MUHABİR: Evet değerli izleyenlerimiz, Kral Karadeniz ekranlarından Adnan Oktar Hocamızla beraber, Ahirzaman Sohbetleri programından selamlarımızı, sevgilerimizi gönderiyoruz. Cumanız mübarek olsun, bugüne kadar yaptığımız programlar dolayısıyla şöyle genel bir değerlendirme arzu ediyoruz Hocamın da izniyle. Bazı konuları, bazı derken birçok konuları kısa zamanda belki kitaplardan, belki yazılı materyallerden daha çok burada ekran vasıtasıyla daha çabuk kavrayabildiğini, öğrendiğini söyleyen dostlarımız adına bir teşekkürle başlayalım Hocam.
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun.
MUHABİR: İlk bir mesaj gelmiş, daha önce okuyamadığımız mesajlardan da onunla devam edeceğim ama paylaşalım dostlarla, sağlık sıhhat?
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
MUHABİR: Bugün gerçekten böyle baharı yansıtıyorsunuz, hava bugün İstanbul’da güzel. Siz de, her sefer bunu söylüyoruz Hocam, çünkü hakikaten giyim, kuşam, bakım konusunda alacağımız bayağı bir ders var sizden.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah
MUHABİR: Evet Hocam, sohbetlerinizi düzenli takip ediyorum. Sizin vesilenizle imani konularda ancak uzun yıllar boyu ciltlerce (işte öyle bir mesaj) kitap okuyarak edinebileceğim bilgileri birkaç ay içerisinde öğrenme imkânı buldum. Allah sizden razı olsun demiş izleyicilerimizden bir tanesi.
ADNAN OKTAR: Cümlemizden inşaAllah. MaşaAllah
MUHABİR: Yorum yapmayacaksınız, devam diyorsunuz okumaya.
ADNAN OKTAR: Şimdi samimiyetle, candanlıkla dikkatlice dinleyince tabii insan, samimi de anlatım olunca insan tabii ki iyi kavrar. Ama benim kitaplarımda bayağı sade dilledir, yani güzeldir anlatımı. Türkçesi de çok sade, kolay anlaşılır tarzdadır. Onun için ısrarla tavsiye ediyorum Harun Yahya kitaplarını.
MUHABİR: Hocam çok önemli değil mi, yalın Türkçe olması?
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Yunus dili mesela, o da çok yalındır. Ama işte eleştiri anlamında değil de onun öyle yapması gerekiyormuş öyle yapmış, Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri Osmanlıcaya çok ağırlık vermiş. Onun da bir başka hikmeti olsa gerek, ben gibiler bilemez de.
ADNAN OKTAR: Onun lezzeti çok şiddetlidir. Bayağı güzel, özel bir anlamı var, ve orada istenen ruhu ve konunun derinliğini çok iyi verebiliyor o zaman. Yani, konunun fevkaladeliğini çok iyi veriyor, onun bir özel müziği var kendi içerisinde, onun da ruha özel bir hitabı var, anlatım hitabı var. Mesela bu Kuran’da da vardır.
MUHABİR: Mutlaka
ADNAN OKTAR: Tabii ve o Osmanlıcanın güzel letafetinde, güzel nezahetinde, güzelliğinde bir detay vardır. Bir olağanüstülük vardır, o yüzden ben sık sık okurum Risale-i Nur’u. Büyük de zevk alırım.
MUHABİR: Evet, hakikaten daha öncede konusu olmuştu. Risale-i Nur’u bir kere okuyan, baştan sona tamam deniliyor. Duyduğum kadarıyla diyor sizlerden, hayretle incelediğim bir konu; Risale-i Nur’daki tüm açıklamalarına rağmen bazı insanların Mehdiyet konusunda Bediüzzaman, “Mehdi, bir şahsı manevidir” demiştir diyebilecek kadar samimiyetsiz yaklaşımları. Burayı bir daha okuyayım, yanlış anlamasın ekran başındaki dostlarımız. Sizden duydum ve hayretle incelediğim bir konu. Risale-i Nur’daki tüm açıklamalarına rağmen bazı insanların Mehdiyet konusunda Bediüzzaman, “Mehdi, bir şahsı manevidir” demiştir diyebilecek kadar samimiyetsiz yaklaşımları. Hocam, siz zaten anlatmıştınız ama Said Nursi kitaplarında, Mehdi (A.S.) için “Mehdi isminde zat-ı nurani; Al-i Beyt’ten Muhammed Mehdi isminde bir zatı nurani; ahir zamanın o büyük şahsı; o ilerde gelecek acib bir şahsın en büyük bir müçtehid, en büyük bir müceddid” demiş muhterem Hocam. Bu sözlerin bir insandan bahsettiğini çocuk olsa anlar. Siz de buna rağmen Mehdi gelmeyecek, Mehdilik bir maneviyattır demelerinin altında farklı bir amaç mı yatıyor demiş. Bunu Kemal Soylu diye bir kardeşim soruyor İzmir’den Hocam.
ADNAN OKTAR: Bunun çeşitli nedenleri olabilir.
Bir, iman zafiyeti olabilir; ya gelmezse ne olur? Said Nursi ya yanlış söylemişse, o zaman Said Nursi’nin kıymeti düşer diye düşünebilirler. Yani, doğru söylemediği ortaya çıkar, insanların da itibar etmeyeceği bir konu olabilir diye düşünmüş olabilirler.
İkincisi, Said Nursi’ye olan saygı azalır. Yani O, Mehdi olarak gösterilirse daha Ona saygı duyulur diye düşünmüş olabilirler. Bunlar tamamen yanlış, biz Said Nursi’yi canımız gibi çok seviyoruz. İster Mehdi olsun ister olmasın, çok değerli bir İslam âlimidir ve çok büyük bir müceddiddir. Bu onun makamını asla değiştirmez. Değerini de değiştirtmez. Ya çıkmazsa, bu çok felaket bir izah; yani bu çok anormal bir şey. O zaman bu Kuran’a imana kadar da dayanır o zaman. Kuran’da da kıyamet kopacak diyor; o zaman adam derse ki, ya kıyamet kopmazsa? Ya başka bir şey olmazsa? O zaman sen iman etmiyorsun demektir, öyle olmaz.
MUHABİR: Orada bir bozukluk var.
ADNAN OKTAR: Tabii, bozukluk var, hepsini tenzih ederim ama bir kısmında böyle bir düşünce olabilir. Said Nursi bir kere ispat etmiş hayatıyla doğru sözlü olduğunu. Bütün söyledikleri teker teker çıkmış. Ayrıca Resulullah’tan naklediyor. Resulullah’ın da dediklerinin tamamının çıktığını detaylı olarak anlattık. İşte o Fırat’ın suyu, Afganistan konuları, diğer konular biliyorsunuz. Detaylı olarak anlattık ve aynısıyla çıkmış. Mehdiyet zaten buram buram şu an dünyada gelişiyor. Mehdiyet, acaba olacak mı, olmayacak mı diye bir konu yok ki. Dünyada şu an muazzam bir imani inkişaf, imani gelişme var ve yer yer yerinden oynuyor şu an. Bütün Avrupa’da Darwinizm, materyalizm yerlebir oldu; şu anda bile büyük bir zafer ve galibiyet var. Mehdi çıkacak mı, çıkmayacak mı mantığı çok yanlış olur. Said Nursi doğru söylemiştir. Mehdi, Hicri 1400’de çıkmıştır, Mehdi vardır, bunu da göreceğiz. Said Nursi’nin bütün sözlerinin doğru çıktığını bir kere daha insanlar bizzat gözleriyle görmüş olacaklar inşaAllah.
MUHABİR: Kaldı ki sadece Bediüzzaman Risale-i Nur’dan değil, İmam-ı Rabbani’den, çok geçmişten geliyor o işaret.
ADNAN OKTAR: Tabii ki
MUHABİR: Resulullah Efendimiz’den var, hadislerden var.
ADNAN OKTAR: Tabii ki, bir kere Sünni ulemanın tamamı aşağı yukarı, ileri gelen Sünni ulema: Suyuti’den tutun diğer hadis âlimlerinin hepsinde aynı izah vardır. Hicri 1500’e kadardır ümmetin ömrü. Yani, daha ilerisini söyleyen çıkmamıştır. Elmalılı Hamdi Yazır da dahil, bütün âlimler bu konuda ittifak halindedir.
MUHABİR: Ümmetin ömrü mü Hocam?
ADNAN OKTAR: Ümmetin ömrü, yani İslam ümmetinin ömrü Hicri 1500’e kadar. Çünkü 1545’te Said Nursi, Allah’ın izniyle kıyamet kopacak diyor. İmam-ı Hanbel de bunu söylüyor; Hanbeli mezhebinin imamıdır ve bütün Sünni ulema, yani Hadis imamlarının çoğunun ittifak ettiği bir konudur bu. Ümmetin ömrünün Hicri 1500’e kadar olması, mesela Berzenci Hazretleri çok ünlü bir âlimdir, büyük bir müceddiddir. 11.yüzyılın müceddidi olarak bilinir. Çok kapsamlı açıklamıştır bu konuları. Onun Kıyamet Alametleri isimli bir eseri var, yani Kıyamet Alametleri olarak tercüme edildi daha doğrusu. Orada da bu geçer; ümmetin ömrü Hicri 1500’e kadardır diyor. Diğer eserlerde de bunu görmek, mesela Suyuti hadis imamıdır. Ve bütün Sünni ulemanın ittifakla saygı duyduğu, beğendiği, güvendiği bir âlimdir, büyük bir âlimdir. O da çok açık söylüyor, Hicri 1500’e kadar diyor İslam ümmetinin ömrü diyor. Şimdi biz Hicri 1430’dayız, yani önümüzdeki seneler şu seneler işte.
MUHABİR: Ciddi bir şey de yok yani.
ADNAN OKTAR: Tabii çok çok az bir süre var; bu süre içinde Mehdi de çıkacak, İsa’da çıkacak, İslam da hâkim olacak. Arkasından çok süratli bir bozulma. Hicri 1545’lerde diyor Said Nursi Hazretleri kâfirin başına kıyamet kopacak diyor. Biz dünyanın en son aşamasındayız. İnsanlar diyorlar ki: İnsan nasıl olur da böyle bu şekilde söyleyebilir? Bunu, Peygamber Efendimiz söylüyor, hadis olarak geliyor. Bir de yeni doğmuş bir çocuk var, ama bir insanın normal ömrü 60-70 senedir, hadi 70-80 senedir, en fazla olsa olsa 100 sene oluyor. Mesela 10 yaşında 20 yaşında çocuk belki yaşar diye insanlar düşünebilir, ömrü devam eder diye düşünebilir. Ama 80-90-100 yaşına gelmiş bir insan için artık her an ölebilir diye düşünülüyor. Dünya da şu an 80-90-100 yaşına girmiş durumda. Yani o gençlik dönemini geçti. İlk 10 yaş, 20 yaş, 30 yaş tamam o zamanlar da kıyamet bekleniyordu, olabilir diye düşünülüyordu ama 30 yaşında bir insan da ölebiliri, 20 yaşında bir insan da ölebilir. Ama 90-100 yaşındaki bir insanın ölümü çok çok daha yakın demektir, öyle görünür. Şimdi dünya da 90-100 yaşlarında gibi, yani Hicri 1500 öyledir. Said Nursi, 1545’lerde de kıyamet kopacak diyor. Onun için bu yüzyıldan sonra Mehdi gelecek diyenler var, yahut ileriki yüzyıllarda gelecek diyenler. Zaten Sünni ulemaya göre İslam ümmetinin ömrü bitmiş durumda. Hicri 1500’de bitiyor, Hicri 1600’de gelmesi mümkün değil Mehdi’nin. Hicri 1700’de gelmesi mümkün değil. Bir de bütün bu alametlerin yeniden tekrar etmesi gerekiyor. Yani, yeniden Afganistan işgal olacak, yeniden Fırat’ın suyu kesilecek, yeniden bütün bu alametler olacak. Ki, kişi ayakkabısının topuğuyla konuşacak diyor. Yeniden bir daha ayakkabının topuğuyla konuşma olmayacağına göre zaten konuşmuş bir kere; Fırat’ın suyu bir kere kesilmiş zaten, ikinci kere kesilmeyecek ki, ilk kesilişini söylüyor Peygamberimiz. Bir kere kesilecek diyor, o da bir kere kesilmiştir Fırat’ın suyu. Mesela Irak’ın işgali, defalarca işgal olacak anlamına gelen bir şey değil bu. Şöyle, işgal olabilir tamam da, hepsi bir arada bir kerede olması çok önemlidir. Yani 100’ün üzerinde olay bir kerede oluşmuştur. 30 yılın içinde bir kerede oluşmuştur. Kâbe’de baskın olmuş, kan akıtılmıştır, bir kere olmuştur. Mesela, bu Lulin kuyruklu yıldızı bir kere gelen bir şey, Hicri 1600’de 1700’de gelmesi diye bir konu yok. Bilim adamları bir daha gelmez diyorlar, gelecek gibi değil. Bir kereye mahsus gelecek bir şey. Çok nadir rastlanan bir olay, geçmiş dönemlerde olmuş, bir daha da gelir mi gelmez mi bilmiyorlar. Onun için Hicri 1600-1700’diye ümmeti oyalamış oluyorlar, Müslümanları oyalamış oluyorlar. Onların dikkatini dağıtmış ve doğru söylememiş oluyorlar. Hicri 1500’de Peygamberimiz ümmetin ömrü bitiyor diyorsa, tamamdır o ve bütün alametler çıktığına göre, bu da tamamdır. Said Nursi böyle dediğine göre, 1545’de kıyameti bekliyoruz dediğine göre, bu da tamamdır. Bir de Said Nursi bunu söylerken yalnız değil ki, bütün Sünni ulema aşağı yukarı aynı şeyi söylüyor, tek o söylemiyor. Ayrıca bu alametlerin topluca bir arada olması konusunu iyi araştırıp düşünmesi lazım insanların. Bakın, bir kuyruklu yıldız çıkıyor aynı dönemde, diğer kuyruklu yıldızın aynı dönemde gelmesi gerekiyor. Lulin kuyruklu yıldızının çıktığı dönemde, yeni çıktı biliyorsunuz, 2 yıl önce yağmurlar yağmayacak diyordu tam yağmurlar yağmadı. 2 yıl yağmur yağmadı. Sonra çok fazla yağmur yağacak dedi, insanlar fazla yağmurdan rahatsız olacaklar diyor rivayette, bu da oldu. Tamamı oldu, bunların bir daha toptan tekerrürünün olacağını düşünüyor bazı kişiler; Hicri 1600 de yahut 1700 de. Sünni ulemanın izahına göre ümmetin ömrü bitti. Bunu anlatmıyorlar, bunu gizlemeleri çok acayip. Said Nursi açık açık söylüyor, İmam Hanbel söylüyor, diğer Sünni âlimler söylüyor. Mesela Taberi söylüyor, bütün allame, ulema bunu söylüyor. Bunu gizleyip, ümmeti bu konuda yanıltmak hiç doğru olmaz. İşin doğrusu budur, tek bu yüzyıldır İslam’ın hâkimiyet yüzyılı. Her yer işgal olmuştur, her yer fesada uğramıştır, her yerde zulüm kol gezmektedir, kurtuluş da bu yüzyıldadır inşaAllah.
MUHABİR: İnşaAllah Hocam, uzunca bir mektup var Antalya’dan geliyor, Bahattin Kılıç göndermiş. “Sizi dinledikten sonra Bediüzzaman’ın kitaplarını çok detaylı araştırdım. Bana göre Mehdi’yi insanlara tanıtan çok önemli bir özellik var, Mehdi’nin bir değil, iki değil, tam üç vazifesi olması gerekiyor. Ve bunları da dünya çapında tüm insanlara etki edecek şekilde yerine getirmesi gerekiyor. Mehdi Darwinizm’i yıkacak, İslam Birliği’ni kuracak, dünya çapında insanların imanını kurtaracak, tüm dünyaya İslam ahlakını hâkim kılacak ve Hz. İsa ile birlikte Hıristiyanların da Kuran’a inanmasına vesile olacak. Bunlar geçmişte yapılmış değil, ama bazı insanlar Said Nursi’nin Mehdi’nin birinci görevini yaptığı, bunun da Mehdi olmak için yeterli olduğunu iddia etmişler. Hocam bu çok açık bir yalan değil mi demiş. Bediüzzaman direk kendisi üç vazife demiş, bu kimseler üçüne gerek yok bir tanesi yeter diyorlar. Üstelik de Bediüzzaman Mehdi’nin materyalizm, Darwinizm ve ateizm gibi Allah’ı inkâr eden dinsiz akımları tam susturacak tarzda dünyadaki tüm insanların imanlarını kurtaracağını söylemiş. Hocam Said Nursi’nin tüm dünyada dinsiz akımları, Darwinizm’i bitirmediği açık, diyor; o zaman insanlar sizce neden bunun aksini açıklama gereği duyuyorlar demiş.
ADNAN OKTAR: Yine demin dediğim tarzda. Halbuki Said Nursi üç vazifeyi birden yapacağını söylüyor Mehdi’nin. Birinci vazifesi, en önemlisi budur diyor, birinci, ikinci ve üçüncü vazifeleri bunların hepsinin aynı zamanda ve aynı şahıs tarafından yapılacağını söylüyor, bölünecek demiyor. Fakat diyor benim zamanımda olması mümkün görünmüyor diyor. Taa hayatın geniş dairesinde, ahirzamanda, Mehdi devrinde bunun mümkün olabileceğini söylüyor. Ve birinci vazifesi diyor Said Nursi, “Maddiyyun, tabiyyun taunu beşer içinde intişar etmesi nedeniyle diyor, her şeyden evvel diyor –bakın, her konudan çekilecek diyor- her şeyden evvel, fen ve felsefenin meydana getirdiği maddiyyun ve tabiyyun taununu tam susturmak diyor, birinci görevi. Yani, Darwinizm ve materyalizme karşı kitaplar, eserler hazırlayacak, bununla tam susturacak diyor. Ama diyor bu eserleri bizzat kendisi yazmaya, hazırlamaya vakit ve hal müsaade etmez diyor. Ondan evvel bir taifenin diyor –bilim adamlarının, araştırmacıların- yaptığı hazır çalışmaları kendine hazır bir program olarak neşr ve tatbik edecek diyor; bir araya getirecek ve onlarla diyor o birinci vazifeyi tam yapmış olacak diyor. Yani Darwinizm ve materyalizmi tam bitirecek diyor. Bir kere birinci vazifeyi yapacak diyor ve iman-ı tahkiki yani tahkiki iman üzerine çalışacak diyor. İmanın tahkiki yönünde eserler hazırlayacak, onları da diyor neşr ve tatbik edecek, anlatacak. Ve Risale-i Nur’u da hazır bir program olarak kullanacak diyor. Gerçek sahibi zaten O’dur diyor, Mehdi’dir diyor, Risale-i Nur’un diyor. Ben O’nun adına yazdım bunu diyor, O’nun adına hazırladım diyor, gerçek sahibi O’dur diyor. Ama o, bütün ulemanın eserlerinden istifade edeceğini, bütün bilim adamlarının eserlerinden istifade edeceğini söylüyor ama Risale-i Nur’dan da istifade edeceğini söylüyor. “Onunla o birinci vazifeyi tam yapmış olacak” diyor, sonra ikinci ve üçüncü vazifeleri anlatıyor. Dolayısıyla Mehdi’nin ikinci ve üçüncü vazifeleri yapıp birinci vazifeyi yapmaması diye bir konu yok. “Her üç vazifeyi birden yaptığı için ‘Büyük Mehdi’ ünvanını almıştır” diyor. Yani, “Sabık mehdiler” diyor, “geçen eski Mehdiler” diyor, “sadece bu konuların ya bir tanesi yapmıştır ya da birini kısmen yapmışlardır” diyor. “Ben diyor birinci vazifeyi bir cihette gördüm” diyor. Yani birinci vazifeyi, iman hakikatleri ile ilgili konuyu bir cihette gördüm diyor. “Fakat Mehdi zamanında bu tam anlamıyla yapılacak” diyor ve üç görev de birden yapılacak diyor, bir de siyaset ve diyanet âleminde de yapacak diyor. Saltanat âleminde de faaliyetleri var diyor fakat onun özelliği diyor, üçünü birden yapması. Bunun için ihtiyacı olan kuvveti diyor “ihlas, sadakat, tesanüd sıfatlarına tam sahip bir kısım şakirtlerdir” diyor. “Onun en has ordusudur, talebeleridir” diyor; “her ne kadar az da olsalar manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar” diyor. “Onunla o birinci vazifeyi tam yapmış olacak” diyor ve dolayısıyla üç vazifeyi de yaptığı için bu yüzden Büyük Mehdi ünvanını almıştır. “Hem en büyük bir müceddid, hem en büyük bir müçtehid, hem hâkim, hem Mehdi, hem mürşit, hem kutb-u azam olarak” diyor, “bir zat-ı nuraniyi gönderecek, o da Ehli Beyt-i Nebevi’den olacaktır” diyor, yani seyit olacaktır diyor; ben seyit değilim diyor. Seyit değilken seyitim demek haramdır diyor, hadis var diyor Said Nursi. Arkasından da diyor ki, ben seyit değilim diyor. Yok diyorlar onun öyle demesine bakmayın, seyittir diyorlar, gelecek Mehdi de yoktur, onun hepsi kendisidir diyorlar. O öyle söylemiştir diyorlar. E kardeşim ayıp, o zaman Said Nursi’nin bütün eserlerine adam şüphe gözüyle bakar. Bu çok çılgınca bir hareket, yüzlerce sayfa yalan söyler mi Said Nursi?
MUHABİR: Hâşâ
ADNAN OKTAR: Bu şahsı manevi konusunu Risale-i Nur Külliyatı’nda 36 ayrı yerde, 38 defa ayrı vurguluyor Hz. Mehdi’nin bir şahıs, bir zat ve insan olduğunu. Bakın, 36 ayrı yerde, kitabında, 38 defa vurguluyor şahıs olduğunu, müstakil birisi olduğunu.
Mesela, “O ahirzamanın o büyük şahsı” 3. tekrar bu. “Al-i Beyt’ten Peygamberimiz’in soyundan olacak.
Mesela, “Al-i Beyt’ten Muhammed Mehdi (birinci ifade) bir zat-ı nurani (ikinci tekrar), o zat diyor (tekrar), o taifenin uzun tetkikatı, topluluğun uzun araştırmaları, incelemeleriyle yazdıkları eseri kendine hazır bir program yapacak (bakın bu dördüncü tekrar), halbuki ahirzamanın o büyük şahsı (bakın beşinci tekrar). Yani en aklı çalışmayan bir insan bile bunu anlar. Ki, Said Nursi belki de bunu bildi onun için bu kadar tekrar etti ki iyice anlasınlar diye; buna rağmen inkâr ediyorlar. İnanılır gibi değil.
Mesela, o ileride gelecek acib şahsın (bu altıncı tekrar) ve o büyük kumandanın (yedinci tekrar) en büyük bir müçtehid (bakın bir şahıs, Mehdi’den bahsederken, bir müçtehid diyor, müçtehidler demiyor, bir müçtehid. Sekizinci tekrar) en büyük bir müceddid (dokuzuncu tekrar) hem hâkim diyor (hâkimlik görevi de olacak diyor, onuncu tekrar) hem kutb-u âzâm (kutb-u âzâm bir tane olur, onbirinci tekrar) zat-ı nurani (bakın zat, nurani zat bir kişi demektir; onikinci tekrar) o zat (onüçüncü tekrar) ve devam ediyor. Hz. Mehdi diyor mesela, taa ahirzamanda hayatın geniş dairesinde asıl sahipleri (Risale-i Nur Külliyatı için bakın ne diyor) taa ahirzamanda hayatın geniş dairesinde (bu devri söylüyor, zaten Hicri 1400’den sonraki dönem) asıl sahipleri yani Hz. Mehdi (ondördüncü tekrar) ve şakirtleri Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir, o daireyi genişletir ve o tohumlar sümbüllenir diyor. Bu kadarını anlamıyorsa bir insan, artık ben ona ne söyleyeyim bilemiyorum.
Mesela, “Ahirzamanda Al-i Beyti Nebevi’nin (Peygamberimiz’in soyunun) cemaati nuraniyesini temsil eden Hz. Mehdi’de (onbeşinci tekrar) ve cemaatindeki (arkadaş grubundaki) şahsı manevide ancak içtima edebilir.” Yani Mehdi var, cemaati var ve bir de şahsı manevisi var. Yani hükümet vardır, Başbakan vardır, bakanlar vardır ve hükümetin şahsı manevisi vardır. Görülmedik bir hükümet var mı Türkiye’de? Şahsı manevi değil, Başbakan vardır, bir de hükümet vardır.
Mesela, “Hz. Mehdi Al-i Resul’ün temsil ettiği kutsi cemaatin (onaltıncı tekrar) ümmetin beklediği ahirzamanda gelecek zatın (onyedinci tekrar) bu hakikatten anlaşılıyor ki, sonra gelecek o mübarek zat (zat ne demektir, bir kişi değil mi? onsekizinci tekrar); hakiki beklenen ve bir asır sonra gelecek o zat (yani Hicri 1400’de gelecek zat; ondokuzuncu tekrar); halbuki ahirzamanın o büyük şahsı (yirminci tekrar)...”
MUHABİR: Devam ediyor,
ADNAN OKTAR: Birkaç tane daha devam edebilirim. “Al-i Beyti Nebevi’den, Peygamberimiz’in soyundan Hz. Mehdi’nin hakkında ayrı ayrı haberler var diyor (yirmibirinci tekrar); ben seyit değilim, Hz. Mehdi seyit. Peygamberimiz’in soyundandır diye onları reddetmiş” diyor Şualar da yirmiikinci tekrar. O nurani zatlar diyor, Mehdi ve talebeleri için diyor. Mesela, “Elbette kuvvet-i azime’deki büyük kuvvette bir hamiyet-i âliye yüce bir gayret, feveran edecek, coşacak Hz. Mehdi tekrar başına geçip tariki hak ve hakikat yola sevk edecek (yirmidördüncü tekrar).” Bitmiyor devam ediyor, buna rağmen bir insan anlamıyorsa benim artık söyleyecek bir sözüm yok ona inşaAllah.
MUHABİR: Bediüzzaman orada başka bir şey var mübarekle alâkalı. Ki ben samimi talebelerinin böyle bir şey söylediğine kendi kanaatimce inanmıyorum zaten, Bediüzzaman talebelerinin. Bediüzzaman bir zattır, kendi de bir zattır. Belki bizim haddimize değil o konuda bir şey konuşmak ama zahirle batında bir kere çok iyi ayırt etmek lazım, onu çok iyi görebilmek lazım. Zamanda yolculuk gibi veya geleceği görebilme anlayabilme, Mehdi (A.S.)’la belki onun kitabını yazdım diyorsa, vardır yani, bir istişare bir birlik beraberlik vardır. Hep zahir olarak bakmamak lazım bir olaya. Çünkü dediğiniz gibi, sizin çok güzel bir sözünüz var: Mercimek kadar beyinle neyi çözmeye kalkıyorsun, neyi çözebilirsin. Çözülebilecek şeyler belli, bir de çözülemeyecek işin ulvi tarafını Rabbe bırakacağımız yerler de var. Bence dediğiniz gibi Hocam bu, samimiyetsizlikle alakalı birşey, birileri böyle bir şey diyorsa, bu kadar işaret, bu kadar mesaj…
ADNAN OKTAR: Ya cahildir, ya dikkati verememek veyahut başka bir şey bilemiyorum artık. Allah’la onların arasında, bir şey diyemiyorum.
MUHABİR: Evet, gelişmiş ve gelişmekte olan yirmiler, G20 zirvesinde işsiz ülkelere 1 trilyon $ verilmesi yönünde bir karar aldı diyor. G20 zirvesinde alınan kararların 2010 sonuna kadar dünya üretimini %4 arttırması bekleniyormuş. Bu uygulamanın bu ülkelerde bir rahatlama sağlar mı, sizce krize çözüm olur mu, yoksa bu durum yeni borçlara ve yeni krizlere mi neden olur? Tuncay Seskır’dan geliyor bu da Hocam.
ADNAN OKTAR: Bakın ben işin doğrusunu söyleyeyim de yani sonra söylemedi demesinler. Dünya, ekonomik yönden tam anlamıyla çökecek, yani kapitalist sistem tam anlamıyla çökecek. Bütün dünyadaki büyük şirketlerin tamamı çökecekler. Ve dünyada da hem bir kıtlık hem de bir sıkıntı baş gösterecek. Ben bunu ısrarla söylüyorum ve gittikçe katlamalı artıyor bu. Türkiye’de de tabii ki ekonomik krizin etkisi olacak, fakat şükür ve iktisat bereketiyle bu mübarek millet bunu atlatacak inşaAllah. Şükür ve iktisat bereketiyle. Yoksa bütün dünyayı kasıp kavuracak. Sebebi şu: Güvensizlik ve sevgisizlik. İnsanın içinde şevk kalmayınca, Allah korkusu, Allah sevgisi olmayınca hayatın bir anlamı olmuyor. O zaman adam bir şeyler yapmak, bir şey genişletmek, tesisler yapmak, hayatı güzelleştirmek arzusunda olmaz. Sadece ölmemeye gayret eder, canlı kalmaya gayret eder. Şu anda tevekkülsüzlük, sevgisizlik, egoistlik ve bencillik dünyayı Darwinist ve materyalist sistemin etkisiyle sardığı için dünya adeta felç oldu. Bunun hiçbir kurtarırı yoktur, söyleyeyim. Yani, teknik olarak alınacak hiçbir tedbir bunu kurtarmaz. İstedikleri kadar para bassınlar, istediği kadar yeri yerinden oynatsınlar, vahşiyane bir egoistlik, bencillik dünyayı sarmış durumda. Bu ancak maneviyatla, Allah korkusu ve Allah sevgisiyle, aşkla, deli aşık ruhuyla çözülecek konudur. Ve bunun tek ilacı, Mehdi ve Hz. İsa (A.S.)’dır, başka hiçbir kurtarırı yoktur. İsterse denesinler göreceksiniz, hiçbir kurtarırı yoktur. İnşaAllah.
MUHABİR: Hocam, burada İsrail Başbakanı’nın bir demeci var, ondan söz açacağız ama yeri gelmişken Obama Türkiye’ye gelecek. Ama bunun gelişiyle ilgili de bir sürü sansasyonel konuşmalar var, bültenler var, internetlerde açıkçası fırfır dönen, gidip gelen sms’ler var, mesajlar var, mailler var. Bu da şu; Türkiye’nin yeraltı zenginlikleri anlamında çok zengin bir ülke olduğu, özellikle bor madeni. Bununla ilgili işte bor’la çalışan araba, yakıt gücünün daha fazla olduğu, uzun süre onunla çalışabildiği. Yani mucize bir madenden söz ediliyor. Ve Türkiye’de dünya rezervinin %70’ine ortalama, tam rakamda hata yapmış olmayayım, sahip olduğu söyleniyor. Etibank’ı alma gibi bir düşünce söz konusu, bu madenlerden sorumlu kurum. Böyle bir düşünceden söz ediliyor, böyle bir kaygı var dışarıya karşı, özellikle Amerika’nın bu pastayı kapma, kimseyle paylaşmama gibi bir kaygısından söz ediyor cumaat yada vatanseverler. Siz ne düşünürsünüz bu konuda?
ADNAN OKTAR: Dünyadaki bütün bor madenleri Amerika’nın olsa, yine Amerika’yı kurtarmaz. Yani, Amerika’nın durumu açıkça söyleyeyim, fecaat. Avrupa’nın durumu da fecaat. Çin, Rusya bunların hepsi çökecekler. Bundan kurtuluşları kesinlikle yok, şu anda bile çökmüş durumdalar. Daha başlangıcında çökmüş durumdalar. Bir dahaki seneye daha da katlanarak artacak bu; fakat 2013’lerde bir hafifleme bekliyoruz. İnşaAllah 2013’lerden sonra, 2014’de de duracak Allah’ın izniyle. Bakın aynen dediğimi göreceksiniz. Ama 20121’lerde de çok abartılı bir zenginlik olacak. Çok çok abartılı, şahıs, insanlar artık mal bolluğundan artık para kullanamayacak hale gelecekler. Ama bu Mehdi’nin ve Hz. İsa’nın bereketiyle olacak inşaAllah. Mesela bunun CD’lerini saklasın kardeşlerimiz. Bu çok kısa bir süre, 2013-2021’ler, göz açıp kapayıncaya kadar geçiyor. Koysunlar bir yere, evlerinde bir yere gizlesinler. Tıpkısının aynısıyla dediklerimin çıktığını görecekler. Aynısıyla, metafizik bir dönemdeyiz. Bor madenleri, bütün petrol, Ortadoğu petrolleri bunların olsa, yine kurtarmaz.
MUHABİR: Kamuoyunun bir tepkisi olduğu için ben de o anlamda paylaşmak istedim.
ADNAN OKTAR: Hiç alakası yok, ama Türkiye’de bor madenini kimseye kaptıracak durumda değil. Türkiye güçlü devlettir, millet olarak da biz güçlüyüz. Türk İslam âleminin lideriyiz biz. Bize kafa tutacak dünyada devlet yok, ben onu söyleyeyim, kimse bize kabadayılık yapamaz, böyle bir olay olmaz. Çok saygın, oturmuş, eski bir devletiz biz. Yani şanlı bir devletiz. Soylu bir devletiz, soylu bir milletiz; dolayısıyla böyle bir olay olmaz. Bize, kimsenin haddine değildir kabadayılık yapmak. Kimse bizden haraç da alamaz, kabadayılıkta yapamaz, mutlaka nezaketlerini ve saygılarını takınırlar. Öyle bir olay tamamen dedikodudan ibarettir. Yapan olursa da zaten boyunun ölçüsünü alır, öyle bir olay olmaz. Türkiye bundan sonra sürekli güçlenip gelişecektir ve büyüyecektir. Fakat en büyük tehlike şu an PKK tehlikesidir. Çünkü orada kültürel propaganda yapılamıyor, fikri propaganda oraya girse hemen çöker orası, hemen hallolur. Mesela TRT 6, bilim adamlarının emrine verilse, materyalist, Darwinist sistemi çökertecek propaganda yapılsa; Stalinist, komünist sistem eleştirilse, anlatılsa, halk aydınlatılsa konu hemen biter. Mesela, antikomünist propaganda yapılması çok önemli, halkın büyük bölümü komünist propaganda ile kandırıldı Güneydoğu’da. Türkiye’de komünistlik mi var diyor; e kardeşim Cumhuriyet tarihinin en büyük komünist ayaklanması var, siz çocuk musunuz, aklınızı peynir ekmekle mi yediniz siz? Yani Cumhuriyet tarihinin en büyük komünist hareketi. Ortadoğu’daki en büyük komünist hareketlerden bir tanesidir PKK hareketi. Ve Stalinist bir harekettir. Devekuşu gibi kafasını kumun altına sokmayla olur mu? Komünist propaganda var ve buna karşı mutlaka antikomünist mutlaka propaganda yapılması lazım. Halk komünist fikirlerle eğitildi, büyük bir kitle eğitildi. Gençler eğitildiler ve kandırıldılar. Komünizmin yanlış olduğu, Darwinist, materyalist sistemin yanlış olduğu, diyalektik felsefenin açmazları akılcı olarak anlatılması lazım. Bu adamlar, Güneydoğu’daki insanlar o kadarda cahil insan değiller, okuyup araştırıyorlar, inceliyorlar, televizyonlar var, ders görüyorlar…
MUHABİR: Tunceli’nin okur-yazar oranı mesela, hakikaten çok yüksek.
ADNAN OKTAR: Tabii çok okuyorlar, çok araştırıyor bu insanlar. Mesela Tunceli’de müthiş komünist vardır, muazzam bir komünist kitle vardır. Ve bunlar okuyarak bunu elde ediyorlar. Toplantılarla, sohbetlerle bunu elde ediyorlar. CD’ler dinliyorlar, kitaplar okuyorlar, buna karşı sürekli sustun mu, ne olur? Tek taraflı bu ideoloji bu taun yayılır. Said Nursi, taun diyor.
MUHABİR: Hocam taun bir hastalıktır aynı zamanda, çok şiddetli bir hastalıktır.
ADNAN OKTAR: Tabii veba yani, veba; yayılıyor. Buna karşı ilaç verilmezse, ısrarla ilaç verilmezse ne olur bu hastalık?
MUHABİR: Ölür.
ADNAN OKTAR: Bünyeyi sarar, Allah esirgesin öldürebilir. Onun için bunun hayati bir konu olduğu kabul edilmeli ve çekinecek de bir şey yok. Bize ait bir yer, TRT 6’da açıkça antikomünist propaganda yapılması lazım, antimateryalist. Kim ne derse desin. Komünistler ne dermiş. Bize ne komünistlerin demesinden, biz vatanın milletin selametini düşünürüz. İşte Baron ne dermiş. Baron’un Allah belasını versin. Baron’un ne dediği önemli değil. Bizi ilgilendiren, milletimizin, devletimizin menfaati ve bekasıdır. Millet ne der; biz dedikoduya göre hareket etmiyoruz. Onun için bağırta bağırta açıkça TRT6’da antikomünist propaganda yapılması lazım. Siyasal bilgilerde hocalar var, getirtilsin, dil tarih coğrafyadan getirtilebilir, başka felsefe-psikoloji bölümünden hocalar getirtilebilir. Kimse anlatmıyorsa, gider biz anlatırız.
MUHABİR: Ama medyanın da Hocam, şimdi ulusal medyanın diyelim, ulusal medyada böyle önde gelen kanallar var. İşte bundan 3-5 tane sayabiliriz, 3-5 tanesinin de bu konuda biraz böyle sanki dürtülmesi lazım, sanki biraz onların örselenmesi lazım gibi geliyor. Çünkü insanlara verdikleri, genel anlamda verdikleri diyelim, böyle değer anlamında katmaya çalıştıkları pek bir şey var diyemeyiz. Sunulanlar belli, açıkçası ben kendi anladığım kadarıyla söyleyeyim, suçlu oluşturuyorlar toplumda. Çünkü özendirme var, bir yalan var, bir örtbas var, süslü bir akvaryum var insanların karşısına çıkartılan. Onun dışındakilerde ayrıntı, ayrıntılarda biliyorsunuz çok bir anlam ifade etmiyor. Yani bizim kendi ülke gerçeğimiz olduğu gibi örtbas edilmiş. Şimdi onları da biraz, şöyle bir örselense, bir dürtülse de onlar da bu ülkenin; çünkü kimin kayığına binerlerse onun türküsünü söylüyorlar. Öyle bir durumda medya, ben mensubu olmama rağmen bunu rahatlıkla söyleyebilirim.
ADNAN OKTAR: Bakın, ekonomik krizin çözümü de eğitimdir, komünist saldırıya karşı cevabın çözümü de yine eğitimdir, PKK’ya karşı çözüm de yine eğitimdir. Biz, oraya bisküvi, makarna fabrikaları yapsak hiçbir şey olmaz. Tesis kuralım diyorlar. Tesis kurarsan, tamam kurarsın, PKK’lılara da adam iş bulmuş olacak, Güneydoğu’daki vatandaşımıza iş bulmuş olursun ve PKK’nın hareket kabiliyetini daha da arttırmış olursun. Yani bisküvi, makarna yiyen adam gelişir, Güneydoğu’daki halkımızı ayırmak lazım, PKK’yı ayırmak lazım. PKK’nın kanını besleyecek şeylerden kaçınmak gerekiyor. Ve halkımız zaten dinleyen, okuyan insanlar, araştıran insanlar. TRT 6’da antikomünist propaganda yapmanın engeli nedir? Ne mahsuru var? Bir kere Atatürk en başka komünizme karşı. “Beyler diyor: Şurası unutulmamalıdır ki, Türk milletinin en büyük düşmanı komünistliktir, behemehal diyor, her görüldüğü yerde ezilmelidir.” Hani bu, nerede eziliyor? Fikren ezilir komünizm. Adamlara akıl almaz işkenceler yaptılar oradaki kardeşlerimize, insanlara. Masum, hiç alakası yok adamın, PKK ile falan hayatta bağlantısı yok adamın. Zorla sen PKK’lısın diye akıl almaz işkence yaptılar, o tertemiz insanlara. Ve öyle bir imaj vermeye çalıştılar ki; biz böyleyiz, siz de böylesiniz, ona göre gibi. Cahil insana sen böyle eziyet edersen, onu o, o zaman devletten de bilebilir. Bunu devlet yapıyor zanneder ve devlete karşı soğur adam bu sefer.
MUHABİR: Anlayan anladı Hocam, yeri gelmişken. Sevgili dostlar devam edeceğiz. Sohbet aslında çok güzel bir ivmeye girdi ama hemen şunu hatırlatalım. AhirzamanSohbetleri@hotmail.com bunu unutmuyoruz ve eşe dosta söyleyelim. Eğer uydu alıcıları olmayan varsa www.HarunYahya.tv’den hatta geçmiş, dünyanın hangi yöresinde Hocam röportaj yaptıysa onları da oralardan izleyebilirsiniz. Ve canlı yayınları, canlı canlı bu programları da izlemek istediğiniz zaman haftanın muayyen günlerinde izleyebilirsiniz. Evet, AhirzamanSohbetleri@hotmail.com diyoruz ve kısa bir aradan sonra yine beraberiz.
Evet, bugün uzun soluklu mailler geliyor, mesajlar geliyor değerli dostlarımız. Hemen bunlardan bir tanesini, tabii ki Hocamıza yönelik, hemen aktaralım. Sizlerle beraber paylaşalım sevgili dostlarımız. Sayın Başbakanımız Oxford İslami Etütler Merkezi’nin “Medeniyetler İttifakı ve Türkiye’nin rolü’ adlı konuşmasında şöyle dedi: Ben Hz. Musa (A.S.)’a kendi peygamberim gibi iman ediyorum, saygı duyuyorum ve Onu peygamber olarak görüyorum. Aynı şekilde Hz. İsa (A.S.)’a da kendi peygamberim gibi iman ediyorum ve Ona saygı duyuyorum. Konuşmasının sonunda da sevgi ve barış istekleriyle tamamlandı. Çok uzun zamandır röportajlarınızı izliyorum, en başından beri aynı konu üzerinde ısrarla duruyorsunuz. Sayın Başbakanımdan da sizin doğrultularınızda sözler duymak beni çok sevindirdi. Hocam, dünya sevgiye ve barışa doğru adım adım ilerliyor, buna vesile olduğunuz için Allah razı olsun demiş Bülent Karaduman, Tekirdağ’dan gelen uzunca bir mesaj Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, bütün Müslümanlar vesile oluyor, ben de vesile oluyorum. Herkes gayret ediyor, güzel bir gelişme var inşaAllah. MaşaAllah.
MUHABİR: İnşaAllah Hocam. İsrail’e döneceğiz Hocam, İsrail’in yeni Başbakanı radikal bir isim olarak bilinen Benjamin Netanyahu. İlk konuşmasında Obama’yı tehdit etmiş. İran’ı durdurun, yoksa ben durdururum demiş. Böyle bir durumda sizce Obama nasıl bir tavır almalı demiş, İlter Karaman soruyor bunu da Hocam.
ADNAN OKTAR: Nasıl durduracakmış İran’ı İsrail?
MUHABİR: Ben bilmem,
ADNAN OKTAR: Bir kere İran’ın yaptığı anormal bir hareket yok. İran inancına göre, Sünni inançta da böyledir, Şii inançta da böyledir; kitle imha silahı haramdır, kullanamaz. İnançlarına muhalif olduğu için zaten böyle bir olay olmayacağı için İsrail’in bu paniği gereksiz.
MUHABİR: Olsa bile savunma refleksi değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Çok gereksiz, öyle bir şey yapmaz. İran’ın yapacağı bir şey değil, inancına muhalif. Ama çarnaçar kalmış olsa İran, oradaki çocuklar, kadınlar, gerçek inanan Museviler, hepsinin o bölgeden çıkması gerekir. Yani uyarılıp onların çıkarılması gerekir. Bir tek ateist Siyonistler kalırsa İsrail’de, ama Kudüs değil tabii, mübarek yerler değil, uygun bir yere geçerlerse, aynı kabadayılığı yaparlarsa, alacakları cevap çok feci olur, onu söyleyeyim.
MUHABİR: Şu saatten sonra diyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Çok çok feci olur, dediklerine diyeceklerine bin kere pişman olurlar. İnşaAllah.
MUHABİR: Zaten bazı şeylerinde zamanı geldi Hocam değil mi? Kudüs sahibine artık teslim edilecek?
ADNAN OKTAR: Evet, inşaAllah.
MUHABİR: En büyük alametlerden biridir.
ADNAN OKTAR: O kabadayılığı bıraksınlar, o kabadayı ağzını da bıraksınlar, o gereksiz. Nezaketle, saygın bir üslup kullanılsın. Atom bombası kullanmayacağı belli İran’ın, ama onun dışında anormal bir şey varsa söylesinler.
MUHABİR: Ama korku da güzel Hocam, korkması da güzel; bir Müslüman devletten artık bugüne kadar sanki böyle şamar oğlanı gibi düşündükleri ülkelerin, devletlerin ya da cemaatlerin endişesini, korkusunu çekmeleri, benim şahsi fikrim güzel.
ADNAN OKTAR: Bir kere İran, oradaki kadınlara, çocuklara, dindarlara karşı çok şefkatli. Her Müslüman gibi, bizlerde çok şefkatliyiz. Kesin koruyup kollama arzusu içindeyiz. Ama ateist siyonistlere karşı fikri bir mücadele içerisindeyiz. Ama yarın öbür gün bir psikopatlık yapmaya kalkarlarsa mutlaka kolunu kıran olur onların, onu söyleyeyim, kim yaparsa. Ama oradaki dindar Museviler ayrılır, kadınlar ve çocuklar ayrılır, kimse o çakallığı yapan, o gerekli karşılığı alır. Onun için o ağzı, o üslubu hemen terk etmeleri gerekir. Yani eskisi gibi değil artık olaylar. Onlar 1940’larda, 1950’lerde, 60’larda, 70’lerde çok muazzam kabadayıydılar. Hakikaten önüne geleni kapıp ardına geleni deviriyorlardı, kimse ses çıkartmıyordu. Bunlar da muazzam bir şey var zannediyorlardı. Hiçbir şey de yok. Sadece ürüyorlar, o kadar. Değneksiz…
MUHABİR: Ben söyleyeyim mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Evet,
MUHABİR: Köpeksiz köy bulmuşlar, değneksiz geziyorlar. Siz söylemeyin, benim yapımda var, ben o konuda bayağı edepsiz olabilirim.
ADNAN OKTAR: Onlara mutlaka değnekle karşılık veren olur. Onun için o terbiyesizliği, o ağzı tamamen terk etsinler. Amerika’da onların uşağı değil, yani emir erleri de değil; hadi gidin yapın edin, şunları temizleyin, bitirin falan. Bunlar akılsızca ve aptalca izahlar, münasebetsiz izahlar. Bu ağızları mutlaka bırakmaları lazım, doğru olan şudur: İslam ülkeleri bizim kardeşimizdir, onlar da ehli kitap, Allah’ın dinine inanan insanlardır. Onların inancına göre öyle; onlar bizi Nuh-i olarak görüyorlar. Nuh, Hz. Nuh’un dinine uymuş olarak görüyorlar. Tek Allah’a inanıyor olarak görüyor ve hak din olarak görüyorlar İslam’ı. Yani, o anlamda Müslümanları kabul ediyorlar. Bu bilinmeyen bir şeydir, Museviler Hıristiyanları müşrik kabul ederler. Hıristiyanları kabul etmezler dindar olarak, Müslümanları Nuhi olarak görürler ve dindar olarak kabul ederler. Ehli tevhid olarak görürler, tek Allah’a inanan, tevhid dinine mensup insanlar olarak görürler. Bu inançta olacaklar, sevgi ve saygı duyacaklar, dolayısıyla Türk İslam âleminin koruyuculuğu, koruması onların üzerine olacaktır. Biz de onları ehli kitap olarak görüyoruz. Bağrımıza basıyoruz, kardeşimiz olarak görüyoruz. Ama onların içindeki it çakal tabii ayrı konu, onlarla eğer oluyorsa kültürel yönde bir mücadelemiz olur. Ama olmuyorlarsa, oradaki bütün dindar Musevileri alırız, çocukları alırız, hanımları alırız, güzel ahlaklı herkesi alırız, ne istiyorsunuz deriz o zaman. O zaman da herhalde bacakları titrer onların.
MUHABİR: Zaten Hocam, şöyle bir baktığımız zaman dünyanın hemen hemen her tarafında, demin reklam arasında da şöyle minicik bir sohbet oldu. Oradaki işaretler belli zaten. Dünyanın her yerinde, her noktasında Müslümanlar, İslam’ı tebliğ edenler insanlar var, yaşayan insanlar var, o sayı da sürekli artıyor, sürekli çoğalıyor. Ama Türkiye ölçeğinden baktığımız zaman olaya önder bir ülke konumunda. Sizin sohbetlerinizde de çok sık duyduğumuz kelamlardan biriydi bu, sınırlar. Şimdi sınırlar da artık aradan kalkmaya başlayınca, artık bizim çok fazla düşünecek bir şeyimiz yok. Herhalde biz artık tevekkül edip biraz daha teslim, biraz daha teslim Rabbül âlemine, dine, İslam’a. Artık bundan sonra başkaları düşünsün demekte de bir beis yok zannedersem.
ADNAN OKTAR: Ateist siyonistler aslında İsrail’de dindarlara sükse yapıp, caka yapıyorlar. Yani, biz o kadar güçlüyüz ki Amerika’ya da emir veririz, gerekirse gideriz İran’ı da yerlebir ederiz, başka ülkeleri de yerlebir ederiz. Yani böyle, küçük fino gibi anormal sesler çıkartıyorlar. Bıraksınlar bu üslubu, bıraksınlar bu münasebetsiz, terbiyesiz ağzı; nezaketle, efendice yaklaşsınlar. Bir kere İsrail, bizim ruhumuz, canımız oradaki kardeşlerimiz, dindar kardeşlerimiz. Biz onları, oradaki bir avuç ateiste, bir avuç ateist siyoniste, masona vermeyiz. Ve onların ezmelerine de müsaade etmeyiz, onları biz kurtaracağız. Onların hâmisi biziz, koruyucusu biziz.
MUHABİR: Ecdadımızın himaye ettiği gibi.
ADNAN OKTAR: Tabii biz koruyacağız, onların sahibi biziz. Bunlar sahip çıkmaya kalkıyor. Sen bir kere ateist siyonistsin ve masonsun. Ve oradaki insanların dinine savaş açmışsın sen. Tevrat’a savaş açmışsın, İncil’e savaş açmışsın, Kuran’a savaş açmışsın; nereye sahip çıkıyorsun sen? Bizim insanlarımızı bizden almaya kalkıyorlar, İsrail bizimdir. Oradaki bütün insanlar bize aittir, bizim korumamızdadır. Onlar bizim başımızın tacıdır. Oradaki bir avuç ite kopuğa onları ezdirtmeyiz. Böyle kabadayılık yapıp, onlara da gözdağı verip sükse yapmaya çalışıyorlar. Yani, İsrail’de dindarlar da korkacak, diyecekler bunlar ne kadar yaman adamlar, baksana Amerika’ya da talimat veriyor, gidip onlara da saldırmaya kalkıyor. Oradaki bütün dindarlar bunların ahlaksızlığını anladılar ve gittikçe tavır almaya başladılar, çok uyandılar. Bekledikleri Mesih, yani Mehdi’nin çıkışıyla müthiş bir kurtuluş ve müthiş bir güzellik olacaktır. Oraya Hz. Süleyman’ın sarayı yeniden kurulacak inşaAIlah muhteşem bir şekilde. Mescid-i Aksa’nın yanında, orada uygun geniş bir arazi var, geniş bir yer var. Aynı güzelliğiyle, ihtişamıyla kurulacak. Hz. Mesih, Hz. İsa (A.S.) ve Hz. Mehdi bütün İslam âlemine oradan nur saçacak. Dolayısıyla İsrail’deki Museviler de adeta cennet hayatı yaşayacaklar. Bu, zaten Tevrat’ta da vaat edilen bir şeydir. O, Hz. Süleyman’ın sarayının yeniden yapılması. Ama bunu Mehdi yapacaktır. Ve onlara Mehdi sahip çıkacaktır. Yani gerçek sahibidir Mehdi. Oradaki bir avuç ateist siyonist ve mason çakallar değil; bu ağzı bırakacaklar. Çakal gibi uluyorlar böyle, uluma sesleri geliyor ta buralara kadar. Onların ağzına bir bez saracağız biz, bir daha öyle uluyamayacak hale gelecekler. Yahut ipleyerek inşaAllah.
MUHABİR: O sahip çıkmadaki esas kasıt şey değil mi Hocam, ben yanlış anlamış olmayayım ya da benim gibi düşünen olabilir; Mehdiyet döneminde, özellikle Hz. İsa (A.S.)’ın da dünyaya indiği, geldiği dönemde, bütün dinler olduğu gibi İslam çerçevesinde, İslam coğrafyasında, Kuran-ı Kerim çerçevesinde toplanacağı için sahiplenmedeki asıl kelam, yani tamamlayıcı din İslam olduğu için…
ADNAN OKTAR: İlk başta öyle değil. İlk başta Mehdi Musevilere gerçek Tevrat’ın gerçeğiyle hükmediyor. Hıristiyanlara İncil’in gerçeğiyle, Kuran’a uygun İncil’le hükmediyor. Kuran’a uygun Tevrat’la hükmediyor. Müslümanlara da Kuran ahlakıyla muhatap oluyor, onlara da o tavırda gösteriyor. Fakat Hz. İsa geldikten sonra Allah’ın vaadi var, şeytandan Allah’a sığınırım: “Sana diyor iman etmedik tek bir fert kalmayacak” diyor. Yani ehli kitaptan, bir kişi ama; mesela, kuzey kutbunda yeraltında olabilir değil mi mağara altında, hiçbir fert kalmayacak diyor, hepsi iman edecek diyor Allah. “Ölümünden önce sana iman etmeyecek ehli kitaptan hiç kimse yoktur” diyor. Allah’ın vaadi. Bu büyük bir mucizedir işte. Herkese hidayet veriliyor. Bu Mehdi’den biraz sonra olacak bir şeydir bu.
MUHABİR: Anladım.
ADNAN OKTAR: İlk aşamada böyledir, yani Mehdi Tevrat’ın Kuran’a uygun olan yerleriyle hitap ediyor, demin anlattım. İncil’in gerçeğiyle hitap ediyor, Müslümanlara Kuran ahlakıyla. Ama Hz. İsa geldiğinde sadece Kuran; hiç kalmayacak ondan sonra, ne Hıristiyan ne Musevi kalıyor. Bütün dünya sadece Müslüman oluyor, tek din İslam kalıyor. Kuran’da ayette var ya, Allah’ın nurunu tamamlaması…
MUHABİR: Ben nurumu tamamlarım diyor,
ADNAN OKTAR: İşte her yerin nuru tamamlanmıştır, nuru parlayıp tam hâkim olacak. Nur Suresi’nde 55. ayetin tam tahakkuku olmuş olacak işte o. Ve birçok ayet vardır, dünya hâkimiyetini anlatan, o ayetlerin hepsi tahakkuk etmesi olacaktır. Ama bu Hicri 1500’e kadar olacak. Bakın, Elmalı Muhammed Hamdi Yazır, ‘ümmetin ömrü 1500’e kadar’ diyor, Suyuti 1500 diyor, Menavi aynı, İbn-i Kesir aynı, Berzenci, Taberi, Said Nursi, İmam-ı Hanbel, Deylemi, Bistami ve birçok ehli sünnet uleması aynı inançta ittifak halindeler. Hicri 1500, Said Nursi de diyor 1545’de kıyamet kopacak. Ondan sonra bütün her yer dümdüz oluyor. Allah diyor ayette: Dağların kum gibi eridiğini göreceksiniz diyor, bütün her yer dümdüz olacak. Çok güçlü depremler eşliğinde muazzam bir kıyamet meydana gelecek. Müminler de kabirlerinden böyle sıcak bir odadan seyreden; taaccüp ve hayretle seyredecekler diyor Said Nursi Hazretleri. Tahsinle, taaccüple, Allah’ı takdir ederek, Allah’ı hamd ederek, Allah’ın büyüklüğünü, yüceliğini belirterek, Allah’ı tesbih ederek seyredecekler. İnşaAllah.
MUHABİR: Hocam, bir şeyi üstü kapalı geçmek istemiyorum. Bizim kamuoyunda ya da dört büyük kitabın nüzulünden daha sonra Kuran-ı Kerim’e kadar gelen süreçlerde, Tevrat, Zebur, İncil; bunların bozulduğunu, aslının olmadığını, aslına göre yaşanmadığını hepimiz biliyoruz. İş Kuran-ı Kerim’de noktalandı ve birleştirici olan da Kuran-ı Kerim olacak. Ama çok da iyi biliyoruz ki, bütün kitaplarda da İslam’ı, özellikle Resulullah Efendimizi, çünkü âlemlerin yaratılmasına sebep olan zattır o, sevgidir, Muhammeddir, güldür. Rabb-ül âlemin bunu bu hale gelirken, daha önce size getireceğim olayı, sizin sohbetlerinizden edindiğim bir bilgiyi hemen paylaşmayı tekrar istiyorum izleyenlerle beraber; Rabbül âlemin acz içinde değil, hâşâ. Mutlaka Zeburu’nu da Tevratı’nı da İncili’ni de bir yerlerde bir şekilde muhafaza ediyor ki Mehdi (A.S)’da geldiği zaman onunla beraber hükmedecek cemaatlere.
ADNAN OKTAR: Evet doğru.
MUHABİR: Daha sonra İsa (A.S.)’la beraber Kuran-ı Kerim. Bu konuda tekrarlatıcı olması hasebiyle Hocam Zebur’un da bulunacağı, Tevrat’ın da, yani aslının ortaya çıkacağı, Rabbimin onu sakladığı konusundaki düşünce fikir ne ise onu da paylaşabilir miyiz?
ADNAN OKTAR: Taberiye gölünde, çamur zemini vardır o gölün; gölün dibine gizlenmiş bir kısmı. Gölün suyu ya boşaltılacak ya uygun bir çalışma yapılacak, gölün dibinden çıkarılacak kutsal sandık. Hz. Musa döneminden kalma. Hz. Musa’nın asası, Tevrat’ın orijinali, hepsi çıkacak. Bir kısmı Antakya’da bir mağarada var, oradan çıkarılacak. Şu ana kadar bilinmeyen bir yer. Yine aynı şekilde Kudüs’te, Mescid-i Aksa’nın bulunduğu arazide, saklandığı yerler var bu kutsal emanetlerin, oralardan bazı emanetler çıkacak. İstanbul’da var, yer söylemeyeyim şimdi iş çıkmasın ama, bakın açık açık da söyleyeyim. Bir, Çemberlitaş; ikincisi Ayasofya’nın altı, yani hayretler altında kalacaklar Ayasofya’nın altından çıkanları gördüğünde insanlar. Şehir gibidir Ayasofya’nın altı, çok geniş mahzenler ve çok geniş alanlar vardır o devirden kalma.
MUHABİR: Topkapı sarayını da düşününce biraz, Topkapı Sarayı ile bir bağlantı…
ADNAN OKTAR: Evet, oraya zaten Topkapı da boş yere yapılmadı. O bir hikmetle, hayırla yapıldı inşaAllah. Mesela, Mısır’dan getirilen o Dikilitaşlar var.
MUHABİR: Dikilitaşlar evet Hocam,
ADNAN OKTAR: Onları da oraya durduk yere dikmediler. Onlara da masonların çok büyük ihtiyacı var o taşlara. Onu da söyleyeyim, masonlar için son derece önemlidir o taşlar, dikili taşlar.
MUHABİR: O tabi filmde vardı Hocam, birinin ölüsünde ya da dikili taşın altında acaba sanki bir yerden bir şey sezdi mi onu yazan. Çünkü bir cemaat talebesi diye biliyoruz biz o dizinin senaryosunu yazanı. İşte orada kötü bir adamın ölüsünü orada buldular, dikili taşta. Bir benzerlik mi vardı acaba?
ADNAN OKTAR: Onu bilmiyorum, fakat dikilitaşlar şeytan çağırmada masonlar için çok önemlidir. Mısır devrinden kalma o taşlar. Şeytan çağırma seanslarında kullandıkları, önemlidir. Hatta diyor, deccal öldüğünde dikilitaştan bağırır, o öldü diye diyor. Deccaliyet öldüğünde şeytan oradan bağıracak diyor. Hadis var, Said Nursi de bunu nakletmiş. Yani Darwinist, materyalist sistem bittiğinde, yıkıldığında, şeytanın bunu kabul edeceği ve bunun yaygarasını yapacağı, bunu ızdırabını dile getireceğini fakat dikilitaştan bağıracağını, İstanbul’daki dikilitaştan bağıracağını söylüyor. bu tabii geniş bir konu ama bu kadarla iktifa edelim inşaAllah.
MUHABİR: Rabbül âlemin hiçbir şeyin kaybedilmesine izin vermedi, vermeyecek de. Zamanı gelince de her şey ortaya çıkacak.
ADNAN OKTAR: Tabii, çok fazla kutsal emanet vardır İstanbul’da, bir de Roma’da var.
MUHABİR: Kutsal emanet?
ADNAN OKTAR: Evet kutsal emanet, Roma’da. Oradan bir kısmını alıp oraya götürdüler. Roma’ya götürdüler. Bunları da insanlar görecekler inşaAllah.
MUHABİR: İnşaAllah, güzel günler yakında diyebiliriz herhalde.
ADNAN OKTAR: Bir de Roma Müslümanların eline geçecek, onu da söyleyeyim. Hrant’ın şehri Roma diyor, tekbirlerle fethedilir diyor Peygamber Efendimiz. Yani kansız, fikirle, kültürle ve düşünceyle fethedilecek diyor. Bunu da göreceksiniz inşaAllah.
MUHABİR: Zaten Hocam bilim açıkladı, bugün İtalya’nın genlerinin %90 küsuru Türk olduğu ispatlandı.
ADNAN OKTAR: Onlar, İtalyanlar aynı Türk hiç fark etmez. Baktığında gelenekler, örfler de çok benzer, kılık kıyafetler, bir İtalyan köylüsüne baksanız hiç fark edemezsiniz Türkten. Yan yana koyun Türklerle, hangisi Türk fark edemezsiniz.
MUHABİR: Genleri çok çabuk bizim gibi düşünmeye, İslam’ı düşünmeye diye söz etmiştim. Seçimler bitti, tartışmalar devam ediyor demiş, bir yerde yanlış oy pusulaları bulunmuş. Ankara’daki elektrik kesintisinin de sabotaj olduğu söyleniyor. Ayrıca oylardaki bölünmeler nedeniyle de Kürt vatandaşlarımız üzerinden bir tartışma başlatıldı. Sizce bu tartışmaların hepsinin ülkeyi karmaşaya sürüklemeye çalışanların bir oyunu olması ihtimali var mı demiş? Timur Güler sormuş bunu da Tekirdağ’dan Hocam.
ADNAN OKTAR: Bizim milletimiz aklı başında oturaklı millettir. Böyle arif, akil, makul, dengeli, tutarlı, dem almış, olgun bir millettir. Dolayısıyla bize kaç çeşit kargaşa çıkartma faaliyeti oldu; 12 Eylül öncesi de oldu, 12 Mart döneminde de oldu.
MUHABİR: Muhtıralar oldu,
ADNAN OKTAR: Hiçbir şey olmaz, bizim milletimiz hepsinin üstesinden geldi. Olgunlukla, efendilikle atlattılar. Ekonomik krizde rezalet çıkardılar Arjantin’de orada burada, yerleri süpürdü adamlar kepazelik çıkarttılar. Türkiye büyük bir olgunlukla geçti bu dönemlerden. Komünist anarşinin en azgın olduğu dönemlerde de yine efendilikle, olgunlukla olayları karşılayıp geçti bizim milletimiz. Bu kadar olgun bir çizgiye gelen bir millet bundan sonra sadece depara kalkmıştır artık. Bundan sonra koşma zamanı, bu tip olaylara artık kimse itibar etmez. İnternet çağında, bu kadar uyanık, aydın bir kitlenin yetiştiği dönemde, oturup böyle provakasyonlara kimse gelmez. İşte her devrin adamını, bilmem ne, eski hurdaları kullanmaya çalışıyorlar. O da şimdi ortaya düştü, piyasaya düştü şu an.
MUHABİR: Orta malı,
ADNAN OKTAR: Evet, önce sinsi sinsi gizleniyordu. Biz kuyruğundan çeke çeke, onu böyle ciyak ciyak bağırta bağırta çıkarttım ben ortaya, milletin önüne koydum. Şimdi herkesin dikkatini çekti. Önce o sürekli deliğine kaçıyordu, fark edilmiyordu. Kuyruğundan çeke çeke, bağırta bağırta çıkarttık dışarıya. Ama artık ortada, Güneş ışığı alıyor artık, kaçacak yeri de yok.
MUHABİR: Güneş ışığı faydalıdır Hocam
ADNAN OKTAR: Güneş’ten hoşlanmaz, o karanlıktan hoşlanır. Nerede karanlık var, oraya girer o. Oyun da bitti, oyun yapacak hali kalmadı. İnşaAllah memleketimize, Allah insanlarımıza derin hidayet nasip eder, daha da basiretlerini, ferasetlerini arttırsın Allah. Bereket, bolluk versin, huzur versin hepsine.
MUHABİR: Amin cümlemize,
ADNAN OKTAR: Güzellik ve iyilik versin, o üstlerindeki mutsuzluğu kaldırsın Allah, inşaAllah kalplerindeki o huzursuzluğu meydana getiren her türlü gücü üzerlerinden alsın. Ben çok mutazarrırım, çok rahatsız oluyorum milletimin böyle güler yüzlü olmamasından, neşeli, rahat olmamasından. İnşaAllah onları mutlu görmek istiyorum, neşeli görmek istiyorum; o günlere doğru gidiyoruz inşaAllah.
MUHABİR: İnşaAllah Hocam
ADNAN OKTAR: İnşaAllah
MUHABİR: Çok da önemli aslında, pozitif düşünmek çok önemli; kötü kötüyü getirir, iyi iyiyi getirir gibi de bir anlayış var bizde. Ama bilemiyoruz ne kadar doğru. Bugün bir gazetede Muhsin Yazıcıoğlu’nun Ergenekon davasında gizli tanık olarak dinleneceği yolunda haberler çıktı. Siz zaten Muhsin Bey’in kazasının bir suikast olduğunu söylemiştiniz. Bu bağlantıyla ilgili ne düşünüyorsunuz? Talat Caferoğlu
ADNAN OKTAR: Bakın, olay bağırıyor ben suikastım diye, çok net.
MUHABİR: Ben ilk onunla ilgili de bir sorum var.
ADNAN OKTAR: O da mümkündür, hakikaten bir gizli tanıklığı da olabilir de, o makul. Çünkü birçok güvenilir yerden de duydum. Fakat asıl konu o değil. Türk İslam âleminin muazzam bir inkişaf, muazzam bir gelişme içerisinde olduğunu görüyorlardı. Türk İslam âleminin en mühim liderlerindendir Sayın Yazıcıoğlu. Bu davanın aşığıdır o. Bütün ömrü boyunca bu güzel davaya, Allah’a, Kuran’a hizmete, Kuran ahlakıyla yaşamaya kendini adamış mübarek bir insandı. Hep onun ahlakı Kuran’dı, Kuran ahlakıydı. Elinden yüzünden nur akıyordu, çok efendiydi biliyorsunuz. Yalan söylemez, kimsenin hakkında dedikodu yapmaz, dürüstlük, efendilik, nezaket, nezahet, temizlik, terbiye hepsi üzerindeydi. Baktılar güzel bir örnek, kendilerince onu şehit edince Türk İslam Birliği hareketinin duracağını zannettiler. Bomba patladı bomba, milyonlarca şarapnele dağıldı şu an.
MUHABİR: Hocam ilk tokat Sivas işte.
ADNAN OKTAR: Bakın Sivaslılar hemen anladılar. Ve bundan sonra Türkiye’ye dağılan bu milyonlarca Muhsin Yazıcıoğlu, kısa sürede Türk İslam Birliği’nin oluşmasına vesile olacaklar. Şu an o gençler coştu. Onları Allah’ın izniyle hiçbir güç zaptedemez, hiçbir kuvvet Allah’ın izniyle. Türk İslam Birliği kuruluncaya kadar onları kimse durduramaz. Gerek MHP’li gençler, gerek onlar, gerek AKP gençliği, gerek Demokrat Parti gençliği bütün bu sağ partiler, özellikle Saadet Partisi gençliği tam anlamıyla coşmuş durumda. Öyle muazzam bir kuvvet ki bu, yedi cedleri gelse kurtaramaz inşaAllah, yani durduramaz inşaAllah.
MUHABİR: Her şey aslında rücu eder deyişi, bu da inşaAllah bir yerlere rücu edecek. Bu arada eğer değerli dostlarımız soru iletmek istiyorsanız ya da bizimle bir şeyler paylaşmak istiyorsanız AhirzamanSohbetleri@hotmail.com Bunu aman ola ki unutmayalım, bir tarafa not edelim.
ADNAN OKTAR: Tabii tabii, Baron başta olmak üzere Türkiye’yi soyacaklardı, ne var ne yoksa. Mesela bankaysa bankayı soyacak, ticari işletmeyse orayı soyacak, kendince bir şey yapacaktı. Fakat devletin yumruğunu yiyince sırt üstü oturdular. Şimdi laubalilik, soytarılık yaparak konunun kapanacağını zannediyorlar ama soytarılıkla hiçbir yere varamazlar. Böyle bir konu yok.
MUHABİR: Kamuoyu da 3 ay 5 ay bekleyelim diyorlar.
ADNAN OKTAR: Tabii tabii, tam anlamıyla yakalandılar şu an. Her gün bir gelişme oluyor, her gün bir şey oluyor. Her gün iplikleri pazara çıkıyor. Baron’un kovduğu eski yalakaları var, onlar bile bakıyorum eski yalakalar yine de bir şey olur umuduyla, bu her devrin adamı var, bir tanesi var, baktım onu savunuyor. Belki hem her devrin adamı ona bir şeyler verir belki faydası olur gibisinden, bir de ondan çıkar düşünüyor. Ki onu bayağı kullandı o, böyle Baron’un o kovduğu eski beslemelerinden bir tanesi. Sonradan Baron’a karşı havladı mavladı ama Baron herhalde birkaç kemik attı önüne anladığım kadarıyla, sustu. Bunların özelliği o, Baron önce hoşt diyor onları kovalıyor. Havlamaya başlıyor bunlar, Baron’un orasını burasını ısırmaya başlayınca Baron bunlara ufak tefek bir kemik atıyor, susuyorlar. Baktım şimdi her devrin adamına sahip çıkmaya başlamış o Baron’un kovduğu meşhur bir üçkağıtçı var, herkesin bildiği. Arka çıkıyor ona kendince bir şeyler yapıyor, çünkü zamanında her devrin adamını bu müthiş kullandı. Birçok işinde ciddi şekilde kullandı, ona çok gebe. Müslümanlara yapılan birçok olayda, birçok eylemde her devrin adamıyla o tam bağlantı halindeydi. Yani onu her yönde tepe tepe kullandı. Şimdi ona karşı kendinde borç hissediyor, ödemesi gereken bir şey gibi görüyor. O yüzden şu an ona sahip çıkıyor, hem de belki ilerde işine yine yarayacağını düşünüyor. Ne olur ne olmaz gibisinden.
MUHABİR: Ölür mölür o kahraman olacak, kahramanlıktan istifade edecek en azından.
ADNAN OKTAR: Yok yok yine o umudunu kesmiyor bu her devrin adamı. Gözü yükseklerde onun, yine bir şey olacak zannediyor. Yani, ortalık toz duman olur, o dumanın arasından yine bu kafayı çıkartacak, böyle köpek kafası gibi aradan kafasını çıkartacağını düşünüyor. Bunun siyasetinde o var; yani ortalık toz duman olur, herkes yere yatar ama o aradan çıkar, kafayı çıkartır. Onun için her zaman dikkat ederseniz bir maydanozluğu vardır, hemen her salatanın içine girer, böyle bir özelliği var. Ama o her devrin adamının destekleyicisinin onunla olan bağlantısı da tabii çok karanlık, ona böyle destek vermesi de çok karanlık. Onu da tabi dikkatli takip etmek lazım.
MUHABİR: Onun ifadesi alındı gözaltında falan alındı, her devrin adamı değil de öbür dediğiniz gibi kapıkulu eri, o da biraz olayı sanki biraz dizginler gibi geliyor ama bilemiyoruz tabii.
ADNAN OKTAR: Yok yok benim dediğim daha ortalarda, o sinsi, çok hergeledir o, kolay kolay yakasını kaptırmaz o. O çok uyanık, kendi kafasınca tabii.
MUHABİR: Peki, bizim insanlarımız bunları anlayacaktır Hocamızın kimler söz ettiğini. Her şeyin yeri zamanı geldiği zaman her şey de deşifre edilir. Bundan da kimsenin şüphesi olmasın. Anti parantez ben kendi adıma söylüyorum. Kimseden de bu anlamda zerre kadar korkum da yok, olamaz da onu da böyle söylemiş olayım. Ki Allah da korkutmasın kimseden, korktum mu benim Müslüman olmamın hiçbir anlamı yok değerli dostlarımız. Hocam çok güzel bir şey söylediniz de oraya geleyim mi gelmeyeyim mi diye düşündüm. Belki izleyicilerimizin size yönelttiği suallerden ya da paylaşmak istediği şeylerden biraz alıkoyuyorum onları, haklarını helal etsinler ama dünyadaki ekonomik krizlerden söz ederken bizde de çok oldu. Bizde de ihtilaller, muhtıralar üstü üstüne geldi. Bunların her şeyi ekonomik anlamda çok ciddi eksilere sebep oldu. Ama açıkçası çok duygulandım, bizim hangi etnik gruptan olursa olsun, hangi azınlıktan olursa olsun bugün dediğiniz gibi bir Arjantin’de, Brezilya’da ya da başka hatta Avrupa ülkelerinde, işte Berlin duvarı kırıldığında ettiğinde bile yağmalar, ne bileyim işte vurmalar, kırmalar, etmeler, talanlar buna benzer bir sürü şeyler oldu. Ama bizim ülkemizde tabii ki bizde de suç işleniyor, tabii ki bizde de nahoş olaylar var ama ister Türkü, Kürdü, Çerkezi, Abhazası böyle bir şey yok bizde Hocam.
ADNAN OKTAR: Asildir bizim milletimiz, hakikaten Kürdü de, Lazı da, Çerkezi de, Abhazası da, Gürcüsü de hepsi Türk’tür zaten, ama hepsinde o Türk asaleti, Müslüman asaleti üstlerinde var; bu, bu mübarek milletin bir özelliği işte.
MUHABİR: Dünya milletlerine baktığımız zaman bizim bazı arsızlığımız, belki çok adabınca yaşamayanımız çok, öyle görünüyor, ediliyor ama, bizim hırsızımız, arsızımız, uğursuzumuz yok.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah maşaAllah.
MUHABİR: Öyle diyelim inşaAllah ona da rücu edecek. İddia edilen Ergenekon iddianamesi detaylı okuyunca, birçok ismin mason olduğunu gördüm. Ancak sizin de söylediğiniz gibi, bu kişiler 2-3 derecenin üzerine çıkamamışlar. Acaba kimin tarafından kullanıldılar, ülkeyi krize sürükledikten sonra ne yapmayı amaçlıyorlardı? Bursa’dan Bengü kardeşimiz aramış.
ADNAN OKTAR: Bunların hiçbir amacı yok, sadece soymak; yani milletin malını, mülkünü soymak, kan akıtmak, kabadayı, itlik yapmak, işte milleti korkutmak, insanları, büyüklük hissi, büyük olduğunu göstertmek, insanlarımızı köle gibi görmek ve onların malını mülkünü yemek. Başka da bir amaç yok, , bu kadar.
MUHABİR: Zaten kapitalizmin adı da bu Hocam, materyalist sistemin işleyişi de bu. Bu tip tipler palazlandırıp, Haçlı seferi ya da.
ADNAN OKTAR: Masonların hedefi ayrı da ama bunların derdi o değil. Bunlar, masonlar bunlara bunu teklif ediyorlar ama, masonlar diyor ki siz bir talan yapacaksınız, hırsızlık soygun yapacaksınız, millete tepeden bakacaksınız, onları köle gibi göreceksiniz, istediğinizi de öldürün diyor. Adamın zaten aradığı bu, yapıyor adam. Yoksa masonların da meraklısı olduğu için değil bunlar, ateist siyonistlerin de meraklısı olduğu için değil. Yani, kendi menfaatlerine uygun olduğu için bunu istiyorlar.
MUHABİR: Bizden çalıyorlar, eyvah eyvah. Bir gazetede iddia edilen Ergenekon’un liderleri arasında sayılan kişilerden birisin 1.5 milyon dolara dinleme aygıtları aldığı yazıldı diyor, bu parayı nereden buluyor demiş. Ülkü Bayraklı, Alanya’dan soruyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Bunların para diye zaten bir sorunları yok, zaten milletin parasını da bunlar kendilerine ait görüyorlar. Ama ateist siyonistler bunlara oluk gibi para akıtıyor. Yani bulunan para, bunların üzerinden çıkan para çok az bir kısmı; bunların harcadıkları para, çünkü muazzam lüks hayat yaşıyorlar. Mesela Baron’un gazetecileri akıl almaz maaş alıyorlar. Önce normal maaş var, görünen resmi bir maaş var, bir de görünmeyen gayri resmi maaş kat kat fazlasıyla, yani kıyas olmayacak derecede. Mesela 1000 lira gösteriyorsa 20 bin lira da maaş veriyor adamın üstüne.
MUHABİR: Zaten Türkiye’deki SSK bordrosunun tavanı belli, bunun gösterebileceği rakam belli. O rakamlarla adam, o bazı döne döne kanalları gezen adamlar, herhalde o kanalların kapısından bile geçmez, o SSK bordrosuna baktığımız zaman.
ADNAN OKTAR: Tabii tabi ki, onların bir gecelik harcaması o. Orada görünen maaş miktarı bir gecede onların rakı çerez parası onların, inşaAllah.
MUHABİR: Allah burunlarından getirsin başka bir şey demiyorum. Fakirin, fukaranın, yetiminin hakkı hukuku… Hocam iyi akşamlar, ben Mehdi hakkında sorum var demiş; Türkiye’de mi yaşıyor, Amerika’da mı? İkinci sorum, Türk İslam Birliği’ni MHP yıllardır savunuyor, görüşleriniz nelerdir Hocam? Ergenekon Türklerin destanıdır –eyvallah hoşuma gitti bu- bu güzel destanın isminin mevcut operasyona verilmesi doğru mu? Hayri Sevindik diye bir kardeşimiz sormuş bunu da.
ADNAN OKTAR: Ergenekon diye bir şey yok, ‘Komünist Derin Devlet Çetesi’ vardır, harami çetesi yani. Komünist Derin Devlet Çetesi vardır.
MUHABİR: Ergenekon davanın adı sadece, kötü bir şey yok. Şey diyor Hocam, Mehdi (A.S.) Türkiye’de mi yaşıyor Amerika’da mı yaşıyor diyor.
ADNAN OKTAR: Defalarca söyledim, Mehdi’nin çıkış yeri İstanbul’dur. Amerika’da Mehdi’nin ne işi var.
MUHABİR: Acaba Fethullah Hocamı mı kastetti? Şu anda orada Amerika’da…
ADNAN OKTAR: Canım o insan orada, o mübarek insan oraya tedavi amaçlı gitti, fakat kaldı.
MUHABİR: Sağlık nedenleriyle
ADNAN OKTAR: Sağlık nedeniyle, birçok rahatsızlığı var, çok çok fazla rahatsızlığı var. Kalbinde rahatsızlığı var,
başka yerlerinde rahatsızlığı var, tedavi görmek amacıyla. Birçok vatandaş gidiyor tedavi görüyor.
MUHABİR: Yani, evet bizim bakanımız bile gitti geldi. Türkiye’de biz kaldık…
ADNAN OKTAR: Tabii gayet normal, mesela Turgut Özal da gitti, kalp ameliyatı oldu o zaman Cumhurbaşkanımız. Bunu bu kadar büyütmek yersiz, o gözle bakmak.
MUHABİR: Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Beni Türk hekimlerine emanet ediniz’ deyişi söz konusu. Kardiyoloji’de de biz dünyada sayılıyız, Cihat Hocam da buralarda mı acaba, o da söylüyordu, 3. sıradayız o anlamda bir örnek olması dileğiyle, gönlümden geçen bir arzu, bir serzeniş değil de.
ADNAN OKTAR: Yok ben bir şey diyemem ama Allah vermesin ben öyle bir şey olsa tabii ki Türk hekimlerini tercih ederim. Türkiye’yi tercih ederim adım atmam dışarıya. Ama başka insanların tercihine de niye böyle demem, çünkü bir bildiği vardır, bir amacı olabilir. Yani mutlaka bir hayır yönü vardır, çünkü hikmetle olur. Her şeyi Allah hayırla yaratır. Fethullah Hoca oraya gittiyse sırf tedavi amacı da yoktur, belki rencide olmuştur, belki burada mahçup etmişlerdir…
MUHABİR: Belki orada daha iyi hizmet edecektir.
ADNAN OKTAR: Belki tedirgin etmişlerdir, belki rahatsız ediyorlar burada, huzurunu kaçırıyorlardır, yani birçok şey olabilir.
MUHABİR: Fethullah Hocamın da ellerinden öpüyoruz, Allah sağlıktan, sıhhatten ayırmasın onu, önemli bir kişi.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah
MUHABİR: Son zamanlarda bazı köşe yazarları AKP için yeni bir kapatma davası hazırlığının başlatıldığını ve 2009 yılının Eylül ayında yeni bir davanın açılacağını yazıyorlar. Hatta Tübitak olayının, padişah pankartının, Bülent Arınç’ın yanına oturtulan sahte şeyh haberinin de bunun bir hazırlığı olduğu yazılıyor. Sizce böyle bir kapama davası olabilir mi? Oldu da açıldı, bu davadan kapatma kararı çıkabilir mi? İddia edilen Ergenekon terör örgütü böyle suni krizlerden ne zaman vazgeçer? Osman Karadağ.
ADNAN OKTAR: Bir kere Darwin, o kıllı kılçıklı herifi oturup bilim adamı diye bana anlatmasınlar. Adam okul kaçağı, zır cahil, şarapçı ayyaş adamın teki. Ve ruh hastası adam, hakaret etmiyorum, kesin doğru dediklerim. İspat edeyim ve azılı Türk düşmanı, Türklerden nefret eden ve hepsinin öldürülmesini ve yok edilmesini isteyen bir psikopat ve bir alçak. Bilimin ‘B’si yok adamda, hiçbir okuldan mezun olmamıştır. Ve bunun gittiği okullarda bunun bir ihtisası, bir iddiası, hiç alakası yok. Babası bunu tıp fakültesine kaydetmiş oradan kaçmış, dini okula gitmiş oradan da kaçmış. Adam, şarapçı, âlemci arkadaşlarıyla beraber gezmiş, ayyaş hayatı sürmüş ve intiharı düşünen, sık sık intiharı dile getiren bir ruh hastası adam. Ve çok özür dilerim, hayvanlar gibi cahil, öyle az buz cahil değil. Böyle bir adamın bilim adamı diye göstertilmesi, bilmem ne dergisinde kıllı kılçıklı resminin çıkması niye o kadar önemli oluyor? Yani bilimle bunun ne alakası var? Mesela Einstein bilim adamıdır, koysunlar kapağına, saygı duyarım. Mesela, Newton bu da bilim adamıdır. Hepsi bilim adamıdır bunların. Mesela birçok biyologlar var, paleontologlar var. Dünyada bilim adamı mı yok, onların resimlerini koysunlar. Niye bu ayyaşın, kıllı kılçıklı, Türk düşmanının resmi kapakta konulması gerekiyor? Ve onun kapaktan çıkarılması niye bu kadar önemli bir konu oluyor. Bu milli bir görevdir zaten, böyle bir haysiyetsizin, böyle azılı Türk düşmanının, Türklerden bu kadar nefret eden bir köpeğin resmini dergiye koymak zaten milletimize hakaret olur yani bu. Bu millete bir hakaret olur, böyle azılı bir Türk düşmanını bilim adamı olarak göstertmek. Bilim adamı, gözümüz hiç görmedi mi bilim adamı? Dünyanın her yerinde var bilim adamları.
MUHABİR: Pasteur
ADNAN OKTAR: Tabii Pasteur bir bilim adamıdır, koy resmini.
MUHABİR: Bazı dergilerde var ama o hiç rahatsız etmez, hiç tırmalamıyor hiçbir şekilde. Çünkü insanlara faydası var. Darwinizm, adı üzerinde bir teori somut bir şey yok ortada. Sizin de her zaman söylediğiniz gibi teorisinde tezini ispatlayamamış. Hala kamuoyu, hala dünya peşinden gidenler, ardından gidenler, hala onu ispatlayamamış. Böyle ortada zaten. Bugün Celal Hocama bir hediyeniz yok mu Hocam hazır yeri gelmişken, unutmadan. Celal Hocam bekle.
ADNAN OKTAR: Olmaz mı, Celal Hocamızı unutur muyuz hiç. Mayıs sineği, 125 milyon yıllık sineğin şu anki hali bu,
mayıs sineğinin; 125 milyon yıldan beri yaşıyor. Şimdi Celal Hocam hazırlıklı olsun, göstertiyorum.
MUHABİR: Bu da 125 milyon sene önce,
ADNAN OKTAR: Bakın 125 milyon yıldan beri hiçbir değişikliğe uğramamış. Celal Hocama hediye olarak da gönderebilirim, isterse baksın. Gözlüğünü taksın daha yakından tetkik etsin, büyüteçle de bakabilir.
MUHABİR: Valla çok özür deleriz bu sinek niye helikopter olmamış, Celal Hocam kusura bakmasın yapacak başka bir şeyimiz de yok.
ADNAN OKTAR: Bakın Celal Hocam, 125 milyon yıl bu, 125 sene değil, 125 ay değil, 125 milyon yıldan beri milim santim değişmemiş.
MUHABİR: Evet, aslında Hocam şöyle güzel bir sergi, Celal Hocam gibi zatlarda oraya davet edip bizzat onlara rehberlik yapmak lazım ama bilemiyorum o yürek, o cesaret…
ADNAN OKTAR: Bakın, 148 milyon yıllık çekirge, şu anki hali bu çekirgenin. 148 milyon yıllık, şimdi gösteriyorum Hakkı dedem de seyrederse memnun olurum. Hakkı dedem de böyle konulara meraklı, onu da aydınlatmakta fayda var.
MUHABİR: O, şov programlarında çok seviliyor Hocam, iyi bir şovmen yani.
ADNAN OKTAR: Evet, Hakkı dedem ve Celal Hocam dikkatlice baksınlar, bakın hiçbir değişikliğe uğramamış.
MUHABİR: Milyonlarca yıl önce çekirgenin son sıçramalarından biri.
ADNAN OKTAR: Şimdiye kadar bunun kim belir ne hale gelmesi gerekiyordu Hocamızın izahına göre.
MUHABİR: Hocam valla anlamıyorum, hep helikopter diyesim geliyor. Hocamın benzetmelerine göre; hani ot ağaç kesildi, ot çıktı, kalktım ayağa oldum insan benzetmesinden. Buna böyle bir şey demek lazım ama lokomotifli tren gibi bir şeyler geliyor aklıma. Geçen de söylemiştim.
ADNAN OKTAR: Ben Celal Hocamı 2 senelik nacizane bir eğitime aldım. Sürekli böyle fosillerle, yazılarla, bilgilerle sürekli eğiteceğim. Nacizane gücümüzün yettiği kadar. En sonunda mezun olacak 2 yıl sonra, ama tam bir anti Darwinist, tam bir anti materyalist olacak Allah’ın izniyle. Öyle ümit ediyorum, şu an eğitimde inşaAllah.
MUHABİR: İnşaAllah Hocam, seçimlerin ardından bazı gazetelerde ve köşe yazılarında Deniz Baykal’a karşı bir kampanya başlatıldı. Hemen gitmesi ve yerini başkasına bırakması yönünde çok galiz ifadeler kullanılarak, onu istifaya davet ediyorlar. Bu yaklaşımı nasıl yorumluyorsunuz? Ayşe Pekarun, İzmir’den demiş. Akşam da bir programda aynen İstanbul Büyükşehir Belediye adayı, CHP’nin, Kılıçdaroğlu’nu konuk ettiler. Dönüp dolaşıp eveleyip geveleyip lafı yine oraya getirmişlerdi Hocam ama adam çok ilkeli çıktı. Beni siyasete sokan o dedi, ben öyle ilkesizlik yapmam dedi.
ADNAN OKTAR: Ben bu kafayı anlayamıyorum. Sanki lider olmak son derece kolay bir şeymiş gibi, falanca olmazsa falanca olsun. Bir kere bu, olgunluk, tecrübe gerektiren ve yaratılıştan kabiliyet gerektiren bir özelliktir. Deniz Baykal tam bir Türk milliyetçisidir ve tam bir Müslüman evladıdır. Elinden yüzünden efendilik akıyor, bayağı güvenilir bir insan olduğu belli. İkide bir çıkıyorlar, işte falanca olsun, Deniz Baykal gitsin, şu olsun. Dönüyor dönüyor bir başkası daha geliyor, hevesleniyor gençlerden, ben olayım. Bakkal dükkanı değil ki burası, parti bu.
MUHABİR: Boyacı dükkanı da değil ki her istediğin renkte olsun.
ADNAN OKTAR: Yani çok acayip bir şey, olur mu öyle şey? Bir kere devlet terbiyesi almak, o olgunluğu almak, o derinliği almak çok ayrı bir şeydir. Ve bu zaman gerektirir, eğitim gerektirir ve yaratılıştan bir kabiliyet gerektirir, bir özellik gerektirir. Onun için ben Deniz Baykal’a karşı yapılan hareketleri çok yanlış buluyorum, çok çok hatalı buluyorum. Gayet de başarılı, gayet de faydalı. CHP’yi tam Atatürkçü çizgiye doğru götürüyor. Yani milliyetçi, mukaddesatçı, dindar Atatürk’ün ruhuna uygun bir çizgiye götürüyor. Atatürk Allah hayranıydı, Resulullah hayranıydı, Türk İslam Birliği’ni şiddetle savunan Türk İslam Birliği aşığıydı. Her zaman söylüyorum Buhari’yi tercüme ettirdi, Elmalı tefsirini yaptırdı, Peygamberimiz’in hayatını hazırlattırdı kitap olarak, imam hatip liselerini kurdurdu, diyanet işleri başkanlığını kurdurdu ve her gece Kuran tilaveti dinleyen bir insan ve tam bir Kuran aşığı. Allah’ı, Peygamberi öve öve bitiremiyor maşaAllah, böyle bir insan. Deniz Baykal da tam bir Atatürkçüdür, tam Atatürk’ün bir devamıdır, gayet güzeldir üslubu, tavrı. Atatürk’ü andırıyor üslup ve tavır olarak da, gayet de güzel gidiyor. Durup durup değiştirsek nasıl olur? Ben bunu pek normal görmüyorum, bu tip hareketleri. Ve kimse de buna itibar etmesin. Deniz Baykal’ın çizgisini ben güzel görüyorum.
MUHABİR: Evet Hocam, dün Sayın Muhsin Yazıcıoğlu’nun avukatı bir televizyon kanalın da konuşurken kazanın arka planını anlatmaya başladığı anda konuşması kesildi. Konuşmasına izin verilmedi, acaba gerçeklerin ortaya çıkmasından neden korkuluyor? Kamuran Karagülle. Hakikaten Hocam, 4 soru sormuşlar şu anda hatırlamıyorum, okuduğum zaman ben de dehşete düştüm ama hatta Sayın Yazıcıoğlu’nun telefonuyla 112’nin arandığı ama iletişim sağlanamadığı gibi şeyler de vardı bunların arasında. Siz nasıl yorumlarsınız?
ADNAN OKTAR: Bakın ben bunu tam anlatamadım herhalde, defalarca söyledim. Suikast ihtimali var demiyorum, net %100 suikast var; yani şehit ettiler, net %100. Hiç vakit kaybetmeden direk bu konunun üzerine gidilmesi lazım; yani suikast mı acaba yokBunu tespit edecekler o kadar. Yani suikastın yapılış şeklini tespit edecekler o kadar.
MUHABİR: Bir de Hocam şey var, tekniğini bilmiyoruz da, bu olayda tabii ki duyduk, öğrendik. Helikopterin görerek gitmesi gerekiyormuş, gideceği yeri, istikameti görerek gitmesi gerekiyormuş ama 3000 metre rakımda helikopterin ne işi vardı, o sisin, dumanın arasında o yönünü göremediği yere ne yapmaya gitti, niye çıktı artık bilemiyoruz.
ADNAN OKTAR: Yani o kadar fazla anormallik var ki, olay bağırıyor. Her yönden bağırıyor, bir tane, iki tane, üç tane, beş tane, on tane değil; nereden tutsan bir anormallik görülüyor. Net, sarih suikast var.
MUHABİR: Allah nur içinde yatırsın, Allah rahmet eylesin Sayın Yazıcıoğlu’na.
ADNAN OKTAR: Amin
MUHABİR: Dediğiniz gibi hem namazında-abdestinde, hem hacı, hem ehli tarik, hem de vazifeli bir zat mensubu olduğu cemaatten. Allah nur içinde yatırsın, öyle insanlara her daim ihtiyaç var.
ADNAN OKTAR: Veli tıynetliydi, yani veli ahlaklıydı; o çok açık görülüyordu maşaAllah. Ama şu an o gençlik bir kasırgaya döndü. Bak hayır varmış.
MUHABİR: Evet dediğiniz gibi atom, molekül, patlama çok güzel bir benzetme.
ADNAN OKTAR: Atom bombası patladı adeta, şu an Büyük Birlik Partisi gençliğini kimse durduramaz. Ya Türk İslam Birliği hâkim olur, ya Türk İslam Birliği hâkim olur. Şu anki düşünceleri o.
MUHABİR: Hocam artık sonlara geldik ama güzel bir mesaj daha var, onu da paylaşacağım. Burada hece ölçüleri var sonlarında. Sevgili Hocam, size bu mesajı Şanlıurfa’dan arkadaşımla yazıyoruz. Mehdi sevgisi hepimizin içinde Hocam, sizi çok takdir ediyoruz. Hocam, kim reddederse etsin Mehdi geldi. Yüzlerce hadis bulup okuduk, hatta Mehdi’nin sevgisi ve gelişi ilahilere bile konu olmuş Hocam. Biz Mehdimiz’e sahip çıkıyoruz ve şu ilahiyi size göndermek istiyoruz.
Resul’ün müjdesinde sen varsın ya Mehdi
Dünya’nın ihyasında sen varsın ya Mehdi
Zamanın ahiretinde de sen varsın ya Mehdi
Çünkü sen bir Allah’ın nizamısın
Ya Mehdi, sevdan düşmüş kalplere
Ya Mehdi, ismin girmiş düşlere
Ya Mehdi, bekler canlar bir yerde
Nurlu günde siyah sancak elinde
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, inşaAllah bizi Allah Mehdi’nin talebesi eder.
MUHABİR: Siyah sancak Hocam?
ADNAN OKTAR: Topkapı’da,
MUHABİR: Topkapı’da, evet. Peki Hocam şu son günlerde cenazelerde ya da muhtelif yerlerde gördüğümüz mavi-beyaz bayrak. Son sualimizde bu olsun,
ADNAN OKTAR: Mavi-Beyaz bayrak, bunların hepsine Peygamber Efendimiz işaret etmiştir. Beyaz bayraklara da işaret etmiştir, yeşil bayraklara da işaret etmiştir, kırmızı bayraklara da işaret etmiştir. Bunları hepsi şu an tezahür ediyor ve etti ve edecek de inşaAllah.
MUHABİR: Peki Hocam, izleyenlerimize dostlarımıza bir mesaj…
ADNAN OKTAR: Samimiyet, samimiyet, samimiyet; Allah tek kurtuluş olarak bunu gösteriyor. Devletimizden yana olalım, iddia edilen Ergenekon örgütüne karşı kesin milletçe net tavır alalım, komünist teröre karşı net tavır alalım, tam ittifak edelim. Alevi-Sünni tam anlamıyla kardeşiz, çok mübarek insanlardır Aleviler. Sakın öyle bir ayrımız gayrımız olmasın. Sağcı solcu diye de bir ayrım olmasın, solcular onlar da bizim vatandaşımız, onlarda birinci sınıf vatandaştır. Birlikte, beraber bu Türk İslam Birliği’nin oluşması için gayret edeceğiz inşaAllah.
MUHABİR: İnşaAllah Hocam, evet değerli dostlarımız tekrar görüşünceye kadar diyoruz, hoşçakalın, dostçakalın, Allah’a emanet olun. Rabbim sizi her zaman güzel insanlarla karşılaştırsın. Sağlıcakla.