ADNAN OKTAR: Bir baksın bakalım, belki görürüz. Ne oldu, evet görünüyor.
SUNUCU: Ama sanatsal bir çalışma var orada, bir uğraş, emek var yani.
ADNAN OKTAR: Bakın arkadaşlarım tek tip giyinmişler, gözlükler falan. Benim de gözüme gözlük var. Bayanlar yerlerde oturuyorlar.
SUNUCU: Aslında o tek tip kıyafet, gözlükler falan mafyavari gibi durmuş biraz.
ADNAN OKTAR: Evet o imajı da vermeye çalışmışlar kendi kafalarınca, hem de harem imajını vermeye çalışmışlar. Halbuki benim kardeşlerim dünyanın en efendi insanları, bu arkadaşlarımın hiç mafya kişiliği var mı? Yani, çete kişiliği var mı? Kuzu gibi insanlar, son derece efendi insanlar. Bir kere lisanı hal denen bir şey vardır. İnsan gözüyle gördüğüne ve kulağıyla işittiğine inanır. Sen istediğin kadar anlat, mafya de, çete de, şunu de, bunu de ne yapıyorsan… İnsanlar gözüyle gördüğüne, kulağıyla işittiğine göre hareket ederler. İnsanlar bizi görüyor, ne yaptığımızı her şeyimizi görüyorlar. Ve bizim fikirlerimiz önemli, ayrıca ben Peygamberim, ben kusursuzum, bana uyun mu dedim? Ben, Allah’ın Resulüne, Kuran’a uyalım diyorum. Onlar beni etkisiz hale getirince her şey duracak zannediyorlar. Çok, kafaları çalışmıyor gibi geliyor bana bu konuda.
SUNUCU: Evet, kısa bir ara vermemiz gerekiyor.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah
SUNUCU: Sohbetimize kaldığımız yerden devam edeceğiz, şimdilik hoşçakalın, bizden ayrılmayın.
Evet sayın seyirciler, programımız tüm hızıyla devam ediyor. Evet Adnan Bey, gelen sorular ekonomik krizle ilgili ağırlıkta birazcık. Yine, Yozgat’tan bir izleyicimiz demişler ki Selim Doğan Yüksek, sizce ekonomik krizin çözümü ne şekilde mümkün olabilir? Son zamanlarda ekonomiyi canlandırmak için bazı reklamlar ve teşvik kampanyalarına rastlıyorum. Acaba bu gibi yöntemler yeterli mi ekonomik krizi aşmak için demişler. Gerçi, cevaplandırdınız biraz ama değinirseniz tekrar.
ADNAN OKTAR: Evet, geçenlerde reklamlarda görmüştüm. Simit alın, değil mi, ekonomi canlansın. Bununla olmaz, bununla olmaz. O ruhun kökeninin verilmesi lazım. Yani, İslam ahlakındaki o yardımseverlik, tevekkül anlayışı, o coşku, o fedakarlık anlayışının verilmesi lazım. Sen bir insana, ekonomik kriz korkusuyla kasılmış, tabii milletimin hepsini tenzih ederim de bir kısmı için söylüyorum, egoistleşmiş, bencilleşmiş bir insana git sen simit al dersen, gidip simit almaz o. O parayı evinde tutar o, ne olur ne olmaz diye. Simit alsa bile onu beşe böler, yavaş yavaş yer ve dikkatli olur. Ve kendince de haklıdır. Çünkü karşısındakini de egoist olarak görüyor, öbürünü de bencil ve egoist olarak görüyor. Yani hepsini tenzih ederim ama bir kısmı için diyorum. O durumda kasılma meydana gelir. Kabz hali meydana gelir. Bunun çözümü, bütün toplumun sevgi dolu olmasıdır. Sevgi eksikliği, muhabbet eksikliği, egoistlik ve bencillik, bu yapıyı bütün şiddetiyle ortaya çıkarır. Dünyada her yerde bir kasılma var şu an. Ve hiçbir şekilde çözülemiyor. Hatta bu tip teşvikler daha da paniği arttırır. Yani o tip toplumlarda. Yurtdışında yapıyorlar, daha da adamlar, mesela malını mülkünü hemen satıp, paraya çevirip, onu da altına çevirip bekliyor. Ve hiçbir yatırıma girmiyor. Yatırım olması için, paranın dağılması için bir kere İslam ahlakındaki o zekat müessesesinin işlemesi lazım. Yardımseverlik ruhunun işlemesi lazım, sadaka ruhunun artması lazım, infak ruhunun artması lazım. Çünkü insanların mutlu olmasıyla müminler mutlu oluyor; yani ben mutluyum herkes sürünüyorsa, ben mutlu olamam. Onun mümkün olması Mehdi’nin meydana getireceği o manevi, muazzam yüksek atmosferde oluşacaktır. O heyecan ortamında bu kabz hali çözülecektir. Bu kasılma çözülecektir. Yoksa bu kasılma şimdi dünyada daha da şiddetlenerek devam ediyor. Yani buna verilecek ilaç, sadece sevgi, merhamet, Allah korkusu ve Allah sevgisidir. Bunun dışında bu çözülmez. Adam bilmiyor mu simit aldığında ekonominin çözüleceğini? Bunu herkes bilir. Zaten herkes söylüyor. Ekonomideki durgunluk, alışverişin durmasından dolayı her yer çöküyor diyorlar. Adam der ki, herkesin en saf olanı ben miyim, ben niye gidip simit alayım der. Herkes alsın, ben de alayım diyor mesela. Benim almamla olmayacağına göre, ben sadece oradan o simidi aldığımda, ben çökerim ekonomik yönden, ama diğer insanlar tedbirli olduğu için onlar devam edebilirler. Ben çoluk çocuk perişan olurum mantığını geliştiriyor. Bunun olabilmesi için, bütün toplumda coşkunun, sevginin, merhametin, yardımlaşma ruhunun, Allah’a boyun eğmenin, bereket ruhunun hâkim olması gerekiyor. Yoksa onun dışında bütün piyasa öldü ve hiç görülmemiş bir olay oldu. Bu dünya tarihinde rastlanmayan bir olay bu; yani bu kabz hali, alelade bir şey değil. Yani insanların içindeki şevk öldü çünkü, heyecan öldü, insan sevgisi öldü. Dışarıya çıktığımızda insanların yüzündeki o sevgisizliği görüyoruz. O bitkinliği görüyoruz. Bunun çözülmesiyle bu güzellik oluşacaktır inşaAllah.
SUNUCU: Evet, sorularımızın bazılarını tamamladık, sonuna geldik. Sindirim sistemini konuşmuştuk daha önce. Kas ve kemik sistemi bu akşamki konumuzdu. Dilerseniz bu konuya ilişkin görüşlerinizi Cihat Bey ve Oktar Bey’den
ADNAN OKTAR: Evet, ben çok güzel şeyler dinliyorum.
OKTAR BABUNA: Estağfirullah
ADNAN OKTAR: İnşaAllah
SUNUCU: Programın ilk bölümünde bahsetmişlerdi detaylı olarak
OKTAR BABUNA: Evet, tekrar söyleyelim. Adnan Beyin İnsan Mucizesi kitabında çok detaylı bir anlatım var. Hakikaten kasların, kemiklerin muhteşem yapıları var. Biraz da kaslardan bahsedelim. Mesela; yüzümüzde 20’nin üzerinde kas, mimikleri oluşturuyor. Bir insan gülümsediği zaman 15 kadar kas kasılıyor. Bu nasıl bir organizasyon, nasıl bir tasarım. Tasarım derken Allah affetsin Allah’ın yaratma sanatı, düşünmesi lazım çünkü beyinde bazı hücreler uyarılıyor ve onlar elektrik sinyali olarak kaslara emir gidiyor. Şu kas şu kadar kasılsın diye ve çok hesaplı bu. Yani minnacık elektrik sinyalleri iletiyor o kadar ufak ki. Fakat bunların frekansı elektrik dalgalarının sıklığı ve şiddeti kaslardaki kasılma oranını meydana getiriyor. Dolayısıyla hiçbir hareket orantısız olmuyor. Mesela; elinizi uzatıp bir fincanı bir yerden alıyorsunuz diyelim. Dökmeden değil mi onu ağzınıza getirebiliyorsunuz. İşte burada yüzlerce kas milyarlarca sinyallerle her an sinyaller gidiyor. Geliyor bir kasa uzanıyor. Bakın çok kompleks bir hareket yaptırıyar. Parmakların ellerin kolun kasları ve tam olması gerektiği kadar. Bardağı kavradığınız zaman ne sıkıp kırıyorsunuz bardağı ne elinizden düşürüyorsunuz dengeli bir vaziyette. Bakın paralel olarak getiriyorsunuz hiçbir dökülme olmuyor. Bunlar o kadar kompleks olaylar ki sırf Allah’ın yaratması ile olabilir. Çünkü biz farkında değiliz. Ben beynimde hangi hücresi neresinde yerleşmiş hangi hüçreyi hangi oranda uyaracağım hiç düşünmüyorum. Allah emre amade kılmış. Bize istetiyor Allah ve olduruyor. Yapan da Allah isteten de Allah. Bu mükemmel Allah’ın yaratma sanatı. Aziz olan hakim olan Allah’ın mütekebbir olan Allah’ın yaratma sanatı.
ADNAN OKTAR: Tabi, kasa emir veren ruhun, ruh olduğunu evrimciler hiçbir şekilde açıklayamazlar. Çünkü maddi bir şey değil. Tamamen maddenin dışında, metafizik bir varlık. Kasa kasıl diyor kasılıyor. Otur diyor oturuyor. Kalk diyorsun kalkıyor. Yani vücut emrimizi dinliyor, et kemik emrimizi dinliyor. Mesela, parmağımızı uzatmak istiyoruz uzatıyoruz. Kolumuzu uzatmak istiyoruz uzatıyoruz. Mesela, bir şey dinlemek istiyoruz, anında dinliyoruz. Konuşmak istiyoruz hemen konuşma başlıyor. Konuşmayı durdurmak istiyoruz hemen duruyor. Buna ruh emir veriyor. Ruhun emrini dinliyor dil. Yani etin üzerinde etin söz dinlediği bir güç var. O ete emir verdi mi, et hareketleniyor hemen. Yemek ye diyor hemen emri yerine getiriyor. Çatalı, kaşığını alıyor et kemik. Oturuyor tabağın karşısına başlıyor yemeği yemeğe. Tamam doydun diyorum kalk diyor kalkıyor. Normalde ceset o yani bir et kemiğin neyi olur gözü yok kulağı yok beyni yok, hiçbir şeyi yok.Yani maddi bir şey ama ruh ne derse tam tabi. Darwinistler tabi bu konuya hiç girmiyorlar. Bu zaten düşünce sığlıklarını gösteriyor. Yani ne kadar düşüncede sığ olduğunu gösteriyor. Çünkü bir insan kemiğe, ete, kasa hükmeden varlığın ehemmiyetsiz olduğunu düşünüyorsa bir insana ne denebilir. Mesela şu kapıyı düşünün. Mesela bu kapı durduk yere açılıp kapanmaya başlasa bu olağanüstü bir şeydir. Fincan durduk yere buradan hareket etse çok acayip bir şey olur.Ama et kemik hareketlenirse kimse heyecanlanmıyor, değil mi? Mesela, araba kendi kendine gitmeye başlasa durduk yere kontağını kendi kendine açsa değil mi? Mesela, durduk yere fren yapsa araba manevralar yapsa içinde hiçbir insan yokken.Değil mi, insan da aynısı işte. Araba ile insanın hiçbir farkı yok ki o yönden. Bu çünkü bir cisim yani alet yani insan tamamen etten kemikten oluşmuş bir alettir. O aleti süren onu kullanan birisi var, bir ruh var. Asıl sahibi o. Yani bu bedenin içine girmiş, onu bir araba gibi kullanıyor. Dur dediği yerde duruyor, hareketlen dediği yerde hareketleniyor. Ne istiyorsa yaptırıyor ona. Çıktığında bedenin içinden çıktığında 60-70 kiloluk bir et parçası kalıyor geriye. Et kemik parçası kalıyor hiçbir şeye de yaramıyor. Geri içeri girdiğinde yeniden istediğin gibi hareket etmeye başlıyor. Asıl önemli olanın üzerinde durması gerekiyor Darwinistlerin. Yani bu konu üzerinde durmuyorlar. Zaten o konuyu da açıklayamıyorlar da, yani makinesini de açıklayamıyorlar, ruhu hiç açıklayamıyorlar. Çünkü ruhla ilgili konuşmaları yok zaten.
SUNUCU: Ama hücrelerin tesadüfen oluştuğunu açıklayan bir mantık, ruhu açıklaması beklenemez ki... Yani hücrelerin tesadüfen bir araya gelip bir bütünü oluşturduğunu iddia eden bir mantığın ruhu açıklayabilmesi hiç mümkün değil.
ADNAN OKTAR: Darwinistlerin ilginçliğini ve; olağanüstü varlıklar olduğunu diyeyim, daha insanlarımız yeni fark etmeye başlamışlar. Eskiden saygı duyuyorlardı hakikaten çok bir şey biliyorlar zannediyorlardı. Milletimiz hayret, dehşet ve şaşkınlıkla uyandı. Yani büyük bir bölümü veya bir kısmı diyeyim. Bir kısmı zaten biliyordu bunların ne olduğunu. Ama bir kısmı hayret ve şaşkınlıkla uyandılar. Şimdi onlar da ortada, böyle bir arenanın ortasında ilginç varlıklar gibi dolaşıyorlar. Milletimiz de onları hayretle seyrediyor, böyle nedir bunlar gibisinden mesela verdikleri cevaplar, konuşmalar insanların nefesini kesiyor. Çok şaşırıyorlar yani bunlar buna nasıl inanabiliyorlar, nasıl savunabiliyorlar gibisinden. Zaten dikkat ederseniz Habertürkteki gariban üsluplarından da bunu çok açık gördük. Eskiden bunlar dünyalar bizim üslubundaydı. Yani çok üst perdedendiler. Öyle garibanlaşmışlar öyle garibanlaşmışlar ki savunma savunmaya benzemiyor. Açıklama açıklamaya benzemiyor. Tam bir kumaşa dolanma olayı var. Tam anlamıyla elleri ayakları kumaşa dolanmış vaziyette, düşecekler, yürüyemiyorlar dahi. Şimdi bütün milletimize biz bir seansta, bunu bir kerede göstermiş olmamız da büyük bir mucize oldu, nimet oldu. Çünkü belki biraz uzayabilirdi, birkaç kere daha görüşmemiz anlatmamız gerekebilirdi.Daha ilk seferinde küt diye sırt üstü yere düştüler. Ondan sonra zaten tamamen araziye geçtiler. Bu çünkü normal. Kardeşim diyoruz ara fosil getir, diyoruz. Al sana ara fosil diyerek tam mükemmel canlıları alıp üstümüze getiriyorlar. O zaman sen kardeşim atı, eşeği, köpeği, kediyi her şeyi bize ara fosil diye getirirsin sen olur mu öyle şey. Ara fosilin ne olduğundan haberin yok, bir kere daha. Ara fosil demek patolojik varlık demektir. Sen bize çok mükemmel varlıkları getiriyorsun. Her yönden mükemmel, tam düzgün, tam teşekkül etmiş, ondan haberleri yok. Bir de milleti de ikna edeceklerini zannediyorlardı öyle resimlerle, şunla bununla. 250 milyon fosilden bahsettik. Nasıl açıklasın adam 250 milyon fosili. Getirip masanın üstüne koyuyoruz, küt diye ses geliyor. Fosilin geldiğini anlıyorlar yani. Oradan da konuşamadılar. Proteinlerden açmazda, kromozomlardan açmazda. Nereye baksan açmazda, hücreden açmazda, ruhtan açmazda. İnsanlarımız boş yere bunları gözlerinde büyüttüklerini anladılar. Tam aksine çok olağanüstü bir durum olduğunu anladılar, Allah’ın bir mucizesi olduğunu anladılar. Yani yüz binlerce profesörü Allah bu inanca itti ve mecburen iman ettiler.Yani, Darwin’in bu saçmasına, Darwin’in belki de sırtı ile güldüğü bu felsefeye hepsi diz çöküp iman etti. Sonra da Allah bunları mahcup etti. Yani çok akıl almaz bir şeye inandıklarını gördüler. Putperestlerin inancından bile daha ilkel daha mantıksız bir şeye inandığını görüyorlar. Çünkü atomları tek tek ilahlaştırdıklarını gördüler. Her atoma ayrı ilah özelliği verdiler. Yani, her atomun ayrı bir gücü var. Göz yapma gücü var, burun yapma gücü var. Yani akıl küpü, muazzam bir güce sahip ve muazzam bir iletişim var aralarında yani muazzam! Mesela atomlar arasında bağlantı,radyo bağlantısı gibi internet bağlantısı gibi, ey atom molekül karbon burada azot hemen gelelim diyor 5 dakika bir tane daha bulalım diyor protein oluşmak üzere oluştu şu an diyor. Bir tane daha bir protein daha bulalım diyor. Binlercesi bir araya geliyor, peptit bağları hemen oluşturuluyor. Hücre konusunu geçeceksin tabi artık onu da yağdan oluştu diyor Oparin mi ne vardı Rus?
CİHAT GÜNDOĞDU: Oparin, evet
ADNAN OKTAR: Neydi teorisi ne diyordu?
OKTAR BABUNA: Koortinoidler diyor hayatın başlangıcı
ADNAN OKTAR: Yok, o şey hücrenin oluşması için ne diyordu o yağdan oluşmasına bir şey diyordu o.
OKTAR BABUNA: Proteinoid teorisi
ADNAN OKTAR: Kozervoatlar mıydı?
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet, kozervoatlar
ADNAN OKTAR: Kozervoatlar
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet, suya damlayan yağ
ADNAN OKTAR: Çorbaya yağ döktüğümde hep aklıma adam geliyor. Yani ne biçim akıldır. Hakikaten çatalla dokundun mu yağ dağılıyor. İlk hücre öyle oluştu diyor. Kardeşim ben sana ne diyeyim artık. Yağmur damladı yağmur damlalarından hücre oluştu diyecek o zaman. O da değil mi toplu bir şey yani. Yağmur havadan geliyor o da ilk hücre diyecek. Yani bir şey biraz hani derli toplu oldu mu, çeperi oldu mu al sana hücre diyor. İnsanlar da bunları sakin sakin dinliyorlar. Mesela, daha önce rahat rahat söylüyorlardı, şimdi utanıyorlar; şu dinazorların sinek kovalama olayı. Bak şimdi dünyada pek ağızlarına almıyorlar. Ya kardeşim dedik siz böyle bir şey söylüyorsunuz ama bu sineklerin kanadı nasıl oldu dedik bunlara. 1000 kere çırpıyor saniyede dedik bunlara, adam bunu düşünmemiş. Hemen vazgeçtiler. Hayret yani inanılır gibi değil. Sineğin kanadı ondan bin kat daha acayip yani şaşırtıcı.
CİHAT GÜNDOĞDU: Ve bütün kitaplarda vardı bu çizim.
SUNUCU: Dinozor, dinozor
ADNAN OKTAR: Evet, şimdi utanıyorlar.
CİHAT GÜNDOĞDU: biyoloji kitaplarında
ADNAN OKTAR: Her yerden çıkartıyorlar.
OKTAR BABUNA: Burada böyle hayali çizimini yapıyorlar kitaplardan bu. Reader’s Digest, Path Finders Dinosaurs kitabından alıntı bu.
ADNAN OKTAR: Sinek kovalıyor değil mi orada?
OKTAR BABUNA: Sinek kovalıyor. Bu o kitabından alıntı bu.
ADNAN OKTAR: Bakın sinek önde kuş da arkada, kovalıyor.
SUNUCU: Kuşu baz alarak kuşun kanadından uçuyor, sineği kaale almıyor.
CİHAT GÜNDOĞDU: Zaten kanatları çıkmış
ADNAN OKTAR: O zaten son aşamaya gelmiş, değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet, koşarken
CİHAT GÜNDOĞDU: Zaten kuş olmuş.
ADNAN OKTAR: Sivrisinek de önü sıra gidiyor. Helikopter böceği mi ne, o değil mi?
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet
ADNAN OKTAR: Ondaki harikanın üzerinde durmuyor ama, helikopter böceğinin, onun nasıl olduğunun peşine düşmüyor.
OKTAR BABUNA: Evet
ADNAN OKTAR: Hâlbuki onun kanat yapısı ondan çok daha harika. Kardeşim bunu düşünemeyen beyine ne diyeceksin?
SUNUCU: Diyecek bir şey
ADNAN OKTAR: Birçok diyecek şey var ama anlatmamız gerekiyor nezaketiyle
SUNUCU: Göstermemiz yeterli bile oluyor.
ADNAN OKTAR: Evet
SUNUCU: Bu arada
OKTAR BABUNA: Siz
SUNUCU: Buyurun, buyurun
OKTAR BABUNA: Bunları Adnan Bey tesadüf diye deşifre edince tesadüf saçmalığını bu sefer de demeye başladılar ki yok biz tesadüf demiyoruz demeye başladılar. O da ayrı bir gülme konusu zaten.
ADNAN OKTAR: Hayır, ne zaman tesadüf dedik diyor. Tesadüf demedik ama tesadüf dedik diyor.
CİHAT GÜNDOĞDU: Öyle tesadüf değil şöyle tesadüf diyor.
ADNAN OKTAR: Başka bir tesadüf bu diyor tesadüfün başka bir şekli. Daha kaliteli bir tesadüf. Ondan da utanıyorlar bak. Tesadüfü ağzına alamıyor. Peki nasıl oldu, diyoruz. Ağzında bir şeyler gezdiriyor diyeyim, geveliyor demeyeyim de fakat aynı şeyde yine tesadüf anlaşılıyor. Yani uzun uzun yarım saat anlatıyor, nedir bu diyoruz. Bakıyorsun yine tesadüf. Tesadüfün dışında ne anlatabilirsin sen zaten. Değil mi? Bu nasıl oldu, diyoruz. Rastgele olduğuna göre rastgelenin adı nedir?
SUNUCU: Tesadüf
ADNAN OKTAR: Ama insanlar duyduğunda tabi irkileceği için o kelimeyi kullanmak istemiyor. Şimdi onlarda yeni moda bu.
SUNUCU: Rastgele! Yenisi.
ADNAN OKTAR: Evet, onu kullanmak istemiyorlar. İngilizce bir isim başka bir isim bulabilirler kendi kafalarına göre.
OKTAR BABUNA: Bu programa çıkmadan siz, önce aralarında yazışmalar olmuş. Ben gördüm onları. Diyorlar ki, tesadüf demeyelim, rastgele denebilir. Rast gele ayrı bir şey olabilir. Böyle kelime oyunlarıyla.
SUNUCU: Rastlantısal
OKTAR BABUNA: Rastlantısal gibi, evet.
SUNUCU: Türetilip
OKTAR BABUNA: İngilizcenin o kelimesini yazmışlar oraya işte “random” diye kelime. Bunun karşılığı Türkçede aslında tam tesadüf değil gibi böyle, çok…
SUNUCU: Tabi random diye kelimenin anlamına bakana kadar o kelime geçmiş olacak.
CİHAT GÜNDOĞDU: Random da tesadüf demek sonuçta,
ADNAN OKTAR: Hayır, bunun sebebi şu, liseli gençelir, bizim gençlerimiz cin gibidir MaşaAllah, fırtına gibidir yeni gençlik öyle kül yutacak gibi değiller. Adam tesadüfle başladı mı konuşmaya çocuk tabi dışarıya çıkıp ben bir hava alıp gezeyim diyor yani oturup onu dinlemez yani. Onun için daha onları kaçırtmayacak cümle arıyor. Kardeşim o çocuklar kül yutar mı? Son derece uyanıklar, sen yine aynı şekilde tesadüf diyeceksin, dürüstçe konuşsana. Allah’a inanmadığımızı söylemeyelim diyorlar yazışmalarında o da var. Allah’a inanmadığımızı söylemeyelim. Onun için biraz da hem Allah’a inanan hem Darwinist olan Profesörler de getiriyorlar, Allah’a inandığını söyleyen ama onun anlattığı Allah inancına göre bambaşka bir şey ortaya çıkıyor. Kader yok o açıkladığında, yaratma gücü yok hâşâ, değil mi?
SUNUCU: Geriye ne kaldı?
ADNAN OKTAR: Evet, yani aslında çok dürüst olmaları ve samimi olmaları gerekiyor. Bu kadar çocuk gibi bu işi gurur yapıp diretmelerine gerek yok. Yani solcu gençlerin, Marksist gençlerin bir kısmında müthiş bir gurur oluyor, gurur çok kökenli oluyor. Mağlup olmak çok ağırlarına gidiyor. Sen burada mağlup olmuyorsun ki sen burada zaten kazanıyorsun, gerçeği görüyorsun, doğruyu görüyorsun. Bu seni aşağılamıyor ki, bu seni yüceltir. Hakkı görüyorsun, bunda utanacak ne var? Aksinden utan sen. Yani bunu gurur meselesi yapıp böyle sonuna kadar, kanının son damlasına kadar mücadele etmeye ne gerek var? Hayır, yine sol düşünceni devam ettir, zaten sosyal adaleti savun sen, yani biz ona iftiharla bakarız. Değil mi? Allah’a inan, İslam’ı Kuran’ı sev, fakirlere karşı canından çok belki bir savunma hissi içerisinde ol. Zaten Kuran bunu istiyor bizden, zaten İslam ahlakının bir gereği, yine fedakar ol, yine çile ehli ol, yine dava adamı ol. Bunun için yani bu kadar mantıksız bir şeyi savunmaya gerek var mı? Marx düşmüş olabilir böyle bir oyuna, Stalin düşmüş olabilir ama sen uyanık bir insansın, sen XXI. yüzyılın gencisin, değil mi? Modern fiziğin, ekuantum fiziğinin, bilimin en yüksek noktada geliştiği çağın insanısın sen. Elektron mikroskoplar var artık, teknik aletler var, paleontolojide gelişmeler, jeolojide gelişmeler, biyolojide, genetikte, biyogenetikte olağanüstü gelişmeler oldu. Bunlardan istifade et, bak, tamam yani o XIII. yüzyılın karanlığından gelen çok eski çağlardan, putperest çağlardan gelen, bir putperest inancı bu. Bundan kurtulmak niye ağrına gidiyor. Zaten böyle tutucu ve bağnaz inançlara karşı olduğuna göre daha ne istiyorsun, al senin karşında bağnaz ve tutucu, sapkın bir inanç. Buna karşı tavır koysana. Sana mı kaldı, Sümerler devrinden kalma, eski Mısır’dan kalma, eski antik Yunan’dan kalma Pagan inancına sahip çıkmak. Ne gereği var, değil mi yani? Niçin buna ihtiyaç duyuyorlar, İnşaAllah. Hayır, imanı zayıf dahi olsa onun için diyorum yoksa Müslüman için ne gerek demeye gerek yok, zaten yapmaz Müslüman. Ama onlar için diyorum. Madem böyle bir konun var, samimi olarak değerlendir belli ki bir Yaratan var. Bunu farketmeleri, anlamaları gerekir, bu kadar karmaşık birşey de yok. Nereden baksan çökmüş durumda bu teori, bunu zorla ayakta tutmanın bir alemi yok ki. Mao diyor ama, Mao kronun tekiydi yani süper cahil bir adam. Kafada kasket falan var, eski resimlerine falan bakıyorum. Yolda yürümekten aciz herif. Çin’in dağlarında kurbağa eti yiyerek, kedi eti yiyerek böyle yaşamış, Darwin’in kitaplarını okuyunca adamın nefesi kesilmiş, cahil olduğu için. Çin sosyalizminin, Çin komünizminin kökeni Darwin’e ve evrim teorisine dayanır diyor. Kardeşim yanlış yapmışsın işte, bütün milleti de batırdın. Çinlilere bakıyorum, garibanlara, robot gibi delirtmiş adamları, bu kadar insana, yazık değil mi bu insanlara. Geçenlerde bizim çocuklar bir Çinli arkadaşlarını getirdiler, böyle bakıyor, irkildim. Böyle boş bulundum, cin görmüş gibi oldum, insan bir acayip oluyor, irkiliyor. Yani bu insanları bu hale getirmenin alemi ne, yazık yani çok acıdım. İnsanlıktan çıkartmışlar, hepsi öyle, Çin, yüzde 90’ı öyle diyebilirim. Yani insani derinliğini kaybetmişler, robot, makine haline getirmişler adamları, yazık günah değil mi bu insanlara, zavallılar. Küçük küçük hücre gibi evlere sokmuşlar bunları, geçenlerde bir dergide gördüm, adam mühendis, karısı da mühendis, hiç abartmıyorum şu kadar bir yer küçücük yani 4 m2 bir yer, orada yaşıyor adamlar. Yüzlerinde son derece anlamsız bir ifade, bu kadar bir zulme niçin ihtiyaç duyuyor bu insanlar? Bırakın adamlar Allah’a iman etsin, İslam yayılsın, özgürce yaşasınlar değil mi? Allah size bereket, bolluk verir, huzur verir. Mesela Rusya da öyle, zamanında o klasik Rus yüzü vardı biliyorsunuz, Politbüro üyeleri dizilirlerdi böyle, kemik gibi böyle, tam taş kafa görünümü, insanların kanı iliği çekilirdi onları gördüğünde, çocukluğumda ben irkilirdim onları görünce yani buz gibi mesela değil mi? Sonra komünizm kalktı, adamların eline yüzüne bir rahatlık geldi. Rus halkına bir sevinç geldi mesela Rus genç kızlarına falan bakıyorum pırıl pırıl yüzleri. Çocuklar da öyle, sevinç içindeler. Demek ki baskı, totaliter yapı, bağnaz yapı insanların beyinlerini uyuşturuyor adeta, mahvediyor, bırakın bir rahatlasın insanlar yani gevşesinler, istediği gibi inancını yaşasın, bakalım inşaAllah Çin de yakasını kurtarır da bu, kurtaracak gibi görünüyor gittikçe daha liberal bir yapıya doğru gidiyordu ama şu Sincan olaylarındaki tavrı çok korkunç Çin’in. 35 milyon Uygur Türkünü, Doğu Türkistanlı aslanlarımızı şehit ettiler. Ben gidip intikamını alalım da demiyorum ama şu sıradan sonra artık yakalarını bıraksınlar kardeşim. Allah’tan korkun, bir Allah’a inanıyorlar mı, inanmıyorlar mı bilmiyorum ama, yani ne istiyorsunuz bunlardan, koskoca ülke Doğu Türkistan biliyorsunuz. Bırakın özgürce yaşasınlar, dinlerini yaşasınlar. Gece yarısı genç kızları alıyorlar evlerinden götürüyorlar, nereye gittikleri belli değil. Geçenlerde 10 bin tane genç kızı alıp götürdüler. Resimleri var, çantaları sırtlarında, nereye götürüyorsun, ne yapıyorsun? Gece yarısı tevkifat oluyor, on binlerce insanı tevkif edip götürüyor, kardeşim hangi mahkemeye götürüyorsun, nereye götürüyorsun, nerede gözaltına alıyorsun, kimsenin bilgisi yok ki. Bu ne biçim adalet sistemi, ne biçim hukuk sistemi var bu Çin’de. Çin Büyükelçiliğine yazı yazdık, sizinle görüşelim dedik yani biz adamlardan nefret edelim, gidip onlarla savaş ilan edelim durumunda değiliz ama barışçı ve kardeşçe bunu çözelim, değil mi?Bir kere adamların kendini savunma hakkı olsun, cayır cayır anında hepsini kurşuna dizdiler. Bu ne biçim kanundur böyle? Gece gözaltına alınıp sabaha kurşuna dizen, böyle bir adalet sistemi olur mu?
SUNUCU: Hukuk değil orada yaşananların hukukla hiçbir alakası yok.
ADNAN OKTAR: Ama bu kepazelik, bir de modern ülkeyiz diyorlar. Kardeşim biz modernliğinizi istemiyoruz. Vereceğiniz yiyeceği, içeceği de istemiyoruz, bize imanımızı, inancımızı verin, rahat yaşayalım, bırakın kardeşlerimizi. Çocukluğumdan beri Çin denildi mi böyle bir kasılırım ben, çok rahatsız olurum, yani hep içimde bir uhdedir, Doğu Türkistan. Yani ne kadar korkunç bir şey; gece yarısı, çekik gözlü anlamsız suratlı adamlar kapına geliyor, cin gibi yani, hadi gidiyoruz, ne istiyorsun, belli değil, suçum ne, belli değil, savunma var mı, yok. Dizil bakalım toprağın kenarına, çukurun kenarına, takır takır takır takır vurup öldürüyorlar, arkasından bir daha, arkasından bir daha, 35 milyon, kardeşim doymadınız mı ya? El insaf, bırakın bu milletin yakasını. Bu Doğu Türkistan olayı, bu Uygur Türkleri olayı dünyanın bir numaralı olayıdır. Yani bu konunun çok çok üstüne gidilmesi gerekir. Dünyanın da epey bir ülkesi uyuyor. Kardeşim 10 bin insan bir gecenin içerisinde şehit edilirse bu sizi nasıl ilgilendirmez? Ne Fransa ilgileniyor, ne Almanya, ne Amerika.
SUNUCU: Ama bunu Türkler yapmış olsaydı vay barbarlar, ne yaptınız, ne ettiniz, falan. Türkler yapmış olsaydı yer yerinden oynardı.
ADNAN OKTAR: Yer yerinden oynardı, on kişi de olsa, bir kişi bile olsa yer yerinden oynardı.
SUNUCU: Tabi bir kişi de olsa yer yerinden oynardı. Ama başkaları için aynı durum söz konusu değil
ADNAN OKTAR: Tabi habire tevkifat devam ediyor, giden gelmiyor, giden gelmiyor, bu nasıl bir ülkedir böyle? Giden böyle yargılanıp böyle mahkemeye çıkıp savunmasını yapıp mesela delillerini sunup; böyle bir olay yok.
SUNUCU: Suç yok ki ortada
ADNAN OKTAR: Suç da yok
SUNUCU: Hani, ki cezası olsun, suç işler birisi ona karşılık hukukta bir karşılığı vardır cezası odur, onun cezasını verir. Ki cezası ölüm olabilecek kadar büyük bir suç işlenebileceğini düşünemiyorum.
ADNAN OKTAR: Hayır ne yapabilir bu insanlar, zaten orada teslim olmuş kuzu gibi yaşıyorlar. Son derece efendi, o genç kızlardan ne istiyorsunuz? Onbinlerce; nereye götürüyorsunuz, ne yapıyorsunuz? İffetlerine yönelik ne yapıyorlar, biz bilmiyoruz ki, adı sanı kayboluyor çocukların, nerede olduğunu bilmiyoruz. Han Çinlilerini alıp getirdiler oraya, adamların bayağı bir kısmı psikopat, nerede bulsalar Uygur Türklerine saldırıyorlar, Doğu Türkistanlılara saldırıyorlar, kardeşim belli ki olay çıkacak niye alıp getirirsin onları oraya? Tabi niye kepazelik çıkarıyorsun, adamlar psikopat yani bayağı bir kısmı psikopat, zaten saldırganlar, oturup onların ortasına getirirsen onu ne olur? Adamlar havadan, sudan herşeyden olay çıkarıyorlar ve dünyanın en huzursuz yeri şu an orası. Yani bu konuda bütün dünyanın ittifakla Çin’in üzerine gitmesi gerekiyor. Aslında Çin’e dünya topluca bir ültimatom verse konu hemen biter. Çin öyle kabadayılık yapamaz, ekonomisi herkese bağlı Çin’in. Yani bir ticaret kesilse, dış ülkeler, mesela bir aylık bir ambargo konsa, Çin hemen dibe oturur. Ama tabi ambargo konulursa orada garibanların yiyeceklerinden kesecekler bu sefer yani o da bir çözüm değil. Çin yönetimine baskı yapılması lazım. Yani gazetelerle, radyolarla, televizyonlarla geceli gündüzlü baskı yapılması gerekiyor. Bakın diyorum dünyanın bir numaralı sorunudur bu, bir numaralı. 35 milyon insan şehit edilmiş, 35 milyon; çok büyük bir rakam bu. Mesela tevkifat olunca 10 bin, 20 bin, 30 bin kişiyi bir gecede alıyor bunlar. Geçenlerde de öyle; mesela 200 kişiyi diyorlar kurşuna dizdiler, nerede 200 kişi, kaybolan on binlerce insan var onlar nerede peki o zaman? Bunu da söylemiyorlar, genç kızları nereye götürdüklerini de söylemiyorlar. Bu Türkistanlı tertemiz bacılarımız, kardeşlerimiz kapalı genç kızlar dindar, muttaki, alıp götürüyorlar çocukları. O psikopatların ne yapacağını biz ne bilelim. Yani bunu düşünmemekle olmaz, bunun üzerine çok gidilmesi lazım. Yazık onların sesi de pek çıkmıyor. Bir hanım var onların Uygur Ana diyorlar, o kadıncağızı da kimse desteklemiyor o derece. Bütün dünyayı yer yerinden sallamak lazım, çok büyük bir olay bu. Çok çok vahim bir olay bu. Şimdi ben bununla ilgili yeni bir kitap hazırlıyorum. Herhalde önümüzdeki günlerde bir Doğu Türkistan’la ilgili bir konferans hazırlayacağız ama tabi bunlar o kadar güçlü olmaz, bunlar kitaptan o kadar etkilenecek insanlar değil. Yani dünya çapında liderlere yönelik bizim hükümetimizin de, İslam ülkeleri hükümetlerinin de, Türk hükümetlerinin de uyarıcı açıklamaları gerekiyor. Kardeşim bırakın yakalarını ne yapıyorsa yapsın, sana ne zararı var? Hayır para istiyorsa Çin, verelim ekonomisi için, eğer Doğu Türkistan’ın yakasını bırakacaksa desin bize şu kadar para verirseniz yakalarını bırakacağım. Hani derler lanet olsun derler o anlamda, lanet olmasın öyle o anlamda demiyoruz da hani sömürmek istiyorsa, onları sömüremem diye bırakmıyordur benim kanaatim. Çünkü onların çıkarı var, ben onları esir aldım, sömürüyorum diyor ama sömürmenin yerine para istiyorsa adam, çünkü para almak için yapıyor onları, biz parasını verelim bıraksınlar yakalarını.
SUNUCU: Bırakmazlar, bırakmazlar çünkü onu verildiği takdirde, benim kişisel görüşüm tabi para verildiği takdirde, bir sonraki aşamada aradan beş sene on sene geçtikten sonra yine bir para talebi veya başka bir ticari talep, başka bir, o taleplerin ardı arkası gelmez, gözleri korkutulmadıkça bence.
ADNAN OKTAR: Evet, yok gözleri korkutma değil de Mehdi’nin ricası ile. Yani Mehdi diyecek ki, bu baskıyı istirham ediyorum kaldırın diyecek. Bir gün içerisinde kaldıracaklar göreceksiniz. Tek bir günün içerisinde konu hallolmuş olacak. Ve istirham edecek sadece Mehdi. Mehdi’de şefkat ve sevgi vardır göreceksiniz. Mehdi gücünü hissettirir ama kan dökmez. Yani kahredici bir güce sahip olacaktır. Bir aslanla bir maymunun mücadelesi gibi olur. Yani aslanın maymundan bir ricası gibi olacaktır. Yani bırak aslanım diyecek, bırak bu insanları rahat etsinler diyecek. O zaten ne demek istediğini anlar inşaAllah. Ve o gün bırakacaklar, ama biz sebebe sarılmak açısından şu anda ben bunları söylüyorum.
SUNUCU: Evet evet tabi o da bir seçenek
ADNAN OKTAR: Tabi bu da bir yani çünkü boş duracağımıza bir emek olsun diye söylüyorum. Yoksa Mehdi’nin zuhurunda yani Çin öyle bir tavır göstertmez yani hiç kimse öyle bir şeye cesaret edemez. Yani Said Nursi Hazretleri diyor yani dünyanın hiçbir gücü, hiçbir ordusu diyor karşı koyamaz diyor. Asla, ama hep Mehdi de rica vardır. İstirham edecektir. Mesela PKK sorununda da öyle, oradaki insanları sadece uyarır der, bu bölgeyi boşaltın. Yani inancı olmayan kişiler boşaltsın. Halka rahatlık verin, kardeşlerimizi bırakın diyecektir. İnanın en fazla 12 saat falan sürer. Böyle pire sürüsü gibi dağılırlar.Yani çünkü onun aksi durumunda kalbi rencide olacaktır Mehdi’nin. Bu durumda da ne olacağını onlar bilirler inşaAllah ve yapamazlar. İnşaAllah. Çünkü adaletsizlik yok Mehdi devrinde, Mehdi dedin mi adalet, adalet eşittir Mehdi.Çok fazla hadis var Peygamberimiz (sav)’den, Buhari, Müslüm, Tirmizi, İbni Mace, Sünen-i Nesei, Sünen-i Davud, Mehdi’de hep en kapsamlı olarak ortaya koyulan şey adalettir. Birinci konu odur, yapacağı görev olarak adalet. Bunun içinde ekonomik adalet de var, sosyal adalet de var, hukuk adaleti de var. Her türlü adalet var. Mehdi’nin özelliğidir bu, onun için bütün ümmet heyecanla Mehdi’nin zuhurunu bekliyor. İnşaAllah mesela İslam aleminde muazzam bir kargaşa ve gerginlik var. Mesela mezhep kavgaları; nasıl mezhep kavgası olsun Mehdi’nin ricasıyla.Yani asla olmaz yani mümkünü yok, mümkünü yok. Amerika’nın da çok rahat edeceği bir sistemdir bu, İsrail’in de çok rahat edeceği, Rusya’nın da çok rahat edeceği ve Çin’in de çok rahat edeceği bir sistemdir. Çin de ekonomik yönden acayip kalkınır. Yani o istirhamını da hemen yerine getirirler, rica eder; Mehdi’de kabalık yoktur. Rivayetlerden de bunu anlıyoruz. Uyuyan kişiyi uyandırmaz diyor. Mesela uyuyor hakikaten fiilen uyuyorsa uyandırmıyor. Ellemeyin uyusun diyor. Yani tam uykusunu alsın ondan sonra kalksın. Damla kan akıtmaz diyor rivayete bakın damla, yani bir kişinin burnu dahi kanamaz diyor Mehdi devrinde, o kadar özen göstertiyor. Ama kahredici bir güce sahip olacaktır. Yani dünyanın en büyük askeri gücüne, en büyük insan gücüne, en büyük politik gücüne, en büyük siyasi gücüne hâkim olacaktır. Ama bunu hep Müslümanların, Hıristiyanların, Musevilerin lehinde ve bütün insanlığın lehinde kullanacaktır. Komünistler de rahat edecektir. Marksistler de rahat edecektir. Ateistler de rahat edecektir. Herkes rahat edecektir inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah, evet konumuzla ilgili kas ve kemik yapısıyla ilgili bir VTR’miz
var dilerseniz son bölümümüzde öyle kapanış yapalım.
ADNAN OKTAR: Ne diyorsun doktorum?
CİHAT GÜNDOĞDU: Tabi. Güzel olur
ADNAN OKTAR: Güzel olur
SUNUCU: ‘Çelikten sağlam kemiklerimiz’ isimli VTR’mizi izleyelim, sohbetimize devam edelim üzerine.
VTR: Kemiğin iç yapısı, dayanıklılığı ve hafifliğiyle hayranlık uyandıran bir mühendislik harikasıdır. Öyle ki kemiklerdeki bu üstün tasarım, mühendisler içinde önemli bir esin kaynağı olmuştur. Kemiğin yapısına benzeyecek şekilde geliştirilen inşaat teknikleri sayesinde, çok daha dayanaklı ve düşük maliyetli yapılar inşa edilmiştir. İnsanoğlunun kullandığı en sağlam ve kullanışlı malzemelerden biri çeliktir. Çünkü çelik, hem sağlam hem de esnek bir maddedir. Şimdi çelikle, vücudumuzdaki kemiklerin yapısını karşılaştıralım. Öncelikle kemikler, katı çelikten çok daha sağlamdır. Üstelik çelikten 10 kat daha esnektir. Kemikler, hafiflik bakımından da çelikten daha üstündür. İnsan iskeleti çeliğe kıyasla 3 kat daha hafiftir. Kemiğin yapısındaki bu hafiflik ve sağlamlık özellikleri hayati öneme sahiptir. Çünkü kemikler bu özelliklerden yalnızca birine sahip olsalardı, örneğin sağlam olup aynı zamanda ağır olsalardı iskelet insanın taşıyabileceği…
SUNUCU: Evet VTR’mizin bir kısmını hep birlikte seyrettik. Neler söyleyeceksiniz Adnan Bey son olarak programımızın son dakikalarına geldik. Konuştuğumuz, konuştuklarımızı da izlemiş olduk aynı zamanda.
ADNAN OKTAR: Ben o zaman biraz rivayet hadis okuyayım.
SUNUCU: Tabii ki tabii ki çok da memnun oluruz.
ADNAN OKTAR: Daha güzel olur evet. Bakın diyor ki “Mehdi insanları malı ve eşyayı dağıtırken saymadan bol bol dağıtacaktır”, saymadan. El-Kavlul Muhtasar Fi Alametil Mehdiyy-il Muntazar; bunlar 1000 yıllık, 800 yıllık, 1100 yıllık eserler, 1200 yıllık eserler. “Mehdi adil bir hakem olarak çıkacak,” adaletli bir hakem olarak yani hüküm verici olarak çıkacaktır. “Eşyayı ve malı dağıtacak fakat bolluktan dolayı kabul eden olmayacaktır.” O kadar bol olacak ki diyor artık kabul eden adam diyor evim ocağım her yerim doldu, Allah razı olsun teşekkür ederim diyecek. “Ümmetimden Mehdi çıkacaktır. Allah-u Teala Hazretleri insanları zengin kılmak için onu gönderecektir.” Bütün insanlar zengin olacaktır, fakir kalmıyor. Tabi, bakın bu çok önemli fakir kalmayacak Mehdi devrinde. Hiçbir dönemde olmamıştır. Yani mutlaka fakir kalmıştır. Mehdi döneminde kalmıyor inşaAllah. Yani rivayetlerde var. O tarzda yardım edecek insan kalmıyor. “O zaman ümmetim nimetlenecek, hayvanlar bolluk içinde, arzın nebatatı çok fazla olacak. Hazreti Mehdi insanlara eşit şekilde bol bol mal dağıtacaktır.” “Mehdi çıkmadan önce Mağrup’ta karışıklıklar fitnelerle korkulacaktır.” Şimdi anarşi, terör kargaşa her şey oluyor ya insanlar korkuyorlar birbirlerinden korkuyorlar, çekiniyorlar korku herkese hakim aşağı yukarı yani yüzdesi çok büyük bir oranda, insanlar korkuyorlar birbirlerinden- “açlık ve hayat pahalılığı alabildiğine yayılacak” ekonomik kriz olacak diyor. İmam Şarani Hazretleri bildiriyor bunu, ‘Ölüm- Kıyamet- Ahiret Ahir Zaman alametleri 440’. “Sonra onun ardından bir yıl gelecek diyor ayette Cenab-ı Allah. İnsanlar bol bol yağmurlara kavuşacak bol bol meyve sıkıp, süt sağacaklar” bu işte Kuran’daki işarettir 2014 yılında olacak olaylar inşaAllah. “İnsanlar bir ölçek buğday ektiklerinde karşılığında 700 ölçek bulacak”, bu gen teknolojisinde gelişmeleri işaret eden bir hadis bu.
“Onun zamanında insan birkaç avuç tohum atacak, 700 avuç hasat elde edecektir.” Yani olağanüstü tabi bu rakamlar genellikle çokluk anlamında kullanılıyor. Yani çok çok fazla karşılık alacaklar anlamındadır.
“Onun elinde ümmetin gerek iyileri, gerekse de kötüleri” -bakın Komünisti, dinsizi, imansızı da bakın bak gerek kötüleri diyor, bak gerek iyileri, gerek kötüleri- “Misli asla görülmemiş şekilde pek çok nimetlere sahip olacaktır. Çok yağmurun yağmasına rağmen, bir damlası bile boşa gitmeyecek toprak bir tek tohum istemeden verimli ve bereketli olacaktır.” Bakın, misli asla görülmemiş şekilde diyor. Mesela hiç dünyada görülmemiş şekilde, pek çok nimete sahip olacaktır. Onun devrinde ümmetin gerek iyileri gerekse kötüleri, tabi bu ümmetin yani kötü derken tabii Kuran’a göre Cenab-ı Allah’ın katında itaatsiz bir insan kötü yoldadır, yanlış yoldadır o anlamda, yoksa biz kötü adam demeyiz ona. Ama inançsızsa tabi zaten kendisi söylüyor, Kuran’a göre küfür hükmündedir, yani dinsiz hükmündedir. Dinsiz olanı zaten kabul ediyor, bunda bir şey yok. Ama insana ters davranılmaz, hakaret edilmez, aşağılanmaz, saygısız davranılmaz, hakları tam verilir. Yani ona insani yaşantısında herhangi bir baskı, herhangi bir şiddet veya huzursuzluk meydana getirilmez.
“Mehdi zamanında gökyüzü yağmurundan hiç bir şey esirgemeyecek. Ve cömertçe bol bol yağacak. Yeryüzü bitkilerinin hiç birini eksik bırakmayacak ve muhakkak onları kemaliyle bitirip ortaya çıkaracaktır. Hatta yaşayanlar kendilerinde bulunan nimetleri görmeleri için ölülerinin de hayatta olmalarını temenni edecekler.” Mesela keşke şu ağabeyim de yaşayan şu kişi de görseydi şu akrabam da görseydi diyecekler diyor.
Cabir Abdullah’tan rivayet edilmiştir, Resulullah buyurdu ki; “Ümmetimin sonunda Mehdi gelecek, malı adaletle saymayacak, avuçla avuçlayacak dağıtacaktır” diyor, adaletle.
Ebu Sait el-Hudri’den rivayet edilmiştir. Resulullah buyurdu ki (s.a.v); “Ümmetimde el Mehdi vardır. İnsanlar ona gelecek. Ey Mehdi, bana da mal ihsan et diyecek. Mehdi de onun eshabının taşıyabileceği kadar bol bol mal dolduracaktır” diyor.
“Benim ümmetim o devirde öyle bir refah bulacak ki, o güne dek onun misli kesinlikle bulunmamıştır.” Bakın dünya tarihinde bir misli yok diyor Cenab-ı Allah, Resulullah’tan, yani o kadar bir bolluk var.
“Yer yemişini -gıda ürünlerini- verecek ve insanlardan hiçbir şey saklamayacak, malda o gün çok birikmiş olacaktır. Adam kalkıp, ya Mehdi, bana da mal ihsan et diyecek, Mehdi de ona ihsan edecektir” diyor.
Hz. Sevban’dan (r.a.) rivayet edildiğine göre Resulullah şöyle buyurdu; “Siz o geleni görünce yani Mehdi’yi görünce kar üstünde emeklemek suretiyle de olsa ona gidiniz diyor. Yani kar üstünde, yerde sürüklenerek de olsa mutlaka Mehdi’nin yanına gidiniz. “Çünkü o Allah’ın halifesi Mehdi’dir.” Yani biliyorsunuz diğer Ebu Bekir’e, Osman’a, Ali’ye halifeti Resulullah denmiştir. Peygamberin halifesi. Mehdi için Allah’ın halifesi deniliyor. Yani doğrudan Allah’ın görevlendirdiği olarak inşaAllah. “Horasan cihetinden gelen siyah sancaklar gördüğünüzde onlara katılın. Zira onların içinde Allah’ın halifesi Mehdi vardır. Mehdi’nin Horasan taraflarından, Kafkasya taraflarından geleceğine işaret ediyor. Yani köken olarak oralardan geleceğine işaret ediyor ki, hep seyyidler o taraflardadır biliyorsunuz. Yani Cengiz, Hülagü fitnesi zamanında o taraflara hicret etmişler, gizlenmişler. Kafkasya, Horasan taraflarına gizlenmişler, yüksek yaylalıklara gizlenmişler ki, orada bir katliam olmasın, kendilerini muhafaza etmek için sonunda yine bu Komünist darbeden sonra Rusya’da, o zamanda yine seyyidlere karşı bir saldırı oldu. Onlar da Osmanlı döneminde hep buraya geldiler. Bizim akrabalarımız da hep böyle seyyidler oradan o dönemde hicret ettiler Türkiye’ye. Osmanlı hükümetinin yardımıyla, yüksek yaylalık yerlere geldiler. Bizim babamın tarafları Bala’ya geldiler. Yükseklik, çok yüksektir Bala, Ankara Bala, alçak yerde yaşayamıyorlar yani soğuğa alışık oldukları için Osmanlı hükümeti onları hep yüksek yerlere yerleştirdi. Mesela dedemleri de Batmantaş köyüne göndermişler Dumanlı yaylasına, yani 2000 küsur metre yüksekliğe çıkıyor. Çok yüksek bir yer insan gitti mi böyle bir hissediyor yüksekliği. Şeytandan Allah’a sığınırım, “Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek isterler. Kafirler istemese de Allah nurunu mutlaka tamamlayacaktır.” (Saff Suresi, 8) Mehdiyete işaret eden bir ayettir bu. “Puta tapanlar hoşlanmasa da -çünkü Darwinistler biliyorsunuz puta tapıyorlar- dinini bütün dinlerden üstün kılmak üzere, -sosyal, siyasi, iktisadi her yönden İslamiyeti üstün kılmak üzere, “Peygamberini doğru yolla, Hak dinle gönderen Allah’tır.”(Saff Suresi, 9) Peygamberimiz (sav)’in getirdiği hak din işte bütün dünyaya hâkim olacak, bu Kuran’ın ayeti tam tahakkuk etmiş olacak inşaAllah. “Gerçeği batılın başına çarparız –bakın, beynine- ve onun beynini parçalar. -Yani fikir savaşı olacağını Kur’an işaret ediyor görüyor musunuz?- “Böylece batıl ortadan kalkar. -Şu an olduğu gibi; Darwinizm, Materyalizm ortadan kalktı, nasıl yaptık, beynine yöneldik.- Allah’a yakıştırdığınız vasıflardan ötürü yazıklar olsun size” (Enbiya Suresi, 18) diyor -yani Allah yaratmadı diyorlar değil mi atomlar yarattı diyor. Allah da yazıklar olsun diyor size bunu akıl edemediğiniz için, bunu düşünemediğiniz için yazıklar olsun size diyor- Suçlular istemese de Allah sözleriyle hakkı gerçekleştirecektir. Onlardan öncekiler de hile yapmıştır. Fakat bütün hileleri bozan Allah’tır. Herkesin yaptığını bilir, kafirler bu yurdun sonu kimindir yakında bilecekler.” (Rad Suresi, 42) Yani dünya yurdunun kime ait olduğunu yakında bileceklerdir diyor. Allah’a ait olduğunu Allah gösterecek, işte Mehdi’nin ve Hz. İsa’nın hakimiyetiyle bu ayet de tam tahakkuk etmiş olacak.
“Ey Muhammed, de ki: size söz verilen yakın mıdır yoksa Rabbim onu uzun süre mi kılmıştır ben bilmem. Hor görülüp ezilen kavmi bereketli kıldığımız yerin doğusu ve batısına mirasçı kılıp yerleştirdik.” İslam her yere hâkim olacak inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah
ADNAN OKTAR: İnşaAllah
SUNUCU: Evet süremizin sonuna geldik. Yine zamanın nasıl geçtiğini anlamadık. Tekrar birlikte olacağız Adnan Oktar’la Baş Başa programında inşaAllah şimdilik hoşçakalın efendim, iyi geceler.