SUNUCU: Labirent programından mutlu akşamlar. Bu akşam konuklarımızla birlikte kan dolaşımına ilişkin, kan mucizesine ilişkin sohbetlerde bulunacağız. Evet, Sayın Dr. Oktar Babuna ve Sayın Adnan Hocamız bizimle birlikte olacak. Cihat Bey bizlerle birlikte, Cihat Gündoğdu, Sayın Doktor, biz sohbetimize başlayalım
CİHAT GÜNDOĞDU: Onlar da katılacaklar
SUNUCU: Diğer konuklarımız katıldığında devam edelim
CİHAT GÜNDOĞDU: Devam eden bir yurt dışı röportajları var Adnan Beyin, onla ilgili olarak şu anda sürüyor o, bittikten sonra bize katılacaklar tabi.
SUNUCU: Ayrıca hemen kısa birde hatırlatma yapmak istiyorum, şu andaki yayınımızı www.harunyahya.tv adresinden de canlı olarak izleyebilirsiniz
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet
SUNUCU: Dedikten sonra efendim hoş geldiniz
CİHAT GÜNDOĞDU: Hoş bulduk
SUNUCU: Evet kan dolaşımına ilişkin, kan mucizesine ilişkin daha doğrusu, neler anlatacaksınız bu akşam?
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet, şimdi biliyorsunuz 100 trilyon kadar hücremiz var insan vücudunda hepimizin sahip olduğu ve bunların bir şeyi de beslenmesi, gerekli yakıtın ulaştırılması, artı o yakıtında yakılması için gerekli olan oksijen
SUNUCU: Evet
CİHAT GÜNDOĞDU: Oksijen gazının ulaştırılması gerekiyor. Bir arabanın motoru gibi düşünebilirsiniz, yakıt var, yakıtın yakılabilmesi için yine oksijene ihtiyaç duyuluyor, aynı şekilde hücrelerde hammadde olarak gıdaların gelmesi gerekiyor, bunun içinde şeker başlıca bir yer tutuyor, artı oksijene ihtiyaç var, oksijene ulaşılması gerekiyor. İşte tamda kan içindeki yapılarla ki alyuvarlar en büyük yer tutuyor burada, bu işi gerçekleştiren. Alyuvarlar oksijenin iletiminde büyük rol oynamış oluyorlar, şekerin iletiminde ise plazma, yani kırmızı kan hücrelerinden geriye kalan hacimdeki mineraller ve diğer maddelerin yanı sıra bulunan şeker molekülleri, yakıtı oluşturmuş oluyor. Bu şekilde kan, büyük bir nehre benzetebiliriz kanı, dolaşım sistemini. Bu nehirle, nehrin dallanan kanalları oluyor, çok ince kanallar haline de dönüşebiliyor bunlar, bu şekilde 100 trilyon hücreden bir tek tanesi bile enerjiden ve oksijenden uzak kalmamış oluyor. Böylesine hassas bir şekilde düzenlenmiş.
SUNUCU: Ayrışımını yaparken aynı anda akışına da devam edebiliyor aynı zamanda yapabiliyor bunu.
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet, evet. Öyle bir kan dolaşımı ki bu, şimdi gerekli malzemeler ulaştırıldıktan sonra, atık malzemelerin de oradan toplanması gerekiyor mantık olarak.
SUNUCU: Peki bu atık malzemeleri nerede topluyor, nereye yönlendiriyor veya nereye yönlendireceğini nereden biliyor?
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet, şimdi bir hücrenin metabolizmasından geriye kalan başlıca üre denen bir atık madde var. Bunun mutlaka oradan uzaklaştırılması lazım, yoksa bulunduğu dokuya zarar vermeye başlar, aynı zamanda karbondioksit, oksijenin yakımından geriye kalan karbondioksit zararlı gaz var, onunda mutlaka oradan hemen uzaklaştırılması lazım. Tamda bu ihtiyaca yönelik olarak kırmızı kan hücreleri hemen oksijeni bıraktıkları noktada karbondioksiti bağlama özelliğine sahipler, bunu bağlıyorlar
SUNUCU: Evet
CİHAT GÜNDOĞDU: Oradan uzaklaştırmak üzere. Nehir akıntısı gibi bahsetmiştik, damardaki o kan akıntısı da, kan akımı da hemen şekeri bıraktığı yerde, üreyi bu sefer yüklenerek toplar damarlar şeklinde götürmeye başlıyor, nereye götürüyor diye baktığımızda, şimdi tabi ki bir bilinç arıyorsunuz, bir defa bunun atılması gereken bir yer olması icap ediyor, öyle değil mi ürenin
SUNUCU: Evet
CİHAT GÜNDOĞDU: Vücutta bir şekilde kullanılamıyor, karbondioksit de aynı şekilde. Bakıyorsunuz o kan damarları, o kanallar, yani bu kan akımının içinde dolaştığı kanallar, kirli kanı böbreğe götürüyor.
SUNUCU: Böbreğe götüreceğini de biliyor.
CİHAT GÜNDOĞDU: Kirli kanı akciğere götürüyor, damarlar dolaşarak, akciğerden dolaşarak bu sefer böbreğe doğru gidiyorlar,
SUNUCU: Böbreğe doğru
CİHAT GÜNDOĞDU: Kalpten pompalanarak böbreğe gidiyorlar, yani daha doğrusu şöyle söyleyeyim, kan ilk kalpten pompalandığı anda, ilk olarak böbreğe gider ve böbreğin kan akımı vücuttaki en yaygın, en zengin kan akımlarından birini teşkil eder ki zararlı kimyasal maddeler bu şekilde böbrekten süzülür ve atılır, idrarla atılır.
SUNUCU: Önce ilk pompalamada doğru mu anladım onu söylemek istiyorum.
CİHAT GÜNDOĞDU: İlk pompalamada
SUNUCU: İlk pompalamada böbreğe gönderiyor
CİHAT GÜNDOĞDU: Böbreğe gönderiyor
SUNUCU: Daha sonraki o arıtma işleminde de o atık maddeyi de böbreğe yönlendiriyor değil mi?
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet, evet, yani bir atık filtre sistemi var, böbreği öyle düşünebiliriz, filtre sistemiyle kandaki zararlı maddeler, işte mineraller ve diğer zararlı atık ne varsa hepsi böbrekten süzülür. Bu şekilde kan tertemiz hale gelir. Aynı zamanda karbondioksitte akciğerlerden atılır, yerine bu sefer alyuvarlar oksijeni yüklenmiş olurlar.
SUNUCU: Tüm bunlar aynı anda gerçekleşiyor
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet, yani devamlı surette gerçekleşen şeyler
SUNUCU: Devamlı surette ve aynı zamanda
CİHAT GÜNDOĞDU: Yani biri önce, biri sonra değil, devamlı surette bu gerçekleşen bir temizlenme ve hücrelere ulaştırma şeklinde gerçekleşiyor. Burada bir defa tesadüfe hiçbir şekilde yer olmadığını görüyoruz.
SUNUCU: Evet, net bir şekilde
CİHAT GÜNDOĞDU: Burada çok yüksek bir şuur, bir şuur var, hücrelerin bundan hiçbir şekilde haberi yok 100 trilyon hücremizin
SUNUCU: Ve çok sistemli bir hareket var.
CİHAT GÜNDOĞDU: Alyuvarların bundan haberi var mı, hayır, haberleri yok. Onlar yalnızca akıntıya kapılmış hücrelerden ibaretler. Hiçbir şekilde şuurları yok, kendilerini asla yönlendiremezler. Bir kuyrukları yok akıntının içinde şu tarafa doğru gidelim ya da haber aldık buradaki hücrenin ihtiyacı varmış diyebilecekleri bir şeyde yok, mantıkta yürütemiyorlar ama Yüce Allah’ımız, Cenabı Allah bu şekilde sistemi yaratmış, damarları hücrelere ulaşacak şekilde döşenmiş ve bu şekilde bütün ihtiyaçlar karşılanmış oluyor. Şimdi burada şunu hatırlamak lazım, kırmızı kan hücrelerinin sayısı 25 trilyon kadar, bakın o bile ayarlanmış, hiçbir şekilde eksik, noksan bir şey olmasın diye. Kırmızı kan hücrelerinin çok özel bir yapısı var. O da oksijeni bağlayıp, karbondioksiti gerektiğinde tekrar bağlamak, yani ikisine ihtiyaç olduğu anda birisini bağlayıp, birisini bırakabilmek ama buna hücre karar veriyor mu, hayır. Moleküler yapısı içerdiği hemoglobin denen bir molekül var, hemoglobin denen bir molekül ki tek bir alyuvarın içinde 300 milyon adet hemoglobin molekülü olduğunu görüyoruz, 300 milyon adet. 25 trilyon alyuvar hücresinde, her birinin içersinde 300 milyonar adet hemoglobin olduğunu düşünün ve bunlar gittikleri dokuda oksijene ihtiyaç varsa, taşıdıkları oksijeni bırakıyorlar, karbondioksit alınması gerekiyorsa, karbondioksiti yükleniyorlar.
SUNUCU: Cihat Bey, şöyle yapalım kalple ilgili bir VTR’miz var. Dilerseniz hem birlikte izleyelim
CİHAT GÜNDOĞDU: Daha açık görülür tabi.
SUNUCU: Hem izleyicilerimiz de izlesin, üzerine sohbet edelim, ne dersiniz, evet efendim kalple ilgili VTR’miz geliyor şimdi ekranlarınıza.
VTR: Siz dahil tüm insanlar dünyaya gelmeden önce anne karnında 280 günlük bir süre geçirirler. Bu sürenin başlangıcındaki canlı sadece tek bir hücreden ibaretken, mucizevi bir biçimde her geçen gün büyüyerek gelişir. 22 günlük olduğunda bu canlının tam ortasında bir yumru aniden kıpırdamaya başlar, ölünceye kadar geçecek uzun yıllar boyunca bir daha hiç durmayacak olan bu yumru kalbinizdir. Siz henüz 3 haftalıkken çalışmaya başlayan bu muhteşem organın çok önemli sorumlulukları vardır. Sizi meydana getiren yaklaşık 100 trilyon hücreye her an hayat vermek, nefes alıp vermelerini ve beslenmelerini sağlamak, onları temizlemek, hastalıklarını iyileştirmek ve düşmanlardan korumak. Kalbiniz tüm bunları kanınızın vücudunuzda düzenle dolaşmasını sağlayarak yapar. Peki, size yaşam veren bu hayranlık uyandıran sistemi kurmak için siz ne yaptınız? Bu küçük yumruya zamanı gelince atması gerektiğini ve zamanı gelince de durması gerektiğini kim emretti? Sizin için vücudunuzdaki bu sistemi ve hayati öneme sahip diğer tüm sistemleri yaratan en kusursuz şekilde bedeninize yerleştiren Yüce Allah’tır. Sonsuz güç sahibi Allah, dünya tarihi boyunca yaşamış ve şu anda yaşayan tüm insanları aynı mükemmel sistemlere sahip olarak yaratmaktadır. Bu filmde bedeninizde durmaksızın dolaşan ve hücrelerinize her an hayat taşıyan kanın itici gücünü, yani kalbin sizin için ne kadar büyük bir nimet olduğunu görecek, onu yaratan Rabbimizin varlığına ve kudretine bir kez daha tanık olacaksınız. Allah yaratmasındaki kudretini, dinimizin mukaddes kitabı Kuran’da şöyle haber verir; ‘Görmüyorlar mı, gökleri ve yeri yaratan Allah, onların benzerlerini yaratmaya gücü yeter ve onlar için kendisinde şüphe olmayan bir süre kılmıştır. Zulmedenlerse ancak inkarda ayak direttiler.’ (İsra Suresi, 99)
SUNUCU: Evet, sevgili sayın seyirciler programımız devam ediyor ve diğer konuklarımız Sayın Adnan Oktar ve Sayın Dr. Oktar Babuna aramızda. Efendim hoş geldiniz
OKTAR BABUNA: Hoş bulduk
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, sizler de hoş geldiniz
SUNUCU: Biz Cihat Beyle kan dolaşımı üzerine sohbetimize başlamıştık, VTR’mizi de izledik, isterseniz görüşlerinizi alalım kan dolaşımıyla ilgili
OKTAR BABUNA: Kan dolaşımı
ADNAN OKTAR: Evet, evet anlat
OKTAR BABUNA: Muhteşem bir sistem kalp, akıl almaz bir makine Cihat Bey de bahsetmiştir herhalde. Kendi kendini yenileyen çünkü kalbin maddesi doğduğumuz andan itibaren yenileniyor ve tam bir mühendislik harikası. Aslında o kadar büyük, üstün bir aklın ürünü ki şöyle örnek vereyim size, yapay kalp yapılmaya çalışıldı Amerika’da, 21. yüzyılın teknolojisiyle, en son teknolojiler kullanılarak Jarvick isimli, bazı hastalara takıldı, hasta birkaç aydan fazla yapay kalple yaşayamadılar. İçine motor koymak zorunda kaldılar, o motorlu hacmini küçültmek zorunda kaldılar, kan hücreleri parçalandı, metal kullanmak zorunda kaldılar. Oysa kalbimiz bakın saniyede 70 kere kasılıyor, hayatımız boyunca milyonlarca kez kasılıyor uykumuzda da devam etmek üzere. Bunu mesela elimizle yaptığımızı düşünelim o aynı basınca karşılık, birkaç kereden fazla sıkamazsınız, hemen yorulur el ve birkaç dakika içinde ağrı, acı duymaya başlarsınız. Oysa kalbimiz hiç ağrımadan, sızlamadan hayatımız boyunca, biz uyurken ki koştuğumuz zaman mesela 180’lere kadar çıkıyor hızı, normal zamanda 70, uykuda da işte 60-70 civarında gibi bir hızla atıyor, yani akıl almaz bir tasarımı var, Allah’ın sonsuz aklıyla yarattığı çok açık. Kapakçıkların sistemi, elektrik devresi mesela, öyle bir sistem var ki bir yerden hücreler elektrik üretiyor kalbin kasılması için, bu vücudumuzdaki tek hücreler, bütün vücudumuzdaki hücrelerde aynı genetik yapı olduğu halde, sadece o hücreler tam olması gerektiği yerde, sinir elektrik üreticisi üretmek üzere özel yerleşmişler. O elektrik üreticisi yola çıkıyor, bakın arada bir karakol var, durak var, buna atrioventricular yumru deniyor. Orada 0.12 saniyelik bir gecikmeye uğruyor, bu o kadar hassas bir ayarlama ki biraz fazla olsa, biraz az olsa insan yaşayamıyor, şundan dolayı kalbin kulakçıkları vardır biliyorsunuz, herkes biliyor bunu, karıncıkları vardır. Kulakçıkları karıncıklardan bir parça önce kasılır, bunun çok önemli bir sebebi vardır. Önce kulakçıklar karıncıkları doldurur, karıncıklar dolduktan sonra kasılarak kanı vücudumuza pompalarlar. Çünkü kapakçıklar geriye doğru açılmaz, sadece tek yönlü olarak açılabilir fakat bu o kadar hassas bir zamanlama ki, eğer bu olmasaydı aynı zamanda kasılsaydı olmuyor, bakın iki yöne gidecekti kan.Asla dolaşım olmazdı. Biraz erken yapsa bunu, aradaki zaman farkından dolayı yine olmuyor, tam dolduramıyor kulakçıkları, olmuyor. Biraz geç yapsa, yine bu sefer aynı anda kapakçıklar kapanmadan kasılma olacağı için kanın bir kısmı geriye kaçacaktı, yine olmuyor. Nasıl biliyor hücreler bunu, kim biliyor bunu, bakın bilim adamları bunu çok yeni öğrendiler, yani geçtiğimiz yıllarda öğrenilmiş bir gerçek bu, bu 0.12 saniyelik gecikme. Bakın sadece bu Allah’ın her şeyi kontrol ettiğinin, sonsuz akıl sahibi Allah’ın sonsuz aklının bir delili olmuş oluyor. Ki bunun yanında mesela her kasın tabi ki kana ihtiyacı var, değil mi oksijene ihtiyacı var.Kalpteki nasıl sağlanıyor biliyor musunuz, mükemmel bir şekilde tasarımla, kalp vücudumuza giden büyük bir ana atardamar var, aort deniyor buna. Aort damarının hemen çıkışında iki tane damar çıkar, işte bunlara koroner damar deniyor, koroner damar tıkanıklığı oluyor, bilirsiniz.
SUNUCU: Evet, rahatsızlıklar var
OKTAR BABUNA: Rahatsızlık var, işte bu damarların rahatsızlığı oluyor bu. Orda çıkan kanla anında oksijenli kan alır. Şimdi bakın onun yeri çok önemli, şundan dolayı önemli, akciğerden temizlenmiş kan geliyor sol kalbe ve o gönderiliyor vücuda. Bir kere o damarların temizlenmiş kanın akım yolu üzerinde olmuş olması gerekiyor çünkü oksijenli kan getirmesi gerekiyor. Bu daha doğarken biz, yeri mükemmel bir şekilde ayarlanıyor ve yüksek basınçla atardamarın ağzında, çünkü ilerde bir yerde olsa, basınç yüksek olmayacak, kalbe çok geç kan geleceği için kalbimiz zaten kasını sulayamaz çünkü çok büyük bir gerilim var orada, çok büyük bir direnç var. Tam olması gerektiği yerde, tam olması gerektiği şekilde, hatta biraz tıkanıklığı olduğu zaman Allah hastalık durumunu da gösteriyor, özenle yaratılmış hastalıkta, orada hemen kalp krizi ve ölüm meydana geliyor. Yani daha çok var tabi ama anlatmakla bitecek gibi değil, insan mucizesi kitabında Sayın Adnan Bey’in www.harunyahya.net ve www.harunyahya.org sitelerine girerlerse çok detaylı bilgi var. Aklın alacağı gibi değil insan detayları indikçe Allah’ın yaratma sanatını ve imanını artırıyor. Bu bilimsel gerçeklerin bu yüzden çok büyük bir önemi var, sayın seyircilerimizden özellikle tabi rica ediyoruz, bunları okudukça insanın Allah’a olan imanı artıyor, nasıl hayatta kaldı, nasıl korunup kollandı, her an Allah’ın sağlık verdiği, Allah’a nasıl şükretmemiz gerektiği, ne kadar sonsuz bir aklı olduğu Allah’ın ortaya çıkartan deliller bunlar.
SUNUCU: Evet, kesinlikle, Adnan Bey siz neler söyleyeceksiniz, daldınız derin, derin.
ADNAN OKTAR: Türker Alkan’ın bir yazısı var ona bakıyorum. Geçen günler, benle ilgili bir yazı yayınlamış, işte bir kısım bayanların gizli tanık olarakçıkıp aleyhimizde bazı iftiralar atmasını, böyle ballandırarak anlatmış. Vay be neler oluyor tarzında anlatmış. Sonra Türkan Alkan’ın ben diğer yazılarına baktım, başka konularda hiç öyle düşünmüyor. Mesela iddia edilen Ergenekon örgütünün yargılanması konusunda, tam tersine onları savunan bir üslubu var, yani şöyle savunuyor, diyor ki hele şu gizli tanık uygulamasına hiç mi hiç aklım yetmiyor. Yargı, adı sanı belli olmayan kişilerin ifadelerine dayanarak karar vermemelidir. Kardeşim sen nasıl karar verdin o zaman bizim hakkımızda? Yargı mensubu da değilsin sendeğil mi, bize iftirayı atmışsın gazetende, onları doğru kabul etmişsin, tanımadığın, bilmediğin adamların iddialarını, ki hem Ankara DGM’de biz aklandık bu konuda, beraat ettik. Hem Üsküdar Ağır Ceza Mahkemesi’nde aklandık bu bayanların iddialarından.
SUNUCU: Evet, geçtiğimiz günlerde hatta gazetede burada birlikte okumuştuk.
ADNAN OKTAR: Tabi, çok detaylı karar numaralarıyla belirttim. Bakın buna rağmen bizi suçlu göstertmiş, bu bayanların ifadelerini doğru kabul eder bir üslubu var ama konu iddia edilen Ergenekon dosyası olunca bakın neler diyor; “Hele şu gizli tanık uygulamasına hiç mi hiç aklım yatmıyor.” Bak bizde yatmış aklıama orada yatmamış aklı. “Yargı, adı sanı belli olmayan kişilerin ifadelerine dayanarak karar vermemelidir”, sen karar vermişsin. Üstelik yargıç olmadığın halde ve çok ayıp etmişsin. Bakın diyor ki, “3. iddianamedeki en can alıcı suçlamalar yapanların gizli tanıklar olduğunu görüyoruz” iddia edilen Ergenekon örgütü davasını söylüyor. “3. iddianamedeki en can alıcı suçlamaları yapanların”, bak en can alıcı suçlamaları yapanların, bize de en can alıcı, en saygıya uygun olmayan, en çirkin iddiaları yapanlar da bu bayanlar oldu ve beraat ettik ayrıca. Bak, “can alıcı suçlamaları yapanların gizli tanıklar olduğunu görüyoruz, bu tanıkların kişiliklerini, karakterlerini, akıl sağlığını bilmeden söylediklerini nasıl değerlendiririz?” Sen nasıl değerlendirdin peki, yani karakterini tahlil ettin mi sen bu kızların, akıl sağlığını biliyor musun, nasıl bu tapu gibi onun sağlam delil olduğunu bize anlatıyorsun, millete gittin gazetende yaydın, bütün millete anlattın. Diğer internet siteleri de onu heyecanla almışlar, onlar da yayınlamışlar. Ayıptır, yani çok ayıp.Hiç yakışık almıyor, özellikle Türker Alkan’a hiç yakıştıramadım, şu iddia edilen Ergenekon örgütüne gösterttiği şefkati biraz da bize göstertse konu hallolacak. Adnan Hoca oldun mu konu bambaşka oluyor, iddia edilen Ergenekon Örgütü oldu mu konu bambaşka oluyor. Olaya hakkaniyetle ve dürüstçe, samimi yaklaşması lazım. Çok çok ayıp yani çok çok anormal, üstelik bak, beraat ettim ve defalarca takipsizlik aldım. Bakın devletin en üst kurumları bunlar, yani yargıda, DGM eskiye göre DGM diyorum, DGM ayarı Ankara’daki mahkeme, Ağır Ceza Mahkemesi bize beraat verdi ve aynı şekilde Üsküdar Ağır Ceza da beraat verdi. Yani hiç kaale dahi almadı mahkeme, üstünde bile durmadı çünkü tamamen geçersiz iddialar ama Türker Alkan için bu muazzam bir delil olmuş ve diğer internet siteleri için de büyük delil olmuş, yani fikren beni yenemeyince Türker Alkan böyle bir yola tenezzül etmesi hiç yakışık almadı. Darwinizmle ilgili konularda esip savuruyordu daha önce, bizim güçlü delillerimiz, güçlü anlatımımız karşısında bu pagan dinini savunamayacaklarını anladılar, Türker Alkan da anladı savunamayacağını, teslim oldu.
SUNUCU: Peki yasal bir karşılık verecek misiniz?
ADNAN OKTAR: Yasal bir karşılık, ben tabi insanları böyle mağdur durumda bırakmak istemiyorum, yani mesela o genç kızlar da, çocuklara da acıyorum. Çünkü onları tehditle, baskıyla, parayla, pulla kandırılmış insanlar, yani 400 milyar verince bir genç kıza, adam hayatında bir arada toplu görmemiştir, biraz da o bir tanesinin de abisi psikopat zaten. Onu ensest ilişkiye zorlayan bir şahıstı ve tehdit eden bir şahıstı ve kaçmıştı bu kız evden, hatta beni kaçırdılar polise haber verin diye bize de haber gönderdi. Biz de müdahale etmek istedik ama baktık karmakarışık bir ortam var, ortalık biraz yatışsın dedik, bu da zaten koskocaman genç kız yani, yapılı bir kız, kendini korur, gerekeni yapar dedik. Bir şekilde bunu baskı altına alıp parayla, pulla kandırıp, korkutup kendilerine çevirdiler kızı, yani daha önce bu çok perişan durumdaydı, abisinin o hareketi, bunu gayri meşru yönden hem teşvik ediyor, hem de ensest ilişkiye teşvik ediyor. Ruhsatsız silahı var dedi, ondan da çok korkuyor, kaç dedim, evinden kaç dedik, fakat biraz şüpheli de buldum çünkü beni kurtarın diye uzun uzun yazmış. Koskoca genç kızsın, çık kapıdan kaç, bu zor bir şey değil ki.
OKTAR BABUNA: Evet
SUNUCU: En yakın karakola sığın
ADNAN OKTAR: Bir ben ne yapayım, gidip eve Malkoçoğlu gibi basıp evi, alıp kaçıracak halim yok ki, ne yapabilirim ben yani, en fazla ben de polise haber vereceğim yani, 155’e haber vereceğim, bana haber vereceğine 155’e açsana. O bana biraz karanlık geldi, niye yaptığını da anlamadım öyle bir şeyi. Değil mi karakola, polise telefon et, polis anında gelir, devletin memuru. Yani bir şeyler dönüyor, bir oyunlar dönüyor, bir şeyler oluyor ama tam da içinden çıkamadım yani, ben anlayamadım. Ama olayın kökeninde materyalistlerin feci şekilde yenilmeleri var. Yani olayın kökeni hep dönüp dolaşıp oraya geliyor. Çünkü Cumhuriyet de geçenlerde bana esmiş, savurmuş, sonra konunun en sonuna bakıyoruz, zaten konunun direkt sonuna bakıyorum, darwinizme getiriyor sonu, yani kuyruktaki sancıdan kaynaklanıyor, demek ki basmışız kuyruğuna, ayakkabını kaldır diyor kuyruğumdan diyor, ben kaldırmam, daha da fazla basarım ben. Bunun çaresi yok, yani yok hapsettirirmiş de, yok bilmem ne yaparmış da, yani hapsettirirsen devletin güvenli binasına bizi alıyorsun Allah’ın izniyle, ne oluyor, orada da kitap okuyoruz, yine kitap yazıyoruz, yani hapishaneden çekinen insan mıyım, defalarca yattım, çıktım hapishaneden, su gibi ezbere bilirim. Oturup beni bunlarla yıldırmaya hiç kalkmasınlar, işte öldürürüz, asarız, keseriz. Kardeşim keşke şehit etsen, elhamdülillah daha ne, benim aradığım o. Bunların hiçbiri durdurmaz, yüz binlerce, milyonlarca Harun Yahya var. Benim kitaplarım, fikirlerim bütün dünyayı kapladı artık, beni buhar haline getirseler yine kurtulamazlar. Yani bu işin hiç çaresi yok, İslam dünyaya hakim olacak, Mehdi çıkacak, Hz. İsa da nüzul edecek, kader böyle. Bir Adnan Hocaya bin tane Adnan Hoca çıkar, yani öyle bir konu olmaz. Türkiye büyük devlet olacak, büyük millet olacak inşaAllah. Yani sabit durmak veya sabit durmak Allah esirgesin küçülmeyi getirir arkasından, yani bir devletin, bir milletin sürekli büyümesi lazım, gelişmesi lazım. Gelişmezse insan da öyle, mesela gelişmedi mi yaşlanıp ölüyor. Gelişirse genç ve dinç kalıyor, gelişmesi lazım. Onun için Büyük Türkiye her Müslümanın, her Türk gencin idealidir, yani bütün Turani Devletlerin bir araya getirilmesi, Türk devletlerinin bir araya getirilmesi, bir birlik içine girilmesi ve Türk İslam Birliğinin oluşması bütün İslam ülkelerinin, bütün Balkanların, Ermenistan’ın, İsrail’in mutluca ve kardeşçe, dostça, muhabbet içinde, birlik içinde olmaları çok çok güzel olur. Şu gerilime, şu acıya ne gerek var, şu Filistin’de kardeşlerimin çektiği şu acıya bakın. Afganistan’da koyun boğazlanır gibi o garibanlar oralarda gece gündüz bombalanıp boğazlanıyorlar, buna ne gerek var, yani şu acıya ne gerek var şu rezalete, değil mi? Allah’ın izniyle bu belayı, bu acıyı kaldırmak her Müslümanın üzerine farzdır, bu acıyı kaldırmak durumundayız, yoksa bu zulüm devam eder. Mesela Afganistan’da günde 50-100-150 Müslüman öldürülüyor, sanki böyle tavuk kesiliyor. Yani böyle çok alelade, millet normal yemeğini yiyor, çayını içiyor, diyor 200 kişi bombalanmış, ölmüş diyor. Adam komedi filmini fıstık yiyerek seyretmeye devam ediyor yani, hiçbir şey olmamış gibi. Zaten ölmesi gerekiyor onlar için
SUNUCU: Filistin’de de aynı durum söz konusu
ADNAN OKTAR: Filistin de öyle, mahvettiler o çocukları evlerde, ocaklarda, yani nefes aldırmadılar, hatta liderlerini de bombaladılar, yani yeri göğü birbirine kattılar. Kimse oralı olmuyor, yani o yaşlı başlı amcaları öldürdüler, yaşlı başlı dedeleri öldürdüler, anneanneler, küçük çocuklar, kundakta çocuklar, yani birçok insanın umurunda değil. Yine bizim millet hamiyetli,yani Türk milleti hamiyetli, bir şeyler yapmak azmindeler, bunun çözümü birliktir. Bir elin nesi var dediler, iki elin sesi var. Şimdi tek parmağınla yerden ağır bir paketi kaldıramazsın, tek elinle de eh şöyle böyle ama iki elinle asıldı mı kalkıyor. Demek ki birlik olmak gerekiyor. Cenab-ı Allah ne diyor Kuran’da, el birlik Allah’ın dinine sımsıkı sarılın diyor Allah, şeytandan Allah’a sığınırım, ayrılıp dağılmayın diyor, haramdır ayrılmak, ayrılmışlar. Cenab-ı Allah kurşunla kaynatılmış binalar gibi diyor, şeytandan Allah’a sığınırım, birlikte mücadele edeni sever diyor Allah (Saff Suresi, 4), yani lehimlenmiş gibi olun diyor Cenab-ı Allah. Bunlar paramparça olmuşlar, mezhep ayrılıkları, tarikat ayrılıkları, cemaat ayrılıkları, kardeşim ne alaka. Geçenlerde Cübbeli Ahmet çıkmış, verip veriştiriyorŞiilere, Alevilere, Vehhabilere; tertemiz insanlar daha ne istiyorsun. Allah’tan korkuyor, kıbleye dönüyor, namazını kılıyor, abdestini alıyor, helale harama dikkat ediyor. Ne yapıyor da bu insanlar sen böyle bu insanlara bu kadar cephe alıyorsun, cephe alıyorsun demeyim de, yani tavır koyuyorsun inşaAllah yahut değil mi bir ayrı gayrı bir hava veriyorsun. Hepsi bizim kardeşimiz, elhamdülillah hepimiz Müslümanız, la İlahe illAllah, Muhammeden Resulullah dedikten sonra bitti. Böyle oturup ne araştırıyorsun yok Şii, yok Alevi, hepsi birbirinden güzel insanlar.
SUNUCU: Yani Müslüman olmasa bile en nihayetinde insan, bir kere Müslümanlıkta şiddet diye bir şey söz konusu değil, Hıristiyansa da o da kardeşin, niye cana kast ediyorsun, bir mantığı yok.
ADNAN OKTAR: Mesela Mehdi çıkacak, pırasa gibi insanları doğrayacak diyor, sanki böyle sebze şeyi gibi insanları doğruyor. Bir kere Mehdi şefkat insanı. Nereden çıkarıyorsun doğramayı, pırasa gibi doğramadan bahsediyorsun, gebertecek mesela ifadeler çok acayip ifadeler. Mehdi uyuyan kişiyi uyandırmaz diyor Resulullah (SAV), kanda akıtmaz diyor ve hatta damla kan akıtmaz diyor, detay var
OKTAR BABUNA: Burnu bile kanamaz
ADNAN OKTAR: Tabi burnu bile kanamaz diyor kişilerin. Evet
SUNUCU: Geçmişte hangi peygamber bir zulüm etmiş birine, böyle bir şey uygulamış, tarihe dönüp bakmak yeterli
ADNAN OKTAR: Çok acayip ifadeler bunlar, yani sevgiyi, barışı, kardeşliği, muhabbeti savunması gerekir herkesin, her insanın. Cübbeli derken tabi bu kafada olan insanlar yine var, bir tek o değil yani, buradaki yanlışlığı ben açıklıyorum. Bir sevgi noksanlığı var, bir muhabbet noksanlığı var, halbuki Allah’ın yarattığına karşı bizim derin bir sevgimiz olması lazım. Her kim olursa olsun, hayır, dinsiz de olabilir biz ona şefkatle bakarız. Dua ederiz, Allah’tan hidayet dileriz, yani adamı böyle düşman gibi görmeyiz. İnşaAllah, değil mi, o da Allah’ın bir kulu, mason da olabilir, komünist de olabilir, adam inançlarında serbesttir, düşünebilir, düşünmeye kilit vurulmaz değil mi, kilit vurulmaz, dürüstçe de açıklıyor adam, ben böyleyim diyor, dinsizim diyor mesela açıklıyor, ne ise özelliği. Gizlesin mi yani, münafık mı olsun?Açık açık söylüyor. Onun için böyle yani düşünceleri destekleyen bir üslup hiç doğru değil, yani sessiz kalmak da doğru değil, yani mesela o gün HaberTürk’e çıktığında niye böyle söylüyorsun demedi karşısındaki şahıs. Yani niçin mezheplere karşı böyle bir tavır alıyorsun, bu doğru mu, Müslüman kardeşliğinde bu var mı, biz hep bu memleketin insanları değil miyiz, çok fazla bizim Şii, Alevi vatandaşımız var, milyonlarca Alevi vatandaşımız var ve Bektaşi kardeşlerimiz var ki bunlar çok güzel gönül insanlarıdır. Şefkatli, sevecen, insan sevgisinden çok zevk alan, derinlikten, derin düşünmekten çok zevk alan, erdemli olmayı, arif insan olmayı hedefleyen, böyle aşk insanları, kalp insanlarıdır. Bunları elin bir kenarıyla böyle itiyor gibi bir üslup yakışık almaz. Orada halbuki tavır koyması gerekiyordu karşıdaki insanın. Nasıl bir söz bu, böyle şey olur mu, Müslümanlıktaki her şey sevgiye yöneliktir, senin sevgiyle, muhabbetle olaya bakman gerekmiyor mu demen gerekiyordu. Orada sürekli onu öven, onun işte hatasız olduğunu göstertmeye çalışan, onu aklamaya çalışan yoğun bir üslup gördük, tabi hakır hakır yerlere yatıyorlar, gülüyorlar, dini bir konu, İslami bir konu anlatıyor, adam uvunuyor, kendini kaybediyor, onun o gülme krizinin bitmesini bekliyor orada, kalk git kardeşim oradan. Ayıp yapıyorsunuz de, değil mi? Bu yakışmaz, Müslümanlığa yakışmaz, gülünecek bir şey yok, ben Allah’tan, kitaptan bahsediyorum, gülecekseniz gidin komedi filmine git orada gülün, ben komedyen değilim demesi gerekirdi. Demiyor, sonuna kadar orada durdu, bu çok acayip bir durum olmuş oldu, yani bu tebliğ mi, bu örnek hareket mi olmuş oluyor ve çok acayip, yani pasif bir tavır olmuş oluyor, teslimiyetçi, pasif, tavizkar bir üslup olmuş oldu ve hiç yakışık almadı, çok garip oldu. Adam sırf bana karşı diye alıp getirdiler, oraya çıkarttılar, yani çok büyük bir heyecanla; işte Mehdi gelmeyecek, İslam hakim olmayacak, sadece o, zaten onları ilgilendiren kısım oydu, ondan gerisini zaten eğlenme faslı olarak aldılar. Kardeşim, Cübbeli Ahmet Mehdi gelmeyecek deyince, Mehdi gelmeyecek mi yani, bir sürü bunu diyen insan var, profesörler var, alimler ama buna rağmen yer yerinden oynuyor, hepsi bağırıyorlar Mehdi gelmeyecek diye. Niye kriz tutuyor kardeşim sizi, sakin olun bir şey yok.
SUNUCU: Üstelik bunu kim diyebilir ki gelecek, gelmeyecek, yani böyle bir gelmeyecek diye kesin bir şey nasıl söylenebilir ki?
ADNAN OKTAR: Hayır, gelmeyecekse sakin olsun, bir şey yok.
SUNUCU: Yani madem gelmeyecek, sakin ol.
ADNAN OKTAR: Mesela masonlar geçende de anlattım, Hiram Abif’in ahir zamanda yeniden hortlayıp geleceğine inanıyorlar. Ben hiç tedirgin olmuyorum, yani aklımın ucundan bile geçmiyor. Budistler de Buda’nın yeniden döneceğine inanıyorlar, ben hiç tedirgin olmuyorum, milyonlarca Budist var, ben ağzıma dahi almam bu konuyu, hiç izah etmem. Bu ne telaştır kardeşim, bütün milleti bir Mehdi tedirginliği kapladı. Mehdi gelmeyecek, gelmeyecek, sürekli bana yemin ettiriyorlar söz verdiriyorlar, Mehdi değilsin değil mi, evet değilim diyorum. Allah, Allah sinirleri bozuluyor herhalde. Yani artık yüzlerce, binlerce kere demişimdir Mehdi değilim diye, selamün aleyküm Mehdi değilim diyorum, yani artık bunun bir yerde durması lazım. Mehdi gelecek, bunu çaresi yok, kaderde bu, İslam bütün dünyaya hakim olacak, Hz. İsa nüzul edecek, yani boş yere milletin sinirlerinin laçkalaşmasına gerek yok. Böyle Cübbeli Ahmet’lerin şunların, bunların fetvalarıyla Mehdi gelmemezlik etmez, yani öyle lafla, sözle Mehdi durmaz, Hz. İsa iner, durmaz. Resulullah (sav) söylüyor; 7000 yıldır dünyanın ömrü. Cübbeliye mi inanırız, Peygambere (sav) mi inanırız, Peygambere (sav) inanırız tabi ki. Kaç hadis söylemiş; 8 tane. Ve senet gibi ve sahih hadis, kim naklediyor; Suyuti, Suyuti kim, en büyük hadis imamlarından, en muteber alimlerden. Kaç mezhep bunu savunuyor, Hanefi, Hanbeli, Maliki, Şafii ve Şiiler ve Caferiler ve Hıristiyanlar ve Museviler. Ehli kitapta 7000 yıl diyor, hepsi ittifak halinde 7000 yılda. Resulullah ne diyor 5600 yılı geçmiştir. Kardeşim hicri 1430’da olduğumuza göre, ümmetin ömrü en fazla 1500’e kadar.
OKTAR BABUNA: Evet, inşaAllah
ADNAN OKTAR: 1600’ü geçemez. Said Nursi Hazretleri ne diyor; 1545’te de kıyamet kopacak diyor. Bu kadar, çok net, alametler çıktı mı, bütün alametler çıktı, Fırat’ın suyunun kesilmesi, Kabe’de kan akıtılması, Afganistan’ın işgali, ay ve güneş tutulmaları, Lulin kuyruklu yıldızı. Mesela oturuyor İmam Rabbani’den örnek veriyor Cübbeli, niye söylemiyorsun Lulin kuyruklu yıldızın çıktığını. Cübbeli Ahmet’in buradaki hatasını da ben çok şaşırdım, İmam Rabbani çok detaylı olarak belirtiyor Lulin kuyruklu yıldızını, çift uçludur diyor, batıdan doğuya doğru gidecektir diyor, çok parlaktır diyor, bundan hiç bahsetmiyor. Değil mi ve ikinci bin yılda gelecektir diyor, Resulullah (sav)’ın vefatından sonra, ikinci bin yıla çoktan girdik biz.
OKTAR BABUNA: Tam da bu sene çıktı.
ADNAN OKTAR: Tabi. Resulullah ayrıca 7000 yıl diyor. Peygamber efendimiz (SAV) parmağını göstertiyor, ben ve kıyamet ikimiz böyle geldik diyor, yan yana geldik diyor, hadis var. İki ayrı hadis var ve Kütübü Sitte’de bu, sahih hadis kitapları, yani Buhari, Müslim, Tirmizi, İbni Mace, Süneni Nesai, Süneni Davud gibi sahih hadis kitaplarında. Ben ve kıyamet bu şekilde geldik diyor ikimiz yani, başparmağıyla diyor orta parmağını birleştirdi ve bu şekilde göstertti diyor Resulullah (SAV). Kardeşim biz daha nasıl delil verelim. 7000 yıldır ama diyor geçenlerde ağzından kaçırdı, arkasından da hemen düzeltmeye çalıştı, ayet ve hadis yoktur dedi. Peki, biz bunları söylerken hadise dayandırıyoruz, sen neye dayandırıyorsun?
SUNUCU: 28 tane hadis burada hep birlikte Oktar Bey okudu gözümüzün önünde, şimdi nasıl yok diyelim.
ADNAN OKTAR: Hadise dayanmadan bir şey söylenir mi, Ehli Sünnet kaynaklarında bu böyle diyor, İslam kaynaklarında ve Ehli Sünnet kaynaklarında. Hangi Ehli Sünnet alimi yalan söyleyerek, yahut hayali olarak yahut böyle ne bileyim uydurma tarzda bir ifadede bulunur, hangi Ehli Sünnet alimi? İlla ki ya ayete ya hadise dayandırır. Böyle 7000 yıl gibi mühim bir iddiayı hangi Ehli Sünnet alimi böyle hayalinden söyler.: Ki nitekim Taberani’den tut, İmamı Hanbeli’ye, bütün Ehli Sünnet alimleri hadise dayanarak söylemişlerdir, hiç biri hayalinden söylememiştir, bir tek Cübbeli koltuğa dayanarak söylüyor. Ondan geri herkes hadise dayandırarak söylüyor.
SUNUCU: O gün okuduğunuzda da hadislerde tek, farklı farklı hadislerde de tek ortak nokta 7000 yıla işaret etmesiydi.
OKTAR BABUNA: Evet
ADNAN OKTAR: Tabi, hepsi ayrı ayrı, çok net 7000 yıl olduğu, Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri de diyor bunu, bu şekilde açıklıyor, zaten Ehli Sünnet alimlerinden bunun aksini söyleyen hiç kimse yok. Hiçbir mezhep imamı bunun dışında söylememiştir, 7000 yıl çok meşhur bir konudur ve bunla ilgili hadisler de çok meşhurdur. Resulullah (sav)’ın açıklamaları çok meşhurdur ve artı buna ait alametlerin hepsi oluşmuş; ümmeti sen bu şekilde yanlış bilgilendireceksin. Bu sefer de diyor ki, ben ya Mehdi çıkarsa diyor, Mehdi’yi anlayamazsın çünkü bidatlara da alışmışsın bir kere diyor, bunu diyor değil mi. Bak diyor ki, şimdi ben korkuyorum diyor, korkuyorsan niye yaparsın bu işleri, bak ben korkuyorum diyor. Bizim halimiz de ona dönmezse diyor, bak bizim halimiz de ona dönmezse diyor, Mehdi (s.a) beklersin, beklersin, beklersin tam gelir diyor; Allah söyletiyor. Şeriatı, sünneti ortaya koyar, sende alışmışsın diyor, kendisini kastediyor diyor, tabi bidatlara diyor, ondan sonra dersin ki bu o değil, vallahi bu o tehlikedir diyor. Kardeşim yemin ederek söylüyorsun, tehlikedir diyorsun.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah, Allah söyletmiş
ADNAN OKTAR: Bak demek ki bu tehlikenin içine girmişsin sen inşaAllah, Allah söyletiyor. Ama tabi bunlar hadislerde belirtilen olaylardır, yani ahir zamanda Mehdi’ye karşı tavır alacak alimler olacaktır, yani bunu İmam Rabbani bildiriyor, Cübbeli İmam Rabbani’den sürekli örnek veriyor ama İmam Rabbani hakikaten çok büyük, değerli bir alimdir, o bildiriyor. Medine’de diyor, Resulullah (sav)’a soruyorlar, Mehdi nerede çıkacak diyorlar, Medine’de çıkacak diyor, hangi Medine diyorlar, hadis var, İstanbul diyor. Medine şehir demektir. İstanbul çok net, açık diyor. Medine’deki alim, bidatlara alışmış olan alim diyor, Mehdi’yle karşılaştığında, bu bizim dinimizi kaldırdı der diyor, ona karşı tavır alır diyor ve ona karşı mücadele eder diyor, Mehdi de onu etkisiz hale getirir diyor. Yani ahir zamanda bir kısım alimler, Mehdi’ye karşı tavır alacaklar. Bunu ayrıca Ehli Sünnet alimlerinden ünlü birçok alim, kitaplarında belirtiyor, hadisi şeriflerde bu çok detaylı belirtilmiştir. Mesela Muhiddin Arabi Hazretleri mühim bir ehli sünnet alimidir, onun eserinde çok kapsamlı bu konu anlatılıyor, çok uzun hadisi şeriflerle anlatıyor, onun en büyük düşmanı fukaha olacaktır, bir kısım zahir alimleri, bir kısım fukaha alimleri, çünkü diyor, kendi mezheplerin tersine hüküm verdiğini gördüklerinde diyor, ondan hoşlanmayacaklar diyor ama onun gücünden dolayı da diyor, ona karşı gelemeyecekler diyor. Gücünden dolayı, fakat yine de ona da yaltaklanacaklarını belirtiyor, yine de bir şeyler umacaklar ondan diyor, böyle para, imkan falan gibi bir şeyler umacaklar diyor ve sesiz kalacaklar ama kalben ondan nefret edecekler diyor, zahiren kabul edecekler fakat kalben ondan nefret edecekler diyor. Cübbeli’ye dua edelim de inşaAllah o alimlerden olmaz. İnşaAllah, çünkü kendisi de korkuyorum diyor baksana. Şimdi ben korkuyorum diyor, bizim halimiz de ona dönmezse diyor, belki döndü, çoktan döndü. Mehdi (S.A) bak beklersin, beklersin, beklersin, defalarca söylemiş tam gelir diyor, şeriatı, sünneti ortaya koyar, şeriattan kasıt İslam, Kuran. Sünneti ortaya koyar, sende alışmışsın tabi bidatlara diyor, yani uydurma izahlara, olmayan şeylere, ondan sonra dersin ki bu o değil, vallahi bu o tehlikedir diyor.
CİHAT GÜNDOĞDU: Bidat içinde olduğunu da kabul etmiş oluyor.
ADNAN OKTAR: Hayır, yani eğer karşılaşırsa daha Mehdi’yle, karşılaşırsa
SUNUCU: Ona göre daha girmemiş o durumun içine, ona göre daha
ADNAN OKTAR: Bence ya karşılaştı ya da karşılaşmak üzere,
OKTAR BABUNA: Allah söyletti
ADNAN OKTAR: Yani yakın gibi görünüyor ama inşaAllah dua etsin, o halini düzeltsin ve özellikle o 7000 yılla ilgili yemin etti,böyle bir hadis yok dedi, ümmetin ömrü 1500’e kadar diye bir hadis yok, yemin ediyorum dedi. O kefaret gerektiriyor onla ilgili, ya fakirleri doyuracak ya oruç tutacak inşaAllah. Bak mesela diyor ki Kıyamet Alametleri sayfa 163’te, Mehdi Allah’a karşı son derece boyun eğicidir, Allah’tan çok korkuyor, çok dikkatli, ahlak bakımından Peygambere benzer, Resulullah (sav) gibi, onun gibi hem mülayim, hem sevecen, hem biraz şakacı olacaktır Mehdi, Resulullah (sav) öyleydi çünkü inşaAllah. Resulullah (sav)’ın başı büyüktü, büyük bir başı vardı ve çok heybetliydi görünüşü, gören şöyle bir, yani titreme gibi heyecandan garip bir şoka giriyordu, şaşırtıcı bir şoka giriyordu, birçoğunun yüzünü mesh ederek onları açıyordu, bir kısmına şaka yaparak onları açıyordu. Dili tutulanlar oluyordu, onların dudaklarını böyle mesh ederek eliyle, konuşmalarını sağlıyordu, Allah onu vesile ediyordu. Mesela torunları var Hasan ve Hüseyin, biliyorsunuz Mehdi de o soydandır inşaAllah. Onlarla şakalaşıyor, namazda secdeye eğildiğinde Resulullah, Hasan, Hüseyin gelip başına oturuyorlar Peygamberin, çok sevimliler. Sahabelerden bir, ikisi diyor ki bekledim, bekledim diyor, Resulullah bir türlü secdeden kalkmıyor diyor, acaba bir şey mi oldu diye baktım diyor, başının üstünde oturuyor torunu diyor, onun kalkmasını bekliyormuş başından. Onlarla yakalamaca oynuyor, kovalıyor böyle, yakaladığında onları sevip, bağrına basıp, öpüyor, hanımlarıyla kovalamaca oynuyor, şakalaşıyor, ashabıyla şakalaşıyor. Hz. Ali’de çok şakacı, hatta Hz. Ali’nin şakacılığından dolayı Hz. Ömer diyor ki, ben ona halifeliği vermem çünkü çok şakacı o diyor, gerekçesi o. Muhammed b. Hanefi’den rivayet edildi, sayıları bedir ashabı 313 kadardır, Mehdi ehlinin, evvelkiler onları geçemediği gibi, sonrakilerde onlara yetişemediler, bak evvelkiler onları geçemediği gibiYani çok mübarek bir taife, bakın çok acayip bir izah, evvelkiler onları geçemediği gibi, yani o talebeleri geçemedi evvelkiler, sonrakilerde onlara yetişemezler, olağanüstü bir topluluk, onların sayıları Talut ile nehri geçenler kadardır, yani 313. Niçin sizce Mehdi cemaati bu kadar az oluyor, yani şu an Türkiye’deki bütün cemaatler çok kalabalıklar, yani on binleri buluyor, milyonları buluyor, bir tek Mehdi cemaati küçük, ne olabilir sizce?
SUNUCU: Aslında, yani çok göründüğü gibi bir yol değil çünkü bu yol, çok meşakkatli, kalben inanmanız gereken bir yol,
ADNAN OKTAR: Evet
SUNUCU: Diğer belki cemaatlerde farklı şeyler vaat ediliyordu insanlara, insanları çekmek için. Dolayısıyla cazip olan şeye insanlar bir şekilde etrafında toplanır, bir şekilde içine iştirak eder
ADNAN OKTAR: Allahu alem
SUNUCU: Sadece Allah yolu ise vaadiniz, sadece imansa vaadiniz
ADNAN OKTAR: Ve çileliyse
SUNUCU: Evet yani, sadece kalben inananlar etrafınızda olur.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah, bakın diyor ki aralarında kadınların da bulunduğu 314 kişilik bir grup oluştururlar, grup oluşturuyorlar, onlar her zalime galip gelirler. Darwinistler, materyalistler, komünistler, faşistler, içinde tabi zalim olanlarına, masonuna, zulmediyor, kendine de zulmediyor çünkü.Yani, Hakka baş kaldırmak zulümdür, kendine de zulmediyor ama tabi bir kısmını biz kastediyoruz. Onların kalpleri demir gibidir diyor Mehdi talebelerinin, onlar gündüz aslan, gündüz aslana benzetiyor Allah, gece de abiddirler, gece sürekli Allah’ı tebliğ ediyorlar, anlatıyorlar. Mehdi de gecedir faaliyetleri Mehdi’nin, gündüz genellikle gizleniyor Mehdi, ama bir süre sonra zahir olacaktır, gündüz de ortaya çıkacaktır. Bakın ne evvelkiler, ne sonrakiler fedakarlıkta onlara yetişemez. Allah için ailesini terk ediyor, malını mülkünü terk ediyor, çileye de giriyor, hapse de girecekler, şehit de edilecekler, dövülecekler, sövülecekler, hakarete uğrayacaklar, iftiraya uğrayacaklar, azap çekecekler ama asla bu yoldan ayrılmayacaklar, bakın ne diyor Peygamber, ne evvelkiler ne de sonrakiler fedakarlıkta onlara yetişemez. Said Nursi diyor ki, her ne kadar sayıları az da olsa diyor, manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar diyor ve onların özelliği olarak da fedakar olmaları, imanlı olmaları ve sadık olmaları Said Nursi Hazretleri bunu göstertiyor. Hz. Mehdi’ye aralarında kadınların da bulunduğu 314 kişi biat edecektir. Evet bak diyor ki Said Nursi, bu vazifenin istinat ettiği, dayandığı kuvvet ve manevi ordusu yalnız ihlas, yani Allah için hareket eden, sadakat, sadıklar ölümüne Allah izniyle ve tesanüt tam bir dayanışma, küfür açısından ve delalet bunu bir çete olarak görecek, belki bir mafya grubu olarak görecek, bir sapkın grup olarak görecek, anormal olarak görecek. Çünkü Fethullah hoca da, Fethullah Gülen hoca 1979’larda onların diyor talebeleri, kimi diyor mesela babası diyor profesör olacak, kimi diyor bir seçkin insan olacak diyor, kimi başka bir yerden olacak diyor, çok değişik diyor böyle seçkin insanlardan da onların arasına katılanlar olacak diyor ve o ta 79’larda daha Mehdi’nin zuhur yıllarında açıklıyordu Mehdi’yi. Ve hadis kaynaklarını da belirtiyordu, zorlu bir dönemden geçeceğini Mehdi’nin, Mehdiyetin çok zorlu dönemden geçeceğini küçük bir grup halinde olacağını ve gittikçe büyüyeceğini, o Sızıntı dergisinde sürekli anlatırdı. Mesela ilk sayılarında şu an birkaç kişisiniz diyor mesela ilk sayılarında, ama ileriki sayılarda, bak diyor o tohumlar sümbülmendi, gittikçe genişledi, gittikçe güçlendi diyor, ektiğin tohumlar diyor meyvelerini vermeye başladılar diyor, emek verdiğin şeyler artık etrafa ışığını yaymaya başladı diyor, her sayısında öyle bir Mehdiyete övgüsü vardı ama kapalı olarak şiirler şeklinde, yazılar şeklinde anlatırdı Fethullah Hocam, Fethullah Gülen. Hatta çok acayip detaylar verirdi, yani ben hatırlarım, mesela onun yazılarından bir tanesinde diyor, şu anda diyor okulda yalnızsın diyor, koridorlarda yalnız geziyorsun diyor, etrafında diyor düşman bakışları var diyor, ama sen de o sevgi dolu bakışlarınla onları etkisiz hale getiriyorsun diyor. Etrafını böcekler, haşaratlar sarmış diyor ama diyor sen sabırla büyüttüğün bu şeylere devam et diyor onlarla ilgilenmeye, onlara yardımcı olmaya. Cenabı Allah onu bire bin yaptığını, etrafında o başakların açıldığını ve o işte çiçeklerin sümbüllendiğini göreceksin gibi, buna benzer çok güzel izahları vardı. Hatta Molla Caminin diyor istihraç ve istişma mı gibi tam hatırlamam, böyle bir Osmanlıca cümle kullanmış gibi diyor, öyle bir benzetme de yapmış böyle, yani Mehdi’nin İstanbul’da zuhur edeceğini vurgulayan bir üslupla,çok detaylı anlatıyordu, yani Mehdiyeti adeta adım adım takip eden bir üslubu vardı, sonra onu kesti, yıllar sonra kesti, herhalde Mehdiyetin ve Mehdi’nin ona ihtiyacı olmadığını artık düşündü ki ondan sonra durdurdu. Ama adım adım takip ettiği yazılarında hissediliyordu, üslubunda hissediliyordu. İnşaAllah. Bakın diyor ki ihlas, sadakat ve tesanüt; dayanışma sıfatlarına tam sahip olan bir kısım şakirtlerdir, talebelerdir, ne kadar da az olsalar manen bir ordu kadar kuvvetli, kıymetli sayılırlar. Bak, insanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki diyor Resulullah (sav), o zaman da dinine karşı sabırlı olan koru eline alan gibi olacak diyor, yani ateş tutan gibi olacak, yani hapsedilecek, ezilecek, yani dini tam hakkıyla savunanlar her türlü iftiraya uğrayacaklar. Mehdi cemaatinin küçük olmasının nedeni anormal görünmeleridir, yani garip görünecek, Müslümanların gözü bir türlü tutmayacak, yani bunlarda bir anormallik var diyecek, yani bunlar bizim alıştığımız insana benzemiyor, var bunlarda bir şey diyecek. Kimi çeteyle suçlayacak, kimi işte anormal bir eğilimle, kimi Kuran’a uymamakla, kimi sünnete uymamakla çünkü 314-313‘ün hiçbir açıklaması yok, yani bunun dışında bir açıklaması, asrımızda bir açıklaması yok, yani bu kadar küçük kalmasının hiçbir açıklaması yoktur ve Resulullah diyor ki (sav) Mehdi cemaatinden çok sayıda münafık da çıkacak diyor, ayrılanlar olacak diyor, yani çok fazla münafık, muhbirler çıkacak diyor, yani ayrılacaklar onların aleyhine faaliyet yapacaklar diyor Resulullah (sav). Hatta şuna benzetiyor, onlar buğday gibidirler diyor Mehdi talebeleri, onlar da, münafıklar da buğdaya musallat olan kurt gibidir diyor, yani hani buğday ne kadar temiz, kurt tiksinti verir, buğdayı kemirir onlar diyoryani birçok buğdayı böyle o münafıklar etkisiz hale getirecek, kendilerine çekecekler, öldürerek hani, kurt ne yapar, buğdayı yer ve öldürür ve çürütür, yani içlerine girip Müslümanın birçoğunu öyle öldürüp çürütecekler, yani manen öldürmüş oluyor. Fakat diyor Mehdi her seferinde onu temizleyecek, Allah onları temizleyecek diyor, vesile edecek Mehdi’yi, yine kurt musallat olacak diyor, yani münafıklar hiç bırakmayacak o cemaati diyor, sürekli münafık çıkacak ama en sonunda tertemiz buğdaylar kalacak diyor. İşte o Mehdi cemaati, en has cemaattir o.
OKTAR BABUNA: Bir de şeyi hatırlatmıştınız Hocam, ölürler, kimse cenazesine gelmez.
ADNAN OKTAR: Kimse onlarla evlenmez diyor Resulullah (sav), ticaret de yapmazlar diyor, bağlantıyı da keserler diyor, evleri sırtlarındadır diyor, evlerine de gidemezler diyor, yani herkes onlara karşı tavır alır diyor Mehdi cemaatine karşı, yani muazzam zulüm göreceklerdir. Onun için bu övgü var, bakın ne diyor, ayrılanlar da, muhalifler de ona zarar vermeyecek, muhalifler münafıklar yani, ayrılanlar, o cemaatten ayrılanlar, o kendisinden ayrılanlara rağmen muzaffer olarak yoluna devam edecektir diyor, bunu kim söylüyor Peygamber (sav) söylüyor. Hazreti Muaviye bin Kira (r.a)’dan rivayet edilmiştir, ümmetimden bir taife, topluluk kıyamet kopuncaya kadar yardım görmekte devam eder Mehdi cemaati. Kendilerini terk edenlerin ayrılmaları da onlara bir zarar vermez, hiçbir şekilde etkilenmeyecekler inşaAllah. Bakın buradaki övme çok acayiptir, bakın tekrar söylüyorum, ne evvelkiler diyor, bu evvelkiler ne demek biliyor musunuz?
SUNUCU: Daha önceki
ADNAN OKTAR: Herkes, ne de sonrakiler fedakarlıkta onlara yetişemez diyor, bunu Resulullah (sav) söylüyor. Çünkü bu 313 kişi diyor, gece abid, gece ibadet eden kimse, gündüz kahraman niteliğini taşımaktadırlar. Onların sayıları diyor, Talut ve nehri geçenler kadardır. Ayrıca bir daha vurguluyor Peygamberimiz (sav), sayıları Bedir ashabı kadardır diyor 313 kişidir, evet, sonuna kadar o şekilde kalacaklardır, yani insanlar, hatta ulema, fukaha da onlara karşı geliyor diyor Peygamberimiz (sav), yani anormal görecekler, hatta onlarla uğraşacaklar, onlara karşı tavır alacaklar. İşte bütün bunlara rağmen Mehdi ve Mehdiyet devam edecek, o yüzden Mehdi akmeli velayettir, en büyük velidir, yani dünya tarihinin gelmiş geçmiş en büyük velisidir Mehdi. Onun üzerine yok, en büyük velidir ve hateme velidir, en son velidir o. Mehdi’den sonra zaten kıyamet kopuyor. Bakın Mehdi’nin büyüklüğünü anlayın ki, değerini anlayın ki Hz. İsa gibi ulul azim bir peygamber, ulul azim peygamber, onun veziri oluyor. Cenab-ı Allah ona vezir olarak verecek onu, yardımcısı kılıyor. Bak ulul azim bir peygamberi ona yardımcı kılıyor. Ahir zamandaki bütün olaylar Mehdiyet çevresinde döner, yani her olay, mesela sel oldu İstanbul’da, bakın yüzyılın en büyük selidir, Resulullah (sav)’ın belirttiği çok kapsamlı bir hadistir, Mehdi devrinde olacak büyük bir olaydır, büyük bir sel diyor, mesela bu yüzyılın en büyük selidir. Her olay yüzyılın en büyük olayı olmuştur, mesela güneşte patlama olmuştur, yüzyılın en büyük patlaması olmuştur, mesela Kabe 1400 yıldan beri ilk defa basıldı, Mehdi devrinde basıldı ve kan akıtılacak, bir kere olmuştur. Cübbeli birkaç yüzyıl sonra bütün bu alametlerin bir daha olacağı kanaatinde, Resulullah (sav)’ın hadisine göre 7000 yıl diyor. Zaten orada konu bitmiş, Peygamber (sav) çok net ölçü vermiş, ayrıca alametleri de vermiş, alametlerin tamamı çıkmış, binalar, zinalar artacak diyor, hepsini tarif etmiş, yani 150’nin üzerinde alamet var, hepsi oluştu. Tamamı oluştu, onun için yani insanlar zannediyor ki olaylar kendi kendine gelişiyor. Mesela Güneydoğu’daki kan akması olayı, Resulullah (sav) diyor, Fırat’ın suyu kesilecek, bölgede muazzam bir kan akacak diyor bölgede, yani muazzam bir kan akışı olacak diyor, insanlar öldürülecek diyor, tam bölge, bak Fırat’ın çevresinde, terörün en yoğun olduğu yerdir, Resulullah (sav) söylüyor, aynısı çıkıyor. Ahir zaman olaylarının tamamı, mesela büyük depremler, depremlerin artması, hepsi tarif edilmiştir ve Mehdiyet’le iç içe devam edecektir, hiç değişmeden.
SUNUCU: Evet, sohbetimiz çok güzel devam ediyor, ancak maalesef yine bir reklam arası vermek zorundayız
ADNAN OKTAR: Yok, yok çok güzel, güzel derken tabi bir şey diyemeyiz artık
SUNUCU: Mecburen veriyoruz, kısa bir aranın ardından tekrar birlikte olacağız, bizden ayrılmayın efendim.
SUNUCU: Labirent programı tüm hızıyla devam ediyor sayın seyirciler, evet Adnan Bey az önce kısa bir reklam arasıyla sohbetimiz bölünmüştü, buyurun efendim
ADNAN OKTAR: Evet, ahir zamanda çok mühim, ehemmiyetli olaylar oluyor, insanlar bunları görmemezlikten gelmemesi gerekir. Cenabı Allah çok mühim işaretler meydana getiriyor, mesela bu sel olayı çok büyük bir olaydır. Çok ehemmiyetli bir işarettir, orada şehit olanlara Allah’tan rahmet diliyorum. Allah cennetlerini genişletsin, güzelleştirsin, daha da güzelleştirsin, maddi kaybı olanlara da Cenabı Allah her türlü imkanı sağlasın. Onlar bizin canımız kardeşlerimiz inşaAllah, devletimiz de inşaAllah onlara gereken desteği, yardımı yapar. Milletimiz de kendi aramızda bir fon oluşturup oradaki kardeşlerimizin mağduriyetini giderebiliriz. Fakat bu ahir zamanda olacağı belirtilen Resulullah (sav)’ın belirttiği bir olaydır, öyle kendi kendine, hava ısınmasıyla, yok küresel ısınmadan, küresel delinmeden, şundan bundan bu olaylar olmuyor. Daha önce bu iddiaların boşluğunu da anlamış oldular çünkü dediler yağmurlar, işte küresel ısınmadan dolayı kesildi dediler, bakın yağmurlar nasıl yağıyor. Hani yağmur yağmıyordu? Hatta yağmur yağmasından zarara girecekler diyor Resulullah (sav), yani binalar yıkılacak, çok büyük olaylar olacak diyor, önce yağmurlar kesilecek ve hemen arkasından yağmurlar başlayacak, yoğunlaşacak diyor ve verdiği zamanda tam, tam tarif edilen zamanda. Tabi ve ondan önce de diyor bir ekonomik krizden bahsediyor, ekonomik kriz de başladı. Tabi çok manidardır bu. Mesela diyor ki, sonra Medine sarsılacak diyor, münafıkları içinden atacaktır, orada halis Müslümanlar kalacak, bilahare ve devam ediyor, yani Mehdi’nin bulunduğu şehirde olaylar olacağı fakat münafıkların o topluluk içersinden atılacağı belirtiliyor, Peygamber Efendimiz (sav) bunu belirtiyor, demin anlattığım konudur bu. Mesela “gaybı ancak Allah bilir, bu hadisi bir tefrişi olmak gerektirir ki diyor, İsa Aleyhisselam’ı nuru iman, imanın ışığıyla tanıyan ve tabii olan cemaati ruhaniyeyi mücahidin”, yani Allah yolunda mücadele eden insanların topluluğu, “deccalın mektepçe ve askerce, ilmi ve maddi ordularına nispeten çok az ve küçük olmasına işaret ve kinayedir.” Demek ki Hazreti İsa’nın talebeleri de okullarda ve dünya okullarında ve askeri birimlere yönelik bir çalışma yapacak, yani dünya liderlerine yönelik çalışma yapacak, mesela başbakanlar, bakanlar, genelkurmay başkanları, çeşitli ülkelerin, mesela Amerika’nın, Avrupa’nın yahut başka ülkelerin, yani seçkin kesime ve güç kesimine karşı bir mücadele yapacağı anlaşılıyor. “Hz. İsa Aleyhisselam deccal ile mücadelesi zamanında on arşın yukarı atlayıp sonra kılıncı onun dizine yetiştirebilir derecesinde vücutça o derece deccalın heykeli Hz. İsa’dan büyüktür diye mealinde rivayet var. Demek ki Hz. İsa Aleyhisselam on, belki yirmi misli yüksek kametli, boylu olmak lazım” diyor, yani burada bundan kastedilen şey diyor, deccaliyet kat kat fazla olacaktır diyor, darwinist, materyalist sistemin okulları, mektepleri, imkanları muazzam olacaktır diyor fakat Hz. İsa’nın cemaati çok çok küçük olacaktır diyor, ama buna rağmen onlar da çok başarılı olacaklar.O cemaat de, yani Hz. İsa’nın cemaati de çok başarılı olacak, onu belirtiyor.
OKTAR BABUNA: Onun sayısı bildiriliyor mu Hocam,
ADNAN OKTAR: Efendim?
OKTAR BABUNA: İsa cemaatinin sayısı
ADNAN OKTAR: O daha yüksek, 1500 civarında
OKTAR BABUNA: Öyle mi, inşaAllah
CİHAT GÜNDOĞDU: Maşallah
OKTAR BABUNA: O içine geldiği Müslümanlığa benzer Hıristiyan topluluktan olan bir cemaat mi inşaAllah?
ADNAN OKTAR: Evet onlar da kadınlardan ve erkelerden oluşacak diyor, önce bir Müslümanlığı andıracak bir Hıristiyan topluluk içine gelecek diyor Hz. İsa geldiği vakit. Onu uyur halde bırakacaklar Hz. İsa Aleyhisselam’ı, Cenab-ı Allah uyur halde onu bırakacak, kalktığında, onun kıyafetlerinden, görünümünden şüphelenecekler, yani geçmişini bilmemesinden etrafındaki insanlar, aynı o devre ait üzerindeki parası, aynası, tarağı, yani o orijinal haliyle bırakılacak Cenabı Allah. Uyku halindeyken bırakılacak ama geçmişini hiç hatırlamayacak Hz. İsa (A.S). Sonradan O’nun Hz. İsa (A.S) olduğuna kesin kanaatleri gelecek etrafındaki insanların çünkü hem vahiy alacak hem mucize göstertecek, yani zamanla anlaşılacak. O’da sonradan hem İncil’i hem Kuran’ı hem Tevrat’ı inceleyecek. Fakat tabi orada Kuran çok açık, Hak kitap olduğu görüldüğü için Kuran’a tabi olacak ve bütün Hıristiyan alemini de Müslüman yapacak. Kuran’ın, zaten üç ayet var biliyorsunuz. Bir ayette, O, kıyamet için bir alamettir diyor Hz. İsa için. Bakın Kuran’da bütün Peygamberlerden bahseder ama hiçbir peygamber için O kıyamet alametidir dememiştir, bizim Peygamberimiz (sav) dahil. Hiç kimseye denmemiştir, bir tek ona denmiştir. Bakın diyor ki Cenab-ı Allah bir tek yine O’nun için, Sana uyanları diyor Hz. İsa’ya, kıyamete kadar diyor, dünyaya hakim edeceğim diyor. Bu ne demektir? Dünya hakimiyeti. Bunun için Hz. İsa’nın gelmesi gerekir. Çünkü onun zamanında 12 kişi vardı ona uyan, Hz. İsa’ya uyan. Çok az bir insan topluluğu. 12 kişi. Ama bu kere diyor Allah dünyaya hakim edeceğim. Allah bir müjde daha veriyor. Ehli Kitaptan diyor, bakın Cenabı Allah gücünü göstertiyor Cenabı Allah, sana iman etmedik hiçbir fert kalmayacak, tek bir kişi kalmayacak herkesi iman ettireceğim diyor. Bakın o devirde 12 kişi iman ediyor. On binlerce, yüz binlerce insan var. Kimse iman etmiyor. 12 kişi iman ediyor ama bakın bu gelişinde ehli kitaptan sana iman etmedik bir kişi bırakmayacağım diyor Allah. Hepsini iman ettireceğim diyor, Kuran ayeti bu. Yani 3 ayette net Hz. İsa’nın geleceğini anlıyoruz, çünkü hiçbir peygamber için böyle bir ifade yok. Mesela deccal hakkında bilgi veriliyor, sonra deccal çıkacak, beraberinde bir ırmak ve ateş bulunacak, ateşine düşenin sevabı vacip olacak, iman edip ırmağına düşenin ise günahı vacip olacaktır. Şüphesiz beraberinde bir cennet ve cehennem diye isimlendirdiği iki ırmak bulunması onun fitnesidir. Mesela, şimdi Darwinizme uyduğunda dinle alakası olmadığında bir insan, İslam’a uymadığında böyle hani onların tabiriyle çapkın konumunda olmuş oluyor. Mesela diyor gece diyor geç saatlere kadar beraber içti diyor, yeni arkadaşıyla beraberdi diyor, mesela kız arkadaşıyla, diyor işte gömlek değiştirir gibi de arkadaş değiştiriyor diyor. Mesela iftiharla anlatıyor. Ve onların işte cinsel hayatlarını anlatıyor. Bir şeyler anlatıyor. Ama ana özelliği şartı şu, darwinist olacak, yani Darwin’i savunacak ve materyalist olacak. Mesela Yiğit Bulut biliyorsunuz, darwinizme karşı olduğunu ima eden bir üslup, bir üslup geliştirdi ki yani ortalı gibi de konuştu. Buna rağmen adeta çıldırdı büyük bir kitle, sen ne yapıyorsun, ne ediyorsun falan, ne oluyor böyle. Nereye gidiyoruz gibisinden. İkinci kere yaparsan sen bittin dediler, yani ona benzer bir üslup kullandılar. İşte bu ahir zamanın bir vasfıdır, aynı şekilde deccal de böyle yapacaktır, yani materyalizmi savunmayan, darwinizmi savunmayan, ateizmi savunmayanlara bütün yollarını kapatacaktır. Mesela üniversitelerde bir öğrenci, ben Allah’a inanıyorum, Darwin’e inanmıyorum dedi mi, onun doçent olması, profesör olması diye bir konudan bahsedemezsin, yani bilinir bu. Deccaliyeti de dünyada masonluk temsil ediyor, yani biliyorsunuz masonların bir piramiti vardır. Orada bir göz vardır, deccal de tek gözlüdür, yani onların en mühim alametidir bu, bütün mason localarında her yerde o tek göz vardır. Yani duvarlarda, her yerde vardır. Hatta sen bir ara araştırmıştın.
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet
ADNAN OKTAR: Bayağı incelemişti. O tek göze Peygamber Efendimiz (sav) de diyor, deccal tek gözlüdür diyor, yani o tek göze çok önem veriyorlar onlar. Ama kendisine uymayan oldu mu, mesela antidarwinist, antimateryalistsin, dini savunuyorsun, İslam’ı savunuyorsun, o zaman ne çeteliğin kalır, ne mafyalığın kalır, ne sapkınlığın kalır. Artık işte aklına ne gelirse. Akıl hastanesinden tut başka şeyden çık, dünyada aklına gelecek bütün suçlamaları alır o insanlar. Çünkü biz de nasiplendik, biliyorsunuz.
OKTAR BABUNA: Kokain dediler.
ADNAN OKTAR: Kokain, işte tecavüz, bilmem ne, şu bu akla gelen her şey. Hepsini ispat ettik. Ama buna rağmen ispat etmek de kurtarmıyor. Mesela bakın demin okuduk. Türker Alkan’ın konuşmalarını, ben darwinist olsam Türker Alkan bunları konuşur mu? Bakın iddia edilen Ergenekon Örgütüne gösterttiği şefkate bakın, hele şu gizli tanık uygulamasına hiç mi hiç aklım yatmıyor. Bakın hiç de demiyor bakın, hiç mi hiç aklım yatmıyor diyor gizli tanık uygulamasına ama bizde tamı tamına yatmış ama yani tam anlamıyla yatmış, bizle ilgili uzun uzun bir döktürmüş. “Yargı, adı sanı belli olmayan kişilerin ifadelerine dayanarak karar vermemelidir. 3. İddianamedeki en can alıcı suçlamaları yapanların gizli tanıklar olduğunu görüyoruz. Bu tanıkların kişiliklerini, karakterlerini, akıl sağlığını bilmeden söylediklerine nasıl değerlendiririz” diyor ama kendisi böyle tapu gibi görmüş, yani devlet tapusu gibi çok sağlam kaynak olarak görmüş ve ahkam kesiyordeğil mi? Onunla hüküm vermiş bizimle ilgili ve bütün internet siteleri de coşmuş şekilde anlatıyorlar. Dürüst ve samimi olması lazım ve üstelik yargıyla aklandığımız halde, Ağır Ceza Mahkemesinde aklandığımız halde bunu yapıyor, yani bir de olmadığını düşün, bir de olmadığını düşün. Artık ince saz başlayacak demektir, dinle sabaha kadar yani, Allah vermesin. Tabi onda da hayır vardır, ben diyorum beşer beşer, onar onar gelsinler. İsterse desin işte yüz bin kişiyle yattı desin, bilmem ne desin, ne diyorsa desin. Ben onlardan etkilenmem. Yani akıl hastası da dediler, ruhen ve bedenen sağlıklı olduğumu Askeri Hastanede ve Adli Tıp’ta ispat edince zınk diye durdular inşaAllah. Ama ispat etmesek dahi etkilenmezdim, yani öyle bir raporum olmasa da etkilenmem. Deli desinler ben iftihar ederim, daha da hoşuma gider, bütün peygamberlere denmiş, Resulullah (sav)’a denmiş. Bana denmesi zaten iftihar, şeref sebebi benim için. Doktorum biraz da sen imani konuları anlat, ben ahir zamanı anlattım bayağı.
CİHAT GÜNDOĞDU: Adnan Bey’in bahsettiği gibi bir Kuran ayetinde Cenab-ı Allah şöyle buyuruyor müminleri tarif ederken, onlar kınayanın kınamasından korkmazlar diye buyuruyor inşaAllah. O yüzden Adnan Bey’in de zaten hiç etkilenmemesi zaten bu ayetin açıklaması olmuş oluyor.
SUNUCU: Açıklaması olmuş oluyor.
OKTAR BABUNA: Tabi darwinizmle yapılan mücadele hakikaten çok önemli. Öyle olduğu için zaten Adnan Bey tarif etti, darwinist diktatörlük var dünyada, bu pagan dini çok açık, putperest bir din, Sümerlerden kalma ta eskilere giden. Her şekliyle ispat ettiğiniz halde, direnmeye çalışan ama gittikçede zayıflıyor, bakın İngiltere’de de bir kamuoyu yoklaması oldu, Yaratılış Atlası’yla 250 milyon fosil deşifre olunca bunları saklıyorlardı, gerçekten saklıyorlardı bakın müzede, Amerika’da Smithsonian Museum diye çok ünlü bir müze var. Bunun müdürü Kambriyen Patlaması denen bir dönem var. Canlıların 540 milyon yıl önce, 3 tane canlı grubu hariç, 47 tane daha 50 grup var o dönemde ortaya çıkan, 47 tanesi birden bire ortaya çıkıyor. Evrime göre atası olacak değil mi güya yavaş yavaş gelişecek ya, patolojik ara geçiş formları olacak, hiç yok, birden bire ortaya çıkıyor, yani bunu Darwin’de o dönem teşhis ediyor hatta, o kadar eski olduğunu tahmin edemiyor sadece. Silüryen dönemi diye bir döneme ait olduğunu zannediyor böyle. Bilse 540 milyon yıl önce olduğunu tamamen reddeder.
CİHAT GÜNDOĞDU: 60 bin yıl öncesine ait olduğunu zannediyor.
OKTAR BABUNA: Evet, ne yapıyor müze müdürü biliyor musunuz? 70 yıl saklanıyor bu fosiller ta ki Müze müdürü ölüyor, giriyorlar arşive bir bakıyorlar, Kambriyen dönemi diye bir dönemden canlılar birden bire ortaya çıkmış, fosiller çıkıyor. Niye? Çünkü darwinizmi yalanlıyor da ondan. Sırf bu mu? Mesela sahtekarlıklar yapıyorlar. Alıyor insanın kafatasını maymunun çene kemiğine ekliyor, bu 50 yıl boyunca bakın, 40 yıldan fazla İngiltere’nin en büyük Doğa Tarihi Müzesinde sergilendi, 500’den fazla eser yazılıyor bununla ilgili
CİHAT GÜNDOĞDU: British Museum’da, bir tane diş buluyorlar Nebraska’da, Amerika’da, tek bir diş buluyorlar, bu dişten yola çıkarak diyorlar ki buna bir isim verelim, Hesperopithecus haroldcooki diye bir isim veriyorlar buna, bu bir insanın atası, yarı insan yarı maymuna aittir diyorlar. Hatta bununla ilgili böyle çizimler yapıyorlar. Hatta kendisinden vazgeçip ailesini de çiziyorlar.
SUNUCU: İsim insana ait olacak gibi bir isim değilmiş.
CİHAT GÜNDOĞDU: Karısı, eşini de, çocuğunu da çiziyorlar. İşte ayakta nasıl duruyormuş, nasıl besleniyormuş bunlara varıncaya dek
SUNUCU: Ama kalıntı yok.
CİHAT GÜNDOĞDU: Tek bir diş.
SUNUCU: Tek dişten bütün aileyi çıkartıyorlar.
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet, daha sonra, sonradan anlaşılıyor ki çevredeki diğer kemiklerde bulununca yıllar sonra, anlaşılıyor ki o ne bir insana ait, ne de bir şempanzeye, maymuna ait olmadığı anlaşılıyor, ancak bir yaban domuzuna ait olduğu anlaşılıyor. Bundan sonra Hesperopithecus haroldcooki ya da Nebraska Adamı dedikleri fosil, sözde fosil Nebraska domuzu diye de anılıyor artık tarihte.
OKTAR BABUNA: Bunun gibi çok sahtekarlıklar var, bunlar sadece birkaç tanesi. Şimdi düşünelim, eğer evrim onların iddia ettiği gibi bir bilimsel bir gerçek tarafı olsa, sahtekarlık olur mu, olmaz. Her taraf delilleriyle dolu olur, değil mi? Hiçbir tane delil yok, bunun için sahtekarlık yapılıyor, yani şimdi bu da şunu gösteriyor, bile bile yalan söylüyorlar. Evrimin olmadığını biliyor ki adam sahtekarlık yapıyor. Alıyor insan kafatasını, çene kemiğini takıyor ona, birazda eskitip eyeleyip böyle, bir şeye batırıyor, alıyorlar onu da müzeye koyuyorlar, al işte sizin atanız diye böyle. 50 yıl insanlar gidip, on binlerce insan ziyaret ediyor, bunu 500 tane makale yazılıyor. İşte insanlar böyle kandırılıyor. Diyorlar ki Nature dergisinde, Science dergisinde, işte Nature dergisinde, Science dergisinde çıkan makaleler böyle sahte, tamamen gerçekleri çarpıtma üzerine kurulmuş ifadelere dayalı bir makaleler zaten evrimi savunan.
CİHAT GÜNDOĞDU: Darwinistlere göre
OKTAR BABUNA: Mesela bakın örnek için de çıkardım, çok güzel bir canlı bu maşaAllah, günümüzde yaşıyor.
SUNUCU: Çok güzel değişik bir canlı, dikkatimi çekti.
OKTAR BABUNA: Bu bir el balığı, okyanusun derinliklerinde yaşıyor. Bakın yüzgeçlerine, ön yüzgeçleri ayak gibi. Nitekim okyanusun derinliklerinde tabanda yürüyebiliyor. Buna el balığı deniliyor. Şimdi bunu canlı olmasaydı, bunun böyle milyonlarca yıllık fosilleri var. Bunun fosilini bulsalardı ve balıkta günümüzde yaşamıyor olsaydı, nesli tükenmiş olsaydı, ne yapacaklardı, hah diyeceklerdi, işte bakın balık yürüyor, karaya çıkmaya hazır, ayakları gelişmiş, ara geçiş formu, hadi size evrim.
SUNUCU: Tabi,
ADNAN OKTAR: Yani balıklarla, ıstakozlarla masada toplanıp yemek yiyeceğiz, sohbet edeceğiz, değil mi kurbağalarla?
OKTAR BABUNA: İnşaAllah
SUNUCU: Ama olur yani dişten, domuzun dişinden türetilebiliyorsa, bu hayvanın ayakları da varmış, neden olmasın.
OKTAR BABUNA: Domuzun dişinden ailesini çizmişler, o resimler kitaplarda basılıyor,
SUNUCU: Tabii aile çıkmış pardon evet, evet.
OKTAR BABUNA: Şimdi bütün o çizimler hayali. Mesela insanlarımız görüyorlar ya, yarı insan yarı maymun gibi garip böyle varlıkların resimleri oluyor ya böyle tüylü, hiç alakası yok. Öyle canlı varlıklar hiç yaşamadı. Bunlar ne yapıyor? Bir parça kemik buluyor, şöyle şu kadar bazen, bunun üzerinden hayali çizimler...
SUNUCU: İskeleti oluşturuyor.
OKTAR BABUNA: Tabi yani
CİHAT GÜNDOĞDU: Dogmatik, hayallerindeki sözde işte tesadüflerle nasıl oluşabilir hikayelerini, masallarını ona bina ediyorlar.
ADNAN OKTAR: Bu Gürcistan’da bulunan kafatası nedir? Haberiniz var mı ondan?
OKTAR BABUNA: Var, bugün gördüm evet.
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet, o bir Homoelektus diye sınıflandırdıkları yarı insan yarı maymun diye söyledikleri bir fosil.
OKTAR BABUNA: Tam insan ama onun da yakın zamana kadar sizin kitabınızda da var zaten Homoelektus’un tam şeyde bittiği, yani insan zaten. Böyle insanları alıp böyle, işte nesli tükenmiş insanları yutturmaya kalkıyorlar, yapılan bundan ibaret.
ADNAN OKTAR: Ama şimdi şöyle de bir hata da oluyor, Gibon goril cinsleri, maymun ve şebek cinsleri o kadar fazla ki çeşitleri, bir kısmı insana çok aşırı benziyor. Yani yapı olarak, kafa olarak, görünüm olarak, hatta ayakta yürüyenler var. Mesela geçenlerde şempanze filmi vardı. Bayağı adam yani adam, şaşkın şaşkın bakıyor, dikkatlice izliyor, yemek yiyor, mesela muzu dikkatlice soyuyor, atışı falan, sinirlenmeleri. Oturup kalkması, yani bildiğin insan, normal insan, bedenen de çok çok benzeyenleri var yani, daha da insanı çok andıran maymunlar var. Şimdi bunları bulduğunda bunların sigortası atıyor, tamam diyorlar, insanın atasını bulduk diyorlar. Halbuki yani burada asıl olan ruh sahibi olmasıdır, yani ruh sahibi değilse, yoksa insana çok çok çok benzeyen maymun da olabilir, yani aşırı, hatta birebir insan gibi olan maymun da olabilir. Bu insan olduğunu göstermez, yani ruhu olmadı mı maymundur o. Mesela bir insan düşünün daldan dala insan görünümünde ama tırmanıyor, yerin altına giriyor, toprağı eşeliyor falan, hayvandır o insan değildir. İnsanı insan yapan ruhudur, yani biraz tüyünün eksik olması, yani al sana insan; böyle bir konu yok, yani o zaman biraz tüyü fazla olan insanı insan kabul etmemeleri lazım. Değil mi? Sen maymunsun diye adamı o zaman mahkemede hiçbir şeyle; vergi borcu falan da olmaması lazım, adamın bankadan para çekememesi lazım, çünkü sen maymunsun demeleri lazım. Olur mu öyle şey, ruh sahibi olması, yani konuşması, düşünmesi, muhakeme ve yargısı olmasından dolayı biz ona insan diyoruz. Yoksa mesela tıpatıp maymun görünümündedir de ama konuşuyordur adam, profesördür, anlatır, yer, içer; bu insandır, biz buna maymun demeyiz ama aynı insandır fakat tam tipik bir maymundur, yani değil mi maymun hayatı yaşar, çok benzer, o da maymundur, insan değildir o. Yani ruhtan dolayı, bunu bir türlü çıkaramıyorlar. Halbuki goril ve gibon cinslerinde, öbür şempanze cinslerinde, primat cinslerinde insana çok benzeyen, çok fazla varlık var. 100 hayvan türünden, 99 türü neredeyse kaybolmuştur, bir türü kalmıştır, yani çok fazla tür olmasından bunların sigortalarında karmaşa oluyor. Çünkü mesela kediye benzer o kadar çok hayvan var ki, mesela onun küçüğü var, daha küçüğü, daha büyüğü var. Onların fosillerini buldun mu ama hep mükemmel hayvanlar, yani hep bitmiş hayvanlar, ara fosil değil. Onları bir araya getirip diziyorlar, hani çocuklara var ya böyle zeka oyunları falan, o zaman diziyor, tamam diyor, ben bunun atalarını buldum diyor. Mesela atta da öyle, atın sıralamasında önce bir dizilim yapıyor, ata çok benzeyen birçok hayvan türü var. Bak diyor, tamam ben atın atasını buldum diyor. Başka bir profesör geliyor, ya diyor ben daha değişik, daha da güzel bir şey buldum diyor, onun sıralaması daha başka. O da bambaşka hayvanlardan yapmış ama hakikaten tablo mükemmel görünüş. Bunun gibi o kadar çok tablo var ki atla ilgili, her önüne gelen bir tane yapıyor. Çünkü fosil çok, yani at cinsi, ata benzeyen, çok fazla hayvan yaşmış ve bunlar soyu zamanla tükenmiş bu hayvanların. Ama hep mükemmel ve kusursuz varlıklar, yani dört dörtlük hayvanlar. Bunların kurnazlığı, yani böyle biraz şark kurnazlığıyla, biraz da böyle garp kurnazlığını karıştırmışlar, kendilerince oyun yapıyorlar, mükemmel hayvanları dizerek ara fosil gibi göstertiyorlar. Halbuki defalarca söyledik ara fosil dedin miydi, dediğimizde muazzam bir patoloji olması lazım, yani çok yoğun patoloji olması lazım. Yani kulağında, gözünde, burnunda, hem simetrik bozukluk hem de abartılı patoloji ve çok bol miktarda bulmamız gerekiyor.
SUNUCU: Ki bu süreçte takip edip en son gelişmiş halini de gösterebilmemiz lazım ki, hani bu, bunun ara fosilidir diyebilelim.
ADNAN OKTAR: Tabi, yani mesela bir bacağı sırtında olması lazım, efendim kolu kafasında olması lazım, gözü karnında olması lazım. Karmakarışık olacak ki yine buna rağmen kurtarmıyor ama yine onların mantığı açısından olaya bir delil olarak anlamaları için söylüyorum, en az böyle olması gerekiyor. Çünkü sen mutasyondan bahsediyorsun. Mutasyonun canlıyı sürekli tahrip ettiğini söylüyorsun, yani genlerini bozduğunu söylüyorsun. Bozdu mu anormal şeyler olması gerekir. Nerde bu anormal varlıklar? Hepsi mükemmel, buyur devam et.
OKTAR BABUNA: Estağfirullah, açıklamıştınız zaten.
SUNUCU: Ben şu canlıya çok şey yaptım mükemmelliği karşısında
ADNAN OKTAR: Yani mesela jilet gibi kerata tabi, maşaAllah bakın.
SUNUCU: Örnek.
OKTAR BABUNA: İşte bu birdenbire ortay çıkıyor, 540 milyon yıllık.
ADNAN OKTAR: Evet
SUNUCU: Bu kadar üstünde gözü, ayakları falan
ADNAN OKTAR: Bakın, 540 milyon yıllık, gözleri böyle inci gibi acayip düzgün, yakından bakan görülebilir.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah
ADNAN OKTAR: Yani mükemmel bir düzgünlükte, incecik ve çok simetrik bir düzgünlükle dizilmiş ve her yerde birer tane merceği var. Mercekler tam odaklanarak ilgili yere görüntüyü düşürüyor. Oradan sinirler alıyor beynine götürüyor ve hayvan bunu görüyor ve bu dönemde de oturmuşlar gözün, ilkel gözün gelişmesinden bahsediyorlar. Daha ilkel göz diyor yeni yeni gelişti, o devirde adam atı alan Üsküdar’ı geçmiş, adamın mükemmel gözü var.
SUNUCU: Tabi, Cihat Bey Siz söylemiştiniz galiba bizim göz sistemimizden daha ileri bir sistem.
CİHAT GÜNDOĞDU: İleri bir sistem.
ADNAN OKTAR: Tabi, yani muazzam bir yapısı var, tabi.
CİHAT GÜNDOĞDU: Bütün canlılarda şu anki canlılarda hep tek lens varken bunda çift göz, çift lens sistemi var
SUNUCU: Şimdi bu canlıya nasıl diyelim ki hani tesadüfi oluştu, bu hale geldi nasıl diyelim, hani bunun önceki hali o zaman
ADNAN OKTAR: Hayır simetriye, düzgünlüğe, mükemmelliğe bakın, bakın yani kusursuz bir simetri var, yani mutasyon buraya vurmuş, mükemmellik yapmış, buraya vurmuş mükemmellik yapmış. Bu gözündeki bütün mercekleri teker teker mükemmel yapmış, oradaki mercekleri de teker teker mükemmel yapmış. Bu kadar küçük bir merceğin oluşabilmesi ne demek biliyor musunuz siz, yani modern teknolojiyle elde edemezsiniz siz bu merceği,bu küçüklükte, bu kalitede mercek elde edemezsiniz siz yani acayip bozuk olur ve her göze ayrı bir mercek ve optik ayarlama sistemleri ve tam ilgili yerlere görüntüyü düşürüyorve onun beynine götürüyor ve hayvan da görüyor. Ayakları mükemmel, yürüyüş sistemi mükemmel, sinir sistemi mükemmel, sindirim sistemi var hayvanın, her şeyi mükemmel ve 540 milyon yıl önce böyle bu hayvan.
SUNUCU: Ve suyun altında
ADNAN OKTAR: Evet
SUNUCU: O şekli ile yaşayabilir, öyle bir solunum sistemine de sahip aynı zamanda.
CİHAT GÜNDOĞDU: Bu bir tane örnek. Bunun gibi pek çok canlı türü var, o sırada beraber bununla yaşayan, aynı dönemde yaşayan, hepsi böyle kompleks vücut sistemlerine sahip.
ADNAN OKTAR: Bunların arkadaşları var yine başka, acayip yakışıklılar, böyle süslü püslü, kafada, gözde ama çok simetrik, acayip düzgün süsleri var, yani hayret edeceğiniz şekilde
SUNUCU: Bir istiridye kabuğumuz vardı bizim, onu da şuradan arkadaşınızdan rica edebilirsek
ADNAN OKTAR: Evet
OKTAR BABUNA: İşte bu saklanan fosillerden bir tanesi bu
SUNUCU: Evet, bakın aynı şekilde
ADNAN OKTAR: Bu da milyonlarca yıllık
OKTAR BABUNA: Evet
CİHAT GÜNDOĞDU: Çok eski bir fosil bu
SUNUCU: Şöyle de göstereyim, görebiliyor musunuz?
ADNAN OKTAR: Mutasyon dediğin yamultur, bu çizgileri böyle düzgün bırakmaz, yani simetri dinlemez, mutasyon simetri düşmanıdır, yani tuttu mu büker, bozar, kırar, yıkar, atar
SUNUCU: Şöyle kaldırayım mı, hareket ettireyim mi, iyi midir?
ADNAN OKTAR: Ki yani bu en basiti düşünün, yani en basit canlılardandır, buna rağmen, bakın üzerindeki çizgilerin düzgünlüğüne bakın
OKTAR BABUNA: MaşaAllah
SUNUCU: Evet
ADNAN OKTAR: Görüyor musunuz yani, hayır şu çizgileri ayrı bir düzgün, bir de ara çizgileri ince ince çok düzgün ve hayvanın sindirim sistemi var, sinir sistemi var, kan sistemi var değil mi? Mesela yiyeceği yakalamayı biliyor, beslenmeyi biliyor, mesela zararlı yiyeceği yemiyor, ayırt ediyor, faydalı yiyeceği de fark ediyor yani çok çok mükemmel bir hayvan. Yüz milyonlarca seneden beri hiçbir değişikliğe uğramamış.
CİHAT GÜNDOĞDU: Özel asitler üretiyor sindirim amaçlı olarak. Kapağın bir menteşe şeklinde bir kapanma sistemi var özel, içine bir canlı girdiğinde hemen kapanacak şekilde.
ADNAN OKTAR: Tabi
CİHAT GÜNDOĞDU: Hiçbir şekilde tesadüf değil.
SUNUCU: Evet, bir savunma mekanizması var doğru.
ADNAN OKTAR: Mesela bu böcek de bu yiyeceği yiyor, vücudundaki kimyasallar onu parçalıyor, ayırıyor, vücudundaki sistem, oradaki faydalı gerekli olan malzemeleri alıyor,faydasızları almıyor. Tek tek seçiyor, yani molekül ve atom seçiyor. Tek tek, bakın böceğin vücudu, 540 milyon yıl önce molekül ve atom seçme gücüne sahip, mesela şunu alayım, şunu almayayım diyor ve bunun on binlerce, yüz binlerce genetik özelliği, hayvanın kromozomunda saklı oluyor. Hücre kromozomu 540 yıl önce, ondan sonra bunu tesadüfle açıklıyorlar yani.
SUNUCU: Diyebilecek hiçbir şey yok, çünkü tesadüfe yer bırakmayacak kadar mükemmel bir sisteme sahip.
CİHAT GÜNDOĞDU: Genetik bilim de zaten çürüttü, şöyle diyorlardı işte genler, zamanla birikerek işte kompleks canlılarda gen sayısı artıyor diye bir ifadede bulunuyorlardı. Oysa sonradan yapılan hesaplamalar gösterdi ki çok, onların ilkel diye tanımladıkları, işte ilk canlılardan bir bakteri, bir Escherichia coli denen bir bakteri, 126 bin rakamında gene sahip. Bizim gen sayımız ise 25 binde, yani böyle ilkelden gelişmişe doğru gen sayıları daha artmıyor.
ADNAN OKTAR: Bir daha söyle onu
CİHAT GÜNDOĞDU: 126 bin gene sahip böyle bakteriler var.
ADNAN OKTAR: Evet, insanın ne kadar?
CİHAT GÜNDOĞDU: İnsanın 25 bin, 35’ti 25 bine düştü
ADNAN OKTAR: O insanınkini daha mükemmel görüyorlar, değil mi?
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet, zaman içinde arttı şeklinde düşünüyorlar.
ADNAN OKTAR: Eğer sayı ile oluyorsa değil mi artık, oradaki farkı görüyorlardır zannediyorum ama göremiyorlarsa da artık görmeleri için ikna etmeye çalışacağız, anlatacağız, izah edeceğiz. Kızmak yok, kızmak yok, sinirlenmek yok, bizde öfleme olmaz yani sabırla anlatacağız. Herkese karşı şefkat ve sevgi, yani darwinistleri de Allah yaratıyor. Allah vermesin, Allah bizi de öyle yaratabilirdi, Allah bize bak imkan vermiş ve korumuş bizi Allah, onun için biz de onları şefkatle o yanlış yoldan kurtarmaya çalışacağız. Sabırla, teenni ile saygıyla, nezaketle. İnşaAllah, onun için yani, ben bunlar ne biçim adamlar böyle gibi bir üsluptan kaçınıyorum genelde, yani anlatıyorum diyorum ama ilginçler yani ne diyeyim.
OKTAR BABUNA: Ama size dünyanın her tarafından Allah razı olsun deniliyor. Biz çünkü hakikaten her tarafa gittik, görüyoruz, nabzını da tutuyoruz, bir de her yıl gidiyoruz mesela, bir çok yere, aynı yere müteakip yıllar içerisinde gittik, çok dönen yani darwinizmi terk eden, Müslüman olanlar, ateistken Müslüman olanlar, Hıristiyanken Müslüman olanlar, Hıristiyanken daha dindar olanlar, Müslümanken daha dindar olanlar dünyanın her tarafında bu şekilde ve Sayın Harun Yahya, Harun Yahya ismi ile tanınıyor Adnan Bey yurtdışında, yani hep Allah razı olsun diyorlar böyle ve bir tek dünyada o var diyorlar maşallah, o vesile oluyor kitaplarıyla, yüzlerce internet sitesiyle. Hakikaten yıkılıyor, yani tam tepetaklak gidiyor böyle maşaAllah.
SUNUCU: MaşaAllah
CİHAT GÜNDOĞDU: Fikirler gerçekten çok değerli olduğu için, mesela bazı Hıristiyan cemaatlerde, kitapları alıp içindeki Kuran ayetlerini çıkarıp o şekilde kendi cemaatlerine
SUNUCU: Fikirleri kendilerine mal ediyorlar.
CİHAT GÜNDOĞDU: Fikirleri bu şekilde kullanıyorlar ki zaten biz de bunu hiçbir şekilde yadırgamıyoruz, istiyoruz.
ADNAN OKTAR: İsrail’de de öyle, yani çok geniş çapta kullanıyorlar Museviler benim kitaplarımı. Ateistlere karşı, darwinistlere karşı, çünkü başka kullanacakları bir eser bulamıyorlar. Hıristiyanlar da; yani Katolikler olsun, Protestanlar olsun, Ortodokslar, hepsi Rusya’da da öyle geniş çapta benim eserlerimi kullanıyorlar. O yönden güzel maşaAllah. Enam suresi açıkmış ben demin açtım böyle, dikkatimi çekti, Enam suresi 2, şeytandan Allah’a sığınırım, “sizi çamurdan yaratan sonra bir ecel belirleyen O’dur diyor Cenabı Allah. Adı konulmuş ecel onun Katındadır, sonra siz yine kuşkuya kapılıyorsunuz,” yani yaratılıştan kuşkuya kapılıyorsunuz diyor Cenabı Allah. “Göklerde ve yerde Allah O’dur, gizlinizi ve açığınızı bilir, kazandıklarınızda bilir. Onlara Rablerinin ayetlerinden bir ayet gelmeyiversin, mutlaka ondan yüz çevirirler. Kendilerine hak gelince, onu yalanladılar; fakat alaya aldıklarının haberleri onlara gelecektir.” Mesela yaratılış ile alay ediyorlardı. Bak haberi geldi onlara, şimdi herkes onlarla alay ediyor, şu an küçük düştüler. Bilim ve fennin altında kaldılar, fosillerin altında kaldılar, delillerin altında kaldılar, yani muazzam bir debelenme içindeler, o gün gördünüz HaberTürk’te, ağzı dili kurudu çocuğun, heyecandan anlatıyor, çayı böyle viski içer gibi şöyle kafasına dikiyor falan, müthiş bir telaş böyle, heyecan içerisinde anlatıyor ama olmadı, olmuyor yani çünkü boş şeyler anlatıyor. Yani sen 250 milyonun üzerinde fosile ne diyebilirsin, istediğin kadar çırpın, istediğin kadar demagoji yap, ona karşı bir şey diyemezsin, net delil o. Bir tane ara fosil göster dedik, göstertemedi; yok. Hep mükemmel canlıları alıp getiriyor üstümüze. Bu sefer sokaktaki atı, kedileri falan da alıp getirecek herhalde.
OKTAR BABUNA: Bir de on trilyon teklif ettiğiniz halde, çok büyük bir para
ADNAN OKTAR: Ya tabi kardeşim al, sen dersin söyledin herkese, söz verdin, al getir masanın üstüne koy. Getiremiyorlar, getiremezler yok öyle bir şey çünkü, olabilirdi ama Cenabı Allah yaratmamış. Bir protein tesadüfen meydana gelebilir mi diyoruz, gelemez diyor. Nasıl gelebilir, mucizeyle olabilir diyor. Kardeşim artık mucize ne demektir, değil mi, bir yaratıcının gücüyle olur İnşaAllah
SUNUCU: Yaratıcının gücüyle
OKTAR BABUNA: Hatta Richard Dawkins yanlış anlamış 10 Trilyon lirayı. Bir program yaptı konuşma İngiltere‘de, 40 dakika sırf Adnan Bey’in Yaratılış Atlası üzerine. Orada söylüyor diyor ki bir tane fosil getirene diyor, 10 Trilyon Pound teklif edilmiş diyor. Bu diyor İngiltere bütçesinin bilmem kaç katı diyor.
SUNUCU: Şehir efsanesi şeklinde kulaktan kulağa
OKTAR BABUNA: Ona rağmen getiremiyor
SUNUCU: Daha hesaplanır o, daha değişik rakamlara ulaşır.
ADNAN OKTAR: Biraz böyle safatorik bir tip, kırmızı yanaklı falan böyle, cini cini bakıyor falan, değişik bir şey yani, çocuk gibi. Tartışmaya şiddetle yanaşmıyor, benden neyse öyle bir tırstı, halbuki bayağı da şefkatli yaklaşıyoruz, hiçbir şekilde yanaşmıyor. Gidiyor Hıristiyan rahiplerle tartışıyor, çocuklarla tartışıyor, kendi kendine kandırıyor, onlar da onunla başa ediyorlar maşaAllah az bilgilerine rağmen. Çocuklarla uzun süre uğraştı anlattı, bir şeyler anlattı, çocuklar en sonunda gene açıklıyorlar, biz Allah’a inanıyoruz diyorlar, Hıristiyan çocuklar. Onlarla bir türlü şey yapamadı böyle değil mi? Evet, yani yenmesi diye bir konunun olamayacağını anladı inşaAllah
OKTAR BABUNA: Evet, inşaAllah
SUNUCU: Evet, ne kadar vaktimiz kaldı bilmiyorum ama araya böyle bir ikide soruda şey yapmak, sıkıştırmak istiyorum, 20 dakikamız varmış. Sizin de müsaadeniz olursa sorulara geçeyim.
ADNAN OKTAR: Bakalım inşaAllah, bildiğim sorulardır inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah, evet Ankara’dan Cemal Karakaya demişler ki, Sayın Hocam geçenlerde bir röportajınızda bazı insanların para karşılığında yalan söyleyebileceklerini, hatta menfaat karşılığı yalancı şahitlik yapabileceğiyle ilgili bir konuya rastladım. Hemen arkasındansa Peygamberimiz (S.A.V)’in şu hadislerini gördüm. Kıyametten hemen önce yalancı şahitlik yaygınlaşır, hakka şahitlikse gizlenir. İftiranın yaygınlaşması kıyamet alametlerindendir. Gerçektende insanlar, günümüzde çıkar karşılığında olmadık şekilde yalancı şahitlikte bulunabiliyorlar. Böyle bir vicdansızlık nasıl yapılır, bütün bu ahlak bozuklukları gerçektende ahir zamanda olduğumuzun bir göstergesi değil mi? Cevapladık bu soruyu ama siz bilirsiniz güzel hadislerle
ADNAN OKTAR: Çok güzel zaten o kardeşimiz kimse yazan maşaAllah
SUNUCU: Ankara’dan bir izleyicimiz
ADNAN OKTAR: Ankara’dan evet, “kıyametten hemen önce Mehdi devrinde yalancı şahitlik yaygınlaşır, hakka şahitlik ise gizlenir.” Tabi çok manidar bugünde bunları görüyoruz. Ramuzul el hadis ehli sünnetin çok değer verdiği, ehli sünnet alimlerinin çok değer verdiği önemli bir kaynaktır. İftiranın yaygınlaşması kıyamet alametlerindendir. Ölüm, kıyamet, ahiret İmamı Şarani hazretlerinin ve ahir zaman alametleri 450, bu, evet, ahir zamanın da birçok olayın en zayıfları bunlar gene, yani zulüm olacak, kargaşa olacak, kan dökülecek, insanlara acı çektirecekler, her şey olacak inşaAllah
OKTAR BABUNA: İnşaAllah
SUNUCU: Bir de ricada bulunulmuş Rize’den Sayın Ekrem Sarı demişler ki, hayırlı akşamlar Sevgili Hocam, geçen röportajlarınızdan birinde Yecüc ve Mecüc’ün birinci ve ikinci dünya savaşlarına işaret edeceğini söylemişsiniz. Bu değerlendirmenizi ben dinleyemedim. Açıklamanız mümkün mü demişler.
ADNAN OKTAR: Evet, Yecüc ve Mecüc, evet, Kuran’da belirtilen anarşist, azgın, kontrol edilemeyen iki kavimden bahsediliyor. Ahir zamanda Mehdi devrinde bunlar huruç edecekler. Birinci Dünya Harbinde ve İkinci Dünya Harbinde bunlar huruç ettiler. Dağlardan aktıklarını görürsünüz diyor, piyadelerin motosikletlerle, tanklarla ülkeleri nasıl işgal ettiğini filmlerde görüyorsunuz, böyle bir karınca sürüsü gibi her yerden değil mi, işgal orduları her yere saldırdılar, Anadolumuza da saldırdılar. Bu işte Yecüc ve Mecüc’ün zuhurudur ve Yecüc Mecüc zuhur etmiştir. Ama kıyametin son zamanlarında yine azgınlaşacaklar. Yine yani bu kesilen bir şey değildir ama Kuran’da kastedilen Allahu alem Birinci Dünya harbi ve İkinci Dünya harbidir. Yani bu çünkü çok geniş çaplı oldu ve 250 milyonun üstünde insanı öldürdüler ve bir kısmını da şehit ettiler. Ama kıyamete yakın yine azgınlaşacaklar, Said Nursi onu yine belirtiyor inşaAllah.
SUNUCU: Evet, yine kıyamet alametleri ile ilgili bir soru gelmiş İzmit’ten Sayın Ceyhan Erkoç demişler ki, son zamanlarda olan doğa olaylarının kıyamet alameti olduğunu söylemiştiniz. İstanbul’da meydana gelen sel 9 Eylül’de oldu. Daha önce de 9 Eylül 1979’da, hicri 1400 yani Hz. Mehdi’nin zuhur vaktinde aynı şekilde bir sel daha olmuş. Bu şekilde Allah bu tarihleri tevafuk ettirerek kıyamet alametlerini insanlara gösteriyor olabilir mi?
ADNAN OKTAR: Evet, 1979 hicri 1400’de oldu hakikaten, yine 9 Eylül’de oldu ve yaklaşık bu şiddetteydi. Bir daha aynısı oldu 9 Eylül’de fakat bu seferde 2009’da, ki 2009 da çok önemli bir tarihtir, yani Mehdi’nin zuhuru açısından çok önemli bir tarihtir.
OKTAR BABUNA: O dönemde siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, Kasım ayında bir patlama olmuştu, İndepententa’nın patlaması
ADNAN OKTAR: Evet
OKTAR BABUNA: 79 yılında
ADNAN OKTAR: Çok büyük bir duman ve ateş zuhuru oldu. Evet, o da hadislerde belirtilen bir husustur. Bizim internet sitelerimize girenler bu konuları çok detaylı görebilirler. Biliyorsun değil mi doktorum bu hadisi,
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet, İndepententa
ADNAN OKTAR: O hadisi biliyor musun, biraz tarif et, hatırlıyor musun?
CİHAT GÜNDOĞDU: Doğu tarafından büyük bir duman çıkar.
ADNAN OKTAR: Ateş görünecek, evet
CİHAT GÜNDOĞDU: Ateş görünür.
ADNAN OKTAR: Başka bir detay?
OKTAR BABUNA: Büyük bir parlama olmuştu, aydınlanmıştı her taraf, o da tarif ediliyor hadisin içerisinde
ADNAN OKTAR: Evet, doğru
OKTAR BABUNA: Yüzlerce metreye çıkan alevler olacağı söylenmişti.
ADNAN OKTAR: Evet, insanlar gündüz oldu zannederler diyor rivayetlerde.
OKTAR BABUNA: Ben de uykudan uyanmıştım Hocam hatırlıyorum maşaAllah tam o şekilde
ADNAN OKTAR: Uyuyan kişi uykudan uyanacak diyor zaten rivayette bu şekilde, hadiste de aynı şekilde
OKTAR BABUNA: Ayakta olan oturur, oturan da ayağa kalkar diyor MaşaAllah
ADNAN OKTAR: Evet, Darwin’den de biraz anlat bakalım bir parça bir şeyler, evrimden anlat, iman hakikatlerinden anlat
CİHAT GÜNDOĞDU: Adnan Bey’in bahsettiği bu şeyler maymun benzerlikleri şuradan kaynaklanıyor. Büyük bir malzeme olarak kullanıyorlar yaklaşık 1200 tane maymun türü var bugüne kadar yaşamış olan, bunlardan yalnızca 120 tanesi bugün hayatta, diğerlerinin soyu tükenmiş. O yüzden bunlara ait herhangi bir fosil buldukları zaman, bunları rahatlıkla işte insanla maymun arası ara geçiş formudur diyerek, işte çeşitli rekonstrüksiyon dene teknikler var. Mesela işte ağzı böyledir, burnu şöyleydi işte şeklinde, böyle şekiller çizerek karşımıza getirip gösterebiliyorlar. İşte gazetelerdeki çizimler hep buna ilişkin çizimler.
SUNUCU: Tabi teknoloji çok ilerledi, hemen oradan bir bulguya, hemen varsayımlar üzerine böyle olabilir iskeleti diye hop çıkartıyorlar evet.
CİHAT GÜNDOĞDU: Ama, ama hiçbir şeyde bilimsel değil bunlar çünkü bunu bir defa önde gelen paleontologlar söylüyor bunu, diyorlar ki, bir defa siz yumuşak sınıra karar veremezsiniz, tüylü yapısı var mıdır, yok mudur, kıkırdaksı yapılar hiçbir şekilde iz bırakmaz kemiklerin üzerinde, kendileri ifade ediyorlar ve bu şekilde yapılacak olan herhangi bir rekonstrüksiyon çalışması, işte şey olsun, heykel çalışması olsun ya da bir resim çalışması olsun, hiçbir şekilde bir bilimsel bir anlam ifade etmez. Yalnızca toplumları yönlendirmede kullanılan şeylerdir diye söylüyorlar, toplumları uyarıyorlar bu şekilde.
OKTAR BABUNA: Bu Almanya’da yayınlandı, hakikaten birçok değişik sanatçıya değişik çizimler yaptırdılar, hepsi birbirinden farklı, yani iskeletin tümü elinizde olsa bile, hiçbir şekilde dediği gibi Cihat Bey’in kaşının, gözünün, burnunun, mesela bir insan iskeleti olsa, bunun kaşını, gözünü, burnunu, kulağını vücudunu tahmin edebilir mi bir kimse?
SUNUCU: Tabi,nasıl tahmin edebilir?
OKTAR BABUNA: Yüz tane ayrı ressama verin, yüzü de ayrı şey çizer. Bunlar da öyle, tamamen hayali çizimler, yani o insanların gördüğü yarı maymun yarı insan gibi çizimlerin tamamı hayali, hiçbir alakası yok, yani onu çizen adamın hayal gücünü yansıtıyor. Hiçbir bilimsel geçerliliği yok, bir bilimselliği de yok. İnsanları etkilemek amaç orada, bakacak insanlar böyle garip tüylü yarı insan yarı maymun yaşamış, demek ki bu böyle oldu gibi intiba vermeye çalışıyorlar.
SUNUCU: Ama şu etkileyici onu kabul etmek lazım, bir tane dişten kocaman bir aile yapısını çıkarmak hakikaten büyük marifet istiyor, onu takdir etmek lazım.
OKTAR BABUNA: Hep yapılan bu zaten ama bir parça kemik buluyorlar böyle küçücük bir şey böyle, bazen bir çene parçası, kafatasının küçük bir parçası, hatta kafatasının tümü olsa ne fark eder yani zaten, çünkü onun işte iskeletinin parçaları biraz ileride oluyor. Onları birleştirmeye kalkıyorlar, yani olayın hiçbir bilimselliği yok, zaten kendileri de söylüyorlar. Mesela Nature dergisi diyorlar, onun editörü söylüyor, insanın diyor, evrimle ilgili diyor, çok ısı veriyor diyor, ateş veriyor diyor, yani şeyden çok diyor, yani olmadığını söylüyor. Öbürü diyor ki, bir gece masalı gibidir diyor, hayal ürünüdür diyor, bilime karıştırmamalıdır diyor, yani evrimciler söylüyor bunu, kendileri de kabul ediyorlar. Biri büyük sahtekar çıkıyor, Darwin’in en yakın arkadaşlarından bir tanesi Erns Heckel diye, o dönemde suçluyorlar niye bu sahtekarlığı yaptın diye, böyle embriyoları işte insanın balığın en küçük hallerini güya grupluyor, alıyor sahtekarlıklar yapıyor. Niye sahtekarlık yaptın diyorlar, cevap ne diyor biliyor musunuz? Ben yapıyorum ama herkes yapıyor diyor, cevabı bu
ADNAN OKTAR: Rezalet, o 79’la ilgili şey, 79’da olan selle ilgili soruya bir daha bakabilir miyim?
SUNUCU: Tamam, uzatabilirim, evet
ADNAN OKTAR: Meydana gelen sel 9 Eylül’de oldu. Daha önce 9 Eylül 1979’da olması çok acayip tabi, hicri 1400, yani Hz. Mehdi’nin zuhur vaktinde aynı şekilde sel olmuş, bu konuyu anlattık geçtik ama bu konunun iyi vurgulanması gerekir, yani bakın, 9 Eylül 1979 bir dokuzlar var, şimdi de 2009
OKTAR BABUNA: Evet, 2009
ADNAN OKTAR: 9 Eylül 2009, çok manidar
CİHAT GÜNDOĞDU: 9.9.9
ADNAN OKTAR: Evet çok acayip
CİHAT GÜNDOĞDU: 3 tane 9
ADNAN OKTAR: 9.9.9 evet, çok acayip
OKTAR BABUNA: MaşaAllah
ADNAN OKTAR: Yani bu kaderi göstertiyor işte Cenabı Allah’ın kaderi nasıl planladığını, plana ihtiyacı yok Cenabı Allah’ın da, anlamak için söylüyorum, yani yaratması vardır, an içinde her şeyi yaratıp bitirmiştir Cenabı Allah. Bakın bir Mehdi’nin zuhur devrinde var, bir de Mehdiyetin en önemli kilit dönemlerinden birisi olan 2009’da var.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah
SUNUCU: MaşaAllah, evet
ADNAN OKTAR: Ve her ikisi de 9’lu tarihte, yani çok acayip
OKTAR BABUNA: MaşaAllah
ADNAN OKTAR: Evet
SUNUCU: Evet, Hatay’dan bir izleyicimiz demişler ki, hayatınız boyunca pek çok zorluk, komplolar ve en önemlisi de suikastlarla karşılaştığınızı duyduğumda, Allah yolundaki kararlılığınıza hayran kaldım. İnsanlar çoğu zaman hayatlarında birkaç zorlukla karşılaştıklarında bile yılabiliyorlar ama zorluklar tam tersine, sizin Allah rızası için olan yaşantınızda azminizi ve şevkinizi daha da artırmış, bu da çok samimi bir insan olduğunuzu gösteriyor maşaAllah demişler.
ADNAN OKTAR: Allahu alem, inşaAllah, maşaAllah, öyle oluruz inşaAllah dua etsinler, dua olarak kabul ediyorum ben İnşaAllah
OKTAR BABUNA: MaşaAllah
SUNUCU: Evet, bir gizli tanık konusuyla ilgili bir soru gelmiş, bunu okumak istiyorum. Son zamanlarda basında çıkan gizli tanık konusu, yargıda adil yargılanma hakkını ortadan kaldırdığı düşüncesiyle olmaması gereken bir şey olarak görülüyor. Daha doğrusu yasanın düzenlenmesi gerek deniyor. Örneğin A.B.D’de gizli tanık sadece sokakta gizli, mahkemede ifade verebiliyor, diğer tanıklardan bir farkı yok. Gizli tanık savcılık makamının tanığı olsa bile, sanık avukatlarının sorularını ve iddialarını yanıtlamak zorunda oluyor. Fransa’da da gizli tanık ifadelerine dayanılarak herhangi bir kimse hakkında mahkumiyet kararı verilemiyor. Tabi bu uygulamalar kişinin savunma hakkını korumak, adil bir yargı olmasını sağlamak için yapılan uygulamalar. Hocam gizli tanık konusunda kanunlarda bir düzenleme yapılması gerekiyor mu sizce demiş, Samsun’dan bir izleyicimiz.
ADNAN OKTAR: Daha demin de anlattım.
SUNUCU: Çok detayl ıda, evet
ADNAN OKTAR: Türker Alkan’a sormak lazım, o bizi mahkum etti hemen zaten, gizli tanıklara dayanarak tanımaz, bilmez, etmez, görmez mahkum etti. Bir de bütün internet siteleri de almış, fakat kendisi ne diyor, hele şu gizli tanık uygulamasına hiç mi hiç aklım yatmıyor. Ama bende oldu mu konu aklı yatmış demek ki. Yargı adı sanı belli olmayan kişilerin ifadelerine dayanarak karar vermemelidir ama Türker Alkan vermiş bu çok acayip, kendisi söylüyor, kendi sözünü kendisi yok etmiş oluyor.
OKTAR BABUNA: Evet, inşaAllah
SUNUCU: Buna da bir cevap verdik, evet, düzenlenmesi gerektiğine dair. Evet, değişik bir sorumuz daha var, Konya’dan bir izleyicimiz sormuş, demişler ki, Doğan yayın holding son verilen cezalarla birlikte 2009 yılı içinde toplam 4 milyar 581 lira vergi cezasıyla karşı karşıya kaldı. Bunun hakkındaki görüşlerinizi merak ediyorum demişler.
ADNAN OKTAR: İşte Cenabı Allah’ın her şeyi bir hayırla yaratması vardır. Düşünen anlar, ne anlama geldiğini bilir. Her şeyde bir hikmet vardır, hikmet gözüyle bakmak lazım, hayır gözüyle bakmak lazım, Allah bir şeyi yaratıyorsa mutlaka bir amacı vardır Cenabı Allah’ın, kaderde bir onun bir yeri vardır. Onu bulmaları lazım, onu düşünmeleri lazım, düşünen bulur inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah
SUNUCU: İnşaAllah, evet, bu konuya da değinmiştiniz ama yine hani okumamış olmayalım izleyicimizin sorusunu, demişler ki, Kars’tan Açelya Bulut, Türk İslam Birliği içinde Ermenistan’ın da, İsrail’in de olabileceğini ilk olarak sizden duymuştum. Gerçekten Ermenistan’la sınırların kalkmasıyla ilgili görüşmeler, sizin söylediklerinizin bir bir gerçekleştiğini gösteriyor. MaşaAllah çok ileri görüşlü bir insansınız. O zaman bu gelişmeler Türk İslam Birliğinin kurulmasına çok az kaldığını göstermiyor mu demişler.
ADNAN OKTAR: Biz defalarca onu belirttik, 10 veya 20 yıl içerisinde bu konu tamamen bitecek inşaAllah, altın çağdayız. Her şey bu yüzyılda olup bitecek, müjdeli ve güzel bir çağdayız. Sizler de göreceksiniz, bizler de göreceğiz, herkes görecek İnşaAllah
SUNUCU: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mesela selin gelişi de saat sabah 9’da, Kıyıkent’e saat 9’da, bakın. Hep 9’da 9.9.9.9
OKTAR BABUNA: MaşaAllah
CİHAT GÜNDOĞDU: 6’da yağmaya başlıyor, 9’da oluyor sel
ADNAN OKTAR: 9’da sel oldu, evet, yani bu çok manidar ve çok şaşırtıcıdır, yani Cenabı Allah kaderi göstertiyor, her şeyin kaderde olduğunu insanlara göstertiyor. Ve ahir zamanın önemini göstertiyor, Mehdiyetin önemini göstertiyor ve ne dediyse de Resulullah (sav), hepsi çıkıyor tek tek.
OKTAR BABUNA: Evet
SUNUCU: Evet, süremiz çok az kalmış ama son bir soruya kadar var herhalde, arkadaşlar nedir, tamam. Demişler ki, Antalya’dan bir izleyicimiz 2010 yargı yılı konuşmasında Yargıtay başkanı Hasan Gerçekel’in yandaş yargı değil, tarafsız yargı için uğraş verelim temennisi çok şeyi açıklar gibiydi. Hocam yargıda yapılan yeni düzenlemeleri nasıl değerlendiriyorsunuz demişler.
ADNAN OKTAR: Hükümetin ben bu tavrını çok destekliyorum. Yargıda mutlaka bir düzenleme gerekiyor, başarılı da çalışmaları, inşaAllah faydalı güzel bir netice alırız.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah
SUNUCU: İnşaAllah
ADNAN OKTAR: İnşaAllah
SUNUCU: Çok teşekkür ediyorum. Her zamanki gibi çok keyifli bir sohbet oldu, değerli görüşleriniz için çok teşekkür ediyorum. Evet, bir Labirent programının daha ne yazık ki sonuna geldik. İyi akşamlar efendim, hoşça kalın.