MUHABİR: Evet selam ve saygılarımızla, sesimizin görüntümüzün gittiği her yere Allah’ın selamını iletelim değerli dostlarımız, evet yine Adnan Oktar Hocamızla beraber başbaşa sohbetlerimizi yapacağız. Ama baştan hemen söyleyelim; ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden aklınıza her ne geliyorsa bize sorabilirsiniz. ahirzamansohbetleri@hotmail.com olmadı, hani diyoruz ya uydusu olmayanlar, uydu alıcısı olmayanlar hemen www.harunyahya.tv’yi arıyorlar, bakıyorlar, oradan bu programı canlı olarak izleyebiliyorlar. Eşe dosta haber verin, şu anda dünyanın her yerinde varız yani, onu da söylemiş olalım. Hocam bir dolu selamlar sizi sevenlerden,
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun,
MUHABİR: Sizi takip edenlerden, istifade edenlerden diyelim önce onları benden çıksın, selam ağır büyük malumunuz.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, aleyküm selam hepsine, aleyküm selam
MUHABİR: Allah razı olsun Hocam. O zaman hemen suallerle başlayalım. Sizin vesilenizle halk Darwinizm konusunda çok bilinçlendi. Bizim halkımız insanların tesadüfen oluştuğuna, maymundan geldiğine zaten inanmaz. Bu güzelliklerin kendiliğinden tesadüfen oluşacağına da inanmaz. Ama sizin kitaplarınızda sosyal Darwinizm diye bahsettiğiniz anlayışa hala bazılarının konuşmalarında rastlıyorum demiş. Güçlü olan doğal olarak ayakta kalır. Güçsüzler yok olur. Zenginler fakirleri ezer gibi mantıkları bazı kimseler makul karşılıyor. Bu nasıl oluyor Hocam? Bunun sakıncalarını nasıl anlatmamızı tavsiye edersiniz? Serkan Akyürek, bunu Hatay’dan sormuş. Aslında çok enteresan bir soru Hocam, hani böyle mazlumdan yana olma gibi felsefelerle ortaya çıkan insanlarında bu tür felsefeyi yaşatması, yaşaması biraz enteresan geldi bana da.
ADNAN OKTAR: Bir kere var olan bir şeye oturup sosyal Darwinizm adı koymak çok yersiz. Mesela grayder taşı yerinden oynatır kaldırır. Efendim, pazısı kuvvetli olan pazısı zayıf olanı yener. Ama bunun Darwinizm ile ne alakası var yani, bu fizik kanunu, yağmur gökten aşağıya yağar. Taşlar işte yuvarlarsan işte yuvarlanır. Yani bu çok çok mantıksız ama şöyle bir ahlaksızlık şeklinde bu uygulanırsa o zaman tamam bu sosyal Darwinizm olur. Yani güçlü olan haklıdır, güçlü olan daima zayıfı ezer ve bu da makuldür. Bu ahlaksızlıktır. Haklı olan güçlüdür. Ama yani güç, mesela ağırlık bir teraziye de biz bir ağırlık koyuyoruz diğer tarafı yukarı kaldırır yahut aşağıya indirir duruma göre, bu onun yani Darwin’in keşfi olmaz ki, bu Allah’ın koyduğu bir kanun bu. Dolayısıyla evrimle hiç alakası olan bir şey de değil bu. Var olan bir şey mesela, zayıf olan bir şey olursa, bir varlık olursa o diğer varlığı ekarte edebilir. Ama iki tane varlık var yani, yaratılmış iki tane varlık var. Gücü olan varlık var. Bu varlıklar arasında Allah onları mücadele ettirir. Allah’ın yarattığı bir mücadele vardır. Mesela, aslan ne bileyim küçük, kendinden küçük bir hayvanı kovalar. Ama o hayvan da gelişir, türünü devam ettirir. Aslan da gelişir türünü devam ettirir. Yani aslanın onu yakalaması onu yok ettirmez. Ve evrimle de bunun hiçbir alakası yok, normal Allah’ın yarattığı bir kanundur. Çünkü aslan var ortada yaratılmış,
MUHABİR: Evet ilahi bir nizam,
ADNAN OKTAR: Tabi Allah’ın yarattığı bir aslan var, mesela ondan kaçan da küçük bir ceylan var farz edelim. Ama ceylanlar yüzyıllardan beri insanlar tarafından besleniyor, var, milyonlarca yıldan beri soyunu devam ettirmiş. Aslan da milyonlarca seneden beri soyunu devam ettirmiş. Allah ona rızık olarak onu sunuyor. Aslanı da başkası avlar. Onu da fil avlar. Ama filler de durur yani, fil aslanı yakalasa vurur öldürür hayvanı. Bu yani Darwin’in büyük bir keşfi değil, bu çoluk çocuk herkes görüyor yani var olan bir şey bu. Bunun için âlim olmaya, sarhoş tayfalarla dünyayı gezmeye falan gerek yok, nerede olsa biz bunu görürüz.
MUHABİR: Gerçekten de ilahi bir nizam,
ADNAN OKTAR: Tabi Allah’ın yarattığı bir kanun bu.
MUHABİR: Hocam, oldu olacak yarın bir basın toplantısı var galiba bildiğimiz kadarıyla, içeriliğini sizler daha iyi biliyorsunuz da. Herhalde Darwinizm’in yine etkilerini, unsurlarını bazı şeyler insanların canını yaktığı zaman, acıttığı zaman hemen arkasından bak bu da Harun Yahya’nın işi gibi bir takım böyle basit mesnetsiz sığınmaların, kavramların altına sığınıyorlar. Bu konuda bir detaylı açıklama yaparsak, gerçi yarın bütün ekranlardan açıkçası dünya izleyecek bunu, iyi de olacak bir dönüm noktası olacak diye düşünüyorum inşaAllah, ama sizden duyarsak,
ADNAN OKTAR: Evet, Darwinizm’in anlatılması bir tarih dersidir. Tabi ki Darwinizm anlatılacak biz eski Sümerleri öğreniyoruz, onların anormalliklerini, garip ilkel hayatlarını, garip inançlarını, mesela Sümerler de ilk insanın çamurdan yaratıldığına, yani çamurlu bir ortamda bulanık bir suda tesadüfler sonucu, tamamen tesadüfler sonucu kendi kendine oluştuğuna inanıyorlardı. Bir kısmı da insanların ve bitkilerin, ağaçlardan, ağaç dallarında meyve gibi oluştuğunu tesadüfler sonucu oluştuğuna inanıyorlardı. Firavun devrinde de Nil’in çamurlarından, Nil ırmağının kenarındaki çamurlardan tesadüfler sonucu canlıların oluştuğuna inanıyorlardı. Bunlar da aşağı yukarı aynı kafadalar, aynı inançlarda ve pagan dinidir bu yani bir nevi Şaman dinidir bu. Tabi ki gençler bu ilkel dinleri, bu garip felsefeleri öğrenecekler ve ibret alacaklar, yani hayretler içinde kalacaklar, insanlara bunlara nasıl inanmış? Mesela Hindular da öyle, kendi yaptıkları putlara tapıyorlar. Gençlere bunu göstertseniz hayretle, şaşkınlıkla bunları izliyorlar. Tabi ki bunları öğrenecekler ama bunu bilimsellik olarak dayatmak, bu doğru, bunun doğru olduğunu kabul et ve doğru olduğuna dair bir ifaden olsun derseniz bir öğrenciye, bu olmaz. Bu bir anormallik olur. O zaman adam der ki, Şamanizm’in doğru bir din olduğunu yazacaksın ve Şamanizm doğrusudur dese çocuk, ne yapsın? Veyahut eski Mısır dinleri, Firavun’un dini doğruydu dese, yani mesela Nil’in çamurlarından insan oluştu, bu bilimsel bir gerçektir bunu tasdik edeceksin dese çocuk, ne yapsın? Çocuk buna güler sadece yani bu komedi unsurudur. Aynı şekilde şu anda Darwinizm de komedi unsurudur. Yani çocukların tabi ki eğlenmeye ihtiyaçları var, anlatsınlar. Bazen dersler onun için sıkıcı oluyor. Darwinizm dersi geldi mi eğlenceli olur çocuklara, eğlendirirler. Çünkü rezalet tepeden tırnağa akıyor, yüz milyon fosil var, ağzına alamıyor kimse korkudan yani bir tanesini ağzına alamıyor. Bir tane ara fosil yok, sordun mu kem küm etmeye başlıyorlar. Nerede diyoruz ara fosil var mı? Yok. Bak mesela, bu son Katoliklerin yaptığı toplantıda Darwinizm ile ilgili yaptıkları toplantıda, oradaki arkadaş soruyor, diyor ki, ara fosil var mı? Adam zınk diye durdu, yok. Ondan sonra orayı terk etti adam, ne desin, ya yalan söyleyecek, hiç alakasız mükemmel varlıkları söyleyecek,
MUHABİR: Ara fosilin olmayışına bir yalan yok ki Hocam
ADNAN OKTAR: Ayrıca, söyleseydi biz oraya da görürdük yani, o Katoliklerin toplantısına da paralarını görürdük. Bir tane ara fosil göstersinler, biz de oraya bağışlayalım. 10 trilyon ama yok. Milleti göz göre göre kandırmanın bir âlemi yok. Yani bu kadar abartılı bir yalan olmaz. Ama gençleri eğlendirmek istiyorlarsa, bizim gençlerimiz yamandır, eğlenmekten de hoşlanırlar yani böyle komedi olsun şeyleri dinlemekten hoşlanırlar. Anlatsınlar zaten biz anlatılmasın demiyoruz. Ama böyle komik ve tamamen baştan sona kadar safsata olan inançları dayatma şeklinde kabul ettirmek doğru değil, kabul ettirmeye çalışmak doğru değil.
MUHABİR: Ama Hocam şu da var yani kesinlikle yerden göğe kadar haklısınız bunda, ama bu Darwinizm gibi konularda ya da böyle akla, bilme, dine inanışıma, Allah’ın ilmine ters düşen kavramları bazen galiba yine bilimle biz burada, mesela Yaratılış Atlası var sizin eserleriniz var, buna benzer bir sürü şeyler var. En azından Kuran-ı Kerim bir çarpmak lazım (hâşâ) gibi geliyor bana böyle bir o, onun o şefkatini hissettirmek, artık şiddet ölçüsü ne olur bilemiyoruz ama işte bu cebri bir şey değil de,
ADNAN OKTAR: Zaten Atlas onların asıl membalarını kuruttu. Ben onların asıl denizlerini kuruttum. Fransa’yı yerlebir ettim. İngiltere’yi yerlebir ettim. Doğuş yerini, asıl atalarının olduğu yerleri yok ettik. Amerika’yı da yerlebir ettik. Yani şu an oralar sus pus, yani ses çıkmıyor, yani oralar halloldu. Şimdi bu onlara buradan su akmıyor. Bunlar ne yapacağını şaşırdı. Hakikaten Darwinizm’i sonuna kadar götüreceklerini zannediyorlar. Yani böyle ani birden bire sırt üstü yere vurulup da böyle komaya sokulunca, ne yapacaklarını şaşırdılar. Yani şu an groke vaziyette, toparlanmaya çalışıyorlar. Yani yedikleri yumruğun, ilmi bilimsel yumruğun etkisiyle şaşkın haldeler yani dizüstü çökmüş vaziyetteler. Biz de sayıyoruz, 10, 9, 8, 7,6, 5, 4 evet en sonunda havluyu atacaklar.
MUHABİR: Kesinlikle
ADNAN OKTAR: İnşaAllah
MUHABİR: Sayın Hocam dikkatimi çekti. Televizyonlarda sık sık şahit oluyoruz. Ünlü bazı kişilerin hiç de örnek olmayan yaşamları oluyor. Genç yaşta evlenip boşanmalar, sonra her tanıştığıyla evlenip boşanmalar, kendinden küçük yaştaki erkeklerle birlikte olan anneler, kız kardeşi desen ayrı bir dejenere hayat, çocuklarının önünde annesini aldatan eşler, say, bu kişiler sanki her şey normalmiş gibi yüzsüz bir şekilde ekranlara çıkmaya devam ediyor. Hatta karşılarındaki temiz, güzel ahlaklı kişileri eleştiriyorlar. Bunda bir çelişki yok mu Hocam? Diyor önce kendi hayatlarına çeki düzen vermeleri gerekmez mi? Hani dinime küfreden benden Müslüman olsa misali, Halis Akçayürek Ankara’dan bu suali yöneltiyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Aslında o da halk arasında kullanılan bir şey ama onu da doğru değil, çünkü dine bir izdifam meydana gelir. Aslında o sözü daha değiştirmek lazım, daha güzel hale getirmek lazım, daha düzgün hale getirmek lazım. Bu var hakikaten, yani zaten toplumun en cazgırları bu tipler içerisinden çıkıyor. Yani, zaten aklı başında insan, makul bir insan aklı başında bir üslup geliştirir. Yani, sevecen ve sevgiyle konuşur, muhabbetle konuşur. Ama böyle mafya ağzı kullanıyorsa, cazgırsa, saldırgansa, gidip komplolar hazırlıyorsa, oyunlar hazırlıyorsa, Masonlarla iş birliği yapıyorsa, Sabetaycılarla iç içeyse, yahut Komünistlerin talimatıyla hareketler yapıyorsa, tabi ki bunu ibret nazarıyla seyretmek lazım. Çünkü konuşacak bir insanın güzel ahlaklı, güzel huylu olması lazım. Mesela bir PKK’lı çıkıyor, akıl veriyor, ahlak dersi veriyor. Sen çoluk çocuğu yani otuz bin tane aslanımızı şehit eden bir cinayet örgütünün elemanısın, nereye akıl veriyorsun sen. veyahut adam fahişelik yapıyor, oturuyor namus dersi veriyor veyahut mesela mafya mensubu oturuyor güzel ahlaktan dem vuruyor. Bunlar çok acayip tabi, tamam ıslah-ı nefs eder, düzelir, ondan sonra anlatır, güzel ama icraatlarına devam ediyorsa, ahlaksızlıklarına devam ediyorsa, arkasından da ahlak dersi vermeye kalkıyorsa bu çok anormal bir tavır olur. Bu çok yakışıksız bir tavır olur. Çünkü insan haliyle örnek olması lazım; yaşantısıyla da örnek olacak ve anlatırken de sevgiyle, şefkatle, merhametle ve muhabbetle anlatacak. Yani, mesela adam kızıyla ensest ilişkiye girmeye kalkıyor. Kızcağız evden kaçıyor ve gidip şikayette bulunuyor. Kızım diyor beni sen şikayet etmişsin diyor. Niye şikâyet ettin diyor? Tamam diyor ama gel evine yavrucuğum diyor, bir şey yok diyor oradan alıyorlar. Mesela emniyetin de onlara öyle bir çocuğu teslim etmesi çok acayiptir, yanlıştır. Teslim edip götürüyor, sen bana nasıl böyle dersin diye gecenin ikisinde tabi içkili halde zaten ahlaksız yani yüzlerce kere böyle bir girişimde bulunmuş, çekip çocuğu vuruyor. Hem namusunu kirletiyor, hem de vuruyor yani. Yavuz hırsız ev sahibini bastırır derler, hem ahlaksız hem böyle de baskın bir tavır gösteriyor. Bu toplumumuzda sık rastlanan bir şeydir. Yani ahlaksızda deli cesareti oluyor ve psikopatlıktan, cazgırlıktan, terbiyesizlikten, iftiradan, hakaretten utanmıyor. Ama efendi, asil aileler, terbiyeli aileler zaten böyle bir nezaketsizlik içine girmezler. Her şeyi aklı başında, demokratça, sevgiyle, muhabbetle, dengeyle, tutarlılıkla hallederler. Ama psikopatlıkla, saldırganlıkla, delilikle halletmeye kalkanlar, ahlaksız zeminden gelen insanlar oluyor.
MUHABİR: Kesinlikle, medya çok belirleyici bir faktör toplumun gidişatında ama artık insanlarımız özellikle Anadolu insanları böyle sapla samanı da Hocam birbirinden ayırmaya başladılar. Hani reyting uğruna, izlenme uğruna, yapılanlar malum artık evlenme programları, işte yok şu olur musun, bu olur musun, kaynana diyebilir miyim, böyle abuk sabuk bir sürü şeyler yapıyorlar. Ve işte bir anlamda da cazibe artırma falan gibi, ama belirleyici anlamda her şeyden önce nasip kısmet meselesi de, ama belirleyici oluyor bu konularda.
ADNAN OKTAR: Mesela yine benim basında tanıdığım öyle tip var. Tanıdığım derken, görüyoruz, duyuyoruz öyle yani sincap kuyruklu fil diyelim de, millet oradan çıkarsın kardeşlerimiz, sevdiklerimiz, dostlarımız yani hem fili andırıyor ama sincap kuyruğu da var. Öyle bir tip. Ahkâm kesiyor, her türlü ahlaksızlığın, her türlü terbiyesizliğin, zulmün, sevgisizliğin, kabalığın içinde. Ama çıktı mı kendini Türkiye’nin akıldanesi gibi göstertiyor. Akıl veriyor, ahkâm kesiyor, saldırgan bir üslup göstertiyor. Bunlar da sevginin S’si olmuyor. Merhametin M’si olmuyor. Muhabbetin, aşkın da, tutkunun da tamamen uzağında olan, Allah korkusundan, Allah sevgisinden uzak olan insanlar. Bizim Anadolu insanımız insanı yüzünden tanır. Nurundan, üslubundan, sevecenliğinden hemen tanır. Ama milletimizin tiksindiği tipler bunlar, yani çok iğrendiği, tiksindiği tipler. Fakat bunlar bir şekilde ele geçirmişler bazı yerleri, yani Sabetaycılar, zamanında yatırım yapmışlar, birçok büyük kurumu, birçok önemli yeri kısmen veya tamamen ele geçirmişler ve oradan borazanlarını öttürüyorlar kendilerince. Ama bizim milletimiz ferasetli, basiretli olduğu için nursuzla nurluyu, ahlaksızla ahlaklıyı anlar. Onun için onlar boş yere çırpınıyorlar. Çünkü sonuçta halkımıza konu sorulduğunda, kamuoyu yoklamaları yapıldığında, halkımızın asil duyguları hemen görülüyor.
MUHABİR: Kesinlikle
ADNAN OKTAR: Değil mi? Mesela, farz edelim rahmetli Alpaslan Türkeş çok sevdiğim bir insandır, bizzat da görüştüm.
MUHABİR: Allah rahmet eylesin.
ADNAN OKTAR: O zamanki Komünistler ağızlara alınmadık laflar ediyorlardı. Ama şu an Türk milliyetçiliğinin başbuğudur. Yani herkes seviyor, herkes coşkuyla muhabbetle seviyor. Boş yere uğraştılar, demedik laf etmediler. Tabutluklara koydular, işkence yaptılar, hapse soktular, iftira üstüne iftira, baskı üstüne baskı, çirkin karikatürler, yazılar. Ne oldu, şu an o ahlaksızlar yok, ama o bütün milletin kalbinde, Said Nursi de öyleydi mübarek. 30 yılı hapislerde geçti. Olmadık hakaret, olmadık iftira attılar. Hatta 70 yaşında yaşlı nur gibi insana kasayla diyor evine rakı getirttiğini, gayri meşru kadınları akşam evine aldığını ve diyor bana diyor yani zulüm, zulümlerini anlatıyor Said Nursi, kendi üslubuyla tablalarla diyor baklavalar getirttiğimi söylüyorlar. Hâlbuki çok baklava zaten rakıyla kadınla ne alakası var. 70 yaşında insana tertemiz nurlu bir insana, bütün ömrünü Allah’a adamış veli bir insana attıkları iftiranın alçaklığına ve kahpeliğine bak ve bunu yapan alçaklar, kahpeler tam böyle müptezel insanlar, yani gayri meşru insanlar. O zaman buna inanmak isteyenler de oluyordu. Onlar da onların kafasına yakın insanlar oluyordu genelinde ya zır cahil veyahut da aynı mantıkta oluyor. Hani kişiyi nasıl bilirsin derler, kendim gibi derler ya, onlar da kendileri gibi görüyorlar insanları. Ama mesela Said Nursi şu an bütün İslam âleminin hayran olduğu, baştacı ettiği, ki kıyamete kadar da değeri bilinecek muhterem ve mübarek bir insandır. Allah onların attığı iftiradan onu müberra kıldı, temiz kıldı. Hz. Musa’ya da iftira atıldı, Allah ayette diyor, Allah onların attığı iftiralardan onları onu diyor müberra kıldı diyor, temiz kıldı diyor. Yani bunlar müminlerin vasfıdır, gayet doğaldır bunlar, olacaktır. Bizim milletimiz, güzeli de görür çirkini de görür. İnşaAllah
MUHABİR: İyi akşamlar Hocam demiş, Türkmax’taki programınızı izlemiştim. Bugün internet sitesinden, sitenizden tekrar baktım. Size sorulan üslubu, tartışmalı sorulara bile çok büyük bir nezaketle sabır örneği göstererek cevap verdiniz. Ancak medyada röportajın toplumu ilgilendiren Türk İslam Birliği, Hz. Mehdi ve Hz. İsa’nın gelişi gibi konulara kesinlikle yer verilmedi. Sizce medya neden size karşı cephe almış durumda, neden size karşı bu kadar düşmanlar? Olcay Tekin, bunu Ankara’dan soruyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Ama milletimiz zaten o filmi hazırlanan filmi seyretti, televizyonlardan gayet detaylı gördüler. Medyanın ne düşündüğü önemli değil. Zaten benim internet siteme girip oradan olayların tam doğrusunu, gerçeğini öğreniyorlar. Yani tam konunun içinde olanlar, araştıranlar, inceleyenler öğreniyorlar. Ama her olayda bir hayır vardır. Yani o filmde zaten her şey ortaya çıktı, o programda her şey ortaya çıktı. Ben anlattım, izah ettim yani, yine kısaca anlatacak olursak; kutsal aile şöyle bir ailedir. Asil olan ailedir. Yani ahlaksız olan aile kutsal değildir. Ahlaklı olan aile kutsaldır. Yani kızına ensest ilişki teklif eden, bu yönde çocuğunu zorlayan, ahlaksız babanın bulunduğu bir evdeki aile yapısı kutsal değildir. PKK’lı bir ailenin çocuklarını dağa göndermeye kalkması ve çocuğu ölümle tehdit ederek zorla dağa göndermesi, PKK örgütüne katması olayı varsa, bu aile de kutsal değildir. Yani bu ailenin ahlakı yoktur. Aynı şekilde hırsız, soysuz, müptezel yaşayan, gayri meşru yaşayan, gayri meşru yaşayıp bununla övünen, iftihar eden ailelerin de kutsal yönü yahut beğenilir yönü, saygın yönü olamaz. Saygın yönü, bizim klasik Türk İslam aile yapımızdır. Efendi, soylu, asil, efendiliğinde üstünde, mübarek ve muhterem insanların oluşturduğu topluluğa biz aile diyoruz. Yoksa orada, burada her türlü ahlaksızlığı yapıp, Sabetaycı karakterini geliştirmek için, olmadık ahlaksızlıkları yapanları biz bu kategoriye sokamayız. Dolayısıyla bu böyle ailelerin yanında da dindar insanlar, dindar çocuklar tabi ki kalmak istemezler. Bir genç kız niçin öyle bir ahlaksız ailenin içinde kalmaya kalksın? Yani kalırsa zaten ahlaksızlık yapmış olur. Yani insan, değil mi, namusu için her şeyi göze alır. Haysiyeti için her şeyi göze alır. Dini için her şeyi göze alır. Yani kim onu mecbur tutuyor orada, Ashab-ı Keyf niçin ayrıldı, geldi, değil mi? Hz. Meryem niçin ayrıldı, kendini bir perde ile ailesinden ayırdı? Bunları her zaman düşünüp, doğrusunu görmek lazım. Onun için yani milletimiz bu konuda da artık uyanıyor. Bu konuda da güzel bir tavır içerisinde
MUHABİR: Evet sevgili dostlar görüyorsunuz bugün sohbet gerçekten biraz daha farklı hoş bir boyuta doğru gidiyor, daha güzel olacak diye ümit ediyoruz. ahirzamansohbetleri@hotmail.com bunu aman ola ki unutmayalım. Ha olayla ilgili, izlenirlikle ilgili, olayın doğruluyla hani medyayı kastediyorum. Eğer şu kadarcık zerre kadar tereddüttü olan varsa, reyting ölçülerine baksınlar, bir de www.harunyahya.tv nin tıklanma sayısına baksınlar, hemen kıyası görecekler, bu kadarını biz söyleyelim.
Hocam biz sizin hayatınızı biliyoruz, internetten takip edip hayatınız hakkındaki gerçekleri öğreniyoruz. Saygımız ve sevgimiz çok artıyor. Tanımak isteyen herkes kolayca internetten bakıp öğrenebilir. Ancak bunu bile akledemiyen bazı cahil insanlar basında çıkan, kulaktan dolma fikirlerle pek de saygıya uygun olmayan ancak kendi cahilliğini gösteren sorular yöneltebiliyor size. Ancak siz bunlara da son derece nezaketle cevap verip doğrusunu açıklamaya çalışıyorsunuz. Siz bu kadar hayırlı ve güzel işler yapıyorken, neden bu cahil insanlarla sadece dedikodu seviyesindeki konulara takmış durumdalar. Bu kendi basit dünyalarının bir yansıması mı? Ayşegül Alav bunu İstanbul’dan soruyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Her şeyi Allah yaratır. Her şeyde bir hayır vardır. Her şeyde bir güzellik vardır. Bu şekilde haklıyla haksız, güzel ile doğru, çirkin ile güzel olan, iyi olan fark edilmiş olur. Eğer bunlar olmasa zaten dünyanın imtihan yönü kalmaz. İmtihanda bunlar olur. Bu şey olur. Yani iki tarafın bir mücadelesi vardır. Hakla batılın yani Hz. Âdem’in…
MUHABİR: Gerçek mücadele budur değil mi Hocam, kalanı ayrıtıdır bunlar,
ADNAN OKTAR: Tabi tabi, kıyamete kadar bu devam edecektir. Bunun ilk defa karşılaşılmış bir olay değildir. Ve her seferinde hayra döndüğünü ve güzel olduğunu da herkes görüyor. Faydalı olduğunu görüyor. Mesela bizim bu konuları anlatmamıza vesile oluyor. Bu konuların ortaya çıkması sırf şu bile, yani aile yapısındaki bozukluğun ortaya çıkması, güzel aile ve çirkin aileyi anlatmamız açısından bile hayır yönü var. Çünkü eğer bunlar gündeme gelmese bu konularda belki kapalı kalabilir. Bunları ortadan kaldırmış oluyor. Bu yüzden Allah’ın yarattığı her şeyde güzellik vardır. Bir hoşluk vardır. Bunu iyi görmek gerekir.
MUHABİR: Yeri gelmişken Hocam biz de şunu söyleyelim. Hakikaten burada gelen sualler, bunlara yaklaşım, mesela ilk başladığımızda ya sorsak mı, sormasak mı dediğimiz şeyler oldu bizim. Ama şu noktada artık kesinlikle şunu diyebiliriz, bizim Sayın Adnan Oktar Hocamıza soramayacağımız hiçbir soru yok, cevap alamayacağımız hiçbir soru yok. Bu da buradan böyle bile ister yayında ister normal yaşamda, kesinlikle bu anlamda da açıkçası teşekkür etmek lazım, ne diyeyim Hocam, çok sağolun, Allah razı olsun,
ADNAN OKTAR: Sağ olun,
MUHABİR: New, telafuz edemeyeceğim edemeyeceğim Hocam, New Scientist dergisi mi, dünyanın en büyük dergilerindir, Türkiye’de Tübitak’ı anlatırken yine sizden bahsedip tüm bu olayların arkasında Harun Yahya’nın mücadelesi var demiş Sayın Hocam. Dawkins’in sitesini kapattırdığınızı da yazmışlar, bu konularda neler söylemek istersiniz. Meryem Cevahir soruyor tekrar Ankara’dan bu soruyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Dawkins eğer hakaret etmese, çirkin söz kullanmasa, istediğini söylesin, zaten söylemesi gerekir. İnsanlar da zaten gülüp geçer. İnsanların eğlenmeye de ihtiyacı var. Bizim de gülmeye ihtiyacımız var. Anlatsın artık, zaten şovmen gibi o böyle, kırmızı yanaklarıyla böyle bir eğlendirici bir tavrı var. Sürekli her yerde gidip şov yapıyor. Zaten bilim ile pek alakası olan bir üslubu yok. Anlatsın, gelsin buraya da bizleri de eğlendirsin, bir şey demiyoruz. Ama doğruları da öğrenmiş olur. Yani mesela biz ara fosil var mı diyeceğiz? O böyle kızarıp kalacak, böyle dalında olmuş elma gibi. Söyleyeceği bir sözü kalmayacak
MUHABİR: Hocam elmaya biraz yani ayıp olacak yani Dawkins ile elmayı bir araya getirince elma daha çok mübarek geliyor bana.
ADNAN OKTAR: Peki elma demeyelim de o zaman, kızarmış tavuk desem yine olmaz herhalde en iyisi hiçbir şeye benzetmeyeyim.
MUHABİR: Bir şeye benzetemediğimiz için zaten Hocam, Allah razı olsun
ADNAN OKTAR: Bizim Allah’a çok şükür, imkânlarımız dar olmasına, az olmasına rağmen dünya çapında Darwinizm’i tek mermiyle yerlebir ettik, Allah’a çok şükür. Yani dev bir fil küçük bir sapan taşıyla dizlerimizin önüne çöktü kaldı. Yani dünya şu an onun şokunda. Yani Bilim Teknik dergisi de diğer dergilerde bunun şokunu üstlerinden atamadılar. Sürekli bilinçaltlarında bu korku var. Her sayılarını Darwin’e ayırıyorlar aşağı yukarı şu son zamanlarda ve bana. Yani iki konu var. Darwin ve Harun Yahya, başka bir konu yok. Yani hani var ya insana takıntı olur bilinçaltına. Yani yedikleri yumruğun şiddetinden ne yapacaklarını, nasıl hareket edeceklerini şaşırdılar. Yani agoni başladı bunlarda böyle, grogi haldeler, şuursuz hareketler ve şuursuz konuşmalar yapıyorlar. Fakat bunun çaresi yok. Yani bu sahtekârlık, bu oyun, Darwinizm ile ilgili mesela o Piltdown Adamı olsun diğer Jawa Adamı’nda olsun, yaptıkları sahtekârlıklar artık bütün dünyaca meşhur oldu. Ama en çok onların ciğerine oturan 100 milyon fosil olayı. Ve tek bir tane ara fosil gösterememeleri. Yani çok komik ve aciz duruma düştüler. Eskiden kendi kendilerine altan altan bütün milleti kandırdıklarını zannediyorlardı. İnsanlar da araştırmadığı için, incelemediği için herhalde bilim adamı bunlar bir şey biliyor zannediyorlardı. Gerçek ortaya çıkınca, biz kral çıplak dedik. Bütün dünya sütliman oldu. Bakın hiçbir yerden ses çıkmıyor artık. Bunlar da öyle, kapak yapmalarının sebebi o zaten biz istiyoruz yani her seferinde kapak yapsınlar, her seferinde gülelim eğlenelim, böyle bir konu yok. Biz eski Mısır dinlerini eğlence olarak dinliyoruz, okuyoruz. Bütün pagan dinlerini mesela Şaman ayinleri göstertiyor, biz onları gülerek seyrediyoruz ve ilginç buluyoruz. Onlar da öyle Şaman ayini yapacaksa böyle şaman fikirleri anlatacaksa veyahut böyle gayri bilimsel izahlar yapacaklarsa, tamamen zıt olan yani artık akla, bilime tamamen ters olan düşünceler aktaracaklarsa aktarsınlar, biz sadece güler geçeriz, öyle bir konu olmaz zaten.
MUHABİR: Bir şeyler söylemek için güzel de bir vesile olur en azından. Hocam iyi akşamlar bazı ilahiyatçılar insanları Allah’ın yarattığını hem de sonrasında evrimin de olabileceğini söylüyor. Evet, seçilmiş ilahiyatçı maskeli kişiler var yani yok da değil. Bir yandan Hz. Âdem ilk insandır diyorlar. Sonra da Hz. Âdem’e gelinceye kadar birçok evre olabilir gibi, nereden buldukları belli olmayan evrimcilere yaranmak, masonlara yaranmak için olduğunu düşündüğümüz saptırıcı bilgiler veriyorlar. Hocam niye böyle bir şeyde güç ve onuru arıyorlar, asıl güç ve onur Allah katında değil mi? Selim Hancı da Aydın sormuş bunu Hocam.
ADNAN OKTAR: Eğer deseler ki Darwin yanlış, zaten ne televizyonu onları çıkarırlar, ne gazete köşelerinde onlara yazı hakkı verirler, ne de o anlamda muhatap olurlar. Onu dedikleri sürece onlar onlarla muhatap oluyorlar. Ama halkımız bilinçlenmiş, herkes her şeyi öğrenmiş durumda. Cebrail, Mikail, İsrafil (a.s), Azrail (a.s) evrimle olmadı. Melekler haddi hesabı yok maşaAllah sayılarının, o güzeller güzeli meleklerin onlar da evrimle olmadı. Cinler de her yerde, onlar da evrimle olmadı. Hz. Âdem de evrimle olmadı, hepsini Allah yaratı. Ve biz de bunu ispat ettik. Anlattık ama daha hala 1900’lerin kafası, 1850’lerin kafasıyla o şoktan kurtulamayan tipler oluyor, görüyoruz. Milletimiz ibretle seyrediyor, hayretle seyrediyor. Kuran açıkça Allah “ol deriz” diyor, “olur” diyor. Allah’ın niye evrime ihtiyacı olsun. Bir de evrim düşüncesi tamamen tesadüflere dayalı bir düşüncedir. Yani Allah’ın yaratmasını kabul etmez. Her yer, her şey tesadüfen oluyor diyor onlar. Yani en başından itibaren her şey tesadüfen. Hücre de tesadüf, gözlerin yapısı da tesadüf, kulak tesadüf, beyin de tesadüf diyorlar. Nasıl oldu diyorsun, mucize ile oldu diyorlar. Ama oldu, tesadüfen oldu diyorlar.
MUHABİR: Mucize de sebepsiz olmaz ki, her şeyde bir sebep bir şey de…
ADNAN OKTAR: Şimdi yani karşındaki adam böyle 4 şişe rakı içmiş gibi, yani kafa beyin gitmiş. Onunla ne konuşacaksın, yani ne diyelim,
MUHABİR: Hocam hakikaten şimdi marksizme baktığımız zaman orada zannederim diyalektiğin çizgilerinden biri, hafızam beni yanıltmıyorsa “hiçbir vardan yok, yoktan var olmaz” böyle düşünüldüğü zaman, sadece bu kendi felsefelerini, kendi ideolojilerini kökten çürütüyor. Madem hiçbir şey vardan yok, yoktan var olmayacak Darwinizm nedir? Yada öbür türlü olmayacağını biliyorsunuz, madem de her şeyin bir sahibi olduğunu niye söyleyemiyorsunuz gibi bir sürü de sualler de geliyor insanın aklına,
ADNAN OKTAR: Bunların en büyük atışı diyelim, madde sonsuzdan gelip sonsuza gidiyor diyorlardı. Bir de baktılar ki, maddenin başlangıcı var. Big Bang teorisi ile bu anlatıldı. Baktılar ki o iddiaları tamamen yersiz. Yani dünya on veya on beş milyar yıl önce sıfır hacim, sonsuz yoğunlukta bir şeyin diyorlar, yani yokluktan, yokluğun patlaması ile bu evren meydana geldi diyorlar. Kuran ne diyor yokluktan oluştu diyor. Sıfır hacim ne demektir, yani hacmi sıfır hiç yok hacmi, yok ne anlarsınız, yok demektir değil mi? Ya bir şeyin hacmi vardır. En fazla şu iğne başı kadar, toplu iğne başı kadar bir şeydir. Sıfır hacim demek hiç yok demektir. Hiç olmayan bir şeyden kainat meydana geldi diyorlar. Bitmiş işte, bunu diyorsan sen, Allah birdir diyeceksin, başka diyeceğin bir şey yok inşaAllah.
MUHABİR: Evet aklın yolu bir ama işte… Sayın Hocam, bakıyorum da yıllarca tüm Türkiye’nin gözü önünde gayri ahlaki bir hayat süren ve bu yönüyle tüm sınırları zorlayan hatta magazin basının odağı olan bazı insanlar şimdi kalkıp kendilerince akıl hocalığı yapıp ahlak dersi vermeye çalışıyorlar. Sayın Hocam insanın özellikle de bir anne ise böyle konuşurken tarihine bakıp, inandırıcı olur mu, olmaz mı diye düşünmesi gerekmez mi? Diyor saygılar hürmetler demiş Mübehat Demirci Bursa’dan aramış bu kardeşimiz de, çok güzel de adresi göstermiş aslında.
ADNAN OKTAR: Evet herhalde o Sabetaycı aileleri kastediyor kardeşimiz. Bunların hakikaten kökenlerine baktığımızda olmadık skandallar, olmadık rezaletler, olmadık ahlaksızlıklar yapan kişiler olduğunu görüyoruz. Zaten o kafada olmasa, zaten böyle bir sitil geliştirmez bunlar, böyle bir yapı geliştirmezler. İftira, hakaret, saldırı, bağırma, çağırma, rezalet bunların silahı olmuş oluyor. Yapısı olmuş oluyor. Müslüman da bunlara karşı şefkat, merhamet, sevgi, muhabbet muhabbetin de üstünde nurla yaklaşır. İnşaAllah Allah’ın nuruyla, Allah’ın tecellisi olarak muhabbetle yaklaşır. Tabi üstün derken, hepsi bunun içinde o anlamda diyorum. Biz tehdide, çirkinliğe muhabbetle, saldırıya şefkatle, ahlaksızlığa güzel ahlakla mukabele etmekle mükellefiz ve bunu sonuna kadar bu şekilde yapacağız inşaAllah.
MUHABİR: Hocam bu özellikler Resulullah’ın özellikleri.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah
MUHABİR: Kendi ceddine de, nesline de yansıyor demek ki, yani böyle de bir işaret almış olalım buradan inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabi ki bütün Müslümanlar Resulullah’ın öğrencisi olduğu için, o ahlak içerisinde olmakla mükelleftir. Çirkefe Müslüman nur ile karşılık verecek. Ve o çirkef o nurun ışığıyla adeta hipnotize olacak, saldırıya sevgiyle karşılık verecek. Ve bu hiç şaşmaz bir sistem olacaktır inşaAllah
MUHABİR: Resulullah Efendimiz’in böyle kendi kanından gelen bazı güzellere de bakmak biraz zor oluyor Hocam yani insan gözünü alamıyor, böyle bakmaya doyamıyor, edemiyor gibi.
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun,
MUHABİR: Dünkü Fatih Altaylı’nın isim vermişler burada, programında bile evrime inanamayanların oran % 53 çıktı ve Fatih Altaylı bu orana biraz bozuldu. Neden Türk milletinin imanlı olması bu kişileri rahatsız ediyor, Altuğ Sinanoğlu İzmir’den soruyor bu soruyu da Hocam.
ADNAN OKTAR: %53 değil, yani en az %95 kaç defa araştırma yapıldı. Kaç defa inceleme yapıldı. Çıksınlar herhangi bir yere, Taksim’e çıksınlar. Efendim Üsküdar’a gitsinler. Halktan insanlara çevirsinler mesela, yüz kişiyi, bin kişiyi çevirip konuşsunlar. Allah’a inanıyor musun? Darwinizm’e mi inanıyorsun Allah’ın yarattığına mı inanıyorsun? Hepsi Allah’ın yarattığına inandığını söyleyecektir, hepsi. Ya bir tane ya iki tane ya PKK’lı da, ya Masonla karşılaşırlar. Ya aklı evvel birisiyle karşılaşırlar. Ya bilgisiz cahil birisiyle karşılaşırlar. Bunların toplam oranı da %3’ü geçmez, söyleyeyim.
MUHABİR: Kesinlikle, Hocam şu var, çok basit bir ölçü vermek gerekirse bilmiyorum pek mantıklıdır yani sizde inşaAllah bağışlayın beni bu konuda, evrene baktığımızda yada dünyaya baktığımızda, yer küreye baktığımıza sahipsiz herhangi bir kavramı bize gösterebilirler mi diye düşünüyorum, zannederim gösteremezler. Yani bağ bahçe de olsa, ne bileyim bir kapı da olsa, bir kitap da olsa, bir defter kağıt her şeyin bir sahibi var. Şimdi bakıldığında böyle muhteşem bir nizam tıkır tıkır işleyen, bir de gökyüzünde boşlukta yani ne zembille bağlı, ne bir şeyle bağlı, hepsinin on iki seyyarenin kendi etrafında dönüşü, günlü Güneş’in etrafında dönüşü yani anlatılmaz bir sistem. Yani basit bir araba yapıyorsunuz, bunun bile bir sahibi oluyor, markası oluyor, bilmem nesi oluyor. Şimdi bu kainata sahipsiz demek, yani ustasız demek nasıl bir abes, nasıl bir ayıp, nasıl bir densizlik yani bunun adı nedir yani.
ADNAN OKTAR: Ama bunlar işte kaderlerinde olanı yapıyorlar. Allah onları öyle yaratmış. Müslümanları da böyle düzgün, aklı başında yaratmış. Allah vermesin yani insanlar belki bir kısmının öyle olmasında bir şeylik görüyor olabilir ama onda mutlaka bir derinlik ve hayır var ve güzellik var. Çünkü eğer onlar olmasa biz imtihan olamayız. Yani karanlık olmasa aydınlık olmuyor. Negatif olmayınca pozitif olmuyor. Güzel olunca çirkin vardır. Çirkin varsa güzel vardır. Bunlar Allah’ın yarattığı kanundur. İmtihanın da gerekli olan zeminidir.
MUHABİR: O zaman biraz Milk-i Beka hakkında da fikir sahibi olmak lazım diye düşünüyorum,
ADNAN OKTAR: Evet,
MUHABİR: Çünkü ben gibi böyle acizlerin hemen,
ADNAN OKTAR: Estağfurullah,
MUHABİR: Enaniyet ya da böyle nefsi duyguları ön plana çıkıyor. Bugün internette Yaşar Nuri Hoca’nın hurmadan gelmiş olabiliriz, tövbe estağfurullah, cümleleri yer aldı. Hocam sizce neden böyle değerli âlimlerimiz neden bilim dışı hurafelere kulak asıyorlar. Bir yandan ilerleyen 21. yüzyıl bilimi Darwin’i ve evrimi yalanlıyor. Bir yandan da dinimiz evrimin geçersizliğini ortaya çıkartıyor. Siz söylemiştiniz Hocam, melekleri ve cinleri evrimle mi oluşturduğuna mı inanıyorlar, Hz. İbrahim’in yaptığı çamurun kuş olması, Hz. Musa’nın asasının yılan olması da nasıl açıklıyor Yaşar Nuri Hocam evrimle çok merak ediyoruz. Yani bunu nasıl açıklıyor Yaşar Nuri Hocam diye soruyor, Erol Orcutoğlu Suadiye’den sormuş Hocam, İstanbul’dan.
ADNAN OKTAR: Tabi ki mesela Hz. İsa (a.s) çamurdan kuş biçiminde bir şey yapıyor, üfürüyor, kuş uçuyor. Normal yumurtlayan, üreyen bir kuşa dönüşüyor. Mesela Hz. Musa asasını attığında normal yılana dönüşüyor. Hatta orada onların yaptıklarını da yutuyor hayvan. Yani normal yılan,
MUHABİR: Rabbim ol dedi mi oluyor.
ADNAN OKTAR: Evet bunda evrim olmadığına göre yaratılışta da evrim yok demektir. Cenabı Allah’ın açık ispatı artık, Allah göstertiyor ne olduğunu, göstertiyor. Ayrıca da hurma ağacı milyonlarca seneden beri hurma ağacıdır. Fosillere baktığımızda, ağaç fosillerine baktığımızda 100 – 150 milyon, 200 milyon, 250 milyon yılık ağaç fosillerinin aynısıyla durduğunu görüyoruz. Her zaman ağaç yani ağaç. Yani benim Yaratılış Atlasım’a baksınlar, orada ağaç fosilleri vardır. Bitki fosilleri vardır. Hiçbir değişikliğe uğramamıştır. 250 milyon yıllık, 300 milyon yıllık fosiller vardır. Bunlarda değişiklik olmaması da ayrıca Allah’ın onlara gösterttiği bir ispattır ve hurma ağacı şu ana kadar arabaya binip geziyor olması gerekiyordu, yani eğer evrim geçiriyorsa hurma ağacı, profesör olması lazım. Yani hurma değil mi caddelerde hurma ağaçlarının gezinmesi gerekiyordu.
MUHABİR: Evet Hocam, çok özür dileceğim yani böyle şeye benzedi iş yine. Bediüzzaman Hazretleri’nin kitaplarını biraz daha anlaşır hala Abdullah Efendi soyismini şimdi hatırlayamadım. O diyordu ya, siz hiç büyük baş hayvanların güzel sanatlar sergisine gidip resimleri incelediğini gördünüz mü diye çok güzel bir kıssa vardı. Yani özür diliyoruz seyircinden ve sizlerden, hayvan hayvan hala olduğu gibi yani, insan insan yani, eğer evrim olsaydı ya da böyle bir şey söz konusu olsaydı bugün güzel sanatlar merkezinde işte biz büyük baş hayvanları falan görebilirdik gibi çok güzel bir...
ADNAN OKTAR: Bütün ağaçlar hiçbir şekilde değişikliğe uğramamışlar. Yani yüzlerce, binlerce fosil var. Yani sırf benim gördüğüm bildiğim var, yani bizzat gördüğüm var. Ayrıca milyonlarca fosil var. Yani dünyada milyonlarca ağaç fosili vardır, bitki fosili vardır. Hiçbirinde hiçbir değişik yoktur. Yani 200, 250 milyon yıllık bir sürü ağaç fosili var. Çeşit çeşit, hepsi ama bütün otlar çiçekler hepsi aynısıyla kalmışlar. Böyle bir konu yok, bu hurafedir.
MUHABİR: Evet Hocam çok sağolun
ADNAN OKTAR: Yani hurma hiçbir zaman için böyle evrim geçirip taksiye binip böyle İstanbul caddelerini gezmez hurma ağacı, inşaAllah.
MUHABİR: Sayın Hocam, Adnan Hocamız ve sunucu kardeşimize hayırlı programlar dilerim demiş. Atatürk’ün manevi kızı Ülkü Adatepe bir röportajında Atatürk’ü dinsiz göstermeye çalışanların iftira attığını söylemiş. Ezan dinlemekten çok bir zevk aldığını ve dindar olduğunu, Allah’a dua ettiğini anlatmış. Atatürk’ün bu ahlakına ilk dikkat çeken siz olmuştunuz Hocam, bizleri bilgilendirdiğiniz için Allah sizden razı olsun demiş, bunu da Selami Ekin Rize’den iletmiş bize Hocam.
ADNAN OKTAR: İsmi
MUHABİR: Selami Ekin
ADNAN OKTAR: Selami Ekin evet, maşaAllah, Allah razı olsun kardeşimizden, çok güzel söylemiş. Atatürkümüz tam gerçek bir dindardı. Hemen her gün Kuran tilaveti dinleyen insan, her gün. Tam bir Kuran aşığı. Peygamber Efendimiz’in hayatını hazırlattı, Elmalı Tefsiri’ni yaptırttı, Buhari’yi tercüme ettirdi, Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kurdurdu. Türk İslam Birliği’ni savundu, övdü, teşvik etti. İleriki zamanda bunların gerçekleşeceği müjdesini verdi. Peygamber aşığı, Allah aşığıdır. Peygamberimizi çok müthiş öven, Allah aşkını çok güzel ifade eden bir insandır. Onun için Atatürkümüzü biz biliyoruz, onlar kendi dünyalarında istediklerini konuşsunlar, ama onların yanlış olduğunu herkes biliyor. Biz bizim anlattıklarımız tam doğrusudur.
MUHABİR: Tübitak evrimle ilgili bugüne kadar birçok yayın yaptı, ancak hiçbir zaman Yaradılış gerçeğine yer vermedi. Tübitak’ı bugün eleştirenler o günlerde nerdeydiler demiş, Vedat Özmen bunu da İstanbul’dan soruyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, bu tip bilimle ilgili çalışma yapan merkezlerin birçoğuna zamanında Darwinist bir müdahale oldu, yani Darwinist insanlar o kurumlara yerleştiler zamanla ve Darwinizm’e de çok derinden inandılar, ama şu an yıkıldığını da gördüler. Bundan sonra tarih dersi şeklinde, tabii ki bir bilim dergisi tarih bilgisi de verecektir bize. Ama biraz da Mısır dinlerinden de bahsetsinler, yani Nil’in çamurlarından nasıl insanlar tesadüf olduğunu, tesadüfen oluştuğunu iddia ettiklerini anlatsınlar. Değil mi, eski Sümerler nasıl yine aynı şekilde insanlar ve canlıların tesadüfen olduğunu anlattıklarını anlatsınlar bize. Ve Darwin’in de bu safsatalarını bize anlatsınlar, biz bir tarih dersi olarak bunu öğrenelim. Ama insanlarımız bilimsel doğruları öğrenmek için yani internet imkanlarını kullanıyorlar artık, fotoğrafları görüyorlar, belgeleri görüyorlar, fosil sergilerine gidiyorlar, insanlar artık gözleriyle gördüklerine inanıyorlar. Yani kimse safsataya inanmaz bundan sonra. Bizim milletimiz son derece zeki ve aklı başında bir millettir. Doğruları asla bırakmazlar.
MUHABİR: Doğru diyorsunuz Hocam. Adnan Bey ben son günlerde yabancı haber sitelerinde Papa’nın evrimi savunan, Vatikan’da içine kapandığını okuyoruz, Evrim konferansına ev sahipliği yapılmasını kişisel olarak desteklemediği için toplantılarına da katılmıyormuş, bu doğru olabilir mi? Papa desteklemeden Vatikan bu kararı nasıl alabilir? Demet Bilgehan, İstanbul’dan soruyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Vatikan’da eskiden beri bu iddia ediliyor; yani böyle bir mason hâkimiyeti olduğu, hatta mafya etkinliğinin yüksek olduğu eskiden beri anlatılırdı. Ama bu sefer hakikaten bu delili de insan gördükten sonra, çok güçlü bir yapılanma olduğunu, oranın adeta bir mason locasına çevrildiğini görmüş olduk. Ve hakikaten Papa’yı da ekarte edecek, Papa’yı da etkisiz hale getirecek bir sistemin orada çalıştığını gördük. Belki de tehdit ediyorlar Papa’yı, yani Darwinist diktatörlüğün ne kadar gözü dönmüş olduğu herkes bilir. Belki de daha da başka olaylar dönüyor orada, fakat yaptıkları şov insanlara sadece ibret oluyor. Yani şimdi gittiler orada mesela o arkadaşı orada konuşturmadılar. Tek yanlı kendileri Darwinizm’i anlattılar, ama halk da bu paniği, bu onlarda oluşan korkuyu merak edip araştırıyor. Bir insan gerçeği doğruyu biliyorsa niye panik olsun. Niye tedirgin olsun, mesela orada, o şahıs konuşurken, Darwinistlerin ileri gelen bir elemanı bu konuşan, bizim arkadaşımız oraya giden, ben demiş Harun Yahya’yı temsilen buraya geldim, ben Harun Yahya’nın talebesiyim gibi bir konuşma olmuş. Arkadaşlarımızın oradaki bizzat tespiti, adamın rengi benzi orada kül gibi olmuş. Çünkü artık yalan, safsata nasıl gitsin orada yani. Belli ki soracak yani, bir tane ara fosil var mı diyecek. Nitekim sormuş, yok,
MUHABİR: Hakikaten Hocam, tek bir soru yetiyor yani,
ADNAN OKTAR: Tabi,
MUHABİR: Başka hiçbir şeyi anlatmaya, hiçbir şeyi izah etmeye gerek yok. Kim ne söylerse söylesin, ara fosil göster dedin mi iş bitiyor,
ADNAN OKTAR: Tabi, ondan sonra pır oradan serçe gibi uçtu kaçtı kürsüden. Ne konuşsun, ama hep aynı kafadan adamlar oluşunca, herkes mesela diyorlar ki, şeytan haşa doğru yolda diyor, hep beraber koro halinde şeytan doğru yolda diyor adamlar. Ama hani derler ya, kendileri çalıp kendileri oynuyorlar, böyle olmaz. Yani işin doğrusu vardır. Bize o 100 milyon fosili açıklayacaklar, tek bir ara fosil olmamasını açıklayacaklar, bir proteinin tesadüfen olmasının imkansız olduğunu açıklayacaklar, açıklamayacaklarına göre konu da bitmiştir. Darwin’in kendi söylüyor adam, diyor ki ara fosil yok diyor, ara fosil yoksa benim teorim de yok diyor. Araştırsınlar yeri diyor, her yeri araştırsınlar fakat diyor çıkmıyor diyor adam. 150 yıldan beride çıkmadı yok, ara fosil yok
MUHABİR: Yok tabi, kazımadıkları yer daha kalmış mıdır, halen de kazılıyor ama kazımadıkları yer kalmadı,
ADNAN OKTAR: Hayır bir tane bir tane olsun çıkar yani, bir tane olsun çıkması gerekiyor, hiç yok. Buna karşılık her yerden Yaratılışı ispat eden fosil çıkıyor. Kardeşim bu ne biçim inattır bu? Bu nasıl bir kararlılıktır bu? Yani insan değil mi önce delile bakar, delilden sonuca gider. Yani hadi onların açısından diyorum, yani o metaryalist görüşe göre, bundan önce bir Allah’ın olmadığına inanmışlar, sonra Allah’ın olmadığının delilini arıyorlar. Yok, yani böyle bilim olur mu?
MUHABİR: Hakkaten dediğiniz gibi Hocam, bazen komediye de ihtiyaç var. Metin Çargan Eskişehir’den soruyor Hocam; hayırlı akşamlar demiş, programınızı kaçırmamak için alelacele de evimize geliyorum, sizi çok seviyoruz. Yeni öğrendiğimize göre EİT’i zirvesinde Ahmedinejad İslam ülkeleri arasında ortak para birimi kullanmayı önermiş. Ekonomik krizi çözmek için bir birliktelikten bahsetmiş, siz bunu çok uzun zamandan beri söylüyorsunuz, Allah dediklerinizi hayata geçiriyor, demiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Bu gelişmeler o kadar hızlandı ki ve o kadar çoğaldı ki, artık hangisine insan dikkatini vereceğini şaşırıyor. Gerek Türk Birliği, gerek İslam Birliği, gerek birleşme, gerek Darwinizm’in çöküşü, gerek İslam’ın yükselişi, her yerden bir müjde ve olağan üstü haberler geliyor. Bu ahir zamanın bereketi ve güzelliği, yani bu hızla giderse çok az süre var gibi görünüyor inşaAllah
MUHABİR: İnşaAllah, hatta bir antlaşma var bizim devletimizin ülkeyi hatırlayamayacağım İran olsa gerek, Türkiye kendi para birimiyle, o kendi para birimiyle bir alışveriş bir ticaret var ama, tam hatırlayamadım ama başladı,
ADNAN OKTAR: Sınırların açılması an meselesi, Gürcistan’la görüşmeler yapılıyor, Ermenistan’la görüşmeler yapılıyor, antlaşmalar da sağlanmış. Yani an meselesi. Suriye de öyle, belki bir yıla kalmayabilir. İnşaAllah, maşaAllah.
MUHABİR: Hocam yine sizin söyledikleriniz çıkıyor,
ADNAN OKTAR: MaşaAllah,
MUHABİR: Evet, Saygıdeğer Adnan Hocam demiş, sizin de konuşma üslubunuzdaki akıcılık ve hikmet mükemmel, maşaAllah, demiş. Çok fazla konuyu sınırlı bir vakitte tam anlaşılır şekilde açıklaya biliyorsunuz. Hitabetiniz çok güçlü. Tartışma ve sohbet programlarında da konuşmacıların bir konuyu anlatırken asıl noktaya bir türlü değinmemeleri, dinlemeyi çok yorucu hale getiriyor. Dün yine bir sohbet programını seyrettim, yine çok yakından tanıdığımız ilahiyatçı bir büyüğümüze tek bir soru soruldu, ama ana konuya bir türlü değinilemedi program boyunca. Halbuki size bir programda onlarca soru yöneltiliyor, hepsine çok hızlı, özlü ve anlaşılır cevaplar veriyorsunuz demiş. Çevreme bir şey anlatmak istediğimde bazen detaylarda çok oyalandığımı fark ettim. Hitabetiniz nasıl bu kadar güzel oluyor, bize tavsiyeniz ne olur Hocam, Cezmi Şevket Yazıcı, Tekirdağ’dan sormuş Hocam,
ADNAN OKTAR: Şeytandan Allah’a sığınırım, Allah, “nutku veren Allah’tır” diyor Allah ayetlerinde, konuşmayı, konuşmayı Allah yaratır, biz Allah’ın yarattığı konuşmayı dinleriz. Yani bütün konuşmaları Allah yaratır. İnsan istese de öyle bir şey yapamaz, yaptığını zanneder, kendi konuştuğunu zanneder, bütün konuşmayı da halbuki Allah kaderde yaratmıştır. Bizler kaderde olan, Allah’ın yarattığı konuşmaları duyuyoruz şu an. Kimsenin konuştuğu yok, yani o konuşamayan da mesela derdini anlatamayan biri de varsa, o da kaderdir. Güzel anlatan, güzel konuşan da yine kaderdir. Hepsi öyle, mesela Hz. Musa daha dünyada yokken, daha dünyada yokken, o “dilim tutuluyor, göğsüm sıkışıyor” diyor Firavun’un yanına gideceği belirtildiğinde, gitmesi belirtildiğinde, bu konuşması daha o doğmamışken vardı. Çünkü o doğmamışken daha Kuran vardı ve ayrıca daha dünya üzeri böyle dumanlarla kaplıyken, yine Kuran vardı, Hz. Musa’nın konuşması yine orada vardı. Ve daha dünya ateş halindeyken, yine bu konuşma vardı, Hz. Musa’nın konuşması vardı. Bu konuşmaların hepsini yaratan Allah’tır. Peygamberimiz’in hitaplarını yaratan Allah’tır. Başkaların konuşmalarını yaratan Allah’tır. Tek ve mutlak güç Allah’tır. Biz O’na boyun eğmiş, Allah’ın naciz kullarıyız inşaAllah.
MUHABİR: Allah razı olsun Hocam. Ankara’da yaşıyorum üniversite öğrencisiyim, ders programlarımızda hala atın evrimi konusunu bize anlatıyorlar, atın tilki benzeri 4 tırnaklı bir hayvandan evrimleştiğine inanmamızı ve bunu bu şekilde anlatmamızı istiyorlar. Ama hocalarımıza sorduğumuzda bize kademeli bir değişimin kanıtını gösteremiyorlar. Darwinistler değişik zamanlarda yaşamış canlıları keyfi olarak küçükten büyüğe dizmişler, ama fosillere bakıldığında güya atın atası dedikleri canlıyla bildiğimiz atın aynı anda var olduğu görülüyor. Sizin internet sitenizde de hiç değişmemiş at kafataslarını gördüm. Nasıl oluyor da hala okullarda bunu bilimsel gibi anlatabiliyorlar? Gökhan Demir de bunu Ankara’dan sormuş Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, bu çok gariptir, hatta o sıralamayı zaman zaman değiştiriyorlar. Mesela aslanın evrimi diye bir şey ortaya koydular. Mesela ondan küçük daha ne var, kaplan var, mesela kaplan. Biraz daha ileri panter, puma, pars, mesela başak kedi bunları buldu mu, fosillerini, ha demek ki bu buradan buraya doğru evrimleşti diyor. Hâlbuki hepsi ayrı, ayrı ve mükemmel tam düzgün hayvanlar yani tam düzgün mükemmel hayvanlar. Bazen de mesela yeni bir hayvan buluyor “ya” diyor “acaba şunu mu buraya koysak” diyor “araya da onu çıkartıp hangisi uyar” diyor. Sanki böyle oyun oynuyor yani, bu tip teknik genellikle hep kullandıkları bir tekniktir. Yani birbirine benzer, kardeşim bir sürü kedi cinsi var, bir sürü köpek cinsi var. Şimdi bunların cinslerinden mesela fino ile tazı yahut değil mi, başka büyük köpekler mesela buldok var, şu var bu var, Sivas kangalı var, şimdi biz bunların kemiklerini bulsak, bunları dizsek, bu bunların evrimi mi olur? Apayrı hayvanlar. Hayvanın küçüğü de var, ortası da var, büyüğü de var. En başından beri hayvan milyonlarca yıldan beri öyle gelmiş öyle gidiyor. Öbürü de öyle gelmiş öyle gidiyor. Allah onları öyle yaratmış. Yani bunları böyle dizme ile olmaz. Burada ara fosil gerekir. Yani bunların hepsi mükemmel, düzgün hayvanlar. Ara fosil demek mesela bize kafası daha yeni gelişmeye başlayan, bir gözü tepede, kulağının üstünde gözü olan, ondan sonra dizinden yemek yiyen, yani böyle garip varlıklar bulmaları gerekiyor ve milyonlarca olması lazım böyle garip varlıklar,
MUHABİR: En azından boyunsuz bir zürafa gösterseler tatmin olacağız belki,
ADNAN OKTAR: Evet, hiçbir şekilde böyle bir şey bulamıyorlar, hayır öyle bir hayvan da zaten onun oluşması da bir mucize ayrıca. O da olmaz yine, olmaz çünkü onun olması için yine hücre olması gerekiyor. Yani kromozomlar, mitokondriler, kofullar olması gerekiyor. Onları zaten hiç açıklayamıyorlar. Onlar sadece mucize deyip geçiştiriyorlar. Onlara canlılık verilmesi gerekiyor, zaten canlılık verilmesini hiç, hiç açıklama yok. Göz nasıl görüyor diyoruz, yani gören kim diyoruz, ona da açıklama yok. Sesi duyan kim diyoruz, ona da açıklama yok. Her şey mucize imiş, tamam da kardeşim mucizeyi kim yapıyor, onu bize söylesene, bunu söylemiyor. Tesadüfen oldu diyor mucize, tesadüfen oldu diyor mucize diyor. Tam anlamıyla bir açmaz içindeler. Şu an o çılgınlıkla ne yapacaklarını şaşırıyorlar. O derginin kapağının değişmesinin çok büyük bir olay haline getirdiler, ki o da yani biraz şüpheli bir şey. Derginin kapağı yani kendileri de bunu yapmış olabilirler. Yani kendi içinden bazı kişiler de yapmış olabilirler. Çünkü diyecekler ki adamlar, suçlanacaklar, “ya biz derginin kapağını değiştirdik, çok büyük bir suç işledik, ne yapalım bunu telafi edelim, artık sürekli Darwinizm ile ilgili yazılar yazalım” mesela diyorlar ki; “artık bir dergi sayısını sırf Darwin’e ayırın”. Kardeşim ayırsan ne olur, yani bunu izah etsen ne olur, yalan olduktan sonra, yanlış olduktan sonra, doğru olmadıktan sonra istediğin kadar yaz. Milletimiz gülüp geçer buna. Sen eğer yazacaksan kapağına deki, bizim elimizde 100 milyon Yaratılış fosili varsa, 200 milyon da biz de Yaratılış fosili var de, şey evrimle ile ilgili fosil var de. Hadi onu diyemiyorsun, tek bir tane getir diyoruz, kardeşim artık. 10 trilyonu da üstüne vereceğiz, hem de dergiyi daha da genişletirsin, daha da para vereceğiz, tek bir tane. Proteinlerin tesadüfen olamayacağını biliyorsunuz bilimsel olarak, ara fosil olmadığını biliyorsunuz, ne istiyorsunuz o zaman. Yani niçin bu çırpınış, inanmıyoruz yani doğru olmayan bir şeye niye inanalım, delil olmayan bir şeye niye inanalım, aklı başında insanlarız biz.
Şimdi uçak mesela THY uçakları leyleklerden oluştu diye birisi ortaya çıksa ve dayatsa yani bize bunu leylekler uçağa dönüştü dese biz buna nasıl inanalım, safsata olduğu belli. Şimdi sen de bana çıkar çamurlu sulardan tesadüfler sonucu insan oldu dersen, bunlar da uçak yaptılar, uçağa binip geziyorlar dersen, ben buna nasıl inanıyım yani olacak iş mi şu?
MUHABİR: Değil Hocam. Hocamıza saygılarımızı ve selamlarımızı iletiyoruz. Hocam sohbetlerinize internet cafemizde herkese dinletmeye çalışıyoruz. Her gün bazen müşterilerimizden çok değişik yorumlar alıyoruz, İslam’ın ayrı ve bilimin ayrı bir şey olduğunu öne süren Müslüman kardeşlerimiz oldu. Bu kardeşlerimize en güzel cevabı nasıl verirsiniz? Saygılar sunuyoruz, hoş sohbetler diliyorum, bu mesajı ileten kardeşlerimizi de saygı ile selamlıyorum, Allah yar ve yardımcınız olsun, Viyana’dan geliyor bu da, Serdar Kaymak diye bir kardeşimizden, Hocam.
ADNAN OKTAR: Allah Kuran’da bilimi hem teşvik eder, hem de Yaratılışı araştırmamızı ister, Yaratılışı nasıl araştırmamızı gerektiğini bize söyler. Bilimin o zamanlar bulamadığı bilimsel gerçekleri de ta 1400 sene öncesinden Kuran bize bildirmiştir ve bildirir. Mesela madenin evrenin kainatın yoktan yaratılması, bunu daha yeni buldular, yeni fark ettiler, uzun süre kabul etmemişlerdi. Madde sonsuzdan gelip sonsuza gidiyor demişlerdi, şimdi vazgeçtiler bundan. Mesela kainatın ilk dünyanın yaratılış zamanında üstünün bulut ve dumanlarla kaplı olduğunu söyledi Kuran, bunu da çok sonradan 1400 sene sonra fark ettiler, anladılar. Kuran ne dediyse ortaya çıkmıştır, ama Kuran sapık ve anormal dinleri de incelememizi ister. Sapık ve anormal dinleri yani yanlış fikirler, yanlış felsefeler, yanlış inançlar da Kuran’ın bizi teşvik ettiği olaylardır. Yani bize bunları öğrenin der, Allah. Biz tabi ki Darwinizm gibi, pagan dinleri gibi, Şaman dinleri gibi, Hindu dinleri gibi sapkın, garip, yanlış inançları da zaten öğrenmekle biz mükellefiz, tabi ki biz öğreneceğiz. Ama bizi buna inanmaya mecbur etmeyecekler, bu çok önemli. Yani ben Hinduların putlarına tapmıyorum, tapmayacağım. Yani Sümer inançlarına inanmıyorum, yani çamurlu sudan tesadüflerle insanların oluştuğuna inanmıyorum ben, Sümer inancıdır bu, inanmıyorum. Firavun’un inancına da inanmıyorum, Nil’in çamurlarından tesadüfen oluştu diyor o da, ona da inanmıyorum. Darwin de diyor, tesadüfler sonucu çamurlu sulardan insanlar oluştu diyor, buna da inanmıyorum. Ama ilginç ve anormal din ve felsefe olarak ben bunları bir bilim dalı olarak, tarih bilim dalı olarak incelerim. Ve ilginçtir, ibret alırım, gülerim yani kafalarının bu yönde çalışmamasına, bunu anlayamamalarına, bunu kavrayamamalarına hayret ederim ve hikmet gözüyle bakarım. Yani ama bu bilim değildir, bilim denilen şey jeoloji bilimidir, paleontoloji bilimdir, coğrafya bilimdir, tarih bilimdir, mesela Darwinizm’i tarih bilimi olarak verseler bu da bir bilimdir. Yahut mesela psikoloji bilimdir, tıp bilimdir, bunların hepsi bilimdir. Ama Darwinizm bilim değil bir dindir, bir sapkın felsefedir, bu felsefe tarihinde okutulabilir. Yani yahut putların incelendiği, put inançların yani pagan dinlerin incelendiği bir tarih bölümünde ihtisas konusu olarak incelenebilinir. Yani biz tarihe bilim gözüyle bakıyoruz zaten. Ama bunu bir gerçek olarak, yani bilimsel bir gerçek olarak görmüyoruz. Yani mesela biz Hitit inançlarını tarih bilgisi olarak alırız, yani biz bu bilimsel gerçektir demeyiz. Ama biyolojinin anlattıkları bilimsel gerçektir, mesela diyor ki falanca çiçek şu kadar yapraklıdır, şöyle açar, erkeklik organı vardır, dişilik organı vardır, şöyle tozlanır diyor, bu bilimdir, tamam. Ama biri de çıkar da bu tesadüfen meydana geldi derse, bu safsatadır. Safsatayla ilgili de bilim dalı vardır, yani biz safsatayı da öğrenmek durumundayız. Ama safsata olarak öğreneceğiz, yani bir gerçek olarak değil.
MUHABİR: Aslında Hocam Darwinizm, Darwin bile bunu zaten kendi söylemiş, bu şey değil yani, kesin somut olarak ortaya koymuyor. Yani bu diyor artık bilim ispatlanmış, bir Arşimet’in suyun kaldırma gücünü ispatlaması gibi bir şey değil. Bir teori diyor. Teorinin de yani çok elle tutulur, gözle görülür gibi bir yanı olmaması gerek, yani bu ısrar…
ADNAN OKTAR: Bakın adam diyor ki Darwin, adamın bir tane şartı var, “benim teorim için” diyor “ara fosil gerekiyor” diyor. “ara fosil yoksa benim teorim yok” diyor, “ara fosil varsa benim teorim var” diyor ama diyor “bulamıyoruz” diyor, “neden bulamıyoruz” diyor. “bir de kâinat çok düzgün” diyor, yani karmakarışık olması gerekmiyor mu diyor. Niye karmakarışık olsun, çünkü Allah yaratıyor da onun için düzgün. Ara fosil bulamıyoruz diyor, yok da onun için bulamıyorsun. Çünkü Allah yaratmış. Yani Yaratılışa ait fosiller var, ama Darwin’in dediği tarzda ara fosil yani Darwinizm’i destekleyen tarzda ara fosil yok. Şimdi adam şartını koymuş, “benim teorim ancak ara fosil varsa devam eder” der ve olur diyor. Olmadığına göre çökmüş demektir, ama Darwin o kadar da safotorik falan bir tip değil, yani onun dedesi de masondu ve o da aynı fikirleri savundu. Yani bu Darwinist fikirler taa eskilerden beri geliyor. Sümerlerden geliyor, Müslümanların içinde de bunu savunan aklı evveller olmuştur Müslümanım diyerek. Mason düşüncesini Müslümanların içine sokmaya çalışmışlardır. Böyle sarıklı masonlar olmuştur hep İslam tarihinde. Alim diyor ama nice âlim masonlar var,
MUHABİR: Günümüzde de var Hocam,
ADNAN OKTAR: Tabi,
MUHABİR: Hoca diye geçiyor çıkıyor televizyonlara,
ADNAN OKTAR: Tabi, profesör ama mason, masonluğun bir düşüncesidir bu ve bu şeytanın onlara öğrettiği bir düşüncedir, yani her şeyin tesadüfen iddiası. Tesadüflerle oluştuğu iddiası, yani ilk defa karşılaşılan bir inanç değildir bu. Ama bu adam alimdir, din âlimi diyor. Peki, kardeşim Ho Chi Minh de, adam alim ama terörist, yani kan dökücü vampir. Mesela Marx da sosyoloji alimi idi. Ama bütün dünyayı kana buladı, biz ona şimdi saygı mı duyacağız yani düşüncelerine. Mesela Lenin, o da çok kültürlü bilgili adamdı, kendi çağına göre. Ama kan dökücü bir vampirdi ve bir sadistti, yani her bilgisi olana biz saygı duyacağız diye bir konu yok ki,
MUHABİR: Şeytan da güzel bir örnek Hocam,
ADNAN OKTAR: Şeytan mesela çok alimdir ama bütün millet Müslümanlar lanet okurlar.
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: Değil mi? Mesela birçok gangster vardır, seri katil vardır, çok kültürlüdür, çok bilgilidir, biz ona saygı duymayız, yani o bilgili olması önemli değil ki, ahlaksızlığı bizim önemlidir, anormalliği bizim için önemlidir. Biz ahlakına göre önem veririz bir insana, güzel ahlakına ve dürüstlüğüne göre önem veririz.
MUHABİR: Mutlaka,
ADNAN OKTAR: Bilgi dediğiniz doğru yani, öyle olsa biz insanlar şeytana saygı duyarlardı.
MUHABİR: Hocam yarın nasipse bir basın açıklamanız olacak,
ADNAN OKTAR: Evet, inşaAllah,
MUHABİR: Bütün kanalarda da izlenecek. Burada değerli dostlarımız www.harunyahya.tv den Sayın Hocamla ilgili her neyi izlemek, neyi takip etmek isterseniz izleyebilirsiniz. Sorularınıza cevap alabilirsiniz. ahirzamansohbetleri@hotmail.com’u da aman ola ki unutmayın, günün her saatinde muhatap bulabileceğinizi buradan söylemiş olalım. Hocam bir sohbetin daha sonuna geldik, yani böyle yine eksik kaldı, hani yaptığımız bir Anadolu deyimi vardır, olmadı bir daha inşaAllah, bir daha inşaAllah dediğimiz, inşaAllah bu iddialar hep sürer devam eder,
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, MaşaAllah,
MUHABİR: İspat ederiz, sizden bu akşamlık ya da bu anlar için bir mesajınız varsa, izleyicilerimize onları alıp,
ADNAN OKTAR: Her günümüz bir evvelki günden daha güzel oluyor. Bu güzellikler katlana, katlana, katlana devam edecek, hayretler içinde kalacağımız bir döneme geleceğiz inşaAllah, oraya doğru gidiyoruz. Çok neşeli, sevinçli, güzel günlerin arefesindeyiz. Çok samimi olacağız, Allah’tan çok korkacağız, Allah’ı çok seveceğiz. Allah’ın hayırlı yaratıklarına güzellikle, teslimiyetle bakacağız. İnşaAllah çok şahane günler, Türk İslam Birliği’nin şaşalı, muhteşem günleri kapıda inşaAllah,
MUHABİR: İnşaAllah Hocam, evet sevgili dostlarımız, tekrar görüşünceye kadar Allah’a emanet olun diyoruz, Mevlam yar ve yardımcınız olsun, Allah sizi her zaman güzel insanlarla karşılaştırsın, hoşça kalın.