MUHABİR: Değerli bir konuğumuz Sayın Adnan Oktar’la birlikteyiz, efendim hoş geldiniz tekrar merhabalar.
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, teşekkür ederim.
MUHABİR: Yine İstanbul’dan canlı yayınla Başkent Tv ekranlarında bizi izleyen izleyicilerimize İnşaAllah güzel bir sohbet sunmaya çalışacağız,
ADNAN OKTAR: İnşaAllah, İinşaAllah
MUHABİR: Efendim tabi İstanbul’a geldik İstanbul’un trafiği ile karşı karşıya kaldık bugün dikkatimizi çeken bir konu oydu. İstanbul’un trafiği bugünlerde çok yoğun bir şekilde kendini göstermeye başladı, insanlar da tabi bu kapsamda zorluklar çekiyor. Nasıl değerlendiriyorsunuz trafikteki o yoğun artık biraz daha sakinleşmesi adına buradan bir sosyal sorumluluk adına bir mesaj vermiş olalım. Vatandaşlar çünkü dikkatimizi çekiyor, bakıyorsunuz evinde 3 arabası olan bir aile 3 araba ile birden sokağa çıkıyor, tek bir şoför ve araba boş, trafik o yoğunluk tabi insanları da rahatsız ediyor. Bununla ilgili bu İstanbul’un o kalabalık nüfusu ve araç yoğunluğuna neler söylemek gerekir efendim?
ADNAN OKTAR: Onu herhalde o şekilde durdurmamız mümkün olmaz da fakat tünel tarzında yollar yapılırsa yer altı yolları, o bir çözüm olabilir, yani biraz daha derinden yeraltı yolları, başka türlü; binaların yıkılması gerekiyor aslında o da çok ideal çünkü çok eski, köhne, çok fazla bina var. Onların yıkılması, onların geniş yollara çevrilmesi, geniş bağlık bahçeliklere çevrilmesi şehri çok güzelleştirir. Şehri biraz şehrin dışına doğru kaydırmakta fayda var tabi.
MUHABİR: Tabi 3. köprü projesi ve sonrasında İstanbul Boğazında bir tünel yine denizin içinden gidecek bir metrobüs gibi bir hattın yapılması projesi…
ADNAN OKTAR: Çok iyi olur.
MUHABİR: Düşünülüyor inşaAllah, onlar da hayata geçer ve İstanbullular da rahat bir nefes alır, trafik anlamında.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
MUHABİR: Tabi İstanbul denince aslında İstanbul üzerinde konuşulacak o kadar çok konu var ki, biraz sizinle İstanbul’u değerlendirelim istiyorum, İstanbul’u konuşalım istiyorum, İstanbul denilince siz ne ifade edersiniz, neler aklınıza geliyor? İşte tarihi eserleriyle tarihi yapılarıyla ve medeniyetin beşiği olarak adlandırılan İstanbul ama İstanbul dolu, dolu bir İstanbul neler ifade edersiniz efendim?
ADNAN OKTAR: İstanbul Allah tarafından özel yaratılmış özel süslenmiş olağanüstü bir şehirdir, hem Hıristiyanların hem Müslümanların başkenti olmuş biliyorsunuz zamanında. Ahir zamanda Mehdi’nin beklendiği şehirdir, Hz. İsa’nın geleceği şehirdir. En büyük veliler, evliyalar hep burada olmuştur. Eba Eyyub El Ensari hazretleri biliyorsunuz İstanbul’da, birçok sahabenin gene mezarı İstanbul’dadır. İstanbul asıl görevini önümüzdeki yıllarda yapmaya başlayacak İnşaAllah ve asıl güzelliğine de önümüzdeki yıllarda kavuşacak. Şu an çok tamire bakıma ihtiyacı olan bir şehir, bu görülüyor. Ama olağanüstü güzelleştirileceği devir de gelecektir İnşaAllah,
MUHABİR: Evet tabi İstanbul’un o manevi güzelliği de kendini bir anlamda göstermiş olacak. Tabi dünyanın gıptayla baktığı bir kent İstanbul.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Geçmişinde de yine aynı şekilde adından çok sıkça söz edilmiş ve bugünlere gelmiş bir İstanbul, fethedilmiş bir İstanbul, Fatih Sultan Mehmet tarafından.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah,
MUHABİR: Evet, peki İstanbul denilince tabi size de şunu sormak istiyorum, Anadolu’yu da geziyorsunuzdur. Anadolu’muzun farklı ücra kesimlerinde de bu anlamda hem manevi hem tarihi anlamda çok değerli bölgelerimiz, yörelerimiz var. Şu soruyu sormak istedim hep bugüne kadar size Anadolu’da Türkiye’de en çok sevdiğiniz il memleket neresidir efendim?
ADNAN OKTAR: Tokat Turhal çok şahane,
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Amasya özellikle Amasya çok, çok şahane. O meyve bahçeleri o güzel kokusu orda sebze ve meyvelerin çok güzel yetişmesi mümbit olması, tarihi dokusu, halkının sevecenliği, Osmanlı kültürünün oralarda kalmış olması,
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Evlerin klasik Osmanlı evi olması, gerçi şu an biraz bozmuşlar bir kısım yerleri ama gene de eski yapısı muhafaza ediyor. Ben böyle şehirlerin bağlık bahçelik alanlarına ev yapılmasının kanunen yasaklanmasının çok önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü geçenlerde de duydum Tokat’ta çok mükemmel bağlık bahçelik yerleri kapatıp siteler yapmışlar evler yapmışlar
MUHABİR: Bina yığınına dönüştürmüşler yani,
ADNAN OKTAR: Yazık, yani çok, çok büyük yazık çok geniş alanlar var. Şehrin dışına kaydırılabilir, ne gerek o canım güzelim yerleri o şekle getirmek çok bana garip geldi.
MUHABİR: İşte rant belki de devreye girince burada o güzellikler belki de yok olabiliyor. Tabi Türkiye’mizin her bir köşesinde ayrı bir güzellik ayrı bir değer yatıyor. Hangi ilden bahsederseniz bahsedin o ilin kendine has güzellikleri kendine has değerleri var. Belki de Anadolu’yu Anadolu yapan bu özellikler olsa gerek. Biraz evvel ifade ettiniz işte İstanbul’da çok önemli zatların olduğu işte Eyüb Sultan’dan tutunda birçok ismi sayabiliriz. Geçtiğimiz günlerde de yine kısaca değinelim istiyorum Amerika Birleşik devletleri başkanı Obama, ilk olarak Ankara’ya geldi ve sonrasında İstanbul ziyareti, Ayasofya, Sultanahmet Camisini gezdi. Ve bu temaslar çerçevesinde tabi Obama madde, madde en az 10 başlık altında konuyu değerlendirmiş oldu ve belli bölgelere mesajlar verdi. İşte bir Anıtkabir ziyareti önemliydi, Anıtkabirde Atatürk’ün mozolesine çelenk koydu, defterini imzaladı ve sonrasında Cumhurbaşkanlığı Köşkünde karşılandı. Obama’nın verdiği mesajları siz nasıl değerlendiriyorsunuz? Tabi sayfa arkasından bakacak olursak nasıl değerlendiriyorsunuz? Çünkü çok organize olmuş bir ziyaretti bu. Adım, adım dakika, dakika organize bir şekilde senaryosu yazılmış bir ziyaretti. Ve sonunda buradan giderken de Irak’a gitti, aslında Amerika’ya gideceği söyleniyordu ama Bağdat’a uçtu orada çeşitli temaslar yürüttü. Türkiye ziyaretindeki bu başlıkları siz nasıl değerlendiriyorsunuz? Ama sayfa arkasından bakacak olursak.
ADNAN OKTAR: Evet, genelde tabi samimi, sevecen bir tavrı var, yani hakikaten insanların genelde sevebileceği bir insan.
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: Ben iki konuda eksikliğini gördüm, birincisi Ermeni konusunda...
MUHABİR: Ermeni konusu
ADNAN OKTAR: 1915 olaylarına bakışı, ikincisi de PKK olayını biraz zayıf geçmesi yani çok….
MUHABİR: Üstü kapalı.
ADNAN OKTAR: Üstü kapalı geçmesi, bu bu şekilde olmaz. Bunun yanlışlığını ben video konferansla Amerika’daki Obama’nın danışmanı var,onunla konuştum ona anlattım selam da söyledim Obama’ya, bu konudaki görüşümü belirtmek istedim. Bir kere 1915 olaylarının gündeme getirilmesi demek en az 100 yıllık bir kin ve nefret demektir. Yani muazzam bir kavga kargaşa ve kardeşlik bağlarının kopması demektir. 1915 olayları bir kere gündeme gelemez, gelmemesi lazım.
MUHABİR: Bir diğer noktada Ermenistan’daki Ermeni halkı oradaki vatandaşlar, ben orada bir televizyonda röportaj yaptım şahsen oradaki medya oradaki insanlar diyorlar ki bizim bunlarla hiçbir alakamız yok. Biz bunlara çok fazla önem vermiyoruz, biz ikili ilişkilere bakarız. Türkiye ile Ermenistan arasındaki ikili ilişkiler düzelsin hiçbir sorun, biz kafamızda herhangi bir soru işareti yok açıklamaları yapıyorlar ama buna rağmen dış güçlerin bu konuyu ara sıra gündeme getirmesi ve bunu Türkiye’nin karşısına bir sorunmuş gibi koyması tabi kafalarda soru işareti bırakıyor.
ADNAN OKTAR: Hayır bizim aydınlarımızda da var, mesela…
MUHABİR: Bizde de var çok doğru söylüyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Yani sanki Obama çok güzel bir şey söylemiş gibi, ne kadar hoş konuştu isabetli konuştu gibi bir üslupları var. Yani bir kere o Obama’yı bu şekilde zorlamış bir ekip var. Ermeni ekip var. Hadi onların ifadelerini geçiştirmek için lanet olsun kabilinden bunu söylediğini düşünelim, ama bize düşen çok büyük görev var ve ona düşen de çok büyük görev var. Bir kere demesi lazım ki, arkadaşlar siz bunu ortaya getiriyorsunuz ama böyle bir şeyde siz sınırların açılmasını nasıl isteyeceksiniz, Türkiye ile kardeş olmayı nasıl isteyeceksiniz? Çünkü kemik muhabbetine başlayacaklar, kim kimi öldürdü onu araştırmaya kalkacaklar, eğer konu oraya gelirse bizim konuşacak çok şeyimiz var, yani bizim Anadolumuzdaki insanları kitle halinde öldürdüler, büyükelçilerimizi öldürdüler, konsoloslarımızı öldürdüler, bombaladılar her türlü rezaleti işlediler. Ama bunu Ermeni halk yapmadı Ermeni vatandaşlarımız yapmadı, bir avuç mason komünist terörist yaptı. Biz bunları Ermeni kabul etmiyoruz, bunlar Ermenilikle zaten alakası olmayan insanlar. Ama 1915 olaylarını sanki böyle iyi bir şey yapıyormuş gibi gündeme getirmek ağza almak çok çok yanlış. Ne Türkiye’deki Ermeni kardeşlerimiz böyle bir şey istiyorlar, ne Ermenistan halkı böyle bir şey istiyor. Bir avuç masonun ve bazı şaşkınların ifadesi bunlar. Bu konunun üstünde durdum sakın, sakın bunu gündeme getirmeyin dedim, getirmesin dedim. Ve eğer bunları gündeme getirmeseler onlar bizim kardeşlerimizdir. Zaten biz onlara bir isim vermişiz sadık millet diye. Biz onları bağrımıza basmak kardeş olmak istiyoruz.
MUHABİR: Aynı Osmanlı döneminde olduğu gibi,
ADNAN OKTAR: Tabi ki, ne alakası var
MUHABİR: Bu birlik ve beraberlikle yaşanan o dönemlerde olduğu gibi, tabi o dönemlerde Almanya’nın farklı bir şekilde 1915 olaylarında o dönemlerde destek vermesi yine farklı değerlendirildi. İşte 1 milyon veya işte nüfus olarak tam hatırlayamıyorum ama o insanların ortadan bir anda kaybolması nereye gittikleri, dışarı çıktıkları konuları hep tartışma konusu oldu. Ama dış güçlerin yine o dönemde de parmaklarının olması ne 1915 olayları, ne bilmem farklı konular bugün gündeme getirilmiş olmazdı, belki o dönemlerde dış güçler gündeme gelmeseydi, Osmanlı toprakları içerisinde bütün millet birlik içerisinde yaşayabiliyorlardı,.
ADNAN OKTAR: Evet,
MUHABİR: Huzurlu bir şekilde yaşayabiliyorlardı. Tabi Azerbaycan konusu var burada, önemli bir diğer konu, Azerbaycan’la alakalı işte dinler arası diyalog, medeniyetler ittifakı toplantısına katılmaması yine tartışma konusu oldu Aliyev’in, bununla ilgili neler söyleyeceksiniz? Karabağ sorunu gündemde çok önemli bir konu, Nabuko projesi bu eğer çözülmezse yara alır gibi açıklamalar var. Türkiye’ye tepkili olduklarını görebiliyoruz, belki de farklı bir görüşme içerisinde gerçekleşmiştir. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Politikada bazen böyle alt ince taktikler olur, yöntemler olur. Anlayan anlar onu karmaşık bir şey yok, yani Azerbaycan’ın demek istediği şu; eğer bir sınır kapısı açılması olayı olacaksa, niye biz biraz sonradan olalım, aynı anda olalım gibi diyorlar haklılar da; ben onu her zaman söylüyorum, aynı gün aynı saat kapıların açılması gerekir. Ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı, Ermenistan Cumhurbaşkanı, bizim Cumhurbaşkanımız da gelir hep beraber şöyle bir sarılırlar konu biter, bu kadar. Yani açarız kapıları gürül, gürül kardeşlerimiz gelir giderler. 1915’in rakamının bile telaffuzu olmaz yani, 15 kelimesini bir kere unutacaklar o lafı. Herkes unutacak, biz de unutacağız onlar da unutacak, olan olmuş geçmişte kalmış onlar, kardeşim taa gerilere kadar da gidebiliriz o zaman...
MUHABİR: O zamanlarda düşülen tuzağa şimdi düşmeyelim,
ADNAN OKTAR: Evet, buna hiç, hiç gerek yok. O zaman ucu bucağı kalmaz, o zaman İsrail’le biz nasıl kardeş olacağız, biz onları da bünyemize alacağız İsrail’i, desek ki siz Filistin’de bu kadar katliam yapmıştınız, hadi bakalım hesabını verin. Nerde kaldı kardeşlik, biz bunları affedeceğiz, herkesi affedeceğiz ve konu kapanacak. Af Müslüman’ın bariz vasfıdır, güzel vasfıdır, Allah diyor Cenab-ı Allah birisi cinayet işlediğinde Allah diyor affederseniz sizin için daha hayırlıdır diyor, nadim olmuşsa, pişman olmuşsa konu bitmiş. Meseleyi uzatmaya gerek yok, geçmiş artık. Bunun hiçbir resmi makamca ağza alınmaması gereken bir onu olduğunu iyi vurgulanması lazım, bir onu vurguladım bu konuyu anlattım. Bir de bu PKK konusu; bunlar Stalinist komünist bir örgüt. Hiç bundan bahsetmiyor, Amerika komünizme karşı birlikte ittifak edelim dedim. İlmi, kültürel, anti-komünist anti-materyalist anti-Darwinist bir çalışma yapalım değil mi? Var işte onların da uyduları var şu var bu var, Amerika’nın sesi radyosu var. Böyle bir ittifakla bir çalışma yapalım dedim, adamcağız dinledi, böyle dikkatlice, itinayla dinledi, bilmiyorum artık ulaştırır mı ulaştırmaz mı? İnşaAllah ulaştırır, çünkü onun din danışmanı Obama’nın, konuştuğum kişi. İki hayati konu var ondan gerisi gene bir dereceye kadar. Ama genelinde tabi çok iyi niyetli, herhalde onlara bir borcu varmış gibi. Ama mesela hiç çekinmeden öyle tarihi bir konuşma yapsa; Hz. İsa’nın gelişini bekliyoruz, Hz. İsa bütün dinlerin Müslümanların da Hıristiyanların da kutsal bildiği çok sevdiği bir peygamber, onun gelişini bekliyoruz dese dünyada yer yerinden oynar, muazzam bir fayda olur. 1915 olaylarını gündeme getirmeye gerek yok, Türkiye zaten candan yaklaşıyor sevgi dolu yaklaşıyor, kardeş olarak görüyor, sadık millet olarak görüyor, nerenin 1915’i dese gene yer yerinden oynar, yani Ermeniler de onu bağrına basar, Türkler de bağrına basar. Biraz daha geniş düşünmesi gerekiyor PKK konusunda Amerika’nın çok kesin net tavır koyması lazım.
MUHABİR: Net tavır koyması lazım,
ADNAN OKTAR: Tabi, yani sanki alelade orda bir olay varmış gibi yani sosyal bir çalkantı varmış gibi bir üslupla anlatıyorlar, öyle bir konu yok ki, orda Cumhuriyet tarihinin en büyük ayaklanması var ve komünist çetelerin Türk ordusuna Türk askerine Türk polisine saldırması var. Çok büyük bir olay bu, Marksist Leninist Stalinist bir ayaklanmaya Amerika’nın böyle tepkisiz kalması çok anormal olur, o zaman Vietnam’da ne yaptılar o zaman; komünist Çin’le bir mücadele içerisine girdiler...
MUHABİR: Savaşa girdiler.
ADNAN OKTAR: Değil mi, o zaman anti-komünist ise Amerika bu zaman da anti-komünist olması gerekir. Ve net alenen adamlar Ho Chi Mihn’in yöntemlerini kullanıyorlar, Vietnam’daki komünist çetelerin tecrübesini kullanıyorlar ve devletin nizami güçlerine karşı çok acımasız, alçakça bir mücadele veriyorlar. Buna karşı Amerika’nın üslubunu ben soğuk ve lakayıt buldum açıkça söyleyim, ben böyle bir üslubu…
MUHABİR: Terör konusunda özellikle.
ADNAN OKTAR: Tabi terör konusunda, PKK konusunda, evet.
MUHABİR: Tabi bir diğer taraftan yine medeniyetler ittifakı ya da dinler arası diyalog toplantısı İstanbul’da gerçekleştirildi ve siz de tahmin ediyorum aldığım bilgilere göre bazı din adamlarıyla görüşmelerde bulundunuz.
ADNAN OKTAR: Evet, ben Kudüs müftüsü ile görüştüm, Suriye’deki Süryanilerin lideri var, Obama’yla da görüştü o şahıs burada, onunla da görüştüm. Nasıl coşkulular nasıl, yani böyle adamcağız bağrına basıyor beni, sevgi dolu, bütün konuşmalarımı not aldı ahir zamanı anlattım, bu Mehdi konusunu Hz. İsa’nın inişini anlattım, çok kapsamlı not aldı, bayağı hoşuna gitti, çok heyecanlandı, zevkle dinledi. Kudüs Müftüsü de sürekli böyle durup, durup sarılıyor, sevgi dolu maşaAllah. Bakın bölge insanları, dindarlar bir araya geldiğinde hiçbir sorun olmadığı görülüyor, geçenlerde bir haham geldi biliyorsunuz. Uzun sakalı basına da yansıdı, nasıl böyle kapıdan girer girmez o yaşlı başlı adam, nasıl candan sarılıyor, nasıl sevgi dolu ve diyor biz dindarlar diyor kendi aramızda böyle bir ittifak etmiş olsak bütün sorun ortadan kalkar diyor. Bütün mesele dindarların birbirini görüp tanıyıp sayması, sevgi duyması, hürmet etmesi gibi bir anlatımı oldu. Hakikaten de doğru, biz yani iftihar ederiz Museviler gitse sinagogda ibadetlerini yapsalar kippaları giysinler, gezinsinler Allah’ı ansınlar ticaret yapsınlar, mesela Ermeniler gitsinler kilisede ibadet yapsınlar çıksınlar kilise çıkışında birlikte yemek yiyelim, Müslümanlar gitsin Cuma namazına Cuma namazından dağılınca ticaretlerine başlasınlar. Çok tatlı ve güzel bir hayat olur, bizim kardeşlerimizle bir alıp veremediğimiz yok, Ermeniile de bir alıp veremediğimiz yok. Bir avuç ateist kök söktürüyor ortalığa. 1915 de 1915, nerenin 1915’i? Yok 2918 yok bilmem ne bırakın bunları dedim bunu bu şekilde anlattım. Zannediyorum bu biraz daha üstüne gidilirse bir daha kimsenin ağzına almayacağı bir konu olacak gibi geliyor bana, çünkü çok gereksiz bir özenti izah bunlar ve vereceği zararı da düşünmüyorlar, 1915 konusunu açtın mı sen karşılıklı hadi bakalım diyecekler kemik arama. Bu kinden nefretten başka neyi meydana getirir, ne yapacağız yani, kemik bulduğumuzu farz edelim ne yapacağız ne işimize yarar bizim, olmuş bitmiş konu. Onun için sadece sevgiyi esas almak ve bu konudan şiddetle kaçınmak, ağza bunu almamak böyle intikam anıtları şunlar bunlar falan, bunlar son derece riskli ve son derece gereksiz şeyler, bir an önce onun ateşini söndürülmesi lazım. Dağlık Karabağ’da zaten bir iş yaptıkları yok yani kimse yok orda yani hiçbir Ermeni yok boşaltın çıkın oradan bu konu bitsin. Ne alakası var yani belki Türkiye cayarsa gibi düşünülüyor, Türkiye asil millettir soylu millet...
MUHABİR: Sözünün arkasında durur.
ADNAN OKTAR: Tabi, yani herhangi bir aşiret değil ki Türkiye, binlerce yıllık geçmişi olan 5000 yıllık devlet tecrübesi olan bir millet, sen nereye sözünden cayacak diye düşünüyorsun?
MUHABİR: Belki de çok önemli bir ayrıntı Türkiye sadece kendi çıkarını düşünen bir millet değil.
ADNAN OKTAR: Tabi ki, hep insanlara hizmet olsun diye gidiyorlar, nereye gitseler insanlara hizmet olsun, şefkat sevgi yani en zor ortamlarda bile fakir durumda oluyor zor durumda oluyor ama illaki hayır hasenat olsun güzellik olsun.
MUHABİR: Düşmanına bile yardım eden,
ADNAN OKTAR: Tabi.
MUHABİR: Elinden tutan bir milletin torunlarıyız,
ADNAN OKTAR: Biz Ermenistan sınırını açınca biz zengin mi olacağız onun için mi yapıyoruz biz, onlar rahatlasın diye istiyoruz biz, yani orada sıkılmasınlar zorda kalmasınlar canları yanmasın.
MUHABİR: Ticari ilişkiler başlasın, karşılıklı alıveriş olsun.
ADNAN OKTAR: Ferahlasın açılsınlar yani mesela Azerbaycanlılar bizim canımız ciğerimiz kardeşlerimiz, ne işleri var orada ara koridoru da kapattılar tamamen bağlantı koptu o Ermenilerinolayından sonra, gene ufak bir yer vardı onu da kapattılar. Şimdi o sınırın tamamen açılması lazım, en az 40 km 50 km’lik alan bir koridor oluşturulması gerekiyor. Dağlık Karabağ’dan da çekilsinler, açalım Ermenistan’ın sınırını konu bitsin. Bir de bu konunun sürüncemede bırakılmasına gerek yok, gereksiz yere o Azeri kardeşlerimizi de tedirgin etmenin bir âlemi yok. Yani huzursuz oluyorlar tabi çünkü toprakları işgal olmuş, şimdi tamam Ermenistan sınırı açılır da onların sınırları açılması geciktirilirse bu onlara çok ciddi bir eziyet. Yani bir an önce onlar kardeşlerine kavuşmak isterler. Litvanya da öyle, Litvanya’nın bağlantısı çok hayati. Ve Gürcistan; yani bölgenin tamamen açılıp rahatlaması gerekiyor. Gereksiz bir düşmanlık politikası izlemişler, böyle akılsızca, faşist komünist kafayla masonik kafayla dünyayı bambaşka bir şekle sokmuşlar. Kardeşim ne gerek var biz düşman olmak istemiyoruz. Yani niye düşman olayım Ermeni kardeşimle, niye Litvanyalarla düşman olayım ne kadar güzel insanlar ne sevecen insanlar, güzel huylular, efendiler. Hele Gürcüler bizim canımız ciğerimiz kardeşlerimiz onlar, ne alaka yani pasaportlar, vizeler, kapılardan zoraki çıkmalar. Ben atlarım arabaya, basar giderim akşam yemeğimi orda yer geri gelirim yani bu kadar açık.
MUHABİR: Avrupa’da da aynı şekilde, vizesiz Avrupa konusu da bugünlerde çok tartışılıyor zaten, yani normalde herhangi bir alışveriş hizmet götürecek bir Türk vatandaşının Avrupa’da serbestçe dolaşım hakkı olduğu sanılıyor. Almanya’daki bir takım mahkemelerde avukatlar konuyla ilgili uzmanlar bu konuda da büyük bir tartışma içerisindeler yani Avrupa’da bile vizesiz dolaşabileceği söyleniyor Türk insanının, vatandaşının hizmet götüren hizmet alan vatandaşın. Tabi bu ayrı bir konu, ama bir diğer konu yine burada Medeniyetler İttifakı toplantısına katılan Rasmussen daha evvel NATO zirvesi toplantısına NATO toplantılarına Başbakan Erdoğan’ın da tepki gösterdiği, genel sekreter olmasına tepki gösterdiği bir konum sonrasında genel sekreter oldu. Bir takım talepler vardı, onları kabul etti denildi ondan sonra NATO sekreterliğine genel sekreterliğe seçildi. Tabi Rasmussen’in bu tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz? Özellikle tabi geldiğinde özür dileyeceği ifade ediliyordu, 2005 yılında bir karikatür krizi terbiyesizliği diyelim yapmışlardı, bunun sonucunda Türkiye’ye geldi ve Türkiye’de özür dileyeceği bekleniyordu. İşte bir terör örgütünün televizyonunun Danimarka’da faal bir şekilde çalışan terör örgütü televizyonunun kapatılması konusu konuşuluyordu, onunla ilgili herhangi bir adım henüz atılmadı, kapatılacaktı eğer ekonomik ilişkileri varsa kapatılacaktır falan gibi bir takım bahanelerle geçiştirdi burada yaptığı açıklamaları. Yine onunla da ilgili bir izleyicimizin sorusu var, onu da hemen şimdiden sormuş olalım, Rasmussen’i 2005 yılındaki karikatür krizinden 6 ay sonra arılar sokmuştu diyor izleyicimiz, arılar artık
ADNAN OKTAR: Çok iyi olmuş.
MUHABİR: İğnelerini sapladı diyelim, bu olay üzerine hastaneye kaldırılan Rasmussen burnundaki damarların aşırı şişmesinden dolayı zehirlenme geçirmiş ve 3 gün komada kalmıştı, bu sefer de kolu çıktı, daha doğrusu omzu çıktı Rasmussen’in, İstanbul’da otelinde. Bunları Allah’tan ona bir ihtar olarak algılamak doğru olmaz mı Hocam? Demiş İstanbul’dan Ümit Bey, evet
ADNAN OKTAR: Tabi ki bir uyarı ona, ama bakalım ki onda o akıl var mı, o kafa var mı? Yani o…
MUHABİR: Onu o şekilde değerlendiriyor mu acaba?
ADNAN OKTAR: Alkolden artık beyninin damarlarını böyle deformasyon meydana gelmiş bir hali var. O karikatürü yapan adam da, mesela karikatür diyorlar; Peygamberimizin (sav)’in karikatürü, ya adam kendi kendinin resmini yapmış şarapçı ayyaş karaktersiz adam...
MUHABİR: Aynaya bakıp kendi resmini çizmiş,
ADNAN OKTAR: Aynaya bakıp resmini çizmiş, Peygamberin resmini onu kabul etmek çok müthiş bir münasebetsizlik ve çok büyük bir akılsızlıktır. Yani sokakta sen git, bomboş kötü bir resim bul, de ki işte bu benim akrabam yani buna benziyor. Peygamberin (sav) elinden yüzünden nur akıyor, aslan gibiydi ve son derece yakışıklıydı bizim Peygamberimiz (sav), orda adam içmiş alkolü içmiş esrarı kendi resmini çizmiş onu Peygamber karikatürü diye gündeme getirmek çok, çok yersiz, o karaktersizin o cibilliyetsizin resmi bu kadar.
MUHABİR: Allah’a inanan, herhangi bir dine mensup insan bunu yapmaz. Hangi dinden olursa, olsun. Kim yapar efendim bunu? Ateistler mi yapar?
ADNAN OKTAR: Ateist tabi ki, adam Mason, Ateist, kendince böyle laubalilik yapıyor.
MUHABİR: Herhangi bir Müslüman çünkü Hz. İsa’nın, Hz. Musa’nın böyle bir karikatürünü böyle bir şeye asla cüret etmez.
ADNAN OKTAR: O sersemi araştırdım ben çok detaylı araştırdım neyin nesidir, kimin fesidir diye, böyle ruhen dengesiz, psikopat, alkolik, cins bir tip. Mason locasına girmiş, 3. dereceye kadar çıkmış böyle ileriye de gidememiş gerizekalı gibi gördükleri için belki de ilerletmediler. Öyle cins bir tip, dikkati çekmek için her türlü rezilliği yapan bir mahluk, onu oturup adam yerine koymak, onunla muhatap olmak son derece yersiz, bence bu konuda hata yapılıyor yani onu karikatür olarak yani kabul edilmesi çok yersiz. O karaktersizin, cibilliyetsizin, alkolik, şarapçı herifin evet kendi resmi o kadar.
MUHABİR: Evet tabi Rasmussen’in de burada yaptığı açıklama da çok tatmin edici bir açıklama olmadı. Yine terör örgütü televizyonu konusunda çok tatmin edici açıklama yapmadı. Ama istediği, talep ettiği o genel sekreterliği alıp gitmiş oldu bir şekilde. Tabi bu arada izleyicilerimizde sorularını göndermeye devam ediyorlar. İkinci bölümde özellikle onların, değerli izleyicilerimizin de sorularına yanıt vermeye çalışacağız. Sizler ahirzamansohbetleri@hotmail.com dan sorularınızı bizlere yazabilir, gönderebilirsiniz. Aynı zamanda tabi www.harunyahya.tv den yine izleyen, bizi izleyen değerli izleyicilerimiz de sorularını gönderebilirler. Efendim tabi biraz evvel de ifade ettik Obama’nın Türkiye’ye gelmesi sonrasında geniş bir katılım ve Türkiye ile ilgili yapmış olduğu açıklamalar büyük yankı uyandırdı. Türkiye’nin gelecekteki konumuna ilişkin Türkiye işte büyük işte büyük bir güçtür diyecek kadar da oldu. Hatta Obama yaptığı bir açıklamada benim ailemde Müslüman ben de Amerika’da yaşayan onlardan biriyim gibi çok ilginç cümleler de kurdu. Türkiye’nin geleceğine yönelik o güç oluşumunda İstanbul’da yapılan toplantılar, Türkiye’nin son dönemlerde dünya basınında sık yer alması çok önemli faktör değil mi efendim?
ADNAN OKTAR: Türkiye’nin ahlakını dünya beğeniyor. Obama da beğeniyor yani dünyaya örnek olacağını ve olgun kaliteli bir millet olduğunu anladılar. Ekonomik krizin dehşetini bence Obama bütün şiddetiyle yaşıyor. Yani işte destek olmamız gerekir, şunu bunu yapmamız gerekir diyor ama Amerika kendini kurtaramayacak durumda şu an, yani değil ki başkasını kurtarabilsin. Yani kendi kelimenin tam anlamıyla batmaya doğru gidiyor. Tabi gönlümüz hiç istemez, ben Amerikalıları severim, halkını çok severim Amerika’nın, ben Amerika’nın sağlıklı, zinde, neşeli, mutlu bir ülke olmasını, insanlarının zengin olmasını isterim. Gönlümüzün istediği budur, diğer ülkelerin de öyle, ben yani hiçbir ülkeye karşı kin ve nefret duymuyorum. Ülkelerin halkları mazlumdur, masumdur. Oradaki bir kısım yöneticiler, ateistler, ateist Siyonistler, Masonlar sorundur. Yani kan dökmeye meyilli yani komünistler, satanistler, faşistler; asıl sorunu bunlar meydana getiriyorlar. Dolayısıyla Türkiye’nin büyük bir göreve hazırlandığını bütün dünya biliyor. Bu çok acayip, yani materyalist adam da hissediyor içgüdüyle, dindar insan da hissediyor bakın, yani herkes İstanbul’a akın akın geliyor, Ankara’ya geliyor akın akın, Türkiye’de bir şey var diyorlar, yani bir şey olacak; anlamışlar demek ki. o bir şey denen şey, Türk İslam Birliği’nin lideri olmasıdır Türkiye’nin işte. Dünyaya yepyeni bir medeniyet, yepyeni bir çağ açması, dünyanın ufkunu açması, kıyamete doğru giden, felakete doğru giden bu dünyayı geçici olarak inşaAllah Allah...
MUHABİR: Huzura kavuşturmak en azından
ADNAN OKTAR: Huzura kavuşturacak tabi. Yani süratle batmaya doğru giden bu dünyayı bir süreliğine yaklaşık işte 70 yıl kadar, 60-70 yıl kadar bir huzur içerisinde yaşatacaktır Türkiye, onun arkasından gene bir bozulma bekleniyor. Hicri 1545’lerde diyor Said Nursi kıyamet kopar diyor. Ama muazzam bir düzelme olacak işte. İşin şaşılacak yanı da bu yani öyle tahayyül edecekleri gibi değil, her 5 sene, her 3 sene, her 2 sene dünyayı bambaşka bir şekle getirecek mesela, her yıl dünya bambaşka bir şekle girecek. Yani olağanüstü bir gelişme ve olağanüstü medeniyet olacak İnşaAllah.
MUHABİR: Bu gelişmelerin devamında da bir takım dağılmalar, bir takım olumsuzluklar da yaşanacak işte geçtiğimiz günlerde bir CIA’de görevli önemli yetkili görevlerde yer almış bir kişinin yaptığı açıklamada işte Avrupa Birliği 2020 yılında dağılacak diyor.
ADNAN OKTAR: Doğru söylüyor.
MUHABİR: Paramparça olacak diyor. İşte 3-4 parçaya ayrılacak belki diyor. Daha evvel yapılan açıklamalarda Amerika Birleşik Devletleri’nin çökeceği, çok zor durumda kalacağı şeklinde değerlendirmeler de yer aldı.
ADNAN OKTAR: Ama Türk İslam Birliği için ne diyorlar peki? İttifakla diyorlar Türkiye lider olacak, koskoca bir yapı oluşacak ve haritaları da çiziyor adamlar ve bu kaçınılmaz bir son diyorlar yani mutlaka olacak diyorlar. Ne diyorsak o, hadislerde ne belirtiliyorsa o, bakın onlar kaderi çok iyi anlamışlar. Kaderin geleceğini de fark etmişler inşaAllah. Bunları anlarken, onların Kur’an uzmanları, hadis uzmanları var CIA’in, özel bu konularda araştırma yapan laboratuvarları var. Metafizik üzerine çok kapsamlı araştırma yapıyorlar. Adamlar mesela cinler üzerine araştırma yapanları var. Tevrat üzerine yapılıyor, İncil üzerine yapılıyor, Kur’an üstüne yapılıyor. Ve olayı çok net görmüş adamlar, çok açık görüyorlar.
MUHABİR: Bir taraftan da maymun üzerinde yapılıyor efendim yani maymundan gelindiği, Darwin konusu bir taraftan da onun çalışmaları sürüyor.
ADNAN OKTAR: Evet, o deccaliyetin kendince insanları uyuşturmak için ortaya attığı yani dünyanın en kötü, en berbat teorisi ama hem komik, hem akılsızca hem de en berbat teori. Dünya tarihinde ben böyle sapkın bir inanç yani bu kadar zavallı bir inanç hiç görmedim. Yani putperestler bile yine bir puta tapıyor ama put kanalıyla Allah’a ulaştığına inanıyorlar. Yani Allah’a araç olarak görüyorlar. Bunların kafa bambaşka bir şekilde; bunlar atomu ilah haline getirmişler. Atom; mesela kör görmeyen atom bir süre sonra görür hale geliyor. Duymayan, sağır olan atom, duyar hale geliyor. Dokunma hissi olmayan atom, dokunma hissini bilir hale geliyor. Her bir zerreyi, her bir atomu tek tek ilah haline getirmiş durumdalar nereye baksan ya tesadüf diyorlar ya mucize diyorlar. Hücre nasıl oldu; mucize. Protein nasıl oldu; mucize, peki mucize nasıl oldu; Tesadüfen oldu. Kardeşim, insaf yani, yani sanki böyle ağır alkol zehirlenmesi gibi ne konuştuklarından haberleri yok.
MUHABİR: Evet, bu konuyla ilgili, bir dizi de bu konuyu ele aldı geçtiğimiz günlerde bazı insanların bu saçmalığa inanarak, maymunlaştığından bahsetti ki, bu ilginçti tabi ilginç bir tespitti. Yine bununla ilgili bir karikatür geçenlerde dikkatimi çekti. İşte Japonya’da maymunun gelişerek robotlaştığı, robot haline geldiği şeklinde bir hicvetmiş. Bununla dalga geçen bir karikatürdü, güzel bir karikatürdü. İşte Amerikalıların hiphopçu olduğu, işte maymundan geliyor, hiphopçılığa dönüyor. İşte Avrupalıların maymundan gelip, bilgisayar başında oturan kuklalar haline geldiği, Kübalıların yengeç haline geldiği gibi hicvetmiş böyle bir karikatür yapmışlar. Bu da çok dikkat çekici bir karikatürdü. Bununla ilgili tabi tespitler var. Bununla ilgili araştırmalarınız var. Özellikle yoğun bir şekilde bununla ilgili araştırmalarınıza devam ediyorsunuz. Tabi elimizde bir kaset de var onunla ilgili bir kayıt da var. Arkadaşlarımız onu da ekrana getirecekler. Bunun delillerini, bunun ispatlarını siz zaman zaman ekranlardan gösteriyorsunuz tüm izleyicilerimize, yapmış olduğunuz araştırmaların bir kitap haline geldiğini biliyoruz. Yaratılış Atlası var. Tüm dünyada büyük bir ilgi toplamış bir kitap, takdir topluyor ve size de tebrik mesajları yoğun bir şekilde bu kitaplar sonrasında, sorularla birlikte geliyor. Ve onlara da yanıt vermeye çalışıyorsunuz. Onlardan birkaç tanesi de yine elimizde, bununla ilgili neler söyleyeceksiniz başka?
ADNAN OKTAR: Evet, filmimiz de var herhalde bu konuyla ilgili bizim evet.
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Filmimizi yayınlayacaklarsa önce filmi mi yayınlasalar acaba?
MUHABİR: Onları gösterelim ilk önce o amberlerin oluşmasını sonra arkadaşlarımız ekrana getirecekler.
ADNAN OKTAR: Mesela bakın bu
MUHABİR: Şu an getirdiler evet şu anda onu...
ADNAN OKTAR: Evet filmi seyredelim önce
MUHABİR: Evet amberlerin oluşumu, şu anda oluşumu değil mi efendim?
ADNAN OKTAR: Evet, ağaçların reçinesi önce geliyor bu kerataların üzerine doğru yavaş yavaş akmaya başlıyor. O reçine akarken, tabi hayvan onu akledemiyor ondan kaçmayı, reçine bal kıvamında olduğu için hayvanı bir anda alıyor içine yutuyor. Burada da olduğu gibi
MUHABİR: Evet üzerini kaplıyor tamamen
ADNAN OKTAR: Burada da olduğu gibi, mesela bak şu kurbağa da şimdi o kerata da, o da meraklı olmanın...
MUHABİR: Evet şu anda içinde kalıyor.
ADNAN OKTAR: Şu an evet bak başını içine aldı reçine, şu an böcek hem antisepte olmuş oluyor. Oksijenle bağlantısını kesmiş oluyor. Hiç bozulma, kurbağa da onu yakalamak için o da atlıyor onun içine ve sonra olduğu gibi kalmış oluyor.
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Evet amber içinde kalmanın, hayvanların kalmasının en güzel yönü, hiç değişikliğe uğramıyor yani olduğu gibi kalıyor. Mesela bu 25 milyon yıllık, evet film devam ediyor.
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Evet mesela bu termit şimdi onun amber içindeki fosilini gösterteceğim.
MUHABİR: Yaban arısı değil mi efendim?
ADNAN OKTAR: Evet, termit, yaban arısı, kanatlı karınca, akar hepsi karışık
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Yaban arısı da var. Bu da yaban arısı, kanatlı karınca da var. Akar da var. Hepsi bunun içinde birikmişler, size bilmiyorum yakın getirebiliyor muyum? Evet, yavaşça güzel, çok güzel bakın hepsi içine doluşmuşlar keratalar, içinde donmuş kalmış, hem antiseptik yapısı olduğu için, hem de oksijenle bağlantıyı da kestiği için hayvanda hiçbir bozulma olmamış, o yönden çok mükemmel, çok mükemmel büyük bir delil. MaşaAllah. Evet, yine burada kanatlı karınca, örümcek, tatarcık ve ağaç yaprağı da var. 25 milyon yıllık, önce bir gösterelim. Evet, şimdi de amberimizi gösterelim. Çok nefis korunmuş bayağı güzel bir amber .
MUHABİR: Evet içerisinde küçük, küçük sinekleri falan da görebiliyoruz.
ADNAN OKTAR: Evet hepsi var içinde. MaşaAllah mükemmel korunmuş.
MUHABİR: Evet, evet tabi sorularımıza da geçelim. Selam Adnan Hocam demiş.
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam
MUHABİR: İzleyicimiz özellikle kâinattaki dengeler benim çok dikkatimi çekiyor demiş yine konuyla alakalı örneğin eğer dünyanın etrafında ay olmasaydı, dünyada günler kısalıp, 8 saat olurdu. Rüzgârın hızı her an saatte 160 km olurdu ve okyanuslarda sürekli büyük tsunamiler yaşanırdı. Büyük meteorlar da dünyaya ulaşabilir ve buzul çağı başlardı. Yani dünyada yaşam mümkün olmazdı. Kâinattaki dengelerin birinde bile böyle muazzam bir ölçü varsa, nasıl bütün evrenin tesadüfen oluştuğunu iddia edebiliyorlar Hocam demiş, bazı kendini bilmezler ve izleyicimiz Salih Akkoyuncu Sinop’tan yazmış.
ADNAN OKTAR: Evet; kâinatta, ama tamamında mükemmel kusursuz bir matematik yapı var. Allah yaratılışta canlılarda geometriyi kullanıyor. Atomun yapısında, yani mikrokosmoz denilen sistemde de, en ince küçük detaylarda da muazzam bir matematik sistem var. Her yerde Allah matematiği kullanmış, her yer matematik sistemle kodlanmış durumda, mesela atomun yapısında nefes kesecek bir sistem var. Yani çekirdek, etrafında elektron saatte 300.000 km. hıza yaklaşıyor yani neredeyse ışık hızına yaklaşıyor. Jet gibi dönüyor, 7 kat var. 7 katın içerisinde yüze yakın elektron dönüyor.
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Ve birbirlerine hiç vurmadan ve çarpmadan ve dünyanın yaratılışından beri, büyük bir enerji ile dönüyorlar. Balyozla üstüne vuruluyor. Hiç tınmıyorlar, yine dönmeye devam ediyorlar. Yani bunu anlatıyor fizik âlimleri ama, insanlar dinleyip geçiyor birçok insan. Bunların hiç biri makul değil; yani çekirdeğin etrafında saatte 300.000 km hıza yakın bir hızla dönecek, 7 kat yörünge oluşturacak, yörüngelerinde de hiç şaşmayacak ve yüze yakın elektron birbirine hiç vurmadan muazzam bir hızla dönmeye devam edecekler.
MUHABİR: Buna da tesadüf diyecekler.
ADNAN OKTAR: Buna da tesadüf denecek ve bütün kainat böyle olacak, tamamı ama kainatın, bu nefes kesecek bir şeydir. Yani insan sırf şunu düşünse, bu konuyu düşünse nutku durur. Yani Allah’a inanmanın dışında hiçbir yol bulmaz. Mesela bilim adamlarının açıklamalarına bakıyoruz. Adamlar diyor, bu dönüşün hızından dolayı siz maddeyi böyle blok gibi görüyorsunuz. Yani göze o şekilde bir görüntü veriyor. Normalde saydam diyorlar madde, çünkü çekirdekle elektronun arasındaki uzaklık çok muazzam, örnek vermiştim ya mesela buradaysa çekirdek, mesela bu fincansa çekirdek, Avcılar’da elektron dönüyor. Tabi ki bir saydamlık meydana geliyor.
MUHABİR: Bu fizikte ve metafizikte farklı şekilde değerlendirilebiliyor.
ADNAN OKTAR: Tabi, tabi
MUHABİR: İlginç
ADNAN OKTAR: Mesela renk; ben mesela siyah renk dışarıda var zannediyordum. Bilim adamları renk bir şey yok dışarıda diyorlar. Sadece dalga boyları var diyorlar. Yani o cisimden, o maddeden meydana gelen dalga boyları, beyin bunu böyle yorumluyor. Ben mesela dışarıda ışık var zannediyordum. Işık da yok dışarıda diyorlar. Çünkü yine ışık da öyle dalga olarak geliyor. Onu da beyin yorumlamış oluyor. Yani dışarısı da simsiyah karanlık diyorlar. Bütün bilim adamları, bütün fizikçiler bunu söylüyor. Ne ışık var diyorlar, ne renk var, ne ses var.
MUHABİR: Peki efendim yani hâşâ diyelim ki öyle. Bunu bu gözü, bu beyni, bu aklı bu vücudu yaratan kim? Yüce Allah’tan başka kim olabilir?
ADNAN OKTAR: Zaten yani sırf şunu bilen bir insan bile bak dışarısı karanlık, beyinde Allah aydınlık bir alem yaratıyor. Bakın pırıl, pırıl bir dünya yaratıyor. Sırf şununla iman eder bir kere yani, bakın bak başka bir şey değil, sırf şu.
MUHABİR: Başka bir şeye gerek yok.
ADNAN OKTAR: Bitti yani, bu kadar. Yani dışarıda ses yok, benim beynimde birisi bunu duyuyor. Ne demek bu? Yani iman etmenin dışında yani biraz aklı olan bir insanın başka ne yapabileceği bir şey olabilir? Mesela, dokunma hissi, ben eskiden bir yere dokunuyorum zannediyordum. Meğer dokunma diye de bir şey yokmuş, çünkü elektronlar birbirini itiyor.
MUHABİR: Efendim sizin siyah gördüğünüzü ben belki beyaz görüyorum. Bu açıklamalara girer evet.
ADNAN OKTAR: Tabi tabi
MUHABİR: Dilerseniz kısa bir ara verelim. Kısa bir aradan sonra bu güzel sohbetimize kaldığımız yerden devam edelim. Evet sizlerde tabi ahirzamansohbetleri@hotmail.com dan sorularınızı gönderebilirsiniz. Merak ettiğiniz, bu konularla ilgili merak ettiğiniz her türlü soruyu gönderebilirsiniz. Biz kısa bir ara veriyoruz. Kısa bir aradan sonra tekrar burada olacağız.
Evet, sevgili seyirciler İstanbul’dan canlı yayında, haftanın konuğunda Sayın Adnan Oktar ile birlikteliğimiz devam ediyor. Sohbetimize kaldığımız yerden devam edeceğiz. Ama geçenlerde yine geçtiğimiz günlerde bir haber okudum. ABD’de bir başörtülü bayanın, öğrencinin daha doğrusu, kız çocuğunun okulda diğer arkadaşları tarafından hor görülmesi, tacizde bulunulması, tehditler alması sonrasında Amerika’da mahkeme yoluna başvuruluyor ve kız öğrenciye 350.000 dolar tazminat ödenmesini kararlaştırılıyor. Tabi bu konuda çok ciddi, önemli bir konulardan bir tanesi, Amerika’da böyle bir kararın alınması, bir başörtülü öğrenciye başör0üsü taktı diye tehditler edilmesi, hor görülmesi, dışlanması bununla ilgili neler söyleyeceksiniz? Dünyanın birçok bölgesinde zaman, zaman yaşanıyor ki geçmiş dönemde de Türkiye’de çok sık yaşanmış bir konu.
ADNAN OKTAR: Katolikler kendi kıyafetleriyle sokakta gezsinler. Benim idealim bu. Museviler kippalarla gezsinler, o örtüleri var üstlerinde böyle kollarına da bir şey sarıyorlar meşinden, dindar hanım kızlar da başlarını örtsünler. Çok güzel olur yani bunda hiçbir şey yok. Kimi inancından örter, kimi de saçında bir rahatsızlığı vardır örtebilir. Yahut görünüşünü beğenmiyordur örter. Bu yüzyıla hiç yakışmıyor.
MUHABİR: Tartışılacak bir konu değil artık yani bu.
ADNAN OKTAR: Bu ayıp yani çok çok ayıp yani bu yakışmıyor. Ve hem vicdanlarda da çok ciddi bir rahatsızlık meydana getiriyor. Bir de bizim milletimiz artık uyanmış, aklı başında, kültürlü, doğruyu, eğriyi gören insanlar, bir de sistem artık oturmuş, yani laikliğin, modern olmanın, akılcı olmanın ne kadar güzel olduğunu zaten insanlarımız görüyor. Bütün dindarlarımız da zaten çok olgunlar. Bence artık ayıp yani bu ayıp kalkmalı, bu çocukları bu kadar rencide etmek, bu kadar tedirgin etmek; yani çok hem günah, hem ayıp yakışık almıyor, yani çok acayip duruyor.
MUHABİR: Evet efendim gelen sorulardan da size yöneltmek istiyorum. Hayırlı akşamlar Hocam demiş, izleyicimiz kısa bir süre önce bir iş için İsveç’te bulunmuştum ve İsveç hükümetinin 1980’li yıllara kadar Tatarlara yönelik uyguladığı etnik soykırımı anlamaya çalışmıştım. Sami ve Tatar kadınlar üremesin diye kısırlaştırılmışlardı. Meğer bunun nedeni sarışın, mavi gözlü Anglo Sakson ırkın kendilerini daha asil görerek İskandinav yarımadasına hâkim olan Tatar ırkını yok etme girişimleriymiş. Bu konu hakkında bir yorumunuz olacak mı? Gürkan Sunter İstanbul’dan
ADNAN OKTAR: Tatarlar çok acı çekti kardeşlerimiz, o mübarek kardeşlerimiz çok ızdırap çektiler. Özellikle Ukrayna’da çok zorlu bir hayatları oldu biliyorsunuz. Bunlar hep faşist düşüncenin, Darwinist kafanın sonucu olan kötü ve çirkin işler. Ama inşaAllah biz bu sıkıntıları bu kötülükleri, bu acıları Türk İslam Birliği’nin şefkatli ruhu içerisinde tamamen dağıtıp yok edeceğiz. Ukrayna Tatarları da çok rahat edecekler, Litvanya, Estonya her yer bunlar hep güzel insanların yerleri.
MUHABİR: Tüm etnik kimliklere eşit mesafede yaklaşım
ADNAN OKTAR: Evet bunlar hep dünyanın en güzel insanlarının olduğu yerler. İnşaAllah hepsinde bir hürriyet, demokrasi, sanat, güzellik, ferahlık, neşe, sevinç yani dünyada güzel olan her şeyi her yere inşaAllah Türk İslam Birliği yayacak. Bu olgunluktayız, bu güzellikteyiz, üslupta bu görülüyor yani Türk Anadolu halkının, bu güzel soylu milletin ana karakteridir bu, her şeyi güzelleştirmek, güzeli daha güzel hale getirmek, biz bununla görevliyiz inşaAllah. Bu ekonomik krizin çökerttiği, manevi krizin çökerttiği dünyayı, hem maddi, hem manevi kalkındıracağız İnşaAllah.
MUHABİR: Evet, Bismillahirrahmanirrahim demiş izleyicimiz Sadullah Nuri Solak Konya’dan Şeyh Nazım Hocamla aranızda olan manevi durumu açıklar mısınız demiş izleyicimiz.
ADNAN OKTAR: O benim canımdır, benim çok, çok sevdiğim değerli büyüğümdür. Mürşidimdir, muhterem büyüğümdür. Çok nazik, çok efendi, çok derin düşünen bir insan, mesela toplantılarında asla bir nezaketsizlik olmaz. Her şeyi çok güzel planlar, çok güzel düzenler, üslubu nefistir, sohbetleri çok çok güzeldir. Dünyanın en iyi insanlarından birisidir diyebilirim, maşaAllah. Şu an yaşlı ama maşaAllah var gücüyle yine gayret ediyor Allah ömrünü kat kat artırsın. Uzatsın ömrünü İnşaAllah. Cennette de kardeş etsin İnşaAllah. Kardeşimiz de eğer Şeyh Nazım Hocamızı böyle seviyorsa ona da ne mutlu. İnşaAllah sevenleri çoğalsın.
MUHABİR: Peki efendim, Hocam her şeyden, her şey atomlardan oluşmuşsa, biraz evvel de değinmiştik bu konuya, atomunda %99.9’u boşluksa, biz nasıl sertlik, katılık gibi şeyleri hissedebiliyoruz. Bunun bir açıklaması da sizin her zaman anlattığınız dışarıdaki maddenin aslıyla muhatap olmamız sadece bize Allah’ın verdiği hislerle muhatap oluyor olmamız mı diye soruyor Murat Bey Ankara’dan.
ADNAN OKTAR: Kâinat tam anlamıyla metafizik aslında, tam metafizik yani bilim adamları fizikçilerden iman etmeyen hemen hemen yok gibi yani bu sistemi görüp de bir adam nasıl iman etmesin? Beyninin içinde oluştuğunu görüyor. Maddenin gerçek anlamda saydam olduğunu biliyor. Işığın dışarıda olmadığını biliyor. Nereye baksak bir metafizik var, nereye baksak bir Allah’ın matematik sistemiyle, muazzam bir geometriyle, muazzam bir düzgünlükle karşılaşıyoruz. İman etmemek zaten mucizedir. Yani benim hiç aklım almıyor yani düşünüyorum nasıl bir mantık olabilir, nasıl bir beyin olabilir de böyle bir şeyi insan elde eder diye düşünüyorum. İçinden çıkılacak gibi değil tek açıklaması var. Mucizedir. Çünkü iman etmek çok makul yani ikinci bir ihtimal olmaz. Yani benim beynimin içinde saat oluşuyorsa, fincan oluşuyorsa ben ne diyeyim buna başka, yani aklı başında bir insan ne diyebilir? Mesela kalem oluşuyor beynimin içerisinde. Bunu fabrikada yaptığını adam iddia ediyor. Ama Allah benim beynimin içinde bir anda meydana getiriyor.
MUHABİR: Peki şunu sorayım efendim o zaman şimdi sizden örnek verelim. İşte beyninizin içindeki bir oluşum gözünüzden aldığınız o elektroniklerle şeyleri oluşturuyorsunuz. Beni de mi oluşturuyor. Ben de bir insanım, insan karşıdaki insan,
ADNAN OKTAR: Siz atomlardan oluşmuş, normal dışarıda saydamsınız siz, tabi benim gözüm sizi böyle görüyor. Yani…
MUHABİR: Yoksa ben yokum değil mi?
ADNAN OKTAR: Tabi yani normal olarak görülmezsiniz, yapıdan dolayı öyle, mesela sesiniz de duyulmaz. Yani ses, ses dalgaları gelir sadece sesiniz duyulmaz. Renk hiç yok zaten, ışık da yok. Yani çok büyük bir mucize bu.
MUHABİR: Peki efendim, Hocam hürmetler Charles Darwin’in ‘bir tavus kuşunun tüyü ise ne zaman baksam beni hasta ediyor’ sözünü geçen gün sizin www.evrimcilerinitirafları.com siteniz de okudum demiş izleyicimiz. Hocam hem Darwin’in hem de diğer evrimcilerin evrim teorisinin geçersizliği ile ilgili o kadar çok itirafları var ki peki insanlar bunları gördükleri halde nasıl hale bu saçma teoriyi savunabiliyorlar demiş İsmet Ali Aca Tokat’tan
ADNAN OKTAR: Mucize olarak savunuyorlar. Mucizenin dışında bir açıklaması yok. Geçenlerde de gösterdim. Mesela şu kar tanesi; şu geometrideki mükemmelliğe bakın, teknik matematik düzgünlüğüne bakın. Ve milimine milimine santimine santimine birbirinin aynısı, kusursuz bir mükemmellikte yani sırf tek bir kar tanesi bile aklı başında bir insan için iman etmesi için yeterli bir de bunun içi atomlarla dolu ve bu her parçasında da ayrı mükemmellikler oluşuyor.
MUHABİR: Ayrı bir desen var. Ayrı bir güzellik var.
ADNAN OKTAR: Orda da ayrı desenlikte oluyor yani. Yani ne diyeyim ben, insanın nutku tutuluyor maşaAllah,
MUHABİR: Hocam Selam.
ADNAN OKTAR: Aleykümselâm.
MUHABİR: Hocam günümüzde bazı şarkılarda ve bazı esprilerde dine karşı çok saygısızlık yapılıyor. Kuran’da bir ayette ‘ Bize derin saygı gösterirlerdi ’ diye buyruluyor. Hocam bu saygısız üslubu duyduğumuz da ne yapmamız gerekir. Kendimizde bu derin saygıyı nasıl oluşturabiliriz demiş Murat Şenli İstanbul’dan.
ADNAN OKTAR: Makul bir insanın, dengeli bir insanın Allah’tan korkmaması mümkün değil. Yani titrer böyle. Çünkü beynin içinde şu kadarcık yerde yaşayan bir insanın kabadayılık yapması, kendini büyük görmesi, enaniyet yapması yani çok çılgınca bir hareket. Çok çok çılgınca yani tarifi mümkün değil. Bu kadar aczine rağmen ve görüntüden ibaret bir dünya seyrediyor yani. Bir monitörün başında ruh sahibi bir varlık. Düşünün. Monitörden dünyayı seyrediyor ve orda enaniyet yapıyor. Yani karınca sığmaz o beynindeki yere küçük karınca sığmaz yani o kadarcık bir yerde. Bütün alemi orada görüyor. Bütün dünyayı orada yaşıyor. Kutsi bir hadiste vardı. “Ben yere göğe sığmadım, Mümin kulumun kalbine sığdım” diyor Cenab-ı Allah, işte aynı zamanda bu konuya da işaret edilmiş oluyor. Cenab-ı Allah buna da işaret etmiş oluyor. Mesela bakın şu gerçek bir kelebek. İlaçlanmış muhafaza edilmiş. Yani şunu gören insan ne düşünebilir. Şu muntazamlığına bakın şu renklerin güzelliğine maşaAllah ne kadar özenli. Mesela gene şurda da öyle gene, şu kerataların süslerine bakın, ne kadar simetrik düzgün mükemmel bir matematik bir sistem ve mükemmel bir boyama var. Renkler nefis, keratalar orda donmuş kalmışlar. Mesela burada da gene aynı şekilde, Evet, her biri birbirinden güzel bunların, cennet süsü gibi keratalar maşaAllah. Gören dikkatli bir göz için bunların tek bir tanesi bile yeterli çünkü kanadın uçundaki küçücük bir parçada bile bu kelebeğin ve bundan sonraki soyların bütün özellikleri kodlanmış durumda
MUHABİR: Üzerlerindeki desenler
ADNAN OKTAR: Evet maşaAllah
MUHABİR: O kanatlarının şekilleri o güzellikler
ADNAN OKTAR: MaşaAllah maşaAllah. Bakın şu renklere bakın ben burada yakından görüyorum. Metalik parlaklıkta yani metalik renkler var. Metal gibi pırıl pırıl parlıyor. Burda belki görülmüyor olabilir. Çok şeker maşaAllah. Bunları görüp de iman etmemek, Allah’ın farkına varamamak için yani herhalde bayağı bir sorunlu olmak gerekiyor.
MUHABİR: Peki efendim. İyi yayınlar dilerim demiş Hocam bugün Ortadoğu petrol ve doğalgaz gibi doğal kaynaklara Orta Asya ve Kafkasya altın, bor, petrol, alimünyum gibi zengin yer altı kaynaklarına sahip. Hocam İslam dünyası Türk İslam Birliği ile bu imkânlarını birleştirdiğinde biz Müslümanlar dünya ekonomisinin bile öncüleri olabiliriz İnşaAllah siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Destekçiniziz Hocam selametle kalın demiş Hayri Duman Sakarya’dan
ADNAN OKTAR: Doğru söylüyor kardeşimiz. Dünyanın gelmiş geçmiş en zengin devleti olacağız İnşaAllah en zengin devletler topluluğu olacağız, en zengin birleşmiş Türk İslam Birliği Topluluğu olacağız İnşaAllah
MUHABİR: Yer altı kaynaklarımız,
ADNAN OKTAR: Her yönden her yönden İnşaAllah,
MUHABİR: Ki bor madenini düşünün Türkiye’de o denli bir maden,
ADNAN OKTAR: Hepsi bizde madenlerin; demir, bakir, çinko hepsi bizde; bor, petrol yani Azerbaycan petrollerini düşünün, Irak petrollerini, Kuveyt petrollerini düşünün, hepsi bizde
MUHABİR: En önemli maden de kalbimiz belki de sevgimiz değil mi efendim şu dünyada.
ADNAN OKTAR: Çok çok güzel inşaAllah. Bizim en güzel yönümüz imanımız sevgimiz, Allah’tan korkumuz, samimiyetimiz, deli âşık olmamız, Allah için yaşamamız.
MUHABİR: Sevgili Adnan Hocam, Röportajlarınızda yerin altı yaratılışı ispat eden fosil kaynıyor diye söylemiştiniz. Gerçekten de 7 Nisan tarihli gazetelerde Gümüşhane’de 310 milyon yıllık Trilobit fosili bulundu diye bir haber okudum. Fransızlar bulunan fosile büyük ilgi göstermişler. Anadolu da araştırma yapılsa kim bilir yaratılışı ispat eden daha ne kadar çıkacaktır. İzmir’den Emre Taşkıran
ADNAN OKTOR: Çok fazla çıkıyor da basına yansımıyor olabilir. Yani hem maden ocaklarında çok fazla çıkıyor hem kazılarda çok fazla çıkıyor.
MUHABİR: Belki de çok dikkat etmiyorlar. Fazlaları atıyorlar.
ADNAN OKTAR: Tabi, tabi. Maden Teknik Araştırmanın çalışmalarında da yani dozerlerin altında eziliyor onlar yani on binlerce çıkıyor. Yer kaynıyor.
MUHABİR: Evet yine farklı bir konu, Hocam günlerdir organize şubede işkence gören bir kişinin nasıl işkence gördüğü tüm televizyon ve gazetelerde yayınlandı. Herkesin tüyleri ürperdi ama Mehmet Ali Birand’a da açık, açık biz daha önceden kesin olarak inanmıyorduk. Ama yanılmışız. İşkence görmüş bu kişi açıklamasını yapmış. Hocam ben hatırlıyorum gizli kamera görüntülerine bakıp bu kişi için işkence görmemiştir diyorlardı daha evvel yapmış oldukları haberlerde. Zaten bunu Birand evet öyle diyorduk ama yanılmış yanılmışız da olabilirdik, döndük diyor. Peki, hocam size de inanmayanlar aynı kişilerdi. Gizli kamera görüntülerini servis ettiren de eden zaten şu an hapiste diyor. Hocam gerçekler bir, bir ortaya çıkıyor öyle değil mi? Can Hasırcı İstanbul’dan
ADNAN OKTAR: Can Hasırcı kardeşimiz haklı. Çünkü biz de dedik bize işkence uygulandı dedik, inanmadılar. Fakat sonra Cumhuriyet Savcısı açıkladı izahında. Bu kişiler diyor avukat huzurunda olmadan, yanlarında avukat olmadan ve işkenceyle ifade verdiler diyor. Dolayısıyla bu ifadeler geçersizdir diyor. Mesela bu çok net. İkinci olarak diyor bu kişiler zaten bir kısmı beraat etmiş. Bu mahkeme aynı delillerden beraat vermiş, aynı deliller aynı dosya olduğuna göre bu kişilere de beraat verin diyor. Ayrıca dosyada hiçbir suç unsuru yok diyor savcı. Ama en önemli olarak üstünde durduğu şey işkenceyle yapılmış ve avukat olmadan alınan ifadeler. Bunları duyduklarında, o zamanlar şahıslar hikaye gibi dinliyorlardı. Ama bugün bunların gerçek olduğunu gördüler. Savcının da ifadesi demek ki güvenilir bir ifade.
MUHABİR: Evet bir diğer sorumuz yine izleyicimizin sorusu Hocam yıllarca ünlü bilim adamlarının Allah inancı bizden gizlemişlerdi gizlemişlerdir. Oysa ünlü fizikçi Newton’un şu sözünden çok etkilendim. Bizler Allah’a muhtaç aciz kullar olarak, kendi aklımıza göre Allah’ın aklının büyüklüğünü ve yüceliğini görmeli ve ona teslim olmalıyız diyor Newton. Ayrıca Einstein, Mendel, Pasteur gibi ünlü birçok bilim adamı Allah’a iman ediyorlar. Onların teorileri anlatırken aynı zamanda Allah ile düşünceleri de anlatılsa iyi olmaz mı diye sormuş Nalân Hanım İzmit’ten.
ADNAN OKTAR: Doğru söylüyor modern fizikçiler fizikçilerin hepsi Allah’a inanırlar. Mendel de Allah’a inanıyordu. Einstein da inanıyordu. Doğru söylüyor kardeşimiz.
MUHABİR: Evet değerli hocam geçen akşam Alperen Ocakları başkanı ile yaptığınız sohbeti dinlerken beyefendinin nasıl siz bizlerin destekçisi iseniz arkamızdaysanız, Alperenler de sizin arkanızdadır demesi çok hoşuma gitti. Gurur duydum. Vesilenizle birçok farklı kesimden kardeşimiz aynı çatı altında toplanacak inşaAllah hocam Allah sizden razı olsun demiş Hasan Kavaklı Diyarbakır’dan.
ADNAN OKTAR: Alperenler bizim canımız, ciğerimiz, aslanlarınız, yiğitlerimiz Muhsin ağabeyimizin bizlere emaneti onlar. Kıyamete kadar evvelAllah, Allah’ın izniyle dimdik ayakta duracaklar. Türk İslam Birliğinin şanlı yiğitleri, Türk İslam Birliğinin oluşmasında çok büyük emekleri geçecek inşaAllah o mübarek kardeşlerimizin, şu andan itibaren zaten başlamış durumdalar zaten. Muazzam bir atak içindeler. İnşaAllah bu güzel netice alınıncaya kadar gayret edecekler. Güzel netice alındıktan sonra daha güzelleştirmek için gayret edecekler inşaAllah.
MUHABİR: Evet son, Sayın Yazıcıoğlu’nun helikopterdeki son görüntüleri de uzun bir süre sonra aradan günler geçtikten sonra yayınlandı televizyon ekranlarında. Muhabirin helikopterde yaptığı o röportaj belli bir bölümü yayınlandı yine hepsi yayınlanmadı belki bilmiyorum ama bu da dikkat çekici bir görüntüydü.
ADNAN OKTAR: Evet eğer bir mahsuru yoksa aslında bütün görüntülerin verilmesi gerekir. Çünkü o bir ihtiyaç yani önemli bir konu. Yani saklı gizli bir şey varmış imajı verebilir. Eğer olağanüstü bir gerekçe yoksa tamamının bu görüntülerinin verilmesinde fayda var.
MUHABİR: Çünkü ilk önce kaset yok denildi.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Görüntü yok denildi. Spor müsabakası var denildi. Sonradan görüntüler verildi. Tüm açıklığıyla artık araştırmaların yapılıp sunulmasında fayda var.
Evet, ben bir konuyu çok merak ediyorum demiş izleyicimiz yine acaba açıklayabilir misiniz? Cennete giden biri dünyadaki ailesini akrabalarını ve arkadaşlarını hatırlayacak mıdır? Mesela akrabalarının cennette mi cehennemde mi olduğunu araştırır mı? Yâda bir arkadaşını merak edip araştırır mı? Yoksa doğal olarak onların nerede olduklarını bilir mi? Allah razı olsun demiş Hocam demiş Niğde’den Aydan Çiftçioğlu
ADNAN OKTAR: Cenab-ı Allah Cennet de sevenleri dostları tabi ki bir araya getiriyor.
MUHABİR: Bir araya getirecek.
ADNAN OKAR: Tabi gösteriyor birbirlerine. Cennetin güzelliklerinden bir güzelliktir o. Yani eşleri, çocukları, akrabaları ve bütün tanıdıklarıyla beraber olacak ama bir kısmı ile de orada tanışacaklar. Mesela (sav) efendimizi biz dünya gözüyle görmedik ama kalben görüyoruz, orda yüz yüze göreceğiz İnşaAllah, Hz. Musa’yı, İbrahim, İshak, Yakup, Hz. Âdem hepsini göreceğiz İnşaAllah
MUHABİR: Herkes bir de kardeş olacak zaten orada,
ADNAN OKTAR: Tabi tabi inşaAllah,
MUHABİR: Hocam siz röportajlarınızda bütün olayların Mehdi ve Türk İslam Birliği etrafında döndüğünü söylemiştiniz. Bu son dönemlerde önce Papa gelip Ayasofya’yı gezdi. Şimdi de Obama gelip yine Ayasofya’yı gezdi Sultanahmet’i de gezdi. Ayasofya çok önemli bir yer. Hz. Mehdi, Hz. İsa ve Hz. Hızır Ayasofya’da bir araya gelebilirler demiştiniz. Bütün bu kişilerin arda arda hem Türkiye’ye gelmeleri hem de Ayasofya’yı gezmeleri çok manidar değil mi Hocam diye sormuş Ankara’dan Hasan Sarıdağ izleyicimiz.
ADNAN OKTAR: Daha önce de söyledim Ayasofya’nın altı da doludur. Üstü de doludur. Yani çok önemli bir yerdir. Ecdat Topkapı Sarayı’nı oraya getirirken bir bildiği var ki yapmış. Yani hepsinde bir hayır hikmet var İnşaAllah
MUHABİR: Evet Adnan Hocam ben 22 yaşındayım, genç bir izleyicimiz, dört yıldır namaz kılıyorum Allah kabul etsin. Tabi oruçlarımı tutuyorum ve Kuran okuyorum demiş izleyicimiz. İman ettikten sonra gerçek huzuru buldum. Ahirete de kesin bilgi ile inanıyorum. Fakat ailemi bir türlü inançlı hale getiremiyorum demiş, ne yapmam gerekir diye soruyor Cemile Övün Adana’dan.
ADNAN OKTAR: Hz. İbrahim nasıl babasını nasıl ikna edemedi. Nuh hanımını nasıl ikna edemedi, oğlunu nasıl ikna edemedi, Lut hanımını nasıl ikna edemedi, demek ki Cenabı Allah istediğini Cennete istediğini Cehenneme koyuyor. Bunu gösteriyor Cenab-ı Allah bizim ailemizden dahi olsa bir kısım insanlar cennette olacaktır. Bir kısmı cehennemde olacaktır. Bu çok makuldür. Allah herkese hidayet vermeyebilir. Biz sadece anlatmakla mükellefiz. Olursa olur. Olmazsa olmaz. Olmazsa gene saygı duyarız. Olursa gene saygı duyarız. Ahirette herkes olayın tam karşılığını anlamış olacak inşaAllah.
MUHABİR: Ahirete inanmak gerekiyor.
ADNAN OKTAR: Evet, evet
MUHABİR: Önemli tabi Allah ıslah etsin demekten başka yapacak bir şey yok.
ADNAN OKTAR: Evet,
MUHABİR: Allah onların kalp gözlerini açsın
ADNAN OKTAR: Hidayet nasip etsin inşaAllah.
MUHABİR: Hocam bildiğiniz gibi ahir zamanda şeytan Müminlerle sürekli uğraşıyor ve açık vermesini sabırla bekliyor. Allah bir ayetinde “İki topluluğun karşı karşıya geldikleri gün sizden geri dönenleri kazandıkları bazı şeyler dolayısıyla şeytan onların ayağını kaydırmak istemişti’’ (Al-i İmran Suresi, 155) diye buyuruyor. Bir Müslüman asla bundan bir şey olmaz dememeli değil mi hocam demiş yoksa küçük gözüken tavırlar, tavizler geri dönüşü olmayan bir yola sapmasına neden olabilir diye düşünüyorum diyor izleyicimiz Zeynep Okumuş Denizli’den
ADNAN OKTAR: Bu kısacık dünyada, bu sonsuz güzel Allah’ımızı böyle hoşnut etmek varken, onun Cenab-ı Allah’ın beğenmemesine vesile olacak bir şeyi yapmak en ufak bir şeyi yapmak bile çok büyük akılsızlık olur. Madem Allah bize böyle imkan vermiş güç vermiş deli âşık olarak vargücümüzle Allah’ımıza en güzel tavrı sunmakla mükellefiz. Her şeyin en güzelini yapmakla mükellefiz yani Allah’ın rızasının en çoğunu aramakla mükellefiz. Ben geçenlerde de örnek vermiştim. Mesela ben buraya geliyorum Allah’ın rızası için geliyorum. İstersem başka bir şey de yapabilirim. Gene onda da Allah’ın rızası var diyebilirim kendimi kandırabilirim ama kendimi kandırmıyorum. En fazla neyse onu arıyorum. Herkes buna çok özen gösterecek. Allah’ın rızasını aramakla yetinmeyecek Allah’ın rızasının en fazlasını arayacak. Çünkü Allah’ın rızasını arayan insan her şeyi yapabilir. Ama en fazlasını arayan bir tanesini yapar ve en doğrusunu yapar. Biz de bunu yapacağız İnşaAllah.
MUHABİR: Gücünün yettiğince Allah rızasını aramak için en fazlasını yapmak gerekiyor,
ADNAN OKTAR: En mükemmelini yapmak lazım evet.
MUHABİR: En iyisini yapmak gerekir diyorsunuz.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah, inşaAllah,
MUHABİR: Peki efendim burada şu soru geliyor aklıma. Tabi hem dünya için hem ahiret için çalışacağız. Yani çünkü bakıyoruz günümüzde sadece kendini dünya işleriyle dünya olaylarıyla meşgul eden insanlar var. Sadece kendisini ahiret için öbür dünya için meşgul eden insanlar var. Muhakkak Allah-u Teâlâ hem bu dünya için hem ahiret için çalışın diyor insanlara, bunla ilgili neler söyleyeceksiniz?
ADNAN OKTAR: Bakın mesela bu güzel kakma bir kapı var. Osmanlı tuğralı mesela bu bir güzelliktir. Ama bunun teknik aletleri olmasa, bunu yapacak usta olmasa bu olmaz. Ne bileyim burada bir fincan var. Bir güzellik. O zaman hiçbir güzellik olmaz. Yani Allah bizim dünyayı güzelleştirmemizi istiyor. Ahiretimizi de güzelleştirecek tavırlar sergilememizi istiyor. Tabi ki dünyada en güzel yiyecekleri, en güzel giyecekleri, en güzel evleri, en güzel arabaları insanlara sunmakla mükellefiz biz. Türk İslam Birliğinin özelliği bu olacaktır.
MUHABİR: Çalışacağız ve üreteceğiz sürekli üreteceğiz üretmekten geliyor tabi ki,
ADNAN OKTAR: Tabi, tabi her şeyin en güzelinde, mesela biz vatandaşlarımızı niye böyle köhne evlerde yaşatalım. Pırıl pırıl aydınlık, içlerinin açılacağı evlerde yaşatacağız tabi ki, geniş caddelerde bağlık bahçelik ortamlarda niçin hiç bahçe görmeden yaşasın insanlar, niye hiç çocuk bir hayvan sevmeden yaşasın? Hatta çocuklara çok fazla oyuncak neden olmasın. En güzel oyuncaklar onların olusun değil mi en güzel yiyecekler mesela çikolatalı yiyecek çeşitleri, onların hoşuna giden ne varsa hepsinden çok fazla üretip ama sağlıklarına zarar vermeyecek şekilde, bilimin teknolojinin en iyi imkânlarıyla onları mutlu etmek bizim bir hedefimiz olmalı. Herkesi sevindirmemiz lazım mesela hanımlara çok güzel kıyafetler, beylere şık kıyafetler. Ne bileyim şık evler şık eşyalar. Bunlar dünyanın nimetidir. Dünyada Cenab-ı Allah şeytandan Allah’a sığınırım. Ayet var. Dünyada sizlerin diyor ama ahirette sadece sizlerin diyor Allah. Bakın ne kadar veciz Cenab-ı Allah açıklamış, yani dünyada sizin diyor Allah müminlerin ama inanmayanlar da oradan istifa ederler anlamına geliyor, ikinci ifade. Ahirette yalnızca sizin diyor. Çünkü orada bir ayırım yapılıyor artık. Cehennemde
MUHABİR: İnanmayanlar değil,
ADNAN OKTAR: Evet, cehennemde negatif vardır sadece. Her şeyin negatifi vardır. Müminler için de her şeyin pozitifi ve en güzeli vardır.
MUHABİR: Cennette o da,
ADNAN OKTAR: Evet inşaAllah.
MUHABİR: Evet Adanan Hocam Mehdi ile ilgili anlattıklarınız çok ilgimi çekiyor. Mehdi ile ilgili bir hadiste onun talebelerinin tabiatı arî ve kusursuz olacaktır. Riyakârlıktan ve tüm diğer kirlerden arınmış olacaklardır diyor. Hocam Mehdinin talebeleri sonradan mı böyle güzel ahlaklı olacaklar? Yoksa Allah onları öyle mi yaratıyor demiş izleyicimiz Bedir Alpaslan Bilecik’ten
ADNAN OKTAR: Evet Mehdinin talebeleri daha zer âlemindeyken öyle Allah’a söz veriyorlar. Kaderlerinde olduğu için Mehdi’ye uyuyorlar. Yoksa sonradan kendi istekleriyle demek ki bu kişi böyledir demiyor. Ama farkına varmaz o. Mesela Hz. Resulullah (sav) zamanında da sahabeler belirli mesela, Hz. Ali’nin ne görev yapacağı, Hz. Osman’ın ne görev yapacağı hepsi belli. Ne gün şehit olacakları da belli, ama onlara sorsan kendi kanaatiyleymiş gibi zanneder o. Hâlbuki kaderde öyle olduğu için oluyor, Allah onu öyle yaratmış.
MUHABİR: Evet, evet bir diğer izleyicimizin sorusu röportajlarınızdan birinde siyasetçilerimiz can güvenliği ve korunması için çok önemli demiştiniz. Bu konuya çok değinmiştiniz bizim programlarımızda da. Her türlü suikast ihtimaline karşı tedbir almak ibadettir. Takdir ise Allah’tandır demiştiniz. Başbakanımızın sırtından resmini çekmişler. Çelik yelek ceketinin dışından bile belli oluyor. Demek artık giyiyor yelek. Hocam siyasetçiyle, işçisiyle, kentlisiyle, köylüsüyle tüm ülkeyi sahiplendiniz ve insanları gerçekten sevdiğiniz çok belli oluyor. Allah sizden razı olsun demiş İlhan Meriç Karadeniz’den yazmış Ereğli’den
ADNAN OKTAR: Tabi ki tabi ki Karadenizli aslanımız kardeşimiz ben çok seviyorum Karadeniz’i illerini, güzellikleri, insanlarını çok çok seviyorum.
MUHABİR: Yeterli tedbirler alınıyor mu efendim?
ADNAN OKTAR: Aslında bence yetersiz. Yani ben işin doğrusu rahatsız oluyorum tedbir alınmamasından dolayı. Yani Başbakan veyahut muhalefet liderleri böyle adeta insanlardan oluşan bir zırh içerisinde korunmaları gerekir. Ve konuşurken de daha önce de söyledim plakalar halinde kurşun geçirmez camlar. Mesela bir açık bir kapalı, bir açık bir kapalı geniş çapta o riski ortadan kaldırır. Yani çaprazlarla böyle uygun bir süsle konur.
MUHABİR: Özellikle bu dönemin çok tehlikeli olduğundan mı? Yani bu dönem çok daha ciddi tedbirlerin alınması gerektiğini düşündüğünüz için mi? Çünkü geçtiğimiz dönemde işte sayın merhum Yazıcıoğlu’nu kaybettik. Çok üzücü bir olay, onun öncesinde yine Saadet Partisi lideri Numan Kurtulmuş’un yine ölümcül bir uçak kazası atlattığı ifade ediliyor. Yine uçakla ilgili bir takım söylentiler var. Bu dönemlerde özellikle liderlerin çok ciddi tedbir alması mı gerekiyor?
ADNAN OKTAR: Sağdaki liderlere karşı komünist derin devletin böyle bir operasyonu var benim gördüğüm. Tabi çok dikkatli olunması gerekiyor. Yani onlar sadece şehidimizle yetinmezler yani o kadar değildir onların amacı. Daha fazla kan ister onlar daha fazla olay isterler. Onun için azami derecede özen göstertilmesi çok doğru olur. Mesela Başbakanımızın çelik yelek giymesi de çok güzel tebrik ederim. Hz. Davut’un sünnetidir. Hz. Ali’nin sünnetidir. Resulullah’ın da sünnetidir (sav) daha önce zırh giyiyordu. Sonra ayet geldikten sonra, Cenab-ı Allah biz seni koruruz dedi. Ondan sonra zırhı çıkarttı. Çift zırh kullanıyordu Peygamberimiz (sav) biliyorsunuz. Çıkarttı, bir de düşmanın arasına daldı öyle ve hiçbir şey olmadı. Çok büyük bir mucizedir o. Yani Peygamberliğinin en büyük kanıtlarından bir tanesidir. Dört tarafı zırhsız bir insan bak düşünün, Peygamber giriyor. Adamların tek amacı Resulullah (sav)’ı öldürmek dört taraftan sardıkları halde ve çok uzun süre aralarında savaştığı halde hiçbir şey yapamıyorlar. Ve zırhsız; çok büyük bir mucizedir bu,
MUHABİR: Evet bir diğer soru, geçen gün yeni sitelerinize bakarken www.tumzevklerituketenler.com sitesini okudum, demiş izleyicimiz. Orada tarif edilen insanlar bana çevremdeki insanları hatırlattı, zengin olmaları nimetler içinde olmaları, istedikleri her şeye sahip olmaları da artık fayda etmiyor, yinede mutsuz ve olumsuzlar. Ben onlara içlerinde bulundukları durumu tam tarif edemiyorum, hepsi birbirilerinin aynısı olduğu için hayatı böyle zannediyorlar demiş izleyicimiz çevremdeki insanları bu olumsuz ruh halinden nasıl çıkarabilirim diyor izleyicimiz?
ADNAN OKTAR: Olumlu insanlar çok büyük etki yapıyorlar. Aslında o kardeşimiz bir yere gittiğinde samimi olarak dine, Allah’a yönelik candan üslubu olursa o anda netice almayı belki elde edemeyebilir. Ama o şahıs onu asla unutmaz. Yani saatlerce günlerce aylarca yıllarca unutmaz. Ve beyninin bir köşesinde kalır sonunda ona etki eder. Onun için mesela benim 3 yıl sonra 5 yıl sonra netice aldığım çok insan olmuştur 6 yıl sonra netice aldığım çok insan olmuştur. Yani ünlü şahıslardan da var öyle, ünlü tanıdıklarımdan da var öyle, çok yıllar sonra netice aldık. Onun için Allah’ın ne zaman hidayet vereceği belli olmaz, anlatsın, o sorumluluk tamam olmuş olur onun için. Yani Cenab-ı Allah’ın katında sevabını almış olur. Biz herkese hidayet vermekle mükellef değiliz, hidayeti verecek olan Allah’tır. Gönlü müsterih olması lazım, ben mesela anlatıyorum sabırla anlattım, Yaratılış Atlasını Avrupa’ya gönderdik, az sayıda gitti ama bütün Avrupa’yı yerle bir etti. Ama belki hemen olmadı ama sonunda oldu. Mesela Türkiye’de şu an %95 Darwinizm’e inanmayanların sayısı hemen olmadı ama sonunda oldu. Demek sabırla gayret edilse çok iyi neticeler alınıyor inşaAllah.
MUHABİR: Evet tabi o ruh halinden kurtulmanın da muhakkak yolları var bunlardan bir tanesi de özellikle sabırla anlatmak, anlatmak, anlatmak olduğunu ifade ediyorsunuz,
ADNAN OKTAR: Tabi.
MUHABİR: Roma’daki depremin son görüntülerine baktım evler tuzla buz olmuş diyor izleyicimiz. Depremin merkez üssü bir Katolik kilisenin 10km altıymış ben de depremi İstanbul’da yaşayan biriyim ve o anı hiç unutamıyorum. Uyuyordum ve o gece deprem olacağı aklımın ucundan bile geçmezdi, o olaydan sonra Allah’a çok dua etmeye başladım ve korktum her an ölebileceğimin şuuruna vardım ve saçma uğraşlarımdan vazgeçtim. Hocam siz gerçi söylediniz ama İstanbul’da deprem olmaz diye, ne kadar süreyle olmayacak öğrenmek istiyorum. Çünkü depremden korkuyorum tedirgin oluyorum demiş Süreyya Buğra İstanbul’dan.
ADNAN OKTAR: İslam’ın çok muhteşem bir yükselişi olacak. Türk âleminin muhteşem bir yükselişi olacak. İstanbul da manevi bir başkent olacaktır. Yani Türk İslam âleminin manevi bir başkenti, siyasi başkentimiz Ankara’dır ama manevi başkentimiz de burası olacaktır. Dolayısıyla hicri 1500’lülere kadar Allah’ın izniyle hiç bir şey yok söyleyeyim. Terütaze, imdik ayakta duracaktır İstanbul inşaAllah.
MUHABİR: Bu Roma’daki İtalya’daki deprem sonrasında 200 üzerinde vatandaş hayatını kaybetti, tabi Allah’tan rahmet diliyoruz ne olursa olsun. Ama bilimciler deprem bilimciler ve oradaki birçok çevredeki insanlar çok yakın bir zaman da İstanbul’da işte Türkiye’de çok önemli bir deprem olacağından bahsediyorlar. Bir korku vatandaş da tedirgin oluyor ve korkmakta da haklı geçtiğimiz dönemlerde çok yakın bir tarihte büyük bir deprem atlattı Türkiye.
ADNAN OKTAR: Bakın ben bir daha söylüyorum, Mehdi’nin olduğu bir yerde, Resulullah (sav)’tan hadis var, deprem olmaz bence Mehdi gelmiştir ve İstanbul’dadır ve hiçbir şekilde deprem olmaz. Işıkara da diğer âlimler de söylediler, deprem şu kadar ay sonra şu kadar zaman sonra işte şu kadar vakit sonra olacak olabilir diyorlardı, hiçbir şey olmadı bakın ben ısrarla dedim olmayacak dedim. Hatta hicri 1500’e kadar diyorum…
MUHABİR: Çok uzun yıllar İstanbul’da herhangi bir deprem olmayacak,
ADNAN OKTAR: İnşaAllah, yani yıkıcı şiddette yakıcı şiddette deprem olmayacak.
MUHABİR: Tabi o alt sarsıntılar,
ADNAN OKTAR: Evet onlar deprem sayılmaz inşaAllah.
MUHABİR: Efendim tabi süremizin de çok az kaldığını belirtiyor arkadaşlarımız,
ADNAN OKTAR: İnşaAllah,
MUHABİR: İnşaAllah birkaç soru daha izleyicimizin sorusuna yer verelim, sitenizde yeni bilgiler bölümünde Hz. Mehdi (as) döneminde kalpler üzüntü ve kederden arınacaktır diye bir hadis koymuşsunuz. Hocam ekonomik kiriz yoksulluk vs varken bu üzüntü nasıl ortadan kalkacak bizi bu konuda biraz aydınlatır mısınız diyor izleyicimiz Halit Bey İstanbul’dan
ADNAN OKTAR: Biz ekonomik krizlerden değil manevi krizlerden ızdırap duyuyoruz, bana şu kadar ekmek versinler bir parça da yanına katık ama sevdiklerimle huzur içinde olayım bu bana çok, çok, çok fazla fayda getirir,
MUHABİR: En büyük zenginlik de herhalde bu olsa gerek,
ADNAN OKTAR: Tabi, tabi yani biz onun meraklısı değiliz.
MUHABİR: Manevi zenginlik,
ADNAN OKTAR: Manevi zenginlik. Onun için ekonomik krizinde kökeninde sevgisizlik ve güvensizlik vardır. Bakın iki teknik nedeni vardır, bir; güven eksikliği, iki; sevgisizlik, yani egoistlik ve bencillik. Bu sistem içerisinde; dünyada olan dünyada var diyoruz bizim Türk İslam âleminde bu tam tersine gelişecektir inşaAllah, biz gene tabi ekonomik krizi göreceğiz ve görüyoruz ama bize şiddetli dokunmayacak. Neyle dokunmayacak; Said Nursi Hazretleri bunu açıklıyor, şükür ve iktisat bereketiyle inşaAllah. Şükür ve iktisat bereketiyle biz bu krizi atlatacağız inşaAllah. Ama bunu bizim tam bir zenginliğe dönüştürmemiz de Türk İslam Birliğiyle olacaktır. Ama bu sevgisiz insanların olduğu egoist ve bencil insanların olduğu dünyada güvensizliğin hâkim olduğu dünyada ekonomik krizin dışında bir olay zaten olmaz yani zaten olması gerekiyordu ve başladı. Şu anda da hiçbir şekilde durduramazlar, yani her yıl gücünü arttırarak devam edecek. Bu önümüzdeki yıl katlamalı artacaktır göreceksiniz; kat, kat fazla olacaktır. Daha bir dahaki seneye daha da fazla katlamalı olacaktır ve arkasından kıtlık da getirecektir. Ama Türk İslam âlemi Allah’ın izniyle Hızır gibi yetişecek işte ve Türk İslam Birliğinin hızlanmasına sebep olacaktır bu olaylar. Eğer bu dünyadaki ekonomik kriz olmasa idi Türk İslam Birliği belki de gecikmeli olarak olacaktı. Ama şu an muazzam bir hız ve ivme kazanmış durumda.
MUHABİR: Ve çok yakın bir tarih veriyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Çok yakın tabi yani bakın bir de şuna dikkat çekiyorum, dediklerimden bir tanesi yanlış çıkmadı. Yani ne dediysem yani dil sürçmelerinin dışında ne diyorsam hepsi doğru çıktı.
MUHABİR: Peki son bir soru yine izleyicimizin sorusunu aktaralım, okuduğum bir haberde diyor izleyicimiz Amerika Birleşik Devletlerindeki Yale Üniversitesinde yapılan hiçbir din eğitimi almamış 6-7 yaşlarındaki çocukların dünyada her şeyin bir sebebi olduğuna inandıkları ve bunun onları Allah inancına yönelttiği yazıyordu. Hocam çocukların bunca evrimci bilim adamının aksine, hiçbir şey bilmiyorken kendi kendilerine Allah’ı bulabilmeleri sizce çok ilginç değil mi diye soruyor …
ADNAN OKTAR: MâşaAllah,
MUHABİR: İzleyicimiz Hakan Tuncel Artvin’den
ADNAN OKTAR: Ama şimdi ilkokul çocukları diyorlar ki, elektronlar diyorlar çekirdek etrafında saniyede, saniyede 300.000 km yakın hızla dönüyor. Çocuk ne düşünsün bunun için ve hiçbir şekilde yörüngesinde sapma olmuyor ve yedi kat yörünge var ve yüzlerce elektron birbirine çarpmadan dönüyor, sırf burada bir çocuk çok rahat Allah’a iman eder. Yani ikinci bir ihtimal aklına gelmez. Çünkü buna enerji ve güç veren gücü arayacaktır çocuk, yani ta kainatın başlangıcından itibaren milyarlarca senelerden beri dönmeye devam ediyor yani bu ne gaz alıyor ne benzin alıyor hiçbir şey yok, ne deprem ne şeker ne üretim var hani canlı bir organizma desek şeker de aldığı yok, ha bire dönüyor belli ki Allah’tan aldığı güçle dönüyor. Sırf oradan bile bunu anlayabilir ki yani katrilyonlarla saysak bitmez Allah’ın varlığının delilleri
MUHABİR: Efendim çok teşekkür ediyoruz,
ADNAN OKTAR: Ben de teşekkür ediyorum,
MUHABİR: Bir hafta aradan sonra yeniden İstanbul’da “haftanı konuğunda” yine önemli konuları konuştuk ve sizinle değerli bir sohbet gerçekleştirdik, çok teşekkür ediyoruz efendim. Sağ olun.
ADNAN OKTAR: Ben de teşekkür ediyorum,
MUHABİR: Evet sevgili seyirciler “haftanın konuğunda” yine bu hafta İstanbul’dan canlı yayında başkent Tv ekranlarında Sayın Adnan Oktar’la birlikteydik. Fikir adamı, araştırmacı yazar yine güzel bir sohbet gerçekleştirdiğimizi düşünüyoruz tekrar birlikte olma dileğiyle hoşça kalın efendim.