SUNUCU: İyi akşamlar sayın seyirciler, Adnan Oktar’la baş başa programını bu akşam Gaziantep Olay tv ve Mavi Karedeniz’den ortaklaşa yayınımızla sizlere sunuyoruz. Evet sayın Dr. Oktar Babuna ve Sayın Dr. Cihat Gündoğdu bizlerle birlikte ve bu akşam ki konumuz kas sistemi.
CİHAT GÜNDOĞDU: Kas ve İskelet,
SUNUCU: Kas ve iskelet sistemi, evet neler söyleyeceksiniz, sizden başlayalım her zamanki gibi,
OKTAR BABUNA: Hareket etmek tabi çok büyük bir mucize düşününce insan, mesela kalkıyorsunuz yürüyebiliyorsunuz bir yere uzanıp bir şey alabiliyorsunuz, vücudunuzu döndürebiliyorsunuz hatta burgu gibi döndürebiliyorsunuz, sadece başınız dönebiliyor, bel hizasından dönebiliyorsunuz, çeşitli hareketler yapıyorsunuz ve her şeyden önemlisi ağırlığımız taşınıyor. Tabi bunları düşündüğümüz zaman müthiş bir detay var. Bakın mesela teknolojik olarak robotlar yapılıyor. Robotların hareketini herkes fark etmiştir. 21. yüzyıl teknolojisi ile milyonlarca dolar yatırım yaparak, yıllarca mühendisler araştırmacılar çok uzun araştırmaların sonucunda, ki dünyanın birkaç yerinde yapılabiliyor bunlar mesela Japonya’da yapıtılar, işte Amerika’nın belli laboratuvarlarında Almanya’nın özel laboratuvarlarında yapılabiliniyor. Hiçbir şekilde canlıların hareketlerindeki o esnekliğini o kabiliyetini taklit etme özelliği gösteremiyor.
SUNUCU: Evet kısıtlı hareket, ama yine de bayağı bir gelişme gösterdiler,
OKTAR BABUNA: Evet, tabi ki teknoloji ilerledikçe daha da iyileri ortaya çıkacak ama bu şunu gösteriyor, bütün canlılık var olduğu sürece Allah birdenbire bütün bu özellikleriyle birlikte yaratıyor, mükemmel özellikleriyle canlıları, demek ki üstün bir yaratıcı var, bunu kesin olarak ispatlıyor. Çünkü robota kimse tesadüfen oldu demez, hatta çok büyük bir birikim gerekiyor, 21. yüzyılda yapılabilmiş robotlar, daha önceki yüzyıllarda yok robotlar. Çünkü neden, birikim yeterli değil teknoloji ilerledikçe o birikimin sonunda yapılan yıllarca süren sonraki araştırmalar sonucunda yapılabildi ve yapılan robotlarla insanın hareket sistemi taklit edilmeye çalışılıyor yani robota insan yürüyüşü mesela yaptırmaya çalışıyorlar. Değil mi, o özellikleri vermeye çalışıyorlar, ama çok kesik kesik zor hareketlerle yürüyebiliyor. Bir de şöyle kıyas yapıla bilir, insan 60 sene yaşıyor 70 sene yaşıyor 80 hatta 100 sene yaşayanlar var, aynı makine aynı özellikler aynı kemik sistemi aynı kas sistemi aynı eklem sistemi bu kadar uzun bir süre kullanılıyor, kullanılabiliyor daha doğrusu. Yani hiçbir makine dünyadaki metal kullanılanlar içerisinde istedikleri maddeyi kullanabiliyorlar değil mi?
SUNUCU: Evet,
OKTAR BABUNA: Demiri kullanıyorlar, en sağlam materyalleri; bu kadar uzun süre dayanamıyor, bu işte yapının mükemmelliğini en başta gösteren bir özellik. Tabi şimdi detaya indikçe daha iyi anlayacağız, Cihat bey başlayabilir detaylara,
SUNUCU: Cihat Bey,
CİHAT GÜNDOĞDU: Estağfirullah, ben şöyle bir özetle girmek istiyorum, şimdi bebekte biliyorsunuz tek bir hücre özelleşmeye başlıyor dedik. Bölünmeye çoğalmaya başlıyor, belli bir çoğalmaya ulaştıktan sonra o hücreler kendi aralarında özelleşmeye başlıyorlar, bir grup hücre işte dolaşım sistemine ait damarları oluşturmaya başlarken bir grup hücre akciğerlere ait hücreleri oluşturmaya başlıyor, bakın hep dışarıdaki hayata yönelik o sırada kullanılmayan hücreler dışarıdaki hayatta kullanılacak olan hücreleri oluşturmaya başlıyorlar. İşte bir gurup hücrede kemik hücrelerini oluşturmaya başlıyorlar, bunlar osteblast ve osteoklast denen hücre grupları, çok ilginç bir şey; Allah ayeti kerimde zaten bize kemiklerin yaratılışına bakmamızı emrediyor. O yüzden bakmamız lazım buna, yani iskeleti işte vücudumuzdaki parça parça her şeyi inceleyip sıra iskelete geldi diye değil, Allah’ın emri olduğu için bakıp incelemek zorundayız. Hakikaten bakıyoruz o hücreler çoğalmaya başlıyorlar, belli bir şekil alıyorlar, şimdi uyluk kemiğinden bahsediyoruz, herkesin uyluk kemiği belli bir boydadır, belli bir anatomisi vardır, çıkıntıların üzerindeki çıkıntılara varıncaya dek her bir çıkıntının bakın bir ismi vardır. Hangi kas nereye bağlanacak onun çıkıntısı vardır.
Ben hatırlıyorum tıp fakültesinin ikinci sınıfında anatomi dersinde hep bizi böyle imtihana tabi tutarlardı. Kemiğin üzerindeki şu çıkıntının adı nedir diye, ama dünyanın üzerinde hangi insana bakarsanız bakın o çıkıntılar aynı şekilde vardır. Çok ilginç bir şey bu,
SUNUCU: Tesadüfî olmuş olsa imkânsız hepsi aynı şekilde olması
CİHAT GÜNDOĞDU: Burada hangi damarın nerden oyuk yaparak gireceği nerden çıkacağı onlara varıncaya dek hepsi harita olarak bellidir, kesindir, nettir, hiçbir şekilde tesadüfe yer yoktur burada. Şimdi böyle bir yapı o çocukta ilk olarak anne karnında gelişmeye başlıyor, parmağımızın ucundaki oluşturan kemikler dahil buna, kafatası kemikleri, kaburgalarımız hepsi bunlar kemik, bunlar oluşuyorlar ve yıllar boyunca belli boya gelinceye kadar gelişiyorlar, gelişirken bakıyorsunuz bir yandan eksiltici hücreler var bir yandan yapıcı hücreler var, hep böyle bir denge içinde kemiğe son şeklini verecek şekli sağlamış oluyorlar yerine getirmiş oluyorlar, bu kesinlikle hiçbir şekilde tesadüf olamaz, bir tasarım bir plan doğrultusunda yaratıldıkları çok kesin ve net. Kimse diyemez ki benim uyluk kemiğim tesadüfen oluştu ben şu anda ayakta duruyorum, ya da işte kafatasının şekli işte böylesine oluştu, ama bakıyorsunuz beyne yönelik olarak bir şekli var, koruyucu bir yapısı var,
SUNUCU: Ve herkeste aynı şekilde, yani kimisinde uzun ya da yanlamasına falan değil herkeste aynı şekilde...
CİHAT GÜNDOĞDU: Uzantı şeklinde kemikler varken bakıyorsunuz kaburgalarımız kafes şeklinde yapılmış, neden çünkü genişleyip akciğerlerin hava ile şişmesine imkan sağlayacak şekilde esnek bir yapı daha bir esnek yapı, aralarına kaslar dizilmiş, çok ince düzenli bir şekilde, hassas bir şekilde ve onlar da kasılarak kaburganın birbirleri üzerinde hareketini genişlemesini ve kasılmasını sağlamış oluyorlar. Şimdi alabildiğine şaşırtıcı hiçbir şekilde tesadüflerle açıklanamayacak bir yaratılış harikası, iskelet ve kaslarımız bu şekilde.
SUNUCU: Evet,
OKTAR BABUNA: Kemiklerin büyümesi bakın bir mucize, kemiklerle biliyorsunuz etler birlikte büyüyorlar, önce kemikler gerçi sonra etlerle kaplanıyor ama doğarken, parmaklarımızı işte kemiklerin…
ADNAN OKTAR: Selam,
OKTAR BABUNA: Aleyküm selam,
SUNUCU: Selam,
ADNAN OKTAR: Muhabbetiniz hayırlı uğurlu olsun,
SUNUCU: Teşekkür ederiz,
OKTAR BABUNA: Çok şıksınız MaşaAllah,
ADNAN OKTAR: Her zamanki gibi MaşaAllah, tamam sen konuş devam et.
OKTAR BABUNA: Mesela parmağımızın içindeki kemikler orantısız olarak büyümeye devam etseydi, ne olurdu etleri yırtıp dışarı çıkardı,
SUNUCU: Etleri yırtıp dışarı çıkardı,
OKTAR BABUNA: Ya da burnumuzun kemiğini düşünün delip dışarı çıkardı,
SUNUCU: Tabi.
OKTAR BABUNA: Bir ayak uzun bir bacak kısa olabilirdi, hem de büyük farklılıklarla, omurgalarda bir orantısızlık olabilirdi, değil mi, omurlardan biri büyük olur biri küçük olur, biri daha çarpık olurdu. Hepsi birbiriyle muntazam bakın S şeklinde bir şey meydana getiriyor, bütün ağırlığı taşıyor, aralarında yastıklar var. O kadar orantılı bir büyüme var ki, yani milimetrik…
SUNUCU: Evet Cihat beyin dediği gibi, göğüs kafesine baskı yapıp oradaki nefes düzenini etkileyebilirdi veya organlarımızı sıkıştırabilirdi,
OKTAR BABUNA: Evet, kafatası tam beynin olması gerektiği kadar, yani beyni içinde rahat ettirecek büyüklükte, içi sıvı dolu beyin yüzüyor içerisinde, o küçük olduğu zaman, ki böyle rahatsızlıklar var hakikaten zekâ gelişimini engelliyor, mikrosefali deniliyor buna. Mesela küçük kalabiliyor, ya da çok büyük olduğunda yine aynı şekilde zararlı sinir sistemine. Tam olması gerektiği kadar. Bakın enteresan bir örnek daha vereyim size; astronotlar uzaya gidiyorlar, uzaya gittiklerinde biliyorsunuz yer çekimi olmuyor.
SUNUCU: Evet.
OKTAR BABUNA: Yer çekimi olmadığı için havada asılı kalıyorlar uzun bir süre, döndüklerinde ne oluyor biliyor musunuz? Çok büyük bir kemik erimesiyle geri dönüyorlar.
SUNUCU: Sebep?
OKTAR BABUNA: Çünkü insanın kemik sistemi, iskelet sistemi tam yer çekimine göre özel yaratılmış, bakın yer çekimi fazla olsaydı bu kemik sistemi çıtır çıtır kırılırdı kemiklerimiz değil mi? Ağırlığımız 400 kiloya çıksa taşımaz çıtır çıtır kırılır, yere yığılır kalır ölürüz, tam tersi azaldığı zamanda kemik erimesi oluyor. Gene kırılgan ve bozuluyor kemik yapısı, tam olması gerektiği gibi. Şimdi her şeye bakıyoruz tam olması gerektiği gibi, ama her şey. Bu neyi gösterir, sonsuz akıl sahibi mütekebbir olan Allah’ın yarattığını gösterir,
SUNUCU: Bu böyle bir şeyin tesadüf olamayacağını gösterir aynı zamanda,
OKTAR BABUNA: Sonsuz bir aklı gösterir yani her şeye hakim olan, yani insanın aklının çok üstünde bir kere, çünkü insan daha yeni yeni çok az bir detayına sahip oluyor ve çok hayret verici İnşaAllah. Detaya indikçe muazzam detaylar çıkıyor karşımıza, sonu yok, indikçe böyle daha değişik âlemlere giriyoruz bilimsel olarak maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet anlat çok güzel şahane şeyler anlatıyorsun MaşaAllah,
CİHAT GÜNDOĞDU: Sağlamlık ve hafifliğin kemiklerde orantılı bir şekilde ikisinin de birlikte olduğunu görüyoruz. Şimdi sağlamlık biraz daha fazla olsaydı ya da hafiflik ön planda olsaydı, diyelim sağlamlık ön planda o zaman kemiklerimiz ağır olurdu, öyle değil. Hafiflik de aynı şekilde dengelenmiş durumda yine mesela biz bütün ağırlığımızı oluşturan kemikler mi diye baktığımızda hayır, kemikler çok büyük bir ağırlık oluşturmuyor. Kaslarımız daha büyük bir ağırlık oluşturuyor. Kaslarımız ve organlarımız. Kemiklere bakıyorsunuz, o ilk başta da bahsettiğim gibi üç boyutlu koordinatları olduğunu uzayda düşünelim ve her hücre nereye kadar genişleyip nereye kadar büyüceğini nereye kadar çoğalacağını sanki biliyormuş gibi ve bunlar nasıl sertleşeceklerini de biliyorlar, işin ilginç tarafı, o da şu; osteblastlar içlerinde kalsiyum depolamaya başlıyorlar. Kalsiyumun sertleştirici bir şey olduğunu nerden bilebilir hücre?
SUNUCU: Nerden bilebilir, evet?
CİHAT GÜNDOĞDU: Ben sertleşeyim de ve kemik olacağım
SUNUCU: Ve ne kadar büyümesi gerektiğini nerden bilebilir?
OKTAR BABUNA: Maddeyi nasıl ayırt ediyor, kalsiyumu nasıl ayırt edebiliyor?
SUNUCU: Tabi kalsiyumu nasıl ayırt ediyor,
OKTAR BAUNA: Günümüzde profesyonel bilim adamları önünüze getirseler molekülleri ve kalsiyumu birbirinden kim ayırt edebilir,
CİHAT GÜNDOĞDU: Tabi tuzla kalsiyumu ya da işte alelade başka bir tozu kimse ayırt edemez, şu magnezyumdur şu kalsiyumdur diyemez. Ama bu biliyor, hücre biliyor, nasil bilebilir?
SUNUCU: Tabi küçücük bir hücrenin bilmesi durumu söz konusu olamayacağına göre aynı sonuca çıkıyoruz gene,
OKTAR BABUNA: Ve tam olması gerektiği oranda depoluyor. Bakın fazla depoladığı zaman ki böyle genetik hastalıklar var kemiklerin çok sertleştiği genetik olarak mesela mermer sendromu deniliyor, özel bir ismi var. Çok kırılgan hale geliyor kemik, esnekliğini kaybediyor ve zararlı yaşamaya elverişli değil. Çok sık sık kırılıyor bu tip hastaların. Çok az olduğu zaman biliyorsunuz kemik erimesi oluyor hani hanımlarda oluyor ileri yaşlarda, erkeklerde de oluyor ama hanımlarda daha sık oluyor. Bu da kemikleri kırılgan haline getiriyor bozuk bir hale getiriyor. Tam olması gerektiği gibi yine burada bu şekilde kalsiyum depolanmış ve çok özel tasarımları var. İçinde kafes yapı var mesela bu kafes yapı son birkaç 10 yılda keşfedilen ve inşaatlarda kullanılmaya başlandı. Hem hafifliği artıyor hem dayanıklılığı artıran bir sistem, bakın kemiklerin yapısı taklit edilmeye başlandı. Kemiklerin içine bakıyoruz milyonlarca yıldır zaten bu şekilde yaratılmış olarak var onun için kemikler çok hafif çok esnek ve çok dayanıklı. Bakın aynı oranda bir çelikle kıyaslandığı zaman 10 kat daha esnek kemik, çelik ondan çok daha ağır. Çeliği en sağlam madde olarak düşünüyorsunuz değil mi?
SUNUCU: Evet,
OKTAR BABUNA: Bakın esnekliği kat, kat o sayede esniyor ama kırılmıyor bütün ağırlığı taşıyor, çünkü koşuyorsunuz, oturup kalkıyorsunuz çeşitli hareketler yapıyorsunuz ağırlık kaldırıyorsunuz dönüyorsunuz mesela burgu hareketi yaptırıyorsunuz, değil mi?
SUNUCU: Evet,
OKTAR BABUNA: Eklemler içinde hareket ediyor, eklemler de aynı şekilde, arabaları biliyorsunuz bakıma alıyorsunuz, yağlama gerekiyor ve ona rağmen büyük bir aşınma gösteriyorlar, eklemlerde bu yok, 60-70-80 yıl devam ediyor. Nasıl olduğunu araştırmışlar bakın, eklemlerin içinde en üst düzeyde gözenekli bir yapı olduğu görülüyor, onun altında bir sıvı var, hücreye çok ağırlık bindiği zaman o sıvıyı içeriye püskürtüyor eklem aralığına ve o kayganlığı meydana getiriyor,
SUNUCU: Ve rahat hareket etmemizi sağlıyor,
OKTAR BABUNA: Evet,
CİHAT GÜNDOĞDU: Siz koşmaya başladığınız anda daha fazla salgılanıyor. Yani yere kuvvetli bir şekilde bastığınızda o kemikler birbirine şey olmasın diye sürtünerek aşınması engellensin diye daha fazla kaygan sıvı salgılanıyor ortama.
SUNUCU: Hatta bir rahatsızlık var, bu diz kapağındaki sıvının bitmesi gibi,
OKTAR BABUNA: Tabi sıvının azalması müthiş bir olay,
SUNUCU: O sıvı bittiğinde o sürtünmeyi arttırıyor ve bildiğim kadarıyla müthiş bir ağrı yapıyor.
OKTAR BABUNA: Hemen tahribat meydana gelir, yani dayanamaz ona eklemler. Hâlbuki düşündüğümüz zaman hiç hissetmiyoruz değil mi?
SUNUCU: Evet hiç,
OKTAR BABUNA: Özel hastalık durumları hariç, tabi menisküs olduğunda hemen hissettiriyor Allah. Bir ağrı meydana geliyor, bir zorluk meydana geliyor insan ayağa kalkamayacak en sonunda ameliyatla düzeltme durumunda kalınıyor. Hatta bazen çok aşınma medya geldiği zaman hastalıkları özel yaratıyor Allah, gösteriyor zaten şükretmemiz için, hastalık da çok hikmetli, Allah’a yakınlığını arttırıyor insanın, ben çok ağır bir hastalık geçirdim çok şükrediyorum hasta olduğuma.
SUNUCU: Geçmiş olsun,
OKTAR BABUNA: Bu eklemlerdeki mesela aşınma, o zaman ne yapılıyor, yeni protez takılıyor fakat yeni takılan protez hiçbir zaman orijinal eklem kadar verimli ve iyi olmuyor aynı şekilde.
CİHAT GÜNDOĞDU: Bakın bir araba yaklaşık 5000 ya da 10000 km.de bir yağ değiştirir. Öyle değil mi?
SUNUCU: Tabi,
CİHAT GÜNDOĞDU: Mekanik aksamları birbirine sürtündüğünden dolayı, o yağ da mevcut en kaliteli yağ olsun, bir süre sonra önemini kaybediyor yani özelliklerini kaybetmeye başlıyor aşırı kullanmadan dolayı. Ekleme bakıyorsunuz bir insan ortalama 100000 km yol kat ediyor bu şekilde hesaplanmış. 80 sene yaşayan ortalama bir insan ömrü 100000 km,
SUNUCU: 100000 km,
CİHAT GÜNDOĞDU: Ama bakın hiçbir şekilde hiçbir ekleminde demin bahsettiğimiz o sıvı değiştirme ihtiyacı oluyor ne de başka eklemlerimizde eklem aralarındaki sıvılar. Neden? Çünkü bizim eklemlerimizde özel hücreler var bu sıvıları üreten kusursuz bir şekilde uygun kayganlıktaki sıvıyı üreten ve geriye emen böylesine bir mekanizma var kendi içinde kendine yeten, hiçbir yerden dışarıdan tamamen bağımsız çalışan böylesine bir sistem. Sırf bunun için özellikle planlanmış ve kusursuz bir şekilde yaratılmış bir sistem bu.
SUNUCU: Dolayısıyla tesadüfi oluşması imkânsız bir sistem
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet,
ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah, maşaAllah,
SUNUCU: Hoş geldiniz,
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, Allah feyzinizi ilminizi arttırsın, çok güzel bir sohbet büyük bir heyecanla sevinçle dinliyorum, doktorum atlası rica edebilir miyim?
CİHAT GÜNDOĞDU: Tabi,
OKTAR BABUNA: Seyircilerimiz bunları Adnan beyin “insan mucizesi” kitabından daha detaylı bilgilere ulaşabilirler.
SUNUCU: Tabi ulaşabilirler,
SUNUCU: Ayrıca da şu anda yayınımız www.harunyahya.tv adresinden de canlı olarak yayınlanmakta, oradan da bizlere ulaşıp sohbetimize dinleyebilirsiniz.
ADNAN OKTAR: Evet, var mı sorular?
SUNUCU: Sorular olmaz mı, olmaz mı sorular, biraz gündem ile ilgili sorular var.
ADNAN OKTAR: Olur tabi.
SUNUCU: İzleyicilerimizin özellikle merak ettiği sorular. İzninizle hemen yöneltmeye başlayayım.
ADNAN OKTAR: Estağfirullah tabi,
SUNUCU: İzmir’den bir izleyicimiz Tahir Yalıoğlu, demişler ki, Adnan Bey yıllardır masonlara karşı verdiğiniz fikri mücadeleyi takip ediyorum ve sizi destekliyorum, size uygulanan birçok komploda sizi kendileri için bir tehdit olarak gören masonların parmağı olduğunu düşünüyorum. Ayrıca masonlarda Cüppeli Ahmet’e karşı derin bir muhabbet olduğunu görüyorum, masonlar ve iddia edilen Ergenekon örgütü Cüppeli Ahmet’i durduk yere destekliyorlar, acaba bunun sebebi ne olabilir demişler.
ADNAN OKTAR: Bilemem, araştırmak lazım ama bir muhabbetleri olduğu hissediliyor, yani o biraz şaşırtıcı. Çünkü normalde Müslümanlara karşı ciddi bir öfke var, masonik çevrelerde. Yani nerde bir açığı varsa kendi kafalarına göre güya yahut yoksa da bularak veyahut iftira atarak veya sahte şahitler bulundurarak veyahut gizli, kendi satın aldıkları insanlarla bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. Ama orada tabi göklere çıkaran bir üslup olunca insan gayri ihtiyari bir düşünüyor ne oluyor acaba diye, ama bence Cüppeli Ahmet’i desteklemelerindeki tek neden onun bana karşı tavrı. Yani yoksa Cüppeli Ahmet’e karşı tavırlarını onlar zaten gösterttiler, yani ne anlamda ne gözle baktıklarını nasıl değerlendirdiklerini gösterttiler, çünkü konuşuyor, konuşurken kendilerini kaybediyorlar güleceğiz diye, yani hiçbir olayda böyle bir insan bu kadar gülmez, yani çok eğlendirici buluyorlar. Çünkü hakikaten Darwinizm’e karşı bir tehlike değil, materyalizme karşı bir tehlike değil, faşizme komünizme karşı tehlike değil, çünkü ne kültür düzeyi ne donanımı fikri donanımı buna müsait değil. Çünkü medrese eğitimi almış bir insan, belirli bilgilere sahip dolayısıyla onun hiçbir risk taşımadığını zaten gördüler. Zaten Darwinizm’le ilgili ona soru sordular hemen geçiştirdi, birkaç kelime ile geçiştirdi. Oradan da anlaşılıyor ki onlar için bir risk değil. Ondan sonra eğlence faslına başladılar,
OKTAR BABUNA: Sen de bizdenmişsin dediler hatta,
ADNAN OKTAR: Evet, sonra arkasından da herhalde ayıp olmasın gibilerinden beni çağırdılar, biz gittik yani hani denge olsun gibisinden, belki şüpheyi çekmemek için de olabilir, hani sırf tek yanlı yapmıyoruz bak Adnan Hocayı da çağırıyoruz gibisinden. Aslında benim gittiğim akşam kendi mantıklarınca beni bitireceklerdi onlar, yani şöyle yapacaklardı, çeşitli Profesörler çıkaracaklardı, çeşitli bilim adamları çıkaracaklar, herkes telefon edecek ben de onlarla baş edemeyeceğim,
OKTAR BABUNA: Estağfirullah,
ADNAN OKTAR: Ama tutmamla böyle sırt üstü vurunca
OKTAR BABUNA: MaşaAllah,
ADNAN OKTAR: Acayip şok oldular, yani ben bir Münih Olimpiyatlarda böyle bir şey vardı, bir güreşçi vardı tuttuğunu aldı kaldırdı anında, 11 saniye içinde yere vurmuştu sırtını, hiç unutmam çocuktum. Bunları da biz kaldırıp sırt üstü vurunca hınk diye ses geldi bunlardan böyle, darmakeşan oldular, yani o öfkeyle gördünüz o akşam, barut gibiydiler. Yok, kravat iğnelerini değiştirsinler bilmem ne, falan ne oluyor, şamata, acayip yaygara yaptılar, olmadı bir daha, bir daha getirttiler, hani yenilen pehlivan güreşe doymaz ya, o zaman tam pestil gibi dümdüz yaptık. Allah’a çok şükür,
CİHAT GÜNDOĞDU: Elhamdülillah,
ADNAN OKTAR: Yiğit Bulut’u tenzih ederim, tenzih etmemin sebebi de hakikaten milliyetçi Allah’a inanan bir insan, ama bence o olaydan haberi yoktu o tip bir olaydan. Yani iyi niyetle yaptığını düşünüyorum, fakat Allah’a çok şükür tek seansta konuyu bitirmiş olduk. Yani bakın şu an muazzam bir sessizlik var çok garibanlaştılar. Geçenlerde bir dergi kapağına benim karikatürümü yapmışlar ben elimde sopayla onların evrim takımı var ya maymundan insana geçiş aşaması hepsini önüme katmış kovalıyorum, evrim yürüyor diyor ama duvara doğru yürüyor, yani duvara doğru toslamaya gidiyorlar ve bir kaçma ve duvara toslama var, bu da oldu hakikaten çok da güzel anlatmışlar olayı.
Fakat Cübbeli’de en çok üstünde durdukları şey Cübbeli’nin Mehdi bu yüzyıllarda gelmeyecek demesi, onları ilgilendiren kısmı bu, bu çok önemli. Zaten diyor Cüppeli; bana aileler geldi diyor, çok manidar buradaki ifade. Hangi aileler orda? Ben diyor bu çocuklara söylüyorum diyor etrafındaki insanlara o bir kere Mehdi değil diyor sanki ben kartona Mehdi’yim diye yazdım ve etrafa gösteriyorum. Ben yeminle söylüyorum benim böyle bir iddiam olamaz diye, açık açık da söylüyorum benim öyle bir iddiam yok, bu telaş nedir böyle geceli gündüzlü ben Mehdi değilim diyorum bütün gördüğüm insanlara ve anormal bir telaş yani muazzam bir panik, bunlarda da böyle bir panik var. Cübbeli’nin sözünün böyle kanun gibi olacağını düşündüler onlar. Cüppeli dediyse zaten iş bitti hani o Mehdi değil dediyse ve Mehdi gelmeyecek dediyse, zaten onun da öyle bir üslubu var, böyle ben söylerim, İmamı Rabbani gibidir, söyler kanun hükmünde olur yani mutlak müctehid gibi bir üslubu var. Yemin billâh etti, işte ümmetin ömrü 1500’e kadar diye bir hadis yok dedi, biz de sonra ispat ettik 8 tane hadis var,
SUNUCU: Evet 8 tane hadis,
ADNAN OKTAR: Peş peşe söyledik, böyle deyince de arkadaşlarımın dağılacağını düşünüyorlar, bir kısım ailelerde bu sabetaycı ailelerde galan öyle bir inanç var, yani arkadaşlarımın sadece Mehdilik iddiasıyla yanıma yaklaştıklarını yoksa dağılacaklarını düşünüyorlar. Var mı senin öyle bir iddian?
OKTAR BABUNA: Bende Allah’a olan sevgisi, üstün ahlakı dolayısıyla inşaAllah, bakın burada da söylüyorum, ölene kadar beraberim İnşaAllah, sonsuza kadar da cennette beraber olmak istiyorum İnşaAllah,
ADNAN OKTAR: İnşaAllah,
CİHAT GÜNDOĞDU: İnşaAllah,
ADNAN OKTAR: O yüzden çok cazip buldular yani bana karşı tavrından dolayı çok cazip ilginç buldular, hakikaten de etkili olacağını sandılar. Sonra onun işte başka yönden de böyle ilginç özellikleri var tabi, biz onları oturup gündeme getirmedik ama biliyoruz, yani ne olduğunu biliyoruz. Bu desteğin normal bir şey olmadığını da biliyoruz, bakın hemen arkasından bana kendini kaybetmiş bir şekilde saldırıya başladılar. Çünkü kuyruk acısı var orada yenildiler ya, inşaAllah bu sefer muazzam bir saldırı ve bu saldırının kökeniyle ilgili de biz açıklamada bulunduk, yani ben Fatih Altaylı para aldı feşmekancı para aldı, bunu demiyorum ben yani kimseyi de ima etmiyorum ama 1 trilyon 200 milyar lira para alındığını biz biliyoruz.
OKTAR BABUNA: Evet,
ADNAN OKTAR: Yani 1 trilyon 200 milyar karşılığında aleyhimize bir kampanya başlatıldığını biliyoruz. Bunu biz mahkemelere delil olarak sunacağız, yani hazırladık savcılığa delil olarak sunacağız, böyle bir şey var. Masonluğun da biliyorsunuz yıllardan beri bana karşı bir tavrı var Türk Masonluğunun ve ben onlarla can siperhane bir mücadele içersindeyim. Cüppeli çıktı zaten dedi ki; hiçbir mason kanal dedi durduk yere dedi bir Müslümanı oturup kanalına çıkartmaz dedi, mutlaka anlaşmışlardır dedi, mutlaka anlaşmışlardır diyor, kendisi söylüyor. Yani ben Cüppeli anlaşmıştır demiyorum kanallarla demem de. Ama çok acayip bir görünüm oldu tabi ki, yani adamı öve öve bitiremiyorlar, yok şöyleymiş yok böyleymiş, elbisesi böyleymiş işte Alain Delon’a benziyormuş, bilmem ona benzer bir şeyler falan böyle izahlar, çarpıcı bir anlatımı var diye buna benzer. Yoksa onlar onun aczini de güçsüzlüğünü de çok iyi biliyorlar, bildikleri için bu kadar çok eğlendiler ve güldüler. Benim yanımda niye o kadar dut yemiş bülbüle dönüyorlar, niye betleri benizleri atıyor, niye elleri ayakları boşalıyor, niye karşıma çıkacak güçleri olmuyor, değil mi? Niye tuttuğumu sırt üstü yere vuruyorum, değil mi?
OKTAR BABUNA: MâşaAllah, elhamdülillah MâşaAllah
ADNAN OKTAR: Hakikaten çekindikleri kadar da var yani, bana bu gücü veren Allah, yani benim şahsi bir gücüm yok arkadaşlarımın da öyle şahsi bir gücü yok, yani biz Allah’ın tecellisiyiz. Allah konuşturur, Allah karşılaştırır.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah,
ADNAN OKTAR: İnşaAllah, mesela o gün Habertürk’e giderken bize bir telefon geldi, orda dediler size bir saldırı olacak Habertürk’ün girişinde dediler,
SUNUCU: Bilmiyorduk,
ADNAN OKTAR: Tabi, polis geniş önlem aldı biz polise bildirdik, Habertürk’ün her tarafını polis sardı, girişimizde de polis karşıladı, Allah’a çok şükür öyle bir şey de yok yani, öyle bir şeyle karşılaşmadık. Kim bilir belki o telaşla o şeyle daha mı olumsuz konuşacağımı mı düşündü bazı çevreler veya bir kısım kişiler onu da bilemiyorum, ama yani ben diyorum her zaman söylüyorum ellerinden geleni ardlarına koymazsalar dünyanın en şerefsiz insanları karşıtlarım, yani hodri meydan. Biz sevgi ile şefkatle muhabbetle Kuran ahlakıyla onların her türlü zulmüne karşı tavır alacağız.
CİHAT GÜNDOĞDU: İnşaAllah
ADNAN OKTAR: Her zaman affedicilikle her zaman nezaketle, bilimle, kültürle, demokratik zeminde, fikir özgürlüğüne saygı gösterterek ve kimseyi de böyle aşağılayan bir üslup içerisine girmeyiz. Yani herkesi biz Allah’ın yarattığını biliyoruz, her şeyi Allah’ın kontrol ettiğini de biliyoruz, onun rahatlığı ve huzuru içerisindeyiz onun tevekkülü içerisindeyiz, İnşaAllah.
SUNUCU: Evet sorularla devam edelim isterseniz, yine gündeme ilişkin bir soru var, Rize’den Sefer Günal isimli izleyicimiz yöneltmiş size, sayın hocam 2007 yılında başlayan ekonomik kriz hala devam ediyor sizin bir röportajınızdan hatırladığım kadarıyla, ekonomik kriz 2014 yılına kadar sürecek demiştiniz. Hocam peki bu dönemden sonra refah düzeyimiz artacak mı diye bir soru yöneltmişler,
ADNAN OKTAR: 2014’lerde Mehdiyet iyice gündeme gelecek, onun bereketiyle ekonomik düzey artacak. Yoksa ateist Darwinist düşünce devam etmiş olsa zaten insanlar egoist olurlar, sevgisiz olurlar ve bir heyecan olmaz yani şu an ekonomik krizin durmasının nedeni insanların bir kısmının egoist olmasıdır, heyecanın durmasıdır, insan sevgisinin olmamasıdır, Allah’a tevekkül edilememesidir, bu nedenledir. Yoksa insan Allah’a tevekkül etse gider piyasaya parasını istediği gibi arz eder ve kullanır.
SUNUCU: Piyasaya bir hareket getirir,
ADNAN OKTAR: Gider mal alır ticaret yapar, tevekkül olmadığı için herkes malını ve parasını kabzetti, duruyor. Ve piyasa da kabz oldu, ölü hale geldi, hareketlendirmeye çalışıyorlar bütün hücreler ölmüş yani hücrelerin tamamı ölü, hücreler canlanacak ki insanlar canlanacak ki piyasa canlansın, canlanmamasının nedeni, hareketlenmemesinin nedeni insanların bir kısmının egoist, bencil ve tevekkülsüz olmasıdır. Bunun sonucunda da piyasada ölüm meydana geliyor, bu işte Mehdi’nin vesile olacağı heyecanla piyasa canlanacaktır. Yoksa mümkün değil, gittikçe ölüme doğru gider piyasa, çünkü insanlarda heyecan kalmamış şevk kalmamış, sevgi yok, muhabbet yok yardımseverlik yok, sadece kendini kurtarma hırsı var. O zaman yani ne bir atılım olur, ne yeni bir güzellik olur, ne yeni bir heyecan olur, dolayısıyla toplum ölüme doğru gidiyor, bütün dünyada ekonomik kriz bütün hızıyla devam ediyor şu an. Her yerde durgun; Amerika’da Fransa’da İngiltere’de, o ölüyü bir türlü diriltemiyorlar, sürekli elektro şok yapılıyor fakat ölü dirilmiyor, işte o elektro şok etkisini meydana getirecek şey Mehdiyettir. Hz. İsa’nın nüzulüdür. Çünkü dünya yaşlandı artık, dünya son artık ihtiyarlığın en son safhasında, çünkü 7000 yıllık ömür bitti, yani 7000 yıldır diyor Resulullah (sav) biliyorsunuz, hicri 1400 ile başlıyor en fazla 1500’e kadardır, bu dönem içerisinde Mehdiyetin vereceği heyecanla toplum ayağa kalkacaktır, Hz. Mesih’in o güzel nefesiyle toplum ayağa kalkacaktır. Yoksa bütün yüzler çöktü insanlarda dikkat ederseniz. Hiçbir insanda sevgi ifadesi göremiyoruz aşağı yukarı. Çok, çok nadir; ne sevgi var ne güven var, ne neşe var ne mutluluk var, muazzam bir egoistlik, muazzam bir kendini düşünme ve yaşama içgüdüsüyle hani ben yaşayayım fakat diğerleri önemli değil mantığı gelişmeye başladı. Böyle bir ortamda tabi toplumda ne sanat ne bilim ne estetik ne kültür hiçbir şey gelişmiyor. Dikkat ederseniz hiçbir sanat eseri ortaya kanamıyor, hiçbir güzel film hazırlanamıyor, mesela hiçbir yeni bir tablo yapılamıyor yeni bir mimari eser hazırlanamıyor, değil mi bir tiyatro ortaya konulmuyor,
SUNUCU: Yapılsa bile hak ettiği değeri bulamıyor,
ADNAN OKTAR: Evet bulamıyor, hayır olmuyor da yani bakın eskiye nazaran bir bakın, eskiden mesela muazzam sanat eserleri meydana getirilirken şu an getirilemiyor, insanların dimağı dondu, beyni dondu. Çünkü sevgisizlik, Allah sevgisinden uzak olmak, Allah korkusundan uzak olmak, maneviyatsızlık insan bedeninin hücrelerini öldürür, beyni öldürür, beyni felç eder. İnsanın en önemli gıdasıdır sevgi, Allah sevgisi. O olduğunda cilt düzelir, bakışlar güzelleşir, üslup güzelleşir, heyecan gelir, telif gücü artar, sanat gücü artar, mesela resim yapan bir ressam harikalar meydana getirir. Mimar muazzam binalar yapar, müteahhit o heyecanla çok şahane yerler oluşturabilir. Mesela ticaret yapan adam muazzam bereketli ticaretler yapar. Ama her yerde bir bereketsizlik ve her yerde uğursuzluk bütün dünyayı sardı, Mehdi’nin nefesini bekliyor, Hz. Mesih’in o güzel nefesini bekliyor. Allah bunu göstertmek için bir kabz hali meydana getirdi, her yerde olaylar var, ben dedim mesela geçenlerde de hem bizlere karşı saldırılar olacak, dedim değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet dediniz,
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet,
ADNAN OKTAR: Değil mi, evet bu geçtiğimiz dönemde.
OKTAR BABUNA: Birkaç program önce söylemiştiniz.
ADNAN OKTAR: Evet birkaç program, hem bizlere saldırılar olacak hem de çok büyük olaylar olacak dedim, bakın bugün de sel bütün her yeri kapladı, ahir zamanın mühim olaylarındandır bunlar. Yani Mehdi devrinde depremler, sel, tusunami gibi böyle büyük felaketler peş peşe gelecek diyor Resulullah (sav). Kesintisiz devam edecek diyor Mehdi’nin zuhuruna kadar. Yani gene devam edecek bir çok olay ve hayırla ve hikmetle olacaktır. Tabi evleri yıkılan mağdur olan kardeşlerime Allah yardımcı olsun, vefat eden kardeşlerimiz de şehit olmuşlardır onlara da Allah’tan baş sağlığı diliyorum İnşaAllah, geri kalanlara Allah şifa, mutluluk ve huzur versin, kalplerine ferahlık versin ama şu yönden de rahat olsunlar bunlar ahir zamanın büyük alametleridir. Allah kendine yaklaştırmak için kendini sevdirmek ve kendini düşündürmek için bu olayları yapıyor ve bu olaylar daha da devam edecek. 2014’lere kadar devam edecek kesintisiz olarak. Fakat sonunda milletim son derece mutlu olacak ben bunu da açık açık söylüyorum. Türk İslam Birliği oluşacak, gerçek sevgiyi yaşayacağız. Gözlerde bir kere sevgi pırıltısı olacak, nereye baksak insanların gözlerinde sevgi göreceğiz, nasıl bir çiçek bahçesine girdiğimizde böyle canlı canlı çiçekler görürüz içimiz açılır, sokağa da çıktığımızda bütün insanların yüzünde sevgiyi göreceğiz. Mutluluğu göreceğiz, güveni göreceğiz, mağazalara girerken böyle o düdükler öterek falan var ya telefonlar çıkarılır kemerler tokalar şapkası mapkası hepsini; bunlar kalkacak. Mesela hiçbir mağazada ben kendime öyle bir muamele yaptırtmam, öyle bir kontrol yaptırtmam, yani hiç gitmem o mağazaya yani, beni bildikleri için her mağazaya öyle direkt giriyorum. Yani çok rahatsız edici bir şey, bu ne demek anlamı ne bunun, yani bunun anlamı ne, değil mi? Güven yoksa ne anlama geliyor?
SUNUCU: İnsan her an bir tehdit oluşturabilir,
ADNAN OKTAR: O kameralar nedir her yerde niye kameralar olsun değil mi? Kıyafet satıyorlar üstlerinde plastikten bir şeyler var böyle, geçen İstinye Parktaydım çıkıyordu şahıslar orda karı koca, birden ötmeye başladı o şey, taktıkları alet nasıl oluyorsa, adamlar hemen geri döndüler. Yani her halde yanlışlık olmuş, ödemişler ama ona rağmen üstünde kalmış anladığım kadarıyla, bu ne demek biliyor musunuz, potansiyel hırsız yakalandı hadi dön,
SUNUCU: Evet, evet ay çok kötü bir şey,
ADNAN OKTAR: Olaya bak, yani siz…
SUNUCU: Gerçi hani bir anlamda da sanki şeymiş gibi toplum hakikaten o kadar çok bozuldu ki, kimseye şey yapılamıyor hiç güvenmediğiniz bir insan yani çok güvendiğiniz bir insan yani hiç beklemediğiniz bir insan öyle bir şey yapıyor ki, şok içine giriyorsunuz. Ve sanki böyle yapınca hani güvenli olacakmış ya da bizi güven altına alıyorlarmış hissine kapılıyor insan.
ADNAN OKTAR: Şimdi güvendiğin insan hakikaten ahir zamanda çok acayip, böyle Said Nursi diyor ki Bediüzzaman, “10’dan değil de 20’den birine güven olmaz” diyor ahir zamanda diyor “bu acip halhata karşı” diyor, bu acayip hale karşı diyor, “son derece sebat metanet ve hamiyeti İslamiye gerekir,” diyor. Yani sabırlı sebatlı ve hamiyeti İslamiyet gerekir yoksa diyor akim kalır zarar verir diyor. Yani zarar verirsin İslam’a diyor, sabırlı olun. Mesela biz de öyle hakikaten, sevecenlikle Allah vermesin birkaç tane genç kız geldiler kötü yola düşmüşler hakikaten birisinin ailesi ensest ilişkiye giren bir genç kız biz de yardımcı olduk para verdik imkan sağladık, yıllarca bunlarla ilgilendik, yardımcı olduk sonra adamlar bastırmış parayı 200 peşin 200 de sonradan yani insan oğlu çiğ süt emmiş derler ya, aleyhimize götürüp şahitlik yaptırdılar, ya kardeşim sen yıllarca canım ciğerim diye sevgi göstertiyordun, derin bir sevgi muhabbet göstertiyordun, değil mi saygı göstertiyordun, o kadar yıl niye kaldın o zaman yok bilmem kaç kişi ile diyor ilişki oldu diyor, kardeşim sen nasıl bir insansın da farz edelim öyle bir şey yok ama varsa bile ve kendi isteğinle bunun olduğunu söylüyorsun sen nasıl bir insansın da bunu kabul ediyorsun o zaman, değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet,
SUNUCU: Gerçekten evet,
ADNAN OKTAR: Ne biçim bir insansın sen, yani bilmem kaç küsur kişi diyor, ne kadar mantıksız münasebetsiz bir iddia.
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet,
ADNAN OKTAR: Sen eğer namuslu aklı başında bir insansan değil mi? Daha bunun imasında dahi ima olsa dahi yanaşmazsın sen, sen yıllarca göğsünü gere, gere bunu yaptığını söylüyorsun o zaman o insanlar asıl mağdur, senin o iftira attığın adamlar mağdur, sen onları kullanmışsın asıl. Bir de sana kim tenezzül eder, kim sana yanaşır, sen kimsin de sana tenezzül etsinler.
SUNUCU: Bir de işin öbür tarafı var,
ADNAN OKTAR: Tabi, tabi yani niye böyle bir kirin ve pisliğin içine insanlar girsinler? Niye böyle tiksindirici bir şeyin içerisine girsinler, ne özelliğin var, yapacaksa helaliyle temiziyle kaliteli bir insanla gider evlenir, Allah’ın dilediği şekilde ne yapıyorsa yapar, niye senin gibi bir insana tenezzül etsin?
SUNUCU: Değil mi?
ADNAN OKTAR: Tabi, fakat şimdi tabi toplumun sinir uçları buna uygun olduğu için kendilerince en akılcı yolu seçtiklerini zannediyorlar, mesela bugün de Şok gazetesine baktım Şok gazetesi malum zaten. Tam böyle film gibi anlatmış ama böyle çırıl çıplak kadın resimleri var altında çok çok özür dilerim, nasıl cinsel sağlığınızı korursunuz, işte bir telefon hatları vermiş alo telefon, var ya o tip çirkin şeyler. Yani kardeşim sen ne anlatıyorsun üstte de bize nasihatlerde bulunuyor, altta da pratik uygulaması var, kendi yaptıklarının anlatımları, bize de nasihatte bulunuyor. Yani pratik uygulamaları tabi yani yaptığı o kendine göre normal görüyor ama bize göre anormal, ben oturup mesela bir kadının telefon numarasını verip bir genç kızla birinin buluşturulmasını ben çirkin karşılarım.
SUNUCU: Çirkin bir şey zaten, evet
ADNAN OKTAR: Yani bu çok itici, mesela bir genç kızın çırılçıplak resmini oturup basmak mesela çok çirkin, ha onu soymuşsun ha onu basmışsın millete afişe etmişsin ne fark eder?
SUNUCU: Aynı,
ADNAN OKTAR: Sen bize ne oturup ahlak dersi veriyorsun? Yani espri gibi, şaka gibi insan inanamıyor gözlerine inanamıyor. Böyle çok çirkin bir şaka gibi yani şaka da demeyeyim de çok itici bir eylem, tavır. Ama tabi hürriyet var memlekette, adam onu yapıyorsa yapar yani biz karışamayız, ama bu benim kendi inancıma göre çirkin yaptıkları, yanlış. Ama oturup nasihat etmeye kalkması, yani bilemiyorum artık, yani çok, çok, çok garip yani, çok çok garip. Şok gazetesi bize nasihatte bulunuyor! Hayır diğerleri de o tarzdalar zaten. Diğerlerinin de ben ciğerini bilirim bize nasihatta bulunanlar, bizi o tarzda eleştirenler de bu işin içinde olan tipler, yani şimdi bunu tabi ispat etmek falan yakışık almayacağı için ispat etmem. Yoksa biliyoruz, duyuyoruz biz bütün çevreleriyle biz onların görüşüyoruz, bütün arkadaşlarıyla tanışabiliyoruz bağlantı kurabiliyoruz. Yani yedi cedlerini biliyorum, yani özel hayatlarını hepsini biliyorum, yani o anlattıklarının bin beterini kendileri yapıyorlar. İnşaAllah, o hayal dünyaları da çok geniş, yani o kadar ufukları geniş ki, insanın aklı hayali duruyor, işte sayıyı da uygun şekilde tespit etmeye çalışmışlar kendilerince, belki de 500 diyecekler 600 diyeceklerdi, iyi ki de 46 mı demiş,
OKTAR BABUNA: 42
ADNAN OKTAR: 42 falan demiş, 42 herhalde makul buldu sayıyı böyle, neyse cahillikten yapıyorlar tabi, cahil şimdi gariban çocuk, kız çocuğu yani oturup insan kızamıyor da yani öfkelenemiyorum da yani. İnsan gayri ihtiyari acıyor, yani ben ne diyeyim onlara. Cahil,
SUNUCU: Herkes yaptığının hesabını verir,
ADNAN OKTAR: Mesela oturup konuşsam belki pişman olacak, çoktan da pişman olmuştur belki, yaptığı münasebetsizliğe, böyle belki oyuna getirdiler bunları. Yani çünkü sırf 400 milyara tamah ederek bunları yaptıklarını zannetmiyorum ben, yani ayrıca tehdit de etmişlerdir bunları benim kanaattim, daha önceki geçmiş hayatlarından mı tehdit ettiler, çünkü bir tanesinin abisi psikopattı.Çünkü o bizi de tehdit etmişti abisi, iş yerimizde çalışmıştı hatta biz onu sonra çıkarttık, kardeşi konuştukça bize bilgi veriyor, önce acıdım, bana saldırıyor dedi. Sonra daha da çirkin şeyler söylemeye başladı, evden çık o zaman dedim, madem ahlaksızlık yapıyor dedim, yok çıkamam dedi, niye çıkamıyorsun dedim, ruhsatsız silahı var dedi. Baktık çok tehlikeli adam, olmaz dedik, o zaman işten de çıkartalım bizim kendi işimizden çıkarttırdık, çalışıyordu bizim iş yerinde de çalışıyordu, çıkarttırdık. Eve de gitme dedim o zaman yani öyle bir tehlikeli ise git dilekçe ver savcılığa, bir şey yap bir akrabaların yanına git bir yere git bir şey yap dedim o zaman, sözümü de kabul etmedi, sonra da arkasından bu olaylar oldu. İşte ihtiyacımız var dediler, siz çok rahat yaşıyorsunuz biz niye böyleyiz, yani kardeşim bütün millete biz nerden araba ev bulalım, merkez bankası mıyız biz nerden para bulalım?
SUNUCU: Herkesin her ihtiyacı karşılanmaz ki, öyle bir şey yok yani,
ADNAN OKTAR: Tabi, tabi, yani ancak ben yiyeceğini içeceğini temin edebilirim bir mümin olarak bir Müslüman olarak, ben sana nerden nasıl ev araba alayım bilmem ne yapayım, yani dimağına da zarar geldi herhalde bunların anlamıyorum. Karşı taraf da bunları öyle kandırınca herhalde onlardan araba alabileceklerini düşündüler alabilirler aslında şu parayla, şu an hakikaten arabaları var, mesela arabaları yoktu şu an arabaları var, üçünün de arabası var, yani bir şeyler olmuş anladığım kadarıyla, ama neyse Allah hidayet versin dua ediyorum İnşaAllah akıllarını başlarına alırlar, bunların oyuncağı olmazlar. Allah İnşaAllah doğru yola, akıllı tavra onları iletir de daha dengeli olurlar, ne söyleyeyim başka,
CİHAT GÜNDOĞDU: İnşaAllah,
ADNAN OKTAR: İnşaAllah,
SUNUCU: Geçelim diğer sorularımıza,
ADNAN OKTAR: Evet,
SUNUCU: Evet, bu izleyicimizin kim olduğunu şey yapamadım. Hocam geçen günlerde okuduğum bir gazete haberine göre aile içi şiddetin yüzdesi günden güne daha da artıyormuş, bir kişinin anne ya da baba adını taşıması o kişinin vicdanlı, dürüst ya da merhametli birisi olacağı anlamına gelmiyor. Tam tersine bazı anne ve babalar çocuklarını dahi öldürebiliyorlar. Bazı ailelerin çocuklarına karşı şiddet eğiliminde bulunması ve sapkınlık göstermesi konusuna karşı çocukları koruyacak ciddi bir tedbir alınmasını çok istiyorum. Adnan Bey sizin bu konunun çözümlenmesi yönündeki açıklamalarınız ve insanları bilinçlendirmeniz beni çok sevindiriyor, size kalben çok destek veriyorum acaba bu konuda bizler neler yapabiliriz demişler.
ADNAN OKTAR: Ben her zaman söylüyorum, yani aileler o kusursuz müessese anlamına gelmiyor, ceza evlerinin içi yarıdan çoğu ailelerden oluşuyor, annelerden ve babalardan oluşuyor, cezaevlerinin yarısından çoğu, Adam öldürmüş babalar, adam öldürmüş anneler gasp yapmış fuhuş yapmış, gayri meşru ilişkiye girmiş, PKK’lı yahut mafya mensubu ailelerden oluşuyor. Yani bunların çocukları bunlara uyum göstertmek mecburiyetinde değil ki, yani PKK içinden vardı öyle bir çocuk bizim arkadaşımız, ailesi bastırdı illa bize PKK ile bağlantıya geçirtmeye çalışıyorlar kendilerince. Hiçbir şekilde kabul etmedim, git savcılığa gerekirse dilekçe ver dedim, ama dilekçe derken tabi öyle vermedi işte canımı yakıyorlar ızdırap veriyorlar acı veriyorlar dedi yani nasıl söylesin şimdi daha da büyük olay çıkacak. Mesela bir başkası başka türlü ahlaksızlık yapıyor, çocuk nasıl söylesin onu, kız çocuğu mecburen o da diyor mesela baskı yapıyorlar canımı yakıyorlar diyor başka da bir şey diyemez. Şimdi her ne olursa olsun gene de annesi babası şimdi rezalet çıkmış olacak yani üstünde bir leke gibi kalmış oluyor, ben dedim onu öyle anlatmana gerek yok dedim başka bir şey söyle bari makul bir şey ne istiyorsan anlatacağın o şekilde konuşuruz dedim. Bu çocuklar ne yapsın yani onlar ahlaksızlığa uyma mecburiyetinde değil ki, ama mesela eli öpülesi anneler var nur gibi tertemiz tabiatlı ayağına kapılınır onların, değil mi, alır sırtında taşısın, baba da mesela alkolik babalar var mesela ama çok kalender güzel ahlaklı, alır meyhaneden sırtına eve getirirsin, yahut kilisededir Hıristiyandır babandır alır babanı götürürsün, ondan kaçmanı gerektirmez, çünkü adam senin dinine saldırmıyor, imanına ahlakına yönelik bir tavrı yok, ne mahsuru var? Ama kendi ahlaksızlığını zorla dikta ettirmeye çalışıyorsa, zorla kabul ettirip o hayatı yaşatmaya kalkıyorsa tabi ki çocuk tavır alacaktır. Kuran’da Ashab-ı Kehf o yüzden kaçtı evden. O yüzden onlar mağaraya sığındılar, Resulullah (sav) zamanında da sahabe gençler vardı, evlerinden kaçtılar, Peygamber Efendimiz (sav)’in yanına sığındılar ve aileleri onları dövdüler, tehdit ettiler buna rağmen gene onunla beraber hicret ettiler Peygamberimizle (sav). Küçük çocuk bunlar genç, yani 12-13 yaşında küçük çocuklar. Resulullah (sav)’ın yanına sığındılar, mâşaAllah. Mecbur değil insan aklını kullanacak, işte baba babadır anne annedir ses çıkartmayacak, ne demek ya PKK’lı yapmaya çalışıyorsa, ensest ilişkiye girmeye çalışıyorsa, ahlaksızlık yapıyorsa, uyuşturucu müptelasıysa ve uyuşturucu satışında onu kullanmak istiyorsa tabi ki kaçacak, tabi ki canını kurtaracak, öyle şey olmaz. Yani kutsal aile, namuslu aklı başında dengeli aile için bu ifade kullanılır. Yoksa cezaevlerini doldurmuş ailelerin tabi hepsini tenzih ederim onların da bir kısmı gariban, ama suç işlediyse, suça teşvik ediyorsa kabul edilemez,
SUNUCU: Kesinlikle doğru söylüyorsunuz, evet bir diğer sorumuz da, Saliha Soybayrak’tan gelmiş İstanbul’dan, Sayın hocam hâkimler savcılar yüksek kurulundaki seçim sisteminin değişmesi ve yargı reformu eylem planı hakkında ne düşünüyorsunuz demişler,
ADNAN OKTAR: Aman, aman, aman doğru söylüyor kardeşlerimiz, yargıda reform yapılacak bu çalışma son derece hayati, bütün milletimiz desteklesin, bütün gücümüzle destekleyelim, yani hukukçular da desteklesin, herkes desteklesin, aksi, Allah esirgesin bizi hâkimler devletine doğru götürür, yani çok, çok tehlikeli olur. Bir de en tehlikelisi en en tehlikelisi yargı içerisinde yapılanmış olan iddia edilen Ergenekon örgütünün geniş yapılanması, çok muazzam bir yapılanmaları var çok büyük bir tehlikedir bu. Ve buna karşı da çok büyük bir settir bu, hükümetin alacağı tedbir yani bunun dışında polisiye tedbirlerle mahkemelerle pek baş olacak gibi görünmüyor bu, yani suyun başı buradan geliyor, yani tabi sen oradan sokarsın o başka yerden çıkıverir Allah esirgesin, çıkabilir, her şey olabilir. Ama bu metod çok sağlam, Avrupa’daki model bu, yani Avrupa’da da bu modeli uyguluyorlar, öbürü çok tehlikeli ve risklidir, yani başka türlü olması, yani iddia edilen Ergenekon örgütünün yapılanacağı şekilde yapıyı serbest bırakmak; bu olmaz. Yani öyle tedbir alınacak ki, iddia edilen Ergenekon örgütü hiçbir şekilde yapılanamasın, yani bu yapılanma içerisindeki insanları tenzih ederim tabi, ben onlar o yapı içerisindeler demiyorum ama sızmak girmek son derece kolay görünüyor, o yüzden çok riskli, İnşaAllah, nitekim de muazzam yapılanmaları bugün, Türkiye’de. Yani bir hakime bir savcıya yahut yüksek yargı mensubuna polis operasyonun yapılması dinlenmeye alınması adeta imkansız gibi, yani çok zor. O zaman nasıl olacak bu işler, vatandaşı çok rahat izleyebiliyorsun, generali bile rahatça izleyebiliyor devlet değil mi?
SUNUCU: Tabi,
ADNAN OKTAR: Bakanı, başbakanı, cumhurbaşkanı bile yargılanabiliyor, ama yüksek yargı mensubu yargılanamıyor. Bak cumhurbaşkanı gel seni yargılayacağız diyorlar yargılanma aşamasına getirebiliyorlar, herhangi bir suçtan, suç iddiasından yani, suç değil de suç iddiasından. Bir kere yüksek yargının çok rahat yargılanabilir olması gerek. Hâkimlerin çok rahat yargılanabiliyor olması lazım. Mesela hâkimler yargılanmaya başka bir hakimin karşısına geliyor o dava. Meslektaşı arkadaşı, şimdi onu mahkum etmesi değişik bir şey oluyor, genellikle pek yanaşmıyorlar, bazen veyahut....
SUNUCU: Pek kim yargılamalı o zaman? Hani meslektaşı yargılamayacaksa veya taraflı bakacaksa ne yapılmalı?
ADNAN OKTAR: Buna çok rahat çözüm bulunabilir, yani çok çok rahat çözümler bulunabilir, hükümetin hukukçuları var danışmanları var yani çözülmesi çok kolay, mesela iki aşamalı olabilir veyahut toplu 3-4 hâkimin bakacağı bir dava olabilir, yahut hatta 7-8 hakimden oluşan bir kurul bakabilir,
SUNUCU: Evet mesela kurul sistemi olabilir tabi,
ADNAN OKTAR: Tabi yani hangi biriyle şey yapsın o zaman. Kalabalıklaştırılabilir, yani bu tip şeylerin kalabalıklaştırılması çok önemli, mesela hâkimler savcılar yüksek kurulu çok kalabalık olması lazım, kalabalıktan genellikle doğru fikirler çıkar İnşaAllah. Ama daraldıkça küçüldükçe orda biraz sıhhat azalabilir, mesela ağır cezada 3 hâkim oluyor bu güzel, mesela bu üçtür ama altı olsa daha da iyi, mesela 6 hâkim olsa daha da iyi, çünkü biri başka türlü düşünse yanlış düşünse biri düzeltebilir, çünkü hakimlerin verdiği kararları genellikle Yargıtay sürekli bozuyor, Yargıtayın kendi verdiği kararları Yargıtayın kendisi sürekli bozuyor, yani en az yarı yarıya, demek ki insan hata yapabiliyor, yanlışlık yapabiliyor yahut gözünden kaçan hususlar olabiliyor, o zaman bu konunun sonuna kadar açılması gerekiyor, kolaylaştırılması gerekiyor, yani yargının son derece elastiki, şeffaf, kontrol edilebilir, dava açılabilir bir yapıya kavuşması gerekiyor. Mesela yüksek yargıda hemen hemen ceza alan hiç kimse yok, yani herhangi bir davada, mümkün değil gibi görünüyor, mesela tazminat davası açamıyorsun. Mesela bir hâkime tazminat davası açarsan hâkimin karşısına gene geliyorsun olağanüstü bir şey olacak ki o zaman, normal vatandaşa dava açsan çok rahat netice alınabiliniyor, ama hâkimlerde o kadar net bir netice alınamadığı görülüyor. Ama genelini tenzih ederim tabi, genellikle bizim hâkimlerimiz güzel huylular, güzel ahlaklılar, yüksek yargının da genelini tenzih ederim ama aralarına sızan bu yanlış düşüncede, yanlış fikirde insanlar olabiliyor. Mesela rüşvetle iş görenler olabiliyor veyahut baskıyla iş görenler olabiliyor veyahut bir makam mevki teklif edebiliyorlar seni yüksek hâkim yapacağız, yüksek yargıya geleceksin diyor, fakat şu işi yapacaksın diyor. Adam o zaman zalim olabiliyor, yani gözü dönebiliyor; bazı vakalarda çok, çok nadir ve böyle vakalarla çok karşılaşıldı oldu bunlar yani olmayan bir şey değil. Fakat en ideali sevgi ile şefkat ile yaklaşılması, şeffaf kontrol sisteminin olması ve hükümetin gösterttiği model de güzel, yani Avrupa modeli güzel. Avrupa modeli uygulanması yani bir çözüm olabilir daha da geliştirebiliriz bizim Türk aklı Türk zekâsı Avrupa’dan kat, kat üstündür değil mi biz kafamızı çalıştırır buluruz bir yol.Mühim olan vatandaşımız rahat etsin hâkimlerimiz de rahat etsin, savcılarımız da, yüksek yargı da rahat etsin töhmet altında kalmasınlar, bu durumda çoğu zaman töhmet altında kalıyorlar. O kalkar, ortadan kalkar ve vatandaş da çok rahat eder. Yani o kadar kötü olaylar oluyor ki, o kadar rahatsız edici olaylar oluyor ki anlatamam, bunların tamamı ortadan kalkar. Şeffaflaşma, demokratikleşme ve ılımlı olmak; mesela özellikle belirli görüşlerin yargıda hâkim olması çok anormaldir. Yani ne sağın ne solun hâkim olmaması lazım,
SUNUCU: Tabi, tarafsız olması gerekir,
ADNAN OKTAR: Yahut mezhep hâkimiyeti de çok tehlikelidir. Ne gerek, her mezhep bizim kardeşimiz sağcı da bizim kardeşimiz solcu da bizim kardeşimiz, olur mu öyle şey yani orda bazen fanatik kişiler bir fanatik yapılanmaya gitme isteğinde oluyor, mesela solu yapılandırmaya çalışıyor yargı içerisinde, bu çok tehlikeli. Veyahut sağı yapılandırmaya çalışıyor bu da çok tehlikeli, mesela solcu bir insan geldiğinde adil olarak yargılansın, yani adam vay solcu hemen işte, olur mu öyle şey. En adilane en şefkatli şekilde en hakkaniyetli şekilde karar verilmesi gerekir. Ama tekrar söylüyorum yargının genelini tenzih ederim, ender vakaları kast ediyorum ben burada. Ender nadirattan olan, ama sinek de küçüktür derler ama mide bulandırır, hiç olmaması gerekiyor. Özellikle mesela siyasi davalar veyahut mühim kişilere olan davalarda tarafkirane davranılabiliniyor, mesela bu konuda hiç tedbir alınmamış. Mesela sağın ünlü bir isimse bu çok risklidir, yani eğer solcu bir hâkimin önüne düşerse bu, eğer militan düşüncede ise bu hâkim ne karar çıkacağı aşağı yukarı belli oluyor veyahut tam tersi de oluyor, mesela adam solcu oluyor fakat sağcı bir hakimin eline düşüyor ne çıkacağı gene belli oluyor, bazen, bazı vakalarda yani çok nadir vakalarda. Bu olmaz; yani bir dengenin mutlaka kurulması lazım, yani pratik bir dengenin adilane bir dengenin kurulması gerekiyor. Her yerde öyle, mesela ben tek, tek örnek vermek istemiyorum ama genellikle böyle şeylerde risk daha yüksektir, yani herhangi bir vatandaşın yargılanmasıyla tanınmış bir kişinin yargılanması arasında çok büyük bir fark vardır,
SUNUCU: Çok büyük bir fark var, kesinlikle
ADNAN OKTAR: Yani tanınmış kişide birçok kişi devreye giriyor, Mesela onun karşıtları, onun zıtları muazzam baskı yapıyor mahkemelere, hâkimlere, savcılara
SUNUCU: Lehine veya aleyhine döndürülüyor.
ADNAN OKTAR: Tabi lehine veya aleyhine muazzam baskı yapıyorlar, bu çok hatalı, böyle bir şeyde mesela hâkim sayısı arttırılabilir, mesela 3 hâkim bakıyorsa 9 hâkime çıkarılabilir ve böylece hiçbir şaibe de kalmaz. O kişi de huzur içerisinde olur. Çünkü hangi birisini o etkileyebilsin, ama tek hakim veya mesela 3 hakim oluyor ikisi etkilenirse zaten konu bitmiş oluyor. Yani iki hâkimin baktığı bir dava bazen insanlara o kadar güven vermeyebilir, o kadar rahatlatmayabilir, yani tam güven vermesi, rahatlatması için öyle davalarda genişletilmenin daha iyi olacağını düşünüyorum, bu tip tedbir alınabilir.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah,
SUNUCU: Adnan Bey sohbetimize devam edeceğiz
ADNAN OKTAR: Evet buyurun,
SUNUCU: Ancak kısa bir ara vermemiz gerekiyormuş,
ADNAN OKTAR: Tamam,
SUNUCU: Arkadaşlarımız işaret ettiler, kısa bir aranın ardından tekrar birlikte olacağız bizden ayrılmayın efendim,
SUNUCU: Sayın seyirciler, Adnan Oktar’la Baş başa Programı tüm hızıyla devam ediyor ve Sayın Adnan Oktar’a izleyicilerimizin soruları vardı onlarla devam ediyorduk, dilerseniz yine devam edelim.
ADNAN OKTAR: Tamam devam edelim İnşaAllah.
SUNUCU: Evet, bir diğer sorumuz Rize’den Talha Göksunlardan gelmiş, demişler ki: Değerli Hocam evrimciler, soyu tükenmiş canlıları ara geçiş formu diye kullanmaya çalışıyorlar. Hocam ara geçiş formu nasıl olmalı? Canlılar mutasyonlarla evrimleşiyor olsaydı, bugünkü hallerine gelene kadar milyonlarca değişik çeşit mutasyon geçirmiş hallerinin fosil olarak bulunması gerekmez miydi?
ADNAN OKTAR: Evet, şimdi mutasyonlar Darwinistlerin tarif ettiği şekliyle bir mimar gibi, harikalar yaratıyor onların sözüne göre. Yani çok çok akıllı bir sanatçı gibi, kusursuz simetriye çok dikkat eden, ihtiyaçları çok iyi bilen, mesela ne bileyim geçenlerde de konuşmuştuk mesela, göz merceğinin bombeli yapısını, saydamlığını onun ışık ayarlama sistemini çok iyi bilen ama sağ gözü yaptıysa, sol gözde de aynı hatasız düzeltmeyi yapmam gerekir diye düşünen bir mükemmel usta bu!! Yani bakıyor, orada kusursuz tesadüfen bir mercek yaptıysa bir tane de sol tarafa kusursuz bir mercek yapıyor. Mesela dişlerde, insanın dişinde sağ tarafa güzel bir diş yaptıysa sol tarafa da güzel bir diş yapıyor, aynı hizada yapıyor ne hikmetse. Kulakta da öyle, bir örs kemiği oraya yaptıysa, ayıp olmasın diye bir örs kemiğini de öbür tarafa yapıyor aynısıyla. Ama bu tesadüfen oluyor. Mesela birisine yarı tarafına bir şey yaptıysa, diğer tarafına da bir şeyi yapıyor. Parmaklarda da mesela bakıyor orası 5’se, orayı da 5 parmaklı yapıyor 6 yapmıyor ne hikmetse, 7 de olmuyor. Mesela 3 mafsallıysa tamam, karşı tarafa da 3 mafsal yapıyor. Darwinistler yerin dibine girecekler ileride, yani açılmıyor şu an şuurları, olayın fevkaladeliğini kavrayamıyorlar. Yani inanılır gibi değil. Beynin içerisinde, biliyorsunuz daha önce de tarif etmiştik, görme merkezi var. Fakat görme merkezinde oluşan elektriği gören bir göz var, geçek göz bu, yani asıl gören göz bu. Bu ışık olayını biliyor, ışığı biliyor mesela dışarıda ışık yok ama beynin içerisindeki bu evrimle meydana gelmiş ruh, onların inancına göre. Işığı biliyor bir de renkleri biliyor, dışarıda renk olmadığı halde o renkleri biliyor. Bakın dış alemde ne ışık var, ne renk var. Işığı ve rengi bilen bir tane varlık var beynimizin içerisinde görme merkezinde olan o ruh, o da evrimle meydana geldi diyor adamlar. Sesi 3 boyutlu ve kaliteli olarak duyan bir ruh var, o da evrimle meydana geldi. Peki diyoruz ruhun bir maddi yapısı yok, bir cismi de yok, bir şeyi de yok, bu nasıl oldu diyoruz? Oldu diyor.Daha da sıkıştırırsan, bir mucize olarak oldu diyor. Maddenin mucizesidir diyor, atomun mucizesi, atom mucize meydana getirdi diyor. Şimdi böyle bir durumda mantıksızlığı gençlik çok güzel anlıyor, bizim gençlerimiz cin gibi maşaAllah. Fransa’da rezil rüsva oldu hocalar yani bir kısmı. Yani yalan söylüyorlar, çocukları kandırmaya çalışıyorlar, çocuklarda tabii çok uyanık internete giriyorlar her hangi bir soru, bir tane soru sordun mu adamın bet beniz atıyor tabii. Gençlerin gözünün içine bakarak nasıl yalan söylesin. Şimdi ara fosil var diyor, nerede göster dediğinde alıp sana koskoca bir canlı getiriyor, tam bitmiş. Ara fosil dediğin şey, intizamsız, bozuk, çalı gibi karmakarışık canlılar olması gerekir. Mesela gözü, çenesinin altında olur bir gözü, bir gözü tepesinde olur. Birisi yumruk gibi olur bir güzü, bir tanesi armut gibi olur, biri elips biçiminde gözler olur. Kulağının bir tanesi göbeğinde olur, bir tanesi parmak ucunda olur. Parmakları çalı gibi karma karışık olur, böyle trilyonlarca fosil olması gerekir. Yani mutasyon dediğimiz şey, mükemmel bir şeyi bozma üzerine kurulmuş bir sistem. Sadece bozma üstüne. Ayrıca ilk mükemmel şey nasıl meydana geldi onu da tarif edemiyorlar.Bir kere mutasyon olması için de mükemmel canlı gerekiyor. Yani bunlarla tabii konu ilginç bir duruma geliyor. Yani belki eski Mısır’daki Firavunla tartışır gibi, Nemrut’la tartışır gibi onların mantıksızlığıyla tartışır gibi bir tartışma oluyor. Mesela Firavun diyor ki, ben bütün bu gördüklerinizin her yerin ilahı benim diyor adam, samimi inanıyor kendi kafasınca, ne diyeceksin adama. Değilsin diyorsun. Veyahut da diyor ki, taştan putu yapmış, bu yapıyor diyor. Hz. İbrahim devrini de biliyorsunuz. Yani inanıyor adam, bu yapıyor diyor. Hz. İbrahim de biliyorsunuz putun boynuna baltayı asıyor, bu putları kim kırdı diyor. Hz. İbrahim de diyor ki, baltayı astığı için boynuna, o kırdı diyor, bakın balta da boynunda diyor. Sen de biliyorsun onun onu yapmayacağını diyor. Bunlar da tesadüfün bunu yapmayacağını biliyorlar. Yani atomdaki tesadüflerin bunu yapamayacağı belli. Onun için sürekli özellikle gençliği aydınlatmak lazım. Bir kısım insanlar çok katı olurlar, özellikle bazen yaşı geçmiş insanlarda bir katılık oluyor. Mesela 1940’larda 50’lerde eğitim almış, katı eğitim almış.
SUNUCU: Sabit fikirli oluyorlar.
ADNAN OKTAR: Sabit kemikleşmiş, ne anlatırsanız anlat ben inanmam diyor. Bu önemli değildir, yani gençlik çok önemlidir. Gençliği çok iyi eğitmek lazım, bakın gençlik dedik de burada Yunus Suresi 83’te: “Sonunda Hz. Musa’ya, kendi kavminin bir zürriyetinden” yani kendi kavminin gençlerinden “başka Firavun ve önde gelen çevresinin kendilerini belalara çarptırmaları korkusuyla iman eden olmadı.” Hiç kimse korkudan Hz. Musa’nın getirdiği hak dine iman edemiyor, hep Firavunun dinine iman etmek durumunda kalıyorlar. Şu anda da Darwinist diktatörlük çok güçlü olduğu için gençler artık baskıdan dolayı Darwinist gibi kendilerini gösteriyorlar. Çünkü ya okuldan atılıyor, ya baskı görüyor, ya işinden atıyorlar yani bu kolay bir şey değil. O devirde de bakın “Firavun ve önde gelen çevresinin” Firavun ve çevresinin “kendilerini belalara çarptırmaları korkusuyla” dövebilir, sövebilir, işinden atabilir, yiyeceğini kesebilir. “iman eden olmadı” kimden başka iman eden olmadı, bir zürriyetinden. Gençlerden başka, az bir gençlik grubundan başka. Şimdi ahir zamanda da bakın, gençlere yine dikkat çekiliyor biliyorsunuz Kuran’da. Gençlik çok önemlidir, mesela bakın Fransız gençliğiyle baş edemiyorlar şu anda. Yani Fransa’daki yaşlı kesimle sorunları yok ama gençlerle baş edemiyor. Onunla ilgili devletin başı belada şu an, kendi düşüncelerine göre. Mesela yine bu konuyla bağlantılı olarak madem konuyu açtık, İncil’de de bu konular geçer. Hz. İsa Mesih’in ifadesi olarak geçiyor, diyor ki: “Çünkü ben” diyor Hz. İsa “oğulla babasının, kızla annesinin, gelinle kaynanasının arasına ayrılık sokmaya geldim” diyor. Benim geliş amacım bu diyor, bunun için geldim diyor. Çünkü ailede herkes iman edecek diye bir şey yok ki. İman eden tabii ki ayrı olacak ayrı bir hayat sürecektir, dolayısıyla aralarında bir zıtlaşma olacaktır ve dolayısıyla kopacaktır. Anlayışlı aileyse ayrı mesele. “İnsanların düşmanları kendi ev halkı olacaktır” diyor Hz. İsa. Kendi annesi, babası mesela ensest ilişkiye çekiyor, ahlaksızlığa çekebiliyor, sapık hareketlere dönebiliyor. Mesela diyor ki bak, bunlar internetten indirdiğim bilgiler: Şu anda 2 milyon Fransız gençliği ensest mağduru, 2 milyon. Bak kendi ailesinin, annesinin, babasının tacizine uğramış, cinsel tacizine uğramış iki milyon genç, sırf Fransa’da bu. Amerika Birleşik Devletlerinde her 100 bin ailede, 5 bin ensest vakası var diyor. Bak her 100 bin ailede, 5 bin tane çocuğa tecavüz eden aile, anne baba var. Aile içi cinsel istismar olaylarının %50’si bildirilemiyor diyor, bildirilmiyormuş. Çocuklar korkudan söyleyemiyorlar. Ben de diyorum ki korkmadan söyleyin, yani kapalı yolla da söyleyin, deseler rahatsız ediyorlar beni evde, bu kadar, yani gitmek istemiyorum. Polonya’da 2004 yılında 150 bin aile içi şiddet olayı yaşandı diyor, sırf aile içi; bu da şiddet. Yani dövüyor, sövüyor, yaralıyor. Dünyada ensest mağduru oranı en az %5’miş.
SUNUCU: O da bilinen.
ADNAN OKTAR: O da bilinen tabii. Mesela Brezilya’da yılda 300 bin kız çocuğu ensest mağduru. Babalarının tecavüzüne uğruyor, bak 300 bin genç kız Brezilya’da. Bunlara da sorsan namustan, aile ahlakından, şundan bundan bahsederler yani dini konuları tenzih ederim, ahlak dersi verirler. İtalya’da her gün diyor 2 çocuk cinsel tacize uğruyor, yılda 21 bin çocuk cinsel tacize uğruyor. Ülkemizde 5-10 yaş arası çocukların %55’i, 10-16 yaş arası çocukların %40’ı ensest mağduru diyor. Bakın ülkemizde 5-10 yaş arası çocukların %55’i, 10-16 yaş arası çocukların %40’ı ensest mağduru. Muazzam bir rezalet bu,
SUNUCU: Evet maalesef.
ADNAN OKTAR: Bunlara susun diyorlarsa biz susmayız. Evet ne konuşuyorduk.
SUNUCU: Evet bir de Cihat Beyle ve Oktar Beyle daha önce şu canlı üzerine, ismini unuttuğum için
CİHAT GÜNDOĞDU: Trilobit.
SUNUCU: Trilobit, bahsetmiştik fosil ilk deniz canlılarındandı değil mi hocam?
ADNAN OKTAR: Evet, yani kerata kaymak gibi kalmış, baksana plastikten yapmış gibi inanılır gibi değil maşaAllah.
SUNUCU: Arada bir hatırlatmak da istedim çok ilginç çünkü.
ADNAN OKTAR: Düzgünlüğe bak sen, gözlerde mandagözü gibi keratanın koca koca gözleri.
CİHAT GÜNDOĞDU: Şurada da çok net görülüyor.
ADNAN OKTAR: Ha burada çok mükemmel gözleri, bakın en ince detayına kadar belli oluyor görüyor musunuz?
SUNUCU: Evet mutasyonun uğramadığı çok açık ve özelliklerinin mükemmeliyeti üzerine…
ADNAN OKTAR: Gözün bundan sonra oluştuğunu söylüyorlar değil mi onlar, bu devirde?
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet bunu biz İtalya’da Vatikan’da anlatmıştık.
ADNAN OKTAR: Haberleri de yok bundan. Oturmuşlar bu devirde daha ilkel gözden bahsediyorlar, adamda süper mükemmel gözler oluşmuş. Yani bir tane iki tene de değil koro halinde, baksana acayip gözleri.
OKTAR BABUNA: Kaç bin tane mercek oluyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
SUNUCU: Çok değişik bir canlı 18 değil mi ayak sayısı.
CİHAT GÜNDOĞDU: 18 tane ayağı var evet.
ADNAN OKTAR: Ama Allah’ın hikmeti, bu kadar düzgün kalması hayret yani,
CİHAT GÜNDOĞDU: Denizin dibinde yürüyor, 18 tane ayağı var.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah MaşaAllah çok sevimli bir şey maşaAllah.
SUNUCU: Çok ilginç bir, kafam ona takıldığı için özellikle hatırlatmak istedim.Evet geçelim bir diğer soruya; Giresun’dan Zeynep Bakar demişler ki: “Hocam Yunus Suresi 34. ayette Allah şu şekilde buyuruyor: Deki sizin şirk koştuklarınızdan ilk kez yaratacak, sonra onu iade edecek olan var mı, deki Allah yaratmayı ilkin başlatır, sonra onu iade eder, öyleyse nasıl çevriliyorsunuz. Evrimciler Rabbimizin ayette bildirdiği bu sorudan kaçmakta ve hiç cevap verememektedirler. Canlılığın ilk defa nasıl oluştuğu sorulduğunda bu bilimin konusu değil şeklinde geçiştiriyorlar. Canlılığın oluşmasından birkaç saniye sonra bilimin konusu oluyor da, canlılığın ilk nasıl oluştuğu neden bilimin konusu olmuyor. Bu ayrımı evrimciler neye göre yapıyorlar, burada samimiyetsizlikleri açık bir şekilde anlaşılmıyor mu?” Gerçi bu soruya biraz önce çok net bir şekilde cevap verdiniz ama dilerseniz buyurun.
ADNAN OKTAR: Bakabilir miyim? Bakın evet şeytandan Allaha sığınırım. Deki sizin şirk koştuklarınızdan yani atoma şirk koşuyor, atomlar yaratıyor diyor. Nasıl oluyor bu dediğinde, atomlar karar veriyorlar, bir araya geliyorlar yapıyorlar diyor değil mi. Bir de atomun bir modeli var önce yani mükemmel bir model var adamın kafasında, yani kaş ve göz ihtiyacını tespit ediyor atom önceden ve tam renkli, düzgün ve bulanık da olmaması gerekiyor. Ve tam renkli olası, bir kere diye bir kavram var atomda, yani rengin ne olduğunu biliyor. Bakın dışarıda renk yok ama atom biliyor rengin ne olduğunu, ayrı bir şeyi var. Işığı biliyor mübarek, yani kendi kafalarına göre. Sesi biliyor, notaları biliyor. Düşünmesi ve heyecan duyması var, hatıralara ihtiyacı var adamın değil mi. Limonun portakalın tadını bilmek istiyor. Mesela bir şey sert mi, yumuşak mı neyse onu anlaması diye bir konu var adam onu da biliyor. Ve adım adım hedefine doğru gidiyor. 2- 4 oluyor hücreler 4’se 8 oluyor bir de bakıyorsun kulaklar çıkmış ama hep simetrik, hep düzgün, hep mükemmel ve fosillere de baktığımızda hiç ara fosil olmadan mutasyonlar mükemmel şekilde ilerliyor. Koskoca adamlar da böyle ağızlarından köpükler saçarak, büyük bir heyecanla çayı tepesinden dikerek böyle, büyük bir heyecanla anlatıyor. Yani eğer gerçekten inanıyor desem, inanacağını zannetmiyorum. Herhalde meslek icabı olarak onu anlatıyor. Yani insan hiç olmasa ilk safhalarda, ilk şeyde biraz düşünür yani şöyle bu nasıl olur. Yani atom niçin böyle bir karar alsın, niçin ilerleme kararı alsın. Çünkü 2 atom önce 4 atom birleşecek sonra 8 atom birleşecek ve bunlar bir protein molekülü meydana getirecekler. Araya da hiçbir yabancı madde sokmayacaklar çünkü bir tane yabancı madde girse bütün sistem bozuluyor. Kardeşim atom nerden bulsun o kadar atomu, yani kusursuz yüzlerce, binlerce atomu bir araya nasıl getirsin. Arkadaşım diyor, bana yarayacak atomlar bir sıraya girsin, ey azot sen gel bakalım. Adam asker selam çakıp geliyor, şimdi diyor karbon atomu gelsin; o da geliyor. Araya yabancı atom giriyor, siz girmeyin diyor buraya hata yaparsınız diyor, yaklaşmayın başka girecek olmasın diyor. Şimdi sen de gel diyor. Adam 100’er 100’er hepsini yaptıktan sonra şimdi bir takım daha hazırlayın böyle diyor. Alay hazırlar gibi, tümen hazırlar gibi şimdi bir takım daha hazırlansın diyor, bu takımlar şimdi hepsi bir araya gelsinler bir birleşin bakayım diyor. birleşmiyor tabii artık bir şey yapın diyor yani bir o peptid bağı ne diyorsunuz bir şeyler. Bir de onu koyun bakayım araya, onu da koyuyorlar şak diye birleşiyor. Arkasından hücreye ihtiyaç var, onun açıklaması yok. O birden oluyor işte, orayı geçeceksin.
SUNUCU: Atomun mucizesi.
ADNAN OKTAR: Oraları karıştırmayacaksın, ondan sonrası kolay yani. Sonra nasıl oluyorsa birden ikiye bölünme ihtiyacı duyuyor, simetrik olarak ikiye bölünüyor. Sonra güzel güzel mutasyonlar gelmeye başlıyor yağmur gibi, gelişe gelişe gelişe son derece yakışıklı delikanlılar, son derece güzel kadınlar meydana geliyor. Bunlar Paris şehrini yapıyorlar, İstanbul’u yapıyorlar, Londra’yı yapıyorlar oralara laboratuarlar kuruyorlar, laboratuara geçip elektron mikroskopla görüp, ya diyorlar şu bizim atalarımız toprak, çamurmuş, daha önce nasıl yaptı şu atomlar bakalım yani. Atom bir süre sonra kendisinin bir süre sonra geçmişini düşünüyor, ya ben neydim diyor daha önce yerde çamurduk, topraktık diyor şimdi geldik elektron mikroskop yaptık, kendimizi seyrediyoruz diyor. Ya ne yaman adammışım ben diyor böyle değil mi, ne aşamalar. Hani fakirlikten başlar yerli filmlerde var ya, böyle milyoner olur, milyoner Hazım Bey, o tarz. Ondan sonra o lüks hayata girmiş oluyor, sonra da kendi kendisinin hatıralarını, geçmişini, köklerini inceliyor toprak haline bakıyor, sen neydin bir zamanlar ya diyor. Yani birdenbire gelmiş adam değil mi, laboratuar kurmuş, kendi kendini inceliyor atom bir süre sonra. İşte Kur’an buna şirk diyor. Yani bu anormal mantığa şirk diyor Kur’an. Çünkü apaçık Allah’ın yarattığı belli, ama oturup atomun üstelik de tesadüfler sonucunda bunu yaptığını iddia ediyorsa, bunu ahirette bir daha açıklayacak Allah’ın karşısında. Şimdi burada televizyonlarda açıklaması kolay, yani bu tip atıp tutabilir de. Şimdi ahirette Allah bir daha soracak onlara mutasyonları, ondan sonra bu atomlar nasıl tesadüfen meydana geldiler değil mi. Yani o ara fosilleri hepsini yeniden bir soracak, onlar da orda artık bildikleri kadarını anlatacaklar. Yani ne kadar ikna edebileceğini düşünüyorsa tabii Cenabı Allah’ı, ama her yalanında derisi ona doğrusunu söyleyecek. Her yalanında gözü doğrusunu söyleyecek, hiçbir şekilde yalan söyleyemez orda. Değil mi, orda oturup böyle bu kadar atıp tutamaz. Televizyonların desteği olduğu için, radyoların desteği olduğu için, birçok basının desteği olduğu için şu an çok rahatlar gibi görünüyor. Ama gördüler işte bir gün Habertürk’te çıktık, kendilerince orda bizi darmadağın edeceklerini zannettiler, ama tabiri caizse kodun mu oturttuk, vurdun mu devirdik. Ve bir daha da nefes alamayacak hale geldiler. Şimdi mesela bak çağıracak hali kaldı mı?Ben gelemem diyor, o tombiş sevimli bir hoca var, bacak bacak üstüne atan, hemen araziye geçti çok uyanık o. O anladı darma keşan olacağını, hemen araziye geçti. Bunları ortaya getirdiler, bunlar da zaten tam anlamıyla yerle bir oldular. Yani zaten üsluplarında, dergilerindeki açıklamalarında zaten evet diyorlar böyle bir olay oldu, yani mağlubiyetlerini nezaketlerinden anlatıyorlar yazılarında. Ama onların kabul etmesine gerek yok, zaten milletimizin gözü önünde biz bu neticeyi aldık. Her alanda yerle bir oldular her konuda, bundan sonra pek ağızlarını açacaklarını pek zannetmiyorum. Açsalar da milletimiz inanmaz çünkü bir şeyin doğrusunu bir insan anladıktan sonra, sen ona nasıl anlatacaksın doğru olmayan bir şeyi. İnsanın gözünün içine baka baka gülerler yani böyle mütebessim dinler adam seni. Bu konular artık geçti yani insanları yanlış bilgilerle, yanlış bilgilendirme dönemi kapandı. İnternetin olduğu bir dönemde bunu yapamazlar, televizyonların olduğu bir dönemde bunu yapamazlar.Yiğit Bulut’a da teşekkür ediyorum bir kereliğine onu yaptı, zaten ondan sonra çocukcağıza acayip saldırdılar. Seni ordan darmakeşan ederler, seni atarlar, sen nasıl cesaret ettin, nasıl çıkarırsın? Cübbeli Ahmet’i çıkarırken niye sesiniz çıkmadı canım ciğerlerim ne kadar hoşunuza gitti, ne kadar heyecanlandınız değil mi. Ne kadar eğlendiniz, yerlere yattınız, uğularak güldünüz falan, muazzam bir eğlenceydi. Bende niye betiniz benziniz attı, niye nutkunuz tutuldu değil mi?Niye böyle tehkeşin tavasına döndünüz, yani bazı kardeşlerimi kastediyorum, bazı insanları kastediyorum. Ender nadirattan da olsa. Demek ki gerçek karşısında böyle oluyorsun, mesela Cübbeli Ahmet’e orada sordular Darwinizmle ilgili, verdiği cevaplar, hiçbir şey olmadığını gösteriyor aşağı yukarı, yani bomboş olduğunu gösteriyor. Yani belli ki alan geniş onlar açısından, yani dini konuları tenzih ederim boş, ilmi fenni açıdan materyalist felsefeyi açıklayamayacağı, ona bir cevap getiremeyeceği her halinden görülüyor, her şeyinden anlaşılıyor. Dolayısıyla da çok hoşlarına gitti ama demin de söylediğimiz gibi asıl orda bu yüzyılda İslam’ın hakim olmayacağını söylüyor Cübbeli, onlara çok ihtiyaçları var, yani en büyük ihtiyaç duydukları konu bu. Biz diyoruz ki bu yüzyılda İslam hakim olacak. İster Mehdi gelmiyor desin bir adam, ister geliyor desin, İslam’ın dünyaya hakimiyetini her Müslüman’n canı gönülden kabul etmesi, istemesi ve bu konuda ümitvar olması, ümitli olması hatta kesin inançlı olması gerekir. Ama Cübbeli diyor ki kesinlikle bu yüzyılda hakim olmaz ve Mehdi de gelmez diyor. İşte buna ihtiyaçları var adamların, o kadarlık kısma ihtiyaçları vardı ve o kadar kısmı da onu kullandılar adeta, bir anlamda. Ve neticeyi de aldılar eğlenmiş de oldular, gecelerinde eğlendiler ama arkasından eğlenme bir kısım insanların boğazına tıkandı. Demek ki Cenab-ı Allah böyle bir sistem kurdu, böyle bir yapı oluşturturdu önce onu çıkartırdı bir zihniyeti, bir mantığı da göstertmiş oldu, arkasından gerçekler balyoz gibi beyinlerine inmiş oldu.Bir daha sakın çıkarma diyorlar Yiğit Bulut’a, Adnan Oktar’ı. Kardeşim ihtiyaç var mı ki, ihtiyaç kaldı mı yani? Kalsa yine bir şeyler yapardık, çıkılır yani o fark etmez, internetten zaten cevabını veriyoruz ama beynin darmadağın olmuş artık böyle, bir daha açıklamaya gerek yok ki. Yani öyle bir yerle bir oldun ki, o sana yüz sene yeter. En az yüz yıl yeter, yüz yıl sonrada zaten başka türlü şeyler olacak biliyorsunuz. İnşaAllah.
SUNUCU: Bir diğer sorunuzda Elif Seçer’den gelmiş, Kocamustafapaşa’dan yöneltmişler sorularını demişler ki: “Adnan Bey, insanlar arasında olması gereken kardeşliği çok güzel anlatıp tarif ediyorsunuz. Anlaşamayan farklı mezhep, siyasi görüş ya da farklı millete dahil gruplardan bazı insanların düşmanlıklarını yok etmek için neler yapılabilir” demişler.
ADNAN OKTAR: Mesela bak Cübbeli çıktı Şiilere, şunlara bunlara, Caferilere, Vahabilere herkese bir şeyler söyledi. Ya kardeşim bu insanlar namaz kılıyor mu kılıyorlar, Allah’a inanıyor mu inanıyor, kıblemiz bir mi bir, Peygamberimiz bir mi bir daha ne istiyorsun. Ne güzel böyle Ahir zamanda namaz kılan bir insan, Kur’an okuyan bir insan değil mi, aynı kıbleye dönen bir insan varsa o senin kardeşindir. Ne fark eder, ne olur yani ne mahsuru var, Allah onu da öyle yaratmış. Tamam biz Sünni’yiz güzel, onlar da Şii o da Allah’ın kulu, sen de Allah’ın kulusun kardeşimiz içiçeyiz zaten bir avuç Müslümanlar, böyle ayrılığa gayrılığa gerek var mı, o zaman ne olur parçalanmış Müslümanlar, o zaman bak sen adamı orda bambaşka bir konuma getiriyorsun sen. Allah Müslümanlara ayrılıp dağılmayın diyor. Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, ayrılıp dağılmayın diyor, şeytandan Allah’a sığınırım. Değil mi, biz kardeşiz ne fark eder Vahabiler de son derece takva insanlar, tertemiz insanlar, Şiiler son derece takva insanlar, Sünni zaten hepimiz Sünni’yiz çok şükür. El birlik hepimiz birbirimizi çok sevmemiz ve saygı duymamız lazım. Alevilerde öyle mesela, Allah’ın aslanıdır onlar, son derece cesur ve yaman insanlardır, bütün milletimiz gibi. Ne gerek böyle şeylere, ne gerek bu tip üsluplara tabii. Mesela solcu oluyorsa Allah onu solcu yaratıyor ne var solcuysa, Cenab-ı Allah ne dediyse o da onu yapıyor, kaderinde öyle. Bizim onu sevmememiz için, ona karşı bir nefret duymamız için bir sebep değil ki bu. Ve dürüstçe söylüyor ben solcuyum diyor,
SUNUCU: İnsanlarda böyle bir tahammülsüzlük var.
ADNAN OKTAR: Tabii ki sana ne.
SUNUCU: Sadece mezhep konusunda da değil, sağ, sol gruplaşmalar.
ADNAN OKTAR: Tabii, dürüstçe söylüyor gizlemiyor da. Mesela Allah’a inanmıyorum diyor, inanmıyorsa Allah onu inandırtmıyor. Allah ona hidayet vermemiş, ayette diyor Cenab-ı Allah; şeytandan Allah’a sığınırım. Allah ona hidayet vermediğinde zorla mı ona hidayet vereceksin diyor, mealen yaklaşık söylüyorum. Her türlü insanın olacağını söylüyor Cenab-ı Allah ve biz onlara şefkatle yaklaşmak durumundayız, müşrikleri bile Cenab-ı Allah söylüyor Kur’an da Güvenlikle gidecekleri yere kadar götürün geçirin diyor. Can güvenliklerini koruyun, yani Müslüman canını feda edip, müşriği koruyor. Puta tapan adamı, puta tapan insanı canını ortaya koyarak, onun can güvenliğini sağlayıp alıp bir yerden bir yere götürüyor. Müslümanlıkta şefkat, merhamet, sevgi vardır birlik ve beraberlik vardır. Ne oluyor mesela, Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, Yusuf Aslan onlar, çocuklar asıldıklarında acayip rahatsız olmuştum. Ben onları çok seviyordum, yani insan olarak çok sevgi duyuyordum aslan gibi delikanlılar. Şu zamanımızda olsa onlar, muazzam delikanlılar yani muazzam hizmet eder, vatansever insanlar. Ama hata yaptılar, yanlış yaptılar bazı şeyler yaptılar gençlik hatası olarak. Darwinist, materyalist yetiştirildiler, sonunda da böyle bir durum oldu. Ama asıl hata orda onların Darwinist, materyalist yetiştirilmesindeydi, yani asıl yanlış olan oydu. Ben mesela bir insan hapse girse, bir şey olsa falan ben çok rahatsız olurum, hiçbir zaman için de mutlu olmuyorum. Yani ben özgürlükten yanayım, insanlar huzur içinde olsun istiyorum.
SUNUCU: Bu konuya ilişkin birkaç farklı hatta şöyle söyleyeyim onları da aktarayım okunmadı denmesin, mesela bir izleyicimiz demiş ki; “Ben Sünni’yim, Alevi arkadaşlarımla, dostlarımla bir araya geliyorum yiyoruz, içiyoruz, sohbet ediyoruz hiçbir sorunumuz yok. Son derece inançlı, efendi, asil insanlar. Esasında aynı topraklarda yaşıyoruz, bir olan Allah’a iman ediyoruz mutluyuz, huzurluyuz. Aleviler ve Sünniler arasında bir sorun varmış gibi gösterilmesinin sebebi nedir” demiş. Neriman Altıner
ADNAN OKTAR: Cübbeli gibi hocalar ortaya çıkıp bu tip ifadeler kullanınca halk da bundan etkileniyor tabii. Yoksa niçin öyle olsun? Aleviler sevgiye, şefkate, merhamete çok önem veren, arif insan olmaya, derinliğe çok önem veren ve hep güzellikleri arayan insanlardır. Sevgiye çok önem verir Aleviler ve bütün ezgilerinde, türkülerinde hep bunu görürsün hep bir muhabbetle doludurlar. Mesela Ehlibeyt’e karşı derin sevgileri vardır. 12 imama karşı derin sevgileri vardır. Hz. Ali’ye karşı derin muhabbetleri vardır. Resulullah (sav) aşığıdırlar. Daha ne istiyorsun Allah’a inanıyorsa, Kitab’a inanıyorsa, Allah aşığıysa, Resulullah (sav) aşığıysa sen daha ne istiyorsun, değil mi. Tabii ki çeşitli düşünceler olabilir, çeşitli mezhepler olabilir, cemaatler tarikatlar olabilir ama hepsine muhabbetle bakmak lazım, hepsine sevgiyle bakmak lazım.
SUNUCU: Evet sevgiyle, saygıyla bakmak lazım evet,
ADNAN OKTAR: Tabii tabii. Benim mesela Alevi tanıdıklarım vardı, ben Tokat’ta da bulunmuştum, çok çok efendi insanlar. Hacı Bektaş’a gitmiştim ben, orda da yine Alevilerin, Bektaşilerin evinde kaldım, onların sofralarında oturdum, yemeklerini yedim falan çok olgun ve çok nezih efendi insanlar. Yani oturup dışlamak, benim aklımın ucundan dahi geçmez yani, ben bunu söyleyenlere şaşıyorum. Bizim vatandaşlarımız tertemiz insanlar, Müslümanlar tertemiz. Hatta Hıristiyanlar, Museviler; onlar da Allah’ın kulları, onlar da bir Allah’a inanıyorlar ve geçmiş Peygamberlere inanıyorlar, cennete cehenneme inanıyorlar daha ne istiyorsun, ne güzel değil mi. Allah onları Hıristiyan yaratmış, Allah onların adına zaten Ehl-i Kitap diyor, yani onlar zaten öyle Hıristiyanlar. Bir kısmı Musevi, Allah onları Musevi yaratmış, dinsiz olsa daha mı mutlu olacaktın. Daha ne istiyorsun, Hz. İbrahim’i seviyor, İshak’ı, Yakup’u, Süleyman’ı, Yusuf’u bütün Peygamberlere Aleyhüsselam diyorum hepsine. Hepsine karşı derin muhabbetleri var ve 3 bin yıllık bir sadakat, 2 bin yıllık bir sadakat Hz. İsa’ya, Hz Musa’ya 3 bin küsur yılık bir sadakat değil mi. Allah onlara o dini vermiş, bize de Muhammediliği Peygamber Efendimiz (sav)’e tabiyeti ve İslam dinini nasip etmiş. Kaderleri öyle onların, ama onlardan nefret etmemiz için, onlara öfke duymamız için bir neden yok şefkatle yaklaşacağız. Onlar da bizim kardeşimiz. İnşaAllah.
SUNUCU: Bir Alevi izleyicilerimizden gelmiş
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
SUNUCU: Demişler ki; “Sayın Adnan Hocam, röportajınızı zevkle dinliyorum. Benim birçok Sünni arkadaşım var, birçok da Alevi Arkadaşım var. Ben küçüklükten beri çoğu zaman, arkadaşlarımın, eşimin dostumun arasını bulmam gerektiği dönemler olmuştur. Suni olarak oluşturulmuş bir ayrılık olduğunu bilmekle birlikte, yine de sizin kadar bu konuyu tarif eden ve bu konuda içimi rahatlatan biri şimdiye kadar olmadı. Sizden Allah razı olsun. Bir Alevi olarak kardeşiniz olduğumu bana tekrar hatırlattınız” demiş. Zilan Kurtuluş, İstanbul’dan.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah maşaAllah canım kardeşim, ona da selamlarımı iletiyoruz İnşaAllah.
SUNUCU: Bu sorumuz az önce değinmiştiniz geçi ama yine okumamış olmayalım, yine bir değinelim. Kastamonu’dan Mesut Aldemir sormuşlar; “Televizyonlarda ve gazetelerde kimi zaman PKK gösterilerinde 6-7 yaşındaki çocukların taş attıklarını görüyoruz. Bu çocuklar terörist olarak yetiştiriliyor, daha sonra da dağa çıkıp eğitim görüyorlar. Yani bu çocuklar hiçbir zaman doğruları öğrenemiyorlar. Bu evlatlarımızı kurtarmak için birey olarak bizler ne yapabiliriz” diye sormuşlar.
ADNAN OKTAR: İşte bizim bazı aklı evvellere sorsan der ki aileye karışılmaz, annesi babası karışır sen ne karışıyorsun, çocukları ailelerinden mi koparacaksın, ondan sonra, elleme ne yaparsa yapar babası annesi değil mi, istediği gibi yönlendirir diye ukalalık yapanlar oluyor. Böyle bir olayda müdahale gerekir, bu gençlerle konuşulacak, devletle de ittifak halinde, savcılıkla da ittifak halinde, gerekirse ailelerinden ayırıp bir akrabalarının yanına yerleştirmek gerekir. Yani o tip bir ailede olmaz bu çocuklar.
SUNUCU: Çok iç karartıcı bir görüntü yani, elinde oyuncak olması gereken bir çocuk elinde taşla neden attığını bilmeden bir saldırı halinde.
ADNAN OKTAR: Hayır keratalar çok sevimliler çocuklar, Kürtler çok nezih insanlardır. O hayta keratalar çok sevecen, çocukluk heyecanıyla ne yaptıklarını da bilmiyor onlar. Bir yandan da tabii oradaki militanlar, taş atın diyor, niye taş attığını da bilmiyor. Oradaki bizim kahraman polislerimiz de çok sevecen, onlar da onlara şeker dağıtıyor. Ama tabii bu şeker dağıtmakla olmaz, eğitimle olur. Yani Allah sevgisini, Allah korkusunu iyi vermek; ama devlet bunu yapamaz. Her zaman söylüyorum bu özel çalışma gerektiren durumlardır yani ne bileyim vakıflar, dernekler, değil mi, kişiler şahsi olarak bu konuda gayret etmeleri gerekiyor. Fakat devletinde, hükümetinde bu yönde yolu bu tarz çalışma yapacak samimi insanlara açması gerekir ve kanun düzenlemeleri gerekir. Yani bu yol açıldığı zaman bu çok kolaylaşır. Oraya gerekirse maddi yardım da yapılır, mesela yiyecek de dağıtılır çocuklara, içecek dağıtılabilir, üst baş götürülür, kitap götürülür, onlara şefkat gösterilebilir, onlarla sohbet odaları oluşturulabilir değil mi, eğlenecek çocuklar onlara oyuncaklar alınabilir. Mesela ben İstinye Park’ta gördüm, böyle bir oyuncakların onlardan hoşlanan bir yer yapmışlar çocukların eğlenmesi için, mesela çok güzel olur. Diyarbakır’da, Mardin’de, Urfa’da gençlere çocuklar için eğlenecekleri yerler yapılsa, her gelen bir çocuğa da bir kıyafet hediye edilse oraya girenlere, onlara mesela yiyecek içecek, gofret falan keratalar çok hoşlarına gider. Sevgiyle yaklaşılırsa konu biter. Ama Allah sevgisi çok hayatidir, çünkü Allah sevgisi olmadıktan sonra bomboş bir kafayla gelir, bomboş kafayla çıkabilir. Ve Güneydoğu halkımız çok dine yatkın bir yapıdadır bütün Anadolumuz gibi, bütün Türkiye’miz gibi, mazlumdur yani çok hoş insanlardır güzel ahlaklıdır. Benim çok Kürt tanıdığım var, benim arkadaşlarımın çoğu da Kürttür. Kız arkadaşlarımdan da var Kürt olanlar, çok efendiler, çok nezaketliler. Dedemin köyüne giderdim ben, orda da öyle mesela Kürtlerden insanlarla karşılaşmıştım, müthiş misafirperver ve çok saygılı hürmetkar insanlardır. Onuruna düşkün, nezaketli, fedakar ve cesurdurlar, güzel ahlaklılar.Ama din eğitimi konusunda Darwinist, materyalist bir yüklenme var, yani PKK orada muazzam bir darwinist eğitim yapıyor. Sokaklar, kahvehaneler, evler adeta okula çevrilmiş, yani bütün bölge bir okul halinde şu an, muazzam yoğun bir faaliyet var. Buna karşı da karşı hiçbir faaliyet yapılamıyor. Ya müsaade edin, devletin radyosundan istifade edelim, devletin televizyonundan istifade edelim. Devletin televizyonuna bakıyoruz, sadece şarkı, türkü, çalgılar çalıyor, Kürtçe oyunlar oynanıyor, bunla olay düzelmez, bu konu düzelmez. Yani illaki bu konuda akılcı, güzel, felsefi eğitim; bir kere Darwinist, materyalist felsefenin ortadan kalkması gerekiyor. İmani konuda da akılcı, güzel bir anlatım gerekiyor. Ben katı, bağnaz bir eğitim anlatılsın demiyorum ben yani zaten karşıyım benim özelliğim budur. Ben bağnazlığa ve tutuculuğa karşıyım, benim bu yapım bilinir. Ben modern ve aydınlanmacı, ilerici bir ruha sahibim yani dinin ruhu da böyledir, İslam’ın ruhu da böyledir. Din taassubu reddeder. Yani taassuba boğulsunlar demiyorum, aydınlatalım, beyinlerini açalım, ruhlarını açalım. Allah sevgisiyle, Allah coşkusuyla kalpleri dolsun ve onlara sevgimizi, saygımızı, dostluğumuzu bütün şiddetiyle hissettirelim. Çünkü o imaj verilinceye kadar çok uğraştılar, çok eziyet ettiler onlara bir kısım çevreler. Faili meçhulle evlatların katlettiler, ne bileyim götürdüler işkence yaptılar, eziyet ettiler, aşağıladılar, küstürdüler bir kısmını. İddia edilen Ergenekon örgütünün alçaklıklarından bir tanesiydi bu. Bunu düzeltelim, bu gönülleri tamir edelim, yani sevgimizi, muhabbetimizi hissetsinler. Alabildiğine özgür olsun dağlar.Çok güzel Güneydoğu Anadolu Bölgesi yüksek yaylalar değil mi orada.
SUNUCU: Hiç gitmedim ama izlediğim kadarıyla gayet güzel.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, sorumuz yoksa ben bir konu anlatabilirim.
SUNUCU: Birçok sorumuz var ama hep değindiğimiz sorular, mesela Kabe’yle ilgili bir sorumuz var onu da yöneltmek isterim, İlkay Kayameşe Çeşme’den yönetmişler sorularını demişler ki; “Sayın Hocam siz sokaklarda, bahçelerde çeşit çeşit meyve ağaçları olsa çok güzel olur diye anlatmıştınız, acaba Kabe’nin dışına nasıl bir düzenleme yapılmasını isterdiniz” diye böyle bir soru yöneltmiş?
ADNAN OKTAR: Bir kere Kabe’nin çevresini çok yüksek binalarla donatmışlar, bunu ne zaman yaptılar ben bunu da anlayamadım. Yani Kabe’yle iç içe, bunlar ne yapıyor bu adamlar aklına ziyan gelmiş bir kısmının. Yani olur mu, en az 30- 40 km lik bölüm içerisinde orda hiçbir şekilde bina olmaması lazım. Arazinin tamamen açılması, o binaların hepsinin yıkılması lazım, orijinal haline çevrilmesi lazım, çıldırmış bir kısmı bunların. Bağlık bahçelik yapılması lazım, orda ırmaklar akacak değil mi, böyle ceylanlar gezecek çok güzel olacak. Şehri kaydır geriye doğru 30 km geriye kaysın, niçin öyle olması gerekiyor. Çok süratli tramvaylar yapılabilir, otobüsler yapılabilir, trenler yapılabilir ulaşım da sağlanır. Yeraltından da yapılabilir ama Resulullah (sav) döneminin orijinal güzelliğine çevrilmesi lazım. Yani bu çok büyük hata, tarihi dokusu onun olduğu gibi çıkarılması gerekiyor.
SUNUCU: İki dakikamız kalmış son sözlerinizi de alalım, sorularla geçirdik bu programı ama.
ADNAN OKTAR: Ben sonrakine gündemde olduğu için milletimden şunu rica ediyorum. Özellikle iddia edilen Ergenekon örgütü hukuk ve yargının içerisinde ve emniyet içerisindeki örgütlenmesinin kırılması için hükümete, savcılıklara, polise, mahkemelere bütün milletimiz yardımcı olsun. Bakın bu çok hayati. Yargı reformu da İnşaAllah gerçekleşir fakat yargı içerisinde odaklanan iddia edilen Ergenekon örgütü bütün milletimiz için büyük bir tehlikedir. Tahmin edilemeyecek derecede bir tehlikedir, bir bildiğim var ki söylüyorum. Onun için var güçleriyle gayret etsinler, devletimize yardımcı olsunlar. Herkesin mutlaka bir bilgisi vardır. Mesela bir yerde bir insan bir odacıdır, mutlaka bir bilgisi olur. Bir yerde bir görevi vardır mutlaka bir bilgisi olur. Polis de, savcılık da, mahkemeler de bilgiyle hareket edebilirler. Ben gidip milleti, insanları ezsinler demiyorum, şu beladan kurtulalım onlar da rahat edecekler. İddia edilen Ergenekon örgütü mensupları sürünüyor bu adamlar, acı ve korku içinde yaşıyorlar, bundan da kurtulacaklar. Yani ferahlasınlar onlar da rahatlasınlar ben bunu istiyorum. Bütün milletimiz için ferahlık oluşuyor, iç içe labirent gibi sistem oldu, birbirini boğuyor bu sistem. Bunu kıralım, kırılsın bu; milletimiz huzur, güven, neşe ve mutluluğu hak eden bir millet. Artık güzel çağlara girelim, güzel zamanlara girelim, önümüz aydınlık. Mehdi devrindeyiz, Hz. İsa (a.s.)’in nüzulü devrindeyiz, bunu sık sık söylüyorum ki Hocamız ne kadar sık söylemişti, Allah razı olsun bak aynısıyla dediği çıktı diyecekler İnşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah, çok teşekkür ediyorum.
ADNAN OKTAR: Ben de teşekkür ederim.
SUNUCU: Sorularımızı yanıtladınız, değerli sohbetinizle.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
SUNUCU: Sizlere de çok teşekkür ediyorum Cihat Bey, Oktar Bey. Evet ne yazık ki bir programın daha sonuna geldik, tekrar birlikte oluncaya dek hoşça kalın efendim.