SUNUCU: Efendim iyi akşamlar, ‘Adnan Oktar’la Başbaşa’ programıyla sizlerle birlikteyiz. Yaklaşık 20 dakikalık bir gecikme oldu onun için de tüm izleyicilerimizden özür diliyoruz. Sayın Oktar, programımıza hoşgeldiniz.
ADNAN OKTAR: Hoşbulduk, teşekkür ederim.
SUNUCU: Sayın Oktar, bu akşam da inşaAllah ülke ve dünya gündemine, izleyicilerimizin merak ettiği konuları ve özellikle ahir zaman konularını konuşmaya devam edeceğiz. Ama bu akşamki programımıza müsaade ederseniz sizin yıllardır savunduğunuz ve eserlerinizde mutlak surette yer verdiğiniz Darwin teorisiyle açmak istiyorum. Darwin teorisiyle başlayacağız çünkü şu anda ülkemizin gündeminde de bu konu var. Özellikle devlete ait olduğu bilinen TÜBİTAK isimli kurumun son sayısında Darwin’in 200. ölüm yıldönümü olarak bir hazırlık yapması ve buna da yaklaşık 16 sayfalık bir bölüm ayırması konusu gerçeği ülke gündemine düştü ve daha sonra bu iptal edildi. 16 sayfa eksik dergi yayınlandı. Bu süreçle ilgili sizin bilginiz, düşünceniz nedir onla alakalı başlayalım isterseniz.
ADNAN OKTAR: Şükrümüz, teşekkürümüz Allah’a; Allah’a hamdolsun bize böyle bir imkân verdiği için, bu konuları anlatma imkânı verdiği için. Darwinizm’in ne hale geldiğini hepimiz gördük.
SUNUCU: Evet
ADNAN OKTAR: Bu konuda en ufak bir tereddüt yok. İnsanlar bu konuda şüphe içinde değiller, Türkiye’nin %95’i bu konuda ikna olmuş durumda, kanaatleri de geldi. Ancak bu çok az bir azınlık tarafından, küçük bir azınlık tarafından savunuluyor. İşte, masonlar, komünistler, bir kısım ateist Siyonistler bir de bu konuda fazla bilgisi olmayan araştırma yapmamış insanlar tarafından savunuluyor. Yani, dar bilgiye sahip insanlar tarafından savunuluyor. Ki bunlar da çok az bir azınlık, küçük bir azınlık. Bundan sonra böyle bir sorun olmaz. Artık Türkiye aydınlanmıştır, Avrupa da aydınlandı. İnsanlar artık bundan sonra safsatalarla, yalanlarla, doğru olmayan beyanlarla aldatılmaz. O dergiden o yazının çıkarılması; çıkmasın. Ama desinler ki tarihte böyle akıl almaz safsatalar; aynı zamanda kitap tarih yönünden de bir eserdir. Yani, bilimdeki yanlışlıkları, anormallikleri anlatan bir kitap, değil mi? Mesela, çok geçmiş devirlerde insanlar nasıl anormal şeyler savunuyorlardı, nasıl anormal inançları vardı bunları anlatan bir dergi.
SUNUCU: Evet
ADNAN OKTAR: Böyle pagan dinleri vardı, böyle anormal dinler vardı, böyle anormal inançlar vardı bir zamanlar diye küçük bir ek yaparak onu yayınlaması çok güzel olur. Çok isabetli olur.
SUNUCU: Peki Hocam, sizin bu konuda çok ciddi çalışmalarınız var; özellikle Yaratılış Atlası, dünya üzerinde büyük bir etki oluşturmuş bir çalışma. Siz TÜBİTAK’a bu çalışmalarınızla ilgili bilgiler gönderdiniz mi daha önce?
ADNAN OKTAR: TÜBİTAK adı gibi biliyordur evrimin olmadığını, Darwinizm’in yanlış olduğunu adı gibi biliyordur. Yani, 100 milyon fosilden TÜBİTAK’ta bilgisiz insan yoktur. Bu konuda bilgisi olmayan bir insan olmaz.
SUNUCU: Evet
ADNAN OKTAR: Dolayısıyla tek bir ara fosil olmadığını da çok iyi biliyorlardır. Bir proteinin tesadüfen olamayacağını da çok iyi biliyorlardır. Bu ne demektir? Darwinizm yok demektir. Ama ideolojik olarak bir kısım kişiler kendilerince savunmaya devam ediyorlar. Ama şu an komik duruma geldi artık olay. Yani, çocukların eğlencesi oldu Darwinizm; Darwinizm’in anlatıldığı dersler çocuklar için bir parodi gibi, eğlence ortamı oldu. Bu bize yakışmıyor, bizim milletimize, insanlarımıza yakışmıyor. Yalan olduğu belli, doğru olmadığı belli ve abartılı bir oyun, abartılı bir aldatmacadır Darwinizm. Artık bunu bıraksınlar, yani milletimizden onlar adına biz utanıyoruz. Yani, anlatan öğretmenler utanıyorlar. Çünkü yalan olduğu, doğru olmadığı açıkça alenen belli. Ama bunu bilim tarihinde okutabilir insanlar, bu normal. Geçmişte Sümerlerde de bu din vardı, Firavun devrinde de bu din vardı, 1800’lerde de bu din vardı, bilimin gelişmediği ortamda, cehaletin yaygın olduğu ortamda bu din hep olmuştur deseler bu tamam, kapaktan da yayınlasınlar. Ama bu bir gerçektir diye anlatırlarsa bu ayıp olur. Bu yakışık kalmaz, yani bizim milletimizin yüzüne diri diri bakarak gözünün içine diri diri bakarak bu doğrudur diye anlatmak hem komik oluyor hem de yakışmıyor.
SUNUCU: Sayın Oktar, ama şunu da biliyoruz ki, hem bizim ülkemiz basınından hem dünya basınından bu konunun ciddi savunucu basın mensupları var. Ben size bir önceki programımızda örnek vermiştim. Türkiye’nin en önemli kitap mağazaları zincirinin bilim köşesinde, en baş rafta Richard Dawkins’in kitapları yer buluyor. Böyle bir kitlenin de olduğunu kabullenmek lazım değil mi? Türkiye’de de özellikle bu var.
ADNAN OKTAR: Şimdi, Allah’ı inkâr eden, dini inkâr eden bir felsefe, Türkiye’de revaç bulmaz. Bizim milletimiz dindar bir millet ve bayağı akıllı bizim milletimiz. Maneviyatı derin, derin düşünen insanlar. İstediği kadar Dawkins çalışsın, gayret etsin, anlatsın, kitaplarını satsın. Sadece ibret olur bizim milletimize, bunlarla netice alamazlar, bunlarla bir yere de varamazlar, boş yere uğraşıyorlar. Yani, Darwinizm’i anlatmakla Dawkins’in çırpınışları da boşunadır. Çünkü bu konu zaten bitti. Fransa’da, İngiltere’de zaten yerle bir oldu, yani anavatanlarında konu kapandı. Su, başından kesildi; ırmak başından kapatıldı, artık çamurlu su akmıyor. Dolayısıyla buraya da bir şey gelse bile son kalıntılarıdır onlar, onlar da kısa süre sonra bitecektir.
SUNUCU: Hocam, sizin ara fosille ilgili bir teklifiniz ve iddianız vardı, isterseniz bu konuyu noktalarken, onu bir kez daha yineleyelim. Çünkü o da basında çok sansasyonel bir açıklamaydı. Burada çok ciddi bir bütçe söylediniz siz; isterseniz o cümlenizi tekrar alayım ben sizin, bu konuya güzel örnek olacaktır.
ADNAN OKTAR: Bakın yine söylüyorum, o arkadaşlarımız, dergide çalışan kardeşlerimiz, oradaki profesörler, bilim adamları bir tane artık gönüllerinden koparsa iki - üç tane ara fosil getirsinler. Yani, Darwin’in iddiasını destekleyen herhangi bir ara fosil. Onlar fosili oraya koysunlar, ben de 10 trilyonu getirip önlerine koyacağım söz veriyorum. Bir tane getirsinler ben onu yine de kabul ediyorum, 10 trilyonlarını alıp gidecekler. Onla artık kaç tane dergi çıkartırlarsa çıkartsınlar, isterse kendilerine ev araba alsınlar ne yapıyorlarsa yapsınlar, helali hoş olsun. Ama getiremezler, çünkü böyle bir şey yok, bu oyun artık bitsin. Dünyanın yakasından, bu insanlar tabiri caizse, bıraksınlar diyeyim artık nezaketiyle. Ve bu yalanlar, bu doğru olmayan beyanlar milletimizi yoruyor. Tesadüflerle; Paris şehrine bakıyoruz burayı kim yaptı diyoruz, insanlar yaptı diyorlar. İnsanlar nasıl oldu diyoruz, tesadüfen oldu diyorlar. O zaman şehir tesadüfen olmuş oluyor. Oradaki insanlar da tesadüfen olmuş oluyor onların iddiasına göre. Düşünün yani çamurdan, çamurlu sulardan bir süre sonra bir insan oluşuyor, elektron mikroskobu yapıp başına geçiyor, ya diyor ben çamurlu sudan nasıl olmuştum bir bakayım diyor, çamurlu sudan biraz örnek alıyor, koyuyor elektron mikroskobunun içine kendinin nasıl olduğunu inceliyor. Böyle bir hikaye, böyle bir masal hangi geçmiş tarihte nerede var böyle bir şey? Böyle masalları duyarız biz ama gülmek için duyarız bunu değil mi? Deve işte şuradan geçti, file bindim kanatlandım uçtum falan o tarz bir hikâyeye benziyor. Olmayacak şeylerin peşinde artık insanlar koşmasınlar, bıraksınlar bunu, profesörse de kimse onu ayıplamaz. Tamam, Darwin böyle diyor ama işin doğrusu budur der; bu teori geçerli değildir ama böyle bir teori de vardı der konu kapanır.
SUNUCU: Evet. Sayın Hocam, sizinle tabi programlarımızda ağırlıklı olarak konuştuğumuz konulardan bir tanesi de ahir zaman alametleri ve özellikle sizin üzerinde durduğunuz bir konu da Hz. Mehdi konusu. Şimdi bu konuyla alakalı Türkiye’nin değişik yörelerinden hafta içi bizi de arayanlar oluyor.
ADNAN OKTAR: Evet
SUNUCU: Hatta bizzat bir izleyicimiz de İzmir’den bu hafta içerisinde bir görüşme yaptım. Bir takım evraklar bize gönderdi. O izleyicimizin de iddiası şuydu: Hz. Mehdi aslında Hz. İsa’dır şeklinde bir görüşünü beyan etti. İsterseniz bu konuya bir açıklık getirelim. Siz gerçi her hafta bu konuyu beyan ediyorsunuz ama Hz. Mehdi’nin gelişi ve Hz. İsa ile olan diyalogları nelerdir bu konuda; veya aynı dönemde mi yaşayacaklar?
ADNAN OKTAR: Keşke Hz. İsa’nın gelişini kabul etseler, yani onu da kabul etmiyorlar. Hz. İsa da şahsı manevidir diyorlar, Mehdi de şahsı manevidir diyorlar. Ama Mehdi’den önceki bütün Mehdiler, gelen bütün Mehdiler yani sâbık Mehdiler yani geçmiş Mehdiler; Said Nursi diyor birçok Mehdi gelecektir fakat son gelecek Mehdi en büyük Mehdi’dir. Hepsinin şahsı manevi olmadığını kabul ediyorlar, yani bunlar ferttir diyorlar, tek tek hepsi şahıs. Fakat ne hikmetse birden bire ahir zaman Mehdisine gelince, hemen şahsı manevi oluveriyor. Hatta Said Nursi’nin de bu konuda beyanları vardır.
SUNUCU: Hocam, şahsı maneviyi izleyicilerimize bir kez daha o konuyu açalım mı?
ADNAN OKTAR: Yani, bir topluluğun meydana getirdiği fikir sistemidir.
SUNUCU: Bir düşüncedir bu diyelim, gerçek bir insan değildir diyorlar.
ADNAN OKTAR: Bir düşünce akımı, evet bir fert değildir diyorlar. Ve bunu da Nur talebelerinden söylüyorlar yalnız bunu, halktan değil.
SUNUCU: Onların ağzıyla söylüyorlar.
ADNAN OKTAR: Onlar da halk ama onların kendileri bizzat söylüyorlar. Bayağı bir kesim söylüyor onlardan, Nur talebelerinden. Risale-i Nur külliyatında 29 ayrı yerde, 40 defa; 40 defa bakın, bir insan bir sözden anlar değil mi, hadi anlamadı iki, hadi 3, 40 defa Hz. Mehdi’nin bir şahıs, bir zat, bir insan olduğundan bahsediliyor, 40 defa.
Mesela diyor ki: Hem de o eşhasın, o şahısların şahsı manevisini temsil eden cemaatlerin… ; öyle tefsir etmişler ki, o eşhas-ı harika çıktıkları vakit, yani Hz. İsa ve Mehdi çıktıkları vakit bütün halk onları tanıyacak gibi bir şekil vermişler. Yani tanıyamazlar diyor özetle.
“Al-i Beyt’ten bakın, Ehli kemalin (iman sahiplerinin) başına geçecek Ali Beyt’ten Muhammed Mehdi isminde bir zatı nurani, (nurlu bir şahıs)” diyor (Mektubat, sayfa 56-57). Bak Hz. Mehdi, ismi de var, ismi de var diyor; bir zatı nurani. Zat-şahıs, dilbilgisi bilenler biliyor, zat ne demektir? İnsan demektir değil mi?
SUNUCU: Kişi demektir.
ADNAN OKTAR: Bir diyor zaten, bir. Mesela yine, Şualar, sayfa 442:
“Ahir zamanın o büyük şahsı, Ali Beyt’ten Peygamberimizin soyundan olacak.” Şahsı manevisi demiyor, şahıslar demiyor. Mehdi vardır, talebeleri vardır, Mehdi ve talebelerinden oluşan bir şahsı manevi vardır. Peygamber vardır, sahabeleri vardır, onlardan oluşan bir şahsı manevi vardır. Ama bir şahıs daima vardır.
“O zat diyor, o taifenin uzun tetkikatıyla yazdıkları eseri kendine hazır bir program yapacak.” Yani daha önceki eserlerden istifade edecek o zat. (Emirdağ Lahikası, sayfa 266)
Bu zamanda nesiller bilinmiyor diyor, ben kendimi seyit Peygamberimizin soyundan bilmiyorum diyor Said Nursi, ben seyit değilim diyor, dolayısıyla da Mehdi değilim diyor.
SUNUCU: Evet
ADNAN OKTAR: “Bu zamanda nesiller bilinmiyor. Halbuki, ahirzamanın o büyük şahsı Al-i Beyt’ten Peygamberimizin ailesinden olacaktır.” (Emirdağ Lahikası, sayfa 277) Büyük şahsı ne demektir, şahsı manevi değil bu, şahıs, bir şahıs.
“O ileride gelecek, -bakın ileride-; acib bir şahsın, -acib şahıs, bir şahıs-; şahsın bir hizmetkârı ve ona yer hazır edecek bir dümdarı, -yani ben ona yer hazır ediyorum, zemin hazır ediyorum diyor Mehdi’ye-, takipçisi ve o büyük kumandanın, -o, bir tane şahıs, yine büyük kumandanın, kumandanlar demiyor, kumandanın diyor- ahirzamanın en büyük fesadı zamanında elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddid, hem hakim, hem kutbu âzam olarak bir zat-ı nuraniyi gönderecek. O zat da Ehli Beyt-i Nebevi’den, Peygamberimizin soyundan olacaktır.” (Mektubat, sayfa 411-412) Siz bunlardan ne anlıyorsunuz, ‘o zat’ denildiğinde?
SUNUCU: Hz. Mehdi’nin bir şahıs olduğunu…
ADNAN OKTAR: Şahıs olduğu değil mi, evet.
SUNUCU: Bir insan olduğu anlaşılabiliyor.
ADNAN OKTAR: Bakın, “Ta, ahirzamanda hayatın geniş dairesinde asıl sahipleri, -yani Risale-i Nur Külliyatının asıl sahipleri-, o devirdeki eserlerden istifade edecek, fakat diyor Risale-i Nur’un da asıl sahibi O’dur. O devirde birçok kitaptan istifade edecek, arkadaşlarıyla bir çalışma yapacak, hazır eserler meydana getirecek, onlarla o birinci vazifeyi tam yapmış olacak diyor. Asıl sahipleri, yani Hz. Mehdi ve şakirtleri, talebeleri bakın Mehdi var ve talebeleri var. (Sikke-i Tasdiki Gaybi, sayfa 172)
“Ahirzamanda Al-i Beyt-i Nebevi’nin, Peygamberimizin soyu cemaati nuraniyesini, nurani cemaatini temsil eden Hz. Mehdi’de ve cemaatindeki şahsı manevide, bak cemaati var, Mehdi var ve şahsı manevi var. (Kastamonu Lahikası, sayfa 139)
Mesela bak, “Hz. Mehdi Al-i Resulün temsil ettiği, bir topluluk var o topluluğu Mehdi temsil ediyor diyor, bir Mehdi var yani temsil eden. Mesela bir topluluk vardır, onun temsilcisi vardır, başı vardır. O da diyor ki, Hz. Mehdi Al-i Resulün temsil ettiği kutsi cemaatin şahsı manevisini diyor. Mesela, “Ümmetin beklediği ahir zamanda gelecek zatın üç vazifesinin en mühimi, bakın üç vazifesi diyor gelecek zatın.
SUNUCU: Yani, Hz. Mehdi’nin üç tane görevi olduğundan bahsediyor.
ADNAN OKTAR: Üç vazifesi, bu arkadaşlarımız ikiye indiriyorlar. Said Nursi birinci görevi yaptı diyorlar. Mehdi de ikinci ve üçüncüyü yapacak diyorlar. Ama öyle demiyor Said Nursi, bakın “Ümmetin beklediği ahir zamanda gelecek zatın, birisi gelecek diyor; üç vazifesinden en mühimi, önemlisi ve en büyüğü ve en kıymettarı, kıymetlisi olan imanı tahkiki neşr (gerçek imanı yayma) ve ehli imanı delaletten, iman edenleri sapmaktan kurtarmak. Birinci görevi buymuş demek ki Mehdi’nin, bunu yapacak diyor. Bu hakikatten anlaşılıyor ki diyor, sonra gelecek o mübarek zat”, yine Tasdik-i Gaybi, sayfa 9.
“Hakiki beklenen ve bir asır sonra gelecek o zat…” (Kastamonu Lahikası, 57)
“Halbuki ahir zamanın o büyük şahsı…” (Emirdağ Lahikası, 247)
“Al-i Beyt-i Nebevi’den, Peygamberimiz (sav)’in soyundan Hz. Mehdi’nin (r.a.) hakkında ayrı ayrı haberler” var diyor mesela, bu da bir şahıs. Ben seyit değilim diyor Said Nursi, Mehdi seyit, Peygamberimizin soyundan olan kimse olacaktır diye onları reddetmiş. (Şualar, sayfa 368) Kendi savunmasında bunu söylüyor, diyor ki ben seyit değilim, Mehdi seyit, Peygamberimiz (sav)’in soyundan olan kimse olacak.
“O zat diyor, bütün ehli iman edenlerin manevi yardımlarıyla” diyor (Emirdağ Lahikası 266).
“Fakat çiçekler baharda gelir, öyle kutsi çiçeklere zemin hazır etmek lazım gelir. Ve anladık ki, bu hizmetimizle o nurani zatlara zemin ihzar ediyoruz.” Yani Mehdi ve talebelerine.
Mesela diyor ki: “Elbette o kuvveti azimedeki büyük kuvvetdeki hamiyeti âliye yüce bir gayret, feveran edecek (coşacak) ve Hz. Mehdi başına geçip, şahsı manevi başına geçecek demiyor, Mehdi başına geçip tarik-i hak ve hakikat yola sevkedecek” (Mektubat, 473).
Mesela, “Her asırda hidayet edici bir Mehdi ve müceddid geliyor ve gelmiş, bak hiç şahsı manevi olarak gelmemiş. Fakat her biri üç vazifeden birisini bir cihette yapması itibari ile ahirzamanın büyük Mehdisi ünvanını almamıştır.” Said Nursi de ben bir tanesini yaptım, öbür Mehdiler de birisini yaptılar. Ama gelecek Mehdi diyor, bu üç görevi birden yapacak diyor.
Mesela, “Büyük Mehdi’nin çok vazifeleri var; ve siyaset âleminde, diyanet âleminde, saltanat âleminde, cihat âleminde çok dairede icraatleri olduğu” gibi diyor. Yani, nereye baksak, diyorum ya 40 kere anlatılıyor. Ama yine şahsı manevi diyorlar, tabi ben inançlarına saygı duyuyorum, bir şey demiyorum ama doğrusu da budur.
SUNUCU: Peki Sayın Oktar, Hz. İsa, Hz. Mehdi değildir; onu da anlıyoruz sözlerinizden.
ADNAN OKTAR: Yani, Kuran ayetinde açık açık belirtilmiştir, Hz. İsa ayrı bir şahıstır, Hz. Mehdi ayrı şahıstır. Buhari ve Müslim’de belirtilen kişi, Mehdi’dir; Onun arkasında namaz kılacaktır Hz. İsa (a.s.) ve Ona tabi olacak. Onu imamlığa geçirecek, Hz. İsa’nın imamlığa geçirdiği, tâbi olduğu, Onun imametini, liderliğini kabul ettiği kişinin adı Mehdi’dir.
SUNUCU: Evet, peki Hz. İsa ile Hz. Mehdi arasında, arkasında namaza durma haricinde ne tip bir bağ olacak Hocam?
ADNAN OKTAR: O, bütün Hıristiyan âlemini Müslüman yapacak, Mehdi de bütün İslam âlemini birleştirecek. Hıristiyan âlemini Mehdi’ye bağlayacak Hz. İsa (a.s.), çünkü O, Mehdi’ye bağlı olduğu için Hz. İsa (a.s.), Ona imam olarak, lider olarak Ona bağlı olduğu için bütün Hıristiyan âlemi de Ona doğal olarak bağlanmış olacaklar ve Mehdi bütün dünyayı idare etmiş olacak. Bütün Buhari, Müslim, Tırmizi, İbni Mace hepsinde böyledir, bütün Ehl-i sünnet inancında da bu şekildedir. Caferilikte de böyledir, Şiilikte de böyledir, Alevilikte de böyledir, bu meşhur olan bir kavildir. Ve dünyaya İslam hâkim olacak, Allah Nur suresi 55’de dünya hâkimiyetinden açık açık bahsediyor. Elmalı tefsirine bakanlar da bunu görebilir, Elmalı tefsirinde de Mehdi’den ve Hz. İsa’dan bahsedilir. Yani, İslam’ın hâkimiyetinden bahsedilir, oraya baksınlar inşaAllah.
SUNUCU: Sayın Oktar, bir de şu şekilde bir tespit yapabilir miyiz, biz programlarımızda ahirzaman üzerine sohbetler ediyoruz. Siz, belli alâmetleri söylüyorsunuz Hz. Mehdi’nin de gelmesinin, dünyada olmasının da bir kıyamet alameti olduğundan bahsediyorsunuz. Hıristiyan inancına döndüğümüzde de onlarda Hz. İsa’nın yeryüzüne inmesinin bir kıyamet alameti olduğunu beyan ederler.
ADNAN OKTAR: Evet
SUNUCU: Aslında bu ahir zaman sadece belki bizim konumuz değil, diğer dinlerde de var olan bir konudur değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Tabii, Hindulukta da var aynısıyla, çok detaylı anlatılır. Ve özellikle Tevrat’ta çok detaylı olarak geçer Mehdi.
SUNUCU: Oradaki ortak noktalar nedir, mesela siz sayıyorsunuz programlarımızda ekonomik krize girilmesi, savaşların artması, depremlerin artması gibi bir takım maddeler var; diğer dinlerde de bu şekilde belirtilmiş özel durumlar var mı?
ADNAN OKTAR: Tabi tabi, Tevrat’ta da çok detaylıdır.
SUNUCU: Örnek verebilir miyiz izleyenlerimize birkaç tane?
ADNAN OKTAR: Mesela, Mehdi diyor evinden idare eder, evinden idare eder; güzel yüzlüdür diyor. Yani tıpkısı, aynısı hadislerle aşağı yukarı; hayat pahalılığı olacak o dönemde diyor Mehdi döneminde, yedi yıl sürecek diyor; Tevrat’ta geçiyor.
SUNUCU: Tevrat’ta da geçiyor?
ADNAN OKTAR: Tevrat’ta geçiyor tabi.
SUNUCU: Yani, kıyamet alametleri ortak aslında
ADNAN OKTAR: Tabi
SUNUCU: Hz. İsa’nın ve Mehdi’nin varlığına da ortak inanılıyor.
ADNAN OKTAR: Hz. İsa’nın gelişi Kuran’da çok açık belirtilmiştir. Bakın, sadece tek bir yerde, tek bir Peygamber için Cenab-ı Allah diyor ki, şeytandan Allah’a sığınırım: “Onun gelişi, O, kıyamet için bir alamettir” diyor. Bir tek Onun için söylüyor ve Kuran ayeti bu; ve diyor ki Cenab-ı Allah: “Sana inananları, kıyamete kadar küfredenlerin (kafirlerin, inanmayanların) üzerine geçireceğim” diyor. Bu bir dünya hâkimiyetidir bu ayet. Ve ayrıca diyor ki Cenabı Allah: “Sana inanmadık hiçbir fert kalmayacak Ehli kitaptan” diyor, hepsi iman edecek. Bu da dünya hâkimiyetidir. Çok açık, Kuran ayetidir bunlar.
SUNUCU: Evet
ADNAN OKTAR: Hz. İsa için de şahsı manevi diyorlar, yani artık insaf, bir şey diyemiyorum.
Bakın diyor ki Said Nursi: “Ancak harika ve mucizatlı (mucizeler sahibi, mucize gösterten) ve umumun (yani bütün dünyanın) makbulü (yani herkesin kabul ettiği) bir zat olabilir ki, o zat (şahsı manevi demiyor, o zat) en ziyâde alâkadar ve ekser birçok insanların peygamberi olan Hz. İsa (a.s.)’dır. (Şualar, sayfa 463)
“Alemi semâvatta (gökler aleminde), cismi beşerisiyle (beşeri cismiyle yani şu maddi cismiyle insan cismiyle) bulanan şahsı İsa (a.s.) (İsa (as)’ın şahsı), o dini hak cereyanının (hak dininin) başına geçeceğini (yani Hıristiyan alemini Müslüman yapıp onların lideri olacağını), bir muhbiri sadık (Peygamber Efendimiz (sav)) ve bir kadiri külli şeyin vaadine istinâd ederek haber vermiştir.” Yani Kuran’ın, Allah’ın vaadine istinad ederek, bağlayarak haber vermiştir. (Mektubat, sayfa 60)
“İsa (a.s.)’ı nuru iman (imanın ışığı) ile tanıyan, tabii olan cemaati ruhaniyeyi mücahide’nin (ruhani mücahidler cemaatinin) sayısı” ve devam ediyor. (Şualar 16.mesele, sayfa 920)
“İsa (a.s.)’ı nuru iman ile tanıyan (şahsı manevisi demiyor), hatta İsa (a.s.) gelir Hz. Mehdi’ye namazda iktida eder (tabi olur) diye rivayeti, bu ittifaka (birleşmeye) ve hakikati Kuraniye’nin matbuiyetine, (Kuran’ın hakikatlerine uyulmasına, tabi olunmasına) işaret eder” diyor, Şualar’da.
Mesela, bakın “İsa, ümmetin içinde âdil bir hakem adaletli bir imam, hükümdar bulunur, Hıristiyanların haçını kırar, domuzu öldürür, cizye vergisini kaldırır, bütün düşmanlıkları, buğzlaşmaları zail olur kalkar, yeryüzü gümüş bir tabak gibi olur. Hazreti Adem zamanındaki gibi bol bitkilerini bitirir”. Hadis...
SUNUCU: Sayın Oktar, yine sizin konuşmalarınızdan dikkat ettiğim bir husus var. Siz, Hz. İsa’nın Hıristiyan âlemini Mehdi’ye sevk edeceğini söylüyorsunuz. Mehdi de zaten İslam âlemini derleyip toparlayacak.
ADNAN OKTAR: Evet
SUNUCU: Dolayısıyla burada bir birliktelik var; bu birliktelikten hareketle sizinde son dönem önemli söylevlerinizden bir tanesi de Türk İslam Birliğiydi.
ADNAN OKTAR: Evet
SUNUCU: Ve yine dikkatli izleyicilerimiz mutlaka bunu görmüşlerdir. Şu anda medyada işlenen önemli konulardan bir tanesi de Türk İslam Sentezi, Türk İslam Birliği konusu. Hatta 22 Şubat’taki Hürriyet gazetesinin ekinde “Türkiye, yeni Osmanlı modeli mi?” başlıklı manşetten bir haber çıktı ve Türkiye’nin bölgede Türk İslam Birliği çatısı altında bir Osmanlı modeline dönmek üzere olduğu ciddi mânâda o gazetede haber yapılmıştı. Yine haber kanallarında bununla ilgili açık oturumlar düzenleniyor. Ve siz bu konuyu yaklaşık bir 10 yıldır, 15 yıldır, benim bildiğim limit dahilinde söylüyorum.
ADNAN OKTAR: Evet
SUNUCU: Bu konuyu işliyorsunuz, bu konu hakkında ne söyleyebiliriz Hocam?
ADNAN OKTAR: Bakın, o kadar rahatım ve o kadar sevinçliyim ki, 2014’e kadar benim milletim, bu güzel milletim birçok badireden geçecek ve Türk İslam Birliğini net, âşikâre görecekler. Bakın, bunu sağır sultan duydu, Amerika, İngiltere bütün dünya ülkelerinin istihbaratları, araştırmacıları, bilim adamları her şeyi topladığımızda tek noktada ittifak ediyorlar. Türkiye, Türk İslam Birliğine doğru gidiyor ve lider olacak diyorlar. Bunu nereden anlıyorlar adamlar, sosyolojik gerçeklerden de anlıyorlar. Yani, bunlar hadislere bakıp buna karar vermiyor. Gidişat öyle, yani tarihin akışı öyle, ama hadisler de bunu açıkça haber vermiştir. Ve bu %100 olacak birşeydir. Büyük bir nimettir ve büyük bir güzelliktir.
Mesela diyor ki Tevrat Yaşeya’da: “Mehdi, dünyaya ağzının değneğiyle vuracak (konuşarak insanları etkisiz hale getirecek) ve kötüyü dudaklarının soluğuyla öldürecek (yani konuşarak öldürecek, yani etkisiz edecek. Silah yok kan dökmek yok). Onun adı harika öğütçü olacak (yani insanlara öğüt veren, hidayetlerine vesile olan). (Tevrat Yaşeya 9/6)
“Sen insanların en güzelisin, lütuf katılmış konuşmana” diyor Mehdi için Tevrat, Mezmurlar.
“Onun geleceği güne kim dayanabilir, o belirince kim durabilir? Çünkü o maden arıtıcının ateşi gibi olacak, gümüş eritip arıtan gibi davranacak, arındırıp altın gümüşü temizler gibi temizleyecek.” Yani, insanları kötülüklerinden temizleyecek, böyle gümüş nasıl pas olur atılır, tertemiz geriye kalır, insanları da o şekilde temizleyecek diyor.
“Sevgisiyle seni yenileyecek, göreceksiniz sizi yeniden bayındır kılacak” Tevrat, Sefanya.
“Rabbin ruhu, bilgelik ve anlayış ruhu, öğüt ve güç ruhu, bilgi ve Rab korkusu ruhu onun üzerinde olacak” Tevrat, Yaşeya.
“Kendisine destek olduğum, gönlümün hoşnut olduğu, seçtiğim kulum. Ruhumu onun üzerine koydum” Mehdi için söylüyor Cenab-ı Allah, Tevrat’ta, Yaşeya 42/1.
“Adaleti sadakatle ulaştıracak, yeryüzünde adaleti sağlayana dek umudunu cesaretini yitirmeyecek” Tevrat, Yaşeya 42/4.
“Doğudan adaleti harekete geçiren, hizmete koşan kim? Ulusları önüne katıyor, krallara baş eğdiriyor” Tevrat, Yaşeya. Mehdi için.
“Mehdi sadece sedirinden hükümdarlık edecek” Tevrat’ta yine.
“Yardım isteyen yoksulu, dayanağı olmayan düşkünü O kurtarır” sosyal adalet olacak diyor, zenginlik olacak.
“Tüten fitili söndürmeyecek (yani her yer fabrikalar, iş yerleri her yer çalışacak), sular denizi nasıl dolduruyorsa dünyada Rabbin bilgisiyle dolacak” Mehdi zamanında.
“Mehdi, doğrulukla krallık yapacak, doğru olanı yapmakta tez davranacak, yeryüzünde ezilenler için dürüstçe karar verecek” Tevrat, Yaşeya 11/4.
“Güçlü bir kral Mehdi çıkaracağım” Tevrat.
“Yüce olanın inayetiyle sarsılmaz” Tevrat, Mezmurlar 21.
“Ve Rab, Mehdi’ye kuvvet verecek ve Mehdi’nin kuvvetini yükseltecektir. Yönetim onun omuzlarında olacak ve milletler arasında hükmedecek, çok kavimler hakkında karar verecek, bütün uluslar ona hizmet edip sözünü dinleyecek” Tevrat, Daniel 7/24.
“O zaman çöl meyve bahçesine, meyve bahçesi ormana dönecek”.
“Mehdi’nin geleceği zamanda tüm vahşi ağaçlar meyve verecek”. Sokaklardaki ağaçlar, her yerde meyve ağaçları olacak diyor.
“Güçle kuvvetle değil ancak Benim ruhumla başaracaksın” diyor Cenab-ı Allah. Böyle diyor her şey egemen Rab” Tevrat, Zekeriya 4-6. Bak güçle kuvvetle değil, ancak Benim ruhumla başaracaksın diyor Allah.
“Size, Rabbin kâhinleri, dini liderleri denilecek; size Allahımızın hizmetçileri denilecek, gözüyle gördüğüne göre yargılamayacak, kulağıyla işittiğine göre karar vermeyecek (yani ferasetle, basiretle karar verecek diyor). Mehdi unutulduğu, beklenmediği bir anda gelecek (hadislerde de aynen bu şekildedir). Senin ışığına milletler ve sana doğan günün parlaklığına krallar gelecekler, kıyı halkları Onun (Mehdi’nin) yasasına umut bağlayacak, halimler dünyayı miras alacaklar (yani, güzel huylu olanlar). Onları korkutan olmayacak, felakete uğrayan çocuklar doğurmayacaklar (o devirde). İnsanlar kılınçlarını çekiçle dövüp, saban demiri, mızrakları bağcı bıçağı yapacaklar (yani, silah sanayi kalkacak sadece faydalı sanayi kalacak diyor). Bağırmayacak ve sesini yükseltmeyecek, onu sokakta işittirmeyecek, adil ve kurtarıcı ve alçak gönüllüdür” diyor.
“Kaldığı yer görkemli olacak. Halk Mehdi’yi bütün güzelliğiyle görecek” Yaşeya 33/17.
“Rab korkusu ruhu Onun üzerinde olacak, Rab korkusu hoşuna gidecek” Yaşeya 11/2-3.
“Mehdi, uluslara barışı duyuracak, savaşlar olmayacak ve bir millet diğer bir millete kılıç kaldırmayacak”. İnsanlarca hor görüldü, yapayalnız bırakıldı Mehdi diyor, Ona değer vermedik diyor başlangıçta. Aynısıdır hadislerde de. Bakın, hor görüldü insanlarca, yapayalnız bırakıldı, Ona değer vermedik diyor Mehdi’ye.
“O, baskı görüp eziyet çektiyse de ağzını açmadı, kesime götürülen kuzu gibi.” Kimseye ses çıkartmadı diyor Mehdi için.
“Bir kimse Mehdi’nin mucizeler ve harikalar yapması gerektiği, dünyaya yeni olağanüstülükler getireceği, ölüleri dirilteceği veya benzer işler yapacağı kanısında olmamalı, bu doğru değil” diyor Mişna Tora 11/3.
“Mehdi dönemi, dünyanın işleyiş şekli ve doğa kanunlarının değişeceğini düşünmeyin, dünya olduğu gibi devam edecek. O müjdeci ki esenlik duyuruyor, iyilik müjdesi getiriyor, kurtuluş haberi veriyor. Yeryüzünde adaleti sağlayana dek, umudunu, cesaretini yitirmeyecek” Yaşeya 42/4.
Çok fazla da ben bir kısmını anlatıyorum.
SUNUCU: Evet, Hocam eğer uygun görürseniz hafta içi gelen izleyici sorularımız var. Birazcık da izleyicilerimizi ortak edelim programımıza.
ADNAN OKTAR: Tabi tabi çok iyi olur.
SUNUCU: Sorulara geçmeden önce sevgili seyirciler hemen mail adresimizi de hatırlatalım, Sayın Adnan Oktar’a sorularınızı mail yoluyla bize iletebilirsiniz. AhirZamanSohbetleri@hotmail.com adresinden hafta boyunca bize soruları iletmeniz mümkün, bizde süremiz yettiğince Hocamıza ileteceğiz ve cevaplarını rica edeceğiz. Hocam, yine yurdun dört bir yanından ve yurtdışından birçok soru bizlere gelmiş. Bir tanesini hemen size okumak istiyorum. Ömer Duran Bey, İnegöl’den göndermiş, Hocam geçen gün beyin yıkama metodunu anlattınız, ekran başında mest olduk. Size zahmet bunu tekrar anlatabilir misiniz? Kuran’ın kirleri yıkadığını, beyindeki kirleri yıkadığını tekrar anlatabilir misiniz, demiş. Duymayanlarda duysunlar, lütfen tekrar anlatır mısınız? Hocam, anlatır mısınızı, 4 cümlede 5 kere kullanmışlar. Büyük bir heyecan var. Konuyu tekrar dinleyelim Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Hülya Avşar’ın programına katılmıştım, o sevimlinin, o fındık burnuyla böyle sorular sordu. Vakit de dar olduğu için tabii, çok sevdiğim de bir insan sözünü de kesmek istemedim, o da MaşaAllah…
SUNUCU: Yakın dönemde mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Evet yakın dönemde oldu.
SUNUCU: MaşaAllah
ADNAN OKTAR: Zannediyorum yarın yayınlanacak, Allahualem öyle biliyorum.
SUNUCU: İnşaAllah
ADNAN OKTAR: Vakit de dar olduğu için sözünü kesmek de ayıp olur diye pek şey yapmadım ama yine de biraz anlattım. Fakat o şöyle bir soru sordu dedi ki, ‘Sen in beynini yıkıyormuşsun’. Doğru, ben gençlerin beynini yıkıyorum. Bütün milletimin beynini yıkamaya gayret ediyorum. Çünkü Kuran’ın bir özelliğidir, yani tâhir eder insanları, pislikten temizler, yıkayıcıdır Kuran. Yani böyle mis kokulu bir sabun gibidir bir yönüyle. Onun değdiği yerde kir kalmaz, kazır kirleri Kuran, tertemiz yapar. Aynı zamanda billur gibi bir sudur, döktün mü üstüne insanın pırıl pırıl olur üzerinde hiçbir kir kalmaz hiçbir şey kalmaz. Yani, Kuran’ın ışığı adeta bir su gibidir, nurani bir su gibidir insanı yıkar, tertemiz eder. Tabi ki beyinler yıkanacak. Çünkü beyinler ahir zamanda kirlenmiş, gaflet kiriyle kirlenmiş, delalet kiriyle kirlenmiş, bir kısmı küfür kiriyle kirlenmiş. Darwinizm, materyalizm, komünizm, satanizm, zihniyeti gibi kirli zihniyetler insanların beynini kirletmiş. Tabi ki bunların yıkanması lazım, yıkandığında beyin tertemiz olur. Pırıl pırıl nur saçmaya başlar, ışık saçmaya başlar. Kuran’ın nurani suyuyla da insanlar her zaman yıkanırlar ve tertemiz olurlar. Yani o ışığı nuru, kiri bir anda atar kenara yani yok eder. Bir ışıktır Kuran aynı zamanda. Bunu anlattım, bir de işte bu ailelerle ilgili birşeyler sormuştu. Ben de dedim, yani gençler özgürler. Üniversite mezunu aklı başında bir insan istediği gibi karar verebilir. Mesela dindar bir ailede bir çocuk komünistse, ailesi ona baskı yapamaz, masonsa baskı yapamaz, yani o kendi fikrine göre hareket eder. Veyahut ateisttir doğrudan ateisttir. Ateist olmanın gereği neyse, ateist kitapları da okuyabilir, namaz da kılmaz, dinini yaşamaz. Bir dindar aile buna baskı yapamaz, böyle bir gence. Evden atmaya kalkamaz, olay çıkaramaz, arkadaşlarınla görüşmeyeceksin diyerek rezalet çıkartmaz, değil mi?
SUNUCU: Evet
ADNAN OKTAR: Aynı şekilde bir dindar genç için de bu geçerlidir. Sen falancayla görüşmeyeceksin, kimseyle görüşmeyeceksin, Kuran okumayacaksın, namaz kılmayacaksın, namaz kılarken secdedeyken itip devirmeler, seccadesini yırtıp parçalamalar, Kuran’ı yırtmak, hadis kitaplarını yahut dini eserleri yırtmak, bunlar çok korkunç olaylardır. Bu durumda bir genç, dindar bir genç karşılaştığında o evde durmak mecburiyeti yoktur. Yani çünkü Kuran’a göre Allah’a itaat konusunda eğer bir sorun varsa, yani Allah’a itaatini kabul etmiyorsa karşı taraf, Kuran’ın hükümlerini uygulamasına müsaade etmiyorsa o konuda itaat yoktur diyor Allah, farzdır bu Kuran’da. O zaman gerekirse evinden ayrılır, kendisi gibi dindar arkadaşlarının yanına gider. Ama bunu tabi eğer yaşı müsait değilse, bildirir yani gereken resmi kaynaklara bildirir. Ben dini inancımı yaşamak istiyorum der ve kendi gibi düşünen temiz bir aile varsa, temiz insanlar varsa onlarla beraber olur. Bu diğer olaylar için de geçerlidir. Mesela bir baba oluyor, kızıyla ensest ilişkiye girmeye çalışıyor, ahlaksızlık yapıyor, adam alkolik, kendini kaybetmiş, akşam gecenin ikisinde geliyor mesela, içmiş vaziyette, kızının odasına giriyor. Çocuk bağırıyor, çağırıyor, mücadele ediyor, ama baş edemiyor. Şahit de yok, annesine söylemiş olsa annesi de adamdan boşanmak istemediği için ve etrafa duyulur da rezalet çıkar diye olayı çoğu zaman örtbas ediyor. Ki %70 oranında deniyor, bu yapılan istatistiklerde bu şekilde. O kadar fazla adliyeye intikal etmiş ensest olayı var ki, bir de intikal etmeyenler var. Bu genç kızların da kurtuluşu için yol açılması lazım. Böyle yardımcı, kurtarıcı aileler olması lazım. Bunlara mesela dindar mukaddesatçı bir aile, genç kız diyecek savcılığa bir yazı yazacak böyle bir durum var, burada bir ensest tavır var. Veyahut utandığını söyler, yani bir şekilde haysiyetine, namusuna yönelik bir durum olduğunu söyler. İlla kendini mahçup edecekse, duyulmasından korku duyuyorsa, küçük düşeceğini düşünüyorsa kapalı da söyleyebilir ve ben burada durmak istemiyorum der. Onu bir aile şefkatle koruyup kollaması durumu gerekir. Yani böyle bir aile, böyle bir koruma müessesesinin kurulması gerekiyor. Mesela doğuda PKK’lı gençler var, bunların aileleri bu çocukları zorla dağa çıkarttırıyorlar, ben senin annen babanım benim dediğimi yapacaksın. Öyle anne baba yerin dibine batsın, öyle anne baba olmaz. Öyle anne babayı toprak alsın götürsün, Allah’ın takdiriyle tabi veyahut Allah hidayet versin de akıllansınlar öyle diyeyim. Böyle anne babaya itaat olmaz. PKK’ya, Mehmetçiğe kurşun sıkmak için, yüzlerce binlerce genci teşvik edip, zorla gönderen aileler var, bu gençlere aileler sahip çıkması lazım. Bu gençler diyecekler, savcılığa yazı yazacak, benim ailem bir terörist örgüte; PKK deyip ailesini ezdirmekten çekiniyorsa veyahut benim ailem gayrimeşru illegal yollara beni teşvik ediyor, ben bu aile içinde durmak istemiyorum, memuriyetinize bildiriyorum. Falanca ailenin yanına sığındım, onların yanındayım, devletim beni korusun, size sığınıyorum diyecek o kadar ve hiçbir şekilde PKK safına katılmayacak. Aynı şekilde mason aileler de öyle çocuklarını zorla mason yapmaya kalkarsa veyahut müptezel aileler oluyor, mesela gayrimeşru âlemde kendini satan bir kadın oluyor, kızını da kendisi gibi fahişe ve gayrimeşru hayat içerisine sokmaya çalışıyor. Bu kızın evden gitmesi lazım ve dindar bir aileye sığınması lazım. Onun da aynı şekilde devlete bilgi verip, ilgili yere mesela bakanlıklara da bilgi versin, savcılığa da bilgi versin. Ben falanca yerdeyim. Burada güvenlik altındayım. Ben bu insanın ahlakını, kişiliğini size zaten ispat da edebilirim, göstertirim de, isterseniz siz de izleyin der, değil mi? Yani çünkü devletin tespit imkânı var. Siz de tespit edin ama beni kurtarın buradan, ben bu pis hayatın içine girmek istemiyorum diyecektir. Özetle bunları anlattım. Bir de çocuk dedikleri kişiler 40 - 45 yaşında kişiler, 30 – 35 yaşında insanlar, koskoca insanlar.
SUNUCU: Sayın Oktar, burada hemen araya girmek istiyorum. Tabi kamuoyunda medyanın tanıttığı şekliyle söylemek icap ederse, sizin genç insanları ailesinden ayıran bir kişi olduğunuz izlenimi var. Hülya Avşar’ın sorusunda da aslında bu bilinçaltındaki bu gerçek var. Tabi biz Kuran’ı hasbel kader okumaya çalışan insanlar şöyle de bir şey görüyoruz, anne ve babaya her ne suretle olsun öf bile dememek gerekir şeklinde bir kıstas var.
ADNAN OKTAR: Doğru tabi ki
SUNUCU: Ama sizin bu akşamki açıklamalarınızda farklı gelen bana şöyle de bir durum var. Siz diyorsunuz ki, genç arkadaş veya anne babasının o yolda olduğunu görmeyen bir arkadaş bağımsız hareket edebilir, yani manevi inançları kuvvetli bir arkadaş dinini daha iyi yaşamak için, o aile ortamından kendini soyutlayabilir şeklinde bir şey anladım ben, bu böyle mi anlamalıyım? Bu soruyu cevaplarken bir de sizden ricam şudur, anne baba hakkına Kuran-ı Kerim’de birçok yerde çok önemle vurgu yapılmıştır. Anne baba hakkı üzerinde de biraz örnekler verebilirsek çok memnun olurum.
ADNAN OKTAR: Annenin verdiği emeği anlatıyor Allah Kuran’da. Anne ve baba her ikisi için de, yani ‘öf’ ne demektir? En kısa, sıkıldığına dair herhangi bir ifadedir, yani rahatsız olduğuna dair bir ifade. Bu sureti katiyetle yapılmaz anne babaya. Anne baba mesela Hıristiyan da olabilir, gider meyhanede içer, sarhoş olur, alır onu sırtına alır getirirsin. Ateist de olabilir, elini öpersin saygı duyarsın. Çünkü annendir o senin, babandır. Sana zulmetmiyor çünkü. Demokrattır, saygılıdır, fikirlerine hürmet ediyordur, nezaketlidir, tamam. Ama zulmediyorsa, dinini yaşatmaya engel oluyorsa Kuran’ın açık hükmü var, Allah itaat etmeyeceksiniz diyor. İtaat etmemesi ne demek? Hz. Meryem gibi onlardan uzaklaşması demektir. Hz. Meryem ailesiyle arasına bir perde çekti diyor. Ashab-ı Kehf gibi. Nasıl o devrin azılı deccalları vardı, dinsizleri vardı. O devirde de aileler gençlere muazzam zulmedip baskı yapıyorlardı, ya bizim dinimize döneceksiniz ya sizi taşlayarak öldüreceğiz diyorlardı ayet var.
SUNUCU: Yani geçmiş dönemde de ailelerinden ayrılan müminler var.
ADNAN OKTAR: Tabi ki, Ashab-ı Kehf bu şiddetin, bu baskının gücünü görünce Allah’a sığınıp hep beraber toplanıp ayrılıyorlar oradan, hicret ediyorlar, ailelerinden ayrılıyorlar bunlar. Ailelerinin bu dayatmasını kabul etmiyorlar. Çünkü aileler ya bizim dinimiz gibi olacaksınız yani bizim inancımız gibi olacaksınız ya öldüreceğiz, hem de taşlayarak en feci şekilde öldürmeyi söylüyorlar. Onlar da bir araya geliyorlar ve Allah bunu makbul görüyor Cenab-ı Allah bu güzelliği makbul görüyor ve Kehf Suresi’nde onlara özel bir mertebe vermiş Allah. Mesela "Hz. Meryem’i âlemlerin kadınlarına üstün kıldık" diyor Allah bu güzel ahlakından dolayı. Ashab-ı Kehf de Kuran’da övülen, beğenilen, sevilen bir gençliktir. Mesela aynı şekilde Hz. İbrahim de; babası Azer vardı, putperestti adam, babasından ayrıldı. Yani baktı ki adam baskı yapıyor, şiddet uygulayacak, baskı yapıyor, ayrıldı. Kuran’da onun baskı yaptığından da bahsediyor. Hz. Nuh da mesela karısı kâfirdi, ayrıldı, Hz. Lut da; karısı kâfirdi ayrıldı. Kuran’da böyle her ne pahasına olursa olsun, dininize imanınıza saldırsalar da, ibadetinize engel olsalar da, sizi dinin hükümlerini yapmaktan ne kadar baskıyla ayırmaya çalışırlarsa çalışsınlar ayrılmayın demiyor Kuran, ayrılacaksınız diyor Allah. Hz. İsa da diyor ki ”Ben diyor anayla kızın arasını ayırmaya geldim, babayla oğulun arasını ayırmaya geldim” diyor yani mealen yaklaşık, İncil’de geçiyor. Yani ben hak dine uyacağım için, hak dine uyduğum için bana gelen insanlar da hak dine uyacaklardır, dolayısıyla ailesiyle de arası açılacaktır o kişinin diyor. Ama ailesi de onu destekliyorsa veyahut inancına saygı duyuyorsa, bu güzel.
SUNUCU: Bu aileler dediğiniz sizin arkadaşlarınızın aileleri?
ADNAN OKTAR: Çok az bir azınlık. Beni seven, bana muhabbet duyan yüzlerce binlerce aile var. Bir kısmını biz internete koyduk: www.HarunYahya.com ve www.HarunYahya.org da ailelerle ilgili kısım hemen ilk kapakta görülüyor zaten, oradan girerlerse görürler. Ailelerin güzelliğini, sevecenliğini ve tatlılığını çok iyi bilirim ve anneleri babaları ben çok severim, dedeler, amcalar bunlar hep çok hoş insanlardır, aile yapısı çok güzeldir. Benim bildiğim anne baba dinine mukaddesatına saygılıdır, sevecendir, çocuğuna karşı da saygılıdır, onun dindar olmasından, milliyetçi olmasından Türk-İslam Birliğini savunmasından iftihar eder. Müslümanlarla görüşmesine sevinç duyar, Müslümanlara baskı yapıldığında, Müslümanlara iftira atıldığında yardımcı olur, destekçi olur, benim bildiğim aile böyle olur, yani benim kafamdaki izdifam böyle. Ama velev ki dinsiz bile olsa bir aile, eğer saygılıysa, nezaketliyse, yine bunlara da biz saygı duyarız. Bu insanlara da biz hürmet duyarız. Çünkü bunlar da insandır, bunlar da bizim kardeşlerimizdir. Ama saldırganlık, olay çıkartmak, çocuklarını mafyaya dövdürtmeye kalkmak, ağzını, yüzünü koli bantlarıyla bağlayıp sokaklarda minibüslerde gezdirmek, kitap, Kuran’ı yırtmak, kitaplarını yakmak, çocuklar namaz kılarken devirmeye kalkmak, işte falancalarla görüşmeyeceksin ve bizim dediklerimizle görüşeceksin deyip müptezel ve ahlaksız insanlarla görüşmeye mecbur ederlerse çocukları, bu çocuklar buna tahammül edemeyip ayrılabilirler. Ben ayrılın demem. Ama dinine imanına müsaade etmiyorsa yaşamasına, ayrılan çocuğa da ben ayrılma demem. Ben karışmam. O kendi imanıyla, kendi aklıyla gerekiyorsa ayrılır.
SUNUCU: Hocam şimdi bir reklam arası vereceğiz, ilk bölümün sonuna geldik. Ama son bir konu aklıma takıldı bununla ilgili, onun da kısa bir cevabını alayım sizden. Şöyle bir yorum çıkartabilir miyiz? O zaman dinin yaşamak isteyen, ailesinde bu ortamı bulamayan herkes Adnan Oktar’a gelip bu konuda müracaatta bulunabilir mi?
ADNAN OKTAR: Hiç gerek yok, bir sürü dindar var, bir sürü güzel insan var. Türkiyemizin her yeri dindar, mukaddesatçı tertemiz insanlarla dolu. Gidip bir ailenin yanında kalabilirler. İki, üç arkadaş birleşip bir yerde kalabilirler. Yahut kendisi de müstakil bir yer, bir ev kiralayıp, bir yerde çalışıp, kendine bakabilir. Kendini ezdirtmenin âlemi yok. Genç kız için de bu böyledir. Mesela gayrimeşru âleme itilmeye kalkılan genç kızlar, ensest ilişkiye zorlanan genç kızlar, ahlaksızlığa itilmeye çalışılan genç kızlar da kopup ayrılsınlar, devlete bir dilekçe versinler, ya dindar ailelerin, güzel ahlaklı ailelerin yanına sığınsınlar yahut devletin imkânı olan yerleri varsa, mesela kadın korunma evleri var, evet ona benzer yerler var. Şiddete karşı kurulmuş yerler var. Aile içi şiddete karşı, o yerlere sığınabilirler. Ki, aile içi şiddet Türkiye’de çok büyük bir sorundur. Ama ailedir, aile içi şiddete de ses çıkartmayın. Ensest ilişki oluyor, ses çıkartmayın. Böyle şey olmaz. Bunların hepsine ses çıkaracaklar. Hepsine uzak duracak şekilde, kendilerini kurtaracak şekilde tavır alacaklar.
SUNUCU: Hocam İnşaAllah ikinci bölümde izleyici sorularına ağırlık vereceğiz. Çünkü ilk bölümde yoğun olarak gündemdeki konuları konuştuk. İzleyicilerimizin de ciddi soruları var, bize hafta içinde sürekli mailler geliyor. O ihtiyacı da karşılamak tabi ki bizim görevimiz. O mahalde ikinci bölümde biraz daha ağırlıklı olarak izleyicilerimizin sorularına yer vereceğiz. Ben reklam arasından önce tekrar seyircilerimize hatırlatmakta fayda görüyorum. AhirZamanSohbetleri@hotmail.com adresinden bize merak ettiğiniz konuları soru olarak yöneltebilirsiniz. Şimdi kısa bir reklam arası, reklamların hemen ardından sizlerle birlikteyiz.
Reklamların hemen ardından Adnan Oktar’la Baş başa programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Ve bu bölümde izleyicilerimizden, yani sizlerden gelen soruların cevaplarını Sayın Adnan Oktar’dan talep edeceğiz. Sayın Hocam, bu haftada birçok soru var, değişik konular ve izleyicilerimizin merak ettiği gündemdeki birçok konuda bu soruların içerisinde var. Benim ilgimi çeken sorulardan bir tanesiyle başlamak istiyorum müsaade ederseniz.
İstanbul’dan Erdem Gürpınar’ın bir sorusu var Hocam. "Hocam ben doğu illerimizde dört yıl öğretmenlik yaptım. Şu anda İstanbul’da oturuyorum. Ancak doğudaki illerimizde birçok kız çocuğunu okutmuyorlar. On iki, on üç yaşında kız çocuklarını evlendiriyorlar. Kızlar mutsuz oluyor, töre cinayetleri de durdurulamıyor. Oradaki kız çocuklarımız için nasıl bir çözüm olabilir? Aileleri nasıl eğitmek gerekir" demiş izleyicimiz.
ADNAN OKTAR: Bu da çok ciddi bir sorun. Yani genç kızları istemedikleri kişilerle, sığır gibi adamlarla evlendiriyorlar. O da anne baba dayatmasıyla oluyor. "Yavrum" diyor, "Sen annene babana karşı mı çıkıyorsun? Annen, baban senin için en iyisini düşünür" diyor. On üç yaşında kızı, kız çocuğunu, bilmem ne köyüne gönderiyorlar. Al, senin olsun gibisinden. Adam onu dövüyor, sövüyor, aşağılıyor. Bir kısmında da, işte kız çıkmadı diye geri gönderiyorlar. Ailesine teslim ediyorlar. Ailesi de götürüyor, törenle tarlada, orda burada çocuğu öldürüyor. Bazen biliyorsunuz kadınlarda doğuştan kızlık zarı olmaz. Böyle vakalar da oluyor. Bunda da bu çocuklar, çok muazzam ya şiddete maruz kalıyorlar yahut öldürülüyorlar. Mesela bunlarla ilgili bir gazetenin 19.6.2008 tarihli baskısında yayınlanan "Töre cinayetlerinde Batı illerinde sorunu" başlıklı yazıda "Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı tarafından hazırlanan rapora göre en çok töre cinayetinin İstanbul, Ankara ve İzmir’de işlendiği bildirilmektedir. Yazıda detayları verilen başbakanlık raporuna göre İstanbul’da haftada en az bir kişi töre ve namus cinayetiyle hayatını kaybetmektedir. 2007 yılında 220 kişi son beş yılda toplam bini aşkın kişi töre cinayetiyle hayatını kaybetmiştir. Mesela 2006 yılında diyor Türkiye’de her 26 dakikada bir aile içi şiddet olayı yaşandı. Çocuk istismarı, kadın istismarı, taciz, aile içi tecavüz, yani ensest ilişki, şiddet gibi olaylar yasal mercilere en az taşınanlar arasında olmasına rağmen bu rakamlarla karşılaşıyoruz." Bakın, en az adli olaylarda bunlar ilgili mercilere gönderiliyormuş. Mesela bak, ensest gibi olaylar yasal mercilere en az taşınanlar arasında olmasına rağmen bu rakamla karşılaşıyoruz. Utandığı için bu kızlar, çocuklar, çekindikleri için şikâyette bulunamıyorlar. Çünkü garip bir aile geleneği oluşturulmuş. Aileye ses çıkartılmaz. Aile ne derse doğrudur. Aile ne derse doğrudur diye bir şey yok. Cezaevleri ailelerle dolu, on binlerce aile var şu an cezaevlerinde. Anne baba var. Cinayet işlemiş, hırsızlık yapmış, gasp yapmış, PKK’lı. Anne olmak onu suçsuz hale getirmiyor. Baba olmak onu suçsuz hale getirmiyor. Böyle olaylarda çocuklar, kız çocukları ilgili mercilere, devletin ilgili mercilerine iki satır yazı yazsınlar. Hemen böyle güçlü gördükleri, saygın gördükleri bir ailenin yanına devletin de bilgisi dâhilinde sığınsınlar. Böylece bu rezaletler önlenebilir. Yoksa bu hem ensest ilişki de devam eder, töre cinayetleri de devam edebilir, aile içi şiddet de devam edebilir. Bu tip olayların biliyorsunuz önü sonu gelmiyor. Buna sıhhatli çözüm budur. Bu konuda tereddüt edilmemesi gerekir. O kız çocukları yazık değil mi, el kadar küçük kız çocuğu bu, yani gücü de yetmiyor onlara. Hatta şüphe üzerine bazen de ahlaksız köpeğin teki bu çocuklara, mesela kız çocuğuna tecavüz ediyor. Kız çocuğu ağlayarak geliyor evine, dönüyor, tecavüz ettiğini söylüyor birisinin. Tamam diyor çocuğum sen kirlendin zaten rezalet diyor. Senin mutlaka öldürülmen lazım diyor. Yani akla bakın. Bunu işleyen bu değil, bu mağdur, mağdure. Buna rağmen öldürüyorlar kız çocuklarını. Halbuki çocuk da biliyordur öldüreceklerini, buna rağmen bile bile aile baskısı olacağı için, toplum baskısı olacağı için, bile bile ailesinin yanına gidiyor. Halbuki böyle bir olayda direkt devlete sığınıp, mesela karakola, karakoldan savcıya, savcının da onu güvenilir bir aile yanına yahut devletin güvenilir bir kurumuna yerleştirmesi gerekir ve bu konunun da hiç uzamaması lazım. Yani bazen da karakoldan babasına geri veriyorlar. Alıp götürüyor adam evde öldürüyor bu sefer. Yani hiçbir şekilde verilmemesi lazım.
SUNUCU: Peki hocam aileleri nasıl bilinçlendirmek lazım bu konuda?
ADNAN OKTAR: Allah korkusu, Allah sevgisi, genel kültür, şefkat, merhamet, sevgi bu unsurların çok iyi onlara verilmesi gerekiyor. Bu çocuklara karşı yapılan bu şeyin de zulüm olduğu. Töre diye bir şey yok. Böyle töre olmaz. Bu töre değil ahlaksızlık. Yani çocuk öldürmek töre midir bu? Bu ahlaksızlıktır. Bu zulümdür. Ve harama da giriyorlar. Hem ne harama girmek, çünkü o zavallı bir insan, dilsiz bir insan. Bir şey de diyemiyor bu çocuklar. Ebedi cehennemdir, tevbe etmeden ölürse karşılığı ebedi cehennemdir cinayetin. Ama bu tarzda, akılcı yaklaşılırsa, bütün toplum bunu desteklerse, bu garip inanç, aklı başında insanlar tarafından desteklenmezse, bu sistemin kısa bir sürede düzeleceğini umuyorum.
SUNUCU: İnşaAllah
ADNAN OKTAR: İnşaAllah
SUNUCU: Hocam, Hulusi Armutlu Ankara’dan bize sorusunu iletmiş. Bir ayette Allah şöyle buyuruyor: “Siz ona (Peygambere) yardım etmezseniz, Allah ona yardım etmiştir.” Bu ayeti biraz açıklayabilir misiniz? diye sormuş.
ADNAN OKTAR: Hz. Musa’da da öyle olmuştur. Hz. Musa, bir tek kardeşi vardı ona yardım eden. Hiçbiri yardım etmedi, hatta şeytandan Allah’a sığınırım: “Sen ve Rabbin ikiniz gidin savaşın” dediler Hz. Musa’nın çevresindeki insanlar. Böyle bir ortamdaydı, Hz. İbrahim için de Cenab-ı Allah, “O tek başına bir ümmetti”, başlangıçta Hz. İbrahim de tekti. Mümin, hiçbir şeklide böyle bir ortamda, böyle bir olayda yılmayacak, gayret edecek. Mehdi de öyle, mesela, çıktığında tek başına olacak. Fakat zamanla etrafına insanlar toplanacaklar, zamanla güç kazanacaktır. Sabırlı olmak lazım, mesela Peygamber Efendimiz (sav) de mağaraya sığındığında yanında sadece Hz. Ebu Bekir vardı. Peygamber Efendimiz (sav)’in de zor anları oldu. İlk çıktığında da Peygamberimiz (sav), biliyorsunuz ilk ona iman eden Hz. Ebu Bekir olmuştu. Ve zor yıllar geçirdi, onun için Müslüman tek başına da olsa Allah’a canı gönülden bağlı kalmayı, Allah’ı çok sevmeyi, O’na aşkla muhabbetle bağlı olmayı bilecek.
SUNUCU: Hocam, İnşaAllah. Siz konuşurken hatırımıza geldi, Muhammed Suresi’nde 7.ayette de bu konu, yardımla ilgili, Allah’ın yardımıyla ilgili çok net bir ayet var, müsaade buyurursanız orada da “Eğer siz Allah’a, Allah adına İslam’a ve Müslümanlara yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınızı sımsıkı sağlamlaştırır” buyrulmuş. Oradaki hocam bir hususu size sormak istiyorum. “Eğer siz Allah’a, Allah adına İslam’a ve Müslümanlara yardım ederseniz” diye ayet başlıyor. Eğer siz Allah’a yardım edersenizi nasıl açıklayabiliriz? Orada müthiş bir nezaket örneği var aslında. Bir yaratıcının kendisine yardım edildiğinden mi bahsediliyor, onu nasıl açıklayabiliriz?
ADNAN OKTAR: Tabi, Cenab-ı Allah’ın kastettiği Kendi dini içerisinde Müslümanın hizmet etmesi, cihat etmesi, ceht etmesi, gayret etmesi, İslam’ı yaymak için gayret etmesi. Bunun sonucunda da Allah, mesela bakın Maide Suresi’nde ayette, “Umulur ki Allah bir fetih ve Katından bir emir getirecek” bu ayetin de ebcedi, ki bir hâkimiyet ayetidir bu, İslam’ın hâkimiyetine bakan bir ayettir. “Umulur ki Allah bir fetih ve Katından bir emir getirecek” 2016 tarihini veriyor ebcedi. Tam 2016 ebced karşılığı. “Ve insanların...” diyor Cenab-ı Allah ayette, Nasr suresi 110/2 de; “Allah’ın dinine dalga dalga girdiklerini gördüğünde hemen Rabbini hamd ile tesbih et”, bakın “Allah’ın dinine dalga dalga girdiklerini gördüğünde hemen Rabbini hamd ile tesbih et”, bu ayetin ebcedi de 2016’yı veriyor, yine 2016. Biz de biliyorsunuz 2009’dayız. İnşaAllah. Yani önümüzdeki yılların çok güzel olacağına Kuran’ın da ima yollu bir remzi, işareti bu inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah, Hocam bu ayetlerden de anlaşıldığı üzere, sizinde söylevlerinizden anladığımız kadarıyla inanan bir kimse, hizmet eden, dinine hizmet eden, bu vesileyle belki etrafındaki ihtiyaç sahiplerine de hizmet eden kimselerin dünyada yaşanan dalgalardan veya her insan kendi iç dünyasında bir takım gıybet, dedikodu, rekabet gibi şeylerle mücadele ediyor. Tüm bunlara karşı bir zırha sahip olacağını ve Allah’ın yardımıyla ayaklarının sağlamlaşacağını anlayabiliriz değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Tabi ki
SUNUCU: Daha huzurlu bir yaşam elde edebileceğini, o yüzden Allah’ın yardımını her dönem inanıyoruz ki beklemek ve inanmak lazım.
ADNAN OKTAR: Evet İnşaAllah.
SUNUCU: Hocam, benim tabii en mutlu olduğum sorulardan bir tanesi bu, Kuran’la ilgili ayetlerin gelmesi. Sizinle bu konuları konuşmaktan da derin bir zevk aldığımı bildirmekte fayda görüyorum. Yine, Allah’ın zikriyle ilgili önemli ayetler var Kuran-ı Kerim’de. Araf Suresinde hatırlayabildiğim kadarıyla 201 no’lu ayette olacak. Bu da sabah akşam Rabbini yüksek olmayan bir sesle, ürpertiyle ve için için zikret, gaflete kapılanlardan olma” şeklinde bir ayet-i kerime var.
ADNAN OKTAR: Siz biraz önceki sorunuzu bir daha tekrarlar mısınız?
SUNUCU: Deminki sorum Hocam, Allah’ın mümin kulları üzerinde ki yardımının sınırsız olduğu ve dinine hizmet eden insanların ayaklarını sağlamlaştıracağına yönelik inancını müminler korumalıdır diye konuştuk.
ADNAN OKTAR: Bakın diyor ki Cenab-ı Allah, Enbiya Suresi 88’de: “Bunun üzerine duasına icabet ettik” duasını kabul ettik diyor Allah “ve onu üzüntüden kurtardık, işte Biz iman edenleri böyle kurtarırız” yani Allah yolunda olan insanlara Allah yardım ederim diyor. “Zekeriya da hani Rabbine çağrıda bulunmuştu; Rabbim beni yalnız başıma bırakma, Sen mirasçıların en hayırlısısın. Onun duasına icabet ettik, kendisine Yahya’yı armağan ettik” diyor Cenab-ı Allah. “Eyüp de, hani o Rabbine çağrıda bulunmuştu. Şüphesiz bu dert, bu hastalık beni sarıverdi. Sen, merhametlilerin en merhametli olanısın. Böylece onun duasına icabet ettik ve kendisinden o derdi giderdik. Ona Katımızdan bir rahmet ve ibadet edenler için bir zikir olmak üzere ailesini ve onlarla birlikte bir katını daha verdik” diyor Cenab-ı Allah. Yani Allah’a dua edildiğinde, en zor anlarda bile Allah Müminlere yardım edeceğini; yeter ki Müslümanların samimi olması gerektiğini söylüyor, inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah Hocam, yine Bakara Suresi’nde vardı, “Sabırla ve namazla yardım dileyin. Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir” şeklinde bir ayeti kerime.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah
SUNUCU: Bu kaotik günlerde aslında hepimizin bu konuları iyiden iyiye araştırması lazım değil mi?
ADNAN OKTAR: Evet
SUNUCU: Çünkü haber bültenlerini her açtığımızda, ekonomik kriz, işsizlik, işte insanların sıkıntılı hallerini görüyoruz ve bu herkes için de her an kapıyı çalabilecek bir tehlike. İnanç çemberiyle yaşayan insanların bundan en az etkileneceğini tavsiye edebiliriz inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, kaos genellikle Allah’ın kontrolü olmayan, başıboş sistem anlamında algılanıyor, anlaşılıyor.
SUNUCU: Ekonomik kaos olarak kastettim ben, doğrudur.
ADNAN OKTAR: Ben onun için kaosu ve kaotik kelimesini pek kullanmıyorum. Ama naçizane bizim tavsiyemiz tabi İnşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah Hocam, İnşaAllah. Hocam yine ilginç bir soru var, Halit Gürpınar bize bu soruyu göndermiş Hocam. Bir kısım insanlar cinsi sapıklarla, ahlaksızlarla, kadın kılığında şarkı söyleyenlerle, mafya mensupları ve uyuşturucu satıcıları ile çok samimi olabiliyor. Fakat Müslümanlara karşı muazzam bir kin duyuyorlar. Bunun için ne diyorsunuz? Bir de Hocam, bu bahsi geçen güruh toplumda genelde saygı gören insanlar. Bunların yanında olmak da insanlara böyle bir mutluluk dürtüsü de aşıladığı söylenir. Hem bu konuyu cevaplayalım, hem de izleyicimizin "bu insanlara sıcak davranır, neden Müslümanlara karşı kin duyarlar" sorusunu cevaplayalım.
ADNAN OKTAR: Hülya Avşar'la röportajda o da söyledi. İşte "seni sevmeyenler var" dedi. Beni sevmeyenler; Masonlar, müptezeller, ateistler, komünistler, PKK, , bir de beni tanımayan, bilmeyen yanlış propagandanın etkisinde kalmış insanlar. Zaten herkes beni sevmiş olsa, ben kendimden şüphe ederim. Ben iftihar ederim, yani bana karşı insanlar olmasından. Peygamber Efendimiz (sav)’i de tamamen herkes sevmiyordu, belirli bir kesim seviyordu. Hatta şimdi bile Peygamberimiz (sav)’den nefret eden de var (haşa), ona deli gibi aşık olanlar da var. Ben de onlardan bir tanesiyim, bütün müminler gibi, bütün müminler Peygamberimiz (sav)’i Allah için aşkla sever, aşkla bağlıdır, ben de onlardan bir tanesiyim. Onun için herkesin beni sevmesi diye bir konu yoktur, yani benim de herkesi sevmem diye bir konu yoktur. Ben de müptezellerden, dinsizlerden, ateistlerden, Allah’ın tecellisi anlamında tabi ki bir sevgim olmaz, ama acırım. Yani insan olarak saygı duyarım. Ama müminleredir bizim sevgimiz. Yani inananlaradır. Dolayısıyla bunda şaşacak, garipsenecek bir şey yok. Fakat hakikaten ben görüyorum, yani benim arkadaşlarıma da karşı olanlara da bakıyorum, ahlaksızlarla içiçeler, mafya mensupları ile içiçeler, müptezel kişiler ile içiçeler, onlara karşı derin bir sevgileri var, en rezil ortamlardalar, en rezil sözlerle beraberler. Fakat müminlere karşı tam anlamıyla gard almış vaziyetteler. Zaten bu gerekir de, zaten böyle olması lazım. O müminlere karşı dost olsa öyle bir adam, o mümin kendinden şüphe etmesi lazım. Çok acayip birşey olur o, yakışanı yapmış oluyorlar. Allah orada bir güzellik yaratıyor, mümini onurlandırıyor. Öyle tiplerin, yani pislik ve ahlaksız insanların müminlere yakın olması, onları çok sevmesi, müminler için zaten bir aşağılanma olur, onlar için bir hakaret olmuş olur, zaten onların onlardan uzak durması lazım, müminler de onlardan uzak duruyorlar, zaten onlara karşı bir saygısı olmaz Müslümanların yani o anlamda. Yani onların ahlaksızlığına saygı duymazlar.
SUNUCU: Hocam Ayten, Gelibolu, Konya’dan, "Sayın Adnan Oktar’a bir hadis sormak istiyorum" demiş. "İnsanlar yalnızlıktaki mahsuru benim kadar bilselerdi hiçbir atlı tek başına bir gececik olsun yol almazdı" diye bir hadis var mıdır hocam, var ise ne anlamalıyız?
ADNAN OKTAR: Doğru o hadis, zaman çok kötü, sokakta her türlü olay olabiliyor, her şey olabiliyor, birçok faili meçhulün sebebi de yalnızlıktır. Yalnız evde kalan birçok insan mesela kadın oluyor yahut insan oluyor, geliyorlar, ölü halde buluyorlar. Yani Hasancıkta Necmicik gibi bir şey, yani bulunacak gibi olmuyor. Ama yanında bir insan olmuş olsa, yanında bir arkadaşı olmuş olsa yahut birkaç arkadaşı olmuş olsa, ona onlar şahit olacağı için hiçbir şey olmaz. Onun için uzun yola giderken veya dışarıya çıkıldığında mutlaka insanların yanında bir arkadaşı ile çıkmasında çok büyük fayda var. Hem Allah’tan dinden bahsederler. Mesela Allah esirgesin bazen bir tehlike oluyor, göremiyor, ama dört tane altı tane gözün görmesi ayrıdır, iki tane gözün görmesi ayrıdır. Mesela bir çukur oluyor, "aman, dikkat et diyor, çarpacaksın" diyor değil mi, mesela bir şey oluyor "aman, kenara çekil" diyor veyahut bir araba geliyor üstüne, "aman, kenara çekil" diyor, bunlar bir güzelliktir kolaylıktır. İbn-i Ömer Resulullah (SAV) buyurdular ki, "İnsanlar yalnızlıktaki mahsuru benim kadar bilselerdi, hiçbir atlı tek başına bir gecelik olsun yol almazdı." Kütübü Sitte’de hadis numarası 2182. Cabir Resullullah (SAV) ile gazveye çıkmak arzu etti ve "Ey muhacir ve ensar topluluğu! Kardeşlerinizden öyleleri var ki, ne malları var ne de aşiretleri, her biriniz iki veya üç kişiyi yanına alsın" dedi, Hz. Cabir devam edip dedi ki "Bu tamim üzerine ben de iki veya üç kişi yanıma aldım, yol boyu devemde diğerlerinin binme sırası gibi benim de binme sıram vardı" diyor. Bu da Peygamber Efendimiz (sav)’in, Kütübü Sitte'den, hadis 2192. Peygamberimiz (sav) "dışarı çıkarken mutlaka yanınızda arkadaşlarınız olsun" diyor. Tek çıkılmaz, buna çok dikkat etmek lazım. Çok çok zaruri ise çıkılabilir. Ama özellikle çağımızda asrımızda, psikopatı oluyor, tehlikeli insanı oluyor, özellikle bir genç kız, laf atan olabilir, hakaret eden olabilir. Yahut sarkıntılık eden olabilir, ne kendini koruma imkanı oluyor o zaman, çünkü şahit de bulamıyor. Şikâyet de etse, diyecekler ona polise de şikâyet etse, şahidin var mı yok. Bu karşı taraf için bir avantaj oluyor, onun da yanında eğer tecavüzcü tiplerin yanında arkadaşı varsa, o da "öyle bir şey olmadı" diyor. Onun için bu büyük bir tehlikedir, genç kızlar dışarı çıkarken benim tavsiyem tabi, özellikle riskli semtlerde, özellikle tehlikeli semtlerde, böyle garip yerlerde, mutlaka yanlarında arkadaşları olsun. Ama çok kalabalık, medeni modern yerlerde olabilir. Yani tek, korunabileceğine güvendiği yerlerde olabilir tabi inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah. Hocam bu akşam programı açarken, TÜBİTAK konusunu konuştuk. İzleyicilerimizin de bu konuyla ilgili yoğun soruları var, müsaade ederseniz, Adıyaman’dan bir soruyu size sormak istiyorum. Saffet Doğanların sorusu: Sayın Hocam, şimdi televizyonlarda TÜBİTAK ile ilgili birçok program var ve din ile haşa alay eder gibi programlar yapıyorlar. Biz dindar insanlarız, artık Türkiye’de evrime inanılmıyor. Bu programları kime yapıyorlar ve niye taraflılar diye sormuş izleyicimiz.
ADNAN OKTAR: Evet, baron bu aralar çok heyecanlandı, çok hareketlendi. Özellikle onun yönetiminde bu tip olaylar oluyor özellikle. Ayrı olarak yapanlar da var ama özellikle baronun marifetleri bunlar. Barona da dışarıdan talimat geliyor, mason localarından, Fransız ve İngiliz mason localarından talimat geliyor., şu an hop oturup hop kalkıyor görünüşe göre; ama sorulduğunda da niye böyle birşey yapıyorsun denildiğinde, ‘Gerçekten ben Anadolu insanıyım ben bilmem böyle şeyleri, haberim de yok, benim alt kadromdaki adamlar yapıyor’ diyor. Böyle bir yalanı var, yeni bir savunma geliştirmiş. Havada uçan kuştan haberi oluyor, ama böyle gazetesinde, diğer yayın organlarında olan olaylardan ne hikmetse haberi olmuyormuş? Yani, komünistleri, köşe başlarına dolduruyor ondan da haberi olmuyor. Onların yaptığı melanetlerden de haberi olmuyor, onların dine saldırmasından da haberi olmuyor ve Anadolu insanı olmuş oluyor, haberim yok diyor. Buna da inananlar var, bir kısım insanlar da buna inanıyorlar. Halbuki çok bilinçli ve şuurlu olarak yapıyor. Adam zaten mason locasının kodamanlarından; zaten dışarıyla bağlantılı adam, emirleri anında saniyesi saniyesine uygulayan bir tip. Bir kısmı da ondan bağımsız yapıyorlar tabi bu tip anormal hareketleri.
SUNUCU: Sayın Oktar, bu baronun Türkiye’nin büyük holdinglerinden birisiyle bağlantısı var mı?
ADNAN OKTAR: Baronun büyük holdinglerle bağlantısı var mı? Ben baronu bayağı güzel tarif ettim, anlayan anlar. Ben dedim, bak onun bir tane şapkalı, boynuzlu bir tane yardımcısı var dedim. Yine bunlara kadın-kız sağlayan şapkalı, süslü, her tarafından böyle püsküller sarkan bir tane daha yardımcıları var dedim. Yani, çok açık bunlar çok sarih. Bir de baronun bu şapkalıyla üvey kardeş olması mevzubahis. Yani, böyle bir durum da var. Üvey kardeş olması, böyle ilginç bir durum da var.
SUNUCU: O şapkalının holdingi var mı Hocam?
ADNAN OKTAR: Şimdi onlara girmeyelim, gerekeni anlattık.
SUNUCU: Hocam, Yusuf Kadiroğlu’nun bir suali var. İyi akşamlar ben Hatay’dan sizi izliyorum. İnanç özgürlüğü nasıl olmalı diye bir soru.
ADNAN OKTAR: İnanç özgürlüğü, herkes inancında özgür olacak ama hiç kimse hiç kimsenin hürriyetine, mukaddesatına, inancına saldırmayacak. Yani, hakaret etmeyecek, saygısızlık yapmayacak. Komünistse komünistliğini yapsın, gitsin konuşsun, yazsın. Mason da istediği gibi yazabilir, konuşabilir, toplantı yapabilir. Müslüman da istediği gibi yazar, konuşur, ibadetlerini yapar, toplantısını yapar her şeyi yapar. Ama medeni ölçüler içerisinde, demokrasinin gerektirdiği akılcılık içerisinde, üniter devleti koruyarak; Türkiye’nin birliğini, bütünlüğünü savunan bir tavır içerisinde bu olur. Yoksa bölücü faaliyetler yaparak, bölücü eylemlerle, terör ve şiddete bulaşarak özgürlük olmaz. Tabi ki orada müdahale gerekir.
SUNUCU: Hocam, Fethullah Hocayla birçok kişi görüşüyor. Her defasında memleket hasretiyle yandığını söylüyor ama Türkiye’ye de gelmiyor, gelemiyor. Sizce Türkiye’ye gelmeli mi diye bir soru var.
ADNAN OKTAR: Onun kaderi öyle, Fethullah Hocamızın. Allah onun kaderini öyle yapmış, bir hayır vardır onun yurtdışında olmasında. Zamanı gelince gelir, inşaAllah Mehdi çıktığında o da gelir. İnşaAllah.
SUNUCU: Hocam, sizinle ve grubunuzla ilgili bir soru var, onu müsaade ederseniz okuyayım. Bilim Araştırma Vakfı operasyonunda sizinle birlikte gözaltına alınanlardan bazıları, zamanın organize suçlar müdürü Adil Serdar Saçan hakkında işkence yaptığını söyleyerek dava açtılar. Allah Kuran’da, ‘işkenceye uğradıktan sonra mücadeleye devam edenlerin ve sabredenlerin destekçisi olduğunu söylüyor’. İşkence görmek mümin alameti midir diye bir soru var.
ADNAN OKTAR: Tabi çok büyük bir şereftir. Benim arkadaşlarımın birçoğu sakatlandılar o işkencelerde. O, onlar için inşaAllah vefatlarına kadar büyük bir şereftir. Ahirette de büyük bir şereftir. Birçoğu adli tıptan rapor aldılar, adli tıp raporları var; hem kız olan arkadaşlarımızda, hem erkek olan kardeşlerimizde böyle sakatlananlar, yaralananlar oldular.
SUNUCU: Hocam, Kerim Menderes Rize’den göndermiş. Hocam, Necm Suresinde geçen şu ayetleri açıklayabilir misiniz? “Yine de siz, gördüğü şey üzerinde onunla tartışacak mısınız? Andolsun, onu birde diğer inişte görmüştü. Sidretü’l-Münteha’nın yanında ki Cennetü’l-Me’va onun yanındadır. Sidreyi örten örtmekteyken göz kayıp şaşmadı ve sınırı aşmadı. Andolsun o Rabbinin en büyük ayetlerinden olanı gördü.”
ADNAN OKTAR: Evet, Peygamber Efendimiz (sav) ahiret âlemini görmüştür fakat cenneti göstertmemiştir Allah, cehennemi göstertmiştir. Cehennemi görmüştür ve Allah’a şükretmiştir, kıyas yapmıştır. Çünkü cenneti görünce dünyanın etkisi insanda çok zorlayıcı hale gelir. Yani insanları fizik olarak beğenmek, dünyayı fizik olarak beğenmek çok güç hale gelir çünkü kıyas meydana gelmiş oluyor. O yüzden Peygamberimiz (sav)’e dünya gözüyle cennet gösterilmemiştir.
SUNUCU: Hocam bir diğer sorumuz Efram Gündoğdu Aydın’dan. Sayın Adnan Oktar, Müslüman bir kadının temiz ve bakımlı olmasından bahsetmişti. Parfüm kullanmak dinen uygun mudur acaba demiş. Soruyu biraz daha genişletelim Hocam, saçlarını yaptırmak veya hafif bir makyaj yapmak, bunlar nasıl ölçülür?
ADNAN OKTAR: Mümin kadına baktığımızda asaletine, güzelliğine, nezaketine, efendiliğine hayran olup saygı duymamız lazım. Mesela, kalkıp yerimizi vereceğimiz, hürmet edeceğimiz, son derece nezaketle ve hayranlıkla değerlendireceğimiz bir insan olması lazım. Gayrımeşru bir görünümde olmamak şartıyla efendi ve temiz bir görünüm genç kız için çok çok güzeldir. Derli toplu, yani ehl-i sünnet inancının gerektirdiği o efendiliği o derli topluluğu o kıyafet düzgünlüğünü mutlaka üzerinde bulundurması lazım.
SUNUCU: Parfüm kullanmak caiz midir Hocam?
ADNAN OKTAR: Tabi ki, kirli olmaması lazım müminin ama parfümden parfüme de fark var. Temiz bir parfüm, temizliği hissettiren bir parfüm herkes için güzel olur.
SUNUCU: Hocam onu herhalde içerisinde alkol barındırması nedeniyle izleyicimiz sordu.
ADNAN OKTAR: Yok, hepsinde, parfümlerde alkol olacak diye bir şey yok. Bir de ayrıca alkol zaten uçup gidiyor, içmiyor alkolü, içilmesi şeydir, ayrıca kalmıyor üzerinde necis olduğunu düşünde bile uçup gidiyor. Bir de illaki tedirgin oluyorsa sadece esans olarak, başka maddelerle eritilen esanslar var, onlardan kullanabilir.
SUNUCU: Evet. Hocam, Ural Yılmaz Yozgat’tan sormuş, hayırlı akşamlar demiş. Kuran’da müşriklerden bahsediliyor, bize bu karakteri biraz açıklar mısınız? Müşrikler tam olarak kimler ve ne yapıyorlar diye bir soru.
ADNAN OKTAR: Müşrik, Allah’a her şeyi şirk koşan kişidir. Mesela, bir şey olduğunda onu Allah yapmadı falanca yaptı diyorsa bir insan bu şirktir. Bir olay olduğunda onu Allah’tan bilmiyorsa eşyaya bağlıyorsa bu da şirktir. Bazı insanlar parayı putlaştırır, bazı insanlar kadını putlaştırırlar. Bütün hayatını o kadın için veriyor, ağlıyor, intihar etmeye kalkıyor, rezalet çıkartıyor, yerlere yatıyor. Halbuki o kadının mezardaki halini görse, aklının ucundan dahi geçmez öyle bir şey. Ama tek yanlı şartlanınca böyle çılgınlık ve delilik tarzında dengesiz tavırlar gösterebiliyor insanlar. Şirk, Allah’ın dışında her şeye tabi olan insanlar. Mesela bazı insanlar cinlere tabi olur, bazı insan şeytana tabi olur, bazı insan insana tabi olur. Mesela o insanı putlaştırır; bu baronu putlaştıran birçok insan var. Bütün hayatını ona adamış adam. Onun verdiği maaşa, onun verdiği talimatlara bağlı yaşıyor adam.
SUNUCU: Evet Hocam, Hz. Muhammed (SAV) Efendimizin Hıristiyanlara ve Yahudilere karşı tutum ve davranışları nasıldı? Biraz o zamanki ortamı tarif eder misiniz diye sormuş Mehmet Akşehir Sivas’tan Hocam.
ADNAN OKTAR: Peygamberimiz (sav) o güzeller güzeli, Hıristiyanlara karşı çok şefkatliydi, onların yemeğine de gidiyordu, yemeklerini de yiyordu; Musevilerle alışveriş de yapıyordu, ashabına sahabelere teşvik de ediyordu. O devirde, Hıristiyanlar da Museviler de adeta cennet hayatı gibi hayat yaşadılar. Çok huzurlu ve güzel bir dönemdi onlar için.
SUNUCU: Evet Hocam. Sayın Hocam demiş Said Tekin, sitenize Hz. İsa’nın çizilmiş bir resmini koymuşsunuz. Bu resim yapılırken hadislerdeki tarifleri mi esas aldınız? Eğer öyle ise Hz. Mehdi’nin de bir resmini koydunuz mu diye sormuş.
ADNAN OKTAR: Ne sevimli şey. Oradaki resim güzel olduğu için ben bir mahsur görmedim. Çünkü Hz. İsa’yı hatırlatan bir resim, Hıristiyanlar da o tarzda bekledikleri, o tarzda bildikleri için; ama o resmi andırıyor gerçekten de görünüşü ona yakın olacak inşaAllah. Ama onla kıyaslanmayacak derecede güzel olacaktır. Kıyası kabil değil.
SUNUCU: İnşaAllah Hocam. Hocam, Tekirdağ’dan Trakya’dan bir soru var, Mümtaz Ereğli sormuş bu soruyu da. Sayın Hocam israf, açlık, fakirlik nasıl önlenebilir demiş izleyicimiz.
ADNAN OKTAR: İktisat edecek, lükse fazla ağırlık vermeden; iktisada ağırlık vererek, durumuna göre tabi, maddi durumuna göre kendine çeki düzen verecek; bu. Mesela kitap alıp dağıtmak israf değildir, ama herhangi bir, dağılıp gidecek bir süs alıp kullanmak ve bunu dağıtmak, bunu harcamak yazık, bu israftır. Kalıcı şeylere para vermek lazım ve faydalı olan şeylere para vermek lazım. Mesela, yiyecek alıyor, yemeyeceğini bildiği halde, hatta tabağa dolduruyorlar bazı insanlar ben görüyorum. Hem görünüşte çirkin oluyor, yeme şekli de çirkin. Halbuki, insan tabağa az bir şey yemek alır, onu bitirir yeni alır. Tabakta çok fazla yemek geliyor, lokantalarda falan da görüyorum ben. Olduğu gibi çöpe atılıyor üstelik de. Hayvanlar bile istifade edemeyecek gibi oluyor, çok çok yazık. Onları, hiç yenmemiş olanlar var, ekmek mesela; el sürmemiş ekmek, onu da çöpe atıyorlar. Onların hepsi toplanıp yine kullanılacak hale getirilebilir ama tabi bunun için çok vicdanlı ve güzel bir sistem kurulması lazım. Çok temiz bir sistem kurulması lazım. Bir de en önemlisi insanın yiyeceği kadar alması, bu konuyu kökünden halleder.
SUNUCU: Hocam, açlık ve fakirliğin önlenmesinde Ulusal bir zekat veya sadaka sistemi kurulmalı mıdır ya da böyle bir şey nasıl hayata geçirilebilir?
ADNAN OKTAR: Allah’a çok şükür, Elhamdülillah benim bildiğim şu ana kadar dört tane market kuruldu. Benim dediğim gibi fakirlere yönelik market kurulsun demiştim, o sözümden sonra 4 tane şu ana kadar market kuruldu ve illerde yayılmaya başladı şu an. Sadece fakirlere ücretsiz yiyecek, giyecek, kıyafet dağıtan marketler. Allah razı olsun, bu çok hoşuma gitti. Mesela, sınırlar da açılacak demiştim Allah’a çok şükür, Allah dua mahiyetinde kabul etmiştir inşaAllah Cenab-ı Allah. Sınırların da açılması için şu an yoğun faaliyet var, gayretler var, çok güzel gidiyor her şey.
SUNUCU: Peki Hocam, bu konuyla ilgili son olarak size şunu sormak istiyorum. Biz tabii hep şunu düşünüyoruz, bir insanın hayır hasenat yapması için atı, yatı, katı, fabrikası olması lazım. Rahat olursam bende yapacağım diye bir zihniyet var. Ama kimse elindeki imkânı yeterli görmüyor, burada bir kıstas var mıdır? Ben zaten kıt kanaat geçiniyorum deyip vermemek çözüm müdür ya da bir insanın verebilecek ölçüye gelmesinin kıstası nedir?
ADNAN OKTAR: Ben fakir insanları da gördüm, zengin insanları da gördüm. Ben fakir insanların kapısına dilenci geldiğini gördüm, o dilenciyi gördüklerinde bir dilim ekmek veriyorlardı dilenciye. Alıp torbasına koyuyordu, bir dilim ekmek. O da bir sadakadır. Yani, hiç sadaka vermemek doğru değildir. 100 lirası olan 1 lirasını verebilir. 5 lirası olan hiç olmazsa oradan 50 kuruş verebilir 100 kuruş verebilir. Az da olsa mutlaka sadaka vermek lazım, fakirleri mutlaka koruyup kollamak lazım. Bunun toplamı muazzam bir yekün eder. Herkes bunu yaparsa, benim bu sadakamdan ne olur dememesi lazım, Allah onun bereketini meydana getirir. Muazzam bir sosyal adalet ve bereket oluşur İnşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah Hocam. Hocam Bulgaristan’dan bir soru var, Hulusi Candar Beyefendi göndermiş. Siz sınırlar konusunu söylemiştiniz, onunla ilgili bir soru. ‘Muhterem üstadı azam, Türkiye ve sizi internetten takip ediyoruz, etmeye çalışıyoruz. Bugün yine gazetelerde Azra Akın ve bir cümle sanatçılar, siyasetçiler sınır kapılarının açılması gerekliliğini dile getiriyorlar. Nasıl yorumluyorsunuz bu gelişmeleri’ diye sormuş izleyicimiz.
ADNAN OKTAR: Hay MaşaAllah, bakın görüyor musunuz, benim milletim nasıl sahip çıkıyor. Ne güzel bir millet, güzel yolu gösterttiğinde, güzelliği gösterttiğinde nasıl o yolda gidiyorlar. Demek ki samimi olarak Allah’tan istemek gerekiyor. Bak, Allah’tan istedik, milletimize de Allah kabul ettirdi, sevdirdi ve bu gelişmeler oluyor.
SUNUCU: Hocam peki bu sınırların açılmasının ne tip faydalarının olmasını bekliyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Sevgi, dostluk, kardeşlik, bereket, bolluk, ticaret, şefkat, merhamet; ama buna tabii kalbimizde yoğun bir aşk ve muhabbet olması lazım, onunla olursa olur.
SUNUCU: Hocam bir izleyicimizin de kadına şiddetle ilgili bir sorusu var. 3000 yıldır kadınların şiddet gördüğünü söylemiş ve nasıl bir sistem varsa demiş ülkemizde, şiddete rağmen tekrar eşinin yanına gönderilmesi gibi bir durum var kanunlarımızda demiş. Bununla alakalı, şiddetin önüne geçmek için ne tavsiye edersiniz diye bir soru göndermiş bize.
ADNAN OKTAR: İşte aileye garip bir kutsallık, dokunulmazlık verilmiş ve tabu haline getirilmiş. Halbuki güzel ve temiz, efendi aileye aile denir. Sevecen aileye, dürüst aileye aile denir. Psikopat aileye, aile denmez. O ailede durulmaz zaten. Genç kız da olsa, genç delikanlı da olsa, yahut genç anne de olsa oradaki anne, ayrılması gerekiyor. Adam dövüyorsa ayrılsın. Yok kızım diyorlar, bu ailendir, bu senin kocandır, seni döver de söver de, sever de, ne yaparsa yapar, karışamazsın. Bu nasıl bir zulümdür böyle. Kadının ağzını burnunu patlatıyor. Kadını bıçaklıyor, yahut kurşunla yaralıyor. Buna rağmen yine sen evine döneceksin diyor. Geçenlerde de ben gördüm. Kadın hamileyken feci şekilde dövmüş kadını. Kadın neredeyse komalık olmuş, sedyeyle götürüyorlar. Şikayetçi misin demişler, değilim diyor kadın. Çünkü yine kocasının kendisine bakacağını veya gidecek yeri olmadığını bakın gidecek yeri olmadığını söylüyor. Bakın ne faciadır bu. Halbuki iki satır bir şey yazar, devletin ilgili birimine. Gider bir ailenin yanında, muttaki, Müslüman, güvenilir insanların yanında hayatını geçirir. Ne mecburiyeti var.
SUNUCU: Hocam bu akşam gelen sorularımızdan bir tanesi Çanakkale’den Haydar Bey göndermiş. Sayın Hocam, az önce CNN Türk’te izledim, sizin yaratılışı anlatan kitaplarınızın ilan olarak yayınlandığından bahsedildi. Sizi programa çağırmışlar, sizin kabul etmediğinizi söylediler. Evrim yalanını tüm dünyaya anlattığınız için size minnettarım. Tüm Türkiye yanınızda demiş. Böyle bir konu var mı Hocam?
ADNAN OKTAR: Evet, çağırdılar gitmedim.
SUNUCU: Neden gitmediniz Hocam, onu soralım.
ADNAN OKTAR: Yani söylemeyeyim.
SUNUCU: Peki, aslında bu tabi kardeş kuruluşu, bu grubun. Onun bir gazetesinin yazarı da evrim teorisini savunan bir yazı yazmıştı yakın dönemde. Şimdi sizi konuk almak istemişler.
ADNAN OKTAR: Ama bilen bir arkadaşımız gidip orada anlatır, ama ben gitmem. Nedeni de daha sonra ileride söylerim, zaten anlarsınız nedenini.
SUNUCU: Hocam, şeyde çok tuhaf değil mi, size aslında bir ekran yasağı da yok muydu o grupta öyle bir şey hatırlıyorum?
ADNAN OKTAR: Hangi grup?
SUNUCU: Bu CNN Türk, Doğan grubuna ait, Kanal D.
ADNAN OKTAR: Yani, Doğan grubunun mu CNN?
SUNUCU: Tabii CNN Türk, Doğan grubuna ait bir kanal.
ADNAN OKTAR: Aydın Doğan’ın.
SUNUCU: Evet, burada ben size yönelik bir yasak, yasak demeyeyim ama orada haberlerinizin yapılmadığını duyuyorduk.
ADNAN OKTAR: Ben zaten gidip orada konuşmam, öyle bir şey olmaz. Fakat bilen biri sadece imani konularda, İslam için, Kuran için, Allah rızası için bilen biri gider konuşur. Yani, bir arkadaşımız gider konuşur.
SUNUCU: Hocam, tekrar aile kavramıyla ilgili konuya dönmek istiyorum. Gerçekten, özellikle kadınların toplumda böyle bir sahipsiz kalma durumu var. Siz bir dayak örneğini verdiniz. Kanunlar da aslında yeteri kadar kadınları korumuyor. Eninde sonunda kadın, her ne kadar mağdur da olsa, işte, en azından eşim geçimimi temin ediyor diyerek evine dönmek zorunda kalıyor. Sizce bu sistem nasıl düzelebilir? Kanunlara mı takviye yapmak lazım? Yoksa İslam bilincini daha da aile içine yayacak bir formül mü geliştirmek gerekir?
ADNAN OKTAR: Tabi ki hem İslam bilincini toplumda geliştirmek, hem de örf ve ananelerimizi düzgün hale getirmek bu konuda. Yani eski haline, güzel haline getirmek gerekiyor bu konuda. Gereksiz ve yanlış bir örf ve ananeye dönüşmüş durumda. Bozulmuş anane, örf bozulmuş, gelenek bozulmuş. Yani kadın dövdürülür mü? Kadın sövdürülür mü? Kadın ezdirilir mi? Ona toplumun sahip çıkması lazım. Ailelerin sahip çıkması lazım. Yani dindar, efendi, böyle güçlü bir aile, o bayanı, o çocuğu, yahut genç kızsa da alıp kendi kızlarıyla beraber koruyup kollaması lazım. Sen de bizim kızımızsın, sen de bizim annemizsin diyerek alıp koruyup kollamaları lazım. Devletin ilgili kurumlarına da bunu bildirmek lazım. Devletten de destek alıp, bu mazlumları korumak gerekiyor. Yani Hindistan gibi bir kısım olaylar. Hindistan'da da adam ölüyor, karısını da yakıyorlar, adam ölünce. Kaç yaşında olursa olsun, karısını da yakıyorlar. Bunlar müthiş bir zulüm sistemi.
SUNUCU: Hocam, yine birçok sorumuz var son on dakikamız yetişmeyecek ama İnşaAllah izleyicilerimiz de kusurumuza bakmazlar. Okuyabildiğim kadarını okuyama çalışacağım. Ali Gürçay, Kastamonu’dan göndermiş Hocam sorusunu. “Bir eserinizde diyorsunuz ki ‘romantizm kötüdür’ acaba neden? Ayrıca komünizmle faşizmin de romantizm kökenli olduğunu belirtmişsiniz. Milyonlarca insanı gözlerini kırpmadan öldüren bu ideolojiler nasıl romantik olabiliyorlar” diye bir soru sormuş. Sizin bu eseriniz, Şeytanın Silahı Romantizm isimli bir kitaptı.
ADNAN OKTAR: Evet
SUNUCU: O da çok ilgi çeken eserlerinizden birisiydi gerçekten.
ADNAN OKTAR: Romantik demek, gerçekçi olmamak demektir. Kız–erkek ilişkilerinde de biz bunu görüyoruz. Kız çocukları daha akıllı ve daha gerçekçidirler. Aslında kızlar romantik bilinirler ama erkekler romantik oluyorlar. Kızlar da birçoğu için diyorum ve yahut belirli bir kesimi için, deliyle uğraşır gibi onlarla uğraşıyorlar. Ağlıyor koskoca herif, böyle sakallı bıyıklı herif. Gidiyor ağlıyor, diz çöküyor, yalvarıyor, mektup yazıyor, mum yakıp oturuyor. Yani, deli gibi böyle çok ilkel hareketler. Mektup yazıyor, mektubun kenarını yakıyor, gözyaşımla ıslandı diyor; koskoca herif artık öyle diyeyim. İnsan ne diyeceğini şaşırıyor. Boyundan adam asılır, fakat akıl mercimek kadar kalmış. Halbuki insan samimi ve candandır. Bir kere insan yüzüne baktın mı gerçek yüzü olması lazım, gerçek sesi, gerçek konuşması, gerçek bakışı, gerçek fikri olması lazım. Koskoca adam, böyle sanki 1940’larda çevrilmiş film gibi ilginç bir moda giriyor. Hareketler yavaşlamış, tavırlar değişik, bakışları değişik, her şeyi yapmacık, ses tonu yapmacık, acındırmaya çalışıyor kendini. Garip hareketler, yağmurun altında geziniyor, yağmur yağıyor tepesinden böyle, psikopat havasında.
SUNUCU: Hocam, benim, sizinle konuşurken en çok zevk aldığım konu bu aslında; flört evresi. Biz sizinle bazı programlarda konuşuyoruz, bununla ilgili de çok soru var. Ben bazı soruları okuyamıyorum, daha önemli gördüğümüz konular olduğu gerekçesiyle. Şimdi bu süreçte kadında zekâsıyla erkeği, ‘hadi sevgini ispat et’e zorlamıyor mu birazcık, onu yaratan da kadın değil mi?
ADNAN OKTAR: Kadınlar tabiri caizse onu parmağına takıp oynatıyor böyle. O zavallı da, mesela kadın diyor ki ona ‘olağanüstü’ olduğunu söylüyor, böyle bir vaka ilk defa gördüğünü söylüyor, o kaz da ona inanıyor. Böyle, dünyanın en muhteşem varlığı olduğuna samimi olarak inanıyor. O artık ondan sonra onun esiri oluyor, istediği gibi onu yönlendiriyor. Mesela, otur otur, kalk kalk. Ne derse onu yapıyor. Çok zavallıca ve akılsızca; kadın onun akılsızlığını görünce daha da nefret edip daha da kinleniyor. Daha da onu ezmeye başlıyor, ezdikçe o daha da duygusallaşıyor. Kadın gibi ağlamaya başlıyor, tam bir rezilliktir gidiyor. Kadın orada onu ezen, aşağılayan, onu yönlendiren, onu hiç haline koyan bir konuma gelmiş oluyor. O da kişiliğini tamamen kaybediyor. Ben bunu söylerken toplumda bunu gayrimeşru olarak yapan kesimlerde meydana gelen; Allah’ın onlara bela olarak getirdiği sistemi anlatıyorum. Yoksa mümin bir kadın zaten böyle rezil konumlara düşmez, Müslüman bir erkek de böyle rezil durumlara zaten düşmez. Derin bir saygı, derin bir sevgi, müthiş bir değer verme ve gerçek yüzüyle konuşma vardır. Gerçek kişiliğiyle konuşma vardır, yani akıllar karşılaşır orada, iki güzel akıl birbirini derin sever ve derin bağlanır. Bu vakalarda biri romantik, öbürü de onu yönlendiren ve o deli dünyanın içerisine sokan konumunda olmuş oluyor. Allah onları ezmiş oluyor ve gerçek sevgiyi de tadamıyorlar. Fakat müminler helale harama dikkat eder, ölçüye de dikkat ederler. Birbirine olan saygıya da dikkat ederler. Dolayısıyla, birçoğu flört adı altında zina ediyor, gayri meşru ilişkiye giriyor. Öyle şey olmaz. Mümin, Ehl-i sünnet inancındaki çizgiye dikkat ederek hareket edecek İnşaAllah. Çizgi demeyeyim Allah affetsin, ölçülere dikkat ederek hareket edecek.
SUNUCU: Hocam, bir diğer husus da taşıyor. Bu ikili ilişkilerde sarf edilen cümlelerde var. Sonuçta bir mümin her cümlesinden de sınava tabii tutulacak. İşte bizim aklımıza geldiği haliyle seni çok seviyorum, sensiz yaşamam mümkün değil, iyi ki varsın sen olmasan ne yapardım, gönlümün tahtındasın, kalbim seninle dolu vs. cümleler var. Daha çok erkeklerin zikrettiği, Hocam bu ifade tarzı zamanla bir şirke dönüşebilir mi, yani, bu kontrol dışına çıkar mı?
ADNAN OKTAR: Zaten kadın, karşısında ki erkeğin ahmak ve akılsız olduğunu anladığında, bazı kurnaz kadınlar, o tam aradığı kişi olmuş oluyor. Çünkü onu yönlendirebileceğini ve onu her yönde kullanabileceğini anlıyor. Ona böyle bir kısım şifre kelimeler söylüyor. Yani, olağanüstü olmasıyla ilgili, görülmemiş bir vaka olmasıyla ilgili, o minik kaz da onu tam anlamıyla yutuyor. O yuttuktan sonra, ilacı aldıktan sonra zaten pek Allah’ın izniyle iflah olmuyor. Ve o da onu yerden yere vuruyor. Toplumda gördüğümüz vakaların birçoğunun kökeninde bu vardır. Onun kendisine ait bir köle gibi olduğunu düşünüyor kadın. Erkek de onu olağanüstü etkilediğini düşünerek, kendisinin keşfedilmesinin heyecanıyla şaşırıyor, böyle bir değeri nasıl buldu fark etti. Halbuki kadın, akılsızlığından dolayı ondan gizlice müthiş nefret ediyor, fakat onu bilmiyor; kadın oradaki nefreti hissettirmiyor ona. Yani, kinini hissettirmiyor, ama genellikle bu tipler böyle olur gibisinden, alışılmıştır gibisinden öyle devam ediyorlar. Yoksa kadınların çoğu hep yalnız yaşarlar, gerçek derinliği gerçek sevgiyi bilemezler. Öyle o güzelim kadınlar o şekilde yalnız yaşar, o şekilde yaşlanırlar, o şekilde de ölürler çoğu. Yani, hep kafalarında akıllı, güvenilir, %100 güvenebileceği bir erkek imajıyla yaşar kadınlar, hep onların hayalindedir ama bir türlü bulamazlar. Gerçekten tutkuyu bilen, derinliği bilen, Allah’tan korkan, Allah’ı çok seven, şiddetli güçlü bir akla sahip erkeği ararlar. Bunu bulamadıkları içinde artık adeta bir sarhoş gibi, bir tane cins bir şey bulayım der; tabi bazı vakalar için söylüyorum bunu. Onu bir örümcek gibi yakaladıktan sonra onu yavaş yavaş ağıyla sarmaya başlıyor. Onu kundaklar, ondan sonra onu köşeye koyar. Ve her konuda onu kullanıyor ondan sonra, her şeyinde kullanır. Onun mesela zayıf damarlarını da biliyor, onu ezecek şeyleri de bilir kadınlar o tip şeylerde. O tipler kompleksli ve güçsüz oluyor, akılsız oluyorlar. Kadınlar onun eğer ipi kaçarsa, yani kontrolü kaçarsa birkaç kelimeyle onu tam hizaya getirmeyi biliyorlar, bilir yani. Çok zeki ve yaman olur ve genelde kadınların birçoğu da akılsız tanıtır, saf tanıtırlar, kuş gibi bakan, kuş gibi konuşan, evlenmeye hazır, terütaze, beyaz bir güvercin gibi gelip uçmuş ve onların rüyaları da hiç bitmez zaten. Onlar hep evliyalar getirir, evliyalar onları evlendirir rüyasında görür, o minik kaz da onların hepsini yutar, onun manevi bir yönü olduğunu da düşünür öyle deyince. Hakikaten inanıyor da ona, ya söyledi diyor, olacak olayları söyledi bana önceden diyor. Bunlar büyük evliyalarla görüşürler, gözlerine böyle halüsinasyonlar gelir, bazı görüntüler alırlar. O daha da bağlayıcı oluyor onlar için, hatta korkuyor da onun metafizik bir güce sahip olduğunu düşünüp. Bunlar incelenecek olursa tabi tam bir facia çıkıyor. Fakat ben bunların bir kısmını ‘Adamlık Dini’ kitabımda yazdım ama çok yüzeysel yazdım. Ama daha detaylı, sonra diğer eserlerimde düşünüyorum.
SUNUCU: Hocam, o ‘Şeytanın Gizli Silahı: Romantizm’ kitabınızda da aslında bu tip konular beklenirken, karşımıza Hitler, Mussolini gibi karakterlerin milliyetçi romantizminden bahsedilmiş. Ama o da çok önemli rehber bir kitap, orada da yine böyle flört evreleriyle ilgili bilgiler var. Hocam, programımızın sonunda yine bu konuyla bitirelim. Bizleri şu anda izleyen genç erkek ve bayan kardeşlerimize neyi tavsiye edersiniz, gerçek huzuru ve mutluluğu ve doğru adayı bulmak konusunda? O tavsiyelerinizle programımızı kapayalım.
ADNAN OKTAR: İnsanların büyük bir bölümü ruhlarındaki sevgiyi öldürmüş durumdalar. Bir kere ölüyü, yani ruhlarındaki ölüyü diriltmeleri lazım; o sevgiyi açmaları lazım. Ama asıl konu, Allah aşkının insanı kaplamasıdır, Allah korkusunun insanı kaplamasıdır. Allah aşkına kavuşan insan dünyanın bütün güzelliklerine de kavuşur, ahiretin de bütün güzelliklerine kavuşur. Allah’ın rızasını kazandıktan sonra insan artık aklı Allah’ın aklına bağlanmış oluyor. Artık Allah yönetir o insanı, yani şeytanın kontrolünden çıkar o insan. Kalbini ve gönlünü tam Allah’a teslim eden, artık Allah’ın yönetimine tam geçmiş demektir. Böyle bir insan sürekli derinliği, mutluluğu ve güzelliği yaşar. Mesela, cinsellik de öyle, insanın istemesiyle, kendini zorlamasıyla olmaz, öyle vakalar var. Adamlar macunlar, ilaçlar, doktorlar bilmem neler, bunların bunlarla alakası yoktur. Bu, kalpteki Allah aşkının coşmasıyla olur ve derin sevgiyle olacak şeylerdir bunlar. Derin sevginin bir tecellisi olarak olur yoksa hayvani bir duygu olarak değildir, öbür türlü tiksindirici bir şeydir, iğrenir. Nitekim kadınların büyük bölümü bu tip bir ilişkiden iğrenirler, tiksinirler. İşin garibi erkekler de iğrenirler ve buna rağmen yaparlar bunu. Hemen gıyabında birbirlerinden iğrendikleri bilinir, tiksinirler. Allah aşkıyla yapılan sevgi, Allah aşkıyla olan yakınlık, helaliyle olan yakınlık hiçbir şekilde bıkkınlık meydana getirmez bilakis gittikçe artan derinlikte bir istek, sevgi ve muhabbet meydana getirir. Her seferinde daha artar, normalde klasik kadınlar bilirler onların balayıları vardır, çok kısa sürer, ondan sonra erkek ondan tiksinir ve soğur. Ama müminde de bilakis o balayıları katlamalı balayılarına dönüşür. Her seferinde her ay daha artan bir sevgi, istek ve muhabbet duyar. Bu Allah’ın onlara bir lutfudur, Allah’ın onlara verdiği bir nimettir. Bu cennette de böyle olacaktır ve dünyada da bu şekildedir. Bu sadece müminlere has, Allah’a inananlara has üstün bir güzellik ve nimettir.
SUNUCU: İnşaAllah Hocam. Hocam çok teşekkür ederiz.
ADNAN OKTAR: Ben de teşekkür ederim.
SUNUCU: Programımıza konuk olduğunuz için ve verdiğini değerli cevaplar için.
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun, Allah’a teşekkür ediyorum İnşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah. Bir sonraki programda tekrar birlikte olacağız.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah
SUNUCU: Sizlere de hayırlı akşamlar diliyoruz.
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun, inşaAllah.
SUNUCU: Evet sevgili seyirciler, Adnan Oktar’la Baş başa programımızın sonuna geldik. Önümüzdeki hafta aynı gün ve aynı saatte tekrar görüşmek dileğiyle hepinize iyi akşamlar diliyorum, hoşçakalın.