SUNUCU: Evet cumanız mübarek olsun değerli dostlar. Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi üzerinize olsun. Yine Adnan Oktar Hocam’la bir Baş Başa programında beraberiz. ahirzamansohbetleri@hotmail.com’u unutmayalım. Bunlar sualleriniz için lazım. Biz de bu arada sorular, sizden gelenler, özellikle dikkatimizi çekenler ve bunlardan bir tanesi hemen söyleyeyim. Bunu benim teyzem bizzat sordu, Gönül Teyzem memleketten. Ben de hemen size bunu yönelteceğim hocam ama bugün gene şıklık üzerinizde.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah.
SUNUCU: Bizim gözdemi bir şey var, böyle ne derler, bir hasetlik var bir kıskançlıklar vardır nedir?
ADNAN OKTAR: EstağfiruAllah, estağfiruAllah, gıpta denir ona. Seviyorsunuz Allah razı olsun.
SUNUCU: Allah cümlemizden razı olsun. Şimdi Resulullah Ekrem Efendimiz her şeyden önce Kıyamet Alametlerini sunduğu zaman, bu alametlerden birisi de Mehdi’nin zuhuruyla ilgili… Eğer arzu ederseniz Hocam bunu ikinci soru olarak sormuş olayım. Ondan öncede Bedreddin Serhendi Hz.’lerinin bir aktarması var, eğer yanlış hatırlamıyorsam, hafızam beni yanıltmıyorsa. “Benden sonra on yedi tane, on yedi kişi gelecek” diyor. “Sonuncusu bir bin yılın başında gelir onların” diyor “en üstünüdür” demiş. Evet şimdi bununla ilgili hep de EhlullAllahtan’dır diyor aynı zamanda hepsinde de adı Ahmet`tir. Hatta babalarının adı bile diyor aynıdır neredeyse diyor. Bununla ilgili bir bilgi almak istedim bilmiyorum benim sual tarzımda bir şeylik var mı ama...
ADNAN OKTAR: Yok yok, doğru doğru.
SUNUCU: İçimden geldi, eksik bir şeyler varsa soruda, bir eksiklik olduğunu düşünüyorum ama siz eminim anladınız beni.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ahmet Muhammed Mehdi, Peygamber Efendimizin Ahir Zamanda gelecek şahsa verdiği isimdir bu. Resulullah bu ismi ona takmıştır. Ahmet Muhammed Mehdi. Yani doğumundan ismi Ahmet Muhammed Mehdi olmayacak. Peygamberimizin(SAV) ona verdiği, uygun gördüğü isimdir bu. Ahmet Muhammed Mehdi yani Allah tarafından ona verilen isimdir. Yoksa Peygamberimiz(SAV) diyor ki: “Adı adıma uygun düşer” diyor, aynısıdır demiyor. Uygun düşer diyor. Burada bir işaret var. Babasının adı da benim babamın adına uygun düşer diyor. Yani orada bir sır var, o kadar. Bunlar zannedildiği kadar tam açık olmaz. Biraz incelenince hayret verici bir netice çıkar inşaAllah.
SUNUCU: Bunu derken de işte bizim izleyicilerimiz, ebcetle ilgili çalışmalar bayağı bir ebcet ilmine de bir merak başlamış izleyicilerimiz arasında. “Benden sonra on yedi kişi gelecek” teki esvabı mucize ya da kavram nedir Hocam? On yedi. Her yüz senede bir müceddid gelir olayını biliyoruz ama...
ADNAN OKTAR: Evet evet evet.
SUNUCU: İşte bin yıl burada işaret edilmiş, birinci yıl işte Resulullah Efendimizden bu zamana gelen bir süreç mi? Yoksa Mehdi A.S.’ın zuhuruyla alakalı bir süreci mi kastediyor bin yılı işaret ederken?
ADNAN OKTAR: İmam-ı Rabbani’nin de bu tarzda izahları var. Yani bin yılından sonra gelecek diyor, ikinci bin yılın müceddidinden bahsediyor. İkinci bin yılın müceddidi Mehdi’dir. Yüzyıl başında çıkacak diyor. İmam-ı Rabbani biliyorsunuz bütün tarikatların çok önem verdiği bir alim. Cümle düşük oluyor bu şekilde ekleyelim mi? Nakşibendî tarikatının özellikle silsile olarak.
SUNUCU: Temel taşı.
ADNAN OKTAR: Çok tabi, temel gördüğü bir âlimdir. Bütün Nakşî tarikatlarda özenle ve dikkatle eserleri okunur. Hakikaten çok mübarek ve muhterem bir insandır. O açık açık söylüyor; onun zamanında diyor Kuyruklu yıldız çıkacak diyor, sahte mehdilerden bahsediyor, O mehdiler zamanında bu alametler çıkmadı diyor, insaf etsinler diyor. Yani bu o tip alamet ama diyor Peygamberimizin(SAV) bütün söylediği alametler onun zamanında zuhur edecek, o doğmadan önce ve doğduktan sonra ve zuhurunda da diyor çok harika haller olacak diyor.
SUNUCU: Hocam zuhurunun kamuoyunda bilinmesi yani insanlar arasında bilinmesi bir olaydan mı ibaret, bir olayla mı olacak? Yoksa irşadıyla mı alakalı olacak? Nasıl bir süreç gelişecek, gelişiyor ya da?
ADNAN OKTAR: Bakın ben onu daha öncede söylemiştim. Mesela güneş yansıyor, biz güneşe ayna tutuyoruz. O başka aynaya çarptı mı o başka aynaya çarpıyor. Artık orada o mesela yetmiş milyon tane ayna varsa yetmişine de gelir o ışık. Yani yansıma şekliyle. Mehdi de Allah’ın yarattığı bir kul yani Mehdi’nin öyle zannedildiği gibi yani şahsına ait bir harika yönü yok. Allah onu öyle uygun görmüş, yani ona öyle lütfetmiş, imkân tanımış. Yani böyle kendinden, kendi aklından kaynaklanan bir harikalığı olmaz Mehdi’nin. Allah verir ona o aklı ve harikalar gücünü. Şu an görüyoruz çığ gibi İslam yayılıyor. İnsanlar sebebini bilmiyor. Durduk yere yayılmaya başladı. Küfür durduk yere geri çekilmeye başladı. Darwinizm, Materyalizm feci şekilde çöktü.
SUNUCU: Zorda kalanlar Hocam özellikle belki de bu biz krizden mağdur oluyoruz, darlanıyoruz, bunalıyoruz ama insanlar zorda kaldığı zaman işte dün mesela baktığımızda bir Bosna’ya baktığımızda Bosna’da İslam çok yaygın değildi. Belki bu kadar şimdiki gibi güzel yaşanmıyordu ama o geçirdiği süreçten sonra Bosna’da İslam’a bakış, İslam’ı sahiplenme ve kabullenme biraz daha farklı oldu. Bu tür şeyler hani kriz gibi ya da olumsuzluklar bunu yaşayan insanlar bakıyoruz hemen İslam’a, dine demiyorum Hocam yani bir başka dinden kastetmiyorum direkt İslam’a yönelik bu hem gayrimüslimlerin içinde de var hem bizim kendi içimizde de hani biraz ben gibi böyle zayıf kullar arasında da bir sarılış söz konusu Hocam.
ADNAN OKTAR: Mehdi çıkışında, ilk çıkışında, halk tarafından genellikle çok tepki alacak bir insandır. Yani çok üstüne gidecekler, çok ezmeye çalışacaklar, cemaatinin de çok üstüne gidilecek. Peygamber Efendimiz onu söylüyor, bakın dikkat edin “kızlarını vermezler” diyor yani evlendirmezler, cenazelerine gitmezler, yani her yönden diyor sosyal münasebeti bağlantıyı keserler onlarla sadece onlara hakaret, iftira ve baskı olacaktır diyor. Yani Mehdi’de. Ünlü ve büyük liderlerin çıkışında hep böyle olmuştur zaten, böyle olur. Mesela Atatürk de ilk çıkışında halk bir kısmı şiddetle ona karşı çıktı. Mesela bir kısmı onu asmaya kalktı. Bir kısmı hâşâ onu vatan hainliğiyle suçladılar. Bir kısmı başka türlü oyunlar oynamaya kalktı ama o sabırla mücadelesine devam etti. Zorlu bir mücadele, gittikçe gittikçe sevenleri arttı ve gittikçe sonunda bu güzel Cumhuriyeti oluşturdu.
SUNUCU: Kuvvacıları da yâd edelim.
ADNAN OKTAR: Evet. Kuvvacılar tabi o devrin aslanları onlar, yiğitleri. Ama dikkat ederseniz bakın bir avuç insanla olaya başladı önce. Küçük bir insan grubu. İnsanlar kuşkuyla bakıyorlardı, yanına yanaşmak istemiyorlardı, baskı uygulanıyordu. Yani defalarca suikast yapılmıştır. Ama sonunda büyük bir kitle benimsedi ve sevdi. Ama halen de daha muhalif olanlar var. O önemli değil. Bizim milletçe hepimiz seviyoruz onu önemli olan bu. Yani % 99’un fikri önemlidir. Onun için yani Mehdi’yi başlangıçta tanımanın mümkünü yok. Yani sadece yanlış yolda olduğu düşünülen, işte yanlış hareket ediyor denilen bir insan olacaktır. Mesela Ashab-ı Kehf de, o da o zaman öyle mesela bu gençler anormal biliniyorlar ve hatta diyorlar bunları öldürelim biz, yani ya bizim dinimize dönecekler ya sizi öldüreceğiz. Bu çocuklar, bu tertemiz insanlar, ailelerinden kopuyorlar, ayrılıyorlar, gidip bir mağaraya gidiyorlar. Anneleri babalarını bırakıyorlar. Mağaranın içinde saklanıyorlar. Allah onları üç yüz dokuz sene orada koruyor.
SUNUCU: Yedi uyuyanlar… Evet Hocam, dile kolay.
ADNAN OKTAR: Mesela Hz. Musa’da da bir avuç genç yanına yanaşmıştır. Halktan yanaşan olmamıştır. Çünkü diyor Firavun’un şiddetinden korktukları için diyor aileler, kimse yanaşmadı diyor. Peygamber Efendimiz (SAV) de ilk geldiğinde, ilk zuhur ettiğinde, amansız bir dehşet uyguladılar. Yani hakaret, iftira, baskı, üstüne deve işkembesi atmak… Ahlaksız köpekler, yani o mübarek, tertemiz nura, o tertemiz insana bak yaptıkları ve reva gördükleri şeye bakın. Yollarına çalı dikeni atıyorlar geçerken bassın da ayağına batsın tarzında. Yıllarca onlar gizli yaşadılar. Bir avuç genç ailesinden ayrıldı. Peygamberimizle(SAV) beraber yaşamaya başladılar. Çok büyük olay oldu. Çok büyük olay oldu ailelerinden bunlar nasıl ayrılırlar? Nasıl Peygamberden yana giderler? Diye. O devir çok kapsamlıdır. Yani www.harunyahya.org, www.harunyahya.net’e giren kardeşlerimiz bu konuları çok detaylı görebilirler. O bir avuç gençle beraber Peygamberimiz (SAV) çok güzel mücadeleler yapmıştır. Hatta onlar çok yiğitlikler de göstermiştir, o maşaAllah yiğitler, o zamanın yiğitleri. Mehdi de aynı çizgilerden aynı olaylardan geçecektir. Dolayısıyla zaten biz İslam tamamen hakim oluncaya kadar da, İslam ahlakı dünyaya hakim oluncaya kadar da, o iddiada bulunamayacağız. Ama mübarek Mesih geldiğinde elinden yüzünden nur akacak bakın bir insan görecek dünya yani gerçek insan görecek.
SUNUCU: Allah Resulü de.
ADNAN OKTAR: Şahane üstü şahane… Yani bir saniye tereddüt etmez Müslüman. Yani “Sen İsa mısın?” demez. Işık saçacak adeta yüzü o kadar güzel lafı, sözü, konuşması, üslubu falan hemen anlaşılır, tevazusu… Mehdi diyecek ki: Efendim siz buyurun, olur mu diyor mesela değil mi? Sen diyor bu ümmetin liderisin. Sensin tabiî ki diyor. Biz sana tabiyiz diyor inşaAllah. Bakın Peygamberin(SAV) güzelliğine bakın, Peygamber ahlakına bakın. Hatta Mehdi çok ısrar ediyor o zorla itiyor sırtından. Yani Mehdi aman aman diyor, buyurun efendim siz diyor o kabul etmiyor. Zorla iterek sırtından geçiriyor onu imamlığa yani orada da tabi bir şey diyemiyor Mehdi, diyemez inşaAllah.
SUNUCU: Şey geldi aklıma Hocam Veysel Karani Hz.’leri Resulullah Efendimiz öldükten sonra onun O`na olan aşkını hepimizin malumu o Evliya-u Allah’ın piridir okuludur Veysel Karani. Dört halife O`na Resulullah Efendimizin Hırkayı Şerifini götürdüğü zaman, Hz. Ömer Efendimizin ona eline eğilmesi zaten bu konudaki o tevazunun, İslam tevazunun da zannederiz en önemli ölçülerinden, en önemli güzelliklerinden biri olsa gerek.
ADNAN OKTAR: Ulul-Azm bir Peygamberdir Hz. İsa. Yani milyarlarca insanın Peygamberi. Yani hepimizin Peygamberi aynı zamanda, Müslümanların da Hıristiyan aleminin de. Dünyada en çok, herkesin kabul ettiği bir Peygamberdir. Said Nursi de bu şekilde ifade ediyor, zaten açık görünüyor. O zaman diyeceğiz ki: Bakın Hz. İsa Allahualem O. Öyle olduğuna göre Mehdi de O, Allahuâlem geldi diyeceğiz inşaAllah.
SUNUCU: O zaman anlayacağız inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ama şu an dikkat edin bütün harikalar sürekli devam edecek. Mesela biz, ben dedim ki önce yağmurlar yağmayacak dedik, yağmurlar yağmadı. Hemen bir kılıf uydurdular, dedi ki küresel ısınmadan oluyor dediler. Peki, canım ciğerim şimdi niye bütün barajlar doldu? Bir süre sonra kapaklarını açacaklar barajların yani çaka çaka doldu barajlar. Geçen sene kurumuştu adeta. Bu sene de çaka çaka doldu ve muazzam yağmur yağıyor. Aynı hadisin ifadesi. Hani küresel ısınma? Bu harika olarak oluyor, bu Ahir Zamanın bir özelliğidir. Mehdi devrinin bir özelliğidir. Mehdi devrinde bu olayın olacağı belirtilmiştir. Tarihi, zamanı tamdır, tam vaktinde olmuştur. Ve krizin başlama tarihi de tamdır yani 2007’dir ve yedi yıl sürecektir. 2014’e kadar devam edecektir. Çok nettir başlama tarihi. Bakın diyorum kapitalist sistemi yerle bir edecek diyorum, her gün büyük bir şirket batıyor, her gün bir devlet batıyor adeta, devletler de batıyorlar. Yedi sülaleleri bir araya gelsin, yahut yedi sülalesinin suçu yok, öyle demeyeyim de yani hepsi bir araya gelsinler, istediklerini yapsınlar kurtulamazlar. Çünkü Allah böyle emretti. Çünkü bununla ilgili görevliler şu an görev başındalar. Hz. Hızır görev başında. Bundan kurtulmaları mümkün değil, imkansız. İlla ki olacak bu yani inşaAllah.
SUNUCU: Bugün bir neşriyatta okudum ama hangisinde okuduğumu hatırlayamayacağım Hocam. Şunu söylüyorlar: Bu krizden güçlü çıkacak iki ülke, diğerini hatırlamıyorum şu an için. Türkiye diyorlar, yani en güçlü çıkacak olan ülke. Yani geleceğin artık işareti veriliyor.
ADNAN OKTAR: Türkiye evvelAllah Seyyid Battal Gazi gibi ortaya çıkacak. Bütün Türklük alemini, bütün Turan alemini kontrolüne alacak. Bütün İslam alemini de kontrolüne alacak inşaAllah. Dünyanın en büyük devleti olacağız. Bakın Özbekistan’da, başka ülkelerde de Masonlar hareketlendi, heyecanlandılar. Müslümanları tutuklamaya başladılar, bir şeyler yapmaya başladılar. İşte bu heyecan Türk-İslam Birliği’nin kurulacağını anlamalarından kaynaklanıyor. Mesela başka ülkelerde öyle, Kırgızistan’da, şunda bunda, başka ülkelerde de masonlar müthiş telaşlı haldeler şu an. Tedbir üstüne tedbir alıyorlar. İstediklerini yapsınlar. Yerlerde zıplasınlar. Tavandan havaya yere hoplasınlar. İstediklerini yapsınlar, yine Türk-İslam Birliği kurulacak. Yani hiç çaresi yok. Bu hızlandırır, sadece hızlandırır. Ellerinden geleni artlarına koymasınlar inşaAllah.
SUNUCU: Can çekişme acıları, çırpınışları gibi diyebiliriz.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
SUNUCU: 14. Yüzyıldan kalma olduğu belirlenen, Hocam bu soru hakikaten çok can alıcı bir soru. Biz de sizden bunu öğrendik ama dostlar da bunu soruyor. Demek ki ben gibi anlamak veya pekiştirmek isteyen dostlarımız var. 14. Yüzyıldan kalma olduğu belirlenen İbranice el yazması 30 cm eninde ve 11 m. uzunluğunda, -30 cm eninde ve 11 m. uzunluğunda-, deri parçalarına yazılan tarihi bir Tevrat ele geçirilmiş. İstanbul’a nasıl getirildiği de bilinmiyormuş. Yani İstanbul’daymış. Ahir Zamanda Tevrat’ın ortaya çıkacağı yazıyordu bir hadiste. Bunun İstanbul’a gelmesi mucize gibi. Şimdi bu araştırılıyormuş. Sizce nasıl gelmiş olabilir? Allah’ a emanet olun diyor Burçak diye bir kardeşimiz, Merzifon’dan sormuş bu suali de Hocam.
ADNAN OKTAR: Aslında İncil’in aslını buldular. Fakat saklıyorlar şu an. Ancak Mehdi buna el koyacak. Yani şu an biz istesek de vermezler. Yani ne yaparsak yapalım vermezler. Mehdi zamanında. Tevrat’ın aslı inşaAllah böyle gene rulo halinde, ceylan derisine sarılı olarak, tertemiz böyle altın kutu içerisinde bulacağız inşaAllah. Altınla süslü olarak, orjinalini inşaAllah.
SUNUCU: 11 m. Hocam, yani az buz değil.
ADNAN OKTAR: Evet o da o şekildedir. Role halinde olur, ceylan derisinden yapılıyor. Ekler şeklinde yapılıyor. Hz. Musa devrinde yazılmış Tevrat’ın orjinalini bulacağız inşaAllah. İncil’in orjinali bulunacak. Alın inceleyin diyeceğiz, deriden parça vereceğiz, kaç yıllıkmış bakın. Karbon metodu vardır. Oradan çok rahat anlayacaklardır.
SUNUCU: Bir de İstanbul’da deniliyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Bakın %80’i İstanbul’da. Yani %80’i Ayasofya’nın altı, Çemberlitaş, yani açıkça söyleyeyim. Mısır’dan gelen o sütunlar var ya,
SUNUCU: Anıt taşları, evet dikilitaşlar.
ADNAN OKTAR: Yani onlar bambaşka olaylar onlar. Yani onlar durduk yere getirtmiyorlar. Onlar Masonların da ihtiyacı olan şeylerdi. Yani masonluğun ona çok büyük ihtiyacı var, o sütuna. Çünkü Firavun’un da ihtiyacı vardı ona. Onun altında, Ayasofya’nın altında. Ayasofya ve Topkapı’nın yanyana oluşu, durduk yere sebepsiz değil. Ayasofya’nın altından tahmin tahayyül edilemeyecek şeyler çıkacak ben söyleyeyim. Yani insanlar hayretler içinde kalacaklar. Fakat şimdi de fazla da söyleyip, elalemin akıllısı var, delisi var teşvik de etmiş olmak istemiyorum yani.
SUNUCU: Hazineciler hemen başka bir şey zannedip
ADNAN OKTAR: Evet, onu söylemek istemiyorum. Ama insanlar hayret içinde kalacaklar. Mehdi ile Hz. İsa’nın namaz kılacağı yer de Ayasofya’dır. Onun için bütün dünyanın dikkatleri üzerindedir Ayasofya’nın. Yani dünyadaki en ünlü mabettir şu an Ayasofya. Yani ne Hıristiyan alemi Müslümanların olmasını istiyor; ne Müslüman alemi de Hıristiyanların olmasını istiyor.
SUNUCU: Evet Ayasofya hakikaten sancı gibi.
ADNAN OKTAR: Bu konuyu çözecek olan Hz. İsa ve Mehdi’dir. İkisi gelip namaz kıldı mı, bitti. Herkes yatışmış olacak inşaAllah.
SUNUCU: Evet Hocam hakikaten başka emanetlerden de, miraslardan da söz edilmişti. Onları da tabi ki. . .
ADNAN OKTAR: Bakın kutsal emanetler Topkapı’da duruyor.
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR: Yani o bölge, o zemin var ya, o coğrafya çok hayati bir yerdir. Yani Hızır’ın da alanıdır oralar, Hz. Mesih’in inme yeridir, geleceği yerdir. Yani inme derken geleceği yer, ineceği yer ayrıdır. Mehdi açısından çok önemlidir. Hz. Musa’nın daha önce ziyaret ettiği bir yerdir, zamanın dışına çıkarak ziyaret ettiği bir yerdir.
SUNUCU: Musa (A.S.)’ın?
ADNAN OKTAR: Tabi tabi. Hızır’la gezerken O, zamanın dışına çıkarak geziyor zaten. Yani yekaze halinde gezerler. Zaman içinde yolculuk orada anlattıkları. Zaman içinde geziyorlar inşaAllah.
SUNUCU: Yani şu anda insanlığın cismi ışınlama çalışmaları var ya hani
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: Bu uzay filmlerinde olur, bilim kurgularda olur. Bu zaten var yani, İslam’da olan bir şeyi araştırıyor insanlar.
ADNAN OKTAR: Yekaze hali demek, yani insanın maddeyken, ruh haline geçmesidir. Ruh haline geçiyor. Ondan sonra zamanın dışına çıkmış oluyor. Ondan sonra Hızır’la gezmeye başlamışlardır. Hızır onu her yere götürmüştür. İstanbul’a da getirmiştir Hz. Musa (A.S)’yi. Burada ilgili şahıslarla da tanıştırmıştır. Yani zamanın dışına çıkarak. Bu olayları inşaAllah Hz. İsa’nın dilinden de biz bir kısmını öğreneceğiz, duyacağız; ama asıl detayları ahirette öğreneceğiz. Hızır’ın görevi halen devam ediyor. Hızır yoğun faaliyette şu an. Hem Türk-İslam Birliği’ni kurmak için, hem Hz. İsa’nın gelişi için yoğun faaliyette. Söylemeyeyim öbürlerini inşaAllah.
SUNUCU: Yani bizim ecdadında burada ne kadar ulema olduğu ortaya çıkıyor. Bazı şeyleri yaparken ya da yaptırılırken onların ne denli Allah dostu olduklarının da çok güzel bir ölçüleri var. Topkapı Sarayı, Fatih Sultan Mehmet Han Hazretlerinin Rumeli surlarını yaptırdığı zaman, yukarıdan bakıldığı zaman Resulullah Efendimizin adı saklıdır orada.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
SUNUCU: Onların da belli bir terbiyeden, belli bir makam mı demek lazım? Adını ben koyamayacağım şu anda, söyleyemeyeceğim yani uygun bir şey bulamıyorum. Bazı güzel şeylere de ifadede acze düşüyor insan. Yani ecdadın kıymetini biraz daha iyi bilmek lazım diye düşünüyorum.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. İstanbul’u normalde Avrupa vermezdi. Yani çok önemli onlar için, çok hayati bir yerdi. Ama kader böyle. Muazzam direndiler ama Allah Müslümanlara nasip etti İstanbul’u. Yoksa yani delirir Avrupalılar, Hıristiyanlar. Asla kabul edecekleri bir şey değil. Çünkü sürekli onların dini başkenti. Sonra İslam aleminin başkenti, dini başkenti oldu. Cumhuriyet dönemine kadar öyleydi. Ama manevi özelliğini, manevi başkentliğini asla kaybetmedi. Yani sürekli bütün dinler için son derece önemli bir başkenttir. Yani manevi yönden. Tabi söylenecek çok söz var ama zamanı gelince söyleyebilirim, yani şu an pek söylemek istemiyorum.
SUNUCU: Anladım Hocam. En azından o kalyonların karada yüzdürülmesi, bunlar kolay şeyler değil. Ama bazı şeyleri anlayabilmek için de en azından ben gibi cahil cumalı apti aciz bir insan olmamak lazım değerli dostlarımız. Selamunaleykum demiş.
ADNAN OKTAR: Aleykümselam.
SUNUCU: Hüseyin Doruk, Uşak’tan. Ve aleyna aleykümselam diyoruz. Saygılarını sunmuş. Bugün bir gazetede, evet Hocam buna ben de rastladım, biyonik insanla ilgili çalışmalardan bahsedilmişti. Altınçağ’da ki tıp ve genetik bilimindeki gelişmelerin başlangıcı olabilir mi bu çalışmalar? diyor.
ADNAN OKTAR: Altınçağ’da tabi hemen hemen hastalıkların tamamının tedavisi mümkün olacak inşaAllah. Sadece ölüme çare kalmayacak. Yani hepsi, kanser, ülser, şu bu , hepsi bunların inşaAllah tam şifayı bulacaklar. Kuran’da da buna çok işaret vardır. Hatta komaya girmiş, kollapsa girmiş insanların, artık son, öldü denen insanların dahi diriltileceği, yani canlı hale getirileceğine Kuran işaret ediyor.
SUNUCU: Zaten İsa (A.S) en güzel örnek.
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: Hani tıbbın sınırını koyan bir unsur olarak da bakabiliriz ona?
ADNAN OKTAR: Evet. Bir çok harika haller olacaktır. Bir çok teknik gelişme de olacaktır. Yani çok şaşırtıcı. Şu an tahayyül edemediğimiz ilmi gelişmeleri Müslüman bilim adamları bulacaktır. Müslümanlar bulacaktır ve dünyaya yayacaklar. Yani bilimde, teknolojide, sanatta dünyanın nefesini keseceğiz. Türk-İslam Birliği’nin özelliği budur. Hürriyet, tam anlamıyla bir hürriyet. Tam bir adalet ortamı. Tam bir fikir hürriyeti ortamı. Tam bir neşe, mutluluk ve sevinç ortamı. Özellikle gençlerin çok hoşuna gidecek bir ortam olacak. Alabildiğine cennete dönecek ortalık inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yaşlılar da onların sevincini görerek, o güzellikleri görerek, o manevi ortamın hazzını yaşayarak, ayrıca onlar da sevinçte onlarla yarışacaklar inşaAllah.
SUNUCU: Peki altınçağ ile ilgili bir başlangıç süresi Hocam? Şu tarihte başladı, başlayacak gibi bir şey söylemeniz mümkün mü acaba?
ADNAN OKTAR: 2014’e kadar zorluklar devam eder Allahualem.
SUNUCU: 2014’e kadar?
ADNAN OKTAR: Evet. Ama ondan sonra tırmanış, yani alenen, net, açık, gümbür gümbür İslam ahlakı dünyayı böyle nur gibi kaplayacak. Zaten şu anki hızı görüyorsunuz. Ekonomik kriz ama şiddetle devam edecek, onu da söyleyeyim inşaAllah. Şiddetle devam edecek. “Ya Allah’ım bizi kurtar” diye yalvarmaya başlayacaklar. İncil’e sığınamazlar, Tevrat’a da sığınamazlar. Kuran’a sığınacaklar. Allah’a sığınacaklar inşaAllah. Kurtuluşun orada olduğunu görecekler inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah Hocam. Selamlar demiş kıymetli Hocam
ADNAN OKTAR: Aleykümselam.
SUNUCU: Bugün gazetelerde General Motors şirketinin iflasın eşiğinde olduğuyla ilgili yine haberler vardı. Söylediğiniz her şey birer birer gerçek oluyor. Her konuda inanılmaz bir bilgiye ve faydalı fikirlere sahipsiniz demiş Said Tekin. Acaba insanlar ne zaman sizin kıymetinizi anlayacaklar ve sizi dinleyerek huzura kavuşacaklar, demiş Said Tekin.
ADNAN OKTAR: Beni seven çok. Yani sağcı kardeşlerimden, dindar kişilerden. . . Ama ateist siyonistler sevmiyorlar, masonlar sevmiyorlar, komünistler sevmiyorlar, PKK’lılar sevmiyorlar, Sabataycılar sevmiyorlar. Gayrimeşru alemin içinde olan insanlar sevmiyorlar. Sevenler Anadolu’daki yiğitlerim, canım kardeşlerim beni aşkla muhabbetle seviyorlar. Tertemiz insanlar, Türk milliyetçileri olsun, Mümin kardeşlerim, Müslüman kardeşlerim çoşkun bir muhabbetle seviyorlar, açık açık görülüyor. Sizler de görüyorsunuz onlar bana yeter. Yani Sabataycılar, masonlar, komünistler beni severlerse ben biraz rahatsız olurum herhalde.
SUNUCU: Belli olmaz, belki irşad için yani ya da bir dönüşün bir sebep sonuç ilişkisi…
ADNAN OKTAR: Evet evet yani bu haliyle severlerse...Ama iman eder de güzel ahlakından dolayı aşkla severse onlar kardeşimdir. Alnından öperim, sarılır bağrıma basarım. Yani ahlakımdan dolayı seviyorlarsa. Ama bende kendi kafalarına uygun birşey bulduğunu iddia ederek seviyorsa mazaAllah, Allah esirgesin.
SUNUCU: Orada bir sakat düşünce vardır.
ADNAN OKTAR: Tabi, onlar çünkü kendisi gibi olan adamı severler. Kuran’da Ayette belirtiyor Cenab-ı Allah, aynen diyor kendileriyle aynı düşüncede olmadıktan sonra sizi ya kendi dinlerine çevirirler. Şeytandan Allah’a sığınırım. - "Çünkü onlar üzerinize çıkıp gelirlerse, sizi taşa tutarlar veya dinlerine geri çevirirler...” Bakın taşa tutarak öldürürler, yani öldürme arzusu olur diyor. Yani katletme arzusu olur diyor, o kadar nefret ederler. Bakın yani hafif de değil. Yani bağırır çağırırlar demiyor Cenab-ı Allah, hakaret ederler demiyor. Doğrudan öldürmek isterler diyor. Hem de en feci şekilde öldürmek isterler diyor. Taşa tutarak öldürmek isterler sizi diyor, bu çok manidar.
SUNUCU:Evet hocam acizane bizim yaşadığımız bir olay var, işte kalemşörler saldırısı diyeceğim. Hem de böyle ne idüğü belirsiz , tabanı astarı olmayan bir düşünceyle ilgili. Orada benim az ya da çok dikkatimi çekti. Benden olmayan ne olursa olsun düşüncesiyle. Oysa geriye baktığımızda , bunu çok iyi dost sanan , arkadaş sanan aynı topraklarda, aynı coğrafyada hatta yerel mahalli ortamda belki de birlikte büyüyen insanlar tutuyor. Benden değil diye, açıkçası sırf Allah’a iman ediyor, inanıyor bu adam. İşte hasbel kader namazını, niyazını kılıyor diye böyle kalemlerle, böyle oklar gibi saldırmalarına da şahit olduk. Ama tabi bunun büyük örneklerini görüyoruz, medyada görüyoruz , ülkenin bazı noktalarında görüyoruz, gerçekten İslam’ı tehlike olarak görenler çamur atmakta yada iftira atmakta, aklına ne geliyorsa şer adına her şeyi yapmakta hiçbir sakınca görmüyorlar.
Adnan Oktar: Evet bu bir gerçek, ben düşmanlarımdan nefret de etmiyorum ayrıca. Onlar benden nefret ediyor ama ben onlardan nefret etmiyorum. Şefkat duyuyorum, acıyorum. Onları kurtarmaya çalışıyorum. Doğru yola sevketmeye çalışıyorum. Düzeldiklerinde de bağrıma basmaya hazırım. Yani çoşkuyla severim. Ama benim buğuzum Allah’a, Kuran’a, dine karşı olan tavırlarından kaynaklanıyor. Yoksa benim onların bedeniyle, etiyle, kemiğiyle bir alıp veremediğim yok. Ruhlarıyla da bir alıp veremediğim yok. Ben onlardaki sapık inanca karşıyım. Eyleme karşıyım.
SUNUCU:Yoksa yaratılmışı severiz. Yaratandan ötürü.
Adnan Oktar: Tabi, ama onlara bakarsan en feci şartlarda beni öldürmenin peşinde oluyorlar. Ama bu Kuran’ın söylediği bir şey, ben iftihar ederim.
SUNUCU:Hocam Bu anlamda bir tehdit var değil mi üzerinizde?
ADNAN OKTAR:Tabi, tabi, yani tehdit haddi hesabı yok.
SUNUCU:Bu arada dışa vurmadığınız şeyler var. Onu da burada bir nebze olsa ekranda yani herkesi geçip böyle kameraların karşısında oturan yada oturup rahat köşesinde yazan çizen, yazdıklarını insanlarla paylaşan bir insan gibi bakmalarına açıkçası ben de hazmedemem. Çünkü bir insan her ne olursa olsun, bütün mesaisini, bütün zamanını ki siz uyku sürenizi söylediniz. İşte kaçta kalktığınızı kaçta yattığınızı, işte bu canlı yayınlar, kitabınızla ilgili çalışmalar artı bunun dışında her gün gelen giden konuklarınız işte fikir alışverişleri, misafir kabul etmeler. Bunlar insan bünyesinin açıkçası çokta kaldırabileceği unsurlar değil. Ben tabi ki kendi aklımla, kendi fiziki yapımı bildiğim için böyle söylüyorum ama dostlardan da temennimiz o olsun. Yani bakarken bir de işin background una yani arka planına da baksınlar. Bence o açıdan bir değer yargısına varsınlar diye geçiyor gönlümüzden.
ADNAN OKTAR: Bakın diyor ki Kehf Suresi’nde o devrin Ahir Zaman gençlerine bakan Kehf Suresi’nde Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla, şeytandan Allah’a sığınırım. Sakın diyor, oldukça nazik ve dikkatli davransın, sakın sizi kimseye sezdirmesin. Yani itinalı davranın, Mehdi’nin gizlenmesinin nedeni de budur yani itina. Çünkü durumunuzu bilip ele geçirirlerse, yani sizin takva, gerçek bir mümin olduğunuzu anlarlarsa sizi taşa tutarlar, direkt öldürürler diyor. Yani bakın nefretin şiddetine bakın. İman ettikleri için en şiddetli ölüm şeklidir taşa tutarak öldürmek, yani yavaş yavaş bir ölüm şekli. Bu şekilde öldürmeye kalkarlar diyor veya dinlerine geri çevirirler. Yani mesela kendi çocuğuysa gel diyor benim dinimde olacaksın, benim inancımda olacaksın, benim gibi olacaksın. İslam Dini’ni yaşamayacaksın, Kuran’ı yaşamayacaksın ve ben bunu da göreceğim diyor. Mesela şarap içtiğini göreceğim, zina ettiğini de göreceğim. Allah’a, Din’e karşı geldiğini de göreceğim, namaz kılmadığını da göreceğim, bunu yapacaksın diyor. Veya Dinlerine geri çevirirler, bu durumda ebedi olarak kurtuluş bulamazsınız diyor Cenab-ı Allah yani sonsuza kadar cehennemde kalırsınız diyor, yani buna karşı direneceksiniz diyor. O zaman çözüm ne? Ayrılın diyor, saklanın mağaraya ben sizi muhafaza edeceğim diyor Allah, Cenab-ı Allah. Ve Ashab-ı Kehf de bunu yapıyor, bu Ahir Zamanın bir özelliğidir. Mehdi cemaatine bakan bir özelliktir bu. Mehdi cemaati anlatılıyor zaten. 110 Ayetten oluşuyor, 18. Suredir. 110 çarpı 18 , 1980. Mehdi’nin vazifeye başlama tarihini veriyor.
SUNUCU:Evet burada da var zaten Hocam, Bu kitap İmam Rabbani Hazretleri’nin Mektubatı. Onda da bununla ilgili çok ciddi bölümler var, sözler var.
ADNAN OKTAR: Evet, Mektubat Mehdilikle doludur MaşaAllah. Mesela diyor ki “Bilesin ki Resulullah (SAV)'ın ümmeti arasından çıkanlar pek kamildirler. Yani Resulullah (SAV )'ın irtihali (vefatı) üzerinden bin sene geçtikten sonra isterse az olsunlar. Onların pek kemalli olmaları şunun içindir ki: İslam’ın takviyesi, pek tamam şekliyle hasıl olacak. Aradan bin sene geçtikten sonra, Mehdi'nin gelişi de bunun içindir. Onun mübarek kudumünü (gelişini), Hatem'ür-resül yani son Peygamber Resulullah (SAV) Efendimiz müjdelemiştir. Hz. İsa (AS) dahi aradan bin sene geçtikten sonra nüzul edecektir ( aynı devirde). Hülasa anlatılan tabakanın evliyatın zatın kemalatı Ashab-ı Kiram’ın kemalatına benzer. Hz. İsa’nın ve Hz. Mehdi’nin ahlakı sahabe ahlakına benzer diyor.”
SUNUCU:Şeklen de.
ADNAN OKTAR:Evet, “Ümmetim yağmur gibidir, bilinmez evveli mi hayırdır yoksa ahiri mi.” Ki Peygamberimiz (SAV) Mehdi cemaatini çok övmüştür. Beni İsrail peygamberleri gibidir onlar diyor.
SUNUCU: Hele Ahir Zaman, dünyanın çivisi çıktığı dediğimiz bir zamanda kesinlikle çok farklı olacak. Evet Hocam selam diyor. Bizlerde değerli dostlarımız hemen şunu ifade edelim ahirzamansohbetleri@hotmail.com. Bunu, aman ola ki ne sormak istiyorsanız sorular geliyor böyle. Hemen Hocam da burada sıcağa sıcağına paylaşabiliriz. Ha ola ki bugün yetişmedi, bir başka programda kesinlikle sualleriniz cevabını bulacaktır, bundan da şüpheniz olmasın. Bir haber gördüm bugün diyor:İsrail’de halk marketleri yağmalıyormuş İsrail’de Hocam.
ADNAN OKTAR:İsrail?
SUNUCU:İsrail’de evet. Çoluk çocuk kadın erkek demeden herkes marketlere saldırı ve içlerini boşaltıyormuş. İşsizlik hat safhadaymış. Bunun sonu nereye varır sizce? Allah’ın ateist Siyonistlerden bir intikamı olabilir mi bu? diyor. Bursa’dan Muhammed diye bir kardeşimiz soruyor bunu da Hocam.
ADNAN OKTAR: Ben söylüyorum Mehdi’nin çıkışı baş göz üzerine. Yani bunun kurtuluşu sadece Mehdi iledir. İsrafil, Mikail, Cebrail, Azrail hepsi yanında Mehdi’nin, sağında solunda Peygamber Efendimiz söylüyor. Bu devir bütün dünyayı Mehdiyetin kapladığı bir devirdir. Yani dünya istese de istemese de Mehdiliği bütün şiddetiyle yaşıyor şu an, bütün açıklığıyla, bütün güzelliğiyle, bütün nuruyla yaşıyor ve yaşayacak. Bir kısım insanların haberi olmaması önemli değil, olaylar zaten o yönde gelişiyor. Yani gemi gidiyor ama geminin içinde küçük böcekler olur farkına varmaz geminin gittiğinden, yani onun önemi yoktur böceğin geminin gittiğinden haberi olmaması, gemi sahile doğru gidiyor. Sahile vardığında Mehdi’yi de Hz. İsa’yı da hepsini göreceğiz inşaAllah.
SUNUCU:Tek dileğimizde bu anlamda. Yani ben acizane O’nu gören biri olmayı arzu ediyorum kesinlikle.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah.
SUNUCU: Epeydir öyle bir heyecan var üzerimizde. Şubat ayında Kırgızistan Devlet Başkanının ülkede artan Müslümanlara karşı bu olaylara dur demek gerektiğini ifade ettiğine dair haber çıktı. Bugün ise Kırgızistan’da okullarda başörtüsünün yasaklandığını duyduk. Hocam Kırgızistan’da devletin aldığı bu önlemler, İslam’ın gelişmesine engel olabilir mi? Bu çabaların asıl anlamı İslam’dan korkmaları olabilir mi? Meliha Soner soruyor. Kırgızistan Türki bir devlet ama...
ADNAN OKTAR: Evet, Kırgızistan Masonluğu yıllardan beri itinalı bir yapılanma içinde. Özbekistan’da da öyle, Türkmenistan’da da öyle masonluk öyle boş bırakmaz, biz nasıl boş bırakmamaya gayret ediyoruz, var gücümüzle gayret ediyoruz. Adamlar bırakır mı? Orada birçok mason locası var. Dolayısıyla Kırgızistan hükümetini baskı altında tutuyor masonlar. Devletin kilit noktalarında bunlar. İşte başörtüsünü kaldır diyorlar yoksa kargaşa çıkar, rahatsız olursun diyorlar. Mesela askerlerin bir kısmı da mason orada, yani yüksek dereceli generallerden bir kısmı da mason. Hükümetler de zayıf oluyor tabi böyle şeylere karşı, dirençleri zayıf oluyor. Hükümet içinde de var çünkü masonlar Kırgızistan’da, yani üç tane bakan mason. Öyle olunca bu tip olaylar oluyor. Fakat baş örtüsünü açtın, hadi saçını da kazıdın, beynini kazımadıktan sonra imanını alamazsın bir insanın. . Yıllardan beri oralarda yapılanma halinde bunlar, Özbekistan’da da öyle. Mesela bir kısım Müslümanları tutukladılar. Birşeyler yaptılar. Fakat Türk-İslam birliğinin gelişmesini ne yaparsa yapsınlar durduramazlar. Mesela başörtüsü açılmaz, Müslümanlara baskı, kitap okuma demek, Kuran’ı yakmak, Müslümanlar’ı çileden çıkartır, acayip heyecanlandırır. Mesela Bosna’da da zulüm yaptılar, dehşet saçtılar, İslam çığ gibi yayıldı. Şimdi orada da Kırgızistan’a bunu yaptılar ya şimdi çığ gibi yayılır, uyuyan uyanır, oturan ayağa kalkar, müthiş hareketlendiler. Başörtüsüyle ne alakası var bunun ayrıca. Baş örtüsünü açsan ne olur? Kaparsan, tamam Ehli sünnetin bir gereğidir. Hanefi, Hanbeli, Maliki, Şafi mezheplerine göre baş örtüsü vardır. Ama açarsan sen o adamı Din’den çıkaramazsın, o insanda sorumlu olmaz sen zorla başörtüsünü açarsan.
SUNUCU: Farzdır belki ama kebair değildir.
ADNAN OKTAR: Sadece farz olduğunu biliyorum ben. Fakat yani adam zorla açtırırsa tabi ki günaha girmez Müslüman, niye zorla bir şey yapsın.
SUNUCU: Hocam Özbekistan, Kırgızistan o taraflarla ilgili, özellikle Çin sınırı olan bu Türki devletleriyle ilgili şunları söyleyeceğim. Biraz önce masonluktan söz ederken mason localarının orada da iş yaptığını düşünürken bir anlamda da orada ki eziyeti, çileyi Türklerin masum Türklerin çektiğini biliyoruz. Çünkü Çin’in o bölgede inanılmaz bir zulmü var, dehşeti var. Ne yazıktır ki bizden de birileri tutup bu insanlara şeref madalyası falan da takabiliyor yani verebiliyor bizimkiler ama çelişki gibi görünüyor ama şöyle mi dememiz lazım Hocam. Zulmü, eziyeti, inananlara masum insanlara çektiriyorlar. Öbür taraftaki payeyi de parsayı da kendileri alıyorlar gibi bir yaklaşım doğru olur mu acaba?
ADNAN OKTAR: Şöyle diyelim. Bunlar o kadarla olayı bırakmıyorlar. Çin istihbaratıyla yıllardan beri birlikte çalışırlar. Dolayısıyla Türki Devletlerde, Turani Devletlerde yani kardeşlerimizin olduğu yerlerde bunların çok böyle alçakça faaliyetleri var. Yani hem masonik, hem ateist, hem dinsiz, hem Darwinist, hem Materyalist çalışmaları var. İslam Din’i geliştikçe, Masonlar Çin istihbaratıyla ittifak ederek oradaki kardeşlerimizi, oradaki insanlarımızı ezmek için her türlü faaliyeti yapıyorlar. Oradaki masonlar da zaten zavallı, acizler, korkuyorlar ne diyorlarsa yapıyorlar. Çin olayın içerisinde. Çin hükümetiyle bunların eskiden beri bağlantıları var. Zaten kucak kucağalar. Fotoğrafları var, resimler var. Yani avuç avuca, kucak kucağa. Yani sırdaşlar da. Mesela bir bilgi olduğunda o onlara aktarıyor. Onlar onlara aktarıyor. Ne var ne yok herşeyi biliyor Çin bunların sayesinde. Dolayısıyla Müslüman aleminin bu konuda çok titiz bir çalışması olması lazım. Çünkü Çin de Ahir Zamanın bir deccalıdır. Deccaliyet sistemidir. Bir nevi Yecüc Mecücüdür. Ahir Zamanın gözü dönmüş bir güruhudur. Onun için bu riske karşı da Müslümanların çok itinalı, akılcı bir ittifak yaparak, yani Alevi, Sünni şu, bu. Ayırım yapılıyor. Kardeşim delirdiniz mi siz? Aleviler baş tacı. Hz. Ali aşıklığı daha ne istiyorsun? Peygamberimizin (SAV) torunlarının muhabbetiyle gönülleri dolmuş. Ehlibeyt aşıkları. Ne suçları var? Niçin ayırım olsun? Hepsi bizim canımız ciğerimiz. Şiiler, Caferiler, Vehhabiler hep takva insanlar. Sünniler zaten çok takvalar, elhamdüliAllah. Ne oluyoruz ya? Yani hep beraber birleşelim, ittifak edelim. Bakın Çin komünizminin istihbaratının bir an içerisinde, o Türki ülkelerdeki eylemlerini, Masonlarla ittifak ederek yaptıkları eylemlerini açıkça görüyorsunuz. Akıl almaz kararlar alıyorlar. Yani dini kitap girmeyecek. Peki komünist kitap nasıl giriyor? Mason kitabı nasıl giriyor? Efendim, satanist kitapları nasıl giriyor? Bunlar serbest.
Kral Karadeniz : Çürüyen kokuşan Darwinizmi okutuyorlar.
Adnan Oktar: Tabi. Ateist Siyonizmin savunulması serbest, mason locaları serbest. Yiğitsen, delikanlıysan gidip onları kapatsana, o kitapları toplatsana sen. Mazlum Müslümanlara saldırıyorsun. Dini eserlerin yasaklanması marifet mi bu? Yasaklasan ne olur? Zaten illaki onlar kulaktan kulağa Allah birdir diyecek. O da ona Allah bir diyecek. Bunu mu durduracaksın sen yani?
Kral Karadeniz: Süleyman Efendi zamanında bu yasaktan dolayı, bizim ülkemizde olan bir yasaktan dolayı, araba içlerinde belli gizli saklı Kuran’ı Kerim’i gene de öğretmek için güzel bir örnek olmuştur.
Adnan Oktar: Hayır binlerce hafız var. Ezberden biliyoruz Fatiha’yı, Nas Suresini değil mi? Okuyacaklar, birbirlerine söyleyecekler, şimdiye kadar anlattıklarımızı anlatacaklar. Ayrıca oralar da boş değil onu da söyleyeyim yani.
Karal Karadeniz: Sahipsiz değil diyorsunuz.
Adnan Oktar: Yani sahipsiz değil. Oralar boş değil. Ellerinden geleni ardlarına koymasınlar. Hodri meydan inşaAllah.
Kral Karadeniz: İnşaAllah. Evet Hocam. Aslında muhabbet bilmiyorum dostların açısından, izleyenlerimiz, sizi dinleyenlerimiz açısından belki bizim sorulara cevap vermemiz, yöneltip cevap almamız gerekiyor. Ama hakikaten mevzu içinde değerli izleyenlerimiz o kadar çok derin, o kadar çok güzel şeyler çıkıyor ki. Keşke bir konu üzerinde kalabilsek diyoruz ama sual sahibi de sizler olunca, Hocam da takdir eder herhalde o anlamda, direkt sizleri muhatap alma anlamında böyle devam etme gibi bir zorunluluğumuz var. Eğer bir şeyler yarım kaldı gibi geliyorsa bir daha sorun diyelim. Nereye? ahirzamansohbetleri@hotmail.com . Evet. Murat Birsel yakın zamanda namazın suçları önlemesi konusuyla ilgili çeşitli istatistikler vererek bir yazı yazdı. Namazın suçları önlemesi konusuyla. Allah Allah. İstatistiklerde namaz kılan ülkelerin namaz kılmayan ülkelere kıyasla daha az suç işlediği belirtiliyor. Aynı zamanda Murat Birsel yazısında namaz kılanların pozitif enerjisinin kılmayanları da olumlu etkilediğini belirtmiş. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Doğan Sucu sormuş bunu İstanbul’dan. Evet İstanbuldan sormuş Hocam.
AdnanOktar: Tabi yani imanla, samimiyetle iman eden bir insan, namaz kılıyorsa, oruç tutuyorsa, müminse tabi ki etrafa nur saçar. İnsanların kalplerine bir inşirah, ferahlık gelir. Yani onun varlığı bile bir pozitif elektriktir, bir mucizedir. Yani nerde olursa olsun bu etki meydana geliyor. Herkes bunu görüyor.
Kral Karadeniz: Namazın kerameti desek Hocam?
Adnan Oktar: Tabiki. Allah’ın yarattığı bir harikadır. Bir mucizedir. Namazın makbuliyetine güzel bir işarettir. İmanın makbuliyetine bir işarettir. Allah’ın nuruna bir işarettir. Demek ki mümin, muttaki, samimi bir müslüman olan insan etrafa nur saçıyor, güzellik saçıyor, Pozitif elektrik saçıyor demek ki.
Kral Karadeniz: Bir de şöyle denir Hocam namaz eğer insanı bir takım kötülüklerden alıkoyuyorsa namazdır. Kötülüklerden alıkoymuyorsa şüphe vardır.
Adnan Oktar: Zaten o namaz kılmıyordur. Yani dinsiz, imansız, samimiyetsizse yatıp kalkmak, hareket etmek o anlamına gelir onun için. Yani o namaz olmaz. Namaz olması için samimi, muttaki, hakikaten Allah’tan korkan, Allah’ı gerçekten seven bir insan olması lazım. O şekilde kılınan namaz namaz olur. Yoksa, hani görsünler işte insanlar o şekilde beni tanısın tarzında yapıyorsa veyahut haşa Allah’ı kandırmak kastıyla yapıyorsa kendi kafasına göre ahirette çok büyük hüsrana uğrar. Ayet var kendilerini iyi, şeytandan Allah’a sığınırım, Kendilerini iyi iş yapıyor zannederken, diyor Allah. Neticenin kötü olacağını söylüyor bu tip insanlar için.
Kral Karadeniz: Allah sahtelikten korusun.
Adnan Oktar: İnşaAllah.
Kral Karadeniz: Baronun basın üzerindeki etkisi sizce azaldı mı? Kısa ve net sormuş Hakkı Karadağlı.
Adnan Oktar: Baron vazgeçmez. Yani sonuna kadar, deccaller sonuna kadar vazgeçmezler. Bu da bir deccaldir. Yani bu ömrünün son demine kadar uğraşır bu. Allahualem uğraşır. Var gücüyle gayret edecektir tabi. İmkanlarıyla, mesela 400 tane gazete çıkartmış olsa, 400 tane olarak çıkartsa onda bile yine İslam’a Kuran’a yine saldırır o. Yine Darwinist propaganda yapar, yine ateist propaganda yapar, yine Müslümanlara kinini, nefretini sunar yani vazgeçmez. Ama bu onun görevi. Allah ona onu o şekilde ilham etmiş. Kaderi öyle onu yapacak. Bizim görevimizde böyle deccalleri fikren, ilmen yerle bir etmektir. Biz de onunla uğraşacağız.
Kral Karadeniz: Hocam bir de çağdaş kavramından ne anlamak lazım diye bir sual geliyor aklıma çağdaş deyince. Şimdi, namazını niyazını kılan, dini vecibelerini yerine getiren insanlara toplumumuzda maalesef aynı şeyleri konuşuyoruz. İşte çağ dışı, gerici. Allah korusun. Yani buna benzer yakıştırmalar yapılıyor. Bunun tam tersini yapanlar da yine bugün basında okuduk ayakkabıyla yani her şey bitmiş gibi, ayakkabıyla eve girip girmemenin çağdaş ya da çağ dışılılık olduğunu, modern ya da modern olmama gibi bir özellik bir sıfat olduğunu söylüyorlar. Çağdaşlık, esas kavram yani nedir yani bunu nasıl izah etmek lazım? Nasıl söylemek lazım? İnsanların inancını bu kadar, işte bir baron meselesi, medya gücünü elinde tutma meselesi, nasıl bir ölçüyle kırıp geçirmek lazım?
Adnan Oktar: Bazen öyle tipler görüyorum yani hakikaten görgüsüz ve cahil ama işte kulağına küpe takmış, saçını da üç numaraya vurmuş, T-Shirt giymiş,konuşmaları böyle yaya yaya konuşuyor, böyle ilginç konuşma şekilleri geliştirmişler şimdi yeni.
Kral Karadeniz: Evet agopça diyoruz biz ona.
Adnan Oktar: Evet. Bir acayip yani. Kelimeleri sündürerek falan, işte kulağına walkman midir nedir ondan takıyor, bir şeyler yapıyor. Ultra modern görünümlü kendi kafasına göre ama tam böyle cahil ve görgüsüz. Ben saçını kazıtmasına bir şey demiyorum yahut kesmesine. O hoşuna gidiyorsa yapsın. T-Shirt giymesine de, walkman takması da. Hoşuna gidiyorsa yapsın. Ama bununla çağdaş olduğunu zannetmesi çok ilkel. Çünkü çağdaşlık sevgi dolu olmak, merhametli, şefkatli olmak, itinalı, dikkatli olmak, lafını sözünü bilmek, lafın nereye gideceğini bilmek, temizliğe dikkat etmek, diğer insanları rahatsız etmemek, Yaratandan ötürü yaratılmışları sevmek, değil mi çiçeklere, bitkilere, çocuklara, güzelliklere, her şeye karşı bir hayranlık duymak, onları koruyup kollamak, olayların girift taraflarını görmek budur çağdaşlık. Bu olunca Allah’ın imkanlarının hepsini kullandığında zaten mecburen bu ortam olacaktır. Mesela klima kullanılıyor, televizyon kullanılıyor bunları kullanan herkes zaten çağın gereğini yapıyor demektir.
Kral Karadeniz: Evet. Bir de aynı çağda yaşayan insanların aynı dönemde aynı senede, aynı yüzyılda yaşayan insanlara sen başka bir çağdansın ben başka bir çağdanım gibi yakıştırma da çok abesle iştigal etse gerek.
Adnan Oktar: Evet. Mesela bazı reklam filmlerinde de görüyorum böyle çağdaş taklitleri yapıyorlar. Hakikaten aşağılamak amacıyla yapıyorlar. Yani bu sadece onları komik ve aşağılık konuma düşürür. Mesela… Neyse şimdi o şirketi tanıtmış oluruz onun için ona gerek yok.
Kral Karadeniz: Anladım. Peki Hocam başka bir soruya geçelim. Bir gazetede Dawkins’in Tanrı Yanılgısı isimli kitabından Musevi bir vatandaş daha şikayetçi oldu diye yazıyordu. Benim çok fazla hukuk bilgim yok. Bir vatandaş olarak Dawkins’in kitabından şikayetçi olmak sonuç getirir mi? Deniz Ekin Bursa.
Adnan Oktar: Şimdi hakaret ediyorsa, tabiki hakaret etmeyecek. Yani adam eleştiriyorsa eleştirsin. Ne söylüyorsa söylesin bir şey demiyoruz. Yani Darwinist olabilir, materyalist olabilir, komünist olabilir, fikirlerini anlatabilir ama saygılı olacak. Yani dine, Allah’a, mukaddesata hakaret etti mi kanunda yeri var bunun değil mi? Biz ona hakaret ediyor muyuz? Etmiyoruz. Nezaketle eleştiriyoruz. Onlar da bizim, bize ve bizim sevdiklerimize ve bizim de üstümüzde Allah’a, dine, mukaddesata asla söz ettirmeyiz. Tabiki gereğini yaparız. Yani kanunlar, hukuk içerisinde gereğini yaparız. Nitekim öyle bir münasebetsizlik yapmıştı onun sitesini kapattırdım. Mahkeme kanalıyla. Çünkü yoğun hakaret vardı. Ama hakareti kaldırsın, Darwinizmi anlatıyor, anlatsın. Materyalizmi anlatıyor, anlatsın. Bu fikir hürriyetidir. Tabiki anlatacak.
Kral Karadeniz: Sonuç verir yani bu tür şeylere tepki koymak sonuç verir.
Adnan Oktar: Tabi, İnşaAllah
Kral Karadeniz: İyi akşamlar Kral Karadeniz çalışanları demiş. Halil Özdoğan Rize’den. Sayın Hocama da iyi akşamlar diliyorum. Rize bu ara hareketli değil mi? Evet gazetelerde size ve arkadaşlarınıza yönelik yapılan baskında, o dönemde emniyette müdür olarak görevde bulunan Adil Serdar Saçan’ın “Adnan Oktar ile işimiz bitmedi. Yanında da ne kadar kişi varsa hepsini tek tek alacağım. Derin devlet böyle istiyor.” dediği yazıldı. Bu konudaki açıklamanızı merak ettim demiş.
Adnan Oktar: Evet gazetede öyle bir haber var. Ben de okudum. Fakat tabi her şey ortada olduğu için, yani çok aleni olduğu için ve milletimiz de her şeyi bildiği için ben artık açıklama yapmaya gerek duymuyorum. Yani her şey ortada. Yani gün gibi ortada.
Gene bugün iki kişinin, basından iki kişinin tutuklandığını öğrendik. Sürekli yeni isimler, yeni simalar, hiç umulmadık kişilerle münasebetler sair kavramlar. Çok da açık söyleyemesek de bile. Yani sonu gelmiyor. Dipsiz bir kuyu gibi ya da böyle ilmesi çözülmüş sonu gelmeyen bir ip gibi. Habire eşelendikçe bir şeyler çıkıyor. Bu nereye kadar gidecek acaba?
Adnan Oktar: Türk milletinin gücü kahredicidir. Türk Devletinin gücü kahredicidir. Bütün dünya bir araya gelmiştir, bizim Milletimizi yenememiştir. Bir avuç çapulcu hiç yenemez. PKK alçakları da yıllardan beri kahraman ordumuza karşı mücadele ediyor, emniyet güçlerimize karşı mücadele ediyor, on binlerce şehit verdik. Helal olsun. Onun on mislini daha veririz gerekirse. Hele böyle pabucu kırıklara hiç böyle bir şeyi kaptırtmayız Allah’ın izniyle. Hiç boş yere heveslenmesinler. Allah’ın izniyle yerle bir olacaklar. Şu anda da zaten yerle birler. O Türki devletlerde de onları teker teker ilimle kültürle kazıyacağız, teker teker. Oralardan da çekilsinler. Oradaki terbiyesizliklerini de durdursunlar inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah hocam. Sokak çocukları çok hızlı artıyor. Ve bu çocukların hepsi de suçun içine çekiliyor. Kötü alışkanlıklar ediniyorlar. Bu konuda neler söylersiniz, ne tavsiye edersiniz demiş Tekirdağ’dan Hakan Er. Bu suali sormuş hocam.
ADNAN OKTAR: Ben anlayamıyorum niye yani sokak çocuğu sorunu niye var? Parasıyla değil mi bu? Her yere bina kuralım bu gençlerin kalması için. Niye sokakta yatsın? Sırf onlara ait ev, bina. Gelin yavrum dersiniz, gidersiniz güzel, banyosu, duşu her şeyi mümkün olan ne varsa, iyi olan ne varsa bunlar sunulur. Halk da yardım eder. Kıyafetlerini götürürler, yiyecek götürülür. Değil mi? Kütüphaneler kurulur içinde. Bu çocukcağızlar da orada kalırlar. Niye sokakta yatsın bunlar?
SUNUCU: Tanımlama çok garip değil mi hocam? Sokak çocukları…
ADNAN OKTAR: Hayır, ne işleri var zaten. Yani bu zor bir şey değil ki. Her semte yapalım bir ev. Bu çocuklar için. Yani hayırseverler bunu anında yaparlar. Halka da açık olsun. Nasılsınız yavrum dersin, çocuklarla ilgilenirsin. Herkes şefkat gösterir, ilgi alaka gösterir. Kimdir senin anan, baban, nasılsın, ne yapıyorsun… Mesela onlarla dini sohbette yapılır, konuşulur. İmani konular anlatılır. Film gösterileri yapılır. Tertemiz giydirirsiniz, şık, gıcır gıcır.
SUNUCU: Çok da zor şeyler değil, evet yani…
ADNAN OKTAR: Hayır, gayet kolay. Ne işi var o çocukların sokakta simsiyah? Yazık değil mi onlara? Yani bunun zorluğu nerede? Parasıyla değil mi? Biz, istesinler mesela ben vereyim, millet versin 100 milyon-200 milyon-10 milyon-5 milyon-1 milyon fark etmez ki. Yahut 10 lira-20 lira-30-40 lira…
SUNUCU: Yani…
ADNAN OKTAR: Tabi…
SUNUCU: Hocam, bir de şu var yani. Biz mesela, bizim ülkemizde çok geç çalışmaya başladı bizde. STK’lar, Sivil Toplum Kuruluşları sadece bir kahvehaneye ruhsat alma ya da vergi vermeme amaçlı olmuştur çoğu zaman. Ama son zamanlarda artık Sivil Toplum Kuruluşları çok da güzel işler yapan Sivil Toplum Kuruluşları var. Güzel hizmetler veren var. Ayrıca çok açık söyleyeceğim. Sizleri tenzih ediyorum bundan. Cemaatler var bunu kimse inkar edemez. Acaba kendi kabuklarının dışına çıksa hem STK’larımız, hem cemaatlerimiz, bu anlamda yani o çocuklara sahiplenme, onları kendi bünyelerine alma… Bir kişi, bir kişidir hocam. Bir çocuk, bir çocuktur. Yani onu o, gerçi o ortama, o İslam döneminde, İslam’ın yaşandığı dönemde kendi başlarına öyle yaşayan çocuklar, mümkün değildi, yoktur. Keşke herkes ya da her kuruluş bir çocuğa sahip çıksa…
ADNAN OKTAR: O öyle pek olmaz. Yani onu tam, sağlam, kökünden almak lazım. O karmakarışık olur. Buna direk devlet el koyacak. Devlet, biz böyle bir yer yapmak istiyoruz, arsa verecek devlet bu kadar. Parayı toplayın diyecek, devlet yönetmesi lazım yani çünkü paralar nereye gitti, ne yapıldı insanlarda şüphe meydana getirir bunlar, kuşku meydana getirebilir. Götürüp parayı vereceksiniz, toplanacak paralar binalar kurulacak. Yiyeceği içine dolduracağız, kitapları dolduracağız. Toplayacağız çocukları. Yavrum diyeceksin “Gel, sokakta yatmana gerek yok, bak sıcak yer, güzel yer, istediğin gibi yiyecekler de var. Ama gezmek istiyorsan çık da dışarıda gez. Ama tertemiz gezin” diyeceksiniz.
SUNUCU: Bu topluma zararlı olmama…
ADNAN OKTAR: Biraz keratalara şey yapmak lazım yani oluyor mu bu dersiniz yani değil mi biraz. Yani tertemiz ol, üstünü başını yıka falan, efendice. Hatta bunlara gerekirse araba da vereceksin, bu keratalara gezsinler mesela. Getirir, götürürsünüz. Ama sürekli devletin kontrolünde olması lazım yani zararlı bir alışkanlığa gitmemeleri için Devletin onları rencide etmeden, rahatsız etmeden onları kontrol etmesi gerekir. En azından bir süreye kadar inşaAllah.
SUNUCU: Yani itilmişlik tabi suçu teşvik eden bir kavram yani bunu kimse yadırgayamaz yani. İtmek, toplumun dışında bırakmak. Yani suç işle gibi bir şey yani. Ne yapsın ki orada, ne yapabilir ki çocuk orada kendi başına…
ADNAN OKTAR: Yani çok çok çok yazık kışta, kıyamette yani dehşet yani bütün toplumun suçu olur bu. Bütün toplumun suçu bu. Herkesin suçu olur bu.
SUNUCU: Hepimiz sorumluyuz hocam. Şurada hakikaten biz, bir arkadaşımız söylerdi bunu da hiç aklımdan gitmedi. Eğer dedi yolda bir sokak kedisi açlıktan ağlıyorsa dedi ben ondan mesul hissederim kendimi, sorumlu hissederim kendimi.
ADNAN OKTAR: Tabi ki.
SUNUCU: Yani bir kedi için ağlayan bir insan evladı gördüğüm zaman ben dehşete düşmüştüm. Yani o onun için ağlıyor, sen nesin diye kendimi çok sorgulamıştım yani.
ADNAN OKTAR: Yani sokak çocuğu diye doğal görmek, onlar işte sokak çocuğudur geçelim… Olur mu öyle şey? Yani bir toplumun bir eksikliği olmuş oluyor bu. Ama mutlaka devletin hakemliğinde ve devletin kontrolünde olması lazım bunlar çünkü sorumluluk gerektiren işler bir de bu çocukların psikolojik yönden de yönlendirilmesi ve kontrolü gerekiyor yani burada devletin yine memur ataması gerekiyor. Çünkü onlar bir psikolojik sarsıntıdan geçmiş belli. Onlara neşe, mutluluk, sevinç, kardeşlik hissi, toplumun onları kucakladığını onlara hissettirmek bunlar çok hayatidir. Yani gidin bu evde kalın olmaz o. Yine o ruhu taşır o zaman.
SUNUCU: Yani sahiplenmek gerekir…
ADNAN OKTAR: Olmaz o. Onların en büyük gıdası şefkattir, merhamettir, acımadır, koruyup kollamadır, saygı duymadır, değer verildiklerini, onlara değer verildiğini onların hissetmeleridir. Bu çok önemlidir.
SUNUCU: Anladım hocam. Sevgi dünyamızın anahtarı, sevginin kaynağı da belli o sevgiye sahip çıktığımız zaman bazı şeyler de kendiliğinden zaten gelecektir değerli dostlar… Nisan ayında ABD senatosunda önemli bir oylama olacak; Ermeni Soykırımı Yasası. Bu konu bazı çevrelerce çok önemseniyor ve büyük bir gerilim meydan getiriyor. Sizce bu konuyu bu kadar önemsememiz gerekir mi? diyor Gürdal Akın Kadıköy’den sormuş hocam.
ADNAN OKTAR: Bakın, artık boğazım neredeyse şey oldu. Söyledim dedim ki, Ermenistan’ın kapısı açılsın, onlar bizim kardeşimiz, millet-i sadıka dedim. Yani var gücümle bağırıyorum. Bakın orada devlet çöktü şu an ve muazzam bir hayat pahalılığı başladı. Şimdi bu reva mı bu? Açın kapıları çıksın o insanlar oradan yani çok zorlu bir yer Ermenistan. Yani hem soğuk hem kapalı. Binalar öyle sefalet yani bizim kardeşlerimizin ne işi var o sıkıntı içerisinde yaşamakla ne alakaları var? Açalım, bir kalpleri ferahlasın. Gitsin iş adamlarımız oraya, muazzam imkanlar var. Oralara okullar yapalım, onlar gelsinler buraya çalışsınlar. İstedikleri gibi faaliyet yapsınlar. Alışverişe gelsinler biz oraya gidelim. Bu sıkıntıdan kurtulsunlar, çoluk çocuk var orada, kadınlar var yazık onlara. Çok sevimli oluyorlar, Ermeniler çok güzel insanlardır. Çok çok güzel insanlardır Ermeniler.
SUNUCU: Hiç tanımadığım için bir şey diyemeyeceğim.
ADNAN OKTAR: Bayağı güzeldirler. Ahlaken de çok güzeldirler. MaşaAllah.
SUNUCU: Ama şeyi biliyoruz. Onların bazı zanaat dallarında çok iyi olduklarını…
ADNAN OKTAR: Muazzam. Allah onları tabi. Sözünüzü kestim çok muazzam yeteneklidirler. Sanat dedin mi Ermeni.
SUNUCU: Ayakkabıcılık, terzilik gibi, Rum ve Ermenilerin burada işte kalaycılık, bakırcılık anlamında.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah.
SUNUCU: Evet, Hz. Mehdi’nin ortaya çıkmasını engellemek isteyenler olabilir mi? Bir de şunu sormak istiyorum Hz. Mehdi’yi kıskananlar olacak mıdır? Kerem Burcan, İzmir. Şimdi hocam çok şık giyinmiş yani kıskanmıyorum desem yalan söylerim. Şimdi Mehdi Aleyhisselam’ı düşünürseniz daha farklı bir kavram çıkıyor ortaya.
ADNAN OKTAR: Siz gıpta ediyorsunuz, maşaAllah. Gıpta, yani Allah ne güzel yaratmış, ne güzel yapmış. Allah aynısını bana da versin demek, bu gıptadır.
SUNUCU: Ha kötülük yok.
ADNAN OKTAR: O çok güzel o. O çok güzeldir.
SUNUCU: Vay ElhamdüliAllah.
ADNAN OKTAR: Kıskançlık ayrı bir şey. Kıskançlıkta Allah ondan o nimeti alsın, sadece bana bu nimeti versin der şahıs. Buna kıskançlık denir.
SUNUCU: Allah korusun.
ADNAN OKTAR: O gıptadır o çok güzel o.
SUNUCU: Allah korusun kıskançlıktan…
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: Evet hocam son bir sorumuz var onu da soralım. Artık zamanında sonuna geldik. Gallup bir araştırma yapmış buna göre ülkemizdeki Müslümanların sadece beşte biri hayatından memnunmuş. Diğerleri mutsuz. En mutlu Müslümanlar ise Arabistan’da, Almanya’da ve ABD’de yaşayan Müslümanlarmış. Siz bu araştırmayı nasıl yorumluyorsunuz? Meriç Anıl bu soruyu da Bursa’dan sormuş hocam.
ADNAN OKTAR: Muhammed Mehdi Muntazır zuhur ettiğinde o üzülenler, sıkılanlar da kurtulacaklar. Aslında doğru değil o izah çünkü Müslümanların genel olarak hepsinde bir zorlanma var şu an. Yani onun parası var ama mutlu değil onlar.
SUNUCU: Evet, hocam.
ADNAN OKTAR: Yani Arabistan’da ki o şeyhler gidip mesela spor kulübü alıyor. Mutlu mu oluyor bu?
SUNUCU: Tatmin olma ölçüleri değil mi? Arayışları…
ADNAN OKTAR: Değil yani adam sıkıntıdan onu yapıyor, bunalıyor. Mesela gidip golf sahası satın alıyor. Bunalmış. Yani parayı nereye harcayacağını bilmiyor. Aklı olsa, derin imanı olsa o parayı oraya harcar mı? Değil mi? Hak yolda, hayırlı yolda, güzel yolda harcar. Mesela Filistinliler perişan halde orada çocuklar, insanlar, kadınlar. Gider onlara bir imkan sağlarsın.
SUNUCU: Hocam Dubai’deki o oteller mesela bir Palmiye Otel denizin ortasına yapıldı. Buradaki turizm kesinlikle yani hoş bir turizm değil. Yani bir tarafta ben Müslümanım derken öbür tarafta da ne bileyim oraya gidildiğinde orada kumar da oynanıyor, ne bileyim her türlü şeylerin olduğu… Çok yadırgıyorum açıkçası ben yani.
ADNAN OKTAR: Şimdi bundan sonra oraların kapılarını böyle rüzgar açıp kapayacak. Gacır gucur, gacur gucur... Rüzgarlar esecek orada.
SUNUCU: Korku filmleri gibi.
ADNAN OKTAR: Bundan sonra gidemezler. Yani bundan sonra böyle sırtları yere vurdu ve vuracak da öyle bir şey olmaz bundan sonra. Yani o hani televizyonlara çıkıp böyle şımarıklık yapanlar var ya muazzam para harcadığını gösterenler, muazzam israf yaptığını gösterenler. Çok garibanlaşacaklar, bunların hepsini göreceksiniz inşaAllah.
SUNUCU: Peki hocam. Çok teşekkür ediyoruz. Yine böyle yetemediğimiz bir zaman, kalıp içinde sıkıştık kaldık. Ama her şey de bir hayır varmış. Biz bugünkü sohbet için sizlere çok çok teşekkür ediyoruz. İnşaAllah bir başka sohbette buluşmak üzere derken sizden dostlarımıza söylemek istediğiniz, izleyicilerimize bir mesajınız varsa onları alalım.
ADNAN OKTAR: Benim aslan milletime sözüm şu. Dünya çok zararlı bir ortama doğru gidiyor, çok zorlu olaylar olacak. Ama benim aslanlarım, benim aslan milletim. Bütün dünyaya inşaAllah hakim olacaklar. Lider milletiz. Bunun hazırlığı içinde olsunlar. Samimiyet, sevgi, Kuran ahlakını çok iyi bilmek, bol bol Kuran okumak, Allah’ı çok sevmek, Allah’tan çok korkmak. Başka bir şeye gerek yok. Gönülleri çok rahat olsun inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah. Evet, sevgili dostlar tekrar görüşünceye kadar Mevla’m yar ve yardımcınız olsun. Allah’a emanet olun. Rabbim sizi her zaman güzel güzel insanlarla karşılaştırsın.