Muhabir: 9 Mart 2009, Pazartesi ve yeni bir Ekin Gündem programında Ekin TV ekranlarından herkese hayırlı akşamlar diliyoruz, yine bir soğuk İstanbul akşamı ve yine kıymetli Hocam Adnan Oktar ile birlikte sıcacık bir aile ortamından herkese tekrar tekrar hayırlı akşamlar diliyoruz. Hocam hoş geldiniz, sefalar getirdiniz.
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, teşekkür ederim.
Muhabir: Hocam bu hafta da hakeza şıksınız yinemaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun, naçizane.
Muhabir: Evet Hocam, çok yoğun sorular var, çok yoğun bir gündem var, ama ben sevgili izleyenlerimizin sorularına geçmeden önce biraz önce “Kehf Suresi’nden Ahir Zaman’a İşaretler” isimli bir kitabınızı gördüm, daha evveliyatından tanışmak, müşerref olmak nasip olmamıştı bu kitapla. Ben hemen şöyle kameraman arkadaşımdan rica ediyorum, yine Araştırma Yayıncılık’ın telifi altında çıkan daha doğrusu himmetialtında çıkan bir kitap. Burada bazı ifadeler gördüm hakeza uzun zamandır merak ettiğim, fakat bir türlü çözüm bulamadığım ve cevap bulamadığım ifadelerden bir tanesiydi. Mesela kitabınızda hemen diyorsunuz ki Hocam 58. sayfada, “Onlar mağaralarında 300 yıl kaldılar ve dokuz yıl daha kattılar” hakeza Nuh Aleyhiselam ile ilgili de “1000 seneden 50 sene eksik yaşadı” gibi ifadelerle Kur-an’ı Kerim sayısal ifadeler arasında hayrete şayan ifadeler kullanıyor, yani niye Cenab-ı Hak direkt 300 yıl, 309 yıl demiyor da veya işte 950 sene demiyor da, bu şekilde eksik veya fazla söyleme noktasında bir şifreleme sistemi koyuyor, acaba sebeb-i hikmeti ne olabilir Hocam?
ADNAN OKTAR: Evet. Tabii bu netleşmiş bir şey yok, fakat tahakkukuyla anlaşılır. Miladi tarihi Hicri tarihin arasındaki farktan kaynaklandığı, aradaki farkı vurgulayan bir açıklama olduğu söyleniyor. Bu da olabilir, ama özellikle dokuz kelimesine dikkat çekilmiş. Yani burada da bir harikalık var tabii. Mesela 300 var. 300 sayısı da önemli bir sayıdır. 313, 300, 309, bunlar tahakkuk ettikçe anlaşılacak sayılardır.
Muhabir: Evet Hocam. Bir de bu hafta gündemde çok enteresan bir hadise var idi. Cereyan eden olayda on sekiz yaşında bir kız katledildi. Hem de vahşice, hunharca başı gövdesinden, kolları ve vücudunun bütün uzuvları gövdesinden ayrılarak hayatına son verildi. Ben bu hadiseyi televizyonlarda ve gazetelerde okuyunca, sebep olarak da işte bir birliktelik isteniyor ve karşılık verilmeyince katledildiği söyleniyor, sizin romantizmle ilgili bir kitabınız vardı, hemen o aklıma geldi.
ADNAN OKTAR: Evet.
Muhabir: Hocam sormak istediğim şey şu, kurtuluş çağına hızla yaklaşırken bahsetmiş olduğunuz Mehdi (AS)’ın ve “Allah nurunu tamamlayacaktır” ayeti kerimesine son hızla ilerlerken özellikle Müslüman bir ülkede, Müslüman bir coğrafyada Müslüman insanların arasında bu yaşanan akla zarar hadiseleri neyle açıkayabiliriz?
ADNAN OKTAR: Henüz daha Mehdi zuhur etmedi. Mehdi zuhur ettikten sonra bu tip olaylar pek olmaz. Yahut hiç olmaz diyeyim. Ama O zuhur edinceye kadar savaşlar olacak, kargaşalar olacak, hayat pahalılığı olacak. Bu tip olayların önü ardı kesilmeyecek. Hatta Peygamber Efendimiz (sav) diyor, “tesbih taneleri gibi” diyor, “biri bitti zannedilirken diğeri başlayan olaylar devam edecek” diyor. “Ta ki evlatlarımdan Mehdi zuhur edinceye kadar” diyor. Bunların hepsi bir hikmetle, hayırla oluyor.
Mesela bu töre cinayetleri, bunlar, bu kıskançlık cinayetleri, bunlar hep mazlum genç kızlara karşı yapılan, savunmasız insanlara karşı yapılan zulümlerdir. Dün de o konuda bir konuşma yapmıştık röportajda, bu zulme bir dur denmiyor, yani buna karşı ciddi bir tedbir alınmıyor. Bir aile tablosu meydana getirildi, yani aile ne yaparsa yapsın, yapar. Yani karışılmaz aileye.
Aile dediğin mukaddesatçıdır, haysiyetine onuruna düşkündür. Ilımlıdır, sevecendir. Saygı doludur. Herkes birbirine hürmet ediyordur, fikirlerine saygı duyuyordur, buna aile denir. Mesela adam kızına tecavüz etmeye kalkıyor. Kızım diyor, ne biçim laf ediyorsun öyle, çok ayıp ettin diyor, çok, terbiyesizlik yapma falan, o senin babandır. Çocuk ispat da edemiyor bunu, bu rezaleti veyahut gidip ispat ederse bana böyle nasıl söylersin diye çekip vuruyorlar çocuğu. Genç kızlar bu yönde çok sahipsizler. Onun için devletin bu konuda ciddi tedbirler alması, mesela bu genç kızlar korunma talep ettiğinde devletin kayıtsız şartsız bunları koruması, yani bunların ifadesine itibar edilmesi, çünkü çocuk evde şahit kimi bulsun. Annesi zaten adama muhtaç olduğu için, onun maaşıyla geçindiği için yahut onun parasıyla geçindiği için adam onu dövse de sövse de sesini çıkartmıyor zaten. E, bu tarz bir kepazeliğe de sesini çıkartmıyor ve aile içi rezaletler diz boyu gidiyor.
Mesela namaz kılan çocukların seccadelerini alıp parçalıyorlar, Kuran’nını yırtıyorlar ağzını burnunu kırıyorlar veyahut buna benzer hakaretle, küfürle canını yakıyorlar. Bu tip rezaletler diz boyu gidiyor, bunlar da hep mesela bu çocuklar şikayet ettiklerinde ailelerine, normal yavrum diyor, babandır yapar. Mesela kadını dövüyor adam, ağzını burnunu kırıyor kadıncağızın, yerlerde sürüklüyor, kocasıdır diyorlar, ne var bunda diyorlar. Gayet normal diyorlar veyahut annesi kızını tanınmayacak hale getiriyor, onu da çok normal görüyorlar. Böyle şey olmaz. Anne dediğin şefkatli, merhametli, adil, Allah’tan korkan, sevecen, dengeli ve tutarlıdır. Yani ben buna aile derim.
Yani çocukların inancından dolayı düşüncelerinden dolayı onlara saldırıyorsa, onlara göz açtırmıyorsa, namaz kıldırmıyorsa, namazlarını bozduruyorsa, kolundan tutup yere düşürmeye kalkıyorsa veyahut mesela abdest alırken abdest almasını engelliyorsa böyle aile olmaz. Bu bambaşka bir şeydir burası. Ayette bu konuda itaat olmayacağını Allah belirtmiştir. Ama yani başka bir konuda da olsa, kimseye zararı yoksa bir gencin, bir insanın fikirlerine müdahale etmek doğru değildir.
Hiçbir insanın fikrine müdahale edilmez. Zor insani bir tavır değildir. Zor ve baskı yoktur. Hatta Cenab-ı Allah Kuran’da ayet vardır. Şeytandan Allah’a sığınırım “dinde zorlama yoktur” diyor Allah. “Hz. İbrahim’in dini gibi kolaydır” diyor Cenab-ı Allah Allah sizin için kolaylık diler zorluk dilemez” diyor. Ehli küffara da biliyorsunuz “sizin dininiz size bizim dinimiz bize” diyor Cenab-ı Allah. Ayet var. Onun için böyle azgınlık, saldırganlık, psikopatlık, bunlar ahlaksızca tavırlardır, zulümdür. Böyle insanlara gençlerin sabretmesini istemek doğru değildir, çok çirkindir. Bunlar eğer gerekirse devlete dilekçe vererek, savcılığa dilekçe vererek, güvendikleri, güvenilir buldukları ailelerin yanına gidip sığınmaları gerekir. Bu konuda Türkiye’de bir örf ve gelenek gelişmesi gerekir. Bir anlayış gelişmesi gerekir. O zaman bu genç kızlar mağdur olmazlar, bu derece perişan olmazlar. İnşaAllah.
Muhabir: Evet. Sayın Hocam inşaAllah.Son dönemde özellikle Pakistan’ınbir bölgesinde Taliban’ın yönetime el koyduğu ve geçtiğimiz hafta içersinde televizyonlarda, açıkçası ben şahsen izlerken tüylerim diken diken oldu ve acaba gerçekten İslam bunu emrediyor mu diye düşündüm, bazı görüntülerle karşılaşmış idik. Bundan birkaç ay önce de Taliban yönetiminin İslam’daki kıstas meselesini gündeme alarak iki kişiyi kameraların önünde öldürmesiyle sonuçlanan bazı olayları izlemiştik. Son hafta izlediğimiz olaylarda da Taliban yönetiminin şeriat adı altında insanları yere yatırarak kırbaçlaması gündeme geldi ve İslam dışı ve İslam’a karşı olan odakların da bu hususta “işte İslam geldiği zaman, Müslümanlar iktidar oldukları zaman, işte insanlara bu şekilde zulmedecek” ifadeleri terennüm edilmeye başlandı ve çeşitli gazetelerde sizin üstüne basa basa söylediğiniz birtakım çevrelere yatırım ve yardım yapan gazetelerde bunlar ciddi şekilde işlendi. Hocam sizin anlattığınız İslam’la Taliban’ın yaşadığı veya dünyaya göstermiş olduğu İslam arasında bir fark var. İyiyle kötünün arasındaki fark gibi. Hocam aynı dine iman ettiğimiz halde Taliban ve benzeri türevleri, Sudan örneğini görüyoruz şu anda gündemde olan sıcak bir mesele, niçin böyle bir şeriat ve İslam anlayışı dikte ediliyor? Yani bütün dünyaya Müslümanları niçin bu şekilde canavar gösterme hususunda Müslümanların çabası, Taliban’ın ve diğerlerinin çabası bu noktada neye dayanıyor?
ADNAN OKTAR: Evet. Vahşiyane bir cahillik, vahşiyane bir görgüsüzlük, vahşiyane kültürsüzlük sonucunda bunlar olur. O bölge genellikle insanların ulaşımına kapalı, doğrudan bağlantının çok zor olduğu bölgeler. O bölgelerde zır cahil adamları ortaya bırakıyorlar, onlar da kendi kafalarına göre, kendi düşüncelerine göre bambaşka uygulamalar yapıyorlar. İslam’da sevgi, şefkat, merhamet, temizlik, nezaket, estetik, sanat ve bilim vardır.
Milleti yatırıp sopa atacağına o üstünü başını temizlesin, etrafı temizlesin. Değil mi? Etrafını güzelleştirsin. Bir de kendi suçlarına hatalarına baksın. O zaman kendi kendine sabaha kadar sopa atması gerekir, eğer sopa atması gerekiyorsa. İslam’da zorlama yoktur. Kendi kendine onların uydurdukları inançları bunlar. Uygulamalar. Böyle bir şey olmaz. Zinada bir ceza vardır. Yüz sopa atılır zina eden kişiye Kuran’a göre. Ama dört tane salih, samimi, yalan söylemeyen şahidin bizzat bu ilişkiyi fiilen görmesi gerekiyor.
Muhabir: Mümkün olmayacağı için...
ADNAN OKTAR: Olmayacağına göre... yani kapıyı çalacak adam, buyurun ne diyorsunuz? Sen zina ediyormuşsun, biz seni görmeye geldik diyecekler adamlar, başka bir şey diyemez. E, o zaten kapıya gelmiş olması olayı bitiriyor zaten adamın. Yani zaten kapıyı açtığında her ne olursa olsun, yani fiili bir ilişki halinde görmeyeceği için zina iddiası da olamıyor, bu kadar. Demek ki bu, caydırmaya yönelik Cenab-ı Allah’ın bir rahmetinin şefkatinin tecellisi. Yani pratikte olmayacak bir cezayı Cenab-ı Allah tehdit unsuru olarak koymuş. Allah’tan korkmayan O’ndan çekinsin diye. Ama pratikte olacak iş değil. Çünkü “pencereden de girmeyin” diyor Allah ayette. Yani kapıyı çalarak girecekler. E, o zaman o olmayacak demektir, inşaAllah.
İslam’da değil bu vahşilerin böyle evire çevire dövmeleri gibi, cinayet işleyen insan için diyor ki Cenab-ı Allah, “eğer onu affederseniz sizin için daha hayırlıdır” diyor. Mümin daha hayırlı olan seçer her zaman ve affeder, yani onun düzelmesi için, ama şöyle diyebilir mesela bu, Kuran’ı tamamen ezberlemesi şartıyla, İslam ahlakını çok iyi yaşamasını görürsem, güzel ahlakını görürsem ben cezamdan vazgeçiyorum der mesela, farzedelim diyebilir.
Muhabir: Diyet isteyebilir diyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Evet. O hayali vaka için söylüyorum ben bunu. Yani bu tip bir şey söyleyebilir veyahut direkt affeder, yani adam hakikaten boş bulunmuştur, hata yapmıştır. Ayağına kapanır, özür diler, Allah affetsin der, bin pişmandır. Ben ne yaptım, ben ne hallere geldim der. Olur olur. Bazen insan kendini kaybediyor ve hatadır oluyor. Allah affedin diyor. Onun için bu vahşilerin böyle Afrika vahşisi gibi vahşilerin üslubu hiçbir zaman için Kuran’a örnek değildir.
Türk İslam Birliği oluştuğu vakit meydana gelen medeniyetten Avrupa’nın da dünyanın da nefesi kesilecek. Meydana gelen teknolojide, bilimde, sanatta, estetikte, güzellikteki gelişmelerden adeta böyle şoka girecekler. Çok hayretler içinde kalacaklar. Oradaki o cahil cühelanın tavırları her devirde olmuştur. Afrika’ya git, yine orada da öyle şeyler bulursun. Hindistan’da da vardır öyle. Mesela kadının kocası ölüyor, kadını da yakıyorlar. Yani vahşiyane. Vahşilik olduktan sonra yapar adam. Ben de gördüm. Adamı yatırmışlar böyle, tak tak, ha bire vuruyor. Yani ne istiyorlar? Kim bilir nasıl uydurmaya dayalı, nasıl münasebetsiz bir izaha dayalı bir uygulamadır.
Muhabir: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Biz Kuran ahlakıyla mükellefiz. Kuran’daki uygulamalarda böyle bir izaha biz rastlamıyoruz. Yani onların yaptığı izaha rastlamıyoruz.
Muhabir: Evet Hocam, hemen gündemin sıcak maddelerine doğru geçeceğiz ve birbiriyle bağlantılı konular arasında seyredeceğiz bu akşam. Evet son Ergenekon tutuklamaları gerçekleşti ve bir gazetenin Ankara temsilcisi içeri alındı. İçeri alınma sebebi, yani ceza evine sevk edildi. Ceza evine sevk edilme sebebi de bilgisayarında yakalanan, daha önceden sildiğini zannettiği, fakat bilgisayar hafızasında bir şekilde kalan bazı bilgilerden dolayı idi. Ben hemen haberleri okuyup, izlediğim zaman sizin anlattıklarınız aklıma gelmiş idi. Hocam Ergenekon süreci çok ciddi farklı süreçlere girmeye başladı. Hatta bugün biraz önce buraya gelirken radyoda çok enteresan bir şey dinledik. Emekli bir askeri kökenli hukukçu 27 Nisan askeri muhtırasını askerler tarafından yapılmadığını, dış mihraklı olduğunu söylemiş idi. Bunu kendim kulaklarımla duyunca hem şaşırdım hem de Adnan Oktar, Sayın Harun Yahya bu noktada bazı tespitlerde bulunmuş idi diye aklımdan geçirmiş idim. Evet Hocam bu son tutuklamalarla ilgili gündemde olan olaylarla ilgili Adnan Oktar ne düşünür?
ADNAN OKTAR: Ben bunlarla ilgili her hangi bir açıklama yapmayayım da, ben şöyle genel olayın geneliyle ilgili bir açıklama yapayım. İddia edilen Ergenekon örgütü İsrail’den oradaki ateist Siyonistlerden doğrudan talimat alan bir örgüt. Bu örgüt elemanlarının birçoğu İsrail’e defalarca gidip gelmişlerdir. Yani fiilen bağlantı halindeler ve ateist Siyonistlerle bağlantı halindeler. Oradaki ateist Siyonistlerin İslam’dan duydukları nefretin belki bin katını bunlar duyuyorlar. Dikkat ederseniz ağızlarından böyle rezillik akıyor. Azgınlık, böyle köpek salyası gibi ağızlarından İslam’a, Kuran’a, Hz. Muhammed (sav)’e karşı ve Müslümanlara karşı muazzam bir nefret olduğunu ve aktığını görüyoruz. Yani nefretle dolu ağızlarındaki ifadeler.
Böyle bunların eğitilmesi normal olarak Türkiye’deki bir eğitimle olacak iş değildir. Yani Türkiye’de böyle bir eğitim verilmiyor ve bunların böyle bu hale gelmesinin kökeninde masonların localardaki yaptıkları toplantılarda bunları bu hale getirdiğini anlıyoruz. Loca deyince buradaki klasik localar, bunlarla alakası yok. O böyle değil. Mesela o şapkalı yakası süslünün büyük binaları var. Oralarda yapılıyor toplantılar. Mesela dev binalarda yapılıyor. Hiçbir zaman için mason binalarda yapılmaz ve kayıtlı masonları zaten bunlar öyle mason olarak kabul etmiyorlar. Kayıtı olmayan masonlar bunlar için masondur. Yani şapkalı dediğim, bir de boynuzlu olan birisi var. Onu kastediyorum ben inşaAllah. Boynuzlu tabir ediyorlar ya, o tarz bir şey bu. Yani gayrımeşru alemde, gayrımeşru ilişkiler içersinde elalemin çoluğunu çocuğunu kullanan o yanında yine kendisi gibi şapkalı süslü birisini daha taşıyor, kendince süs yapmış, orasına burasına bir şeyler koymuş. Onunla sosyetede ne kadar genç kız varsa, bir kısmını kendilerince uygun gördükleri bir kısmını kendilerine kullanmak üzere alıyorlar. Sanatçılardan, mankenlerden de öyle belirli bir kesimi alıyorlar ve bunları gayrımeşru olarak kendi ihtiyaçları kendi istekleri doğrultusunda, heva ve hevesleri doğrultusunda kullanıyorlar.
Bunların kurduğu bir imparatorluk var, işte baronun bağlantısıyla, baronun alt yapısını bunlar oluşturuyorlar. Yani bir baron, onun altında işte başka sistemler başka sistemler, alta kadar yayılıyor. Ama bunların hepsini baron besliyor. Baronun parası da dışarıdan geliyor. Yani bu ateist Siyonistlerin verdiği parayla oluyor. Millet zannediyor ki, baron geceli gündüzlü milletten sadece yolmayla, koparmayla, milletten hortumlanmayla olacak para değil bu. Çünkü muazzam harcıyor.
Kendi adamlarına kendi yanında çalışan kişilere, yani yalaka tabir ettiğimiz kişilere bol bol kemik dağıtıyor, idi. Mesela birkaç tanesinin kemiğini kesti. Gördünüz yer yerinden oynadı. Eski patronlarına ağza alınmayacak laflar etmeye başladılar. Halbuki kemikten biraz şöyle ufak ufak parçalasa, atsa önlerine, ama aç bırakmaması gerekiyor tabii. Onlar susar. Aç kalmanın hırsıyla saldırmaya başladılar. Kendilerince onlar da şimdi bir şeyler yapmaya başlamışlar, ama eski onların tantanalı günleri bitti tabii. Eski şamatalı günleri bitti. Bunlar hep mendil gibi baron tarafından kullanıldı, bir pis mendil gibi atıldı kenera. Yani baronun temizliğinde kullanılır, baronun ihtiyaçlarını gidermede kullanıldı. Yani baron onlarla temizlendi adeta kendi kafasınca.
Bu sisteme çok şükür devletimiz müdahale etti, ama halkımızın çok kararlı olarak devleti desteklemesi gerekiyor bu konuda, yani emmiyet güçlerini, polisi, savcıları desteklemesi gerekiyor, ki daha en riskli olan yargı ayağı ve hukuk ayağına daha operasyon yapılmadı. Bununla ilgili daha bol bol bilgiye ihtiyaç var, ki derdest bunlar tam yakalanabilsin, sonradan da çünkü eğer az bilgiyle göz altına alınırlarsa çok rahat konu kapatılabiliyor. Ne alakası var kardeşim diyor adam, sadece bilgisayarda yazı var diyor, birkaç tane de telefon konuşması var diyor, ama adam gırtlağına kadar olayın içinde. Onun için tam kitleyecek şekilde bilgi edinilmesinde çok büyük fayda var.
Baron geçenlerde öyle bir, bir şeyler söyledi. İşte ayın 9’da başlayacağız falan gibisinden, ne hikmettir bir gün öncesinde Sayın Tayyip Erdoğan’a bir suikast girişimi haberi oluştu. Yani onunla ilgili bir haber yayıldı etrafa. Herhalde ayın 9’da onun müjdesini verecekti kendince. Ondan sonra da herhalde Türkiye’deki meydana gelecek bazı karmaşa ve kargaşaları hesapladı ki baron, ama tabii o da Allah’ın bilgisi dahilinde olduğu için o da ayağına dolandı. Onu da beceremedi.
Muhabir: Evet Hocam.Burak Tandoğan İstanbul’dan, izleyicimizin bir sorusu var. Sizinle paylaşmak istiyorum. Gazetede çıkan bir haberde bir vatandaşımızın elektronik posta yoluyla iddia edilen Ergenekon çetesi hakkında ihbarda bulunduğu yazılıyor idi. Savcı Zekereya Öz de hemen konuyla ilgilenmiş ve soruşturma başlatmış. Siz sürekli röportajlarınızda halkın destek olmasını ve bildiklerini söylemelerini söylüyorsunuz, bu sizin kastettiğiniz bir yöntem midir demiş.
ADNAN OKTAR: Tabii tabii. Çok güzel olur. Mektup şeklinde yazabilir, elektronik posta olabilir, yani devletimiz mutlaka şefkatli, saygılı, sevecen yaklaşacaktır böyle kardeşlerimize. Gönülleri çok çok rahat olsun. Çünkü bu vatan müdafası, yani Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’i yıkma azminde olan, Türkiye’yi ikiye bölme ve sonra da paramparça etme azminde olan kişilerin heveslerini kursağında bırakma faaliyeti bu. Biz bunu engelleyeceğiz Allah’ın izniyle, asla müsaade etmeyeceğiz. Buyurun.
Muhabir: Ben sizin dinliyorum Hocam.
ADNAN OKTAR: Peki. Normalde bu kişiler sırf ikiye bölmekle de kalacak değiller, bunları yirmiye bölmeyi hesaplamışlar. Vatanı. Yirmi parçaya. Geçenlerde elime bir belge geçti. Çok detaylı kapsamlı, küçük küçük küçük, yani bak bu da doyurmuyor adamları. Yani bölme hırsına bakın. Türk Milletinin gücünü bildikleri için, yani ne kadar fazla bölünse, o kadar faydalı olacağı kanaatindeler kendi kafalarınca.
Dinsiz, imansız, milliyetsiz bir Türkiye meydana getirmek ve Avrupa’ya kendilerince böyle alın, hani bu da sizin olsun. Güney Doğu’yu da koministlere verip PKK’ya verip bura da sizin olsun diyecekler. Sonra da İsrail diyecek, orada kargaşa var, ateist Siyonistler, Güney Doğu’da komünistler birbirini yiyiyor, biz burada rahatsız olduk, İsrail’in güvenliğini sarsıyor bu. Hadi bakalım basıp geçecek oradan Ürdün, Irak, Suriye’yi geçip ele geçirecek orayı.
Güney Doğu’yu, ki asıl onlar için çok önemli olan bölgedir bu. Şu an bir operasyon yapmıyorlarsa Türkiye’nin gücünden kaynaklanıyor bu. Ama Güney Doğu’yu alırlarsa her türlü melaneti işlemeye hazırlanıyorlar. Tabii bu asla olmayacak bir şey. Yani Türk İslam Birliği haykıra haykıra, bağıra bağıra geliyor. Gök gürütüsü gibi böyle yeri göğü inleterek geliyor inşaAllah. Allah heveslerini kursaklarına koyacak inşaAllah.
Muhabir: İnşaAllah.Hocam Tahsin Ekrem Akyalı Samsun’dan bir teşekkür mesajı iletmiş, ama geçen gün de zaten sizinle bunu konuşmuş idik. Gıyabınızda da söylüyorum, Adnan Oktar “senin için ne ifade ediyor” diye sorulduğu zaman, ben her zaman şu cevabı veriyorum. Adnan Oktar benim için Darwin’i maymuna çeviren adamdır ifadesini gıyabınızda kullanıyorum. Ama siz bunu bütün dünyaya anlattığınız halde bizim maalesef akademik bazı çok bilmiş beyinlere anlatamadık galiba. Geçen gün ben Taksim’de gezerken bir devlet kurumunun araştırma kurumunun Darwin’in 200. doğum yılıyla ilgili enteresan kitaplarıyla ve yayınlarıyla karşılaşmıştım. Sevgili izleyicimiz demiş ki hayırlı akşamlar Adnan Hocam, bugün hem televizyonda hem internette birçok sitede artık Tübitak’ın evrim teorisini bilimsel göstermeye çalışan yayınlar yapmayacağıyla ilgili yayınlar var. Ben hemen bir parantez açıyorum. Bugüne kadar niye beklendi merak konusu açıkçası. Onu da soracağım size. Tübitak gibi devletin resmi bilim kurumunun nasıl olup da bugüne kadar bu kararı geciktirmiş olduğuna inanamıyorum demiş. Ben de katılıyorum. Allah bu güzel gelişmeye sizi vesile etti Hocam. Allah çalışmalarınızda size daha da büyük başarılar ihsan etsin demiş sevgili izleyicimiz.
ADNAN OKTAR: Evet.
Muhabir: Evet. Gerçekten Hocam, Siz, bunu bütün dünyaya anlattınız da bunu Tübitak’a niye anlatamadınız? Sebebi ne ola acep?
ADNAN OKTAR: Tübitak da anladı da, anlamazdan geliyordu. Ama bir anlamazdan geldi. İki anlamazdan geldi, üçüncüsünde artık kurtarırı kalmadı. Çünkü Avrupa’dan olay bitti. Yani şimdi Türkiye’de savunuyor olmak çok anormal bir şey olacak, çok garip bir şey olacak. Çünkü yüz milyon fosili nasıl açıklasınlar. Tek bir tane ara fosil yok. Onu da açıklayamıyorlar. Bir proteinin tesadüfen meydana gelmesi imkansız. Onu da açıklayamıyorlar. DNA’nın yapısını açıklayamıyorlar. Hiçbir şeyi açıklayamıyorlar. Şimdi gençlerin eğlencesi oldu bu konu, yani mesela okuyor, ama yani böyle bir mizah mecmuası okur gibi gülerek okuyorlar. E, böyle bilim olur mu?
Mesela okulda hoca Darwinizm’ıi anlatıyor, her şey tesadüfen meydana geldi çocuklar diyor. Çocukların hepsi gülerek bakıyor hocalarına. Tebessüm ediyorlar. Yani bir insanın aklını yitirmesi lazım böyle bir şey söylemesi için. Şu olacak iş mi? Tesadüfen, yani şehirler kuran, medeniyetler kuran, artık elektron mikroskop yapıyor insan düşünün, böyle bir varlık tesadüfen olup kendi kendini incelemeye başlıyor. Ya diyor, ben tesadüfen olmuş bir varlığım, tesadüfen nasıl oldum acaba, bir bakayım diyor. Elektron mikroskop yapıp kendine bakıyor. Ben masallarda dahi duymadım böyle bir şey yani.
Muhabir: Evet. Hocam biraz önce cümlenizin içinde çok enteresan bir ifade geçti. DNA dediniz.
ADNAN OKTAR: Evet.
Muhabir: Ben bazen televizyonlarda rast geliyorum. Bir türlü idrak edemediğim bir mesele, böyle merdivenvari bir yapıdan bahsediliyor. Hatta DNA kopyalanması vasıtasıyla iki tane koyun mu yapmışlar idi.
ADNAN OKTAR: Evet.
Muhabir: Bunu Türkiye’de de yaptılar. Hocam bu DNA nedir? Neyin nesidir? Yani ne anlatmaya çalışır DNA bize?
ADNAN OKTAR: Evet anlatayım DNA’yı. Onunla ilgili bizde bir şeyler olması gerekiyordu. Bakayım.
Muhabir: Siz bayağı hazırlıklısınız.
ADNAN OKTAR: Evet. Şurada var. DNA o kadar harika bir şey ki, Allah’ın hikmeti. Bakın şimdi bu bir DNA sarmalı. Bütün yani olaylara ait bilgiler bunun içinde yani insanın içinde yahut canlılara ait bilgilerin hepsi kütüphane gibi bunun içersinde kodlu. Yani milyonlarca bilgi, milyarlarca bilgi kodlu.
DNA kopyalanmadan önce DNA şeridini ikiye ayırmak için özel bir enzim geliyor. Yani bir kere bu enzim ikiye ayırma kararını nereden alıyor. Nasıl alıyor? Mesela bu Allah’ın bir mucizesi. MaşaAllah. İşte bazı aklı evvellere göre bazı ilginç tiplere göre bu şekilde olabiliyor bazılarına göre. Ama bunun bir mantığı yok. Açıkça müthiş bir şuur olması gerekiyor. Yani niçin ayırma kararı alsın ortadan ikiye ve çok özenli bir ayırma gerekiyor. Paramparça olur. Yani çok nazik bir yapılanma çünkü DNA. Özenle başlıyor buradan böyle güzelce makas gibi ikiye ayırmaya başlıyor. Burada da turuncu renkte görülen bu enzim DNA’nın heliks şelinde sarılmış kollarını bir fermuar gibi açar. Bakın burada böyle açmaya devam ediyor. İki taraftan. Açıyor açıyor açıyor devam ediyor. Yeşil renkte gösterilen enzim DNA’nın kollarını birbirinden ayırırken yeniden dolanmalarını engellemek için her iki kolu sabit tutuyorlar. Asılıyorlar onlar da tutuyorlar. Yeniden yapışmasın diye. Bakın ayrı bir ekip de ayrılanların birbirlerine yapışmaması için tutuyor ve molekül bunlar, yani enzim.
Bir kere insanın gözü olması lazım kulağı olması lazım. Yani biz bunu şimdi diyecek bu yapışır ne olur ne olmaz ben bunu tutayım diyecek. Kolu olması lazım. Bunu görmesi lazım. İnsanın vücudunun içi kapkaranlık, etinin içi, yani etin içindeki bir hayatı düşünün. İnsanın damarlarının içini düşünürsek ne ışık var ne aydınlık var. E, bunların da ne gözü ne kulağı var. Yani nereden bilirsin bunun birbirine yapışacağını ve bunları tutmak gerektiğini. Sen nereden bilirsin bunları ayırmak gerektiğini, ortadan ikiye ayırmak gerektiğini. Bakın bu esnada bir başka enzim her iki DNA şeridinin karşısında uygun bilgileri ekler. Bakın bu bilgileri zaten olağanüstü bilgiler.
Bu, her biri bir konuyu anlatan, yani insandaki bir özelliği anlatan bilgi olmuş oluyor. Tek tek tek tek karşılarına bunları birer birer getirip, yani bunun imali de ayrı bir konu ve imal edilen ne olduğunu nereden biliyorsun, aynı parçanın doğru parçayı getirdiğini nereden biliyorsun, bu parçanın imali zaten son derece acayip, yani onun hiçbir açıklaması yok. Getirip bakın burada teker teker gayet düzgün, tam onun karşıtlarına, normal DNA sarmalı oluşturacak tam karşıtlarını karşıdakinin tam bir benzerini buraya güzelce diziyorlar teker teker, birer birer getirip diziyor.
DNA kopyalamasının ardından hata tespiti başlıyor. Özel görevli bir enzim DNA zincirindeki tüm basamakları tek tek kontrol ediyor, acaba burada bir hata var mı, gözden geçiriryor, yani görmesi lazım, dokunması lazım, nereden biliyorsun hata olup olmadığını.
Bir hata var ise tespit ediyor, bulduğu bir hata olduğunda onun yerinden çıkarıyor, diyor, bu yanlış parça gelmiş diyor, bu gelen, yani insanın özellikleri, yahut canlı özellikleri gibi parçalar var, yani bunlar kütüphane gibi dizim, yanlış bir kitap gelmiş ise buraya, yanlış bilgi, onu alıp çıkartıyor. Yanlış geldiğini nereden bilirsin. Bakın sonra, bu sırada başka bir enzim boş kalan yere doğru parçayı getirir ve yerine yerleştirir. Şimdi o anormal parçayı götürüyor, yani yanlış olanı, o da doğru olanı tespit ediyor, diyor ki buranın eksiği bu, alıyor getiriyor şak diye onu oraya yerleştiriyor ve gidiyor. Devreye giren üçüncü bir enzim de DNA zincirindeki bu kopukluğu görüp gelir, diyor, uygun malzeme kullanarak tamir eder. Aradaki o şeridin, üst şeridin kapağını tamir edip kapatıyor. Bundan sonra da... zaten bu milyonlarca olaydan sadece bir tanesi şu, insan vücudundaki. Çok küçük bir bölüm. Bunu Darwinistler tesadüfle açıklıyorlar. Tesadüfle oluyor diyorlar.
Muhabir: Hocam bu saydıklarınızın tesadüf olduğunuiddia etmek zaten akılsızlığındelili olsa gerek. Çünkü siz anlatırken bile benim kafam durdu açıkçası, yani üst üste bu kadar harikulade olayların tesadüfen oluşması...
ADNAN OKTAR: Hayır, kaşı yok gözü yok, yani bu enzim, bir molekül. Ne anlar? Ne bilir? Yani bu olağanüstü bir beyin, olağanüstü bir araştırma ve uzmanlık gerektiren... bir bilim adamına bile sorsan şaşırır. Yerlerini şaşırır, yani git imal et bunu desen edemez zaten. Yani o parçayı imal edemez. O şeritleri gözden geçirecek... iki aradaki parçayı, iki aradaki bağlantıyı git yapıştır deseler yapıştıramaz bir insana versen. Hangi maddeyi biliyorsun? Nereden biliyorsun oradaki hangi maddenin onu yapıştıracağını bağlantı kuracağını. Oradaki o kitabın ne olduğunu nereden biliyorsun oraya yerleştiriyorsun? Yani akıl burada tabii şaşkınlıklar içinde kalıyor. Allah’ın trilyonlarca insan vücudundaki harikasından sadece bir tanesi bu.
Muhabir: Evet Hocam, buradan, hemen bu konudan kitaplarınızda bolca bahsettiğiniz peygamberlere doğru bir yolculuk yapalım ve resullerin, nebilerin hayatlarından kısaslar ve kıstaslar ortaya koyalım. Bizim bildiğimiz Kuran’da ismi geçen peygamberlerin dışında da iki yüz yirmi dört bin peygamberin varlığından bahsediliyor. Ama bu peygamberlerin arasında peygamber mi, veli mi olduğu ihtilafta olan İslam alimlerince, Zülkarneyn Aleyhisselam ve Hızır Aleyhisselam gibi isimler var. Hocam peygamberlerin ortak hayatına baktığımız zaman muhakkak ömürleri ya sürgünde ya halkı tarafından dışlanmış, yalanlanmış, kovulmuş, ezilmiş insanlar olarak görüyoruz, ki alemlerin Efendisi Aleyhissalatu vesselam çok yakın bir zaman sonra inşaAllah dünyaya gelişinin 1438’inci, yanlışım yoksa, yılını kutlayacağız. Alemlerin Efendisi de böyle bir hayat yaşadı ve bizlere mükemmel olan bir dini bırakıp Rabbiyle buluştu. Hocam Hz. Adem’den bugüne kadar gelmiş geçmiş bütün peygamberlerin ortak kavgasının, ortak davasının Allah’ın rızası ve toplumun refahı olduğunu her fırsatta kitaplarınızda da belirtiyorsunuz ve bunun son zincirininde Hz. Mehdi olduğunu sürekli ilan ediyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Evet. İnşaAllah.
Muhabir: Merak edilen bir soru; Hz. Mehdi peygamber mi?
ADNAN OKTAR: Hz. Mehdi velidir. Yani hateme velidir. Gelmiş geçmiş en büyük velidir. Peygamber değildir. Bir elçidir. Ama dini tebliğ eden anlamında bir elçi, yani böyle peygamber anlamında bir elçi değil. Yani mesela Said Nursi de bir elçidir. İmam Rabbani de bir elçidir. Yani dini tebliğ eden, dini anlatan... Abdülkadir Geylani de mesela bir elçidir. Dini tebliğ eden anlamında bir elçidir. Ama peygamber anlamında değil bu.
Muhabir: Evet. Hocam tekrar hemen gündemin sıcak bir konusuna, yine Ergenkon ile ilgili bir sorumuz var, onu ben size yönlendireceğim. Abdullah Aydemir Bolu’dan, sevgili izleyenimiz iddia edilen Ergenekon yüzünden geçen gün tutuklanan bir yazar malum yazar, askeri bilgilerimizi ele geçirip İsrail’e göndermekten dolayı sorgulanacakmış. Demek ki bunlar her sırrımızı Siyonistlere satıyorlarmış değerli Hocam. Bu nasıl bir rezalettir diye soru yönlendirmiş ama...
ADNAN OKTAR: Evet. Ben bu kişilerin asıl niyetini bilmiyorum tabii. Yani olay hakkında bilgim yok. Ama genel olarak iddia edilen Ergenekon mensuplarının Türkiye’nin hayati bilgilerini Mossad’a ve İsrail’in ateist Siyonistlerine, Mossad’daki ateist Siyonistlere teslim ettiklerini biliyoruz. Yani bu muntazam sistemleri. Onlarda İsrail’e karşı muazzam bir saygı, haşa onları böyle ilah gibi görme eğilimleri var. Yani onlar ne derse onu kabul eden bir düşünceleri var.
17’sindeydi herhalde ayın geçmiş tarihte, bunlar bir ayin düzenlemişlerdi, o zaman bu ateist Siyonistler de Türkiye’ye gelmişlerdi. Birlikte Kuran yakmışlardı, iddia edilen Ergenekoncular. Ben bunu bizzat duydum. Benim bilgim olan bir konu genellikle öyle havai bilgi olmaz. Yani havadan sudan bir bilgiye ben inanmam. Yani bizzat gören, duyandan ben bunu alırım bilgiyi. Bunların böyle bir eskiden beri taa 2. Mahmut döneminden beri devam eden İslam’a, Kuran’a, Müslümanlara karşı bir nefret politikaları var ve daima da bunlar ateist Siyonistlerin kontrolünde olmuşlardır. Masonların kontrolünde olmuşlardır. Dolayısıyla bunların İsrail hayranlığı da çok normal yani bu kafayla. Çünkü yani bayraklarında zaten İsrail bayrağını doğrudan koymuş adamlar. Bayrağı değiştirmeye dahi gerek duymamışlar. Ama ilave olarak masonlara muhabbetlerini belirtmek için bir de pergel ve iletkiyi de koymuşlar ki, hani eksiği gediği kalmasın gibisinden. Onun için bir milli tehlikedir iddia edilen Ergenekon örgütü. Bu yönüyle de büyük bir tehlike. Çünkü ateist Siyonistlere askeri bilgilerin verilmesi demek, yani Türkiye’yi parçalatmak için ekstradan yeni bir alt yapı çalışması daha demektir. Yani savunmayı zafa uğratmaya yönelik bir çalışma olmuş oluyor bu. Böyle bunların kahpeliğine karşı da tabii her yönde, askeri tesislerde de, emniyette de, diğer yerlerde de bu sızmalara karşı çok uyanık olunması gerekiyor. Gereken her türlü tedbirin alınması gerekiyor. Ama millet desteği çok hayatidir. Milletimizin her yönden destek olması gerekiyor.
Muhabir: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Yani devlete, polise ve ilgili kurumlara inşaAllah.
Muhabir: İnşaAllah. Canan Güçlü Göztepe İstanbul’dan bir soru sormuş, Aslında benim duygularıma tercüman olmuş. Ben kendisine teşekkür ediyorum. Değerli Adnan Bey, dünkü röportajınızda yeni bir iddia edilen Ergenekon mensubunu anlattınız. Şapkalı ve yakası mendilli sanırım bir godamandan bahsettiniz. Bu kişiyi çok merak ettik efendim demiş. Bizlere biraz daha ip ucu verebilir misiniz?
ADNAN OKTAR: Şapkalı, bir şey daha dedi.
Muhabir: Yakası mendilli.
ADNAN OKTAR: Yakası mendilli bir de bir şey daha dediniz.
Muhabir: Bir de godaman demiş efendim.
ADNAN OKTAR: Ha godaman. Çok komik bir ifade.
Muhabir: Yani kodaman derler ya, bizim oralarda godaman derler.
ADNAN OKTAR: Evet. Ben demin de dedim. Boynuzlu bir şahıs, yani halk arasında böyle derler böyle tiplere. Yani milletin çoluğuna çoçuğuna böyle gayri meşru yönde yaklaşan, bir kısım işte mankenleri şunu bunu falan da baronun da desteğiyle kendi kontrollerine alan ve ona buna peşkeş çeken, kendi düşünceleri doğrultusunda, kendi çıkarları doğrultusunda vatanı milleti sömüren tiplerden bir tanesi. Baronla ikisi zaten bu konuda uzmandırlar. Yani milleti sömürme konusunda ve din düşmanlığı konusunda bunlar en önde giden takımdır. İddia edilen ergenekoncular da bunların, çok özür dilerim, tam yalakası konumundalar. Onlar onların yalakası konumundalar. İsrail de bunların tepesinde. Yani ateist Siyonistler. Böyle çirkin bir çıkar ve hortumlama şebekesi kurmuşlar ve bizim bu mübarek milletimizi, tertemiz Anadolu insanımızı sömüre sömüre onları bakın kaç yıl oldu bir türlü gelişemez güçlenemez ve zengin olamaz hale getirdiler.
Bütün milletin birbirine borcu var şu an. Herkes herkese borçlu, adeta sistemi kitlediler, yani büyük bir bölümünü. Ama bunlarda çuvallar dolusu para var adamlarda ve ellerindeki insanı mesela körpecik genç kızları, insanlarımızı da kendi pis çıkarları için kullanıyorlar şu an. Bunu ifşa etmeye kalkan oldu mu da baron bir düğmeye basıyor, artık on koldan birden saldırı başlıyor. Her türlü iftira, hakaret, rezalet diz boyu oluyor. Bir de baron o kadar pervasız ki, mesela kullandığı ve böyle kirli paçavra gibi attığı adamlarının ona karşı tavırlarını, yani onun kirli çamaşırlarını ortaya dökmesinden de çekinmiyor, çünkü ikisi de birbirine gebe. İki taraf da birbirine gebe. O da onun ahlaksızlığını biliyor, o da onun ahlaksızlığını biliyor. İki taraf da felç olmuş vaziyette. Ama şu an süründürüyor onları mesela attı dışarıya, beş kuruş da vermiyor onlara. Onlar da orada burada, işte internet sitelerinde, şurada burada kendilerince bir şeyler yapıyor, ama tamamen itibarları yok oldu şu an. Yani kimse de kaale almıyor. İşte baronun da demek istediği şu, ‘Ben sizin, haşa ilahınız gibiyim. Bakın ben sizden desteği çekince nasıl sıfıra düştünüz... Nasıl adi ve sıradan insanlar haline geldiniz.’
Muhabir: Asrın firavunu mantığıyla mı?
ADNAN OKTAR: Evet. Tam yani, klasik bir deccal yani. Türk Milleti’nin deccali diyebilirim. Biz yoksa millet olarak çok gelişir, çok güçlenirdik. Yani manen de çok güçlenirdik. Maddeten de çok güçlenirdik. Ama öyle bir kilitleme sistemi kurmuş ki, öyle bir hortumlama sistemi kurmuş ki, adeta felç etmiş ortalığı. Kendince işte tehditler savuruyor, bir şeyler yapıyor, böyle yıldırmaya çalışıyor, ama bence gittikçe köşeye sıkışıyor şu an. Yani pek yapacağı da bir şey kalmadı. Çünkü iddia edilen Ergenekon onun silahıydı. Yani etrafa onunla meydan okuyabiliyordu. Her türlü rezilliği onlarla yapabiliyordu. Şimdi iddia edilen Ergenekon köşeye sıkışınca bunun da elinde pek o kadar imkanı kalmadı. Sadece Avrupa’daki ateist Siyonistler bunu destekliyor tabii. Masonlar destekliyor. Onlara güvendiği için şu an biraz pervasız. Ama Türk Milleti’nin gücünü pek hesaba katmamış anladığım kadarıyla. İnşaAllah, Allah’ın izniyle Türk İslam Birliği kuruldukça o da mum gibi eriyecektir. İnşaAllah.
Muhabir: İnşaAllah. Hocam ateist Siyonistlerden bahsediyoruz. Bugünkü İsrail devletinin Siyonist olduğunu birçok konuşmanızda dile getirdiniz ve Hıristiyan dünyasında da şu anda maalesef Siyonistlerin elinde oyuncak olduğunu ve Armegedon’un, yani kıyamete yakın Tanrı’nın olaylara el koyması sebebini yaklaştırmak adına ortalığı karıştırdığınızı kitaplarınızdan gerek konuşmalarınızdan mealen çıkartıyoruz. Benim merak ettiğim bir şey var. Son dönemde sükse yapan çok ciddi konulardan bir tanesi bu ki, bir kısım Müslümanların kabullendiği, bir kısmının da kabul edemediği bir mesele. Dinler arası dialog. Adnan Oktar dinler arası dialogda ne düşünür?
ADNAN OKTAR: Allah’ın olaylara el koyması sözü pek olmaz. Fakat şöyle diyelim Allah’ın olaylara müdahale etmesi. Yani konulara müdahale etmesi.
Muhabir: Hocam özür dilerim.Ben onların ifadeleriyle söylüyorum ben bunları.
ADNAN OKTAR: Evet. Onlar kirli adamlar onlar önemli değil.
Muhabir: Çünküİlber Ortaylı hocamızın kitabında ben okumuş idim. Tesbitleri bu yöndeydi. Tanrı’nın olaylara el koyması.
ADNAN OKTAR: Evet. İlber Ortaylı’yı tenzih ederim, ama bunu söyleyenler, genelde bu mantıkta olanlar diyelim, bunun bilincinde değiller. Yani Allah’a nasıl hitap edilir, Allah’a karşı üslup nasıldır, bunu bilmiyorlar. İlber Ortaylı da bundan sonra inşaAllah o üslubunu düzeltir. İnşaAllah.
Muhabir: Yok, İlber hocamın kendi tesbiti değil Hocam. Siyonistlerin tesbiti. Aktarma.
ADNAN OKTAR: Ha, Siyonistlerin. Onlar zaten her şeyi konuşurlar, her türlü üslubu konuşurlar. Onları biz kaale almıyoruz. Ama İlber Ortaylı hocayı tenzih ederiz tabii.
Muhabir: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet.
Muhabir: Gerçekten gidişat içersinde Müslümanların, diğer Ehli Kitap olanların haricinde, işte ateist Yahudilerden bahsediyorsunuz, bunlara bakış açımız ne olmalı veya Hıristiyan dünyasına bakış açımız ne olmalı?
ADNAN OKTAR: Evet, Hıristiyanları çok seveceğiz. Ama onları teslis inancından kurtarmaya çalışacağız. Musevileri de çok seveceğiz. Ahiret inancını güçlendirmeye çalışacağız. Ateist Siyonistlere tavır alacağız. Ama yani siz de hak dinsiniz, biz de hak diniz, yani her üç din de olur, yani fark etmez, isterseniz Musevi olun, isterseniz Hıristiyan olun, isterseniz Müslüman olun, üç tane hak din vardır derseniz bu olmaz. Bu yanlış. Bir tane hak din vardır. İslam dinidir. Kuran’dır. Bu öbür dinler tahrif edilmiştir, muharref hale gelmiştir. Hak dinlerin bozulmuş halleridir. Ama biz bunları, Kuran’da da öyle diyoruz, Ehli Kitap diyoruz, biz bunlara şefkat duyarız, sevgi duyarız, korur kollarız. Hz. İsa (as) geldiğinde inşaAllah bunların zaten hepsini Kuran’a davet edecek, İslam’a davet edecek ve hepsi Müslüman olacaklar. Dolayısıyla bu bir nevi fetret devri olan bu zaman içersinde ve Peygamber Efendimiz zamanında da öyleydi, Sallallahu Aleyhivesellem, bu kişilere biz şefkat duyuyorduk, sevgi duyuyorduk. Yine şefkat, sevgi ve koruyup kollama ruhu içerisinde olacağız. Ama yanlış inançlara tabi olmayacağız. Yanlış inançlarını kabul etmeyeceğiz. Ama inançlarından dolayı da onlara karşı saldırgan, çirkin bir tavır içinde olmayacağız. Onların her türlü ibadetinde, taatinde, yaşantısında hür olduklarını, bağımsız olduklarını onlara her zaman hissettireceğiz.
Muhabir: Evet Hocam. Hemen yine ayeti kerimelere doğru bir yolculuk yapacağız vasıtanızla. Tevafuk oldu, tesadüf değil, tevafuk. Elimde “Kehf Suresinden Ahir Zamana İşaretler” kitabı var. Fakat elimdeki soru da Ashab-ı Kehf ile alakalı. Hocam Cavidan Ersöz, sevgili izleyenimiz Hocam, Kehf Ehli’ni ailesi ve akrabaları niye koruyamamıştı diye soru sormuş. Devamı var. Ama ilk önce bu soruya cevap alalım isterseniz. Gerçekten Kehf ailesi ve akrabaları niye koruyamadı?
ADNAN OKTAR: Kehf Ehli gençlerinin özelliği anne ve babalarından ayrılmaları, ailelerinden ayrılmalarıdır. Allah bunları kutluyor. Güzel davranışlarını takdir ediyor Cenab-ı Allah. Hepsini bir mağaraya topluyor ve bunlar dünyaya örnek olan insanlardır. Örnek olmuşlardır. Bunlar birer kahramandır. Mekselina, Mislina, Mernuş, Debernuş, Sazenuş, Kefetatayyuş ve Kitmir, köpekleri. Köpeklerinin ismi de Kitmir’dir.
Muhabir: Bu saydıklarınız...
ADNAN OKTAR: Gençlerin isimleri evet. Bu şekilde bilinir. Yemliha, Mekselina, Mislina, Mernuş, Debernuş, Sazenuş, Kefetatayyuş ve Kitmir. Evet.
Muhabir: Evet. Bunlar Tarsus’da galiba...
ADNAN OKTAR: Evet. Allah-u alem. Belli de olmaz. Belki Ayasofya’nın altındalar.
Muhabir: Ayasofya dediniz, güzel bir yere parmak bastınız Hocam. Aklımdan geçeni mi okuyorsunuz bilmiyorum ama...
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Allah bilir, Allah hissettiriyor. Evet.
Muhabir: Allah’u alem. Hocam Ayasofya’nın hali ne olacak? Yani ibadete açılacak mı? Yoksa böyle mahsun bir şekilde karşı tarafdaki camiiyi izleyecek mi?
ADNAN OKTAR: Ayasofya’da böyle hazin hazin bir ezan duyacaksınız inşaAllah. Hz. Mehdi Topkapı’dan alacak Peygamber Efendimiz (sav)’in hırkası giydirilecek. Kılıcını beline takacak teberrüken, Sancağı Şerif’i açacak inşaAllah. Sonra gelecek Ayasofya’ya namaz için, namaza gelecek. Tam o sırada Hz. İsa Aleyhisselam gelecek inşaAllah.
Hz. İsa Aleyhisselam, Mehdi’ye namaza geçme, namazı Sen kıldıracaksın diyecek. Mehdi’yle bayağı uğraşması olacak yani. Mehdi aman Efendim diyecek Sizsiniz, layık olan Sizsiniz inşaAllah, Siz buyurun diye. O kabul etmeyecek. Mehdi buna rağman böyle ısrar edince Hz. İsa sırtından itecek. İterek zorla geçirecek. Yani iterek. Hz. İsa da güçlü kuvvetlidir maşaAllah. Mehdi’de kuvvetlidir, ama kardeş bunlar zaten.
Hz. İbrahim’in neslindendir her ikisi de, birbirlerine çok benzerler. Halk hakikaten bayağı benzetecek, çok yani simaen de benzerler. Görünüş olarak da üslup olarak da benzerler.
Muhabir: Hocam, şemail olarak da tarif ediliyor mu Mehdi Aleyhisselam? Veya Hz. İsa?
ADNAN OKTAR: Mehdi’nin evet. Her ikisin de şemaili var. Hz. İsa (AS) saçı siyahi kızıldır. Ortadan ayrık, çok çok güzel gözleri, küçük, minik bir burnu var, böyle hafif çillidir Hz. İsa, yani çocuksu bir temizliği vardır, ama çok keskin peygamber bakışı vardır. Yani nazarları çok şiddetli olur peygamberlerin, yani manevi şiddeti yüksektir, gücü yüksektir. Geniş omuzlu, ince bellidir. Atletiktir Hz. İsa Aleyhisselam. Orta boylu, orta boylu, böyle ama masum ve temizdir. Saçları uzun, omuzlarına geliyor. Beyaz tenlidir Hz. İsa Aleyhisselam, beyazdır. Saçının özelliği saç dokusu alışılmışın dışındadır, böyle yani ıslak gibi, bazı insanlarda olur o, yani Hz. İbrahim neslinde rastlanan bir saç şeklidir o. Yani su değmediği halde yaşmış gibi görünür. Bazı, bilir insanlar, o tarz bir saç. Saçı öyle, o şekilde olacak. Hadiste o, özellikle de o belirtilmiş. Diyor, “Sanki” diyor, “yaş damlatır gibi” diyor, saçları diyor, Hz. İsa Aleyhisselam’ın. Fakat Mehdi daha yapılı ona nazaran. Daha geniş omuzlu, göğsü geniş, karnı geniş Mehdi’nin. “Uyrukları geniştir” diyor Peygamber Efendimiz (sav). O da siyah saçlı. O da siyah saçlı. “Kaşları kavislidir” diyor Peygamber Efendimiz. “Alnında hem bir yara izi var, hem bir ben vardır” diyor, alnında. “Yanağında bir iz”, şey vardır diyor, “ben vardır” diyor. Ama bu ben, siyah bir ben olmadığını anlıyoruz. Yani şeydir diyor, “yıldız gibi” diyor “parlar”, bir yıldız gibi diyor, yıldızı andırır diyor, ben. Yani vasıflarını da belirtiyor. “Sakallıdır” diyor. “Küçük burunludur” diyor Mehdi için, “geniş alınlı” diyor. Alnı geniştir. “Yürürken bacaklarını dışarıya doğru basar” diyor, “konuşurken el, koluyla hareket eder” diyor. “Koluyla vurgu yapar” diyor, “eliyle hareket eder” diyor. Ona yakın bir ifade var. Sırtındaki benler çok ayırt edici, yani çok manidar. İki tane benden bahsediyor. Biri Peygamber Efendimiz”de olduğu gibi bir ben, bir de et beni. “Bir mersin ağacının yaprağı gibi” diyor, bir ben daha vardır. “Biraz daha üst kısmında” diyor, “ikinci bir ben daha vardır” diyor. “Sağ ayağında bir ben vardır” diyor, “sağ bacağında bir ben daha vardır” diyor. İz diyor, ben değil de, iz. Muhtemelen benle, ben karışımı bir şey olabilir, yani koyuluk şeklinde olabilir. Şimdilik aklıma gelenler bunlar. Başka da düşünürsem gelir yine aklıma.
MUHABİR: Hocam peki Aleyhissalatü Vesselam’ın şekli, şemailiyle ilgili bizimle kıymetli bilgilerinizi paylaşırsanız.
ADNAN OKTAR: Peygamber Efendimiz (sav) halis pehlivandı o maşaAllah. Peygamber Efendimizin (sav) de saçları ortadan ayrıktı. O örüyordu da o saçlarını iki belik olarak buradan. Bayağı uzundu da saçları. Parlak ve bakımlı saçları. Siyah kaşlı, o da hilal kaşlıdır. Başı büyükçeydi Peygamber Efendimiz (sav)’in. Yani böyle peygamberler de öyle olur, heybetli olur başları, daha büyük oluyor. Geniş omuzlu, ama muazzam kuvvetliydi Peygamber Efendimiz, tam bilmiyorum tarif edebiliyor muyum da, çok güçlü, kuvvetli. Yenmediği hiç kimse yoktu yani. Küfürden de, sahabİlerden de. Hatta bir küfürden birisini getirmişler pehlivan, yani çok güçlü, kuvvetli, ünlü birisini. Demiş ki adam, “eğer beni yenersen ben iman da edeceğim, sana bağlanacağım” demiş. Defalarca Peygamberimiz (sav) yere vurmuş onu böyle, olmadı bir daha, olmadı bir daha.
MUHABİR: Yenilen pehlivan güreşe doymazmış.
ADNAN OKTAR: Evet maşaAllah. O da orta boylu, Peygamber Efendimiz. Onun da sırtında, şey yine şey peygamberlik mührü var. Nübüvvet mührü var. Cildi beyaz, kırmızı, pembe beyaz, pembe beyaz cildi. Ve Peygamberimiz (sav) çocuk yüzlüdür, yani çocuk gibidir, çok temizdi yüzü, yani çok masumdu, vefatında bile öyleydi. Çocukluğundaki yüzü olduğu gibi kalmıştı. Peygamberler öyle oluyorlar genelde, çok masum, yani çok şiddetli bir masumluk oluyor yüzlerinde. Mazlumluk oluyor, öyleydi. Saçlarında, mesela 63 yaşında ahirete irtihal etti. Biliyorsunuz vefat ederken Refik-i A’lâ’ya demiştir. Son sözü o olmuştur. “Yüce Dosta”dır yani, maşaAllah. Tek sözü, en son sözü odur. Huy olarak çok neşeli, sevecen bir insan Peygamberimiz (sav), şakalaşan, ashabıyla şakalaşan. Hz. Ali de çok şakacıydı. Ondan sonra, hatta Hz. Ömer şakacı diye ona şeyi vermek istememiş, halifeliği, çok şakacıymış.
MUHABİR: Hatta Aleyhissalatü Vesselam ile Hz. Ali’nin arasında bir hurma esprisi var.
ADNAN OKTAR: Evet, yani bayağı espri, sürekli espri yapıyormuş Hz. Ali. MaşaAllah.
MUHABİR: Evet Hocam tekrar Âlemlerin Efendisi’nden günümüze geliyoruz. Bugün tevafuk dikkatimi şimdi çekti, bir tarih, bir günümüz gidiyoruz ne hikmetse, hala sırrını çözemedim ama, “Hayırlı günler Hocam” diyor Mehmet Arif, İstanbul’dan. “Siz son zamanlarda yargının içindeki dejenerasyondan bahsettiniz. Bu konuyla ilgili de ilanlarınızı görmüştüm. Şimdi 28 Şubat’ta yaşanan hukuksuzluklarla alakalı belge niteliğinde haberler yayınlanıyor. Benim merak ettiğim konu Hocam, yargı ne zamandan beri bu hukuk dışı olayların, oyunların içerisinde?” demiş Mehmet Arif, İstanbul’dan.
ADNAN OKTAR: Benim bildiğim, 2. Mahmut döneminden itibaren yargıya bunlar sızdılar ve devletin her kademesine sızdılar. Emniyete de sızdılar, diğer devlet kurumlarına da sızdılar. Ve o yüzden bu kadar yani, cumhurbaşkanını, başbakanı bile tehdit edecek hale gelmişlerdi. Cumhurbaşkanı Sayın Demirel’e biliyorsunuz suikast düzenlenmişti. Özal’a suikast düzenlenmişti. Özal söyleyemedi, kardeşi de söyleyemedi. Bir yapılanma, bir yapılanma, bir türlü söyleyemediler.
MUHABİR: Rahmetli Özal’ın ölümü normal ölüm değil mi acaba?
ADNAN OKTAR: Bence şüpheli, yani çok çok şüpheli, çok çok şüpheli. Yani birdenbire adam yani böyle...
MUHABİR: Hocam, acizane bir şey sormak istiyorum. Bu kadar bilgiyi kamuoyuyla paylaşıyorsunuz, hiç korkmuyor musunuz? Yani başıma bir iş gelir bu iddia edilen Ergenekon beni de...
ADNAN OKTAR: Ben diyorum, onar onar, yirmişer yirmişer gelsinler, yani en şeyi kimse, yani en babayiğit kimi görüyorsa göndersinler, gelsinler. Yani tamamı, hepsi, alayı gelsin, tabiriyle. Yani en ufak fütur vermem. Ben benim milletimi ikiye bölmeye kalkacak bunlar, İsrail’e uşaklık yapacaklar, Güneydoğu’yu komünistlerin eline vermeye kalkacaklar. Bir de kabadayılık yapmaya kalkacaklar. Gereken karşılığı bütün milletimizden alırlar. En güçlü şekilde ve en anlayacakları dilden ve bütün milletimiz kararlı şu an çünkü, Allah’a çok şükür.
MUHABİR: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bir tek ben değil, bütün milletimiz bizim yiğittir. Hiç kimsenin füturu yok, çekincesi yok. Yani herkes pervasızca bunu söyleyebilir, inşaAllah.
MUHABİR: Hocam, inşaAllah. Son dönemde seçim meydanlarında özellikle siyasetin içerisinde bir sultan, padişah kavgası süre gelip gidiyor. İşte son Osmanlı, Osmanlı tokadı gibi ifadeler var. Buradan da Türk-İslam Birliği’ni bağdaştırmak biraz belki alakasız olacak ama, acaba şu andaki söylevler gerçekten ciddi ciddi bir Osmanlı ruhunun yeniden dirilmesinin habercisi mi? Ki özellikle Yemen’de Dışişleri Bakanımızın karşılanması Osmanlı valileri gibi, takdire şayan bir şekilde.
ADNAN OKTAR: Evet, Osmanlı ruhundan kasıt şu: Bütün ülkelere Türki devletlere, Turani devletlere ki onlar bizim kardeşimiz, parçayız, aynı kavim, tek kavimiz, tek milletiz, çeşitli devletlerden oluşuyoruz. Ve din kardeşimiz olan, asıl bizi bağlayan bağ yani, asıl bağ budur. Bütün İslam alemini yek vücut kucaklayacak bir sistemdir. Her devlet ayrıdır. Osmanlı döneminde de öyleydi. Her devlete saygı vardır, sevgi vardır. İnançlarına karışılmaz, düşüncelerine karışılmaz. Fakat adaletsizliğe karışılır. Adaletsizliğe müsaade edilmez. Yani Türkiye’nin yapacağı görev de budur. Adaletsizliği ortadan kaldırmaktır. Mehdi’nin de geliş amacı zaten adaletsizliği ortadan kaldırmaktır. Yani maddi adaletsizlik ve manevi adaletsizlik, bunun ortadan kalkmasıdır. Yoksa zorla insanların inançlarını değiştirmek, düşüncelerini değiştirmek değil.
MUHABİR: Evet Hocam, bir ufak reklam arası vereceğiz. Reklam arasından sonra inşaAllah tekrar yayınımıza devam edeceğiz. Evet sevgili izleyenler, biraz da ekmek parası diyoruz ve kısa bir reklam arasından sonra tekrar Ekin TV ekranlarında sizlerle birlikte olacağız.
MUHABİR: Evet tekrar merhabalar, hayırlı akşamlar. Kısa bir reklam arasından sonra kaldığımız yerden devam edeceğiz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
MUHABİR: Bu inşaAllah sözünü de sizden ezberledim Hocam.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah, maşaAllah önemli.
MUHABİR: Güzel sorular var ve bu sorularla yolculuğumuza devam edeceğiz. Şafak Bey, İstanbul Etiler’den bir soru yönlendirmiş, “Selamlar Adnan Bey” demiş. “Umarım benim de sorumu okurlar ve cevap alabilirim sizden. İsrail Merkez Bankası başkanı ve Uluslar arası Para Fonu IMF eski başkan yardımcısı, ünlü ekonomist Stanley Fischer İsrailliler kendi kendilerine işlerini yönetmeye ve hükümetten çözüm beklememeleri çağrısında bulunmuş. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz. Niye böyle bir şey söylemiş olabilir? Hürmetler.” demiş efendim Şafak Bey, İstanbul, Etiler’den.
ADNAN OKTAR: İsrailliler’in kendi kendilerine çözüm bulmaları, yanlış duymadım değil mi?
MUHABİR: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: İşte bizim istediğimiz de bu. Yani dindar Museviler İsrail’e hakim olsa muazzam olur, çok çok güzel olur. Yani halk, iktidar halkın elinde olsa, bitti. Yani hiçbir sorun kalmaz. Bağrımıza basarız kardeşlerimizi. Dindar Museviler çok çok efendi, çok nezih insanlardır. Böyle kan dökmek rezillik çıkartmak kepazelik yapmak çoluk cocuk alnına kurşun indirmek çocukları mahvetmek perişan etmek böyle bir olay olmaz. Bu zulüm ve işkence de olmaz. Onun için o konuda doğru söylemiş, ama bu da bakalım, yani inşaAllah olur.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
Muhabir: İnşaALLAH. Malumunuz, dün dünya kadınlar günü idi, 8 Mart.
ADNAN OKTAR: Evet.
Muhabir: Maalesef kadınlarımıza bir günü reva gürenlerin gölgesinde kaldı bu 8 Mart, ama Aylin Hanım’ın güzel bir sorusu var, Aylin Gürsel İstanbul’dan bir soru yönlendirmiş. “Hocam halk arasında Hz. Adem’in cennetten çıkartılmasına neden olan kişi olarak, yani halk deyimiyle Hz. Adem’i kandıran kişi olarak Hz. Havva gösteriliyor. Bu doğru mudur?” diye bir soru yönlendirilmiş
ADNAN OKTAR: Şeytandır. Şeytan her ikisini de kandırmıştır.
Muhabir: Evet. Hocam çok uzak diyarlardan Azerbaycan’dan Elşad Ahmedov’un bir mesajı var. “Selamunaleyküm kardeşler, Allah Sizlerden razı olsun” demiş. “Allah bu İslam birliğini tezlikle nasip etsin.” Özür diliyorum biraz ifadeler değişik olduğu için.
ADNAN OKTAR: Çok güzel.
Muhabir: “Azerbaycan’dan sizlere selamlarvar. Hocam Allah senden razı olsun. Seni çok seviyoruz” demiş. “Hocam Hızır (AS)’ın diktiği duvarlar şimdi neresi? Allah razı olsun.” demiş Elşad Ahmedov, Azerbaycan.
ADNAN OKTAR: Allah-u alem Ayasofya. Ayasofya’nın, biliyorsunuz hatta Ayasofya’nın kıbleden biraz uzak olduğu kuruluşunda, şey biliyorsunuz, eski kilisenin kıbleden biraz uzak olduğu, ,
Muhabir: Bir parmak deliği...
ADNAN OKTAR: Bir parmak izi de vardır. Evet doğru, bilinir.
Muhabir: Hocam, Hayriye Akbulut Isparta’dan bir mesaj göndermiş, yine içimden geçene sevgili izleyicimiz tercüman olmuş. “Acaba kendi hayatınızı anlatan bir bir kitap yazacak mısınız? Yazabilir misiniz? Sizin ağzınızdan dinliyoruz, ama içinde köyünüzün resimlerinin olduğu, okuduğunuz okulun resmi olsa, çocukluk resimleriniz olsa, ayrıca size yapılan komploların detaylı olarak anlatıldığı bir kitap olsa çok iyi olmaz mı Hocam? Böyle bir kitabın bizden sonraki nesillere de kalması çok güzel olur diye düşünüyorum” demiş Hayriye Akbulut Isparta’dan. Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Psikolojik Savaş Yöntemleri nokta com var benim internet sitemde, harunyahya.com, harunyahya.org’da var. Oradan girebilirler. Çocukluk resmim bir tane var.
Muhabir: Evet.İzmir’den Nur Kendirli. “Hocam, umarım benim bu mailimi size okurlar.” Başımız gözümüz üstüne ki ben kıymetli izleyenlerimize hemen buradan aktarmak istiyorum gerek programdan sonra gerekse Hocam’ın eserlerini ciddi manada takip etmek ve ropörtajları izlemek, okumak isteyen değerli dostlarımız www.harunyahya.tv , www.harunyahya.org , www.harunyahya.net ve www.harunyahya.com adreslerinden Hocam’ın iki yüz elliyi aşkın eserine ulaşabilirler.
ADNAN OKTAR: Evet. İnşaAllah.
Muhabir: İnşaAllah. Diyor ki Hocam, “o kadar güzel gülüyorsunuz ki, Hocam, ben bir şey hoşunuza gittiğinde içten gülmenize gerçeten hayranım. Ellerinizden öperim Hocam” demiş Nur Hanım.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. MaşaAllah.
Muhabir: Evet.Nahl Suresi’nde Allah’ın kalplerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlediğini kimselerden bahsediliyor. Daha önceki röportajlarınızda belirttiğiniz baron, şapkalı ortağı ya da beyaz, siyah ve kızıl ayılar ya da Dawkins gibi evrimciler bu şekilde mühürlü kimseler midir diye bir soru sormuş isimsiz bir izleyici.
ADNAN OKTAR: Tabii, Allah bilir.Allah bilir. Yani son anda, son nefesinde belki düzelen insanlar olabilir. Mesela Dawkins de belki akıllanacak, belki iman edecek bilemeyiz. Ama şu an yani tam kamil anlamda, kamil de demiyeyim de, yani şiddetli anlamda dinsiz, ateist.
Muhabir: Didem Tekyol, Ankara’dan, “Newton ve Einstein gibi yüzlerce bilim adamı Allah’a inanan, hatta bilimi Allah’a daha yakınlaşmak için yaptıklarını söyleyen bilim adamları. Hocam zeka ile iman arasındaki ilişkiyi açıklar mısınız.” diye bir soru sormuş.
ADNAN OKTAR: Akılla iman arasında ilişki vardır. Mesela Dawkinsçok zeki, ama yani aklı olması ayrı bir konudur bir insanın. Akıllılık Kuran’a uyan insanda akıl olur. Kuran ahlakına uyanda, yoksa mesela gangesterler de çok zeki oluyorlar, bu seri katiller, psikopatlar, çoğu bunların çok zekidir. Hatta şizofrenler de yüzde yetmişlerde falan oluyor, bayağı zeki oluyor, ama aklı olmuyor.
Muhabir: Siz tabiibir dönem maalesef akıl hastanesine kapatılmıştınız.
ADNAN OKTAR: Evet doğru.
Muhabir: Bu bir komplo muydu Hocam? Yani orada sizi birileri katletsin ve bu adamlar akıl hastası zaten, ne yapalım öldürdülerse demek adına mıydı? Yani belki konuyla alakalı değil ama... ben onu düşünüyorum.
ADNAN OKTAR: Ben de şaşırıyorum. Yani çünkü orada normal bölümler vardı. Yani birçok başka suçlardan olan akıl hastaları var. Suç işlememiş akıl hastaları da var onların bölümleri vardı. Cinayet işlemişlerin içine girmemin sebebini ben hala çıkarabilmiş değilim, ki Allah korudu. Diyorum, yedi kişi öldürdüler benim bulunduğum dönemde ve örtbas oluyor zaten normal, şöyle örtbas oluyor. Akıl hastası olduğu için kanuni işlem yapılmıyor.
Muhabir: Evet.Delidir ne yapsa yeridir.
ADNAN OKTAR: Delidir ne yapsa yeridir diyorlar.
Muhabir: Evet Hocam.Çetin Kızılkaya, İstanbul Kadıköy’den izleyicimiz, “Merhabalar Adnan Bey, benim bir arkadaşım namaz kılmayanların direkt cehenneme gideceğini söylemiş idi, bu doğru mudur? Ben bir türlü başalayamıyorum. Zormuş gibi geliyor. Devam edemezsem diye kendime güvenemiyorum. Namazdan bahsetmenizi rica ediyorum. Nasıl kılınır namaz, nasıl abdest almak lazım Kuran’a göre” demiş sevgili izleyenimiz.
ADNAN OKTAR: Ya Allah Bismillah diyecek,bir kere Ömer Nasubi Bilmen Hoca’nın ilmihalini alacak. Güzel şöyle bir baştan sona kadar bir okusun. Orada en güzel şekilde sünni inanca göre ibedetlerin nasıl yapılacağı anlatılır. Ama özetle anlatmak gerekirse beş vakit namazlarını kılacak. Sabah, öğle, ikindi, akşam, yatsı bir de vitir namazı vardır biliyorsunuz. Abdest alması da son derece kolay işte yüzünü yıkayacak, kollarını yıkayacak, ayaklarını yıkayacak, başını da mesh edecek. Yani karmaşık değil. Namaz da son derece kolaydır. Yani sırf kısa bir süreyle Fatiha’yı ezberlemiş olsa onunla namazı rahatça kılabilir. Fakat tabii asıl olan o aşkı o şevki alması çok önemli. Bunun için de iman hakikatleri okusun. www.harunyahya.com, www.harunyahya.org orada arının hayatını incelesin, örümceğin hayatını incelesin, termitleri incelesin, hücrenin yapısını incelesin. Her yerden Allah’ın harikalarını görsün. Allah’a aşık olsun. Allah’a tam kalbini bağlasın. Şiddetle Allah korkusu olsun, ondan sonrası çok kolay. Çok rahat yapar ondan sonra inşaAllah.
Muhabir: Hocam, iman hakikatlerinden İnşaAllah hemen günümüz dünyasının siyasal coğrafyasına döneceğiz. Malumunuz üzere Çeçenistan kanlı coğrafya, büyük bir mücadelenin yüzyıllardır sergilendiği ve hem din kardeşimiz hem de kan kardeşimiz olarak nitelendirdiğimiz bir topluluk ve maalesef son dönemlerde işte Başakşehir’de başlayan süreç İstanbul’un belirli noktalarında Çeçenistan’da mücadele vermiş bazı komutanların katledilmesiyle bir süreç devam ediyor. Geçenlerde gazetelerde ve kafkas.net de okumuş olduğum bir yazıda sekizli birlikler oluşturuldu ve Kadirov yönetiminin bu birlikleri Rusya’ya eğitim amaçlı gönderdiği ve buradan da İsrail’e suikast timi olmak üzere gönderip eğitim alındıktan sonra Türkiye’ye gönderildiği yazılıyor idi. Bu hususta Harun Yahya ne der?
ADNAN OKTAR: Burada Çeçen komutanları öldürünler de bence yine iddia edilen Ergenekon mensuplarıdır. Yani çünkü onlar dindar gördü mü gereğini yaparlar. Türk milliyetçisi gördü mü gereğini yaparlar. Mesela Rahmetli Jandarma Kuvvetleri Komutanı, Emniyet Müdürümüz Gaffar Okkan Beyefendi, rahmetli şehit edildi. Buna benzer her olayın arkasında bu melanet örgütü vardır. Yani kurcalandığında bu çıkar. İsrail’deki eğitim de doğrudur. Ama Kadirovlar şunlar bunlar falan, asıl sorun masonluk, ateist Siyonizm ve bunların kullandığı taşeron örgütlerdir. Bunlara çok dikkat edilmesi lazım. Buradaki kardeşlerimizin de, yani Çeçen olan kardeşlerimizin de sokakta tabii elini kolunu sallayarak tek başına yürümeleri de tabii normal bir hareket değil. Çok fazla Çeçen var Türkiye’de. Yani biri önden gitsin, biri yandan gitsin, biri arkadan gitsin. Biri mesela sezdirmeden sivil bir vatandaş görünümünde de yürüyebilir. Dolayısıyla böyle kötü niyetli insanları anında tesbit imkanı olur o zaman. Yani bu adamlar birdenbire kayadan çıkmıyorlar. Arabalarıyla yanına geliyordur. Ama adam fark etmiyor bunu, halbuki başka izleyenler olsa hemen görür, ne oluyor der hemen yakalanır orada. Adalate teslim edilir ve kimin ne olduğu da belli olur. Yani emniyetin de elini güçlendirmiş oluruz o zaman. Derdest yakalanmaları lazım.
Muhabir: Evet. Hocam Çeçenistan’dan bahsetmişken tekrar Çeçenistan ile devam edelim. Malumunuz üzere şu anda Çeçenistan’da Kadirov yönetimi idarenin başında ve Kadirov yönetimi bilindiği üzere Rusya destekli, Rusya’nın desteklediği bir hükümet ve devlet. Özellikle Sultan Ahmet Camii’nin bir kopyasını Grozni’nin merkezine dikti ve rahmetli babasının, Çeçenistan devlet başkanı idi, onun bir vasiyeti olduğunu beyan etti ve şu anda Kadiri tarikatına mensup bir portre çizmekle beraber aslında yaptıklarının tarikatla, ehli tariklikle veya İslam ile bir alakası olmadığı hususunda bilgiler geliyor. Bu noktada Çeçenistan’ın geleceğini Türk İslam Birliği içerisinde nerede görüyor Harun Yahya, Adnan Oktar bu hususta ne der? Klasik cevap ve soru şeklinde.
ADNAN OKTAR: Evet. Her şeyin çözümünün Türk İslam Birliği olduğunu söyledik. Yani bu çözülmez, Çeçen sorunu çözülmez başka türlü. Türk İslam Birliği’nin içine dahil olurlar. O gün, o saat, o dakika çözülür ve konu da biter, bütün şaibeler ortadan kalkar. Adaletsizlik de biter. Osmanlı ruhunu yaşayan bu güzel birlik konuyu bitirecektir. Her yerde fitne var, her yerde kargaşa var, Türkiye’de de rahatsızlık var biliyorsunuz, PKK sorunu var. Tamamını blok olarak ortadan kaldıracak bir sistemdir bu; Türk İslam Birliği. İşte Doğu Türkistan sorunu da ortadan kalkar, Kazakistan’daki sorun da ortadan kalkar, Kırgızistan’daki de kalkar. Suriye’nin sorunu, Irak’ın sorunu hepsi ortadan kalkar.
Muhabir: Hocam, peki son günlerde Sudan’da Darfur’da katledilen üç yüz bin insanın katili olarak nitelendirilen bir devlet başkanından bahsediliyor ve resmen televizyon ekranlarında şov yapılıyor tabiri caizse. Çünkü Darfur’da yapmış olduğu bir gösteride üç yüz bin kişi toplandığını ve ciddi bir gövde gösterisiyle dünyaya ben buradayım mesajını verdiğini biliyoruz ve maalesef birtakım medya ve yurt dışındaki özellikle Yahudilerin elinde olan medyanın, ki medyanın yüzde doksanı Yahudilerin elinde, bu hususta İslam aleyhtarı yayınlar yapmaktalar. Müslümanlara bu husustaki tavsiyeleriniz neler olacak? Bir başka, hemen bunun benzeri bir soru yönlendirmek istiyorum. Maalesef Türkiye’de bazen kalabalıkların toplandığı yerlerde “kahrolsun şeriat” ifadeleri kullanılıyor. Benim bildiğim kadarıyla şeriat eşittir İslam, İslam eşittir şeriat manasına geldiğini biliyorum. Bu iki konuyu bağlayarak Sayın Adnan Oktar neler söylemek ister? Neler paylaşmak ister kıymetli izleyenlerimizle?
ADNAN OKTAR: İslam eşittir şeriat, şeriat eşittir İslam deyince insanların aklına öyle gelmiyor. Yani şeriat denince asılıp kesilen, dövülen, sövülen böyle karmakarışık saçı sakalına karışmış insanlar aklına geliyor. Doğrudan İslam demek lazım. Yani insanların kafası neyle bir fikri aydınlık anlıyorsa, tam karşılığı olarak onu söylemek lazım. İslam demek yeterlidir. İslam nurdur, ışıktır, sevecenliktir, kardeşliktir, barıştır, affetmektir, her türlü güzelliktir. Dolayısıyla İslam kelimesinin kullanılması gerekir.
O adamcağızın da konumu tabii biraz karışık. Şimdi onun için tutuklama emri de çıkartmışlar. Yani kim kimi tutukluyor. Böyle tepeden inme tutukluluk, hadi farzedelim anormallik yapsa bile tutuklama emri bir meydan okuma, yani demek ki, canı istediği herhangi bir İslam ülkesinde bir kişiyi tutuklayacak bunlar. Yani orada eğer bu mübahsa, o zaman yarın öbür gün Irak’ın devlet başkanını da tutuklar bu, başka yerde de tutuklar. Yani bir kere buna tavır almak lazım. Bu olmaz.
Muhabir: Hocam, peki Türkiye’nin siyasal olarak şu anda takındığı tavrı nasıl yorumluyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Burada yapılacak hiçbir şey olmaz. Mesela Kaddafi de çözüm bulacak bir konu değildir. O adam da çözüm bulacak konu değildir. Kadirov da çözüm bulacak konu değildir. Bunların çözümü Türk İslam Birliği’dir. Yani konu dönüp dolaşıp oraya geliyor, bakın nereye baksak bunun büyük bir ihtiyaç olduğu anlaşılıyor. O zaman bu insanların anormalliği diye bir konu kalmaz. Yani Mehdi’nin zuhuru konuyu bitirir. Çünkü bir manevi bir merkeze bağlı olmak, adaletli, makul, dengeli, tutarlı bir insanın izahlarına bunların tabi olması gerekiyor. Yani delilik yapamayacakları, uç hareket yapamayacakları bir yere bağlı olmaları lazım, manen. Bu var şu an. Başı bozuklar. Başı bozuk olunca her türlü cahilliği yapıyorlar, o da cahil. Öbürü de cahil.
Muhabir: Hocam, Türk İslam Birliği’nin sizin bu örnek olarak söylemiş olduğunuz bu Türk İslam Birliği’nden önce 97’li yıllarında bir D8 pojesi vardı ve...
ADNAN OKTAR: Evet.
Muhabir: ... siyaseten sormuyorum bunu, sadece o D8’in gelişim süreciyle alakalı bir soru soracağım. Türkiye’nin başını çektiği, o dönemde Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın adım attığı ve dünyanın en güçlü sekiz Müslüman ülkesinin birlikteliğiyle sonuçlanması planlanan bir proje vardı ve proje yarım kaldı, fakat dikkatimi çeken bir şey oldu; o D8’in başında evet diyen bütün devlet başkanlarının teker teker görevden alındığını biliyoruz. Bu görevden alınmalar veya alaşağı edilmelerin altında masonik bir yapı olabilir mi?
ADNAN OKTAR: Şimdi...
Muhabir: Türkiye bazlı sormuyorum Hocam, bütün D8’ler açısından soruyorum.
ADNAN OKTAR: Evet. Masonlar Erbakan Hoca’mızı da kafalarına bayağı takmışlardı. Çok uğraştılar Erbakan Hocamızla, ki dünya iyisidir, çok nezih, kibar, cesur, vefalı, insancıl ve olağanüstü akıllı bir insandır ve çok kültürlü bir insandır. Derin düşünen ve çok imanlı olduğu açıkça hissedilen bir insan. Tabii ki, bağıra bağıra D8 geliyor dendiğinde adamlar yani var gücüyle buna tavır alır. Ama işte kader bu. İlla ki bu Mehdi döneminde olacağı için Allah kaderde buna müsaade etmiyor. Her halukarda ya masonları musallat ediyor Allah, ya ateist Siyonistleri musallat ediyor. Ama Mehdi’nin karşısında bunların elleri ayakları felç olacak. İşte buna güçleri yetmeyecek. İnşaAllah.
Muhabir: İnşaAllah. İnşaAllah. Hocam peki son dönemde yine dünya konjonktüründen bakarak devam edeceğiz. Maalesef Amerika millerce öteden Irak’a demokrasi getirmeye çalıştı ve ne hikmetse o demokrasi pazarların çarşıların ortalarına düştü. Akşam evde ailesiyle oturan, yemek yiyen mazbut ve masum insanların sofralarına düştü. Ekmekleri kana bulandı ve bugün kara derili kara kıtanın aydınlık insanı olarak İran gazetelerinde tarif edilen Obama’nın, Barack Hüseyin Obama’nın Irak ordusunun sadece harekat birliklerini geri çekme planı ve projesi var. Bu hususta geçtiğimiz dönemlerde Irak’a gitme noktasında Türkiye izin vermemişti malumunuz üzere. Bugün geri çekilme esnasında Türkiye’nin bu hususta izin vermesi acaba komşu ülkeler arasında nasıl bir tepkiye yol açar?
ADNAN OKTAR: Askerin geri çekilmesinde bir mahsur yok yani.Bir yol üzerindeyse makul geçebilir. Yani çünkü bir savaş yok, bir saldırı yapmayacak, bir şey yapmayacak. Yani çünkü asker buraya turistik olarak da gelebilir. Turist olarak da geliyorlar. Ha o, ha o arada fark etmez. Ama tabii ağır silahları Türkiye’ye sokmaları olmaz. Yani bu biraz anlamı biraz hoş görülmüyor. Ama transit geçeceklerse, hava yoluyla geçeceklerse geçsin gitsinler bir şey demeyiz. İnşaAllah.
Muhabir: İnşaAllah. “Türkiye İçin Milli Strateji” isimli bir kitabınız var. Ben hemen sevgili dostlarımıza o kitabı nereden temin edebileceklerini buradan aktarmak istiyorum. Sayın Adnan Oktar’ın, yani Harun Yahya’nın kitaplarını temin etmek isteyen sevgili izleyenlerimiz Araştırma Yayınları’nı arayıp buradan kitapları temin edebiliyorlar.
ADNAN OKTAR: Evet.
ADNAN OKTAR: Evet.
Muhabir: Hocam “Türkiye İçin Milli Strateji” kitabınızda özet olarak geçeceksek, Türkiye için milli stratejiyi ne olarak belirlediniz?
ADNAN OKTAR: Osmanlı mirası, Türk İslam Birliği, aynısı.
Muhabir: Aynısı...
ADNAN OKTAR: Evet.
Muhabir: Hocam, Ayşenur Kaya’nın bir sorusuyla ben devam etmek istiyorum. “İyi akşamlar Adnan Bey, siz kadınlardan hep güzellikle, büyük bir şefkatle bahsediyorsunuz. Bu günlerde ise inanılmaz haberlerle karşılaşıyoruz. Birisi eşini beş yüz kere bıçaklamış. Başka bir gencecik kızın başı kesilmiş ve bunlara benzer birçok olay. Sizce nasıl bir insan böyle bir vahşet işleyebilir? Bunun önüne nasıl geçilebilir?” demiş.
ADNAN OKTAR: Özellikle genç kızların savunmaimkanları Türkiye’de o kadar güçlü değil. Bunun bir şekle şemale sokulması gerekiyor. Özellikle kanunlarda düzenleme yapılması lazım. Yani evinde herhangi bir şekilde şiddete maruz kalan bir genç kız, baskıya maruz kalan bir genç kız yahut babası tarafından yahut kardeşi tarafından ensest ilişkiye zorlanan genç kız, bu derdini, bu konuyu anlatamıyor. Çoğu zaman anlatamıyor ve bu zavallı kardeşlerimiz, bu tertemiz insanlar yıllarca bu belanın, bu pisliğin içinde kalmış oluyorlar.
Halbuki gidip bu kardeşlerimiz savcılığa bir dilekçe vererek güvenilir, dindar, temiz, aklı başında ailelere sığınmaları gerekir. Bunun bir örf haline gelmesi lazım ve ispat mecburiyeti de getirmemek lazım. Yani bir insan duramıyorum diyorsa ben bu aileyle duramıyordur. Yani şimdi nasıl ispat etsin adam yani çocuk. Çünkü kadın, annesi de destekliyor bazen bu tip şeylerde bazen. Çünkü babandır ne biçim konuşuyorsun diyor ve binlerce vaka var bununla ilgili, yani bir kısım hüküm giymiş insanlar var. Bir kısım hüküm giymemiş, gizli olanlar kat kat fazlası gibi görünüyor. Buna karşı çok ciddi önlem alınması gerekir. Bu yönde bir örf ve geleneğin mutlaka gelişmesi gerekiyor ve adli yönden de bu çocuklara kolaylık göstertilmesi, bunların ifadelerine itibar edilmesi, şefkatli davranılması gerekir. Hadi şahit göster deniliyor mesela, ailesinin içinden kimi şahit göstersin. Annesi var. Annesini mi şahit gösterecek, kadın zaten şahit olmuyor, ona muhtaç olduğunu düşünüyor veyahut görmediği yerde yapıyor adam, yani mesela alkolik olur, alkolik babalar, birçok alkolik insan var, o tarzda yani bu tarz eylem yapan alkolikler oluyor. Başka tür anormallikler. Alkolik olmayanlar da yapıyorlar bazen. Bazen akli dengesi yerinde olmuyor adamın, yapıyor. Her tür.
Yahut çocuğun ağzını burnunu kırıyor, dövüyor, işkence ediyor. Kızım sabret, kızım sabret, olmaz. Böyle şeylerde bu insanlara kolaylık sağlamak lazım. Güvenilir insanların yanında kalmasının Türk aile yapısının bir örfü ve geleneği olması lazım. Bir sevecenlik alameti olarak bunun uygulanması gerekiyor. Ama bunun tabii kanuni muamelesinin de yapılaması gerekiyor. Kısaca devletin bilgilendirilmesinde fayda var. Hatta kızcağızı bazen, geçenlerde de anlattım. Evlendiriyorlar, kız çıkmıyor, babasına gönderiyorlar ailesine gönderiyorlar, ya bu ne demek göndermek, belli ki öldürecek adam ve nitekim de öldürüyorlar yazık. Çünkü öyle anormal ailelerde bir şey var, gelenek var. Bir inanç var.
Töre diyerek, bunun neresi töre. Töreyle ne alakası var. Adam öldürmenin töresi olurmu? Tevbe etmezse ebedi cehennemdir karşılığı, masum bir genç kızı öldürmek... Mesela bazen çocuklar doğuştan kızlık zarı olmuyor. Mesela Allah öyle yaratmış. Çoktur, yani birçok kadında öyledir. Sırf bu yüzden öldürülen bir sürü kadın var. Bu nedenle. Veyahut yani herhangi bir nedenle adam evine gönderiyor. Bu bile yeterli oluyor veya bir ahlaksızın biri tecavüz ediyor çocuğa, sen kirlendin diyorlar. Gidip öldürüyorlar çocuğu. İşte böyle vakalarda hemen çocuğun sığınacağı yerler olması lazım. Karakola sığınıyor. Bazen karakoldan geri evine gönderiyorlar. Adam da öldürüyor ondan sonra. Halbuki karakoldan mutlaka bir güçlü ve güvenilir bir ailenin yanına gönderilmesi lazım ve bu riskin tamamen ortadan kalktığına emin olunca ailesinin yanına dönmesi gerekir. Yoksa bunun dışında asla müsaade etmemek lazım. Ailesidir öldürür de, asar da keser de diyemeyiz, denmez. Öyle örf olmaz. Hindularda bile yok böyle,Hindularda var böyle anormallik.
Muhabir: Evet Hocam, aslında ben, şu anda soracağım sorular sürpriz, çünkü bugün mesai arkadaşlarımla konuşurken birkaç zamandır sizi takip eden, sizi daha yeni yeni tanıyan, hatta önyargıları olup da önyargılarını bu röportajları izleyerek yenmeye başlayan kardeşlerimiz ve arkadaşlarımız var. Hocam, ben o arkadaşlarımın adına tercüman olarak şunu sormak istiyorum. Bir bilim adamı günlerdir, haftalardır, hemen hemen her gün ayrı bir röportajla insanlara hakikati ve doğruyu anlatmaya çalısıyorsunuz, ama bugün bir bayan arkadaşımızın, bir bayan kardeşimizin çok güzel bir sorusu oldu. Dedi ki “ya biz Harun Yahya’yı bir de insan olarak, şöyle kendisi tarif etmesini anlatmasını”, hatta birkaç soru soruldu, ben izninizle onları size yönlendirmek istiyorum. Adnan Oktar bugün geçmişe döndüğü zaman çocukluğuna ve ailesine, işte akrabalarına, hayatının o kısmında aklına geldiği zaman gülümsediği veya işte bunları da yaşadık dediği, böyle çok tatlı anektodlardan birkaç tanesini izleyicilerimizle paylaşırsanız, en azından ilim adamı ve bilim adamı kimliğinin dışarısında bir insanın da varlığından burada izleyicilerimiz istifade etmiş olur. Çünkü bir noktaya geleceğim oradan.
ADNAN OKTAR: Örnek de verebilirim. Mesela küçükken köyde dedem bahçeyi sulardı. Sular böyle küçük ırmak gibi akardı. Ekşi elma ağacı vardı. Büyük kocaman... ben oradan elmayı alır keserdim, böyle araba tekerleği tarzında ona tahta parçaları, böyle yassı tahta parçaları sokuyordum. Ortasına mil gibi tahtayı geçiriyordum. Böyle çatal ağaçların arasına koyuyordum. O böyle dönüyordu.
Muhabir: Ta o zamanlardan mucitlik vardı yani.
ADNAN OKTAR: Böyle araba yolları yapıyordum. Yollara böyle telefon direkleri dikiyordum, tek tek bahçede, küçük küçük. Dikiş ipliğiyle de, böyle uzun onlara kablo olarak bağlıyordum. Ben bu tip şeylerle ben genellikle vaktimi geçirirdim çocukken.
Muhabir: Hocam çocukluğunuzdan girmemin sebebi şu, benim ellerinizden öper bir kardeşim var. Daha 6. sınıfa gidiyor. Çok enteresan bir soru sordu. “Abi” dedi, “bu amca ne anlatıyor?” Biliyorum ki ufak kardeşlerimiz de izliyor. Çocuklara zaten öyle bir kitabınız var. Çocuklara Allah’ı anlatmakla ilgili, ama hep büyükler açısından konuştuk. Bir de çocuklar için şöyle bu dini mübin-i İslamı’ın güzelliğini ve Allah’ı kısaca bir anlatırsanız, en azından ufak kardeşlerimiz de şu anda bizi ekranları başında izleyen geleceğin aydınlık yarınlarına ufak tüyolar vermiş oluruz diye düşünüyorum. O yüzden çocukluğunuza girmek ihtiyacı hissettim.
ADNAN OKTAR: Evet. Çocukları bir kere ben çok severim. Allah’ın çok güzel tecellileridir onlar. Çok mazlum ve masumluğun ifadesidir. Günahsız oldukları için çok olağanüstü temiz olur yüzleri. Üslupları da çok çok güzel oluyor. Evin süsü olan bu minik kedilere, bu sevimli varlıklara sözüm şu, Allah’ın güzelliklerini çok iyi görmelerini sağlamak lazım onlara. Mesela çiçekleri göstermek, meyvaları göstermek, her türlü meyvayı göstermek, bunları Kim yarattı deyip çocuklara sürekli bunu hatırlatmak veya tadına baktırmak, kokusunu, güzelliğini hatırlatmak, mesela kirazı gösterip kirazın tadına baktırmak, kedinin, köpeğin, diğer hayvanların güzelliklerini göstertmek mesela karıncanın aklını tarif etmek onlara, mesela arının akılcılığını göstermek çocukların bilinçaltında çok güçlü bir iman ve inanç gelişmesine sebep olur.
Çocukları korkutarak ürküterek, döverek, söverek değil. Yani çocuklara bir kere çok saygı göstermek lazım. Tam büyük adam gibi muamele yapılması lazım. Değer verildiğini ve ciddiye alındıklarını çok iyi hissettirmek lazım onlara. Ama tabii tekliften de kaçınmak lazım. Mesela küçüçük çocuğa dört yaşında beş yaşında çocuğa böyle teklif getirmek, yani onu biraz zorlamak olur. Bundan kaçınmak gerekiyor.
Ama mesela güzel ahlak gösterdiğinde de ödüllendirmek çok güzel olur. Mesela birine yardım ettiğinde, barışçıl tavır koyduğunda falan ona ufak hediyeler almak, onun gönlünü hoş edecek şeyler yapmak çok güzel olur. Bir de başkalarına yardımcı olduğunda da, yani her güzel ahlakında ödüllendirmek, “Bak seni Allah ödüllendiriyor. Benim vesilemle seni Allah ödüllendiriyor” diyerek Allah’ı çok çok sevdirmek gerekir. Çocukluğunda imanlı olanlar bir daha pek bozulmuyorlar, ben bunu çok gördüm. Yani çok çok güçlü oluyorlar.
Ama çocukluğunu böyle dövülerek sövülerek, zorla namaz kıldıranlar, zorla oruç tutulan çocuklar sonra çoğu dinsiz oluyorlar. Çok ahlaksız olabiliyorlar sonradan bir kısmı. Onun için buna çok özen göstertmek lazım diyorum. İnşaAllah.
Muhabir: Evet. Hocam bu noktada ailelerin izleyeceği stratejiyi zaten ortaya koydunuz. Ben hemen bir farklı nüansına geçmek istiyorum. Bir kitabınızda rastgelmiştim. Bugün işte Filistin’de öldürülen masum bebekler, masum çocuklar nasıl masumsa İsrail’deki Yahudi çocukları da o kadar masum ifadesini kullanmışsınız, bunu biraz açıklayabilir misiniz Hocam. Yarın bunlar büyüdüğü zaman abileri ve babaları gibi masum yavruları katletmeyecekler mi?
ADNAN OKTAR: Ateist Siyonistler katledenler. Museviler dindardır. Allah’tan korkarlar. Çok ödleri kopuyor, birçoğu da askerden kaçıyor o yüzden, yani askerlik yapmak istemiyorlar, bunun bir katliam olduğunu, ahlaksızlık olduğunu hepsi biliyorlar. Benim de Musevi tanıdıklarım, dostlarım var, onlar da aynı kanaatte, aynı fikirdeler. Nefret ediyorlar böyle bir şeyden ve dindar Museviler yönetimde tamamen kendilerinin olmasını çok çok istiyorlar. Öyle bir şey olduğunda böyle bir rezillik, böyle bir kepazelik olmaz. O küçük çocuklar da, Museviler, anormal sevimli, onların kafa kazınıyor, o minik kerataların saçları şöyle lüle lüle yandan evet perçemler var. Çok şekerler. Mesela çok güzel Tevrat okur onlar. Dindardırlar çoğu böyle sinegoglara götürüyorlar onları. Onlar mazlum insanlar.
Ya bunların içinden anormal insan çıkarsa, o mantığa girersek o zaman çocuk kalmaz. Öyle bir şey olmaz. Öyle diyemeyiz. Hepsinin potansiyel mümin sıfatlı olduğunu düşüneceğiz. Hepsinin potansiyel Müslüman olduğunu düşüneceğiz. İslam fıtratı üzerine yaratılıyorlar çünkü çocuklar. Öyledirler. Sonradan bozuluyor onlar, sonradan anormaliğe giriyorlar. İnşaAllah Mehdi devrinde Tevrat’ın aslı çıkacak ortaya hepsi iman edecekler inşaAllah, hepsi Müslüman olacaklar inşaAllah.
Muhabir: İnşaAllah. İnşaAllah Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Çok azı müstesna. İnşaAllah,inşaAllah.
Muhabir: Şimdi ben hemen tarihin tozlu sayfaları arasına dalarak bir müstesna şahısla yola devam etmek istiyorum. Sultan 2. Abdülhamit Han, aynı sizin gibi masonik çevrelerden ciddi sıkıntılar çekmiş, Yahudilerin uğraştığı ve adama otuz üç yıllık hüküm süresince, yani devletin başında kaldığı dönem müddetince yapılmayan haksızlık ve yanlışlık kalmamış bir lidere uzanacağız. O da büyük bir İslam Birliği’nin hayalini kurmuştu hep. Bugün Türk İslam Birliği’ni anlatan Adnan Oktar’ın bundan bir yüz sene doksan sene önce bugün söylediklerini Abdülhamit Han da söylemiş idi. Abdülhamit Han’a kızıl sultan dediler, Abdülhamit Han’ı maalesef görevden aldılar. Adnan Oktar tarihe dönüp baktığı zaman Osmanlı’nın, elbette bütün padişahları yanlış yapanları da muhakkak da vardır, ama Abdülhamit Han’la ilgili Adnan Oktar’ın bizimle paylaşacağı veya Abdülhamit’i dün görevden alanların o günün iddia edilen Ergenekon örgütü mensupları olabileceği noktasında tesbitleri olabilir mi?
ADNAN OKTAR: Tabii, onlar çünkü ta 2. Mahmut döneminden itibaren başladılar bu faaliyetlere, Abdülhamit Han zamanında İttihat Terakkicilerin büyük bölümü masondu zaten. Masonluk her yeri kaplamıştı. Galata’da şurada burada adamlar açık açık localarda mason faaliyetleri yapıyordu. Abdülhamit devrinde. Yani sarayın içine kadar girmişlerdi adamlar.
Abdülhamit’in zaten o kadar saltanat sürmesi de mucizedir, yani Allah’ın hikmeti. Hayret edilecek şey. Yani ama hemen apar topar onu tahtan indirdiler ondan sonra Osmanlı’nın çöküşünü hızlandırdılar ateist Siyonistler ve çok kolay oldu onlar için. Mühim bir engeldi Hanlar Hanı Abdülhamit Han Hazretleri, inşaAllah. Cennet mekan inşaAllah. Allah mekanını cennet etsin. Çok emeği oldu, çok gayret etti. İmparatorluğun bölünmesini ciddi şekilde engelledi. Ama Darwinist, materyalist, ateist sistem, Hegel’in, Marx’ın düşünceleri her yere yayılmıştı.
Osmanlı aydınlarının büyük bölümü, bayağı bir bölümü aşağılık kompleksi içindeydiler. Eziktiler, bu fikirlerin etkisi altında kaldılar. Dolayısıyla şaman kafası, böyle ateist kafa yayıldı. İşte bu iddia edilen Ergenekoncuların klasik düşüncesi, Türkçülüğü ve Türklüğü geçici muvakkaten olarak kullanmaya başladılar. Ama sürekli de imparatorluk o dönemde biliyorsunuz kopmalara, çökmelere başladı. Dağılmaya başladı. En son bu aşamaya getirdik, Türkiye kaldı elimizde, ki bana göre çok küçüktür Türkiye, yani toprak olarak çok küçük bir yer. Onu da şu an bu ateist Siyonistler fazla görüyorlar. Onu da bölelim diyorlar. İkiye bölmeyi de yeterli görmüyorlar. Bu sefer de yirmiye bölmeyi düşünüyorlar. Beklesinler. Yani, alacakları cevap yiyecekleri şamar onları yerle bir edecek, böyle yerden kalkamayacak hale gelecekler inşaAllah.
Muhabir: Hocam, hemen farklı bir konuya geçeceğim.Abdülhamit Han’dan bahsettik, Allah rahmet eylesin. Ben hemen ölüm konusuna girmek istiyorum.
ADNAN OKTAR: Evet.
Muhabir: Üstad Necip Fazıl’ın bir ifadesi var. “Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber, hiç güzel olmasaydı, ölür müydü Peygamber.”
ADNAN OKTAR: Evet. MaşaAllah.
Muhabir: Harun Yahya’nın dilinden, ölümü biz her an görüyoruz. Kainatın her vaktinde güneşin doğuşu batışı, ama Adnan Oktar ölümü tarif ederse, ölümün Adnan Oktar’cası, lisanı ne olabilir?
ADNAN OKTAR: Ya Allah Bismillah diyelim de Cenab-ı Allah’ın Kuran’ına bakalım inşaAllah. Bakın, şeytandan Allah’a sığınırım. Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla, “Sonra Kitabı kullarımızdan seçtiklerimize miras kıldık. Artık onlardan kimi kendi nefsine zulmeder. Kimi orta bir yoldadır. Kimi de Allah’ın izniyle hayırlarda yarışır.” Takvalıkta öne geçmeye çalışır, öne geçer. “İşte büyük fazlın ta kendisidir. Adnen Cennetleri onlarındır. Oraya girerler. Orada altından bileziklerle ve incilerle süslenirler.” Ölümün sonucu budur işte. “Oraya girerler. Orada altın bileziklerle süslenirler”, ki gerçek altındır cennet altını ayrıdır, “incilerle süslenirler ve orada onların elbiseleri ipektendir.” Yani muhteşemdir diyor kıyafetleri. “Derler ki bizden hüznü giderip yok eden Allah’a hamd olsun.” Dünyada hüzün çoktur. İnsanlar çok her şeye üzülürler. Birçok insan bundan kurtulamaz.
“Bizden hüznü giderip yok eden Allah’a hamd olsun” çünkü çok büyük bir nimet cennet, tabii ölümünden sonra böyle bir nimete kavuşuyor müminler. “Şüphehiz Rabbimiz gerçekten bağışlayandır. Şükrü kabul edendir.” “ki O bizi kendi fazlından ebedi olarak kalınacak bir yurda yerleştirdi.” Cennete yerleştirdi. “Orada bize bir yorgunluk dokunmaz.” Mesela insanlar gece oldu mu hemen uykuları geliyor. Burada yorguluk dokunmaz diyor. “Burada bize bir bıkkınlık da dokunmaz.” Cennette insanlar diyorlar ya, bıkar mıyız diyorlar. Bıkkınlık da yok diyor. Allah o gücü de yok etmiş. Ne yorulma var. Ne bıkma var. O kadar güzellikten, Allah sevgisinden bıkılır mı zaten. Rahman’ın muhabbetinden, Allah aşkından bıkılır mı? İçtikçe içilecek aşk şerbeti o. Aşktır o inşaAllah.
“İnkar edenler için de cehennem ateşi vardır. Onlar için ne karar verilir ki, böylece ölüversinler.” Yani ölmeleri de imkansızdır diyor Allah. “ne kendilerine onun azabından bir şey hafifletilir.” Yani sürekli azab vardır. “İşte Biz nankör olanı böyle cezalandırırız.” “İçinde onlar şöyle çığlık atarlar, Rabbimiz bizi çıkar yaptığımızdan başka salih bir amelde bulunalım”, yani yeniden bizi dünyaya gönder diyorlar. Samimi tavırlar gösterelim diyorlar. “Sizlere orada dünyada öğüt alabilecek olanın öğüt alabileceği kadar ömür vermedik mi?” diyor Allah. Yani o kadar vakit vermedik mi size diyor Allah.
Muhabir: Hocam, özür dilerim konuyu bölmeden, burada da o zaman otamatik olarakreenkarnasyonun yalan olduğunuortaya koyuyorsunuz. Ayetlerle.
ADNAN OKTAR: Tabii ki. Tabii tabii. Allah size yeteri kadar ömür verdik diyor. “... ömür vermedik mi? Sizi uyaran da gelmişti” diyor. Şimdi televizyonlardan radyolardan herkes uyarılıyor. İnsanlar uyarılıyor, internetten uyarılıyorlar. "... uyaran da gelmişti. Öyleyse azabı tadın. Artık zalimler için bir yardımcı yoktur. Şüphesiz Allah göklerin ve yerin gaybını bilendir. Gerçek şu ki O sinelerin özünde saklı olanı bilir.”Kalplerde saklı olanı bilir. “Kör olanla basiretle gören bir değildir.” diyor Allah. Gözü görmüyor diyor, hani küfür için bu. “Karanlıkla aydınlık, gölgeyle sıcaklık da bir değildir” diyor Allah. “Diri olanlar, ölüler de bir değildir.” Çünkü Allah iman etmeyenlerin ölü olduğunu söylüyor Allah ayette. “Siz onları diri sanırsınız ölüdürler” diyor ayette. “Gerçekten Allah dilediğine işittirir. Sen ise kabirlerde olanlara işittirecek değilsin.” Ölülere işittirecek değilsin diyor, Allah ölü bunlar diyor. “Allah dilediğine işittirir”. “Dilediğine hidayet verir” diyor. “Sen yalnızca bir uyarıcısın”. Sen sadece tebliğ edersin. “Şüphesiz Biz seni hak ile bir müjde verici bir uyarıcı olarak gönderdik.” Bu aynı zamanda Mehdi’ye de işaret eden bir ayet. “Hiç bir ümmet yoktur ki içinde uyarıcı gelip geçmiş olmasın.” Mesela bu asrımızın insanlarına da şu an uyarıcı gelmiştir.
Muhabir: Yani burada Cenab-ı Hak bütün insanlığabir uyarıcı geldiğini mi söylüyor. Bunu mu söylemeye çalışıyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Tabii ki. Tabii. Tabii.
Muhabir: Yani Afrika’nın balta girmemiş ormanlarından Kafkas dağlarına kadar.
ADNAN OKTAR: Tabii ki, herkese gelir, yani o mümkün değil. “Şüphesiz Biz seni hak ile bir müjde verici bir uyarıcı olarak gönderdik.” “Hiçbir ümmet yoktur ki içinde bir uyarıcı gelip geçmiş olmasın” diyor Allah. Mutlaka o gelmiştir diyor Allah. “Eğer seni yalanlıyorlarsa senden öncekiler de yalanlandı. Elçileri ise kendilerine apaçık ayetler ve saifeler getirmişlerdi. Sonra Ben de o inkar edenleri yakalayıverdim. Beni inkarları nasıl oldu, onlar gördüler” diyor Allah. “Allah’ın gökyüzünden su indirdiğini görmedin mi? Böylece onlardan renkleri değişik olan meyveler çıkarttık.” Allah iman hakikatlerine dikkat çekiyor. İmanlarını insanların güçlendirmeleri için. Buna çok önem vermeleri lazım, iman hakikatlerine, ona dikkat çekiyor Allah.
Muhabir: Hocam peki bu anlattıklarınıza paralel giden eserleriniz var mı? İsimlerini zikir edebileceğiniz.
ADNAN OKTAR: Benim eserlerimin hemen hemen yüzde doksanı öyledir. Yani yüzde doksanı, yani üçyüz kitabım vardır. Hangisini açsanız hep iman hakikatleri ağırlıklıdır.
Muhabir: Benimki de soru oldu yani.
ADNAN OKTAR: Estağfurullah.
“Dağlardan da beyaz, kırmızı renkleri değişik ve siyah yollar kıldık.” Şimdi mesela bu da çok garip, ilginç de mesela, alsfaltlar siyah şu an. Yani o devirde siyah yol yok. Ahir Zaman’da var siyah yol.
Muhabir: Evet bir mucizenin daha...
ADNAN OKTAR: Tabii, mucizedir bu tabii, her yerde simsiyah alsfalt yollar var. Başka bir yerde, hiçbir yerde siyah yol yoktur. Yani geçmişte siyah yol yoktu. “İnsanlardan hayvanlardan ve davarlardan renkleri böyle değişik olanlar vardır.” Bütün hayvanlara Allah dikkat çekiyor. “Kulları içindeyse Allah’tan ancak alim olanlar içleri titreyerek korkar.” Yani okuyan araştıran bilenler diyor. İman hakikatlerini okuyanlar. “Şüphesiz Allah üstün ve güçlü olandır, bağışlayandır.” İçleri titreyerek korkmanın sebebi Allah’tan ancak alim olanların içi titreyerek korkar diyerek Allah açıklıyor. “Gerçekten Allah’ın Kitabını okuyanlar, namazı dosdoğru kılanlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak edenler kesin olarak zarara uğramayacak bir ticareti umabilirler” diyor Allah. Bakın “gerçekten Allah’ın Kitabını okuyanlar”, Kuran’ı okuyanlar, “namazı dosdoğru kılanlar”, beş vakit namazlarını kılacaklar, “ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak edenler”, yani tiksindiği, yemediği şeylerden değil, Allah’ın onlara rızık olarak verdiği, beğendiği yiyeceklerden dağıtan fakirlere, ihtiyacı olanlara dağıtanlar, “kesin olarak zarara uğramayacak bir ticareti umabilirler” Siz onu verirken diyor, Allah’a veriyorsunuz, Allah da size bereket, bolluk, huzur, cennet nasip ediyor ve hepsinin üstünde Allah’ın rızasını nasip ediyor. “Çünkü Allah ecirlerini noksansız olarak öder, kendi fazlından onlara arttırır. Şüphesiz O bağışlayandır. Şükrü kabul edendir.” Ölümün neticesi bunlardır. Evet, cennet, cehennem ve Kuran’a tam tabii olanların cennete gideceğini görüyoruz inşaAllah.
Muhabir: Peki Hocam, Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretleri’nin bir ifadesi var. “Cennet ucuz değil, cehennem lüzumsuz değil.” diyor.
ADNAN OKTAR: Evet. Doğru. Güzel.
Muhabir: Bu hususta (RA) Bediüzzaman Said-i Nursi’nin bu cümlesine istinaden Adnan Oktar’ın dipnot eklemesi, belki yanlış bir tabir kullandım, ama Sayın Adnan Oktar bu cümlenin altına ne ekler? İmzasını atar mı?
ADNAN OKTAR: Pek tabii ki. Çok çok güzel, mükemmel bir izah, mükemmel bir anlatım. Bütün ömrünü İslam’a, Kuran’a hasretmiştir mübarek. Çocukluğundan itibaren çok zeki, bir okuduğunu bir kerede anlayan, yakaza halinde Hızır’la görüşen, olağanüstülükleri olan bir insandır.
Muhabir: Yakaza hali ne demek?
ADNAN OKTAR: Yakaza insanın ruh haline geçmesi, yani maddi yönden çıkması, adeta ruh haline gelmesi. Adeta değil ruh haline gelmesi.
Bakın Nur talebelerinin bir kısmı anlamazdan geliyorlar. Said Nursi Hazretleri diyor ki “hem bu üç vezafeyi birden (vazifeleri birden) bir şahısta yahut cemaatte (yani kendisinde veya Nur talebelerinde, o devirde) bu zamanda bulunması (kendi zamanında bulunması, yani ben ve talebelerim diyor ve diğer kişiler) ve mükemmel olması birbirine cerh etmemesi (birbiriyle çatışmaması) pek uzak, adeta kabil görülmüyor (imkansız diyor, yani Mehdi’nin bu devirde çıkması mümkün değil diyor.)
Ahir Zaman’da (benden sonra, kendisinden sonra) Al-i Beyti Nebevi’nin (yani Peygamberimiz (sav)’in) cemaati Nuranisini temsil eden Hz. Mehdi’de ve cemaatindeki şahsi manevide (bakın Hz. Mehdi’de Mehdi bir var diyor ve cemaati var diyor ve cemaatinde de bir şahsı manevi var diyor. Demek ki üç olay var. Mehdi, cemaati ve şahsi manevisi. Açık açık söylüyor bakın) Hz. Mehdi’de ve cemaatindeki şahsı manevide ancak içtima edebilirler. (Ahir Zaman’da Mehdi çıkacaktır diyor benden sonra. Bu üç vazifeyi birden, bir tanesini demiyor. İman hakikatleriyle ilgili çalışmayıda yapacak, siyaset alanıyla, saltanat alemide. Üçünü de o yapacak diyor. Bu asırda Cenab-ı Hak diyerek devam ediyor) Burada da bunu açık açık görüyoruz. Bunu anlamazdan geliyor bir kısım Nur talabeleri.
Israrla şahsi manevidir diye adeta bir diretme tarzında izahları var. Bir kısmı da son iki vazifeyi kabul etmişler, geçenlerde gördüm, ama son iki vazifeyi yapacak diyor. E, peki burada açık açık söylüyor üç vazifeyi birden diyor. Üç vazifeyi birden yapacak diyor. Yani üçden ikiye nasıl iniyorsun sen. Said Nursi üç diyor, yok diyor iki diyor.
Muhabir: Yani buradan anlayacağımız Mehdi’nin gelmesinden önce Mehdi’nin gelişini, zeminini hazırlamak için birilerinin çalışacağı ve birinin önderliğinde çalışacağı ilmi sanatsal ve diğer hususlarda bir liderin çıkacağından mı bahsediyor Said Nursi?
ADNAN OKTAR: Evet. Şöyle. O kadar fazla ki, Said Nursi’nin yani bu konudaki izahları, bir tane, iki tane, on tane değil. Hepsinde o şahıs, o zat. Ben diyor onun öncü, piştar bir neferiyim diyor. Açık açık söylüyor. Ben, diyor, kendimi Seyyid bilemiyorum diyor. O gelecek olan zat şahıs Seyyiddir diyor. Seyyid olacaktır diyor. Ehli Beyt-i Nebevi’den olacaktır diyor. Ben, bizler diyor, kışta geldik, onlar baharda gelecekler diyor. Açık açık söylüyor. Yüz yıl sonra geleceğini söylüyor. Yani yüz yıllık bir ara veriyor. Tam Hicri 1400 zaten net tarihde vermiş Said Nursi “Sözler”de alenen bunu yani yüzlerce sayfa açıklıyor. Hep o zat, o şahıs şeklinde ve ...
Muhabir: Tarih ne zaman Hocam?
ADNAN OKTAR: Diyor ki 1400 sene sonra çıkacak bir hakikati, yani Mehdi’nin zuhurunu asırlarında zannetmişlerdir diyor. Tabiin, tebbe tâbiin ve sahabeler. Kendi zamanlarında zannetmişlerdir diyor. Halbuki 1400 sene sonra çıkacaktır diyor ve İstanbul’da çıkacaktır diyor Saidi Nursi, açık açık söylüyor ve Mehdi’nin en birinci özelliği, o Nur talebesi kardeşlerimiz bu birinci özelliği almışlar ondan, ikinci, üçüncü görevleri ona veriyorlar, Mehdi’ye veriyorlar. Said Nursi de birinci görevin en önemli görev olarak onun tarafından yapılacağını söylüyor. Maddiyun ve tabiyun tağunun beşer içinde intişar etmesiyle, diyor, her şeyden evvel, diyor, felsefeyi tam susturacak tarzda imanı kurtarmaktır, diyor. Yani maddiyun tabiyun, Darwinizm materyalizm. Bunu yapmak için, diyor, Mehdi’nin bizzat kendisi yapması için vakit ve hal müsaade edemez diyor. Ondan evvel bir taife bu görevi bir cihette görecek. Yani çeşitli mesela Avrupalı alimler dünyada çalışmalar yapacaklar. Darwinizm’le çalışmalar yapacaklar. Onların, diyor, uzun tasdikatıyla yazdıkları eserleri hazır bir program olarak neşr ve tatbik edecek.
Ayrıca Risale-i Nur’u da diyor, kendi hazır bir program olarak kullanacak diyor. Değerlendirecek diyor Risale-i Nur’u. Her türlü eserden istifade edeceğini söylüyor. Ama birinci görevi budur diyor. Yani maddiyun tabiyun tağunu tam susturmak. Darwinizm ve materyalizm. Saidi Nursi Hazretleri Darwinizm’e karşı tek bir cümle kullanmamıştır kitaplarında. Yani Darwinizm’le ilgili tamamen Mehdi’ye bırakmıştır. Darwinizm’in materyalizmin yıkılışını. Çünkü bakın diyor ki, maddiyun tabiyun cereyanı diyor beşer içinde intişar etmesiyle, her şeyden evvel diyor, felsefeyi tam susturacak tarzda, yarım demiyor, tam susturacak tarzda imanı kurtarmaktır.
Mehdi’nin birinci vazifesi olarak bunu belirtiyor Saidi Nursi ve kendisinin özel böyle telif eserler hazırlamayacağı, hazır eserleri biraraya getirerek, onlarla eserler hazırlayacağını, yani mesela farzedelim İbni Abidin’den, Risale-i Nur’dan, Avrupalı alimlerden, eserlerden toplayarak bu vazifeyi yapacağını belirtiyor. Bu vazife için diyor istinad ettiği ordusu, arkadaşları kardeşleri, bir kısım şakitlerdir diyor, talebeleridir, her ne kadar az da olsalar, diyor, manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar diyor. Talebelerinin kendisinden kaynaklanan bir şahsi manevi olacak diyor. Mehdi talebeleri ve kendisi Ahir Zaman’da onunla, diyor, maddiyun tabiyun, yani Darwinizm’i yerle bir edecek, yok edecek diyor. Birinci vazifesi budur diyor. Ama halk, diyor, onun ikinci, üçüncü vazifesini daha önemli gördüğü için rivayetlerde hep o ön plana alınmıştır diyor. Halbuki en önemlisi budur diyor. Metanet, sadakat, iman, metanet ve sadakat hatırladığım kadarıyla, eğer yanlış hatırlamıyorsam, gerektiren diyor bu çalışmayı Mehdi yapacak diyor ve tarihini de veriyor.
1981, 1991, 2001, 2011, 2021 tarihlerini veriyor ve bu devir içerisinde sırayla bunu neticelendirecek diyor. Ama birinci vazifeyi de, ikinci vazifeyi de, üçüncü vazifeyi de her üçünü de Mehdi ve o küçük olan cemaatinin toplu birarada yapacaklarını belirtiyor Said Nursi Hazretleri. Buna rağmen anlamazdan gelenler var. Şahsı manevidir. Şahsı manevidir. E, kardeşim şahsı manevi olduğunu farzedelim, yani İslam dünyaya hiç mi hakim olmayacak? Yani nereden çıkarttınız hiç hakim olmayacağını, Nur Suresi 55. ayete hakim olacağını söylüyor. Hakim olunca hadi Risale-i Nur’un tamamını kabul etmediğinizi düşünelim. Hadisleri de kabul etmediğinizi düşünelim. İslam dünyaya hakim olup Müslümanların bir tane başı olmayacak mı? Lideri olmayacak mı? İşte bu liderin adı Mehdi’dir. Peki Hz. İsa’yı nasıl açıklıyorsunuz diyoruz, mesela bu Nur talebesi kardeşlerimize. Ona hiç cevap yok. Hz. İsa’yla beraber namaz kılacak diyor Said Nursi Hazretleri.
Muhabir: Evet.
ADNAN OKTAR: Birlikte namaz kılacaklar diyor, buna da açıklamaları yok. İnşaAllah.
Muhabir: Evet Hocam, son üç dakikaya girmiş bulunmaktayız. Cümlelerimizi şöyle yavaş yavaş toparlarsak, bu hafta da tadına doyum olmadı bu sohbetin, ama inşaAllah önümüzdeki hafta sevgili izleyicilerimizle birlikte tekrar bu ekranda olacağız. Evet Hocam, kısaca bir toparlayalım isterseniz. Müsaadelerini isteyelim izleyicilerimizin.
ADNAN OKTAR: Estağfurullah. Estağfurullah.Özetle İslam dünyaya hakim olacak, Mehdi de çıkacak, Said Nursi’nin dedikleri doğru, Peygamber Efendimiz (sav)’in dedikleri doğru. Hz. İsa’nın nuzülü de olacak, Mehdi onun arkasında namaz kılacak. Hz. İsa bütün Hıristiyan alemini Müslüman yapacak. Mehdi de bütün İslam alemini toparlayıp biraraya getirecek. Said Nursi’nin bu konuda yüzlerce izah vardır. Yüzlerce sayfadır bunlar. Açıp okusun kardeşlerimiz. Peygamberimiz (sav)’in hadislerine baksınlar. Buhari, Müslim, Tirmizi, İbni Mace, Sünen-i Nesei, hepsine bakabilirler. Ama bunları topluca görmek istiyorlarsa benim internet siteme gelsinler. Hz. Mehdi’yle ilgili çok geniş açıklamalar görecekler inşaAllah.
Muhabir: Evet. Sevgili izleyenlerimiz bu hafta da bu yolculuğun sonuna geldik, zaman nasıl aktı anlayamadık, çünkü Hocam öyle akıcı üslupla konuşuyor ki maşaAllah. Ben tekrar tekrar hayran kaldım bu hafta.
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun.
Muhabir: Kendisine ben bize bu güzel bilgilerinden bir sofra kurduğu için teşekkür ediyorum. Ve bu işin size ulaşması, bu yayının size ulaşması noktasında teknik ekipte olan, kameranın arkasındaki o gizli kahramanlara da ben teşekkür etmek istiyorum. Yapımda ve yayında emeği geçen tüm arkadaşlarım adına ben Adnan Bey’e de tekrar tekrar teşekkür etmek istiyorum. Hepimizi emanetçilerin en emini olan Cenab-ı Hak’a emanet ederek bir dahaki hafta ben şahsım adına ölüm, hapishane ve herhangi bir sebep olmazsa tekrar Hocam’ın sohbetiyle burada sizlerle birlikte olmak adına acizane söz veriyorum. Hocam söz sizde.
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun. Ben bütün milletime aşığım. Hepsini çok seviyorum. Çok güzel olaylar olacak, dediklerimin hepsinin doğru olduğunu görecekler. Bunun sevincini şimdiden yaşasınlar. Cennet gibi hayatımız olacak. Ahirette de hep beraber böyle koltuklarda inşaAllah oturacağız. Allah’ın izniyle.
Muhabir: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
Muhabir: Evet. Herkese hayırlı akşamlar diliyoruz. Kolay gelsin efendim.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.