SUNUCU: Efendim bir Labirent programıyla daha karşınızdayız. Siz ekranlarınızın başına hoşgeldiniz diyoruz öncelikle. Bugün yine Labirentin içinde dolaşarak cevabını aradığınız sorulara mümkün olduğunca yanıt vermeye gayret edeceğiz. Sizler gerek programımız süresince gerekse programımızdan sonra da dilediğiniz gün dilediğiniz saatte ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresine sorularınızı iletebileceksiniz. Biz elimizden geldiğince çok soruya yanıt vermeye çalışacağız. Kiminle ama bunu hemen açıklayacağım size her hafta programımızı takip edenler biliyor ola ki yeni katılan seyircilerimiz olmuşsa ekranlarının başına daha fazla kilitlensinler diye hemen konuğumuzu tanıtmak istiyorum. Sayın Adnan Oktar konuğumuz. Efendim hoşgeldiniz. Nasılsınız?
ADNAN OKTAR: Hoşbulduk, teşekkür ederim, Allah Razı olsun. Elhamdülillah. Çok iyiyim, siz de iyisiniz inşaAllah.
SUNUCU: Efendim hemen bütün dünyayı kasıp kavuran sizinde tüm sohbetlerimizde konuştuğumuz, üzerinde sürekli vurgu yaptığımız ekonomik krizden, küresel krizden başlayarak sohbete giriş yapmak istiyorum müsaadenizle. Bütün borsalar bu hafta içerisinde ki haftanın ortasına yeni gelmişken çok ciddi düşüşlere sahne oldular özellikle Dow Jones 11 yıl üzerine rekor bir düşüş sergiledi ve yedi bin puanın altına indi. Bu bütün dünya borsalarını da etkiledi. Ekonomik anlamda çok ciddi sıkıntılar yaşanmaya başladı daha da artacağı söyleniyor siz neler söyleyeceksiniz efendim bu konuda?
ADNAN OKTAR: Ben ekonomik kriz başladığında ta başında söyledim bu yedi yıl sürecek dedim ve gittikçe şiddetini arttıracak dedim, ciddi kıtlık da meydana getirecek dünyada dedim buna karşı ciddi önlemler alınması şuandan hazırlık yapılması gerekiyor dedim ve tek çözümün de Türk İslam Birliği olduğunu söyledim. Bunun dışında mahvolur dünya ben açıkça söyleyeyim, perişan olurlar yani dünya tarihinde görülmemiş bir kıtlığa dönüşür. Tek çözümü Türk İslam Birliğidir. Bunun bereketiyle, bunun güzelliğiyle, bunun huzuruyla bu sefer bu olay tam tersine dönecek. Kıtlık bu sefer aşırı bolluğa dönüşecek. Bakın bu sefer de hiç görülmemiş, dünyada görülmemiş bir bolluk meydana gelecek. Bu Mehdi devrinin önemli, çok çok önemli olaylarından bir tanesidir. Çünkü bu elle tutulur gözle görülür birşeydir. Kimsenin inkar edemeyeceği birşeydir. Allah diyor Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım ‘Biz nereye bir elçi gönderdiysek orada insanlar yalvarıp yakarsınlar diye hayat pahalılığı yani ekonomik kriz meydana getirdik’ diyor ekonomik krizi Allah meydana getirdi şuan ve hiçbir şekilde durduramazlar. İlk başta önemsemiyorlardı birçok kişi demeç veriyordu, “Önemsiz, geçici” diyorlardı bende ısrarla dedim bak yedi yıl sürecek dedim “Yok yok birkaç aya biter bu” diyorlardı. Değil dedim yedi yıl sürecek dedim tam dediğim gibi olaylar gelişiyor ve devam ediyor.
SUNUCU: Efendim şimdi söylediğiniz çok ilginç bir cümle var da sohbetin içinde dediniz ki büyük kıtlığa dönüşecek büyük kıtlığa doğru gidiyor ki bu hafta içinde böyle açıklamalar da yapıldı işte ekonomi uzmanlarından ülke yöneticilerinden birçok ülkenin yöneticisinden de tarım ürünlerinde ciddi düşüşlerin olduğu, tarım ürünlerinin satın alınamadığı ithal edilemediği gibi açıklamalar yapıldı. Bizim ülkemiz açısından baktığımızda da tarım politikalarının özellikle uluslararası para fonuna bağlı olarak kademeli olarak düşürüldüğü görülüyor tarım üretimimizin özellikle. Şimdi yine bir uluslararası para fonu anlaşması gündemde. Bizim ülkemizdeki sıkıntı için kriz için ve tarımımızın tekrar ayaklanması için bunun bir faydası olabilir mi?
ADNAN OKTAR: Ben aylar önce röportajlarımda bunu söyledim. Bir kıtlık tehlikesi var dedim. MazaAllah Türkiye de bu tehlikenin içerisine girebilir. Ama biz dedik Türk İslam Birliği’yle bu beladan bu rahatsızlıktan çıkacağız inşaAllah. Fakat şöyle tedbirler alınsın dedim. Bir kere tarımla ilgili her türlü çalışmada devlet birinci dereceden destek sağlasın, tarım aletleri, tohum alımı, zirai ilaçlama ve her türlü tarımda kullanılan alet edevatın alımı. Bunlarda çiftçiye alabildiğine kolaylık sağlanması ama tabi israf ettirmemek ona itina etmek paranın gerçekten oraya gittiğini görerek parayı bu yere kaydırmak. İkincisi, hayvancılık. Büyükbaş ve küçükbaş hayvancılığa çok önem verilmesi bununla ilgili hem devletin hem de özel sektörün her türlü hatta kümes hayvancılığı dahil her türlü faaliyetinin alabildiğine desteklenmesi, bu iki hususa çok dikkat edilmesi gerekiyor dedim. Birde, hastanelerin ücretsiz hale getirilmesi.
SUNUCU: Çok önemli birşey değil mi efendim?
ADNAN OKTAR: Tabi, tabi. Bir kere bu bir müslümanlık görevidir. Bir vicdandır. Dinsiz bile olsa onda da bir insani kalıntı vardır yani. Herkesin ısrarla ve kararlılıkla savunması gereken bir husustur bu. Adam hasta olmuş zaten perişan gel bakalım diyorlar git evini sat arabanı sat yani hastalığın üstüne bu sefer yeni bir felaket ekliyorlar adama. Kardeşim niye evini arabasını satsın adam hasta zaten bütün toplum ona bakmakla mükelleftir hasta adama. Yani bütün Türkiye sorumludur Türkiye’deki bir tane hastadan, ilgilenmekle. Hastadan para alınmaz hatta hastaya bilakis yardım yapılır ya destek olunması gerekir. Mesela adam ciddi bir rahatsızlığı var bu ciddi rahatsızlıkta ciddi harcamalar gerektiriyor. Yani sırf bir teşhis için mesela bir profesöre bile gitse akılalmaz astronomik paralar ödemesi gerekiyor. Hastane masrafları yine öyle akılalmaz derecede , ilaçlar hiç yanına yaklaşılacak gibi olmuyor. Bunun hemen durdurulması gerekiyor, bu politikanın. Hastalığı tespit edildiğinde direk devletin sorumluluğuna bunun sevk edilmesi gerekiyor ve hastaya da ayrıca çok şefkatli ve merhametli davranılır. Ben duyuyorum yani hasta geldi mi son derece ters onları ezen insanlar duyuyorum. Mesela aksi suratlı veyahut hastayı vesveseye sevk etmek de doğru değil. Mesela tedirgin etmek veyahut paldır küldür rahatsızlığını yüzüne karşı söylüyorlar. Öyle olmaz hasta şefkat, sevgi ve merhamet ister. Onun için Türkiye’deki bütün hastanelerin ücretsiz olmasının mutlaka yapılması gerekiyor. Bu konuda mutlaka devletin ciddi bir düzenleme yapması gerekiyor. Yani başka konuları tamam aklım alır. Ama bu olmaz. Bu yakışık alan birşey değil, hastadan para almak hiç yakışmıyor. Birde çok fakir olan insanlar için marketler yapılması yani bu insanlar gidecekler muhtarlıktan ilgili yerlerden belgelerini alacaklar fakirlik ilmuhaberi alacaklar bu utanç duyulacak birşey değildir. Bunlar için şereftir. Ahirette cennetlerini inşaAllah genişletir. Koyacak cebine, defterleri olacak ben şu kadar peynir istiyorum, şu kadar zeytin istiyorum, şu kadar ekmek istiyorum, günlük ihtiyacım bu imzasını atacak aldım diyecek bu müthiş bir rahatlıktır. Mesela bu ekonomik krize muazzam bir ilaçtır ve çözümdür. Çünkü artık insan.. efendim?..
SUNUCU: Üretici açısından çok önemli hem bu söylediğiniz.
ADNAN OKTAR: Tabi, tabi tabi çok çok önemli. Hem berekette getirir bu. Allah’ın bereketi de umulacak bir harekettir bu ve güzel ahlakın bir gereğidir. Bunlar benim hayalim, mutlaka bunların yapılması gerekiyor. Birde hem süs olarak hem güzellik olarak hem de ihtiyaç olarak bir sürü gereksiz ağaç ekiliyor. Meyva ağaçları ekilsin heryere ve gençlerimiz, insanlarımız bol bol meyva yesin mesela sokaklar, caddeler de her yerde meyva ağaçları olsun. Birde meyva ağaçlarının görünümü de olağanüstü güzel, çok iç açıcıdır. Mesela elma ağacı, armut ağacı, kiraz ağacı,dut, vişne ağacı her yere ekilebilir bunlar. Şehrin her tarafı müsait yani şehirlerin her tarafı müsait. Bütün Anadolumuzu bütün Türkiye’yi meyva ağaçlarıyla süsleyelim gayet güzel olur. Tarım da da birçok insan diyor işsiziz diyorlar. Hepsi tarıma yöneltilsin hep tarımda görev verilsin bu insanlara. Mesela domatesin üretimi yapılıyor ama domatesin kasalanması ayrı ,saklanması ayrı değil mi sevki ayrı bu muazzam bir sektördür. Bu insanları bunlara kaydırmak ve tarım ülkesi haline gelmemiz çünkü topraklarımız çok mümbit Allah’a çok şükür bayağı güzel. Nerde hangisi iyi yetişiyorsa sebzelerin meyvaların her türlü ürünün hububatta olabilir. Tam oraların en iyi şekilde kullanılması ve boş hiç bir yerin bırakılmaması mesela bu çok önemli bir tedbirdir. Ben bunu daha önce söyledim gene söylüyorum birde bu eninde sonunda yapılacak birşey bu söylediklerimde. Allahualem, eninde sonunda yapılacak. Ama başlangıcında yapılsa çok iyi olur.
SUNUCU: Bu eninde sonunda yapılacak dediğiniz döneme gelene kadar en azından insanlar refaha kavuşmuş olurlar belki de rahat nefes almaya başlarlar.
ADNAN OKTAR: Tabi ki. Yani büyük bir ferahlık olur. Bunun sonuna kadar beklemenin gereği yok. Bakın dünyada artık ülkeler de batıyor şu an ülkeler de iflas etmeye başladı. Birde bu çıktı ben mesela hiç duymuyordum. Şirket batar dedim ama ülke batmasını duymuyordum ülke ekonomileri batıyor. Hergün yeni bir haber alıyoruz koskoca şirketler batıyor. Bizim Türkiye’mizin bu beladan kurtuluşunun çözümü tekrar tekrar söylüyorum Türk İslam Birliği’dir, maneviyata çok sıkı sarılmamızdır, birbirimizi koruyup kollamamızdır. Fakirlere şefkat duymamız, merhamet duymamızdır. Malı ve parayı tutmakta bu belanın en tetikleyici gücüdür. Malı kullanmak, malı dağıtmak, parayı dağıtmak ve parayı hareketlendirmek gerekiyor. Ama bu tabi bir manevi terbiye işidir. Şevk işidir, heyecan işidir, aşk işidir, inşaAllah bunlarda olacak.
SUNUCU: Efendim, seyircimiz İsmail Soyka Adapazarı’ndan şöyle bir soru sormuş; Türk İslam Birliği’nden bahsetmişken bunu aktarmak istedim size müsaadenizle. Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev’in en sadık adamlarından Hava Kuvvetleri Komutanı Rzayev’in öldürülmesinin ardından ülkede İsrail propagandasının had safhaya ulaştığı bildiriliyormuş. Böyle aktarmış seyircimiz. Masonlar ve siyonistler Türk İslam Birliğinin köprüsü konumunda olduğu için mi bu kadar uğraşıyor Azeri kardeşlerimizle diye soruyor.
ADNAN OKTAR: Türk milliyetçilerine, Türk İslam Birliği’ni savunan insanlara karşı türki bazı cumhuriyetlerde masonlar ve siyonistler, ateist siyonistler muazzam bir atağa geçtiler. Şimdi Özbekistan’da da birçok nur talebesi tutuklandı. Suçları ne biliyor musunuz? Türk İslam Birliği’ni istemek. Rezalete bak yani! Kardeşim daha ne istiyorsun. Avrupa Birliği oluyor sen Türk değil misin Türksün, Müslümansın. Kardeşiz birleşelim diyorum, ne var bunda. Bunu suç haline getirmişler. Ve olay çıkartmışlar bununla ilgili. Bu çok acayip. Ben Özbek kardeşlerime de buradan sesleniyorum, aman bu oyuna gelmesinler. Devlet ricalinde de özellikle bu konuda rica ediyorum bu oyuna karşı kesin tavır alsınlar. Özellikle Nur talebelerinden tedirgin olmaları çok yanlış. Onlar Özbekistan’ın birliğini ve beraberliğini, güzelliğini ve adaletli ve huzurlu bir sistem olmasını savunan insanlar. Her zaman böyle olmuştur ve devlete karşı saygılı insanlardır. Bu kışlaya karşı yapılan bu tutumu ben kınıyorum. Çok çok yanlış, çok çok hatalı buluyorum. Bu hatadan en kısa sürede dönmeleri gerekir. Hemen toparlanmaları gerekiyor. Özbekistan bizim canımız, orası bizim yurdumuz bizim yerlerimiz. Dinimiz bir, dilimiz bir, kanımız bir, canımız bir, herşeyimiz bir aman aman böyle oyuna gelmesinler. Devletin kilit noktalarında olan masonları hemen oradan uzaklaştırsınlar aynı şekilde Azerbaycan’da da masonluk çok büyük bir tehlikedir onlar yakın bir zamanda orda mason locası kurdular. Ben dedim herhalde rahat dururlar. Bak rahat durmuyorlar. Hemen başladılar atağa, ilk icraatları Azerbaycan hava kuvvetleri komutanını öldürtmek oldu ve arkasından bu rezaletler başladı. Türk İslam Birliği’ne karşı anlaşılıyor ki masonlar direnecekler , ateist siyonistler direnecekler. Bizde diyoruz ki hodri meydan ellerinden geleni artlarına koymasınlar bizde bastıracağız onlar da bastırsınlar. Bakalım Türk milleti mi kazanacak bir avuç çapulcu mu kazanacak göreceğiz inşaAllah.
SUNUCU: Peki efendim İstanbul’dan İpek Hanım, İpek Taşkıran hanımefendi şöyle bir soru göndermiş efendim; bugün gazete de bir haber okuduğundan bahsediyor diyor ki; Pentagon’a stratejilerini belirleyen şirketin kurucusu AB’ye girmeyin, İslam Birliği’ni kurun. İslam dünyasını bir ülke yönetecekse o kesinlikle Türkiye olur. Türkiye bölgesinde lider olacak. Türkiye yüz yıl sonra dünyanın en büyük dört gücünden biri olacak ve Türkiye artık yüzünü çoğunluğunu İslam ülkelerinin oluşturduğu bölgede liderliğe çevirsin şeklinde bir haber yayınlanmış. Osmanlı toprağına hakim olup valiler atayacaksınız gibi açıklamalar yapılmış.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah.
SUNUCU: Siz bu açıklamaları nasıl yorumlarsınız diye soruyor Pentagon’un stratejilerini belirleyen şirketin kurucusu demiş.
ADNAN OKTAR: Ağzından nur akmış, maşaAllah. Allah söyletiyor , çok güzel söylemiş. Tabi ki Türk İslam Birliği inşaAllah oluşacak. Türkiye’ de yetişmiş vasıflı elemanlarımız oraya gidecekler inşaAllah. Bütün bu atalarımızın toprağı üç kıtada Allah’a emanet verdiğimiz ve şimdi almaya geldiğimiz bu mübarek toprakların hepsine inşaAllah güzel bir yakınlığımız olacak, hepsi kontrolümüzde olacak. Hepsi Türkiye’nin güvencesinde olacak. Türk askerinin güvencesinde olacak. Böylece muhteşem bir Türk İslam Birliği oluşacak inşaAllah. Her yerde kös seslerini duyacağız inşaAllah. Heryerde mehterin o güzel namelerini inşaAllah duyacağız.
SUNUCU: Peki, efendim yine bağlantılı bir soru aslında bu Ömer İnegöllü beyefendi göndermiş, diyor ki IMF yi bırakırsanız lider ülke olursunuz deniyor. Siz de IMF ye karşısınız demişler. Bu sözleri duydukça coşuyoruz, Allah sizden razı olsun ilk defa sizden duyduk ve gördük dik duruşun nasıl olacağını diyor. IMF ile para alışverişinin bırakılması ülkeye bu anlamda bir yarar sağlar mı veya Türk İslam Birliği’nin oluşması durumunda Avrupa’dan veya batı ülkelerinden gelecek paraya ülkenin hiç ihtiyacı olmayacak mı?
ADNAN OKTAR: Bakın Türk İslam Birliği kurulduğunda çok şaşırtıcı bir zenginlik olur ama çok şaşırtıcı, mal ve para koyacak yer bulamaz insanlar. Hani halk der ya zibil gibi. Yani başımızdan taşar Allah’ın izniyle. Hiçbir şeye ihtiyacımız olmaz. Malı ve parayı biz dağıtırız o zaman. Bütün sorun birlik ve beraberlik olmamasından kaynaklanıyor. Mesela bak Ermenistan dedim ya açın kapılarını Ermenistan’ın dedim açmadılar. Buyurun Ermenistan ekonomisi çökmüş, Ermeni devleti iflas etti şuan. Yani ekonomi yönünden iflas etti. Halbuki kapılar açılsa müthiş bir rahatlık olacak, ferahlık olacak. Şimdi halk da müthiş mustar olmuş. Yiyecek fiyatları astronomik şekilde yükselmiş, fırlamış. Yazık değil mi bunlara. Bizim insanımız bunlar da. Bize ait insanlar. Gecikmiş birşey yok, yine olur. Açılsın artık Ermenistan’ın kapıları. Azerbaycan’ın kapıları da açılsın. Bir avuç masonun direnmesi önemli değil. Hiç adam yerine koymadan hiç muhatap olmadan doğrudan bunu hemen yapalım. Yani bunu günlere, haftalara yaymak bile hata. Bir an önce yapılması gerekiyor. Bakın gecikme neye mal oldu. Ermenistan’ın sınır kapıları açılsa Ermenistan’ın ekonomisi çöker mi? Müthiş bir para hareketi olacaktı. Müthiş canlanırdı. Yazık değil mi oradaki insanlarımıza?
SUNUCU: Peki şu durumda bir seyircimiz Cenk Bey bu anlamda bir soru sormuş. Şu durumda bile Ermenistan ile Türkiye arasındaki sınır kapıları açılırsa bu hem Ermenistan’a hem Türkiye’ye fayda sağlar diyebilir miyiz? Şuanda seyircimizin de aktardığı üzere yiyecek malzemelerinde yüzde 60 zam yapılmış ve halk marketlere koşmuş Ermenistan da.
ADNAN OKTAR: Onlar bizim canımız böyle kamyonlarla göndeririz Allah’ın izniyle makul fiyatlarda satılır konu hemen biter, yatışır ve huzura da kavuşurlar, rahatlarlar. Gelsinler buraya da getirtiriz, kardeşimiz onlar bizim biz de oraya gideriz. Sorun değil, niye gittiğimizde duvarla karşılaşalım kapıyla karşılaşalım. Yani ben mesela amcamın evine gidiyorum kapı kapalı dayımın evine gidiyorum kapı kapalı evimde mi oturayım tek başıma yani açılsın Suriye kapısı da açılsın, Irak’ın kapısı da açılsın özellikle Suriye öncelikli. Hemen bir Suriye’nin açılması lazım sırf Suriye bile açılsa müthiş zengin oluruz. Muazzam rahatlar, esnaf da rahatlar millet de rahatlar. Manevi yönden de çok muazzam heyecan olur onlarda bizim kardeşimiz canımız ciğerimiz onlar. Hele İran kapısı açılsa yani bitti. Muazzam şahlanırız muazzam yani kimse durduramaz Türkiye’yi Allah’ın izniyle.
SUNUCU: Peki efendim bu kapıların açılması durumunda özellikle biliyoruz ki doğu sınırlarımızdan ülkemize çok ciddi kaçak ürünler girip çıkıyor kimisi yiyecek içecek gibi malzemeler veya elektronik eşya gibi malzemeler, kimisi de hem insan sağlığını hem toplum sağlığını bozucu ürünler, uyuşturucu gibi ürünler girdiğini biliyoruz veya silah kaçakçılığı yapıldığını biliyoruz. Sınırların açılması bu anlamda biraz daha fazla denetim sağlar mı o bölgelerde?
ADNAN OKTAR : Milletimize deriz bakın biz hepinizi seviyoruz hepiniz kardeşimizsiniz deriz. Böyle zehire, pisliğe, ahlaksızlığa müsaade etmeyin. bu düğünü bu bayramı bozmayın bize yardım edin deriz nerde duyarsanız hemen ihbar edin hemen gereğini yaparız deriz ve ayrıca zaten kaçakçılığa da gerek kalmaz, o ahlaksızlığa onunda ihtiyacı olmaz çünkü müthiş zengin olur, sistem çok güzel olur. Yani kendisinin de bol para kazanacağı bir imkan olacaktır , yani öyle ahlaksızlığa üçkağıtçılığa ihtiyacı olmaz.Olsa bile yapılmaz ayrı mesele haysiyetli insan zaten yapmaz.
SUNUCU: Efendim şöyle bir soru iletmiş seyircimiz Sami Kurt diyor ki; “İlk kez Amerika’daki 300 bin Müslüman arasında yapılan kapsamlı çalışmada buradaki Müslümanların birbirinden kopuk fakat azimli ve başarılı olduğu ortaya konmuş bu araştırma sonucunda . Amerikalı Müslümanları Mehdi birleştirecek mi” diye sormuş seyircimiz.
ADNAN OKTAR: Tabi ki Mehdi bütün dünyadaki Müslümanları birleştirecek. Onların bir ağabeyi, onların bir dostu, onların bir kardeşi olarak zuhur edecektir. Mehdi yani böyle istibdad sahibi, siyasette iddialı bir insan değildir Mehdi gönül adamıdır, sevgi adamıdır, coşku adamıdır, Allah aşığıdır. Allah aşkını insanlara tanıtacak bir insandır. Ve ona itaat sevgiden, muhabbetten ve saygıdan kaynaklanacaktır yani resmi bir itaat olmayacaktır hürmetten kaynaklanacaktır. Mesela bir insanın alim hocası olduğunda diyor mesela şunu yapmasan senin için daha hayırlı olur diyor. Bu resmi bir açıklama değildir. Bu bir gönül açıklamasıdır ve gönül itaati vardır orda, Mehdi’ye de gönül itaati olacaktır. Yoksa evinde olacak Mehdi zaten yani o, makama, mevkiye, şöhrete ihtiyacı olacak bir insan değil.
SUNUCU: Efendim tam aslında söylediklerinizi biraz daha açmanızı sağlayacak bir soru var önümde. Yakup Köse beyefendi göndermiş önce selamlarını iletiyor efendim size , diyor ki; “ Şualar sayfa 590 da Bediüzzaman Ahir Zaman da gelecek olan Hz. Mehdi’nin siyaset ki, iddialı değil dediniz diyanet, saltanat, -saltanatın hangi anlamda olduğunu soracağım size çünkü makamda özellikle gözü yoktur-dediniz anlattıklarınızdan da saltanatın ülke geneline, ulus geneline yayılacağını söylüyorsunuz sürekli siyaset, diyanet, saltanat alanlarında büyük görevleri olacağını bildirmekte ve bu görevlerin hepsini birden tam olarak yerine getiren kişinin Hz. Mehdi olabileceğini ifade etmektedir diyor. Hz. Mehdi’nin siyaset alemindeki faaliyetleri hangi tarihler arasındadır” diye sormuş muhteviyatı neleri kapsar diye sormuş seyircimiz. Hz. Mehdi’nin kendisi bizzat bugüne kadar siyasetin içinde olmuş mudur olmadıysa bundan sonra olmasını beklememiz gerekir mi diye soruyor?
ADNAN OKTAR: Siyaset deyince bizim aklımıza partiler gelir, parti liderliği gelir değil mi , yani bu tarz bir faaliyeti olmayacaktır. Yahut mesela bir devlet görevi gelir akla mesela Dışişleri bakanlığı yahut bir bakanlık gibi. Bu tarz bir görevi olmayacaktır Mehdi’nin. Mehdi’nin şu tarz bir siyaseti olacaktır yani , mesela bütün İslam alemini birleştirme politikası olacaktır. Bu anlamda siyaset tabi ki vardır ama klasik siyaset değil, insanların anladığı klasik siyaset değil,
SUNUCU: Ama doğru değerlendirmek gerekiyor.
ADNAN OKTAR: Tabi yani klasik siyaset değil yani manevi bir siyaset bu. Mesela barışı, huzuru sağlayacaktır ekonomiyi güçlendirecektir. Fakirleri koruyup kollayacaktır. Zulmü ortadan kaldıracaktır, zalimleri etkisiz hale getirecektir, bu anlamda bir siyaseti olacaktır yani birleştirici, bütünleştirici, huzur ve güven meydana getirici, insanların mutluluğu için gayret eden bir çalışması olacaktır. Ama bunu klasik siyasetle yapmayacaktır. Bunu gönülle , şefkatle merhametle, muhabbetle, saygıyla ve hürmet yoluyla yapacaktır.Yani onu sevdikleri için sözünü dinleyecektir insanlar yani muhabetten kaynaklanacaktır bu. Saltanatında heryer muhteşem olacaktır muazzam bir güzellik, muazzam bir ihtişam meydana gelecektir. Mesela Kudüs’e Hz. Süleyman’ın yaptığı sarayın aynısı yapılacaktır. Kubbeti Sahra’nın hemen yanına inşaAllah, böylece o Hz. Süleyman’ın sünneti de yerine gelmiş olacak inşaAllah, Hz. İsa ile beraber mesela orada Müslümanları karşılayacak, onlara karşı olan sevgisini muhabbetini ifade edecek. Ama gezecektir Mehdi her yerde olacaktır. Her insanın yanında olacaktır bu bir saltanattır işte. Bütün dünyayı güzelleştirecek çünkü bütün dünyaya saltanat gelecek,yani saltanat üç beş yerde olmayacak sokaklarda saltanat olacak, caddelerde saltanat olacak, gençlerde saltanat olacak, evlerde saltanat olacak, her yerde saltanat olacak.
SUNUCU: Özellikle siyaset anlamında söyledikleriniz keşke partiler anlamında siyasette de uygulanabilse herhalde o zaman ülkede hiç bir sorun kalmamaya başlayacak en azından.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
SUNUCU:Efendim şöyle bir soru gelmiş İstanbul’dan Metin Kocaoğlu’ndan çok kısa sormuş Hz. Mehdi’nin kaç tane ismi vardır? diyor.
ADNAN OKTAR:Mehdi’nin bakayım; şu eserde olabilir bir hayli vardır Mehdi’nin isimleri ama bulabilirsem söyleyeyim. Ezberden bildiklerimi söyleyeyim, Kaim vardır mesela kıyam eden, Mehdi’nin isimlerindendir Kaim, Sahib-i Zamandır mesela, Zamanın Sahibi yine Mehdi’nin isimlerindendir. Ondan sonra hangi eserdeydi şurada mı bakayım, evet burada olabilir. Neyse başka soruya geçelim ben size detaylı...
SUNUCU: Biz sohbetimize devam edelim, reklam arası verdiğimiz o kısa arada hem onu da bulmuş oluruz böylece hem zamandan da kazanmış oluruz. Seyircilerimizde sohbetinizden mahrum kalmamış olurlar. Şahsınızla ilgili bir soru sormuş Aydın’dan Aslı Tokgöz Hanımefendi diyor ki; İstanbul’a geldiğiniz tarihi yıl ve gün olarak öğrenmek istiyorum.
ADNAN OKTAR: İşte o tanker patlamasının olduğu günün ertesi günü gelmiştim ben 15 Kasım mıydı ben 16 Kasım’da geldim, 16 Kasım.
SUNUCU: 70,..
ADNAN OKTAR: 1999
SUNUCU: 1999 özür diliyorum.
ADNAN OKTAR: 1979 pardon.
SUNUCU: Öyle bir tanker patlaması 1970’ler diye anımsadım birden. 16 Kasım 1979’da, şimdi seyircimiz niye böyle bir soru sormuş olabilir acaba diye düşündüm de biz matematiksel hesaplar yapıyoruz ya bazen programımızda acaba seyircimiz bir sonuca mı varmak istedi oradan diye düşündüm birden.
ADNAN OKTAR: Yani olabilir ama 1979’da İstanbul’a gelen on binlerce insan olmuştur yani, özel bir anlamı olmaz onun.
SUNUCU: Çok araştırması gerekir o zaman seyircimizin onu, efendim şöyle bir soru var çok ta aslında söylenen bir sözdür bu, bazı insanlar diyor seyircimiz Bülent Yılmaz Beyefendi göndermiş Hatay’dan, bazı insanlar ölümden söz açılınca ölmekten hiç korkmuyorum derler açıkçası ben doğru söylediklerini düşünmüyorum diyor sizin bu konudaki fikrinizi alabilir miyim diye sormuş müsaade ederseniz ben ekleme yapmak istiyorum, ölümden korkmak doğru mudur, insan ölümden korkmalı mıdır, veya kimler ölümden korkmalıdır?
ADNAN OKTAR: İnsan Allah’tan korkar ölümden korkmaz tabi, Allah’tan korkarız yani günahkar olmaktan, hatalı olmaktan çekiniriz ama tabi mümin ümitvardır biz cennete gideceğimizi umuyoruz inşaAllah Allah’tan ve zaten Allah’a kavuşmaktır ölüm yani zaten bir amacımız o değil mi biz onun için yaşıyoruz zaten Allah’ın rızasını kazanmak için yaşıyoruz eğer Allah’ın rızasını kazanmak için gayret ettiysek ümitvar olarak ta ölürüz ve tabii ki mümin normalde cehenneme gitmez yani samimi olan güzel ahlaklı bir Müslüman cehenneme gitmez ama ümit ve korku arasında olacaktır. Ama büyük bir sevinçtir ölüm, Allah’a kavuşmaktır yani Allah’a kavuşmayı matem havasında ifade etmek çok anormal bir harekettir. Hem Allah için yaşayacaksın, hem Allah’ı çok seveceksin, Allah seni yanına çağıracak herkes ağlamaya başlayacak, yerlere yatmaya başlayacaklar yani bunun mantığı ne? Mesela amcası çağırıyor, dayısı çağırıyor onun yanına gidince seviniyorlar, bir akrabasının yanına gidince seviniyorlar Allah çağırınca da yerlere atıp kendilerini parçalıyorlar, Allah çağırınca sevinilir, sevinç duyulur, iftihar edilir, mutlu olunur, ölüm matem yeri değildir sevinç yeridir. Ölü evi diyorlar ölü evi sevinç evi olur, bir nimettir, orada Kuran okunur Allah’tan bahsedilir, Ahiretten bahsedilir o kişinin güzel ahlakından bahsedilir, Allah bizi de kavuştursun denir, Allah en kısa zamanda hayırlısıyla bizleri de inşaAllah kavuştursun, en kısa zamanda demeyiz de hayırlısıyla bizleri de Allah kavuştursun deriz ve sevinç içinde oluruz.
SUNUCU: Tabi bunun sevinci.. müsaade ederseniz ben de bir ekleme yapmak istiyorum. Eğlence olarak kimsenin değerlendirmemesi lazım herhalde..
ADNAN OKTAR: Tabi, manevi bir sevinç bu, yani bir ibadet sevincidir... Tabi...
SUNUCU: Efendim, Kerim Acar Alnıaçık Ankara’dan göndermiş seyircimiz, hürmetler diyor size... Bir hadiste Hz. Musa’nın asası, Hz. Süleyman’ın yüzüğü ondadır diye yazıyor. Burada Mehdi’den mi bahsediliyor acaba, diyor seyircimiz.
ADNAN OKTAR: Hz. Musa’nın asası, evet Mehdi’de olacaktır, Süleyman’ın, Hz. Süleyman’ın yüzüğü de bulunacak ama, bunlar gizli olan hazinelerin bulunmasından sonra olacaktır yani Mehdi’nin zuhuru devrinde, o zamanda Antakya’da, Teberiye Gölü’nde, İstanbul’da, İstanbul’daki o dikili taşların altlarında, Ayasofya’nın altında ve birçok yerde hayret verici çok mucize, şaşırtıcı emanetler bulunacaktır. Ve özellikle Kudüs’te...Kudüs’te...Çok fazla kutsal emanet bulunacaktır. Tevrat’ın aslı, İncil’in aslı, Peygamberlerin birçok emanet olarak kalmış eşyaları, Tabut-u Sekine yani Hz. Musa’nın devrinde de olan bu sandık inşaAllah bulunacaktır. Burada tabi Müslümanlarda da bir heyecan olacaktır, herkeste bir heyecan olacaktır. Bu heyecanla iman eden, hem Hıristiyanlar hem de Museviler olacaktır. Tevrat’ın aslı bulunacağı için, büyük bir Musevi kitlesinin iman edeceği, Müslüman olacağı söyleniyor rivayetlerde. Tevrat’ta tabi açık açık bu hükümleri görünce, aklı başında olan Museviler iman edeceklerdir. Bu emanetler, Hz. Süleyman’dan kalma, kutsal emanetler vardır. Onlar da aynı şekilde bulunacaktır inşaAllah.
SUNUCU: Peki, efendim seyircimiz ismini yazmamış ama şöyle bir soru iletmişler; İmam Mehdi’nin gaybeti olması, onun büsbütün bir gizlilik içinde ve gözle görülmez bir varlık olduğu anlamına gelmesi değil de, gayıb olması, yani başkalarının onu tanımaması tıpkı diğerleri gibi normal bir yaşantıya sahip olacağı anlamına da gelebilir mi? Dolayısıyla imam gaybet döneminde liyakatlı insanlarla irtibat halinde olup onları özel olarak eğitmekte ve büyük bir inkilab için hazırlamakta olabilir mi?
ADNAN OKTAR: Olabilir tabi, güzel bir yorum, olabilir mümkün yani, gayıb; insanların farkına varamadıkları, bilemedikleri dönem anlamında da olabilir tabi, ama gizlendiği dönem anlamına da geliyor. Yani mecburi bir gizlenme var ama birinci dereceden gizlendiği dönem anlamına geliyor, bu çok daha sarih çünkü Hz. Musa’ya benzetmiş rivayette, onun gibi saklanır diyor, gizlenecektir. Çünkü korku ve tehlike olacaktır. Korku, kendi korktuğundan değil de, yani korku ortamı olacaktır, tehlike ortamı olacaktır diyor. Aynı şekilde Türkiye’de de böyle bir olay olmuştur, bir ortam olmuştur. Bir kısım insanlar can güvenliği gerekçesiyle gizlenmişlerdir, saklanmışlardır. Böyle bir ortam olacağı belirtiliyor ve onun da bu titizliğe uyacağı ve kendisini gizleyeceği söyleniyor. Ama o anlamı da içeriyor aynı zamanda.
SUNUCU: Peki efendim, Bilal Temiz beyefendi şöyle bir soru iletmiş efendim, diyor ki; bir insan imandan sonra küfre düşse, ve bunun farkına varsa, Allah’ın bağışlaması için nasıl bir yol izlemelidir?
ADNAN OKTAR: Samimi olacak, tevbe edecek yani Allah, öyle haşa katı bir varlık değil, Allah çok rahmet sahibi, Rahman ve Rahim’dir, çok şefkatlidir, mülayim olduğunu söylüyor Allah Kendisi’nin, affedici olduğunu söylüyor; yani Allah size eza yapıp da ne yapsın diyor Cenab-ı Allah. Yani Allah öyle insanların, bir kısım insanların düşündüğü gibi haşa katı bir yapı içerisinde değildir. Allah son derece mülayimdir. Dolayısıyla Allah’a güvenecek, teslim olacak, samimi olacak, Allah da affeder onu inşaAllah, umulur.
SUNUCU: Peki efendim, Mersin Erdemli’den Doktor Yakup Köse beyefendi üç tane soru iletmiş efendim size. Diyor ki, Allah için sizi seviyor ve tüm eserlerinizin tanınıp seyredilmesi, okunması için elimizden gelen çabayı göstermeye çalışıyoruz ve çalışmaya gayret edeceğiz. Birinci sorusu efendim, diyor ki; Konya’mız Belde-i Muhayyere midir? Yine Konya ile ilgili devam etmiş, Muhittin Arabi Hazretleri Fütuhat-ı Mekkiyye’de Konya’mızdan bahsetmiş midir? Üçüncü sorusu da, Mehdiyet hareketinde Konya’mıza herhangi bir işaret var mıdır? Allah’a emanet olun diyor.
ADNAN OKTAR: Konya kutsal bir beldedir. Konya’da da kutsal emanetler çıkacaktır, gizlenmiş emanetler vardır, Antakya, Konya, İstanbul özellikle bu şehirler...
SUNUCU: İstanbul’da da olabilir diyorsunuz...
ADNAN OKTAR: Evet, çok önemlidir. Fakat İstanbul’da, onun dışında da tabi Türkiye’de kutsal yerler vardır. Ama en çok kutsal hazine buradan çıkacaktır. Mesela o, Çemberlitaş’taki sütun var ya, o, onun bulunduğu bölgeler, oralar çok dolu olan yerler yani. Ayrıca Ayasofya’nın altı, yani insanlar şok olacaklar, Ayasofya’nın altı zamanı gelince incelenecek, oradan çıkan eşyalar diyeyim, eşyalar, insanları çok çok şaşırtacak. Antakya’da bulunan eşyalar çok şaşırtacak, mesela Antakya’da bir mağaradan bir çok kutsal emanet çıkacak inşaAllah. Teberiye Gölü’nün altından çıkacak yine. Fakat bunun için tabi özel teknoloji uygulanacak. Çünkü Teberiye Gölü’nün altı çamur ve derin bir katman, onun altında saklı bir kısım kutsal emanetler. Bunun için çok kapsamlı ve ciddi bir çalışma yapılması gerekiyor. Önce üstten bir teknik tespit yapılması gerekiyor. Sonra da bunların çıkarılması gerekiyor. Bunların hepsi yapılacaktır. Fakat en heyecan verici şey, Tabut-u Sekine’nin bulunmasıdır, kutsal sandık. Yani onda Musevilerin çok çok büyük bölümü iman edecektir. Tevrat’ın orijinalleri de çünkü olacak. Çok heyecanlanacaklar inşaAllah. Hz. Musa’nın asası bulunacak. Yani orijinal asası, bunların hepsi saklanıyor, yani Peygamberlerin kutsal emanetleri hiçbir şekilde kaybolmaz. Mutlaka güvenli yerlerde saklanılır. Yani insanların eline geçmesin, zalimler bir zulüm yapmasın diye Cenab-ı Allah onları saklamıştır. Ahir zamanda Mehdi devrine kadar da saklı kalacaktır. Mehdi devrinde bunların hepsi ortaya çıkacaktır herkes de görecektir. Bunların incelemesi de yapılacaktır mesela tarihi eskilikleri tespit edilecektir, orjinal oldukları tespit edilecektir. Mesela Tevrat’ın orijinal olduğu yine yapılan ilmi tetkiklerle, eski olduğu tespit edilecektir, araştırıp görülecektir.
SUNUCU: Efendim, Ahir zamanda Hz. İsa’yla ilgili bir soru var, bu sohbetin hemen akabinde bunu sormak istiyorum müsaadenizle. Diyor ki seyircimiz, Murat Usta beyefendi Bursa’dan, Hz. İsa Allah’tan vahiy alan bir peygamber, ahir zamanda yine Allah ile konuşup O’ndan vahiy alacak mı? Mehdi bu olaya şahit olacak mı, eğer bu mümkün olacaksa sadece Mehdi mi bu olaya şahit olacak, diye soruyor.
ADNAN OKTAR: İsa tabi ki vahiy alacak, Said Nursi açıkça söylüyor. Yani vahiy alan bir peygamber olduğunu belirtiyor ve o devirde de vahiy alacağını belirtiyor, zaten vahiy aldığı biliniyor. Tabi ki vahiy ile birçok şeyi yapacak, ama kendisi sorumlu olacaktır. Mehdi ile tabi yakın dostturlar, arkadaştırlar, kardeştirler. Mesela Mehdi’ye rivayette, onun cennetteki makamını söyleyeceği söyleniyor, Hz. İsa’nın ama inanması farz değildir. Yani bir bilgidir, yani bir gönül hoşnutluğu olabilir, Allahualem deriz. Yani inanmamız farz olmayacak ama o kendi aldığı vahiy ile hareket edecek, ona göre hareket eder, inşaAllah.
SUNUCU: Efendim, Sakarya’dan bir seyircimiz Reşat Bey, Reşat Eşme, programınızı seyrediyorum, oradaki herkese, sanıyorum kamera arkasında da çalışan hem ekipteki arkadaşlarımızı hem dostlarımızı kastediyor, saygı ve selamlarımı arz ediyorum diyor. Size şöyle bir soru soruyor. Diyor ki, sayın Harun Yahya beyefendi konuşmasında Musevilerin ve İsevilerin de imanları olduğunu söyledi, bu nasıl oluyor, bunu açıklayabilir mi, diyor. Peygamber Efendimize iman etmeyenin nasıl imanı olur, diyor. Ayrıca son zamanda, ahir zamanda gönderilecek olan bir Hatemül Evliya olduğunu, geçmişte yaşamış evliya hazretleri ifşa etmişler, bu kimdir ya da bir bilgisi var mı bu konuda, bunları açıklarsanız sevineceğini iletiyor seyircimiz.
ADNAN OKTAR: Geçmişte yaşamış bir evliya..
SUNUCU: Geçmişte yaşamış evliyalar, şöyle diyorlar, ahir zamanda gönderilecek olan bir hatemül evliya olduğunu, geçmişte yaşamış evliyalar söylemişler diyor.
ADNAN OKTAR: Tamam...
SUNUCU: Kimdir diyor ahir zamandaki evliya...
ADNAN OKTAR: Mehdi’dir tabi ki.. Yani bu açık açık bellidir.
SUNUCU: Bir de şeyi sormuş, Musevi ve İsevilerin imanları olduğunu söylemişsiniz, sürekli de söylüyorsunuz zaten. Peygamber Efendimize iman etmeyenin nasıl imanı olur, diyor. Dilerseniz bir kez daha seyircimiz için...
ADNAN OKTAR: Tek Allah’a inanıyorsa, tek Allah’a inanıyorsa, ve ahirete de inanıyorsa, Kuran’a göre o Ehli Kitaptır ve iman ehlidir. Yani ama eksiktir, yanlıştır. Ama onu Kuran’da Cenab-ı Allah ehli kitap olarak bize vasfediyor. Onların mesela Musevilerin kestiği yenir, Musevi bir kadın ile evlenebiliyor Müslüman, Hıristiyan bir kadınla Allah’ı birlerse, ahirete inanıyorsa evlenebilir. Bunun dışında biz onlarla zaten kardeş ve dost oluyoruz. Peygamber efendimiz de mesela evlendiği cariyelerinden bir tanesi Hıristiyandı. Hz. Mariye hatırladığım kadarıyla, Hıristiyandı. Ve onla evlendi. Onun için, gerçi o sonra Müslüman oldu, fakat, yani evlendi. Ehli Kitabın hükmünü Kuran çok detaylı anlatır bizim Ehli Kitap ile ilgili internet sitemize girerse kardeşimiz çok detaylı bilgi görecektir orada. Harunyahya.com, harunyahya.org burada Ehli Kitap ile ilgili her türlü bilgiyi bulabilir, delillerini bulacaktır çok kapsamlı delilleri oradan görebilirler.
SUNUCU: Efendim, İzmir’den Atalay Bey, şöyle bir soru iletmiş, sizin röportajlarınızı ilgiyle izliyorum diyor öncelikle. Bize her konuda bilgi verdiğiniz için size çok teşekkür ediyorum diyor. Kitabınızda hipnoz, algıladığımız dünyanın bir görüntü olduğunu ispatlandığını okudum, diyor. Siz hiç hipnoz altında oldunuz mu veya hipnoz altında birisini görüp inceleme şansınız oldu mu? Bu konuda biraz bilgi verebilir misiniz, diyor.
ADNAN OKTAR: Ben hiç hipnoz altında olmadım. Ama bir hipnoz seansında bulundum, gördüm. Bir arkadaşımızı bir doktor kontrolünde hipnoz etmişlerdi. O şeydeyken, hipnoz altındayken dedi ki arkadaşım; doktor, sen dedi, “yeşil bardak” dendiğinde başını dedi 20 saniye kadar kaşıyacaksın dedi, ben seni uyandırdıktan sonra dedi. Arkadaşı, ..ben çekindim yani öyle hipnoz altında kalmasından biraz tedirgin oldum, hemen uyandır da dedim, kalksın dedim. Birkaç kişi daha vardı, doktor arkadaşları da vardı. O, uygun bir telkinle onu uyandırdı, normal hayata geçti yani o uyandı. Oturup sohbet ediyorduk, oradan “yeşil bardak”, ben söyledim, dedim ki, yeşil bardak dedim, çok özür dilerim hocam kalkabilir miyim dedi, tabi buyur filan dedim, kalktı başladı başını böyle şiddetli kaşıyarak ilerliyor. Hayret ettim yani müthiş şaşırdım. Yani uyanık, hiçbir şeyi yok, normal, hipnoz altında da değil, yani. O aldığı telkin onun, yani, sebepsiz nasıl oldu bu dedim, yani sebepsiz yani şiddetli bir kaşınma hissi geldi dedi. Ayıp olmasın diye dedi..ben müthiş şaşırmıştım. Yani hipnoz bambaşka bir alem yani çok şaşırtıcı ama ben tedirgin oluyorum tabi ben onu yapılırken öyle bir seansta pek bulunmak istemiyorum ama bu hipnozdan çok şey çıkar diye düşünüyorum ben. Çünkü çok garip mesela insanın vücudu çelik gibi kasılabiliyor, yani mesela şu iki sehpanın arasına başı ve ayakları konuyor, böyle çelik köprü gibi oluyor. Mesela bir insan üstüne otursa veya bir ağırlık konsa duruyor. Yani şimdi bir insana siz böyle dur deseniz yani mümkün değil, imkansız yapamaz. Yani taş gibi kasılıyor, fotoğrafları var bunun, inanılır gibi değil. Mesela bitişik odada olan şeyi söyleyebiliyor hipnoz altındayken. Ne var dendiğinde söylüyor.
SUNUCU: Belki biraz daha incelenmesi, doğru manada üzerine gidilmesi gerekiyor.
ADNAN OKTAR: Tabi ama, bunu tabi çoluk çocuğun şeyi değil, bunu bilen, doktor olan, uzman olan kişilerin yapması gerekiyor. Ve akılcı bir şeyle yapılması gerekiyor. Yani önüne gelenin bunu birbirine uygulaması riskli olur, olabilir.
SUNUCU: Efendim, İstanbul’dan Arzu hanım şöyle bir soru iletmiş bize, diyor ki; halkımız arasında birisi öldüğünde “o bizi hala izliyor”, “bizimle hala beraber” deniliyor. Böyle birşeyin olma ihtimali var mı, gerçekten ölüler dünyayı görebilirler mi? Bir insan ölü bir kişinin ruhuyla bağlantıya geçebilir mi, diye soruyor.
ADNAN OKTAR: Kuran ifadesinde çok açıktır, Allah diyor “bir engel vardır artık dönemezler” diyor yani, niçin dönsün geriye adam, ne işi var dünyada yani, onlar onların hüsnü kuruntusu tabir edeyim yani öyle birşey olmaz. Giden doğrudan artık ahirete intikal etmiştir, geri dönüşü için de bir sebep ve gerekçe yoktur. Yani bir amaç olduğunu söylesinler, anlayayım, yani ne amaç olabilir bir insanın geri dönmesinde? Yani neyini gözlesin, neyi yapsın yani ne tür bir bilgiye ulaşacak oradan?
SUNUCU: Evet.. İstanbul’dan Hakan Aslan beyefendi şöyle bir soru iletmiş; Diyor ki bugün internette okuduğum bir haberde Amerikalı ünlü şarkıcı Snoop Dogg’un Müslüman, telaffuzda hata olabilir, çok özür diliyorum, Müslümanlığa geçtiğini ilan ettiğini okudum, diyor.
ADNAN OKTAR: Evet...
SUNUCU: Acaba bu kişi üzerinde sizin tüm dünyaya gönderdiğiniz Yaratılış Atlası’nın etkisi olmuş olabilir mi?
ADNAN OKTAR: Ben ona göndermişim eğer Snoop Dogg, özellikle ona, hepsine gönderdik. Ünlü şarkıcıların çoğuna gönderdik. Allahualem, muhtemelen çünkü geçenlerde de Amerikalı bir yazar geldi o da dedi “Ben atlası okudum, Müslüman oldum” dedi, “Elhamdülillah” dedi. Bir hanım yazar, çok sevimli birşey. O da muhtemelen öyle olmuştur.
SUNUCU: Evet, bu arada seyircilerimize iletelim internet sitelerinize girdikleri zaman kitaplarınızı nasıl temin edeceklerini rahatlıkla öğrenebiliyorlar onu da hatırlatmış olalım.
ADNAN OKTAR: Evet..
SUNUCU: Cemil Alkan Ankara’dan, Cemil bey şöyle bir soru göndermiş diyor ki, Sami Selçuk bey’in yazısında şimdi sayılarla bir oranlama yapalım diye iletmiş, Yargıtayımızın önüne gelen davalardan %40’ı bozulmaktadır, bozma kararlarının %10’u oy çokluğuyladır, buradan yola çıkarsak kolayca şu sonuca ulaşabiliriz; eylem ya da olay değişmediği halde ilk mahkeme yargıçlarıyla yargıtay yargıçları arasında ve bu berikiler kendi aralarında önlerine gelen davaların %44’ünde uyuşmazlık bulunmaktadır, diye yazmış. Yani yargı yanılgı içindedir, demiş, Sami Selçuk bir yazısında. Siz diyor seyircimiz, Sami Selçuk bey’e katılıyor musunuz?
ADNAN OKTAR: Tabi ki doğru, teknik bir gerçek bu. Bir de bu çok galiz bir durum, çok olağanüstü bir durum. Orada çok mağdur olan insanlar oluyor, mesela hiçbir suçu yokken suçlu ilan ediliyor, bu kamuoyuna öyle yansıyor sonra bambaşka olduğu ortaya çıkıyor. Hatta bazen yargıtayda kendi daireleri içerisinde de o tarz olaylar oluyor. Yani yargıtayın kendi aldığı kararı, yargıtayın bir üst kurulu bozuyor. Yani çok fazla var böyle olaylar. Bazen %40’lara %50’lere kadar varan olaylar var. Daha titiz olunması gerektiği burada açıkça ortaya çıkıyor. Ama bunun için de yargının iyi bir hukuki kontrol içine alınması gerekiyor yani, mesela yargı mensuplarının, hukuk insanlarının izlenebilmesi gerekir. Yani bununla ilgili kanun düzenlenmesi gerekir. Telefonların dinlenebilmesi gerekir. Teknik takibe alınabilmeleri gerekir. Yani gerekirse rahatça soruşturulabilmeleri gerekir. Müfettişlerin rahat hareket etmesi gerekir. Ama bu o kadar kolay olmuyor veyahut hiç olmuyor. Yani çok çok zor oluyor. Bunun düzenlenmesi gerekiyor, bu da anayasada bir değişiklik yapılarak elde edilebilir ancak. Çünkü mesela yargı mensupları oluyor, telefon dinlenemediği için takip edilemiyor. Teknik takibe alınamıyor. Nasıl polis çalışsın, ne yapsın? Yani bunun mutlaka düzenlenmesi gerekir ki, hakimlerin daha titiz olması sağlansın. Çünkü mesela çok rahat karar alabiliyor, çok rahat hukuki hatalar yapabiliyorlar. O zaman çok özen gösterecektir, kanuna çok dikkatli şekilde uymaya özen gösterecektir. Nasıl olsa birşey olmaz mantığıyla hareket etmeyecektir. Nitekim de hakikaten bir hatası birşeyi olsa en fazla tazminat davası açılabiliyor, o başka bir hakime gidiyor, o da kendi meslektaşı zaten. Çok nadirdir yani, benim hatırladığım, tazminat davası kazanılması ben hatırlayamıyorum yani şuana kadar tazminat davası kazanan kişi. Yani çok çok zordur.
SUNUCU: Evet.. Efendim, reklam arası vermeden hemen önce son bir soru aktarmak istiyorum size müsaade ederseniz. Ordu’dan Ömer Demirci beyefendi göndermiş. Diyor ki, Vatikan’daki evrim konulu toplantıya arkadaşlarınızın katıldığını söylemiştiniz.
ADNAN OKTAR: Evet..
SUNUCU: Dinleyici olarak mı katıldılar yoksa konuşmacı olarak mı katıldılar, saygılarımı sunarak sorumu iletmek istiyorum diye yazmış sevgili seyircimiz.
ADNAN OKTAR: Dinleyici olarak katıldılar ama aynı zamanda tabi fikirlerini beyan edebilecek, soru sorabilecek bir imkanları da var. Fakat orda, eğer internete girerse kardeşlerimiz, harunyahya.com yahut harunyahya.org’a girerlerse, bu konu ya 1. ya 2. ya 3. konu olarak belirtiliyor, tam hatırlamıyorum şuan. Orada görebilirler, bir konuşmalar olmuş, birşeyler olmuş, oradaki kişi kürsüyü bırakıp kaçmış falan..Yani mağlup olacağını bildiği için anladığım kadarıyla. Yani tek yanlı bir durum var burada çünkü bir kere Katolik kilisesi bunu organize ediyor mesela bu çok acayip birşey. Yani Darwinistleri toplayıp bir araya Darwinizmi anlatmalarını istiyor. Niye yaratılışçıları çağırmıyor? Niye Yaratılışı savunan insanları çağırmıyor da Darwinistleri çağırıyor? Yani Papalığa bağlı bir çalışma bu, yani Vatikan’ın yaptığı bir çalışma. Vatikan çağırsın Allah’a inanan, Yaratılışı savunan insanları çağırsın, nedir delilleriniz desin, onlar da gürül gürül anlatsınlar Darwinizmin geçersizliği böylece net ortaya çıkmış olur. Oturup yanlışı anlatmanın alemi ne? Zaten çökmüş bitmiş bir teoriyi, adamları oraya toplayıp tekrar ettirmek Vatikan’a yakışmadı. Katolik alemine de yakışacak bir hareket değil, çünkü onlar Hz. İsa’nın gelişini bekliyorlar, cinlere, meleklere inanıyorlar. Cinler, melekler evrimle olmadığına göre, Hz. İsa haşa evrimle mi oldu? Bir başka boyuta geçiyor, bir başka boyuttan dünyaya gelecek artık, yani o kadar harika bir durum var, daha hala bunu Darwin’in safsatalarıyla açıklamaya kalkarlarsa bu çok anormal olur ve çok yanlış olur. Daha adamlar tek bir tane fosili açıklayamıyorlar. Mesela bir tane ara fosil istiyoruz, gösteremiyorlar. 100 milyon yaratılışı ispat eden fosil ortaya koyuyoruz, bunlara da cevap veremiyorlar. Proteinlerin tesadüfen meydana gelemeyeceğini açıkça ispat etmiş bilim, bunu söylüyoruz buna da cevap veremiyorlar. Ama oraya getirip bir sürü devletin memurunu orda konuşturtmak çok yanlıştır. Yani Papalığın bu hatasını telafi etmesi için Yaratılışçıları da oraya çağırıp büyük bir konferans verdirtmesi gerekir.
SUNUCU: Peki, efendim sohbetimize devam edeceğiz ama kısa bir reklam arası verelim müsaade ederseniz.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
SUNUCU: Sonra devam edelim. Efendim çok kısa bir aranın hemen ardından tekrar karşınızda olacağız. Çay TV ekranlarından ayrılmayın lütfen.
SUNUCU: Efendim Çay TV ekranlarında Labirent’teki birlikteliğimiz devam ediyor. Sayın Adnan Oktar ile birlikte aklınıza takılanları, merak ettiğiniz soruları yanıtlamaya devam ediyoruz. Efendim şöyle bir soru gelmiş, İstanbul’dan Elif İmran hanımefendiden.. Geçenlerde bir haberde Fransız Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin ölümle tehdit edildiğini okudum diyor, seyircimiz. Bildiğimiz gibi Sarkozy Yaratılışı destekliyor ve siz de kitaplarınızı kendisine yollamışsınız diyor. Acaba bu tehditler masonlar tarafından geliyor olabilir mi? Siz bu olayı nasıl değerlendiriyorsunuz, diyor.
ADNAN OKTAR: Ama..tehdit, devlet başkanlarına, başbakanlara çok yaygındır yani, normal olan birşey yani. Tehdit edilmeyen başbakan yoktur aşağı yukarı.
SUNUCU: Özellikle görüşünü benimsemeyen, kabul etmeyenler..
ADNAN OKTAR: Evet... Olağanüstü birşey değildir.
SUNUCU: Yiğit Aktepe beyefendi göndermiş, diyor ki; Mehdi Rum’dan Türklerden ayrılmayacaktır, parantez içinde de açıklamasını yapmış; eskiden Türkiye’ye Diyar-ı Rum deniliyordu diyor. İşrafül Raibinden naklen tılsımlar mecmuası, Bediüzzaman Said Nursi sayfa 212 diye de nereden alıntı yaptığını belirtmiş, diyor. Siz de Mehdi’nin Türklerden çıkacağını söylemiştiniz, bu sözün de sizi teyid ettiğini düşünüyorum, siz ne dersiniz, diyor.
ADNAN OKTAR: Doğru, yani Mehdi’nin faaliyetlerinin tamamen Türkiye’de olacağını, Türk milletiyle olacağını gösterten bir hadis ki muteber bir kaynak da vermiş, doğru yani.
SUNUCU: Efendim biraz toparlamaya çalışacağım soruyu, çok uzun yazmış seyircimiz Kayseri’den Yunus Çayır beyefendi. Kabir hayatını anlatmanızı rica etmiş sizden, “Ama şöyle bir şey duydum şiddetle karşı çıktım” diyor. “Ölen kişinin ruhunun sinek olduğu söylendi.” Diyor ve “Ben buna çok karşı çıktım” diyor. İnsanların böyle fikirleri nasıl benimsediğini nerden uydurduklarını bilmiyorum. Yaşam ve ölümü yaşamak yani ölümden sonraki hayattan bahsediyor sanıyorum seyircimiz, biz zaten yaratılanız, bizi doğuran büyüten can veren var. Doğurana saygı, büyütene sevgi, can verene de şükretmemiz gerekmez mi? Sinek olmamız istense sinek olarak yaratılmaz mıydık?” diye sormuş seyircimiz.
ADNAN OKTAR: Bunlar zırva tarzında hurafeler, rezalet tarzında hurafeler. Hint mitolojisinde olur bunlar, ne alakası var. Ölünce insan bir başka boyuta geçer. Yani bir çok boyutu vardır, birçok yaşam boyutu vardır. O boyutlardan bir tanesidir bu bizim yaşadığımız boyut. Ölümde bambaşka bir boyuta geçilir ve bir daha da dönülmez. O boyutta da eğer müminse her anı her şey mükemmel ve çok rahattır. Ölümden itibaren konfor başlar bir kere, ölürken başlıyor konfor. Sevgi, muhabbet, şefkat, her türlü rahatlık vardır. Ahirette de son derece rahat, önünde ışık, sağında ışık, yanında sürücüsü, mihmandarı vardır, gayet güzeldir. Hesabı çok kolay olur. Her zaman her yerde sevgi ve saygı göreceklerdir. Cennet melekleri, cennettekiler onları muhabbetle karşılayacaklardır. Yani Allah kuluna zorluk dilemez, mümin olan kuluna. Ama küfür her yerde belayla karşılaşacaktır, yani ölümle beraber başlayacaktır. Sürünme tarzında yani tam bir acı, azap, rahatsızlık ve huzursuzluk içinde olacaktır. Mezar da onu rahatsız eder, ölürken de etrafındaki canını alanlar gene onu perişan ederler, dirildiğinde gene perişandır, etrafındakiler ona rahatlık vermez. Mesela kafirler de birbirine saldıracaktır orada, yani sen beni buraya düşürdün, ben seni buraya düşürdüm şeklinde iddiaları olacak bunların. Ve orada da sürekli kavga ve rezalet çıkacak. Ve sürekli birbirlerine acı verecekler. Ve cehennemin herşeyi insanları rahatsız eder. Geçen şeyde de anlatmıştım, cehennemin meyveleri vardır şeytan başına benzer diyor Kuran’da, yani diri diri insana bakan, ve nefretle bakan meyvalar. İnsanları burada tedirgin etmek, rahatsız etmek ve acı vermek azap, bunun bir kaynağıdır bunlar. Fakat müminler bunları gördükçe haline şükredecekler. Yalnız burada asıl olan kafirleri o kadar ilgilendirmez cehennem işin doğrusu, adamlar pişkin, arsız, orada bile kavga ediyor yani düşünün. Pişmanlığını diyor, göz ucuyla bakarlar diyor, belli etmemeye çalışırlar diyor, yani bu kadar adiler. Müminler çok etkilenir cehennemden, bakıp bakıp Allah’a hamd edecekler, bakıp bakıp Allah’a şükredecekler. Çünkü cehennemdeki boş yerlerini de görecekler. Onlar için olmuş olan fakat cennete gittiği için yeri boş kalmış. Orayı görecek, müthiş sevinecek hoşuna gidecek. Yani Allah müminlerin hoşuna gitsin diye de cehennemi yaratıyor. Cehennem aslında cennet için çok büyük bir nimettir. Cennetin lezzetini arttıran çok büyük bir nimettir cennet ehli için. Cennet de cehennem ehlinin azabını çok çok arttıran, kat kat arttıran bir acıdır onlar için. Mesela cennet insana zevk verir değil mi, cehennem ehline çok büyük acı verecek. Baktıkça daha şiddetli acı duyacaklar, hasret acısını duyacaklar. Mümin de kurtuluş sevincini duyacak, onun heyecanını duyacak inşaAllah.
SUNUCU: Efendim, Güneşli’den Ertan Mollahasanoğlu beyefendi şöyle bir soru göndermiş İstanbul’dan. Size selamlarını iletmiş öncelikle seyircimiz.
ADNAN OKTAR: Aleykümselam
SUNUCU: Sizi çok sevdiğini söylemiş.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
SUNUCU: Diyor ki “Ekonomik kriz 2014 yılına kadar sürecek dediniz. Peki bu zaman diliminde bizler hiç mi yeni atılımlar yapmayacağız, hep bu zamanın geçmesi için beklemede mi kalmalıyız? Ya da bu zaman dilimini zararsız nasıl geçirebiliriz, bir öneriniz var mı?” diyor.
ADNAN OKTAR: Sevgi, şefkat, merhamet, muhabbet, Kuran ahlakını çok iyi öğrenmek, birbirimize bağlılığımızı arttırmak, Türk-İslam birliği için gayret etmek. Sırf Suriye’nin kapısı açılsa, sırf Azerbaycan’ın kapısı açılsa katrilyoner oluruz. Yani muazzam bir zenginlik olur, yer yerinden oynar, çok büyük bir şey olur. Egoistlikten, bencillikten kurtulacağız bu dönem içerisinde. Allah sevgisi, Allah aşkı kalbimize iyice yerleşecek. Ama ben açık açık söylüyorum, dünyanın her yerinde ekonomiler çökecek. Söyledim, “Yoo dediler, öyle birkaç aylık bir şey, 3-5 aylık, en fazla bir sene dediler. E buyurun, bir sene geçtikten sonra daha şiddetlendi, gücü arttı. Katlanamadı artık devletler çökmeye başladı. Benim söylediğim bu tedbirlerin uygulanmasında ben fayda görüyorum, yani inşaAllah, Allah’ın izniyle. Ve bölünmeden de şiddetle kaçınmak, birbirimize kardeşlik bağıyla sıkı sıkıya bağlanmamız, egoistlikten, bencillikten kaçınmamız çok önemli. Ama güzel gelişmeler de var bakın diyor ki “Kuşadası Kaymakamlığı’nın yalnızca yoksullara hizmet vermesi amacıyla kurduğu sosyal market açıldı.” Benim sözümün Türkiye’deki ilk uygulaması, maşaAllah. Sadece yoksula mal satacakmış bu market, çok güzel. “Yalnızca yoksullara hizmet vermesi amaçlanan sosyal markette vatandaşların bağışladığı kullanılmış ve kullanılmamış ev eşyaları – bunları da söylemiştim, kullanmadığınız eşyaları götürürsünüz onlar alırlar dedim – ev eşyaları, elektrikli ev aletleri, giysiler ve ayakkabı gibi malzemeler yoksul vatandaşlara ücretsiz verilecek.” İşte bu kadar, gayet güzel. Yiyecek de mesela, istediği yiyeceği oradan gene alır, bulgur, mercimek, fasulye ne istiyorsa ihtiyacı kadar, helali hoş olsun. İnşaAllah helal olsun, gani gani. Bu bir ferahlık, bereket getirir, çünkü yoksul kalmaması bir kere psikolojik olarak bizi de rahatlatır, Türkiye’de bir güvenliktir bu, bir huzurdur. Ama en büyük sorunlardan bir tanesi de gene söylüyorum, hastanelerin ücretli olması. Bu Türkiye için çok büyük bir kayıptır ve eksikliktir ve yanlışlıktır. Yani adamın evini barkını sattırmak, adamı tek bir odada yahut bir çadırda yaşatmaya mahkum ediyorsunuz. Yani akıl almaz astronomik paralar isteyerek, o aileyi mahvetmiş oluyorlar adeta. Olur mu bu, çok çok yanlış.
SUNUCU: Peki efendim bunu hem hastanelere hem de fakirlere destek verecek sosyal yardımlarda bulunacak, en azından gıda, yiyecek, içecek yardımında bulunacak marketlerin oluşturulması finansal açıdan çok mu zordur? Devlete çok ciddi bir yük mü getirir?
ADNAN OKTAR: Hiç birşey olmaz. Sırf halkın kendi desteğiyle, teberruyla bile olur. Yani mesela Kızılay’a Yeşilay’a her yere insanlar para veriyorlar. Toptan hepsine akacak şekilde bir fon kurulsa, bir yapılanma oluşturulsa, bizim milletimiz 5’er 10’ar verir. Yani hiçbir sorun olmaz. Mesela bu markette de, ben daha önce de söylemiştim, kıyafetlerini, mesela giyebileceği gibi kendinin beğendiği bir şey olması lazım, kendinin tiksindiği kötü gördüğü şeyi değil. Kendisince de makbul olan bir şey.
SUNUCU: Yani ondan kurtulmak için değil, gönülden, kendisinden bir parçaymış gibi..
ADNAN OKTAR: Kurtulmak için değil tabi gönülden, beğendiği bir şeyi verecek, yani öyle olmaz öyle. Mesela bulgur bayatlamış kurtlanmış götürüyor, bu bir ahlaksızlık olur bu, olur mu öyle şey . Kendi yediği beğendiği bulgurdan alıp götürecek.
SUNUCU: Sürekli bahsettiğiniz samimiyet burada da olması gerek.
ADNAN OKTAR: Tabi dürüst olacak bu konuda. O da onun kardeşi, kendi beğenmediğini… Peki o ona onu yapsın ister mi, değil mi? Allah onu fakir yaratmış onu zengin yaratmış. Yani aksini de yapabilirdi Allah, o onu ister miydi, istemezdi. O zaman kendisine yapılmasını istemediğini başkasına da yapmayacak. Hastaneler de çok rahat böyle, bu şekilde finanse edilebilir. Çok kolaydır bu hiç sorun olmaz. Yani bir yardım müessesi açılırsa ihya edilir, hatta oluk gibi akar para hiçbir sorun çıkmaz.. Fakirler de mesela 1 lira verir, 2 lira verir gene olur. Bu 1 milyar verme de olur 1 lira verme de olur farketmez. Yani yeter ki versin, hatta orada girişte hastanelerin kapısında büyük dev kumbaralar olur , kutusuna atarsın parayı içeri, o kadar. Gönlünden ne kopuyorsa.
SUNUCU: Kimin verdiği de belli olmaz hem böylece.
ADNAN OKTAR: Tabi, oluk gibi bol bol hepsine yeter. Oradaki profesörlerin, doçentlerin, doktorların maaşları çok önemli. Bir de yurtdışından gelecek alet edevat onlar. Zaten onları devlet karşılar o sorun değil. Sadece o kişilerin maaşları kalıyor geriye. Aslında devlet onları da çok rahat karşılar yani öyle Türkiye’nin bir sorunu yok. Ama farzedelim öyle bir şey yoksa bile halk bunu gani gani fazla fazla karşılar. Her yere biz cami yaptırıyoruz okul yaptırıyoruz mektep yaptırıyoruz niçin olmasın yani o konu mu? Bir sürü hayırseverimiz var, can atarlar, hele de sağlam yere gidecek. Hakikaten hakkı verilecek, gayet güzel olur.
SUNUCU: Evet, yani o anlamda yapılan yardımların belki nerelere gittiğinin net bir şekilde ortaya konması daha da şevklendirecek insanları.
ADNAN OKTAR: Tabi çok önemli, bunda suistimali önleyecek çok keskin ve net tedbirler alınması lazım. Mesela para sayılırken heyet huzurunda sayılması, mesela tutanak tutulması. Ve malzemelerin de en iktisatlı şekilde alınıp kullanılması. Ama benim aklım almıyor yani bir insan hasta, iki büklüm olmuş perişan ailesi zaten. Ailesine bakan bir babayı düşünelim. Adam hastalanmış zaten işine gitmiyor. Şimdi diyor adama evini sat bakalım bir sen, yani bir anlamda bu denmiş oluyor. Adamlar kiraya çıkıyorlar, perişan oluyorlar. Yani bu muazzam bir felakettir, bunu biz kendi kardeşlerimize yapamayız, yapmayacağız, yapmamalıyız, bu çok yanlıştır. Bunun hemen düzeltilmesi gerekiyor hiç bekletilmeden. Yani her yerde kaliteli eğitim olsun. Gerekiyorsa yurtdışından da profesör getirtiriz, Türkiye’de de var çok profesörlerimiz. Hastanelerimiz gayet daha sistemli daha sağlıklı hale getirilsin, özel hastaneler de aynı şekilde, tamamı. Ama yani gönlü de istiyorsa şahsın, yani ben paramla tedavi olmak istiyorum diyorsa tabi ki versin, o ayrı mesele. Ama gücü yetmeyenden bu derece para alıp bunu, hastalığı üzerine birde böyle bir cezaya adamı çarptırmak çok yanlış.
SUNUCU: Evet efendim, Fransa’dan bir seyircimiz Yılmaz Beytullah beyefendi şöyle bir soru iletiyor. “Şu hadisi açıklayabilir misiniz” diyor. “Burada nehir neyi ifade ediyor onu anlayamadım. Deccal çıkar ve beraberinde bir nehir ve bir de ateş hendeği bulunur. Kim onun nehrine girerse günahı sabit olur ecrini ise kaybeder, kim ki ateş hendeğine girerse ecri sabit olur günahı ise sükut eder. Bundan sonra işte o kıyamet saatidir.” Burada nehir neyi ifade ediyor onu anlayamadım diyor.
ADNAN OKTAR: Nehir Deccal’in imkanlarını göstertiyor. Mesela Türkiye’de irili ufaklı birçok Deccal vardır. Mesela Baron bir Deccal’dir. Ona tabi oldu mu adam, onu yüksek maaşla yanına alabiliyor. Ona böyle adeta uşak oluyor bu şahıslar. En iyi şekilde yediriliyor, içiriliyor, bunları yurtdışına götürüyor, gezdiriyor. Bunlara kadın kız da temin ediyor. Mesela şapkalı birisi var bu işleri yapan, bir nevi eğlendiriyor. Ama buna karşı olan olduğunda da, muazzam aleyhinde propagandalar yapıyor, yazılar yazıyor diğer basından bir kısım kişilere de etki ederek köşeye sıkıştırmaya çalışıyor. Devletin kurumlarına da etki edebiliyor, bazı kurumlarındaki tanıdıklarına, kişilere. Çok büyük komplolar ve çok büyük oyunlar yapabiliyor. Mesela şimdi de 9 Mart’ı düşünüyormuş, yeni bir saldırı yani mukaddesata saldırı yönünde 9 Mart tarihini düşünüyormuş. Gerekçesi olarak da şunu söylüyormuş Bizim milletimiz diyormuş, haşa Türk Milletini kastederek yani bir kısmını kastederek “balık hafızalıdır” diyormuş. “Eğer baştan yaparsak unuturlar. Tam seçim arifesinde yapalım ki çok iyi bir şey olsun, yani iyi bir netice alalım” diyormuş. Bakın şeytanlığa bakın. Bu kaynak da sağlam kaynak aldığım kaynak, doğru böyle bir çalışması var. Elinden geleni ardına koymasın, bizim milletimiz Türk İslam birliğini kuracak, maneviyat mukaddesat bu milletin ruhunda adeta kaynıyor fışkırıyor. Her yere İslam ahlakı hakim olacak Darwinizm ve materyalizm de yerle bir olacak. İstediği kadar uğraşsın çırpınsın hiçbir şey elde edemeyecek inşaAllah.
SUNUCU: Efendim seyircilerimiz sürekli ekonomik krizle ve Türkiye’nin ve İslam ülkelerinin durumuyla ilgili sorular gönderiyorlar. Kayseri’den Mehmet Özgün Deniz beyefendi de diyor ki “ Bugün de okuduğum bir haberde İngiltere’deki büyük bir mağazalar zincirinin iflas ettiğini gördüm. Dediğiniz gibi dünyanın dört bir köşesinden büyük şirketlerin iflas haberleri ardarda geliyor. 7 yıllık bir ekonomik krizden söz etmiştiniz. Bu sürede Türkiye’nin ve İslam ülkelerinin durumu ne olacak” diye soruyor.
ADNAN OKTAR: Eğer Türkiye, Türk İslam Birliğini kurmazsa, Azerbaycan’la birleşmezse, Suriye ile birleşmezse ekonomik kriz tabi Türkiye’yi rahatsız eder, edeceği açık. Yani bütün dünyayı rahatsız ediyor Türkiye’yi niye etmesin? Ama bu güzelliğe, bu muhabbete Türkiye girerse müthiş zengin olacak. Girerse diyorum ama şöyle diyeyim, bu kesin de olacak ayrıca onu da söyleyeyim. Fakat bir usul olduğu için ben bu şekilde söylüyorum, yoksa Türk İslam birliği kaderidir Türkiye’nin, mutlaka oluşturacak inşaAllah.
SUNUCU: Efendim, Kuran-ı Kerim ile ilgili bir soru göndermiş seyircilerimizden bir tanesi. Birçok kişinin aslında sormak isteyip de yetkili, yetkili demek de belki doğru değil de, bu anlamda bilgili birini bulamamaktan ötürü soramadıkları bir soru bu. Hem sizin vasıtanızla birçok seyircimiz de faydalanmış olsun bundan. Serdar Kaymak beyefendi, Viyana’dan göndermiş soruyu. Size selam ve saygılarını iletiyor öncelikle. Diyor ki seyircimiz, “Hafızlık eğitimi alan kardeşlerimizin Kuran-ı Kerimi Arapça olarak ezberlemesi sonucu meali konusunda çok fazla bilmemesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Kuran-ı Kerim Türkçe de en azından meallerinden ezberlenebilir mi, bu durumda ezberleyen kişi yine hafız sıfatını alır mi, saygılarımı sunuyorum iyi yayınlar diliyorum diyor.
ADNAN OKTAR: Tabi Türkçesinden de ezberleyen de hafızdır, hem de ne hafız. Gayette başarılıdır ,çok çok güzel olur, her yerde Kuran ayeti ile konuşur, Kuran’ı anlatır. Beyninin içinde Kuran taşıyor bir insan düşünün ne kadar güzel, ve anlamını taşıyor. Ama Arapça bilmeyen bir kişinin arapça Kuran’ı ezberlemesi çok şaşırtıcıdır, yani tek kelimesini anlamıyorsun, ve Allah’ın ne dediğinden haberin yok bilmiyorsun ama ezberlemişsin.
SUNUCU: Sadece okumak gibi bir şey oluyor belki de o zaman.
ADNAN OKTAR : Yani çok çok acayip olur. Arapçasını ezberleyen mutlaka manasıyla ezberleyecek, öbür türlü olmaz. Yani o hafızlık olmaz o. Yani ne yapmak istiyor bu insan o zaman? Çünkü düşünün, Kuran’ı ben dinliyorum, hakikaten musikisi ahengi çok çok güzeldir, muazzam zevk verir Kuran, ama ben anlamından mükellefim. Allah bana Kuran’ın sesini dinledin mi demeyecek, anlamını uyguladın mı diyecek. Ama sesi de çok çok güzel ayrı, o bir nimettir. Fakat ben anlamıyla mükellef olduğum için doğrudan anlamının üstünde durmam gerekir, bütün Müslümanların bunu yapması gerekir. Yani benim buna cevap vermeme bile şaşıyorum, yani böyle bir soru dahi olmaz. Tabi ki Allah’ın ne dediğini bileceğiz. Yani bize gönderiliş amacı o zaten. Cenab-ı Allah.. Evet, arasından bu şeyi çıkartayım da şöyle bir yerden açayım, mesela herhangi bir yerden açayım.
Şeytandan Allah‘a sığınırım; Rahman ve Rahim olan Allah‘ın adıyla “ De ki; Ey insanlar ben Allah’ın hepinize gönderdiği bir elçisi, peygamberiyim. Göklerin ve yerin mülkü yalnız O’nundur” Bakın Peygamber bunları bildiriyor. “O’ndan başka ilah yoktur. O diriltir ve öldürür. Öyleyse Allah’ a ve ümmi peygamber olan elçisine iman edin. O da Allah’ a ve onun sözlerine inanmaktadır”. Allah’ın sözleri Kuran. Peki bilmediği bir şeye insan nasıl inansın? “O’na iman edin ki hidayete ermiş olursunuz” Bakın diyor ki ; “De ki , Ey insanlar ben Allah’ın hepinize gönderdiği bir elçisi, peygamberiyim. Göklerin ve yerin mülkü yalnız O’nundur.” Bakın bir bilgi veriyor Allah bize. “O’ndan başka ilah yoktur” Mesela biz bunun arapçasını duysak hiçbirini anlamayacağız. Mesela ; “Bize bu dünyada da ahirette de iyilik yaz , şüphesiz ki biz sana yöneldik . Dedi ki azabımı dilediğime isabet ettiririm , rahmetim ise her şeyi kuşatmıştır.Onu korkup sakınanlara, zekatı verenlere ve bizim ayetlerimize iman edenlere yazacağım” Daha bu kısmında bile yani Kuran’ ın bütün özü, bütün detayları ortaya çıkıyor. “Onlar ki yanlarında Tevrat’ta ve İncil’de geleceği yazılı bulacakları ümmi, haber getirici, nebi olan elçiye, resule uyarlar . O onlara marufu iyiliği emrediyor münkeri kötülüğü yasaklıyor, temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılıyor ve onların ağır yüklerini üzerindeki zincirleri indiriyor.” Geçen açtığımda yine bu ayet çıkmıştı. Bilmiyorum hatırlıyor musunuz ?
SUNUCU:Evet ,evet.
ADNAN OKTAR: “O’na inananlar, destek olup savunanlar, yardım edenler ve onunla birlikte indirilen nuru izleyenler, işte kurtuluşa erenler bunlardır.” Mehdi de bir nevi ümmidir. Bu yönüyle bu ayet Mehdi’ye de bakan bir ayettir.
SUNUCU: Bir hikmet var demek ki karşımıza çıkmasında.
ADNAN OKTAR: Evet. Çünkü Tevrat’ta ve İncil ‘de Mehdi’nin geleceğine işaret var ve çok fazladır izah. “Ümmi haber getirici” Mesela Mehdi de ümmidir. “Elçi” yani bir nevi tebliğcidir o da. “Marufu emrediyor” Güzel olanı insanlara söyleyecek. Münkerden insanları yasaklayacak. Yani kötü şeyleri yapmayacak, yapmayın diyecek. ”Temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılıyor ”Temiz şeylerin helal olduğunu bildiriyor, haram olan şeyleri de insanlara bildirecek Mehdi . “Ve onların ağır yüklerini” Yani üzerindeki ekonomik baskıları, sosyal baskıları, ahlaksızlıkları, sıkıntıları, kendi kendine verdiği eziyetleri , vesveselerini, bunların hepsini onların üzerinden kaldıracak. ”Onların ağır yüklerini üzerindeki zincirleri indiriyor”. “O’na inananlar, destek olup savunanlar” talebelerine işaret var . ”Yardım edenler” gene talebeleri ve müminler,o devirdeki bütün müminler Müslümanlar. “Ve onunla birlikte indirilen nuru izleyenler” Yani Kuran’ı izleyenler. “İşte kurtuluşa erenler bunlardır.” diyor . Evet.
SUNUCU: Peki efendim . Bursa’dan Elif Kara hanımefendinin gönderdiği bir soru var. Şöyle diyor; “Bir Kuran ayetinde ölüm anında yapılan tövbelerin kabul edilmeyeceği haber verilmiş. Peki insan gerçekten içten ve samimi bir şekilde tövbe ederse bu yine de kabul edilmez mi ?”
ADNAN OKTAR: Bakın eğer bir insan samimiyse zaten cennete gider. Yani bu konuda insanlar gönülleri çok çok rahat olsun. Allah bunu kesin garanti altına almış. Bakın ne diyor Cenab-ı Allah, Şeytandan Allah’a sığınırım; “Samimi olan kullarım kurtulur” bitti. Mutlak samimi olacaklar. Ama insanlar samimi olduklarında genellikle, daha önce de anlattım bunu, mantıklarıyla çatışıyor, akılla kendilerince değil ama zekayla değerlendiriyorlar. Mantıklı mı davranayım vicdanlı mı davranayım diyor. Mantıklı davranıp belanın içine giriyorlar. Mantıkta daima bela vardır. Vicdanlarıyla hareket edecekler. Samimi insan hep vicdanıyla hareket eder. Vicdanıyla hareket eden tabi hep zorluklarla karşılaşır. Yani samimiyet zordur, kolay değildir samimiyet. İnsanın başına binbir türlü bela çıkar samimiyetten. Mantıkta insanlar bu işlerden kurtulur, ama sürünürler. Yani asıl bela da o zaman çıkar. Tatlı belalardır ama. Mesela araba çarpar, birisi, bırakırlar insanlar. Bütün arabalar geçer sen iner kaldırırsın adamı, omzuna koyarsın hastaneye götürürsün. Polis sen mi öldürdün diye yakana yapışır. Birçok insanda olmuştur bu. Bunu kabul edecek. Ben bu insanı Allah rızası için alırım giderim, siz ne derseniz deyin diyecek yani. Gerekirse tutuklanır da yani. Ama o insan orada bırakılmaz. Veyahut mesela bir kadını adam öldürmeye kalkıyor. Adam seyrediyor ortada. Her ne pahasına olursa olsun gidip kurtarılır o kadın. Ne olacak yani? Seyredilir mi o? Mesela ben geçenlerde de öyle bir görmüştüm, çok şaşırdım yani mantığını da anlayamadım. Bir kadıncağız, adam da eline bıçak almış, televizyonda yayınladılar. Adam muntazam kadına batırıyor bıçağı. Bütün cümle alem seyrediyor. Yani bu ne demek? Ben anlayamadım ben bunu. Yani her şey yapılır o kadını kurtarmak için orada, yani her şey mubahtır. Vurursun eline odunu, atarsın bıçağı kenara, biter konu. Bu niye bu kadar uzatılıyor? Kadını böyle kevgire çevirdikten sonra gitti kurtardılar. Yani şu iş mi? Televizyonda gördüm bütün halk dolu yani bir kişi bile çıkmıyor mu burada? Ne mahsuru var bunun? Seyredilir mi bu? Hatta gerekirse nezaketen de yaklaşılabilir, bir şey söyleyeceğim dersin, bir şey anlatacağım değil mi, bildiğim bir gerçek var dersin. Yani çok makul olur, yanına yaklaşıp bir boş anını bulup atlar elinden alırsın. Kadıncağızı öyle delik deşik ettirmenin alemi ne? Buna benzer böyle çok olaylar oluyor. Bu niçin yapılıyor? Mantık kullanılıyor. Vicdan kullanılacak.
SUNUCU: Şunu sormak istiyorum efendim. Bir insanı öldürmek veya öldürmeye teşebbüs etmek, şimdi konuştuğumuz konuyla da alakalı. Hem birini öldürmeye teşebbüs etmek, can almaya teşebbüs etmek hem de intihar etmek, kendini öldürmeyi istemek veya kendini öldürmeyi başarmak neticesinde. Bunların ikisinin birbirinden farkı var mıdır? Yoksa hem can almak hem de kendi canından olmaya teşebbüs etmek, ikisi aynı anlamda mı değerlendirilmeli?
ADNAN OKTAR: Başarmak dediniz de ona biraz güldüm. Çünkü başarmak demeyelim de o hatayı yapmış oluyor. Cümle ifadesi anlamında söylediniz. Her ikisi de cinayettir. Her ikisi de katildir. Çünkü her ikisi de Allah ‘a ait can ve bedenlerdir. Yani ha kendini öldürmüş, ha sokakta birisini öldürmüş fark etmez. Ama cinayet işleyen tabi katil olur. Ve günahı da çok büyüktür bunun. Eğer tevbe etmeden ölürse bu insan, ebedi cehennemdir bunun karşılığı. Ama bir insanın kendini aklı başında olarak öldürmesi mümkün değildir. Yani bana öyle geliyor. Çıldırıyordur onlar herhalde, deliriyor, aklını kaybediyor, öyle öldürüyorlar. O zaman sorumlu olmaz. Yani şuuru tamamen kapalı olarak bunu yaparsa sorumlu olmaz. Yani son ana kadar şuuru açıktır, ani şuuru kapandı da, bunu yaptıysa sorumlu olmaz.
SUNUCU: Peki efendim. Hilal Hanım. Hilal Alıca Edirne’den göndermiş bize bir soru. Şöyle diyor; “Geçenlerde bir program seyrediyordum. Konuklardan biri hem Kuran’ı hem evrimi savunuyordu. Merak edip biraz internette araştırınca bazı ünlü Müslüman hocaların dahi aynı şekilde evrimi savunduklarını gördüm ve çok şaşırdım. Allah’a, Kuran’a inanırken, bir yandan evrimi savunmanın mantığı ne olabilir?” diye soruyor.
ADNAN OKTAR: Masonluk taa eskilerden olayın içine girmiştir. Müslüman bir kısım alimleri de Darwinist yapmışlar , o kafanın içerisine sokmuşlar. Yani bu mason zihniyetidir. Yani alim biliniyor adam ama mason. Şu anda da öyle mason alimler var. Yani Darwinizmi savunan. Bir kısmı değil ama bayağı bir kısmı da mason. Mesela bakın papalıkta şu an Darwinizmi savunan konferans var, devam ediyor. Ben arkadaşlarımı gönderdim. Konuşturtmadılar. Konuşabildiği kadarını konuştu anlattı, adam kürsüyü terk etti Darwinist. Demin anlattığım konu.Tam bir rezalet bu yani. Orda Allah’ı övmeleri, Allah’ı anlatmaları gerekiyor. Kuran’dan bahsetmeleri gerekiyor. Yahut kendi dinini anlatması gerekir, İncil’den bahsetmesi gerekiyor. Onlar bahsettikleri konu Darwinizm. Darwinizmin dünyaya verdiği tahribatı görüyorlar. Kominizmi, faşizmi de meydana getirdiğini görüyorlar. Bunu dindar Hıristiyanlardan topladıkları parayla o yerleri yapıyorlar. Oraların bütün ihtiyaçlarını o parayla karşılıyorlar,orda da Darwinizm propagandası yapıyorlar. Bu çok şaşırtıcı. Bu da masonluğun etkisiyle olan şeyler. Yani papalık müessesesinin elindeki masonluğun gücünü gösteriyor bunlar.
SUNUCU: Efendim programımızın sonlarına geliyoruz. Son birkaç soruyu aktarmak istiyorum müsaadenizle size. İstanbul’dan Cemil Sergen Beyefendi diyor ki ; “İnternet sitenizde dünyadan yankılar bölümü var. Buradaki maillerde dünyanın birçok yerinden birçok insanın İslamiyet’e girişini kendi kelimeleriyle anlatımını, coşkularını sevinçle okuyoruz. Programlarınızda zaman zaman bu güzel örnekleri bizlerle paylaşma şansı olamaz mı?” diyor,teşekkürlerini iletmiş.
ADNAN OKTAR: İmkanı tabi ki olur inşaAllah. Bir dahaki programda bunu yaparız inşaAllah.
SUNUCU: Peki efendim. Yine krizle ilgili gelen bir soru var. Bursa’dan Mithat Hakkıoğlu göndermiş. Diyor ki Forbes isimli iş dünyası dergisine göre kriz sonrasında zenginlerin servetinden milyarlarca dolar buharlaşmış. Bu yıl ki araştırmaya göre en zengin 100 Türk arasında servetini arttıran yok ancak az kaybeden var. Sizce Türkiye bu krizi nasıl ve ne zaman atlatacak?” Benzer sorular aslında sürekli geliyor.
ADNAN OKTAR:Türkiye bu tufanın içersinde giden Nuh’un gemisi gibi. Fakat bu tabi en güzel bu konudaki çözüm , benim gördüğüm, benim anlattığım tedbirlerin önce yapılması inşaAllah.Ve Türk İslam Birliği. Hiç gecikmeden, hiç bekletmeden. Suriye’yle, Azerbaycan’la, Ermenistan’la ,İran’la, Irak’la kapıların açılmasıdır. İnşaAllah bu dönem böyle devam ediyor. 79, 89, 99, 2009, 2019, o şekilde gidecek inşaAllah.
SUNUCU: Efendim şöyle bir soru gelmiş, Hadi Sayın’dan. Hadi Bey İstanbul’dan göndermiş. “Hani havarilere bana ve elçime iman edin diye vahyetmiştim. Onlar da iman ettik, gerçekten Müslümanlar olduğumuza sen de şahit ol demişlerdi.”Maide Suresi 111 diye belirtmiş. “ Bu ayeti açıklar mısınız? Allah razı olsun sizden. Hürmetlerimle” diyor.
ADNAN OKTAR: Şeytandan Allah’a sığınırım. Bir daha okuyun ayeti.
SUNUCU: Tabi ki. “ Hani havarilere bana ve elçime iman edin diye vahyetmiştim. Onlar da iman ettik , gerçekten Müslümanlar olduğumuza sen de şahit ol demişlerdi.”Maide Suresi 111.
ADNAN OKTAR: Evet. Yani Hz. İsa kendisine bağlanmalarını, yani peygamber olarak ona iman etmelerini ve Allah’a iman etmelerini söylüyor. Onlar da biat ediyorlar, söz veriyorlar.
SUNUCU: Efendim, şahsınıza ilgili bazı özellikleri bir seyircimiz, oldukça dikkatli bir seyircimiz Züleyha Ayan Bursa’dan Çekirge’den göndermiş. Ve konuyu çok da güzel bağlamış aslında, diyor ki ; “Sayın Adnan Oktar, ben Bursa ‘dan size bu maili yazıyorum. Siz gördüğüm kadarıyla hem çok samimi Müslüman hem de çok modern bir kişisiniz. Kıyafetleriniz çok uyumlu ve tertemiz. Saçlarınız cildiniz pırıl pırıl parlıyor. Sizi ailecek izliyoruz. Özellikle babam için çok güzel örnek olduğunuzu düşünüyorum. Sizden ricam bir müslümanın nezaket kurallarına uyması gerekiyorsa bu konuyu biraz açıklayabilir misiniz?
ADNAN OKTAR: Tabii ki Müslüman çok nezih olacak, çok derin düşünen, affedici, şefkatli, kendinden çok etrafını düşünen, onların mutluluğu için gayret eden, çok temiz, çok bakımlı, etrafını güzelleştiren. Mesela evindeyse evini güzelleştiren. Kendi bedeninin düzgün olmasına , kıyafetinin, saçının, bakımının güzel olmasını sağlayan, konuşmalarının güzel olması, bakışlarının güzel olması, sesinin güzel olması, evin havasının güzel olması, yiyeceklerin güzel olması,müziğin güzel olması, hitapların güzel olması, her şeyin güzel olması için uğraşacak. Çünkü, müminin ruhu “cennet cennet” diye böyle bağırır, ister yani. Ve dünyada da bunu sürekli arar. Allah’tan bunu istemektir bu, duadır. Mümin bunu istediğinde her yeri Allah ona cennete çevirir adeta. Sürekli mükemmelleşme müslümanın bir idealidir. Ayakkabısı mesela tertemiz olacak, pırıl pırıl, çamur tek bir nokta bırakmaması lazım. Pantolonunda çamur olmayacak, çorapları tertemiz, dişleri tertemiz, ağzı, burnu, kulakları, heryeri tertemiz olacak. Saçları pırıl pırıl, iç açıcı,mesela parfümü mü kokuyor esans mı kullanıyor ne kullanıyorsa onlar çok güzel olacak. Rahatsız edici olmayacak. Ama en önemlisi,dışarıya çıktığında müminlerin birbirine sevgiyle muhabbetle bakmalarıdır. Yani birbirlerini gördüklerinde içlerinin açılmasıdır. İdeal olan budur . Ama bu inşaAllah Mehdi devrinde olacak. Şu an bunu ben biraz az görüyorum, çok az görüyorum, nadir görüyorum. Bu inşaAllah ahir zamanda, Mehdi devrinde çok yoğun ve güçlü olacak inşaAllah.
SUNUCU: Peki efendim. Fatih’ten,İstanbul’dan Emre Erdem isimli bir beyefendi şöyle bir soru göndermiş. “Hz. İbrahim ‘le Hz. İsmail kıssasındaki kurban olayını ve hikmetini merak etmiştim. Bunu açıklamanız mümkün mü?”
ADNAN OKTAR: Evet Cenab-ı Allah onu, o peygamberi yokluyor.Yani Allah zaten öyle bir şey yaptırtmaz, yapmaz. Ama bir kere müslümanı canıyla yokluyor, kendi canıyla yokluyor. Diyor ki mesela Allah; Savaşa çıkacaksınız diyor, peygamber yoluyla onlara vahyediyor, mesela vahyini bildiriyor Allah. “Sana diyor ölüm baygınlığıyla baktıklarını görürsün” diyor ayette. Yani sanki bile bile onları ölüme götürüyormuşsun gibi diyor Şeytandan Allah ‘a sığınırım. “Sana ölüm baygınlığıyla bakarlar” diyor. Yani canı tatlı olduğu için canını Allah’ a vermek istemiyor. O da onun gibi bir imtihandır. Ama Allah tabi ona orda öyle bir şey uygulatmaz , sadece hükmen onu ve o İsmail , o güzel İsmail Aleyhisselam’ı denemiştir. Babasını da denemiştir. Ve güzel bir denemeden geçmişlerdir. Hz. İbrahim’in güzel bir imtihanıdır inşaAllah.
SUNUCU: Efendim şöyle bir soru gelmiş Belçika’dan Faruk Yılmaz beyefendi. Son günlerde çok fazla haberler çıkıyor bu konuda “İslami rap müziği günah mı? Sebebi olursa yapanlar tanıyorum. Diyorlar ki, Peygamber efendimiz demiş ki Allah’ı her şekilde anabilirsin. Bunun caiz olduğunu söylüyorlar çevremdekiler.” Diyorlar.
ADNAN OKTAR: Tabii ki insan Allah Allah diye eğlenebilir, Allah aşkıyla gülebilir.Yani tabii ki eğlencesinde insanın Allah’tan bahsederek eğlenmesi çok çok güzel bir şey .Tevrat’ta da vardır bu. Cenkle diyor Santurla Allah ‘ı anın , Allah ‘a hamdedin diyor. Niçin Allah’a hamdetmesin insan. Müzikte illa abuk sabuk şeyler mi dinleyeceğiz? Niye ? Güzel şeyler dinleyelim. Tabii ki Allah aşkıyla insan eğlenir.Allah aşkıyla sevinir. Bizim coşkumuzdur o Allah sevinci. Biz bayramımızı muhabbetimizi tabiî ki o şekilde ifade edebiliriz ve bu da çok güzel olur.
SUNUCU: Yanlış anlamadım diye düşünüyorum. Bağlantılı bir soru da var, o soruyu da soracağım. Allah aşkıyla eğlenir ama dini eğlence konusu yapmaz değil mi? Yani o ikisi çok farklı şeyler.
ADNAN OKTAR: Hayır biz zaten bütün dünyada ömrümüz boyunca eğleniriz. Eğlenme derken neşe mutluluk sevinç anlamında. Yani gönlümüz şen. O şenliği yaşarız biz yani bizim neşemiz eğlence demeyelim onun karşılığı olmuyor onun da, mutluluk ve sevinç, inşirah, aşkla coşmak. Biz coşarken mesela niçin insanlar ilahi söylüyorlar? Bir güzelliktir, bir sevinçtir, yani müzik içerisinde Allah niye anılmasın? Çok güzel baya güzel, bizim içimizi açar. Yani biz ne şekilde olursa olsun Allah’ı duyduğumuzda şenleniriz, içimiz açılır, sevinç duyarız. Yani bu bizi mutlu eder. Eğlence denildiği için belki insanların kafası karışmış olabilir. Yani sevinç, düğün sevinci, bayram sevinci gelir içimize.
SUNUCU: Aslında çok güzel anlattınız da, şimdi diğer sorunun içinde de eğlence geçtiği için ben eğlenmek manasında...
ADNAN OKTAR: Eğlence demeyelim. Dinlerini oyun ve eğlence edinenler var, Kuran’da da var bu.
SUNUCU: Tam o var. En’am suresi 70. ayette “Dinlerini bir oyun ve eğlence konusu edenler”den bahsediyor. Bundan tam olarak ne anlamalıyız diyor Fransa’dan Emrullah Bey.
ADNAN OKTAR: Din amacı olmuyor onun. Dini amacı olmaktan çıkarmış ve oyun ve eğlenceye çevirmiş dini. Şu anda da var bu. Mesela dini adam bir araç haline getirmiş, onunla kazanç sağlıyor, haşa dinle oynuyor, bir eğlence haline getirmiş. Yahut espriler yapıyor. Geçenlerde bir program vardı mesela dua ediyor bir hoca efendi, orada sporcular var ama akıl almaz bir dua şekli yani çok garip, yani kasten yapıldığı imajını açık açık veriyor. Onlar da kendilerini kaybetmiş şekilde gülüyorlar. Mesela bu bir oyun ve eğlence etme anlamına geliyor. İşte budur yani eğleniyorlar gibi. Alenen çok çirkin. Bu ve buna benzer, mesela dini bir konuda espri yapıyorlar bununla eğleniyorlar, gülüyorlar. Mesela dinle ilgili bir fıkra anlatıp gülüyorlar. Ahiretle, cennetle ilgili bir konu anlatıp gülüyorlar. Bunlardır oyun ve eğlence. Yoksa Allah aşkıyla coşmak, mesela Allah aşkıyla sevinmek, ne bileyim böyle heyecanla mesela bazı tarikatlarda var böyle mesela Kadiriler omuz omuza koyarlar böyle tefle Allah’ı anarlar, zikrederler. Alenen bir oyun tarzındadır bu. Oyun dediğim bir dans gibidir adeta. Ama burada amaç Allah’ı anmaktır, Allah aşkıyla bunu yaparlar.
SUNUCU: Yani oyun oynamak manasında değil, bu ikisi çok farklı.
ADNAN OKTAR: Burada amaç eğlence değildir, amaç Allah’ı anmaktır, Allah aşkıdır. Yani Allah aşkıyla insan dans ta edebilir, şarkı da söyleyebilir yani aşkını dile getirecek şekilde herşeyi yapar. Ama amaç Allah aşkı ve Allah sevgisi olması şartıyla.
SUNUCU: Trabzon’dan Esma Polat Hanımefendi şöyle bir soru iletmiş bizlere. Diyor ki, sizi ekranda dinlerken evimizin neşesi ve huzuru artıyor, çoluk çocuk ekran başına geçiyoruz. Size şöyle bir sorum var: geçen bir televizyon kanalında bir kişi cinlerin insanlarla bağlantı kurmadığını söyledi. Ulusal kanalların birinde olmuş bu. Kuran’da Hz Süleyman’ın cinlerden ordusu olduğu bildiriliyor, doğrusu nedir? diye sormuş.
ADNAN OKTAR: Cinlerle bağlantısı olmaz olur mu, arkadaşımızın da çok net oradaki ifadesi. Niye öyle bir gayret içine girdi hocamız ben onu da anlamadım bu kişi kimse yani çok çok mantıksız. Bir kere peygamberimizle doğrudan bağlantısı olmuştur cinlerin, o görüşme de doğrudur. Ve ayrıca Hz Süleyman doğrudan bağlantılı ve cinlere iş yaptırıyor. Ve alenen diyor, hatta asasını yiyen bir kurt yoluyla (şeytandan Allah’a sığınırım) Hz Süleyman’ın vefat ettiğini anlıyorlar. Eğer diyor onlar gaybı bilmiş olsalardı bu durumda yani bu aşağılanan konumda kalmazlardı diyor. Yani bu acz içinde kalmazlardı, öyle bir güçleri yok diyor Cenab-ı Allah. O konumda çalışmazlardı diyor aşağılanan konumda. Veyahut oradaki her türlü faaliyetleri. Buradan da anlıyoruz ki Hz Süleyman’ın doğrudan bağlantısı var ve görüşüyor. Ve birçok ayette bu yine aynı şekilde dikkat çekiyor. Bunun için o lüzumsuz bir gayret ben anlamadım. Herhalde bir kısım insan cinlerden çok korkuyor, onları yatıştırmak için söylüyor ama buna ne gerek var. Cinler Müslüman’a zaten zarar vermez. Yani kimseye de zarar vermemişlerdir şu ana kadar da. Öyle bir olay da olmaz. Yapanlar tevekkülü az olan, Allah’tan korkusu az olan, vesveseli tiplerde bu olur yani hallenir kendi kendine. Yani işte cinlerin alnına dokunduğunu söyler, kulağına dokunduğunu söyler. Yani bir halüsinasyonun ileri aşamaları artık yani dokunma halüsinasyonlarına filan çevirir. Halbuki hiç kimsenin dokunduğu mokunduğu da yoktur. Ama ona dersen, öyle birşey yok yalan söylüyorsun dersen, konu biter. Ama etrafları teşvik ediyor böyle insanları, vay cinlenmiş adam aa hakikaten doğru cinleri görüyormuşsun filan. O da coşuyor, bu tip yalanlar söylemeye başlıyor. Kendi yalanlarına kendi de inanmaya başlıyor. Böyle birşey yok ama cinler çağrılır, konuşulur ve faydalıdır cinler. Ürkektir cinler ayrıca insanlara öyle bir şeyleri de olmaz, garibandır onlar yani mazlum varlıklar. Eğer Mümin muttakiyse, eğitilirse, Kuran’la İslam’la eğitilirse Müslüman cinler, olmuş olayları anlatırlar. Olmamış değil de olmuş olayları anlatırlar. Birşey kayıpsa mesela yerini söyler. Bir gizli bilgi varsa özel bir bilgi, gerçekten de ihtiyaçsa samimi ihtiyaçsa Allah’a dua edilir, gider cin öğrenir gelir. O kadar. İnşaAllah.
SUNUCU: Efendim İzmir’den Nilay Gürpınar Hanımefendi şöyle bir soru iletmiş bize: Geçtiğimiz günlerde bir sohbetinizde Eski Mısırlıların uzay yolculukları yapmış olabileceklerinden bahsetmiştiniz diyor. Bu konu çok ilgimi çekti, günümüzdeki gibi bir teknoloji mi kullanmışlardır yoksa bizim bilmediğimiz farklı bir teknik mi biliyorlardı? diye sormuş. Müsaade ederseniz ben bir ekleme yapabilir miyim? Özellikle Mısır’daki piramitlerin insan zekasıyla insan gücüyle yapılamayacağı söylenip duruyor hele o dönemdeki teknolojiyle yapılamayacağı söylenip duruyor. Mısırlıların uzaydan yardım aldıkları söyleniyor. Acaba uzaydan mı yardım alınmıştır yoksa bir imanın neticesinde mi bir yardım gelmiştir onlara? Özellikle az önceki sorumuzla da bağlantılı olarak.
ADNAN OKTAR: Benim gördüğüm bunlara cinler yardım etmiş açıkça böyle yani cinlerden ve şeytanlardan bilgi almışlar. Ve cinlerle ve şeytanlarla çok yoğun bağlantıları olmuş çünkü Hz Süleyman’ın da böyle bir gücü vardı. Ama net elektriği kullanmışlar. Ben dün akşam da detaylı baktım, alet edevatları falan yani net. Ve alenen uzay aracı yapmış adam, uçak yapmışlar. Yani herşey, kanatlar, herşeyi tam normal uçak yani bildiğiniz uçak, tepkili normal uçak yapmış adamlar. Ama bunu sadece saray efradı kullanmış yani halka inmemiş bu. Belirli kişilerin yani üst bürokratların, saray yöneticilerinin tekelinde kalmış bu. Ama hepsini yapmışlar. Ampul de yapmışlar, aydınlatma. O kafalarında yuvarlak birşeyler vardı, direkt ampül o yani akülü ampul de kullanılıyorlar, normal jeneratörleri de var, güçlü elektrik de elde etmişler. Zaten o piramitler yapılırken, iç aydınlatmanın elektriğin dışında olması mümkün değil. Çünkü miligram kadar bile bir ise rastlanmamış. Bunların mum kullanması gerekiyor veyahut meşale kullanması gerekiyor yağ yakmaları gerekiyor, bu da is yapar herhangi bir yerde hafif bir is. Sıfır is var. Net elektrik kullanmışlar. Yani zaten oradaki jeneratörler, dev lambalar var böyle koskoca lambalar var böyle büyük büyük. Giriş yerleri var negatif pozitif girişleri var. Akkor haline gelen yeri de böyle yılan gibi yapmışlar çok net ampul. Ampul bağlantı yeri var. Dirençler çok açık. İzolatörler açık açık görülüyor. Hatta bizim zamanımızda kullanılan izolatörlerin aynısı. Şimdiki lambaların aynısı. Ve uçak ta net, çok net. Mesela ben dedim ya, Mehdi zamanında herkes ayakkabısını, Peygamberimiz diyor ki, ayakkabınızın topuğuyla konuşmadıkça kıyamet gelmez ve Mehdi devrinin alametidir diyor özetle. Hem ayakkabı hem telefon bakın yapılmış. Tam Peygamber efendimizin dediği hadis. İnsanlar diyor ayakkabısıyla konuşmadıkça kıyamet kopmaz diyor ve Mehdi devrinde bu olayın olacağı söyleniyor. Aynısı olmuş bakın ayakkabısını ahize gibi almış konuşuyor.
SUNUCU: Efendim başka bir soruyla devam edeyim. Manisa’dan Sinan Uğurlu Beyefendi göndermiş. Diyor ki internette İsrail devletinde Nazi uygulamaları başlıklı bir habere rastladım. Bu haberde de Gazze saldırısından sonra bitmiş gibi görünen baskının aslında giderek arttığına dikkat çekiliyor. Ve İsrail devletinin oradaki ortamı açık bir cezaevine dönüştürdüğü yolunda bilgiler anlatılıyor. İsrail’in bu faşizan yönetimi nasıl son bulacak, İsrailliler nasıl Müslümanlara şefkatli bir hale gelecek çok merak ediyorum, diye iletmiş seyircimiz bize.
ADNAN OKTAR: Bakın her zaman söylüyorum, bunlar şiddetini daha da arttıracaklar. Türk-İslam Birliği. Türk-İslam Birliği. Yani her zaman söylediğim şey. Yani bunun mutlaka yapılması gerekiyor, Mehdi devrindeyiz. Mehdi mutlaka zuhur etti. Biz İslam’a sıkı sıkı sarılacağız. Türk-İslam Birliği için bütün gayretimizi göstereceğiz ve bu çok çok kolaydır. Demin bir soru sormuşlardı onu söyleyeyim kısaca. Mehdi’nin isimleri. Demin geldi evet. “El-Mehdi, hidayet olmuş, El-Hadi, hidayete sevk eden, El-Kaim Hak için kıyam eden, El-Hüccet, reddi mümkün olmayan kesin delil sunan, El-Muntazar, herkes tarafından beklenen, Mehdi-muntazar, beklenen Mehdi.,Mansur, Allah tarafından yardım edilen, Sahib-ül Zaman zamanın sahibi, Vel-i asr, asrın velisi, Vel-i Mevud vaadedilmiş Mehdi, Sahib-üd Dar yurdun sahibi manevi sahibi, Bakyetullah Allah’ın yeryüzünde geriye kalan tek hücceti ve son ilahi manevi lideri yani bu konuda hüccet. El-Hatim hatmeden sona erdiren yani onun gelişiyle dünyada bitecek inşaAllah kıyamet alameti. Yeterli bu kadar, daha çok var inşaAllah.
SUNUCU: Peki efendim. Son birkaç sorumuzu aktarmak istiyorum ben size. Antalya’dan Bennu Saygılı söyle bir soru değil de aslında konuştuklarımızla ilgili bize bir yazı aktarmış. Diyor ki, sizi ekranlarda görmek bizim gözümüze kulağımıza bir şenlik gibi oldu adeta her konuya samimi cevap vermeniz çok ilgimi çekiyor sorularımızı da size ulaştırabildiğimiz için mutluyuz. Ben Vatikan’da evrim konulu bir toplantı yapıldığını gazetelerden okudum. Bu konuda sizin bir karşı çalışmanız oldu mu, onu çok merak ettim mutlaka evrim düşüncesini yere serecek bir girişimde bulunduğunuzu düşünüyorum, demiş ki üzerine konuştuk.
ADNAN OKTAR: Bir arkadaşımız var doktor arkadaşımız. Ben onu gönderdim, yanında Oktar Babuna da gitti. Oktar malum böyle şeylerde çok atak, adam kaçmış kürsüden, kürsüyü bırakıp kaçmış. Anlattığı deliller çok net, adam da orada safsata anlatıyor. Tabi kendileri anlatıp, kendileri dinliyorlar. Ama tabi papalığın buna ön ayak olması da inanılır gibi değil yani. Çok hayret verici, çok şaşırtıcı üstelik Vatikan’da. Garip.
SUNUCU: Efendim Suadiye’den Hulusi Orçut beyefendi şöyle bir soru iletmiş, “Nefse ve ondan sakınmayı ilham edene andolsun” ayetinde Allah bize neyi açıklamak istiyor? Sizden dinleyebilir miyim? diyor.
ADNAN OKTAR: Evet, şeytandan Allah’a sığınırım. Allah nefsimizi yaratıyor fakat nefse ve ona fücurunu da bildirdik diyor Allah diyor. Yani bir insan anormallik yaptığında bunu biliyor, bundan kurtuluşu da Allah ona ilham ediyor. Yani hem anormalliği insan görür, ama bundan kurtuluş ta hemen ona bilgi olarak verilir vicdani bilgi olarak verilir. İnsanlar işte buna uymadıkları için ahlaksızlık yapıyorlar. Samimiyetsizliğin kökeni budur. Yani Allah vicdan kanalıyla insanlarla sürekli bağlantıdadır yani vahiy gibidir vicdan. Vahiy gibi bilgi gelir insana. Bu bilgiye insan uyduğunda doğruyu yapmış oluyor, buna uymazsa mantık kullanırsa şeytanın yoluna gitmiş oluyor ve anormal hareketler yapmaya başlıyor.
SUNUCU: Efendim son bir soru müsaadenizle aktarmak istiyorum ben size. Manisa’dan Selim Fikret Beyefendi şöyle bir soru göndermiş, son röportajlarınızda Türk milletinin üstüne bir kabus gibi çökmeye çalışan beyaz, kızıl ve kara ayıdan bahsediyorsunuz. Bu kişileri biraz tarif edebilir misiniz? Diyor.
ADNAN OKTAR: Evet. Beyaz ayı öldü dedik. Bu daha önce İstanbul’un dışında ateist siyonistleri topladı. 1999 yılında ve bunlar Kuran yaktılar orada ve dine İslam’a çok saldırgan bir üslup kullandılar, bize karşı da o gün ciddi bir komplo düşünüyorlardı, büyük bir oyun düşünüyorlardı Allah durdurdu bir vesileyle. Bunu organize eden adam, işte o beyaz ayı dedikleri kişi bu. Bir de siyah ayı var, o da bunlara akıl veren akıldaneleri, böyle ayı homurtusu gibi konuşuyor zaten oradan bu isim ona geldi. Herşeyi biliyor. Milletimize böyle kendince güya tepeden bakan, ukala, kendini beğenmiş fakat İslam’a, dine ve Müslümanlara karşı müthiş kini olan bir insan. Ama Musevilere karşı da iki büklüm, yani ateist siyonistlere karşı da çok saygılı yani böyle elini ayağını öpecek derecede. İsrail’deki ateist siyonistlerle tam bağlantı içerisinde olan bir kişi. Kızıl ayı dediğimiz de ayağı aksayan bir şahıs onu herkes bilir. Ama buradaki en tehlikeli olan bu siyah ayıdır, bu çok tehlikelidir. Çünkü bu olayları perde arkasından yönlendiren kişi. Ve Türkiye’nin bu geçmişte olan sıkıntıları, zorluklarını şu an utanmadan anlatıyor, “Ben yaptım” diyor adam. Yani itiraf ediyor bu rezillikleri, bu kahpelikleri, bu kalleşlikleri, Müslümanlara yapılan zulümleri ve acıları ben yaptım diyor. Yani ben yaptım derken, teşvik ettim diyor, ortam hazırladım, oyun hazırladım bunu anlatıyor. Ve halen de yine kafası yukarılarda ve dik başlı ve o ukala ve kendinden emin tavırlarını devam ettiriyor.
SUNUCU: Peki efendim. Yine birçok sorumuz kaldı. Önümüzdeki hafta daha fazla soruya cevap vermeye çalışmayı umarak programımızı noktalayalım.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
SUNUCU: Çok teşekkür ediyorum size, engin bilgilerinizi paylaştınız bizimle.
ADNAN OKTAR: Ben de teşekkür ederim.
SUNUCU: Efendim bir Labirent’in daha sonuna geldik. Sizler ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresine sorularınızı sürekli iletmeye devam edebilirsiniz. Eksik kalanları bir sonraki programda tamamlamaya gayret ederek sizlerden gelen soruları iletiyoruz. Tekrar görüşmek umuduyla efendim iyi akşamlar diliyoruz.