MUHABİR: Efendim mutlu günler diliyoruz, her Cumartesi olduğu gibi, bizler bugün yine İstanbul’dan canlı yayınla yaklaşık 2 saatlik süreçte sizlerle birlikte olacağız ve Sayın Adnan Oktar’la ahir zaman sohbetlerini hep birlikte paylaşacağız sizlerle birlikte. Sizler bizlere ahirzamansohbetleri@hotmail.com internet adresinden, mail adresinden ulaşabileceğiniz gibi aynı zamanda cep telefonlarınızın mesaj yaz bölümüne girdikten sonra Kanal35 yazıp bir boşluk bırakarak sorunuzu 3834’e göndererek de ulaşabileceksiniz ve bizlere sorularınızı aktarabileceksiniz. Aynı zamanda şu anda izlemekte olduğunuz programa www.harunyahya.tv ‘adresinden de online olarak izleyebilme şansına sahip olacaksınız. Hepiniz hoş geldiniz yayınımıza bizler yine yağmurlu bir İstanbul gününe hoş bulduk diyoruz.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, hoş geldiniz, maşaAllah
MUHABİR: Bir haftalık bir ara verdikhocam geçen hafta başka bir arkadaşımız burada sizlerle birlikte idi.
ADNAN OKTAR: Evet, hayır var hepsinde inşaAllah
MUHABİR: Yine ben İstanbul’u bıraktığım gibi buldum. Yine yağmurlu MaşaAllah çok güzel.
ADNAN OKTAR: Ahir zaman bereketi İnşaAllah. Harika bu tabii çok şaşırtıcı, barajlarımızı doldu, Elhamdülillah. Memleketimizin üzerine bereket yağıyor, MaşaAllah. Ama neden olduğunu ben size demiştim, İnşaAllah.
MUHABİR: Evet, 8 haftayı aşkın bir süredir ki
ADNAN OKTAR: Elhamdülillah, MaşaAllah
MUHABİR: Ne kadar güzel ki yağmura hasret kalmıştık aslında geçtiğimiz yıllardaki kuraklıklardan sonra. Bu yıl çok da güzel tüm Türkiye genelinde yağışlar oldukça güzel seyrediyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Elhamdülillah
MUHABİR: Evet,Geçtiğimiz hafta oldukça hareketli bir haftaydı. Birazcık gündemi tartışarak başlayalım istiyorum. Özellikle Çarşamba günü büyük bir gazetenin iç sayfa ekonomi sayfalarındaki manşetlerde Avrupa Birliği yıkıldı, çağırsa da gitmeyin, İslam Birliği liderliğine oynayın şeklinde bir manşet vardı. Pentagon’un danışmanı gölge CIA lakaplı George Friedman, Türkiye’ye yol haritasını çizdi ve dedi ki, İslam ülkelerinin lideri olacak, Türkiye.
ADNAN OKTAR: Evet,
MUHABİR: Biraz açalım mı değerlendirelim mi konuyu gerçi haftalardır konuşuyoruz bizi izleyenler takip edenler bileceklerdir ama çok önemli bir nokta galiba.
ADNAN OKTAR: Sosyologların, bu tarz araştırma yapan kişilerin, bilim adamlarının ortak kanaati aynı bu şekilde, Türkiye, Türk-İslam aleminin lideri olacak. Ama bu gün gibi zaten aşikar. Çok sarih bir şey. İnşaAllah, o yönde gidiyoruz. Ama tabi bizim de ciddi şekilde gayret etmemiz lazım. Sebeplere sarılmamız gerekiyor. Eğer İnşaAllah bu hızla gidersek bu güzellik oluşacak. Eğer bu hızla gitmezsek de bu güzellik oluşacak. Hiç yapmasak da yine bu güzellik oluşacak. Çünkü kader böyle İnşaAllah.
MUHABİR: Evet, çok enteresan cümleler de kullanılmış, İslam dünyasının fay hattı olacağını da belirten Türkiye’nin depremde İslam dünyasının fay hattı olacağını belirtmiş Friedman. Aynı zamanda İslam dünyası bir ülkeyi yönetecekse o kesinlikle Türkiye olmalıdır, Türkiye olacaktır, diyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah
MUHABİR: Olay sadece ekonomik değil diyor.
ADNAN OKTAR: Tabii ki
MUHABİR: Bunun altında yatan sır?
ADNAN OKTAR: Tabii ki, kökeninde çünkü İslam ahlakı var, Allah sevgisi var. Çünkü Ortadoğu’nun özelliği sürekli din hakimiyeti olmuştur Ortadoğu’da. Yani din ile insanlar mutlu olurlar, dinle yaşamışlardır. Din ahlakı ile sosyal olaylar denge buluyor. Yani böyle demokratik çözümler, sosyal çözümler, bilimsel çözümler bunlarla hiçbir zaman için ne Avrupa kurtulabildi. Ne başka yer kurtulabildi. Çünkü Allah kainatı böyle yaratmış. Ancak din ahlakı ile normal yaşanacak gibi yaratmış, ekonomik kriz nasıl din ahlakının olmamasından kaynaklanıyorsa, nasıl intiharlar, cinayetler, uyuşturucu, rezaletler her türlü toplumda meydana gelen sevgisizlik din ahlakının olmamasından kaynaklanıyorsa bu olayın da artık İslam aleminden kalkması zamanı da geldi. Yani bu bozukluk kalkacak din ahlakı bu güzelliği ile bu ihtişamı ile bu bölgeyi tamamen kaplayacak İnşaAllah.
MUHABİR: 100 yıl sonra 4 büyük güçten bir tanesi olacağı söyleniyor, Türkiye’nin
ADNAN OKTAR: 4 değil aslında birinci sırada olacak inşaAllah.
MUHABİR: Birinci sırada olacak, değil mi?
ADNAN OKTAR: İnşaAllah
MUHABİR: Bir de 2030’da yeni bir kriz meydana gelecek, diyor Friedman ve bu kriz de Türkiye’ye yarayacak, diyor bunu nasıl değerlendiriyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Bundan sonra kriz Mehdi devrinden sonra olmaz. Yani Mehdi’nin olduğu yerde kriz mriz olmaz. Bereket bolluk ve refah vardır nerenin krizi. Ama deccalin zuhurunda doğru, çünkü deccal çıktığı bölgelere bereketsizlik ve uğursuzluk meydana getirecektir. Ortalığı birbirine katacaktır. İnsanlara annelere babalara yönelik bir çalışma yapacaktır. İşte ben insanları diriltiyorum. Ölü diriltiyorum şeklinde böyle hipnozla delice hareketler yapacaktır. Onlar da çocuklarını ona davet edeceklerdir ve böylece büyük bir güç kazanacaktır. Ama İslam aleminde bereket bolluk sürekli olacaktır. Mehdi demek eşittir bereket, bolluk, huzur, sevinç, neşe demektir. Yani O’nun devrinde kıtlık olmaz İnşaAllah.
MUHABİR: Bütün dünya aslında artık Türk-İslam Birliğinin ne kadar önemli etkin olduğunu ve en kısa zamanda gerçekleştirilmesi gerektiğini kabul ediyor yanılmıyorsam hocam. Peki, tam anlamıyla ne zaman gerçekleşecek. Ne zaman tamamdır biz birleştik, biz yolumuza devam ediyoruz, denecek. Ne zaman kurulacak? Yine gazete manşetlerinde sıklıkla görüyoruz son günlerde.
ADNAN OKTAR: Evet, bakın ne diyor. Türkler tarih sahnesine imparatorluk olarak dönecek. Yani dev bir Türk-İslam Birliği oluşacak. Hem de bunu en etkili ağızlar söylüyor. Sadece tarihte hata yapıyor, 2040 yılına kadar değil, 2014, 2021. 2021’de bu konu bitmiş olacak tamamen İnşaAllah.
MUHABİR: Evet, aslında Türkiye kökenine bakıldığı zaman Osmanlı İmparatorluğu ve büyük bir güce sahiptir. Aslında tam Türkiye’nin mozaiğine uyan bir sistem değil mi?
ADNAN OKTAR: Yani, armasından bile ihtişamı anlaşılıyor. Biz bu milletin evladıyız, Osmanlı torunlarıyız. Biz dünyaya güzellik, sevgi, iyilik saçmak istiyoruz. Huzur vermek istiyoruz. Dünya iflas etti, yani dünya iflas etti. Müflis halde şu an. Biz bu iflastan dünyayı kurtaracağız. Türk-İslam Birliği kurtaracak. Başka türlü ezim ezim eziliyor. Görüyorsunuz İsrail’de millet bakkallara, marketlere saldırmış. Ermenistan’da ekonomi çöktü, devlet çöktü. Yani devlet ekonomisi çöktü. Öbür mesela İrlanda, İngiltere’de şu an ekonomik kriz çok muazzam şiddetlendi. Amerika’da şiddetlendi. Büyük şirketler sürekli çöküyorlar. Her gün çökme haberi geliyor. Dolar fırladı. Doların fırlaması da Amerikalıların aleyhine oluyor. Yani lehlerine olmuyor. Dolayısı ile bu tarihi günleri yaşıyoruz yaşayacağız da. Bu devam edecek herkes de bunu görecek İnşaAllah.
MUHABİR: Öte yandan bu hafta yine oldukça önemli bir hafta idi. 3 Mart 2009 Salı günü Vatikan’da gerçekleştirilen bir toplantı vardı. Bu toplantıda yine yaratılış görüşü Darwinistler ya da evrimciler tarafından anti demokratik bir şekilde reddedilmeye çalışıldı. Salondaki mikrofonlar kapatıldı. Yaratılış görüşünü savunanlar belgeleri, bilgileri ortaya koyanlar salondan atılmaya çalışıldı. Biraz açalım mı, aslında çok net bir şekilde kendilerini ele verebiliyorlar. Çok net gözlem yapıldığı zaman
ADNAN OKTAR: Aslında Darwinistlerin yenilgisi işte böyle olur. Mesela, çıkartsalar konuşturtsalar, dinleseler yenilmezlerdi yine bir dereceye kadar. Yani en azından orda yenilmemiş gibi görünürlerdi. Hiç yoktan demokrat fikir hürriyeti olan insanlar olarak tanınırlardı lokal olarak orası için. Ama tam bir Darwinist tavrı gösterdiler. Darwinistler öyledir yani yenen yenene. Yani kim de kuvvet varsa o onu yener. Mesela bu salon bizim, güç bizim, ver bakalım mikrofonu sen de konuşamazsın. O kadar!
MUHABİR: Evet,olayı biraz açalım mı, neler nasıl gelişti oradaki olay. İzleyenlerimizi de aydınlatmak için. Mutlaka internet sitelerinden takip etmişlerdir ama
ADNAN OKTAR: Şimdi arkadaşımız çıkıyor. Konuşmak istiyor. Bir soru sormak istiyor ama sorusunu sorması için de tabi zemin bilgi vermesi gerekiyor. Ben diyor Harun Yahya’yı savunan bir insanım. Onun fikirlerini O’nun kitaplarını okuyan bir insanım deyince zaten oradan bir şafak atıyor. Çünkü mağlubiyet kesin demektir o zaman. Çünkü mutlaka yenilecekler, demektir. Sorunun girişine başlayınca aman aman dur, diyorlar. Konuşan kişi de çok ünlü bir Darwinist. Hemen oradan kaçtı adam. Filmi var zaten, www.HarunYahya.org , www.HarunYahya.net de var. İsteyenler görebilir, hatta 1. sırada hatırladığım kadarıyla Onunla da yetinmiyorlar, yani sürükleyerek dışarıya çıkartmaya çalıştılar. Ama arkadaşımız anlamazlıktan gelip yerine oturdu. Ona pek ses çıkaramadılar tabi. Çünkü bir ciddi bir rezalet çıkacak yapamadılar. Bu Darwinist zihniyetin ne kadar tehlikeli tırmanış içinde olduğunu gösteriyor, çünkü bunu yaptıkları yer neresi tam dindarların yeri olarak bilinen, rahiplerin kontrolünde olan, Katoliklerin kontrolünde olan bir yer. Bu inanılır gibi değil. Ve oradaki Katolikler de bunu destekliyorlar. Yani çok haklı buluyorlar, çok doğru buluyorlar. Bunu prestij için mi yapıyorlar, onlara yaranmak için mi yapıyorlar. Orası Masonların kontrolünde olduğu için mi yapıyorlar. Artık orası meçhul ama bunların tamamı Mason inanılır gibi değil. Yani onların içinde bir 10 tane aklı başında bir rahip yok mu? 3-5 tane din adamı yok mu? Bu nasıl oluyor? İnanılır gibi de değil karşı çıkan da yok. Hepsi sanki ağız birliği yapmış gibi bu örgütlenmeyi destekliyorlar, bu tabii çok karanlık.
MUHABİR: Din adamlarının olduğu bir yerde bu örgütlenmenin mantığı nedir?
ADNAN OKTAR: Şimdi şöyle olabilir Allah esirgesin bir ihtimal mafya türü bir örgütlenme de olmuş olabilir orada. Yani derin devlet örgütlenmesi gibi de olabilir yani tamamen bir çetenin kontrolüne de geçmiş olabilir. Mason kontrolünde olduğunu düşünüyorum, yani çok açık bu görülüyor. Mason rahipler var içlerinde onu da biliyorum. Ama bu kadar geniş çaplı bir örgütlenmeye gidebildiler mi gerçekten bu çok şaşırtıcı. Vatikan’ın bu duruma gelmesi tam ahir zaman alameti, Hz. İsa’nın inişinin ne kadar gerekli olduğunu göstertiyor. Bakalım oradaki rahipler, Papa ve diğer kişiler, din adamları Hz. İsa geldiği vakit, Hz. İsa sen evrimden oldun. Cebrail, Mikail, Azrail, bütün melekler ve dünyayı saran her yerde olan melekler, cinler, şeytanlar hepsi evrimle oldu diyebilecekler mi bakalım. Diyemeyeceklerine göre bunu nasıl hangi cesaretle savundular o da ayrı mesele. Ama Hz. İsa’ya karşı savaşacaklarsa o ayrı mesele o zaman. Ama Hz. İsa’ya karşı savaşanlar mutlaka mağlup olurlar. Yani her yerde melek olduğunu söylüyorlar. Her yer meleklerle dolu diyorlar, her yerde cinler var. Şeytanlar var, diyorlar. Bunlar nasıl evrimleşsin. Yani Darwin bunların başında mı durdu meleklerin, şeytanların cinlerin. Bunların demeyeyim Allah affetsin, bu mübarek meleklerin ve cinlerin ve işte o lanet şeytanların. Yani yanında durmadı. Çünkü kontrol etmesi mümkün değil. Ama bunların yaşadığını kabul ediyorsunuz siz. Hz. İsa geleceğine göre ve başka bir boyuttan geliyor. Öyle böyle bir varlık evrimle oluşur mu, başka bir boyuta geçiyor artık. Bir başka boyuttan 2000 yıl sonra geri geliyor. Nasıl evrimle olsun böyle bir varlık. Böyle muhteşem bir varlık.
MUHABİR: Soru işaretlerine kendileri cevap veremedikleri için belki de kendileri bu kadar karamsarlık yaşıyorlar. Bu arada yine orada gerçekleştirilen toplantıda sizin katılımcı arkadaşınız 2 tane fosil ismi söyledikten sonra ortam gerginleşiyor yanılmıyorsam değil mi, biraz açalım mı onu da izleyenlerimizle paylaşalım. Çünkü çok önemli ve özel canlılar.
ADNAN OKTAR: Şimdi fosillerin tamamı yaratılışı ispat ediyor. Bunların elinde delil yok. O yüzden çok sıkıldılar. Daha 2 tanesine cevap veremiyor adam. Yani değil ki 100 milyon tanesine cevap versinler. Hangi birine cevap versin. Ne konuşsalar aleyhlerine ama hepsi aynı kafada toplanıyorlar. O ona Darwinizmi anlatıyor, o ona Darwinizmi anlatıyor. Birbirlerini kandırıyorlar. Çünkü hepsi maaş alan insanlar bunlar. Eğer dese ki birisi ben Darwinizme karşıyım, yalan sahte 100 milyon fosil var. Bir tane bile ara fosil yok dese profesör ya bu insan hadi arkadaşım çık bakalım işinden diyecekler. Para da bayağı bol geliyor. Makam mevki var. Bak mesela, ağırlanıyorlar, oraya gidiyorlar. Başka yere gitseler başka yerde ağırlanıyorlar. O zaman meslek icabı sürekli Darwinist olmaları gerekiyor. Peki ama bir de insanda haysiyet vardır. Onur vardır. Şeref vardır. Doğruluk ve dürüstlük vardır. Bunlarla çelişir bu yani insanın dürüst olması lazım. İnsan para için yaşamaz, doğrular için yaşar. Hak için yaşar. Allah aşkı için, Allah sevgisi için yaşar. Hepsinin üstünde Allah rızası için yaşar. Hepsini derken Cenab-ı Allah ile ilgili izahlarımı tenzih ederim, sadece Allah rızası için yaşanır. Bu kişiler genelinde meslek kaygısı içinde çevre kaygısı içinde oluyorlar. Yani Darwinizme karşı olursa bütün arkadaşları aforoz ediyorlar. Ne İngiltere’ye gitse arkadaşları muhatap alıyorlar, ne Fransa’ya gitse orada insan gibi karşılanıyor. Sanki böyle bir düşman gibi karşılanıyorlar. Ama düşman gibi karşılayan da Darwinizme inanmıyor işin acayip yani. Hani derler ya bir deli bir kuyuya bir taş atar 40 akıllı çıkaramaz, hepsi oyunun içine düşmüşler. Hepsi de meslek sahibi olmuşlar. Bir zincirlerle birbirine bağlanmışlar, zincirin bir halkası koptu mu olay anormalleşiyor. Yani hemen orada bir hastalık olduğunu düşünüyorlar. Üstüne gidiyorlar. Bu işte toplum psikolojisi ve toplum mühendisliğinin bir uygulaması yani anormal bir düşünceyi topluma benimsetmek. Mesela Hitler çıktı, adam psikopat bütün Alman halkı biliyor. Ama bütün halka kabul ettirdi Alman halkına. Mesela Mussolini çıktı, bütün İtalyan halkına psikopatlığını kabul ettirdi, psikopat düşüncelerini İtalyanlar çok nezih insanlar, bayağı sevecendirler. Onun delice düşüncelerini kabul ettiler. Bir başka yerde Komünizmi insanlara kabul ettirdiler. Yani her türlü rezilliğe açık bir yapı oluşturdular. Onun için toplum kolay provoke olabiliyor. İnsanı böyle kolay ikna edebiliyor, yani inanmadığı şeylerin peşine gidebiliyorlar. Biz de şimdi cesurca bunu anlatıyoruz. Ama mühim olan halk tabanıdır. Halk Darwinizme inanmıyor. Yani meslektaşları olabilir. Adam Darwinizm ile ilgili ihtisas yapmış bütün hayatını ona vermiş ondan geçiniyor. Mesleğini bırakmak istemiyor ama halkın mesleği değil o. Halk rahatça reddedebiliyor. Bu bir sahtekarlık diyor, yalan söylüyorsunuz diyor, oyun oynuyorsunuz diyor. İnanmadığını ortaya koyuyor.
MUHABİR: İzahı olmayan bir şey için hayatını nasıl verebilir, nasıl çalışabilir üzerinde bu da ayrı bir tartışma konusu.
ADNAN OKTAR: İşte meslek mesela, falcılar büyücüler var, meslek edinmiş, biliyor onun safsata olduğunu delilik olduğunu ama savunuyor. Yani mesela nasıl eroin satanlar var. Bunu vicdansızca, ahlaksızca bir şey olduğunu biliyor. İnsanları katlettiğini bununla biliyor. Ama yapıyor. Kötü bir şey olduğunu biliyor meslek edinmiş adam. Hırsız da mesela yapıyor. Darwinist de aynı kafada işte. Yanlış olduğunu biliyor, kötü olduğunu biliyor. Ama meslek olduğu için çünkü iyi maaş alıyor bunlar çok iyi maaş alıyorlar. Bir de itibarları var. Üniversite de itibarları oluyor. Bilmem başka yerlerde itibarları oluyor. Aforoz olmamak için Darwinist görünmeye devam ediyorlar. Özel sohbetlerde tabii ki inanmıyorum diyor. Ben kaç kişi ile öyle karşılaştım.
MUHABİR: Ama yine de inanmadığı bir şeyi savunarak insanları inandırmaya çalışmakta ayrı bir maharet olsa gerek.
ADNAN OKTAR: Mesela, Hocam vardı, Ercüment Tarcan akademideyken ona Darwinizm ile ilgili bir kitap vermiştim. Dedi, bir tane hücre yapsınlar insanlar ben kendimi buradan pencereden atarım aşağı dedi. Tabii ki, tesadüflerle oluşmaz, dedi. Ama derste de Darwinizmi bayağı coşkuyla anlatıyordu. Tabii bu anlattıklarımdan onu tenzih ederim. Hocamız ayrı bir insan yani.
MUHABİR: Evet, ama oldukça ses getirdi değil mi bu en son yaşanılan olaylar birçok yabancı gazetenin de manşetinde ama Türkiye medyasında çok fazla göremedik sanki belirli başlı gazetelerin dışında. Yine medyaya geleceğiz galiba.
ADNAN OKTAR: Avrupa’da ama yüzlerce gazetede çıktı bu olay.
MUHABİR: Evet, evet
ADNAN OKTAR: Türkiye’de zaten milletimizin sorunu yok Darwinizmle. Darwinizm Türkiye’de bitmiş vaziyette.
MUHABİR: Ama en azından bir Türk yazar siz bu konuyla ilgili yıllardır mücadele ediyorsunuz. Gerçekten bütün dünyayı sarsacak eserler hazırlıyorsunuz. Bu bir gurur tablosuydu aynı zamanda.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah
MUHABİR: Ama nedense çok fazlasıyla yer verilmedi belli başlı yayınların dışında. Yine aynı mevzulara mı geliyor acaba kökeni Türk medyasında.
ADNAN OKTAR: Yani mesela Masonluğun kontrolünde olan bir medyayı düşünün. Adam nasıl bunu anlatsın. Zaten söylüyor adamlar biz anlatsak bizi işimizden atarlar, diyorlar. Olay patronda bitiyor diyor. Patron da bakıyor bambaşka adamlar çıkıyor, bazen baron çıkıyor, bazen başka bir şey çıkıyor.
MUHABİR: Evet, bir izleyicimiz Richard Dawkins, Cafe Bible Dergisi ile yaptığı röportajında kendisi neden bazı bilim adamlarının dindar oldukları sorulduğunda Darwin’in evrim teorisinden önce herkes dindar olabilir, diye cevap veriyor. Üstelik hiçbir bilim adamının her şeyi bilen ve işiten bir güce gerçekten inanmadığını söylüyor. Bu bilimi ve inancı direkt karşı karşıya getiren bir açıklama bu konuda sizin görüşünüzü merak ediyorum, demiş Sinem İlter, İngiltere’den.
ADNAN OKTAR: Bu zaten Allah’a inanmasa bu kadar rahatsız olmaz. Yani Allah’a inanmıyorsan inanmıyorsundur. Niye sürekli Allah yok diye bağırıp duruyorsun, sokaklarda otobüslerde. Yani niye bu seni bu kadar rahatsız ediyor. Demek ki, Allah inancı içinde var, bilinçaltında o sıkıyor, yani vicdanen rahatsız oluyor. Ondan kurtulmak için çabalıyor. Allah’a inanmıyorsa inanmaz adam ama bu debelenme ne, yani bu bağırtı çağırtı bütün ömrünü buna vakfediyor. Çünkü Allah ona vahyediyor. Allah ona öyle bir emir vermiş. Mesela Nemrut’a emir veriyor Cenab-ı Allah, nemrutluğunu yapacak. Firavuna emir veriyor, yapacak. Darwin’e emir veriyor yapıyor. Mesela, Dawkins’e emir veriyor Allah yapıyor. Böyle Cenab-ı Allah’ın kanunudur. Dawkins olmasa onun zıddı olmaz. Yani Allah zıddı ile yaratıyor.
MUHABİR: Evet, Dawkins’e evrim konusunda tartışmak için Türkiye’ye çağırdığınızı biliyoruz. Acaba başka bir kişiyi de çağırdınız mı ve sonuç cevap ne oldu, Doğan Karaca, Ankara’dan soruyor. Türkiye’nin de merak ettiği konulardan bir tanesi de bu aslında.
ADNAN OKTAR: Şimdi en önem verdiklerinden biz başlamak istiyoruz. Bakın açık açık meydan okuyorum. Diyorum eğer gücün yetiyorsa çoluk çocuklarla tartışma, gidip rahiplerle tartışıyor. Onlarla da tartışma, senin hakkından gelecek insan burada istersen ben geleyim. Yer ayarlayın veyahut siz buyurun ağırlayacağız, diyorum. Nezakette saygıda hürmette ben asla kusur etmem. Yani krallar gibi ağırlarız elimizden geldiği kadar. Gelsin televizyon kameraları karşısında güzelce tartışalım.
MUHABİR: Evet ama cevap?
ADNAN OKTAR: Asla diyor yemin ettim. Peki, kardeşim yemin ettiysen sırf benimle tartışmamaya mı yemin ettin sen. Gidip çocuklarla tartışıyor, rahiplerle tartışıyor, halkla tartışıyor. Peki, bana gelince mi yeminin geçerli senin. Yemin ettim tartışmam diyor.
MUHABİR: Çok geçerli ve gerçekçi deliller ortaya koyduğunuz için belki kaçınıyor mu?
ADNAN OKTAR: Hayır %100 yeneceğimizi bildiği için. %100 yani %99 değil.
MUHABİR: Evet,İnşaAllah bir gün biz de ağırlamaktan gurur duyarız tüm Türkiye ve dünya gündemini.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah
MUHABİR: Değil mi, peki devam edelim izleyici sorularımızla, Davos’taki tavrından sonra Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye arabuluculuk pozisyonundan zarar görecek diye çok eleştirilmişti. Oysa şu an beklenenin tam tersi oldu, diyor değerli izleyicimiz. Davos’tan sonra Arap turizminde patlama oldu, Arap iş adamlarının Türkiye’ye yatırım talepleri çok daha fazlasıyla arttı. Araplar Erdoğan halife olsun başımıza geçsin diyorlar. Türkiye lider ülke konumuna yükseldi siz neler düşünüyorsunuz, Tarık Sönmez, Bursa’dan bize ulaşan izleyicimiz.
ADNAN OKTAR: Bu halifelik sözleri padişahlık sözleri kasten ortaya atılıyor. Çünkü Türk- İslam birliğinde halifelik, padişahlık böyle sistem yok ultra modern olacak, binalar ultra modern, gençlik ultra modern, hayat ultra modern olacak sevgi, şefkat, merhamet, dostluk ve kardeşlik hakim olacak. Herkes dindar olacak fakat sistem laik olacak yani Türkiye laik kalacak. Bu sistemde zaten İslam mükemmel yaşanır. Nerenin padişahlığı nerenin sultanlığı öyle bir şey yok bunu yapanlar olaya hem cahilce yaklaşıyorlar yahut kasten yaklaşıyorlar. Biz Türkiye’yi tamamen aydınlatmak güçlendirmek azmindeyiz. Biz pırıl pırıl bir Türkiye istiyoruz. Her yeri mutlu insanlarla dolu, her yeri meyve ağaçları olan, küçük küçük hayvanat bahçeleri olan, sevinçli yaşanan çok dindar, vicdanlı, namuslu, onurlu, güzel insanların yaşadığı bir ülke haline getireceğiz Türkiye’yi ve İslam alemini de. Bu bir gönül liderliğidir. Tamam, mesela Mehdi çıkacaktır. Mehdi çıkacaktır ama gönül adamıdır Mehdi. Evinden idare edecektir zaten. İdaresi de şöyle böyle yapsanız güzel olur diyecektir, dayatma yok. Resmi emir yok, baskı yok. Mesela farz edelim Ermenistan kıtlık içerisinde onlar bizim canımızdır kardeşimizdir herkes elinde ne varsa göndersin der. Bir kampanya başlatır. 5 dakikada Ermenistan refaha kavuşur. Mesela kavga ediyordur iki İslam ülkesi bir şey vardır. Yapmayın günahtır doğru değil derler sevgilerinden saygılarından Allah rızası için vazgeçerler. Bu şekildedir. Mehdilik de bu şekildedir. Dolayısıyla sultanlık halifelik böyle bir olay yoktur. inşaAllah
MUHABİR: Peki İslam birliği diyorsunuz, İslam kelimesinin olduğu her şey neden eşittir şeriat olarak algılanıyor. Yani İslam ve şeraitin farklılığı ya da nedir bunun sebebi.
ADNAN OKTAR: Hayır şimdi şeriat deyince gözü yuvalarından çıkmış devrik gözlü saçı sakalı birbirine karışmış elinde palayla gezen adamlar falan yani bu tarif ettikleri adam türü zaten deccaldir. İslam’ı ortadan kaldıran sistemdir bu zaten yani İslamiyet’in yaşanmasını engelleyen sistemdir. İslam ortadan kalkmaz da yani toplum sahasından silinir. Bir anlamda azalır. Silinir de demeyeyim Allah affetsin yani gücü geri çekilir. Görünmez hale gelir. İslam’ın ruhunda sevgi, şefkat, merhamet, muhabbet vardır. Mesela siz çok insancıl temiz bir insansınız. Bu güzel İslam ahlakıdır işte. Belli kimseye zararınız olmayacağı. Ilımlı sıcak bir insansınız. Yani İslam budur. İnsanlara yardım etmek, sevecen davranmak, Allah’tan korkmak, ibadetlerine titiz olmak ehl-i sünnet inancında derin bir nezaket, derin bir güzellik derin bir temizlik vardır. Bunun gereğini yerine getirmek. Mesela Osmanlı devri aydınları çok nezih insanlardı. Mesela son dönem profesörleri alimleri en az 5-6 dil bilen her konuda derin tecrübesi olan derin bilgisi olan insanlardı ve çok nezih insanlardı. Buna denir, böyle insanlara denir Müslüman. Müslüman çok çok kültürlü olacak, çok sevecen olacak, mütevazı –mazlum olacak, can yakmaktan şiddetle kaçınacak. Tamam, İslam’da mesela kanunlar vardır. Farzedelim zinaya yüz sopa atılır ama kadınla erkeğin cinsel ilişki halindeyken dört şahit tarafından ve adil, samimi şahit tarafından tespit edilmesi gerekir. Adamlar kapıya geldi. Kapıya tık tık vurdular. Adam diyecek ki buyurun ne istiyorsunuz? Seni tespite geldik diyecekler. Sen zina yapıyorsun. O adam o halde kalır mı insan. Pencereden giremez zaten Kuran ayeti var. Kapıyı kıramazlar. Yani ani, öyle bir olay yok. Rıza ile girmeleri gerekiyor. Tabi ki o insan günaha giriyorsa ayrı mesele Allah vermesin. Ama şeklini şemalini düzeltecektir. Ondan sonra kapıyı açacaktır. Buyurun ne istiyorsunuz diyecektir. Onlar da hiç öylesine geldik diyeceklerdir. Bir kere su-i zan yok İslam’da. Yani hüsn-ü zan var. Adam “nereden çıkardınız dese” yani zina yaptığımı nereden çıkardınız dese” bitti adamlar. Mesela kadına deseler, sen zina yapıyorsun. Buna Kuran’a göre seksen sopa vardır. Diyemez. Yani yüzde yüz ispat etmesi gerekir. Dolayısıyla bu cezalar uygulamaya yönelik cezalar değil görülüyor. Caydırmaya yönelik yani insanların kafasında Allah’tan korkmayanın kafasında korku meydana getirsin diye uygulanması Allah tarafından istenen cezalardır. Dolayısı ile pratikte zaten böyle bir ceza uygulanmıyor. O zaman şeriat, şeriatta sadece sevgi hakim olduğu görülüyor. Muhabbet, dostluk ve kardeşlik hakim olduğu görülüyor. Şeriat kelimesine de gerek yok. Kuran ahlakı vardır, Kuran sevgisi, muhabbeti vardır. Dolayısıyla insanların kafasındaki istifhamla Kuran’ın meydana getireceği hayat arasında dağlar kadar fark var. Pırıl pırıl insanlar, birbirine selam veren insanlar, modern binalar, modern araçlar, modern teknoloji, bağlar, bahçeler, akan pınarlar, gürül gürül şehir içinde akan suni nehirler, suni göller, olmayan yerde olan yerde zaten olur. Böyle cennet gibi bir hayattır. Bunun sonucunda evlerin kapısını anahtar takılmaz. Mağazalara girerken tepeden tırnağa taranmazsınız. Üstünde silah var mı, şu var mı diye aranmazsınız. Bakkala, dükkana girdiğinizde gizli kameralarla tespit edilmezsiniz. Sokakta korkudan dolayı gözünüzü kimseye bakmadan dümdüz robot gibi gitmezsiniz. Gözünüz sevgi arar, muhabbet arar.
MUHABİR: Aslında bu anlattıklarınızın hepsi karşımızdakilere ve kendimize olan güvensizliğimizin bir göstergesi belki de. Bu da inancımızın çok net düzeyde olmamasından, ortada olmamasından kaynaklanıyor.
ADNAN OKTAR: Tabiî ki, tabiî ki, dışarı çıkıyorum kimse kimseye bakmıyor. Bu ne oluyor böyle! Bu kadar mı korku yani böyle yaşanır mı?
MUHABİR: Sürekli bir panik hali,
ADNAN OKTAR: Yani büyük bir kitle böyle. Yani herkes sevgi ile birbirine baksın. Konuşalım, dost olalım, selamlaşalım. Arkadaş olalım, kardeş olalım. Mesela bir lokantaya girince Selamun Aleykum, Aleykum Selam, hoş geldiniz, buyurun denmesi yahut merhaba ne diyorsa artık kendi inancına göre böyle olması lazım. Mesela, bazı mağazalara giriyorum. Yani yan gözle bile birbirine bakamıyorlar. Böyle şey olur mu? 1.5 – 2 metre bakacağı alan. Göz ucuyla bile bakamıyorlar. Göz çarpması salise kadar bakabiliyorlar, korkudan belki de.
MUHABİR: Maalesef
ADNAN OKTAR: Böyle olmaz. Biz çocukları rahatça sevebilmemiz lazım. Gençleri tebrik etmemiz lazım. Kardeşlerimizi değil mi. mesela, efendi olan yaşlıları amcaları nasılsın amca ne yapıyorsun dememiz gönül almamız lazım şakalaşmamız lazım. Böyle olur hayat. Kuran ahlakı işte bunu sağlar bize.
MUHABİR: Kısa bir ara vereceğiz, devam edeceğiz. Reklamların ardından kaldığımız yerden devam edeceğiz bizden ayrılmayın.
MUHABİR: Efendimreklamların ardından birlikteliğimiz devam ediyor.İstanbul’dan canlı yayınla Sayın Adnan Oktar ile birlikteyiz. Ahir Zaman Sohbetlerini yapıyoruz, bugün yine birliklte sizlerden gelen mailleri ve sms’leri değerlendiriyoruz. Programın ilk bölümünde daha güncel olaylar ile sizlerin karşınızdaydık. Şimdi ikinci bölümde gelen sorularınızı değerlendireceğiz. Sorularımız arasında en çok dikkatimi çeken bir soru ile başlamak istiyorum. Töre cinayetleri çoğu zaman gazete manşetlerinin ilk sayfalarında ya da üçüncü sayfa haberleri arasında en sık rastladığımız ve günlerce medyayı meşgul eden en önemli sorunlardan bir tanesi. Kadınlarımız ciddi anlamda yarın da dünya kadınlar günü hem bu bağlamda kadınlarımıza mesajlarımızı da verelim. Neler düşünüyorsunuz, neler söyleyebileceksiniz töre cinayetleri ile ilgili. Zeliha Yeşilyurt İstanbul’dan bize bu soruyu göndermiş, kendisine de teşekkür ediyoruz.
ADNAN OKTAR :Toplumda çok yanlış oturmuş bir gelenek var, bir düşünce var. Anneler babalar hata yapmaz. Anne baba ne derse çocuk onu dinlemesi gerekir. Annendir babandır ne yaparsa yapsın, ona itaat et, saygılı ol, gel derse gel. Şimdi diyor ki kız çocuğuna, çocuğa “yavrum diyor, eve gel” diyor. Çocuk korkuyor, anlıyor bir bela çıkacağını, cinayet olabileceğini veya yaralama olacağını gitmek istemiyor. Yavrum diyor, biz senin anne babanız diyor, ne var birşey yok, gel. Çok da iyi davranıyorlar çocuğa, hoş geldin. Gel yavrum diyor, şimdi ben seni bir yere götüreceğim gezmeye diyor, tarlaya götürüyor, ensesinin arkasına sıkıyor kurşunu, öldürüyor. Aile meclisi karar veriyor, annesi, babası, dayısı, halası birlikte. Demek ki, anne baba olmak herşey değildir. Anneye babaya gerektiğinde insan itaat etmeyecek, gerektiğinde de saygı duymayacak. Anneye babaya ne zaman itaat edilir, şefkatli merhametlidir, nezih kibar bir insandır, Allah’tan korkuyordur, güzel huyludur, demokrattır, bu zaman olur. Mafya mensubu bir anne baba, çocuğu da kendi kafalarına sokmak istiyorlar. Çocuk direniyor evden kaçıyor, neden evden kaçtı diyorlar. Tabi ki evden kaçacak. Tabi ki gizlenecek, başka bir çözümü yoktur bunun. Töre cinayetinde de tabi ki çocuk evden kaçacak, ama bu çocukları bu insanları şefkatle koruyup kollayacak hem resmi kurumlar olması gerekir, hem de halkın sahip çıkması gerekir. Mesela halktan bir aile böyle bir genç kıza sahip çıkabilir. Mesela töre cinayetinden korktuğu için kaçıyor evinden. Yani resmi de destek olması lazım, gelsin tabi ki güvenilir bir ailenin içinde gizlensin ve muhafaza olsun. Sürükleye sürükleye gidiyor, hatta bazen öyle oluyor ki, karakoldan da alıp götürüyorlar çocuğu hiçbir şey olmayacak diye. Mesela polis de tabi annesi babasıdır diyor, normal götürsün diyor, olur mu öyle şey, yani mesela gayri meşru alemde oluyor kadın babası da gayri meşru alemde oluyor. Kız çocuğunu kötü yola götürmek istiyorlar. Kız çocuğu tabi kaçacaktır o evden, tabi ki annesi ve babası ile görüşmeyecektir. Ne yapsın? Yani niye illa ki onlarla bağlantıda olması gerekiyor? Güzel ahlaklı olsunlar, nezaketli olsunlar, sevecen olsunlar bu gerekir. Yani bu garip bir gelenek var yani böyle. Hindu geleneği gibi bazı kesimlerde. Hani varya kocası öldüğünde kadını da kesiyorlar, öldürüyorlar. Yani cezaevleri bir sürü suç işlemiş binlerce anne ve babayla doludur. Mesela Sabetaycı anne ve babalar var. Mason anne ve babalar var. Komünist anne ve babalar var. PKK’lı anne ve babalar var. Yani PKK’da olunca annesi babası çocuk ona uymaya mecbur mu? Kaçar tabi ki o evden, tabi ki uymayacak. Tabi ki gizlenecek. Tabi ki arkadaşlarının yanına gidecek ve onu koruyan kollayan insanlar olması gerekir. Ailelerin onları bağrına basması gerekir. Kanuni destek de sağlanarak bu insanların ahlaksız insanlardan uzak durmasının sağlanması gerekir. Kan dökecek, zulüm yapacak adamların ellerine çocuk teslim edilir mi? Yahut mesela ağzını burnunu kıracaklar belli dövecekler. Bile bile götürüyorlar eve, ağzını burnunu kırıp darmakeşan ediyorlar ve gayet rahatlıyor adamlar. Onla da durmuyorlar, bir daha dövüyorlar çocuğu bir daha dövüyorlar. O çocuk niye dursun o evde? Ama bunlara tabi aklı başında sevecen güzel ahlaklı dindar ailelerin sahip çıkması lazım ve toplumun da bu yönde bir gelenek geliştirip bu insanlara destek olması gerekir. İyi yaptın, doğru yapıyorsun demesi gerekir.
MUHABİR: Ama korkuyorlar işte, hocam. Yani böyle bir töre cinayeti ile karşı karşıya kalabilecek ya da maruz kalabilecek bir kişi alıp başka bir aile savunmaya ya da korumaya korkuyor.
ADNAN OKTAR: Ama işte devlet desteğinde olursa güçlü bir aileden alamazlar. Bazı aileler var mesela, evleri korunaklı, bayağı güçlü geniş çevreleri var, değil mi mesela? Hatta kapısında koruması olan evler var. Mesela birçok zengin aile var böyle. Allah rızası için evinin bir bölümünü bu çocuğa ayırabilirler ve çok büyük bir sevap, yani bir can kurtarmış oluyor. Can kurtaracak. Mesela onu okula götürüp, getirtip devlet desteğinde olduğunda bilirse o karşı taraftaki aile, hiçbir şekilde ahlaksızlık yapamaz. Yani gözü dönmüş böyle kan dökücü, vampir gibi o çocuğun üstüne saldıramaz. Adam öldürmek ne demek? Şüphe üzerine. Mesela kızcağızı evlendiriyorlar çocuğu, kız çıkmadı diyorlar. Mesela adam ahlaksız iftira atıyor çocuğa. Delik deşik ediyorlar, babasına götürüyorlar, babası da tamam ben gereğini yaparım diyor alıp götürüyorlar tarlaya, kafasına kurşun sıkıyorlar delik deşik ediyorlar, bırakıyorlar. Yahut direk keserek, koyun boğazlar gibi kesiyorlar. Böyle anne baba olur mu? Annen babandır yavrum itaat et diyor, böyle anne baba olmaz. Böyle anne babaya da itaat de edilmez. Bu deliliktir, teşvik eden de ahlaksızdır ve zalimdir. Böyle vakalarda tek yapacağı şey bu insanların kaçıp bunlardan kurtulması en güzeli böyle makul, aklı başında sevecen ailelere sığınması onlara devlet desteği sağlanmasıdır. Yani bu yöndeki örf ve geleneğin mutlaka değişmesi gerekiyor. Bu çok tehlikeli bir örftür. Çok tehlikeli bir gelenektir ve böyle bir fikre de hiçbir şekilde saygı duyulmaması gerekir. O zaman bu töre cinayetleri, bu zulümler bu genç kızlara yapılan azaplar ortadan kalkar. Yani binlerce genç kız şu an inim inim inliyor Türkiye’de. Kimsenin haberi yok. Mesela adam babası alkolik, içip her akşam dövüyor çocuğu. Sarkıntılık ediyor, ahlaksızlık yapıyor, çocuk bir şey de diyemiyor. Şimdi dese ki babasının sarkıntılık yaptığını söylese çok büyük bir olay olur. Bu yüzden babası öldürüyor, bana diyor sen iftira attın diye kızı öldürüyor. Ve bu indirim sebebi de oluyor. Yani çocuk bunu ispat etme imkanı da bulamıyor. Yani böyle bir rezalet. Kaçsın böyle olaylarda kız çocuğu, gitsin güvenilir, namusuna haysiyetine, onuruna güvenilen bir aileye sığınsın, devlet de onlara destek olsun. Ömür boyu baksın o aile ona. Ama ailesi hakikaten islahı nefs olursa, güzel ahlakı görülürse hakikaten bin pişmandır yanına da birini vererek ama, çünkü kontrol edilmesi lazım ne yapacakları de belli olmaz, hakikaten böyle ise tamam, evladıdır, alnından öperiz devam etsinler. Ama böyle tehlikeli denemeler olmaz. Evine git bakalım ne olacak, öldürüyor işte, ne oluyor? Sayısı yüzlerce, binlerce bu olayların, ve bu rezalete daha hala dur denemedi. Burada çözüm bu söylediğimdir ve bu konuda çok cesur kararlı adımlar atılması lazım. Yani mesela bir aile dinsiz aile, çocuğu dindar, zorla çocuğu dinsiz etmeye, zorla şarap içmeye çalışıyorlar, zorla namaz kıldırtmıyorlar, zorla oruç tutturmuyorlar. Ne yapsın? Tabi ki o evde durmak istemez. Tabi ki dindar bir arkadaşının yanına sığınacaktır. Başka çözüm nedir? Ama dinine, imanına, ahlakına, saygı göstertiyorsa baş tacı eder. Ama zorla döverek, ağzını açarak şarap içirtmeye kalkmak. Mesela bazıları var ben biliyorum fahişe getirtiyorlar, zorla çocuğun üstüne gönderiyorlar illa ki bunla ilişkiye gireceksin diye, kepazelik çıkartmalar. Namaz kılıyor mesela kolundan tutup namazını bozdurtturuyor, Kuran’ı alıp yırtıyorlar, yakıyorlar. Mesela bu çok büyük ahlaksızlık bunlar. Çocuk da evinden ayrılınca niye ayrılıyorsun ya o annen, baban senin diyor, olur mu öyle şey diyor. Git evine diyor, böyle şey olmaz. Yani Kuran’da açıkça ayet var, Allah’a itaat konusunda, eğer bir baskı yapıyorlarsa anneye babaya itaat yok. Öldürmeye kalkıyorlarsa itaat olmaz. Dövmeye kalkıyorsa itaat olmaz. Kötü yola sürüklüyorsa itaat olmaz. Ahlaksız böyle ensest ilişkiye kalkıyorlarsa itaat olmaz, derhal o evden ayrılması gerekir. Derhal, hiç tartışması olmaz bunun. Mesela çocuk ifade ediyor, dört yıldan beri beş yıldan beri babası ona karşı böyle bir sarkıntılık içinde olduğunu söylüyor. Yavrum niye bekliyorsun? Kaçsana. Hiç mi güvendiğin, dindar bir insan yok? Değil mi, hiç mi Allah’tan korktuğuna inandığın bir insan yok? Git yanına değil mi ver bir dilekçe de, can güvenliğim yok de, devlete de sığın, o aile de korusun, olsun bitsin. Ama burada tabi nüfuzlu ailelerin çok büyük önemi var ve toplum da bu aileleri desteklemesi gerekir. “iyi yaptınız Allah razı olsun” demesi gerekir.
MUHABİR: Çok hassas noktalar hassas konular aslına bakarsanız hocam. Bir de demiştik ya yarın dünya kadınlar günü bayanlara vermek istediğiniz mesajlar sizin bayanlara ne kadar değer verdiğinizi anlatımlarınızda çok net bir şekilde izleyenlerimiz de biliyorlar ama dünya kadınlar günü bir gün kutlanıyor.
ADNAN OKTAR: Kadın gördüm mü içim açılıyor o kadar tatlı varlıklar o kadar güzel varlıklar dünyanın en güzel süsü onlar. Yani çiçekler, dağlar, ovalar hiç yani kadın muazzam bir varlık. Allah’ın muhteşem bir tecellisidir. Her evin süsüdür. Sokakların süsüdür, güzelliğidir. Temizlik onlarda, şefkat onlarda, merhamet onlarda, insancıllık onlarda, beceriklilik onlarda, zekilik onlarda, detay görmek, incelik, sanatçı ruh onlarda, çok şahane varlıklardır. Ama kadınların çok iyi korunması gerekir. İyi bakmıyor kadınlara yani bir kere kadın zorlu işlere sokulmaz. Uykusuna dikkat etmek lazım. Yemeğine dikkat etmek lazım. Neşesine dikkat etmek lazım. Huzurlu ortamda yaşatmak lazım. Kadın gerilime gelmez. O çiçek gibidir hemen solar. Mesela nadide bir çiçeği cereyan yapan yere koyuyorsun soluveriyor çiçek güneşe koyuyorsun soluyor. O kadar zordur ki güzel bir çiçeğe bakmak çok özel itina toprağına suyuna kadın da aynısıdır, Kuran da buna dikkat çekiyor. Hz. Meryem’i de Cenab-ı Allah bir çiçek gibi yetiştirdi, diyor Cenab-ı Allah. Bu nadide varlıklara karşı böyle aşkla muhabbetle, Allah aşkıyla, Allah sevgisiyle yaklaşmak, Allah’ın tecellisi olarak sevmek, onurlarına, haysiyetlerine, huzurlarına çok özen göstermek, eğitimlerine itina etmek çok önemli, İnşaAllah.
MUHABİR: Evet, bu arada yine izleyicilerimizden gelen maillerden çoğu Tuğba Coşar, İzmir, sevgili hocam ben üniversite öğrencisiyim. Etrafımda çok fazla bunalımda olan arkadaşım var. Gençliğin çoğu acınacak halde, Allah’ın varlığından, ahiretin varlığından habersizler. Sürekli kulaklarında kulaklıkla müzik dinliyorlar. Adeta uyuşmuş gibiler. Onların bu halini gördükçe üzülüyorum. Neler söyleyebilirsiniz, bu konuyla ilgili diyor. Ben de çok net yakinen şahit oluyorum. Özellikle dini konulardan bahsettiğiniz zaman gençler kulaklıklarını kulaklarına takıp müziğin sesini sonuna kadar açıp orada konuşulan hiçbir şeyden haberdar ya da bilgi sahibi olmak istemiyorlar. Bunu çok fazlasıyla bizzat da yaşıyorum, görüyorum.
ADNAN OKTAR: Ama ben sizin anlatımınızın çok güzel olduğunu düşünüyorum fakat ben bazen televizyonda da görüyorum kavga üslubuyla anlatıyorlar veya çok sıkıcı böyle yani gıcık bir görünümde ve gıcık bir ses tonuyla diyeyim.
MUHABİR: Evet ona da şahit oluyoruz zaman zaman, doğru
ADNAN OKTAR: ve gıcık bir üslupla…
MUHABİR: Aynen öyle
ADNAN OKTAR: Gerçekten sıkıcı bir türlü de konuya giremiyor. Mesela çok kolay bir konu var. Uzatıyor da uzatıyor illa ki ilminin vüsatini, karihasını göstertecek özellikle ben bu kelimeleri seçiyorum ki onların meraklı olduğu şeyleri vurgulamak açısından. Böyle önce bir Arapçasını söylüyor, karşısındaki çocuk Arapça bilmiyor, yani neyi ya Fransızcasını söylüyor. Gösteriye ne gerek var.
MUHABİR: Gerek yok, sadelik lazım.
ADNAN OKTAR: Samimi dürüst Allah rızası için anlat ve din kolaylık dinidir. “Allah sizin için zorluk dilemez kolaylık diler, diyor Şeytandan Allah’a sığınırım. “Hz. İbrahim’in dini gibi kolaydır”, diyor. bizim dinimiz kolaylık dini, yani insanlara böyle dayatmalar yapmak, onları böyle hurafelerle bunaltmak din değildir. Onlardan istenecek şey Allah’ı çok sevmeleri ve Allah’ı deliller ile onlarla göstermektir. Bir de Allah hidayet vermiyorsa ısrar etmeye gerek yok. Herkes iman ile mükellef değildir. Her zaman Allah’a inanmayanların sayısı çok olmuştur. Bu Kuran’ın ifadesidir. İnsanların çoğu iman etmez. İman edenlerin çoğu da Allah’a şirk koşmadan iman etmezler, diyor. Bu hep olmuştur. Bir tek Hz. İsa ve Mehdi zamanında bütün dünyaya din hakim olacaktır. Süleyman devrinde olmuştur. Zülkarneyn zamanında olmuştur yaygın olarak. Ama Mehdi devrinde kamil anlamda olacaktır zaten Kuran ayeti var. Şeytan’dan Allah’a sığınırım Hz. İsa için diyor Cenab-ı Allah, “sana inanmayan hiçbir fert kalmayacak”, diyor Allah “ehl-i kitaptan herkes iman edecek” diyor, çok açık ve “sana inananlar diyor Allah kıyamete kadar küfrün üstüne geçireceğim.” Yani son ana kadar kıyametin son vaktine kadar İslam’ın hakim olacağı söyleniyor. Ki önümüzdeki günler bu günlerdir. Bunlara baktığımızda bu güzellikleri gördüğümüzde ısrarcı olmamanın önemini görüyoruz. Şefkatli anlatımın da yeterli olduğunu görüyoruz ama tabi bilimsel anlatım çok insanları etkiler. Çünkü bilim şu an dünyada insanları en doyuran bilimdir. Mesela Kuran anlatılırken Kuran’ın bilimsel açıklamaları, mesela harikaları anlatırken, mucizeleri anlatırken, bilimsel gerçeklerden mesela diyorum ki Mehdinin alametleri şunlardır. Ama ispat ediyorum, gösteriyorum. Hadis bu olay bu, hadis bu olay bu. Reddedilecek gibi değil çok açık Kuran’ın bütün mucizelerini bilimsel olarak çok açık gösteriyor. Bilim böyle diyor Kuran böyle diyor. Kuran böyle diyor, bilim böyle diyor Kuran böyle diyor aynısı. Bu onların kalbini açar, rahatlatır. Ama tabii ki iman etmeyecekse insan ne yaparsan ya olmaz. Ama mesela siz, hidayet ehlisiniz, belli. Müspet ve pozitif bir insansınız. Ama bazı insanların da Allah yaratılıştan hidayet vermemiştir, hidayet ehli değildir insan ama onlar şöyledir. İnsanlar ondan hata yapıyorlar. Konuştuğu için, baktığı için, yiyip içtiği için onu canlı zannediyorlar. Halbuki Allah o ölü diyor. İnsanlar hep ölüler mezarda olur zannediyorlar. Yani toprak altında halbuki dünyada şuan bir sürü ölü geziyor dışarıda. Yani ölü olduğunu fark eden çok korkar insanlar bir de bu da var. Yani şu korku filmlerinde var ya zombiler oluyor. Bir sürü zombi var toplumda yani ölü, o zombiye anlatıyor. Onun canlı olduğunu zannediyor. Çünkü konuşuyor. halbuki o ikinci bende konuşuyor. Şuuru kapalı onun halbuki uykuda da bir insanla konuşmaya başlayan bir insan ile konuşursan cevap verir. Mesela niçin böyle söyledin desen konuşan bir insana cevap verir sana. Hipnozda da böyledir. Hipnoza giren adama derin translarda uyuyor ne yapıyorsun. İyiyim teşekkür ederim, diyor. Ne yaptın bugün anlatıyor. Her şeyi konuşuyor. Çay içer misin yok teşekkür ederim diyor hatta hipnozda gözünü aç diyorsun gözünü açıyor, adam çay ısmarlıyorsun içiyor, bacak bacak üstüne atıyor, normal hayatını yaşıyor. Ama adam derin uyku halinde işte onu andırır tarzda zombiler var toplumda. O zombiye anlatıyor. Zombi kabul etmedi diye şaşırıyor. Halbuki ölü olduğunu anlasa Allah-u alem bırakıp kaçacak.
MUHABİR: Doğru, doğru söylüyorsunuz
ADNAN OKTAR: Ölüyle konuşmak çok ürkütücü bir şeydir.
MUHABİR: Evet, evet farklı bir bakış açısı hissiyle inancınızı tam en üst seviyede tuttuğunuz zaman bunu net bir şekilde fark edebiliyorsunuz, hissedebiliyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Zombi çok fazladır. Onun için insanlar şaşırmasınlar. Bir de ruh sahibi canlı insanlar vardır. Gerçekten canlı ruh sahibi onlar anlarlar onlar ruh sahibi mesela diyoruz ki sen şu kadar mercimek kadar yerde yaşıyorsun diyoruz mesela görüntü görüyorsun. O hemen kavrar onu ruh sahibi olan. Ama ruhu olmayana anlatsan ikinci bende hipnozdaki adama anlatır gibi anlamaz. Yani morgtan kalkmış gelmiş gibi adam öyle birisi bu.
MUHABİR: Evet, doğru söylüyorsunuz hocam. Cem Yavuztürk’ün bir sorusu var. Selamun Aleykum, demiş. Aleykum Selam
ADNAN OKTAR: Aleykum Selam
MUHABİR: Hocam şefaat konusunu biraz anlatabilir misiniz, bize demiş, biraz ama detaylı bir şekilde.
ADNAN OKTAR: Evet, biz İnşaAllah cennete gittiğimizde Allah nasip ederse yani ahirete gittiğimizde son olarak hükmen, usulen, güzellik olsun diye Allah sorgulama yapıyor. Yoksa Allah bizi cennette yaratıyor, mümin isek cennetteyiz. Küfür de zaten cehennemde ama Allah orayı bir süslemiş önce bir araziye geliyoruz düz araziye cehennemin arazisine geliniyor orada bir sorgulama var Müminlere. Cenab-ı Allah bu insan diyorlar, mesela nedir bunun durumu diyor peygamberimiz diyor ki, Ya Rabbi ben ona şahidim, diyor. O çok güzel ahlaklı bir insan diyor. Ben onu gördüm, diyor. Benim yanımda yaşadı ben ona zaten ayette dikkat ederseniz, Şeytandan Allah’a sığınırım “şahit ve müjdeci olarak” diyor. Şahit ve müjdeci. Ben gördüm diyor bizzat bu insanı, ben buna kefilim iyi bir insan diyor. Cenab-ı Allah ben de biliyorum öyle olduğunu geç cennete diyor. Güzellik olsun, heyecan olsun. Yani hem peygamberin muhabbetini hem Allah’ın ona sevgisini hem en önemli olan Allah’ın sevgisidir. Peygamberin muhabbetini de görüyor. Sevinç ve heyecanla cennete içeri girmiş oluyor. Mehdi de öyledir. Mesela Mehdi diyecek. Ya Rabbi buna şahidim, ben bunu gördüm. Bu kişi yanımdaydı. Ama bu münafık ve alçaktı. Mesela bu kahpeydi. Bu ahlaksızlık yapmıştı. Bunu gördüm. Ama bu muttaki ve temiz bir insandı. Güzel bir insandı, çile ehliydi. Bu benim arkadaşımdı, dostumdu diyecek. Onları sınırlı miktarda böyle bir şahitlik yapma ve onların lehinde konuşma hakkı veriyor Cenab-ı Allah güzellik olsun diye onları cennette de sevmelerine vesiledir bu. Münafıklar da onun acısını çeksinler diye böyle oluyor İnşaAllah. Yani iki kere aşağılanmış oluyor. Yoksa biliyor zaten Allah münafık olduğunu ahlaksız olduğunu zaten öyle yaratmış, öyle göndermiş onları zaten.
MUHABİR: Evet, hocam ben Bediüzzaman’ın güzel ahlakına asaletine şahsiyetine ve güçlü imanına gerçekten çok hayranım demiş izleyicimiz. Mesela Bediüzzaman’ın hiç hediye kabul etmediğini duymuştum. Çok zor şartlarda yaşamasına rağmen kendisine hediye edilen bir yiyeceği veya giyeceği aldım kabul ettim ve sana hediye ettim diyerek mutlaka geri verir ve asla almazmış. Sizin de hiç hediye kabul etmediğinizi duymuştum, bu doğru mu diyor hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, ben hediye kabul etmiyorum. Çok özen gösteririm. Said Nursi çok çok nadir mesela kırmamak için bir yiyecek getiriyorlar. Ondan teberrüken bir parça alır ama oradakilere yedirttiriyor o şekilde onun dışında özenle kaçınmıştır. Yani Said Nursi samimi olarak söylüyorum böyle bir insan İslam tarihinde Peygamber Efendimizden sonra gelmemiş olabilir yani o kadar mükemmel bir insan yani 30 yıl hapiste geçmiş ömrü ve o kitapları hapishanede yazıyor. O kadar tatlı nezih ve efendi bir insan mazlum tam bir Türk milliyetçisi, modern, modernliği savunuyor. Devlete itaati ve saygıyı savunuyor. İsyankarlığa şiddetle karşı. Özellikle şiddete karşı çok ciddi tavır almış bir insan, çok çok makul ve dikkat edin bütün dedikleri doğru çıkan bir insan. Yani insan bir kere yanılmaz mı, insanlık hali olabilir. Ne dediyse doğru çıkıyor. Çok büyük bir mucize bu maşaAllah. Harika, keramet. Mucize peygamberlerde olur, keramet. Üslubu son derece candan, çok güzeldir onun Osmanlıcası mükemmel yazılmıştır. Osmanlıca zaten çok ihtişamlı bir dil biliyorsunuz. Çok ahenkli ve ihtişamlıdır. Çok dolu dolu bir dildir. Mesela çorba yapıyor. Mesela arpa şehriye, biraz yoğurt, onu yiyor. Çok çok az mütevazı. Bir tavuğu varmış, her gün yumurtluyor. Her gün bir tane yumurta yiyor. Onu yiyor. O kadar. Talebelerinle, Allah onlardan razı olsun, çok candan, sevecen davranmışlar. Ben de olsam inanın her şeyi bırakıp peşinden giderdim. Allah rızası için. Ama faaliyetlerime devam ederdim tabi ama tam anlamıyla hizmetçisi olurdum çok muhterem bir insan. Ölümüne de onu savunurdum yani hiç gözüm kara olurdu. Hapiste onunla beraber hapse de girerdim. Çık diyorsa çıkardım. Ne gerekiyorsa yapardım, İnşaAllah. Fakat toplum bence daha yeni yeni tanıyacak onu. Değerini kıymetini yeni yeni anlayacaklar. Nefis anlatımlar yani her biri bir alemdir onun kitabının, her biri ayrı bir güzelliktir. Herkese de tavsiye ederim, İnşaAllah.
MUHABİR: Evet, sayın hocam sizden öğrenmek istediğimiz 2 soru hakkında bize yardımcı olmanızı rica ediyorum demiş, Rize’den Ahmet Tirebol ve Emrullah Cebir. Birinci soru Allah’ın ilk emri iman etmek, ikinci emri ise namaz kılmak. Namaz kılanlar sureleri bilmiyorlar. Buna ne dersiniz demiş. İkinci soruda da din size emanet edilirse nasıl yol izlersiniz. Bu zamanda yeryüzünde din çalışmaları var mı, demiş sizin açınızdan.
ADNAN OKTAR: Bir daha okur musunuz, yanlış mı duydum.
MUHABİR: İlk soruyu anlayamadım ben de ama Allah’ın ilk emri iman etmek ikincisi de namaz kılmak namaz kılanlar sureleri bilmiyorlar. Buna ne dersiniz demiş, ilk sorusunda. İkincisinde din size emanet edilirse nasıl bir yol izlersiniz ve bu zamanda yeryüzünde din çalışmaları var mı?
ADNAN OKTAR: Yani Müslümanların lideri olursam ne yaparsın
MUHABİR: Evet, sanıyorum o şekilde sormuş izleyicimiz
ADNAN OKTAR: Aman Allah’ım. İlk sorusundan başlayalım. Bir kısa sureyi bir insan ezberler. Yani Fatiha ile kısacık bir sureyi bilmemesi mümkün mü bir insanın. Anlamları da çok açık. Elhamdülillahi Rabbi’l-alemin. Şeytandan Allah’a sığınırım. Alemlerin Rabbine hamd ediyor. Er-Rahmani’r-Rahim. Zaten üstünde anlaşılıyor, yani. Rahman ve Rahim Allah, Rahim’dir. Bu şekilde kısaca O’nu öğrenecek. Yani tahmini bir 10 dakikasını alır herhalde. Daha da en fazla 15 dakikasını alır, o kadar. Bununla namazı kılabilir. Bir kısa sure bir Fatiha ile namazı kılabilir. Onun için böyle bir sorun olmaz.
Müslümanların lideri olmak; yani bu çok sorumluluk gerektiren bir şey, çok çok sorumluluk gerektiren bir şey. Ben böyle bir sorumluluğun altına girmem. Yani o şekilde söyleyeyim. Çünkü bütün insanların hakkı üstüne geçmesi mevzu bahis. Bütün İslam aleminde yani bir yerde bir insana bir şey olmuş olsa sorumlusu sen olursun. Bir yerde birisi aç kalsa açlıktan perişan olsa sen olursun. Bir yerde kavga çıksa sen olursun sorumlu. Dolayısı ile ben böyle bir sorumluluk almam.
MUHABİR: Peki Türk-İslam Birliğinde lider?
ADNAN OKTAR: Türk-İslam Birliğinde lider aslında işin doğrusu şöyledir. Zorla seçilir lider. Yani böyle bir şeye talep olunmaz. Hatta Mehdiyi diyor rivayette, tehdit ederek başa geçirirler diyor. Yani 2 türlü tehdit ediyorlar. Bir, fiili tehdit illaki bunu yapacaksın, diyorlar. İkincisi de manevi tehdit, bütün İslam alemindeki akan kanların hepsi senin boynuna olsun diyorlar. Yani ne kadar dünyada işlenen zulüm varsa, cinayet, acılar varsa hepsi senin üzerine olsun. Yani bu alametler sende olduğu halde sen kabul etmiyorsun diyorlar. Açık alenen belli diyorlar, senin ahir zaman şahsı olduğun İnşaAllah, bu hissediliyor. Yeteneğin de var, imkanın da var. Fakat kabul etmiyorsun. Defalarca bu tekrarlayacak Mehdiyi zorla açmaza sokup kabul ettirecekler. Mehdinin bu kadar kabul etmediği şeyi ben kabul edeyim, ben de tabii ki etmem.
MUHABİR: Peki, Türk-İslam Birliği konusunda böyle bir talep gelirse size lider zorla olur yapılıyor ya o zaman tepkiniz ve düşünceniz ne olur?
ADNAN OKTAR: Türk-İslam Birliğinin liderliği tabii ki çok güzel bir hizmet, çok önemli bir hizmet ama tabii bunun için de çok geniş bir ekip gerekir. İyi bir altyapı gerekir. Bana kalsa ben tabii fırtına gibi girerim. Yani hemen şöyle bir fakirlere bir marketler,
MUHABİR: Haberi de var internette galiba.
ADNAN OKTAR: Hepsine marketler.
MUHABİR: İsterseniz o haberi de izleyenlerimizle paylaşalım.
ADNAN OKTAR: Evet, tarıma ve hayvancılığa en hayati şekilde ağırlık veririm. Bütün Hıristiyan alemini bir kucaklarım. Musevileri bir kucaklarım. Hepsinin kardeşim dostum olduğunu söylerim. Bütün sokakları, caddeleri hep meyve ağaçları ile doldururum. Meyve olur da düşer diyor, çocuklar sana ne çıksın yesin keratalar yani onlar bilir yapacağını. Meyve yere düşer de kirlenir, böceklenir, diyor temizlesin insanlar, sorun nedir yani o derece beklemeye ne gerek var, zaten. Silkelesinler, bağı bahçesi olanlar tertemiz bağı bahçesi herkesin evinin önü kendi bahçesi olmuş oluyor. Herkes kendi bahçesine bakar. Gayet de güzel olur.
Gençlere böyle geniş rahat edecekleri geniş alanlar yaparım, böyle eğlenecekleri mutlu olacakları. Gençleri bir kere çok güzel ve temiz giyinmeye teşvik ederim, hepsini kaliteli giyinmeye ve neşeli olmaya teşvik ederim. Bu korkuyu bir kere kaldırtırım. Mağazalardaki koruma tedbirlerini falan hepsini kaldırtırım. Gizli kamera falan hepsini söktürtürüm. Bunların hiçbirine gerek yok. Biz kardeşiz sarılın birbirinize deriz. Kardeşsiniz, siz değil mi? gençler neşe içerisinde eğlensinler sevinç duysunlar. Eğlensinler derken yani spor yaparlar, gülerler, meşru zeminde yani Kuran ölçüleri içerisinde, ehl-i sünnet ölçüleri içerisinde dans etsinler, gülsünler, müzik dinlesinler, Allah’ı ansınlar, bol bol. Kuran okusunlar, kitap okusunlar, sevinç içinde olsunlar. Her şeyin kalitesinin artmasına dikkat ederim. Ağır yiyecekleri bir kere durdurturum. Yani ben zehir milletime dağıttırmam. İçki yani bir kere çok pahalı hale getiririm içkiyi bir. Bir de alenen zehir derim üstüne de etiket yapıştırırım. Kim içiyorsa o şekilde ama üstüne bir zehir yazarız yani. Bu öldürücü bir zehirdir. Asit, sülfürik asit yanına içki o tarz. Yani sinek ilacı, bu da böyle bir zehir. Yani adamın zehir almaya niyeti varsa alır o şekilde. Ama mümkünse kesin yapmayın derim. Yani ben razı değilim eğer beni seviyorsanız yapmayın derim. Ama illa yapacağım diyorsa bir şey demem. Sigarayı alenen yasaklarım, söyleyeyim sigara çok anormal bir şey. Ama içki Hıristiyanlıkta helal olduğu için ona bir şey diyemem. Çünkü bir Hıristiyan alır. Yani daha ziyade tavsiyeye yönelik mümkün mertebe olmaması, mümkün mertebe olmaması. Çünkü sigaradan ölen insanlardan ben sorumlu olurum o zaman. Bir sürü akciğer kanserinden ölen insan oluyor. Yani hem ben sigarayı iman ettireceğim adama içirttireceğim ondan sonra kanser olunca nasıl oldu bu diyeceğim. Ben yaptım olmuş olur o zaman bir anlamda. Benim onu vicdanım kaldırmaz. Bana yetki verilirse böyle olur yani ben kabul etmem. En sağlıklı yiyecekler en güzel temiz hava, en gürbüz ortam herkesi spor yapmaya teşvik ederim. Her gün bayram olmasını isterim, bir de sabaha kadar şehir hareketli olsun. Gece 9-10 oldu mu şehir bitiyor. Bence sabaha kadar şehrin yaşaması lazım. Yani çift vardiya olması lazım, şehirlerin. Gece de yaşaması lazım şehir gündüz de yaşaması lazım. Bütün şehirler her yer.
MUHABİR: Evet, bu arada bu fakirlere marketler açarım dediniz. Bununla ilgili de internette bir haber sitesinde
ADNAN OKTAR: Çok hoşuma gitti. Diyarbakır’da olmuş.
MUHABİR: Çok çok güzeldi, inanılmazdı. Gerçekleştirildi yanılmıyorsam.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Dilerseniz onu da izleyenlerimizle paylaşalım mı kitabın altında olması lazım hocam.
ADNAN OKTAR: Kitabın altında pardon bakayım.
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Maalesef bulamadım şu an
MUHABİR: Şuydu galiba
ADNAN OKTAR: Bu benim dediğim hadisle ilgili hem ayakkabı hem telefon diyor. Hadiste var, Peygamber Efendimiz diyor, Mehdi devrinde insanlar ayakkabısının topuğu ile konuşacaklar, diyor. Buyurun hem ayakkabı hem telefon adam ayakkabısının topuğu ile konuşuyor.
MUHABİR: Güzel bir haber evet
ADNAN OKTAR: Hadisi bak 1400 yıl önce peygamber söylüyor. İşte bilimsel ispat budur benim kastettiğim.
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Aynısı ile de olmuş buyurun.
MUHABİR: Gerçekleşmiş
ADNAN OKTAR: Aynısı, İnşaAllah. Adam ayakkabısını çıkarıyor telefon.
MUHABİR: Evet, şu galiba hocam
ADNAN OKTAR: Hangisi?
MUHABİR: Şu dosyanın içerisinde olan
ADNAN OKTAR: Aman Allah’ım siz MaşaAllah bayağı güzel görüyorsunuz.
MUHABİR: Evet hocam sol tarafa aldığınız gazete kupürünün altındaki
ADNAN OKTAR: Şu mu?
MUHABİR: Evet hocam o değil miydi?
ADNAN OKTAR: Severim ben seni MaşaAllah. Ben gazete kupürü arıyorum.
MUHABİR: Yok kupür olarak değil, çıktı olarak vardı.
ADNAN OKTAR: Bakın diyor ki, sadece yoksulla mal satacak market, Kuşadası kaymakamlığının yalnızca yoksula hizmet vermesi amacıyla kurduğu sosyal market açıldı, diyor. Aydın valisi Mustafa Malay, Kuşadası çarşısındaki sosyal marketin açılışına katılarak, bakın vali de katılıyor.
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Tüm vatandaşların kullanmadıkları giysi ve eşyaları markete bağışlamaları istedi. Aynen benim söylediğim. MaşaAllah, Diyarbakır’da da yapılmış bu çok güzel.
MUHABİR: Sayın Aydın valimiz de buradan bizi izliyorsa buradan çok teşekkürler, çok değerli bir kişiliktir. Çok da öncüdür bu tip olaylar da.
ADNAN OKTAR: Ben de tebrik ediyorum. Ellerinden öpüyorum valimizi. Allah ondan razı olsun. Allah daha yüksek makamlar nasip etsin.
MUHABİR: Kesinlikle katılıyorum size.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah çok güzel.
MUHABİR: Kupürü de böyle paylaşmış olduk. İnternet haberini de paylaşmış olduk izleyenlerimizle. Bir sorumuz daha var hastalıklarla ilgili. İzmit’ten Hülya Yarımca, bize ulaşmış ünlü bir Amerikalı sanatçı kanser tedavisi için Almanya’da iken tedavisini bırakıp geri döndü. Saçları döküldüğü için kimsenin kendisini görmesini istemediğinden dolayı inzivaya çekildi. Kanser hastalarının çoğunlukla kanserden değil, moral bozukluğundan çöktüğünü görüyoruz. Saçlarının dökülmesi gördükleri yoğun tedaviler, onların kendilerini daha ölmeden ölmüş gibi hissettiriyor. Bu konuyla ilgili, hastalıklarla ilgili düşünceleriniz nelerdir? Hastalıkların çok büyük bir imtihan olduğunu biliyorum. Ama tabii detaylandırmak
ADNAN OKTAR: Ben genellikle insanları görüyorum, kanser dedin mi bir eli ayağı boşalıyor. Çok büyük bir olay haline getiriyorlar. Kanser tedavisi olan bir hastalıktır. Velev olmasa bile ne olur. Yani hepimiz öleceğiz niye bu kadar önemli yani niye bu kadar sarsıcı bir şey. Yani araba da çarpabilir. Ne bileyim kalbi de durabilir, enfarktüsten de ölebilir. Her şeyden ölebilir bir insan. Biz buraya doğduk ama ölmeye de geldik. Yani öleceğiz sonsuz yaşamayacağız. Fakat kanser hastaları aldıkları biçimden biraz rahatsız oluyorlar. Niye bayağı sevimli oluyorlar, Casper gibi. Çok şeker oluyorlar, ne olur yani kaşı olmazsa, gözü olmazsa. Ama illa rahatsız oluyorlarsa bir peruk kullanabilirler. Benim mesela bir tanıdığım vardı. Kanser hastası idi. Tedavi oldu, peruk taktı. Gayet de güzel yani çok da yakıştı. Hiç böyle bir şey hissetmedik. Aramızda arkadaş gibi gezdi dolaştı. Mesela, geldi gitti, ailesiyle görüştü, dostları ile görüşüyor. Normal işine gücüne gidiyor. Hiçbir şey de olmadı.
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Yani bunu bu kadar büyütmemek lazım, kanser haberini veriyor eli ayağı boşalıyor. Rengi benzi atıyor.
MUHABİR: Kanser hastalarına kanser olduğu da söylenmez aileleri tarafından da saklanır özellikle
ADNAN OKTAR: Aslında çok büyütüyor. Böyle bir şey, kanser nedir, herhangi bir ur. Yani vücutta meydana gelen bir ur. Gayet normal ve vücudun zaten doğal yapısında var bu. Allah insanların vefatına bunu vesile ediyor genellikle. Ya kalp bir vesile ediyor ya kanseri vesile ediyor. Yani bu kadar bunu dehşet verici görmek doğru değil. Allah’a çok şükür de teknoloji çok gelişmiş durumda.
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Böyle bir olay da olmuyor. Yani hastaya hastalığını şiddetle hissettirmek çok münasebetsizdir. Neşeli rahat normal hayatın tabii gittiğini göstertmek lazım. Mesela adam ben kanserim diyor, adamın beti benzi atıyor, bayılıyor adamın birisi. Başka bir yere gidiyor, ağlıyor. Başka bir adama söylüyor eli ayağı boşalıyor. Şimdi bu adam, bu insana yapılan psikolojik baskı yani çok şiddetli demektir, bu çok ayıptır. Çok çok şiddetli bir baskı demektir bu. Ne var, getir bana kanser hastasını şakalaşırım onunla gönlünü alırım, dostumuzdur, kardeşimizdir. Gayet de güzel tedavi de oluyordur. Sen aslansın dersin. Sevecen, ilgili alakalı davranılır. Hastalara yönelik bu şey, süper tehlikeli çok çok tehlikeli. Toplumun bu yönde bir geleneği örfü varsa, bakış açısı varsa bunun mutlaka değiştirmesi lazım. Hastaya bu iyilik değildir. Gıyabında da neşeli olmak, yanında da neşeli olmak, sevecen davranmak doktorların da onu böyle karmakarışık hale getirmesi doğru değil. Bir de muayene ederken canını yakmak, onu üzmek, kapıda bekletmek, ne bileyim böyle havasız ortamlarda tutmak zaten rahatsız o, onları çok huzursuz eder. Huzurlu güzel ortamlar sunmak lazım herkesin ilgi alaka göstermesi lazım. Mesela hemşireler olsun, halk olsun, dostları olsun böyle şakacı, sevecen gönül alıcı bir ortam olması lazım ve onun ümitvar olmasını desteklemek gerekir. Yani adam kansersin deyince ağlıyorsa ne demektir bu. Sen gittin demektir. Ve gittiğine de ağlıyor ayrıca. Gidiyorsa tamam gitsin. Allah’ın yanına gidecek ne var ne güzel. Sen gitmeyecek misin? burada mı kalacaksın sen yani. Hemen akabinde de sen gideceğin ne var. Bir yürüyüş bu, toplu bir yürüyüş. İnsanlar mesela bir sıra halinde gidiyorlar. Giden o kapıdan geçiyor, giden o kapıdan geçiyor. Herkes sırasını bekliyor. Sırası gelen gidiyor. Yani bunun bir vakti var. O vakit bize doğru geliyor doğrusu. Üstüne o vakit gelir. Allah alır. Ne kadar güzel biz bu dünyadan ne yapacağız yani. Biz bu dünyada sürekli çakılıp kalmaya gelmedik. Biz imtihan olmaya geldik. Allah’ın rızasını kazanmaya geldik inşaAllah. Allah’ın rızasını kazanırsak tamam güzel elhamdülillAllah. Sonra da sevgilimize kavuşacağız inşaAllah.
MUHABİR: Evet Mehdi döneminde dünya hakimiyetini çok merak ediyorum demiş izleyicimiz. Biraz önce açıkladık gerçi çok zenginlik olacağını söylemiştiniz. Mehdi insanlara bu malları kendi eliyle mi dağıtacak? Kime ne verileceğini Mehdi mi karar verecek? demiş Aliye Yaver, Tekirdağ’dan.
ADNAN OKTAR: Teberüken ve hükmen tabi kendi eliyle dağıtabilir bir kısmını. Yani bir güzellik olsun diye dağıtabilir. Ama tabi onu yapacak çok fazla insan olacak. Koskoca İslam alemi, koskoca Türklük alemi yani egoistlik, bencillik ortadan kalkacak özetle bu. Bol üretim olacak, bol dağıtım olacak. Para kabzedilmeyecek mesela bir zengin parayı tutuyorsa, Mehdi diyecek “ayıp olmuyor mu? Der yaptığın yakışıyor mu? vicdanen rahat mısın? der. “Mesela daha güzel olmaz mı kardeşlerini böyle sevindirsen” dersen. Bitti bu kadar nasihat tarzında. Mehdi’nin görevi budur. Mehdi’de dayatma yok, zorlama yok, şiddet yok. Kan akıtmaz diyor. Uyuyan kişiyi uyandırmaz. Bırakın uyanmasın der. Kan yani damla kan akıtmaz. Aman aman diyor. Şiddet olmasın, baskı olmasın. Nezaketiyle hatta ima yoluyla söyler. Mesela benim param var hepsini dağıttım der. Başkaları da dağıttı mı acaba? der. Mesela şaka yollu, kapalı bir üslupla. Zaten kimse de yapmaz öyle bir ahlakı söyletmeye gerek kalmaz. Söyletmeye gerek kalmaz yaparlar yani. İnşaAllah.
MUHABİR: Evet. Biraz daha magazinsel bir soru var hocam. Bizi Adnan hocamızla karşılaştıran kanalınıza teşekkürlerimiz gönderiyoruz. Biz de bizi izlediğiniz için teşekkür ediyoruz. Hocamızın röportajlarını hiç kaçırmadan her gün izliyoruz demiş. Özellikle geçen gün bir röportajınızda bilinmeyen yönlerinizle ilgili sorular çok hoşumuza gitti. Biz de aklımıza gelenler yazdık. Şimdi size gönderiyoruz umarız okursunuz. Sırayla soracağım. Altı tane soru var.
ADNAN OKTAR: Tamam, çok güzel
MUHABİR: 1) En sevdiğiniz şarkı hangisi?
ADNAN OKTAR: Söyleyeyim mi “ben de özledim ben de” çok güzel.
MUHABİR: 2) En sevdiğiniz sanatçı?
ADNAN OKTAR: Ben Müslüm Baba’nın içliliğini beğenirim. Ama şarkılarının bir kısmında dine muhalif sözler var. Onları çıkarıyorum. Ama beğenirim, çok beğenirim.
MUHABİR: Bugüne kadar en beğendiğiniz film?
ADNAN OKTAR: Önemli ama birini herhalde söyleyemem. Bir tanesini söyleyebilirim. Ben eski tarihi filmleri çok severim. Ben Hur vardı. O eski olmasına rağmen ben onu tekrar tekrar seyrettim. Mesela, o kadar bir tane söyleyeyim.
MUHABİR: En sevdiğiniz renk?
ADNAN OKTAR: Yeşil
MUHABİR: En sevdiğiniz çiçek?
ADNAN OKTAR: Gül.
MUHABİR: Neden?
ADNAN OKTAR: Çok nefis kokusu çok güzel, Peygamber efendimizin de çok sevdiği bir kokuydu. Sürekli gül kokusu kullanırdı. Mis gibi gül kokardı Peygamber efendimiz. Bir de gülü hırt diye ısırmak geliyor içimden. Gülü hem koklarım ama bir süre hem severim hem ısırırım.
MUHABİR: Evet çok güzel, biraz özel bir soru. En beğendiğiniz bayan tipi? diye sormuş Burcu Demirci, İzmir’den.
ADNAN OKTAR: Ben akıllı kadınların tutkusundan çok etkilenirim. Tutku benim benliğimi çok şiddetli sarsar. Yani birçok kadında bu güç vardır. Yani tutku. Müthiş bir şeydir. Ama sarışın da çok güzeldir. Allah onu güzellik olarak yaratır. Esmerler de çok güzeldir. Bütün mesele bakımlı olması, temiz olması, tutkuyu iyi bilmesi, sevecen ve çok güvenilir olması. Güvenmem, çok saygı duymam önemli, onu çok ciddiye almam önemli, değer vermem önemli, alabildiğine derinliği olması, hiç yalan söylememesi. Yalan çok sarsıcı bir şey. Çünkü o yüzü, maske var demektir. O insan yok anlamına gelir. Ama tabi Allah kadına bir kadın görünümü vermiştir. İnsan ruhu otomatik onu arar. Yani klasik kadın görünümünü arar. Çünkü ruhumuz ona göre kodlanmıştır. Çünkü cennette onu otomatik arayacağız. Otomatik demeyeyim. Allah affetsin. Yani doğal olarak onu arayacağız. Yani kafamızda zaten güzel kadın imajı vardır. Hemen onu arayacağız. Kadınlarda da aynı şekildedir. Yani kadınlar da aynen benim saydığım özelliklerde erkek ararlar. Yani derinliği olan, tutkudan anlayan, akıllı, güvenilir, sevgide detayları çok iyi bilen, asla yalan söylemeyen, onu çok ciddiye alan aynı şekildedir, karşılıklıdır. Allah kadını da, erkeği de bu yönüyle muazzam bir güçle, muazzam bir nimetle yaratmış. Ben mesela şaşırıyorum. Disco’da çok güzel bir kızla sabaha kadar dans ediyor gençle. İnsanın o kadar güzel bir kız arkadaşı da olur da sabaha kadar discoda o kızla nasıl dans eder? Yani nasıl ona vakit ayırır? Yani bütün vaktini o güzelliği ayırması gerekir. Onun yüzünü seyretmeye, ondaki tutkuyu emmeye, o derinliği almaya ayırması lazım. Yani sohbet ediyorlar gayet sakin. Ben mesela bir dakika duramam öyle bir nimet olsa. Bütün ağırlığımı ondaki o muhteşem tecelliye ayırırım. Allah onlarda o kadar güzel tecelli ediyor ki o kadar güzel bir güzellikte görünüyor ki odur asıl olan. Yani niye öyle bir şey oluyor ben anlamıyorum.
MUHABİR: Şu sorunun cevabını çok merak ediyorum demiş Kadir Cengaver, Manisa’dan yanıtlayabilirseniz çok sevineceğim. Allah ayetinde hassas terazilerden bahsediyor. İnsanlar öldükten sonra her yaptıklarından mı sorguya çekilecekler yani her olay mı sorgulanacak bu o zaman uzun bir sorgulama mı olacak yoksa Müminler daha kolay bir sorguyla mı karşılaşacaklar? açıklayabilir misiniz?
ADNAN OKTAR: Bu sorudan önce bunu biraz daha genişleteyim. Tabi bu helali ise insanın yani kadını helali ise çok büyük bir nimet bir şölendir. Tabi helali değilse o zaman da ona saygı duymak çok müthiş bir zevk, güzellik ve derinliktir. Ve büyük bir olaydır. Bu ayrımın da yapılması gerekiyor. Bunu da belirteyim. Şimdi sorunuzu bir daha alayım.
MUHABİR: Tamam tekrarlayalım soruyu. Allah ayetinde hassas terazilerden bahsediyor. Demiş izleyicimiz. İnsanlar öldükten sonra her yaptıklarından mı sorguya çekilecekler yani her olay mı sorgulanacak bu o zaman uzun bir sorgulama mı olacak yoksa Müminler daha kolay bir sorgulama ile mi karşılaşacaklar? açıklayabilir misiniz?
ADNAN OKTAR: Bakın zaman ve mekan Allah’ın harikasıdır. Allah orada güç gösterecek. Yani O mükemmelliğini bir kere daha gösterecek. Bakın bütün insanlar sorgulanıyor, bütün Müslümanlar sorgulanıyor. En son sorgulanan Müslüman’ın kanaatine bakın. İlk ben mi sorgulandım? diyor. Yani sürate bakın yani. İlk ben mi sorgulandım diyor. Yani saniye hesabı ile bitiyor. Yani çok süratli bitiyor. Ve bir güzellik olsun diye yapılıyor. Mesela Hz. İsa da sorgulanıyor. Sen diyor Cenab-ı Allah sen mi söyledin diyor. Üç mü, teslis olsun diye Hz. İsa’ya. Ya Rabbim diyor. Eğer ben öyle bir şey söylediysem sen bilmişsindir diyor. Şeytandan Allah’a sığınırım. Güzellik olsun diye. Allah’a derin saygısını göstertiyor. Ben onlara bunu söylemedim diyor. Ancak Senin bir olduğunu söyledim diyor. Mealen, yaklaşık söylüyorum. Zaten ayetlere bakanlar görürler. O yüzden sorgulama bir şölen şeklindedir Müminler için, bir güzelliktir, Allah’a karşı sevgimizi, derinliğimizi gördüğümüz bir olaydır. Küfrünki çok felakettir. Müminler de onlardan ibret alırlar. Cennetin ve imanın kıymetini daha çok bilmeleri içindir bu hikmeti. Bakın altını çizerek söylüyorum. Cehenneme baktıkça insanların cennetten aldıkları zevk kat kat kat artar. Yani cehennem çok büyük bir nimettir Müminler için bu yönüyle. Mesela bir zevk alacaksa cennetten bin zevk alır cehennemi görünce. Cehennemi görmezse o zevki azalır. Küfrün sorgusunu gördüğünde de Allah’a karşı sevgisi ve bağlılığı muazzam artar Müminlerin. Ve ne kadar doğru yaptığını ve imanın ne kadar değerli olduğunu, yaptığı güzelliklerin ne kadar faydalı olduğuna samimi kanaati bir kat daha artmış olur, güçlenir. Çünkü ahirette insanın aklının ihtiyarı alınmıyor, yine alınmaz. Çünkü kafirler gene kafir kafası ile devam ediyor çünkü onlar bir açıklama getirecek cehenneme, bir mantık bulacaklar, kapitalistlerin bir oyunu, bir şey yapmışlar, bir icat buldular, insanların beyinlerindeki elektrik sistemini kontrol eden bir alet ile bizlere eziyet ediyorlar diye akıl almaz münasebetsiz bir teşhis koyabilir onlar orada. Bu yüzden Müminler orada gene imanla devam ediyorlar. Gene cennetin gereği imandır. Cehennemi gördükçe Müminler motive oluyorlar. Yani daha seviyorlar. Yani çok güzel cennet. Orası çok hoşumuza gidecek. İnşaAllah orada kardeş olacağız senle.
MUHABİR: İnşaAllah hocam. Ben peygamberler tarihini inceliyorum ve gördüğüm kadarıyla eski kavimlerde bir konu öne çıkıyor. Mesela Medyen halkı tartıyı eksik tutuyor, Nuh kavmi sapkın insanlarla dolu, Hz. Musa döneminde insanlar putlara tapıyor, ahir zamanda ise puta tapma, satanizm, fuhuş, kumar, içki, uyuşturucu, haksız kazanç, faiz, terör, cinayet neredeyse bunların hepsi aynı anda var. Aslında ne kadar olumsuz şey bir arada, okuyunca ben de farkına vardım daha fazlasıyla. Hz. Mehdi, ahir zamanda bütün bu zulümlerin üstesinden nasıl gelecek? Bütün bu belalar aynı anda olduğu için mi çok güçlü olacak? Pınar Özülkü, İstanbul’dan bize ulaşan seyircimiz.
ADNAN OKTAR: Mehdi aslında çok çok büyük olay, Mehdiyet çok çok büyük bir olay, Mehdi de çok büyük bir insan, çok büyük bir olay, ahir zaman çok büyük bir olay. İnsanlara ben bunu tarif ediyorum ama bu olayın derinliğini, şiddetini ve muhteşemliğini daha yavaş yavaş kavrıyorlar. Doğru söylüyor kardeşimiz. Bütün kavimlerin yaptıkları anormalliklerin tamamı dünyada şu anda mevcut. Ve Mehdi dünya çapında bu anormalliğe karşı tek başına ve çok küçük bir grupla mücadele verecek. Allah’ın işte bu kanunu. Mesela küçücük bir spermden koskoca bir insan yapar. Dünyayı sıfır hacim, sonsuz yoğunluktaki bir şeyden yani yokluktan çünkü sıfır hacim ne demektir? Yokluk. Koskoca kainatı yarattı. Allah şaşırtmayı seviyor, beğeniyor. Hayret edilecek. Mehdi mesela hiç ummadıkları bir insandan, hiç ummadıkları bir gruptan koskoca dünyaya bütün İslam’a hakim ettirecek Allah. Bu çok şaşırtıcıdır. Hazreti İsa ile de öyle şaşırtıyor. Mesela 2000 yıl önce göğe alıyor, başka bir boyuta alıyor 2000 yıl sonra yeniden indiriyor. Sırf süs ve güzellik olsun diye, heyecan olsun ve Allah’ın gücünü insanlar görsün diye. Hz. İsa da mücadele edecek, onun da gayreti var. O güzeller güzelini de seveceğiz, yanaklarından tutacağız çok çok çok şahane bir varlık ile karşılaşacağız, muhteşem bir varlık ile inşaAllah.
MUHABİR: İnşaAllah. Meltem Egemen, Çanakkale’den. Bundan yaklaşık 10 sene önce okulumuz, öğrencileri akıl hastanesine götürmüştü. Ve bu beni çok etkilemişti. Çevremde gözleri bomboş bir ifade ile birkaç akıl hastası şuursuzca dolaşıyordu. Bir tanesi de tekerlekli iskemlede götürülüyordu. Ben sadece hastanenin avlusuna kadar gittim ve birkaç tanesi ile karşılaştım. Bu bile beni çok etkiledi. Günlerce uyuyamadım ve rüyalarıma girdi ki bu hastalar sakin ve zararsız hastalardı. Normal bir insanın aylarca çok tehlikeli akıl hastaları ile tutulması gerçekten çok büyük bir zulümdür demiş izleyicimiz. İnternet sitenizde de çok net bir şekilde izleyince, bakınca izleyicilerimiz görebileceklerdir sizin tutulduğunuz ortamı. Ben de gözlerime inanamadım izledikten sonra. Bunu çok kibarca dile getiriyordunuz ama normal bir insanın buna katlanması neredeyse imkansız demiş izleyicimiz. Bu yaşadıklarını ve duygularını tekrar bizimle paylaşabilir mi?
ADNAN OKTAR: O güzeller güzeli Hz. İsa’ya muhteşem varlık dedim ama gene de vicdanım rahat etmedi. Muhteşem insan diyeyim. Çünkü gerçi sevgimi ifade edecek bir kelime olarak kullandım ama gene de içime sinmedi. Allah affetsin. Çünkü çok seviyorum Onu maşaAllah. Hepsini çok seviyorum peygamberlerin ama Onu da çok seviyorum. Çünkü sevebileceğim dünyada sevebileceğim onu inşaAllah. Gerçekten nezaketen ben anlatmıyorum ama orada olan rezaletleri de anlatmıyorum. Yani dehşet ortamını, kiri çünkü yani estetik değil insanları zora sokar bu. Bir kere akıl hastası feryatları dehşet vericidir yani akıl almaz güçleri oluyor. Yani akıl hastalarının verdiği bir güçle bağırıyorlar. Hiç ummadığın bir şeyden bağırmaya başlıyorlar mesela geceyarısı. Gecenin üçü, ikisi, biri. Bir tane, iki tane, on tane de değil. Mesela ilaç krizine tutulanlar oluyor. Mesela orada hasta bazen delilik yapıyorlar. Çılgınlık yapıyorlar. Onların beş-bir denilen ünlü bir ilaç yöntemi vardır. Yani beş Haldol, bir Akinetol. Beraber karıştırıp veriyorlar. Onu verdiğinde bu kişilerin dili dışarı çıkıyor. Ve kafa arkaya doğru gidiyor. Yani akıl almaz şekiller alıyor vücudu. Yani inanılmaz katlanıyor ve yere yatıyor. Saatlerce o şekilde öyle can çekişiyor adeta. Bir sürü öyle hasta düşünün. Ve doğal ihtiyaçlarını bilmeyen adamlar. Üstü başı yırtılmış, duvara kafasını vuran insanlar ve tek bir salonun içindesin. Bana da bir iyilik yaptılar. Yıkık, eski, kötü bir banyo vardı. Ama rezalet, taşlar falan oynamış, her yeri dökülmüş, örümcek ağları falan rezalet kapının yarısı görünüyor, yarısı görünmüyor kapısı var şöyle üstten alttan açık. Deliler istedikleri zaman bakıyorlar. İstedikleri zaman giriyorlar öyle bir odam vardı benim. Bana bir iyilik, bir konfor düşünmüşlerdi. Teşekkür ediyorum kendilerine. Yani akıl almayacak gibiydi yani. Mesela annem geliyordu kadıncağız ne kadar akıl hastası varsa kortej halinde hep birlikte gidiyorduk. Saçını çekiştiriyorlar, başörtüsünü çekiştiriyorlar, koluna vuruyorlar, ellerinde meyve paketleri varsa zaten onların sorunu yok ellerini sokup direkt alıp yiyorlardı zaten. Böyle garip bir ortam. Tabi helal olsun arkadaşlara zaten ben onların yemesi ile iftihar ederim. Çok çok hoşuma gider zaten ben dağıtıyordum yiyecekleri hepsine dağıtıyordum. Ama buna ne gerek vardı yani ben bunu anlamıyorum. Niye ben öyle bir servise alındım. Cinayet işleyenlerin içinde ne işim vardı. Cinayet işlemedim ben fikir adamıyım. Bir sürü yani birimler var aynı tarz şizofren akıl hastaları var. Hadi benim akıl hastası olduğumu düşündüklerini düşünelim açık servisler var, makul servisler var. Yani aynı hastalıktan ama cinayet suçu işlememiş adam. Mesela hasta normal hasta. Yani niye onların içinde değilim de onların içindeyim.
MUHABİR: Psikolojik savaş, savunma taktiğimi idi?
ADNAN OKTAR: Yani çok garip. 7 kişiyi öldürdüler benim zamanımda. Çok garip yani aniden saldırıyor adam ne yapacağını da bilmiyor. Mesela birden boynunu kırıyor. Çünkü deli kuvveti derler ya çok acayip kuvvetli yahut bir şeyi alıp kaldırıp vuruyor kafasına, öldürüyor. Yahut gözünü çıkartan oldu. Gözü enfeksiyon kaptı sonra öldü o adam. Bir de hemen kapatılıyordu bunlar. Savcılığa intikal ediyor. Delil zaten. Konu hemen bitiyordu. Soruşturma da yapılmıyordu. Akli sorumluluğu olmadığı için dava da açılmıyor, dosyalar hemen kapanıyordu. Kimse de şikayetçi olmuyordu. Deli zaten, akıl hastası kabul ediliyordu. Gene onun da daha açık servisleri var. Bir de ayrıca bu tarz hastalar konuşulabilen, makul görünen hastalar hepsi evine gönderilirdi cumartesi, Pazar günleri. Bahçede gezinebiliyorlar, telefon edebiliyorlar, aileleri ile görüşebiliyorlar. Bana bahçeye çıkmak yasak, telefon yasak, eve zaten gidemiyoruz, bir de alıp ilginç bir yere alıp koydular. Ama tabi bu Allah’ın imtihanı, çok hayırlar, hikmetler vardır. Çünkü Allah benim direncimi görüyor, Ona olan bağlılığımı görüyor, aşkımı görüyor, ona karşı muhabbetimi görüyor, deli aşık olduğumu bana gösteriyor Allah. Kendi biliyor da bana göstertiyor. Ben o konuda deliyim, deli aşığım. Her şeyi yaparım, ölüme de giderim, ateşin içine de atarım kendimi, her şeyi yaparım ben. Yeter ki Allah’ın rızasını kazanayım inşaAllah.
MUHABİR: Çok çaba sarfettiler, çok uğraştılar, bir sürü yol denediler ama sonuçta başarılı olamadılar. Bunun ne kadar güzel. Dünyayı sarsan kitaplar, görüşler, hizmetler ile yine karşılarında durabiliyorsunuz. İnşaAllah bundan sonra da aynı şekilde, aynı güzellikte devam edecek.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, ElhamdüllillAllah. Tabi. Allah’ın rızası olduktan sonra her şeyi yaparım diyorum ya yani akla gelecek en şiddetli acıların içerisine girerim. Ama Allah istesin ve Allah’ın rızasına uygun olsun yeter ki İnşaAllah.
MUHABİR: Bugün de sonuna geldik programın. Hızlı, akıcı ve çok da keyifli geçti. Çok teşekkür ederim.
ADNAN OKTAR: Ben de Allah’a şükrediyorum. ElhamdüllillAllah.
MUHABİR: Önümüzdeki hafta inşaAllah tekrar görüşeceğiz.
ADNAN OKTAR: Evet, İnşaAllah.
MUHABİR: Evet. Sevgili izleyenler bizle bugün yine noktayı koyuyoruz programımıza. Önümüzdeki hafta yine sizlerle buluşacağız İstanbul’dan canlı yayınımızla. Kendinize iyi bakmanızı temenni ediyoruz. Hoşça kalın, mutlu kalın, bizden ayrılmayın.