HÜLYA AVŞAR: Ertafınızda ne kadar genç, yakışıklı, güzel kız ve erkek varsa hepsini etrafınızda topluyorsunuz. Ve bunlar size bağımlı oluyorlar bir şekilde, sizden çok etkileniyorlar, ve ailelerinden de kopuyorlar. Şimdi aileleriyle görüştüklerini söyleyemezsiniz çünkü görüşmüyorlar. Ailelerin canları yanıyor, biz çocuklarımızı göremiyoruz. Ben biliyorum, çok yakın bir arkadaşımın kızkardeşi annesini babasını tehdit ediyor. Benim yakınımda yani, ben burada yaşıyorum. Adnan Hocanın müridiyim siz benim annem babam da değilsiniz diyorlar. Bunu ben kendim gözümle, kulağımla duymasam inanın size bu soruyu sorma cesaretini gösteremezdim çünkü emin olduğum şeyi soruyorum size, çünkü çok ciddi bir şey olduğunu düşünüyorum. Neden böyle oluyorlar- ki ben sizin hani barışçıllığı, barışı savunduğunuzu duyuyorum, ya da siz öyle savunuyorsunuz. Annelerden babalardan çocukları ayırarak nasıl bir barış olabiliyor bu? Niçin size bunu yapıyorlar? Artı sizin etrafınızda müritlerinizin olması tepkiyi çekiyor bence. Sadece yazı yazsanız bu kadar tepki çekmezsiniz. Siz bir de vakıf kurdunuz, bir şey yaptınız, birşeyleriniz var yani onlar olduğu için, kapalı kutu içerisindeler. Kaç kişiler bilmiyorum. Nasıllar? Nasıl yaşıyorlar? Hepsi başını örtüyor. Garip garip şeyler olduğu söyleniyor. Sadece söyleniyor. Çok çok afedersiniz işte, duyduklarımı söyleyebilir miyim bir mahsuru yoksa?
ADNAN OKTAR: Hakaret tarzıysa tabii istemem.
HÜLYA AVŞAR: Estağfirullah hakaret haddimize düşer mi? Hiç kimseye hakaret etmem.
ADNAN OKTAR: Çirkin bir şey olursa tabi ki istemem.
HÜLYA AVŞAR: Çirkin bir sözde söylemem. Ama hani kızlı erkekli karşılıklı değişken bir cinsel ilişkide bulunulduğu, işte bunu zaten yazdılar çizdiler. Bunu da ben şimdi ilk defa söylemiyorum.
ADNAN OKTAR: Evet
HÜLYA AVŞAR: Bu tür şeyler duyulduğu için bence siz bu kadar tepki alıyorsunuz. Bunlar niye böyle, niçin bir mürit gereği duyuyorsunuz etrafınızda? Niçin bu kadar genç kızları topluyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Bunların hepsi bahane, psikolojik savaşın, yani o uzmanların yaptıkları özel çalışmayla ve beyin yıkama çalışmasıyla toplumda elde ettikleri bir başarıdır bu. Benim arkadaşlarım son derece efendi, nezih, kibar, saygılı, yani son derece aklı başında, çok kültürlü insanlardır.
HÜLYA AVŞAR: Evet, evet biliyoruz.
ADNAN OKTAR: Ailelerine karşı da çok şefkatlidirler. Ama psikolojik savaş elemanlarının özel olarak eğittiği aileler olduğunda, saldırgan, gözü dönmüş, mesela öyle vakalar oluyor ki evinin kapısını kırıyorlar, içeri giriyorlar, ağzını burnunu kırmaya kalkıyorlar.
HÜLYA AVŞAR: Kimin? Çocukların?
ADNAN OKTAR: Tabii.
HÜLYA AVŞAR: Anneler babalar mı yapıyor bunu?
ADNAN OKTAR: Tabi ki, mesela kız çocuğunu ağzını, yüzünü koli bandıyla bağlayıp, elini kolunu arkadan ayağını bağlayıp minibüslerle sokaklarda gezdiriyorlar.
HÜLYA AVŞAR: Anneleri babaları çocuklarına mı yapıyorlar bunları?
ADNAN OKTAR: Hayır bunlar yani ben size adli delillerini getiririm, yani tutanaklarını getiririm.
HÜLYA AVŞAR: Bunu yapanlar kim onu anlayamadım, özür dilerim.
ADNAN OKTAR: İsim vermek açısından mı soruyorsunuz?
HÜLYA AVŞAR: Hayır hayır, yani anneler babalar, çocuklarına mı yapıyorlar bunları?
ADNAN OKTAR: Evet babalar yapıyorlar. Bir anne baba çocuğuna son derece sevgiliyse, şefkatliyse, onun hürriyetine karışmıyorsa, onun ibadetlerine, taatine karışmıyorsa, bir insan niçin ailesiyle görüşmesin? Yani şunun mantığı var mı? Yani bu, bir insan düşünün, ben mesela sizle görüşüyorum, siz saldırgan birisi olsanız ben sizinle görüşmem, ama siz güzel huylu sevecen bir insansınız, görüşüyorum. Yani mesela fitneci birisi olsa, başka bir gazeteci olsa, onunla da görüşmezdim ben. Ben sizin güvenilir bir insan olduğunuzu bildiğim için görüşüyorum. Aileler için de bu böyledir. Yani bir anne baba çocuğuna karşı saygılıysa, fikirlerine inancına saygılıysa, o anne baba baştacıdır.
ADNAN OKTAR'IN 10 MART 2009 TARİHLİ MAVİKARADENİZ TV RÖPORTAJINDAN
ADNAN OKTAR: Benim dediğim, bildiğim anne baba vardır, dede vardır, anneanne vardır. Bunlar çok halim selim insanlardır, saygındır, eli öpülür, nezihtir, fikir ve düşünceye açıktır, oğlunun çoluğunun çocuğunun dindarlığından iftihar eder, namaz kılmasından iftihar eder, Müslümanlarla görüşmesinden iftihar eder. Türk milliyetçisidir, Türk-İslam birliğini savunur. Ben benim bildiğim aile budur, bu şekildedir. Hürmet, nezaket, sevgi ve saygı hakimdir. Ama öyle aile modelleri var ki, rezalet. Mesela PKK'lı aile, çocuğun da PKK'lı olması için uğraşıyorlar. Güneydoğu'da yüzlerce binlerce gencin ailesi gençleri dağa teşvik ediyor ve bu çocuklar zoraki dağa çıkarılıyor, teşvik eden kim, annesi babası. Seni evlatlıktan reddederim, eve sokmam, mahvederim, işte nüfusumdan silerim, buna benzer iddialar veyahut işte öldürürüm, asarım keserim, nitekim de öldürüyorlar da. Veyahut mesela gayrimeşru alemde oluyor. Birçok insan gayrimeşru alemde olan birçok insan çocuğunu da gayrimeşru aleme sokuyor. Bunu herkes bilir. Yani mesela kadın kötü yolda oluyor, çocuğunu da kötü yola sürüklüyor zorla. Yine aynı tehditle, yine aynı yolla, baskıyla. Çünkü aile dedin mi bir dokunulmazlık geleneği oluşturulmuş. Yani anneye babaya kesinlikle ses çıkarılmaz, söze dinlenir, ne derse doğrudur, dediği aynen yapılır. Peki cezaevlerindeki dolu onbinlerce anneye babaya ne demek gerekiyor! İddia edilen Ergenekon'a mensup bir sürü anne baba var. Hırsız, soyguncu, müptezel bir sürü anne baba var. PKK'lı bir sürü anne baba var. Ensest ilişkiye kızını zorlayan bir sürü baba var ve bunlar hep gizli kalıyorlar. Niye? İşte babandır ses çıkartma. Mesela adam alkollü içkili geliyor, kızının odasına giriyor, sarkıntılık yapıyor, kızcağız korkuyor bağırıyor, çağırıyor. Annesini çağırıyor, annesi de babasından yana oluyor. "Niye ahlaksızlık yapıyorsun?" diyor. "O senin diyor babandır", diyor "Ne yaparsa yapar" diyor. Yani çocuk ispat edemiyor yaptığı ahlaksızlığı. İspat etse de, "Niye babana böyle dedin" diye bu sefer çocuğu vuruyorlar. Yani gidip vuruyor. Ben kaç defa gazetede gördüm. Bir kere böyle bir vakada genç kızın sığınabileceği aileler olması lazım dindar, böyle güzel ahlaklı insanlar olması lazım yani. Bu özellikle PKK olaylarında, ensest ilişkide, yani ensest tekliflerde, ahlaksızlık yapan ailelerde, komünist ailelerde, PKK'lı ailelerde çocuğun sığınabileceği, kız olsun erkek olsun, sığınabileceği aile sisteminin kurulması lazım. Ve bunlar savcılığa bir kağıt verecekler, bir yazı verecekler, ben tehdit altındayım, işte şöyledir böyledir ne ise artık PKK ya komünist tehlikeye. Mesela bir genç kıza diyecek, babasının ensest ilişkiye kendisini zorladığını. Böyle ahlaksızlık yaptığını, ama şahit bulamadığını, tamamen işini gücünü kendi yapıncaya kadar, babası o tavrından vazgeçinceye kadar, ben eve gitmek istemiyorum diyecek çocuk. Yani gitmek istemediğini söyleyecek ve böylece bu rezaletin önüne geçilebilir. Onun dışında bu töre cinayetleri, bu rezaletler, önü arkası kesilmeden devam eder. Çünkü bu anlamda bir kutsal aile yoktur. Kurani anlamda İslam ahlakı anlamında kutsal aile vardır. Yani böyle kutsal aile olmaz. Mesela geçenlerde bir istatistiğe baktım, o kadar fazla ki ensest ilişkiden içeri giren, hapse giren babalar. Mesela çocuğunu hırsızlığa sürükleyen anne ve babalar. Özellikle Güneydoğulu çocuklarda. Bir ara biliyorsunuz, bu kapkaç olayları falan. Birçoğunu ailesi, annesi babası teşvik ediyor. Bu yüzden bu anlamda aile kusursuzdur inancının kalkması, bu konuda yeni örf, yeni bir gelenek geliştirmek gerektiğini düşünüyorum. Çünkü Osmanlı dönemini düşünelim. Osmanlı döneminde böyle zaten ahlaki dejenerasyon yoktu. Herkes herkesin gözü önündeydi ve bir şey olduğunda da bütün mahalle toplanıp o çocuğu kurtarabiliyordu. Ama insanlar şu an birbirlerine yabancılar. Yani çocuğun sığınacağı bir yer olmuyor genelinde. Bu gizli acılara, gizli ızdıraplara bir son vermek için böyle bir geleneğin, yani sığınma geleneğinin, bir ailenin yanına, güvenilir insanların yanına sığınma geleneğinin gelişmesi gerekiyor.
ADNAN OKTAR: Çocuk denilen şey, zaten 40-45 yaşında adamlar benim arkadaşlarım, kardeşlerim. Bir de her gün görüştüğüm insanlar değil, çok çok nadir bir kısmıyla görüşüyorum. Ve hiçbirine ben gidip ailenle görüşme ben demem. Yani teşvik ediyorum, görüşmelerini de çok istiyorum. Ama çocuk gittiğinde ağzını burnunu kırıyorsa, dövüyorsa sövüyorsa, aşağılıyorsa, namaz kılarken kolundan tutup itiyorsa, abdest almasını engelliyorsa, Müslümanlarla görüşmesini engelliyorsa, o çocuk o eve gitmez tabi. Yani ben gitme demem, ama gitmez. Yani nasıl git diyeyim ayrıca.
MAVİ KARADENİZ: İnançlarını yaşaşamıyorsa.
ADNAN OKTAR: Tabii yani alıp kitaplarını yırtıyor, dini kitapları, İslami kitapları yırtıyor. Kuran’ı kaldırıyorlar evden, hiçbirşey okumayacaksın, Müslümanlarla görüşmeyeceksin. Kiminle görüşeceksin? İşte it kopuk arkadaşları oluyor, işte onlarla görüşeceksin. Yani böyle gayrimeşru alemden, yani her yola açık tipler var ya böyle, her türlü ahlaksızlığı yapan tipler, yani dinle alakası olmayan tipler. Bununla görüşeceksin diyor. İnsanlar inancına uygun insanla görüşmek ister. Yani baskı ve dayatma olur mu? Yani mesela Hülya hanımın babası olsa, dese ki falancayla görüşmeyeceksin diye dayatsa, Hülya hanım "tamam, doğru, görüşmeyeceğim" demez. Yani eğer aklına yatıyorsa, düşüncesine yatıyorsa, kendi kararını kendi verir ve görüşür. Mesela dese ki "sen şu kanalda çalışma yapmayacaksın" dese babası veyahut annesi. Yani eğer makul birşeyse kabul eder, ama makul mantıklı birşey değilse kabul etmez. Yani her insan için bu geçerlidir. Yani değil mi? Bir çocuğa annesi babası askere gitmeyeceksin dese, şunu yapmayacaksın dese, veyahut insanlara iyilik yapmayacaksın fakirlere yardım etmeyeceksin dese, insan onu dinlemez. Kuran’ın hükmü var burada. Hayır bir Marksist genç için de bu geçerli. Çocuk Marksistse zorla ona namaz kıldırılmaz. Dindar aile de baskı yapamaz buna. Mesela niye komünist kitapları okuyorsun diye cart diye kitaplarını yırtamaz. Okur çocuk. O fikirdeyse çocuk okur, karışamazsınız. Sadece biz ona doğruyu ve güzeli anlatmakla mükellefiz. Niye komünist oldun diyemeyiz. Ama suç işlerse, can yakarsa engel olabiliriz. Kanun ölçüleri içinde. Yoksa hiçbir fikre, hiçbir düşünceye baskı yapılmaz. Onun için ben baskıyı tabii ki kabul etmiyorum. Ama tabii anneler, babalar benim için kutsaldır. Baştacıdır. Çok severim ben anneleri, babaları. www.HarunYahya.net, www.HarunYahya.org’da ailelerle ilgili bölüm var. Hemen girdim mi kapakta görülüyor. Yüzlerce, binlerce aile beni çok seviyor. Ama bir avuç aile iddia edilen Ergenekon örgütünün yönlerdirmesiyle, aniden bana karşı bir tavır içine girdiler. Çocukların dini kitapları okumasını istememek, çocuklara saldırmak. Mafyadan insanlar göndermek, can yakmak gibi olaylar oluyor. Çocuk can güvenliği açısından en azından gitmek istemez, ama mesela der ki "yavrum ben sana saygı duyuyorum, arkadaşlarına da saygı duyuyorum. İstediğin insanla görüş, kitaplarını da oku, ibadetlerini de yap, ama eve gel, görüşelim" dese bir insana. Bayramdır bu, sevinçtir. Ne güzel insan bağrına basar, küskünse de barışır, konu biter. Ama işte bak sana bir güç gösterisi yapacağım. Ben seni zorla adam edeceğim, zorla hizaya getireceğim, zorla şunu yaptıracağım. Bu terbiyeye de yakışmıyor, saygıya da yakışmaz. Bir insanın onuru, haysiyeti vardır. Zorla hiza etme iddiası çok çok çirkin ve anormal bir harekettir. Her insana saygı duyulması lazım. Her düşünceye saygı duyulur. Mesela çocuk mason da olabilir. Yaka paça onun gidip masonlukla ilgili kitaplarını yırtmak, dövmek, onun görüşmesini engellemek. Böyle bir konu olmaz. İnanıyorsa görüşsün. Kimseye bir zararı yok çünkü. Bir zarar vermedikten sonra, fikri düzeyde kaldıktan sonra güzel. Aynı şekilde bir dindar gence de işte falancayla görüşmeyeceksin, şunu okumayacaksın, şunu yapmayacaksın gibi dayatmalar olursa, bu da yakışık alacak birşey değildir. Herkese saygı duymak lazım. Ayrıca 40 yaşında, 45 yaşında, 35 yaşında insana baskı yapmak hiç yakışacak bir şey değildir. Yaklaşık bu mealde Hülya hanıma birşeyler anlattım.
MAVİ KARADENİZ TV: Özellikle aileleri mi sordu, farklı soruları oldu mu?
ADNAN OKTAR: Buna benzer. Daha ziyade, daha çok bu konularda o konuştu ben dinledim genelinde. Ama kısaca ve özetle ben anlattım tabi, anlaşılacak şekilde, net karşılığı olacak şekilde anlattım. Yani şunu söyledim. Baskı ve şiddet olmadıktan sonra herkes ailesiyle görüşmek ister. Ama baskı ve şiddet varsa, hiç kimse buna tahammül edemez. Çünkü acıya, sopaya değil mi, saldırmaya bir insan tahammül etmez. Aklı başında bir insan bunu yapar mı dövüleceğini, sövüleceğini bile bile gider mi? Ama bunlar yoksa, anne baba sevgi dolu, saygı dolu varlıklardır. Çok çok güzeldir. Her zaman koruyup, kollarız. Hatta bana karşı olan birisi, bir baba kalp rahatsızlığı geçirdi. Kalp ritmi bozuldu. Kalbi durmak üzereydi. Hastaneye gitmek istemiyordu. Zoraki, benim de zorumla, arkadaşların da zoruyla, zorla hastaneye götürdük. Eğer getirmeseydiniz ölecekti dediler bize. Bakın bize düşman adam, buna rağmen yaptık. Mesela bir tanesi kan kaybından ölmek üzereydi. Gece yarısı gece 3 gibi bizi aradılar. Kaldırdım arkadaşlarımı, çevremden falan, gece yarısı eşofmanlarla şunla bunla hastaneye gittik kan verdik. Bu tip olaylar oluyor. Her halükarda tabii acıyoruz, acıyorum. Herkes acır, ama bu derece kararlı olan bir tavırda insanlar kendini korur. Ama bizim için asıl riskli olan iddia edilen Ergenekon örgütünün bu iş içerisinde olmasıdır. Ve şu an yargılanan kişilerle bu ailelerin bir kısmı bağlantı içindeler. Biz bunun delillerini Ergenekon savcılığına suç duyurusu olarak verdik. Yani elde çok kapsamlı deliller var. Bu delillerimizi sunduk. Yani ailelerle iç içeler bir kısım tutuklular. İçerideki kişiler. Ve tutuklanıp bırakılanların da bir kısmı yine ailelerle iç içeler. Yemeli-içmeliler. Yani tam bir organize hareket var. Biz bu nedenle bu kişilere dava açtık ve bu kişilerle ilgili şu an bir çete soruşturması var zaten, bu ailelerle ilgili. Bu ailelerden bir tanesinin bir ferdi dün hakaret ve iftiradan hüküm giydi. Diyorlar ki tertemiz… Peki mahkeme de mi yalan söylüyor? Hakaret ve iftiradan hüküm giydi. Yani daha önce başkasıyla da yine bu tip bir olay oldu. Çocuklar ne yapacaklarını şaşırıyor. Gidiyorlar ya hakaret, ya küfür, ya saldırı. Artık hukuki yollardan kendilerini koruyabiliyorlar. Bunlar olmasa. Niye diğer sevecen, sevgi dolu ailelerle çocuklar rahat rahat görüşüyorlar, dostluk içindeler. Yani özetle baskının olduğu yerde insanlar kendilerini korurlar. Ama özellikle iddia edilen Ergenekon örgütü toplumu motive etmek için, toplumu olumsuz yönlendirmek için bir kısım aileleri ortaya çıkarttı. Bunların bir kısmı parayla yönlendirildi. Bundan da haberimiz var. Bunu da Ergenekon savcılığına bildirdik. Bir kısmını toplantılarda, şunda, bunda, yani bunu bir görevmiş gibi gösterdi iddia edilen Ergenekon örgütü. Bunu da yine belgelendirdik, bunu da gönderdik. Nitekim şu an bununla ilgili soruşturma devam ediyor. Başka bir dava ile ilgili soruşturma da devam ediyor. Tabii gönlümüz istiyor ki, bunların hiçbiri olmasaydı, bu rezaletlerin hiçbiri olmasaydı. Ama iddia edilen Ergenekon örgütü toplumun sinir uçlarını çok iyi biliyor. Mesela cinsellikle ilgili iftira attılar Ebru Şimşek'te. Onu ispat ettim. Evlerin farklılığını gösterdim. Filmleri seyrettirdim, ispat ettim, ondan da öyle kurtuldum. Kokainle iftira atmak istediler, onun yiyeceğime içeceğime karıştırıldığını tespit ettirdim. Adli tıpta bu tespit edildi. Yani gözaltındayken yiyeceğime, içeceğime karıştırıldığını biliyorsunuz. Adli Tıpta tespit ettirip o şekilde kendimi kurtardım. Şimdi de bunlar ortaya çıktılar. Bunlar da ailelerle. Çünkü anne-baba kutsal biliniyor ya halk arasında. Mesela bir babayı çıkarıp ağlatıyor adamlar iddia edilen Ergenekon örgütünün bir çalışması oluyor bu. Halkta bir galeyan meydana geliyor insanlarda, bir kısmında, bilmeyenlerde. Adam eve gittiğinde keyfi yerinde, neşeli. Ama orada kameralar karşısında ağlıyor. Yani ne yaptığını, kızına nasıl bir dehşet saçtığını, kızını nasıl dövüp-sövdüğünü, nasıl yaraladığını, nasıl kitaplarını yırttığını, nasıl inançlarına engel olduğunu, nasıl onun kendi gibi sevdiği insanlarla görüşmesini engellemek için nasıl bir dehşet uyguladığını bunu anlatmıyor tabi bunlar gizli kalıyor, bunu halk bilmiyor. Bir toplum mühendisliği uygulanıyor. Yani buna psikolojik savaşın bir yöntemi denir. Mesela Ebru Şimşek'te de çok başarılıydılar kendilerince. Eğer ben tavanların, yani biri asmolendi biliyorsunuz, benim bulunduğum evin tavanı asmolen, düz tavan, o bayanın bulunduğu evinkiler kiriş, aşağı doğru sarkıyor, kirişli tavan. Sırf buradan bile olay anlaşılmış oldu, pencerelerin yapısından, büyük pencere benim bulunduğum ev. O bayanın bulunduğu evinki pencereler küçük. Ayrıca alenen görüldü, bir kadın bir erkek var, bomboş bir oda. Ve ikisi beraberler. Orada benim silahlı adamlarla olduğum iddia ediliyordu. Uzun namlulu silahlar varmış hatta ellerimde. Nerede filmde öyle bir şey görünmüyor. Benim bulunduğu ev İtalyan modeli, koskoca bir villa. Öbür ev 60 m2'lik falan, küçük, alelade bir apartman dairesi. Bunu mahkemenin huzurunda ispat edince, 2. Ağır Ceza'da ben beraat ettim. Ama basın nasıl kök söktürdü biliyorsunuz. Hergün haber, hergün haber. İşte silahlarla gelmiş, tecavüze kalkmış, şunu yapmış, bunu yapmış. Yani psikolojik propagandanın her türlüsünü yaptılar. Adnan Hoca işte kokainman, kokain içti falan. Yıllarca da bununkini yaptılar. Bunun da mahkemede ispatını yaptım, Adli tıpta. Adlı tıpta da konu uzadı. En sonunda Adli Tıp açıkça raporunu verdi, dedi ki "Bu gözaltındayken yiyeceğine, içeceğine karıştırılarak verilmiştir" ve bu şekilde bundan kurtuldum. Yıllarca Adnan Hoca akıl hastası dediler, kitaplarını okumayın dediler. Yani bakın, psikolojik savaşın yöntemlerini görüyormusunuz? Sonra Askeri Hastaneden sağlam, ruhen ve bedenen tam sağlam, sağlıklı raporu alınca o propagandayı da kestiler. Yani önü, sonu yok. Şimdi de en akılcı şey olarak aileler devreye soktular. Halbuki bizim yıllardan beri. 40 yaşına gelmiş bir insan. 20 yaşındayken ben tanıştım o arkadaşımla, 40 yaşına gelmiş. Yani 20 seneden beri ailesi ses çıkartmamışta, 20 yıl sonra iddia edilen Ergenekon’un tam atağı vaktinde mi ses çıkartıyor? Yani eğer bir anormallik varsa ta başında söylemesi gerekirdi. 20 yıl sonra niye söylemiş. Ayrıca velev ki ona anormal bile gelse, o insana eğer o normal geliyorsa, bu ayrı bir konudur. İzafidir. Bize göre de iddia edilen Ergenekon mensubu olmak anormal. Komünist olmak. PKK’lı olmak, müptezel olmak anormal. Yani bize göre de bu bir zıtlık. Burada yapılacak şey değil mi biz onların nasıl dinine karışmıyorsak, inancına karışmıyorsak veya düşüncelerine karışmıyorsak. Onların da benim veyahut arkadaşlarımın dinine inancına ve düşüncelerine müdahale etmemesi gerekir. Saygılı olması lazım.
ADNAN OKTAR: Anlattığımda bu mesela Doğuda da o aileler baskı yapıyorlar PKK’lı aileler, zorla çocuğu dağa çıkartıyorlar. Çocuk mecbur mu PKK’lı olmaya. "İstemiyorum" diyor. Yok "annendir, babandır dinleyeceksin." Babası ensest ilişkiye sürüklüyor. "Babandır, elleme, karışma, baban seninle şakalaşıyor." Nerenin şakalaşması. Yahut babadır diyor, yapar, ne var diyor. İçkili, alkollü. Veyahut alenen bilse bile anlamazlıktan geliyorlar. Örtbas ediyorlar mesela. Yani çoğu örtbas ediyor. Mesela istatistiklerde bu görülüyor. Gizli olanlar diyor kat kat fazlası diyor. %70 daha fazla gizli kalanlar. Şikayet edenler çok çok az bir kısmı. Ensest ilişkinin şikayeti çok düşük oluyor. Rezil olma endişesiyle, toplumdan tepki görmek endişesiyle, genç kızların çoğu bunu söyleyemiyorlar. Ve zorla o pisliğin içinde, rezilliğin içinde kalıyorlar. Çözüm, sığınabilecekleri arkadaşları olması ve güvenilir aileler olmasıdır. Bu da devletin desteğiyle olabilir ancak inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Aileler işte bunlarla birlikte, bize karşı olan aileler bunlarla birlikte hareket ettiler. Ailelerin içinde de Sabetaycılar vardı. O yüzden basın da aileleri bu kadar çok destekledi. Bir avuç insan Türkiye'yi ayağa kaldırdılar o yüzden. Yoksa normal olarak yani Sabetaycı desteği olmasa bu kadar şamata da yapamazlar. Dışarıdan destek de bulamazlar. Çünkü oyun oynuyorlar alenen, belli. Yani 40 yaşında adamın çocuk denecek hali var mı. Üniversite mezunu, birkaç tane yabancı dil biliyor, kolej mezunu, gayet aklı başında, meslek sahibi bir insan. Eğer bu insan düşünemiyorsa, ben çok iyi düşünüyorum diyorsa bu insanlar, bunu bir düşünmek lazım. Yani bir insanın fikrine saygı duymuyorsa, düşüncesine saygı duymuyorsa, bu öyle kendiliğinden ortaya çıkan bir şey olmaz. Yani bu saldırılar, rezalet çıkartmalar, olaylar falan hepsi planlı yapıldı. Yani bunların aslında inancı da bunların sorunu değil, Müslüman olmaları da bunları o kadar rahatsız ediyor değil de. Fakat bu fikir sistemine karşı, Darwinizme, materyalizme karşı mücadelemiz, masonluğa ve Sabetaycılığa karşı mücadelemizden dolayı bize vurmak için o çocukları bahane ettiler. Yani amaç o. Yoksa yine onların dindarlığına da o kadar karışmazlar. Yani karışırlar da bir süre sonra belki etkili oluruz, düzeltiriz, bir şeyler yaparız, yönlendiririz diye düşünmüş olabilirler. Çünkü her halükarda yine onların kafasına geleceklerini düşünüyorlar, yine eninde sonunda onların da Sabetaycı olacağını, masonik düşünceye geleceğini düşünüyorlar kendi kafalarına göre. Ama asıl amaçları onlar da değil. Çünkü 20 yıldan beri ilgilenmeyen bir insan, 20 yıl sonra birden düğmeye basmış gibi ilgileniyorsa, asıl hedefinin o olmadığı anlaşılıyor. Asıl hedef burada bu fikir sistemidir. Yani masonluğa, komünizme karşı, PKK'ya karşı yapılan mücadele, iddia edilen Ergenekon örgütüne karşı yapılan mücadele, Darwinizme karşı yapılan mücadeledir, bunu durdurmak içindir. Şimdi deli dediler tutmadı, kokain dediler tutmadı. Kadına tecavüz etmeye kalktı dediler, tutmadı. Mali yönden iftira atmaya kalktılar. MASAK raporlarını onu ispat ettik. O da tutmadı. Bu sefer anne-babalar görünümünde ortaya çıktılar, o da tutmadı. Suikast yaptılar, o da tutmadı. Zehirlemeye kalktılar, o da tutmadı. Basınla saldırdılar. Var güçleriyle bütün imkanlarıyla, ki baron orkestrayı yönetti böyle. Ağza alınmayan hakaretlerle saldırdı, yine tutmadı. Bakın gacır gacır Darwinizm çöktü, şu an enkazı ayaklarının diplerinde. Diyorlar bunu Adnan isimli bir gencin yaptığını duyduk. Şimdi gelsin önümüze o diyorlar. Ondan hesap soracağız diyorlar. Her zaman diyorum onar onar, biner biner gelsinler, hatta biraz da argo tabir oluyor, ama alayı gelsin. Yerle bir edinceye kadar mücadele edeceğim. Ne iddia edilen Ergenekon kalacak Allah’ın izniyle, ne PKK kalacak, ne Darwinizm, ne materyalizm kalacak. Hodri meydan diyorum. Onlar ellerinden geleni yapsınlar. Ben de gereğini yapacağım. Bizim milletimiz imanlı, aslan millet. Hepsi imanlı, hepsi iddia edilen Ergenekona karşı, hepsi PKK’ya karşı ve bu aslan milletimle inşaAllah kahraman ordumuzun, kahraman polisimizin imkanlarıyla, onların da gayretleriyle, milletimizin gayretiyle, benim de gayretlerimle bu pisliği bu rezilliği durduracağız inşaAllah.
MAVİ KARADENİZ TV: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Cevat Babuna, hanımıyla kendisi bizim evimize geldiler. Çayımızı içtiler, sohbet ettik, kaç defa görüştüm. Canı gönülden destekliyordu. Hatta yazılı belge de gönderdi. Bu gençler diyor anlatıyor. İnternette de var. İnternete girenler görürler. Ben diyor bunların içinde yaşadım. Bunların temizliğine, efendiliğine, güzel ahlakına, herşeylerine ben şahidim diyor ve kefilim diyor anlatıyor. Ben diyor, kulaktan duyma değil, ben gözümle gördüm diyor ve biliyorum diyor. Bunları uzun uzun anlatıyor. Eşinin de öyle o tarzda mektupları var, yazıları var, ilgili makamlara gönderilmiş. Ben de bize geldiğinde, ben hazır Darwinizm’le ilgili hazır bütün belgeleri, evrakları ona veriyordum. Fotokopileri veriyordum. Nasıl yapacağı, hatta hazırladığı şeyleri de öyle. Direk benden alıntıdır hazırladığı bir kitap var. Büyük bölümü benden alıntıdır, yani birebir kopyadır. Ben helali hoş olsun, birşey demiyorum. Benim hazırlattığım konferanslara gitti. Orada insanlara dini, İslamı anlattı ve hepsinde ben ona yardımcı oldum. Tanıtımında yardımcı oldum. Ama sonra böyle uzaklardan kulağına herhalde bir fısıltı geldi. Bir anda olay bambaşka bir şekil aldı. Akıl almayacak olaylar gelişmeye başladı. O insan gitti, onun yerine bambaşka bir insan geldi. Ne yaparsan yap duracak gibi değil, ne anlatırsan, ne konuşursan konuş duracak gibi değil. O fısıltının nereden geldiğini insanlar tahmin eder. Nereden geldiğini de tahmin eder. Onun için o konuda ben bir açıklama yapmak istemiyorum. İnşaAllah.