MUHABİR : Hepinize hayırlı akşamlar dileyerek işte bir Salı gününde Ahir Zaman Sohbetlerinde Sayın Adnan Oktar Hocamızla birlikteyiz. Size bir kez daha hayırlı akşamlar diliyoruz kendilerine de hoş geldiniz diyoruz, hoşgeldiniz Hocam.
ADNAN OKTAR : Hoşbulduk, teşekkür ederim.
MUHABİR : Nasılsınız?
ADNAN OKTAR : Allah’a hamdolsun, sizler de iyisiniz inşaAllah?
MUHABİR : Çok teşekkür ediyoruz,
ADNAN OKTAR : MaşaAllah,
MUHABİR : Bugün neşeliyim, sizin de eminim ki gurur duyduğunuz bir soruyla başlamak istiyorum.
ADNAN OKTAR : MaşaAllah
MUHABİR : Selam Hocam demiş bir izleyicimiz,
ADNAN OKTAR : AleykümSelam
MUHABİR : Bugün neredeyse tüm gazetelerde Bilim Teknik Dergisinden Darwin konulu kapağın ve içeriğinin kaldırılması haberi vardı diyor
ADNAN OKTAR : Evet
MUHABİR : Bir takım gazete ve gazeteciler bu konuyla ilgili sizin de adınızın geçtiği olumsuz haberler yapmışlar. Sizin bu konudaki görüşünüz nedir? Duygu Alkanat göndermiş, sizinle uğraşmaları aslında ben şöyle bağlayayım soruyu, sizinle uğraşmaları tabiri caizse meyve veren ağaç taşlanıyor diyebilir miyiz?
ADNAN OKTAR : Şimdi bunlar Darwinizm’i yerle bir eden kim diye baktılar, bu putu kim parçaladı? Adnan diye bir genç, bizim putumuzu yerle bir etmiş diyorlar. Bizde ne yapacağız onun üzerine gideceğiz diyorlar. Darwinizm bir puttur, bir Pagan dinidir ve tam bir komedi, asrın komedisi, rezalet yani çok utanç vericiydi. Asrın utancıdır. Yani şehirler kuran, medeniyetler kuran, elektromikroskop, radyo, televizyon, teyp yapan varlıkların tesadüflerle oluştuğunu iddia eden bir teori. Yani dünya tarihinde bu kadar ilkel bir din, bu kadar ilkel bir teori olmamıştır. Yani puta tapanlarda bile bu put ama diyorlar bu putu Allah yaratıyor diyorlar biz put kanalıyla Allah’a ulaşıyoruz diyorlar. O da bir sapıklık ama buradaki anormallik kat kat kat fazla, kıyaslanamayacak şekilde fazla. 100 milyon fosil olayı ortaya çıkınca bunların ayağı yerden kaydı, yere düştüler. Şu an feryat figan ortalığı birbirine katıyorlar yani bağırsan ne olur artık yani gerçek ortaya çıktıktan sonra artık güneş doğmuş, görünüyor. Bağırınca yüz milyon fosil ortadan mı kaybolacak? Tek bir ara fosil yok diyoruz, şimdi siz bağırınca şamata yapınca on binlerce ara fosil mi gelecek? Protein tesadüfen olamayacak diyoruz, bağırınca protein tesadüfen meydana gelecek mi yeniden? Ölmüş bitmiş bir teori bari şöyle deyin; Allah bizi affetsin, saflık yaptık yani bu propagandaya inandık, bu put düşüncenin, bu pagan dininin arkasından gittik, modaya uyduk. Zamanla da Hitler’in peşinden gidenler olmuştu, Mussolini’nin peşinden gidenler olmuştu değil mi? Stalin’in peşinden gidenler olmuştu, biz de hata yaptık, Darwin’in peşinden gittik, çok büyük bir hataymış, utanç duyuyoruz demeleri lazım. Yani bu feryat figan şunlar bunlar bir utançtır, utanç üstüne utanç olmuş oluyor. Bunlar çok anormal hareketler, yakışmıyor bunlar.
MUHABİR : Sizin bu son dönemlerde haklı olduğunuzdan dolayı, iletişim ağını da çok iyi kullanmanızdan dolayı yapmış olduğunuz açıklamalar karşısında sessiz kalmalarını neye bağlıyorsunuz?
ADNAN OKTAR : Hayır bir kişi çıkıp da ne alakası var, ara fosil yok demiştin bak getirdik masanın üzerine dizdik, buyurun kameraları da üzerine çevirirler değil mi başında da dururlar, yahut Taksim meydanında güzel böyle sehpalar kurarlar, koyarlar ara fosilleri biz de anlarız. O yok, bu yok yani bu artık, hem mağlup ol, hem yerle bir ol hem de yaygara ve şamata yap, bu hiç yakışmıyor. Şu an Türkiye’de bir tane normal olarak bu konuyu açık açık savunabilen bir kişi bulamazsınız. Geçenlerde bir Darwinist profesör söylüyor, bir panel yapmak istedik diyor, konferans; adam bulamadım diyor hatta birisi gelmiş demiş ki, sen hakikaten gerçekten inanıyor musun Darwinizm’e demiş, sormuş, yana yakıla onu anlatıyor yani. Bir insan yani makul düşünen bir insan, beyninin içinde pırıl pırıl bir dünya görüyor, güneşin diyor bilim adamları, ışığı bizim anladığımız şu gördüğümüz anlamda ışığı yok diyorlar. Güneş simsiyah, sadece dalga yayan bir varlık diyorlar, dalga yayıyor. Biz bu dalgayı beynimizin içinde ışık olarak görüyoruz diyor. Şimdi bu evrimin yapacağı iş mi? Yani ışığı gören biri var beynin içinde, mesela ses de öyle, dışarıda çıt yok yani dış âlemde çıt yok. Yani radyo dalgalarında nasıl ses olmuyor değil mi? Radyoya geldiğinde sese dönüşüyor, radyo onu yorumluyor ondan sonra sese dönüşüyor, dışarıda ses de yok. Bizim beynimiz onu yorumluyor yani ses olarak yorumluyor. Yorumladığı gibi bir de onu dinliyor. Şimdi gözün içine, beynin içine görüntü geliyor elektrik akımı olarak ama bir de onu tam renkli olarak gören biri var. Bundan da bahsetmiyor evrimciler, asıl insan bu, bundan hiç bahis yok. Beynin içindeki o elektriği duyan biri var, yani bu ses diyor, birisi konuşuyor diyen biri var. Yani ben benim diyen birisi var, bundan da bahis yok. Bu pagan dininin bu çırpınışlarını ben zevkle seyrediyorum. Çünkü ben bunları ta Avrupa’da vurdum, yani Fransa’da vurdum, İngiltere’de vurdum, Amerika’da vurdum, yani suyu başından kestim ben. Onun için çırpınma çok şiddetli oluyor. Bağırsan da, çağırsan da, ağıt yaksan da bu böyle, bu gerçek. Bir de bunu utançla hatırlayacaklarına daha hala olayı böyle biraz pişkinliğe vererek, sanki hiçbir şey olmamış gibi sanki bunca anlatılanlar hiç yokmuş sayarak, halkın daha hala bir kısmını kendi düşüncelerine çekebileceklerini zannediyorlar. Türkiye’de şu an %95 Darwinizm’e inanmayanların sayısı. İnin sokağa sorun, herkesi çevirin, önünüze geleni çevirin; Darwinizm’e inanıyor musunuz? Bir tane adam bulamazsınız.
MUHABİR: Hocam siz konuşmalarınızda, proteinlerin, DNA’nın, RNA’nın, hücrenin tesadüfen oluşamayacağını birçok defa kanıtladınız hatta içine eğilip biraz daha yakınına gittiğiniz zaman gerçekten büyük bir alem görüyorsunuz nihayetinde hücrenin içinde. Bu âlemin de tesadüfen oluşması imkânsız nihayetinde gözle göremeyeceğimiz küçüklükteki bir şeyin içinde bir âlem olması ilginç. Bilim adamı sıfatıyla gezen insanların hala ısrar etmelerinin sebebini gerçekten anlamak çok zor değil mi?
ADNAN OKTAR : Benim kanaatim bunlar böyle bir yapılanma olduğu için birbirini destekleyen bir yapılanma olduğu için alttan zeminin yok olduğunun farkında değil bunlar. Yani bunların sadece kafası kaldı gövde yok oldu. Birbirleriyle konuşuyorlar ama yapacak bir şey de yok onlar için, yani artık ne ara fosil sunabiliyorlar ne şunu, hiçbir şey yok şu an. Sadece bağırtı, çağırtı ve demagoji tarzında, niye bu kitaplar dağıtılıyor, niye bunu anlatıyorsunuz? Ayrıca Darwinizm zaten anlatılsın, millet nasıl bir anormalliğin peşinden gittiğini gençlik bir bilsin. Darwin’in bütün izahları anlatılması lazım yani ne kadar komik, ne kadar mantıksız, ne kadar bilimle çelişen, ne kadar zemini olmayan bomboş bir teori olduğunu tarih bilgisi olarak zaten gençlerin bilmesi gerekiyor. Ama doğrusunun da anlatılması lazım, yüz milyon fosili biz yakıp kaybedemeyiz, kaybetsek de yine yüz milyonlarcası yine yerin altında var yani zaten kaybedilmez de,
MUHABİR : Yani altı boş bir tez ortaya koyuyorlar ve siz altı dolu olan gerçekleri anlatan bir anti tez koyduğunuzda buna müsamaha etmiyorlar, ilginç tabi.
ADNAN OKTAR : Yani zaten biz kaybetmeyiz de onların kaybettiğini düşünelim, yerin altını toprağı bir parça kazdın mı yine fosil çıkıyor, yani baş edecekleri bir şey yok, burada gelip teslim olup samimi, Allah’ın yarattığına kanaat getirip bu konuda akılcı yaklaşmaları lazım. Mesela biyoloji bilimdir, astronomi bilimdir, paleontoloji bilimdir, jeoloji bilimdir, mesela ben bir jeolog görsem önümü iliklerim, saygı duyarım, bilim adamıdır. Ama Darwinist bir pagan rahibidir yani pagan dinidir bu ve çok yanlış, çok çocukça, çok komik bir zemine oturmuş durumdalar. Yani ileride kendilerine kendileri de gülecekler biz buna nasıl inandık diye, şu an çırpınıyorlar ama yani belki bir yıl sonra, belki iki yıl sonra kendileri de görecekler, tam şuurları açıldığında hayret edecekler kendilerine.
MUHABİR : Evet, bir diğer soruya geçeceğim müsaadenizle Hocam, dünkü röportajınızı çok büyük bir ilgiyle seyrettik diyor izleyicimiz, ailelerle ilgili verdiğiniz bilgilerden dolayı Hocam Allah sizden razı olsun. Bize Kuran’a göre örnek anne baba modelini anlatır mısınız? Kuran’dan örneğin Hz. İbrahim’in ailesine özellikle namazı dosdoğru kılmaları için Beyt-i Haram yakınında bir yere yerleştiriyor. Bize örnek aile modelini anlatabilir misiniz bu noktada, çok teşekkür ederim, Allah razı olsun, hayırlı akşamlar dilerim, saygılarımızı sunarız Şevket Güngör İstanbul’dan göndermiş.
ADNAN OKTAR : Benim dediğim, bildiğim anne, baba vardır, dede vardır, anneanne vardır, bunlar çok halim selim insanlardır, saygındır, eli öpülür, nezihtir, fikir ve düşünceye açıktır, oğlunun, çoluğunun çocuğunun dindarlığından iftihar eder, namaz kılmasından iftihar eder, Müslümanlarla görüşmesinden iftihar eder, Türk milliyetçisidir yani Türk-İslam Birliği’ni savunur, benim bildiğim aile budur, bu şekilde olur. Yani hürmet, nezaket, sevgi, saygı hâkimdir. Ama öyle aile modelleri var ki, rezalet. Mesela PKK’lı aile, çocuğun da PKK’lı olması için uğraşıyorlar, Güneydoğu’da yüzlerce, binlerce gencin ailesi, gençleri dağa teşvik ediyor ve bu çocuklar zoraki dağa çıkarılıyor. Teşvik eden kim? Annesi, babası, seni evlatlıktan reddederim, eve sokmam, mahvederim, nüfusumdan silerim buna benzer iddialar veyahut işte öldürürüm asarım, keserim nitekim de öldürüyorlar da. Veyahut mesela gayrimeşru âlemde oluyor, birçok insan, gayrimeşru âlemde olan birçok insan çocuğunun da gayrimeşru âleme sokuyor bunu herkes bilir. Yani mesela kadın kötü yolda oluyor, çocuğu da kötü yola sürüklüyor zorla yine aynı tehditler, yine aynı baskılar; çünkü aile dedin mi bir dokunulmazlık geleneği oluşturulmuş yani anneye babaya kesinlikle ses çıkarılmaz, sözü dinlenir, ne derse doğrudur. Peki cezaevlerindeki dolu on binlerce anneye babaya ne demek gerekiyor? hırsız, soyguncu, müptezel bir sürü anne baba var, PKK’lı bir sürü anne baba var, ensest ilişkiye kızını zorlayan bir sürü baba var ve bunlar hep gizli kalıyorlar. Niye? Babandır ses çıkartma, mesela adam alkollü içkili geliyor kızının odasına giriyor, sarkıntılık yapıyor, kızcağız korkuyor bağırıyor, çağırıyor, annesini çağırıyor, annesi de babasının yanında oluyor niye ahlaksızlık yapıyorsun diyor o senin babandır diyor ne yaparsa yapar diyor. Yani çocuk ispat edemiyor yaptığı ahlaksızlığı. İspat etse de niye bana böyle dedin diye bu sefer çocuğu vuruyorlar yani gidip vuruyorlar ben kaç defa gazetede gördüm. Bir kere böyle bir vakada genç kızın sığınabileceği aileler olması lazım, dindar, böyle güzel ahlaklı insanlar olması lazım, özellikle bu PKK olaylarında, ensest ilişkilerde yani ensest tekliflerde, ahlaksızlık yapan ailelerde, komünist ailelerde, PKK’lı ailelerde, çocuğun sığınabileceği; kız olsun, erkek olsun sığınabileceği aile sistemi kurulması lazım. Ve bunlar savcılığa bir kâğıt verecekler, yazı verecekler, ben tehdit altındayım işte şöyledir, böyledir neyse artık PKK’ysa, komünist tehdit altında. Mesela bir genç kız da diyecek babasının ensest ilişkiye kendisini zorladığını, böyle ahlaksızlık yaptığını ama şahit bulamadığını, tamamen işini, gücünü kendi yapıncaya kadar babası o tavrından vazgeçinceye kadar ben eve gitmek istemiyorum diyecek çocuk, yani gitmek istemediğini söyleyecek ve böylece bu rezaletin önüne geçilebilir. Onun dışında bu töre cinayetleri, bu rezaletler önü arkası kesilmeden devam eder çünkü bu, bu anlamda kutsal aile yoktur. Kurani anlamda, İslam ahlakı anlamında kutsal aile vardır yani böyle kutsal aile olmaz. Mesela geçenlerde bir istatistiğe baktım o kadar fazla ki ensest ilişkiden içeri giren, hapse giren babalar. Mesela çocuğunu hırsızlığa sürükleyen anne babalar, özellikle Güneydoğulu çocuklarda bir ara biliyorsunuz bu kapkaç olayları falan, birçoğunu ailesi, anne babası teşvik ediyor. Bu yüzden bu anlamda aile kusursuzdur inancının kalkması, bu konuda yeni bir örf yeni bir gelenek geliştirmek gerektiğini düşünüyorum. Çünkü Osmanlı dönemini düşünelim, Osmanlı döneminde böyle zaten ahlaki dejenerasyon yoktu. Yani herkes herkesin gözü önündeydi ve bir şey oldu mu bütün mahalleli toplanıp o çocuğu kurtarabiliyordu ama insanlar şu an birbirlerine yabancılar yani çocuğun sığınacağı bir yer olmuyor genelinde. Bu gizli acılara, gizli ızdıraplara bir son vermek için böyle bir geleneğin yani sığınma geleneğinin; bir ailenin yanına, güvenilir insanların yanına sığınma geleneğinin gelişmesi gerekiyor.
MUHABİR : Koruyucu aile...
ADNAN OKTAR : Evet koruyucu aileler.
MUHABİR: Geleneğinin iyi de herhalde etüd edilmesi gerekiyor devlet tarafından.
ADNAN OKTAR : Tabi tabi, devlet güvencesinde olması lazım yani çocuk böyle bir durum var diyecek, aile de, yeni sığındığı aileyi de ayrıca devlet koruyacak, o konuda da güçlü aileler olması lazım devlet koruyacak. Yani devletin koruması çok hayati bu konuda. Bu şekilde çok güzel olur.
MUHABİR: Evet, bir başka sorum, Türkiye’nin dış ilişkileriyle alakalı sıradaki sorumuz Hocam, Ermenistan Dışişleri Bakanı Nalbantyan sınırlarının açılması Türkiye’nin de çıkarlarına uygun olduğunu ve bunun Türkiye’nin Ermenistan’a bir hediye verdiği anlamına gelmediğini ifade etmiş Hocam diyor. Hocam artık birlik haberleri çoğalmaya başladı ve sizinle sağlığınıza duacıyız Hocam, Selim Başak. Ben bu noktada bir şey sormak istiyorum, Türkiye yeni bir atılım yaptı Ermenistan’la ilişkilerinde sizce bu doğru bir yaklaşım mıdır?
ADNAN OKTAR : Hem nasıl, bir buçuk yıla kadar açacağız diyorlar kapıyı. Bir buçuk yıla ne gerek var, niye bir buçuk yıl? On gün sonra olsun, bir hafta sonra olsun, yarın olsun ama tamam biz ona da razıyız bir buçuk yıl da sonra da olsa aynı gün Azerbaycan’ı da açalım İnşaAllah Allah’ın izniyle, Gürcistan’ı da aynı gün açalım, Litvanya’yı da açalım, Suriye’yi de açalım, Irak’ı da açalım, açalım da açalım. Yani koskoca böyle, şanımıza yakışır bir birlik meydana getirelim inşaAllah yani muazzam bir zenginlik, huzur ve güvenlik oluşturacaktır bu.
MUHABİR : Evet bu dışarıdan iyi şeyler gelecektir fakat kötülükler de beraberinde gelme ihtimalini taşımıyor mu?
ADNAN OKTAR : Ama her ülkenin ahlaksızı, uğursuzu, iti kopuğu var, Türkiye’de yok mu, PKK pisliği var, bir sürü mafyası var, iti kopuğu var yani hepsi var Türkiye’de yani onlar da dese ki Türkiye’den bize gelirler, nereye geliyor yani, iki taraf birleşti mi, iki tarafın halkı iyi insanları birleşti mi bu büyük gücün karşısında onlar erir giderler. Zaten onlar bölünmüşlük ve küçüklük içerisinde hareket edebilen mikrop unsurları, genişlediğinde o mikrop ölür zaten, o mikrop yaşamaz öyle bir ortamda.
MUHABİR : Hocam az önce komünizmden de bahsettiniz, ben bu noktada şunu özellikle sormak istiyorum. Bir insan ben komünizmi benimsedim aynı zamanda Müslümanım diyebilir mi? Böyle bir şey mümkün müdür?
ADNAN OKTAR : Olmayacağı belli, yani niçin komünist olsun? Kuran ahlakı içerisinde sosyal adalet de var, sevgi de var, barış da var, kardeşlik de var, muhabbet de var, bilim de var, komünizm ne getirecek yani? Komünizm’in ana özelliği dini, aileyi, devleti kabul etmemesidir. Yani dini, aileyi, devleti kabul etmeyen bir sistemi adam kabul edecek hem de dindarım diyecek. Yani hem dinsizliği savunacak, hem dindarlığı savunacak bu olacak iş değil.
MUHABİR : Bu arada, selam Mübarek Hocam, Hz. İsa ilk gelişinde Yahudilerin dinden saptıkları için onları doğru yola yöneltmek için tebliğ etmiş, ikinci gelişinin sebebi Hıristiyanların üçleme ve evrim gibi çarpık inanışlarını düzeltmek midir? Erim Aydın göndermiş, bu soruya hemen bir bağlantı yapayım Hocam, Hz. İsa ilk gelişinde Yahudilere bunu söylemiş ve Yahudilerin büyük bir kısmı inanmamış, ikinci gelişinde yine aynı söylemde bulunacak mıdır yoksa sadece Hıristiyanlara karşı bir yaklaşım mıdır gelişinin sebebi?
ADNAN OKTAR : Hıristiyanlara yöneliktir. O geldiğinde zaten Darwinizm, materyalizm hiç bir şey kalmaz hepsi dümdüz gelecek. Hatta Hz. İsa geldiği vakit diyor bir sandık açar, içinde bin tane Peygamberimiz (sav)’in mührü olan kitap bulur diyor. Hazır kitapları bulacak Hz. İsa geldiğinde, onunla tebliğini yapacak, onunla çalışmalarını yapacak, ondan önce konunun bitmiş olduğu anlaşılıyor, Said Nursi’nin izahlarına göre de anlaşılıyor. Hatta Said Nursi bir şeyinde de Mehdi diyor siyaset yönünde, dünya siyasetinde Hz. İsa’dan destek alacak diyor yani Hz. İsa dünya siyasetinde etkili olacak. İnsanları yönlendirmede, Hıristiyan âlemini yönlendirmede çok büyük etkisi olacak. Yani Hıristiyan âlemi zaten onu gördükten kısa bir süre sonra iman edecekler yalnız net, aleni mucize göstertecek Hz. İsa. Yani insanların kabul etmeyeceği gibi bir durum olmayacak. Onun için Cenab-ı Allah Kuran’da, şeytandan Allah’a sığınırım; “Sana iman etmedik tek bir fert kalmayacak” diyor Allah Ehl-i Kitap’tan, Kuran net, Allah’ın garantisi var, herkes iman edecek diyor. “Ve sana iman edenleri ve seni sevenleri kıyamete kadar” diyor Cenab-ı Allah “küfrün üstüne geçireceğim” yani kıyametin son anlarına kadar Müslümanlar hâkim olacaktır diyor, bu da zaten İslam’ın dünya hâkimiyetidir. “O kıyamet için bir alamettir” diyor Hz. İsa için, yani hiçbir peygamber için kıyamet alametidir dememiştir. Bir tek Hz. İsa için kıyamet alameti demiştir Allah. Yani bu çok net açık, bariz bir delildir.
MUHABİR : Bu arada Sayın Adnan Hocam Hülya Avşar’ın programına çıktığınızı duymuştum, bu program yayınlandı mı acaba, asıl merak ettiğim neler konuştunuz diye bir soru var.
ADNAN OKTAR : Daha yayınlanmadı, minik burunlu böyle, boncuk gözlü sevimli bir şey. Konuştum, aileleri sordu daha çok, onlarla ilgili sorular sordu, beyin yıkıyor musunuz ben de evet dedim, beyin yıkıyorum ben, beyinleri temizliyorum, beyinlerdeki kiri, pisliği, kötü düşünceleri, yanlış düşünceleri, Darwinizm’i, materyalizmi, tabi vakit dar olduğu için çok çok kapsamlı anlatmadım ama özetle bunu anlattım. Bir de bu aileleri sordu yani çocuklar aileleriyle; çocuk denilen şey zaten 40-45 yaşlarında adamlar, benim kardeşlerim, arkadaşlarım. Bir de her gün görüştüğüm insanlar değil, çok çok nadir bir kısmıyla görüşüyorum. Ve hiçbirine ben gidip ailenle görüşme demem yani teşvik ediyorum, görüşmelerini de çok istiyorum. Ama çocuk gittiğinde ağzını burnunu kırıyorsa, dövüyorsa sövüyorsa, aşağılıyorsa, namaz kılarken kolundan tutup itiyorsa, abdest almasını engelliyorsa, Müslümanlarla görüşmesini engelliyorsa o çocuk eve gitmez tabi. Ben gitme demem ama gitmez yani nasıl git diyeyim ayrıca?
MUHABİR : İnançlarını yaşayamıyorsa,
ADNAN OKTAR : Tabii yani alıp kitaplarını yırtıyor, dini kitaplar, İslami kitapları yırtıyor, Kuran’ı kaldırıyorlar evden, hiçbir şey okumayacaksın, Müslümanlarla görüşmeyeceksin. Kimlerle görüşeceksin? İşte it kopuk arkadaşları oluyor, onlarla görüşeceksin, işte böyle gayrimeşru âlemden, her yola açık tipler var ya böyle, her türlü ahlaksızlığı yapan tipler yani dinle alakası olmayan tipler, bunlarla görüşeceksin diyorlar. İnsanlar inancına uygun insanlarla görüşmek ister ve baskı ve dayatma olur mu? Yani mesela Hülya Hanım’ın babası olsa dese ki falancayla görüşmeyeceksin dayatsa Hülya Hanım tamam doğru görüşmeyeceğim demez. Yani aklına yatıyorsa, düşüncesine yatıyorsa kendi kararını kendi verir ve görüşür. Mesela dese ki, sen şu kanalda çalışma yapmayacaksın dese, babası veyahut annesi eğer makul bir şeyse kabul eder eğer makul ve mantıklı değilse kabul etmez. Yani her insan için bu geçerlidir yani değil mi? Mesela bir çocuğa annesi babası askere gitmeyeceksin şunu yapmayacaksın da dese, insanlara iyilik yapmayacaksın, fakirlere yardım etmeyeceksin dese insan onu dinlemez, Kuran’ın hükmü var burada. Hayır bir Marksist genç için de bu geçerli yani çocuk Marksistse zorla ona namaz kıldırılmaz yani dindar bir aile de baskı yapamaz ona. Yani mesela niye komünist kitap okuyorsun diye cart diye kitaplarını yırtamaz, okur çocuk yani o fikirdeyse okur karışamazsınız. Yani sadece biz ona doğruyu ve güzeli anlatmakla mükellefiz yani niye komünist oldun diyemeyiz ama suç işlerse, can yakarsa engel olabiliriz yani kanun ölçüleri içerisinde. Yoksa hiçbir fikre hiçbir düşünceye baskı yapılmaz. Onun için yani ben baskıyı tabi ki kabul etmiyorum. Tabi anneler babalar benim için çok kutsaldır, baş tacıdır çok severim ben anneleri babaları, www.harunyahya.net, www.harunyahya.org’da aileler ile ilgili bölüm var hemen girdin mi kapakta görünüyor. Yüzlerce, binlerce aile beni çok seviyor ama bir avuç aile aniden bana karşı bir tavır içerisine girdiler. Çocukların dini kitaplar okumasını istememek, çocuklara saldırmak, mafyadan insanlar göndermek, can yakmak gibi olaylar oluyor. Çocuk can güvenliği açısından en azından gitmek istemez ama mesela der ki; yavrum ben sana saygı duyuyorum, arkadaşlarına da saygı duyuyorum, istediğin insanla git görüş, kitaplarını da oku, ibadetlerini de yap ama eve gel görüşelim dese mesela bir insana, bayramdır, ne güzel sevinçtir insan bağrına basar değil mi, küskünse de barışır konu biter. Ama işte bak sana bir güç gösterisi yapacağım ben seni zorla adam edeceğim, zorla hizaya getireceğim, zorla şunu yaptıracağım. Yani bu terbiyeye de yakışmıyor, saygıya da yakışmaz. Bir insanın onuru, haysiyeti vardır, zorla hiza etme iddiası çok çok çirkin ve anormal bir harekettir. Her insana saygı duyulması lazım, her düşünceye saygı duyulur. Mesela çocuk mason da olabilir, yaka paça gidip onun masonlukla ilgili kitaplarını yırtmak, dövmek, onun görüşmesini engellemek böyle bir konu olmaz. İnanıyorsa görüşsün yani kimseye bir zararı yok çünkü, bir zarar vermedikten sonra fikri düzeyde kaldıktan sonra güzel. Aynı şekilde bir dindar gence de işte falanca görüşmeyeceksin, şunu okumayacaksın, şunu yapmayacaksın gibi dayatmalar olursa bu da yakışık alacak bir şey değildir. Yani herkese saygı duymak lazım ayrıca 40 yaşında, 45 yaşında, 35 yaşında bir insana baskı yapmak hiç yakışacak bir şey değildir. Yaklaşık bu mealde Hülya Hanım’a bir şeyler anlattım.
MUHABİR : Özellikle aileleri mi sordu, farklı soruları oldu mu?
ADNAN OKTAR : Buna benzer daha ziyade o daha çok bu konularda konuştu, ben dinledim genelde. Ama kısaca özetle ben anlattım tabi yani anlaşılacak şekilde, net karşılığı olacak şekilde anlattım. Yani şunu söyledim; baskı ve şiddet olmadıktan sonra herkes ailesiyle görüşmek ister ama baskı ve şiddet varsa hiç kimse buna tahammül edemez çünkü acıya, sopaya, saldırmaya bir insan tahammül etmez. Aklı başında bir insan bunu yapar mı? Dövüleceğini, sövüleceğini bile bile gider mi? Ama bunlar yoksa anne baba sevgi dolu, saygı dolu varlıklardır, çok çok güzeldir, her zaman koruyup kollarız. Hatta bana karşı olan ailelerden bir baba kalp rahatsızlığı geçirdi, kalp ritmi bozuldu, kalbi durmak üzereydi, hastaneye gitmek istemiyordu, zoraki benim de zorumla, arkadaşlarımın da zoruyla zorla hastaneye götürdük. Eğer getirmeseydiniz ölecekti dediler bize. Bakın, bize düşman adam buna rağmen yaptık. Mesela bir tanesi kan kaybından ölmek üzereydi gece yarısı, gece üç gibi beni aradılar, bizi aradılar, kaldırdım arkadaşlarımdan, çevremden falan, gece yarısı eşofmanlarla, şunla bunla hastaneye gittik kan verdik. Yani bu tip olaylar oluyor. Yani her halükarda tabi acıyoruz, acıyorum, herkes acır ama yani bu derece kararlı olan bir tavırda insanlar kendilerini korur. şu an yargılanan kişilerle, bu ailelerin bir kısmı bağlantı içindeler. elde çok kapsamlı deliller var, bu delillerimizi sunduk yani ailelerle iç içeler bir kısım tutuklular, içerideki kişiler. Ve tutuklanıp bırakılanların da bir kısmı yine ailelerle iç içeler yani yemeli, içmeliler. Yani tam bir organize hareket var, biz bu nedenle bu kişilere dava açtık, bu kişilerle ilgili şu an bir çete soruşturması var zaten bu ailelerle ilgili. Bu ailelerden bir tanesinin bir ferdi dün hakaret ve iftiradan hüküm giydi. Diyorlar ki tertemiz, peki mahkeme de mi yalan söylüyor, yani hakaret ve iftiradan hüküm giyiyor. Daha önce başkasıyla da aynı şekilde bu tip bir olay oldu. Çocuklar ne yapacaklarını şaşırıyorlar, gidiyor ya küfür ya hakaret ya saldırı. Artık hukuki yollardan kendilerini koruyabiliyorlar. Bunlar olmasa niye diğer sevecen sevgi dolu ailelerle çocuklar rahat rahat görüşüyorlar, dostluk içindeler. Özetle baskının olduğu yerde insanlar kendilerini korurlar. Bunların bir kısmı parayla yönlendirildi, bundan da haberimiz var, Nitekim şu an bununla ilgili soruşturma devam ediyor, başka bir davadan da bununla ilgili soruşturma devam ediyor, tabi gönlümüz istiyor ki bunların hiç biri olmasaydı, bu rezalet olmasaydı. mesela cinsellikle ilgili iftira attılar Ebru Şimşek’le, onu ispat ettim, evlerin farklılığını gösterttim, filmleri seyrettirdim, ispat ettim, ondan da öyle kurtulduk. Kokainle iftira atmak istediler onu yiyeceğime, içeceğime karıştırdıklarını tespit ettirdim, adli tıpta bu tespit edildi yani gözaltındayken yiyeceğime, içeceğime karıştırıldığını biliyorsunuz, adli tıpta tespit edildi o şekilde kendimi kurtardım. Şimdi de bunlar ortaya çıktılar, bunlar da ailelerle; çünkü anne, baba kutsal biliniyor ya halk arasında. Mesela bir babayı çıkartıp ağlatıyor adamlar, Halkta bir galeyan meydana geliyor, insanların bir kısmında, bilmeyenlerde. Adam eve gittiğinde keyfi yerinde neşeli ama orada kameraların karşısında ağlıyor. Yani ne yaptığını, kızına nasıl bir dehşet saçtığını, nasıl dövüp sövdüğünü, nasıl yaraladığını, nasıl kitaplarını yırttığını, nasıl inançlarına engel olduğunu, nasıl onun kendi gibi sevdiği insanlarla görüşmesini engellemek için nasıl bir şiddet uyguladığını, bunu anlatmıyor tabi, bunlar gizli kalıyor, bunları toplum bilmiyor. Bir toplum mühendisliği uygulanıyordu yani buna psikolojik savaşın bir yöntemi denir. Mesela Ebru Şimşek’te de çok başarılıydılar kendilerince, eğer ben tavanların, biri asmolendi biliyorsunuz, benim bulunduğum evin tavanı asmolendi, düz tavan, o bayanın bulunduğu evinkiler kiriş, aşağı doğru sarkıyor, kirişli tavan. Sırf bundan bile olay anlaşılmış oldu, pencerelerin yapısından anlaşıldı. Büyük pencereli benim bulunduğum ev, o bayanın bulunduğu evdeki pencereler küçük. Ayrıca alenen görüldü yani bir kadın, bir erkek var ve bomboş bir oda, ikisi beraberler. Orada benim silahlı adamlarla olduğumu iddia ediyorlardı, uzun namlulu hatta silahlar varmış elimde, nerde? Filmde öyle bir şey görülmüyor. Benim bulunduğum ev İtalyan modeli koskocaman bir villa ev, öbür ev 60 metrekarelik küçük, alelade bir apartman dairesi. Bunu mahkemenin huzurunda ispat edince İkinci Ağır Cezada ben beraat ettim ama basın nasıl kök söktürdü biliyorsunuz. Her gün haber, her gün haber, işte silahlarla gelmiş, tecavüze kalkmış, şunu yapmış, bunu yapmış yani psikolojik propagandanın her türlüsünü yaptılar. Adnan Hoca işte kokainman, kokain içti falan, yıllarca bununkini yaptılar, bunun da mahkemede ispatını yaptım, adli tıpta; adli tıpta da konu uzadı, en sonunda adli tıp açıkça raporunu verdi. Bu gözaltındayken yiyeceğine, içeceğine karıştırılarak verilmiştir ve bu şekilde bundan kurtuldum. Yıllarca Adnan Hoca akıl hastası dediler, kitaplarını okumayın dediler, yani bak, psikolojik savaşın yöntemini görüyor musunuz? Sonra Askeri hastaneden sağlam, ruhen ve bedenen tam sağlam, sağlıklı rapor alınca o propagandayı da kestiler. Yani önü sonu yok, şimdi de en akılcı şey olarak aileleri devreye soktular. Hâlbuki biz yıllardan beri, kırk yaşına gelmiş bir insan, yirmi yaşındayken tanıştım ben o arkadaşımla, kırk yaşına gelmiş. Yani yirmi seneden beri ailesi ses çıkartmamış Yani eğer bir anormallik varsa ta başında söylemesi gerekirdi, yirmi yıl sonra niye söylemiş? Ayrıca velev ki ona anormal bile gelse o insana eğer o normal geliyorsa bu ayrı bir konu, izafidir, bize göre de komünist olmak, PKK’lı olmak, müptezel olmak anormal yani bize göre de bu bir zıtlık. Burada yapılacak şey biz onların nasıl dinine karışmıyorsak, inancına karışmıyorsak veyahut düşüncelerine karışmıyorsak onların da benim veyahut arkadaşlarımın dinine, inancına ve düşüncelerine müdahele etmemesi gerekir, saygılı olması lazım.
MUHABİR : Evet, bu noktada ebeveyn refleksiyle yaklaşmaktan ziyade yönlendirmelerle maalesef ailelerin bu tutumu sergilediğini söylüyorsunuz,
ADNAN OKTAR : Tabi ki, bakın anlattığım da o; mesela doğuda da aileler baskı yapıyorlar, PKK’lı aileler, zorla çocuğu dağa çıkartıyorlar, çocuk mecbur mu PKK’lı olmaya? İstemiyorum diyor, yok annendir, babandır, dinleyeceksin. Babası ensest ilişkiye sürüklüyor, babandır, elleme karışma, baban seninle şakalaşıyor diyor, neresi şakalaşma? Veyahut babadır, ne var diyor, içkili alkollü. Veyahut alenen bilse bile anlamazlıktan geliyor, örtbas ediyorlar mesela. Yani çoğu örtbas ediyor, istatistiklerde bu görülüyor. Gizli olanlar diyor kat kat fazlası yüzde yetmiş daha fazla diyor gizli kalanlar. Şikâyet edenler çok çok az bir kısmı, ensest ilişkinin şikâyeti çok düşük oluyor, rezil olma endişesiyle, toplumdan tepki görmek endişesiyle genç kızların çoğu bunu söyleyemiyorlar. Ve zorla o pisliğin içinde, rezilliğin içinde kalıyorlar. Çözüm, sığınabilecekleri arkadaşları olması ve güvenilir aileler olmasıdır. Bu da devletin desteği ile olabilir ancak İnşaAllah.
MUHABİR : Hocam müsaade ederseniz kısa bir reklam arası verelim,
ADNAN OKTAR : Tabi tabi
MUHABİR : Hemen ardından bugün Sabetayizm ile ilgili Sabetay Sevi ile ilgili sorularım olacaktı, reklam arasından sonra da o soruları yönelteyim size,
ADNAN OKTAR : İnşaAllah,
MUHABİR : Efendim çok kısa bir reklam arasından sonra tekrar birlikte olacağız.
MUHABİR: Efendim Ahir Zaman Sohbetlerine devam ediyoruz Adnan Hocamızla birlikte, gelen sorular var ben soruları yönelteceğim fakat daha öncesinden aklımda kalan ve Türkiye’de çok tartışılan fakat çok da ipuçları alamadığımız sadece duyduğumuz bazı kelimeler var; Sabetayist gibi. Sabetay Sevi’nin yıllar önce Yahudilikten ayrılmasıyla belki de Yahudiliğin içinde yeni bir mezhep oluşturmasıyla başlamış olan bir akım. Türkiye’de de çok etkin olduğu söyleniyor Hocam, Türkiye’de gerçekten Sabetayistler o kadar etkin mi?
ADNAN OKTAR : Sabetaycılar Sabetay Sevi’yi Mesih biliyorlar yani ahir zamanda gelecek olan Mesih biliyorlar. Tabi bir nevi Deccal çünkü dinlere karşı tavır almış, İslamiyet’e karşı tavır almış. Yani bu sistemde en önemli şey Müslüman gibi görünmek fakat ateist, Siyonist ve Masonik düşünceyi devam ettirmek yani Masonlarla aynı kategoride ve aynı düşüncededirler Sabetayistler. Yani yapılanma, görüşme sistemleri, toplantıları, sırları, sır vermemeleri stil açısından Masonlukla tam yani örtüşüyor yöntem olarak örtüşüyor. Sabetay da bir masondu ve bunun gereğini kendince yapmaya çalıştı, Osmanlı Devleti o zaman onu saraya çağırdılar, orada ben kelime-i Şahadet getiriyorum Müslüman oldum, Elhamdülillah dedi, Müslüman ismi aldı. Osmanlı da tabi şefkatli Osmanlılar, merhametliler. Samimiyetine inandılar, bunu bıraktılar. Bu, bu sefer Müslüman görünümünde Masonik, Siyonist böyle ateist Siyonist faaliyetlerine başladı ve geniş bir çevre edindiler bunlar, İzmir’de, İstanbul’da, başka illerde, her yerde geniş bir yapılanma içine girdiler. Çok fazla devşirme adam getirdiler daha ziyade Rumeli taraflarından yani malum yerlerden. Bunlar bu yapılanmayı büyük bir titizlikle aile geleneği olarak devam ettirdiler. Şu an zamanımıza kadar geldi. Bizlerle de uğraşan ailelerin bir kısmı Sabetaycı, Sabetayistler, dolayısıyla Masonlarla da bağlantıları oluyor. Ben buna Kara Klan demiştim ve Kara Klan diye benim bir kitabım vardı, yıllar önce bastım ben bunu. Yani bu Baronu, Baronun teşkilatını, bu şapkalı boynuzluyu, efendim onun diğer yanındaki süslü şapkalıyı hepsini anlatmıştım. Sabetaycı ailelerle bunların iç içe olması konusu yani masonlar, Sabetaycılar, akrep gibi milletimizin üzerine çöreklenmiş bir yapılanmadır ve milletimizin bir kabusudur yani milletimize böyle bir kabus yaşattılar adeta. Hem ekonomik yönden feci şekilde sömürdüler, mahvettiler milletimizi hem de manevi yönden muazzam saldırdılar ama yani milletimiz ne aslanmış ki, Cenab-ı Allah ne kadar büyük bir tahammül ve güç vermiş ki dimdik ayakta kaldı, hiçbir millet dayanamazdı bu kadar baskıya, bu kadar saldırıya. Yani bu kadar içerden yapılan beşinci kol faaliyetine Yani adamlar alenen faaliyet halindeler ve hayret yani, mesela birçok kilit noktalara çıkabilmişler işte bu Sabetaycılığın en tehlikeli yönüdür, kilit noktaları ele geçirme güçleri. Masonluk ve Sabetaycılığın şaşırtıcı yönüdür bu mesela bunlar basın içinde de, yargı içerisinde de, emniyette de çok kilit noktalarda siyasette de kilit noktaları tutmuş konumdaydılar. Şu an bir milli uyanış var milletimizde, ciddi bir milli direnç var, Allah’ın izniyle bundan sonra İnşaAllah etkisiz hale gelecekler.
MUHABİR : Tanımak mümkün mü Hocam?
ADNAN OKTAR : Efendim?
MUHABİR : Sabetayist birini tanımak mümkün mü?
ADNAN OKTAR : Mesela bize yapılan bu olaylarda baskılarda Baron mesela Sabetayist, bu devredeydi bir, fakat Baronun kullandığı dindar bilinen her devrin adamı var. Fakat kendini çok dindar ve muttaki tanıttı ve kilit noktaları daima kontrolünde tuttu, Baronun kollarının kanatlarının altında bu, her devrin adamı. Bunun gözü çok yükseklerdeydi ama bayağı yükseklerde, en yükseklerdeydi. Baronla bu konuda anlaşmışlardı yani sen bunu yap ben de seni oyunu yukarıya çıkarırken yardımcı olacağım diye hatta geçenlerde biliyorsun, Baronun hortumuna birkaç iğne batırdılar böyle hemen bu apar topar geldi Baronu kurtarmak üzere kendince güya hukuki görünümlü ama böyle sahtekarca tabi böyle tam demagoji tarzında bazı izahlar yaptı. Yani sıkıştığında Barondan yana olduğunu açık açık rahatça gösterecek bir pervasızlıktı bu. Yani çok acayip pervasız. Baron bununla direk görüşmeye de gerek duymuyor, çok uyanık, Baron da çok şeytandır yani tam şeytan yani bu asrın Deccali yani Türk milletinin Deccali. Onun böyle bir yalakası var kalemşörlerinden yancılarından, onunla, o şahısla her devrin adamı yıllar önce bunlar aynı yerde çalışmışlar, meslektaş bunlar aynı adamlar. O da sağcı gösteriyor kendini, bunlar kirli sağcılar yani sağın adını kullanıp ne sağa ne sola benzeyen sadece karaktersiz Sabetaycılara hizmet eden kişiler. Her ikisi de Sabetayisttir mesela her devrin adamı da Sabetaycıdır, o da Sabetaycıdır, yine bunların bir ekibi var. Bunlar daha önceleri masonluk gibi bir yapılanmaya gitmişlerdi, geçenlerde öyle bir bununla ilgili yazı yazan bir yazar var isim vermeyeyim de, o bunları deşifre etmişti, bunların geniş bir yapılanması vardı. Bunlar hep kendilerini sağcı göstertmişlerdi hâlbuki hem mason bunlar, hem Sabetaycı; bunlar Rumeli tarafından gelmişlerdir yani Rumeli tarafından gelmiş Sabetaycılardır. Aileler işte bunlarla birlikte, bize karşı olan aileler bunlarla birlikte hareket ettiler. Aileler içinde de Sabetaycılar vardı o yüzden basın da aileleri bu kadar çok destekledi, bir avuç insan Türkiye’yi ayağa kaldırdılar o yüzden. Yoksa normal olarak yani Sabetaycı desteği olmasa bu kadar böyle şamata da yapamazlar, dışarıdan destek de bulamazlar. Çünkü oyun oynuyorlar alenen belli. Yani 40 yaşında adamın çocuk denecek hali var mı? Üniversite mezunu, birkaç tane yabancı dil biliyor, kolej mezunu, gayet aklı başında, meslek sahibi bir insan, eğer bu insan düşünemiyorsa, ben çok iyi düşünüyorum diyorsa bu insanlar bunu bir düşünmek lazım. Yani bir insanın fikrine saygı duymuyorsa, düşüncesine saygı duymuyorsa bu kendinden ortaya çıkan bir şey olmaz. Yani bu saldırılar, rezalet çıkarmalar, olaylar filan hepsi planlı yapıldı. Yani bunların aslında inancı bunların sorunu değildi yani Müslüman olmaları da bunları o kadar rahatsız ediyor değil de fakat bu fikir sistemine karşı yani Darwinizm’e ve materyalizme karşı mücadelemiz, Masonluğa ve Sabetaycılığa karşı mücadelemizden dolayı bize vurmak için o çocukları bahane ettiler yani amaç o. Yoksa yine onların dindarlığına da o kadar karışmazlar yani karışırlar da bir süre sonra belki etkili olur düzeltiriz, bir şeyler yaparız yönlendiririz diye düşünmüş olabilirler. Çünkü her halükarda gene onların kafasına geleceklerini düşünüyorlar yani eninde sonunda onların da Sabetaycı olacağını, onların da Masonik düşünceye geleceğini düşünüyorlar kendi kafalarına göre. Ama asıl amaçları onlar da değil. Yirmi yıldan beri ilgilenmeyen bir insan yirmi yıl sonra birden düğmeye basmış gibi ilgileniyorsa asıl hedefin o olmadığı anlaşılıyor. Asıl hedef burada bu fikir sistemidir yani Masonluğa ve komünizme karşı, PKK’ya karşı yapılan mücadele, Darwinizm’e karşı yapılan mücadeledir bunu durdurmak içindir. Şimdi deli dediler tutmadı, kokain dediler tutmadı, kadına tecavüz etmeye kalktı dediler tutmadı, mali yönden iftira atmaya kalktılar MASAK raporlarıyla onu ispat ettik o da tutmadı, bu sefer anne babalar görünümünde ortaya çıktılar, o da tutmadı. Suikast yaptılar o da tutmadı, zehirlemeye kalktılar o da tutmadı. Basınla saldırdılar, var güçleriyle bütün imkânlarıyla ki Baron orkestrayı yönetti böyle, ağza alınmadık hakaretlerle saldırdı yine tutmadı. Bakın gacır gacır Darwinizm çöktü şu an enkazı ayaklarının diplerinde. Diyorlar bunu Adnan isimli bir gencin yaptığını duyduk şimdi gelsin önümüze o diyorlar. Yani ondan hesap soracağız diyorlar her zaman diyorum onar onar, biner biner gelsinler hatta biraz argo tabir oluyor ama alayı gelsin, yerle bir edinceye kadar mücadele edeceğim. Allah’ın izniyle, ne PKK kalacak, ne Darwinizm, ne materyalizm kalacak, hodri meydan diyorum. Onlar ellerinden geldiğini yapsınlar ben de gereğini yapacağım. Bizim milletimiz imanlı, aslan millet, hepsi imanlı, hepsi PKK’ya karşı ve bu aslan milletimle inşaAllah kahraman ordumuzun, kahraman polisimizin imkânlarıyla onların da gayretleriyle, milletimizin de gayretleriyle, benim de gayretlerimle bu pisliği bu rezilliği durduracağız inşaAllah.
MUHABİR : İnşaAllah, Hocam bu noktada hemen şunu da sormak istiyorum. Sizin bu noktada oluşturduğunuz bir güvenlik ağınız var mı? Ya da şöyle söyleyeyim içinize sızma oldu mu daha önce?
ADNAN OKTAR : Çok; yani münafık çok oldu aramızda münafıklar oldu, ajanlar oldu, hatta direk böyle klasik ajan girdi aramıza, fakat eline yüzüne bulaştırdı, Allah belalarını verdi rezil rüsva oldular. Kendilerini aşağıladılar, yıllarca sabırla ajanlık yapanlar oldu yani eninde sonunda bir şey yaparız bir oyun oynarız diye, hatta bir tanesine sakın ayrılma demişler yani sen ayrılırsan istihbaratımız kesilir, bilgimiz kesilir, sonuna kadar dur demişler. Durdu sonuna kadar hiçbir şey yok ne yapacak yani, Müslüman, namaz kılan, muttaki insanlar. En fazla iftira atsa atsa ne yapacak, baktı ki yine oyun oynayamayacaklar, rezalet yapamayacaklar vazgeçtiler o da geçenlerde bana müsaade dedi, Allah selamet versin, Allah yolunu açık etsin dedik.
MUHABİR : Yolunuzu ayırdınız böylece, Hocam dönüp dolaşıp aynı soruya geldik aslında ilk programımızda size sormuştum. Bir Cevat Babuna sizinle yıllarca izlediğimiz kadarıyla yıllarca beraberdiniz. Daha sonradan bir ters düşme söz konusu oldu nihayetinde sizin soy isminizden kendi oğluna isim vermişti, bunu bir insanın bu kadar değişmesini neye bağlıyorsunuz? Sizin ilk dönemdeki fikirlerinizle son dönemdeki fikirleriniz mi değişti?
ADNAN OKTAR: Cevat Babuna hanımıyla kendisi bizim evimize geldiler, çayımızı içtiler, sohbet ettik kaç defa görüştüm. Canı gönülden destekliyordu hatta yazılı belge de gönderdi, bu gençler diyor anlatıyor internette de var, internete girenler görürler. Ben diyor bunların içinde yaşadım bunların temizliğine, efendiliğine, güzel ahlakına her şeylerine ben şahidim diyor ve kefilim diyor, anlatıyor. Ben diyor kulaktan duyma değil gözümle gördüm diyor ve biliyorum diyor bunları uzun uzun anlatıyor. Eşinin de öyle, o tarzda mektupları var yani ilgili makamlara gönderilmiş. Ben de bize geldiğinde hazır Darwinizm’le ilgili bütün belgeleri, evrakları ona veriyordum, fotokopileri veriyordum nasıl yapacağını, hatta ben onun hazırladğı şeylerde de, direk benden alıntıdır, hazırladığı bir kitap var büyük bölümü benden alıntıdır yani birebir kopyadır, yani ben helali hoş olsun bir şey demiyorum. Benim hazırlattığım konferanslara gitti, orada da insanlara dini, İslam’ı anlattı ve hepsinde ben ona yardımcı oldum, yani tanıtımında. Ama sonra uzaklardan kulağına herhalde bir fısıltı geldi; bir anda olay bambaşka bir şekil aldı, akıl almayacak olaylar gelişmeye başladı. Yani o insan gitti onun yerine bambaşka bir insan geldi. Yani ne yaparsan yap duracak gibi değil, ne anlatırsan yap, ne konuşursan konuş duracak gibi değil. O fısıltının ne olduğunu insanlar tahmin eder, nerden geldiğini de tahmin eder, onun için ben o konuda bir açıklama yapmak istemiyorum İnşaAllah.
MUHABİR : Son beş dakikamız, hemen izleyicilerimizden birkaç soru sormak istiyorum bu noktada Hocam biz Haber7’yi çok severek takip ediyoruz ama bazen evrim haberlerini aynen Doğan Medya gibi yayınlıyor. Doğan Medyayı da burada içine aldığı için onu da size sorayım. Bunda ne amaçlanıyor olabilir acaba, bizi aydınlatır mısınız? Merve Kurttepeli İzmit’ten, öncelikle belgesellerde özellikle bir evrimden bahsediliyor, hayvanlar maymunlar anlatılırken ve muhafazakâr bildiğimiz televizyonlarda maalesef bunu görüyoruz inanmasak da, bunu neye bağlıyorsunuz? Çünkü nihayetinde muhafazakâr televizyonlar da kendi denetim alanını kuruyorlar ve benzeri belgeselleri yayınlaması sizce neye bağlıdır? Doğan Medya grubunu sorayım bir de size Hocam,
ADNAN OKTAR : Ben o soruyu bir daha baştan alabilir miyim?
MUHABİR : Haber7’yi çok seviyoruz, takip ediyoruz demişler fakat evrimle ilgili haberleri aynen yayınlıyor diyor izleyicimiz.
ADNAN OKTAR : Ben bazen bunu TGRT’de de görüyorum daha önceden de görüyordum. Mesela bazen Yeni Şafak’ta görüyorum yani hayretler içinde kalıyorum yani en iyi ihtimalle gözlerinden kaçıyor öyle diyebilirim ama bu gözden kaçacak bir şey mi? Müslüman çok dakik ve dikkatli olur böyle bir şeye hiçbir şekilde imkân vermez. Çünkü evrim yalanının çöktüğünü artık bütün cümle âlem gördü tasdik de oldu, şu an Türkiye’de adı konmak üzere. Yani çoluk çocuk, gençlik bizim canavar gibi gençler MaşaAllah bayağı bir bölümü. Canavar gibi derken zeki, yaman böyle ataklar maşaAllah ve hiçbir şekilde yalana inanacak gibi değiller. Şimdi onlarda komedi dersi gibi oldu Darwinizm’deki dersler, eğleniyorlar çocuklar. Yani hocaları sıkıştırmak da onları eğlendiriyor, Hocam diyor yüz milyon fosil varmış ne diyorsunuz diyor, ne desin hoca? Hiç ara fosil yokmuş, tek bir tane ara fosil gösterebilir misiniz hocam diyor? Hocanın yapacağı şey konuyu değiştirmektir. Yani yazık öğretmenleri de açmaza sokuyorlar, adamları anlatmaya mecbur etmek de doğru değil, göz göre göre o da yalan söylemiş olacak dinleyenler de yalan dinlemiş olacaklar, bunun yerine böyle bir hikâye vardı böyle bir pagan dini vardı mesela Sümerlerin de böyle sapkın dinleri vardı, eski Mısır’da da bu sapkın din vardı, şimdi de var, fakat doğrusu da budur, bunun karşıtı budur diye anlatılması lazım. Ama şu an bu istense de istenmese de zaten oluyor, yani internetin olduğu bir dünyada konu kapanmıştır. İnternet Mehdi için, Hz. İsa’nın zuhuru için hazırlanmıştır ve çok büyük bir nimettir. Hatta diyor Mehdi diyor eline bakar bir konu olduğunda oradan onu tespit eder diyor. Mehdi’nin talebeleri de diyor bir konu olduğunda eline bakar elinden o konuyu anlar diyor. Yani küçük avuç içi bilgisayarlar var ya onlara dikkat çekiyor hadis, avucuna bakar diyor sadece. Nereye giderse gitsin avucuna baktın mı hemen görür diyor, bir konu olduğunda bir müşkül olduğunda ordan anlar diyor, yani bu kadar detaylı. Mehdi’yi de zaten insanlar oturduğu yerden koltuklarından görecekler diyor, hatta diyor sokakta da avuçlarına bakıp yahut dışarıda görecekler diyor yine aynı şekilde televizyondan, bilgisayardan, cep bilgisayarlarından veya işte el bilgisayarlarından görecekleri söyleniyor.
MUHABİR : Evet Hocam çok teşekkür ediyoruz, programımızın sonuna geldik. Sınırların açılmasıyla alakalı sorular gelmiş programın başında biz bu soruyu size yönelttik siz de cevapladınız müsaade buyurursanız önümüzdeki programımızda yine açılış sorularımızdan bir tanesi olsun. Türkiye’nin dış politikasıyla ilgili birkaç soru sormak istiyorum.
ADNAN OKTAR : Evet İnşaAllah, ne dediysem o, bak ben dedim her dediğimin lafın arkasındayım dedim ve benim dediklerim mutlaka Allah’ın izniyle doğru çıkar dedim, halkımız da görüyor, sınırlar açılacak dedim hepsi görecekler sınırlar açılacak inşaAllah
MUHABİR : Çok teşekkür ediyoruz.
ADNAN OKTAR : İnşaAllah.
MUHABİR : Çok sağolun, efendim önümüzdeki hafta Salı günü saatlerimiz 18:30’u gösterdiğinde Saygıdeğer Hocamızla birlikte Ahir Zaman Sohbetlerine devam edeceğiz, önümüzdeki hafta tekrar birlikte oluncaya kadar hoşçakalınız.