MUHABİR: Hayırlı akşamlar, değerli izleyenlerimiz. Adnan Oktar Hocamızla yine bir sohbet programında sizlerle beraberiz. Ama ondan önce hemen şu hatırlatmaları yapalım. Bizlere ulaşmak için ya da Hocam’a yöneltmek istediğiniz suallerin cevabını alabilmek için ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden ulaşabiliriz. Bunu zaten ezberlediniz. Bunun dışında programı eğer uydu dışından, televizyon dışından izlemek isterseniz, internetten izlemek isterseniz diyelim ya da www.HarunYahya.tv’den de ulaşabilirsiniz.
Aynı zamanda bugün sürekli haber yaptılar. www.haber7.com’dan da programı canlı olarak izleyebilirsiniz. Şu andan itibaren oradan da canlı veriliyor. Ve kitapları, filmleri ya da her ne arzu ediyorsanız indirmek isterseniz www.HarunYahya.org, www.HarunYahya.net sitelerinden de, ne arzu ediyorsanız indirebilirsiniz. Özellikle TÜBİTAK’ın kitap kapağı konusundan sonra ortalık sanki bir ölüyü hortlatma gibi bir durum hâsıl oldu. Ama önce Hocam hoş geldiniz ekranlara.
ADNAN OKTAR: Hoşbulduk, sefa geldiniz sizler de.
MUHABİR: Hocam Allah razı olsun. Mesajlar da o yönde anladığımız kadarıyla. Darwinizm’i yeniden bir hortlatma gibi bir çaba var, kamuoyunda demeyelim de belli çevrelerce belli camialarca. Nedir bu dert, nedir sıkıntı, nedir böyle bir kaygı, neyin kaygısını çekiyorlar, diye bir soruyla başlasam acaba?
ADNAN OKTAR: Darwinizm az düşünülen, sıradan düşünülen ortamlarda belki insanlara kolay gelebilir. Ama kainatın yapısı çok çok ince detaylarla dolu ve alenen metafizik yani. Çok açık metafizik olduğu. Bir kere bakın düşünün, bir insan hiçbir şekilde maddenin aslıyla doğrudan muhatap olamıyor. Mutlaka monitörden izlemek durumunda.
Yani mesela, geçenlerde Celal Hocamız, çok heyecanlı hopluyor, zıplıyor. Böyle sempatik hareketlerle bir şeyler anlatıyor. Hakikaten kendince de inanmış belki de. Veyahut öyle inandığını da düşünüyor olabilir. Fakat bütün o yaptığı hareketleri beyninin içinde seyrettiğinin farkında değil. Hiç haberi yok. Mesela diyor ki, bilim adamları laboratuarda şunu yapıyor, bunu yapıyor diyor. Hiçbir bilim adamı bir laboratuarın aslıyla doğrudan muhatap olamaz. Mutlaka beynindeki görüntüsü ile muhatap olur.
Yani bir kere bilimsel çalışma yapabilmesi için bir insanın beyninin içinden dışarı çıkması lazım, yani her şeyin aslını görebilmesi için. Dışarıda maddenin aslı çok değişik. Mesela, Güneş’in ışığı yok. Bunu bilim adamları kendileri söylüyor. Ayrıca eğer göz olmazsa, madde görünür halde değil, dışarıda. Yani aralardaki boşluklardan dolayı görünür halde değil. Göz onu görünür olarak görüyor. Mesela, dışarıda renk yok. Yani bizim gördüğümüz 7 renk ve onun çeşitli türevlerini görüyoruz. Dışarıda renk yok. Dalga boyları var. Bu yüzden yani bilim adamı derken adamın laboratuarda çalışma yaptığını da iddia ederken, beyninin içindeki Allah’ın gösterdiği laboratuarda çalışma yapıyor. Dışarıda hiçbir şekilde bağlantı kuramaz. Dışarıyı da Allah yaratır. O ayrı konu da. Fakat hiçbir insan dış alemle doğrudan bağlantı halinde değil. Ne sesinin aslını duyabilir. Dışarıda sesin aslı yok zaten, dışarıda dalga var. İnsan sağır olan kulağına çünkü bütün kulaklar sağırdır, sadece ses dalgasını elektriğe çeviren bir aygıttır kulak. Kulakların hepsi sağırdır. Beyne götürür elektrik akımını, beyindeki kulak dinler. Bütün gözler kördür. Mesela, bakıyor, insanlar diyorlar ki göz görür. Öyle bir şey yok. Her insanın gözü kördür. Göz sadece kamera görevi vardır, yani bir fotoğraf makinesi ne kadarsa yahut bir video kamera ne kadarsa görevi, yani ne kadar görüyorsa, onun göz olarak kabul edelim. O ne kadar geçerliyse insan gözü de o kadar geçerlidir. Gözler kördür. Göz sadece, elektrik haline getirir görüntüyü, alır beyne götürür, beyindeki göz onu görür. İnsanların göremediği bir göz vardır. Bir de göremedikleri bir kulak vardır. Bu da duyar. Bu işte ruhtur. İnsanlar bunun farkında değil. Yani dünya tamamen metafiziktir. Ve olağanüstüdür dünyanın yapısı. Atomların yapısı nefes kesicidir. Müthiş bir mükemmellik, müthiş bir düzen vardır. Moleküllerde muazzam bir düzen vardır. Kainatta muazzam bir düzen vardır. Zaten Darwin’in kendi teorisinden şüphe etmesine neden olan şeylerden birisi de buydu. O zamanlar zaten atomun yapısını da bilmiyordu o. Hücrenin yapısını da bilmiyordu. Bunları bilse belki de adam secdeye kapanacaktı. Bakın söylüyor adam, ara fosil bulamıyoruz diyor. Ara fosil yok. Ama Celal Hoca çıkmış bütün dinozorlar ara fosildir diyor. Ya kardeşim, Hocamız, artık ne diyelim bilmiyorum yani, sen dev mükemmel bir varlıktan bahsediyorsun, 12 metre, 15 metre 19 metre boyu var hayvanın, 25-30 metre eni var. Mükemmel kemik yapısı ve mükemmel bir kas sistemi var. Hayvanın hormonları var. Hayvanın üretim mekanizması var. Hücrelerinde bütün vücut özelliklerine ait milyonlarca bilgi kodlanmış durumda, yani mükemmel bir varlıktan bahsediyorsun sen ve kusursuz bir varlıktan bahsediyorsun. Neresi bunun ara fosil. Ara fosil dediğin şey eciş bücüş, karmakarışık, yarısı ölen yarısı yaşayan garip varlıklara denir. Bundan milyonlarca olması gerekiyor diyor Darwin. Hiç yok. Tek bir tane yok. O gün de dedik, Celal Hoca’ya bir tane getir dedik. Ama ben yine Celal Hocam’a bir hediye getirdim bugün. Bundan sonra ona her gün bir hediye var. Mesela, efendim, 95 milyon yıllık kedi balığı. Şimdi Celal Hocamız sıkı dursun, gösteriyorum. Bak Celal Hoca, 95 milyon yıllık kedi balığı fosili olduğu gibi duruyor, görüyorsun.
MUHABİR: Dinozora benzemiyor.
ADNAN OKTAR: Evet, ne de zamanla işte insan olmuş. Aynı şekliyle kalmış, buyurun. Tıpatıp aynısı. Şimdi bunun için büyük bir alim olmaya, doktora yapmaya da gerek yok. İlkokul çocuğuna göstersen anlar. Fotoğraf gibi, bak ben burada yakından görüyorum kılçıklarını en ince detayları bile görülüyor. Tıpatıp aynısıdır. Tabii yine size, Celal Hoca’ya bir hediyemiz daha var bugün. Evet hemen görür görmez tanıyacaktır Hocamız, ilmine güveniyoruz. Amfibiyen, bakın yaşı ne kadar 290 milyon yıl ve 248 milyon yıl arası. Ve tıpkısının aynısı, görüyorsunuz, üsteki resmi alttaki de fosili. Taşlaşmış fosil. Birebir aynı. Hani bu bizim atamızdı? Hani bu dedemizdi, değil mi? Demek ki değilmiş. Bu hayvan hayvan olarak kalmış. Bakın asrımızda kayanın üstünde hayvan geziniyor. 290 milyon yıl önce de geziniyormuş kerata, o kayaların üstünde. Orada kalmış. Allah fotoğraf gibi dondurmuş. Demek ki nereye baksak Yaratılışın delillerini görüyoruz.
MUHABİR: Bir de o Celal Hoca’nın söylediği bir şey vardı. Bu, tam da emin değilim ama, sizin kaynaklarınızda da zaten var. Bakanlar görür onu. Bu oksijen ile alakalı, onun oksijen yok, dünyada böyle bir şey yok dediği dönemlerde, bulunan granitler, mermerler, taşlar var Hocam.
ADNAN OKTAR: Şimdi Celal Hocam’a gösterdim. O devirdeki kayaları gösterttik. Demiroksit kayaları. Oksijenin âlası varmış, ama diyelim ki Celal Hocam’ın dediği gibi olsun ortam. Ama var olduğunu ispat ettik, gösterdik yani hem de net. Çok büyük kitleler halinde var, demiroksit kayaları. Eğer o dediği şekilde olsaydı, oksijen olmasaydı, o zaman da ozon olmuyor. Ozon olmayınca da, şimdi bakın gökyüzünde ozon tabakası olmasa, canlı diye bir şey kalmaz. Güneş ışınları ne var ne yoksa hepsini öldürür. Şimdi yine olmadı, bak oradan da tutturamadı. Öyle hücre mücre hiçbir şey bırakmaz. Ben aslında Celal Hocam’a bugün protein tozu da getirecektim. Burada şöyle bir hamur haline şöyle bir karıştırıp kaşıkla gösterecektim, protein tozuyla neler olur, neler biter. Onlar nasıl canlı olmayacağını ona anlatacaktım ama bundan da haberi yok Hocamız’ın. Yani oksijen olmayınca ozon da olmuyor. Ozon olmayınca da yaşam olmaz.
MUHABİR: Evet Hocam, eğer bir ilave yoksa şöyle izleyicilerimizden gelen suallere dönecektim ama var herhalde bir şeyler.
ADNAN OKTAR: Evet, yok siz devam edin, ben sadece bakıyorum.
MUHABİR: Bana göre diyor, Hasan Taskan isimli bir izleyicimiz, Harun Yahya Hocam ve arkadaşları olarak evrimci profesörleri tek tek altedebilecek kişilersiniz. Çünkü siz bu konuda dünya çapında tanınan kişilersiniz. Neden öyle programlara katılmıyorsunuz, katılsanız o Darwinciye siz cevabını verir ve neye uğradığını şaşırtırdınız. O Darwinci bilim adamının karşısında siz olmalı değil miydiniz, neden yoktunuz. İnanın o programa bakarken içim yanıyordu, demiş, hatta ‘ah’ da çekmiş Hocam. Ah Harun Yahya Hocam orada olsaydı keşke diyordum kendi kendime, sizleri çok seviyorum Allah’a emanet olun, demiş Hasan kardeşimiz.
ADNAN OKTAR: Şimdi ben Celal Hocam’a kafayı taktım ben söyleyeyim yani olumlu yönde tabii. İnşaAllah, onun hidayetine vesile oluncaya kadar uğraşacağım inşaAllah. Böyle sürekli delil vereceğim, anlatacağım. Yani en az bir 2 yıl anlatırız Allah’ın izniyle. Öyle bir sorun olmaz. Çok daha iyi oldu, hayırlı oldu. Hem Hocamız’a sürekli bilgi aktarırız, o arada da milletimiz de istifade etmiş olur. Bakın fosilleri gösteriyoruz. Olayları anlatıyoruz, tabii. Mesela, vücutta 100 trilyon hücre var. Toplam 4.600 trilyon devlet kütüphanesi kadar bilgi var. Bakın bir insan vücudunda 4.600 trilyon adet devlet kütüphanesi kadar bilgi var. Bu tesadüfen olur mu? Celal Hocam artık insafa gelsin ve kusursuz bilgi, kusursuz, yani böyle matbaa harfi gibi düşünün, böyle buradaki herhangi bir kitabı düşünün. Yaratılış Atlası’nı düşünün. Nasıl harfler düzgün, bu düzgünlükte olmak şartıyla 4.600 trilyon devlet kütüphanesi kadar bilgi var bir insanda.
MUHABİR: Telaffuzu bile çok zor Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, bu diyor tesadüfen oldu, diyor. Yapma Celal Hocam yapma etme, gözünü yiyeyim yani. Yani 7 yaşında çocuğa söylesen inanmaz. Bakın, sürekli fosiller de göstertiyorum. Yine göstermeye de devam edeceğim Celal Hocamız’a inşaAllah. Allah ömrünü uzun etsin inşaAllah, daha da çok detaylandırırız, daha çok bilgilendiririz. Hayır oldu inşaAllah Hoca’nın öyle anlatması da iyi oldu.
MUHABİR: Birşeyler sebep olacak, bir şeyler anlatmak için herhalde.
ADNAN OKTAR: Çok acayip bağlantılar kuruyor, otların içinde ben diyor, eğiliyor, gösteriyor. Havaya kalktım diyor, daha avantajlıyım diyor.
MUHABİR: Maymun ayaklarında insan oldum diyor.
ADNAN OKTAR: Olacak iş mi, şimdi Hocamız’ı bir ayıyla yarışmaya soksak, yarışa girse. Ayı ona on basar. Bir depara kalksa ayı, Hoca daha 10 metre gitmeden tıkanacak. Ayı uçar, inşaAllah belli ki değil. Avantaj olur mu, 2 ayak avantaj olur mu? 4 ayak avantajdır hayvan için savunmasında, mükemmel kaçar. Mükemmel ağaca tırmanır. Onun için mükemmel bir savunma sistemidir. Ayağa kalkması da ayı zaten ayağa kalkıyor. O sorunu yok ki, bakar etrafına, bana bir tehlike var mı? Ama saklanma mükemmeldir ve 4 ayaklı kaçma mükemmeldir hayvan için. 5 dakikada öyle hemen açıklama yaptı pratik bir açıklama gibi. Ee tabii gençler de orada susuyorlar. Ama biz tabii konuyu anlatacağız. Hocam bir hayal etsin. Yani bir değil mi?
MUHABİR: Kesinlikle
ADNAN OKTAR: Yani öyle bir şey de bir yarışta geçebilir mi, geçemeyeceği belli, değil mi? Geçemeyeceği belli, her yönden dezavantajlı olacağı belli, inşaAllah.
MUHABİR: Kesinlikle Hocam, evrim bitti niye hala evrim ile uğraşıyorsunuz diyenler olduğunu söylemiştiniz ama Masonlar ölüyü diriltmeye çalışıyorlar, deccal gibi. Ama Darwin sizin karşınızda tuzun suda erimesi gibi eriyor. Galiba Hocam bir tek sizi hesaba katmadı bu Masonlar, saygılarımızla, Ömer Yiğit, İnegöl’den geliyor bu mesajımız da Hocam.
ADNAN OKTAR: Şimdi Allah uzun ömür verirse inşaAllah, imkan verirse biz geceli gündüzlü bu Darwinizm’in geri kalan kırıntılarını da temizleyeceğiz, Allah’ın izniyle. Yani Fransa’da, İngiltere’de netice aldık ama Türkiye’de daha hala bir kısım insanlara yetişememişiz, baksana Celal Hocam bile bilgisiz kalmış. Biz devam edeceğiz. Bir de böyle insanlar, böyle konuları ancak çok olağanüstü araştırma yapan insanlar bilir gibi bir inançları var. Halbuki değil, halbuki Darwin bile değil. Mesela, bakın şöyle; Darwin mesela, ihtisas yaptığı meslek yok adamın. Önce babasının zoruyla tıp okumaya başlıyor. Ancak hiç ilgisi ve isteği olmadığı için derslerini de çalışmadığı için, babası din eğitimini alması için okulunu değiştiriyor. Okulu yarım bırakıyor. Burada da okula derslere ilgisiz. Genel olarak babasının parasını harcıyor. Bilim eğitimi hiç olmamış. Bilimle de ilgisi yok. Sadece koleksiyon olsun diye böcek toplamış. Şöyle bir ifadesi var. Babam diyor, bana yüklü miktar para bırakacağını ve hayatım boyunca çalışmamı gerek kalmayacağı anladığım için derslerimi ilgilenmeyi gereksiz görüyordum, diyor. Topladığı böcekleri ağzına alıyormuş. Onları hayvanlar, bazıları bazen sokuyormuş bunu. Onları anlatıyor. Yani adamın bilimle alakası yok. Yani öyle akademik bir eğitimi yok. O saçlı sakallı dede ahkam kesiyorsa, bizim değil mi gençliğimiz internete giriyor, araştırma yapıyor, okuyor, fosillerle doğrudan bağlantı halinde, alenen gerçek bu olaylar. Ve bütün gerçekler de ortaya çıktığına göre onları da araştırıp inceliyorlar. Dolayısıyla Darwin cahilinden kat kat kat kat kat fazla kültürlü ve bilgili bizim gençliğimiz, dolayısıyla ondan kat kat çok daha iyi biliyorlar. Yani bunda şaşacak bir şey yok. Adam hiç eğitim almadığı halde o ahkam kesiyor da, Türk gençliği böyle zehir gibi zekasıyla niye bildiklerini anlatmasın. Bir de böyle bir konu için yani alim olmaya gerek yok. Fosiller ortada işte, fotoğraf gibi kalmış. Aynısını tıpatıp göstertiyoruz, 100 milyon adet delil var. 100 milyon adet. Dedik biz, Hocam bir tane delil getir. Şimdi yeni teklifim açık, bakın Celal Hocam’a buradan sesleniyorum. Ona bir iyilik yapacağım. Ben bu sefer 20 trilyon, bir tane ara fosil getirecek. Ama dinozorlara ara fosil derse o zaman olmaz. Ben de fili getireyim o zaman. Olur mu öyle şey! İkisi de Yaratılışa delildir. Dinozor çok mükemmel, gelişmiş, kusursuz bir hayvandır.
MUHABİR: Zaten onlar hayvanların tek bir canlıdan geldiği noktasından hareket edildiği zaman olduğu da bir çelişki Hocam, milyonlarca hayvan var, milyonlarca canlı var. Ne nereden geldi, nasıl geldi. İnsanın aklının alacağı bir şey değil ki.
ADNAN OKTAR: Bu çeşit çokluluğu bunların kafasını karıştırıyor biraz. Bir de çok kolay zannediyorlar, böyle şeyleri. Halbuki her hayvan kendine has orijinal özelliklerini muhafaza ediyor ve bunu Allah bize kayalara, taşlara yazmış artık. Yani taşlara oymuş Cenab-ı Allah, göstertiyor. Yani, buna rağmen anlamıyorsa artık ben ne diyeyim, ama tabii anlayıncaya kadar anlatacağız mecburen.
MUHABİR: Hocam insan fosilleri de var yani, sadece hayvan fosilleri yok. Yani insanlardan kalan şeyler de var. Kalıntılar da var.
ADNAN OKTAR: Hepsini gösteriyoruz.
MUHABİR: DNA’ları belli, vs. leri belli,
ADNAN OKTAR: Evet,
MUHABİR: Buna rağmen,
ADNAN OKTAR: Bu sefer de işte daha da olmazsa, onların bir sanayi kelebekleri sahtekarlığı var, ağacın üstüne böyle kelebekleri monte ederek falan bir resim çektirmişler, ünlü bir sahtekarlıkları var. Piltdown Adamı sahtekarlıkları var. Yine başka, işte domuz dişini insan dişi diye gösterme olayları var, bilmem ne, karmakarışık yöntemler. Yaratılışı savunanların hiç böyle bir ihtiyacı yok. Onlar direkt hazır delili gösteriyor. Ama Darwinizm sahte bir teori olduğu için mecburen sahtecilik yapıyor birçoğu.
MUHABİR: Kesinlikle Hocam.Hocam artık Haber7 sitesinden de röportajlarınız veriliyor. Çok sevindik Hocam bu konuya. İbn-i Miskeveyh, Hocam bunu tam telaffuz edemiyorum çok özür dilerim, gibi Türk düşmanları siz olmasaydınız deşifre olmayacaklardı, onları savunanlar da. Allah sizden ve sizi ekranlara taşıyanlardan razı olsun. Bülent Saltan, Nişantaşı’ndan gelen bir dost mesaj Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah
MUHABİR: Evet, Celal Şengör Hocam’la da ilgili bir mesaj var, onunla alakalı ama, isterseniz onu diğer sualin akabinde yöneltelim Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Evet, bu arada biz değerli dostlarımıza bir hatırlatma yapalım. Mesajlarınız için ahirzamansohbetleri@hotmail.com, eğer gerek Yaratılış Atlası gerekse Harun Yahya eserlerine sahip olabilmek için internetten www.HarunYahya.org ya da www.HarunYahya.net’den arzu ettiğiniz her türlü bilgiyi edinebilirsiniz. Bunu da buradan söylemiş olalım, değerli dostlarımız. Evet Hocam, tekrarlamamı arzu eder miydiniz? İnternet Haber7 sitelerinde de bugün ben bizzat şahit oldum. Gerçekten orada çok ciddi bir teveccüh vardı orada. Eğer siz olmasaydınız, bu İbn-i Miskeveyh…
ADNAN OKTAR: İbn-i Miskeveyh, evet
MUHABİR: Deşifre olmayacaklardı diyor ve sizleri ekrana taşıyanlardan Allah razı olsun gibi dilekleri var.
ADNAN OKTAR: Cümlemizden inşaAllah, adam psikopat tabii Miskeveyh ve azılı Türk düşmanı, nefret dolu ifadeleri ve zencilere de düşman. Zenci sahabelere de düşman tabii bu arada. Bizim milletimize, Türk milletine, bu asil millete reva gördüğü izahlar hâşâ hayvandan daha aşağı görüyor adam. Artık tarlalarda çalıştırılmaları gerekiyor diyor. Hayvanların görev yaptıkları yerlerde çalıştırılmaları gerekiyor diyor. Öbür avanak Darwin de tamamen yok edilmeleri gerekir diyor, Türk milletinin. Ya kardeşim niye taktınız kafayı Türk milletine yani. Niye Türk milleti. Çünkü biliyorlar yani dünyaya nizam verecek, mükemmel bir insan topluluğu olduğunu, mükemmel bir yapı olduğunu biliyorlar, güzel ahlakıyla, sevecenliğiyle, sevgisiyle onu ortadan çekecek ki Masonluk at koştursun. Çünkü bakıyor öbürküler garibanlar. Pek bir ses çıkmıyor. Daha kolay işini devam ettirecek. Çünkü Türkler cesur, sadık, vefalı, vicdanlı, merhametli, sabırlı, tahammüllü ve delikanlı millet. Ne yapsın hemen bir yok etme politikası. Yok, Miskeveyh’miş, yok bilmem kimmiş, yok Darwin’miş. Kurtuluş Savaşı öncesi biliyorsunuz yaptıkları rezillikleri biliyorsunuz. Kurtuluş Savaşı’nda bizim milletimizin yaptığı yiğitlikleri de biliyorsunuz. Oradan beceremeyince, bu sefer kültür yoluyla içten çökertme politikasına başladılar. İddia edilen Ergenekoncuları çıkardılar. Allah darmakeşan etti. Şimdi de var güçleriyle bazı dindarları kandırıp, Darwinist çizgiye çekmeye çalışıyorlar milletimizi. Hem de Kuran’la bizi kandırmaya çalışıyorlar. Cenab-ı Allah diyor, şeytandan Allah’a sığınırım, “Şeytan sakın sizi Allah ile aldatmasın.”Darwinizm neresi, Kuran nerede.
MUHABİR: Kesinlikle.
ADNAN OKTAR: Yani, böyle bazı saftirik böyle din adamlarını da kandırmışlar. Onları da kendi kafalarına çekmişler. Onlar da işt biraz bazıları biraz adam yerine koymanın heyecanı ile, çünkü bunlar gariban normalde, kıyıda köşede kalmış tipler.
MUHABİR: Ödül de veriyorlar Hocam, belediye başkanı adayı, milletvekili adayı, hatta seçilenler de oluyor yani. Ödüllendiriyorlar yani.
ADNAN OKTAR: Bilemiyorum, evet onları işte Avrupa’ya götürüyorlar. Papazlar, rahipler bunları adam yerine koyuyorlar. Bunlarla konuşuyorlar. Heyecanlanıyor, bunlar. Bir tanesi de Kuran’ı eleştirmenin faziletinden bahsetmeye başladı geçen günler. Böyle Freddy’nin kabusuna benziyor adam böyle, baktım. Çocuklar görse kanı iliği çekilir. Kuran senin ne haddine, sen kimsin Kuran’ı eleştiriyorsun sen. İman ediyorsan edersin, hayır etmiyorsan tamam, ona herkesin saygısı var. Celal Hoca diyor ki adam mertçe çıkmış, dürüst adam, ben diyor iman etmiyorum diyor, tamam, saygı duyarız, kardeşimizdir, vatandaşımızdır, birinci sınıf insandır. Hürmet ederiz, yani dürüstçe söylüyor adam. Allah bana hidayet vermedi diyor özetle. Tamam olabilir. Ama Müslümanım dedikten sonra sen Kuran’ı eleştirmeye kalkıyorsun. Hem Allah’a teslim oluyorsun, teslim olduğunu söylüyorsun, hem de Allah’ın indirdiği Kuran’ı eleştirmeye kalkıyorsun. Şu olacak iş mi? Müslümanın söyleyeceği söz mü?
MUHABİR: Münafıklıktan da beter bir hal Hocam,
ADNAN OKTAR: Çok çok acayip, çok çok acayip
MUHABİR: Aslında şirke doğru giden çok tehlikeli bir davranış ama bilemiyoruz tabii.
ADNAN OKTAR: Gözler mözler akmış böyle, Allah nurunu almış elinden yüzünden, dişler piranha balığı gibi yani hakikaten çoluk çocuk görse, 3-4 gün böyle eve uğrayamaz yani, o kadar şey. Senin ne haddine ya! Bir de sonra öğrendim ki Risale-i Nur’un müellifi Said Nursi Hazretleri’nin de böyle kendince birileri bunu herhalde yönlendirmiş Masonlar şunlar bunlar, demediğini bırakmamış Said Nursi Hazretleri’ne. Sen O’nun tırnağı edemezsin, tırnağı Said Nursi Hazretleri’nin. Said Nursi Hazretleri kim sen kim. Baktım böyle konuşmalarında imansızlığının şeyleri hissediliyor. Yani böyle titrek bir üslubu var, konuşmalarında. Onun için böyle şeylere karşı Müslümanlar çok uyanık ve dikkatli olmaları gerekiyor.
MUHABİR: Kesinlikle Hocam, geçen akşam evrimci Prof. Celal Şengör, gözün kompleks bir organ olmadığını, terliksi hayvanlardaki ışığa duyarlı hücrelerin ilkel göz olduğunu iddia etti. Oysa ben biyoloji bölümünde asistanım. Bilimsel yayınlarda ve yurtdışı kaynaklı birçok kitapta da belirtildiği gibi günümüzden 530 milyon yıl önce Kambriyen döneminde yaşamış olan Trilobit adlı canlı mükemmel petek gözlere sahiptir. Dahası gözü oluşturan 40 ayrı parçanın gözün işlevlerini gerçekleştirebilmesi için mutlaka bir arada olması gerektiğini, tek bir parçanın eksik olması halinde gözün işlevini yitireceğini Celal Şengör Hoca bizden çok daha iyi bilir. Zaten Darwin de gözü düşünmek çoğu zaman beni teorimden soğuttu, dememiş miydi? Hocam, bizim profesörlerimiz bu gerçekleri saklayarak kandırmayacaklarını bilmiyorlar mı, Sevgi Kahraman sormuş bunu da Hocam, İstanbul’dan.
ADNAN OKTAR: Ama hayır var, şimdi Celal Hoca mesela, adam mert, açıkça çıkıyor. Benim inancım bu diyor. Şimdi o onu söyleyecek ki biz de cevabını verelim. Aydınlatıcı oluyor bu. Öyle diyen insanlar çıkması iyidir. Yani hayır var onda. İyidir derken, hayır anlamında. Biz de açıklamış oluyoruz. Anlatmış oluyoruz. Toplum bilgilenmiş oluyor. Bunlar zamanında, Darwinistler, mesela Suriye’yi de karıştırmışlardı. Hafız Esad ve kardeşi Rıfat Esad 1982 yılında Suriye’nin Hama ve Humus şehirlerinde 40 bin Müslümanı katletmişler, mesela Darwinist bunlar. Müslüman ülkelere nasıl musallat olduklarını açıklamak için mesela, Irak, 1988 yılında Saddam’ın yaptığı Halepçe katliamında 5 binden fazla kişi hayatını kaybetmiş, 7 binden fazla kişi de yaralanmıştı. Bu da Darwinistti, Saddam da Darwinistti. Çad da yine aynı. Çad Devlet Başkanı Habre 1982-1990 yılları arasında en az 40 bin kişiyi katlettiriyor, Darwinist. Müslüman ülkeleri özellikle çok taradı bunlar. Mesela, Somali’de 1969-1991 yılları arasında Somali Devlet Başkanı olan Muhammed Said Barre ülkede İslami yayınları yasaklamış, yasağa karşı çıkan birçok Müslüman, düşünür ve alimi idam ettirmiş. 1 milyon Somalili ise çeşitli Afrika ülkelerine göç etmek zorunda kalmış. Bu da Darwinist. Somali’de bakın. Mesela Cezayir, 1,5 milyon Cezayirliyi katlederek büyük bir soykırım gerçekleştiren Fransızlar, halkı İslam’dan uzaklaştırmak için Emir Abdülkadir, Şeyh Abdülhamit Bin Badis gibi kendilerini Müslüman olarak tanıtan bazı kişileri de kullanmışlar. Bunlar da Darwinistler adamlar. Onlar göreve getirttiler. İslam ülkelerindeki tahribatlardan insanların pek haberleri yok. Onun için biraz detay veriyorum. Mesela, Tunus’ta da, bu ülkenin bağımsızlık sonrasında da ilk başa gelen ilk diktatör Habib Burgiba. Burgiba çocukluğundan beri Fransızların gözetiminde bulunmuş, Darwinist eğitimden geçmiş hep bunlar. Fransa’da hukuk öğretimi görmüş. O zamanlar zaten zehiri almış. Tunus’a dönüşünden sonra halkı isyana teşvik eden Burgiba bu arada Fransız işgalcilerinin Tunuslu Müslümanları kırıp geçirmeleri için gerekli şartları oluşturuyordu. Bağımsızlık sonrasında Burgiba Tunus Cumhurbaşkanlığı’na getirildi. Ancak tutumunu birden bire değiştirerek İslam aleyhtarı bir siyaset izlemeye başladı. Partisinin adını Sosyalist Düstur Partisi olarak değiştirdi. Darwinist olunca adam tabii sosyalist oluyor. Komünist oluyor. Binin üzerinde Tunuslunun ölümüne neden oluyor, mesela olmuş. Yemen mesela, güney Yemen önceleri İngiltere tarafından yönetilirken Batı yanlısı ılımlı bir ülkeydi. Sonradan bir Sovyet müttefiki haline geldi. Kuzey Yemen ise 1962 yılına dek İmam Ahmet adlı diktatörün egemenliğindeydi. Bu da Darwinist. Bu da materyalist. Ülkedeki kabileleri ağır vergilere bağlıyan İmam Ahmet onları kontrol altında tutabilmek için her kabilenin önde gelen birkaç ismini o kabilenin çıkaracağı muhtemel bir isyanı önlemek için sarayında rehin olarak tutmuş. Bak sahtekarı görüyor musun. Dış gezilere bile bu kişileri yanında götürüyordu diyor, yani esir aldığı için.
MUHABİR: Evet, hayırlı akşamlar Hocam demiş. Hem Darwin’in hem de son günlerde Miskeveyh’in zenci düşmanı olduğunu artık biliyoruz. Nasıl oluyor da bazı ilahiyatçılarımız sahabelerimizden de zenciler olduğunu bildikleri halde Darwin ve Miskeveyh’i savunabiliyorlar. Bu nasıl olabiliyor? Mantığını tam anlamıyorum. Siz insanların yalnızca takva ile birbirlerinden üstün olduklarını anlatıyorsunuz. Kuran’a göre doğru olan da bu değil mi, Birol Eryaman, bu da Manisa’dan gelmiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Tabii, mesela ben ashabın ileri gelenlerinden Zeyd bin Harise zenci idi. Resulullah’ın (S.A.V.) en çok sevdiği arkadaşlarından bu kişi, bu mübarek. Bu yüzden sahabeler arasında el-Habib diye anılıyor. Peygamberimiz’in çok sevdiği bir insan. Şahit olun diyor Peygamberimiz, Zeyd benim oğlumdur, o bana mirasçıdır. Ben de ona mirasçıyım diyerek Zeyd’i evlat edindiğini ilan ediyor, Peygamberimiz. Zeyd bin Haris Muhammed’e (S.A.V.) risalet gelinceye kadar yanında kaldı ve Resulullah (S.A.V.) peygamber olur olmaz O’nun risaletini kabul edip tasdik etti ve Müslüman oldu. Onunla birlikte namaz kıldı. Bakın mübarek insana. Ve müthiş bir nefret bu adamda. Hem Türklere, bu asil necip millete hem zencilere. Mesela, Üsame bin Zeyd, Zeyd’in oğlu bu da, Üsame bana herkesten daha yakındır diyor Peygamber Efendimiz. Üsame bana herkesten daha yakındır, hadis bu.
MUHABİR: Hocam Hazreti Vahşi affı var.
ADNAN OKTAR: Tabii, o mübarek
MUHABİR: Oradaki tevazu, oradaki hoşgörü çok farklı bir unsur
ADNAN OKTAR: Mesela, Ümmü Eymen vardı, Hazreti Zeyd’in eşi, o da Habeşli bir cariye idi. Bilal-i Habeşi zaten ezanı ilk okuyan mübarek, çok sevdiğimiz insan. İlk ezan okuyan müezzin, Bedir, Uhud, Hendek dahil Hazreti Muhammed ile beraber (S.A.V.) bütün savaşlara katılmış, maşaAllah. Peygamber Efendimiz’in ona karşısı sevgisi coşkundu. Çok mübarek bir insandı. Allah Kuran’da açık açık söylüyor. Şeytandan Allah’a sığınırım, “Allah katında en iyi olanınız en takva olanınızdır”,diyor. Biz takvaya göre değerli oluruz. Yani adamın kafasına bak; zenci, hâşâ hayvan gibi diyor, tarlada çalışması lazım. Türk, yine hâşâ hayvan gibi diyor, tarlada çalıştırılması gerekiyor.
MUHABİR: Hümanizmden söz ederler Hocam, halkların özgürlüklerinden söylemlerinden biridir. Halkların kardeşliği falan gibi unsurlardan söylemleri böyledir ama…
ADNAN OKTAR: Burada bir psikopatlık var, yani bir Müslüman bunu söylemez. Tam bir Faşist ifadesi bu, bir de en ezik insanlar, sahabenin en güzelleri. Türkler İslam’ı en güzel yaşayan insanlardır. Halihazırda da bu böyledir. Yani Türk İslam aleminin doğal lideridir Türkler şu an. Herkes lider olmasını istiyor. Niye takvasından dolayı, güzel ahlakından, cesaretinden, zekasından, yamanlığından dolayı, dürüstlüğü ile efendiliği ile Cenab-ı Allah bu milleti mükafatlandırmış, 600 yıl Osmanlı’ya, değil mi, bu güzel ülkeleri İslam alemini idare ettirme şerefini vermiştir. Demek ki üstün bir güzelliği var ki Allah bunu nasip etmiş. Bu ahlaksız da kendini Müslüman olarak tanıtıyor ve Müslümanın aleyhine böyle çirkin laflar ediyor. Darwin gibi psikopatlar da çıkıyorlar, bu sefer bütün Türk milletini yok edilmesini gerektiğini iddia ediyorlar. Hepsinin elimine edilmesi gerekiyormuş, hâşâ. Yani hem zenciler, hem Türkler. Bu psikopatlığa karşı halkımızın, milletimizin bilinçlendirilmesi, dış oyunların şiddetinin iyi tarif edilmesi çok önemli.
MUHABİR: Evet kesinlikle. Hocam izninizle bir başka konu geldi aklıma, belki konuyla falan alakası yoktur ama bu insanlarla ilgili bilgi vermek gerekiyorsa, özellikle Marksist yanlılarıyla bu felsefenin insanlarıyla, biz belli bir dönem öncesi öğrenci olduğumuz için, 12 Eylül’den önce, o dönemlerde şu vardı. Yaklaşık 26 tane fraksiyona şahit olmuştuk Hocam; solun içindeki fraksiyonlara. Bunlar birbirlerine -belki daha önce de aynı şeyi söyledim- işte sosyal faşist, sosyal emperyalist, hatta birbirlerine kurşun sıktıkları, birbirini gördükleri yerde birbirinin boğazını sıktıkları bir ortam hepimizin gözü önünde olan şey. Yani kendi içindeki meseleleri halletmeden, sağlıklı bir yapıları olmadığı halde, bugün Sovyet sosyalizmine, Çin karşıdır. Çin sosyalizmine onlar karşıdır. Biri birine Maocu der, biri birine başka türlü der. Yok işte proletaryanın farklılığı falan gibi. Ama sonuçta geldikleri nokta da bellidir. O çizgide bir idaresi, bir sistemi kalmamış gibi. Yani kendi çelişkilerini halledemeyen düşüncelerin hala var olabilme, hala konuşabilme cüretlerini, cesaretlerini ben çok iyi algılayamıyorum.
ADNAN OKTAR: Hayır, çelişkisi olmasa ne olur. Hepsi ittifak etse ne olur. Zaten anormal bir düşünce. Yani zaten sapıtık vaziyetteler. Yani bütün kainatın tesadüfen olduğunu iddia ediyorsa bir adam, devleti, aileyi, namus mefhumunu kabul etmiyorsa, komünist düşünce, komünal hayvani bir hayatı savunuyorsa zaten insanlık dışı bir düşüncedir bu. Yani hiçbir dinin, hiçbir inancın, hiçbir aklın kabul edeceği gibi bir yapı değil ve çok tiksindirici bir yapı. Fakat onların teorisinde zaten sürekli boğuşma var, Darwin’in teorisinden kaynaklandığı için inançları. Haklı olan güçlüdür, Müslümanlar savunur bu fikri. Onlar da güçlü olan haklıdır inancındalar. Dolayısıyla sürekli bir boğuşma politikaları var. Yani tez - antitez - sentez. Sürekli bir kavga vardır diyorlar kainatta. Bu masonların onlara körüklemesi işte bu. Onun için kendi işlerinde sürekli fraksiyon bulup kendi aralarında da boğuşuyorlar. Yani illa
MUHABİR: Foseptik kurdu gibi kendi kendini yiyecekler sonunda.
ADNAN OKTAR: Evet, tabii tabii yani, sistemleri öyle zaten. Zaten mutlaka böyle olması gerekir, diyorlar. Yani bir tez varsa mutlaka bir antitez olması gerekir. Sonra sentez olacak. Yine kendi içinde o diyor, çelişki meydana gelecektir. Yine tez – antitez - sentez olup yine çelişki devam edecektir, diyor ve sürekli kavga ve kan dökme vardır diyor toplumda. Onların bir sakinleşme, bir durulma diye bir düşünceleri yok zaten.
MUHABİR: Evet Hocam, iyi günler Hocam demiş. Ben size İstanbul Ataköy’den yazıyorum. Sizin Hülya Avşar’ın programındaki konuşmalarınızı sitenizden izledim. Hülya Hanım birkaç defa kızını sizin yanınıza gelirse verebileceği karşılıktan bahsetti. Ben konunun buraya nasıl geldiğini merak ediyorum. Acaba sizin Hülya Hanımın kızı ile ilgileneceğiniz konusu nereden açıldı? Bunu da Sevgi Bayındır Hanımefendi sormuş, Ataköy’den Hocam.
ADNAN OKTAR: Ben de şaşırdım. Yani o çocukcağız ile benim ne işim olur ve niçin ben onunla görüşmem gerekir. Yani neden beni ilgilendirir. Yani ben onu anlayamadım.
MUHABİR: Belki Hanımefendinin trend düşüşü ile ilgili bir şeydir, Hocam.
ADNAN OKTAR: Yok, yok. Ben Hülya Hanımı çok severim de, yani bunu niye düşündü yani beni niçin ilgilendirir ve neden böyle bir ifadesi oldu, ben buna biraz şaşırdım. Biraz değil, bir hayli şaşırdım. Ama tabii, çılgın tabi böyle, neşeli bir tip, güzel bir insan. Böyle herhalde muhabbet olsun diye, sohbet olsun diye söyledi, anladığım kadarıyla. Yani öyle öldürme, asma kesme orada, o öldürmeyi orada bir sevgi ifadesi olarak söylemiştir o anlamda aldık o...
MUHABİR: Biz ufak çocuklara yaparız, yapma ha öldürürüm seni…
ADNAN OKTAR: Ha o anlamda söylemiştir, sevgi anlamında demiştir, inşaAllah.
MUHABİR: Hocam, iyi geceler demiş Bihâr-ül Envâr isimli eserin -inşaAllah doğru okudum- 13. Cildinin 243. Sayfasındaki Hazreti Mehdi’nin görünüşü ile ilgili şöyle bir hadis aktarılmış: “Hazreti Mehdi (A.S.)’nin düz burnunun başlangıcında, iki kaş arasında küçük bir çukur vardır. Yanağındaki beni Hz. Musa (A.S.)’da olduğu gibi dışa çıkık ve yıldız gibi parlaktır. Cildi çok parlaktır.” Hazreti Mehdi’nin görünüşü genel olarak da Hazreti Musa’ya benzeyecek mi, Mehmet Ali Keçeci, Ankara’dan soruyor.
ADNAN OKTAR: Rivayetlerden anladığımız kadarıyla Hazreti İsa’yı (A.S.) andırıyor. Ama yanağındaki ben açısından Hazreti Musa’ya benziyor. Tek bir silsile oldukları için tabii genetik olarak sürekli devam ediyor. Mesela, Peygamber Efendimiz’in (S.A.V.) sırtında bir ben var. O ben genetik devam ediyor. Mesela, Abdülkadir Geylani’de de vardır sırtında ben, onda da ben devam etmiştir. Yani genetik olarak ileri nesillere… Mehdi’de de var.
MUHABİR: Hocam ben hissettiğim insanlara böyle ceketine dalasım geliyor Hocam, böyle bir güdüden mi bizim Seyidlere, Nebi soyundan gelenlere olan sevgimizden mi, muhabbetimizden mi?
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun.
MUHABİR: …bilemiyorum ama
ADNAN OKTAR: Hadiste o kadar fazla detay verilmiş ki, ben onu o hadisi de yeni buldum, bizim sitemizde var. 2 kaşın arasında bir çukur çizgi vardır diyor, yani kaş çatma çizgisinin tek olduğunu söylüyor Peygamber Efendimiz Mehdi de. Yani normalde insanlarda 2 tanedir. Yani 2 taraflı çatmanın getirdiği bir şey vardır. Mehdi de tektir, diyor. yani enine tek çizgi halindedir diyor kaş çatma çizgisi. Yani bir farklılık olarak onu belirtmiş Peygamber Efendimiz ve çok garip, şaşırdım maşaAllah.
MUHABİR: Evet Hocam, selam demiş, aleykum selam diyelim. Darwin’in iddiasına göre türler birbirinden kademeli bir şekilde değişerek evrimleşmişlerdir. Yararlı olan değişimler, doğal seleksiyonla seçilerek diğer bir türe aktarılmaktadır. Eğer değişim yararsızsa elenmekte ve diğer bir türe aktarılmaktadır. Peki Hocam demiş durum böyle ise, insan gözünü nasıl açıklıyorlar. Çünkü göz 41 organelin aynı anda var olması ile ancak görebilmektedir. Bunlardan biri eksikse hiçbir işe yaramamaktadır. Yani bu haliyle bir anda yaratılmış olması gerekmektedir. Darwinciler buna nasıl bir açıklama getirebilir demiş Arda Cihan.
ADNAN OKTAR: Darwin de bunun farkında, adam diyor, ki daha gözün daha ilk genel yapısını anladığı halde bunu söylüyor. Detaylarını da bilmiyor. Buna rağmen, bunun teorisine karşı yıkıcı bir delil olduğunu söylüyor, yani mealen yaklaşık. Celal Hoca da bundan habersizdi. Geçenlerde o trilobit fosilinde gözün resmini gösterdim. Trilobiti de gösterdim. Celal Hoca herhalde biraz kanaati gelmiştir, biraz değil bayağı kanaati gelmiştir, zannediyorum. Çünkü sürekli delille konuşuyoruz biz, Celal Hoca gibi böyle hani pür neşe, Fransızca, İtalyanca falan çatlatarak konuşmuyoruz. Konuştuğumuzu alıp getirip, gösteriyoruz.
MUHABİR: İyi bir şovmen Hocam bence, onun sektörü biraz farklı gibi geldi bana ama,
ADNAN OKTAR: Yok, neşeli bir tip yani, bir kere dürüst, o iyi bir şey. Yani dinsiz olması ayrı bir şey. Tamam o, Allah’a ahirette hesabını verir ama dürüst. Münafık çok kötüdür. Münafık çok kötüdür. Adam açıkça söylüyor ben inanmıyorum diyor ve inançlarım da bu diyor.
MUHABİR: Annemin, anneannemin dediği gibi diyorsunuz falan ifadeler,
ADNAN OKTAR: Evet, yani dürüst, bu çok önemlidir, münafık çok tehlikelidir.
MUHABİR: Düşmanı mert olandan korkmam gibi.
ADNAN OKTAR: Hayır, adam düşman da değil. Yani adam şey, yanlış anlaşılmaması için söylüyorum. Ben bu fikirdeyim diyor, düşüncesi bu. Ama hakikaten biraz üslubu çocuksu. Yani şey değil. Hakikaten çok az bilgisi var. Böyle yüzeysel bilgi onu heyecanlandırmış, biraz da yüzeysel düşünüyor. Yani derin düşünmüyor. Şimdi derin düşünmesi için sürekli delil veriyorum ki, inşaAllah bir kafasında toparlar, şöyle. Madenin hakikati hakkında da haberi yok. Yani maddenin beyinde bir görüntü olarak oluştuğunu, dışarıda maddenin aslını hiçbir insanın görmediğini de bilmiyor. Yani üslubundan bu anlaşılıyor. Yani mesela bu çok önemli bir husustur. Yani iç benini, iç ruhunu görmesi insanın çok önemlidir. Mesela dışarıda ses olmaması çok önemli. Görüntü olmaması çok önemli ve ayrıca göz eğer olmasa, yani algılayamasa atomun dışarıdaki görünüşü saydam. Yani aralıkları çok fazla olduğu için. Yani muazzam aralığı olduğu için. Göz onu böyle görüyor. Yani blok olarak görüyor.
MUHABİR: Eyvah, yoksa öyle halis haliyle görse belki ürkütecek.
ADNAN OKTAR: Evet zaten Güneş yok bir kere. Aydınlık yok o anlamda. Güneş var. Fakat aydınlığı yok, Güneş sadece bir karanlık olarak dalga yayıyor. Biz o dalgayı ısı ve ışık olarak görüyoruz. Yani ısı da bir algı, ısı diye de bir şey yok. Yani titreşimle ilgili bir şey bu. Biz titreşimi ısı olarak algılıyoruz. Yani beynin bir algısı o. Öyle yorumluyor. Mesela dışarıda zaman yok. Zaman beynin bir algısı. Beynin bir yorumu. Yani bir evvelki olayı, mesela bir evvelki olayı dedim demin, ikinci kere bir evvelki olayı dedim sonra. İşte o aradaki farkı beynimiz kıyaslıyor, kafamızda kıyas yapıyor. Oradan inanç olarak zaman meydana geliyor. Yoksa dışarıda zaman yok. Yani uzayda zaman yok. Tek bir an var. Allah katında da tek bir an vardır. “da” demeyeyim Allah affetsin, tek bir an vardır. Uzayda da öyledir. Bunları tabii Celal Hoca’nın biraz düşünmesi gerekiyor. Daha derin düşünmesi gerekiyor. Yavaş yavaş, yavaş yavaş, böyle anlata anlata inşaAllah, doğruyu daha iyi anlamasını sağlayacağız, inşaAllah.
MUHABİR: Evet, ben karıştım zaten Hocam. Celal Hoca’dan önce ben burada karıştım. Evet, bazı üniversite yönetimlerine çöreklenmiş Mason odaklar evrimi şuursuzca desteklemeye başladılar. Kesinlikle delil getirmeye yönelik değil, bilim dışı demagojilerle bunu yapıyorlar. Demek evrim, gerçekten çökmüş, bunu anlıyoruz buradan. Benim bildiğim bilimsel tartışmanın tarafları karşılıklı bilimsel maddi deliller ortaya koyar, ama evrimciler sadece hikaye ve masallar anlatıyorlar. Ama Yaratılışı savunan sizler maddi delil olan fosilleri ortaya koyuyorsunuz. Türkiye’de üniversiteler bir de niye iyi eğitim vermez, dünyada niye sıralamaya gelemezler derler. Buna şaşırmamak lazım. Öyle değil mi diyor Hocam. Sizin yorumunuz nedir bu konuda acaba, yine İzmir’den gelen bir mesaj. Semih Babaoğlun’dan gelmiş bu mesaj.
ADNAN OKTAR: Evet, genelinde bir düzelme, iyiliğe ve güzelliğe doğru bir gidiş var. Aydınlanıyor, bizim milletimiz her an gelişme halinde, bir güzellik halinde gerek Türk İslam Birliği’nde gerek Darwinizm’in sahteliğinin anlaşılmasında ciddi bir gelişme var. Biz az olan bozukluğun üzerine gidiyoruz. Aslında çok olan bir bozukluk yok. Az olan kısmını temizlemeye çalışıyoruz. Yoksa biz çok olan kısmını temizledik zaten, Allah’a çok şükür. Şimdi kıyıda köşede buluyoruz böyle ilginç vakalar. Onların üstüne gidiyoruz. Mesela, Türk İslam Birliği konusunda Türk Parlamentosu kuruldu. 28 Müslüman ülkenin girişimiyle İslam Ortak Pazarı kurulması için antlaşma yapıldı. Bu bizim, bu konuyu, benim bu konuyu gündeme getirmemden sonra Allah’ın izniyle. Bizlerin bu konunun üstünde durmamızdan sonra olan gelişme bunlar. Müslüman ülkeler arasında vergi indirimine gidilmesine ve ticaretin arttırılmasına karar verildi. Ahmedinejad Türkiye’yi ziyaretinde Sünni bir imam arkasında namaz kıldı. “Türkiye’nin ilerlemesini kendi ilerlememiz gibi görüyoruz. Biz kardeşiz. Aynı dine mensubuz. İki ülke arasında iş birliği büyük güç oluşturabilir. Bu güç, bölge ve dünya barışının tesisinde kullanılabilir” dedi. Mesela bu, muazzam bir gelişme. Çünkü onlar Sünni - Şii ayrımı var zannediyorlardı. Biz kardeşiz dedi adam. Sünni imamın arkasında namaz kıldı, Osmanlı camiinde. Konu bitti.
MUHABİR: Kesinlikle.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Türkiye-Kafkas ittifakının kurulmasının öncülüğünü yaptı mesela; bu mühim bir gelişme bu. Afrika Birliği İstanbul’da toplandı; mühim bir gelişme. Tarihi ipek yolunun yeniden açılması için Gürcistan-Türkiye-Azerbaycan ittifakıyla Bakü-Tiflis-Kars demiryolu inşaatına başlandı, yeni. İstanbul’da Türk dili konuşan ülkeler parlamenterler asamblesi toplantısı yapıldı. Bu toplantı basında Türk Birliği için ilk adım olarak anlatıldı. Gürcistan-Türkiye sınır kapısının açılışı sırasında Gürcistan Devlet Başkanı sınırların kaldırılmasını istediklerini söyledi. Türkiye ve Ermenistan arasındaki sınırların açılması ve Ermenistan’ın Dağlık Karabağ’dan çekilmesi konusunda görüşmeler yapılmaya başlandı. Mesela, 18 yıl aradan sonra ilk defa bu yıl Türkiye Başbakanı Irak’ı ziyaret etti. Bu hafta da Sayın Abdullah Gül, Irak’a gidiyor. 33 yıl aradan sonra ilk defa bir Türk Cumhurbaşkanı Irak’a gidiyor. Amerika, Türkiye’nin Irak’ta Birleşmiş Milletlere öncülük etmesi gerektiğini açıkladı mesela. TRT Türk kanalı açıldı. Azerice, Kırgızca, Kazakça, Türkmence ve Özbekçe 24 saat yayın yapılacak. Türk Birliği’nin artık bu kılıcı Allah’ın izniyle. Suudi Arabistan Kralı, Uluslararası İslami Diyalog toplantısı düzenledi ve önce İslam Birliği şeklinde açıklama yaptı. Suriye başmüftüsü Türkiye ve Suriye arasındaki sınırların kaldırılması gerektiğini söyledi. Bahreyn Dışişleri Bakanı ortadaki sorunların çözümü için Türkiye ve İran’ın da dahil olacağı bir birlik oluşturulması gerektiğini, İsrail’in de bu birliğe alınması gerektiğini söyledi. Sorunları çözmenin başka bir yolu yoktur dedi. Türkiye, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyeliğine seçildi. Arap ülkelerinin ve Afrika ülkelerinin hepsi Türkiye’nin seçilmesi için oy verdi. Say, say, say bitmez. Yani 300’e yakın gelişme var. Türk İslam Birliği’ni biz gündeme getirdikten sonra oldu bu olaylar, yani.
MUHABİR: Hocam, yani tam olarak zamanı...
ADNAN OKTAR: Evet, çok büyük bir nimet maşaAllah.
MUHABİR: ... telaffuz edemeyeceğim de birkaç, 4 aydır falan, yaklaşık beraberiz.
ADNAN OKTAR: Evet 4-5 ay, 6 ay
MUHABİR: Program yapıyoruz. O tabii zaman ...
ADNAN OKTAR: İnşaAllah
MUHABİR: İnsana belki bakıldığında çok şey gelmiyor. Acaba gibi sorular nefiste var ya, ben kendi nefsime konuşuyorum tabii, bu tür şeyler geliyor ama gelişmeler de şaşırtıyor. Hakikaten de şaşırtıyor.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah
MUHABİR: Evet Hocam diyor, aile içi şiddet vakalarına dikkat çektiğinizden, bunu milyarda bir rastlanan çok olağandışı bir durum olarak düşünmüştüm. Bir insanın özellikle çocuğuna nasıl zarar vermek isteyeceğini tam anlayamamıştım. Fakat bu konuda resmi kayıtlarda ABD’de her 100 bin ailede 5 bin ensest vakası var ve aile içi cinsel istismar olayının %50’si bildirilmiyor. 2006 yılında yapılan araştırmaya göre Türkiye’de her 26 dakikada bir aile içi şiddet, çocuk istismarı, kadın istismarı ve taciz bunlara dahil. Bunlar insanın hiç duymak istemeyeceği konular. Fakat toplumun kanayan bir yarası. Bunun önüne nasıl geçeriz diyor. Seral Taşalı, bunu da soralım efendim.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah. Mesela bakın diyor ki burada Amerika’da yapılan son çalışmaya göre diyor, yılda bir milyona yakın ensest vakası meydana geliyor, fakat diyor sadece %10’u polise bildiriliyormuş. Bir milyon vaka. %10’u bildiriliyor, %90’ı bildirilmiyor. İşte bu çok büyük bir kepazelik. Sri Lanka’da yılda on bin kız çocuğu ensest mağduru oluyormuş, her yıl. Kanada’da kız çocuklarının %20’si, erkek çocuklarının %16’sı hayatlarının bir döneminde ensest mağduru oluyor. Bunların %12’si polise bildiriliyormuş. İşte böyle konumlarda gençler, işte PKK’ya da bazen aileler baskı yapıyorlar, PKK’ya katılacaksın diye veyahut kadın fahişe oluyor, kızını da fahişe yapmaya çalışıyor. Böyle vakalarda hemen tavır koysun bu aslan bacılarımız, aslan kardeşlerimiz. Savcılığa dilekçe versinler. Onları bağırlarına basacak çok fazla, binlerce, onbinlerce Müslüman aileler var. Türk milliyetçisi aile var. İftiharla bakarlar. O da, onlar da evlatları olur. Yahut akrabalarından güvendikleri vardır. Onların yanlarına geçerler. Böyle ahlaksızların içinde sakın kalmasınlar. Böyle anne baba olmaz olsun inşaAllah. Yani böyle anne baba olmaz. Ahlaksızlık yapan anne babanın olduğu yerden kaçacaklar. Tabii, PKK’ya yahut terör örgütlerine katılmaya teşvik ediyorsa, komünist örgütlere katılıp devlete, devletin polisine silah çekmeye teşvik ediyorsa, böyle aile olmaz. Bunlar ahlaksız adamlar, bunlardan kopup ayrılacaklar. Hicret olur, hicret sevabı alırlar. Yiğit insanlarımız var. Tertemiz insanlarımız, devletimize de dilekçe versinler, savcılıklara. Ben şu nedenden böyle bir tedbir alıyorum. Beni koruyun, devletime sığınıyorum, desinler. İki satır yazı, devlet gereken tedbiri alır. Gidip sığınsınlar. Herkes canı gönülden onları korur, kollar inşaAllah. Ama güzel ahlaklı, temiz aileleri tenzih ederim. Onlar başımızın tacı. Onlar bizim hürmetli annelerimiz, babalarımız. Onların biz elini ayağını öperiz, inşaAllah.
MUHABİR: EyvaAllah, EyvaAllah Hocam. Kısa bir ara vermemiz gerekiyormuş Hocam, aldığımız işaretlere göre.
ADNAN OKTAR: Evet inşaAllah,
MUHABİR: Evet değerli dostlar, devam edeceğiz, fazla da uzaklaşmayın bence, kısa bir ara dediğimiz gibi. Ahirzamansohbetleri@hotmail.com’dan hemen sorularınızı yöneltebilirsiniz, Harunyahya.tv’den izleyebilirsiniz, Haber7.com sitesinden de canlı olarak izleyebilirsiniz, kalanları aramızdan sonra hep beraber görüşelim.
Evet devam ediyoruz değerli izleyenlerimiz. Bizler çayımızı koyduk, sizler de çayınızı koyun. Böyle bir güzel, ahirzaman sohbetleri diyelim genel anlamda isimlerine, istifade edelim, artık kendi nefsime söylüyorum, aklımızın aldığınca ama sizler ahirzamansohbetleri@hotmail.com, bunu unutmuyoruz, Harunyahya.tv, Harunyahya.net, Harunyahya.org; bu sitelerden aklınıza her ne geliyorsa, ne takılıyorsa, konu her ne olursa olsun, o sitelere girin, bir nevi müracattır bu, ve istediğnizi de istediğiniz şekilde indirebilirsiniz, bir sınırlama yok, bir bedel yok, üyelik zorunluluğu da yok. Olduğu gibi sizin olan bir site diyebiliriz. Ne arzu ediyorsanız oradan bulabilirsiniz. İnşaAllah yanlış bir şey söylemedim Hocam,
ADNAN OKTAR: İnşaAllah,
MUHABİR: Evet Hocam devam edelim hemen. Evrimciler neden hep yalana sığınıyor, değerli Hocam. İnsanla bütün canlılar arasında benzer proteinler var. Bunun nedeni de et yiyen, bitki tüketen tüm canlılar aynı proteinlere sahip olmak veya benzerlerine sahip olmak zorundadırlar. Ama bunu yalanlarla sadece bir süre yıkmaya çalışıyorlar. Gerçekleri gizleyerek insanları aldatmaya çalışıyorlar. Bunların yalanlarını da siz açığa çıkarınca tüm Mason köşe yazarları tek bir tornadan çıkmış gibi yazılar yazmaya başlayıp, feryat etmeye başlıyorlar. Bu yalana daha ne kadar sahip çıkmaya çalışacaklar, demiş. Hocam merak ediyorum, Selim Makasçı, Çorum’dan aramış bizi Hocam.
ADNAN OKTAR: Biz onlara böyle elimizden geldiği kadar gayretle bu konuların doğrularını anlatacağız. Anlattıkça da zaten geriliyorlar. %95 şu an Darwinizm’e inanmayanların oranı Türkiye’de. Bu zaten dehşet bir şey. O geri kalan %5’i de herhalde önümüzdeki aylar, yıllar içerisinde böyle güzel güzel çalışa çalışa halledeceğiz, inşaAllah.
MUHABİR: Hocam ben, aklıma bir şey geldi bu sorudan şimdi. Eğer onların dediği gibi olsaydı bu proteinlerin ortaklığından falan pek de kıt aklımla her şeyi yorumlamaya kalkmayayım ama o zaman insanların organ nakilleri gibi benzer şeylerde, kan alışverişler de falan hayvanlarla hiçbir sıkıntı çekmemesi lazımdı.
ADNAN OKTAR: Şimdi Darwinistlerin hatası şu oluyor. Detaya çok kafaları takılıyor. Yani olay bütünde zaten bitmiş durumda. Onun kafaları noktaya şöyle bakmaya başlıyorlar, bütünü göremiyorlar. Mesela, Celal Hoca’da da biz bunu görüyoruz. Dinozordan bahsediyor. Dinozor zaten dev bir varlık ve muazzam bir vücut sistemine sahip. Yani her detayı bir sanat, her hücresi bir sanat. Her hücresinde milyonlarca, milyarlarca bilgi kodlu ve bütün vücuduna ait muazzam bilgiler var. Hayvanın hormon sistemi ayrı çalışıyor, kemik sistemi ayrı mükemmel. Kusursuz mükemmel bir hayvan.
MUHABİR: DNA’ları sabit herşeyden evvel Hocam.
ADNAN OKTAR: Tabi, oturmuş bunların ara fosil olduğunu iddia ediyor. Yani mükemmel hayvandan ara fosil olur mu? Şimdi Celal Hocam’a yine bir hediyem daha var bugün.
MUHABİR: Milyonlarca var, Hocam
ADNAN OKTAR: Evet, mesela kozalak. Bildiğimiz kozalak. Şöyle tutayım, daha iyi görür kozalağı. Bakın burada, evet, 65 milyon yıllık. Bu kozalak, yani eğer Darwinistlerin eline verilse, bu kozalağın çıkıntılarının bir süre sonra insan saçına dönüştüğünü, işte alt tarafından bacaklar çıktığını iddia edip kozalağın da bir süre sonra caddelerde gezeceğini söylerler. Bakın hiçbir değişikliğe uğramamış. Ne hurma değişikliğe uğramış, insan olmuş, ne de kozalak değişikliğe uğrayıp insan olmuş. Görüyorsunuz, aynısı ile kalmış. 65 milyon yıllık kozalak. Tıpkısının aynısı. Hiçbir değişiklik yok. Evet,
MUHABİR: Hocam Firavun’un cesedi de bu anlamda çok güzel bir örnek değil mi?
ADNAN OKTAR: Örnek alacakları o kadar çok şey var ki
MUHABİR: Hiç değilse o biraz daha farklı.
ADNAN OKTAR: Milyonlarca, milyarlarca, trilyonlarca var.
MUHABİR: O biraz daha farklı Hocam.Firavun’un cesedi en azından et kemikten ayrılmamış.
ADNAN OKTAR: O tabii, Kuran’ın da bir vaadidir. Cenab-ı Allah’ın vaadi. Zaten onların hepsini Allah muhafaza etmiş. Bir tek onu değil. Onların takımı olduğu gibi duruyor. Firavun ailesi, çoluk çocuk, soy talukat hepsi beraberler. Yani bir ceddine kadar.
MUHABİR: Vaadi var, orada saklayacağız diye.
ADNAN OKTAR: Allah ona işaret ediyor. Oradaki işaret odur. İbret oluyorlar. Çünkü adam diyor ki, beni kurtar diyor Cenab-ı Allah’a. Allah diyor, Ben senin, maddeci ya bu, materyalist, o da Darwinist, tamam kurtaracağım diyor Cenab-ı Allah, ama cesedini kurtaracağım diyor, yani ruhunu değil diyor. Değil mi o, sen cesedinin var olduğunu söylemiyor musun, madde olduğunu söylüyorsun sen, materyalistsin, ruhun varlığını kabul etmiyorsun, değil mi? Allah da diyor, senin cesedini kurtaracağım, diyor. Yani dediğini yapıyor. Ama cesedinin kurtulması onun işine yaramıyor. Demek ki ruh önemliymiş. Onu görüyor.
MUHABİR: Çok doğru Hocam. Kuran’da Allah’ın varlığının kesin delilleri olan olaylar ve canlılar ise ayet yani delil olarak tanımlanıyor. Örneğin, Nahl Suresi’nin 69 ayetinde Allah (C.C.) bal arısından bahsederken onda düşünen bir topluluk için ayetler olduğunu söylüyor. Allah’ın ayetleri Kuran’da yazılı olduğu gibi, göklerde ve yerde, tüm evrende de var. Hocam Kur’an ayetleri ve Allah’ın yeryüzündeki delilleri bu kadar açıkken, bazı ilahiyatçılar hala neyi tartışıyorlar. Hala neden evrim ile dini bağdaştırmaya çalışıyor. Onlar Allah’ın Kuran’daki ve yeryüzündeki ayetlerini görmüyorlar mı? Kuran’daki Allah’ın yoktan var ettiği ile ilgili ayetler bu kadar açıkken neden böyle bir tavra giriliyor, demiş Hande Yürekli sormuş, bunu da Levent’ten. Yani bol çamur, bol tesadüf, sonra da insan…
ADNAN OKTAR: İşte Darwinistler, materyalistler, masonlar, iddia edilen Ergenekoncular uyumamış demek ki. Adamlar uğraşmışlar. Hiç ummadığımız yerlere kadar ulaşmışlar. Oradaki insanları ikna etmişler. Onları kendi kafalarına çekmişler, veyahut kendilerine sempatizan hale getirmişler. Bir kısmı bunu kafası çalışmadığından, saflığından yapmış. Bir kısmı şeytanlığından, iblisliğinden yapmış. Ama yapmışlar. Ama sonunda bize geldiler, evelAllah, yani teker teker böyle sıradan, hepsini, ondan sonra, böyle ay çekirdeği ezer gibi çıtır çıtır ezerek ilerleyeceğiz inşaAllah. Fikrimizle, düşüncemizle, delillerimizle, ki zaten çok büyük bir yol aldık. %95 dehşetli bir oran. Geriye kalan %5’i de Allah’ın izniyle öğütürüz, o sorun değil, fikirle bilgi ile.
MUHABİR: Hocam özür dilerim…
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Dışarıda çok ciddi teveccühler var, şahsınıza karşı. Yurt dışında. Zaten kendi şahsıma şahit olduğum bir olayı bile aktarabilirim ama şimdi ben zamandan, izleyicilerden çalmamak adına gerek duymuyorum. Ama bunun aksine muasır medeniyetlerden falan söz ederken, Batı’daki bazı şeylere, insan haklarına, insanlara, bilime, somut verilere saygısından söz ederken bizim kendi ülkemizde, özellikle bunun sansasyonel bir hale gelmemesi, insanların daha çok aydınlanmaması anlamında özellikle medyanın bir tavrı mı var Hocam, size karşı bir endişesi, bir kaygısı ya da çok kaba bir tabirle bir acısı mı var. Nedir bu aymazlık?
ADNAN OKTAR: Şimdi böyle olacak ki, beni böyle delirtsinler adeta. Ben şevkle, aşkla o Allah aşkının heyecanıyla, o deli heyecanı, deli aşkı yaşayayım. Yani onu teşvik eden, onu kamçılayan bir şeydir bu. Eğer benle dost olsaydılar, yani sen ne kadar iyi, doğru yoldasın deselerdi masonlar, komünistler, PKK’lılar, ben insan içine çıkamazdım. Fahişeler, namussuzlar, üçkağıtçılar, dolandırıcılar beni tasdik etseydi, beğenselerdi ben çok kötü olurdum Allah esirgesin. Beni dürüst insanlar, benim vatanımın tertemiz, böyle süt gibi, vicdanı tertemiz insanları aşkla, muhabbetle seviyorlar. Halis Türkler, Türk milliyetçileri, gerçek Müslümanlar, muttakiler, güzel insanlar, iyi, dürüst insanlar beni seviyorlar. Onlar bana yeter. Ben böyle düzenbazların, gayri meşru aleminin insanlarının, iddia edilen Ergenekoncuların, beni sevmesini zaten beklemiyorum. Yani sevmesinler bu benim için iftihardır, benim için bir sevinç vesilesidir, benim doğru yolda olduğumun tasdikidir. Beni masonlar, şunlar bunlar desteklerse maazAllah, Allah esirgesin yani.
MUHABİR: Şaibe girer o zaman.
ADNAN OKTAR: Tabii. Onlar gereğini yapacaklar, biz de gereğini yapacağız inşaAllah.
MUHABİR: Yok, asıl kastım şuydu Hocam, mutlaka siz doğru anladınız.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
MUHABİR: Şimdi medyada sevgili Hocam, görüyoruz, bazı sektörler var. Biz ne spora karşıyız, ne de başka şeylere karşıyız, ama hakikatten insana medya mensubu olmak, yada medya adına bir şeyler yapmak, kamuya faydalı olmak, bütün sektörler öyledir. Kamuya faydalı olmak gerekiyor, ama hakikatten kamuya faydası olmayan adamlar da, milyonlarca liralar, milyonlarca böyle yetim hakkı olan bedeller ödeniyor. Biz görüyoruz bunları, böyle de programlar var ama ne idüğü belirsiz garip şeyler de ekranlarda yer bulabiliyor. Bir sokak kavgasını bile ekranlara çok rahat taşıyabiliyorlar, ama konu olan Allah’ın ilmiyse, nedir Allah korkusu ya?
ADNAN OKTAR: Onların zaten bunu yapamaması, nasipsiz olduklarını gösterir. Nasipli olanlar bunu yapacaktır, kaderinde olanlar bunu yapacaktır. Ahir zaman, güzellikler çağıdır. Güzellikler yeridir, ama müminler zorlukların arasından güzelliğe kavuşacaklar. Bu Allah’ın yarattığı ayrı bir güzelliktir. Kolaylığın içinden, kolaylığa gitmek ayrıdır, zorluk gibi görünen kolayın içersinden zorlukları fethetmek ayrıdır. Allah böyle bir güzellik yaratmıştır. Zor gibi görünen kolaylıklar içerisinde zoru ortadan kaldırıyoruz. Yanlışlıkları ortadan kaldırıyoruz, bu çok büyük bir nimettir. İnşaAllah.
MUHABİR: Bizlere bir de Hocam selamla başladığımız, selamla bitirdiğimiz programlardan dolayı bile, böyle gerici damgasını çok rahatlıkla vurabiliyorlar. Çok rahatlıkla söyleyebiliyorlar, ama ben de bir yerine, artık üç defa Rabbim demeye başladım açılışlarda, kapanışlarda. Herhalde doksandokuza çıkacağız yani, bu, ne varsa hepsini sayacağız.
ADNAN OKTAR: Evet. Gerici demek geçmiş kültürünü, geçmiş inancını mükemmel yaşayan anlamında alıyorsa, o anlamda biz zaten gericiyiz. Ama onun ilericiliği, yani tarihini, geçmişini, soyunu sopunu inkar anlamında, maymunluktan sadece ileriye doğru bakıyorsa, o zaman bu çok anormal, bu. Yani boşluk dememektir o adam.
MUHABİR: Allah ıslah etsin.
ADNAN OKTAR: Yani bir adam tarihini, imanını, kültürünü, soyunu sopunu reddediyorsa, örfünü, ananesini, geleneğini, güzel olan her şeyi reddediyorsa, zaten o boş kavanoz gibi bir şey olmuş oluyor o adam. Hiçbir şey kalmıyor. O anlamda biz tabii ki gericiyiz. Yani soyumuzu sopumuzu seviyoruz, ecdadımızı seviyoruz. İnançlarımızı, örfümüzü, geleneğimizi seviyoruz. Onlar bizim gerimizde kaldı, biz onları aşkla kucaklıyoruz ve onu alıp ileriye doğru götürüyoruz.
MUHABİR: Bu apolet güzel o zaman Hocam.
ADNAN OKTAR: Biz bunlarla ileriye doğru gidiyoruz, yani bununla ileriye doğru yol alıyoruz. Aydınlıkla, ışıkla yol alıyoruz.
MUHABİR: İnşaAllah, Hocam.
ADNAN OKTAR: Ama geride bir kültürü olmayanın, geride bir görgüsü olmayanın, geride bir inancı olmayanın, kafa zaten teneke gibi bomboştur. Tıngır tıngır, o gitse ne olur, gitmese ne olur. O ileriye de gitmez, boşluğa gidiyor o. Kültürü dosdoğru olan, kültürünü kucaklamış, inancıyla iç içe yaşayan insan ilerici olabilir, ileriye gidebilir. Geriden aldığı o kültürü alır, onu kucaklar, ileriye doğru gider. Kafası gaz yağı tenekesi gibi bomboş olanın, sadece tangur tungur yuvarlanır boşlukta, başka bir şey olmaz.
MUHABİR: Biz Ramazanlarda yapardık Hocam. Davul dümbelek falan varsa ki, o zamanlar teneke Vita yağı kutularına böyle alırız elimize çubukla vururduk. Tıp tıp tıp.
ADNAN OKTAR: Ha öyle bir şey olur onlar, boş teneke olur yani.
MUHABİR: Anladım Hocam. Sayın Hocam son günlerde, Baron’un hortumuna düğüm üzerine düğüm atılıyor. Acaba bu konuda günlerdir sizin vermiş olduğunuz detaylı bilgilerin etkisi olmuş olabilir mi? Bülent Gezgin.
ADNAN OKTAR: Baron’u öyle gafil ve fitneci yaratan Cenabı Allah’tır. Hayırla yaratır, şu anda da belasını veren de Allah’tır. Onun şapkalısı da onu kurtaramıyor. Diğer, o kadın, kız sağlayan diğer şapkalısı da kurtaramıyor. Yani bu bir sistem, ben bunlara “Kara Klan” diyordum. Yani bunların hepsi birbirleriyle bağlantılıdır. Mesela o, geçenlerde söylemiştim, böyle besili yaban domuzuna benzeyen bir tanesi var. Böyle saçı arkadan at kuyruğu gibi sarkıyor, tam tipik domuz. Acayip saldırgan, önüne gelene saldırıyor. Hani derler ya, önüne geleni kapıyor, ardına geleni tepiyor, müthiş bir enaniyet, kibir ve azgınlık. Baron’da da var bu, muazzam bir hayasızlık ve kibir. Ve bunun bütün yalaka takımında da var bu. Yani Türk milletini haşa, hiç yerine koymak, millete saygı göstertmemek ve tekebbür, enaniyet ve azgınlık. Bu iddia edilen Ergenekon örgütünün de genel yapısında var. Ve onların ileride daha da ortaya çıkacak olan, şu an kendini iyice belli eden, takımı var; yönetici takımı, görüyorsunuz üsluplarındaki küstahlıkları ve saygısızlığı. Yani adamın, üstlerine karşı da bir saygısı yok, yani devlet terbiyesi yok adamda. Enaniyetten kudurmuş artık, yani aklı gitmiş. Bunları böyle, masonlar çıldırtıyorlar, delirtiyorlar. Türk milletine karşı da, böyle bir nefret düşüncesi içinde oluyorlar. Dolayısıyla, sadece ezilecek bir millet olarak görüyorlar Türk milletini. Her gördüğün yerde ezeceksin, her yerde haşa aşağılayacaksın inancındalar. Bizim milletimiz de, kendine bunu yaptırtmaz ve dedirtmez. Yani yiğit millettir, delikanlı millettir benim milletim ve asildir. Yani sakindir, ama tokadı da şiddetli olur. Devletimiz bu melanet inancı, bu melanet yapıyı tam anlamıyla şu an eziyor, yani hukuk ve kanun ölçüleri içerisinde. Belki hukuk ve yargı içerisinde yine gizlenmiş kendi adamları var iddia edilen Ergenekon’un, onlar biraz direnecek olabilirler, ama eninde sonunda sıra onlara da gelecek. Yani devletimiz gereken tedbirleri alıyor. Fakat bu kibir ve enaniyet, Türk milletine karşı yapılan bu uygulamaların, artık bir sonu geldi. Türk milletine kim tepeden bakıyorsa, haşa kim adam yerine koymamaya kakıyorsa, Allah hepsinin belasını veriyor. Bizim milletimiz mazlum, temiz, efendi, saygın, sevecen, dost canlısı, muazzam mübarek bir millet. Ne istiyorsunuz bu milletten, yok Darwin’miş, yok İbn-i Miskeveyh’miş. Hepsini Allah’ın izniyle böyle süprüntü gibi süpüreceğiz, inşaAllah. Yani bir süpürgeyle indireceğiz aşağıya; fikirle, düşünceyle, kültürle ve bilgiyle, sevgiyle ve şefkatle. Biz bu necip milletin, hak ettiği üstün güzelliği, üstün mutluluğu ve sevinci onlara, Allah’ın izniyle kat kat kat vereceğiz. Dünyanın en mübarek milleti, en güzel milletidir bizim milletimiz. Gidin Karadeniz’e öyledir, gidin Erzurum’a öyledir. Erzurum dedin mi, mesela hemen insanın içi coşar, dadaş yurdu değil mi. Elazığ desen yiğit yeri, Malatya desen yine öyle, Diyarbakır, Mardin tertemiz, efendi insanların olduğu yerler. Kayseri yine öyle, insanın içi açılır Kayseri dedin mi.
MUHABİR: Hele Erciyes Hocam, Erciyesli olarak ben iki yıl falan kalmış, kalmıştım orada.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah.
MUHABİR: Her sabah kalktığımda, Erciyes’i görüyordum. Böyle bir hasret, bir özlem içimde, yani ben Karadenizli olmama rağmen baktığım zaman böyle telli duvaklı gibi dururdu karşımda.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
MUHABİR: Kavuşacağız der dururdum yani. O dağ cezbetmişti beni.
ADNAN OKTAR: Evet, mesela İzmir çok sevecendir, çok tatlıdır insanları, çok güzel huyludur, çok insan canlısıdır onlar. Antalya öyle, Edirne böyle yiğit kaynar maşaAllah. Boydan boya çok güzel bir memleket, çok güzel insanlar.
MUHABİR: Müthiş bir mozaik.
ADNAN OKTAR: Tabii biz bu milleti ezmeye kalkanların, adam yerine koymayan kim varsa, hepsine gereken ilmi, kültürel karşılığı verip, onların da adam olmasını sağlayacağız inşaAllah. Bu milletin değerini onlara iyice hissettireceğiz, inşaAllah.
MUHABİR: Peki Hocam, o zaman buradan duyurumuz da şeye gitsin. Çanakkale savaşından sonra İngiltere’de, avam kamarasında bağıran Müstemlekeler Bakanı’na da gitsin. Yıkmaya çalıştığınız şey başarılı olmadı diye.
ADNAN OKTAR: Evet, Haim Noam’a da gitsin.
MUHABİR: Evet, Hocam.
ADNAN OKTAR: Haim Noam Efendi vardı biliyorsunuz. O, Türkiye’yi yok etme projesinde, o da görevliydi. Lord Curzon vardı, o var, hepsi yani. Hepsine gitsin, yani onların düşüncesine gönderiyoruz. Tabii şu an onlar hayatta değiller ama onların düşüncelerine gönderiyoruz inşaAllah.
MUHABİR: Sağ olun Hocam. Değerli Hocam, Baron’un kalemşörlerinin, yancılarının halkımız üzerindeki ekabir tavırları, fütursuzca devam etmektedir. Bunların ekabir tavırlarının, sistemlerinin sonu gelecek mi? demiş. Bu da benim adaşımdan geliyor, ve Mükreminoğlu.
ADNAN OKTAR: Hakikatten bu hayrettir, yani akıl almaz züppeler. Yani akıl almaz enaniyetliler. Yani mesela o Baron’un kalemşör takımı, ünlü takımını, o bıyıklı, diğer bıyıksız, şu bu falan. Bir dikkat edin, düşünün, o yine her devrim adamı, her devrin adamının bağlantı kurduğu, yine o eski meslektaşı olan şahıs. Yani enaniyet ve kibirden böyle artık betonlaşmış adamlar, kafaları. Yani tam kemik kafa, odun kafa olmuş. Yani yolunda yürümekten aciz adamlar, ahkam kesiyorlar. Dergilerden, oradan buradan Darwinizm hakkında bilgiler toplamışlar, kesin kanaati gelmiş adamın.
MUHABİR: Taşıma suyu.
ADNAN OKTAR: Taşıma suyu ama dergiden, gazeteden, oradan, buradan, derleme, toplama. Yani o zayıf kafasında da onu toplamış, bir inanç oluşturmuş ve Türk milletine de bir bakış açısı oluşturmuş. Yani Türk milletini haşa, böyle cahil, zayıf, ondan sonra, ezilmesi gereken bir millet olarak görüyor. Bu milletin ne kadar soylu, ne kadar yiğit, ne kadar efendi olduğunu onların böyle, o boş teneke kafalarını, tık tık tık böyle uyararak anlatacağız inşaAllah, anlayıncaya kadar.
MUHABİR: Hocam on altı defa yıkılıp, on yedinci defa tekrar kurulan bir başka ulus var mıdır diye geldi aklıma?
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah, maşaAllah. Bir baksınlar her yere bizim şanımız, şerefimiz nakşedilmiş durumda. Bütün sokaklara, caddelere Osmanlı eserlerine baksınlar, gitsinler camilerimize baksınlar, eski edebiyatçılarımızın, eski yazarlarımız, sanatçılarımızın çalışmalarına baksınlar, bütün dünyanın hayran olduğu muazzam bir medeniyet görülecektir. Ama şimdi Altınçağ’da olacak olan medeniyet, hepsinin üstünde olacaktır. Yani muazzam bir medeniyet parlaması olacaktır, insanların nefesleri kesilecek inşaAllah bu sefer.
MUHABİR: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
MUHABİR: Sizce bu evrim tartışmaları, Türk halkının kafasını karıştırır mı? Yani olumsuz anlamda diyorum. Emel Kadiroğlu sormuş bunu da Bursa’dan.
ADNAN OKTAR: Türk milletinin %95 Allah yarattı demesi kafasını karıştırır değil, kafasının daha da o güzel akıllarının, daha güçlendiğini göstertiyor. Vesveselerinin gittiğini göstertiyor. Tedirginliklerinin gittiğini gösteriyor. Şüphelerinin izole olduğunu göstertiyor. Ve milletimiz, Mehdi çağına doğru hızla ilerliyor, Hz. İsa’nın gelişine doğru hızla ilerliyor. Ve dünya lideri olmaya doğru hızla ilerliyor, inşaAllah.
MUHABİR: Gafla kefin farkı Hocam, Allah yarattı traş etme de oğul. Gafla kefi ayırabiliyor artık bizim toplumumuz da artık, %95 çok ciddi bir rakam.
ADNAN OKTAR: Evet, evet.
MUHABİR: Evet Hocam, selamün aleyküm.
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
MUHABİR: Sizin konuşmalarınızı dinlemeye başladığımdan bu yana, hayatımda ilk kez bir din adamımın, dini samimi anlatmasına şahit oldum. Allah bize de, sizdeki samimiyeti nasip eder inşaAllah. Sorum şu: Şeytanın, insanları kandırma yöntemleri nelerdir? Daha çok kimler üzerinde etkili oluyor? İyi akşamlar, iyi yayınlar. Sivas’tan, Sinan Karbul’dan deliyor bu mesaj da Hocam.
ADNAN OKTAR: Kuran’a tam tabi olan, şeytana karşı çok müsellah hale gelir, silahlı hale gelir. Yani Kuran’ı çok iyi bilmek lazım. Mesela kardeşimiz diyor ya, Darwinizm’i öğretmek, acaba hani bu tartışmalara girmek nasıl olur. Halbuki Kuran bize zaten Firavun’u anlatıyor, Nemrut’u anlatıyor. Putperestleri anlatıyor, şeytanı anlatıyor, onun karakterini anlatıyor. Bu bizim aklımızı karıştırmıyor, aklımızı sağlamlaştırıyor. Karşıtımız olan ahlaksızları, kirli düşünceleri, yanlış düşünceleri bize Cenab-ı Allah aktarıyor ve çözümünü göstertiyor. Ve bunun doğrusunu anlatıyor. Biz çirkinliği bilmezsek, güzelliği bilmeyiz.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Yanlışı bilmezsek, doğruyu bilmeyiz. Yani yanlışı da bileceğiz, doğruyu da bileceğiz. Onun için şeytanla mücadele ederken, tek yapılacak şey, çok samimi olmak ve Allah’a tam teslim olmaktır. Allah’a kendini bıraktın mı, hani derler ya güven Allah’a, dayan Allah’a. Sırtını Allah’a dayayacaksın, Ahretül Muska, Habl-ül Metin. Allah’ın kopmaz, koparılmaz ipine sıkı sıkı sarılacağız böyle, sıkı sıkı, işte o Kuran’dır. İhdinas'sırat el-müstakîm, Allah’ın dosdoğru yolu inşaAllah, sırat el-müstakîm. O yol budur işte, Allah’ın kopmaz, koparılmaz ipi. Kuran’a sıkı sıkı sarılmak, ondan gerisine hiç kafalarını takmadan çok rahat olsunlar.
MUHABİR: İhdinas'sırat el-müstakîm. Çok harika Hocam. Harika bir örnek. Selamün aleyküm İddia edilen Ergenekon’u savunan bir takım basın ve politikacılar, gerçekleri neden görmezden geliyor. Kamil Temiz’den gelmiş bu da Rize’den Hocam.
ADNAN OKTAR: Bakın madem illa ısrar ettiler söyleyeyim. Yani ama söylemesem mi, söylesem mi? Söyleyeyim de, biraz da oradan hikmeti anlaşılsın. İddia edieln Ergenekon örgütünden yanaymış gibi görünen bir kısım kişiler, belki de bazı bilgiler elde ediyorlardır. İlgili yerlere ulaştırıyorlardır, yani.
MUHABİR: Mesaj alındı aslında.
ADNAN OKTAR: Evet, devlet terbiyesi alan bir adam iddia edilen Ergenekon taraftarı olmaz. Gerçek bir Türk milliyetçisi iddia edilen Ergenekon taraftarı olmaz. Gerçek bir Müslüman evladı iddia edilen Ergenekon taraftarı olmaz. Bu Komünist Derin Devlet örgütüdür. Asıl adı budur. İddia edilen Ergenekon da değildir. Asıl bunun ismi, ben bunun ismini ta başında koydum. Komünist Derin Devlet Çetesi, Komünist Derin Devlet Çetesi’dir bu.
MUHABİR: Selamun aleykum.
ADNAN OKTAR: Aleykum selam.
MUHABİR: Öncelikle Adnan Hocam’a çalışmalarından dolayı çok teşekkür ederim. Önemli bir sorum var. Hazreti İsa’nın tekrar dünyaya gelecek olmasının üzerinde bu kadar fazla durmanız ve buna doğal olarak iman etmemiz kötü niyetli Hıristiyanların işine yarayabilir mi? Kötü niyetli Hıristiyanlar, imanlı Müslümanların bu inancını kullanarak onları kötü yola çekebilir mi demiş, İzmir’den Mehmet Demir, Hocam.
ADNAN OKTAR: Kötü niyetli Hıristiyanları da düzeltecek Hazreti İsa Aleyhisselam. Yani öyle bir konu yok. Kötü niyetli Hıristiyan, şimdi şöyle bir Hıristiyan bize gelirse onu alnından öperiz. Allah bir diyor. Bütün peygamberler hak diyor. Ben ahirete inanıyorum; cennete, cehenneme inanıyorum diyorsa, Hazreti Muhammed de hak peygamber diyorsa, alnından öperim ben böyle bir insanın. Ama teslis inancındaysa zaten Hz. İsa (A.S.) gelip putu kıracak, domuzu öldürecek. Yani o gelecek, Hz. İsa o anlamda onların bir işine yaramayacak. Hz. İsa onlarla mücadeleye gelecek zaten. Hz. İsa Kuran aşığı olarak gelecek. Resulullah aşığı olarak gelecek.
MUHABİR: Hocam bağışlayın, araya giriyorum aslında hep dinlemekten yanayım ama Hz. İsa’nın (A.S.) bir temennisi, dileği yok muydu? “Ya Rabbi beni Muhammed’e (S.A.V.) ümmet yap” diye.
ADNAN OKTAR: Tabii, o duasını kabul ediyor Cenab-ı Allah. “O kıyamet için bir alamettir” diyor, Hz. İsa’nın inişini Cenab-ı Allah. Mesih’i gördük mü, artık en fazla bir 100 yıl kaldı demektir. En fazla. Kıyamet artık, yüzyüze demektir insanlar. Şeytandan Allah’a sığınırım, “O’na Ehl-i Kitap’tan iman etmedik tek bir fert kalmayacaktır” diyor Allah. Hepsi iman edip Müslüman olacaklar, tamamı. O kardeşim dediği anlamda zaten Hıristiyan kalmayacak ki. Yani kötü niyetli Hıristiyan dediği, o yani teslis inancını kastediyor, sapkın inançlı. Öyle bir insan bırakmayacak Hz. İsa Mesih. Yani zaten öyle bir Hıristiyan korkar öyle bir olaydan, zaten istemez. Hz. İsa’dan tedirgin olur. Ama geldiğinde O’nun nuruyla eriyecek onlar, o ayrı mesele.
MUHABİR: Evet Hocam, hakikaten şimdi böyle ehl-i sünnet ve’l-cemaat üzere olan kişilere baktığımızda, günde 5 kere abdestlerinden yüz, insanların zahiri sıfatında bile bir güzellik, insan bakmaya doyamıyor, edemiyor. Bir de Allah’ın nebisi geldiği zaman o cemale nasıl bakılır, nasıl göz değer o göze, bilemiyorum yani.
ADNAN OKTAR: Sakın böyle vesvese etmesinler, bu şeytandan. Sakın böyle bir şeyleri olmasın. Çünkü bakın Cenab-ı Allah vaat ediyor, dünya hakimiyeti vaat ediyor Hz. İsa zamanında. Sana uyanları diyor, seni sevenleri kıyamete kadar diyor. Kıyamet vaktinin en yakın vaktine kadar dünyaya hakim kılacağım diyor Allah. Dünya hakimiyeti vereceğim diyor. Küfrün üstüne geçireceğim sizi diyor. Biz O’nu aşkla bekliyoruz, sevinçle bekliyoruz. Bütün Hıristiyan alemini kurtaracak. Musevileri de kurtaracak. Onun için sakın öyle bir tedirginliği olmasın. Hazreti İsa Allah’ın izniyle çelik kılıç gibidir. Hepsini halledecek. Hepsini bir düzene şekle koyacak. O’nun nurunun ışığıyla tertemiz olacaklar. Hıristiyanlar için bir kurtuluştur. Dua etsin, beklesin. Hıristiyan nasıl kullansın O’nu. Gelecek İsa onun zaten bütün sapık fikirlerini ortadan kaldıracak, yanlış fikirlerini ortadan kaldıracak, mübarek. Ama onların beklediği Mesih Deccal var. Yani kendinin İlah olduğunu, Allah olduğunu iddia eden -hâşâ- var. Hz. İsa’yı gördü müydü, Peygamber Efendimiz (S.A.V.) söylüyor, tuzun suda eridiği gibi erir diyor. Zaten dar paça kaçmaya başlayacak, Hazreti İsa’yı daha görünce, nurunu görünce. Hiçbir oyun, hiçbir halüsinasyon gösteremeyecek. Hipnoz yapamayacak hale gelecek. Bâb-ü Lüdd kapısına doğru diyor, var gücüyle kaçmaya başlıyor. Kendi taraftarlarının gözü önünde. Hazreti İsa, maşaAllah atletik, yiğit, çok yapılıdır Hazreti İsa, orta boylu, Hazreti Mehdi’ye benzer göreceksiniz inşaAllah, ikisini de göreceksiniz. Çok benzer, Hz. İsa. Hatta diyor Peygamber Efendimiz, Hazreti Ali de benzer, Hz. Ali Mehdi’ye benzer. Hz. İsa yani, üçü birbirine benzerler. Onun için Hazreti İsa’nın bir ayağı diyor Mehdi’nin bir omzunda, bir ayağı Hazreti Ali’nin bir omzunda diyor inşaAllah.
MUHABİR: Mecaz
ADNAN OKTAR: Mecaz anlamında evet, yani üçü şey yapıyor, benzerlik. Benzerliği açıklıyor. Yani benzer, üçü de birbirine benzer anlamına getirmek için.
MUHABİR: Anladım Hocam.
ADNAN OKTAR: O bir teşbih bağlantılarla, o bir iç içeler kardeşler anlamında. Bağlantılarını vurgulamak için, Resulullah’ın öyle güzel veciz sözleri vardır, inşaAllah. Onu gidip yakalayacak ve etkisiz hale getirecek, inşaAllah.
MUHABİR: Bu program biraz, şu anda hakikaten böyle kalp atışlarımın farklılaştığını hissediyorum. Kullandığınız ifade Hocam, siz de inşaAllah göreceksiniz deyince, yani bu Hz. İsa yani, başka askerlik arkadaşın falan da değil, yani inşaAllah nasip olur.
ADNAN OKTAR: Yakın, yakın.
MUHABİR: İnşaAllah nasip olur, Rabbim ömür verir.
ADNAN OKTAR: Asker arkadaşın da, dava arkadaşın da, olur mu, o da askerdir, o da yiğittir. Hem de ne askerdir.
MUHABİR: O bile bir heyecan verir bana.
ADNAN OKTAR: Hem de ne yiğittir.
MUHABİR: Yani arkadaşlarımız vardır özleriz, bir araya gelmişizdir, görev yapmışızdır. Onları bile özlerken bizler Allah’ı Nebisi, Allah’ın Resulü, Allah’ın elçisi, ahir zamanın derip toparlayıcısı, O’na nasip olmak,
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Bilemiyorum yani, böyle yarısı helak olmuş bir yürek nasıl dayanır.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah
MUHABİR: Hocam iyi yayınlar ve sevgili Kral Karadeniz çalışanları ve Sayın Adnan Hocam size Zonguldak’tan yazıyorum. Antropoloji konusunda çok ilgiliyim. Aynı anda dünya üzerinde yaşayan çok farklı insan ırkları var. Şu anda hem Anglosakson Avrupalı ırklar –doğru okudum inşaAllah- hem çeşitli zenci ırkları, Avusturalya’daki aborijinler ve pigmeler var. Bunların vücut yapıları, kafatası hacimleri ve çene büyüklükleri birbirilerinden çok farklı. Eğer evrimciler insanın evrim geçirdiğine delil olarak fiziksel farklılıkları veriyorlarsa, şu anda dünya üzerinde çok çeşitli insan ırkları yaşıyor. Neden Darwinistler bunu evrim aşamaları ile açıklamıyorlar. Bana göre de müthiş bir soru. Can Keskin, Zonguldak’tan gelmiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Doğru söylüyor, mesela pigmeler şu kadar falan ama zehir gibiler, bayağı zeki ve çok yaman. Bir sürü içlerinde Müslüman var. Aklı başında insan çok çok fazla içlerinde. Öbürleri, bir kısmı var 2 metre boyunda, bir kısmı başka türlü. Bir kısmının kafatası değişik ama hepsinde Allah’ın ruhu var ve hepsi insan, hepsi de kardeşimiz. Mesela,bir konuşuyor, mükemmel adam, profesör olmuş, dindar, mümin, muttaki bir kardeşimiz.
MUHABİR: Her ırktan Müslüman var.
ADNAN OKTAR: Her ırktan var tabii. Hepsinin vücudu değişik, kafatasları değişik, eli yüzü değişik, Allah çeşit çeşit yaratmış. Ama hepsi de akıllı, oturaklı, tertemiz insanlar. Her devirde olmuştur. Her zaman olmuştur. Hz. Âdem’in evlatları bir süre sonra O’nun gen yapısında olan bir özelliğiydi bu. Çeşit çeşit şekiller almışlardır. Kimi zenci olmuştur, kimi Japon görünümlü olmuştur, kimi başka türlü olmuştur. Ama hepsi Allah’ın ruhunu taşıyan, Allah’ın tecellisi olan varlıklar.
MUHABİR: Hocam aborijinler, arkadaşımız yazmış da, gerçek insan derler kendilerine, onlar da belli bir şeyde, kalıbın dışına çıkmadan yaşarlar. Onlarla ilgili bir malumata gelecek derslerde ya da röportajlarda işleme gibi bir şans olabilir mi?
ADNAN OKTAR: Tabii, aborijinlerin çok fazla mühendisi var, doktoru var, profesörü var. Gayet kaliteli, tertemiz, mazlum, terbiyeli insanlar. Zencileri de öyle; tertemiz, mübarek varlıklardır. Türkler çok asil ve mübarek insanlar, Avrupalılar öyle, hepsi. Bunlar Âdem’in evlatları, hepsi birbirinin aynıdır yani.
MUHABİR: Allah bundan diyorsunuz mutlaka.
ADNAN OKTAR: Tabii ki
MUHABİR: Ermeni sorunu konusu ile ilgili bir röportajınızda siz Ermenilerin de aslında bizimle birleşmek istediğini, aramızda düşmanlık olmadığını söylemiştiniz ve sunucu da pek inanmamıştı, acaba beni mi kastediyorlar? Bugün okuduğum bir yazıda sivil toplum kuruluşları Ermenistan’a gitmişler ve orada diyaloglarda bulunmuşlar. Ermeniler, Türk adını duyunca çok heyecanlanıyorlarmış. Bu düşmanlığı anlayamadıklarını söyleyip Türkiye’nin çok büyük bir ülke olduğunu ifade ediyorlarmış. Yani tam sizin dediğiniz gibi yine, Saygıdeğer Hocam. Hayırlı yayınlar diliyorum demiş Salih Koçtürk, bu da İstanbul’dan geliyor Hocam. Ben öyle bir şey demedim ama.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah. Ermeniler bizim canımız, canımız, onlar bizim tertemiz yiğit kardeşlerimiz, biz onları Allah’a emanet vermiştik. Geri alacağız Allah’ın izniyle. Açacağız Ermenistan’ın kapılarını, dolsunlar her yerde, sanatçıları, güzel insanları, soylu insanlarıyla. Bizim zamanında paşalarımız vardı, Ermeni paşalarımız vardı. Mehmetçiği onlara teslim ediyorduk. Millet-i Sadıka, bakın lakaba bakın. Ne güzel sadık millet.
MUHABİR: Osmanlı’nın,
ADNAN OKTAR: Hiç, hiç hiç hiç terslikleri olmamıştır. Osmanlı’nın hep böyle sadakatle, güzel ahlakla, nezih bir tavırla, mükemmel hizmetler vermişlerdir. Çok mübarek bir millettir. Allah’ın izniyle Estergon Estergon diyor, 7 krala saray olan Estergon diyor değil mi, biz seni Allah’a emanet verdik, şimdi işte almaya geldik diyor. Nemçelilere emanet verdik, şimdi emaneti geri almaya geldik inşaAllah. Az bir zaman sonra açacağız kapıları. Ne işleri vardır orada bizim kardeşlerimizin, öyle küçücük yerde kapalı kalsınlar. Açalım, gelsinler. Biz de oraya gidelim.
MUHABİR: Çok ciddi oyunlar var, değil mi Hocam. Bu Ermeni soykırımı iddiaları ya da bazı
ADNAN OKTAR: Tabii tabii hepsi oyun, hepsi oyun. Masonların, Darwinistlerin, o devrin faşistlerinin oyunları, aman ha. Hiçbirine aldanmasınlar. Yani geçmişi de hiç kurcalamaya gerek yok. Kafaları çok rahat etsin. Kucaklaşacağız, bağırlaşacağız. Dağlık Karabağ zaten Azarbeycan’ındır. Gelsinler, kendi evlerine, yurtlarına yerleşsinler. Azerbaycan’ın da kapısını açacağız. Ermeni-Türk-Azeri bir kucaklaşırız. Konu biter. Boş yere kendilerini ezdiler. Rahatsız ettiler. Birçoğu yani, hiç, hiçbir şey yok ortada. Bir avuç masonun şeytandan aldığı talimatla ortalık birbirine girdi. Hepsini temizleyeceğiz inşaAllah, tertemiz olacak. Kalpler ferahlayacak, kafalar açılacak. Sevgi, barış, muhabbet, çok güzel şekilde tesis olacak inşaAllah. Gürcistan da eriyorlar, açacağız kapılarını zaten. Muazzam bir istek var. Birçok kardeşimiz Türkiye’de Gürcü’dür. Halis kan Türk’tür, Gürcüler de yani inşaAllah. Onlar da bizim yiğit kardeşlerimiz, Litvanya hep güzel insanların ülkesidir. Açalım kapılarını inşaAllah. Suriye, gidip Şam’da şöyle bir güzel Şam şekeri baklavası yiyelim. Değil mi, koyalım nüfus cüzdanımızı cebimize o kadar.
MUHABİR: Bağdat ile ilgili hani “ana gibi yar, Bağdat gibi diyar bulunmaz” derler.
ADNAN OKTAR: Tabii
MUHABİR: O ne güzel sözdür, yani.
ADNAN OKTAR: Bağdat bizim diyarlarımız, bütün atalarımız oralara gider gelirmiş, kimse böyle pasaport falan kullanmazmış, değil mi? Bir nüfus cüzdanı, bir kimlikle gidiyorlar. Aynısı olacak inşaAllah. Hiç gerek yok. Aynı kültür, aynı din, aynı iman, hepimiz kardeşiz. Sakın, en ufak aksi bir şeye gerek yok, düşünceye gerek yok. Masonların oyununa hiç kimse gelmesin. Zaten bu kader bu, birleşeceğiz de, fakat biz yine de hükmen, dinin hükmü yerine gelsin diye söylüyoruz inşaAllah.
MUHABİR: İnşaAllah Hocam, 90’dan fazla İslam alimi Mehdi’den bahsediyor. Bu kadar çok İslam alimi Mehdi’den bahsederken neden günümüzün din alimleri Mehdi’den hiç bahsetmiyorlar, demiş Yüksel Karapınar.
ADNAN OKTAR: Bir hayır vardır, belki işte gelişinin bir alametidir, o da belki de.
MUHABİR: Tartışmak da lazım
ADNAN OKTAR: İnşaAllah
MUHABİR: Alimliği de tartışmak lazım onun paralelinde. Dediğiniz gibi sistemin ortaya attığı İslam’ın içinde, sahte İslam’ı sokup palazlandırdığı insanlar, biraz önce bir tarifte bulundunuz da Hocam yani hakikaten çocuk görse 3 gün uyuyamaz demiştiniz.
ADNAN OKTAR: Yani aşağılık kompleksi içinde zavallı insanlar bunlar, kıyıda köşede izbe yerlerde yaşayan insanlar, bunlar gelip gün ışığına çıkarılınca, Avrupa’ya oraya buraya götürülüyorlar falan. Adam ne oldum delisi oluyor, cahil de. Baksana Kuran’ı hâşâ eleştirmeden bahsediyor. Said Nursi’yi eleştirmiş, eleştirecek değil eleştirmiş zaten, ahkam kesmiş kendince. Cehaletini, ahmaklığını ortaya koymuş. Sen Said Nursi’nin tırnağı olamazsın, tırnağı. Bastığı yerdeki tozu olamazsın. Ayaklarının bastığı yerin tozu olamazsın. Öyle bir şey olsa, o bile senin için büyük bir şeref olur. Böyle zır cahiller ortaya çıkıyorlar. Milleti güldürüyorlar. İpsiz sapsız konulardan, dini konuları tenzih ederim. Yani aczlerini ve zavallılıklarını ortaya koyuyorlar. Madem bu kadar akılsızsın, madem bu kadar imanın zayıf, madem aklın yetmiyor, git köşende otur. Ne oturup fitne çıkarırsın. Bir de hâşâ Kuran’ı eleştirmekten bahsediyor haysiyetsiz. Kuran’ı eleştirmek ne demek, sen iman ettiğine göre Allah’a tam teslim oldun demektir, Allah’ın Kitabı’na sımsıkı sarılacaksın sen. Yani bununla mükellefsin. İnkar ediyorsan açıkça söylersin. Tamam, kardeşimizsin, saygı duyarız sana biz. Ama hem Müslümanım diyorsun, iman ettim Ya Rabbi sana teslim oldum diyorsun, Kuran hak kitaptır diyorsun, ben şimdi Kuran’ı eleştireceğim diyorsun, tam ahmak ifadesi bu. Tam ahmak ifadesi. Aklını başına alacak, kim varsa böyle münasebetsiz, tabii imtihan kapısı kapanmamıştır. Tövbe etsin, kendini düzeltsin, kendine gelsin böyle serseri akıllılar.
MUHABİR: Çok büyük nimet değil mi Hocam, tövbe kapısı ardına kadar açık,
ADNAN OKTAR: Tabii tövbe kapısı kapalı değil, olabilir insanlık hali, ben bir hata yaptım desin. Allah beni affetsin desin. Secdeye kapansın, Cenab-ı Allah’tan af dilesin, şeytana uydum diyecek. Kendini düzeltecek. Aklını da başına alacak.
MUHABİR: İnşaAllah Hocam
ADNAN OKTAR: İnşaAllah
MUHABİR: Çok değerli Hocam bugün televizyonda yoksul insanlara erzak dağıtıyorlardı. Fakat insanlarımız sokakta ezilme tehlikesi ile karşılaşıyorlar ve bu durum hep böyle. Başka bir yöntem uygulamamız, uygulanamaz mı, yardım edeceğiz derken bir yandan eziyet ediyorlar. Aslı Ergenç, İstanbul.
ADNAN OKTAR: Bizim arkadaşlarımızı, kardeşlerimizi oturup kamyonlarda şurada burada dağıtım olmaz. Güzel koskocaman böyle geniş mağazalarda, geniş büyük marketlerde kardeşlerimize ücretsiz satış yapılsın. Onların parası Allah razı olsun olacak, o kadar. Allah razı olsun, yani Cenab-ı Allah’a hamd edecek. Onun karşılığı o. İnsana da demesine gerek yok. İnsana dua etsin. Yapanlara dua etsin. Allah’a da hamd etsin. Bu kadar, istenen budur. Gitsin ne istiyorsa 1kg peynir, 2 kg şeker, canı ne istiyorsa, ihtiyacı kadar ama bakın ihtiyacı kadar, hırs olmayacak. Yani günlük veyahut haftalık ihtiyacı ne ise o kadar alacak, Allah’a hamd edip evine gidecek, o kadar. Bunu yaymak lazım. Kamyonlardan, otobüslerden dağıtma işlemi olmaz. Yakışık almıyor, ben görüyorum televizyonlarda.
MUHABİR: Rencide edici bir durum,
ADNAN OKTAR: Evet, çok rahatsız ediyor. Yani bizim bu güzel milletimize bu yakışmıyor. Bizim milletimiz soylu ve tertemizdir. Onların muhtaçlığını bu hale getirmek yakışık almaz. Hiç hiç yakışık almaz. Bir de malı dağıtınca bol dağıtmak lazım. Eğer az dağıtacaksa, götür evlerine tek tek dağıt. Ama oraya on bin kişi toplanmış, sen bin tane erzak dağıtıyorsun. Bu olmaz. Belli ki orada bir izdiham olacak ve acı çektireceksin.
MUHABİR: Bir de göstermek var Hocam, sağ elin verdiğini sol elin görmemesi gerek diye biliyoruz.
ADNAN OKTAR: İşte en güzeli benim dediğim market olayı, çok güzel olur. Nezih, gayet sakince günlük yiyeceğini alır, çeker gider. Allah razı olsun der, Elhamdülillah, Allah’a hamd olsun, der. Konu biter ve bizim de içimiz güzelleşir. Onların oradan bedava yiyecek aldığını gördü mü bizim neşemiz artar, sevincimiz artar. Memleket için bir huzurdur, bir dengedir. Bereket bolluk getirir bu inşaAllah. Fîsebîllillah, Allah için biz bol bol götürüp mallarımızdan imkanlarımızdan verelim. Orada da bol bol dağıtılsın, milletin de içi rahat eder. Devlet kontrolünde olsun. Çok iyi bir müfettişlik sistemi, yani hiç böyle,
MUHABİR: Kayırma
ADNAN OKTAR: Oyun olmayacak şekilde, çok sağlama alınan bir sistem kurulsun. O kadar.
MUHABİR: Samimiyet yeterli o sistem için Hocam. Allah rızası
ADNAN OKTAR: Elhamdülillah, Allah sevgisi, Allah korkusu yeter tabii, inşaAllah
MUHABİR: İnşaAllah Hocam. İyi akşamlar Hocam, Kuran’da münafıkların yüzlerinin kıyamette kararacağı söyleniyor. Bu nasıl bir kararma, siyahlaşacaklar mı yoksa suretleri mi çirkinleşecek, Osman Beyli Malatya’dan sormuş, izleyicimiz bir de saygılarını iletiyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Yani, tiksinti verecek iğrenç bir görünüm, yani pislik bir görünüm. Yani budur yoksa mesela zenci olur da nur gibidir. Elinden yüzünden nur saçılır. Yani bu, beyazdır da elinden yüzünden melanet akar. At hırsızı gibidir yani. Bakanın değil mi, kanı iliği çekilir böyle, iğrenç bir mahluktur. Yani bu, o anlamda değildir Kuran’da. Yani o tiksinti verecek bir görünüm.
MUHABİR: Zaten var günümüzde de belli bazı yüzünden melanet gitmiş dediğimiz, Rabbiyessir gitmiş yüzünden derler, bizim Karadeniz’de yaygın bir deyiştir.
ADNAN OKTAR: Fakat sözünüzü kestim fakat cehennemde bir koyuluk vardır. Yani etraf karanlıktır, insanlar karanlıktır. Karadır, gözler birçoğunun görmez. Kulakları duymaz. Yani hani var ya evrim teorisinde bunların tarif ettiği tipler, düşünceler, kafalar, aynen o tarzdadır. Yani kendi hayallerindeki gibidir, aynısı.
MUHABİR: Peygamberimiz’in ümmetinden başı sarıklı 70 bin alim kişi deccale tabii olacaklar diye bir hadisi var. Adnan Hocam bunu bize daha detaylı anlatabilir misiniz? Bu hadis günümüzde kimlere ve nasıl bakar demiş, Korhan Canser, Sinop’tan gelen bir mesaj bu da Hocam.
ADNAN OKTAR: Bakın Suriye’de, Irak’ta, Libya’da, birçok İslam ülkesinde mebzul miktarda komünist, Darwinist, materyalist, ateist, din alimleri vardır, sarıklı, cübbeli, mason aynı zamanda. Rusya’da zibil gibidirler. Peygamber Efendimiz (S.A.V.) işte bu ahir zamanın ateist, Darwinist, materyalist hocalarına mucizane işaret ediyor. Sarığının boyu da sırtına geliyor.
MUHABİR: Müslüman olmayan İslam profesörü gibi,
ADNAN OKTAR: Hah, Müslüman olmayan İslam profesörü, o tarz
MUHABİR: Eyvah, eyvah, Selamun aleykum Hocam demiş.
ADNAN OKTAR: Aleykum Selam
MUHABİR: Üstad Bediüzzaman benim yolumda mücadele eden has talebelerim evlenmesin demiş. Said Nursi’nin has bir talebesi, hatta bence en hası olduğunuz için evlenmediğinizi düşünüyorum, doğru mudur, saygılar, Can Sevce Hatay.
ADNAN OKTAR: Said Nursi’nin en naciz talebesi olabilsem o bana yeter. Ben, O’nun ayağının tozu olsam o bana yeter. Çok mübarek, çok muhteşem bir insandır Said Nursi Hazretleri, metafizik bir varlıktır, olağanüstü bir şeydir. Yani ruhunun, bir ahlakının, birçok yönü metafiziktir. Bedeni fiziktir ama ruhundaki güzelliklerin birçoğu metafiziktir. O mübareğin güzel uygulamasındaki hikmetleri şu an görüyoruz. Mesela ben de evlenmedim. Ama ben evlenseydim, kim bilir o cezaevi olaylarında o kadıncağız ne olacaktı, akıl hastanesi olaylarında çekeceği, mesela çocuğum olsa düşünün, akıl hastanesine getiriliyor çocuklar. Akıl hastaları eline yüzüne ellerini sürecek, ki annem geldiğinde öyleydi. Öyle bir ortam oluyordu, kadıncağızın başörtüsünü çekiştiriyorlar, mesela sırtına vuruyorlar öyle, benle görüşmeye geldiğinde öyleydi. Ben bir kadını, evlendiğim bir kadını, çocuklarımı ben böyle bir şeyin içine sokmam. Ama ben şahsıma, ben böyle bir şey, benim kardeşlerim hedef olmuyor. Benim çevrem hedef olmuyor, ama benim şahsım hedef olduğu için ben buna özen gösterdim. Allah bunun hikmetini de bana gösterdi. Ne akıl hastanesi safhasında zorluk çektim. Çünkü bir ceketim, pantolonum, gömleğim yani ayakkabım o kadar. İstediği yere götürsünler. İstediği yerde yatırsınlar. Hiç fark etmez. Vız gelir, tırıs gider derler ya. Allah rızası için severek isteyerek zaten vatanın her yeri benim, her toprağı, cezaevinin taşı toprağı betonu da benim yani benim vatanım. Havasını çekiyorum içime, suyu benim vatanımın suyu, yani her yer aynı yani. Ne fark eder ha ora ha bura.
MUHABİR: Bazı şeyler de insanın kendi istemesiyle de olmuyor. Sonuçta nasip kısmet meselesi,
ADNAN OKTAR: Tabii nasip ama bundaki Allah hikmeti bana gösterdi.
MUHABİR: Evet Hocam
ADNAN OKTAR: 9 kere mesela suikast geçirdim. Çocuklar yanımda olsa, hanım olsa ya onlara rast gelse, silahlı suikaste uğradım 9 kere, bir kere de hançerli suikasta uğradık. Hepsinden kendimi koruyabiliyorum ama onları nasıl koruyacaktım. Allah vesile etti. Onun için bir hayır var, hikmet var. Said Nursi Hazretleri defalarca suikaste uğramıştır. 30 yılı hapiste geçti o mübareğin, ben alnından öpüyorum O mübareği, aslanlar aslanıdır, yiğitler yiğididir Said Nursi Hazretleri. Yani son bin yılın müceddididir. Yani alimlerin alimi, mübareklerin mübareği maşaAllah, müthiş bir insan, bilmiyorum öyle denir mi mübareklerin mübareği, onu demeyeyim. Belki o riskli, yanlış bir şeydir, Allah affetsin ama muhteşem bir insan. Zehirlediler mesela, zehirlemeye kalktılar. Piyade tüfeğiyle uzaktan ateş edildi Said Nursi Hazretleri’ne. Allah hepsinden O’nu muhafaza etti, korudu, kolladı. MaşaAllah. Biliyorsunuz gönüllü milis albayıydı aynı zamanda. Yiğitçe mücadele etti. Allah oralarda da O’nu korudu. Esir oldu, düşmana esir oldu. Yine döndü geldi Türkiye’ye, maşaAllah. Aslanlar gibi kendi memleketinde hakkı, hakikati ve güzelliği savundu ve anlattı. Risale-i Nur Külliyatı nefis eserlerdir.
MUHABİR: Dönemin Meclisi ile de münasebetleri çok güçlüymüş Hocam.
ADNAN OKTAR: Herkesin sevdiği bir insandı, herkesin. Yani Osmanlı’nın en büyük alimiydi. En değerli alimiydi. Muazzam bir ilme sahipti. Bakın yalnız sadece Kuran taşıyor. Hiçbir hadis külliyatı yok, eser yok. Kütüb-i Sitte’yi su gibi ezberden biliyor. Buhari, Müslim, Tirmizi. Eserlerini insanlar zanneder ki, yazarken açtı Müslim’den, Buhari’den yazdı zannedersiniz. Kelimesi, kelimesine ezberden hadisleri yazmış.
MUHABİR: İşte o zaman,
ADNAN OKTAR: Yani, çok çok acayip bir insan, yani bu ne hafızadır. Bu ne akıldır maşaAllah, BârekAllah. Zaten hafız biliyorsunuz.
MUHABİR: Evet Hocam,
ADNAN OKTAR: Çok mükemmel Arapçası var. Yani çok mükemmel bir dilbilgisine sahip ve muazzam bir ezber. MaşaAllah, Risale-i Nur Külliyatı da, yani,
MUHABİR: Gerçekten çok
ADNAN OKTAR: Nefes kesici bir eserdir çok çok
MUHABİR: Evet, kesinlikle Hocam
ADNAN OKTAR: Hayretler içinde kalır insanlar. Baştan sona her yerde kerametiyle karşılaşırsınız eserde. Yani muazzam kerametleri vardır. Allah O’nun inşaAllah makbuliyetine, güzelliğine işaret olarak verdiğini umuyorum, çok güzeldir maşaAllah.
MUHABİR: Zaten Risale-i bir kere hatmeden diyelim, baştan sona bitiren hah tamam.
ADNAN OKTAR: Alimdir, alimdir, asrın alimidir. Bu asırda bir alimdir. Risale-i Nur Külliyatı’nı baştan sona kadar okuyup bitiren bir insan bence bir alimdir, inşaAllah.
MUHABİR: Evet, bir de Bediüzzaman Hazretleri’nin yerinin şu anda belli olmaması onun hikmeti,
ADNAN OKTAR: O’nun kerametidir. Mezarının kaybolacağını söylüyor, vefatından önce aynen kaybolmuştur. Ölüm yılını, öleceği tarihi bildirdi, Allah’ın dilemesiyle önceden, o tarihte de öldü maşaAllah.
MUHABİR: Belli bir yere gidiyor o gece uçakla bir daha
ADNAN OKTAR: Bütün olayları bilmiş zaten 71’deki, 81, 91, 2001, 97’deki olaylar detay vererek anlatıyor hepsini. 2011, Mehdi’yi gözüyle görmüş gibi anlatıyor.
MUHABİR: Batın, biz bilemeyiz ki Hocam, ben bilemem ki.
ADNAN OKTAR: Yani benim kanaatim Allah-u alem zamanın dışına çıkarmış Allah O’nu ve bizzat gözüyle görmüş, Allah-u alem.
MUHABİR: Kesin keramet ehillerinin tabii
ADNAN OKTAR: Yani muazzam bilgisi var.
MUHABİR: Evet Hocam, Hazreti Mehdi ile ilgili okuduğum bir hadiste insanların ilk başta ondan çekinecekleri ama daha sonra O’na tabi olmaya koşarak gelecekleri yazıyordu. İnsanlar ilk başta Hazreti Mehdi’den neden çekinecek olabilir. Mehdi’ye iftiralar atılacak. Topluma yanlış tanıtılacak ve insanlar bu nedenle ondan uzak duracak olabilir mi, saygılar Tolga Çağatay, Kıbrıs’tan geldi Hocam bu da.
ADNAN OKTAR: Çok fazla hadis var bununla ilgili, hatta diyor talebelerinden de insanlar çekinecek diyor. Cenazelerine gitmezler diyor, hastalığına gitmezler, kimse onlarla evlenmez diyor, başlangıçta. Bütün toplumun çekindiği bir şey olacaklar. Ama sonra da bütün insanların sevgilisi haline gelecektir. Allah’ın kanunu bu, Hazreti İsa da ilk çıktığında öyle; taşlıyorlar, saldırıyorlar, hakaret ediyorlar. Ama şu an dünyanın sevgilisi, Resulullah da (S.A.V.) öyleydi ilk geldiğinde. İşte anneyi oğuldan ayırıyor, oğulu babadan ayırıyor diyerekten, müşrikler o zaman.
MUHABİR: Hocam şu an derken
ADNAN OKTAR: Efendim
MUHABİR: Şu an dünyanın sevgilisi derken Mehdi Aleyhisselam.
ADNAN OKTAR: Müslümanların sevgilisi, Hıristiyanların da sevgilisi ama zuhur ettiğinde onu aşkla gösterecekler.
MUHABİR: Yani o zuhuru, sanki etti mi diyecektim
ADNAN OKTAR: Biraz daha var, biraz daha var. O güzeller güzelini bir süre saklayacaklar, talebeleri geldiğinde, hemen çıkmayacak zaten. Ama çıktığında bakan eriyecek, bakan eriyecek, yani nur böyle, elinden yüzünden nur akıyor, inşaAllah, inşaAllah.
MUHABİR: Hayırlı akşamlar Hocam, hadislerden Hazreti Mehdi’nin Hazreti Musa’nın ahit sandığını bulup ortaya çıkaracağını biliyoruz. Peki, bu nasıl olacak Hocam? Mehdi bu sandığı bulmak için seyahatler mi yapacak, yoksa sandık O’na mı getirilecek, bu da Adana’dan gelen bir mesaj Hocam.
ADNAN OKTAR: Benim tahminim, Allah-u alem Mehdi’ye cinler hizmet edecekler ve yerini söyleyecekler Allah-u alem. Yeri şuradadır diye. Onlar da eliyle koymuş gibi gidip bulacaklar, inşaAllah. Allah-u alem diyorum, tabii doğrusunu Allah bilir.
MUHABİR: Evet, bazen de söyleyene değil, söyletene bak derler Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet cinleri Allah söyletecek. Cinleri, çünkü cinler Allah’ın emrindedir. Allah emredince söylerler. Allah cinlere emrettiğinde onlar da gelir söylerler inşaAllah.
MUHABİR: Gizli saklı bir şey kalmayacak anladığımız kadarıyla.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah
MUHABİR: İleride büyük fitneler olacak. Kişi o fitnelerde kardeşinden ve babasından ayrılacak. O zaman fitneler erkeklerin kalplerinde kıyamete kadar yayılacak. Hatta o fitne zamanında bir kimse zinakar kadının zinasıyla ayıplandığı gibi, Allah’ın emirlerine uyulmasından dolayı ayıplanacak hadisini açıklar mısınız?
ADNAN OKTAR: Çok mükemmel bir açıklama Peygamber Efendimiz’in, her mükemmel açıklaması gibi bu da çok mükemmel. Bakın diyor, yani sanki bir zinakar gibi görülecek diyor bir Müslüman, ahir zamanda. Yani sanki suç işlemiş gibi. Kuran okuması, Resulullah’ın yolundan gitmesi, O’nun sünnetine tabi olması, büyük bir suç haline getirilecek diyor. Ki zamanımızda bunu çok fazla gördük ve görüyoruz, inşaAllah. Bu bir ahir zaman alametidir. Ama zaman gelecek, fuhuş ve ahlaksızlık adilik olarak bilinecek. Kuran’a uymak, sünnete uymak da çok mübarek ve muhterem bir tavır olarak görülecek inşaAllah.
MUHABİR: Evet Hocam, yine yetiştiremedik sevgili dostlarımızın sorularını. Her seferinde farklı bir sohbet, her seferinde farklı bir sohbete kapıyla açılan sanki böyle ardı ardına kapılar açılıyor gibi gidiyor sohbetler. Bilemiyorum başka arkadaşlarımız da var.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah
MUHABİR: Nasıl oldukları konusunda fikir sahibi değilim. Biz kendi adımıza helallik istiyoruz, teşekkür ediyoruz, izleyenlerimiz adına da belki o temenniler vardır. Öyledir ama sizler yine her zaman olduğu gibi programımızı kapatmadan ekran başındaki dostlarımıza söylemek istediğiniz bir şey varsa,
ADNAN OKTAR: Ben mübarek milletimi çok çok seviyorum. Çok neşeli olsunlar, dışa dönük olsunlar. Sevinsinler, çok güzel günler var önümüzde. Ben emin olmadığım bir şeyi söylemem. Bakın Türk Birliği ile ilgili söyledim; 6 ay, 5 ay önce söyledim. Bütün dediklerim teker teker çıkıyor. Darwinizm çökecek, materyalizm çökecek, iddia edilen Ergenekon örgütü diye bir şey olmayacak. Türk İslam Birliği’nin lideri oluyoruz. Samimiyetle, aşkla Allah’ı çok sevelim. Çok güzel yoldayız. Çok güzel neticeler alacağız inşaAllah.
MUHABİR: İnşaAllah Hocam, evet değerli dostlarımız, hayırlı geceler diliyoruz. Tekrar görüşünceye kadar Allah’a emanet olun. Rabbim yar ve yardımcınız olsun. Allah sizi her zaman güzel güzel insanlarla karşılaştırsın. Hoşçakalın.