SUNUCU: İyi akşamlar sevgili seyirciler. Bir Adnan Oktar’la Baş Başa programında yine sizlerle birlikteyiz. Bu akşamki programımız Tempo Tv ve Kral Karadeniz Tv ile ortak canlı yayınla karşınızda olacağız. Programımızın daimi konuğu yapmış olduğu dini ve ilmi sohbetlerle bizleri dünya ve ahiret yolculuğunda irşat olmamıza ışık tutan Sayın ilim ve bilim adamı Adnan Oktar Hocamız, hoş geldiniz Sayın Hocamız.
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk Allah razı olsun.
SUNUCU: Ve diğer konuklarımız Sayın Oktar Babuna beyefendi ve Sayın doktar Cihat Gündoğdu beyefendi hoş geldiniz.
OKTAR BABUNA: Hoş bulduk.
CİHAT GÜNDOĞDU: Hoş bulduk.
SUNUCU: İyi akşamlar nasılsınız?
CİHAT GÜNDOĞDU: Teşekkürler siz nasılsınız?
SUNUCU: Allah iyilik versin. Çok teşekkür ederim. Sayın Hocam hemen programımıza şöyle başlamak istiyorum. Cuma günkü Habertürk programı toplumumuzun büyük bir kesimi tarafından olumlu bir tepkiyle karşılandı. Maalesef sizin karşınızda bu evrim teorisini savunan bilim adamları karşınızda sizinle aynı platformda programa çıkmadı. Bunu neye bağlıyorsunuz diyerek hemen sohbetimize başlamak istiyorum.
ADNAN OKTAR: Aslında çok iyi olmuş çünkü o tarz bir tartışmadan ben pek hoşlanmam. Öyle bağırtı çağırtı yüksek ses, çünkü ilmi konular sakince ve aklı başında anlatılır. Net ve açıktır. Yani kim daha çok bağırırsa kazanır diye bir şey yok. Kim doğruyu net delillerle açıklarsa onun doğru olduğu anlaşılır. Olay budur. Yani o tarz bir stil benim hiç hoşlanmadığım bir model, dini konuları tenzih ederim. Görünüşü de rahatsız edici oluyor. Proteinlerin yapısı anlatılır, fosiller anlatılır, net deliller ortaya konur konu biter. Darwinizm öyle uzun uzun uğraşılacak bir konu değil, anlattığımız delillerin ikinci bir ihtimali zaten yok, çok açık, protein olamıyorsa, ara fosil yoksa Darwinizm bitmiştir. O gün Oktar bayağı şahane konular anlattı. Onun anlattıklarının onda biri bile yeter Darwinizm’i bitirmeye yani o kadar çok fazla delil vermeye de aslında gerek yok. Protein safhası anlatılsa yine yeter. Ara fosil anlatılsa yine yeter. Görüntünün beyinde oluşması olayı zaten kökünden olayı bitiriyor. Ruhu hiç açıklayamaz Darwinizm çünkü gören biri var, duyan biri var beynin içerisinde, maddi bir şey olmadığı için de hiç açıklanamayacak bir durum. Zaten bu konuya hiç girmiyorlar genelde dikkat ederseniz
SUNUCU: Evet hemen bir soruyla sohbetimize devam etmek istiyoruz Hocam. Hocam şöyle bir anlayış var. ‘Bir şeye Allah yarattı derseniz araştırma yapmaya devam edemezsiniz.’ Oysa Allah Kur’anda “kulları içinde ise Allah’tan ancak alim olanlar içleri titreyerek korkar diye buyrulmuştur. Şüphesiz Allah üstün ve güçlü olandır. Bağışlayandır.” (Fatır Suresi 28 şeklinde belirtiyor ayette. Bu ayette Allah Müslümanların bilimle ilgilenmesini emretmiyor mu? Siz daha iyi bilirsiniz Hocam Ali Günderen Hatay’dan böyle bir soru göndermiş Hocam
ADNAN OKTAR: Bir kere ilime ve bilime yaklaşmaları Darwinistlerin çok samimi değil. Bir kere bilim Darwinizm’i çökerten bir olay yani bilimi bir kere hiç ağızlarına almamaları lazım yani Darwinizm’i savunmak istiyorlarsa Darwinizm ile bilim asla bir arada duramaz zaten yani tentürdiot gibidir bilim, Darwinizm’i yakar. Yani anında yok eder. Ateş gibidir anında bitirir böyle safsataları, dolayısıyla bilime sahip çıkanlar Müslümanlardır. İnananlar bilime sahip çıkar. Yani pagan felsefesinin pagan inancında, putperest inançta bilim kullanılmaz. Yani Sümerler aynı şeyi savunuyorlardı. Eski Yunan’da da savunuyorlardı eski Mısır’da da savunuyorlardı. Onlar da kendilerine göre bilim tarzında bir şeyler yapıyorlardı. Ama bu samimiyetsiz olmuş oluyor. Bilim Müslümanlarındır. Bu net bir kanundur. Evet
SUNUCU: Adnan Bey mutasyonlar konusunda çok anlaşılır biçimde açıklanmıştı. %99 zararlı olan bir sonucun canlıya yarar getirmesi, onu daha güzelleştirmesi mümkün olamaz. Çernobil yada Hiroşima sonrasında doğan bebeklerdeki genetik hastalıkları hepimiz çok iyi biliyoruz. Bu zararlı mutasyonların sonucunda nasıl olur da tavus kuşunun tüylerini, lezzetleri birbirinden üstün meyvelerin oluştuğunu iddia edebiliyorlar. Evrimcilerin bu kadar bağnaz olmalarının nedeni nedir? Nihal Arca Bolu’dan gönderiyor Adnan Bey
ADNAN OKTAR: Bunu herhalde siz cevaplayacaksınız. Buyurun.
OKTAR BABUNA: Mutasyon insanın DNA’sı var bir zincir şeklinde böyle bütün genlerin kodlandığı bütün canlılarda var bu daha doğrusu bütün hücrelerde Allah buraya bütün özelliklerini şifreli olarak yerleştirmiş, mesela insanın gözünün biçimi, merceğinin nerede olacağı, kirpiklerinin uzunluğu yada kulağı düşünelim mesela böyle her iki yerdeki kulağın en milimetrik ayrıntısına kadar böyle en ince kemiklerine kadar kulak zarına kadar içindeki tüycüklere kadar bu genlerin içinde şifrelenmiş, dolayısıyla burada meydana gelecek bir tesadüfi değişiklik ki harflerden oluşuyor bu üç milyon üç milyar harf var yani bir milyon ansiklopedi sayfasına eşit bin cilt ansiklopediye eşit bilgi var. İnsanın bir tek hücresindeki DNA’nın içinde burada herhangi bir tesadüfi değişiklik evrimcilerin iddia ettiği gibi %99 oranında zararlı oluyor. Biz bilimsel olarak biliyoruz bunu bugün %1 de etkisiz yani siz makinalı tüfekle bir adama ateş ediyorsunuz. 99 mermi öldürücü tabi ortadan kaldırıyor. O bir mermi yani etkisiz kalsa yada vücudundaki bir enfeksiyonu ortadan kaldırsa ne olur zaten 99 mermi darmakeşan etmiş. Mesela örnek vereyim size bunlar mutasyonla olur böyle yani mutasyonlarla dedikleri gibi tesadüfi değişikliklerle canlılar oluşsaydı bizim o zaman böyle fosiller bulmamız lazımdı. Yarım yamalak eller parmaksız, altı parmaklı, sekiz parmaklı yada bu şekilde mesela kolların böyle gelişimini yavaş yavaş böyle küçük kol oradan çıkmış, buradan çıkmış, minik eller var. Bunları gösteren yada burada olduğu gibi bakın kafadan kol çıkmış, kafası eciş bücüş, gözün biri küçük, biri büyük, gözün biri yukarıda, biri aşağıda gibi bunları fosil örneklerinde görmemiz gerekirdi. Bir tane bile yok. Bakıyoruz canlılara, canlıların hepsi mükemmel bakın böyle yani tabi bunlar çizim, hayal değil ama hiç yok bunlardan yani gerçekte iki yüz elli milyon tane fosil var. Hiçbir patolojik canlı yok. Yani eciş bücüş kafası gözü belli olmayan, yavaş yavaş kanadın oluşumunu gösterecek yada yarı balık yarı sürüngen gibi bakın mutasyon olduğunda ne oluyor. Bunlar da gerçekleri, mesela şu kuzu, kuzunun bacağında mutasyon sonucu bakın yere basamıyor extra bacak çıkmış fazladan iki tane kuyruğu var görüyorsunuz. Yada mesela başka bir örnek, bunlar canlı gerçek canlılar, mutasyonla böyle oluyor işte çift başlı yılan görüyorsunuz. İşte bu mutasyon sonucunda oluşuyor. Tesadüfi değişiklik sonucunda oluşuyor.
ADNAN OKTAR: İki başlı insanlar olması gerekiyor diyorsun. İki, üç başlı falan
OKTAR BABUNA: İki, üç başlı olması gerekiyor. Mesela meyve sinekleri ile sineklerle 60 yıl uğraştılar. Laboratuarlarda boşu boşuna o kadar zaman ve para harcadılar. Mutasyon meydana getirdiler. Milyonlarcası oldu bu sinekler hep sakatlandı. Bakın sakat bir sinek görüyorsunuz böyle, kanatları buruşmuş, kafası gözü belli değil, uçamıyor, bunlar ya kör oluyor, ya uçamıyor, ya ölüyorlar. Yani mutasyonlar daima zararlıdır. Bunun hiçbir başka açıklaması yok. Yani mutasyon o kadar akılsızca bir şey ki kulağı düşünelim. Kulakta milimetrik bir yapılanma var. Kulak kepçesi mesela dışarıdan gelen bütün sesleri kulak zarına toplayacak şekilde tasarlanmış, yaratılmıştır. Her insanda farklı olmasına rağmen her insanın mutlaka bu işlevini görür. Yani çok milimetriktir bu kıvrımları, kulak zarı derseniz öyle milimetrik böyle milimetrenin çok küçük birimleri kadar titreşir. Milimetrik kemikler vardır. Şimdi bunlar diyor ki, tesadüfi bir değişiklik olacak diyor. On binlerce milimetrik kemikler olacak diyor. Bir daha olacak diyor tam karşı tarafta aynısı olacak diyor aynı kemiğin, bir daha olacak diyor o kemikler milimetrik uzayacaklar diyor. İç kulaktaki o yapılanmalar meydana gelecek diyor. Yani o kadar akıl almaz bir safsata ki bilime, akla, mantığa her şeye aykırı bir kere delillerle de yalanlanıyor. Yani biz fosillere baktığımızda canlıların mükemmel olarak Allah tarafından birdenbire Allah’ın ol demesiyle yaratıldığını görüyoruz. Yani 3.5 milyar yıl önce ilk hücre yaratılmış, bugünkü hücreyle tıpa tıp aynı, bütün içindeki, enerji santralleri, fabrikaları, laboratuarları da mevcut olarak yaratılmış, ondan sonra sulardaki canlılar yaratılmış Allah tarafından buna kambriyen patlaması deniliyor. Birden bire ortaya çıkıyor canlılar yani birden bire ortaya çıkmak zaten Allah tarafından yaratıldığını gösterir. Daha sonra karalardaki canlılar birden bireortaya çıkıyorlar. En sonunda da insan yaratılıyor.
CİHAT GÜNDOĞDU: Burada şunu eklemek istiyorum müsaadenizle
SUNUCU: Buyurun efendim
CİHAT GÜNDOĞDU: Şimdi Darwin zamanında genetik bilimi bilinmiyordu. Hücrenin içindeki bilgiden kimse haberdar değildi. DNA’dan hiç kimsenin haberi yoktu. Zaten Darwin de kitabının adını Türlerin Kökeni Doğal Seleksiyon Yoluyla diye koymuştu ki, daha sonra Mendel ilk olarak genetik kanununu ortaya koyar koymaz zaten ilk olarak Mendel’in kendisi karşı çıktı Darwinizm’e, Darwin’in kendisine, Darwin ve daha sonrasında da genetik bilgi daha detaylı olarak öğrenildiğinde anlaşıldı ki, hiçbir şekilde mutasyon zaten bir mekanizma olamaz. Çünkü mutasyon biliyorsunuz, az önce Oktar’ın da bahsettiği gibi, bir binaya gelecek bir deprem, binayı daha ileriye götürmez geliştirmez. Ancak yıkım getirir. Mevcut yapıyı bozar, sarsar, mevcut canlılardaki yapı ise oldukça kompleks yapılardır ve buraya olacak herhangi bir mutasyon gibi bir dış etkende gelecek zarar %99’u zarar olduğunu zaten belirttik, %1’i ise etkisizdir. Her halukarda o yapıyı zaten imha edecektir. Çalışmaz hale getirip bozacaktır.
OKTAR BABUNA: Bunu bilim adamları da itiraf ediyorlar. Hemen küçük bir iki alıntı okuyayım. Bunlar evrimci bilim adamları da söylüyor bunu bakın olamayacağını, genetikçi Ren Geneton diye bir bilim adamı evrimci diyor ki, mutasyonlar küçük, rastgele ve zararlıdırlar. Aynı şekilde Fransız Bilimler Akademisinin eski başkanı var. Bu da önde gelen bir evrimci döneminin diyor ki, bir canlı vücudunda çok küçük bile olsa bir düzensizlik oluştuğunda bunun sonucu ölüm olur. Yaşam olgusuyla anarşi düzensizlik arasında hiçbir olası uzlaşma yoktur. Önümde uzun bir liste var yani böyle onlarda olamayacağını biliyorlar aslında mesela bir Habertürk’te konusu oldu bunun önde gelen bir Türk evrimcisi var. Ali Demirsoy diye Ankara’dan, bir kitap yazmış böyle 800 sayfalık diyor ki orada, bir tek proteini almış tesadüfen oluşma ihtimalini yani bu mutasyonlarla hayali mekanizmalarla tesadüfi oluşma ihtimaline diyor ki, bir maymunun diyor, daktilonun başına oturup diyor, maymun daktilonun tuşlarıyla oynarken insanlık tarihini bakın, insanlık tarihini hiç hata yapmadan yazması gibi bir ihtimal diyor. Yani imkansız diyor ama diyor ben diyor, öbür alternatif yani Allah’ın yarattığı ihtimali kabul edemem diyor. Şimdi bu bilim adamlığı değil o zaman, bilim adamı sonuçlarına bakar eğer Allah’ın yarattığını gösteriyorsa, kabul etmesi gerekir. Bu seferde kalktılar programda bunu söyleyince biz bu sefer sıkıştılar dediler ki, yok biz öyle demedik aslında öyle bir daktilo olacak ki, yine maymun tesadüfen tuşlara basacak fakat sadece doğru tuşlara bastığında harfler yazılacak. O yazıdan da Hamlet işte bu Sheakspeare’in Hamlet’ini örnek verdiler o yazılacak. Şimdi bu o kadar akılsızca bir şey ki, yani orada şuursuz atomlar karar verecekler ne yapacaklarına, Hamlet’i bilen bir akıl olması gerekiyor. O tuşların ayarlanması, kodlanması gerekiyor ki, Hamlet ortaya çıksın yani şunun gibi iki tane atom bir araya geliyorlar diyorlar ki, biz bir varlık yapalım. Kendinden çok büyük dışarıyı görmeyen, hissetmeyen, aklı olmayan bu iki atom bir araya gelip bunu yapmaya başlıyorlar. Plan yapıyorlar mesela aşama aşama görme dur diyorlar bir görme, görecek bir organ meydana getirelim gözü meydana getiriyorlar. İşitecek bir organ yapalım diyorlar yavaş yavaş kulak meydana getiriyorlar ve canlılık yani o kadar safsata ki, neresinden baksanız yani tam bir pagan dini, dökülüyor, bilimle hiç alakası yok.
SUNUCU: Teşekkür ederim.
CİHAT GÜNDOĞDU: Burada hemen şunu da ekleyeyim ben, burada karşı karşıya olduğumuz şey Allah’ın üstün ilmi, sonsuz bilgisi ve yaratma gücüyle karşı karşıyayız ve bunu kalkıpta tesadüflerle izah etmeye çalışmak tabi ki çok büyük saçmalık doğuruyor.
SUNUCU: Evet bu arada seyircilerimize bir hatırlatmada bulunalım. Bizim şu anki canlı yayınımızı www.harunyahya.tv’den canlı olarak izleyebilirsiniz dedikten sonra hemen bir diğer sorumuza geçiyoruz. Adnan Hocamızın kitaplarını okudukça olumlu yönde çok değiştim. Eskiden çevreme ne kadar boş gözlerle baktığımı fark ettim. Yolda yürürken, bir yere giderken, arabada yada yoldayken yeryüzündeki, gökyüzündeki mükemmelliği yada düzeni tam olarak göremiyormuşuz. Güzellikleri daha iyi görebilmemiz için çevremizdeki olayları sağlıklı değerlendirebilmemiz için neler yapmalıyız? Keriman Yılmaz İstanbul’dan Hocam
ADNAN OKTAR: İnsanın kendisini sıkmasına gerek yok, Allah rahat düşünmeyle, samimi düşünmeyle kendisini anlayacağımız şekilde bizi yaratmıştır. Mesela Darwinizm’in bir sahte teori olduğunu anlamak için de öyle derin derin araştırmalar yani çok olağanüstü bir bilgi gibi, böyle bir şey yok. Yani herhangi bir insan biraz düşündüğünde çok şaşırtıcı bir sistemle karşılaşır. Darwinizm rezalet tarzında sahtekarlığa dayalı bir teoridir. Bu çok net ama mesela paleontoloji bir bilimdir, biyoloji bir bilimdir. Bilimin bütün dallarına benim saygım var. Ama bu pagan dini, rezalet, tarif edilecek gibi değil nereye baksan batmış durumda. Bir de heyecanla bunu savunmuyorlar mı; insan ahir zamanda büyük bir mucizeyle karşı karşıya şu an, normal olarak bir insanın böyle bir şeyi savunabilmesi mucize. Mesela proteinlerin oluşmasını Oktar biraz anlatsın ama böyle sakin sakin tane tane anlat; tam anlamıyla açmazdalar.
OKTAR BABUNA: Proteinler aminoasit denilen yapılardan oluşuyor ve bunların zincirleri mesela 100 aminoasitte bir protein yapabiliyor. 2-3 bin aminoasitte bir protein meydana getirebiliyor. Canlılarda proteinler var insanın genlerinde kodlanıyor. Bu mesela insanda 100 bin çeşit protein var. Şimdi bir tek proteinin oluşma ihtimali imkansız, Adnan Bey’in kitabında bir hesap var 10 üzeri 950 de bir ihtimal çıkıyor. 950 tane sıfır birin yanına şundan dolayı bir proteinin oluşması için, bakın 20 tane aminoasit var. 500 aminoasitlik bir protein zinciri düşünelim. Her bir nokta için 500 tane aminoasit var ya her bir nokta için 20 tane alternatif var. Bunlardan sadece bir tane dizilim protein olarak işlev görüyor dolayısıyla doğru dizilmesi lazım bu 10 üzeri 650 de bir ihtimal yapıyor. Doğru dizilim bakın sadece, proteinler ayrıca sağ elli ve sol elli olanları var doğada yani benim sağ elim sol elim gibi bunlar bu karşılıklı birbirinin ayna simetrisi aynada durmuş gibi böyle bakın burada gördüğünüz gibi aminoasitler birbirinin tam aynada karşı simetrisinde nedense bilinmiyor sadece sol elli olanlar proteinlerde yer alıyor. Tüm doğadaki proteinlerde böyle, canlıların proteinlerinde, hiç kimse açıklayamıyor bunun neden olduğunu halbuki sağ elli olanları da var. Ayrıca proteinler aminoasitler birbirleriyle sadece çok özel bir kimyasal bağ yapıyorlar. Buna da peptid bağı deniyor. Şimdi biz düşünelim. Aminoasitler de tesadüfen oluşamıyor da olduğunu varsayalım bir kovanın içine doldursak aminoasitleri yan yana bıraksak doğada bunlar hemen parçalanıyor bir kere oksijen var, ultraviyole ışınları var, çamurun içinde oluştu diyorlar. Çamurun içinde metan ondan sonra
ADNAN OKTAR: Asitler, her şey var.
OKTAR BABUNA: Asitler, her şey var anında parçalıyorlar. Birbirleriyle bağlanmaları imkansız peptid bağı hiçbir şekilde yapmıyorlar sadece hücre ortamında enzimler sentezlediği zaman peptid bağı yapabiliyorlar o özel bağlardan, siz hangi ısıyı verirseniz verin, ısıyı çok yükseltin ya da alçaltın kesinlikle o bağları da oluşturmuyorlar. Yani hiçbir şekilde protein oluşmuyor. Ne kadar milyonlarca yıl isterseniz babaları, çocukları, torunları başında beklesin mümkün değil oluşmuyor. Hadi oluştu diyelim imkansızlıklar oldu proteinleri yan yana koysak bundan bir hücre olur mu? Kesinlikle olmuyor. Proteinler doğal şartlarda hemen parçalanıyorlar, çünkü hücrenin o kadar akıl almaz bir yapısı var ki, mesela İstanbul’u düşünün. İstanbul’dan çok daha kompleks bir yapısı var. Bir hücrenin içinde bir milyar protein oluyor. Yani bir milyar nüfusu olan bir şehir gibi düşünün. Dünyada öyle bir şehir yok da onun gibi düşünün. Bunun içinde müthiş bir bilgi bankası var. 1000 ciltlik bir ansiklopedi milimetrenin böyle 100 binde birine Allah yaratmış, sıkıştırmış bunun içinde müthiş teknolojik laboratuarlar var. Protein sentezleniyor dünyanın hiçbir laboratuarında protein sentezlemek bugün yani çok az laboratuarda mümkün, enerji santralleri var dünyanın en gelişmiş santralarından daha gelişmiş ve sayıca daha çok, bir de bunları hepsi bir arada olduğu zaman o zaman ancak hayatta kalabiliyor ve ayrıca hayat sadece şuursuz atomların, cansız atomların bir araya gelmesiyle olmuyor. Allah’ın Hayy sıfatının tecellisi canlılık bambaşka bir şey yani cansız maddenin bir özelliği değil cansız maddeyi siz hangi şekilde bir araya getirirseniz getirin canlılık sadece Allah’ın yaratmasıyla olabilir. Yani her aşaması imkansız, proteinin oluşması da imkansız, aminoasitlerin oluşması da imkansız, onun için deney yaptılar. Evrimciler bakalım aminoasit elde edebiliyor muyuz diye 1953 yılında Miller diye bir adam çıktı böyle Amerika’da deney yaptı. Deneyde kullandığı gazların sahte olduğu anlaşıldı. Kendi itiraf etti daha sonra ayrıca deneyinde kullandığı çok özel düzenekler kullandı doğada olmayan ki doğada hemen parçalanıyor. Onlar doğada yok zaten ayrıca elde edilen orada oluşan başka maddeler de oluştu. Onlarda aminoasitleri parçalıyor. Yani tamamen imkansız, aminoasitin oluşması da imkansız, proteinin oluşması da imkansız kere imkansız hele canlılık, hücre hiç oluşmuyor tabiî ki
SUNUCU: Teşekkür ederim. Evet eklemek istediğiniz bir şey var mı?
CİHAT GÜNDOĞDU: Tüm sistemin hücre içindeki bütün mekanizmaların hep beraber aynı anda bulunması gereği ortaya çıkıyor. Bugün bilim bunu ortaya koymuş bulunmakta, DNA’nın bulunması şart, proteinlerin de aynı anda bulunması şart, protein DNA olmadan zaten sentezlenemez. Onunla ilgili özel sıralama ancak DNA da tarif edilmiş durumda DNA’nın da olabilmesi için zaten proteinin olması gerekiyor sentezlenebilmiş olması için gerek şart şu hepsi bir arada aynı anda yaratılmış olması gerekiyor. Çalışır vaziyette bulunması gerekiyor hücrenin içindeki bütün elemanların
OKTAR BABUNA: Peki hücre nasıl oldu diyorsunuz bu sefer de ne diyorlar biliyor musunuz? Yağ dokularından oluştu diyorlar yani mesela hani çorbanın içine zeytinyağ damlattığınız da yağ damlaları çorbanın içinde böyle top top olur ya, yani o kadar akılsızca bir şey ki, o yağ damlalarından hücre oluşacakmış yani yağ damlasıyla hücrenin veya o ne alakası olabilir. Hücre böyle şehir gibi ayrı bir alem var onun içerisinde sentezler yapılıyor, moleküller sentezleniyor, proteinler alınıyor, doğru adreslere gönderiliyor. Müthiş bir nizam ve intizam var ve canlılık var. Hayat var.
ADNAN OKTAR: Şöyle çatalla parçaladığınızda yağ parçalanıyor ya, bölümlere ayrılıyor küçük küçük daireler şeklinde işte hücre öyle bölünüyordu diyorlar yani yağdan bölünmesi de o tarzda başladı diyor.
CİHAT GÜNDOĞDU: Darwin zamanındaki o ilkel bilim anlayışı o eski ilkel mikroskoplar altında hücreyi bir leke olarak görebiliyorlardı en fazla, o yüzden içi jöle dolu bir baloncuk diye nitelendiriyordu Ernst Haeckel, Darwin de teorisini buna bina etmiş oldu zaten
SUNUCU: Peki Hocam bu kadar mesnetsiz, dayanaksız iddialarla şimdi böyle karşılarında ilmi ve bilimle çürütülmelerine rağmen hala bu iddialarını neye bağlıyorlar Hocam?
ADNAN OKTAR: Ama şimdi darmadağın oldular, öyle eski kendilerine olan güvenleri, eski havaları, eski üslupları 71’leri bir düşünün, şu anki garibanlıklarına bir bakın. Yani çok gariban, çok zavallı hale geldiler. Arada dağlar gibi fark var yani tek tük şu an direnenler, o hanım da çıktı o gün ben Allah’a inanıyorum dedi değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet
ADNAN OKTAR: Yani böyle bir konu artık Türkiye’den kazınmak üzere yani bu darbeye hiç kimse dayanamazdı. Ve hakikaten hiç biri dayanamadılar, bu kitap yerle bir etti olayı, yani Darwinizm diye bir konu şu an dünyada yok, suni olarak ayakta durmaya çalışıyorlar, oraya buraya dayanarak, bir kere tesadüfle karşımıza çıkıyorlar. Yani çok acımasızca ezeriz. Yapmasınlar; tesadüf dünyanın en mantıksız, en münasebetsiz sözüdür. İnsanın yaratılışı için olabilecek en münasebetsiz sözü kullanıyorlar. Uzaylılar getirdi, uzaylılar yaptı dese yine onlarla konuşuruz, yine bir mantığı olur. Ama buna girdiklerinde olay bambaşka bir şekle giriyor. Ya uzaylılar dese,uzaylıları kim yarattı deriz konu biter.
SUNUCU: Evet. Geçen akşam Habertürk’te yayınlanan sansürsüz programında Aslı Tolun elinizde evrimi kanıtlayan ara geçiş formu fosili var mı sorusuna karşı bu fosilleri bulmak her zaman mümkün olmuyor diye cevap verdi. Siz 250 milyonun üzerinde fosil olduğunu ifade etmiştiniz. Acaba 250 milyon fosil içerisinde bir tane olsun sözde ara forum fosili çıkmaz mıydı? Aslı Tolun acaba bu fosil bulunduğundan haberdar değil mi? dünkü programda doktor Cihat Gündoğdu geçmişte evrimi açmaza sokan bir takım fosillerin bir müze müdürü tarafından saklandığını bu fosillerin ancak müze müdürünün ölümünden sonra bulunduğundan bahsetti.
ADNAN OKTAR: 70 yıl hem de
SUNUCU: Bunlar çok şaşırtıcı bilgiler ve evrimcilerin ne denli acz içinde olduklarını gösteriyor. Hocam sizi destekliyor çalışmalarınızı ilgiyle takip ediyoruz. Mehmet Demir Almanya
ADNAN OKTAR: MaşaAllah
OKTAR BABUNA: Şimdi evrimciler diyorlar ki, bu türler haşa tesadüfen ortaya çıktı. Tesadüfen birbirlerine dönüştüler. Yani bakın şimdi bu evrimci kaynaklarda böyle çizimler var. Bu yine evolotion adlı yine bir kitaptan alınmış yani yabancı evrimci bir kitaptan alınmış. Bakın diyor ki, şunu iddia ediyor balık güya karaya çıkacak ve kara hayvanına dönüşecek, işte bakın çizimi bu şekilde balık gördüğünüz gibi önce bir kısmı suda bir kısım ayağını karaya basmış hop kara canlısı oluyor. Bu o kadar anlamsız bir şey ki yada mesela kuşların oluşumunda bakın yine bu evrimci kitapta bir derginin dinazor kitabından alınmış dinazorlar sinekleri bakın kovalarken burada görüyorsunuz kanatlanıp hop kuş olup uçuyorlar. Yani bu o kadar saçma, anlamsız bir iddia ki koskoca dinazor sineği yakalamak için kovalarken bütün o genlerindeki biraz önce anlattığım ne kadar karmaşık sistemleri var. Ön ayakları güya kanatlara dönüşüp havalanıp uçacak ya buna çocuklar bile inanmaz yani deli saçması bu kadar gülünç bir şey peki diyoruz o zaman evrimi madem savunuyorsunuz ara geçiş formu gösterin bize 250 milyon tane fosil var. Allah razı olsun Adnan Bey’in Yaratılış Atlası balyoz gibi indi tepelerine, onu da saklıyorlardı. Yalnız o müzedeki değil 72 yıl saklamışlar 250 milyon fosili saklıyorlardı. Bunu ilk defa dünyada Sayın Adnan Oktar ortaya çıkardı, deşifre etti. Resimde de bakınca milyonlarca yıl değişmemiş fosiller bütün evrim teorisi bir anda çöktü. Şundan dolayı saklıyorlar onlarda biliyorlar yalan olduğunu yani mesela Darwin’in kendisi söylüyor, Darwin diyor ki, bakın şunu hemen size kısaca okuyayım. Darwin’in kendisi kitabında şunu iddia yani iddiasını ortaya attığında diyor ki, eğer gerçekten türler öbür türlerden yavaş gelişmelerle türemişse neden sayısız geçiş formuna rastlamıyoruz. Yani evrimi kanıtlayacak tek şey, geçiş formu yok diyor. Ki Darwin kendisi söylüyor. Sayısız geçiş formları olmalı fakat neden yeryüzünün sayılamayacak kat çok katmanında gömülü olarak bulamıyoruz. Yani ben diyor bir iddia ortaya attım evrim diye böyle ama diyor delili yok diyor bunun aradan geçen 150 yıl, 250 milyon o zaman da vardı fosiller, kazma kürek de vardı, kazıyorlardı. Ondan sonra bir sürü fosil vardı. Ara geçiş formu yoktu bugün hele 250 milyona çıktı artık hiç yok yani 250 milyon tane fosille yalanlanan bir safsata
ADNAN OKTAR: O hanım da arada sırada buluyoruz gibi bir üslupla konuşuyor. Olsa da buluyoruz ama bu bulunma diye bir olay yok yani hiç yok. Bulduysan bir tane al getir 10 trilyonunu al git. Niye gelmiyorsun? Bu samimi bir üslup değil, çok acayip, sanki arada sırada bulunuyormuş gibi; hiç bulunmuyor. Yok, aslında bulunabilir de hakikaten mutasyona uğramış bir anormal bir varlık da bulunabilir. Allah’ın hikmeti hiç bulunmuyor. Bazen oluyor ya böyle çarpık çurpuk canlılar, fakat fazla yaşamıyorlar ölüyorlar. Onun fosili olsa olabilir bir tane olsa bulunur. O da yok. Hep mükemmel mesela şu an şurada da gösterteyim mesela kabuk böceği 25 milyon yıllık amber içinde, yani milim santim değişme yok Allah’ın hikmeti mesela bak zoom yapıyor musun delikanlı, evet mesela bak kabuk böceği, kalkık kuyruk böceği 25 milyon yıllık amber içerisinde aynısı ama aynısı milimi, milimine, hiçbir bozulma olmadan kalmış. Mesela suikastçi böcek 25 milyon yıllık aynısı bakın hiçbir değişiklik yok. Mesela karınca aslanı 25 milyon yıllık hiçbir değişiklik yok aynısı, Oktar Bey şuradan sen bize sayfa ver. Mesela tırtıl bakın tıpkısı aynısı, kanatlı termit 25 milyon yıllık aynısı hep 25 milyon yıllık; bunlar dominik amberleri yani balı çok kıymetli amber çeşitleridir bilinir yani ünlüdür bunlar, mesela mantar sivrisineği, aynısı hiç fark yok 25 milyon yıllık bu da dominik amberi, mesela dans sineği 25 milyon yıllık yine dominik amberi bakın netliği görüyorsunuz. Amber Allah’ın bir lütfu fosilde hayvan sadece kemikleri kalıyor. Amber içinde hayvan blok kalıyor; olduğu gibi, kaşı gözü, eti, kemiği hepsi kalıyor. Tamamı kalıyor yani o hem antiseptik özellik oluşturuyor. Düşünün bir canlının içinde donup kalan bir şey düşünün onun gibi böyle donup kalıyor. Mesela bakın hamam böceği 25 milyon yıllık yine dominik amberi, yaban arısı 25 milyon yıllık, sivrisinek 25 milyon yıllık hiçbir değişiklik yok, mesela asalak yaban arısı 25 milyon yıllık buyurun hiçbir değişiklik yok. Suikastçi böcek yine başka bir hayvan bu 25 milyon yıllık aynı deminki böceğin başka bir hali, çiçek böceği 25 milyon yıllık, buyurun, kulağa kaçan böcek 25 milyon yıl, evet evrimciler biz bunu arada sırada buluyoruz diyor. Biz ara sıra bulmuyoruz biz sürekli buluyoruz ve 250 milyon adet var bizde, sizin elinizde olsa iki üç tane bak bir tanede olsa diyorum alın getirin alın şu 10 trilyonu. Yani yapmasınlar, etmesinler bizim milletimiz çok zekidir, çok akıllıdır. Kulağa kaçan böceği yine 25 milyon yıl. Bakın en ufak bir değişiklik yok. Bu amber olayı bir kere en içinden çıkamadıkları olay meydana getirdi onlara, yani burada detaylar artık milimi milimine, santimi santimine, o kadar çok böcek var ki, o kadar çok ki, amber sayısı çok çok fazla açıklama da yok. Mesela kraliçe karınca 25 milyon yıllık hep bunlar dominik amberi, kanatlı termit 25 milyon yıl çıksınlar evrimciler bakın bizim gibi aynı şekilde bir kitap bassınlar bizim gibi böyle şakır şakır anlatsınlar, bir görelim bakalım. Çayır çekirgesi 128 milyon yıl bakın 128 milyon yıl bu da Brezilya’da bulunan bir fosil ama bu şey taş üzerinde taşlaşmış, mesela hamam böceği yine 108 milyon yıllık bu da Brezilya, sinek 125 milyon yıl fosil olarak bakın hiçbir değişiklik yok, yine hamam böceği 146 milyon yıllık hiçbir değişiklik yok, hani bunlar evrim geçiriyordu hani değişikliğe uğruyordu. Sabaha kadar saysak bitmez, ibreti alem için 24 cilte çıkarttım kitapları o kadar çok ki
OKTAR BABUNA: MaşaAllah
ADNAN OKTAR: Yani on binlerce fotoğraf var. Nasıl yapacağız mecburen cilt sayısını artıracağız. Evrimciler en iyisi bu konuda artık hakikati kabul etsinler. Çocuk gibi direnmeyi bıraksınlar. Biz zaten milletimize bunu anlatacağız zaten bundan kurtuluşları yok.
OKTAR BABUNA: Fosilleri çıkarana kadar müzelerin odalarında saklıyorlardı bunları
ADNAN OKTAR: Yine çekirge 108 milyon yıllık bakın detaylara bakın aynısı, bakın en ince detayına kadar hiçbir değişiklik yok. Kemikli turna balığı buyurun balığın orijinal hali, taşlaşmış ve taş ikiye bölünüyor. Çift parça elde ediliyor. Yani fosil parçalanıyor ikiye bölünüyor. Bakın yani kusursuz mükemmellikte Allah taşlaştırıp muhafaza etmiş. 108 milyon yıldan beri muhafaza oluyor Brezilya’dan çıkan bir fosil, akrep 110 milyon yıllık hiçbir değişiklik yok buyurun baksınlar. Evet, hamam böceğini göstertmiştik, bu da su böceği 108 milyon yıl, aynısı hiçbir değişiklik yok. Hamam böceği gösterttik, çekirge de gösterttik. Bunlar da başka fosiller ama evet çekirge mesela hatta detaylı bakın uzun boynuzlu çekirge 125 milyon yıllık, şimdi devam edelim şimdi sayfayı aç sen daha belirgin şeyler koyalım, gerçi bunlar da mesela kozalak dilimi adeta granit olmuş bu kozalak ben gördüm fosilini 165 milyon yıllık, buyurun kozalağın iç kısmı aynısıyla hiçbir değişikliğe uğramamış. Bitki fosili olarak bitki konusuna zaten hiç girmiyorlar dikkat ederseniz, Darwinistler yengeç 23 milyon yıllık onların demesine göre şu an bunun herhalde dozere falan dönüşmesi gerekiyordu. Getir bakalım evet yine kozalak 208 milyon yıllık jura döneminden kalma Arjantin’den hiçbir değişiklik yok bakın efendim karabatak kafası 18 milyon yıllık hiçbir değişiklik yok. Yine karabatak kafası 118 milyon yıllık değişiklik yok. Karides Almanya’da bulunmuş 145 milyon yıllık balıkçılarda görüyorlar aynısı hiçbir değişikliğe uğramamış. Deniz yıldızı 390 milyon yıllık, 390 milyon yıl Almanya’da bulunuyor. Hiçbir değişiklik yok, buyurun aynısı, sabaha kadar sayarım. Yani Darwinistler bu işle hiç karşımıza çıkmasınlar.
SUNUCU: Hocam indirgenemez komplekslikle ilgili bir VTR’miz var. Lütfedersiniz beraber izleyelim. Değerli izleyenlerimiz ufak bir aksaklık var düzeldiğinde tekrar beraber birlikte izleyeceğiz. Evet Hocam programımıza devam ediyoruz. “Hocam ben şunu anlayamıyorum. Darwinistler hem canlı türlerin birbirinden uzun zaman içerisinde evrimleşerek çoğaldıklarını iddia ediyorlar, hem de yaklaşık 530 milyon yıl önce kambriyen devri adı verilen dönemde binlerce canlının aynı anda ve aniden ortaya çıktıklarını kabul ediyorlar. Bu nasıl bir çelişki ve bunu neden düşünemiyorlar?” Sadun Aydın izleyicimiz.
ADNAN OKTAR: Doktor buyur
SUNUCU: Buyurun
OKTAR BABUNA: Darwin diyor ki bakın, şöyle bir kriter vermiş o zaten kitabında teorisinin nasıl yalanlanacağını yol gösteriyor. Bir tanesinde diyor ki, eğer aynı sınıfa ait çok sayıdaki tür gerçekten yaşama bir anda ve birlikte başlamışsa bu doğal seleksiyonla ortak atadan evrimleşme teorisine öldürücü bir darbe olurdu. İşte bu öldürücü darbe sizin de bahsettiğiniz o kambriyen döneminden geliyor. 525 milyon yıl, 540 milyon yıl önce canlılık yani 50 tane hayvan grubu, 50 tane canlı grubu birdenbire hiçbir atası olmadan hep birlikte ortaya çıkıyorlar. Ondan önce birkaç tane canlı grubu var. Çok hücreliler var daha elli tane bakın.
ADNAN OKTAR: Atası var dersen atası olan, o yanlış anlaşılabilir. Yani atası olduğunu iddia edecekleri bir fosil yok ortada onların iddia edecekleri değil mi yani herhangi bir orada mesela farz edelim bir kedi fosili buluyorlar, bir kaplan fosili buluyorlar, bir pars, puma, aslan fosili buluyorlar. Kedinin fosilini diyorlar işte bu kedi aslanın atasıdır. Kedi işte pars oldu, puma oldu, jaguar oldu yahut yok işte panter oldu, kaplan oldu sonra da aslan oldu diyorlar yani ellerindeki fosillere göre ama burada öyle bir olay da yok, aniden birdenbire blok olarak bütün hayvanlar ortaya çıkıyor. Hocam bunu demek istiyor. Buyur devam et.
OKTAR BABUNA: 50 tanesi ortaya çıkıyor. Hatta zamanla azalıyor. Şimdi evrim teorisi şunu iddia ediyor Darwinistler diyorlar ki, önce bir hücre oluşacak ondan sonra ağacın gövdesi gibi sonra dallanacak bu diğer canlılar oluşacak diyorlar ya, halbuki fosil kayıtlarına bakıyorsunuz 50 canlı grubu ortaya çıkıyor ve zamanla azalıyor. Ağaç tersine duruyor yani şimdi birden bire ortaya çıkması üstelik bunların mükemmel göz yapıları var. Solungaçları var, kan dolaşımları var yani çok kompleks sistemlerle birdenbire ortaya çıkıyorsa tabi ki bu Allah tarafından kusursuz yaratıldıklarını ortaya koyar. Ondan dolayı bakın ne oluyor biliyor musunuz bu fosilleri buluyorlar 1909 yılında Amerika’da Smith Sonyan diye bir müze var. Müze müdürü buluyor fosilleri ne yapıyor biliyor musunuz evrimi yalanladığı için bu fosiller tam 70 sene saklıyor bunu o öldükten sonra müzede araştırma yapıyorlar arşivinde bir bakıyorlar o fosiller bulunmuş. Yani evrimcilerin iddia ettikleri her şey her aşamada çürüyor. Dikkat ederseniz Darwin ne demişti demin bu demişti doğal seleksiyonla birden bire ortaya çıkıyorlarsa evrimleşme teorisine öldürücü bir darbe olurdu işte alın size öldürücü bir darbe sırf şu evrim teorisini tamamen ortadan kaldırıyor şu fosillerin bulunması bu kambriyen patlaması evrimcilerde buna hatta patlama diyorlar kendileri Richard Dawkins de söylüyor bunu kabul ediyor, diğer bütün evrimcilerde kabul ediyor. Birdenbire ortaya çıkmaları tabi bu Allah tarafından yaratıldığını kesin olarak kanıtlıyor.
ADNAN OKTAR: Bak biz fosilleri bol miktarda basıyoruz. Hiç Darwinist kitaplarda fosiller görebiliyor musunuz işlerine gelmez. 250 milyon adet var bu fosillerden hiçbir şekilde kitaplarına koymuyorlar. Çok çok nadir bir iki tane koyuyorlar onu da tabi açıklayamıyor. O ne hikmetse bu evrime uğramamıştır diyor. Kardeşim 250 milyon tane fosili sen nasıl açıklama getireceksin. 250 milyon; bir düşünün ve her gün bulunuyor 10 tane, 100 tane, 1000 tane, 2000 tane dünyanın her yerinde, mesela kazın bir yeri hemen çıkıyor.
OKTAR BABUNA: Siz bir de üstlerine gidince bu ara fosil konusunda Adnan Bey biraz sıkıştırınca böyle 10 trilyon da vereceğim diye bu sefer de şunu demeye başladılar. Biz tabi bunu kastetmiyoruz öyle yavaş yavaş geçiş yarı balık yarı sürüngen olmaz. Ne diyorsunuz diyoruz. Mozaik evrim diye bir şey var diyorlar. Şunu iddia ediyorlar mesela diyorlar bu kuş nasılsa ortaya çıkmış ne demek nasılsa ortaya çıkmış neyse onun diyorlar organları yavaş yavaş evrimleşmeye başladı. Mesela bir balık olacak güya onların bu iddiasına göre yüzgeçleri yavaş yavaş ayağa dönüşecek peki diyoruz bunun fosilinin olması lazım. Yani bu bir kere de olmayacağına göre binlerce fosil olması lazım. O da yok yani bir de sıkışınca yaptıkları çok enteresan bir şey programda bunu da dile getirdiler. Yani cehaletlerini gösteriyor tabi, dinozorları bu sefer ara geçiş formu diye iddia etmeye kalktılar. Halbuki dinazorlar mükemmel canlılar böyle kimi 30m, kimi 10m, kimi 20m boyunda böyle her şeyleri tam, bütün organları mükemmel, evrimciler bile ara fosil olduğunu iddia etmiyor. Yani düştükleri durum çok rezalet
SUNUCU: Cihat Bey buyurun lütfen.
CİHAT GÜNDOĞDU: Biz diyoruz ki fotoğrafını gösterin en azından çünkü biliyorsunuz programda da bize çizim gösterdiler. Yani hayali ara geçiş formları koyuyorlar ortaya bakın ünlü bir evrimci paleontolog fotoğraf göstermediğini şöyle söylüyor sebep olarak fotoğraf gösteremediklerini diyor ki, herhangi bir türün başka bir hangi tür canlıdan geldiğini gösteren bir fosil fotoğrafı göstermemi istemişsiniz. Böyle bir fosil kaydı mevcut değil diyor. Çünkü böyle bir fosil yok ki olupta fotoğrafını çekip Adnan Bey’in kitabında sergilediği fotoğraflarda olduğu gibi ortaya koyabilsinler. Ne diyorlar Darwin diyor ki, bu ara geçiş türleri şu anda bulunamadı ama ileride bulunacaktır diye hayal ediyordu yine aynı şekilde ve böyle bir umut vardı içlerinde, aradan geçen 150 yıl boyunca yine hiçbir şeyde ara geçiş formları ortaya konamadı. Bakın önceki günkü programda yine evrimci bayan dedi ki işte o çok nadir buluruz da işte bulunacakta işte fosil bulmak zordur. Öyle bir özür kabul edilmez. Bakın yine ünlü bir paleontolog diyor ki, Novan George Glaska üniversitesinde bir paleontolog kendisi diyor ki, fosil kayıtlarının evrimsel zayıfları ortadan kaldıracak bir açıklama yapmak artık mümkün değildir. Çünkü elimizdeki fosil kayıtları son derece zengindir ve yeni keşiflerle yeni türlerin bulunması imkansız gözükmektedir. Her türlü keşfe rağmen fosil kayıtları hala türler arası boşluklardan oluşmaya devam etmektedir diyor. Yani böyle bir artık umut yok, kendi içlerinde de yok. Ancak bu şekilde propaganda yaparak hayali çizimlerle teoriyi ayakta tutmaya çalışıyorlar.
OKTAR BABUNA: Bir de şöyle hileler yapıyorlar bakın şimdi burada mükemmel bir canlı görüyoruz. Bu bir balık fakat dikkat ederseniz ayağa benzer yapılar var. Denizin yani suyun tabanında yürüyebiliyor. Şimdi bu balık bugün yaşıyor olmasaydı bunun fosilini bulsalardı nesli tükenmiş olsaydı bu balığın, hah diyeceklerdi işte size yürüyen balık karaya çıkıyor ara geçiş formu diye yutturacaklardı. Yani halkı kandırmaya çalışacaklardı. Ya da mesela başka bir özellik Allah öyle yaratmış ki bazı canlılar birden fazla özelliği bünyelerinde barındırabiliyor. Mesela bu da bir uçan balık yani 1,5m havalanıyor, 2,5m kadar uçabiliyor. Eğer bu canlı da günümüzde yaşıyor olmasaydı evrimciler bunun da fosilini alıp işte diyeceklerdi size balık uçmaya başladı, kuş gelişiyor bundan, yani düştükleri durum çok rezalet
CİHAT GÜNDOĞDU: Yaptıkları, yapmaya çalıştıkları şey hani masallarda olur bir kurbağa tamam prens olur ama masallarda olur. Kalkıp da bilim adamının bilim adına böyle hikayeler uydurmak, masallar uydurmak, yok işte sürüngen kuşa dönüştü, işte balık kayalara çıktı yürüdü gibi böyle hayali iddialarda bulunmak çok komik duruma düşürüyor onları
SUNUCU: Evet. “Hocam sizin eserlerinizle yetişmiş bir gencim. Allah sevgisi güçlü dindar bir insan olmam da çok büyük payınız var. Allah sizden razı olsun. Sizin çalışmalarınızda üzerinde durduğunuz temel konulardan biri evrim diğeri ise Mehdi konusu. Bu iki konunun son haftalarda ülkemizde çok gündeme gelmesi ve konuşulmasını siz nasıl değerlendiriyorsunuz?” Bilal Değirmenci buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Bunu ahir zamanda oluşacak bir olay olarak Said Nursi Hazretleri bildiriyor. Bakın ben de tam orayı okuyordum. Siz de onu sordunuz çok manidar, diyor ki Said Nursi Hazretleri Emirdağ Lahikasında; “Çok defa mektuplarımda işaret ettiğim gibi, Mehdi Al-i Resulün temsil ettiği kutsi cemaatinin” yani Mehdi’nin meydana getirdiği cemaat, Mehdi ve cemaati. “...şahsı manevisinin 3 vazifesi var” diyor. “Eğer çabuk kıyamet kopmazsa ve beşer bütün bütün yoldan çıkmazsa o vazifeleri onun cemiyeti” o cemaati “ve seyitler cemaati yapacağını rahmeti ilahiden bekliyoruz. Ve onun 3 büyük vazifesi olacak” diyor Said Nursi Hazretleri, üç büyük, hepsini birden yapacak diyor. Bir tanesini değil tamamını yapacak diyor. “Birincisi” işte bunu açıklıyor Darwinizm konusu en önemli görev budur diyor Mehdi’nin yapacağı görev, “fen ve felsefenin tasallutuyla” yani felsefe, biyoloji felsefesi Darwinist felsefe, fen de işte paleontoloji, biyolojiyi kullanıyorlar, jeolojinin dallarını kullanıyorlar. “Maddiyun ve tabbiyyun taunu beşer içinde intişar etmesiyle” Materyalizm, Darwinizm halk içerisinde insanlık içerisinde gelişmesiyle, propaganda yoluyla gelişmesiyle “her şeyden evvel” bakın bütün konuları bırakacak Mehdi öncelikle bu diyor. “Her şeyden evvel felsefeyi” yani biyoloji felsefesini Darwinizmi “ve maddiyun fikrini” yani Darwinist Materyalist sistemi, “fikri tam susturacak bir tarzda” yani artık felç ediyor ve bitiriyor. “İmanı kurtarmaktır” en önemli görevi budur diyor Mehdi’nin, “ehli imanı delaletten muhafaza etmek”, Müslümanları kandırırlar bunlar diyor Said Nursi, Darwinist materyalist düşünce ile Müslümanları muhafaza edecek Mehdi diyor yani o Darwinistlerin Müslümanları aldatmasına karşı bir set olacak settü Zulkarneyn gibi Müslümanları aldatamayacaklar diyor Mehdi sayesinde “ve bu vazife hem dünya hem her şeyi bırakmakla” yani hayatın bütün sosyal yönlerinden çekilmekle, “çok zaman tetkikat ve meşguliyet iktiza ettiğinden” çok fazla okuma ve araştırmayı gerektirdiğinden “Hz. Mehdi’nin o vazifesini bizzat kendisi görmeye vakit ve hal müsaade edemez.” Yani o kadar çok işi vardır ki diyor Mehdi’nin, yani bu konuda biyoloji konusunda, felsefe konusunda araştırma yapmaya vakti olmaz diyor. “Çünkü hilafet-i Muhammedi cihetindeki saltanatı onunla iştigale vakit bırakmıyor” birçok kolda faaliyeti var. O yüzden vakti olmuyor diyor. “Her halde o vazifeyi ondan evvel bir taife bir cihette görecek,” yani çeşitli bilim adamları araştırmalar yapacaklar. “Uzun tahkikatıyla yazdıkları eseri kendisine hazır bir program yapacak” o araştırmalardan elde edilen eserlerden istifade edip hazır program yapacak. “Onunla o birinci vazifeyi tam yapmış olacak.” Yani o eserlerden bir kitap hazırlayacak, eserler hazırlayacak onunla o birinci vazifeyi tam yapacak. Yani bizzat kendisi araştırmayacak diyor. Jeoloji konusunda, paleontoloji konusunda şu konuda, bu konuda Avrupalı eserlerden, dış dünyadaki eserlerden, diğer eserlerden nereden bulursa istifade edecek hazır eserler hazırlayacak, onunla diyor o birinci vazifeyi tam yapmış olacak diyor. “Bu vazifenin istina ettiği kuvvet ve manevi ordusu” tek başına yapmayacak bunu diyor. “Yalnız ihlas” yani samimiyet sadakat, Mehdi’ye çok sadık gençler “ve tesanüd” birbirine çok bağlı gençler “sıfatlarına tam sahip olan bir kısım şakirdlerdir” bir kısım talebeleridir. Yani küçük bir topluluğu olacak diyor Mehdi’nin “ne kadar da az da olsa” diyor, çok küçük bir ekip olsalar da diyor “manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar.” Bu eserleri onlarla birlikte yapacak diyor Said Nursi Hazretleri. Bunu ne zaman söylüyor 1960’da vefat etti Said Nursi, bunu yazdığı tarihler taa 1930’lar, 35’ler çok çok eski dönemler, inşaAllah ve devam ediyor evet. Biz de öncüsü olduğumuz için Mehdi öncüsü olduğumuz için eserlerimizde kitaplarımızda Mehdi’ye zemin hazırlıyoruz. Mehdi öncüsü olmanın verdiği aşkla, şevkle, Allah rızası için gayret ediyoruz.
SUNUCU: Hocam Said Nursi Hazretlerinin görüşü doğrultusunda sizinle özdeşen yanları benzer yanları yani sözgelimi üç işte şakirdler olacak işte onlar bilim adamları hazırlayacak falan bunun sizinle sizin olayınızla Mehdilik olayınızla benzeşen örtüşen yanları var mı o konuda ne diyorsunuz Hocam.
ADNAN OKTAR: Gerçi geçenlerde Nur talebesi ağabeylerle sohbet ettik konuşma yaptık. Ben bu konuyu anlattım. Hocam dedi bu sizi anlatıyor dedi. Said Nursi sizi anlatıyor dedi. Tabi bizi anlatıyor diyemeyiz. Orada hüsnü zan etti konuşmasında, onu öyle şekilde değil, biz fakat öncüsüyüz, Said Nursi diyor ben onun pişdar neferiyim diyor, öncü bir askeriyim. O ahir zamanın acip şahsının diyor garip acip şahsına zemin hazırlıyorum diyor. Ben onun bir hizmetçisiyim diyor. Ben de Mehdi’nin bir hizmetçisiyim. Pişdar bir neferiyim, öncüsüyüm, ona ortam hazırlıyorum olay bu.
SUNUCU: Evet evet Hocam. “Geçen gün sizinle birlikte çıkan doktorlardan biri bir örnek verdi. Tabi Cihat Bey mi Oktar Bey mi şimdi anlayacağız onu, aklıma çok takıldı sadece bir ağaç bir gül dahi insanın iman etmesi için yeterli dedi. Dünyanın dört bir yanındaki güllerin aynı kokması, aynı dokuya sahip olmaları aslında tesadüfi evrime inanan evrimciler için büyük bir sorun değil mi” diye bir sorumuz var.
OKTAR BABUNA: Cihat söyledi herhalde bunu.
CİHAT GÜNDOĞDU: Ben söylemiş olabilirim evet. Çünkü cansız maddelerden canlı bir maddenin meydana gelmiş olması tek başına bir mucizedir. Şimdi biz bilim yaptığımız zaman ki Allah bize zeoloji yapmamızı emrediyor, botanik yapmamızı emrediyor. İnsan vücudunun nasıl çalıştığını öğrenmemizi tavsiye ediyor. Bakın bir Kuran ayetinde Gaşiye suresinde Allah şöyle buyuruyor; kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım; “Bakmazlar mı o deveye nasıl yaratıldı? Göğe, nasıl yükseltildi, yere nasıl yayılıp döşeltildi”. Bunları yapmaya başladığımız zaman, astronomiyi de Allah burada yapmamızı emrediyor, tavsiye ediyor. Demek ki böyle yaparak Allah’ın gücünü takdir etme imkanı bulmuş oluyoruz. Yani bilim din tarafından bir alet bir araç olarak kullanılmış oluyor. Biz eğer araştırmazsak öğrenmezsek o ağaç nasıl kara topraktan nasıl meydana gelmiş, nasıl kökleri su alıyor, nasıl yüzey gerilimi ile o suyu en uçlarındaki dallarındaki yapraklara nasıl ulaştırıyor. Böyle hayret verici mucizelere şahit olmazsak tabi ki Allah’ın gücünü gerektiği gibi takdir edemeyiz. Ama öğrenince ne olmuş oluyor, görüyoruz anlıyoruz. Bunun tesadüfen olamayacağını görüyoruz. Böylesine bir ağacın onun verdiği meyvelerin tesadüfler sonucu meydana gelemeyeceğini görmüş oluyoruz ve Allah’ın gücünü gerektiği gibi takdir etmiş oluyoruz.
SUNUCU: Bir başka soruya geçiyorum hocam. “Hücrelerimiz milimetrenin yüzde biri büyüklüğünde ve onların içinde mitokondri enerji santrallerinin bir petrol rafinerisinden yada bir hidroelektrik santrallerinden daha muazzam bir parça var. Ama evrimciler hala hücrenin tesadüfen olacağını söylüyorlar. Üstelik bu kişiler hücreyi mitokondriyi bizzat inceleyen kişiler. Bu ısrarları sadece materyalist olmalarından mı kaynaklanıyor?” Yeşim Alaca, Ankara. Buyurun hocam,
ADNAN OKTAR: Verdiği ölçüde yanlışlık var. Ne diyor arkadaş? Hücrenin boyutu ne kadar diyor?
SUNUCU: Milimetrenin yüzde biri büyüklüğünde,
ADNAN OKTAR: Evet yanlış o.
OKTAR BABUNA: Daha küçük evet, milyonda biri. Mikroskopla zor görülen, hücreler o kadar akılalmaz yapılar ki. Hücrenin içinde ayrı bir alem var. Yani böyle birçok şehri düşünün birlikte, o kadar kompleks yapısı var. Çünkü mesela sırf o bahsettiği mitokondri nükleer enerji santrali, mitokondri dedikleri nükleer enerji santrali. Bir hücredeki nükleer enerji santralinin sayısı, dünyadaki tüm nükleer enerji santrallerinden daha fazla. Ve inanılmaz bir teknoloji ile çalışıyorlar. Teknolojik olarak hala mitokondrinin kullandığı hücrenin enerji santrallerinin kullandığı teknoloji kullanılamıyor, taklit dahi edilemiyor. Ayrıca orada fabrikalar var, protein sentezleme fabrikalar, bugün dünyanın en gelişmiş laboratuvarları hariç protein sentezlemek diye birşey söz konusu değil, yapılamıyor, teknolojik olarak, 21.nci yüzyılda. Hücre bunu 3.5 milyar yıl once yaratmış Allah, ilk hücrenin fosilleri 3.5 milyar yıllık, 3.5 milyar yıldır yapabiliyorlar hücreler bunu Allah’ın dilemesiyle. Hücrenin içinde yollar var, emniyet sistemleri var. Mesela hücrenin akıllı bir zarı var, adeta akıllı. Hücrenin içine, dış ortamda birçok madde bulunuyor. Sadece hücreye yararlı olanları bırakıyorlar içeriye ve özel kapılar var, sadece yararlı olan madde o kapıdan içeriye giriyor. Once bir maddeyi tanıyor, böyle güvenlik sistemleri var, kapının önüne bir madde geldiği zaman onu güvenlikten geçiriyor, bakıyor eğer istediği madde ise bırakıyor ve sadece istediği miktarda bırakıyor. Ama birçok kapı var, bir tane değil, yüzlerce kapı var o zarın içerisinde. Hücrenin içine giren madde miktarı hem sabit hem ihtiyacı olduğu kadar.
ADNAN OKTAR: Mesela bu çok çok acayiptir. Sırf şu bile Darwinizmi bitirmek için yeterlidir. Bu kapıya maddenin gelip de türünü tespit etmesi, hücreyi tespit etmesi. mesela yabancı bir maddeyse yaramayacak bir maddeyse kimyasal bir maddeyse almıyor. Kendine yarayacak bir maddeyse hücrenin lehineyse istediği miktar kadarını alıyor, onun dışında da almıyor. Mesela bu çok çok büyük bir akıl. Yani insan bilemez bunu yani bütün hücrelerde bu özellik var. Mesela tiroid, iyot atomunu sen nereden tanırsın, yani nereden anlarsın? Mesela iyotu anlıyor, mesela demiri çok iyi tanıyor, demiri nerede kullanacağını biliyor, başka maddeleri nerede kullanacağını çok iyi biliyor. Maden tanıma özelliği var hücrelerin. Yani atomu tanıyor artık düşünün,
OKTAR BABUNA: Sizin verdiğiniz bir örnek var, Adnan Bey’in, mesela DNA var hücrenin içerisinde bir zincir. Mesela bir hormon geliyor hücreye, onun alıcıları var bağlanıyor. DNA biliyorsunuz 1 milyon ansiklopedi sayfası var onun içine kodlanmış. Şimdi o hormon, o 1 milyon ansiklopedi sayfasından sadece bir iki sayfanın fotokopisini çektirecek, protein yaptıracak, karanlık bir ortam, kapkaranlık bir ortam. Aklı olmayan atomlar bunlar. DNA’da kendi üstünde katlanmış, katlanmış, katlanmış olarak duruyor böyle açık zincir olarak durmuyor hücrenin içerisinde, yani milimetrenin yüzbinde biri kadar büyüklüğe indirilmiş. Peki neresinde o bilgi acaba? Nasıl bulunabilir? Birine deseler ki bak kardeşim, şu kütüphaneye git 1 milyon sayfa var sana, şu bilgi var, bilgilerin şeyi verilse hangi bilgi olduğu, iki sayfa bu iki sayfayı bu 1 milyon sayfa arasında bul, aylarca surer araması tek tek bütün sayfalara bakması lazım değil mi? bakın saniyeler içerisinde o enzim dedikleri molekül gidiyor DNA nın fermuar gibi sadece ilgili birimini açıyor bir milyon sayfa arasından birkaç sayfayı sadece orayı kopyalayıp ve işini bitirip çıkıyor ve bunlar şuursuz atomlar,
ADNAN OKTAR: Bakın mesela Oktar Hocamın şu anlattığı tek başına bitiricidir Darwinizm’i, yani bunun üzerine daha birşey yoktur. İnsan aklının asla beceremeyeceği birşeydir bu, muazzam bir akıl göstertiyor ve anında bitiriyor. Buna ait o kadar çok özellik var ki hücrede, bir tane, iki tane, on tane, yüz tane, bin tane değil. Onun için Darwinistler çok sert kayaya çarptılar. Bir de karşımıza bilimle gelmeye çalışıyorlar, bari bilimi ağzınıza almayın. Bilim sizi her yerde ezer, bilim heryerde ağzınızı burnunuzu karmakarışık hale getiriyor.
SUNUCU: “Peygamberimiz (s.a.v) dünyanın ömrünün 7 bin yıl olduğunu söylerken bunu Hz. Adem’in dünyaya indirilmesinden itibaren kıyamete kadarki bir süre olarak vermiyor. Peygamberimiz 7 bin yıllık zaman dilimini önemli bir olayı milad kabul ederek tespit etmiş olabilir. Mesela Hz. Nuh’un veya Hz. İbrahim’in doğumlarını ya da Peygamberlerden birine Peygamberlik verildiği tarihi esas alarak vermiş olabilir. Peygamberimiz (s.a.v) sözkonusu bir milad üzerinden dünyanın ömrünün 7 bin yıl olduğunu ve kendisine kadar bu zamandan 5.600 yıl geçtiğini ifade etmiş olabilir. Sayın Hocam sizce bazı kişiler, Hz. Adem Peygamberin dünyaya indirildiği vakit ile Peygamberimiz (s.a.v) in verdiği bu zaman dilimini birbirine karıştırıyor olabilir mi?” Haluk Kerimoğlu Yalova’dan gönderiyor.
ADNAN OKTAR: Normal karıştırması, bunda anormal birşey yok, fakat tabi rivayetlerde dünyanın 7 bin yıllık ömrü dünyanın ömrü, ikinci hadiste yine 7 bin senedir ve dünyanın ömrü olarak geçiyor. Tek bir yerde Hz.Adem’den itibaren geçiyor ama diğer 8 hadisten bir tanesinde Hz. Adem’den diye geçiyor. Diğerlerinde dünyanın ömrü olarak geçiyor muhtemelen arkadaşımızın dediği gibi, bir zaman başlangıcı alınmış, herhangi bir büyük olay alınmış olabilir. Yedi bin yıllık bir zaman diliminden bahsediyor sallallahu aleyhivessellem. Ama bu izahlar tabi çok net, çok açık yani rededilecek gibi değil.
SUNUCU: Değerli seyircilerimiz Kral Karadeniz ve Tempo ekranlarından canlı olarak yayınladığımız Adnan Oktar ile Başbaşa programında biz izninizle reklamlara gideceğiz. Reklamlardan sonra biz buradayız. Ne olur bizimle beraber olun.
Değerli izleyicilerimiz Kral Karadeniz ve Tempo TV ekranlarından canlı olarak yayınladığımız Adnan Oktar ile Başbaşa programının ikinci bölümüne devam etmekteyiz. Böylesine mübarek bir günde, mübarek bir ayda umarım ki yaptığımız söyleşi hayırlara vesile olmasını temenni eder ve hemen ikinci bölüme Hocamla başlamak istiyorum. “Hocam Allah Kuran’da, “Yoksa Allah’a onun yaratması gibi Yaratan ortaklar buldular da bu yaratma kendilerince birbirine mi benzeşti. De ki; Allah herşeyin Yaratıcısıdır ve o Tektir, Kahredici olandır” Rad Suresi 16, şeklinde bildirmektedir. Evrimciler tesadüfe ilahlık vermekte, herşeyin tesadüfün yaptığına inanmaktadırlar. Onlar da mutlaka bir Yaratıcı olması gerektiğini biliyorlar. Sadece Allah yarattı dememek için buna isim koymuşlar, Tesadüf. Bilimi de kendilerine ait varsayıp bu yönde kullanıyorlar. Oysa bilimi de yaratan Allah’tır, bilim bize herşeyin Allah’ın yarattığını ispatlar. Allah’ı bırakıp Allah’ın yarattığı şeylere ilahlık vermek çok akılsızca. Neden böyle birşeye ihtiyaç duyuyorlar? Bu şeytanın bir oyunu mu? Saygılarımla,” Esin Tan, İstanbul.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, bak ayeti kerime çok önemli orada, ayeti bir daha okur musunuz?
SUNUCU: “Yoksa Allah’a onun yaratması gibi Yaratan ortaklar buldular da bu yaratma kendilerince birbirine mi benzeşti. De ki; Allah herşeyin Yaratıcısıdır ve o Tektir, Kahredici olandır” Rad Suresi 16.
ADNAN OKTAR: Bakın Darwinistlere tam cevap, MaşaAllah. “Yoksa Allah’a onun yaratması gibi Yaratan ortaklar buldular da”, bunlarda ortak bulmuş oluyorlar işte tesadüf, Allah gibi yaratır diyor tesadüf. “…bu yaratma kendilerince birbirine mi benzeşti” diyor. Hani maymundan insana dönüştü, şu şuna benzeşti diyorlar ya, Kuran’da tam bunu söylüyor işte. Bakın “bu yaratma kendilerince birbirine mi benzeşti” diyor. Orada bir işaret var, dolaylı yoldan bir işaret var, İnşaAllah.
SUNUCU: Hayırlı yayınlar, geçen gece Dabbe ile ilgili anlattıklarınızı dinledim. Dabbetül Arz’ın bilgisayar olabileceğini söylediniz. Bununla ilgili daha detaylı bilgi verebilir misiniz? Kuran’da Dabbe ile ilgili bir ayet var mı? Teşekkürler, Nurcan Şen, Kastamonu.
ADNAN OKTAR: Dabbetül Arz, demirden, bakırdan, çinkodan, alüminyumdan, magnezyumdan, silisyumdan oluşmuş bir cihaz. Cenab-ı Allah ne diyor? Yerden mamuldur diyor. Bilgisayar da yerden mamul. Her eve girecek diyor, her eve girmiştir, yerin altına, üstüne ulaşmadık hiçbir yer bırakmayacaktır diyor Dabbtül Arz ve insanlara hitap eder diyor, hitap edecek. Allah’ı hatırlatacak onlara diyor ve dinin zayıfladığı bir dönemde yani Mehdi’nin zuhuru vaktinde, Mehdi’ye yardımcı olarak çıkacağı anlaşılıyor. Din zayıfladığı anda, Mehdi de din zayıfladığı anda çıkıyor çünkü. Dabbetül Arz’da dinin zayıfladığı zamanda çıkıyor, Kuran ayeti var. Ve insanlara hitap eder diyor, tükellim…. Hatırladığım kadarıyla, İnsanlara hitap ediyor. Tam mutabık, detayları var tabi ki çok, daha izahlar var ama müteşabih izahlar. Fakat bu açıklamalar zaten tam anlamıyla yeterli oluyor zaten her yönden konuyu tam vurgulamış oluyor. Ama www.harunyahya.org, www.harunyahya.com ve www.harunyahya.net’i takip ederlerse kardeşlerimiz önümüzdeki günlerde çok daha kapsamlı izahlar yapacağım Dabbetül Arz’la ilgili. Çok şaşırtıcı bilgilere ulaştım, hayret edecekler. Yani bilgisayarı daha da vurgulayan, interneti daha da vurgulayan çok kapsamlı izahlar var, bayağı hoşlarına gideceğini umuyorum, İnşaAllah.
CİHAT GÜNDOĞDU: İnşaAllah
SUNUCU: “Sevgili Hocam ben şu evrimcileri hiç anlayamıyorum. Canlılığın oluşumu ile ilgili birçok uydurma konu anlatıyorlar. Peki sevgiyi, güzellikten zevk almayı nasıl açıklıyorlar? Cansızlıktan tesadüfen oluştuğunu iddia ettikleri canlılar nasıl oluyor da başka bir canlıyı seviyor? Nasıl oluyor da örneğin yavru bir kedi gördüğümüzde içimiz içimize sığmıyor. Ruhun aldığı zevki evrimciler nasıl açıklıyor?” İdil Gürkan
ADNAN OKTAR: Ruhu açıklayamıyor ki ruhun aldığı zevki açıklasın, yani beynin içinde bu görüntüyü gören kimdir? Bu renkli görüntüyü bu net sesi duyan kimdir? Evrimciler hiç bu konuya yanaşmıyor zaten, ki evrim teorisinin asıl cevap vermesi gereken nokta burası. Ve hiç cevap veremedikleri yer de burası. Evrimcilerin zaten cevap verdikleri, hani deveye demişler, oran buran eğri demişler, nerem doğru demiş hayvan. Darwinistlerin neresi doğru ki? Hangisinden başlayalım, ne diyelim?
SUNUCU: “Evrimciler gözün tesadüfler sonucu oluştuğunu iddia ediyorlar. Tesadüfen oluşması imkansız elbette ama hadi varsayalım, peki ikinci gözde mi simetrik aynı tesadüflerle aynı şekilde oluştu? Bu nasıl bir tesadüfler zinciridir ki ikinci gözü de simetrik olarak tam yerinde ve diğer gözümüzle uyum halinde hareket edecek şekilde oluşmuş veya bir kulak oluştuktan sonra ikinci bir kulak nasıl oluyor da tam simetrik olarak karşı tarafta tesadüfen oluşuyor. Evrimciler insandaki bu simetri için ne diyorlar acaba?” Mustafa Turan, İstanbul
ADNAN OKTAR: Altın orana, simetriye darwinistlerin öyle cevap verecek bir durumu yok. Hem zaten hiçbir konuya cevap veremiyorlar. Cevap veremedikleri binlerce konudan bir tanesi de bu. En iyisi Darwinizmi tarihin çöplüğüne atılmış bir Pagan dini olarak şaşkınlıkla izlemek. Yani başka ne diyelim? Çünkü geçmiş dönemde de insanlar putlar, taşlar insanları yarattı diyorlardı. Şimdi bunlarla ne konuşulabilir ne mantık olabilirse bunlarla da aynı mantık olabilir. O da tesadüf yarattı diyor, o taş yarattı, bu da tesadüf yarattı diyor, ne diyeceksin? Yani cevap yok yani bilimsel cevaplar tam anlamıyla doyurucudur ama adamlar bilimi de kabul etmiyorlar, paleontolojiyi de kabul etmiyor, jeolojiyi de kabul etmiyor, biyomatematiği de kabul etmiyor. Elektro mikroskopta göstertiyorsun hücrenin yapısını adam yine anlamıyor, 250 milyon tane fosil göstertiyorsun yine anlamıyor, ara fosil yok diyorsun anlamıyor, proteinler tesadüfen meydana gelemez diyorsun anlamıyor. Insanın genetik yapısındaki olağanüstülüğü ki yüzlerce kütüphane büyüklüğünde bilgi kodlu tek bir hücrenin içerisinde bunu da açıklayamıyor. Yani hiçbir konuda cevap verecek halleri yok. Bizim yapacağımız sadece doğruları anlatıp onları kendi hallerine bırakmaktır. Çünkü eğer inanmayacaksa biz zorla onlara hidayet verecek durumda değiliz. Allah onları mucize olarak yaratmış, onları inanmayacak şekilde yaratmış, adamlar da inanmıyor, kaderleri öyle. Geçenlerde bu şekilde söylemiştim ona da şaşırıyorlar, yani Allah yarattı diyorum ona da şaşırıyor. Alışmamışlar yani Allah’ın gücünü hayat içerisinde görmeye alışmamışlar. Mesela bilgisayardaki bir yazı veya herhangi bir konuşma herşeyi Allah yarattı diyorum ona bayağı şaşırıyorlar. Peki kim yaratacak? Tabi ki Allah yaratıyor, bunda şaşılacak ne var? Üstelik dindar bazı kişiler de buna şaşırıyorlar. Herşey kaderde Allah Katında olup bitmiştir. Tek bir an vardır, Allah an içerisinde sonsuz önceyi ve sonsuz sonrayı yaratmıştır. Bu yüzden herşey olup bitmiştir diyoruz. Yani cüzi iradeyi de Allah yaratmıştır, külli iradeyi de Allah yaratmıştır. Bu konu tamamen o an içerisinde olup bittiği için olayı bu gözle değerlendirmek gerekir.
SUNUCU: “Sayın Hocam, ehli sünnet kaynaklarında ahir zaman alametlerinin bir dizideki boncuk gibi aralarda gelişeceği söyleniyor. Sizin sitenizi incelediğimde hayrete kapıldım gerçekten de Hicri 1400 ün başlamasıyla birlikte tüm alametler arka arkaya gerçekleşmiş durumda. Afganistan’ın işgali, Fırat’ın suyunun kesilmesi, İran-Irak savaşı, Kabe’de kan akıtılması, daha böyle yüzlerce sayabilirim. Bu kadar çok alamet belirli bir dönem içerisinde ortaya çıkıyorsa bunun tek bir alameti vardır, Hz. Mehdi Aleyhisselam zuhur etmiştir. Sizin de dediğiniz gibi Allah bizi bu mübarek şahsın talebelerinden kılsın.” Zeynel Taşer, İzmir.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Bakın Said Nursi Hazretleri ne diyor; Dini Ahmediyeyi muhafaza etmiş madem adet öyle cereyan ediyor. Ahir zamanın en büyük fesadı zamanında”, yani bu zamanda. “Elbette en büyük bir Müctehid hem en büyük bir Müceddid hem Hakim hem Mehdi hem Mürşid hem Kutbu Azam olarak bir zatı nurani gönderecek. O zat da Ehli Beyti Nebevi’den olacaktır.” Yani Resulullah’ın soyundan olacaktır diyor ve kısa sürede Allah bunu meydana getireceğini belirtiyor. “Mehdi ile diyor alemi İslamın zulumatı dağıtılabilir ve vadetmiştir, vadettiğini elbette yapacaktır, her bakımdan son derece makul ve mukalayıktır” diyor. Rivayet dahi olmasa diyor herhalde öyle olmak lazım gelir ve olacaktır diye Ehli tefekkür hükmeder, diyor ve mutlaka zuhur edeceğini söylüyor. Ve muazzam bir güç meydana getirecek diyor Mehdi’nin topluluğu yani Müslümanlardan oluşan topluluk diyor ve devam ediyor çok güzel günler olacağını anlatıyor, İnşaAllah.
SUNUCU: Değerli Hocam, Yaratılış Atlası ile ilgili çıkan haberleri internette araştırdım, her dilde ve her ülkede, gazetelerde ve basında çok yoğun yeralmış. Bir kısmı olayın şokunu atlatamayıp günlerce haber yapmışlar. Avrupa Konseyi de aceleyle toplanmış ve Atlası ele almışlar. Neden Yaratılış Atlası onların üzerinde bu derece etki oluşturdu? Bu materyalizmin, Darwinizmin çöküşünün habercisi olduğu için mi? Kayahan Caferoğlu Trabzon.
ADNAN OKTAR: Cenab-ı Allah beyinlerine vuracağına belirtiyor, beyinlerini darmadağın edeceğini söylüyor Allah, ilimle fenle materyalizmin beynini darmakeşan edilmiştir. Kitap da obüs topu gibi, obüs mermisi gibi vurdun mu devirmiştir. Yani kitabı okuyup da Darwinizm konusunda daha hala direnen bir insan olması mümkün değildir. Ama tabi öyle gururundan direnenler olabilir önemli değil ama makul ve mantıklı olarak hiç kimse inat edemez sadece tek bir cildinden; bir on sayfası dahi yeter, ilk on sayfası bile yeter. Sırf bir cildinin değil ki ikinci, üçüncü, dördüncü, beşinci, yirmidördüncü cilt değil yani. Tek bir cildinin 10 sayfası yeter. Konuyu tam anlamıyla Avrupa’da bitirdi. Bu yavaş yavaş melcelenmelerle, sarbmelerle, gelişmelerle kendini gösterecek, sonunda hakikaten biz ne yapmışız diyecekler. Şu anda da diyorlar, gördünüz çıktılar televizyona bağırtı çağırtı, panik, heyecan; ne oluyor kardeşim kendinden eminsen sen niye o kadar panik oluyorsun? Biz niye panik olmuyoruz, niye dehşete düşmüyoruz? Niye çırpınmıyoruz? Değil mi, kendimizden niye bu kadar eminiz? Çünkü nereden girsek haklıyız, hangi konudan baksak haklıyız, hem de gün gibi aşikar haklıyız yani.
SUNUCU: Hocam bir telefonumuz var, Bilim Araştırma Vakfı camiasından Tülay Hanım’ın annesi, Hanife Kumaşçı hattımızdaymış. Önce kendisini tanıtmayı isteyip sonradan Adnan Bey hakkında düşüncelerini soracağız.
ADNAN OKTAR: Soralım,
SUNUCU: Birazdan
ADNAN OKTAR: Direkt arayabilirler, aradıklarında sözümüzü kesebilirsiniz, evet.
SUNUCU: “Evrimciler ekrana çıktıklarında mantıklı konuşmadıklarından ne dedikleri anlaşılmıyor. Uzun uzun açıklamalar yapıyor görünüyorlar fakat ortaya bir cevap çıkmıyor. Delilleri göstersin denildiğinde hiçbir şey göstermiyorlar kısacası evrim teorisinin içi boş olduğu ve onu savunanların üslubundan da anlaşılıyor. Adnan Bey ve arkadaşları ise sürekli delillerle, hadislerle, ayetlerle anlatıyorlar. Hemen ikna oluyoruz bizleri çok iyi eğitiyorlar, teşekkür etmek istiyorum.” Sevinç Yakacık, İzmir.
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun, MaşaAllah
OKTAR BABUNA ve CİHAT GÜNDOĞDU: MaşaAllah
ADNAN OKTAR: İnşaAllah vesile oluyorsak ne güzel.
SUNUCU: Evet, bir telefonumuz var, iyi akşamlar
(Canlı Telefon Bağlantısı) Hanife Kumaşçı: İyi akşamlar, Sayın Adnan Oktar ve oradaki herkese hayırlı akşamlar diliyorum.
ADNAN OKTAR: Hayırlı akşamlar,
SUNUCU: Buyurun kendinizi tanıtır mısınız?
Canlı Telefon Bağlantısı (Hanife Hanım): Ben Hanife Kumaşçı, kızım Tülay Kumaşçı ve iki yeğenim 20 senedir bu vakfın içindeler. Son derece bu vakıftaki insanlar, çok heyecanlandım, biraz kusura bakmayın,
ADNAN OKTAR: Estağfirullah, yani bizi seviyor musunuz, sadece onu söyleyin yeter
Canlı Telefon Bağlantısı (Hanife Hanım): Tabi 20 senedir bu vakıftaki insanları tanıyorum, son derece dindar, Atatürkçü, milliyetçi insanlar. Adna Oktar Bey’e çok teşekkür ediyorum, evlatlarımızın üzerinde çok büyük bir etkisi var. Allah ondan binlerce razı olsun. Çocuklarımız bize örnek oldu, bizleri namaza davet ettiler. 10 senedir Allah’ın izniyle namaz kılıyorum,
ADNAN OKTAR: MaşaAllah
Canlı Telefon Bağlantısı (Hanife Hanım): ve çok mutluyum, Allah’a binlerce şükrediyorum
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun Hanife Teyze, sağolun,
Canlı Telefon Bağlantısı (Hanife Hanım): Allah ondan razı olsun
ADNAN OKTAR: Cümlemizden cümlemizden
Canlı Telefon Bağlantısı (Hanife Hanım): Herşeye, evlatlarımızın iyi yetişmesine, herşeye vesile olmuştur. Çok teşekkür ediyorum.
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun,
Canlı Telefon Bağlantısı (Hanife Hanım): Bu vakıftaki çocukların hepsini iyi tanıyorum, hepsi iyi aile çocukları, son derece dindarlar, vatanını seven, milletini seven. Bu çocuklar örnek gençler, hepsi üniversite mezunu, akıllı insanlar. Bunları tanımamız lazım, bunlarla yaşamamız lazım ki bunların nasıl insan olduklarını ancak o zaman anlarsınız
SUNUCU: Hanife abla, bir soru sorabilir miyim? Hanife abla şimdi Sayın Hocamızı çok az da olsalar birtakım insanlar eleştiriyorlar. Siz, 10 – 20 yıllık bu, Adnan Hocamı tanıyan bir insan olarak, Adnan Hocamı eleştiren insanlar konusunda neler düşünüyorsunuz? Bu konudaki değerlendirmenizi alabilir miyiz?
Canlı Telefon Bağlantısı (Hanife Hanım): Şimdi, Adnan Bey’i bunlar çekemiyor ve bir sürü iftiralar atıyorlar. Biz de bu iftiralara çok üzülüyoruz. Çünkü biz bu ailelerle bu çocuklarla çok yakinen, her zaman evime gelirler giderler, görüştüğümüz için bunların iftirasının bizim için hiçbir şeyi yok. Bir tesir edemezler. Çünkü her şeyi Allah biliyor, Allah bildikten sonra biz Allah’a sorumlu olduğumuz için onların iftiraları bizi hiç etkilemiyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah
SUNUCU: Şimdi siz de takdir edersiniz ki, Sayın Adnan Hocamızı hiç tanımayan insanların ona söylediği yanlış sözlerin hiçbir anlam ve mana teşkil etmediğini Türk kamuoyu çok iyi görüyor ve biliyor. Bu konuda müsterih olun diyoruz biz.
Canlı Telefon Bağlantısı (Hanife Hanım): Tabii her zaman müsterihiz biz, her zaman inanıyoruz. Evlatlarımız son derece fedakar, beyim kanser olduğu zaman hepsi koştular, ilgilendiler, ilgilendiler, şaşırdım yine.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah
Canlı Telefon Bağlantısı (Hanife Hanım): Adnan Bey son derece vicdanlı, her zaman çocuklarımıza gidin annelerinizi ziyaret edin; zaten evlatlarımızla hep beraber oturuyoruz. Her zaman gelirler giderler, hatırımızı sorarlar. Bizimle çok yakinen ilgilenirler. Adnan Oktar Bey de son derece vicdanlı, son derece merhametli, son derece iyi bir insan. Allah ondan bin kere razı olsun. Yapılan iftiralara da hiçbirimiz inanmıyoruz, zaten kimse inanmıyor. Biz, bütün ailece her zaman ona desteğiz.
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun.
Canlı Telefon Bağlantısı (Hanife Hanım): Her şeyi görüyoruz, yaşıyoruz. Son derece evlatlarım mutlu. Namaz kılıyorlar, temiz ortamda yaşıyorlar, hayatta sigara içmezler, içki içmezler, ne mutlu bizim evlatlarımıza. Onun için her zaman ona minnettarım, her zaman ona namazlarımda dua ediyorum. Benim namazlarıma da vesile oldu, Allah ondan bin kere razı olsun
ADNAN OKTAR: Allah sizden de razı olsun, sağolun
Canlı Telefon Bağlantısı (Hanife Hanım): Hepinizden razı olsun, inşaAllah.
SUNUCU: Biz de ideal bir evlada sahip olduğunuz için, siz evladınızla gurur duyuyorsunuz, biz de böyle bir evladı doğuran, yetiştiren anneyle gurur duymak istiyoruz, ellerinizden öpüyoruz, hürmetlerimizi arz ediyoruz. Başka son söylemek istediğiniz bir şey varsa buyurun mikrofon yine sizde.
Canlı Telefon Bağlantısı (Hanife Hanım): Son olarak, benim son söyleyeceğim şu: Biz son derece mutluyuz, çocuklarımız mutlu, hepimiz Adnan Oktar Bey’in kitaplarını okuyoruz, çok memnunum. Bütün arkadaşlarıma veriyorum, onlar da çok mutlular. Yani bütün eserleri okuyorlar. Ve Müslümanlığı daha iyi anlıyoruz, okuyarak; Kuran okuyoruz, hep böyle ibadetle geçiyor, çok mutluyuz. Allah bin kere razı olsun, başka diyecek bir şey bulamıyorum, size iyi akşamlar dilerim.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Allah razı olsun, hayırlı akşamlar.
SUNUCU: MaşaAllah, hayırlı akşamlar. Hocam programımıza renk kattı Hanife abla, çok güzel duygularla.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, çok samimi bir insan evet maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Yani bir de iftiraların mahkeme kararıyla düzeltilmesi var, fakat ona rağmen bazıları duyurulmuyor. Mesela, Ebru Şimşek diye bir kadını çıkarttılar, biliyorsunuz bütün Türk kamuoyu öğrendi artık. Gayri ahlaki pazarlık görüntüleri yapılırken televizyonda yayınlandı. Bunu, Adnan Bey’e iftirayla mal etmeye çalıştılar. Halbuki…
ADNAN OKTAR: Gayri ahlaki onları ilgilendirir, biz öyle demeyelim de, uygunsuz, uygunsuz görüntüler evet.
OKTAR BABUNA: Bu mahkeme heyeti, biliyorsunuz Bilim Araştırma Vakfı davası vardı. Bilirkişi tayin etti, bilirkişi şunu inceledi: İki tane ev var, biri bu uygunsuz görüntülerin yayınlandığı evin kendisi, bir de Adnan Bey’in oturduğu ev. Çünkü iddia şöyleydi: Güya Adnan Bey’in oturduğu evde o görüntüler çekilmiş gibi bir iddia vardı, böyle tehdit altında diye.
ADNAN OKTAR: Evet, Ebru Şimşek’in bizzat iddiası o zaten.
OKTAR BABUNA: İddiası evet, bilirkişi tabii şunu tespit ediyor. O küçük ev bir kere bir apartman dairesi, Adnan Bey’in oturduğu 4 katlı büyük bir villa. Bakıyorlar o uygunsuz görüntülerin yayınlandığı apartman dairesinin tavanları kirişler sarkıyor. Adnan Bey’in oturduğu asmolen tavan, yani dümdüz tavanlar. Bilirkişi de diyor ki, bu ev yıkılmadan bu ev yapılamaz diyor. Camlarına bakıyorsunuz, Adnan Beyin oturduğu evin camları, tavandan tabana kadar, yere kadar, diğer küçük apartman dairesinin uygunsuz görüntülerin yayınlandığı küçücük pimapen camları var. Bilirkişi de çok net olarak söyledi, hatta bunu hakimlerin huzurunda, ekranlarla seyreden hakimler hemen zaten karar verdiler.
ADNAN OKTAR: Uzman bilirkişiler vardı, avukatlar vardı.
OKTAR BABUNA: Ayrıca, psikiyatrist ve psikolojik bilirkişiler de tayin edildi. Onlarda hiçbir tehdit altında olmadığı, şuurunun açık, kendi iradesiyle yaptığı bunları çok net bir şekilde ortaya koydular. Hatta mahkeme beraat verdi bunun üzerine ve beraat kararında da şunu söylüyor, mahkeme kararında diyor ki bakın:
Ebru Şimşek ile ilgili izlenen CD görüntülerine, yine Ebru Şimşek ile ilgili CD görüntüleri üzerinde görüş beyan eden bilirkişi Nedim Tarhan’ın beyanına, inşaat mühendisi bilirkişi Çağlar Göksun’un Ebru Şimşek’in görüntülerinin alındığı evle ilgili beyanına, Ebru Şimşek’in ilişkileri konusunda beyanda bulunan tanıkları, 7 tane tanık saymış burada, sanıklardan nokta nokta hakkında tehdit ile menfaat sağlamak, şantaj suçundan açılan davada bu sanığın atılı suçu sübut bulmadığı anlaşılmakla, sanık lehine olduğundan bu suçtan 4616 sayılı yasa uyarınca davanın kesin hükme bağlanmasının ertelenmesi yerine, SANIĞIN BERAATİNE karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Yani çok açık, fakat ne hikmetse yine medyada bu çok az yansıtıldı. Allah saklasın o evler benzer olsaydı, belki o tavanlardaki o fark olmasaydı, camlardaki, Adnan Bey’in üzerinde bir iftira kalmış olacaktı ki Allah o şekilde çok net bir şekilde ortaya kondu böyle Allah’ın dilemesiyle.
SUNUCU: Bir hatırlatma yapmak istiyorum, sizin ailenizin vasıtasıyla bir takım basın da Hocamın üzerine gelmişti bir ara ama siz Adnan Hocamın hemen sağ yanı başındasınız, sağ tarafındasınız, bu da çok önemli bir belge olarak kamuoyu bizi izliyor. Umarım inşaAllah bu değerlendirmede…
OKTAR BABUNA: Şunu anlatayım müsaade ederseniz
SUNUCU: Buyurun
OKTAR BABUNA: Biliyorsunuz ailem benim, anne ve babam, mahkemeye gelerek, hiçbir mağduriyetleri olmadığı halde Bilim Araştırma Vakfı mensuplarına, ki babamın daha önce televizyon programlarına çıkıp, Objektif programında ‘Bilim Araştırma Vakfı Mensuplarının, gençlerin, ne kadar üstün ahlaklı olduğunu, kendisinin Adnan Bey’in kitaplarını okuduğunu, onlarla birlikte yaşadığı için onların güzel ahlakına şahit olduğunu, hatta dedi birlikte yaşayınca öğrenilir bunlar diye televizyonda uzun uzun Adnan Bey’i ve arkadaşlarını öven konuşmalar yapmıştı. Sonra nasıl olduysa birden bire mahkemeye geldiler, Bilim Araştırma Vakfı davasında yalan tanıklıkta bulundular. Hiçbir mağduriyetleri olmadığı halde, çünkü mahkemede söylediler, hiçbir mağduriyetimiz yok ama diye orada yalancı tanıklıkta bulundular. Bu çok acayip bir durum, çünkü bakın bir anımı anlatayım. Benim babam yığıldı bir gün, yıllar evvel olan bir hadise bu; gerçekten kalbi kısa bir süre durduğu için, kalpte ileti bozukluğu oluyor, elektrik aksamında bir bozukluk, öyle bir rahatsızlıktan dolayı yere düşüyor. Kalbi kısa süreli duruyor. Tabii öldürücüde olabilir. Hastaneye gitmeyi reddediyor, kardeşlerimin de ısrarlarına karşı koyuyor. Adnan Bey öğrenince bunu, Adnan Bey’in teşvikiyle, zorlamasıyla, zorlaması demeyelim de, böyle tekrar şey etmesiyle…
ADNAN OKTAR: Çok ısrar ettim.
OKTAR BABUNA: Çok ısrarıyla, ambulansı da gönderiyor Adnan Bey alıp zorla hastaneye götürüyorlar ve gitmese ölüyormuş. Orada acil pil takılıyor. Yani Adnan Bey hayatının kurtulmasına vesile oldu. Daha sonra ameliyat oldu, Bypass ameliyatı geçirdi, hiçbir akrabası kılını bile kıpırdatmadı. Kan vermeleri gerekiyor, çünkü kan olması gerekiyor kan bankasında, kanlı bir ameliyat olduğu için. Adnan Bey, arkadaşlarından ricacı oldu, 6 kişi gidip, bunların çoğu hayatında hiç karşılaşmamışlar Cevat Babunayla, tanımadıkları bir insan için…
ADNAN OKTAR: Dava açılmasına sebep oldu biliyorsun ailen, çocuklar da, kan verenler, onların açtığı dava neticesinde mahkum konuma geldiler. Açtırttıkları dava, yani davada bastırıyorlar ceza almamız için uğraşıyorlar. Ve nitekim de mahkeme bunların baskısı ve şahitliğiyle, tabii mahkeme onlardan etkileniyor değil ama bunlar vesile oldular bir yönüyle, kendilerince bastırdılar. Yahut şöyle diyelim ceza almamız için uğraştılar, mahkeme oturup onlardan etkilenmez tabii ki, uğraştılar, ceza almaları için uğraştılar ve nitekim ceza almalarına sebep oldular bu çocukların, kan veren çocukların. Yani, onun ölümünü engellemek için uğraştılar yoksa kan bulamıyordu, bakın bu çocuklar ceza aldılar. Onların aradaki farkını görün yani.
OKTAR BABUNA: Hatta, yalan tanıklıkta bulunduğu mahkemede yargılananlardan gene mahkum olması için çalıştıkları kişilerden biri bana gelip Amerika’da ben hastayım, biliyorsunuz kanser hastalığına yakalanmıştım, yıllarca tedavi oldum. Orada bana bakan kişilerden biriydi, arkadaşlarımdan bir tanesi o mahkemede yargılanıyordu. O mahkemede mahkum olmasına çalıştılar. Benim annemle babam bir kere bile gelmedi ben tedavi olurken, 6 sene bakın tedavi gördüm, 1 kere gelmediler. Ben, bir kere çağırdım hatta, dedim ki ‘kardeşlerim bir nefes alsınlar, bir 1 hafta hiç olmazsa, annemi çağırmıştım. Annem gelmeyi reddetti, işim var diye, sonra iki gün sonra öğrendik ki, Bodrum’a gitti.
ADNAN OKTAR: Oktar’ın eşi Alev Babuna Hanım, 3 yıl hapis cezasıyla yargılandı ve ceza aldı. Bu ailelerin gece gündüz uğraşmaları neticesinde bu oldu. Yani, Cevat Babuna, annesi, bayağı bir emek verdiler, mahkemelere geldiler, şahitlik yaptılar, bir şeyler yaptılar. Kendi gelinlerinin hapse girmesi için uğraşıyorlar. Yani böyle bir konum var, bu da çok şaşırtıcı. Hem aileden bahsediyorlar, bu da bir aile. O da evli, bu nasıl oluyor? Ki tertemiz dünya iyisidir Alev Hanım, bayağı efendi bir insandır. Masum kendi halinde bir insan. Tabii mahkemenin takdirine bir sözümüz yok, o başımızın üzerine. O Allah’ın takdiri. Mahkeme bir şey verdiyse, biz ona saygı duyarız. Ama mahkemenin savcısının verdiği ifade de çok manidar. Mahkemenin savcısı diyor ki: Dosyada diyor, bu sanıklar aleyhinde hiçbir delil yok diyor birinci olarak; ikincisi, avukat olmadan alındı ifadeleri diyor ve işkenceyle alındı. Polis işkencesiyle alındı. Avukat olmadığı için ve işkenceyle alındığı için bu ifadeler zaten geçersizdir diyor. Üçüncüsü, bunların arkadaşları diyor, daha önce yargılanmış, aynı deliller, aynı iddialar, imamlık, şu bu falan iddialarla yargılanmışlar, aynı deliller dosyaya sunulmuş, fakat siz bunlara beraat vermişsiniz dedi mahkemeye. Bu çocuklarda aynı şeyden yargılanıyorlar dedi, bu kişiler de aynı olaylardan yargılanıyorlar ve aynı deliller aynı dosya. Bunlara da beraat vermeniz gerekir dedi. Fakat mahkeme buna rağmen 2 yıl ceza olması gerekirken 3 yıl ceza verdi. Ben de bunun içindeyim, hepimize bir 3’er yıl hapis cezası verdi. Elleri nur içinde olsun, onlara o imzayı attıran Cenab-ı Allah. Onlar daha annelerinden doğmamışken, hatta onların babaları daha doğmamışken o imza zaten atılmıştı. Allah Katında o hazırdı, o kararı Allah verdi, Allah onları vesile etti. Allah hepsinden razı olsun, bir hayır vardır, bir güzellik vardır. Ama ben burada tabii ailelerin yaptığı yanlış tavrı vurgulamak durumundayım. Yani her aile mükemmeldir diye bir şey yok. Cezaevleri ailelerle dolu, annelerle babalarla dolu, suç işlemiş annelerle dolu. Kimi hırsızlıktan yatıyor, kimi gasptan yatıyor, kimi ensest ilişkiden yatıyor, kimi mafya mensubu olmaktan yatıyor, kimi PKK mensubu olmaktan yatıyor. Demek ki aile olmak, kusursuz olmayı gerektirmiyor. Mükemmel ve iyi aile bizim için önemlidir.
SUNUCU : Şöyle bir saptama yapmak istiyorum , belli bir yaşa kadar çok iyi eğitilmiş, iyi eğittik iyi yetiştirdik akıllı bizim çocuğumuz falan filan diye, direkt böyle övünç gururla çocuklarına sahiplenen anne, baba, bir zaman sonra iyi yetiştirildiğini, iyi eğitildiğini, iyi akılı olduğunu, ve safının nerede saf tutacağına geldiği zaman mı yanlış bir evlat, iyi eğitilmemiş, akılsız mı oluyor o zaman. Şimdi bunu da bir irdelemekte fayda var diye düşünüyorum .
ADNAN OKTAR : Tabi ki var, Oktar’la her zaman Cevat hoca övünmüştür. Hakikaten çok iyi yetişmiş, olağanüstü zeki bir insan. Yani ibadetlerinde özgür olmak istiyorsa, tavrında özgür olmak istiyorsa, baskıdan korunmak istiyorsa bu onun hakkıdır.Mesela evine saldırdılar bildiğim kadarı ile
OKTAR BABUNA : Evet iki tane silahlı kişi geldi
ADNAN OKTAR : Can derdine düştü çocuk yani yoksa iyi davransalar, güzel davransalar, inançlarına, fikirlerine saygı göstertseler, Oktar niçin böyle bir şey yapsın. Ben zaten her zaman teşvik ettim, aranız düzelsin, mutlaka bir yolunu bulun, babanızla bağlantıya geçin dedim ama yani olan olaylara göre ben de buna bir şey diyemiyorum yani çünkü artık canına kast ettiler, evine saldırdılar değil mi ?
OKTAR BABUNA : Onların evinden çıkıp geldiler iki tane silahlı kişi,onların tutuğu, onlar çünkü zaten azmettirici olarak yargılanıyorlar, annem ile babam. Apartman görevlilerinin şahitliği var, o eve gelip gidiyorlarmış zaten, olay günüde o evdeler,hatta telefon açıyor annem yeğenlerime, beni dışarı çıkartmaya çalışıyorlar, öldürecekler Oktar’ı dışarı çıksın diye bir saat sonra kapı böyle yıkıldı duvarlar, delikten baktık iki tane silahlı adam var kapının önünde, onların evinden çıkıp gelmişler, aşağıda misafirin arabasını tekmelediler, sonra Kriminal şube her iki ayak izinin de aynı olduğunu tespit etti. 6 tane şahit var aşağıda kaçtılar şimdi anne, babam azmettirici olarak, onlar da öldürmeye teşebbüsten yargılanıyorlar şu anda dava devam ediyor.
ADNAN OKTAR :Tabi ben Cevat Babuna ve annesi yaptı demiyorum, mahkemenin kararı ile bu kesinleşir ama ben baskıcı yönlerini anormal karşılıyorum. Yani eğer o da kesinleşirse mahkeme kararı ile tabi bu çok acayip bir durum olmuş olacak. Benim kanaatim etki altında kalıyorlar, yani öyle görüyorum. İddia edilen Ergenekon örgütü bir vesile ile bu insanlara baskı yapıyor gibi görünüyor çünkü 3 klasör dosya sunduk biz Ergenekon dosyasına, Ergenekon savcılığına gönderdik yani bu konuda deliller sunduk. Tabi araştırılınca bunlar tam tespit edilecek ama olay nereden baksak bir gariplik halinde kendini göstertiyor. İddia edilen Ergenekon örgütünün bu kişilere, bazı ailelere bakı yaptığına dair elimizde çok ciddi deliller var. Ama tabi mahkeme net kararını verdikten sonra net konuşacağız o zaman. Şu an sadece tahmin şeklinde söyleyebiliriz, İnşaAllah.
SUNUCU : Hocam sansürsüz programı çok faydalı oldu, çok çarpıcı bilgiler öğrendik , sonra Kuran da şu ayeti okudum “Artık onların tapmakta oldukları şeyler konusunda sakın kuşkuda olma .Daha önceleri ataları nasıl tapıyor idiyseler bunlarda ancak böyle tapıyorlar.Şüphesi biz onların paylarını eksiltmeksizin onlara ödeyecek olanlarınız “ Hud Suresi 109 ayet. MaşaAllah çok şükrettim. Kesinlikle artık hiçbir şüphem yok. Allah kesin olarak var . Sizin dediğiniz mantık gibi Evrimciler, Materyalistler ataları gibi pagan dinine tapmaktan başka bir şey yapmıyorlar. Aynı onların izinden gidiyorlar, onlar ataları gibi paganizm’in karanlıklarında yaşıyorlar. İnsanlar neden bunu görmüyor, neden anlamazlıktan geliyorlar.”Ali Kaya Rize.
ADNAN OKTAR : Geçen tarih içerisinde nasıl Allah onları putlara tapan varlıklar olarak yarattı ise ahirzamanda onları yine putlara tapan varlıklar olarak yaratıyor, onlar da tesadüf putuna tapıyorlar şu an, ama o düşünce olmasaydı Mehdiyet olmazdı, Allah zıttı yaratıyor ki onu karşıtı da ortaya çıksın . Yani Nemrut’u yaratıyor Allah, İbrahim’i yaratıyor onun karşıtı olarak, Firavunu yaratıyor onun karşıtı olarak Hz. Musa’yı yaratıyor. Şimdi de ahirzamanda Darwinizm’i, materyalizmi, Deccaliyeti yaratıyor Allah, ateizmi yaratıyor, komünizmi, emperyalizmi her türlü insanlığa zarar veren düşünceyi yaratıyor, ona karşı da Hz. Mehdi ve Hz. İsa‘yı görevlendiriyor. Bunu göreceğiz bu yüzyılda, on yirmi yıl içerisinde bu dediklerimizin hepsi tahakkuk etmiş olacak inşaAllah .
SUNUCU: “İnternetin Dabbetül Arz olduğu yönündeki açıklamalarınızdan sonra bakış açım tamamıyle değişti. Artık interneti bizleri eğiten, bilmediklerimizi öğrenmemiz için imkan sağlayan önemli bir kaynak olduğunu düşünüyorum. İnternette geçirdiğimiz vaktin verimli olması için faydalı olması için Adnan Bey bizlere ne tavsiyeleri olabilir?” Haldun İrengül, Ankara.
ADNAN OKTAR: Haldun kardeşe şunu söyleyeyim, www.harunyahya.org, www.harunyahya.com ve www.harunyahya.net girsinler, çok şahane siteler, ücretsiz kitaplar indirebilirler, herşeyi okuyup araştırabilirler. Ama tabi faydalanacakları birçok güzel yine İslami siteler yahut bilimsel siteler var, faydalı bilgiler alabilecekleri, oralardan araştırma yapıp, gerçekleri çok net açık olarak görebilirler İnşaAllah.
SUNUCU: “Hocam Darwin’in büyükbabası Erasmus Darwin kaynaklara göre masondu ve Darwin ve yakın arkadaşı Huxley mason localarında eğitilmişlerdi. Masonlar Darwin’e neden bu kadar ilgi duyuyorlardı? Darwinizmi ortaya atmalarındaki asıl amaçları nedir?” Ramis Alçı, Ordu
ADNAN OKTAR: Masonluk dinsizliğin organize olmuş şeklidir. Hz. Adem’le başlamıştır, kıyamete kadar devam edecektir. Masonluk her dönemde olmuştur, Hz. Adem döneminde de vardı Masonlar, kıyamete kadar da varolacaktır masonluk. İslam’da her dönemde olmuştur, kıyamete kadar olacaktır. Ama son dönemde tabi biraz Kıyametten önce Müslümanların canı alınacaktır. Kıyamet, ateistlerin, dinsizlerin, Allah’ı inkar edenlerin üzerine kopacaktır. Ama çok az kalmıştır. Hicri 1545, 2120’de İnşaAllah Said Nursi Hazretleri diyor, İnşaAllah Kıyamet kopacak diyor. Yani şu anki insanların torunlarının torunları kıyameti görecekler, İnşaAllah.
SUNUCU: “Bir yaprak tanesi bile güneş ışığını karbondioksitle birleştirip oksijenle karbonhidrat oluşturuyor yani Allah’ın yarattığı her şey gibi fotosentezde son derece kompleks ve hatasız işleyen bir sistem. Mutasyonlarla fotosentezin oluşamayacağı açık. Sormak istiyorum evrimcilere, yaprağa fotosentez yapmayı kim öğretti?” Nurettin Karabey, Adana.
OKTAR BABUNA: Fotosentez o kadar kompleks bir sistem ki hakikaten bir sürü ara parçalardan oluşuyor. Ve bir tanesinin eksikliğinde bile bütün sistem çöküyor yani onların iddia ettiği gibi kademe kademe, basamak basamak olması imkansız. Çünkü bütün sistem bütün öğeleriyle parçalarıyla ya tam olarak oluyor ya olmuyor. Dolayısıyla bu Allah’ın yarattığın kanıtlıyor. Mesela bakteri fosillerine bakıyoruz biz, fotosentez yapan bakteri fosilleri var, 3.85 milyar yıllık. 3.85 milyar yıl önce bu bakteriler fotosentez yapabiliyorlardı. Bugün hala 21.nci yüzyılda teknolojik olarak fotosentez taklit edilemiyor, yapılamıyor, labaratuvarda yapılamıyor fotosentez. Allah 3.85 milyar yıl önce, yani 3.5 milyar yıldan daha fazla ilk bakteri yarattığında bunu fotosentez yapan bir bakteri olarak yaratmış.
CİHAT GÜNDOĞDU: Tesadüfler asla bir yapıyı geliştiremez daima ona hasar verirler. Yani bu da çok kompleks bir yapının kademeli olarak biriken bilgiler sonucunda üst bilgiye ilerlemesi mevzu bahis değildir. Böyle bir mekanizma yok zaten dünyamızda, doğada böyle bir mekanizma yok. Evrimciler böyle bir iddiada bulunuyorlar, çok komik bir iddia. Hiçbir şey de tesadüflerin eseri olamaz. Üstün güç sahibi Allah tarafından bir anda yaratılmış sistemler bunların hepsi.
SUNUCU: “Herkese merhabalar, geçen gece Sansürsüz programında yiğitçe bütün gerçekleri anlattınız. Evrimcileri perişan ettiniz. Darwinistlerin insanlar üzerindeki diktatörlük kurma çabalarını herkes açıkça gördü. Siz çıktığınızda içimiz açıldı, ara fosillerin olmadığını kendi ağızlarıyla itiraf ettiler. Mutasyonlar konusunu biraz açıklayabilir misiniz? Hayırlı günler,” Yiğit Pekalın, Çanakkale.
OKTAR BABUNA: Mutasyonlar dedikleri tesadüfi değişiklikler. Biraz öncede bahsettik, DNA 1 milyon ansiklopedi sayfası harften oluşuyor. 3 milyon tane harf var. Mutasyonda bu harflerde dış etkilerle mesela ultraviyole, kimyasal etkilerle tesadüfi olarak kopmalar ve yerdeğiştirmeler. Şimdi DNA’nın o kadar kompleks bir yapısı var ki, bakın insanın gözünün şekli biraz öncede bahsettik tam simetriğinde aynı şekilde olacak şekilde, lensi var, lensin içinde korneası var saydam, vücuttaki tek saydam hücreler gözbebeğinin önündeki hücreler başka hiçbir yerde yok. Tam olması gerektiği yerde olmuş. Gözbebeği var, giren ışığın miktarını kasılıp, daralıp genişleyerek kontrol ediyor. Bu ışık geliyor, arkada sinir hücreleri var, sinir hücrelerindeki bir takım böyle enzim denen robot hücreler var 4-5 tane, bunları domino taşı gibi aktif hale getiriyor. Birincisinin şeklini değiştiriyor ikincisine bağlıyor, ikincisiyle gidip üçüncüsüyle bağlanıyor, üçü gidip dördüncüye bağlanıyor, reaksiyon meydana getiriyor. Kaç kere oluyor biliyor musunuz bu reaksiyonlar saniyede? Pikosaniye denilen bir birimde oluyor, pikosaniye demek saniyenin trilyonda biri demek. Bakın iki pikosaniye gibi bir birimde oluyor, 1 saniyede 500 milyar kere oluyor bu reaksiyonlar. Bu sistemde o proteinde mesela siz bir tane aminoasidi değiştirin, bunlar yüzlerce aminoasitten oluşuyor. Birini değiştirin bütün sistem çöküyor göz göremiyor. Yani hepsi mükemmel olarak yaratıldığı için var zaten göz öyle bir organ ki! Yani mesela bunu tesadüfler yaptı diyorlar, nasıl olabilir böyle bir şey. Şuursuz atomlar biraraya gelecek, dur ben görecek bir organ meydana getireyim diye bunu yavaş yavaş oluşturacak. Yani plan yapacak, daha görme yokken görmenin olduğunu bilecek bir irade lazım. İşte o Allah’ın iradesi. Çünkü fotonları yaratan Allah, onu algılamak için bir organı yaratan, gözü yaratan yine Allah, sadece Allah bilebilir böyle bir algının olduğunu daha yokken.
ADNAN OKTAR: Tabi, atomun duyma denen bir olayı bilmesi gerekiyor, duyuracak bir ruhu bilmesi gerekiyor. Ve duymayı amaçlayan bir faaliyet içinde olması gerekiyor. Ve tatmayı amaçlayan, mesela tadı bilecek. Mesela portakalın, limonun şunun bunun tadını bilecek. Bir tatma hissini atomun istemesi gerekiyor, yani şuursuz atomun. Ve dokunma hissine ihtiyaç duyması gerekiyor, dokunma hissini ben duyayım, dokunma hissi diye bir hissim olsun diye karar alması gerekiyor atomların. Yani Darwinizm öyle bir izah ki, insan şaşkınlık içinde kalıyor. Yani bu kadar mantıksız, bu kadar anlamsız bir iddia şu ana kadar dünya tarihinde olmamış da olabilir.
SUNUCU: Hocam siz bu ülkenin çok önemli kanaat önderlerinden bir tanesisiniz.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah
SUNUCU: Son dönemde ülkemizi meşgul eden bu demokratik açılımla ilgili son iki dakikamızı ona ayırmanızı, ona lutfetmenizi rica ediyorum sizden.
ADNAN OKTAR: Demokratik açılımın sonu Allah esirgesin o kardeşlerimizin bizden ayrılmasına kadar gidebilir. Demokratik açılım çok güzel bir şey fakat sonu buna gider. Demokratik açılım sonuna kadar olsun fakat bir şey ilave edilmesi gerekiyor; Maneviyat. Onlara sevgiyi, Allah korkusunu, Allah sevgisini, materyalizmin, Darwinizmin geçersizliğini, komünizmin, Darwinizmin insanlara getireceği belaları, terörün çirkinliğini, Stalanizmin, emperyalizmin çirkinliğini çok detaylı ve güzel anlatmamız gerekiyor, onların kalplerini fethetmemiz gerekiyor. Onların kalplerine sevgiyle, şefkatle, merhametle, muhabbetle yaklaşmamız gerekiyor. Kardeş olduğumuzu, onları çok sevdiğimizi, onlara çok saygı duyduğumuzu onlara şiddetle hissettirmemiz gerekiyor. Eğer bunlar olmazsa, Allah esirgesin mazaAllah, uzun vadede böyle bir risk görünüyor. Ama Mehdiyet bunun tam çözümü olacaktır inşaAllah. Hz. Mehdi geldiğinde değil oralar heryer; ta Afganistan, Cezayir, Fas, Tunus hepsi Türk-İslam Birliği’nin manevi gölgesi altında olacaktır İnşaAllah. Türkiye de lider olacaktır, büyümeyen her devlet küçülür. Türkiye büyüyecektir ve dünyaya hakim olacaktır İnşaAllah. Oktar’ın konusunda da biraz daha açıklık getireyim. Ailesi güzel davransa, sevecen ve saygılı davransa Oktar can atıyor görüşmek için. Fakat canına kastedildiği için, şiddetli baskı gördüğü için, haysiyetine, onuruna yönelik tavırlar yapıldığı için dönemiyor, gidemiyor. Ama canına annesi kastetti demiyorum, babası kastetti demiyorum, birileri kastettiler. Fakat onların evinden de o kişiler çıktığı için bir kuşku meydana geldi tabi. Yani bu kişilerin o evden çıkmasının açıklaması yok, çok acayip, garip.
SUNUCU: Hocam programımızın sonuna geldik. Değerli izleyenlerimiz Tempo TV ve Kral Karadeniz ekranlarından canlı olarak sunduğumuz bir Adnan Oktar’la Başbaşa programının sonuna geldik. Biz keyifli bir sohbet ettik, biz gençlerimizin bu sohbeti iyi algılamasını, iyi idrak etmesini diliyoruz ve tüm insanlardan bu davanın yürümesi konusundaki dualarını bekliyoruz. Yayında ve yapımda emeği geçen tüm arkadaşlarım adına hepinize hayırlı akşamlar diliyorum, mutlu kalın, hoşçakalın.