SUNUCU: İyi akşamlar, Adnan Oktar’la Başbaşa programı ile karşınızdayız. Bu akşam da sayın hocamızla ülke ve dünya gündemini, ahir zaman, kıyamet alametleri, Hz. Mehdi konularını, ve İslam dininin güzelliklerini konuşacağız. Sayın Adnan Oktar hoş geldiniz, programımıza.
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, teşekkür ediyorum. Allah’a şükrediyorum, buyurun.
SUNUCU: Hocam ben bu akşamki programımıza Kuran-ı Kerim’in hikmetli surelerinden bir tanesini sual ederek başlamak istiyorum. Bir çok sure isminde bir çok şifre barındırıyor. Bunlardan en çok ilgimizi çeken bir çoğumuzun bildiği surede Ankebut Suresi yani örümcek manasına gelen bir sure. İsterseniz bu sure hakkında konuşmaya başlayalım, neden örümceklerle ilgili bir sure inmiştir. Buradaki hikmetler nelerdir, müsait görürseniz bu konu ile başlamak istiyorum.
ADNAN OKTAR: Evet, örümcek tabi çok harika bir hayvan, çok şaşırtıcı, onun biliyorsunuz ipeği her çalışmaya göre, her faaliyete göre ayrı, Cenabı Allah tarafından tanzim edilmiştir.
SUNUCU: Evet
ADNAN OKTAR: Onla ilgili de, mesela diyor ki bakın, bir bahçe örümceği ayını kurarken 4-5 farklı özelliğe sahip ip kullanır. Bunların içinde örümceğin, bir asansör gibi inip çıktığı ve köprü gibi kullandığı tutunma iplikleri; bu ayrı bir özellik taşıyor, örümcek ağının iskeletini oluşturan temel ağ iplikleri; onlar daha kalın ve daha güçlü oluyor.
SUNUCU: Evet
ADNAN OKTAR: Avın yakalanmasını sağlayan yapışkan iplikler; bu daha değişik, bunun özelliği yapışkan olması, bunlar ayrı ayrı salgılanıyor ama vücudunda, ağdaki iplikler birbirine bağlayan birleştirme iplikleri; iki ağlar yapılırken iki ağı birbirine ayrıca birleştiren bir ipliği daha var.
SUNUCU: Evet
ADNAN OKTAR: Bu da ayrı salgılanıyor, bundan başka yakalarına avı sarıp sarmalamaya yarayan sarma şeritleri; bu da ucuna sarmalanıyor, örümcek evini oluşturan koza iplikleri, ayrıca yumurta keselerini oluşturan kese iplikleri, yavru örümcekleri dış tehlikeden koruyan ipek iplikleri de bu örümceğin imal ettiği değişik tipte ipliklerdendir.
SUNUCU: Evet
ADNAN OKTAR: Şimdi bunları ayrı ayrı ayrı ayrı tek tek her işi için hayvan biliyor, mesela bu bağ ağ için diyor, onu yapıyor, mesela inmek içinse ayrı, iskelet oluşturmak için ayrı, av yakalanması için ayrı, avını sarmak için ayrı, ev oluşturmada ayrı, yumurta keselerini oluşturma, yumurta keselerini oluşturan kese iplikleri ayrı. Şimdi bu normal bir insana verilse bayağı zorlanır bir insan bunu yaparken.
SUNUCU: Evet, mutlaka
ADNAN OKTAR: Bakın mesela örümcek ağının bir fotoğrafı bu.Şu paralelliğe dikkat edin,
SUNUCU: Evet Hocam doğru. Burda bir…
ADNAN OKTAR: Görüyor musunuz, bakın. Aralar var aralar son derece düzgün yapıyor. Kendisi bu köfte gelip bu orta yere oturuyor. Çok uyanık yani, ağı da böyle çok detaylı, paralelliğe dikkat edin, ara çizgilere çok dikkat edin.
SUNUCU: Hocam, bunun matematiksel bir şeyi vardır, mutlaka, bir ölçüsü de vardır.
ADNAN OKTAR: Tabi, ona da çok özen gösteriyor, zaten birbirinin aynı yapıyor. Mesela bu da..
SUNUCU: Dengeyi sağlamak için mutlaka bir…
ADNAN OKTAR: Bu da öyle, mesela nasıl ağaç dallarını nerden tutturacak, nereden tutacak, rüzgarda fırtınada nasıl kopmayacak şekilde olacak, onları tek tek tek tek ayarlıyor, bu paralelliğe çok özen göstertiyor. Bize bu ağ iplikleri verilse biz bu düzgünlükte bunu saramayız, bu ara bağlantılarını da yapamayız, çünkü bunlar birbirine dokundukları yerlerde ara bağlantılar yapılıyor ayrıca. Yani bunları birbirine yapıştırmak içinde bağ kullanıyor,
SUNUCU: Mimari bir sanat da var, evet.
ADNAN OKTAR: Tabi çok iyi bir teknoloji gerekiyor. Yani insan kendisinin örümcek olduğunu bir düşünsün, ona bunu, yani paralel olarak bunu bu şekilde yap bu şekilde bağlantılarını kur desin, bir de bunu çok süratli yapıyor bu hayvan, bu çok önemli, yani eliyle koymuş gibi, son derece usta, son derece rahat yapabiliyor.
SUNUCU: Evet
ADNAN OKTAR: Bu yönüyle de mucizedir. Ama yani bu örümcek alemi bambaşka, bir başkası var, kerata o daha da uyanık, böyle güzel kendisine bir şemsiye gibi ağ yapmış, ağ avını görüyor direk üstüne atıyor onun, kapıyor yani, kapanlı örümcek bu, onun içerisine düşüyor ağı, ondan sonra gidip onu da paketleyip sarmalıyor, alıyor. Mesela onu izliyor, önce onun kafasına atacağı, tas gibi geçireceği sistemi de kurmuş, ondan hayvanın kaçamayacağını da biliyor, yani bir balıkçı gibi, yani av hayvanı yakalayan varlık gibi, yani olağanüstü bir zeka olmadıktan sonra, olağanüstü bir akıl olmadıktan sonra, insan bunu yapamaz. Biz bile bir sineği yakalamak için nasıl uğraşıyoruz, biliyorsunuz. Hani var ya sinek kovalamaca mesela, hayvan kendisini hiçbir şekilde yakalatmaz kolay kolay, ama bu kerataların elinden kaçan kurtulamıyor, attın mı hemen yakalıyorlar,
SUNUCU: Hocam Allah’ın varlığının delillerini görmek açısından özellikle hayvanlar alemi ve doğada gerçekten önemli işaretler var. Sizin bir çok eserinizde de bu konu ile ilgili bilimsel veriler bulunmakta tabi.
ADNAN OKTAR: Evet bir de hayvan o kadar sağlam yapıyor ki bunu maşaAllah. Dupont firması örümcek ipliğinin kimyasal formülünden yola çıkarak ipeği oluşturan moleküllerin diziliş sıralarını belirleyerek yapay yoldan çeşitli ipler üretmişler. Bu kevler adı verilen bu ürün bugüne kadar yapay olarak üretilmiş organik elyafların en gelişmişi, biliyorsunuz askerle polisin koruması yani zırhında kullanılıyor. Kurşun geçirmez bir madde,
SUNUCU: Evet
ADNAN OKTAR: Bakın örümcek bunu biliyor, ama insanlar bunu bilmiyorlar, yani bu kadar güçlü bir madde. Darbeleri mesela; çünkü kevler darbeleri emme özelliği sayesinde, kurşunun vuruş şiddetini azaltır. Bu teknoloji açısından son derece önemli bir gelişmedir aynı zamanda çok faydalı bir buluştur. Hafif olduğu için. ancak bütün bu üstün özelliklerine rağmen, kevler elyafı örümcek ipeğinin ancak 3 te 1 i kadar bir oranda darbeleri emme özelliğine sahiptir. Bakın örümcek yine mükemmel yapıyor daha mükemmelini yapıyor, yani insanlar taklit ettiği halde yine beceremiyorlar,
SUNUCU: Evet Hocam
ADNAN OKTAR: Örümceği anlatsak mesela sırf şu dosya sırf örümcekle dolu, yani hayvanın yaptığı harikalarla dolu
SUNUCU: Doğrudur
ADNAN OKTAR: Anlatsak anlatsak bitecek gibi değil, maşaAllah.
SUNUCU: Gerçekten Hocam, karıncaların ağırlığının bilmem kaç katı fazla yük taşıma özelliği, arıların yol bulması özelliği vs, her hayvanda gerçekten bir mucize var, ama esas olan tabi bunları görebilmek,
ADNAN OKTAR: MaşaAllah
SUNUCU: Hocam isterseniz birazcık da ülke ve dünya gündeminden konuşalım, tabi programımızın ilerleyen dakikalarında, izleyicilerimizin özellikle kıyamet alametleri ve Hz.Mehdi ile ilgili soruları var, onlara da değineceğiz ama ülkemizde ve dünyamızda bir takım olaylar da yaşanmakta, bu konularla ilgili sizin de görüşleriniz merakla izleniyor her hafta, bize bu konularla ilgili yorumlar geliyor. Şu anda tabi sizin programlarınızda uzun zamandır söylediğiniz bir kıtlık dönemi yaşanıyor, ekonomik manada bir sıkıntı yumağı var.
ADNAN OKTAR: Evet
SUNUCU: Bugün herkes gazetelerin manşetlerine baktığında işte Amerika’ da büyük zararlar açıklayan firmalar, düşen dünya borsaları, tedirgin bir halk, ekonomiye güvenini kaybetmiş bir insan topluluğu ile karşılaşmak mümkün, isterseniz öncelikle bunun hikmeti ile başlayalım, bunun sebebi nedir, bizi bu günlere getiren konular neler olmuştur?
ADNAN OKTAR: İnsanlar Kuran’dan uzaklaştıkça, egoist ve bencil oldukça, hiç birşey olmayacak zannediyorlardı, bir kere ilk başta sevgiyi kaybettiler, yani bu ne büyük bir felakettir, yani canlı canlı mezara sokmak gibi bir şey bir insanı, yani sevgi yoksa geriye ne kalmıştır yani insanın ruhunda, ruhu boşalmış demektir. Yani ondan sonra yaşamanın anlamı kalmıyor zaten, yani sandviç alacak arasına bir şeyler koyup yiyecek, sonra onun getirdiği sıkıntılarla uğraşacak, televizyon seyredecek, bakacak sokağa çıkacak, bir karış suratı asık insanlarla karşılaşacak, böyle olmaz, böyle bir hayat olmaz, Kuran bize mutlu, sevinçli, neşeli, dürüst, sevecen, tutku dolu bir hayat vaad ediyor, bize aşkı anlatıyor, deli aşkı anlatıyor bize Kuran.
SUNUCU: Evet
ADNAN OKTAR: Derin Allah sevgisini, derin Allah korkusunu anlatıyor, böyle bir ortamda, ekonomik krizin E’si olmaz bunu herkes biliyor yani ekonomistlere sor, kime sorarsanız sorun, tek nedeni insanların tevekkülsüzlüğü, korkaklığı, yani hepsi değil ama büyük bir kısmının bu özellikleri; egoist ve bencil olmalarıdır. Egoistlik, bencillik ortadan kalktı mı bu konu da ortadan kalkar. Şeytandan Allah’a sığınırım, Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla, “Kim Rahmanın zikrini görmezlikten gelirse, (yani Kuran’ı anlamazlıktan gelirse,) Biz bir şeytana onun üzerini kabukla bağlatırız, (yani şeytan onun üzerine tam yapışır) Artık bu onun bir yakın dostudur. (artık şeytan onu yönlendirir, egoistlik bencillik, hırs, sevgisizlik, nobranlık, enaniyet, gurur, kibir, terslik, şüphecilik) Gerçekten bu, bunlar bu şeytanlar, onları yoldan alıkoyarlar, Onlar ise kendilerini gerçekten hidayette olduklarını sanırlar. (çok iyi doğru olduğu kanısında, hem de diyor mesela eğer haşa Allah varsa diyor, ben zaten cennete giderim, ama yoksa da ben zaten doğru bir adamım diyor, böyle bir deli bir uslüp var ki, Allah’ın varlığını alenen gördüğü halde) Öyleyse sağır olanlara sen mi dinleteceksin veya kör olana açıkça sapıklık içinde bulunanı hidayete erdireceksin. Ya da kendilerine vaad ettiğimiz şeyi onlara gösteririz ki biz gerçekten onların üstüne güç yetirenleriz. (Şimdi Allah vaad etmiştir bu kişilere diyor ki, eğer şükretmezseniz, nimetimi elinizden alırım diyor Allah Kuran’da, şükrederseniz nimetimi arttırırım diyor, Kuran ayeti bu, şükredin nimetimi arttırayım, şükretmezseniz nimeti alırım.” Ya da kendilerine vaat ettiğimiz şeyi onlara gösteririz ki, (bu ki Allah’ın vaadidir. Nereye diyor Cenabı Allah bir elçi gönderirsek oradaki insanlar yalvarıp yakarsınlar diye biz orda hayat pahalılığı, ekonomik kriz meydana getiririz diyor Allah)
SUNUCU: Evet
ADNAN OKTAR: Bakın ayette diyor ki; “ya da kendilerine vaad ettiğimiz şeyi onlara gösteririz ki, biz gerçekten onların üstünde güç yetirenleriz.” (Demek ki ekonomistlerden diğer bilim adamlarından medet umanlar, şu an pes etmiş vaziyetteler, gücün kimde olduğunu görmüş oldular, Allah’ta olduğunu görüyorlar. “Şu halde sana vahyedilene sımsıkı tutun”,(yani Kuran’a sımsıkı bağlan) “Çünkü sen dosdoğru bir yol üzerindesin”, dosdoğru bir yol. “Ve şüphesiz O Kuran senin ve kavmin için gerçekten bir zikirdir” (yani mesela bizim için, bizim kavmimiz için bir zikirdir diyor Allah. “Siz ondan sorulacaksınız.” Sadece Kuran’dan sorulacaksınız. Evet, “Fakat onlara ayetlerimizle geldiği zaman bir de ne görsün onlar bunlarla alay edip gülüyorlar”, yani Kuran ayetlerine bağlanmıyor diyor Allah, “Biz onlara bir ötekinden daha büyük olmayan hiçbir ayet göstermedik belki dönerler diye, onları azapla yakalayıverdik.” Şimdi olay budur. Yani Kuran’la dinle alay ettiren dünya, Hz.Muhammed’in karikatürleri ile alay eden, Kuran’la alay etmeye kalkan insanlar, hemen bu olayın üstüne, böyle bir felaketle karşılaştılar, Kuran’a saldırılar başladı dünyada, bütün dünyada, Kuran kaldırılsın, Kuran yasaklansın demeye başladılar bakın arkasından diyor ki Allah, biz onlara biri ötekilerden daha büyük olmayan hiçbir bir ayet göstertmedik”, her seferinde daha büyük alametler ve daha büyük belalar verdik, diyor Allah. “Belki dönerler diye, onları azapla yakalayıverdik”, şu an Allah azapla yakalamıştır. Onlar da bu azabın içinde çırpınıyorlar. “Ve onlar dediler ki, ey büyücü”, Hz.Musa’ya hitap ediyorlar,
SUNUCU: Evet
ADNAN OKTAR: Ahmaklıkları devam ediyor, “sende olan ahdi sana verdikleri sözü adına bizim için Rabbine dua et.” Bak Allah’a kendileri dua etmiyor, sen dua et. “Gerçekten biz hidayete gelmiş olacağız. Fakat onlardan azabı Fakat onlardan azabı çekilip giderilince bir de ne görürsün ki onlar andlarını bozuyorlar.” Yine yeminlerini bozuyorlar, verdikleri sözü bozuyorlar. “Firavun kendi kavminin içinde bağırdı. Dedi ki ey kavmim Mısır’ın mülkü” -bak mal, kapitalistlerin iddiası, mal bizim diyorlar ya, o zamanın kapitalisti bu da o zamanın firavunu- “Mısır’ın mülkü ve şu altımda akmakta olan nehirler benim değil mi?” Kapitalistlerin klasik özelliği, yani vahşi kapitalizmin açıklaması bu. “Yine de görmeyecek misiniz. Yoksa ben şundan daha hayırlı değil miyim ki o aşağı sınıftan bir zavallı.” Müslümanlara şu an dünyada biliyorsunuz, ateist siyonistler ve masonlar bu tarz bir muamele yapıyorlar. “Neredeyse sözü açıklamaktan yoksun olan biridir.” Yani konuşmayı bile bilmiyor diyor. Kendi edebiyatına güveniyor. “Bu durumda eğer doğruysa üzerine altından bilezikler atılmalı ya da yakınında yer almış vaziyette onunla birlikte melekler gelmeli değil miydi?” Çok zengin olması lazım diyor. Bir de melekleri de görmek istiyor. “Böylelikle kendi kavmini küçümsedi.” Bu masonlar da, biliyorsunuz bizim kendi milletimizi, kendi kardeşlerimizi küçümsüyorlar. Kendilerini büyük bir adam zannediyorlar. “Onlar da ona boyun eğdiler.” Bizim milletimize de boyun eğdirmeye kalktılar. Allah ellerinden kurtardı. “Gerçekten onlar fasık olan bir kavimdir. Sonunda Bizi öfkelendirince Biz de onlardan intikam aldık. Böylece onları toplu olarak suda boğduk.” Şu an Nuh Tufanı başlamıştır. Ve bu suda boğuluyorlar. Ancak Türk İslam Birliğine mensup olanlar inşaAllah bu olaydan kurtulacaklar inşaAllah. “Meryem oğlu İsa bir örnek olarak verilince” –Hz. İsa’dan özellikle mesela Hz. İsa inecek diyoruz. Yeryüzüne inecek. Yeniden insanlara faydalı olacak diyoruz- “senin kavmin hemen ondan keyifle söz edip kahkahalarla gülüyorlar” diyor. Yani alay ediyorlar diyor. Acayip karşılıyorlar. “Derler ki bizim ilahımız mı daha hayırlı yoksa o mu?” Yani onlar şeytana inandıkları için. “Onu yalnızca bir tartışma konusu olsun diye örnek verdiler. Hayır, onlar tartışmacı ve düşman bir kavimdirler. O yalnızca bir kuldur. Kendisine nimet verdik, onu İsrailoğullarına bir örnek kıldık.” Ve devam ediyor. Evet. “Şüphesiz o kıyamet saati için bir ilimdir.” Yani kıyamet saati için bir alamettir diyor Hz. İsa’nın gelişi. “Öyleyse ondan, kıyametten yana hiçbir kuşkuya kapılmayın. Ve bana uyun dosdoğru yol budur.” Ama ikinci anlam olarak da ayetin, öyleyse ondan yana hiçbir kuşkuya kapılmayının ikinci anlamı da, Hz İsa’dan yana kuşkuya kapılmayın, onun inişi, onun gelişi bir kıyamet alameti olarak gerçektir. Öyleyse ondan yana da bir kuşkuya kapılmayın. Bu anlama da gelir ayet o yönüyle de düşünürsek. “Şeytan sakın sizi Allah’ın yolundan alıkoymasın gerçekten o sizin için o açıkça bir düşmandır.” Ve devam ediyor evet.
SUNUCU: Sayın Oktar, söylediklerinizden özetle şöyle bir yorum çıkardım.
ADNAN OKTAR: Evet
SUNUCU: Siz bugünkü ekonomik krizin yaşanmasında insanların dinin güzelliklerini yaşamaması, kibir, gurur, madde sevgisi, enaniyet başta olmak üzere sapkın insan karakterlerinin toplumda yaygınlaşmasını örnekleriyle açıkladınız. Peki, hocam benim merak ettiğim bir diğer konu da şu. Tabi Kuran ayetlerinden hareketle, malımızın sağlıklı olması ve çoğalması için zekat ve hayır hasenat müessesesinin kurulması gerekiyor insanların kendi vicdanında. Bu tesisatı da oluşturması gerekiyor. Bugünkü yaşadığımız ekonomik buhranda bir dönem lüks yaşayan toplumların bu zekat ve hayır konularında yetersiz kalması, infak müessesesini çalıştıramamış olmasını da sebep gösterebilir miyiz?
ADNAN OKTAR: Tabi ki, bu büyük şirketler eğer halka geniş çapta yardım etselerdi -ki muazzam kazanıyorlar- bol bol fakir halka para dağıtsalardı ekonomi muazzam canlanır ve muazzam hareketlenirdi. Ama kader bu. Çünkü Mehdi devrinde bu olay olacak diyor Allah. Mehdi’nin zuhurunda, ayette var zaten. Ki Biz bir elçi, demin, şeytandan Allah’a sığınırım, demin de söylemiştim. Biz nereye bir elçi gönderdiysek, yani bir tebliğci, dini yayan, bir Mehdi veyahut da Peygamber gönderdiysek, oradaki insanlar yalvarıp yakarsınlar diye hayat pahalılığı meydana getirdik, ekonomik kriz meydana getirdik diyor Allah.
SUNUCU: Evet
ADNAN OKTAR: Bu bir Mehdi’nin çıkış alametidir ve olmuştur. Fakat bu hayırdır yani böyle olması çünkü insanların hidayetine ve imanına vesile olacaktır. Mesela Opel şirketi de batmış duyduğuma göre. Sürekli her gün bir şirketin batış haberi geliyor. Bu 2014 yılına kadar devam edecek. 2007’de başladı 2014’e kadar devam edecek. 2014’ten sonra, Hz. Mehdi’nin iyice belirginleşmesinden sonra da bir bereket ve bolluk çağı olacak, bak bunu da söylüyorum. Ekonomik kriz ondan sonra duracak. Ondan sonra da muazzam bir medeniyet meydana gelecek. Yani bu, bir enkaz meydana gelecek önce enkaz, enkazın üstünden de muazzam bir medeniyet oluşacak.
SUNUCU: Her sıkıntıdan sonra elbet bir kolaylık olacaktır zaten. Hocam, şirketlerin hayır yapması konusundan bahsettiniz. Şimdi bazı firmaların, büyük çaplı firmaların, okullar, hastaneler, camiler yaptırdığına tanık oluyoruz. Bu hayır hasenat olarak zikredilebilir mi? İşte büyük bir firmanın, örnek bir ilkokul yaptırması, bu o anlamda değerlendirilebilir mi? Birinci sorum bu. İkincisi de kişilerin kendi isimlerini veya evlatlarının isimlerini vererek birtakım hayır işleri yapmaları, işte o binalara isimlerini koymaları, bu da dinimize göre uygun mudur? Bu konuyu da sormak istiyorum.
ADNAN OKTAR: Yani onun arkasında biraz gereksiz bir gurur var yani pek de bir anlamı yok. Ama şöyle düşünebiliriz en en iyi niyetle. Ben böyle hayırsever bir insanım, iyi bir insanım. İyi insan olduğumu bilin gibi olur. Bunda bir mahsur yok yani bu anlamda yapıyorlarsa. Çünkü bir insanın güzel ahlakının bilinmesinde fayda var.
SUNUCU: Evet
ADNAN OKTAR: Yani mesela namaz kılan bir insan, ben namaz kılıyorum demesi lazım ki biz onu tanıyalım ve sevelim. Mesela ben şu kadar hayır hasenatta bulundum derse gerçekten de yaptıysa bu bir sevinç vesilesidir, tabi ki sevgiyi arttırır ona karşı, muhabbeti de arttırır. Bu bir övünme değildir. Allah için onu sevmelerini istemektir. Yani Allah için o kişiden sevgi beklemektir. Ve İslam’ın, dinin güzel geliştiğini onlara göstertmek istiyor olabilirler. O anlamda diyor olabilir. Böyle hayır gözüyle bakmak lazım inşaAllah.
SUNUCU: Evet. Peki, hocam bu okul vesair yapıtlar da hayır olarak kabul edilebilir mi?
ADNAN OKTAR: Okul tabi, cahillik büyük bir beladır.
SUNUCU: Evet
ADNAN OKTAR: Cami de mesela, her yere cami yapıyorlar. Ne güzel. İçi boş bile olsa insanlar Allah’ı hatırlıyorlar, illaki onun içine kitap koysalar, daha uygun ortam görseler, illaki onlar dolacaktır. Zaten zaman gelecek o camiler de yetmeyecek. Hiç kimseye yetmeyecek.
SUNUCU: En azından günde beş vakit ezan sesi duyuluyor.
ADNAN OKTAR: Tabi
SUNUCU: Bulunduğu muhitte…
ADNAN OKTAR: Tabi, çok çok güzel. Görünüşü bile çok güzel ama Osmanlı modelinde ve hakikatten şık ve güzel yapmaları lazım. Ben görüyorum öyle çatısı alüminyum kaplama böyle saç kaplama, yani ayıp yapıyorlar. Küçük yapsınlar ama güzel şık yapsınlar, tam bir Osmanlı modelinde böyle, kibar, zarif, gözü çok okşayan, hoş camiler yapsınlar ve bir de görünür yerlerde böyle, güzel yerde yapsınlar. Mesela hiç alakasız bina arasında yani insan utanıyor böyle, soba borusu gibi bir şey yapmışlar, yani ayıp yapıyorlar, caminin bir şanı vardır, bir güzelliği vardır. Ona yakışır tarzda olması lazım. En güzel model de Osmanlı modelidir.
SUNUCU: Evet. Peki, hocam, ekonomik kriz ile ilgili son sorumu size sorayım. Şu anda sıkıntı içerisinde olan belki birçok firma var. Bunların sahipleri veya ortakları veya çalışanları bizleri de izliyor olabilir. Bu zor durumdaki vatandaşlarımıza ne önerirsiniz?
ADNAN OKTAR: Bana bir yetki verilse ben derim ki herkes herkesin borcundan vazgeçsin derim. Yani, çünkü zaten parayı ödemesi gereken adam, parayı alamıyor, başka şahıstan alamıyor. Yani ödeyeceği adam da aynı konumda, yani herkes aynı konumda. Yani herkes felç olmuş vaziyette. Parası olmayan bir adamın gidip yakasına yapışıp ondan para istemek hiç doğru değil. İşte burada Kuran ahlakını, Cenab-ı Allah’ın o güzel çözümünü uygulamak lazım. Cenab-ı Allah diyor ki, eğer ödeyemiyorsa onu affedin, borcunu affedin.
SUNUCU: Bağışlama yoluyla vazgeçin.
ADNAN OKTAR: Affedecek. Yani eğer kendi şirketini kurtarmak da istiyorsa, hayır yani hem Allah’ın rızasını kazanmak hem de, çünkü kendi şirketinin kurtulmasında da Allah’ın rızası var, o zaman ekonomi yeniden canlanır. Yani şimdi ölünün etini, budunu habire çekiştiriyorlar, yani ölmüş. Kolunu, budunu hareket ettirmekle bir şey çıkmaz ondan. Ama affederlerse o zaman o kişiler yeniden bir canlanır. Yeniden üretime geçer, yeniden kazanır. Kazandığı vakit zaten gerekirse de gider o insanın parasını öder. Ama bu durumda böyle onbinlerce icra davası var, onbinlerce haciz yapılıyor, yüzbinlerce haciz yapılıyor. Yani bunlara gerek yok. Yani bu bizim insanlarımıza, bu bence gitmiyor, yakışmıyor. Şefkatle yaklaşılması lazım, merhametle yaklaşılması lazım. Adam zaten takır takır bomboş evde oturuyor yani evine otuz tane haciz gelmiş. Yani gidip adamın yakasına yapışmak yani illa para, zaten olsa adam niye o hayatı yaşasın. Onun için merhamet ve şefkat, affedicilik çok önemlidir. Fakirlere para dağıtmak çok önemlidir. Yani ölü paraları tutmamak lazım. Özellikle fakir halka dağıtılması çok büyük bereket ve bolluk olur. Ama biz tabi ne dersek diyelim, yine bunun bir vakti, merhunu var. Bu ancak Hz. Mehdi devrinde olacak olaydır, inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah
ADNAN OKTAR: Türk İslam Birliği oluştuğunda olacak inşaAllah.
SUNUCU: Hocam kusura bakmayın. Siz konuşurken bir soru geldi aklıma.
ADNAN OKTAR: Buyrun
SUNUCU: Son soru demiştim kıtlıkla ilgili ama. Şimdi 2014 yılına kadar devam edebileceğini söylediniz bu krizin.
ADNAN OKTAR: Edecek inşaAllah
SUNUCU: Şimdi para sahibi kitleden de tabi duyuyoruz, gazeteler de yazıyor. Parasını kriz büyüyecek endişesiyle, nakit parasını saklayanlar var. Hatta borcunu bile ödemekten imtina edip bu paraları biriktirmeye çalışan, işte krizde kazanmaya çalışan insanlar da hepimiz içerisinde yaşadığımız insanlar. Bu konuyla ilgili ne söyleyeceksiniz. Bu şekilde para yığmak, biriktirmek bir önlem almak mıdır yoksa toplumu, toplumdaki kaosu büyüten caiz olmayan bir yaklaşım mıdır?
ADNAN OKTAR: Şimdi tabi bir kişinin bunu yapmasıyla olmaz, on kişinin yapmasıyla olmaz. Bunu toplumun toptan hareketlendirmesi gerekir. Yani topluma ani bir ruh, ani bir heyecan, ani bir aşk ve coşku verilmesi gerekiyor. Yani mesela beş kişiye bunu yaptır deseler adam paralarını verir. Parası da gider adamın yani o kadar. Bir şey olmaz yani alacaklar paralarını alırlar. Ama toplum bunu topluca yaptığında bu şok etkisi yapar ve beden hemen ayaklanır, ayağa kalkar, birden canlanır o beden. Yani ekonomi muazzam hızlanır. Acayip canlanır.
SUNUCU: Evet
ADNAN OKTAR: Ama bunun için bir ani coşku ve ani heyecan gerekiyor. Yine aynı yere geliyoruz. Yine Mehdi’nin zuhuruyla olacaktır.
SUNUCU: İnşaAllah
ADNAN OKTAR: İnşaAllah
SUNUCU: Hocam, isterseniz biraz da izleyici sorularımıza bakalım.
ADNAN OKTAR: Tabi buyurun inşaAllah
SUNUCU: Hafta boyunca ve programımız esnasında sürekli mail yoluyla izleyicilerimiz sorularını iletiyorlar bize. Biz de size zamanımız yettiği ölçüde bu sualleri sormaya gayret ediyoruz.
ADNAN OKTAR: Çok iyi oluyor
SUNUCU: İsterseniz önce izleyicilerimize bize ulaşabilecekleri mail adresini bir kez daha hatırlatalım. Akabinde sorularımıza geçelim. Sevgili seyirciler Adnan Oktar’la Başbaşa programına mail yoluyla ulaşabiliyorsunuz. Her hafta söylediğimiz gibi ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden hocamıza güncel konularla ilgili ve kendi merak ettiğiniz konularla ilgili sorularınızı yöneltebilirsiniz. Biz de hocamıza bu soruları sormaya gayret edeceğiz. Hafta içerisinde sitemize gelen sorulardan seçtiklerimiz var. Hocamıza onları sormak istiyorum. Hocam, Bursa’dan bir izleyicimiz, öncelikle hayırlı yayınlar diliyorum, hocamıza birkaç sorum var. Hocam kitaplarınızdan insanın her an ölecekmiş gibi yaşaması gerektiğini ve sürekli ölümü düşünmesi gerektiğini yazıyorsunuz. Bu insanda baskı yapmaz mı? Ondaki yaşama şevki ve isteğini azaltmaz mı? Her an ölebilir diye sürekli bir tedirginlik içinde olmaz mıyız diye bir sual.
ADNAN OKTAR: Yani, şimdi biz bir toprağın altında, karanlık bir odada otururken orada birkaç tane, bir dilim ekmek var, bir de orada birkaç resim var, oturuyoruz, toprağın altını düşünelim.
SUNUCU: Evet
ADNAN OKTAR: Her an büyük bir saraya gitme ihtimalimiz var. Muazzam yemekler ve muazzam yiyecekler, müthiş kıyafetler, arabalar var. Fakat hemen üstümüzde, başımızın üstünde burası. Yani açsak kapağı geçeceğiz. Şimdi biz böyle bir hayatı düşünmeyerek yaşarsak mutlu mu oluruz? Olmayız.
SUNUCU: Evet
ADNAN OKTAR: Yani, çünkü mümin cenneti umuyor ve Allah’ın rızasını umuyor. Yani Allah aşkını umuyor, Allah sevgisini umuyor. Yani ölüm bize Allah aşkını, Allah sevgisini, Kuran ahlakını ve cennet ümidini getirir. Dolayısıyla çok neşelendirici bir şeydir ölüm.
SUNUCU: Evet
ADNAN OKTAR: Ve zevk verecek bir şeydir yani mümin ölümden rahatsız olmaz ama özel bir ölüm eğitimi yapıldığı için dünyanın her tarafında, ölüm bir felaket olarak gösterildiği için, bir son olarak gösterildiği için işte ölenin arkasından millet elini vurarak falan yerlere yatarak ağladığı için, ölümü insanlar bilinçaltında korkunç birşey olarak aldılar. Halbuki Allah’ın bir nimetidir ölüm.Yani düğüne davetiye gibi bir şey.
SUNUCU: Ağlamak da caiz değildir değil mi hocam cenazelerde?
ADNAN OKTAR:Yani zaten o yani çok çok çirkin anlamı da çirkin görünümü de çirkin
SUNUCU: Evet
ADNAN OKTAR: Bir insan vefat ettiğinde toplanır Müslümanlar sevinç içerisinde Allah’ı anarlar, yemek yenir, Allah’a hamdedilir, onun, o kardeşimizin güzel huylarından güzel ahlaklarından anlatılır, inşaAllah cennete gitmesi için Allah’a dua edilir. Bağırıp çağıracak ağlayacak ne var? Yani ölümü böyle insanlara bu kadar korkunç göstertmek çok çok anormal, bu da şeytanın insanlara telkini, yani şeytanın insanlara dünyayı sevdirmek için yaptığı bir telkin. Çünkü ölümden korkacak ki ahireti istemesin, dünyaya sıkı sıkıya yapışsın. Dünyaya sıkı sıkı yapışınca da mecburen egoist oluyor, bencil oluyor, hırslı oluyor, affedici olmuyor, her türlü tersliği yapacak hale geliyor, gaddar oluyor.
SUNUCU: Maddeperest oluyor
ADNAN OKTAR: Maddeperest oluyor sonunda da şeytan gibi insanlar oluşuyor. Hem kendi cehennemde yaşıyor adeta hem de etrafını cehenneme çeviriyor. Ama sürekli ölümü düşünen insanlar güleryüzlü, neşeli ve sevinçlidir. Her an Allah’a kavuşacağını bildiği için, her an sevdiklerine kavuşacağını bildiği için onun heyecanı içindedir. Bütün peygamberler, Hz.Muhammed, Hz.Musa, İlyas, Yakub, İsmail hepsi bizleri bekliyor. Bütün veliler bizleri bekliyor inşaAllah. Gılmanlar, huriler, vildanlar, cennet çocukları değil mi, onlar da bizim kardeşlerimiz, onlar da bizlerle görüşmek istiyorlar konuşmak istiyorlar. Biz niye bu kadar meraklısısıyız yani, bir de dünyada ne var yani şu küçücük bir ekranın içersinde iki boyutlu bir görüntü göstertiyor Allah. Çektikleri eziyeti görüyorlar sabahları nelerle uğraştığını görüyor insanlar. Yemek yemeleri bir sorun oluyor, yemekten gidip başka öbür konulardan kurtulmaları ayrı sorun oluyor, borcu harcı ayrı bir sorun oluyor.Yani ayım bayım olacak, insanın bakımsız halini bir düşünün, bir kadının bakımsız halini bir düşünün, insanın aczini düşünün dünyada yarı yarıya cehennem özellikleri vardır. Cennet ve cehennem özellikleri yarı yarıya konmuştur dünyaya. Dolayısıyla yani ahireti düşünmeyen Allah’ın rızasını düşünmeyen insan o yarı yarıya olancehennem özelliklerinin tamamını üstüne almış oluyor. Bu sefer dünya onun için net cehenneme dönüyor. Ama mümin eğer sürekli Allah korkusu Allah sevgisiyle yaşarsa ve ölümü sürekli düşünürse o cehennem özellikleri gözünün önünden kalkar sadece cennet yönlerini görür dünyanın. Ve kalbi de ruhu da adeta cennet içinde olur ve çok rahat ve güzel yaşar. Onun için Müslümanlarda bir bereket ve bolluk ve güzellik oluyor inananlarda.
SUNUCU: İnşaAllah Hocam. Hocam müsaade buyurursanız daha önceki programlarda anlatmıştık Hz. Ömer kendisine ölümü hatırlatması için hergün, bir adama bir altın vererek görevlendirmiş. Bir zaman sonra da artık gelme demiş çünkü saçımda beyaz çıktı baktıkça ölümü hatırlıyorum demiş gerçekten inanan bir insan için ölümü hatırlamak izleyicimizin söylediği gibi olumsuz bir baskı değil olumlu bir ruh halini
ADNAN OKTAR: Tabi ki
SUNUCU: Tesir edecek bir kavram.
ADNAN OKTAR: Evet
SUNUCU: Hocam bir diğer sorumuzu da yine Yalova’dan bir izleyicimiz göndermiş Sönmez Bülbül. Günümüzde varolan cemaatler demiş Hocam, cemaat isimlerini saymış ama siz o konuyla ilgili ben isim zikretmeyeyim, siz anlamışsınızdır
ADNAN OKTAR: Evet
SUNUCU: Bildiğiniz cemaatler zaten. Cemaatler neden kendi içlerinde birbirlerini ehli sünnet görmez, bir de uygulamada hepsi farklı düşünüyor. Bu cemaatler karşı cemaatten olan kişileri sapıtmış olarak görüyor. Nedeni nedir demiş, bir de dua eklemiş sonuna kendisine teşekkür ediyoruz. Evet hocam.
ADNAN OKTAR: Ben ve arkadaş grubum Türkiye’de bu yönde çok iyiyiz yani bütün cemaatlerin tamamını seviyoruz, tamamının da bizi sevdiğini biliyoruz.
SUNUCU: Evet
ADNAN OKTAR: Ve hepsine karşı da dostuz, üstünlük iddiamız da yok ve hepsinin değerli ve kaliteli olduğuna inanıyoruz. Yani hepsinin ayrı ayrı mübarek ve güzel insanlardan oluştuğuna inanıyoruz. O gözle bakmaları lazım. Bir ihtimal yani diğer arkadaş grupları diğer cemaatleri kötüleyerek, kendi insanlarını kendilerine daha iyi bağlamayı, daha güçlü bir yapı oluşturmayı düşünüyor olabilirler. Bence hiç gerek yok, çünkü Allah zaten nasip ettiyse o arkadaşları onların içersinde kalırlar. Kim nerdeyse Allah onları onu zaten nasip eder. Böyle bir tedirginliğe gerek yok bütün cemaatleri, bütün topluluklar, bütün kardeşlerimizi, bütün milletimizi yek vücut olarak sevmemiz lazım. Hepsi çok hoş insanlar, eğer kusur aramaya kalkıyorlarsa insan, hani derler ya insan kendi kusuruna bakmaya kalksa başkasının kusurlarını göremez derler. Kusur gözüyle bakmak doğru değil, çünkü ahirette zaten Allah insanları durumuna göre ayıracak ve değerlendirecek onları. Bizim burada yapacağımız herkese karşı Allah’ın kulları olarak sevgi ve şefkat duymaktır, merhametle bakmaktır. Böyle edişmek, didişmek birbirlerinin hakkında kötü konuşmak, dedikodu yapmak çok çok gereksiz, boş işlerle uğraşıyorlar. Direkt dinsizlerle ateistlerle uğraşacaklarına, masonlarla, ateist siyonistlerle uğraşacaklarına, oturup şeytan bunları birbirleriyle uğraştırtıyor bazı kardeşlerimizi. Ona harcayacakları yazıya yazık, kaleme yazık yahut bilgisayarla yapıyorlarsa internet yoluyla yapıyorlarsa orda harcayacakları zamana yazık, bütün güçlerini kötü insanlara, küfre, delalete, yanlış yolda olan insanlara yöneltsinler, insanların hidayeti için uğraşsınlar. Bir de tahmin ediyorum o cemaatleri hepsi de birbirinden kaliteli, güzel cemaatler onlar.
SUNUCU: İnşaAllah
ADNAN OKTAR: Tabi inşaAllah
SUNUCU: Hocam ortak fikri zaten bütün cemaatlerin derdi Allah’ı zikretmek,O’na ibadet usullerini geliştirmek ama tabi şu da kabul edilebilir bir gerçek izleyicimizin sorusundan öyle de bir yorum da çıkartılabilir belki
ADNAN OKTAR: Evet
SUNUCU: İnsanlar herşeyi suistimal edebiliyor, cemaat konusunda da ticari olarak bu konuda potansiyel gören art niyetli insanlarda yapı büyüdükçe bu sisteme dahil olabiliyor belki de. O manada da aslında değerlendirilebilir dimi hocam yani çok büyümesi cemaatin, kaliteyi de düşürebiliyor bazen.
ADNAN OKTAR: Yani, büyük cemaat tabi Allah sayılarını arttırsın, daha değerli daha güzel bir hale getirsin inşaAllah. Fakat işte birbirlerini sevmeleri çok önemli, asıl olan bu. Yoksa Allah bereketlerini arttırsın, huzur versin, imanlarını arttırsın. Ama şefkat merhamet yoksa din ahlakı zaten yoktur yani acıma yoksa; çünkü nihayet mazlum bir Müslüman yani zaten Allah için yaşayan insan, eğer onu da sevmiyorsan kimi seveceksin yani. Öyle bir kıstasa gerek yok. Biz bütün vatandaşlarımızı seviyoruz, bütün insanlarımızı seviyoruz biz. Ben bütün mezheplere karşı sevgi doluyum. Vehhabileri de seviyorum, alevileri de seviyorum, şiileri de seviyorum, caferileri de seviyorum, hepsini seviyorum.
SUNUCU: Sayın Oktar sizin geçmiş dönem konuşmalarınızdan benim aklımda kalan bir konu var. Ortalama 300 arkadaşınız olduğunu söylemiştiniz. Ama sizin işte bu rakamı belki 3 milyon yapma şansınız var. Eserleriniz, cdleriniz işte sohbetleriniz, kitaplarınızın tesiriyle oluşan bir grubu bir büyük cemaat halinde de dönüştürme gücünüz olduğunu ben düşünüyorum.Fakat siz hep bu 300 rakamının etrafında sohbetler yapıyorsunuz belki son 2 -3 yıldır ben sizi tanıyorum. Ama diğer bir takım cemaatlere baktığınızda hep daha çok büyümekte daha çok büyüdükleriyle övülmekteler. Ya burda sizin kıstasınız neydi yani neden? Cemaati eğer varsa 3 milyon 5 milyon kişi değil de hep 300 kişi ve o sürekli büyümekle övülmek veya büyüdüğünü sürekli söylemekteki mana nedir onu biraz açabilir miyiz?
ADNAN OKTAR: Ben aslında bütün gücümle gayret ediyorum, insanlara faydalı olmak için. Mesela arkadaş ediniyorum, dostlar ediniyorum ama hakikaten ne yaparsam yapayım benim arkadaş sayım yaklaşık yani tanıdığım yakın çoksevdiklerim 300’ün civarında kalıyor. Yani ya gidenler oluyor ya gelenler oluyor ama mutlaka 300’de kalıyor. Yani ben ona şaşırıyorum yani yıllardan beri bu böyledir hiç şaşmaz. Mesela 10 kişi giderse 10 kişi gelir dost olarak arkadaş olarak gelir. Ama ben cemaat olarak değil de bir sevenler grubu bir arkadaş grubu olarak görüyorum onları. Fakat dünyada sevenlere bakacak olursak yani herhalde 100 milyonlar hesabıyladır yani Filipinler’de, Amerika’da, Fransa’da heryerde bunları görüyoruz çünkü internet girişlerinden bunlar anlaşılıyor indirilen kitap sayısından bunlar anlaşılıyor yani 100 milyonlarca kitabım indiriliyor. Sevmeyen bir insan sevmediği bir insanın kitabını okumaz.
SUNUCU: Evet
ADNAN OKTAR: Ve bu kadar sitayişle bahsetmez gelen maillerden de bunları anlıyoruz. Çok büyük bir kitlenin coşkun bir sevgiyle sevdiğini görüyoruz, Allah sevgilerini daha da arttırsın inşaAllah, tabi Allah rızası için.
SUNUCU: Peki Hocam yakın arkadaşım diye tabir ettiğiniz kişilerin ortak özellikleri nelerdir? Yani bir özel kriteriniz var mı bu arkadaşların.
ADNAN OKTAR: Ben bir insanın çok samimi olmasını isterim. Dürüst, iyi niyetli, sevecen, herşeyini Allah’a vakfetmiş, yani Allah’a tam teslim olmuş, söylediğinde doğru konuşan, temiz, efendi insanlar. Yani herkes benim dostum kardeşimdir. Mesela burdaki her insan benim dostum, kardeşim, arkadaşımdır.
SUNUCU: Evet. Hocam peki cemaatlerle ilgili son bir soru sormak istiyorum size. Ticari olarak cemaatlerin hani bu yönüyle birbirleriyle ticaret yapan bir grup haline dönüşmesi ki böyle anılan bir cemaat olduğunu ben biliyorum. Bu uygun mudur yani böyle bir gruplaşma olabilir mi?
ADNAN OKTAR: Olur niçin olmasın. Yani koskoca şirketler varsa, dev holdingler var bir arkadaş grubudur aynı zamanda holding gibi de bir dayanışma içersindedirler. Birbirlerini koruyup kollarlar güveniyorlardır çünki birbirlerini tanıyorlardır. Yani bu ticarette de öyle insanlar tanıdığı kişiyle ticaret yapıyor.
SUNUCU: Evet
ADNAN OKTAR: Tanıdığı kişiyle alışveriş yapıyor, o da tanıdığı bildiği için ona güvenip onla alışveriş yapabilir yani makul, bir şey yok.
SUNUCU: Evet. Hocam birkaç sual daha size zikrettikten sonra, inşaAllah bir 10 dakika sonra ilk reklam aramıza gideceğiz. Hocam bir röportajınızda mucizelerin aklın ihtiyarını kaldırmayabileceğini söylemiştiniz. Hz İsa körün gözünü görür hale getiriyor bu kadar büyük bir mucize normal karşılanabilir mi demiş Akhisardan Hamdi Gürpınar.
ADNAN OKTAR: Bir evvelki programda da anlattım. Mesela Hz.İsa tamam, adamın elini yüzünü mesh ediyor
SUNUCU: Evet
ADNAN OKTAR: Mesela 20 yıldan beri gözü kör. Ama insanlar düşünebilir yani 20 yıldan beri bu insan herhalde insanları aldatıyordu gözü görüyordu ama öyle davrandı. Ama Hz.İsa elini yüzüne sürünce öyle bir iyilik olsun güzellik olsun diye birden gözüm görmeye başladı dedi diyebilirler, yani o şekilde düşünebilirler.
SUNUCU: Evet
ADNAN OKTAR: Dolayısıyla bu aklın ihtiyarını kaldırmaz ama Hz. İsa çok fazla insanın gözünü açmıştır ama hepsinde de insanlar bunu makul görmüşlerdir. Yani aklın ihtiyarını almamıştır bu, yani şu anda da öyle birşey olsa yine aklın ihtiyarını almaz yani getirin mesela 20 tane amayı getirsinler ben mesela veya siz ya da bir başkası gitsin ellerini sürsün gözleri açılsın, toplum bunu sadece harika bulur yani başka birşey olmaz.
SUNUCU: Evet
ADNAN OKTAR: Yani ilginç bulurlar.
SUNUCU: Sayın Oktar Muhammed Bakır’ın bir sorusu var.Son yıllarda ülkemizde dine karşı müthiş bir merak oluşmuş durumda. İnsanlar Kuran’ı merak ediyorlar, ayetleri hadisleri merak ediyorlar, cinleri, melekleri merak ediyorlar.Gazetelerde sosyete tabir edilen insanların Hacca gittikleri, oruç tuttuklarını okuyoruz.İnsanların son zamanlarda bu kadar dine yönelmesini neye bağlayabiliriz demiş izleyicimiz.
ADNAN OKTAR: Allahu Alem ben Mehdi’ye bağlıyorum yani Mehdi’nin zuhuruna ve O’nun nuruna ve O’nun bereketine bağlıyorum, Allah Hadi ismini tecelli ediyor, insanlar çeşitli sebeplerle Kuran’a İslam’a yaklaştırıyor Allah. Mesela bir de Allah’ın delalete düşürücü vasıfları vardır sıfatları vardır. Bazen de dalalete düşürür, bir dönem gelir. Şimdi Hadi ismiyle tecelli ediyor, insanlar herşeyden iman edebiliyorlar. Gördüğü bir güzellikten, bir yazıdan, bir konuşmadan internetteki herhangi bir açıklamadan iman edebiliyorlar.
SUNUCU: Hocam benim duyduğum yakın dönemde duyduğum çok hoşuma da giden bir söz var onu da sizinle paylaşayım. Züğürtlük insanı maneviyata sevkeder diye. Bu ekonomik krizin dine olan ilgiye arttırdığını söylemek mümkün mü?
ADNAN OKTAR: Bu bütün dünyada arttıracaktır. Yani ciddi şekilde artacaktır daha bu yeni başladı ama bakın yurtdışında dua etmek için yerler yapılmış ekonomik krize karşı. Gerçi bu çocukça, heryerde dua edilebilir ayrı mesele de. Fakat bütün dünya bir harikuladelik olduğunu anladı, bir olağanüstülük olduğunu anladı. Yani bu Irak’ın işgalinde de anladılar bir harikuladelik olduğunu, Afganistan işgalinde de anladılar bu ekonomik krizin başlamasında da anladılar. Mesela yağmurların önce tamamen kesilip, sonra da yoğun olarak çok bereketli bol yağmur yağmasından da anlıyorlar.Anlaşılıyor ki bir harika döneme girdik, bir olağanüstülük var.
SUNUCU: Hocam bir de ben sizinle programlarımızda sürekli bu konuyu değişik örneklerle konuşuyorum, son dönemde özellikle genç neslin de dine yakın bir ilgisi var toplumda genel Müslüman görüntüsü genel olarak işte şalvarlı sarıklı sakallı dolaş insanlardı yakın döneme kadar ama şimdi çok böyle düzgün giyinen güzel kokan insanların da dini yaşamaya başladıklarını gözlemliyoruz sizce bunun sebebi ne olmuştur yani bu ilgi bir anda nasıl tesis edilmiştir güzel giyinmenin dini yaşamak noktasındaki önemi nedir?
ADNAN OKTAR: Mehdi devrinde gençler hem çok neşeli olacaklar hem çok şen olacaklar hem çok güzel giyinecekler çok şık olacaklar hayret edeceksiniz binalar çok güzel olacak bahçeler çok güzel olacak gençlerin coşkusu çok güzel olacak birbirlerine karşı sevgileri, muhabbetleri çok hoş olacak, meşru eğlenceleri çok güzel olacak, çok sevecekleri bir dönem olacak biz böyle olduğunu bilseydik çoktan bu konuya yaklaşırdık, çoktan bu yolu isterdik diyecekler ama anlayamamışız demek ki diyecekler, yani olduğunda görecekler. Bilimde teknolojide, sanatta, estetikteki olağanüstü gelişmelerden adeta hipnotize olacaklar. Yani bizim Türkiye’de de gençlerimizi o zaman göreceğiz, filinta gibi olacaklar böyle, çok çok şaşıracağız inşaAllah. Şu an iki büklümler keratalar, ben bakıyorum, kamburunu çıkartarak falan bakımsız ondan sonra perişan, üstüne bir tişört sadece giymiş, altında soluk bir pantolon ayağında da tozlu çamurlu bir ayakkabı ağzı da açık, böyle vitrinlere bakarak boş boş gidiyor hepsini tenzih ederim de bir kısmı öyle. Kızlara da bakıyorum tamamen bakımsızlar keratalar hiç; boş boş etrafa bakınarak böyle. Hâlbuki bir kız çocuğunun çok efendi bir görünümde, ama çok asil ve çok kaliteli ve zarif olduğu bakar bakmaz mesela 100 metreden anlaşılması lazım. Yani hemen saygı duyacağımız, hemen onun değerini ve kıymetini çok iyi bileceğimiz durumda olması lazım. Yüzündeki asaletten, üslubundan falan. Gençler de o şekilde olmaları gerekiyor, yani her biri birbirinden daha şık hatta şıklık yarışına girmeleri lazım, bakımlı olma yarışına girmeleri lazım ve sevgi dolu olma yarışına girmeleri lazım. Genel bir korku var toplumda. Bu inşaAllah ahir zamanda Mehdi devrinde bitecek. Böyle mağazalara girerken tepeden tırnağa aranmalar işte elektronik şeylerden geçmeler falan bunların hepsi kalkacak. Mesela ben böyle bir mağazaya girmem ben kendime o şekilde bir aratma yaptırtmam. Yani ben çok onur kırıcı bulurum öyle bir şeyi yani çok rahatsız edici bulurum. Yani ne demek ben neyim de benim üstümde arama yapılsın yani ne için yaptırtayım öyle bir şey. Yani ne oluyor da o arama oluyor. Biz yani bunu milletimiz normal karşılıyor ama bu şekilde bir hayat olmaz böyle bir yaşantı da olmaz. Bunların hepsi ortadan kalkacak inşaAllah mağazalara girerken ellerini kollarını sallayarak neşe ve sevinç içinde girecekler, herkes güvenilir herkes sevgi dolu olacak. Herkes hatta kapılarına kilide bile gerek kalmayacak inşaAllah. Normalde öyledir kapıya kilit asılmaz.
SUNUCU: Evet
ADNAN OKTAR: Mesela köylerde falan öyledir. Kapı kilitlenmez, yani kilitlenir ama yani bir çok yerde kilitlenmez, öyledir kapanır ama kilitlenmez çünkü güven vardır. Her yerde bunun böyle olması lazım yani toplum birbirine tam güvenmesi lazım. İnsanlara ben bakıyorum herkes birbirinden gözünü kaçırıyor. Ödleri kopuyor birbirine bakmaya, ya terslerse ya bir şey derse, böyle şey olur mu? Böyle birbirlerine mesela masaya oturuyorlar böyle birbirine bakıyor. Yani sağında solunda kim var ona bile bakamıyorlar.
SUNUCU:Evet
ADNAN OKTAR: Dümdüz robot gibi gidiyorlar ama hepsini tenzih ederim yani bir kısmı böyle, ama böyle bir şey olmaz. inşaAllah Mehdi devrinde Hz. İsa devrinde sevinç, neşe, muhabbet, coşku en yüksek derecelerde olacaktır. Gençler yani meydana gelen modern yapıdan, modern şehirlerden ve güzelliklerden, estetikten, bahçelerin güzelliklerinden; sokaklarda mesela meyve ağaçlarına mesela rahatça ulaşabilecekler. Sokaklarda bir tane meyva ağacı bulamazsınız. Niçin olmasın her dükkanın bitişiğinde bir üzüm ağacı olsun üzüm asması olsun sarı sarı; ağzım sulanıyor aklıma gelince böyle güzel güzel değil mi? salkımlarla olsun.Elma ağaçları olsun ayva ağaçları olsun ne mahsuru var? Ya birileri alırsa; alsın çocuklar alsın, fakirler alsın, yesinler ne mahsuru var ne güzel.
SUNUCU:Evet
ADNAN OKTAR: İnşaAllah
SUNUCU: Sayın Oktar gençlikte yapılan ibadetlerin yaşlılıkta yapılan ibadetlere oranla çok daha büyük bir sevaba sahip olduğu söyleniyor. Bu konunun aslını öğrenebilir miyiz ? Yani örnekleme yoluyla anlatabilir misiniz oradaki kıstas nedir?
ADNAN OKTAR: Yaşlılıktaki sevap da çok fazladır. Çünkü yaşlılıkta adamın romatizması oluyor, gözleri görmüyor, kulağı duymuyor. Bu onun sevabını kat kat arttıran şeylerdir
SUNUCU: Evet
ADNAN OKTAR: Yani vücuttaki her eksiklik her zorlanma sevabın derecesini arttırır. Mesela o yaşlıların iki büklüm namaz kılması mükemmel bir şey, muazzam bir şey. Ama bazıları böyle hesap yapıyor diyor ki ben şu an gencim, hayatımı yaşayayım, öleceğimi anladığımda yakınlaştığında ibadete başlarım. Yani Allah’ı güya kandıracak yani Allah böyle bir tuzağa düşmez haşa; Allah tuzağı kendi kuruyor zaten. Ve kendisi bozar Allah, her tuzak bozulmuş olarak yaratılır. Yani her kurulan tuzak kim tuzak kurarsa kursun bilsin ki kendi kurduğu tuzağı Allah kuruyor. Ve her tuzak da bozulmuş yaratılır.
SUNUCU: Evet Hocam reklamdan önce son bir soru size sorayım. Bu da konumuzla alakalı olduğu için ikinci bölüme bırakmak istemiyorum yine gençliğin ibadetinden bahsettik. Bir bayan profili düşünelim gayet bakımlı saçlar yapılmış hafif bir makyajla gününü geçiren ve namaz kılmak da istiyor işte başını o esnada eşarpla örtüp namazını kılabilir mi? Yoksa işte türbanlı olması gerekir sadece o şekliyle kıl, güncel yaşamda da dolaşmalı gibi bir katı durum mu vardır? Oradaki şey nedir ölçü?
ADNAN OKTAR: Şehvet amacı olmayan temiz ve bakımlı her kıyafet her süs kadına yakışır. Çok çok güzel olur yani onu efendi gösteren kaliteli klas gösteren, çok şık ve temiz giyinir hayran oluruz, çok derin saygı duyarız. Tabi ki onların hepsi bizim değerli mübarek kardeşlerimizdir tabi ki kılar. Halis Müslümandır, başı kapalı olan da, başı açık olan da bizim baş tacımız olan kardeşlerimizdir. Gönülleri son derece rahat olsun. İnşaAllah
SUNUCU: O şekilde de namaz kılabilirler değil mi?
ADNAN OKTAR: Tabi mükemmel kılar niye kılmasın.
SUNUCU: Peki Hocam bir reklam aramız var
ADNAN OKTAR: Tabi İnşaAllah
SUNUCU: İnşaAllah bir yaklaşık on dakika sonra programımıza kaldığımız yerden devam edeceğiz.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah
SUNUCU: Evet sevgili seyirciler bir reklam arası vereceğiz reklamların hemen ardından tekrar sizlerle birlikteyiz.
SUNUCU: Evet sevgili izleyenler tekrar birlikteyiz. Adnan Oktar Hocamıza yine sizlerin merak ettiği konuları sorarak ikinci bölümle başlıyorum. Bu akşam gelen sorularımız var Hocam müsaade ederseniz ikinci bölümün…
ADNAN OKTAR: Tabi tabi buyurun
SUNUCU: Başlangıcında da birkaç izleyici sorusuyla başlayalım. Hocam Ayasofya’yla ilgili söyledikleriniz beni çok heyecanlandırdı acaba Hz. Mehdi ve Hz. İsa’nın birlikte namaz kılacakları cami Ayasofya’mı olacak bunca zamandır Ayasofya’nın ibadete açılmamasının bir hikmeti de bu olabilir mi? Demiş Ahmet Yelkenci Manisa’dan.
ADNAN OKTAR: Yani evet İnşaAllah, Allahualem öyle, öyle bekliyoruz.
SUNUCU: Evet onla ilgili de bir çok kampanya yapıldı ibadete açılmasıyla ilgili ama, bir türlü açılmadı.
ADNAN OKTAR: Evet
SUNUCU: İzleyicimiz
ADNAN OKTAR: Birlikte orada namaz kılacaklar inşaAllah
SUNUCU: İnşaAllah Hocam hayırlı akşamlar demiş
ADNAN OKTAR: İnşaAllah
SUNUCU: Ben Aydın Güneysu’dan, Güneysu, her hafta yayınlarınızı ilgiyle izliyoruz Mehdi’nin isminin Cennet isimlerinden biri olduğunu okumuştum bir hadiste, bu hadisi anlatabilir misiniz?
ADNAN OKTAR: Ben, Hamza, Ali; sayıyor Peygamber Efendimiz (sav) sahabeleri, cennet ve Mehdi diyor, Cennet ehlinin seyitleriyiz diyor, efendileriyiz diyor. O hadisi kastediyor yani Mehdinin Cennete gideceği Cennette olacağına dair bir hadis Peygamber Efendimiz (sav)’in ama tabi bu bir şey olmaz bir hüküm olmaz, Mehdi’nin vefatından sonra Mehdi olduğunu umduğumuz kişi vefatından sonra ahirette göreceğiz inşaAllah. O zaman bu hadisin tahakkukunu görmüş olacağız inşaAllah. O zaman geçerli olur ama bunun dışında biz sadece bir bilgi olarak hüsnü zan olarak bunu alırız.
SUNUCU: İnşaAllah
ADNAN OKTAR: İnşaAllah
SUNUCU: Bu soruyla da gündeme dönebiliriz tekrar isterseniz önce sorumuzu cevaplayalım akabinde benim yine ülke gündemiyle ilgili birkaç sualim olacak size. Demet Eroğlu Adapazarı’ndan bize sormuş Hocam siz haksız yere aylarca hem akıl hastanesinde hem hapishanede tutuldunuz ama ben sizin hapishanede hep gülen yüzünüzü hatırlıyorum bir kere bile bir isyan ifadeniz olmadı bunu nasıl başardınız demiş Demet Eroğlu
ADNAN OKTAR: Allah beni hapse soktu.
SUNUCU: Evet
ADNAN OKTAR: Allah akıl hastanesine soktu, Allah çıkarttı; hepsinde hikmet ve hayır var dosttan gelen güzeller güzeli olan Allah’ımdan gelen her şeyde bir güzellik, hayır vardır
SUNUCU: Evet
ADNAN OKTAR: O yüzden sevinç ve rahatlık içindeydim.
SUNUCU: Demet hanım bu detayları nereden biliyor diye düşündüm ama Hocam aklıma şey geldi sizin o ilk kelepçelendiğiniz zaman gülüşünüz, tebessümünüz bir gazetede haber olmuştu. Herhalde Demet Hanım,
ADNAN OKTAR: Evet
SUNUCU: Oralardan bu konuyu biliyor tahmin ediyor.
ADNAN OKTAR: O devre kadar kelepçe normalde önden bağlanıyordu ben de kelepçeyi böyle havaya kaldırdım, gazeteciler resmini çektiler. Güler halde havaya kaldırdım kolumu.
SUNUCU: Evet
ADNAN OKTAR: Buna herhalde bazı çevreler çok sinirlendiler veyahut yanlış gördüler yahut ters mi etki yaptık bilemiyorum, ondan sonra kelepçeleme arkadan olmaya başladı. Mesela normalde cezaevinde görüşmeler hep basın da içeri girerek olurdu. Ama ben annemle görüştüğümde de yine güler yüzlü, neşeli resimlerim çıktı gazetelerde, ondan sonra basının cezaevlerine girmesi de yasaklandı.
SUNUCU: Evet
ADNAN OKTAR: Ben mesela cezaevine girdiğimde her gün Kartal Cezaevi hakkında aşağı yukarı haber oluyordu. işte Adnan Hoca’nın rahatı yerinde şöyle böyle yani beni güya orada rahatsız edecekler yani huzursuz etmek için, üzerimde baskı kurulması için halbuki herkese uygulanan aynı imkanlar bana da uygulandı hatta benim girdiğim koğuş çok berbat ve süper kirliydi yani acayip kirliydi. Uzun süre onu uğraştık biz temizledik. Yani duvarları yerler simsiyahtı yani çok çok kirli bir yere geldik biz ve yani bir gün boyunca uğraştık aşağı yukarı temizleyeceğiz diye onun için öyle bir şey yoktu. Hatta daha da rahat edemediler bu sefer de kameralarla girdiler benim bulunduğum şeye hücreye, oranın filmini çektiler televizyonda yayınlandı. Yani halbuki hiçbir yerde böyle bir şey olmuyor olmaz da ama benim bulunduğum süre içerisinde, gazete arşivlerine bakın, sürekli haberdi. İşte oradakileri benim aleyhime biraz yönlendirmek amacıyla yapıyorlardı. Yani biraz daha üzerimde baskı olması amacıyla. İşte annesiyle şu kadar görüştü şu kadar saat görüştü on beş dakika daha fazla görüştü yani huzursuz etmek amacıyla sürekli bu tarz haberler olurdu. Ben oradan çıktıktan sonra haberler hemen kesildi Kartal’la ilgili şuan hiç haber duymazsınız, duymuyorsunuz.
SUNUCU: Evet
ADNAN OKTAR: Cezaeviyle ilgili. Ama o devirde akla hayale gelmedik şeyler söyleniyordu işte benim oradaki hayatımın çok şatafatlı olduğu falan yani böylece mümkün mertebe oradaki yöneticiler makul hakları da benden alacaklarını düşünüyorlardı. Ama hepsinde bir hayır vardır hepsi bir hikmet oldu
SUNUCU: Evet
ADNAN OKTAR: Allah ünümü şanımı daha da yaydı. Daha insanların sevmesine vesile oldu. Daha iyi tanınmama vesile oldu, yani kelepçenin arkadan bağlanmasıyla önden bağlanması ne fark eder, benim için hepsi aynı her seferinde ben Allah’a hamd ettim.
SUNUCU: Şimdi yaklaşan yerel seçimler öncesinde partilerin propagandalarını ekranlardan ve gazetelerden takip ediyoruz fakat bu seçimlerde belki daha öncekilerden farklı birçok amiyane ifade kullanılıyor. Partilerin birbirlerine hitap şekli miting alanlarında çok fazla eleştiriliyor. Siz bu üslubu nasıl karşılıyorsunuz parti liderlerinin böyle bir tavır takınması doğru mudur?
ADNAN OKTAR: Kötü söz parti liderlerine yakışmaz. Ağızlarına hiç almamaları gerekir. Yani kötü söz söyleyen insanları da halkımız benimsemez, güzel görmez; yani kötü sözle ilgili çok fazla atasözümüz vardır bizim. Yani kötü sözün iyi olmadığına dair, güzel olmadığına dair çirkin olduğuna dair bilinen çok fazla atasözünü herkes bilir. Onun için mümkün mertebe akılcı, makul bir üslupla eleştiri yapmak lazım. Bilimsel eleştiriler yapmak lazım. Mantıklı, tutarlı, delile dayalı eleştiriler yapmak lazım. Bunun dışında hakaretamiz eleştiriler yakışmaz tabi.
SUNUCU: Bunu bir prim malzemesi olarak kullanmakta zaten çok uygun değil.
ADNAN OKTAR: Yok dezavantaj olur avantaj olmaz dezavantaj olur.
SUNUCU: Peki Hocam, dediğim gibi partilerde tabi çok farklı şeyler de var siyasi manevralar da var. Çarşaf açılımı vardı malum CHP de.İşte geçen gün bir gazetede okuduk.Çarşaflı bir kadınla alakalı bir olumsuz durum yaşanmış.Ak partiye baktığınızda farklı iklimde insanların aday gösterildiği bir yapı da oluştu. Sizce siyasi dengelerde biraz bu seçim için konuşursak biraz bozuldu diyebilir miyiz yani sağlıklı bir sonuç çıkar mı sizce bu seçimlerden?
ADNAN OKTAR: Bizim milletimiz genellikle böyle birleştirmecidir. Bölünmeye karşı bir tavır içersinde oluyorlar ama her halükarda seçim sonuçları da Allah katında belli. İnsanların kime oy vereceğini, nerde ne zaman oy vereceğini zaten Allah belirlemiştir. İnsanlar istese de istemese de Allah’ın dediği gibi hareket ederler. Yani eli gider Allah’ın dediği partiye oy atmasını sağlar. Herkes öyledir. Partileri yaratan da O’dur, Allah’tır. Parti liderlerini konuşturan da Allah’tır. Onlar bir hata yapıyorsa onu da meydana getiren, yaratan Allah’tır. Onları iktidara getiren iktidardan götüren de Allah’tır. Hepsi Allah’ın kontrolündedir. Onların alacağı oy şu an Levh-i Mahfuz’da hazır. Hepsi bellidir. Yani tek bir rakama kadar bellidir.
SUNUCU: Sayın Hocam ben bir anti parantezle belirtmek istiyorum. Saadet Partisinin çok farklı bir duruşu var bu seçimde bence. Prof. Dr. Numan Kurtulmuş’un farklı bir vizyonu olduğu kanaatindeyim izlediğimiz gördüğümüz ve internet sitesinde de geçen gün bir tespitte bulunmak nasip oldu. Hz. Musa ve Firavundan örneklerle bir takım mesajlar verilmiş. Siz Numan Kurtulmuş beyefendiyi nasıl bir lider görüyorsunuz. Orta ve uzun vadede Türkiye’nin geleceğine imzasını atabilecek bir potansiyele sahip midir?
ADNAN OKTAR: Bence geleceğin lideri, tabi çok değerli bir insan. Ben kendisi ile bizzat görüştüm konuştum. Çok efendi, çok nezih, saygılı, mütevazi, mazlum ve Erbakan Hoca’mızın da tasdiki olmadan zaten o ortaya çıkmazdı yani öyle bir liderlik görevini almaz. Hocamıza olan sevgisi saygısı zaten ortada, o bizim için benim için çok önemli bir ölçüdür yani Erbakan Hocamıza karşı saygısı hürmeti ve nezaketi; yani ben bunu çok önemli bir ölçü olarak alırım. Tabi imanı takvası çok önemlidir ama bu da benim için çok önemlidir, o yönleri ile değerlendirdiğimde çok nezih bir insan. Ben Saadet Partisinin çok arı ve duru bir parti olduğunu düşünüyorum, geleceğin partisi. Zaten daha önce de biliyorsunuz çok büyük bir atılım yapmıştı nerdeyse iktidara geliyordu yani öyle bir şeyi vardı. Büyük bir potansiyel kitlesi vardır Saadet Partisi’nin Türkiye’de, çok büyüktür. Yani o görüş, yani en az yüzde 70 oyu vardır o görüşün. Mesela MHP de o görüşü bir yönüyle alır. Bunların hepsi Mili Düşüncedir. Büyük Birlik Partisi de bir yönüyle alır Saadet Partisi de bir yönüyle alır ama bu partiler aslında işin doğrusu hepsi aynı çizgide olan partilerdir. Maneviyatçı, mukaddesatçı, Kuran’a İslam’a çok saygılı, örf, anane, kültür ve geleneğimize karşı derin muhabbeti olan, kardeşlik bağlarını güçlendirecek huzur ve muhabbet içinde yaşamamızı amaçlayan güzel partilerdir bunlar. Hepsinin inşaAllah Allah yolunu açık etsin diyorum.
SUNUCU: Hocam bir diğer farklı bakış da ben şu şekilde analiz ettim. Saadet Partisi’nin Şişli Belediye başkan adayı bir bayan siyasetçi. Yine Ankara’da Çankaya gibi çok önemli bir semtte yine bir bayan arkadaşımızın aday olduğunu gözlemliyoruz. Onu da geçen akşam bir tv röportajında gördük dinledik ve bu iki bayanın ortak özelliği türbanlı olmaması. Aslında bu da Saadet Partisinin biraz değişen bir vizyona da oturmaya başladığını da gösterir dimi Hocam?
ADNAN OKTAR: Bakın Saadet Partisi’nin o büyük atılımında Gülay Pınarbaşı Hanımefendi vardı.
SUNUCU: Evet eski Belediye Başkanı.
ADNAN OKTAR: Hayır mankendi.
SUNUCU: Evet mankendi. Gülay Pınarbaşı doğru söylüyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Fakat evet sonra tesettüre girdi, namaza başladı. O kişi Saadet Partisi Kongresi’nde bir konuşma yapmıştı ben hatırlıyorum. Ve bu çok çok olumlu etki yaptı, yani çok çok olumlu yani o toplumun bir kısmında olan kasılmayı çözdü ve Erbakan Hocamızın güzel konuşmaları, modernliğe, ultramodern olmaya açık uslüpları, Atatürk’e olan sevgisini, bağlılığını, muhabbetini belirtmesi ve Türk milliyetçisi olduğunu daha derinden hissettirmesi gibi, böyle dev atılımlar partiyi o zaman şahlandırmıştı, yani çok büyük etkisi olmuştu. Onun için bizim milletimizin istediği kıstaslar şunlardır: Her halükarda bir kere Atatürkçü olmak, bir Türk milliyetçisi olmak, ultramodern olmak, samimi gerçek dindar olmak, Kuran’ın ahlakını tam benimsemek, bütün milletimizin birlik ve beraberliğini, bütünlüğünü istemek. Bunları içinde barındıran parti iktidar olur, ben bunu söyleyeyim. İnşaAllah.
SUNUCU: Hocam sorularımız var yine birçok soru gelmiş izleyicilerimizden. Hocam, cennette her hayvanı en güzel, en şefkatli, en sadık ve en evcil haliyle yaratan Allah; cehennemde de en evcil olabilecek hayvanı bile en vahşi ve en ızdırap verici şekilde yaratmaya şüphesiz güç yetirendir. Cehennemde böyle hayvanlar var mıdır Hocam? Demiş. Yoksa daha başka canlılar mı vardır demiş Hakan Saygın. Hocam sorumuzu biraz daha genişletmek icap ederse cennet ve cehennem hayatıyla ilgili bize birkaç örnek verebilirseniz çok memnun oluruz. Efendim izleyicimizin sorusuna da cevap verelim bu vesileyle.
ADNAN OKTAR: Cehennem, bir insanın adeta karabasan görmesi gibidir. Yani böyle kabus görmesi gibidir. Zaten nereye baksa, neye dokunsa dehşet vericidir. Yani mesela, oranın bir taşı bile onun için çok korkunçtur ve çok rahatsız edicidir. Oradaki herhangi bir bitki de onu mesela çok korkutur ve mesela bitki var fakat başı ve meyveleri şeytan başını andırıyor ve onun gözleri var meyvenin, ve ona bakıyor mesela ve nefret ve saldırganlıkla bakıyor. Mesela sırf meyvenin, meyve bile öyle yani cennet meyvesi öyle. Adam nasıl elini uzatsın ona, cennet meyvesine. Hem pis kokuyor hem çok rahatsız edici, zaten yemeye kalksa ayrı bir kabus yaşar o, yani öyle bir o da canlı o anda. Yani her yerde nefret görür yani mesela bir oturduğu yerde de nefret görür. Oturduğu yer onu rahatsız eder, mesela üstünden atmak ister. Nereye giderse bir rahatsızlık görür yani tam bir kabustur. Dolayısıyla yani hayvana zaten benzemeyecektir oradaki hayvan yani bir mahluk olarak karşısına çıkacaktır yani korkunç bir mahluk olarak karşısına çıkacaktır.
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR: Dolayısıyla yani, bu hayvan şudur diyemez zaten.
SUNUCU: Ama genel bir algı var değil mi Hocam, mesela yılan bir cehennem hayvanıdır derler işte kedi cennet hayvanıdır. Böyle toplumda bir ayrıştırma var aslında hayvanlar arasında.
ADNAN OKTAR: Yok, cennette de yılan çok sevecen ve çok tatlı, böyle kıvrak hareketlerle yerde gezer, çok şeker konuşmalar yapabilir. Mesela gelir kaşkol gibi dolanır, espri yapabilir, kendini sevdirir. Yani Allah onu öyle şirin ve güzel yaratır. Zaten şirin hayvan fakat zehirli olduğu için, insan öldürdüğü için tehlikeli. Yılanların zehri gidecek diyor Mehdi devrinde, Tevrat’ta da var, hadislerde de vardır. Yani o hayvan normalde hipnotize edecek şekilde güzeldir yılan, çok çok süslü ve güzeldir hayvan. Ama tehlikeli olduğu için insanlar ondan veya bir de soğuk olduğu için yani üstü de soğuk olduğu için yoksa o sıcakkanlı, sevecen olsa, konuşkan olsa, kendini sevdirse süsü daha fazla olur. Mesela; cennet hayvanları, zaten üstleri onların pırlantalarla, incilerle süslü olacak yani öyle o tarz, yani cennetin özel süsleri olacak ve göz alıcı ve pırıl pırıl bir mücevherin hareket ettiğini düşünün, çok güzel olur o. Yani cennet kadınlarının da her yeri mücevherdir, cennette her yer mücevherle kaplıdır. Yani mesela normal tuğla kullanılmıyor, mesela zümrütten tuğla kullanılır, elmastan tuğla kullanılır yani çünkü Allah için elması yaratmak yani küçücük bir elması yaratmakla dünya kadar elması yaratmak aynı. Yani Allah için bir şeyi yok onun.
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR: Mesela diyor ki rivayette: “Cennette bir çarşı vardır, ancak orada ne alışveriş ne de satış vardır, sadece erkek ve kadın suretleri vardır.” Yani bir sokak. “Erkek bunlardan bir suret arzu ederse o surete girer.” Tirmizi’de. Mesela; “Mümin cennette çocuk arzu ettiği zaman, onun hamile, doğması, yaşı bir anda olur. Mümin çocukları cennette bir tepede olur. Onları kıyamete kadar İbrahim (as.) ile zevcesi Sara’nın terbiyesi altındadırlar.” Yani onlar terbiye edecektir onları diyor, küçük keretalar. Mesela; “Cennette gece yoktur, o ışık ve nurdan ibarettir.” Ramuz el Ehadis. “Peygamber (sav) cennet ehli uyur mu diye sordular. Şöyle buyurdu: Uyku ölümün kardeşidir, cennet ehli uyumaz. Kalpleri tek bir kimsenin kalbi gibidir. Aralarında ihtilaf, husumet yoktur.” Kütübü Sitte. “Onların ahlakı tek bir kişinin ahlakı üzerinedir.” Yani peygamber ahlakı gibi hepsinin ahlakı aynı olacak diyor.
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR: “Her kaygının arkası kesilecektir, cehennem ehlinin kaygısı müstesna.” Yani cennette kaygı yok. “Bunun üzerine perde kaldırılacak. Kendileri Rableri Teala’yı görmekten daha sevimli bir şey verilmediğini anlayacaklardır.” Allah’ın tecellisini görecekler insanlar cennette. “Bunun üzerine perde kaldırılacak. Kendilerine Rableri Teala’yı görmekten daha sevimli bir şey verilmediğini anlayacaklar.” Büyük Hadis Külliyatı. “Ey Allah’ın Resulü, Rabbimizi görecek miyiz? Bulutsuz, berrak bir mehtap gecesinde Ay’ı görmek için nasıl gayret edersiniz, diyor. İtişip, kakışır mısınız diyor, bulutsuz, berrak bir mehtap gecesinde Ay’ı görmek için, Ay açıldığında. Hayır diyor sahabeler. Bulutsuz bir günde güneşi görmek için birbirinizi itip, kakar, birbirinize zahmet eder misiniz? Hayır, işte Rabbinizi de öyle zahmetsiz ve sıkıntısız apaçık göreceksiniz. Buhari, Müslim, Tirmizi, Büyük Hadis Külliyatı. Sahih hadistir bunlar.
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR: “Cennet ehlinden herkes, cehennemdeki yerini görür ve “Ya Allah beni hidayetime vesile eder ve buna şükür olur.” Mesela; senin yerin buraydı ama Allah seni buradan kurtardı diyor Cenabı Allah. “Cennete girip cehennemden kurtulmak nimetin tamamındandır.” “Cennette amellere göre taksim ederler çok ameli olan çok pay alır. Cennette yüz derece vardır, her bir tanesi bütün alemleri içine alır.” Devam edebilirim.
SUNUCU: Evet. Hocam, şöyle bir sual akla geliyor. Aslında birçok izleyicimiz de geçmiş programlarda sordu ama bu konu konuşulurken sizinle tekrar konuşmakta fayda görüyorum. Şimdi bir kader hadisesi var malumunuz. Aslında her insanın cennette veya cehennemde mi olduğu belirgin. Herkesin ismiyle belki dediğiniz gibi koltuğuyla her tarafta yeri hazır. Şimdi bu kader kavramıyla ilgili tabi bir takım tartışmalar da yapılıyor. Çok böyle akla mantığa uygun olmayan yorumlar da yapılıyor. Dolayısıyla insanlar, bu benim kaderimse işte ben cehenneme gideceksem benim suçum nedir, zaten bu kaderimmiş şeklinde yorum da yapabiliyorlar. Bu kader kavramına çok kısa özetleyebilir miyiz? Yani insan kaderini değiştirebilir mi? İnsanın cennete cehenneme gitme hadisesi güncel yaşamda yaşarken gayret içerisinde, bu dini konularda özellikle bir çabası vardır veya iş hayatında, sosyal hayatında bir çabasıyla bunu sağlayabilir mi? Bu konuda isterseniz birkaç cümle zikredelim.
ADNAN OKTAR: Samimi, Allah’tan korkan bir Müslüman cehenneme gitmez yani bu çok açıktır. Ama Allah’tan korkmuyorsa, günahkarsa ki Cenab-ı Allah, takdir Allah’ın ama Allah’ın hükmü bu şekildedir ama istediğini cennetine koyar, istediğini cehennemine koyar yani takdir Allah’ındır. Fakat insanlar, mesela demin bir şey söylediniz, adam der ki işte ben niye madem kaderimdeydi niye cehenneme gittim der.
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR: Ama bunu kendi anlatıyor zaten neden olduğunu yani. O sorusuna kendi cevap veriyor zaten ağzı konuşuyor, ben diyor şu nedenle, şunları yaptım, o yüzden cehenneme geldim diyor. Mesela sizi Müslüman olmaya zorlayan herhangi bir güç var mı şu an hissediyor musun sen?
SUNUCU: Baskı hissetmiyorum.
ADNAN OKTAR: Ben de hissetmiyorum. Onlara da sorun, küfredenlere, dine, İslam’a savaş edenlere bir sorun, yani sizi herhangi bir şekilde zorlayan bir dış güç var mı, yok diyeceklerdir. Zaten hepsi biz hakettik diyorlar ahirete gittiklerinde. Yani içinde olan, insan içinde yaşarken, bunu bizzat isteyerek ve bilerek yapar ama bu onun kaderindedir. Bunu kavramaya kalkarsa insan, mercimek kadar yere gelen hafif bir elektrik akımından bu kadar bilgi oluyor insanlara, yani mercimek kadar yerde yaşıyoruz biz.
SUNUCU: Peki hocam şöyle bir şey yok mu yani, sesli düşünmeye çalışıyorum, diyelim ki ben çok makbul bir insanım, işte dini konularda bir merakım var, araştırma yapıyorum, işte kazancım nispetinde hayır hasanat, hayır yapıyorum, Allah-u Teâlâ işte bu matematik çerçevesinde hep huzurlu ve mutlu bir hayat diyelim yaşatıyor bize. Bu Allah’ın verdiği ilham üzerine olan bir konu.
ADNAN OKTAR: Tabii.
SUNUCU: Yani Allah-u Teala bana farklı bir şekilde işte bunu görmekten mahrum bir şekilde de ilham verebilir sonuçta biz hep programlarımızda da örnek bir örümcekten bahsettiniz; örümceğin hikmeti, bir arı, işte doğadaki bir ağacın yeşermesi, solması, bunların hepsinde gören bir göz için hikmetler var ama bu gören gözü gördüren de Allah-u Teala. Bu defa şöyle bir yorum çıkmıyor mu, işte zalim bir kişi bana bunları görebilecek bir göz verilmediği için ben bunları göremedim, işte sana verildi de sen gördün diyebilir mi? Ve bütün aslında bu hayır hasanatı yaptıran da Allah-u Teala’ dır, insanın burada bir faktörü yoktur diye de düşünebilir mi?
ADNAN OKTAR: Biz mesela bu Yaratılış Atlası’nı Dawkins’e gönderdik. Adam okudu, baktı. % 100 kanaati gelmiştir. Gelmeyecek gibi değil yani çünkü her yönden tam olay kitlenmiş durumda. Buna rağmen çok mantıksız bahanelerle, çok mantıksız iddialarla iddiasına devam ediyor, bu özel bir şahıstır işte, özel yaratılmış. Yani “Gözü vardır görmez, kulağı vardır işitmez” diyor Cenab-ı Allah.
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR: “Kalpleri kördür, sen onları yaşıyor zannedersin halbuki onlar ölüdürler” diyor Allah, “o yüzden çağrıyı işitmezler” diyor Allah. Şimdi yalnız bu ayet muhkem izahlar bunlar yani teşbih değil bunlar.
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR: Yani adam ölü, yani biz canlı zannediyoruz konuştuğu için, gözü açık olduğu için ama adam ölü. “Bak gözü vardır, görmez” diyor Allah. “Kulağı vardır işitmez , onlar ölüdürler” diyor Allah. Bunlar özel, cehennem için yaratılmış varlıklar da olabilirler. Yani Dawkins’i bilmiyorum, inşaAllah Allah hidayet verirse ona akıllanır inşaAllah.
SUNUCU: Evet hocam.
ADNAN OKTAR: Fakat burada Allah’ın bir Ledün ilmi vardır. Yani bu çok çok düşünülürse bulunur bu.
SUNUCU:Evet
ADNAN OKTAR: Farkedilir, yani bilinir. Ama bu kadarlık bilgi de bize yeter. Ama biraz daha düşünülürse bunun sırrı da anlaşılır.
SUNUCU:Evet
ADNAN OKTAR: Hissedilir inşaAllah.
SUNUCU: Hocam,
ADNAN OKTAR: Yani Allah bilir doğrusunu.
SUNUCU: İnşaAllah. Tolgahan Bey İzmir’den bir sual yöneltmiş. “Herkese hayırlı akşamlar, hocamıza bir sorum olacak, birçok insan Kuran’ı okuyor ve Allah’ın emirlerinden haberdar. Peki neden birçok insan Kuran’ın hükümlerini gözardı ediyor?” Bu şu anda konuştuğumuz konuyla da ilgili bir soru hocam.
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: İnsanların Kuran hükümlerini neden gözardı ettiklerini, bildikleri halde...
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: Sormuş, cevabı buyuralım inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şeytan’dan Allah’a sığınırım. “Onlar ki, yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de (geleceği) yazılı bulacakları ümmi haber getirici (Nebi) olan elçiye (Resule) uyarlar.” Peygamber Efendimiz (sav)’e, şeytandan Allah’a sığınırım. “O, onlara marufu (iyiliği) emrediyor, münkeri (kötülüğü) yasaklıyor, temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılıyor ve onların ağır yüklerini, üzerlerindeki zincirleri indiriyor.” Yani onlara hürriyet veriyor yani ruhlarını açıyor. Yaşamanın güzelliğini, bütün zevklerini, bütün derinliklerini, imanın heyacanını, Allah aşkının güzelliklerini ve onlarda oluşturduğu her türlü nimeti sağlıyor diyor. “Ona inananlar,” Peygamber Efendimiz (sav)’e inananlar. “destek olup savunanlar, yardım edenler ve onunla birlikte indirilen nuru izleyenler.” Yani Kuran’ı izleyenler “işte kurtuluşa erenler bunlardır.” Müminler ne yapacaklarmış, mesela ona, Peygambere (sav) inanacaklar, destek olup savunacaklar, yardım edecekler. Yani O’nun dinine, İslam’a, Kuran’a, onunla birlikte indirilen nuru izleyecekler diyor, Kuran’a tam uyacaklar, işte kurtuluşa erenler bunlardır. De ki: "Ey insanlar, ben Allah'ın hepinize gönderdiği bir elçisi (peygamberi)yim. Göklerin ve yerin mülkü yalnız O'nundur.” “Göklerin ve yerin mülkü yalnız O'nundur.” Başkasının değil.
SUNUCU: Evet
ADNAN OKTAR: Bak bu çok önemlidir. Yani insanlar diyor ki benim malım mülküm var, insanlar malın mülkün bekçisidir, mülk sahibi olan Allah’tır.
SUNUCU: İnşaAllah hocam.
ADNAN OKTAR: “O'ndan başka ilah yoktur, O diriltir ve öldürür. Öyleyse Allah'a ve ümmi Peygamber olan elçisine iman edin. O da Allah'a ve O'nun sözlerine inanmaktadır.” O da Kuran’a uymaktadır, diyor. “O’na iman edin ki hidayete ermiş olursunuz.” Ben demin bir önceki programda da söylemiştim, , televizyon programında, yani sizle yapılan röportajdan önce bir röportaj daha yapmıştık canlı yayında.
SUNUCU: Evet
ADNAN OKTAR: Kuran’ı her açtığınızda dedim, tam istediğiniz yer size çıkar dedim inşaAllah. Bilmiyorum demin dikkat ettiniz mi, yine ilgili bir yer çıktı. Ben açtım, yani herhangi bir yeri açtım, şu anda herhangi bir yeri açtım yine ilgili, bak arkadaşımza cevap olan yer çıktı.
SUNUCU: İki hafta önce hocam,
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: Zenginlikten bahsediyorduk, siz açtınız o zenginlikle ilgili ayet çıkmıştı, onu da siz bana göstermiştiniz
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: Gerçekten hocam her karesinde hikmet var Kuran-ı Kerim’in, izleyicimiz de işte, gözardı edilen hükümleri söylemiş. Aslında Kuran-ı Kerim’de hem sapkın insan karakterleri, hem de Mümin karakterleri hakkında gayet net, muhkem ifadeler var yine benim çok net hatırladığım inşaAllah. Müminun Suresi’nin ilk 7 ayetinde müminin genel özellikleri sıralanmış bir şekilde, bunu her izleyicimiz bir Kuran Mealinden de tabi bakıp görebilir, bunu anlayabilir. Gayet de anlaşılabilir bir şekilde ifade ediliyor.
ADNAN OKTAR: Gözardı edilen Kuran hükümleri Kuran’ın tamamıdır. İnsanlar tamamına uyacaklar Kuran’ın. Ben mesela Hukuk Fakültesine giden öğrencilerin sabahlara kadar o kalın kalın kitapları nasıl okuyup ezberlediklerini çok iyi bilirim. Tıp Fakültesine giden öğrencilerin de öyle, koskoca kalın eserleri mesela 1000-1500 sayfalık eserleri çok titiz okuduklarını ve satır satır okuduklarını ve çok iyi öğrendiklerini bilirim. Kuran da orta boy kalınlıkta bir eser.
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR: Her müminin mutlaka Kuran’ı baştan sona okuması gerekir.
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR: Ve dikkatlice hatta defalarca okuması gerekir
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR: Çünkü Allah bize bir mektup göndermiş, ne istediğini söylüyor Allah bize. Allah’ın mektubunu bilmemek, öğrenmek istememek çok anormal bir hareket olur. Allah’ın bize gönderdiği mesajı, bize bildirdiği bilgiyi çok titizce inceleyip, hepsini yerine getirmemiz gerekiyor.
SUNUCU: Hocam bazı arkadaşlarımızdan bize nakledilen birkaç durum var. Müsaade ederseniz onu ifade edeyim. Özellikle Kuran’ı Kerim Meali okurken, işte bir iki sayfa ilerledikten sonra işte bir sıkıntı olduğu, şeytanın vesvese verdiği, işte esneme başladığı, işte başka şeylerle meşgul olma hissiyatının arttığını söylerler. Bu nasıl engellenebilir? Yani işte Kuran’ı Kerim de aralıksız 15-20 sayfa okunabilir mi gerçekten, ne önerebiliriz?
ADNAN OKTAR: Kuran’ı okurken içindeki hikmet ve sırları aramaya niyet ederek okursalar ve derinlikleri görmeye niyet ederek okursalar büyük bir heyecan ve zevk ile okurlar.
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR: Ama düz okursalar Kuran onları sıkabilir tabi yani dümdüz okursalar sıkar. Çünkü orada yani bir amaç oluşmamış oluyor. Orada Kuran’ı aşkla, sevgiyle, muhabbetle okumak çok önemlidir.
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR: Evet. Şeytandan Allah’a sığınırım, Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla. “İçlerinden bir adama: ‘İnsanları uyar ve iman edenlere, muhakkak kendileri için Rableri Katında 'gerçek bir makam' olduğunu müjde ver’ diye vahyetmemiz, insanlara şaşırtıcı mı geldi? İnkar edenler: ‘Gerçekten bu, açıkça bir büyücüdür’ dediler.” Bak, Cenab-ı Allah ne istiyor: İnsanları uyar, Kuran’da bu vardır, “iman edenlere, muhakkak kendileri için Rableri Katında 'gerçek bir makam' olduğunu müjde ver" ne güzel, Cennet ile müjdeliyor Allah.
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR: “Diye vahyetmemiz, insanlara şaşırtıcı mı geldi” yani rahatsız edici mi geldi diyor Allah.
SUNUCU: Evet konumuz ile de ilgili.
ADNAN OKTAR: Evet niye rahatsız oldunuz, niye acayibinize gitti diyor, niye şaşırtıcı geldi diyor.
SUNUCU: O müjdenin heyecanı ile okumak lazım değil mi hocam?
ADNAN OKTAR: Tabi bu, amaç bu diyor Allah yani insanları uyar, “İçlerinden bir adama: İnsanları uyar ve iman edenlere, muhakkak, muhakkak kendileri için Rableri Katında 'gerçek bir makam' olduğunu müjde ver diye vahyetmemiz insanlara şaşırtıcı mı geldi” niye rahatsız oldular diyor Allah, niye anormal karşılıyorlar diyor. işte bu da dediğinizin cevabıdır. Ben hani diyorum ya, Kuran her açıldığında böyle, Kuran’da cevabı çıkar diye, samimi olarak bakan herkes bunu görebilirler
SUNUCU: İnşaAllah. Peki son bir soru sorayım , Yüce Kitabımızla ilgili.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah
SUNUCU: Hatim indirmek denilen bir konu var. Bu tabi ilk akla gelen şekli ile, Kuran’ı Kerim’i Arapça metni ile baştan sona okumakla eşittir manasına gelen bir kelime. Türkçe meal ile başlayıp bitirdiğinizde bu da bir hatimdir diyebilir miyiz ve hatim etmenin önemi nedir?
ADNAN OKTAR: Hatim, gerçek hatim odur zaten anlayarak olana hatim denir.
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR: Anlamayarak olana hatim denmez. Yani o başka bir şey olur o, yani başından sonuna kadar hiçbirşeyi anlamamış, o hatim olur mu? Allah bize anlamamız için Kuran’ı indiriyor. Başından sonuna anlamak amacıyla okuyacağız, o zaman ibadet olur, o zaman sevap kazanırız.
SUNUCU: Evet inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
SUNUCU: Hocam ben tabi.
ADNAN OKTAR: Ama bilen biri varsa tabi Arapça biliyorsa, manaları biliyorsa tabi ki o gerçek bir hatimdir.
SUNUCU: Evet Arapça’yı Türkçe manası ile.
ADNAN OKTAR: Tabi.
SUNUCU: Ama şey değil mi hocam yani, manasını bilerek anlayarak okumak daha..
ADNAN OKTAR: Hayır zaten o amaç odur Kuran’da, yoksa anlamıyorsa anlamını.
SUNUCU: Türkçe Meal okumaya tepki gösteren dini yazarlar da var, o yüzden bu konunun üzerinde durmak istedim biraz.
ADNAN OKTAR: Kuran anlaşılması için indirilmiştir.
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR: Ama Kuran’dan tabi kendisi böyle fıkhi hüküm çıkarmaya kalkarsa şahıs olmaz, biz mezhep mukallitiyiz herkes kendi mezhebine göre hareket edecek. Ben mesela Sünni Hanefiyim. Hanbeli, Maliki, Şafi kim hangi mezhepteyse kendi mezhebine göre hareket edecek. Kendi içtihat ederse bambaşka şeyler ortaya çıkabilir o zaman. Çünkü herkes de aynı bilgi olmaz yani iyi Arapça bilmesi lazım, iyi kelimeleri kavraması ve anlaması gerekiyor, içtihat için de yine aynı şekilde hadis bilgisi de olması gerekir. Yani öyle herkesin yapabileceği bir şey değil bu.
SUNUCU: Evet Hocam. Hocam Fatih’den Hüseyin bey’in bir suali var, size selam ederek başlamış.
ADNAN OKTAR: Aleykumselam.
SUNUCU: “Dua ederken, Allah razı olsun kelimesinin doğru olmadığını duyuyoruz bu konuda bilgilendirir misiniz? Razı olsun, kabul etsin gibi emir kipleriyle dua etmekle günahkar mı oluyoruz, bilgi verirseniz çok sevinirim demiş” izleyicimiz.
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun diyorsun, Allah’tan bunu istiyorsun, dua ediyorsun, YaRabbi, bana ev ver diyorsun, bu emir kipi değil ki. Allah’tan yani biz kuluz zaten, zaten zavallılığımız ortada biz neyiz de emir verelim yani haşa. Yani iki büklümüz de, kaderimizde Allah’ın bize söylediği sözü yani söylettiği Allah’ın, kendi meydana getirdiği sözü biz söylemiş olduğumuzu zannediyoruz.
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR: Yani Allah’ım bana ev ver derken insan onu kişi söylemez, onu Allah söyletir yani o duayı Allah ona söyletir, o duyar onu.
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR: Duyuran da Allah’dır, söyleten de Allah’dır .
SUNUCU: Hocam inşaAllah, bir Kuran ayetinde “insan hayra dua eder gibi şerre dua eder” buyrulmakta, bundan hareketle ben bir şey sormak istiyorum. Şimdi bir çoğumuz bunu yapıyor, örnek üniversite sınavı veya bir iş görüşmesi yaptınız, akşam gittiniz dua ediyorsunuz, Allah’ım bana bu işi ver, nasib et, işte ben bu işi istiyorum. Halbuki o sizin için belki hayırlı olmayacak veya üniversite kazanmayı isteyen bir genç, üniversiteye gittiğinde kötü bir takım manzaralarla karşılaşacak, onun için o hayır değil ama öyle bir aşkla belki istiyor ki, Allah’ım bana şunu ver. Belki bu manada da soruyu biraz genişletebiliriz. Dua ederken ne tip bir üslup kullanmamız lazım hocam?
ADNAN OKTAR: Yani hayırlıysa bana nasip et diyeceksiniz.
SUNUCU: Evet o şekilde.
ADNAN OKTAR: Hayırlıysa tabi.
SUNUCU: Hakkında hayırlısı nasip eyle Allah’ım diye.
ADNAN OKTAR: Nasip değilse demek ki bir hayır yoktur anlamına gelir. Ona gerek yoktur.
SUNUCU: Çünkü hocam, çok yani görüyoruz türbelerde vs. insanlar dakikalarca işte şunu ver bunu ver şeklinde dualar ediyor ama hakkımda hayırlısını nasip et, Yarabbim, Allah’ım herhalde çok daha özlü ve kısa.
ADNAN OKTAR: Tabi doğrusu odur. Çünkü zaten olup bitmiş yani onun duası ile olay değişmez ona dua ettiren de Allah. dua ettirmesi Allah’ın bazen o olay zaten olmuş oluyor duayıda Allah onun önünden yaratıyor yani önünden yaratmış oluyor olayı da arkadan yaratmış oluyor ama ikisini de aynı anda yaratır Allah yani duayla istenen olay aynı anda yaratılmıştır. Fakat insana zamanla sunulur önce dua gösterilir, dua ettiği gösterilir sonra da olayın olduğu gösterilir. Ama olmadığında da çok büyük hayır vardır.
SUNUCU: Evet. Peki hocam dua etmenin insanlar üzerinde, psikolojik bir etkisi var mıdır?
ADNAN OKTAR: Tabi, bir ibadet olduğu için. Müminlere ferahlık ve nur meydana getirir, bereket meydana getirir. Çünkü dua etmemizi Allah Kuran’da açık açık söylüyor.
SUNUCU: Evet. Peki hocam, güncel yaşamda, örnek; bir yemek yerken ve Allah’ın verdiği nimetleri kullanırken, görürken işte Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla diye işe başlamak yada halkımızın çoğunlukla kullandığı bismillahirrahmanirrahim diyerek başlamak hadisesi var bunu bir çok insan bir disiplinle yapıyor siz besmeledeki bu esrarı nasıl açıklayabilirsiniz?
ADNAN OKTAR: O da çok güzel bir şey tabi, bismillah Allahın ismiyle diyorsunuz, ne güzel Allah’ı hatırlayıp kalbi ferahlar, büyük bir gücün sonsuz gücün kontrolünde olduğunu ve kadere uyduğunu, herşeyin güvende olduğunu bir kere insan bilmiş oluyor. Her yerin altı üstü sağı solu her yer güvende ve bir anda cennet aklına geliyor ve Allah korkusu aklına geliyor bismillah dediğinde zaten hemen, Rahman ve Rahim yani koruyucu ve kollayıcı hem Rahman hem Rahim yani her yere her şeye Rahman imkan verir mesela kafirler de Allah’ın imkanlarından istifade eder ama Rahim özelliği sadece müminler içindir, onları koruyup kollar Allah.
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
SUNUCU: Hocam sorularımızın mübala etmiyorum ama %80‘i Ahir zaman ve Hz Mehdi ile alakalı ben aralarından diğer konulardan seçtim bu bölümde ama son bölümü bu konuya ayırmak o yüzden sona bıraktım bu soruları gerçekten çok yoğun bir soru var izleyiciler tekrar teşekkür ediyorum ve bir kez daha hatırlatmak istiyorum hocam müsaade ederseniz mail adresimizi hafta boyunca sorularını bize göndere bilir seyircilerimiz biz size inşaAllah önümüzdeki haftaki programımızda tekrar sual ederiz. Sevgili seyirciler Adnan Oktar’la Başbaşa programımıza sizlerin katılımı da mümkün; ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden bize soru ve görüşlerinizi iletme şansınız var aynı zaman www.harunyahya.tv’den de internet adresinden de programımızı takip etme şansına sahipsiniz. Hocam Sakarya’dan.
ADNAN OKTAR: İmkanına. Şans demeyeceğiz, imkanına sahibiz inşaAllah.
SUNUCU: Evet
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
SUNUCU: İmkana sahipler.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah. Hocam Sakarya’dan bir izleyicimizin sorusu var, Hz. İsa yeryüzüne inecek mi bu doğrudur doğru mudur özür dilerim. Çocukluğumuzdan beri duyarız eğer doğruysa peygamber olarak mı yoksa bir kul olarak mı inecek? Peygamber olarak inecekse Hz. Peygamberimiz (sav)’den sonra Peygamberimiz (sav)’den sonra peygamber gelmeyeceği ümmet olarak inecekse ya da gelecekse verilmiş olan peygamberlik geri mi alınmış olmayacak mı bu konuda bizi aydınlatır mısınız? İzleyicimiz çok teknik bir soru sormuş hocam ben de tebrik ediyorum çok ince bir soru.
ADNAN OKTAR: Evet. Peygamberliğin bütün özellikleri üzerinde olacak ama peygambere Allah görev verirse görevi yerine getirir yani mesela Peygamberimiz (sav)’e peygamberlik görevi verir Allah, peygamberlik verir ama herhangi bir emir vermeyebilir.
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR: Şimdi Hz. İsa ya da Allah peygamberlik görevi veriyor. Peygamber olarak gelecektir ama kitap getirmekle görevli değildir. Kuran’a uymakla görevli. Kuran’a tabi ol diyecek Allah O’na vahyedecek O da Kuran’a tabi olacak o kadar.
SUNUCU: Evet, hocam Adem Kaldırım. “Daha önce yanlış hatırlamıyorsam hocamız Mehdi cemaatinin 3 kere bölüneceğini söylemişti bu bölünmeler bitmiş midir? Teşekkür ederim” demiş.
ADNAN OKTAR: Ben Mehdi cemaatini görmedim ki soruyu bileyim.
SUNUCU: Hocam Sinan Zengin’in bir sorusu var. “Risale-i Nur’un serbest bırakıldığı tarihi araştırdım. 1956 çıktı. Sizin doğum tarihiniz de bu. Bunu nasıl yorumlarsınız” diye bir soru.
ADNAN OKTAR: Ne güzel tevafuk, ne güzel bir şeref, elhamdülillah, maşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah hocam. Yine aynı arkadaşımızın, “Hocam tarikatlara girmemek günah mı? İslamiyeti kendince doğru bir şekilde yaşamak yanlış bir düşünce mi?” sorusu var. Bu da çok gelen sorulardan biri hocam.
ADNAN OKTAR: Tarikatlara girecek diye bir şey yok. Tarikat var ama şu an tarikat vasfının dışına çıkmıştır, klasik tarikat değildir tarikatlar şu an. Bir ahlak okulu haline gelmiştir. Bir sevgi topluluğu, sevgi, arkadaşlık topluluğu haline gelmiştir. Yani Osmanlı dönemindeki gibi bir tarikat yapılanması yok şu an zaten. Klasik tarikat değildir. Kuran okuyan, hadis okuyan birbirini çok seven dost olan arkadaşların biraraya geldiği, Allah’ı zikrettikleri bir arkadaş topluluğudur. Dolayısıyla güzel, çok faydalı ama tarikat yahut işte o topluluklara girmeyenler Müslüman değildir, Müslümanlığı yaşayamazlar diye birşey yok çok çok mantıksız olur. Ama insan tabi böyle mesela bazen kulüplere üye oluyorlar, derneklere üye oluyorlar insanlar değil mi?
SUNUCU: Evet
ADNAN OKTAR: Oradaki insanlarla tanışmak, görüşmek, onlarla yakınlaşmak hoşlarına gidiyor. Aynı şeyleri düşündüğünde insan mesela değil mi, mesela herhangi bir ilin derneği oluyor. Kendi hemşerilerini görüyor insanlar, kendi fikrindeki insanları görüyor. Bu tip, dindar insanlar da biraraya geldiklerinde, bir arkadaş kulübü gibi birşey oluşturduklarında, orda kendi fikrindeki insanların bulunması umudu olduğu için güzeldir, çok hoş, faydalı yani. Herkesle insan aynı bağlantıda olamaz.
SUNUCU: Hocam tabi toplumdaki genel yargıları da ben sizinle paylaşıyorum. Çünkü izleyicilerimizde bu toplumun bir parçası ve onlar da bu söylenilen, rivayet edilen birçok şeyi biliyorlar ve belki ona göre de yorumlar yapıyorlar kendi nispetlerince.
ADNAN OKTAR:Evet
SUNUCU: Şimdi cemaatlerle ilgili de genel şöyle bir yargı var. İşte her insan mutlaka bir mürşide bağlı olmalıdır diye bir kanaat da var. Bu tarafı ile işe baktığımızda aslında bir anlamda cemaatlere girmeye teşvik eden bir yapıda toplumun içerisinde var. Siz bu şekliyle katılıyor musunuz bu konuya?
ADNAN OKTAR: Eğer kendi kendini rahat eğitebiliyorsa, kendi okuyup araştırabiliyorsa çok güzel. Ama Allah diyor “bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” diyor, şeytandan Allah’a sığınırım. “Bilenlerden sorunuz” diyor. Bilenlerden oluşan bir arkadaş topluluğu varsa insan tabi onların içine girer, onlardan istifade eder. Yani onların oturup kalkmasından, konuşmasından, yemesinden, içmesinden, herşeyinden bilgilenir. Bilgisi artar yani bilmeyen, cahil insanlar içerisinde daha zor olur öyle bir insan için. O yönüyle güzel. Ama kendi kendini eğitip yetiştirebiliyorsa tabi ki bir anlamı yok. Fakat tabi ki insan bir arkadaş çevresi edinir. Yani en azından kendisi 5-10 kişi olsun bir arkadaş çevresi edinmesi gerekir bir kişinin. Yani kendi gibi düşünen, kendi gibi Kuran’ı, dini inceleyen insanlardan bir arkadaş grubu oluşturabilir.
SUNUCU: Sayın hocam, yine Emre Sümer Ankara’dan bize sorusunu göndermiş, mail yolu ile. “Bir hadiste Hz. Mehdi için ‘Kâim-i Âl-i Muhammed (Hz. Mehdi) kıyam ettiğinde aynı Hz. Davud gibi, yani batın hasebiyle (batın bilgisiyle) hükmedecek, şahide gerek duymadan hükmedecek. Allah hükmü ona ilham edecek ve o da ilahi İlhama göre hükmedecek’ diyor bu konudan bahseder misiniz?”
ADNAN OKTAR: Evet hatta Mehdi’nin hatta ahkamda masum olduğu söylenir.
SUNUCU: Evet
ADNAN OKTAR: Yani isabetli konuşur, doğru konuşur, vicdanıyla konuşur. Allah ona sürekli ilham edecek, yani doğru konuşmayı doğru hareket etmeyi ilham edecektir. Üslubu da güzel olacaktır. Yani teşhisleri güzel olacaktır ama tabi ki Allah onu öyle yaratıyor. Yani bütün hayatını Allah yaratmış, dolayısıyla Allah tabi bütün ömrü boyunca ona ilham etmiş oluyor.
SUNUCU: Evet
ADNAN OKTAR: Yani şeytan, kafire de şeytan ilham eder. Yani ilham çok makul ve zaten kader içerisinde var olan bir sistemdir. Allah’ın yarattığı bir sistemdir. Allah herşeyi insanlara ilham eder.
SUNUCU: Evet inşaAllah hocam. Hocam Rüstem Zaim Antalya’dan “Hz. Mehdi’nin insanlar arasında pazarlarda dolaşacağı hadislerde yer alıyor bildiğim kadarıyla.”
ADNAN OKTAR: Evet
SUNUCU: “Bir insanın sokakta Hz. Mehdi ile karşılaşıp onun farklı ve olağanüstü bir insan olduğunu anlamaması sizce mümkün olabilir mi? Yoksa Hz. Mehdi de Hz. Yusuf gibi bir müddet insanlar tarafından farkedilmeyecek ve zamanla mı ondaki iman nuru anlaşılacak?” diye sual etmişler.
ADNAN OKTAR: İnsanlar eğer imanın nuru ile bakarsa, yani onu tabi, Mehdi’yi yani direk yüz sima olarak çıkaramazlar, ama konuşmalarından, üslubundan tabi ki bir ‘acaba’ derler yani ben olsam derim. Öyle biri ile karşılaşsam acaba derim. Ama anlaşılır. Mesela Hz.İsa’yı ben görsem Allah-u alem hemen anlarım.
SUNUCU: Evet hocam. “Sayın hocama şunu sorabilir misiniz? Birkaç hadiste Hz. Mehdi’nin Hicri 1400 senesinde yani 1980 senesinde tebliğ faaliyetine başlayacağı yazılıyor. Acaba Mehdi 1980 senesinde mi çıktı yoksa daha önce çıktı da tebliğe o tarihte mi başladı?” diye sormuş Mükerrem Taşocağı, Kartal.
ADNAN OKTAR: Yani Hicri 1400 dendi mi 1979’u da içine alan 1980’i de içine alan bir tarih olmuş oluyor zaten Hicri 1400.
SUNUCU: Evet. Hocam tabi Hz. Mehdi’nin tabi özelliklerinden siz sıklıkla bahsediyorsunuz ama boynunda asılı bakır bir levhadan da bir bahis var, bu konuyla ilgili. Az önce, bir önceki soruda izleyicimiz işte Hz. Mehdi’yi görsek tanır mıyız şeklinde bir imada bulunmuştu. O bakır levha konusu aklıma geldi o konuyu biraz açabilir miyiz?
ADNAN OKTAR: Onu ben biraz açıkladım ama yani benimki tabi araştırmaya dayalı. Benim bu konuda çeşitli hadislerden edindiğim yorum, yani benim kendi tahminim. Bakır levha var bu hadiste.
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR: Yeşillik ve bahçelik bir yer olduğu bahsediliyor ve işkence ve acının olduğu bir yer olarak bahsediliyor. Fakat imanın nuru ile bakıldığında buranın böyle olmayacağı cennet gibi olacağı bahsediliyor ve elinden ve ayağından bağlama var burda. Şimdi bu özellikler akıl hastanesinde olur. Yani el ve ayaktan bağlama.
SUNUCU: Evet
ADNAN OKTAR: Göğsüne bakır levha asılması, bütün akıl hastalarının boynuna asılıyor. Adı-soyadı, kaybolduğunda bulunması için asılır. Bakırköy’deki hastalarda vardı, ben o zaman kendim de görmüştüm.
SUNUCU: Evet
ADNAN OKTAR: Ve yeşillik, bağlık, bahçelik hakikaten çok bakımlı bir yer bayağı. Ama çok acı çekilen, zorluklarla karşılaşılan yani normal bir insanın yaşayamayacağı bir yer. Yani bir insanın dehşete düşeceği bir yer normal bir insanın. O yönleriyle baktığımızda benim anladığım sanki bir akıl hastanesi çıkıyor ortaya. Ama en doğrusunu tabi Allah bilir.
SUNUCU: İnşaAllah. Hocam inşaAllah bu haftaki programımızın da artık son birkaç dakikasındayız. İzleyicilerimize yine vermek istediğiniz bir mesaj var mı? Güzel bir kapanış yapalım.
ADNAN OKTAR: Evet. Güzeller güzeli Allah’ımız bizi şu an kontrol ediyor. Şu konuşmalarımızın hepsini dinledi. Bizi konuşturan da O’ydu. Televizyonlarda bizim görüntülerimizi gösteren de Allah’dı. Kardeşlerimize duyuran da Allah’tı. Çok şahane bir şey sonsuz akla sahip Allah’ın kontrolünde oluyor olmamız. Şahane bir zamandayız. Çok şahane olaylar olacak. Türk-İslam Birliği kurulacak. Bakın Peygamber (sav) söylüyor. 1400 yıl sonra bunlar oluyor ve olacak. Mehdi’yi göreceğiz. Hz. İsa (as) başka bir boyuttan gelecek onu göreceğiz. Müthiş olaylar bunlar ama sadmeler, zorluklar, acılar olacaktır bu arada. İnsanlar imtihan olacak. Biz bir çok tabakadan geçirileceğiz. Ayette de vardır bu ve sonunda inşaAllah cennette kavuşacağız Allah’ın izniyle. Bir de biz mübarek bir millet olduğumuz için Mehdi’nin zuhur yeri de Türkiye’dir. Bu yönden de milletimizle iftihar ediyorum. Allah’a hamdolsun elhamdülillah. Çok samimi olacağız. Kuran’ı çok okuyacağız. Aşkla okuyacağız ama deli aşık olarak okuyacağız. Deli aşık sevgilisinden bir mektup geldiğinde nasıl okur, o aşkla okuyacağız Kuran’ı da. Sevgiliden geliyor o mektup çünkü bize.
SUNUCU: İnşaAllah
ADNAN OKTAR: Böyle coşkuyla okuyacağız. Bereket, bolluk ve güzellik de Türk-İslam Birliği’nin üzerine olacaktır inşaAllah. Bu necip millet bütün dünyaya hakim olacak. Bunun da müjdesini de defalarca verdim. Yine söylüyorum inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah. Hocam programımıza konuk olduğunuz için biz de teşekkür ederiz televizyonumuz adına.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah
SUNUCU: İnşaAllah önümüzdeki hafta yine aynı gün ve saatte sizinle olmaya devam edeceğiz.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah
SUNUCU: Evet sevgili seyirciler, Adnan Oktar ile Başbaşa programımızın sonuna geldik. Ben bir kez daha adresimizi hatırlatmak istiyorum. ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresine hafta boyunca sorularınız iletebilirsiniz ve önümüzdeki haftaki programda da Sayın Adnan Oktar’a bu soruları ileteceğiz. Şimdilik sizlere iyi akşamlar diliyorum. Tekrar görüşmek dileğiyle hoşçakalın.