Muhabir: Öncelikle çok teşekkür etmek istiyorum. Burada beni kabul ettiğiniz ve bu söyleşiyi gerçekleştirdiğimiz için. Sizinle sonunda birebir konuşuyor olmak gerçekten büyük bir onur. Kitaplarınızı okudum, söyleşilerinizi okudum diğer gazetecilerle yaptıklarınızı ve sonunda burada sizinle yüz yüze bulunmak gerçekten çok güzel. İlk sorumu sormak istiyorum. Adnan Oktar’ın bir günü nasıl geçer? Adnan Oktar bir gün içinde neler yapar? Kaç saat çalışır. İnsanlara anlatmak istediklerini nasıl anlatır? Darwinizm ve İslam hakkındaki mesajlarını insanlara nasıl iletir?
Adnan Oktar: Fazla uyumaktan hoşlanmıyorum. Günde 3-4 saat uyuyorum ama günüm monoton olmaz benim. Yani sürpriz gelişmeler olabilir. Mesela yeni misafirlerim gelmiş oluyor veyahut yeni bir çalışma olmuş oluyor yahut bir yerlere gitmem gerekiyor ama sabit olan yön şu oluyor. Kitap çalışmalarına günde en az 10 saat vakit ayırırım. En az. CD çalışmaları da öyle çünkü bütün kitapta kullanılan fotoğrafları resimleri bizzat kendim seçiyorum. Çok fazla getiriliyor bana binlerce, yüzlerce resim getiriliyor onların arasından seçerim. Yazılarda da öyle kullanacağım yazılar çok fazla oluyor fakat onlar tasnif edilmiş düzenlenmiş veya tam benim rahatça tespit edeceğim kolaylıkta bana sunuluyor. Ben de kitaplarda kullanacağım yazıları oradan alıp yorumluyorum, bağlantılarını kuruyorum ve yazı haline getiriyorum. Bu tabi çok vakit alan bir şey. Bazen de sözlü anlatıyorum, banda anlatıyorum, teybe anlatıyorum. Oradan deşifre yapılıyor kitap. O şekilde de o çok kolay oluyor benim için öyle bir çalışmamız da var. Ama sıklıkla dışarıda çıkıyorum. Mesela şimdi gelmeden önce arkadaşlarımla sohbet ediyordum. Daha önce yine misafirlerim vardı, onlarla görüştüm. Eğer buraya gelmeseydim dışarı çıkacaktım biraz çarşıya çıkıp birkaç bir şeyler alacaktım. Bu tarzda oluyor ama tatile çıkmıyorum.
Muhabir: Kitaplarınızın hazırlık aşamasıyla ilgili söylediklerinizi yanlış anlamadıysam sizin için çalışan bir takım var.
Adnan Oktar: Evet.
Muhabir: Bir grup arkadaşınız var ve bunlar size metinleri, araştırmalarının sonuçlarını metin olarak yolluyorlar. Peki siz yalnızca bu metinleri edit mi ediyorsunuz yoksa kendiniz yazıyor musunuz? Bu süreç tam olarak nasıl gerçekleşiyor?
Adnan Oktar: Sadece o yazıların yorumlarını yapıyorum bağlantılarını kuruyorum yani kitap haline gelmesini sağlıyorum. Benim kitaplarımda genelde hep alıntılar çoktur.
Muhabir: Tabi ki en çok tanınan, en ünlü yapıtınız Yaratılış Atlası. Bir kopyası bana da gönderildi. Ben de büyük bir keyifle okudum. Gerçekten çok profesyonel ve çok güzel bir çalışma. Darwinizm’e karşıt bilimsel bir duruş sergileniyor. Ben de bunu okudum dediğim gibi gerçekten de çok keyifliydi. Tartışmanızın ana ekseninde Darwinizm’in temelde zayıf bir ideoloji, zayıf bir teori olduğunu ileri sürüyorsunuz. Darwinistler her yıl eksik halkayı buldukları gerekçesiyle, iddiasıyla ortaya çıkıyorlar ama böyle bir şey tabi ki bulunamadı. Ben okurlarım için sizden rica ediyorum. Bir kez daha Darwinizm hakkında genel olarak düşüncelerinizi özetlerseniz. Darwinizm’in en zayıf noktası nedir bunu bir kez daha açıklarsanız sevinirim.
Adnan Oktar: Hiç bir Darwinist, Darwin’in teorisine inanmaz. Yani şu ana kadar akli dengesi yerinde olup ta Darwinizm’e inanan tek bir insan göremezsiniz. Kendilerini inanıyormuş gibi göstertiyorlar. Çünkü Allah’a inanmakta zorlanıyorlar. O zaman bir boşluk meydana geliyor. Onun yerine bunu koymak istiyorlar. Ama çok zavallı bir teori ve çok boş bir teori ama alabildiğine boş bir teori yani bir kere kökeni tesadüfe dayanıyor yani bu tam bir bilimsel rezalettir ve mantık rezaletidir. Yani bir şeyi açıklarken tesadüfle açıklamak. Yani proteinleri tesadüfle açıklamak, hücrenin yapısını, kofulları, mitokondriyi tesadüflerle açıklamak, ruhun yapısını tesadüfle açıklamak. Bu mantık sefaleti, bu perişanlık onların da fark ettiği bir şey. Fakat demagojiyle, birbirlerini destekleyerek, hepimiz aynı şeye inanıyoruz diyerek bir kitle psikolojisi meydana getiriyorlar. Yani mesela Nazi düşüncesinde de bu böyleydi hiç bir insan Nazi düşüncesini kabul etmez normalde. Ama o da kabul ediyor, o da kabul ediyor görününce topluca hepimiz kabul ediyoruz şeklinde bir bağırtı meydana geliyor. Komünizm’de de bu böyledir. Yani insanlar nefret ederler normalde komünizmden. Fakat herkes kabul ediyor gibi görünür. Çünkü o da kabul ediyor, o da kabul ediyorsa herkes kabul ettiğini düşünerek çevresindeki insanların kitle psikolojisi içerisine girer. Satanizmde de bu böyledir. Veyahut puta tapanlarda da bu böyledir. Mesela hiç kimse putun ilah olduğuna inanmaz. Yani en ilkel insan bile puta inanmaz. Yani putun bir gücü olduğuna inanmaz. Ama çevresindeki insanlar o putun ilah olduğuna inanıyor gibi göründükleri için kitle psikolojisiyle hepsi inanıyor gibi görünürler. Yoksa yani 250 milyon adet yaratılışı ispat eden fosil var. Yaratılışı ispat ediyor. 250 milyon adet. 100 milyondu, şu an sayısı 250 milyona çıktı. Ve her gün daha da fazla bulunuyor. Ve tek bir tane ara fosil yok. Yani bu çok büyük utanmazlıktır. Çok ayıp yapıyorlar. Bak diyorum ki eğer varsa ara fosiliniz bir tane ama tek bir tane getirin. Hemen o anda söz veriyorum yani ve yemin ediyorum yeminle söylüyorum, Allah adına yemin ediyorum yani Müslüman olarak hemen 10 trilyon para vereceğim getirirseler. Getiremiyorlar çünkü yok. Yani çok ayıptır artık. Tek bir tane ara fosil yokken, 250 milyon adet yaratılışı ispat eden fosil var. Ve ruhu da hiç bir şekilde açıklayamıyorlar. Teorinin temeli de tesadüfe dayalı. Yani dünya tarihinin en büyük rezaletidir Darwinizm. Yani tarif edilebilecek gibi değil. Ben onların yerine utanıyorum artık. Bıraksınlar artık bu ayıbı. Yani bütün insanlar bunun farkına vardılar. Yani kitle psikolojisiyle, kitlenin etkisinde kalan insanlar bu utancın farkına vardılar. Onlar da hemen bu utançtan çıksınlar yani bu utanç verici bir durumdur. Bilimsellik adına. Fizik bilimdir. Kimya bilimdir. Biyoloji bilimdir. Paleontoloji bilimdir. Darwinizm bir pagan dinidir. Yani bir putperest dindir. Sapkın bir dindir ve ilahı tesadüftür. Bilimle alakası yoktur. Birçok pagan rahibi vardır, Richard Dawkins gibi. Bunlar pagan rahibidir, bilim adamı değillerdir. Darwin de bir pagan rahibiydi. Yani herhangi bir akademik araştırması, bilgisi olan birisi değil. Bilim adamı da değil Darwin. Üç beş tane çapulcuyu toplamıştır. Gemiye doluşmuşlardır. Şarap içip şarkı söyleyerek yolculuk yapmışlardır. Dedesinden kalan bilgileri bir araya toplamıştır. Sanki ilk defa kuş görüyormuş gibi Galapagos Adaları’nda, ilk defa oradaki kaplumbağalar görülüyormuş gibi, gitmiş hayvanları toplayıp alıp getirmiştir. Her yerde var böcek yani. Böcekleri iğneyle bir kutunun içine dizmekle bir şeye varılmaz. Sadece oradan Yaratılışın gerçekliğini görürüz. Yaratılışı tespit edebiliriz. Dolayısıyla Darwin’in demagojisi bitmiştir. Yani bunu çıkıp açıkça böyle açık yüreklilikle çıkıp kral çıplak diyen insan yoktu. Ben kral çıplak dedim. Bütün dünyada olay bitti şu an.
Muhabir: Birçok söyleşinizde ki az önce de bu bağlantıyı kurdunuz komünizme ve Nazizm’e göndermede bulunuyorsunuz. Bunlar bildiğiniz gibi ateist ideolojiler ve bir çok söyleşinizde bu ideolojileri evrimle ilintilendiriyorsunuz. Nazizm ve Komünizm sosyal Darwinizm’in bir parçası sizin düşünce yapınızda. Peki sizce sosyal Darwinizm evrim kuramının kendisinin, kendiliğinden içinde bulduğu bir düşünce yapısı mı yani evrime inananlar kendilerini otomatik olarak sosyal Darwinizm’in içinde mi buluyor? Bu ikisi ayrılmaz bir ikili mi yoksa Darwinizm’i ve sosyal Darwinizm’i ayrı ayrı ele alabilir miyiz? Çünkü bildiğiniz gibi sosyal Darwinizm özellikle Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa’da son derece etkili.
Adnan Oktar: Evet, pagan dinlerinde toplu ayin çok önemlidir. Yani faşizmde de ayin önemlidir, komünizmde de, Darwinizm’de de toplu ayin önemlidir. Mesela faşistler Hitler zamanında toplanıyorlardı. On binlerce, yüz binlerce Nazi askeri topluca marş söylüyorlar, topluca faşist sloganlar atıyorlar ve bu toplumu olağanüstü etkiliyor. Zayıf insanları bu tip toplu ayinler çok etkiler. Aynı şekilde komünistlerde dikkat edin komünistler toplu gösteri yürüyüşlerine çok önem verirler, toplu hareketlere, toplu bağırtı çağırtıya çok önem verirler. Çünkü o komünist hareketi tek tek götüremeyen insanları bir araya getirdiğinde topluca götürecek hale getirir. Yani onları kitle hipnozuna sokar. Kitle psikolojisinin o anormal ruhuna sokar. Darwinizm de böyledir. Yani kitle psikolojisiyle hareket eder. İşte “Falanca profesör, falanca üniversite, falanca devlet işte herkes Darwinizm’i savunuyor. Sen savunmuyor musun?” İşte “Bilimi savunan herkes Darwinizm’i savunur” dendiğinde ortada olan bir insan ve cahil olan bir insan “Ya ben de bilim adamlarını savunuyorum, tabi ki bilimi savunuyorum, demek ki bir bildikleri var. Yani mantıksız da olsa bilim adamları doğru söylüyordur demek ki” diyerek kitle psikolojisi içine giriyorlar ve dikkat ederseniz hepsinde toplu ayin ruhu var. Yani tek tek düşündüklerinde mantıksızlığını hemen anlarlar. Mesela aklı başında bir insan otursa düşünse, ara fosil var mı bu teoride dese, tek bir tane ara fosil yok. Hayvanlar son derece mükemmel yaratılmışlar. Kusursuz bir mükemmellikte yaratılmışlar. Bütün kâinatta muazzam bir düzgünlük var, altın oran var. Tesadüfen hiçbir şeyin olamayacağını görüyorlar. Teori tamamen tesadüf üzerine dayandırılmış. Yani Paris’i, Londra’yı, İstanbul’u kuran insanların tesadüfler sonucu meydana geldiğini iddia etmek, aklı başında bir insan için yani gülünmeye bile değmeyecek son derece mantıksız bir kâbustur. Yani bir inanç ta değildir, bir kâbustur. Bütün bunlara rağmen bu inancın böyle savunulması bu şeytani ayinin gücünden kaynaklanıyor. Masonluğun desteklemesi, dünya masonluğunun bu ayini desteklemesi, postmodernizme karşı insanların eğilimi, modern görünme arzusu, gösteriş arzuları, modern insan işte bilimi savunan insan imajını vermek isteyen insanların sürüklendiği bir yol oluyor bu. Halbuki bilim gerçek bilimdir. Gerçek bilim de delile dayalı olur. Bu dünyadaki en sapkın din diyebilirim. Yani eski putperestlerden de daha sapkın bunlar. Hiç olmazsa eski putperestler yine bir Allah’ın varlığına inanıyorlardı. Put kanalıyla Allah’la bağlantı kurduğuna inanıyordu. Bunlarda o da yok, tamamen bomboş. Sadece tesadüfe dayalılar.
Muhabir: Aslında bir sonraki soruma çok güzel bir geçiş oldu bu yanıtınız. Öncelikle şunu sormak istiyorum komünizm ve Nazi düşüncesi, Nazi ideolojisi dünyaya büyük zarar verdi bunu hepimiz biliyoruz. Peki Müslüman aşırıcılığı da zarar vermedi mi? Usame Bin Ladin’in yaptıklarını biliyoruz. Darwinizm bu zararlara neden olduysa, Usame bin Ladin’in yaptıklarını nasıl bir bağlama oturtuyorsunuz ve Darwinizm’i ortadan kaldırmak, Darwinizm’i etkisiz hale getirmek için neler yapmalı? Biliyorum kitaplarınızı dünyanın her yerindeki kütüphanelere yolluyorsunuz. İnsanları haberdar ediyorsunuz. Ama bu yeterli mi? Başka şeylerde yapılmalı mı?
Adnan Oktar: Evet. Usame bin Ladin masonik dünya devletinin ortaya attığı hayali bir isimdir. Öyle bir kişi yok yani şu an. Sadece kullanılıyor bu insan. Kullanılan bir isim var. Fakat Müslümanların yaptığı terör gibi gösterilen olay, yani nüfus cüzdanında Müslüman yazan teröristlerin yaptığı eylem komünistlerin yaptığı eylemlerdir. Eski Irak Baas Partisi’nin komünistleri, Suriye Baas Partisi’nin eski komünistleri, Libyalı komünistler, Yemenli komünistler, Mısırlı komünistler ve bunların yönetilmesi yani masonlar tarafından yönlendirilmesi sonucu böyle bir yapı meydana geliyor. Bütün terör faaliyetlerini yapanların tamamı, Avrupa’da eğitim görmüş, Darwinist materyalist eğitimden geçmiş, Müslüman kimliği olan, nüfus cüzdanında Müslüman yazan insanlardır. Ama bunların tamamı Darwinist eğitimden geçmişlerdir. Evlerinde Karl Marx’ın resimleri asılı olur. Marx’a, Lenin’e hayrandırlar bu kişiler genellikle, Ho Shi Minh’in hayranıdırlar. Yani terörist hayranıdır bunlar. Ama sorsan biz Müslümanız derler. Bunlar Müslüman değil, bunlar direk komünist, anarşist düşünceyi savunan terör elemanıdırlar. Nüfus cüzdanında Müslüman yazması önemli değildir. Fakat burada en önemli nokta, bu kişilerin hemen hemen tamamı Avrupa’da veyahut Amerika’da Darwinist eğitimden, materyalist eğitimden geçmiş kişilerdir. Yani bu eğitimin bir oyun olduğu, şeytanın bir oyunu olduğu insanlara anlatıldığında bu oyun tamamen bitecektir ama bunun biteceği vakte doğru hızla geliyoruz, süratle geliyoruz. Mehdi devrine geliyoruz. Hz. İsa Aleyhisselam’ın nüzulüne yaklaşıyoruz. Önümüzdeki on, yirmi yıl içerisinde Hz. İsa Aleyhisselam’ın inişini bütün dünya görecek. Ben de buradayım, insanlar da dünyadalar. İnşaAllah Allah ömür verirse göreceğiz. Bunun kesin gerçek olduğunu bütün dünya görecek. Darwinizm önümüzdeki yıllar içerinde her yıl gittikçe mum gibi eriyor ve eriyecektir. Sonradan bunu çocuklar tarih kitaplarından okuyacaklar Darwinizm’i. Böyle komik bir pagan dininin, böyle rezalet bir pagan dininin insanlar tarafından nasıl kabul gördüğüne şaşacaklardır. Ve bunun ilk meyvelerini de aldık. Mesela Türkiye’de şu an Darwinizm’e inanmayanların oranı yüzde doksan beş, Avrupa’da yüzde seksen beş. Darwinizm’e inanmayanların oranı yapılan anketler, yani Avrupalı anketlerde bunu görüyoruz. Avrupalı yayın organlarının, internet sitelerinin yaptığı anketler bunlar. Türkiye’de yapılan anketlerde de bunun çok açık olduğunu görüyoruz. Solcuların yaptığı anketlerde de bunu görüyoruz. Demek ki Darwinizm bu şiddetli vuruşla abandone olmuş ve sonradan da komaya girmiş şu an anladığım kadarıyla, ölüm aşamasındadır. Bu koma hali bir süre devam edebilir Darwizm’in ama günbegün sürekli geriliyor, mühim olan bu. Fakat ana vuruş yapılmıştır Darwinizm’e. Yani yüzde seksen, doksanlık ana vuruş yapılmıştır. Geriye artık küsurat kalıyor onlar da önümüzdeki yıllarda temizlenecektir. Fikirle, kültürle, bilgiyle, sevgiyle, akılla.
Muhabir: Yanıtınızda masonlardan bahsettiniz. Masonik dünya devletinden bahsettiniz. Bunu biraz açıklayabilir misiniz? Tam olarak ne demek istiyorsunuz. Bu nasıl bir yapı?
Adnan Oktar: Masonluk kendi içinde gizli yapılanmaya dayalı bir pagan tarikatıdır. Paganik bir tarikattır. Çok gizemlidir. Asıl amacı Allah’ı inkar etmektir. Allah’ın varlığını inkar eden bir sistemi savunur. Bütün dünyada yapılanmışlardır. Türkiye’de de var. Fakat daha çok İngiltere’de ve Amerika’da, Fransa’da çok güçlüdürler. Bu masonik teşkilat Darwinizm’i başlangıcından itibaren destekleyen bir yapıdır. Darwin’in dedesi de masondu. Bunu internete girerseniz siz de tespit edebilirsiniz. Bende adamın belgesi de var, masonluk belgesi. Darwin’in kendisi de masondu. Karl Marx da masondu, Lenin de masondu. Yani dünyadaki ünlü materyalistler, materyalizmi savunan kişiler genellikle tek başına olmazlar çünkü tek başına bunu götüremezler zaten. Yani bunun köklü bir yapılanma tarafından, şeytani yapılanma tarafından desteklenmesi gerekir. Darwin de hazır bilgileri, mason dedesinden kalan hazır bilgileri kullanmıştır. Galapagos Adası’ndaki çalışmaları da sıradan çalışmalardır. Oraya giden herhangi bir insanın toplayabileceği sıradan bilgilerdir. Zaten biyoloji üstüne de bir herhangi bir çalışması da yoktur. Akademik bir çalışması olan birisi değil. Rahip okuluna gitmiştir. Onu Yarım bırakmıştır. Başka okula göndermişlerdir. Onu da bırakmıştır. Okul kaçağıdır daha Türkçesi. Başarısız bir insandır. Fakat mason desteğini aldığında tabi dünya çapında bir güç haline gelmiştir. Karl Marx ona hayranlığını belirtmiştir. Mesela Mao “Çin komünizminin kökeni Darwin’e ve evrim teorisine dayanır” diyor. Dünyadaki komünist şiddetin ve komünizmin Darwinizm’e dayandığını Mao çok açık, net, sarih olarak ifade ediyor ki diğer komünist liderler de bunu açıklıyorlar. Faşist liderler de açıklıyorlar. Yani Darwinizm, komünizm, faşizm bunların hepsi iç içe, şeytani bir pagan dinidir ve hepsi insanların mutluluğunu yok etmeye yöneliktir. Kan dökücü, baskıcı, antidemokratik; sevgiyi, şefkati, merhameti, insani duyguları yok eden sistemlerdir bunlar. Müslümanlık, İslam dini sevgiyi, şefkati, merhameti, dostluğu ve kardeşliği insanlara öğretir. Aynı şekilde gerçek Hıristiyanlık da, gerçek Musevilik de insanlara sevgiyi, şefkati, merhameti öğretir. Hak dinlerin bir özelliğidir bu. Ama tabi benim inancıma göre Musevilik ve Hıristiyanlık zaman içerisinde bozulmuştur, bozulmalara uğramıştır. İslam dini son ve hak din olduğu için herhangi bir bozulmaya uğramamıştır. Olduğu gibi duruyor İslam dini MaşaAllah.
Muhabir: Yanıtınızdan yine İslam dinine geçeceğim. Bu iyi bir geçiş sağladı. İslam Terörü Lanetler adında bir kitap okudum yakın zamanda. Burada batıdaki insanlar özellikle bu konuda çok endişeliler. İslam’ın şiddet içeren bir din olduğu düşüncesi son derece yaygın. İslam’ın özünde şiddetin olduğunu düşünüyor birçok insan batıda. Hollanda’da da belki duymuşsunuzdur bir politikacı yeni camilerin yapılmasını ve Kuran’ın okutulmasını yasaklamaya çalışıyor çünkü İslam’ın şiddete yer veren bir din olduğunu düşünüyor ve herhangi bir terörist ideolojiden farkı olmadığını düşünüyor. Peki siz çalışmalarınızda Kuran’ı nasıl kullandınız? Çünkü çalışmalarınıza, kitaplarınıza baktığım zaman, Kuran’daki daha şiddete yer veren bazı ayetlerin ve surelerin yer almadığını görüyorum. Onları dışta mı bıraktınız? Sizin bu konuya ilişkin yorumunuz nedir?
Adnan Oktar: İslam’da şiddet yok, baskı yoktur. Şeytandan Allah’a sığınırım, açık ayet var: “Dinde zorlama yoktur.” Bu Allah’ın hükmüdür, dinde zorlama yoktur. Şefkat ve merhamet en yüksek seviyededir İslamiyet’te. Mesela cinayet işleyen bir insan, adam öldüren bir insan, cezası kısastır İslam’da. Ama bakın sonraki ayette diyor ki Cenab-ı Allah, “Affederseniz sizin için daha hayırlıdır”. bu durumda bir Müslümanın daha hayırlısı dururken daha az hayırlı gördüğü bir şey yapması mümkün değildir, daha hayırlıyı seçer. Dolayısıyla cinayet işlemiş bir insanı bile affeder. Böyle bir dinde nasıl şiddet oluyor? Yani bu kadar affediciliği yüksek olan, bu kadar merhamete dayalı bir dinde şiddet nasıl olsun? Ama bir saldırı varsa kendinizi savunun diyor Kuran. Bu başka türlü nasıl olsun yani bir insan gelmiş, çocukları kadınları öldürmeye kalkıyor, tabi ki onun elindeki silahı elinden alacaksın ve onu durdurmaya çalışacaksın. Kuran’da savunma vardır, saldırı yoktur.
Muhabir: Diyelim ki Türkiye’ye yabancı güçler saldırdı. Türkiye bu durumda karşı ateşe geçecek mi?
Adnan Oktar: Tabi ki kendini savunur. Yani bütün dünyanın hukukunda vardır bu. Yapılmazsa bu zulüm olur. Yani mesela çocuğu var insanın burada, karısı var. Birisi gelmiş öldürmeye kalkıyor. Gel öldür der gibi bir şeydir bu. Tabi ki elindeki elinden silahı alacaksın. Karşı atağa geçeceksin, onu etkisiz hale getireceksin. Yani illa öldürmek şart değil, onun o öldürme fiilini ortadan kaldırmak çok önemlidir İslam’da. Yani o şahsın katledilmesi hedeflenmez. Onun o zulmü yapmaması hedeflenir. Bir şekilde durdurulması yeterlidir. Zaten zulmü durdurma hedeflendiği Kuran ayetlerinde de açıkça geçer.
Bu bir tek Kuran için değil, yani eğer İncil’i de bir insan eğer samimiyetsiz yorumlar, bir zalimin eline verirsen, bir psikopatın eline verirsen, kitle katliamı yapar, kan döker, ortalığı hercümerç edebilir. Aynı şekilde Tevrat’ı da bir zalimin, bir psikopatın eline verirsen, yani bu kitaba göre hükmet dersen, insanlığı mahvedebilir. Bütün dünya insanlığının %90’ını yok edebilir, hatta 95’ini, 99’unu yok edebilir. Aynı şekilde Kuran’ı da bir cahilin, bir psikopatın eline verir de, buradaki hükümleri uygula dersen kendince onu çok zalimane bir yorumla yorumlayıp çok acımasız olabilir. Yani Kuran’ı, Tevrat’ı ve İncil’i okuyan insanların samimi, candan ve insan sevgisi içinde olan, Allah’tan korkan ve Allah’ı seven olması çok önemlidir. Böyle olduğunda, Allah’ı seven kişiler olduğunda, Allah’tan korkan kişiler olduğunda çok güzel mükemmel netice alınır. Yani mesela İncil’i garip yorumlayıp muazzam kitle katliamları yapmışlardır tarihte. Haçlı seferleri düzenlenmiştir, milyonlarca insan öldürmüşlerdir İncil’in yanlış yorumlanması sonucu. Yahudiler de, Museviler de öyle. Tevrat’ı yanlış yorumlayıp on binlerce, yüz binlerce insan öldürmüşlerdir ve muazzam katliam yapmışlardır. Yani bu, o kitabı okuyan insanın aklı başında olup olmamasıyla ilgilidir bu tip olaylar. Yoksa ne Tevrat’ta, ne İncil’de, ne Kuran’da zulüm emredilmez insanlara. Barış, kardeşlik ve sevgi emredilir.
Muhabir: Bu söylediklerinizi anlıyorum. Sizin bu yorumlama biçiminiz, son derece önemli olduğunu söylüyorsunuz. Buna katılıyorum. Gerçi Batı’da birçok insan bu konuda hemfikir değil. Ama birçok Müslüman da batılılar gibi düşünüyor. Peki bunu nasıl açıklıyorsunuz?
Adnan Oktar: Samimi olarak Kuran’ı değerlendirenler var, bir de cahilce değerlendirenler var mesela zulmü, saldırganlığı savunan çok fazla Müslüman var. Ama Kuran’ın tam doğrusunu bilen kişiler, benim anlattığım tarzda Kuran’ı yorumlarlar. Mühim olan budur. Mesela Tevrat’ı da yanlış yorumlayıp kan dökmek için sabırsızlanan birçok Musevi var şu an. Ama Tevrat’ı yine güzel doğru yorumlayıp, sevgi, barış, kardeşlik için sabırsızlanan, gayret eden insanlar var, gayret eden insanlar var. İncil konusunda da, mesela İncil’in hükümlerini değerlendirip kan dökmek için hazırlık yapan insanlar var, kitle katliamı yapmak isteyen insanlar var, ben görüşüyorum, konuşuyorum. Barış ve kardeşlik için de can atan insanlar var İncil’in hükümleriyle. Dolayısıyla her çeşit insan olduğu açıktır. Ama ahir zamanda Mehdi gelecektir, Hz. İsa Aleyhisselam gelecektir. Hz. İsa Aleyhisselam Hıristiyanlığın doğru yorumlanmasını sağlayacaktır, Kuran’a tabi olacaktır. Bütün Hıristiyan aleminin Müslüman olmasını sağlayacaktır. Mehdi de Kuran’ın doğru yorumlanmasını, barışçıl ve kardeşçe, dostça bir ruh içinde yorumlanmasını sağlayacaktır. Ki böyledir zaten Kuran. Yani doğru yorumlanmasını sağlayacaktır. Dolayısıyla bu devirde böyle bir risk yoktur artık yani Hz. Mehdi’nin olacağı, Hz. İsa Aleyhisselam’ın geleceği bir ortamda böyle bir risk bekleyemeyiz.
Muhabir: Türk-İslam Birliğiyle hakkında da bir soru sormak istiyorum. İnternet sitenizde de bu konuyla ilgili birçok metin ama ondan önce Mehdi’yi açıklamanızı isteyeceğim. Mehdi hakkında ne anlatabilirsiniz? Mehdi ne zaman gelecek? Sanırım 10 yıl içinde geleceğinden bahsediyorsunuz. Mehdi’den ne bekleyebiliriz, Mehdi’nin gelişi nasıl olacak, nasıl biri olacak? Biraz anlatırsanız sevinirim.
Adnan Oktar: Mehdi benim inancıma göre geldi. Bütün alametleri çıktı. Mesela Fırat’ın suyunun kesilmesi, Fırat Nehri’nin, 15 gün ara ile Ay ve Güneş tutulması olması, Lulin kuyrukluyıldızının çıkması, Halley kuyrukluyıldızının çıkması, Kabe’ye baskın yapılması, Kabe’de kan akıtılması, Irak’ın işgal edilmesi, Afganistan’ın işgal edilmesi, Azerbaycan’ın işgal edilmesi, Güneş’te yüzyılın en büyük patlaması oldu, Güneş’te büyük bir patlama olacağıyla ilgili hadis var bu oldu, buna benzer 300’e yakın alamet var, bunların tamamı oluştu. Bu Mehdi’nin çıktığını gösteriyor, net ve açık. Yani Dünya’daki gelişmeler de bunu gösteriyor. Mehdi Peygamberimiz Efendimizin soyundan, güzel ahlaklı, güzel görünümlü, sevecen, dünyadaki bütün silahları ortadan kaldıracak, silahlanmaya son verecek, silahı faydalı işlerde kullanılacak malzemeye çevirecek, yani mesela silahın madenini tarımda kullandırtacak, tarım aletlerinin yapımında kullandırtacak, mübarek ve kutlu bir şahıstır. Mehdi geldiği vakit kendisini bilmez. Yakın talebeleri onu imanın nuruyla, yani imani bir gözle tanıyabilecekler diyor Bediüzzaman Said Nursi. Hicri 1400’de çıkacağını söylüyor, hadislere göre de bu, bu şekilde. Bütün alametler de çıktığı için Mehdi çıkmıştır. Halen faaliyettedir, şu an faaliyeti devam ediyor. İnsanlar bir süre sonra galip olan zanlarıyla Mehdi’nin farkına varacaklar.
Muhabir: 1400 dediniz değil mi?
Adnan Oktar: Evet şu an 1430’dayız. 30 yıldan beri şu an Mehdi’nin faaliyeti devam ediyor. Yaklaşık önümüzdeki 20 yıl içerisinde de çok net belli olacak hale gelecektir.
Muhabir: Ama Mehdi kendisinin Mehdi olduğunu bilmiyor dediniz.
Adnan Oktar: Bilmez evet. Ama yakın talebeleri onu imanın nuruyla tanırlar diyor. Herhalde o diyeceğiz. Ama asıl, net Mehdi olduğunu anlamamız Hz. İsa’yla birlikte namaz kılacaklar. Hz. İsa onu sırtından iterek namaza geçirecek diyor Peygamber Efendimiz. İmam olarak namaz kıldıracak. O zaman tam kanaatimiz gelecek, herhalde Mehdi o diyeceğiz, İslam dünyaya hâkim olduğunda. Hz. İsa aynı şekliyle gelecek, aynı kıyafetleriyle, yanındaki küçük beylik eşyaları ile gelecek. 2000 yıl önce zamanın ve mekânın dışına çıkarılmıştı. 2000 yıl sonra zamanın ve mekânın içine geri sokulacak. Geldiği vakit etrafında Müslümanlığı andıran Hıristiyanlardan oluşan bir küçük talebe grubu olacak. Bu grubun içine gelecek Hz. İsa Aleyhisselam, geçmişini bilmeyecek. Sonradan Tevrat, Kuran ve İncili indirecek. Müslüman olup, İslama davet edecek. Bütün Hıristiyan alemi de onun sayesinde Müslüman olmuş olacaklar.
Muhabir: Hz. İsa Müslüman diyorsunuz.
Adnan Oktar: Evet. Zaten İslam dinidir. Hıristiyanlık da İslam dinidir. Hz. İbrahim’in dini de İslam dinidir. Hz. Nuh’un dini de İslam dinidir. Hepsi birbirinin aynı olan İslam dinleridir. Çok ufak, bazı konularda Cenab-ı Allah zaman zaman hükümde değişiklikler yapar ama hepsi İslam dinidir.
Muhabir: Zamanımız azalıyor, biraz acele etmek istiyorum, soruları hızlandırmak istiyorum. Şunu soracağım, Türk İslam Birliği hakkındaki düşüncelerinizi özetleyebilir misiniz? Türk-İslam Birliği hakkındaki yaptığınız açıklamalarda Türkiye’nin dünya üzerinde bir süper güç haline geleceğinden bahsediyorsunuz. Bence bu büyük bir olasılıkla olabilecek bir şey. Peki Türk-İslam Birliği kurulduğu zaman nasıl bir yapısı olacak, Osmanlı Birliği’nin yeniden kurulmuş halini mi göreceğiz?
Adnan Oktar: Her devlet yine bağımsız olacak, bu bir sevgi, şefkat ve merhamet birliği. Fakat en önemli özelliği silahsızlanmayı hedeflemesidir. Yani Mehdinin en önemli görevlerinden bir tanesi dünyadan silahları yok etmesidir. Bütün dünyada silahsızlanmayı teşvik edecek. İslam ülkelerinde de silahsızlanmayı teşvik edecektir. Silahtan arınmış, sevgi, barış, kardeşlik ve dostluğu hedefleyen güzel bir dünya meydana getirecektir. Silahsızlanmaya ayrılan para, fakir insanlara aktarılacaktır. Muazzam bir zenginlik ve bolluk olacaktır.
Muhabir: Tam bu noktada bir alıntı yapmak istiyorum. Geçmiş söyleşilerinizden birinden 22 Temmuz 2008’de yaptığınız bir söyleşide şöyle demişsiniz: Barış ve sevgi bizim için çok önemli Türkiye için bu idealler son derece önemli. Yarım ekmek ve biraz peynirle bizim ülkemiz mutluluğu elde edebilir ama insanlara daha fazla verdiğinizde karışıklık çıkacaktır ve huzursuzluk çıkacaktır. Bunu şimdi söylediğiniz, az önce söylediğinizle nasıl bağdaştırıyorsunuz? Yani bir bolluğun ve zenginliğin gerçekleşeceğinden bahsettiniz ama bu söyleşide aynı bolluğun ve zenginliğin huzursuzluk çıkarabileceğine değinmişsiniz.
Adnan Oktar: Oradaki konuşmamı tam eğer alabilirseniz öyle bir üslup olmadığını görürsünüz. Orda bir yanlış anlaşılma olmuş. Doğrusu, Mehdi devrinde de Hz. İsa devrinde de olağanüstü bir bolluk ve zenginlik olacaktır. Bu, adalet kavramının tam oturmasıdır. Adalet en mükemmel şekli ile sosyal adalette, hukukta da adalette, hepsinde adalet tam olacaktır. Bu ahir zamanın, Mehdi ve İsa devrinin bir özelliğidir. Hz. İsa devrinde de bu devam edecektir. Dolayısıyla biz hizmet ederken, dünyayı mutluluğa doğru götürürken, Türkiye olarak, Türk halkı olarak parada gözümüz yok, zenginlikte gözümüz yok. Ben bunu söyledim. Bize yarım ekmek olsun biraz peynir de olsa biz insanların mutluluğu için gayret edersek bundan çok büyük zevk alırız. Sonucunda zengin olalım, bol mala kavuşalım amacı yok. Hizmete ve çileye talibiz. Bunu demek istemiştim.
Muhabir: Çok teşekkür etmek istiyorum. Zamanımı fazlasıyla doldurdum. Beni Hollanda’dan kabul ettiğiniz için tekrar teşekkür etmek istiyorum ama bitirmeden önce son bir soru daha sormak istiyorum. Biliyorum bunlar çok tartışmalı konular. Birçok tutuklama gerçekleşti. Yasal sorunlarla mücadele etmek durumunda kaldınız. Birçok dava açıldı size karşı. Ben olanları zaten biliyorum iki tarafın da öykülerini dinledim. Sizin söyleşilerinizi, sizin açıklamalarınızı ve size karşı açılan davaları, iddiaları biliyorum. Benim sorum şu, siz bütün dünyaya hoşgörü ve İslam mesajı iletmeye çalışan birisiniz. Oysa bütün bu olanlar sizin imajınızı çok kötü zedeleyebilecek olaylar. Bunlarla nasıl baş ettiğinizi merak ediyorum, bunlarla baş etmek için ne yapıyorsunuz?
Adnan Oktar: Evet. Hz. İsa İncil’de diyor ki, benim ismimi andığınız için, beni savunduğunuz için her yerde hapse atılacaksınız ve eziyet göreceksiniz diyor. Demek ki Allah yolunda, yani yaklaşık söylüyorum bunu tabi, kelimesi kelimesine aynı değil fakat bu mealde İncil’de bir açıklama var. Allah yolunda mücadele edenler bu tarz zorluklarla çok fazla karşılaşırlar. Zaten karşılaşmazsa mücadele etmiyor demektir. Bu mücadelenin gereğidir bu, sıhhatidir. Bu mücadelede bu olur zaten. O mücadelenin güzel gittiğini, doğru ve başarılı gittiğini gösterir. Benimle ilgili bir mahkeme kararı oldu ama savcı bizim için dosyada hiç bir delil yok dedi yani suçlayıcı bir delil yok dedi. Mahkememizin kendi savcısı, ayrıca bu kişilerin diğer arkadaşları aynı suçlardan beraat etmişler bu mahkeme beraat kararı vermiştir dedi ve bu kişiler poliste işkence altında bu ifadeleri vermişler yanlarında avukat olmadığı için bu ifadeleri de geçersizdir. Bu yüzden bu kişilerin ben beraatini istiyorum dedi. Ama mahkeme buna rağmen hakkımızda olumsuz bir karar verdi, yani bizim açımızdan olumsuz bir karar verdi. Fakat olay şu an olay Yargıtay’da. Yargıtay aşamasında. Ama bana daha önce de akıl hastası denmişti. Askeri hastanede tam sağlıklı ve sıhhatli olduğum ortaya çıktı ama on yıl akıl hastası olarak basın beni lanse etti. Ben bundan şeref duyarım. Kuran’da da Allah yolunda mücadele edenlere, peygamberlere, peygamberlere uyan insanlara da böyle zulüm uygulandı, böyle iftiralar atıldı. Geçiyor Kuran’da. İncil’de de bakarsak, İncil’deki müminlerin de acı çektiğini, zorluklarla karşılaştığını görürüz. Tevrat’ta da bunu görürüz. Ben peygamber değilim. Allah’ın herhangi bir kuluyum. Ama peygambere uyanlar da böyle zor, çileli ortamlardan geçerler. Mesela yiyeceğime, içeceğime poliste gözaltına alınmışken kokain karıştırdılar. Yani hayatımda kokain görmemişken böyle bir iftira üzerime atıldı. Fakat Adli Tıp emniyette yiyeceğime karıştırıldığını kokainin tespit etti. Ve ondan da beraat ettim. Dolayısıyla Müslümanlar bu tip olaylarla çok karşılaşır. Bundan sonra da karşılaşır. Bu olayın sıhhatini gösterir. Ben bundan sevap kazanırım, bu her Müslümanın karşılaşacağı bir olaydır.
Muhabir: Sizi yüreklendiriyor bunlar.
Adnan Oktar: Tabi ki. Yoksa mücadele yoktur zaten, bir zorluk yoksa, yani zıttı yoksa mücadeleden bahsedemeyiz.
Muhabir: Beni buraya getiren arkadaşınız Mehmet yolda bana şöyle bir şey söyledi: Her şeyin Allah’tan geldiğini söyledi, buna inandığınızı söyledi, peki bu az önce söylediklerinizde bunun bir yansıması mı, bununla ilintili mi?
Adnan Oktar: Tabi, tabi. Kaderde olduğu için oluyor.
Muhabir: Başka sorum yok. Çok keyif aldım bu sohbetten.
Adnan Oktar: Ben de çok memnun oldum. Ve sizi çok takdir ediyorum, çok saygılı ve çok nezih bir üslubunuz vardı. İnşaAllah yine görüşürüz.
Muhabir: Çok teşekkür ederim.
Adnan Oktar: Ben de teşekkür ederim.