ADNAN OKTAR:Candanlığımı görüyorlar. Benim onlara karşı tavrım teşvik edicilik olabilir ancak.
HÜLYA AVŞAR:Neleri teşvik ediyorsunuz?
ADNAN OKTAR: İslam’a ve Kuran’a, Kitap’a.
HÜLYA AVŞAR:Siz niye yapıyorsunuz bunu sadece, anne-babalar yapmıyorlar mı?
ADNAN OKTAR:Anne-babalar da yaparlar, ben çok annelerden babalardan yüzlerce insan var, sevdiğim benim. Ama sokağa çıkmasını yasaklıyorsa, adım atmasını yasaklıyorsa.
HÜLYA AVŞAR:Yok yapmıyordur bunları yapmıyorlardır.
ADNAN OKTAR:Ama bana inanmanız lazım.
HÜLYA AVŞAR:Onlar hemen size mi koşuyorlar?
ADNAN OKTAR: O zaman olmaz.
HÜLYA AVŞAR:Onları nasıl buluyorsunuz mesela onlar size mi koşuyorlar, geliyorlar?
ADNAN OKTAR: Bana koşmuyorlar arkadaşlarının yanına geliyorlar.
HÜLYA AVŞAR:Arkadaşları onları buluyor. Bakıyorlar ki ailelerinde mutsuz kızlar, erkekler hemen onların boşluklarından biz yararlanalım, onların beyinini yıkayalım, bizim arkadaşımız olsun mu diyorlar? Herkes böyle biliyor. Ben sadece elçiyim.
ADNAN OKTAR:Evet ama bak burada makul düşünün. Ben çok makul ve aklı başında bir insanım ve sevecen bir insanım. Yüzlerce anne seviyorum. Bunlarla benim niye alıp veremediğim yok, yani niye bir sorun yok. Demek ki bu aileler yönlendirilmiş, bu insanlar ve bu ailelerle bizim arkadaşlarımız...
HÜLYA AVŞAR:Onlarda mı iddia edilen Ergenekon’da çalışıyorlar?
ADNAN OKTAR:Yani ben bunları burada tek tek açıklamak durumunda değilim.
HÜLYA AVŞAR:Hayır anneler babalarda mı iddia edilen Ergenekon’da çalışıyorlar?
ADNAN OKTAR: Niçin olmasın, niçin olmasın. İddia edilen Ergenekon’un ulaşamadığı yer olur mu?
HÜLYA AVŞAR:Yapmayın.
ADNAN OKTAR:Olur mu yani. Ben bunu ispat edebilirim. İddia edilen Ergenekonun aileleri veyahut toplumu nasıl yönlendirdiğini siz görmüyor musunuz? Basını nasıl yönlendirdiğini, nerelere hakim olduğunu.
HÜLYA AVŞAR:Yok. Aydın insanların iddia edilen Ergenekona karşı çıktıkları ve üzüldüklerini biliyoruz.
ADNAN OKTAR: Tamam.
HÜLYA AVŞAR:Tabi, devlet işlerini kimse bilemez. Biz sadece olan bitenleri seyrederiz. Tüh, tüh bu adamcağız da çok aklıbaşında, kültürlü, askerimiz de ya da vesaire o da içeride deriz üzülürüz. Ama içeride neler oluyor bilemeyiz. Biz vatandaşız sadece. Ama benim meselem sizinle, dediğim gibi hepimiz İslam, biz Müslümanız ama anne ve babaların yüreği çok yanıyor. Siz bu işi halletmediğiniz sürece sizin başınıza herzaman bir zarar gelme korkusu olsun zaten. Çünkü annelerin, babaların gözü karadır. İddia edilen Ergenekon falan da hiç yani, boştur.
ADNAN OKTAR:İstediğim şeylerden biri şehit olmaktır. Ben iftihar ederim.
HÜLYA AVŞAR:O şehitlik midir?
ADNAN OKTAR: Tabi ki, ben Allah için mücadele ederken öldürülürsem ben şehit olurum inşaAllah. İftihar ederim.
Sn. Adnan Oktar'ın 10 Mart 2009 tarihli Tempo TV röportajından
ADNAN OKTAR: Annenin verdiği emeği anlatıyor Allah Kuran’da. Anne ve baba her ikisi içinde yani öf ne demektir? En kısa sıkıldığına dair herhangi bir ifadedir, yani rahatsız olduğuna dair bir ifade. Bu sureti katiyetle yapılmaz anneye babaya. Anne baba mesela Hıristiyan da olabilir, gider meyhanede içer, sarhoş olur alır, onu sırtına alır getirirsin. Ateist de olabilir, elini öpersin saygı duyarsın. Çünkü annendir o senin, babandır. Sana zulmetmiyor çünkü. Demokrattır, saygılıdır, fikirlerine hürmet ediyordur, nezaketlidir, tamam. Ama zulmediyorsa, dinini yaşatmaya engel oluyorsa Kuran’ın açık hükmü var, Allah itaat etmeyeceksiniz diyor. İtaat etmemesi ne demek? Hz. Meryem gibi onlardan uzaklaşması demektir. Hz. Meryem ailesiyle arasına perde çekti diyor. Ashab-ı Kehf gibi. Nasıl o devrin azılı deccalları vardı, dinsizleri vardı. O devirde de aileler gençlere muazzam zulmedip baskı yapıyorlardı, ya bizim dinimize döneceksiniz ya sizi taşlayarak öldüreceğiz diyorlardı ayet var.
ADNAN OKTAR: Ashab-ı Kehf bu şiddetin, bu baskının gücünü görünce Allah’a sığınıp hep beraber toplanıp ayrılıyorlar oradan, hicret ediyorlar, ailelerinden ayrılıyorlar bunlar. Ailelerinin bu dayatmasını kabul etmiyorlar. Çünkü aileler ya bizim dinimiz gibi olacaksınız yani bizim inancımız gibi olacaksınız ya öldüreceğiz, hem de taşlayarak en feci şekilde öldürmeyi söylüyorlar. Onlar da bir araya geliyorlar ve Allah bunu makbul görüyor Cenab-ı Allah bu güzeliği makbul görüyor ve Kefh Suresinde onlara özel bir mertebe vermiş Allah. Mesela "Hz. Meryem’i alemlerin kadınlarına üstün kıldık" diyor Allah bu güzel ahlakından dolayı. Ashab-ı Kehf de Kuran’da övülen, beğenilen, sevilen bir gençliktir. Mesela aynı şekilde Hz. İbrahim de babası Azer vardı, putperestti adam, babasından ayrıldı. Yani baktı ki adam baskı yapıyor, şiddeti uygulayacak, baskı yapıyor, ayrıldı. Kuran’da onun baskı yaptığından da bahsediyor. Hz. Nuh da mesela karısı kafirdi ayrıldı, Hz. Lut da karısı kafirdi ayrıldı. Kuran’da böyle her ne pahasına olursa olsun, dininize imanınıza saldırsalar da, ibadetinize engel olsalar da, sizi dinin hükümlerini yapmaktan ne kadar baskıyla ayırmaya çalışırlarsa çalışsınlar ayrılmayın demiyor Kuran, ayrılacaksınız diyor Allah. Hz. İsa da diyor ki ben diyor anayla kızın arasını ayırmaya geldim, babayla oğulun arasını ayırmaya geldim diyor yani mealen yaklaşık İncil’de geçiyor. Yani ben hak dine uyacağım için, hak dine uyduğum için, bana gelen insanlar da hak dine uyacaklardır, dolayısıyla ailesiyle de arası açılacaktır o kişinin diyor. Ama ailesi de onu destekliyorsa veyahut inancına saygı duyuyorsa, bu güzel. Ama böyle bir dönemde, tabi bize yapılan, ailelerle ilgili yapılan çalışmanın arkasında iddia edilen Ergenekon örgütü var. İddia edilen Ergenekon örgütünün böyle bir çalışma yaptığını biz iki klasör kadar belgeyle Ergenekon savcılığına sunduk. Yani böyle bir çalışma var dedik. Çünkü iddia edilen Ergenekon tutukluları ve iddia edilen Ergenekon sanığı olarak ifadesi alınan kişilerin bir çoğu bu ailelerden bir çoğuyla adeta kucak kucağa iç içeler. Buna ait bizim elimizde mevzul belge var. Ondan sonra bu olaylar böyle tırmanmaya başladı.
ADNAN OKTAR: Saldırganlık, olay çıkartmak, çocuklarını mafyaya dövdürtmeye kalkmak, ağzını, yüzünü koli bantlarıyla bağlayıp sokaklarda minibüslerde gezdirmek, kitap, Kuran’ı yırtmak, kitaplarını yakmak, çocuklar namaz kılarken devirmeye kalkmak, işte falancalarla görüşmeyeceksin ve bizim dediklerimizle görüşeceksin deyip müptezel ve ahlaksız insanlarla görüşmeye mecbur ederlerse çocukları, bu çocuklar buna tahammül edemeyip ayrılabilirler. Ben ayrılın demem. Ama dinine imanına müsade etmiyorsa, yaşamasına. Ayrılan çocuğa da ben ayrılma demem. Ben karışmam. O kendi imanıyla, kendi aklıyla gerekiyorsa ayrılır.
ADNAN OKTAR: Gençler özgürler. Üniversite mezunu aklı başında bir insan istediği gibi karar verebilir. Mesela dindar bir ailede bir çocuk komünistse, ailesi ona baskı yapamaz, masonsa baskı yapamaz, yani o kendi fikrine göre hareket eder. Veyahut ateisttir doğrudan ateisttir. Ateist olmanın gereği neyse, ateist kitapları da okuyabilir, namaz da kılmaz, dinini yaşamaz. Bir dindar aile buna baskı yapamaz, böyle bir gence. Evden atmaya kalkamaz, olay çıkaramaz, arkadaşlarınla görüşmeyeceksin diyerek rezalet çıkartmaz, değil mi?
TEMPO TV: Evet
ADNAN OKTAR: Aynı şekilde bir dindar genç için de bu geçerlidir. Sen falancayla görüşmeyeceksin, kimseyle görüşmeyeceksin, Kuran okumayacaksın, namaz kılmayacaksın, namaz kılarken secdedeyken itip devirmeler, seccadesini yırtıp parçalamalar, Kuran’ı yırtmak, hadis kitaplarını yahut dini eserleri yırtmak, bunlar çok korkunç olaylardır. Bu durumda bir genç, dindar bir genç karşılaştığında o evde durmak mecburiyeti yoktur. Yani çünkü Kuran’a göre Allah’a itaat konusunda eğer bir sorun varsa, yani Allah’a itaatini kabul etmiyorsa karşı taraf, Kuran’ın hükümlerini uygulamasına müsade etmiyorsa o konuda itaat yoktur diyor Allah, farzdır bu Kuran’da. O zaman gerekirse evinden ayrılır, kendisi gibi dindar arkadaşlarının yanına gider. Ama bunu tabi eğer yaşı müsait değilse, bildirir yani gereken resmi kaynaklara bildirir. Ben dini inancımı yaşamak istiyorum der ve kendi gibi düşünen temiz bir aile varsa, temiz insanlar varsa onlarla beraber olur. Bu diğer olaylar için de geçerlidir. Mesela bir baba oluyor, kızıyla ensest ilişkiye girmeye çalışıyor, ahlaksızlık yapıyor. Adam alkolik, kendini kaybetmiş, akşam gecenin ikisinde geliyor mesela, içmiş vaziyette, kızının odasına giriyor. Çocuk bağırıyor, çağırıyor, mücadele ediyor, ama baş edemiyor. Şahit de yok, annesine söylemiş olsa annesi de adamdan boşanmak istemediği için ve etrafa duyulur da rezalet çıkar diye olayı çoğu zaman örtbas ediyor. Ki %70 oranında diyor bu yapılan istatistiklerde bu şekilde. O kadar fazla adliyeye intikal etmiş ensest olayı var ki, bir de intikal etmeyenler var. Bu genç kızların da kurtuluşu için yol açılması lazım. Böyle yardımcı kurtarıcı aileler olması lazım. Bunlara mesela dindar mukaddesatçı bir aile, genç kız diyecek savcılığa bir yazı yazacak böyle bir durum var, burada bir ensest tavır var, veyahut utandığını söyler, yani bir şekilde haysiyetine namusuna yönelik bir durum olduğunu söyler. İlla kendini mahçup edecekse, duyulmasından korku duyuyorsa, küçük düşeceğini düşünüyorsa kapalı da söyleyebilir ve ben burada durmak istemiyorum der. Onu bir aile şevkatle koruyup kollaması durumu gerekir. Yani böyle bir aile, böyle bir koruma müesesesinin kurulması gerekiyor. Mesela doğuda PKK’lı gençler var, bunların aileleri bu çocukları zorla dağa çıkarttırıyorlar, ben senin annen babanım benim dediğimi yapacaksın. Öyle anne baba yerin dibine batsın, öyle anne baba olmaz. Öyle anne babayı toprak alsın götürsün, Allah’ın takdiriyle tabi veyahut Allah hidayet versin de akıllansınlar öyle deyim. Böyle anne babaya itaat olmaz. PKK’ya, Mehmetçiğe kurşun sıkmak için, yüzlerce binlerce genci teşvik edip, zorla gönderen aileler var, bu gençlere aileler sahip çıkması lazım. Bu gençler diyecekler, savcılığa yazı yazacak, benim ailem bir terörist örgüte, PKK deyip ailesini ezdirmekten çekiniyorsa, veyahut benim ailem gayrimeşru illegal yollara beni teşvik ediyor, ben bu aile içide durmak istemiyorum, memuriyetinize bildiriyorum, falanca ailenin yanına sığındım, onların yanındayım, devletim beni korusun, size sığınıyorum diyecek o kadar ve hiçbir şekilde PKK safına katılmayacak. Aynı şekilde mason aileler de öyle çocuklarını zorla mason yapmaya kalkarsa veyahut müptezel aileler oluyor, mesela gayri meşru alemde kadın kendini satan bir kadın oluyor, kızını da kendisi gibi fahişe ve gayri meşru hayat içerisine sokmaya çalışıyor. Bu kızın evden gitmesi lazım ve dindar bir aileye sığınması lazım. Onun da aynı şekilde devlete bilgi verip, ilgili yere mesela bakanlıklara da bilgi versin, savcılığa da bilgi versin. Ben falanca yerdeyim. Burada güvenlik altındayım. Ben bu insanın ahlakını, kişiliğini size zaten ispat da edebilirim, gösteririm de, isterseniz siz de izleyin der, değil mi? Yani çünkü devletin tespit imkanı var. Siz de tespit edin ama beni kurtarın buradan, ben bu pis hayatın içine girmek istemiyorum diyecektir.
Bunlarla ilgili bir gazetenin 19.6.2008 tarihli baskısında yayınlanan "Töre cinayetlerinde Batı illeri sorunu" başlıklı yazıda "Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı tarafından hazırlanan rapora göre en çok töre cinayetinin İstanbul, Ankara ve İzmir’de işlendiği bildirilmektedir. Yazıda detayları verilen başbakanlık raporuna göre İstanbul’da haftada en az bir kişi töre ve namus cinayetiyle hayatını kaybetmektedir. 2007 yılında 220 kişi son beş yılda toplam bini aşkın kişi töre cinayetiyle hayatını kaybetmiştir. Mesela 2006 yılında diyor Türkiye’de her 26 dakikada bir aile içi şiddet olayı yaşandı. Çocuk istismarı, kadın istismarı, taciz, aile içi tecavüz, yani ensest ilişki, şiddet gibi olaylar yasal mercilere en az taşınanlar arasında olmasına rağmen bu rakamlarla karşılaşıyoruz." Bakın, en az adli olaylarda bunlar ilgili mercilere gönderiliyormuş. Mesela bak, ensest gibi olaylar yasal mercilere en az taşınanlar arasında olmasına rağmen bu rakamla karşılaşıyoruz. Utandığı için bu kızlar, çocuklar, çekindikleri için şikayette bulunamıyorlar. Çünkü garip bir aile geleneği oluşturulmuş. Aileye ses çıkartılmaz. Aile ne derse doğrudur. Aile ne derse doğrudur diye birşey yok. Cezaevleri ailelerle dolu. On binlerce aile var şu an cezaevlerinde. Anne baba var. Cinayet işlemiş, hırsızlık yapmış, gasp yapmış, PKK’lı. Anne olmak onu suçsuz hale getirmiyor. Baba olmak onu suçsuz hale getirmiyor. Böyle olaylarda çocuklar, kız çocukları ilgili mercilere, devletin ilgili mercilerine iki satır yazı yazsınlar. Hemen böyle güçlü gördükleri, saygın gördükleri bir ailenin yanına devletin de bilgisi dahilinde sığınsınlar. Böylece bu rezaletler önlenebilir. Yoksa bu hem ensest ilişki de devam eder, töre cinayetleri de devam edebilir, aile içi şiddet de devam edebilir. Bu tip olayların önü sonu biliyorsunuz gelmiyor. Buna sıhhatli çözüm budur. Bu konuda tereddüt edilmemesi gerekir. O kız çocukları yazık değil mi, el kadar küçük kız çocuğu bu yani gücü de yetmiyor onlara. Hatta şüphe üzerine bazen de ahlaksız köpeğin teki bu çocuklara mesela kız çocuğuna tecavüz ediyor. Kız çocuğu ağlayarak geliyor evine, dönüyor, tecavüz ettiğini söylüyor birisinin. Tamam diyor çocuğum sen kirledin zaten diyor rezalet diyor. Senin mutlaka öldürülmen lazım diyor. Yani akla bakın. Bunu isteyen bu değil, bu mağdur, mağdure. Buna rağmen öldürüyorlar kız çocuklarını. Halbuki çocuk da biliyordur öldüreceklerini, buna rağmen bile bile aile baskısı olacağı için, toplum baskısı olacağı için, bile bile ailesinin yanına gidiyor. Halbuki böyle bir olayda direkt devlete sığınıp, mesela karakola, karakoldan savcıya, savcının da onu güvenilir bir aile yanına veyahut devletin güvenilir bir kurumuna yerleştirmesi gerekir ve bu konunun da hiç uzamaması lazım. Yani bazen da karakoldan geri babasına veriyorlar. Alıp götürüyor adam evde öldürüyor bu sefer. Yani hiçbir şekilde verilmemesi lazım.
ADNAN OKTAR: İşte aileye garip bir kutsallık, dokunulmazlık verilmiş ve tabu haline getirilmiş. Halbuki güzel ve temiz efendi aileye aile denir. Sevecen aileye, dürüst aileye aile denir. Piskopat aileye aile denmez. O ailede durulmaz zaten. Genç kız da olsa, genç delikanlı da olsa, yahut genç anne de olsa oradaki anne, ayrılması gerekiyor. Adam dövüyorsa ayrılsın. Yok kızım diyorlar, bu ailendir, bu senin kocandır. Seni döver de söver de, sever de, ne yaparsa yapar, karışamazsın. Bu nasıl bir zulümdür böyle. Kadının ağzını burnunu patlatıyor. Kadını bıçaklıyor, yahut kurşunla yaralıyor. Buna rağmen yine sen evine döneceksin diyor. Geçenlerde de ben gördüm. Kadın hamileyken feci şekilde dövmüş kadını. Kadın neredeyse komalık olmuş, sedyeyle götürüyorlar. Şikayetçi misin demişler, değilim diyor kadın. Çünkü yine kocasının kendisine bakacağını veya gidecek yeri olmadığını bakın gidecek yeri olmadığını söylüyor. Bakın ne faciadır bu. Halbuki iki satır bir şey yazar, devletin ilgili birimine. Gider bir ailenin yanında, muttaki, Müslüman, güvenilir insanların yanında hayatını geçirir. Ne mecburiyeti var.
ADNAN OKTAR: Türkiyemizin her yeri dindar, mukaddesatçı tertemiz insanlarla dolu. Gidip bir ailenin yanında kalabilirler. İki, üç arkadaş birleşip bir yerde kalabilirler. Yahut kendisi de müstakil bir yer, bir ev kiralayıp, bir yerde çalışıp, kendine bakabilir. Kendini ezdirtmenin alemi yok. Genç kız için de bu böyledir. Mesela gayri meşru aleme itilmeye kalkılan genç kızlar, ensest ilişkiye zorlanan genç kızlar, ahlaksızlığa itilmeye çalışılan genç kızlar da kopup ayrılsınlar, devlete bir dilekçe versinler, ya dindar ailelerin, güzel ahlaklı ailelerin yanına sığınsınlar yahut devletin imkanı olan yerleri varsa, mesela kadın korunma evleri var diyelim, evet ona benzer yerler var. Şiddete karşı kurulmuş yerler var. Aile içi şiddete karşı, o yerlere sığınabilirler, ki aile içi şiddet Türkiye’de çok büyük bir sorundur. Ama ailedir. Aile içi şiddete de ses çıkartmayın. Ensest ilişki oluyor, ses çıkartmayın. Böyle şey olmaz. Bunların hepsine ses çıkaracaklar. Hepsine uzak duracak şekilde, kendilerini kurtaracak şekilde tavır alacaklar.