: Türk-İslam Birliği deyince, bilmiyorum arkadaşlarımız bu tabloyu nasıl görebiliyorlar, nasıl bakabiliyorlar buna ama bunu hakikaten ilk gördüğümde, ilk ne olduğunu sorduğumda benim tüylerimi diken diken etmişti. Bir köşede de hep bakma, en azından kimlik olarak bazı şeyleri hissetme gibi bir zorunluluk hissediyorum, yani vazgeçemediğim bir sevda gibi benim peşimde, illa bunu göreceğim, illa bu olacak bir köşede, yani başucu dersi, ödevi gibi bir şey.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Umarız herkes için bu böyle olur, bunda bizim kimliğimiz, milli, manevi anlamda hangi açıdan bakarsanız bakın hepsi var diye düşünüyorum, gerçekten muhteşem bir mozaik değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, evet, Osmanlı Devlet Arması ki Osmanlı yıkıldı ama sevgisi, sevdası gönlümüzde kaldı maşaAllah.
MUHABİR: Osmanlı var hala Hocam, arşivler, tapularda, nüfuslarda, hala o eski kayıtlara gitmemiz gerektiğinde
ADNAN OKTAR: Şimdi Osmanlı öyle bir ortaya çıkacak ki, Osmanlı ruhu, Osmanlı karakteri, Osmanlı kişiliği Türk-İslam birliğiyle en mükemmel, en sıcak, en doğru şekliyle ortaya çıkacak inşaAllah.
MUHABİR: Evet, turayı görünce de işte nübüvvet mührü geliyor aklıma, nübüvvet mührü deyince de vaat edilen kişi
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah
MUHABİR: Bende trafik karışacak,
ADNAN OKTAR: Ben dini konularda titiz olduğum için, sizlere hatırlatıyorum, trafik karışmaz dediniz ya, o doğru değil onu yani dini konularda o olmaz. Hani trafik dediniz ya, şimdi Mehdiyetle, nübüvvet, ikisini ben bu tip terimleri, böyle güzel sözlerde uygun bulmuyorum, ara ara söylüyorum
MUHABİR: Bazı şeyler var, siz takdir edersiniz onu, kesinlikle çok iyi anlayacaksınız beni o konuda, sus kapısı vardır insanlar için, işte geliyorsunuz, bir kapıya dayanıyorsunuz ama orada susmak, daha öteye gitmemek en azından bir süre,
ADNAN OKTAR: MaşaAllah
MUHABİR: En azından ya da emremi tabi kalmak gerekiyor, ya da bir şeyler sizi orada tutuyor, o kapı sus kapısıdır bana göre tabi, orada kalınması gerektiği için o kelimeyi kullanamayınca, böyle abuk subuk, benim gibi cahil fukaralarda böyle laflar edebiliyor.
ADNAN OKTAR: Estağfurullah, ben bunları özellikle, ben sizin Allah aşığı olduğunuzu biliyorum…
MUHABİR: Allah razı olsun
ADNAN OKTAR: Sizin deli aşık olduğunuzu biliyorum, coşkunuzu, imanınızı Allah’a çok şükür görüyorum ve sizi de çok seviyorum. Benim sözüm size dolaylı yoldan ama bunu yapanlara daha çok örnek olması için
MUHABİR: Kızım sana söylüyorum
ADNAN OKTAR: Evet, evet, o tarzda söylüyorum, dolaylı yoldan size de inşaAllah faydası olması için.
MUHABİR: Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR: Geçenlerde, herhalde dün, yine her devrin adamı, dinle ilgili, dine uygun olmayan çok çirkin bir söz etmiş, dinsizliğini de hemen oradan insanlara gösteriyor, yani böyle alaycı, aşağılık üslupla, genellikle dinle alay eden, dinin hükümleriyle espri yapan bir tip bu, yani mason localarında da bunları bu şekilde dillendiren, bu konuları bu şekilde dillendiren bir insan, yani çirkin bir espri anlayışı var. Dünde bunu yine gösterdi melanetini, dinle ilgili bir konuda, kendince o yalakalık yaptığı, uşaklık yaptığı o masonları eğlendirecek, onların aferini kazanacağını düşündüğü bir söz etmiş ki çok çirkin, dini konuları tenzih ederim, çok çok çirkin, inşaAllah.
MUHABİR: Evet, Papa Hocam, Erzan Körüklü bu soruyu hazırlamış ve göndermiş, gerçek Tanrı’nın yerini ihtiras putu aldı demiş. Tanrı kelimesini Hocam kullanmış ama rahiplere hitaben Papa, krizin gerçek Tanrı’ya karşı olan putperestlikle insan hırsını ve Tanrı imgesi yerine bir başka Tanrı’nın, ihtiras tanrısının konulmasının sonucu çıktığını kaydetmiş. Papa arada böyle diyor ama Vatikan’da masonların etkisinde değil mi demiş kardeşimiz.
ADNAN OKTAR: Geçenlerde Dawkins’le bir rahip tartışıyor, rahip bir türlü içinden çıkamıyor, hem Darwinist rahip, yani Papa’nın mantığını savunuyor, hem de Dawkins’le tartışıyor, tabi adam bunla adeta eziyor onu. Halbuki aklını başına alsa, bu yaranmacı kafayı kaldırsa, insanlar ne der mantığını bir kenara bıraksa, kardeşim senin elinde bir kere 100 milyon fosil var, Allah sana yüz milyon ispat koymuş, koysana adamın önüne bu konuları, götür hiçbir şey yoksa benim atlasımı koy adamın önüne, zaten bitecektir, zaten o konuda hiçbir şey söyleyemiyor. Çocuklarla tartışıyor Dawkins, küçük, ufak, 6-7 yaşında, 10 yaşında çocuklarla gidip tartışıyor. Diyoruz çocuklarla tartışacağına, gel benle tartış diyorum, gelmiyor. Gidiyor rahiplerle tartışıyor, din adamlarıyla tartışıyor, bana gelmiyor. Çünkü biliyor ezeceğimi. Biz gelelim diyoruz, onu da kabul etmiyor.
MUHABİR: Yani Ehli-iman değil Hocam, sünnete davete icabet etse, Sünneti Seniye,
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Gelecekler bir gün herkes bir şekilde yola gelecek ama inşaAllah, kapılar kapanmadan gelirler, tövbe edecek fırsatları olur.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah
MUHABİR: Sayın Hocam, Risale-i Nur’da Bediüzzaman Hazretleri, farklı hayat tabakalarının varlığından bahsediyor, farklı hayat tabakaları. Hz. İdris ile Hz. İsa’yı aynı yaşam tablosunda, Hz. Hızır ile Hz. İlyas’ın ise ayrı bir yaşam tabaksında olduğunu söylüyor. Bu konuyu detaylı olarak anlatabilir misiniz demiş, bunu da Afyonkarahisar’dan Sedat Zengin soruyor.
ADNAN OKTAR: Bizim ahir zamanda görüşeceğimiz, bağlantı kuracağımız kişiler, Mehdi, İsa Aleyhisselam ve Hızır Aleyhisselam’dır. Yalnız Hızır Aleyhisselam insanların görüşeceği, yani rahatça bağlantı kuracağı bir kişi değildir, görürler fark edemezler. Hatta Hızır Aleyhisselam’ın eşya görünümü alma özelliği de vardır, bu bilinmiyor olabilir, isterse eşya görünümünü de girebiliyor, öyle bir varlıktır.
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Fakat Hz. İsa Aleyhisselam’ı göreceğiz, yani herkes kucaklayacak, sevecek, bütün dünyayı gezecek, yani alenen görülecektir. Mehdi’de, İsa’da açık görülecek kişilerdir fakat Hızır genellikle yakaza halindeyken bağlantı kurulabilen bir varlıktır, yani görüşmek isteyenler yakaza haline girdikten sonra, yani ruh haline geldikten sonra onla görüşürler genelinde, yani aleni görüşmesi olur. Mesela Fatih Sultan Mehmet Devrinde olmuştur, Abdulkadir Geylani’nin mesela sohbetlerine gelmiştir ama asıl görüşmesi, yani bilgi aktarmasının yakaza halinde olduğunu görüyoruz. Mesela Hz. Musa ile görüşmesinde, Hz. Musa’yı bir zaman yolculuğuna çıkarttığı anlaşılıyor, yani Hz. Musa’yı zamanın içersinde gezdirdiği anlaşılıyor.
MUHABİR: Acaba Resulü Ekrem Efendimizin Mirac yolculuğu
ADNAN OKTAR: Onu andırır bir şey, evet onu andırır bir şey, böyle ruh halindeyken bir gezinti. İstanbul’a getirmiş benim gördüğüm Hz. Musa’yı, Yuşa’yı orada bırakmışlar, Yuşa Aleyhisselam’ı, Yuşa Tepesinde biliyorsunuz Beykoz’da meftundur inşaAllah.
MUHABİR: Güzelde bir yer Hocam, bilmeyenlerinde İstanbul’a geldiği zaman orayı görmesini tavsiye ediyoruz, gerçekten boğaz, her şeyden önce Mevla’nın bizlere lütfettiği bir tabiat harikası, böyle bir şey yok dünyanın hiçbir yerinde
ADNAN OKTAR: MaşaAllah
MUHABİR: Yuşa Aleyhisselam’da çok güzel bir yerden bakıyor İstanbul’a diyebiliriz. Evet Hocam, iyi akşamlar, sunucu kardeşime iyi yayınlar dilerim demiş, Hocama da selamlarımı iletiyorum
ADNAN OKTAR: Aleykümselam
MUHABİR: Sayın Hocam, hatırladığım kadarıyla yıllar önce sizi ve arkadaşlarınızdan birçoğunu hiçbir suçu yokken, haksız yere gözaltına almışlardı demiş. Aynı gün ana haber bültenlerinde, hakkınızda olmadık iftiralar atılmaya hazırlanıyorlardı ki Allah’tan tam bu haberleri sunacakları anda deprem oldu ve korkudan haberi sunamadılar. Bu haberler yerine deprem haberlerini vermek zorunda kaldılar.
ADNAN OKTAR: Evet, o zaman Allah’ın bir tevafuku, hakikaten ilk bizim haberimiz okunacaktı, yani bize böyle masonlar korkunç heyecan içindeydiler, hatta ayinler düzenlediler, büyük bir sevinç, mason ayinleri yapıldı, o zafer olarak gördüler bize yapılan o operasyonu, müthiş heyecanlandılar. Daha öncede İstanbul dışında da öyle onların yaptıkları operasyonda da böyle törenle Kuran yaktıklarını biliyoruz masonların, yani bize yapılan,
MUHABİR: Törenle?
ADNAN OKTAR: Tabi, bunların ruh hastalığını, akıl hastalığını anlatsam, izah etsem, yani sabaha kadar bitmez.
MUHABİR: Hocam bir de yansımayan, kamuoyuna yansımayan çok şey var insanların bilmediği
ADNAN OKTAR: Evet, çok çok, bunlar büyük bir heyecanla böyle bize yönelik bir şey içersindeydiler, Allah’ın hikmeti, tabi o gün biz o dönemde şehit olanlara Allah’tan rahmet diliyoruz ama bir tevafuk, o anda hakikaten tam bizim haberler okunacakken deprem oldu. Deprem olunca, haber spikerleri haberi durdurdular, yani bizim haberler okunmadı, çok çok sonra okudular, yani bir süre sonra okundu ve bütün Türkiye’de gördü bunu zaten.
MUHABİR: Deprem derken Hocam,17 Ağustos mu, Düzce mi?
ADNAN OKTAR: 17 Ağustos, işte ilk 99’daki olan. Ondan evvelde yine bunların bir şeyi olmuştu, İstanbul dışında bir şey ayarlamışlar bu olayda, İsrail’den adamlar gelmişti buraya, toplantı halindeydiler. Onu bir gün daha detaylı anlatabilirim, yani bize yapılacak bir oyun tasarlamışlardı gecenin 3’ü gibi, 2’si gibi, büyük kapsamlı bir olay olacaktı, onu da beceremediler, Allah onu da ayaklarına doladı, onları da bir sebeple durdurdu Allah.
MUHABİR: Röportajlarınızda medya baronundan bahsediyorsunuz, bu barondan herkes rahatsız ama dile getirmiyor diyorsunuz, bu baron deşifre olduktan sonra, medyada nasıl bir değişim olur sizce demiş, Bursa’dan Hakkı Bey, böyle bir mesaj gönderiyor.
ADNAN OKTAR: Baronun kafasında öyle bunak kafalı, kemik kafa, taş kafa tabir ettiğimiz çok fazla insan var, yani bunun ekibi geniş. Bunlar Allah’a, dine kesin cephe almış, dinden nefret eden, İslam’dan haşa nefret eden, böyle ruhu kazıklaşmış, kemikleşmiş, nasırlaşmış insanlar. Bunlar sürekli toplantıda birbirlerini böyle teşvik ediyorlar ve Türkiye’yi de böyle hortumlarını adeta sarmış vaziyetteler. Bizim mazlum milletimiz böyle ekonomik sıkıntılar içersinde inlerken, onlar şatolarında, viskilerle, havyarlarla affedersiniz domuz gibi beslenmenin peşindeler ve o körpecik kızları, körpecik insanları oralarda kullanıyorlar, yani bunların kullandığı kendi bir sistemleri var zaten, o sistem doğrudan bunlara çalışıyor, yani alt yapıda bir sistem kurmuşlar, çok karanlık, her yerde bağlantıları var, yani adeta devlet içersinde devlet gibi olmuşlar, fakat şu an devletimizin işte birkaç girişimi oldu, işte hortumlarına birkaç düğüm atma olayı oldu biliyorsunuz. Hemen her devrin adamı bir şöyle bir çığlık attı, hemen manşetten bir ortaya çıktı, kendini bir gösterdi, yani olayın haksızlık olduğunu vurgulayacak tarzda. Yalnız bu her devrin adamı da o kadar güvenli bir yerde duruyor ki onun açısından, yani hakikaten dokunmak mümkün değil adama ve çok sinsi ve çok oyuncu, hiç telefon kullanmaz, yani ona çok özen gösteriyor. Bu baronun bir yancısı ve adamı var, beslemesi, baronun yani kalemşoru bunun, bu ona orda bir yer vermiş, hem besliyor, ona bir siyasi imkanlarda veriyor, sosyal imkanlarda veriyor, çevrede vermiş ona, aslında o da garibanın teki, şivesinden bile anlaşılıyor, yani tam bir gariban, yani ben garibanları her zaman severim ama garibanlıktan
MUHABİR: Haddini bilir.
ADNAN OKTAR: Evet, haddini bilir gariban, mazlumdur güzel ama bu enaniyetli ve azgın. Bu her devrin adamının eski arkadaşı, eski meslektaşı, bunlar beraber çalışmışlar zamanında, ikisi birlikte çalışmışlar, anca geçiniyorlarmış zamanında. Sonra bunların birisi baronun sağ kolu olmuş, bu öbürüde her devrin adamı olmuş, o oradan, o oradan, Türkiye’den ne çıkarabilirlerse artık, memleketten ne çıkarabilirse. Bu her devrin adamının da en büyük amacı, en yükseklere çıkabilmek, yani eskiden beri bunun hedefi budur. Bunu birkaç defa da denediler, düşündüler en yükseklere çıkabilmeyi.
MUHABİR: Geldiği yerde o ihtirası, o hırsı biraz uyumlu, nerden geldiğine bakarsak.
ADNAN OKTAR: Mesela dün de baktım dinle alay eden, böyle küstah, saygısız, böyle züppe bir üslubu olmuş. İşte bu masonları eğlendirirken kendince, bu ahmak kafasıyla eğlendirirken bu üslupla bu tipleri eğlendirmeye kalkıyorlar, bunların toplantılarında, dine, mukaddesata muhalefet ana konu oluyor ama Müslümanları gördüğünde, onların yanında bir namaz kılıyorlar, millette bunları normal dindar zannediyor ama masonların yanında viskisini de içiyor, başka rezalet varsa onu da yapıyor. Mason toplantısında her türlü ayinde gerekeni yapıyor, bunların boynuna ip dolayıp yerde gezdiriyorlar biliyorsun mason toplantılarında. Milletin karşısına da muazzam bir adam edasıyla çıkıyor. Gözlerini bağlıyorlar, mason maskeleri var, şöyle siyah, büyük, onu arkadan bağla bağlıyorlar, boynuna kalın urgan bağlanıyor. Bunlar dört ayakta yerde sürükleyerek, adım adım o tefekkür hücresi denen yerden, adım adım adım getirilerek meşrika azamın önüne kadar getiriyorlar, 33 derece mason…
MUHABİR: Kelp gibi
ADNAN OKTAR: Efendim?
MUHABİR: Kelp gibi
ADNAN OKTAR: Köpek gibi tabi, yerde sürüklenerek böyle apallayarak koskoca adam geliyor, kravatlı, ceketli, takım elbiseli adam
MUHABİR: Yani kravatlı köpek, teşbihte hata olmaz
ADNAN OKTAR: İnanılır gibi değil, onlarda orda garip sesler çıkarıyor, ben yani utanıyorum söylemeye, rezalet böyle birkaç heceden oluşan kısa kısa komik sesler, cümleler ve yüksek seslerle bağırıyor bu adamlar, tam bir rezalet yani.
MUHABİR: Hakikaten çok enteresan şeyler, bir de Hocam isim vermiyoruz, vermiyorsunuz, ben de siz vermediğiniz için bende susuyorum ister istemez. Ama bir örnek vermem gerekirse bunların namus anlayışı, bu ülkeyi sevme anlayışı, şu kalem, elimdeki kalem, ben bu kalemi size verebilmem için hem borç para alıyorum, hem de o parayla bu kalemi satın alıyorum gibi bu kadarda ahlaksız biri. Söz gelimi devlete ait olan bir mülkü, malı ya da emtiayı almak için tekrar devletten borç para alarak, onu alacak kadarda artık birileri de sebep olmuş, o kadarda namussuz, şerefsiz bir insan, tutamadım kendimi söyledim...
ADNAN OKTAR: Birde bunlar millete de namus dersi veriyorlar ama o da çok manidar, yani sayfasında bakıyorsun tam bir namussuzluk gösterisi var, yani fuhuşu teşvik eden bir konuşma yapmış, bir resim koymuş ve onla ilgili de izahları var, anlatımı var, alenen teşvik ediyor.
MUHABİR: Hocam magazinler zaten, yani biliyorsunuz magazinleri, çok özür dilerim lafınızı da kestim ama bugün magazinlere baktığımız zaman, magazinlerde hakikaten basının en önemli, medyanın en önemli kavramlarından biri, Hipokrat yemini gibi bir şeydir bu, kamu yararına olan unsurlar söz konusudur ama biz bugün medyaya baktığımızda, özellikle magazin programlarına baktığımızda, yani %100, %1 ihtimal bile veremeyeceğiz tamamıyla ahlaksız teşvikler, ahlaksız örnekler diyebiliriz yani.
ADNAN OKTAR: Bir kısmı diyelim, çünkü medyanın bir kısmı tabi güzel, yani doğru yolda gidiyor ama bir kısmı da hakikaten çok ahlaksızlığı teşvik ediyor, arkasından da ahlak dersi vermeye kalkıyorlar, o çok acayip oluyor.
MUHABİR: Zaten kastım onlara Hocam, kastım onlar zaten.
ADNAN OKTAR: Onları kastediyorsun, evet belirli bir bölümü, tamamı diyorsunuz, doğru, evet
MUHABİR: Onların magazinleri, onların görsel basına, işte yazılı basına baktığımız da hakikaten böyle.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Evet, Başbakanın insanlara medya konusunda boykota çağırması doğru mu demiş, Emre Güvence, bunu da Konya’dan soruyor Hocam?
ADNAN OKTAR: Başbakanın?
MUHABİR: İnsanların medya konusunda boykota çağırması doğru mu diyor?
ADNAN OKTAR: Yani eğer insanlar bilgilenmek istiyorsa, istediği eseri okur, istediği televizyonu seyreder, bilgilenir. Çünkü biz, mesela ben medya baronunun ahlaksızlığını nasıl takip edeceğim
MUHABİR: Kendi yaptıklarından
ADNAN OKTAR: Kendi yaptıklarından, yani onun pisliğini, rezilliğini görebilmem için onun mekanına bakmak durumundayım ben yani ve ona göre de ben kamuoyunu aydınlatırım, bilgilendiririm.
MUHABİR: Zaten hani düşmanını tanımayan, kendi düşüncelerinden emin olamaz
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Onun özelliklerini, onun vasıflarını bence en ince ayrıntılılarına kadar bilmek lazım ki
ADNAN OKTAR: Evet, Başbakanın tabi hangi medyayı boykota çağırdığını bilmiyorum ben ama benim bildiğim mesela baron denen mahluk yani Türkiye’yi sömüren, Türk Aleminin deccali olan ve Türk-İslam Birliğinin karşısına heyula gibi dikilen, dine ve mukaddesata ait ne varsa saldıran ve ekibiyle saldıran, hatta birtakım Müslümanları da kandırıp kendi ekibine alan ki diyor ki hadiste şöyle çok manidardır; Sen diyorlar bu deccalin yanına niye gittin diyorlar, soruyorlar, diyor ki çünkü ekmeğinden yemek, çorbasından içmek için gittim diyor, ben onun deccal olduğunu biliyorum diyor, hadis var, yani çıkar için gidiyorum diyor. Kardeşim senin Müslümanlık onurun, haysiyetin yok mu, sen bu adamın ne olduğunu biliyorsun, ahlaksızlığını biliyorsun. Seni o kullanacak, diyecek ki bak kimler var benim yanımda değil mi ve onu kendisine bir makullük ve geçerlilik belgesi gibi kullanıyor.
MUHABİR: Sonuçta El rızku el Allah, yani rızık kapısıyla kafire boyun eğmek, ya da ona ram olmak hiç hoş bir şey değil ama
ADNAN OKTAR: Çok çok aşağılayıcı tabi
MUHABİR: Evet Alevilerin demiş Mehdi’ye olan bakışları nasıl acaba diye sormuş, Ali Ekber soruyor bunu da, İstanbul’dan Münezzir?
ADNAN OKTAR: Ali Ekber maşaAllah, maşaAllah
MUHABİR: Epey yaygındır Aleviler arasında bu isimler.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Haydar Ali Ekber
ADNAN OKTAR: Benim soy olarak biliyorsun ceddimdir Hz. Ali, onların hepsi Mehdi aşığıdır, Hz. Muhammed aşığıdır.
MUHABİR: Hocam, ceddimdir derken?
ADNAN OKTAR: Efendim?
MUHABİR: Soy olarak?
ADNAN OKTAR: Hz. Ali’den, yani Hz. Ali, Hasan, Hüseyin biliyorsunuz
MUHABİR: Peygamber Efendimizin soyu, şahsi olarak mı söylediniz ceddimdir deyince?
ADNAN OKTAR: Tabi ben seyyidim, Peygamber Efendimizin neslindenim ben
MUHABİR: Yok Ankara deyince onu bir açalım Hocam, şu seyitlik olayını, çünkü seyitlik özel bir vasıf yani bu…
ADNAN OKTAR: Onu da ben maşaAllah, bizim akrabalarımız biliyorlarmış, bize söylememişlerdi, ben özel olarak bir profesöre bu görevi verdim, bu konuda uzman, secere profesörüne. Onlar özel olarak gidip Kafkasya’da bizim bölgede araştırma yaptılar, o zaman ortaya çıktı, çok bilimsel ve çok kapsamlı bir araştırma yapmış, yaklaşık otuz kuşak geriye kadarda gitmiş, o zaman öğrendik.
MUHABİR: MaşaAllah
ADNAN OKTAR: Evet, hatta Kafkasya’daki dedemi kitaplarda da geçiyor, hatta görünümün Avrupai olmasından dolayı da, yani böyle onu ifade eden bir şeyde geçiyor o kitaplarda.
MUHABİR: Hocam, Horasan hani Horasan elleri der ozan, o köken oralara mı?
ADNAN OKTAR: Evet, o taraflar, Kafkasya, Horasan, o taraflar, evet, inşaAllah.
MUHABİR: EyvaAllah, ben seyyidlere karşı zaten bir zaaf hep vardır içimde
ADNAN OKTAR: MaşaAllah
MUHABİR: Çünkü onların biraz daha farklı olduğunu biliriz, düşünürüz tabi Ehli Sünnet sahibi olanların, Elhamdülillah, bir şey demeyeceğiz. Mehdi’de her peygamberin bir özelliği vardır demiştiniz, acaba hangi peygamberlerin özellikleri bulunuyor, Ulaş Ender’de bunu İzmir’den sormuş Hocam?
ADNAN OKTAR: Evet, hadisleri şimdi bulabilirim ama benim yaklaşık aklımda kaldığı kadarıyla söyleyeyim; Hz, Yusuf’a zindan yönünden benzer diyor, yani hapise girmesi yönünden benzer. Hz İbrahim’ e uzun ömür yönünden benzer. Hz. Eyüp’e çilelere ve acılara, zorluklara tahammül yönünden benzer diyor, Eyüp sabrı vardır şeklinde geçiyor rivayette. Peygamber Efendimize onun kılıcı, gömleği ve bayrağıyla çıkması yönünden benzer diyor. Zaten Peygamberimiz kendi de diyor; Cismi İsrail cisimdir diyor, ahlakı benim ahlakımdır diyor, benim ahlakıma benzer diyor Mehdi, Onun yönüyle benziyor. Zaten orada Peygamberimizin kendi izahı var hadiste. Fakat cismi İsrail cismidir diyor, yani Hz. İsa’ya çok benzeyecek Mehdi, ikisi yan yana geldiklerinde zaten ikiz kardeş gibi olduklarını göreceksiniz inşaAllah, göreceğiz inşaAllah.
MUHABİR: İnşaAllah, bizim ömür yeter mi acaba?
ADNAN OKTAR: Yeter, yeter sen kendine çok iyi bakıyorsun, hiçbir şey olmaz inşaAllah, Allah’ın izniyle, inşaAllah.
MUHABİR: Sayın Hocam, Mehdi de Peygamberimiz gibi birçok zorluk yaşayacak dediniz, acaba Mehdi’ye de Peygamberimize dendiği gibi deli denilecek mi veya benzeri kavramlar herhalde bundan söz ediyor, Edirne’den Musa Alioğlu, bu sualin sahibi Hocam.
ADNAN OKTAR: Onla ilgili sarih bir hadis bulmadım ama bir hadis buldum, oradan şüphelendim, yani olabilir. Çünkü Mehdi’nin boynuna diyor bakırdan bir künye takılacak diyor, bu akıl hastalarına takılır bakırdan künye boğazına, yani onun adı, soyadı, adresi yazar, yani Bakırköy’de de öyledir hastalarda.
MUHABİR: Hocam, sizde de oldu öyle bir süreç, yani biliyorsunuz o taraftan bir geçirdiler sizi.
ADNAN OKTAR: Ama binlerce, on binlerce var akıl hastası, o zaman tedavi görmüş…
MUHABİR: Hiç alakası olmayan bir şeyle tuttular orada sizi gözaltına alma gibi bir durum olmuştu.
ADNAN OKTAR: Evet, ama birçok kişi var, binlerce insan olmuştur, Said Nursi Hazretleri de biliyorsunuz akıl hastası diye akıl hastanesine yatırılmıştır, o da bir süre kalmıştır, o zamanın doktoru
MUHABİR: Ama sizinki çok enteresan Hocam, sapasağlam bir insanı, hem düşünce sağlamlığı var, hem beden sağlamlığı var, isnat edilen suçlarla da alakalı bir bağlantı yok ama ona rağmen öyle bir eziyet…
ADNAN OKTAR: Hayır var, hayır vardır,
MUHABİR: Mutlaka hayır var.
ADNAN OKTAR: Onda da bir güzellik var inşaAllah, Allah o çileyle beni imtihan etti, Allah kalbimize inşirah verdi, ferahlık verdi, cesaret verdi, şevk verdi, mühim olan Allah’ın bizi böyle imanlı ve coşkulu yaratması. Mesela o rivayette yine dikkatimi çeken bir şey daha var; Bu yerin bahçelik olduğunu söylüyor. Mesela hapishane olsa bahçelik olmaz, yeşillik olmaz. Hastaneler yeşillik, bahçelik olur ve elinden ve ayağından bağlanacağı söyleniyor, yine bu yerde. Şimdi akıl hastaları elden ve ayaktan bağlanıyor, biliyorsunuz şu tarzda bağlanır onlar.
MUHABİR: Zarar vermesin diye.
ADNAN OKTAR: Evet,ayağından da zincirlenirler, işte kendilerince tedbir alıyor oradaki ilgililer. Bu hususlar bir araya geldiğinde sanki benim anladığım kadarıyla Mehdi’nin de Peygamberlere söylendiği şekilde bu iftirayla karşılaşacağını anladım, yani tabi Allahu Alem, net bir ifade yok ama bu hadisin çözümü böyle gibi görünüyor, Allah bilir doğrusunu.
MUHABİR: O zaman demek ki, Müslüman kesinlikle biraz siyaset yapabilmeli, siyaset derken parlamento siyasetinden söz etmiyoruz da İslami siyasetten daha akıllı, daha dikkatli, daha tedbirli çünkü dünyamızda ya da ülkemizde çok da idari anlamda diyelim güvenilir bir camia olmadığı için tedbirli olmakta fayda var diye düşünüyoruz.
ADNAN OKTAR: Evet ben akıl hastanesinden ben hepsinden razıyım. Allah hepsinden razı olsun, hepsini affediyorum. Beni oraya götürenler, orada tutanlar, beni zor ortamda tutanlar, ben hepsinden razıyım. Yani kardeşimdir hepsi, hepsini de affediyorum benim kimsede bir kinim, garezim, öfkem de yok. Onu da söyleyeyim. Ama tabi bu çok şaşırtıcı yani madem akıl hastası görüyorsun beni niye doktorlarla görüştürtmüyorsun? Niye hemşirelerle görüşmem yasak? Niye gelen öğrencilerle görüşmem yasak? Sen etkiliyorsun onları diyor. Akıl hastası başı derdindedir, lafını sözünü bilmez yani deli bilinmez mi delinin ne olduğu?
MUHABİR: Ama onlar doktorları korumuşlardır. Doktorlar delirmesin diye.
ADNAN OKTAR: Hayır, fikir olarak etkiliyorsun diyor. Açıkça söylüyorlardı. Gelen hiç kimseyle, zaten bana yasak koymuştu o dönemde. Kapıdan dışarı çıkmam yasaktı, telefon etmem yasaktı. Halbuki akıl hastaları evine dahi gidiyorlardı. Cumartesi, pazar günleri evlerine gidiyorlardı, dönüyorlardı. Bana o da yasaktı. Ama telefon yasağı niye kondu onu anlamadım.
MUHABİR: Korku hocam yaptırıyor insana.
ADNAN OKTAR: Kapıdan dışarıya, deli Hüseyin’i görevlendirmişlerdi bana. Daha önce de anlatmıştım. Deli Hüseyin çığlıkları ile ünlüydü. Akıl almaz bağırıyordu bağırdığı vakit böyle. Yani ona kapıyı aç demek mümkün değil zaten deli Hüseyin’e. Ama bol para verirsen belki. Yani o da onun aklına eserse onun delilik krizine rast gelmezse açıyordu.
MUHABİR: Bizim memlekette de var bir Arif. O, on liraya tav oluyordu. Ama yüz lira versen istemem onu diyordu. Mesela sigara içiyordu. Onun sigarası Maltepe idi. Marlbora versen kaldırıp atıyordu, suratına çarpıyordu adamın. O da öyle biriydi galiba.
ADNAN OKTAR: Mesela Allah korudu beni. Benim bulunduğum dönemde çok fazla insan öldürüldü orada. Çünkü akıl hastası en ufak bir şeye sinirleniyor, hiç ummuyorsun. Yahut bir şeyden şüpheleniyor. Neden şüpheleneceğini de bilmiyorsun. Alıyor mesela boğuyor, alıyor kafasını duvara vuruyor, öldürüyor. Ya da eline sert bir cisim alıyor oradan alıp vuruyor. Yani benim orada ne işim vardı. Daha hala onu anlayamadım ben. Üstelikte on ay.
MUHABİR: Az bir zaman değil hocam. İnsan yani ben kendi adıma baktığım zaman ben akli selim bir insan olarak çıkabileceğime hiç kani değilim öyle bir ortamdan.
ADNAN OKTAR: Yok yok hiç bir şey olmaz Allah korur inşaAllah.
MUHABİR: Sabır veriyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
MUHABİR: Sayın Hocam, yine çok dinçsiniz diyor. Allah kuvvet versin. Size sorum şu olacak: Mehdi’nin hem elinden hem ayağından zincire vurulacağı biraz önceki olayı söylüyorlar, hocam anlattı zaten. İşte bu da başka bir tevafuk. Sorudan önce cevap gidiyor adrese galiba. Evet bir röportajınızda hapiste bu olabilir dediniz fakat ayağından zincire vurulmuş hapiste olmuyor bildiğim kadarıyla. Acaba bu nasıl olur? Hakikaten hocam enteresan yani biraz önce bunun cevabını siz zaten verdiniz.
ADNAN OKTAR: Ayağımdan zincirlenecek ne var. Son derece makul, mantıklı ve tutarlı bir insanım ve çok şefkatli, merhametli bir insanım.
MUHABİR: Deli diyecekler ya hocam.
ADNAN OKTAR: Nezaketim, saygımda açık belli. O zaman da son derece saygılı, nezaketli, nezihtim. Yani kıpkırmızı oldum, çok utandım zincir vurunca ayağıma oradaki insanlar. Hayret ettim. Koskoca, bir de baklalı zincir. Ya Allah Allah hayırdır inşaAllah dedim.
MUHABİR: İmana zincir yani.
ADNAN OKTAR: Hayır tabi tedbir alıyorlar orada yani, göya ama. Usulden herhalde anladığım kadarıyla. Herhalde bir usülü vardır, kanunu vardır. Kanunsuz olarak yapmazlar onu. Fakat kısa bir zincir vurdular. Onunla şimdi abdest almak mümkün değil. Namaz kılmak mümkün değil. Namaz kılarken ayağımız havada kalıyor. Acayip bir şey oldu. Ben de dedim biraz daha ilave edin şöyle rica edeyim dedim. O normal kanunen de mümkün değildi. Allah razı olsun o zaman o kişi kimse, oradaki kişiler. Ama uzun mücadeleler verdikten çok uğraştık. Belki de mümkündü bilmiyorum öyle demişti. Usulde yok demişti. Ek bir şey bir o kadar daha kelepçe, zincir vurdular. O zaman uzadı, ben daha rahat hareket ediyordum o zaman. Namaz kılmak için de kolay oluyordu.
MUHABİR: On ay hocam.
ADNAN OKTAR: 45 gün ayağımdan zincirli kaldım. On ay da şuursuz akıl hastaları içinde kaldım. Ama yani yarısı çıplak adamların. Böyle yerlerde yatanlar üst baş. Yani bunlar doğal ihtiyaçlarını bilmiyorlar. Leş gibi üst baş yani. Çok kötü bir koku da hakimdi. Akıl hastası adam. Kimi kafasını duvarlara vuruyor ve deli çığlıkları akıl almaz güçlü oluyor çok şiddetli. Mesela orada bakıcılar onları bazen böyle tartaklıyorlardı onları durdurabilmek için. Onların çığlıkları, gecesi gündüzü de yok. Gecenin 12’si, 1’i, 3’ü. Beni de şöyle eski böyle banyodan bozma bir yer ama rezalet duvarları böyle taşları delik, oyuklar var böyle. Yani düştü düşecek dökülecek o tarz. Kapı da ittin mi açılıyor zaten. Hurda bir kapı. Çok döküntü bir yerdi çok.
MUHABİR: Eyvah, eyvah bayağı zor, eziyetli bir dönem. Sayın Hocam, Türkiye’nin en büyük petrol rezervi Diyarbakır’da bulunmuş. Siz de bu şehre dikkat çekmiştiniz. Bu konuda bir şey diyecek misiniz? Ali Ünlü bunu İzmir’den soruyor Ali Ünlü Merdane yanlış olmasın.
ADNAN OKTAR: Diyarbakır, evet bakırı ile de ünlüdür o bölge ki Kuran’da buna işaret edilir. Zülkarneyn’in biliyorsunuz sel gibi bakır kullandığı belirtiliyor. Ve demir kütleleri getirin bana diyor. Bir de onun üzerine bakır döktü diyor. Anlıyoruz ki Güneydoğu’da Yecüc ve Mecüc, yani PKK ayaklanacak onlara tanklarımız, toplarımız yerleştirilecek demir kütleleri olarak ve orada da bakır bol olacak. Sel gibi bakır akacak öyle ve dağlık diyor zaten. İki dağın arası diyor, dağlardan oluşan bir yer. Ve zaten Kuran da diyor ki onların her tepeden aştığını görürsün diyor, tepelerden. Yani PKK da öyle. Tepelerden aşarak saldırıyor. Yani insanlara saldırıyorlar ve tam bir Yecüc Mecüc özelliği gösteriyorlar. Yani bir yönüyle Yecüc Mecüc’e baktığı PKK’nı anlaşılıyor. Bir yönüyle yani gerekli ayetin işaretleri de çok benziyor. Ve Zülkarneyn’nin yaptığı sette de çok benziyor. Çünkü yapılan set demir kütlelerinden oluşuyor. Şu an kahraman ordumuzun yaptığı set de tanktan, toptan, askeri araçlardan oluşuyor ki, bunlar hep çelik ve demir kitleleridir, büyük kütle halinde çelik bunlar. Bunlar bir set oluşturmuş oluyor.
MUHABİR: Hocam petrol ile ilgili neler söyleyeceksiniz orada daha önce söylemişsiz galiba bunu.
ADNAN OKTAR: Petrol de çıkacak, altın da çıkacak acele etmesinler, etsinler acele de ama hepsinin bir vakti merhumu var. Bizim yer altı kaynaklarımız ve Türk-İslam aleminin yer altı kaynakları Allah’ın özel hazineleridir. Yani Cenab-ı Allah bu bölgeye koymuştur bu hazineleri. Demir, bakır, antimon, krom her şey bizde. Petrol yani uranyum ne ararsan bizde.
MUHABİR: Hocam, Yeri gelmişken şunu da soralım madem. Bor madenin bugün gelecek de yakıt olarak özellikle araçlarda kullanılacağı birçok alanda da gerek sınayi anlamında da olsun kullanılacağı çok etkin bir maden olduğu söyleniyor ama bizde de özellikle bor madeninin kullanılmadığı, üstünün kapatıldığı daha sonraya bırakıldığı ama buna da üstü kapalı dolaylı yollardan şimdi sahiplenmek isteyen ABD gibi ya da gene Mason locaları gibi bazı kavramların var olduğu da gizli saklı da olsa bir yerlerden kulaklara geliyor. Çok ayyuka çıkmasa da. Nedir Hocam, bizim bu kendi rezervlerimizi kullanamama bu IMF midir, dışa bağımlılık mıdır ya da kendimize muktedir olamamak mıdır ya da vakti zamanı var da dediğiniz gibi o kutlu evladın vanaları açmasına kalmış bir süreç midir?
ADNAN OKTAR: Mehdi diyor bütün hazineleri çıkaracaktır. Bütün hazineleri. Bunlar bizim hazinelerimizdir. Yer altı hazineleridir. Hepsini çıkaracak inşaAllah. Bir de gerçek hazineler de var ayrıca, hem İstanbul’da hem de kutsal yerlerde, mesela Kudüs’te bir çok yerde gizli hazineler vardır. Manevi hazineler vardır. Mesela Tevrat’ın orijinali, İncil’in orijinali birçok kutsal emanet de bulunacak. Ama petrol de altında diğer bütün değerli madenler de özellikle bor madeni de bulunacak. Ama birlik ve beraberlik çok önemlidir. Paramparça olmuş Türklük alemi. Paramparça olmuş İslam alemi. Bunların hepsinin bir yekvücut olması gerekiyor. Yani bu bizim konforumuzdur. Yani evin odaları her biri bir yere saçılmış. Ve evin odalarında insanlar tek tek oturuyorlar. Gelin evin salonunda toplanalım sohbet edelim. Niye ayrı gayrıyız yani Avrupa Birliği rahat rahat birleşiyor da bizim her şeyimiz bir, kültürümüz, ruhumuz, aklımız her şeyimiz bir. Törelerimiz, geleneklerimiz. Biz niye birleşmiyoruz? Yani bunun mantıksızlığını insanların görmesi gerek. Avrupa Birliğine saygıyla bakıyorlar. Çok makul diyor Avrupa Birliğinin birleşmesi. Peki Türk alemi niye birleşemiyor, niye mantıksız oluyor bu? Çünkü aynı kavimdeniz, aynı dindeniz, aynı örf ve aynı gelenekteniz. İslam alemiyle nasıl birleşemiyoruz? Aynı dindeniz ki bizi asıl birleştiren manevi çimento budur. Türklük alemi de İslam alemi de hepsi Türk dediğimizde bizim zaten Müslüman aklımıza geliyor, Müslüman deyince Türk aklımıza geliyor. Hepsi İslam, hepsi İslam dininin nur gibi çiçekleri. Hepsini bir birleştirelim. Yani bu korku nedir. Allah’a verecek bir can borcumuz var. Kim ne der? Ne derse desin kardeşim sana ne. En fazla gelip canını alır, alsın canını cennete gidersin. Sana ne diyebilir? Birleşmeye kim ne desin? Sen de ona sorarsın Avrupa Birliği neden birleşiyor dersin. Ve ayrıca onların lehine, iyiliğine bir şey. Yoksa Amerika, Avrupa hepsi batacak bu ekonomik krizde bundan kurtulamazlar. Bu tufan hepsini yutacak. Japonya falan hepsi dahil yutacak bundan kurtulamayacaklar. Türk-İslam alemi dünyayı kurtaracak. Bakın bu sözümün gerçek olduğunu insanlar görecekler önümüzdeki yıllarda. İnşaAllah.
MUHABİR: Zaten hocam, bizim yurtdışındaki gurbetçilerimiz özellikle Almanya’da hani diyorlar işte kapılar açılıp, duvarlar yıkıldı, doğu-batı Almanya birleşti falan ama her yerde bir çatırdama her yerde bir kriz, işsizler çoğalıyor işte suç oranları artmaya başladı, gayri ahlaki olaylar fazla vuku bulmaya başladı. Bir çöküş var, bir çatırdama var. Haçlının sanki kaleleri kendi silahlarıyla yıkılıyor gibi bir intiba, intiba değil de bir gerçek var. Ama işleyişi nasıl olacak, nasıl zamanda sonuç alacak onu bilemiyoruz ama bir yerler çatırdıyor artık. Özellikle ikiz kulelerden sonra sanki düğmeye basıldı.
ADNAN OKTAR: Evet işte artık bundan sonra hayır, nur çağı inşaAllah. Her yer nura gark olacak inşaAllah. Her yer Allah’ın nuru ile aydınlanacak. Allah Hadi ismiyle tecelli ediyor. Allah Mehdisini Hadi isminin tecellisi olarak gönderdi. İnşaAllah bu güzelliği hep birlikte göreceğiz.
MUHABİR: İnşaAllah hocam. Adil Serdar Saçan’ın devletin gizli belgelerini kurum dışına çıkarmak suçundan 5 ay hapis cezasına çarptırıldığı bir daha okuyayım Adil Serdar Saçan’ın devletin gizli belgelerini kurum dışına çıkarmak suçundan 5 ay hapis cezasına çarptırıldığı geçen gün birçok gazetede yayınlandı. Bu kişinin arşivinde sizin ve bazı BAV yargılananların da sorgu kasetlerinin olduğu yazıyordu. Bu konuda herhangi bir şikayette bulundunuz mu? Diye soruyor Zeynep Hanım da Edirne’den bunu hocam.
ADNAN OKTAR: Ben ve arkadaşlarım, hakkımızı arayacağız bu olayda bizi mağdur edenler, bize iftira atanlar, bize oyun oynayanlar kimse ortaya çıksın. O yüzden şikayetçi olarak mahkemeye katılacağız, dilekçe verdik. Mesela bu olay da çok acayiptir. Şimdi devletin emniyetindesin insan güven içinde olduğunu düşünür orada. Ben gece mesela 1 gibi 2 gibi kız arkadaşlarımın, arkadaşlarımın işkence bağırtılarını duyuyordum. Yani bu muazzam bir baskıdır. Arkadaşlarımın çoğu sakatlandı çocukların.
MUHABİR: Bu emniyet teşkilatı içinde
ADNAN OKTAR: Tabi emniyet 99 operasyonunda adli tıptan rapor aldılar. Birçoğu sakatlandı. Kimini belinden sakatladılar, kimini ayağından sakatladılar. Ben dedim “Yavrum dedim burada sakın direnmeyin bu insanlar sizin bildiğiniz gibi değil dedim. Ne diyorlarsa evet deyin dedim. Ve biz buradan bir çıkalım dedim şöyle. Fakat bir kısmına bunu ulaştıramadım tabi. Gözümüz bağlı, elimiz bağlı. Bir kısmı doğruyu sonuna kadar savunmuşlar ben yapmadım diyor.
MUHABİR: El, göz bağlı yani bu ülkede hocam hakikaten insanın şaşırası geliyor. Bu nasıl olur yani.
ADNAN OKTAR: Evet, yapmadım diyor. Sen misin yapmadım diyen. Elektrik veriyorlar, o Filistin askısına asmışlar. Filistin askısındayken işkence yapmışlar ve bir çoğu sakat kaldı arkadaşlarımızın. Ben anladım adamların üslubundan. Adam dedi “Senin ayağınla yer arasında ne kadar mesafe var dedi. Ölümünle hayatının arasında da o kadar mesafe var” dedi. Şimdi adam alkollü şakası olur mu bu adamın. Belli yani büyük olay olacak. Bana yaz neler yaptığını dedi. Ben normal yazmaya başladım. Ooo böyle olmaz dedi sen dedi anlamadın galiba falan dedi, şöyle hafiften bir gerindi. Ne yazayım dedim. Nasıl yazayım dedim. Başladı şunu yazacaksın bunu yazacaksın, bunları söyleyeceksin dedi. Benim kendi ifadelerimi bir görseniz yani dünyada ne kadar suç varsa hepsini yaptım diyorum. El yazısı ile kendim yazıyorum. Yani çete kurdum aklınıza ne gelirse. Ne yapayım biran önce çıkmam gerekiyor oradan. Ben zannettim ki ben orada yazarım. Sonra da savcının odasına çıkarım, Sayın Savcım ben böyle bir şeyi işkence altında dedim. Bunların aslı yoktur derim, mahkemede de aslı yoktur derim biter zannettim. Meğer olay öyle değilmiş. Sen onu söyledikten sonra, yazdıktan sonra onun öyle olmadığını ispatla mükellefmişsin. Ben nasıl ispat edeyim. Adam bana orada çete demiş. Ben ne diyeyim. Ben çete değilim diyorum ama istediğin kadar de.
MUHABİR: Çok enteresan bir şey.
ADNAN OKTAR: Şeyde de mesela odaya götürdüler orada da şimdi anlat dediler. Aynı sana anlattığımız konuları bir daha yeniden burada konuşacağız dediler. Orada da arkadaşları da var. Biz tabi hikaye tarzında gene onların dikte ettirdiği şeyleri aynen anlatmaya başladık. Şunu da ben yaptım bunu da ben yaptım. Hiç alakası tanımadığım adamları, kişileri mesela kimi söylesem acaba dedim şimdi gözleri dönmüş vaziyette. Sen dediler illaki birine bir şey yapmışsındır. Şimdi düşünüyorum aklıma bir isim gelmiyor. Basında herhangi bir insan şudur diyorum herhalde diyorum. Mesela benim aklıma gelmese onlar şudur diyor mesela bir isim veriyor tamam odur diyorum. Mesela gece yarısı birden geldiler. Paralar nerede. Şimdi ne diyeyim ben adamlara. Alkollü yani, gözü dönmüş. Gecenin 3’ü mü ne böyle zaten hiç uyutmuyorlar. Kaldığım süre içerisinde hiç uyutmadılar. 7 gün kaldım emniyette. Uyku diye bir şey yok. Ellerimiz arkadan bağlı betonda yerde oturuyoruz. Tuvaletin yanına koydular. Tuvaletin borusuna bağladılar. Oradan çıkış yan tarafa. Şimdi paralar nerede, para yok ne diyeyim, para olsa yani ne olabilir. Herhalde Al Baraka diyeyim dedim, Faysal Finans. Gece yarısı Al Barak, Faysal Finans’ı açtırmışlar. Baktılar bütün hesaplara para yok tabi. Şimdi para yok desem ne olacağı belli sakatlayacaklar. En iyisi Al Baraka, finans... Çocuklara sordum, bizim paralarımız nerede falan dedim onlara. Var mı paramız dedim. Onlar da yok dediler. O zaman ne diyelim dedim. En iyisi Al Baraka, Faysal Finansa yatırdık dedim çünkü bankaya yatırdım desem inandırıcı olmaz, oraya yatırdım diyeyim bari dedim. Gece yarısı açtırmışlar. Bakmışlar yok. Sonra zaten MASAK da bizle ilgili çok geniş araştırma yaptı. Mali durumumuzu incelediler. Tertemiz çıktı devletin araştırmasında. Herkesin hukuka, kanuna uygun ticaretini yaptığı, vergilerini verdiği yani sıfır hata çıktı tertemiz çıktık Masak raporundan. Oradan da tutturamayınca tabi olaylar bambaşka mecralara girdi.
MUHABİR: Eziyet var, ciddi bir eziyet var tabi bir de hakikaten saklanılmaması gereken bu konu. Buna benzeyen olaylar daha basitini bile yaşayan insanlar böyle sus pus oluyor yani sanki böyle bir flaster çekiliyor ağzına konuşamıyor. Bu anlamdaki cesaret bir kere bunu tebrik etmek lazım da hocam. Hakikaten bu ülkede sanki bir başka yere gidilmiş de bir başka memlekete gidilmiş bir ülkeye ya da balta girmemiş ormanlarda böyle yerliler, eski yamyam kabileleri yakalamış da böyle totem direğine bağlamışlar işkence ile insan öldürme falan gibi bir çizgi romanlarda bizim zamanımızın Tommiks Teksas’ı vardı okuduğumuz ya da bu hani iyinin kötünün oynandığı eski Western filmleri vardı hep onları çağrıştırıyor aklımızda böyle yerliler falan yani inanılmaz bir şey.
ADNAN OKTAR: Evet, o dönemde işte biliyorsunuz polis şefi de Adil Serdar Saçan’dı. Şu an iddia edilen Ergenekon tutuklusu olarak içeride. Yani insan çığlığı, işkence sesi, bağırtıları çok kötü bir şey Allah vermesin. Mesela yanımdan alıp götürüyorlardı arkadaşları beş dakika sonra muazzam bir insan çığlığı, önü arkası kesilmiyor. Bir geliyor ne dedilerse kabul etmiş. Ne konuştunuz diyorum mesela “şunu şunu şunu yaptın, bunu, bunu yaptın sen dediler” diyor, hepsini kabul ettim diyor. Ne diyelim. inşaAllah.
MUHABİR: Yani söyleyecek hakikaten bir şey yok. Mustafa Kemal Atatürk’ün diyor Mehtiyet konusunda bunu Hatice Tuncer soruyor Adana’dan hocam bu konuyu biliyor muydu? Bilginiz var mı diye sormuş.
ADNAN OKTAR: Atatürk veli bir insandır. Hz.Hızır Atatürk’e yardım etmiştir. Ve Atatürk çok çok dindar bir insandır. İnsanlar o yönünü tam kavrayamıyorlar. Yani dinde çok derinlik almış bir insandır ve olağanüstü bir insandır. Ve peygamber aşığıdır, Allah aşığıdır. Tabi ki bu vasiyeti var. Vasiyeti açılamadı, açmadılar biliyorsunuz.
MUHABİR: Şu 50.yıldakini mi diyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Tabi açılmadı. Hatta açan birisi demiş “Halk şimdi bunu kaldıramaz bu açıklamayı” demiş.
MUHABİR: Cumhuriyetin 50.yılında açılmak üzere bırakılan mektuptan söz ediyoruz değil mi hocam.
ADNAN OKTAR: Evetşimdi herhalde 2014’e ertelenmiş son olarak açılması. Yani benim duyduğum Mehdi’den de bahsediyor inşaAllah.
MUHABİR: Yani hakikaten onu hep merak ettik ama böyle batına açık değil ki bu şöyle keşfen bir açıp okusaydık diyeceğim ama. Hayırlısı demek ki vakti zamanı var hocam. Medya baronunun basın elinde olduğu için istediği kişiyi etkisiz hale getirme özelliği var demiştiniz acaba yargı üzerinde de etkisi oluyor mudur sizce? Sevgi Esentepe sormuş.
ADNAN OKTAR: Ben günlerden beri onu anlatıyorum. En tehlikeli olay budur. Yani en riskli olay, zaten kamuoyunda bütün halkın dikkatine çekiyor. Zaman zaman böyle olaylar ortaya çıkıyor. Geçenlerde dikkat ederseniz Baron’a birkaç hortumuna böyle kıskaç takıldı, düğüm atıldı. Baron adeta havaya hopladı. Hemen ilk aklına gelen bu konularda uzman olan yetkili gördüğü, hukuk konusunda yetkili gördüğü Her Devrin Adamına hemen müracaat tabi o kuryesiyle yancı bir kuryesi var onun. Her Devrin Adamıyla meslektaş olan. Hemen onu gönderdi. O da onun kalemşörlerinden. Bu baktık hemen manşetten baronu savunmuş. Yani baronu temize çıkaracak bir üslup yapmış. Bu kadar pervasız. Ama bu zamanında, bunun gözetiminde yargının bir çok noktasına kendine ihtiyaç duydukları birçok noktaya adamlarını yerleştirdiler. Şimdi bunun operasyonu öyle kolay bir operasyon değil. Mesela devletin herhangi bir memuruna, bir bakkala yahut herhangi bir insana yapılacak operasyon gibi olmuyor. Kanunen daha zor bu yani daha kilitleri fazla olan bir yer burası. Onun için burada tek çözüm halkımızın da çok destek olmasıdır. Özellikle savcılara bilgi aktarmaları, emniyete bilgi aktarmaları, mahkemelere, doğrudan mahkemeye de gönderilebilirler. Bilgi aktarmaları ne biliyorlarsa bu kilit noktalardaki kişilerle ilgili. Milletçe top yekün devletin arkasında olursak, hukukun arkasında olursak, hakimlerin, savcılar arkasında, emniyetin arkasında olursak yardımcı olursak onların işi müthiş kolaylaşır. Ama öbür türlü bu o kadar kolay bir operasyon değildir. Devlet yapsın biz seyredelim olmaz. Mutlaka destekçi, yardımcı olmamız lazım.
MUHABİR: Kesinlikle. Hoca doğru diyorsunuz. Çünkü artık yetti. Gerçekten yetti. Daha talan edilmedik, daha böyle irdelenmedik, daha böyle parçalanmadık bir şeyimiz kalmadı gibi. Hep de söylemeye çalıştığımız gibi iman var, imanın esasları var. Tek çıkış olarak görünen bu. Onun tabi getirdiği şeyler de paralelinde.
ADNAN OKTAR: Baron’un öyle fötr şapkalı bir kendisine kadın-kız temin eden bir adamı var. Fötr şapkalı, biliniyor o. Onunla, etrafındaki o yancılarına, yardakçılarına, kalemşörlerine de o körpecik çocukları, kız çocuklarını kandırtarak onun kanalıyla getirttiriyor. Ve onları ona sunuyor, ondan sonra da millete ahlak dersi vermeye kalkıyor. İşte sizi meşhur edeceğiz, sizi işte haber yapacağız, sizin lehinizde sürekli haber yaparız, sizi ünlü yaparız ama aksi de olursa, sizi mahvederiz, aleyhinize haberler yaparız, köşeye sıkıştırırız, sıfıra gidersiniz şeklinde bu vatandaşla yani o şapkalı vatandaşla, fötr şapkalı vatandaşla böyle.
MUHABİR: Hocam onların adını ne zaman açıklarız?
ADNAN OKTAR: Bunlara kadın kız temin ediyor. Hatta daha da çirkin şeyler.
MUHABİR: O zaman yurt içi, yurt dışı da buna benzer geziler, özel turizm gezileri diyelim böyle ahlaksız geziler falan da düzenlendiğini biliyoruz…
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Değişik ülkelerde özellikle Uzak Doğu ülkelerine gidildiği konusunda.
ADNAN OKTAR: Bunlar bir adaya da birilerini götürüyorlar. Böyle toplayıp bir adaya. Orda da yine öyle her türlü rezalet, melanet var. Bir de bunların yancısı yeni yeni Müslüman bilenen kişilerden de böyle türediler çıktı. Onlar da onun peşinden gidiyorlar. Yani bu ateşle oynuyorlar. Diyor biz Deccal’in ekmeğinden yemek, çorbasından içmek, suyundan faydalanmak için gidiyoruz. Biz zaten Deccal olduğunu biliyoruz onun diyorlar hadis de. Bunlara da sorduğumuz da “Biz biliyoruz onun diyorlar ne ahlaksız, ne haysiyetsiz olduğunu ama işte çıkarlarımız var, imkanlar sağlıyor bize değil mi.
MUHABİR: Oysa ölçü belli el rızk el Allah
ADNAN OKTAR: O sistem içerisinde bize de yer veriyor” diyorlar. Bu çok çok çirkin, çok onursuz bir hareket. Tabi kendileri bilirler Ahiret de hesabını onlar verecekler inşaAllah. Ama yaptıkları çok çirkin ve yanlış.
MUHABİR: Yani sonuçta rızkı veren Allah. Kuldan bilmek. Hayvanlar bile öyle bilmiyor. Haşa. Evet Hocam inşaAllah gümbür gümbür başka bir programda bunları da böyle adlarıyla, hatta görüntüleri ile ki ben bu anlamda bir çalışmaya varım. Böyle bunun malzemelerini de derip toparlayıp ne bulabilirsek çıkıp burada insanların kamuoyunda paylaşıp vakit de inşaAllah gelir, inşaAllah bu da bana nasip olur. Ceremesi neyse hani derler ya Anadolu’da kazası belası başım gözüm üzerinedir misali.
ADNAN OKTAR: Ama benim herkes bilir. Ben bir şey söylüyorsam mutlaka çok açık, sarih delili vardır. Çok açık sarih delilleri vardır. Kitaplarıma bakanlar, eserlerime bakanlar bunu görürler. Mesela Masonlukla ilgili ben bir şey söylediysem yüzde yüz doğrudur. Net, açık, sarih kimsenin reddedemeyeceği delilleri vardır. Bu adamlarla da ilgili bir şey söylüyorsam mutlaka doğru söylüyorumdur ve mutlaka delilleri vardır ve bir bildiğim vardır. İnşaAllah.
MUHABİR: İnşaAllah hocam Masonlukla ilgili tanımlama konusunda programın akışı içerisinde vakit kalırsa tanımlamasını da yaparız inşaAllah Masonluğun. Bugün bir internet sitesinde şu haberi gördüm. Papa’ya göre küresel krizin gerçek nedeni, gerçek Tanrıya karşı olan putperestlik ile insan hırsının ve Tanrı imgesi yerine bir başka Tanrının, ihtiras Tanrısının konulmasıdır. Biraz önce de gelmişti böyle güzel bir soru. Bu konuda sizin görüşünüz nedir? demiş Engin Ali Engin, İstanbul.
ADNAN OKTAR: Tabi, bu ben bunu her zaman söylüyorum. Mehdi’nin çıkışından önce insanların aklına başına getirmek için Cenab-ı Allah böyle bir olay oluşturacağını hadislerde belirtiyor diyor ki ayette Cenab-ı Allah hem ayette var, hem hadiste var şöyle diyor Allah ayette, şeytandan Allah’a sığınırım.” Nereye biz bir elçi gönderdiysek, oradaki insanlar yalvarıp yakarsınlar diye hayat pahalılığı yani ekonomik kriz meydan getirdik.” diyor Allah. Ayet var. Bu olay da budur ve dünyayı sarmıştır. Dünyayı adım adım adım çökertiyor şu an. Bu egoistliğin, bencilliğin, nefisperestliğin, dünyaperestliğin sonucunda ortaya çıkan bir durumdur. Tabi ki din ahlakı olmuş olsa, İslam ahlakı olmuş olsa, ekonomik krizin “e” si bile olmazdı. Hiçbir şekilde olmazdı. Bunun böyle olduğunu, zaten olacağını herkes bilir. Bilim adamlarına da sorsan, ekonomistlere de sorsan İslam ahlakı olsa bu olur muydu deseniz olmazdı derler. İşte bu dinsizliğin, ateistliğin, Darwinist düşüncenin dünyaya sunduğu bir felaket. Darwinizm neymiş, Materyalizm neymiş şimdi tadına tuzuna bakıyorlar.
MUHABİR: Evet Hocam, aslında çok güzel bir konu. Ben tabi, bazen böyle şimşekler çakıyor. Çok güzel şeyler, ha bunu da söyleyelim gibi şeyler oluşuyor benim içimde. Gerçekten İslam’ın yaşandığı, İslam’ın egemen olduğu ya da Müslümanların vazifelerini yapması gereken vecibelerini layıkıyla yerine getirdiği bir inanç anlayışında düşünüyoruz acaba fakir diye bir kavram olur mu diye düşünüyorum, benim almıyor, aklım almıyor. Olmaz diyorum.
ADNAN OKTAR: Tabi ki olmaz.
MUHABİR:Sadece fitreyi bıraktık, öşrü bıraktık, diğer hepsini bıraktık sadece diyorum zekat müessesesi çalışsa hocam acaba yeryüzünde fakir, aç, açlıktan ölen insanlar olur mu?
ADNAN OKTAR: Çok güzel söylediniz. Sırf zekat konuyu bitirir. Sadakayı bıraksanız bile, fitreyi bıraksa bile ki bırakmaz Mümin zaten, sırf zekat bitirir. Bir de üstüne sadaka var, tasadduk var. Yani her yer bereket ve bolluğa gark olur. Zaten ekonomik kriz Türk-İslam alemine inşaAllah zarar vermeyecek Türk-İslam Birliği sayesinde. Onu da her zaman söylüyorum. İnşaAllah.
MUHABİR: İnşaAllah hocam, yadırgıyoruz, bugün Allah riyadan korusun saklasın, arzu ettiğim şeylerdir böyle ecdadın yaptığı yerleri gezmek görmek bugün de nasip oldu Eminönü, Yeni Cami’ye baktım o binayı, o yapılışı gördüm. Salat vakti orada olabileyim diye arzu etmiştim. Orada gördüğüm her zaman olan şey. Cuma vakitlerinde çok da yadırgadığım bir şey aslında. Ve onların mecburiyetlerini de biliyorum. Tabi bir tepki göstermek gibi bir lüksümüz yok. Camilere veya bu tür kurumlara sürekli artık bu farzın ya da hutbenin bir parçası bir olmazsa olmazı gibi olmuş yardım talepleri falan oluyor hocam, sürekli oluyor. Bu da bizim toplum olarak ya da ülke olarak inanışımızdaki bir noksanlık mıdır? Niye camilerde yardım istensin halktan ya da başka yerlerde hani konumuz şuydu ya İslami vecibeleri yerine getirildiği zaman buna benzer sıkıntılar olmaz ama bu tür şeylerde beni rahatsız ediyor hocam. Siz bu konuda bir düşünce, bir fikir.
ADNAN OKTAR: Ortaköy’de bir cami vardı. Ben namaza gidiyordum. Her çıkışta orada para toplarlardı. Ama cami de gittikçe güzelleşti hakikaten yani gittikçe mükemmel hale geldi. Okuma salonu yaptılar, alt katını mükemmel hale getirdiler. Bayağı hoş bir hale geldi. Kimse de para vermeyeceğine göre ancak oraya gelenler genellikle para veriyorlar. Bence makul yani, böyle muhteşem bir eseri meydana getirmek için toplanıyorsa makul. Ama hesapların çok iyi kontrol edilmesi lazım. Yani böyle bir yediemin kontrolünde yapılması lazım. Neyin nereye harcandığının tam tespiti gerekir çünkü orada o parayı verenler o caminin yapılması için istiyorlar. Hakikaten muhteşem bir eser oldu. Gayet güzel oldu. Ama Allah esirgesin yani paranın nereye gittiği belli olmazsa bu çok kötü tabi. Bu şüphe insanları çok rahatsız eder. Böyle şeylerde yedieminle ispatlı, şahitli, evraklı, belgeli net ispat gerekir.
MUHABİR: Anladım. Benim asıl söylemeye çalıştığım dediğim gibi hocam bizler bazı konulara sahip çıkabilirsek, kendimizi yenileyebilsek, kendimizi aşabilsek, bu bizlere karşı olan dayatmaların ne olduğunun idrakine varabilsek bu tip şeylere de zaten ihtiyaç kalmayacak. Mümin yapması gerekeni bileceği için hangi muhitte, hangi semtte hangi camiye gidiyorsa, kimlerle müşerref oluyorsa zaten bu tür şeyler kendinden olacak. Bizim, hakikaten bizlere şunu öğretmişler artık yeme, içme, ölme, sürün, belli bir noktada kal, rızık derdiyle ne bileyim tüketicilik derdiyle cebelleş git. Ama dediğiniz gibi şu arma bir yerlere yapışırsa umudumuz çok büyük hocam.
ADNAN OKTAR: Bu armanın ruhu hakim olacak inşaAllah. Osmanlı ruhu hakim olacak. Türk-İslam Birliğinde inşaAllah Topkapı’nın önünde böyle 27 katlı mehteri inşaAllah kuracağız. Yer gök inim inim inleyecek böyle köh sesleriyle. O zaman dünya bir uyanacak inşaAllah.
MUHABİR: İnşaAllah hocam, İnşaAllah hocam İstanbul’un fethinin 1453’lere yani şuraya bakıp da onu düşünmek nasıl oluyor bilemiyorum ama. Şimdi hocam sorular hakikaten bir sonraki programa hep borçlu kalıyoruz sevgili izleyicilerimiz bu konuda aman ola ki haklarını helal etsinler. İnşaAllah bunların hepsi sorulacak. Ola ki bizim burada soramadığımız sorularla ilgili bir sıkıntı oluyorsa gönlünüzde ne olur bizlere buğuz etmeyin. http://tr.harunyahya.tv veya ahirzamansohbetleri@hotmail.com mutlaka ben sizler adına belki konuşuyorum ama mutlaka sizlere cevap verecek bir muhatap bulacaksınız en azından mail yoluyla. Ama olmadı zaten hocamın programlarını izlerseniz, sadece bizde değil, başka dost kanallarda da yapıyor hocam Allah razı olsun. Oradan da suallerinize cevap bulabilirsiniz. Hiçbir sualiniz gitmiyor. Yani böyle alıp kağıt olarak atılmıyor, hepsi işaretleniyor, okunmayanlar, sorulmayanlar…
ADNAN OKTAR: MaşaAllah
MUHABİR: Tekrar tekrar soruluyor. Bu konuda da bence müsterih olun, yani bizi izlemeye devam edin demek istiyorum. Evet hocam gene sorular kaldı, gene sualler kaldı. Sohbet her geçen dönem, her geçen hafta biraz daha hoş bir hal almaya başlıyor. Tabi ben kendi kanaatimi söylüyorum ama ya da tanışıklık biraz daha güçlenince…
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, MaşaAllah
MUHABİR: …galiba. Bizler teşekkür ediyoruz…
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun.
MUHABİR: Hem kendi adımıza hem de ekran başındaki dostlarımız adına. Sorular da geliyor, özel sorular da geliyor. Ama herkesin ortak olarak, isterseniz öyle kapatalım programı sona geldik. Adnan Oktar ya da Harun Yahya denildiğinde dostlarımızın sorduğu, sor dediği böyle biz de sizden dolayı böyle sıkıştıranlar oluyor bir hayli. Nasıl yaşıyor? Daha önce biz biliyoruz bunları. Ne kadar uyur, sabah kaçta kalkar, nasıl hangi kitapları okur. İşte çayı mı çok sever, ıhlamuru mu çok sever. Bunun gibi sualler. Mademki insanlar sizi tanımak istiyor kapatırken şöyle kısa da olsa hem dostlara vereceğimiz bir mesaj anlamında onu alalım davetler var hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah
MUHABİR: Ben hatta kendi memleketimle ilgili bir rozet vardı. Kendi köyümle ilgili. Hocama takdim eder misiniz dediler, ederim dedim ama haklarını helal etsinler arabada kaldı.
ADNAN OKTAR: Vardır bir hayır inşaAllah.
MUHABİR: Kendi köyümün davet var, hem köyüme var, hem derneğimize var burada yakın bir bölgede.
ADNAN OKTAR: Ne güzel olur, ne güzel olur maşaAllah.
MUHABİR: Bir takım organizasyonlar, çağırırsak gelinir mi deniyor.
ADNAN OKTAR: Çok güzel olur. İnşaAllah yazın düşünebiliriz inşaAllah.
MUHABİR: Hocam zaten bizim Karadeniz’e gideceğiz
ADNAN OKTAR: EvelAllah.
MUHABİR: Allah nasip, kısmet ederse Karadeniz’e gideceğiz bizim evla tepesine çıkacağız.
ADNAN OKTAR: Ben Karadeniz’e aşığım boydan boya. Oraya aşığım yani maşaAllah.
MUHABİR: Hocam, sizi bizim köye götürelim saklayalım, bir güzel inşaAllah. Siz buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Elhamdülillah, maşaAllah.
MUHABİR: Bir gününüzden şöyle bir söz ederseniz? Öyle veda edelim dostlarımıza.
ADNAN OKTAR: Bir kere teşekkürümüz Allah’a. Onu baştan önce bir söyleyeyim. Allah’a şükrediyoruz Elhamdülillah. Günüm, ben dışa dönük bir insanım neşeden çok zevk alırım, heyecandan zevk alırım, güzelliklerden çok zevk alırım. Bir kere soframın çok estetik olmasını isterim. Küçük ama estetik bir sofra hazırlatırım. Yani kendim de katılıyorum kendim de yapıyorum. Böyle Allah’ın nimetlerini böyle az az fakat hoş görünümlü hazırlatırım onu söyleyeyim. Ağır yiyeceklerden kaçınırım, bütün milletim de kaçınsın böyle tereyağı, kuyrukyağı bunlar çok zararlı, bunlar çok tehlikeli şeyler. Ağır yiyeceklerden kaçınsınlar. Mesela ben kırmızı et yemem. Tavuk ve hindi eti yerim genelde. Kırmızı etten kaçınırım. Ama hiç yenmez diye bir şey yok ama ara ara olabilir. Fakat kaçınmaları gerekir. Az olması lazım et.
MUHABİR: B12’yi başka şeylerden alacağız galiba hocam.
ADNAN OKTAR: Evet. Pekmez iyidir. Pekmez pekmez yesinler. Üzüm pekmezi, dut pekmezi. Bunlar güzel olur. Az miktarda yesinler. Üzüm suyu içsinler kalp rahatsızlığı olanlara onu tavsiye ederim. Az az üzüm suyu. Fazla değil ama. Fakat tabi asıl olan iç huzurudur, sevgidir. Her şeye sevgiyle bakmak. Hayvan beslemek iyidir. Küçük hayvanlar mesela kedi, temiz yeri varsa eğer köpek besleyebilirler, tavşan beslemek, kuş beslemek güzeldir. Çok güzel hayvanlar. Onları sevmek onlara biraz bakmak gözü cilalandırır, insanın ruhunu açar, ferahlık verir. Çiçekleri ben çok severim. Çiçek bulundursunlar evlerinde saksılarda küçük küçük renkli çiçekler. Lale zamanı mesela bir tane lale eksinler açsın. Mesela sümbül soğanı satılıyor. Bir tane alsınlar mis gibi kokuyor bütün evi güzel kokutur. Sümbül mesela sümbülü ben çok severim. Koklarım onları gider. Güzel olan her şey beni hipnotize eder. Ben Karadeniz’in görüntülerini bazen gösteriyorlar cennet gibi yani nefesim kesiliyor. Sanki film stüdyosu gibi inanılır gibi değil maşaAllah. Bir de orada yaşayan kardeşlerimi düşünüyorum. Zaten tertemizler tam Anadolu temizliği. Tam dürüstlükleri, namus düşkünlükleri, haysiyete olan, asalete olan, şerefe olan düşkünlükleri hepsi çok çok güzel maşaAllah. Ama bütün Anadolu’muz bütün Türkiye’miz böyle. Elhamdülillah. Bir de müzikten hoşlanırım ben.
MUHABİR: Müzik derken hocam nasıl klasik mi?
ADNAN OKTAR: Her çeşit. Mesela ben cd’ye bazen dolduruyorum. Mesela hiç alakasız da oluyor. Bazen batı müziğinden bir parça oluyor bazen Türk müziğinden oluyor.
MUHABİR: Evrensellik anlayışı biraz da galiba.
ADNAN OKTAR: Evet, Ama canlı müzik çok güzeldir. Klarnet, kanun, cümbüş, tef, darbuka bunlarla Türk sanat müziği çok güzel olur canlı müzik maşaAllah. Güzel bir dost meclisi de olursa, dost sofrası da olursa yani doyulmaz tadına çok güzel olur.
MUHABİR: İnşaAllah hocam böyle bir sofrayı paylaşırız.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
MUHABİR: Sevgili Volkan zaten diyor. Böyle diyor bir efirli altında bir mangal yapmadan olmayacak bu işler galiba diyor. Değil mi Volkan.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah
MUHABİR: Hocam müsadeniz olursa ben de küçük bir ilanla kapatmak istiyorum. Değerli dostlar yarın akşam nasip kısmet olursa İstanbul, İçerenköy Salon Selay’da bir organizasyonumuz var. Giresun-Tirebolu Harşit çayından sınır kapısına kadar 1916’da başlayan işgalin 1918’de biten işgalin Rus işgali daha sonra Bolşevik işgaline dönüşmüştü. Bunun devri senesi var. Orada beraberiz. Kültürel, sosyal bir takım etkinliklerimiz olacak. Eşi dostu bekliyoruz. Hocam hakkınızı helal edin. Dua bekliyoruz. İnşaAllah bir başka sohbette gene birlikte olalım.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah gani gani helal olsun. Sizleri çok seviyoruz. Bütün Anadolu’muzu seviyoruz. Özellikle de Karadeniz’i maşaAllah.
MUHABİR: Peki çok sağolun hocam. Evet değerli dostlar tekrar görüşünceye kadar Mevlam yar ve yardımcınız olsun. Allah’a emanet olun. Rabbim sizi her zaman güzel güzel insanlarla karşılaştırsın.