SUNUCU: Efendim iyi günler, Adnan Oktar’la Baş Başa isimli programımızla karşınızdayız. Bugün birçok televizyon kanalında programımız yayında oluyor. Sayın Adnan Oktar’a hoş geldiniz demeden sohbetimize başlamadan önce dilerseniz ben kimler vasıtasıyla hangi kanallar vasıtasıyla sizlere ulaşıyoruz onları kısaca şöyle bir dile getirmek istiyorum. Kanal 67 Zonguldak tv ile başlıyoruz, Tokat kanal 60, Ankara Tuz Gölü tv, NRT tv, Haber 262 (İzmit’te) yayında, Karahisar tv, Seyelan tv Beypazarı Ankara’da bizi size ulaştırıyor. Bilecik Venüs tv ulaştırıyor. Amasya tv, Bolu’da Köroğlu tv, Diyarbakır’da Can tv, Malatya’da Kanal Malatya, Hatay’da BRT, Samsun’da Kanal Es, Iğdır tv, Kütahya tv, Batman’da Kanal 72, Mardin’de Kanal 47, Hatay’da Kırıkhan tv, Bursa’da Yenice Tv. Karabük Kanal 78, Şanlıurfa tv, Çorum’da Kanal 19, Kütahya’da Destan tv, Gaziantep’te MV tv, yine Kütahya’da tavşanlı Tv, Osmaniye’de MRT, Tokat’ta Safa tv ve Konya tv yayınımızı sizlere ulaştırıyor efendim.
Bugün aklınıza takılan cevabını bilmediğiniz ya da daha detaylı öğrenmek istediğiniz konuları sizlere aktarmaya çalışacağız ben sizlerden gelen soruları Sayın Adnan Oktar’a ileteceğim ve cevaplarını net bir şekilde alacağız bu arada hemen sorulara geçmeden hatırlatayım, ahirzamansohbetleri@hotmail.com bize soruları ulaştırabileceğiniz elektronik posta adresimiz. Efendim hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, sizler de hoş geldiniz.
SUNUCU: Sağ olun efendim hoş bulduk, bahar yavaş yavaş hissedilmeye başladı, eminim ki insanlarımız biraz daha böyle dikkatli daha bir neşeyle seyredecekler.
ADNAN OKTAR: MâşaAllah.
SUNUCU: Programımıza müsaade ederseniz hemen seyircilerimizden gelen sorularla başlayalım efendim, Yozgat’tan Haldun Bey. Haldun Yılmaz Beyefendi şöyle bir soru göndermiş, son günlerin en acı olayına da vurgu yaparak bu arada Allah’tan rahmet diliyorum Sayın Muhsin Yazıcıoğlu’na, onunla ilgili bir soru var. Diyor ki seyircimiz sizin ahlakınız ve derin imanınız bizim için çok güzel örnek, Türkiye’de gerçekleşecek olan her olayda sizin Kuran’a göre tepki verdiğinize şahit oluyoruz. Siz Muhsin Yazıcıoğlu’nun kaza geçirip vefat etmesinin ardından bu ölümün kaderde olduğunu bildirdiniz, herkes üzüldüğünü söylerken siz üzülmenin doğru olmadığını, şehit olduğu için kendisine ölü denenemeyeceğini dile getirdiniz. Herkesin kadere tevekkül etmesi gerekir, öldükten sonra insanın sonsuz hayatı başlıyorsa insan imanlı bir insan öldüğünde onun için çok sevinmelidir değil mi diye soruyor,
ADNAN OKTAR: Onur duyuyoruz şeref duyuyoruz tabi böyle bir vatan evladının varlığından ve şehit olmasından, her dönemde şehitlerimiz olmuştur, Hz. Ali de şehit olmuştur, Hz. Hamza, Hz. Hüseyin de şehit olmuştur, o da Ali Haydar gibi şehit olmuştur. Bizim her zaman aklımıza gelecek her zaman hayırla rahmetle anacağımız çok muhterem ve mübarek bir kardeşimiz, şehitlik de büyük bir şereftir, büyük bir mertebedir. Ailesi için de bizler için de bir onurdur dolayısıyla tabi ki şehide üzülme olmaz, şehitlikten onur duyulur sevinç duyulur.
SUNUCU: Efendim Muhsin Yazıcıoğlu’yla ilgili şöyle bir şey sormak istiyorum müsaade ederseniz size. Sizin de sürekli üstünde durduğunuz, hem ülkemiz hem dünya için çok önemli olduğunu söylediğiniz Türk İslam Birliğinin önemli savunucularından birisiydi Muhsin Yazıcıoğlu da, onun kaybı bu durumun gecikmesi için bir sebep olur mu? Yoksa daha mı insanlar şevkle bu konuya eğilirler,
ADNAN OKTAR: Muhsin Yazıcıoğlu güzel ahlaklı, ahlakı fevkalade olan ama şaşırtıcı derecede güzel ahlaklı olan bir insandı. Mesela Hasan Celal Güzel diyor ki, benim diyor, hayatta gördüğüm en yüksek ahlaklı en güzel insandır, yani ahlak olarak en mükemmel gördüğüm insandı. Diyor ki o binlerle on binlerle tanışan bir insan değil mi, böyle kişilerle çok fazla görüşen bir insan. Böyle diyorsa ve bizler de böyle diyorsak bu, bu şekildedir. Ama Türk İslam Birliği de tabi bütün İslam âleminin bütün Türklük âleminin davasıdır, bütün Türklük âlemi bütün İslam âlemi onu kucaklamıştır. Zaten hızla yol alıyoruz süratle neticeye gitmek üzereyiz binlerce 10 binlerce şehit verdik feda olsun daha da gene şehitlik gerekirse veririz ama Türk İslam Birliği mutlaka kurulacak İnşaAllah.
SUNUCU: Evet, efendim Vasfi Korkmaz beyefendi şöyle bir soru iletmiş bize, bir Kuran ayetinde “Siz insanlara iyiliği emrederken kendinizi unutuyor musunuz?” (Bakara Suresi, 44) diye bildiriyor Allah, siz ara sıra röportajlarınızda akıl danelik yapan insanlardan bahsediyorsunuz. İnsanların bu kötü özellikten kurtulabilmeleri için nasıl bir ahlaka niyet etmeleri gerekir, nasıl bir yöntem tavsiye edersiniz diye soruyor,
ADNAN OKTAR: Çok samimi olacaklar, Allah’a çok inanacaklar, çok korkacaklar Allah’tan ve Allah’ı çok sevecekler, çok çok saygılı olacaklar, derin bir korkuyla korkup derin bir saygıyla Allah’a bağlanacaklar. Üslupları da derin bir saygıyı ifade edecek. Bakıyorum çok pervasız haşa böyle haşa küstahça, kendini çok beğenmiş, Allah’ı, dini eleştirme cesaretini gösterecek kadar kendini büyütmüş, haşa kendini Allah’tan daha büyük gören psikopat varlıklar yani ben böyle bir insana başka bir şey söyleyemem herhalde.
SUNUCU: Efendim Edirne’den Sinan Akkor beyefendi şöyle bir soru iletiyor, her gün röportajlarınızı seyrediyorum ve sizi çok seviyorum diyor. Bir röportajınızda size yapılan komploları anlatmıştınız, karşınıza çıkan tüm zorluklara karşı bu dimdik duruşunuzu nasıl koruyabiliyorsunuz çok merak ediyorum diyor seyircimiz? Bize üniversite yıllarınızda yaşadıklarınızı ne tür zorluklarla karşılaştığınızı anlatabilir misiniz diye soruyor,
ADNAN OKTAR: Bizler sahabelere göre kıyaslandığımızda hiçtir, sahabeler ateşte yakıldılar biliyorsunuz çukura konuldular, yakıldılar, petrol doldurup yaktılar, sürgüne gönderildiler, işkence gördüler Resulullah (sav)’ın çektiği acılar, çileler hepimizin malumu. Hz. Musa’nın hayatı öyle, Hz. İbrahim’in öyle, Allah yolunda mücadele eden her insan her türlü çileden meşakkatten geçer. Ben karşılaştığım çileleri bir nimet olarak görüyorum, Allah’a hamd ediyorum, şeref ve onur olarak görüyorum, Allah yolunda mücadele eden her insan böyle zorluklarla karşılaşır, zorluklarla karşılaştıkça olgunlaşır, iyiliği artar güzelliği artar değeri artar, bu bizim mutlaka yapmamız gereken bir ibadettir zaten zorluklarla karşılaşmak. Allah Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’tan sığınırım; “Yoksa sizden önce gelip-geçenlerin hali başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?” (Bakara Suresi, 214) diyor Allah çok açık işte, yani çok nettir bu ifade.
SUNUCU: Evet efendim, Manisa’dan Burhan Temiz beyefendi şöyle bir soru iletmiş bize, diyor ki geçen gün sizin sitelerinizden www.hazretimehdi.com sitesini ziyaret ettim ve inançlı olduğum için beni çok heyecanlandırdı. İzin verirseniz bir hadisi sizinle paylaşmak istiyorum diyor, bir hadiste Hz. Mehdi uzun ömürlü ve genç yüzlüdür, onu gören 40 yaş civarında bir erkek diye düşünür ve bir işareti de Allah’ın emri gelinceye kadar yaşlanmayacağıdır, diye okudum acaba dünyada Allah’ın yarattığı sebep kanunları Mehdi için geçerli olmayacak mı? Mehdi’nin yaşlanması nasıl olacak diyor.
ADNAN OKTAR: Allahuâlem biraz daha dinç biraz daha genç, yani yaşıtlarına göre daha genç gösterecek bir parça daha, yoksa aklın ihtiyarını kaldıracak bir şey olmaz dünyada, yani hiçbir peygamber döneminde hiçbir zamanda olağanüstü, insanın böyle nutkunu durduracak, iman etmeye mecbur olacağı bir olay olmamıştır. Mesela Mehdi için der ki rivayette işte başın üstünde bir melek vardır, bu Mehdi’dir buna uyun der diyor, mesela bakıyorum bazen rivayeti yazanlar bunu bu şekilde alıyorlar. Şimdi bir insanın başının üstünde melek durur da gökte bu Mehdi’dir derse böyle bir ortamda imtihan olur mu? Herkes iman etmeye mecbur olur,
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR: Yani o insanı kim hapishaneye sokabilir öyle bir insana kim çile çektirebilir, yani çok çok olağanüstü bir durum vardır demektir. Onun için bu tarzda hadisler hep müteşabihtir melekler âleminde olan bir olayı anlatıyor Cenab-ı Allah, melekler için söylenen bir söz bu, yani cin alemi için melek alemi için onların görmesi için şeytanı kızdırmak için, şeytanın da görebileceği bir olaydır ama açık açık insanların göreceği bir olay değildir. İşte Peygamberimiz (sav)’e de vahiy geliyordu ama kimse görmüyordu, Cibril’in geldiğini,
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR: Bir kere görmüşlerdir sahabeler, Hz. Hızır suretinde gelmiştir o da gittikten sonra Peygamberimiz (sav) söylemiştir, onun Hz. Cibril olduğunu. O kimdi ya Resulullah (sav) demişler, Peygamber Efendimiz (sav)’le diz dize karşı karşıya oturmuş, Peygamberimiz (sav)’e bir şey soruyor, doğru söyledin diyor bir şey söyledin doğru söyledin, oradan sahabeler şüphelenmişler. Ya Resulullah (sav) demişler yani böyle bir insan nasıl size böyle bir şey söyleyebiliyor, yani her konuyu doğru söyledin şeklinde cevap verdi demişler ama gittikten uzaklaştıktan sonra kaybolduktan sonra, o kardeşim Cibril’di demiş. O kadar yani onun dışında öyle o tarz bir aleni görüşme olmayacağı için aklın ihtiyarını kaldıracağı için böyle bir olay olmaz. İnşaAllah,
SUNUCU: Efendim Zeynel Arıcı beyefendi de şöyle bir soru iletmiş sizi görmek ve televizyonda görmek ve söylediklerinizden faydalanmak bizi çok mutlu ediyor demiş öncelikle. Ben ticaretle uğraşıyorum diyor seyircimiz, günün büyük bir kısmında işyerindeyim, Kuran’ın ne alışveriş ne ticareti onları Allah’ı anmaktan alıkoymaz hükmüne titiz olmaya çalışıyorum, ama günün hızlı temposu içinde yüzlerce detay oluyor. Allah bir başka ayetinde ‘gündüzleri sizin için uzun uğraşılar vardır’ diye bildiriyor, hocam dikkatimin dağılmaması, dikkatimi tam Allah’a vermek için bana ne tavsiye edersiniz? Hürmetle ellerinizden öpüyorum, diyor seyircimiz.
ADNAN OKTAR: Ben benim yaptığımı söyleyeyim. Ben sürekli karşımdaki varlığın beynimde görüldüğünü düşünüyorum ve böyle bir durumda bir insan ne yapabilir, sürekli Allah’ı düşünmek durumundadır. Ve olağanüstü bir ortamda yaşadığını bilir. Mesela dolar sayan bir insan, beynindeki doları sayar, altını tutan beynindeki altının görüntüsünü tutar, hiçbir insan doların bizzat kendisine muhatap olamaz, mümkün değil hiçbir insan böyle bir şey yapamamıştır. Ancak görüntüsü ile, yani o bir ekran vardır beynin içerisinde, sanal bir ekran, ruhu o görüntüyü görür. Yemeğin de hiçbir zaman için aslıyla insanlar muhatap olamaz, mesela çoluğunun çocuğunun da hiçbir zaman aslıyla değil görüntüleriyle muhatap olunur. Evinin de mesela saray gibi evim var diyor, peki muhterem sen mi evin içindesin ev mi senin içinde, doğrusu ev onun içinde çünkü beynin içinde Allah o evi yaratıyor dışarıdaki evi o asla göremez. Zaten görse de, zaten göremez de görse bile saydam bir varlık olarak görecektir, çünkü %99,99’u atomun boşluktur, yani kevgir gibidir, dolayısıyla saydamdır dışarının görüntüsü ve dışarıda ayrıca ışık yok, güneş ışığı dalgadır, insan beyni onu o şekilde yorumluyor, dışarıda ses de yok, ses de bir dalga beyin onu yorumluyor. Dışarıda zaman da yok, zamanı da beyin yorumluyor dolayısıyla hepsini Allah beyninin içerisinde yaratıyor. Bu güzellikleri, bunu bilen bir insan nasıl büyüklensin, nasıl haddini aşsın, nasıl Allah’ı unutsun, nasıl ölümü aklına getirmesin, nasıl kendini bambaşka bir yapı içerisinde görsün? Onun için ben kardeşlerime bu şekilde düşünmelerini tavsiye ederim. İnşaAllah,
SUNUCU: Efendim Nurşen Soylu hanımefendi şöyle bir soru iletmiş, Müslüman bir kadını bize tarif edebilir misiniz diyor seyircimiz. Ben çevremdeki hem cinslerime baktığımda hep kavgacı mücadeleci katı sert şüpheci olumsuz düşünmeye meyilli bir yapı görüyorum. Bu ne kadar doğru gerçekten kadınlar ezilmemek için bu şekilde mi olmalılar, eğer doğru değilse ben de dâhil bundan nasıl kurtulabilirim diye soruyor seyircimiz.
ADNAN OKTAR: Kadınların ruhu daha heyecana açıktır yani daha derinliğe daha tutkuya açıktır, ama vesveseye şüpheye daha açık oluyorlar hakikaten erkekler gibi olmuyorlar. Erkekler daha düz ve yalın düşünürler. Bu durumda gene demin anlattığım tarzı kardeşlerime hanım kardeşlerime tavsiye ederim, maddenin beyinde olduğunu düşünmeleri çok önemlidir, bir de hayat zaten çok kısa yani bu da çok açık, 10’ar seneler şeklinde geçiyor yani 40 yaşına gelen bir adam 50-60 hadi 70, Türkiye ortalamasına göre yani birkaç 10 sene. 20 yaşında olan bir insan da birkaç 10 senede 40 yaşına giriyor, iki 10 sene 40 yaşına giriyor. Yani olgun normal bir insan oluyor. Hırs yapacak bir şey yok ama kadınlar sevginin güzelliğin estetiğin çok şiddetli tecelli ettiği varlıklardır. Allah’ın onlara verdiği bu gücü çok iyi kullandıklarında çok şiddetli zevk alarak yaşarlar. Mesela kadınlar çiçeklerden daha çok zevk alırlar, hayvanlardan canlılardan istediklerinden daha iyi anladıkları için, detayları daha güzel gördükleri için renkleri daha güzel görürler daha çok zevk alırlar. Ama tabi kadınların en hoşlanacağı şey şefkat, merhamet ve korunup kollanmadır. Cenab-ı Allah onları bize emanet vermiştir, mesela eğer kız kardeşimiz ise titizlikle koruyacağız, eğer evliysek gene titizlikle koruyacağız, çünkü onlar nazenin çiçek gibi çok naziktir, yani öyle zorlamaya psikolojik baskıya dövmeye sövmeye yanaşılması durumunda hemen solarlar. Ama sevgide, merhamette, şefkatte, ilgi alakada çiçek gibi açar gayet sağlıklı olurlar. Böyle ev işlerinde olsun dışarı işlerinde olsun, zora sokmaktan kaçınmak lazım, uykularına dikkat edilmesi lazım, mesela uykusuz bir kadının siniri çabuk bozulabilir, sporuna dikkat etmek lazım çok çabuk bozulabilir, fizik olarak da çabuk çökebilirler, mesela zaman zaman uygun alanlarda yani mahremleriyle bulunacak şekilde güneşlenebilirler, buna dikkat etmeleri lazım. Yemelerine içmelerine çok dikkat etmek lazım, su ihtiyacı önemlidir mesela eksik su aldıklarında az su aldıklarında bazen sinirlilik yapabilir, gerginlik yapabilir, uykusuzluk özellikle yapabilir, bunlardan kaçınmaları lazım, fakat en çok Allah’ın varlığını düşünüp Allah aşkıyla sarhoş olmak çok güzeldir, en güzeli budur. Allah korkusuyla Allah sevgisiyle sarhoş halde gezmek onun heyecanıyla onun coşkusuyla yaşamak çünkü sonsuz büyük güce sahip Allah’ımız var, muazzam bir olay bu. Yani ne demek bu sonsuza kadar mutluluk demektir bu, bir kere sonsuz olmak ne kadar büyük nimet. Sonsuz, özellikle ölümü yaratmıştır ki Allah sonsuzluğun nimetini anlayalım, sonsuzluğu isteyelim diye. Yani ölüm, ahiret inancını, Allah sevgisini çok coşturan bir şeydir. Yani insanlar eğer sonsuz olsaydı birçoğunun tavrı çok çok bozuk olabilirdi söyleyebilirim yani tahminimizin çok üstünde bozuk olabilirdi, ölümlü olmak ve sonsuzluk içgüdüsü çok şiddetli olarak verilmiştir, bu doyurulacağı için bunun tatmin olacağı içindir ve verilen her şey içgüdü doyuruludur çünkü insanda. Mesela açlık içgüdüsü vardır doyuruludur, mesela yaşama içgüdüsü vardır fakat bu sonsuz olma içgüdüsünden kaynaklanır, sonsuz olma içgüdüsü her verilen içgüdü gibi bu da doyurulacaktır. Ve zaten her insan sonsuzluğun içindedir yani ben sonradan sonsuz hayata kavuşacağım diye bir olay yoktur. Mesela biz şu an sonsuzluğun içine girmiş durumdayız, çünkü Allah kendisi sonsuz. Sonsuz önce ve sonsuz sonradır, bizi bu an içinde sonsuz önce ve sonsuz sonranın tamamını kapsayan an içinde yaratmıştır ve bizim şu anki görüntülerimizle kaybolması mümkün değil yani Allah’ın kaybolmasının mümkün olmadığı gibi; Allah nasıl kaybolamaz mümkün değil, bizim de şu anki konuşmalarımızın, görüntülerimizin kaybolması mümkün değildir. Bu Allah’ın hıfzında sürekli durur. Yani bu, bizim bu halimizle yaşamamız demektir Allah’ın hıfzı demek bu halimizle sonsuza kadar sürekli yaşıyor konumda oluyoruz, yani hiçbir şekilde bu kalkmaz çünkü bunun zaten yaratanı O. Yani görüntüsüyle, sesiyle, düşüncesiyle, hazlarıyla hisleri hepsini yaratıyor O’nun sonsuz hafızasında bu kalır Cenab-ı Allah’ın. Kalması demek bizim sonsuza kadar bu halde yaşıyor olmamız demektir, şu anımızı yaşıyor demek olmasıdır ve bundan sonraki hayatımızı ve sonsuz hayatımızın da aynı şekilde hepsi Allah katında yaşanmış ve bitmiştir.
SUNUCU: Efendim şeyi sormak istiyorum burada sonsuzluk demişken son dönemlerde son birkaç yıldır özellikle çok ayyuka çıkan bazı çalışmalar var, özellikle işte canlıların kopyalanması gibi, klonlama denilen bir teknik geliştirildi şimdi insan klonlansın mı, klonlamasın mı bunun tartışması yapılmaya başlandı bazı yerlerde. Bu tarz çalışmaları bu sonsuzluğa ulaşma adı altında belki yapılıyor ama doğru mudur bu tarz çalışmalar?
ADNAN OKTAR: Bakın her çalışma yapanın çalışmasını Allah yapar, hiç kimse kendi kendine çalışma yapamaz yani beyninin dışına çıkamayan bir varlık nasıl çalışma yapsın, kendi kafasına göre. Şimdi adam laboratuara giriyor beynindeki laboratuara girer, deney tüpünü alır beynindeki deney tüpünü alır, klonlama yapar beyninin içerisinde yapar yani bunun dışına çıkamayan bir varlıktır, görüntünün dışına çıkamayan bir varlıktır. Dışarıda aslı vardır ama mutlaka görüntüsüyle muhatap olur, dolayısıyla insan zavallının zavallısı bir varlıktır, o klonlanmayı imtihan olarak Allah onlara özel yaratıyor ve belirli bir dereceye kadar Allah onlarda onu yaratacak. Yani kıyamete yakın devreye kadar böyle çok harika şeyler yapacaklar, ama Said Nursi Hazretleri diyor hicri 1545 gibi diyor, Allahualem kıyamet kopacak diyor, hadisle dayandırıyor çünkü ümmetin ömrü Sünni ulemanın ittifakıyla hicri 1500’e kadar yani galibine ömrü, ondan sonra kıyamet bekleniyor, Said Nursi de (zaten hicri 1434’teyiz biz) bakın hicri 1500, galibane ömrü 1506’larda diyor yani galibane ömrü aşağı yukarı bitecek diyor Said Nursi. Bir hiz bir makbulüm yani Mehdi ve talebelerinin son zamanlarına bakar diyor, hicri 1506 yılı. 1545’e de kafirlerin başına kıyamet kopmasına işaret eder diyor ayetin ebcedi. Ama bu tabi Sünni ulemanın hadislerinden alıyor fakat ebcede dayandırıyor, Said Nursi’yi zannediyorlar ki sırf ebcetten karar veriyor yahut hissediyor veyahut anlıyor hadise dayandırıyor onu ebcedin içerisinden çıkarıyor. Yani ebcedi vesile ediyor, ama ebcetler tabi çok harika bir şey, onun için böyle geçici olan dünyanın belirli dönemlerinde Allah birçok harikalar yaratmıştır, Süleyman devrinde de mesela cinlerle konuşmuştur insanlar, olağanüstü şeyler yapmıştır. Mesela piramitler yapılmıştır birçok harikalar yapılmıştır, son zamanlara doğru da birçok harikalar yapılacaktır, ama bu kıyametin kopmasını engelleyecek bir şey değildir. Kıyameti gene insanlar beyninde görecektir kıyametin kopuşunu, dışarıdaki kıyameti insanlar göremez. Allah görecek dışarıdaki kıyameti, biz Allah’ın beynimizde yarattığı kıyameti göreceğiz,
SUNUCU: Efendim Remzi Güçlü beyefendi şöyle bir soru göndermiş bize istidatlı insanlar onu kalkık burnu kara kirpikleri yanağındaki izden tanırlar, ismi Muhammed Peygamberimiz Hz. Mehdi’ye verdiği isimdir bu diye belirtmiş, boyu ortalamanın üzerinde yüzü yakışıklı ve saçları güzeldir. Pek muhterem Hocam bir iki alamet bir araya gelse tamam, bazı şeyler benzer diyeceğim ama orta boylu olmasının dışında hem yüz hem saç güzelliğine dikkat çekiyor ama bunun dışında kalkık burnu yanağındaki ize dikkat çekilmiş. Bunlar çok detay bilgi insan doğal olarak benzer özelliklere sahip birini görürse o kişiye büyük bir hüsnü zan duyması da kaçınılmaz, bu düşüncemde haklı olabilir miyim diye soruyor,
ADNAN OKTAR: O kardeşim benle gelsin İstanbul’a gezelim o görünümde yani en az 1000 kişi 2000 kişi bulabilirim. Değil o şekilde düşünmesin ama Mehdi zuhur ettiğinde tabi biz bütün alametleri üstünde görünce heyecanlanırız, Resulullah (sav)’ın sözlerinin o mübarek sözlerinin aynısıyla çıkması bizi heyecanlandıracaktır ama biz Mehdi’yi buradan anlamayacağız; biz İslam'ın dünyaya hakim olması, Türk İslam aleminin bütün dünyaya adalet dağıtması bereket ve bolluk olması buna da bir şahsın vesile olması konumunda anlayacağız, Hz. İsa’yla birlikte o güzeller güzeli Hz. İsa’yla namaz kıldığında ona imamlık yaptığında Allahualem diyeceğiz bu hoş insan bu güzel insan her halde Mehdi diyeceğiz İnşaAllah. Ama herhalde, Allahualem diyerek, bu kesin teşhisten vazgeçecekler, böyle bir şey olmaz, İnşaAllah.
SUNUCU: Efendim bu arada birazdan 5 dakikalık bir aramız olacak ama öncesinde birkaç soru daha ben müsaadenizle iletmek istiyorum size Tilda Bornova isimli seyircimiz şöyle bir soru göndermiş, öncelikle hayırlı yayınlar diliyorum demiş, siz Darwinizm tehlikesine çok fazla dikkat çekiyorsunuz. Geçen gün kitaplarınızın birinde Finlandiya’da Darwinist yetiştirilen bir gencin, liseye silahlı girip 8 kişiyi öldürüp ardından intihar ettiğini okudum. Katliama girişmesinin nedenini de şöyle açıklamış, dava için dövüşmeye ve ölmeye hazırım bir doğal seçilimci olarak uygun görmediklerimi insan ırkını ve doğal seleksiyonun yüz karalarını elimine edeceğim. Hayır gerçek şu ki ben sadece bir hayvan bir insan ve bir muhalifim artık doğal seleksiyon ve güçlü olanın hayatta kalması ilkesinin yeniden yoluna koymanın vakti geldi; demiş, bu ifadeler Darwinizm’in ne kadar büyük tehlike olduğunu açıkça gösteriyor, bizle çocuklarımızın Allah inancıyla yetişmesini istiyoruz, Darwinist yetişip böyle acımasız bir katile yâ da tamamen materyalist birine dönüşmesini asla istemiyoruz demiş bunun için ne yapılabilir gibisinden sormuş.
ADNAN OKTAR: Mussolini de aynısını yaptı Hitler de yaptı, yani bütün dünya faşistleri de aynı Darwin’in bu iddiasını savunuyor, Darwin’in kendisi de bunu savunuyor, bütün Türk âlemini Türklüğü yok etmeyi tavsiye ediyor ve bunun doğru olduğunu söylüyor bunun bilimsel bir gerçek olduğunu söylüyor. Bu ahmaklar Darwin de dâhil bu güruh klasik faşisttir. Stalin de aynı kafadandır, Mao da aynı kafadadır. Mao açık açık söylüyor adam Çin komünizminin temelini Darwin ve evrim teorisi oluşturur diyor adam, net söylemiş. Hitler’e soruyoruz o da aynısını söylüyor Mussolini’ye soruyoruz aynısı, Franco aynı kafada, neo-Nazilere dazlaklara soruyorlar aynı kafada. Yani dünyadaki bütün şiddetin bütün mesela komünist şiddetin kökeninde gene aynı şeyi görüyoruz, PKK’nın yayın organlarında da aynı şeyi görüyoruz onlar da Darwin’e ve evrim teorisine dayandırıyorlar yaptıkları bu çirkin savaşı. Onun için Darwinizm dünyanın ve dünya Türklüğünün en büyük düşmanıdır ve mutlaka ilmi mücadele yapılması lazım, çünkü çok büyük bir sahtekârlıktır, büyük bir aldatmacadır, büyük bir yalandır. Herkesin elinden geldiği kadar ilmi kültürel olarak mücadele etmesi gerekir.
SUNUCU: Efendim Ahmet Durmuş isimli seyircimiz, Ahmet bey şöyle bir soru iletmiş, röportajlarınızı hiç kaçırmıyorum diyor öncelikle. Sizi çok seviyor ve destekliyoruz, Türk İslam Birliğinin mutlaka olacağını söylemişsiniz bugün de haberlerde izledim Ermenistan ile Türk sınır kapısı Obama’nın gelişinden sonra açılacakmış, dedikleriniz bir bir çıkıyor acaba sonunda ardarda diğer sınır kapıları mı açılacak? Gelişmeler bir noktadan sonra çok hızlanacak değil mi diye soruyor,
ADNAN OKTAR: Evet mâşaAllah, Gürcistan açılacak Azerbaycan açılacak Irak’la da kapılar açılacak Suriye ile açılacak. Sonra aşağılara doğru yanlara doğru gideceğiz taa Hindistan’a kadar Allah’ın izniyle devam edecek, İnşaAllah.
SUNUCU: Efendim şeyi sormak istiyorum Obama’nın Türkiye’den yurtdışı gezilere başlaması da bu anlamda bir işaret midir?
ADNAN OKTAR: Çok açık tabi, Türk İslam âleminin lideri olduğunu gördüler, teröre anarşiye tek çözüm olduğunu gördüler, Türk İslam Birliğinin dünyaya bereket bolluk dağıtacağını gördüler ve çok iyi niyetli ve sevecen yaklaştığımızı gördüler, demokrasiyi gerçekten candan savunduğumuzu gördüler ve gereğini yapıyorlar tabi ki, İnşaAllah.
SUNUCU: Efendim 5 dakikalık reklam arası vereceğiz ama ondan öncesinde son bir...
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: Reklam öncesi sorayım müsaadenizle size, bir hadiste Hz. Mehdi’nin üzerinde Allah’ın adının yazıldığı sarı beyaz bayrakları dünyanın dört bir yanını saracaktır, diye bildiriliyor. Bu bayraklardan kasıt Hz. Mehdi’nin döneminde yeni bir bayrak kabul edileceği anlamında mıdır, yoksa bir benzetme midir diye sormuş Hüseyin Karaduman Beyefendi,
ADNAN OKTAR: Mehdi döneminde onlar kitaplarına eserlerine dikkat çekilmiş oluyor başka bir hadiste de gene var, beyaz üstüne siyah noktalar siyah çizgiler diyor beyaz üstüne siyah çizgiler, bu da aynıdır yani kitaplarıdır eserleridir. Adeta bayrak gibi elden ele dolaşacaktır insanları huzura mutluluğa ve iyiliğe kavuşturacaktır İnşaAllah.
SUNUCU: Efendim çok kısa bir ara verelim müsaadenizle sonra devam edelim,
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
SUNUCU: Efendim 5 dakika kadar sonra tekrar karşınızdayız lütfen ekranlarınızın başından ayrılmayın.
Efendim Adnan Oktar’la baş başa isimli programımızla birlikteliğimiz devam ediyor, sizlerden gelen soruları aktarmaya devam ediyoruz. Efendim Sadullah Yaman Beyefendi Rize’den şöyle bir soru göndermiş bize, diyor ki size çok büyük bir saygı duyuyorum ahlakınız hepimize örnek oluyor. Geçen gün sunucu sizin ahlakınızın onu ve ekibini çok olumlu etkilediğini söyledi, ben ve ailem de sizin sayenizde hem dinimizi çok daha iyi tanıdık, hem de Rabbimize çok daha yakın hissetmeye başladık, diyor. Size Mehdi olabileceğinizi söylediklerinde hep herkesin kaşı böyle herkesin sırtında ben var diyorsunuz ama gerçekten sormak istiyorum, bütün bu alametlerin toplandığı kaç insan var? Bu kadar kitap, Darwinizm'le mücadele, bu kadar baskı, bütün fiziksel özellikler şimdi bu kadar başka nasıl açıklanabilir? Lütfen izah edebilir misiniz? Hürmetlerimi sunuyorum, diyor seyircimiz.
ADNAN OKTAR: Söylüyorum yani bir tane alameti vardır, Türk İslam Birliği kurulur, bir insan da vesile olur, Hz. İsa ile birlikte namaz kılar bunun dışında bir alamet bizim için Allahuâlem bu Mehdi’dir dememiz için yeterli olmaz. Ama böyle bir şahıs da yani bu tarz güzel neticeye vesile olan bir şahıs da, biz bütün Peygamberimiz (sav)’in dediği alametlerin yaklaşık 30-40’a yakın alamet var. Hepsi üzerinde ise tabi ki çok şaşırırız o zaman hoşumuza gider çok zevk alırız yani hepsinin doğru çıkması 1400 sene sonra doğru çıkması yani kim olsa müthiş ona zevk verir. Heyecan verir ve şaşırırız. Yani Peygamberimiz (sav)’e olan sevgimiz daha artar, ama bizim örneğimiz Resulullah (sav)’tır, sahabelerdir insanlar da yani iyi insanlar iyi güzel insanlarda onların tecellilerini gördüğümüzde onların güzel ahlakının tecellilerini gördüğümüzde beğeniriz severiz ama bizim için tek model Resulullah’tır (sav) onu esas alırız. Yani bütün Müslümanların örnek alması gereken kişi odur. İnşaAllah,
SUNUCU: Seyircilerimiz o zaman kısa bir süre daha bekleyecekler, öyle efendim,
ADNAN OKTAR: Evet İnşaAllah,
SUNUCU: Ayşegül İpekçi hanımefendi şöyle diyor sohbetlerinizi büyük bir dikkatle ve çok faydalanarak dinliyoruz, Allah sizden razı olsun diyor.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
SUNUCU: Hz. Mehdi’nin Hz. Süleyman’ın sarayını tekrar Kudüs’te yapacağını söylemiştiniz acaba Hz. Mehdi’nin bu muhteşem sarayı yapmasına cinler yardım edecek mi diye soruyor,
ADNAN OKTAR: Cinler Allahuâlem bilgi getirmede çeşitli fonlarda yardımcı olacak mesela kaybolan bazı kutsal emanetler var bunlarda yardımcı olacaklardır, Hz. Süleyman’ın zamanından kalma Hz. Musa devrinden kalma kutsal emanetler vardır, bunların bulunmasına yardımcı olacaklardır. Ama normal insan gücüyle yapılacaktır yani Hz. Süleyman’ın devrinde yapılan o Mescid o saray aynısıyla birebir yapılacaktır inşaAllah. Müslümanlar oradan bütün dünyayı yöneteceklerdir inşaAllah.
SUNUCU: Efendim Zeliha Şenyurt hanımefendi İstanbul’dan şöyle bir soru iletmiş, diyor ki dünkü röportajınızı 12 yaşındaki oğlumla birlikte izledim kedileri sevmeniz ikimizin de çok hoşumuza gitti, diyor. Gerçekten çok güzel anlatıyorsunuz hatta oğlum tutturdu ben de kedi istiyorum diye acaba siz küçük yaşta iken de kedileriniz var mıydı?
ADNAN OKTAR: Evet, benim 2 tane kedim vardı, yani zaman zaman gene kedilerim oldu da, ben o zamanlar daha bahçeli idi evimiz daha iç içeydik kedilerle, çok severdim yani günüme hâkimdi kediler. Ama benim kedim çok akıllı bir kedim vardı kapıyı kendisi eliyle açardı basamağı basıp böyle çıkardı yukarıya kapı koluna elini uzatırdı, patisiyle bastırır kapıyı açardı ondan sonra geçiyordu. Yani müthiş şaşırmıştım ben buna çünkü biz hayvana bunu öğretmedik, yani onu nasıl tespit etti, nasıl anladı onu yaptı, zaten gözleri de koca kocaydı böyle tiroit hastası gibi, dışarıya doğru çıkıktı gözleri, ben bazen çarşıya iniyordum, yanımda köpek gibi gidiyordu hayret ediyordum yani ev kedisi öyle bir şey yapmazdı. Yani mesela 2 kilometre falan benle yürüyordu. Sonra koşarak geriye eve dönerek geri gidiyordu. Ama tabi onlar çeşitli nesillerden çeşitli şeyler oldu, fakat şu anki kedilerim de bayağı güzeller, şimdi iki tane küçük kedim var ufak yavrular, annesi de çok güzel huylu hiç ellemiyor bir şey demiyor, onları seviyorum tabi nazik oldukları için fazla da ellemiyorum şu an.
SUNUCU: Evet, Güner Karlı Çankırı’dan şöyle bir soru göndermiş bize efendim diyor ki, sizi tanıdıkça hayatımızda güzel değişiklikler oluyor, programlarınızı hiç kaçırmamaya çalışıyorum sohbetleriniz çok faydalı oluyor bize. Evrimcilerin cenneti ve cehennemi meleklerin cinlerin yaradılışını evrimle açıklayamayacağını anlatmıştınız.
ADNAN OKTAR: Evet,
SUNUCU: Bu konuyu bize biraz açar mısınız diye soruyor seyircimiz.
ADNAN OKTAR: Darwinistler tabi akılları biraz metaryalist kafada olduğu için metaryalist düşüncede olduğu için hiçbir şeyin yaratılışına bir türlü kani olamıyorlar, halbuki kainat bir kere yokluktan meydana getirildi, bu çok çok harika bir şeydir, buradan anlamaları gerekiyor harikalığı. Beyinleri içinde dünyayı görüyorlar, bütün kainatı rengarenk ışıklarla biçilmiş şekil olarak beyinlerinin içinde görüyorlar. Müzik duyuyorlar, insan sesi duyuyorlar beyinlerinin içinde ve ruhlarının duyduğu ve gördüğü bir şey yani beyin bunu bu şekilde yorumluyor, sırf bunlar bile çok harikadır ama mesela cennette tahtlar vardır, yataklar, köşkler, çok şık kıyafetler, güzel yiyecekler vardır. Dünyadan insanlar gidip onları yapmayacak. Cennette de bunu yapacak özel olarak usta yok. Belli ki Allah tarafından yaratılacak ve birden yaratılacak; yani bunların evrimle yaratılmayacağı açık. Mesela Allah melekleri nurdan yarattım diyor, Cenab-ı Allah. Melekler nurdan yaratılmıştır. Peki, bir evrimci bunu nasıl açıklasın, yani nur evrim geçirmez ki, nurdan yaratmış Allah, bir anda yaratılmışlar. Mesela cinleri ve şeytanları da Allah ateşten yarattım diyor. Ateşi nasıl açıklayacaklar, ateşin evrim geçirdiğini mi izah edecekler. Yani çok çok acayip bir açmaza girmiş durumdalar; ya Allah’ın varlığını kabul etsinler veyahut inkar ediyorlarsa da açıkça söylesinler. Fakat böyle Kuran’daki tabiriyle dil eğip bükmek, ağız eğip bükmek Kuran’a göre bir suçtur, anormal bir harekettir, dürüst davransınlar. Mesela cennet yiyecekleri, cennet tabakları var cennet sofraları var, cennet testileri var, ibrikler var cennette, cennet bardakları var cennette, cennet kadehleri var bunlar evrimle mi yaratıldı! Tabi ki Allah yarattı, onun için bu konuda çok samimi olsunlar bu konuda açıklama yapanlar. İman ediyorlarsa Müslüman gibi samimi olarak inançlarını belli etsinler, değilse de iman etmeye hiç kimse mecbur değil iman etmeyebilir, Allah iki yönde de insanları açık bırakmıştır ister iman eder isterlerse de ateist kalır, ama ahirette hesabını verecektir o ayrı mesele. Ayrı konu; mesele demeyeyim Allah affetsin o pek olmadı. Fakat bu yol çıkmaz şu an anlaşıldı, yani kısa sürede bunu atlattık Allah’a çok şükür. Önce dinle Darwinizm’i anlatabileceklerini düşündüler yani bir haftaya kalmadı 10 güne kalmadı darmakeşan oldu oradan da tutunamadılar. Mesela öbürleriyle biraz uğraştık yani 3 sene, 4 sene, 5 sene uğraştık. Yani materyalistlere yönelik çalışmalar, ama dinle Darwinizm’i savunmaya kalkanları darmakeşan ettik hemen anında bitti o çok şükür. MâşaAllah,
SUNUCU: Efendim Suzan Kuleli hanımefendi şöyle bir soru göndermiş, geçen günkü röportajınızda Fidel Castro’ya Atlas kitabınızı gönderdiğinizden bahsetmiştiniz,
ADNAN OKTAR: Evet,
SUNUCU: Diyor seyircimiz, İngiltere Prensi Charles’a da Atlasınızdan gönderdiniz mi? Zira yakın zamanda Prens Charles’ın Galapagos Adasında çektirdiği resimlerle evrim propagandası yaptığını gördüm, saygılar diyor.
ADNAN OKTAR: Prens Charles biraz insanlara şirin görünmek için bunu yapıyor olabilir. Yani Darwinistlerin yaptığı budur. Charles data tabi masonların etkisinde babası da öyle masonların etkisinde çünkü eğer böyle bir konu olmazsa ya öldürürler, ya tahtta kalmalarını engelleyecek bir şey yaparlar, ya bir rezalet çıkarırlar, ya bir skandal çıkarırlar. Onlardan korktukları için yıldıkları için hani derler ya korku belasına derler böyle istemedikleri işleri yapabiliyorlar, birçok kişiye bunları yaptırabiliyorlar. Geçenlerde de baş hahamlara Darwinizmi savundurttular. Adamlar sıra sıra dizildiler; evet Darwin’in dediği doğru diyorlar koro halinde, hangi baş haham buna inanır? Olacak iş mi yani; Tevrat tamamen zıttır Darwinizm’e. Geçen günlerde biliyorsunuz Katolik rahipleri topladılar Katoliklerin mekânında, Papa’nın bilgisi dâhilinde koro halinde evet Darwinizm doğrudur dediler. Yani bu hep korku belasına yapılan şeylerdir, Darwinist diktatörlüğünün dayatmasıdır. Samimi olarak bunların hiçbiri inanmıyor, yani bilim adamları da %90 inanmaz. Hatta geçenlerde bir Türk Darwinist profesör diyor ki, profesör bir arkadaşım geldi Darwinist bana sordu ‘ya’ diyor, ‘gerçekten sen inanıyor musun bu Darwinizm’e’ diyor, sinirlenmiş o da sormasına. Bakın işte olayın gerçekleri bu ve diyor ben Darwinizm’i anlatacak adam bulamıyorum diyor. Yani anlattıracak yani tavsiye ediyor topluyor gelin şurada anlatın diyor, mümkün değil diyor yapamıyorum. Şu an hakikaten tamamen bir sönme var. Mesela gidiyorlar bir Darwinist toplantı yapmaya kalkıyorlar, 30-35 kişi gidiyor 40 kişi gidiyor kaale de alınmıyor, millet esneyerek bunları dinliyor. Belli yalan söyleniyor, herkes yani tiyatro oynanıyor orda, çok komik bir durum oluyor. Şimdi proteinler tesadüfen meydana gelmez proteinlerin meydana geldiğinden bahsediyor adam, nasıl inansın adam. Ara fosil yok ara fosil var diyor, göz göre göre yalan söylüyor adam, nasıl inansın buna tahammül edilir mi buna, sıkılıyorlar adamlar tabii. Mesela 100 milyon yaratılışı ispat eden fosil var, 100 milyonun üstünde; bundan adamlar tek kelime bahsedemiyorlar, soramıyorlar dahi. Bizim arkadaşlarımız gittiler Katoliklerin toplantısında açık açık söylediler, sorular sordular, adamlar hemen mikrofonu ellerinden aldılar hadi kardeşim dışarı yani Darwinistlerin yapacağı budur; baskıdır. Ve şu ana kadar da öyle gitti. Yani mesela bir üniversitede yaratılışı savunarak asistan olmak doçent olmak profesör olmak mümkün değil. Hemen seni kapıya koyarlar. Bir de diyorlar ki üniversitelerde birçok Darwinist var hepsi Darwinist, kardeşim sen böyle bir sistem kurarsan adam geçinmek için onu o şekilde kabul eder. Evinde bambaşka konuşuyor adam, okulda bambaşka konuşuyor. Nitekim Türkiye’de anket yapılıyor halkın%95’i Darwinizm’e inanmıyor. Hani bütün üniversiteler inanıyorlardı, değil mi, samimi olsunlar bu baskı, bu şiddet ortamı kalksın artık. Darwinizm’in dayatmayla öğretilmesi çok utanç vericidir, ayıptır. Bütün dünyada bir Darwinist diktatörlük var yani %95’i öyle dünyanın. Ve zorlama var, okullarda yaratılışı savunan insanlar barındırılmıyor. Böyle bilim olmaz, bu oyun. Bir insan çıkıp rahat rahat ara fosil yoktur diyemiyorsa 100 milyonun üzerinde yaratılışı ispat eden fosil vardır diyemiyorsa bu bilimdir yani aldatmacadır.
SUNUCU: Efendim Halil Mesçi beyefendi şöyle bir soru iletmiş bize, bağlantılı aslında bugün sitenizde on binlerce yıl önce mağara duvarlarında yapılmış resimleri gördüm diyor seyircimiz. Hepsi çok etkileyici, bu resimleri ilkel insanların sanat eserleri olarak adlandırmanın bugün Picasso’nun Salvador Dali’nin sürrealist resimlerini de ilkel olarak adlandırmaktan bir farkı olmadığını yazmışsınız.
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: Bundan on bin sene sonra Picasso’nun resimleri bir harabede bulunsa ve 20. yüzyılda yaşayan insanların ilkel olduğunu, olduğu çıkarımı yapılsa bu ne kadar mantıklı diye yazmışsınız. Bunlar bugüne kadar hiç aklıma gelmeyen gerçekler, siz bu gerçeklere nasıl ulaşıyorsunuz diye sormuş seyircimiz,
ADNAN OKTAR: Mesela güney Fransa’da Pech-Merle mağarasındaki resimlerin 24.640 yıllık olduğu karbon dökme metoduyla ölçülmüştür. Bu resmi gösteriyorum. Evet 24.640 yıllık bu resimlere bakın, 24.000 yıl Darwinistlere göre o devirde adamlar konuşmayı dahi bilmiyorlardı. Değil öyle resim yapmak, fakat adamların yaptığı resimler hem çok düzgün ve mükemmel gayet güzel resim yapıyorlar. Üstelik herhangi bir insan bunu yapıyor ve kullanılan boya da 24.000 seneden beri bozulmuyor öyle kaliteli bir boya elde etmişler.
SUNUCU: Ki dün çizilmiş gibi görünüyor resimler.
ADNAN OKTAR: Evet, tabi 24.00 seneden beri, mesela babaanneden kalan bazı insanlardan bir şeyler oluyor ipek üstüne işlenmiş yahut yazılı evraklar oluyor, bakıyorsunuz soluyor kalmıyor.
SUNUCU: Evet,
ADNAN OKTAR: Mesela (başka bir resim gösterilerek) bu da gene Fransa Lascaux Mağarasında 17.000 yıllık av tablosu ve hiçbir şekilde bozulmamış boya. Boyası olduğu gibi duruyor gayette düzgün çokta güzel, keyfe çizmişler adamlar, o devirde adamlar diyor konuşmayı dahi bilmiyordu diyorlar, işte,
SUNUCU: Ki 10-20 bin yıldan bahsediyoruz 17 yılda bile deforme olmaya, solmaya başladığını düşünürsek...
ADNAN OKTAR: O devirde adamlar müzik aleti yapmışlar, kavallar yapmışlar birçok alet edevat yapmışlar. Eğleniyor adamlar fasıl yapıyorlar yani, bunlar da oturmuşlar işte mağaralarda garip sesler çıkarıyorlar bilmem ne işte birbirlerine saldırıyorlar gibi böyle çok ilkel bir varlıkmış gibi hani anlatıyorlar hâlbuki her devirde peygamberler olmuştur her devirde güzel aklı başında insanlar olmuştur ama her devirde de ilkel ve anormal insanlar olmuştur. Bugün gitseniz Afrika’ya böyle ilkel anormal insanlarla karşılaşabilirsiniz. Ama çok aklı başında tertemiz insanlar da var dünyada görüyorsunuz. Bu her devirde böyle olmuştur, yani bir tek devrimizde değil.
SUNUCU: Kibakıldığında efendim en güzel örneklerdir belki Mısır’daki piramitler veya Maya’ların, İnka’ların yaptığı büyük eserler, onlar bile ilkel insanlar olarak adlandırılırken bıraktıkları yapıları şu anki teknoloji ile bile yapmak çok zor olduğu söyleniyor.
ADNAN OKTAR: Bakın mesela 95 bin yıllık flüt, adam orkestra kurmuş yani 95 bin yıllık flüt, 12 bin yıllık bakır tığ, 95 bin yıl yani düşünün, müzik çalıp eğleniyor adamlar, şarkılar söylüyorlar. 12 bin yıllık bakır tığ var, onunla elbise yapıyor kendisine kıyafet yapıyor mesela dabıllar boyutları 7–30 cm. arasında değişen kilden heykelciklerdir diyor, MÖ. 500–MÖ.10.000 yılları arasında yapıldıkları tahmin edilmektedir. 20. yüzyılda kullanılan uçuş ve dalış kıyafetlerine benzerlikleri dikkat çeken bu heykelcikler dönemin insanlarının ileri teknolojik bilgiye sahip olduklarını göstermektedir. Deniz altına dalabilmek için kullanılan kıyafetleri andıran bir yapı, asrımızda da zamanımızda da bu var biliyorsunuz. Mesela yine Veracruz’da bulunan MS. 200 yılına ait olan bu heykel araştırmacılar tarafından bir Aircraft’a yani hem karada giden hem de deniz üzerinde hareket eden bir taşıta benzetilmektedir. Kenarlarındaki kanatlar havanın dairesel şekilde hareket etmesini sağlamakta, kuyruğu dümen görevi görmekte, aracın üzerinde egzoz çıkışı ve kumanda paneli görevi gören bir bölüm bulunmaktadır. Aracı kullanan pilotun giysileri de bu benzerliği doğrular niteliktedir diyor. Yani bizim zannettiğimiz gibi bir kısım insanların zannettiği gibi diyeyim yani öyle ilkel bir hayatları yok.
SUNUCU: Ki yakıt kullanmaktan falan bahsedildiğine göre, oldukça ileri olduğu bile düşünülmesi gerekiyor aslında o dönem insanlarının,
ADNAN OKTAR: Evet,
SUNUCU: Efendim Tekirdağ’dan Bülent Karaduman isminde bir izleyicimiz şöyle bir soru göndermiş; Sayın Hocam bugün internette görmüş olduğum bir haber; haberin başlığı şu şekildeydi: Kalp ve Kanser Tedavisi Bedava. Bakan Akdağ’ın yapmış olduğu bu açıklama tıpkı sizin bahsetmiş olduğunuz şekilde kalp ve kanser gibi ağır hastalıkların bedava olmasına yönelik ayrıca yakın zamanda 16 adet büyük hastane şehirlerde kurulacağını belirtmiş diyor. Bu konuda neler söylemek istersiniz diyor.
ADNAN OKTAR: Yani gerçekten ben şaşırıyorum, ne dersem aynısı oluyor Allah’a çok şükür. Allah onu duam olarak inşaAllah kabul ediyor. Çünkü çok istiyorum ben insanlarımızın ücretsiz muayene olmalarını, ücretsiz tedavi olmalarını, beni çok rahatsız ediyor. Bir insan düşünün emekli memur adam bir tane ev almış, bir tane arabası var, çocuklarına ancak bakıyor ve kanser de sık rastlanan bir hastalık. Adam kanser oluyor, müthiş pahalı yani evini satıyor olmuyor, arabasını satıyor olmuyor mahvoluyor aile, olur mu böyle bir şey? Bizim milletimizin boynunun bir borcudur bu, bizim emanetimizdir o insanlar, asla böyle bir şey olmaz. Hastadan para alınmaz, hastaya bilakis bizim genelimizde çocukluğumuzda mesela yiyecek alıp götürürdük değil mi? Mesela yoğurt götürürlerdi, bir şey götürürlerdi, hasta ziyaretine öyle gidilirdi. Hastadan para alınır mı? O zaten imtihan oluyor zaten zor şartlarda. Kanser zaten ağır bir hastalık. Bilakis biz onu hem ücretsiz en kaliteli şekilde tedavi ettireceğiz millet olarak ve ayrıca sevgi ve şefkat, muhabbet göstererek ona güç vereceğiz bu güzel imtihanın da başarılı olması için ona destekçi olacağız. Yani hiç vicdanımın kabul edeceği bir şey değil bu benim. Onun için Bakanımızdan Allah razı olsun, hükümetten, hükümet demeyeyim şimdi seçim, bilmiyorum yasağa giriyorsa,
SUNUCU: Yok yani bu konu yasağa girmez.
ADNAN OKTAR: Evet yapanlardan Allah razı olsun, kim yapıyorsa çok güzel.
SUNUCU: Efendim, Mehpare Kısaparmak Hanımefendi Karaman’dan şöyle diyor; Sayın Muhsin Yazıcıoğlu ile alakalı şöyle yazmış, Karaman’daki konuşmasından; ‘Şimdi diyor yoldan geldik, yola gideceğiz, hiçbirimizin garantisi yok, şurada ayakta duranın da oturanın da garantisi yok yani ruh bir saniyeliktir, küt dedin mi gitti, bunun da nerede geleceği, nasıl geleceği, ne şekilde yakalayacağı belli değil. Bir saniyenize bile hâkim değilsiniz, bir saniyesine bile hâkim olamadığınız, hükmedemediğiniz bir hayat için, bir dünya için bu kadar fırıldak olmanın anlamı yoktur, düz yaşayacağız, düz duracağız, düz yürüyeceğiz, dik duracağız, doğru gideceğiz. Allah’ın izniyle hayatım boyunca hep böyle gittim, Allah’ın izniyle olsak da millet olacağız, olmasak da milletle olmayacağız. Yarın ahirette Allah bize niye iktidar olmadın diye sormayacak’ diyor. Hocam Muhsin Yazıcıoğlu bize aslında ölmeden önce dünyanın gelip-geçici olduğunu iktidar hırsının düzenbazlığın insana hiçbir şey kazandırmayacağını tebliğ etmiş oldu. Allah yerini cennet kılsın diyor seyircimiz.
ADNAN OKTAR: Ben şehidimizle daha önce de söylemiştim, görüşmüştüm, fevkalade bir insan yani ben kendi samimi kanaatim olarak da görüyorum, böyle temiz bir insan görmemiş olabilirim. Yani bu kadar güzel ahlaklı bir insan görmemiş olabilirim, alabildiğine dürüst, alabildiğine candan ve veli tıynetliydi. Allah’ın onu şehit olarak makamına alması çok büyük bir şeref, çok büyük bir onur, çok büyük bir güzellik. İnşaAllah Türk İslam âleminin güzel bir süsü olarak kıyamete kadar anılacak inşaAllah.
SUNUCU: Evet, efendim İstanbul’dan Kahraman Turnağlu şöyle bir soru göndermiş bize; diyor ki; İngiltere’de evrime inananların sayısının sadece %25 olduğunu okuyunca çok şaşırdım ve heyecanlandım. Darwin bu günleri görseydi yaptığı sahtekârlıktan dolayı kaçacak delik arardı herhalde diyor seyircimiz. Kendi vatandaşları bile artık ona inanmıyor, Hocam bu oranlar Türkiye’de kaç, bize bu konuda bilgi verebilir misiniz?
ADNAN OKTAR: Evet Darwin’in yaptığı ünlü sahtekarlıklardan biri de ünlü bu Piltdown adamıdır yani o devrin adamlarının diyelim. 1912 yılında sözde bir çene kemiği ve bir kafatası parçası bulundu. Çene kemiği maymuna, dişler ve kafatası insanınkine benziyordu. Bu insanın evrimine bir kesin delil olarak yıllarca sergilendi. 1949 yılında yeni kullanılmaya başlanan flor testi Piltdown adamına uygulandı, Piltdown adamının çene kemiğinin içinde hiç flor olmadığı yani toprağın altında birkaç yıl kalmış olduğu diğer yandan az miktarda flor içeren kafatasının ise sadece birkaç bin yıllık olduğu tespit edildi. Çene kemiğindeki dişlerin suni olarak aşındırıldığı, fosillerin yanında bulunan ilkel araçların ise çelik aletlerle yontulmuş, taklit olduğu anlaşıldı. Kafatası 500 yaşında bir insana, çene kemiği de yeni ölmüş bir orangutana aitti. Bütün parçaların eski görünmesi için potasyum-dikromat ile lekelendirilmişti. Piltdown Adamı 40 yıldan fazla sergilenmekte olduğu British Museum’dan alelacele çıkarıldı sonra sahteliği anlaşılınca; yani bir tanesidir bu. Yüzlerce sahtekârlığı vardır Darwinizm’i savunan birçok kişinin, İngilizlerin de yüz karası, utancı olan o konulardan bir tanesidir Darwinistlerin.
SUNUCU: Detaylı bir çalışma yapılmış üzerinde,
ADNAN OKTAR: Evet,
SUNUCU: Peki efendim Yılmaz Şen Bey şöyle bir soru göndermiş efendim bize, diyor ki, Peygamberimiz (sav)’in yiğit dostları diye sahabeleri ile ilgili bir makalenizi okudum. Peygamberimiz (sav)’in hayatını okumak, dinlemek beni her zaman çok heyecanlandırır. Ebu Ubeyde bin Cerrah’ın Bedir Savaşı’nda müşriklerin cephesinde olan babasına karşı Müslümanların safında savaştığını okudum. En gencinden en yaşlısına kadar tüm sahabeler hayatlarını Peygambere ve İslam’a adamışlar. Günümüzde biz Müslümanlara sahabe ahlakı yaşamamız için neler tavsiye edersiniz diye soruyor.
ADNAN OKTAR: Evet ben biraz örnekler vereyim, Hz. Ebubekir ve Hz. Osman’ın ardından Peygamberimiz (sav)‘e tabi olan ilk Müslümanlardan olma şerefine erişen, bundan dolayı işkenceye uğratılan Talha bin Ubeydullah Uhud Savaşı’nda Resulullah (sav)’ı koruyabilmek için büyük kahramanlıklar gösteren sahabelerdendir. Malik bin Zubeyr adındaki çok keskin bir nişancının Peygamberimiz (sav)’e attığı oklara karşı koyabilmek için okları elleri ile tutan Talha bin Ubeydullah’ın eli parçalanmış, onun mübarek, nurlu eli ve parmakları bu yüzden çolak kalmıştır. Bu savaşta seksene yakın yara aldığı; aslanımı görüyor musun, maşaAllah, ve hemen her yeri kılıç, mızrak ve ok darbeleriyle yaralandığı halde Resulullah (sav)’ın yanından ayrılmamış, onu korumaya çalışmıştır. Sahabe-i Kiram’da görülen üstün fedakârlık örneklerinden bir diğeri ise henüz çocuk yaşta olmaları ve yaşlılık nedeniyle son derece güçsüz olan sahabelerin dahi Allah sevgileri ve imanlarının şevki, Resulullah (sav)’a olan sadakatleri nedeniyle Peygamberimiz (sav) ile birlikte savaşa çıkmak istemiş olmalarıdır. Yaşının küçük olması nedeniyle Bedir Savaşı’na katılmamış olan Ebu Said Hudri Uhud Savaşı’na gidebilmek için Peygamberimiz (sav)’den izin istemiş ancak Resulullah’ın talimatı üzerine kendisi gibi yaşı küçük olanlarla birlikte Medine’de kalmıştır. O sevimli köfteler diyeyim sevimli mübarekler çok fazla hep 12 yaşında, 13 yaşında, 14 yaşında hep Peygamberimiz (sav)’le mücadeleye gitmek istiyorlar. Bak, daha çocuk, o minik canlarıyla, o sevimli canlarıyla, Peygamberimiz (sav) tabi müsaade etmemiş. O sahabe ahlakı da o devirlerde çok yüksek, çok güzel ama en mükemmel o devirlerde görülmüştür, en güzel fedakârlık örnekleri, en derin ahlak örnekleri o güzel zamanda görülmüştür inşaAllah.
SUNUCU: Efendim Esin Ustağlu Kahramanmaraş’tan şöyle bir şey göndermiş, şöyle bir soru göndermiş bize çok özür diliyorum; diyor ki, yaşınız çok genç ama hürmetimi ifade etmek için mübarek ellerinizden öpüyorum, diyor.
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun,
SUNUCU: Muhsin Yazıcıoğlu kazadan 2 saat önce Anadolu Gençlik Dergisi’nin Kutlu Doğum Haftası ile ilgili sorduğu bir soruya şu şekilde cevap vermiş diyor seyircimiz, ‘Peygamberimizin bıraktığı mirasa sahip çıkamadık tüm Peygamberlerin şahitlik yapacağı yargı gününde O’nun ümmetinden olma şerefini ve liyakatini İnşaAllah taşırım demiş. Kendisini inançlı bir insan olarak bilirim diyor seyircimiz, son anına kadar sürekli Allah’ı anan örnek bir şahıstı Muhsin Yazıcıoğlu, Allah ona rahmet etsin ve son duasını da kabul etsin İnşaAllah, diyor. Muhsin Yazıcıoğlu’nun duasındaki gibi ahirette insanlara tüm Peygamberlerin şahit olması nasıl olacak? Peygamberler kendi döneminde yaşamayan kişilere de şahitlik edecekler mi diye soruyor?
ADNAN OKTAR: Benim tabi o konuda şimdi doğrudan bir açıklamam olmaz ona bir kere daha bakayım. Fakat benim bildiğim Resulullah (sav)’ın biz eğer sünnetine uyarsak eğer Sünni inançta, Sünni inancımıza göre Resulullah (sav)’ın bizi gördüğü ve bildiğini biz biliyoruz. Yani yaptığımız her ibadeti, her tavrı Allah’ın ona bildirdiğini biliyoruz. Dolayısıyla Resulullah (sav) da bize şahit olacaktır, benim bildiğim budur. Ama daha da bunun detayları da olabilir. Mesela biz sünnet namazlarına itina ediyoruz diğer yapabildiğimiz kadar sünnetlere itina ediyoruz. Resulullah (sav)’ın bu sünnetlere uymamızı da Allah’ı şahit göstererek, Allah biliyor ama Allah onu ona bir nimet olarak söyletiyor Peygamberimiz (sav)’e. Sünnete titizliğimizden dolayı inşaAllah bizi affetmede onları delil kullanacağını Cenab-ı Allah’ın belirtiyor rivayetler, hadislere göre de bu böyledir, Allahualem böyle.
SUNUCU: Efendim, Edin Toprak isimli seyircimiz şöyle bir soru göndermiş bizlere, röportajlarınızı arkadaşlarımla Malatya’dan izliyoruz. Bizi her konuda bilgilendiriyorsunuz, siz röportajlarınızda bahsetmeden önce biz Mehdi’den habersizdik, ahir zaman alametlerinin çıktığını da bilmiyorduk, bunları bize hep siz öğrettiniz. Biz daha önce de televizyona çıkan hocaları dinlerdik ama hiç bu konudan bahsetmezlerdi. Bunun nedenini bir türlü anlayamıyoruz, böyle önemli konuları neden şimdiye kadar bize anlatmadılar diye soruyor seyircimiz.
ADNAN OKTAR: Hanefi, Hanbeli, Maliki ve Şafi mezheplerinde Mehdi konusu çok önemli bir konudur. Şiîlikte de çok önemli bir konudur. Anlatılmaması Allah anlattırmamış demek ki harika bir yönü var çünkü Mehdi’nin çıkış alametlerinden biri de Mehdi’den ümit kesilmesidir yani çıkışından ümit kesilmesidir. Birçok insanın Mehdi çıkmayacak demek ki bu doğru değilmiş demeleridir. Belki Allah ona zemin hazırlatacak şekilde böyle bir yapı meydana getirmiş olabilir belki de Mehdi’yi gizlemek için, Mehdi’ye bir örtü olsun diye Allah bu konuyu fazla açtırtmamış olabilir. Ama bütün Kütüb-ü Sitte’de, Buhari, Müslim,Tirmizi, İbni Mâce, Sünen-i Nesei, Sünen-i Davud’ta ve Suyuti’nin eserlerinde, İbn-i Hacer’in eserlerinde çok kapsamlı anlatılmıştır Mehdi konusu. Ki bizim zaten www.harunyahya.org ta bu konuda çok detaylı bilgiler var, giren kardeşlerimiz görebilirler. Üzerinde durulmaması ahir zaman özelliğidir yani şaşırtıcıdır. Ama üzerinde durulmaması Mehdi’nin çıkmamasını sağlamaz yani bu daha da uygun ortam sağlar Mehdi için yani daha gözlerden gizlenmiş olur. Mesela Mehdi muhalifi açıklamalar da çok iyidir, Mehdi’nin gözlerden gizlenmesi için, rahat faaliyet yapabilmesi için çok uygun bir vesiledir, sebeptir, zaten ayette de şeytandan Allah’a sığınırım, Cenab-ı Allah “Ey örtüsüne bürünen” (Müzzemmil Suresi, 1)diyor, gizlenen anlamına geliyor. Mehdi’yi de işte böyle gizliyor Allah’ın perdelerinden bir perdedir o, mesela konunun üzerinde durulmaması da bu perdenin şekilleridir. Hatta Mehdi’yi insanlar alelade bir insan sanacaklar, insanlar arasında gezecek, Hz. Yusuf gibidir o diyor, o insanları görür ama insanlar onu görmez diyor. Bir de ahir zamanda bir nevi fetret devri gibi olacak, insanlar da gaflet, dalalet, cahillik çok yaygın olacak, Müslümanlar içerisinde de bozulmalar olacak. Çok iyi insan olacak ama çok da anormal insan olacak, o devrin bir özelliği de bilgi eksikliği olacak, insanları fazla bilgili olmayacaklar. Ama bunu Allah hayırla yaratır, bunda bir hikmet vardır. Ama zamanı geldi bakın Mehdi konusunda insanlar muazzam bilgilendiler. Zamanının gelmesi çok önemliydi, birden, mesela ben de birçok şeyi bilmiyordum. Mesela ben Mehdi’nin bu kadar kapsamlı anlatıldığını bilmiyordum, ben bunu sonra anladım, sonradan öğrendim. Yani vücudunun özellikleri, vücudundaki işaretler, dış alametler, mesela Azerbaycan’ın işgal edileceği, Mehdi döneminde işgal edileceğini ben daha 10-20 gün oluyordur öğreneli. Ben bile yeni öğreniyorsam araştırmacı olduğum halde birçok bilim adamı da daha yeni fark ediyorsa halkın, milletimizin de yeni fark etmesi çok çok normal. Çünkü benim üzerinde çok fazla durduğum konulardan bir tanesi ve geniş bir ekiple araştırma yapıyorum, kolay olmuyor. Mehdi ile ilgili öyle kitaplar var ki hiç el değmemiş daha, insanların birçoğu bilmiyor, 800 yıllık kitap var, 800 yıllık ama biz daha yeni ele geçirdik bu kitabı. Araştırdıkça hayretler içinde kalıyoruz yani günümüzü müthiş kapsıyor, bütün teknolojik aletlerin hepsini saymışlar hadislerde, Peygamber Efendimiz (sav) hepsini anlatmış maşaAllah, bütün olayları anlatmış. Mesela her gün günde üç kere, beş kere bana böyle haber geliyor, hayretler içinde kalıyorum, hadisin orijinaline bakıyoruz, tam bire bir aynısı olayın ve bu devam ediyor. Onun için bunda şaşılacak bir şey yok. Bu bilgiler gittikçe akacaktır, Allah bu bilgileri zamanı gelince daha da aktarıyor, aktarıyor, öyle bir zaman gelecek ki her şey gün gibi ortaya çıkmış olacak inşaAllah.
SUNUCU: Efendim, Tuğçe Tellioğlu Hanımefendi Rize’den şöyle bir soru göndermiş, kelime hatası yaparsam şimdiden özür diliyorum, hem sizden hem seyircimizden, bizlere şu hadisi açıklar mısınız diye sormuş seyircimiz, ‘İmam Mehdi çıktığı zaman hasretten fukaha yani fıkıh alimleri ona düşman olacak. Onun kılıncı kardeşleridir, elinde kılınç olmasa idi, yani kardeşleri olmasa idi zamanın fukahası onun katli ile fetva verirlerdi. Lakin Cenab-ı Hak onu keremi ve kılınçla yani kardeşleriyle tathir edecek, onlar ona itimat edeceklerdir. Hükmüne inanmayan da kabule mecbur olup aksini ızmar yani gizlemek, saklamak durumunda olamayacak, diyor. Özellikle Mehdi’nin kılıncı kardeşleridir ne anlama geliyor? Ve fıkıh âlimleri neden Mehdi’ye düşman olacaklar diye sormuş.
ADNAN OKTAR: Ahir zamanda Mehdi’nin çıkış öncesinde fukahadan bir kısım cahiller yani bizim yobaz tabir ettiğimiz, gerici tabir ettiğimiz bazı ahmaklar, hased ve kinle ruhları dolduğu için, nefrete yatkın oldukları için, Mehdi’nin derinliğini anlayamadıkları için zahire bakarak hüküm verecekler. İmam Rabbani Hazretleri çok detaylı anlatıyor; Bu kişi yani diyor Mehdi bizim dinimizi izale etti, dinimizi yok etti der diyor, o devrin yobazı, o devrin gericisi fakat arkadaşlarından onun çevresinden çekindikleri için, onun diyor aleyhine saldırgan bir tavır gösteremezler diyor. Hadislerde bu belirtiliyor, hem Sünni ulemanın birçok eserinde var mesela bunu Muhyiddin Arabi Hazretleri çok kapsamlı anlatmıştır. Kendi mezheplerinin diyor tersine hüküm verdiğini gördüklerinde ondan nefret edecekler fakat bir şeyler de umacaklar, diyor. Yani bidatlar çok yaygın olacak o devirde diyor, dine sonradan karıştırılmış şeyler, dinde olmayan şeyler, Mehdi bunları kaldıracak yani insanları dinin aslına çekecek, orijinaline çekecek diyor hatta aynen bu şekilde geçiyor orijinaline, aslına ama Arapçasının ben tercümesini söylüyorum. Fakat bidatı hasene zanneden doğru zanneden, güzel zanneden kişi bundan hoşlanmayacak diyor o devrin yobazları ve ona karşı şiddette tavır alacaklar diyor, Muhyiddin Arabi Hazretleri uzun uzun anlatıyor, yaklaşık bir sayfa kadar anlatıyor fakat hiç bir şeyde yapamayacaklar diyor Mehdi’nin başarılı olacağını, etkili olacağını söylüyor. Dini aynı Resulullah (sav)’ın zamanındaki gibi arı, temiz ve net olarak uygulayacak diyor. O yüzden Mehdi’nin çıkış alametlerinden bir tanesidir. Yobazların, bazı cahil ham softaların, kaba softaların, ham softa, kaba softa bu güzel tabir Necip Fazıl Kısakürek’e ait. Kaba softa sözü, ham yobaz sözü; onların bu tip girişimleri olacaktır ama etkili olan bir girişim değil hani derler ya, it ürür kervan yürür derler o tarz olacaktır. Mehdi’nin kervanı gidecektir, itler de ürecektir, hiçbir şey olmaz inşaAllah.
SUNUCU: Efendim Edirne’den Züleyka Aydın şöyle bir soru göndermiş bizlere, çok uzun zamandan beri Türk-İslam Birliği’nden bahsediyorsunuz. Ben de bu nasıl olur diye düşünürdüm, geçen gün bir haberle karşılaştım, Sırbistan gibi bir ülke Türkiye ile müttefik olmak istediğini açıkladı, şok oldum diyor seyircimiz maşaAllah dedim Hocamızın söylediği her şey çıkıyor. Sizce hangi yıl İslam Birliği kurulacak? Diye sormuş seyircimiz,
ADNAN OKTAR: 2014’lerde konuyu bayağı net anlarız bu konuşmalarımızı saklasın kardeşlerimiz yani hemen hemen her dediğim doğru çıktı şu ana kadar ve seri olarak doğru çıkıyor tek tek. 2014’lerde tamam demek doğruymuş diyecekler, 2021’lerde zaten bayram düğün. Türklük Aleminin bayramıdır, düğünüdür, İslam aleminin bayramı ve düğünüdür, yer yerinden oynayacak, Hocam demiştiniz hayrettir aynen çıktı diyecekler inşaAllah, ben demiyorum Resulullah (sav) diyor ben sadece naklediyorum.
SUNUCU: Evet, peki efendim İstanbul’dan Mehtap Süer Hanımefendi şöyle bir soru iletmiş bize, çevremdeki bir çok annenin sıfır ile 10 yaş arası çocuklara hakaret, tehdit, bağırma ve çocuğun onurunu ve kalbini kırıcı bütün bu tarz davranışlarda bulunuyorlar, diyor. Çok üzülüyorum, bu davranışın yanlış olduğunu onları kırmadan nasıl anlatabilirim, diyor. Rabbimin selamı üzerinize olsun diye bitirmiş
ADNAN OKTAR: Çocuklara hakikaten çok zulüm yapılıyor ben ona çok rahatsız oluyorum yani çok yorucu bir şey. Mesela ben görürdüm küçükken de çocuklara mesela ya bağırırlar, ya çağırırlar, ya terslerler; etrafta birçok insanda görürdüm. Çocuk çok şefkat duyulması gereken Allah’ın güzel bir tecellisidir, ona çok saygı duymak, onuruyla gururuyla oynamamak çok önemlidir. Gönlünü almak ve onu Allah korkusuyla, Allah sevgisiyle derin ve güzel bir ahlakla yetiştirmek mümkündür. Kuran buna işaret etmiştir. Yani çocuktur bu aklı ermez demek doğru değildir, çocuk aklı erer. 4 yaşında, 5 yaşından sonra çok olgun ve aklı başında olur, öyle bir şey yoktur. Çocuğu potansiyel deli gibi görmek, yarım akıllı görmek doğru değildir, eğer onu Allah korkusuna, Allah sevgisine çekersek hikmet gözüyle onu değerlendirirsek, onu hikmete davet edersek hayret edilecek şekilde akıllı olduğunu göreceğiz. Ama yarı deliymiş gibi davranılırsa o da tabii anormal tavırlar koyabilir. Çocuğa saygı çok önemlidir, şefkat çok önemlidir, bir de şiddet olmaz çocuğa karşı yani mutlaka sevecenlikle, muhabbetle yaklaşmak lazım.
SUNUCU: Efendim Ankara’dan Hanife Yılmaz Hanımefendi şöyle bir soru iletiyor bizlere, bugün yeni bir sitenizi gördüm ismi www.duygusalliktehlikesi.com birçok sinema filminde ya da dizilerde duygusal olmak, ağlayıp hüzünlü dolaşmak iyi bir şey gibi gösteriliyor. Ben de sitenizdeki bilgileri okuyana dek öyle düşünüyordum ancak şu anda bütün bakış açım değişti. Duygusallığın şeytanın bir silahı olduğunu hatta romantizmin fiziksel tahribatlara yol açtığını okudum. Duygusallık neden bu kadar tehlikelidir? Bu konuyu çevremdeki birçok insanın da öğrenmesini istiyorum, etkili olması için nasıl anlatmam gerekir, bana yardımcı olur musunuz diyor seyircimiz.
ADNAN OKTAR: Duygusal olan, duygusallığın etkisinde sürekli üzüntü ve hüzün içinde olan bir insan üzüntü ve acının kanserojen etki yaptığını da bilmesi gerekir. Yani vücut dokuları için vücut hücreleri için kanserojendir üzüntü. Yani saçları dökülür, vücudunda urlar çıkar, kemiği erir yani omurga bozuklukları başlar. Mesela omurga fıtıklarının çoğu üzüntüdendir, insanlar onu zorlamadan oldu zannediyorlar hâlbuki sinir bozukluğundandır. Mesela boyun fıtığı meydana gelir, omur fıtığı meydana gelir, şiddetli gerilimden olur bu, çoğu vakalar bunu gidip doktorlara da sorabilirler. Mesela kansızlık yapar, hafıza bozukluğu yapar, dikkat bozukluğu yapar, ülsere sebep olur, mide ülserine sebep olur ve birçok rahatsızlıklara sebep olur. Mesela reflünün şunun bunun birçok olayın sebebi budur, vücut direnci azalır mesela dudak uçukları gelişiyor ve birçok rahatsızlıklar gelişiyor, bu görünendir yani görünmeyen manevi tahribatı çok çok fazladır. Allah bizi neşe içinde, mutluluk içinde, sevinç içinde olmamız için yarattı. Bizi Allah azap çeksinler diye yaratmadı. “Allah sizin azabınızla ne yapsın” (Nisa Suresi, 147) diyor Allah şeytandan Allah’a sığınırım yani Allah size azap edip de ne yapsın diyor Cenab-ı Allah. İnsanın kendine yaptığı zulmü hiç kimse başkası yapmaz, bu bir atasözüdür aynı zamanda. Cenab-ı Allah diyor ki; “Şüphesiz Allah insanlara hiç bir şeyle zulmetmez. Ancak insanlar, kendi nefislerine zulmediyorlar.” (Yunus Suresi, 44)diyor Allah, ayet var şeytandan Allah’a sığınırım. Yani insanın kendine yaptığı azap çok şiddetlidir, Allah’a tevekkül, Allah’a güvenmek, Allah’a kendini tamamen bırakmak bütün rahatsızlıkların ortadan kalkmasıdır hem ibadettir hem Allah’ın rızasına en uygun tavırdır, aksi zaten şirktir, bir şeyi ben yapıyorum, ben ediyorum derse şirktir bu. Her şeyi Allah meydana getirir, Allah ne meydana getirirse getirsin hepsinde hayır görmek, hepsinde güzellik görmek. Mesela ben giderken ayağım takılır bir yere çarparım hayır vardır benim biraz gecikmeme sebep olur o, hem düşünmeme sebep olur ama o gecikmede de bir hayır vardır. Her şeyde hayır görmek, bereket sebebidir ve güzellik sebebidir. Her şeyde hayır görenin dünyası da ahireti de güzel ve mutlu olur. Her şeyde şer gören, Allah’ın şeytanından Allah’a sığınırım “her gürültüyü aleyhlerine zannederler” diyor Allah ayette; bu bir münafık alametidir, yani bir Müslümanın yapacağı bir şey değildir. Her şeyden şüphelenir, bir araba geçer bizim aleyhimizde mi bu? Mesela bir içecek gelir, bir şey olur ondan şüphelenir, biri bir şey söyler acaba bir şey mi ima etti? Biri mesela normal tebessüm eder, güler bir şeye mi gülüyor? Ve bunu kendine dert eder hatta ben böyle vakalar görüyorum akşama kadar onu düşünüyor yani niye böyle, niye şöyle yani dert yoksa da kendine dert çıkartıyor. Hâlbuki dert varsa bile dertten sevinç ve hayır çıkartmak lazım. Onun hikmet yönlerini, güzel yönlerini görmek lazım. Çünkü sonsuz güzelliği yaratan Allah bir şey yaratıyorsa onu mutlaka hikmet ve hayırla yaratır ve imtihan için yaratır. Oturup her şeyde şer gören bir insanın dünyası da ahireti de perişanlıkla neticelenir Allah esirgesin.
SUNUCU: Evet, efendim Bursa’dan Olcay Elibol beyefendi şöyle bir soru iletmiş bize, diyor ki seyircimiz, bazı hastanelerde hastalara gösterilen gayri insani muamelelerin iptidai tedavi yöntemlerinin ve neredeyse hastayı tedavi olmaktan caydırmaya yönelik bilinçsiz, kuralcı bir sürü prosedürün önüne nasıl geçilinebilinir diyor?
ADNAN OKTAR: Ben bu konuda bütün milletimden ricacıyım, buna hep birlikte bir çözüm bulalım. Hasta ne demektir biliyor musunuz? Yani şefkate, merhamete, sevgiye ihtiyacı olan insan demektir. Hastaneye gittiğinde bu insan güleryüzle ve sevgiyle karşılanması lazım, buyurun şöyle oturun denmesi lazım, onun evraklarının elden takip edilmesi lazım, orada görevli insanlar olması lazım. Hastaya evrak takip ettirilmez, hasta kuyrukta bekletilmez, hastaya ters davranılmaz hatta soğuk da, ciddi de davranılmaz. Ona muhabbetle, sevgiyle yaklaşılması lazım, o, o zaman mutlu olur, açılır. Yani o güzel imtihanında ona destek olmak sevaptır. Özellikle ondan para almak ve çok yüksek paralar almak yani hiç olacak iş değil hiç. O göğsünü gere gere gelecek çok çok rahat olacak, evrakını mutlaka takip eden insanlar olacak, en güzel tedavi uygulanacak, en gelişmiş tedavi uygulanacak ve gönlü de bundan rahat olacak yani bir hastaneye gittiğinde en iyi tedavinin yapıldığını bilmesi lazım. Keşke şu hastaneye gitseydim daha mı iyi olurdu acaba dememesi lazım. Bütün hastanelerin kalitesi birbirinin aynı olması lazım. Yani özel bir hastanenin devlet hastanesinin veyahut herhangi bir hastanenin bilgi donanımı, alet donanımı, doktor donanımı açısından yani doktorun kültür ve bilgi kalitesi açısından aynı oranda olması lazım. Mesela hasta gidiyor ama vicdan azabı çekiyor adam rahatsız, ben diyor daha alt yapısı yetersiz bir hastaneye geldim ben burada tedavi olsam bile iyi netice alamayacağım açık ama maddi yönüm zayıf olduğu için mecburen ben burada muayene olacağım ve tedavi olacağım diyorsa bir insan bu ona acı vermektir bu olmaz. Her yerde aynı kalite ve güzellik olsun, biz bütün imkânlarımızı veririz yani sorun değil, para toplanması sorun değil yeter ki insanlarımız bu acıyı çekmesinler bu zorluğa girmesinler, bizim vicdanlarımız müsterih olsun. Ben iki konu üzerinde duruyorum; bir ücretsiz marketler, fakirlerin alış veriş yapacağı ücretsiz marketler, iki, ücretsiz hastane. Bu bizim medeniyetimizin, güzelliğimizin, insanlığımızın olmazsa olmazıdır, mutlaka bunu yapalım. Yani bunun ikinci bir ihtimali olmaz. Ama adam keyif için yahut rahatlığı için mesela saç ektiriyorlar bilmem işte kulağını düzelttiriyor buna hiç mecburiyeti yok burada, parasını versin yani bu normal buna bir şey demiyorum. Ama çok çok da muztarsa ona da bedava olsun yani değil mi yani niçin onu üzelim, niye zora sokalım ama çok keyfi şeyler, onu da söylemeyeyim çünkü o da ona dahil olsun bence çünkü o da onu rahatsız ediyor, rahatsız ediyorsa düzeltsin niye olmasın, ona da imkanlarımızı sunarız, o da mutlu olsun, kardeşimiz yani.
SUNUCU: Peki bunları sağlamak çok zor mudur efendim? Yani devlet hastaneleri illa çok donanımlı bir özel hastanenin aynı seviyeye getirilmesi çok zor bir şey midir?
ADNAN OKTAR: Bize söylesinler desinler ki buna devletin gücü yetmiyor desinler para toplansın desinler yani coşkuyla toplarız o paraları hemen hallederiz çünkü sonucunda biz bayram yapacağız, sevineceğiz, milletimiz mutlu olacak, ne var bunda? Bu ne kadara mal olur ayrıca? Biz nerelere ne harcamıyoruz yani, ne kadar gereksiz yerlere paralar gidiyor bazen ve bunun meydana getireceği sevinci düşünün. Fakir aile mesela babası adam yaşlı, kanser oluyor veyahut mesela bugün bir tanıdığımız vardı mesela hemen arkadaşlarımız gittiler yardımcı oldular Allah sağlık, sıhhat versin mesela rahatladım çok hoşuma gitti haberi gelince, arkadaşlarımızın o kişiyle ilgilendiğini duyunca ve tedavisiyle meşgul olduklarını duyunca rahatladım. Niye zora sokalım insanımızı? Bu çok büyük bir güzelliktir hepimizi sevindirir yani bu bizim sağlığımız açısından da iyi olur çünkü sevinç bize sağlık veriyor, milletimize sağlık verir bu. Yani yemek içmekten daha güzel bu bizim için milletimizin sevinmesi inşaAllah.
SUNUCU: Efendim Ela Bayındır Hanımefendi Levent/İstanbul’dan şöyle bir soru iletmiş, dine titiz olmanız, dini tebliğ etmede kararlılığınız ve korkusuz yaklaşımınız maneviyatı korumanızdan dolayı ben sizi çok seviyorum. Her röportajda size olan sevgim daha da artıyor, size bir sorum olacak, bize ruhu anlatır mısınız? Hayvanların da ruhu var mı? Çünkü köpekler mesela sevinebiliyor, heyecanlanabiliyor, bu onların da ruhu olduğunu mu gösterir? Tavşanların mutlu olunca zıplamaya başladığı söylenir, bu da onun ruhu olduğunu mu gösterir? İnsanların sahip olduğu ruhu açıklayabilir misiniz?
ADNAN OKTAR: Hayvanlara Allah vahyediyor, hayvanların tamamının şuuru tam kapalıdır yani varlıklarının farkında değillerdir. Zaten varlığının farkında olsa imtihanla sorumlu olur yani o da bir varlık olmuş olur yani ruh sahibi olmuş olur. Ruh sahibi olan her varlık imtihanla mükelleftir. Yani mesela bir insan oluyor bazen kolu olmuyor, bacağı olmuyor, mesela şu kadarcık bir insan oluyor ama imtihanla mükellef olur o, imtihan olur. O yüzden hiçbir hayvanın şuuru açık olmaz, tamamının şuuru kapalıdır ama Allah onlara vahyeder mesela o tavşanın zıplamasını Allah ona vahyeder. Mesela kedinin yavrusunu yalaması ona gösterdiği şefkat; Allah ona emrettiği için yapar yani tamamen şuuru kapalıdır hayvanın sadece şuuru açık olan varlık insandır. Mesela akıl hastalarının da şuuru kapalıdır yani onların raporlarında yazar; şuur diyor mesela kapalı diyor parantez içinde yazar kapalı der tamamen şuuru kapalı, konuşur ama abuk sabuk konuşur. Yani mesela bağırır akıl hastası ama şuuru kapalıdır, insanlar onun acı çektiğini zanneder hâlbuki şuuru kapalı olduğu için benliği yok yahut baygın insan da bağırır, acı çekiyor derler hâlbuki acı çekmez, şuuru kapalıdır, şuurunun açık olması lazımdır acı çekmesi için. Ruh sadece insana mahsus Allah’ın bir tecellisidir yani demin de anlattım rengi gören, şekli gören, zamanı anlayan, ben neyim diyen, ben nereden geldim, nereye gidiyorum diyen, benliğinin farkında olan bene ruh denilir. Tevrat’ta bir ifade vardır, ben ben olduğum için benim, sen sen olduğun için sensin gibi yani bu ruhun varlığını anlatmak için kullanılan bir açıklamadır. Ama ruhtan az bir bilgi verilmiştir, Kuran’da ayet vardır fakat açık şuur yani bir insanın karşısındakini görmesi, ben bir renk görüyorum, cisim görüyorum demesi, ben bir şeyim demesi, ben benim demesi onun ruh sahibi olduğunu göstertir.
SUNUCU: Efendim İstanbul’dan Leyla Yurdakul Hanımefendi şöyle bir soru iletiyor; Rabbimizin cennetine aldığı müminler dünya hayatında yaşadıklarını hatırlayacaklar mı? Mesela tövbe ettikleri hatalar, yaptıkları yanlışlar hafızalarında olacak mı diyor,
ADNAN OKTAR: Yaptıkları yanlış eğer kötü bir şey ise kötü olan hiçbir şeyi hatırlamaz mümin, bu Allah’tan ona bir nimettir ama güzel olan her şeyi hatırlar ve onu zevkle arkadaşlarına anlatır, o görüntüleri de görebilir cennetteyken, arkadaşlarına onu anlatır bir sevinç vesilesidir. Ama ne kadar hafızasını zorlarsa zorlasın, ne yaparsa yapsın kötü olan hiçbir şeyi hiçbir şekilde mümin hatırlayamaz. Ama cehennem ehli yaptıkları bütün kötülükleri çok kapsamlı hatırlayacaklardır, hepsi bilecektir.
SUNUCU: Efendim Aydın’dan Ahmet Bekir Sulhi Beyefendi şöyle bir soru iletmiş, diyor ki, “Rabbimiz bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla ve kalplerimizi iman edenlere karşı bir kin bırakma. Rabbimiz gerçekten Sen çok şefkatlisin, çok esirgeyicisin.”Haşr Suresi, 10. ayetinde müminlerin kendilerinden önce gelenler için de dua ettiklerini anlıyorum diyor seyircimiz. Siz zamanın olmadığından ve kaderin hep tek bir an olduğundan bahsediyorsunuz, şu anda hayatta olmayan müminler için de bu nedenle dua ediyor olabilirler mi diye soruyor seyircimiz.
ADNAN OKTAR: Soru güzeldi, bir daha anlatırsanız,
SUNUCU: Tabi ki, ayeti iletmiş seyircimiz bize diyor ki; “Rabbimiz bizi ve bizden önce iman etmiş kardeşlerimizi bağışla ve kalplerimizi iman edenlere karşı bir kin bırakma. Rabbimiz gerçekten Sen çok şefkatlisin, çok esirgeyicisin.” Ayetinde müminlerin kendilerinden önce gelenler için de dua ettiklerini anlıyorum diyor. Siz zamanın olmadığından ve kaderin hep tek bir an olduğundan bahsediyorsunuz, şu anda hayatta olmayan müminler için de bu nedenle dua ediliyor olabilir mi diye soruyor.
ADNAN OKTAR: Tabi ki şöyle biz dua ettiğimizde bütün müminlere dua ediyoruz, bütün İslam alemine, bütün iyi olanlara, bütün samimi olanlara dua ediyoruz. Dolayısıyla bizim duamız Allah tarafından bize ilham ediliyor yani kaderimizde olan duayı yapıyoruz ama bizim duamızdan dolayı onlar kurtuluyor değil. Allah onları kurtardığı için bize dua ettiriyor yani onun sebebini meydana getiriyor Allah yani sonradan Allah bizim duamızla konuyu, durumu fark edip haşa ona göre tedbir alıyor değil, zaten Allah onları kurtarmış fakat bize dua ettirip ibadet ettiriyor Allah. Mesela biz Yarabbi diyoruz, Türk-İslam Birliği oluşsun dua ediyoruz, Türk-İslam Birliği zaten oluşmuş onun ön vesilesini bize yaptırıyor Allah, onun ibadetlerini yaptırıyor. Mesela Hz. Mehdi’yi bize talep et diyoruz Cenab-ı Allah’a dua ediyoruz zaten oluşmuş oluyor ön duasını yaparız biz, yani ilham eder Allah bize, biz onun duasını yaparız, olmuş bir olayın duasını yaparız.
SUNUCU: Efendim Fatih Kaya Bey şöyle bir soru iletmiş, eserlerinizde Mehdi Aleyhisselamın yardımcılarının hakkında dedikodular çıkacağını okumuştum diyor. Bu dedikoduların neler olduğunu bize açıklayabilir misiniz diye soruyor,
ADNAN OKTAR: Mehdi talebelerinin cenazelerine gitmezler diyor Peygamber Efendimiz (sav), kimse kızını vermez diyor yani aman onlar mı sakın derler diyor, kimse ticaret yapmıyor, herkesin yüz çevirdiği insanlar oluyorlar. Evleri sırtlarındadır diyor evleri de yok bir orada kalıyorlar, bir burada kalıyorlar, Mehdi talebelerinin özelliğidir bu, çile ehlidir, onlar da acılar çekecektir, Said Nursi diyor, her ne kadar sayıları az da olsa diyor manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar diyor, ihlas, sadakat ve tesanüt sıfatlarına tam sahip bir kısım şakirtlerdir diyor. İhlas, samimiyet birbirlerine son derece sadıklar, dine, Kuran’a, Allah’a, kitaba son derece sadıklar ve tesanüt, tam bir ittifak halindeler, birbirleriyle görüşmeleri, birbirleriyle bağlantıları çok güçlü. Peygamber Efendimiz (sav) çok fazla övmüş onları hatta onları Ben-i İsrail peygamberlerine benzetiyor, o kadar değerlidirler diyor ve çok çile çekeceklerini, çok zorluklar göreceklerini belirtiyor. Aralarında münafıklar çıkacağını, münafıkların çok kahpelikler yapacağını, çok ahlaksızlıklar yapacağını, küfürle, dinsizlerle işbirliği yapacaklarını yani muhbirlik yapacaklarını, ajanlık yapacaklarını fakat bunlara rağmen Mehdi cemaatinin gittikçe güçlenerek, gelişerek gücünü artıracağını ve sonunda Türk-İslam Birliği ile bunun güzel bir netice ile neticeleneceğini Peygamber Efendimiz (sav) belirtmiş. Hatta münafıkların o devrin Mehdi cemaatine musallat olan münafıkları buğdaya musallat olan kurtlar gibidir diyor, kurtlar nasıl iğrençtir, buğday nasıl güzel bir şeydir ona benzetmiş. Ama her seferinde temizlenecektir diyor bu pis kurtlar diyor pislikler ama yine oluşacaktır, yine temizlenecektir, yine oluşacaktır en sonunda arı ve temiz net Mehdi talebeleri kalacaktır diyor ve onların zamanında da İslam yeryüzüne tamamen hâkim olacaktır inşaAllah.
SUNUCU: Evet efendim, Çorum’dan Simge Ertekin Hanımefendi şöyle diyor; röportajlarınızda ve kitaplarınızda Allah rızasının en çoğunu kazanmaktan bahsediyorsunuz. Peki bu nasıl oluyor? Davranışlarımdan hangisinin Allah’ın rızasının en çoğu olduğunu nasıl anlarım? Bu konunun önemini bize anlatabilir misiniz diye soruyor
ADNAN OKTAR: Mesela ben buraya geliyorum, çoğu zaman 24 saat uykusuz oluyorum bazen 48 saat uykusuz oluyorum, diyebilirim ki ben, dine kuvvet bulmak için gidip ben uyuyayım, röportaja da gitmeyeyim diyebilirim. Ama gelmemde Allah’ın rızasının daha çok olduğunu görüyorum veyahut diyebilirim başka yere gideyim, arkadaşlarıma gideyim, ev toplantılarına giderim, sohbet ederim, orada da arkadaşlarıma tebliğ yaparım dolayısıyla ne gerek diyebilirim. Bunu demiyorum, Allah’ın rızasının en çoğu hemen anlaşılır. Mesela bir arkadaşım var çok zengin, çok çevresi olan bir insan, bir arkadaşım var çok fakir ama çok dindar fakat güzel ahlaklı ben o arkadaşımı tercih ederim mesela onunla görüşürüm, onunla yemeğimi yerim, onunla dost olurum, onu sırdaş edinirim. Yani çıkarımın peşinde olmam yani insanlara maddi gücünden dolayı işte tipinden dolayı, arabasından, evinden dolayı değil, takvasından ve güzel ahlakından dolayı değer veririm. Veyahut sakat olabilir, bir başkası sağlamdır, zindedir fakat o sakattır, ben eğer takvalı ve güzel ahlaklıysa ona ağırlık veririm, onu değerli görürüm.
SUNUCU: Efendim süremizin sonuna geliyoruz artık son bir soruyu müsaade ederseniz aktarmak istiyorum size.
ADNAN OKTAR: Evet buyurun,
SUNUCU: Konya’dan Havva Altıntaş Hanımefendi şöyle bir soru iletmiş, diyor ki, çevreme baktığımda herkesin bir zayıflama derdi olduğunu görüyorum. Şişmanlık yüzünden birçok hastalık ortaya çıkıyor. Bir yanda kıtlıkla ve açlıkla mücadele edilirken tıp ve kozmetik dünyası buna milyonlar akıtıyor, sizin bu konuda yani sağlıklı beslenme ve obeziteden uzak durabilmek için bizlere verebileceğiniz öneriler neler olur diye soruyor seyircimiz,
ADNAN OKTAR: Mesela evine dört kilo beyaz peynir alıyor insanlar, şimdi bu marketler oluşmuş olsa, oluşursa inşaAllah onun iki kilosunu, üç kilosunu ayırdın mı, hem obeziteye karşı bir tedbir olmuş olur çünkü az yemek içinde kalmış olacaktır şahıs hem de diğer kardeşlerimizin çok sağlıklı ve güzel olmasını sağlamış oluruz. Yani mutlaka insanlar sofrasını ve yiyeceğini bölüşsün. Mesela geldiyse sofraya dört ekmek geldiyse o iki ekmeği hemen fakirlere ayırsınlar, hem onlara sağlık ve zindelik olur hem ibadet olur, Allah’ın rızasını kazanmış olur hepsinin üstünde Allah’ın rızasını kazanmış olurlar hem de her iki taraf da mutlu olmuş olur.
SUNUCU: Efendim çok teşekkür ediyorum değerli bilgilerinizi hem bize hem seyircilerimize aktardınız.
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun,
SUNUCU: Tekrar görüşmek umuduyla,
ADNAN OKTAR: İnşaAllah
SUNUCU: Efendim programımızın sonuna geldik tekrar görüşmek umuduyla iyi günler diliyoruz sizlere de.