ADNAN OKTAR: Efendim tekrar hepiniz hoş geldiniz afiyet olsun. Allah tekrarını eylesin. Ramazanınız mübarek olsun. Aslında pek söylenecekbir şey yok ama sizlerden soru gelirse hem sohbet ederiz hem konuşuruz. Bizim de anlatacağımız birkaç bir şey olabilir, İnşaAllah. Var mı Tarkan senin söylemek istediğin bir şey?
TARKAN YAVAŞ: Hoş geldiniz öncelikle.
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, İnşaAllah. Ne söylenebilir, işte son zamanlarda...
TARKAN YAVAŞ: Basında çıkan bazı yazılar var.
ADNAN OKTAR: Evet onları konuşabiliriz. Bu Türkiye’nin konularıyla ilgili de birkaç görüşümüzü beyan edelim. Kürt açılımı ile ilgili görüşümüz çok önemli
Bizim bu konudaki kanaatimiz şu; sadece demokrasi ile sadece zenginlikle bol yiyecek, içecek sağlamakla Güneydoğu sorunu çözülmez. Çünkü orayı bizden kopartmaya azmetmiş, kararlı büyük devletler var ve kararlı bir politika var, kararlı bir düşünce var. Orada sadece özgürlük; tamam çok güzel özgürlük ve hepimizin istediği bir şey, ama çözüm değildir. Orada manevi kalkınma ve manevi hamle ve oradaki insanlarımızı bağrımıza basmamız, onlara olan sevgimizi, muhabbetimizi, saygımızı, onlara verdiğimiz değeri çok güzel vurgulamamız gerekiyor. Kaybettiğimiz bir kısmını manen yeniden kazanmamız gerekiyor. Bu da çok ehemmiyetli, eğer bu böyle olmazsa, sistemli politika olduğu için ve bu konuda kararlı oldukları için, Güneydoğu’yu 10 veya 20 yıl içinde vermeyi düşünüyorlar. Ama tabi ki Türk İslam Birliği ile bu tam tersine dönecek, bu ayrı bir mesele. Ama ben tehlikeye dikkat çekiyorum, bu yönü ile bu konuda son derece titiz olunması gerekiyor. Sahip çıkılması gerekiyor.
Bir de Ermenistan konusu var.
Ermenistan ile Türkiye’nin birleşeceğini biliyorsunuz ben bir yıl önce söyledim. Daha hiç gündemde yokken. “Nasıl olur böyle birşey imkansız” diyorlardı. Ben bunun kilit konu olduğunu söyledim. Ondan sonra Türk İslam Birliğine geçiş olacağını, Azerbaycan’ın da sırada olduğunu, Suriye ve Irak ile de birleşeceğimizi belirttim. Yani birleşeceğimizden kastımız, pasaportun gereksiz olmasıdır. Vize işlemi ve pasaporta gerek kalmayacaktır, bunu söylemiştim. Bakın aynı dediğim gibi çıktı, Suriye’nin ileri gelenleri, devlet yöneticileri, bizim yöneticilerimiz anlaştılar, vizeyi kaldırdılar. Vize konusunda bir anlaşma var. Arkasından pasaporta da gerek kalmayacak. Ermenistan ile de son görüşmeler yapılıyor, ama Ermenistan’la görüşürken bunları mahcup edecek tarzda bir harekete gerek yok, bunlar hakikaten şefkat isteyen insanlar, sevgi isteyen insanlar. Yani eski dönemin yeniden gelmesini isteyen insanlar. Nasıl bu, Milleti sadıkadır Ermeniler. Bizim, askerlerimizi, Mehmetçiğimizi, zamanında biz Ermeni paşalara da teslim ediyorduk ve Ermenilere devletin kilit noktalarında görev veriyorduk. Şefkatle yaklaşılması lazım. Kemik karşılaştırmaları, kemik sayısı tespitleri bunlar son derece tehlikelidir, zaten bunu söyledikten sonra bir daha bu gündeme gelmedi. Çok şükür bu iyi bir gelişme. Sadece sevginin gündemde tutulması lazım. Ben dedim, Dağlık Karabağ’dan çekilecekler dedim, nitekim çekiliyorlar. Laçin Koridoru açılacak İnşaAllah açarlar dedim, öyle bir çiğlik yapmazlar dedim. Laçin koridoru da açılıyor. Türkiye, Azerbaycan arasındaki bağı sağlayacak. O kadar ham, çiğ insanlar değil bunlar. Mesela Cumhurbaşkanımız Ermenistan’a gittiğinde, Ermeni anıtının da o gün ışığını söndürmüşlerdi. Demek ki bunu düşünüyorlar, biliyorlar. Gereğini yapacaklardır, sadece istedikleri samimi sevgi, şefkattir. Sert açıklamalar, töhmet altında bırakacak açıklamalardan şiddetle kaçınmak lazım. Ben böyle bir üslubu gördüğümde şahsen utanıyorum. Bir avuç küçük bir ülke içerisinde sıkışmış durumdalar. Tabi ki onları da oradan kurtaracağız. Allah’ın izni ile İsrail’e kadar bizim sevgi bağımız. Çin’in böğrüne kadar, Azerbaycan’ı, Türkistan’ı, Kazakistan’ı, Libya’yı, Fas’ı, Tunus’u, Cezayir’i hepsini içine alacak. Bizim devrimiz artık şefkat devri. Geçen günler Amerika ile bir radyo konuşmamız oldu, orada bir Amerikalı vatandaş, eskiden bir film artistiymiş ama tanınmış bir sunucu; dünyanın üçte birinin Hz. İsa tarafından katledileceğini söylüyor. Bu ne kadar tehlikeli bir şey ve ne kadar tehlikeli bir çalışma bu. Bazı cahil Müslümanlar da aynı şekilde Hıristiyanların ve Musevilerin böyle kitle halinde yok edileceğini, dünyanın kan denizine dönüşeceğini, atların karnına kadar kan geleceğini iddia ediyor. Bir kısım cahil Museviler de hem Hıristiyanların hem Müslümanların kanlarının akıtılacağını iddia ediyorlar. Bu işte Deccaliyettir. Anti-christ (deccal) düşünce budur. Süper tehlikeli bir şey bu. Bunun olmadığını söyledik. Bundan sonra savaş yok. Bundan sonra barış var. Şu ana kadar ne söylediysem çıktı gördünüz. Bundan sonra da bu böyle olacaktır. İnsanlık mutlu olacaktır, rahat olacaktır.
2120’ye kadardır dedim kainatın ömrü. Fakat Peygamberin (sav) hadislerine dayandırıyorum ben bunu. Bu dediğim doğru. Yani bir kere Türk İslam Birliğinin olduğunu insanlar gördüğünde, bu dediklerimin de doğru olduğunu görecekler. Bakın sağlaması mümkün. 10 veya 20 yıl içinde diyorum… Eğer dediklerim olmazsa ben buradayım. Ama ondan sonraki aşamalar için de diğer sözlerime inanmak durumunda kalacaklar o zaman.
2120 gibi de kıyamet kopacak, yani torunlarımızın torunlarını kıyamet karşılayacak. O kadar yakın. Ama bu önümüzdeki yıllar, Türk- İslam Birliğinin altın çağın yılları, muazzam mutlu ve güzel bir gelecek bizleri bekliyor. Harıl harıl şu anki faaliyetler o yöndedir. Yani Türk İslam Birliğini imkansız görüyorlardı, çığ gibi yayılıyor şu an ve bunun olduğunu milletimiz görecek. O arada da bu Güneydoğu sorunu da hallolmuş olacak. Yani bu konuda telaş etmesin milletimiz. Güneydoğu evvel Allah asla vermeyiz. Kıbrıs’ı asla vermeyiz. Yani hiçbir yerden bir karış bile toprak vermeyiz. Öyle bir konu olmaz. Bunun telaşı da yersiz. Ama manevi kalkınmaya önem verilmesi, manevi yönde çalışma yapan, sivil toplum kuruluşlarına destek verilmesi de çok önemli. Hayati konu olarak görüyorum.
Benim söyleyeceklerim iki konu şimdilik bu kadar. En hayati bunları görüyorum.
GAZETECİ: Sayın Hocam siz derin bir siyasetçisiniz. Bunun yanında kerametli bir hoca olmadan önce haberleri olur.
ADNAN OKTAR: Estağfirullah
GAZETECİ: Sizin bu bildiğiniz bu güzel şeyleri, ben bir yıl önce de okumuştum sizden gerçekten işittim, sizden ama hangisidir, hangi şahıstır? Derin siyasetçi mi yoksa diğeri mi?
ADNAN OKTAR: Benim siyasetçiliğim politika anlamında siyasetçi değil, ben her zaman evimdeyim. Kendi halimdeyim, benimki fikir vermek, düşüncelerimi ifade etmek. Ama şu ana kadar ne söylediysem çıktı. Gördünüz, yani hiç sözümü geri almadım. Ama benim bir liderlik iddiam yok, yani beni zorla getirseler ben kabul etmem. Herhangi bir parti kurmak veya siyasete atılmak gibi, asla ve kesinlikle hatta gülerim ben böyle bir şeye. O konuda son derece kararlıyım. Öyle bir şey mümkün değil. Ama fikrim ve düşüncelerim daima iktidar oluyor, bu çok önemli. Yani fikir önemlidir, düşünce önemlidir. Ben niçin liderliğe soyunayım veya yönetici olmaya ihtiyaç duyayım. Yazı yazdıktan sonra, konuşabildikten sonra, fikir verdikten sonra bu konuda bizim çok fazla yetenekli insanımız var. Çok kaliteli liderlerimiz var, yani böyle bir şeye hiçbir şekilde ihtiyaç yok. Böyle bir şeye de hiç niyetim yok ayrıca.
GAZETECİ: Ama hocam günah yani Türkiye’nin son durumunu siz daha iyi bilirsiniz. Türkiye’nin son durumu yani gerçekten ihtiyacı var, böyle bir insana, siz neden siyasete olmasın?
ADNAN OKTAR: Ben diyorsunuz başta olayım idareci olayım. Allah razı olsun güzel hüsnü zan ediyorsunuz, ama inanın bu konuda öyle bir iddiam yok, olmaz da gerek de yok. Çünkü fikir önemlidir, düşünce önemlidir. Fikir olduktan sonra, ondan gerisi çok kolaydır. Yani kaliteli bir fikir, kaliteli bir düşünce, hakikaten çözücü olan düşünce çok önemlidir. Bunu ortaya koyduktan sonra, ben bu fikirleri ortaya koydum, ben lider olayım, bu çok gereksiz. Fikri ortaya koyup, geri çekilmek lazım. Benim düşüncem bu. Ortaya çıkmaya hiç niyetim yok.
GAZETECİ: Hocam siz Doğu Türkistan meselesini de Türkiye’de ilk gündeme getirmiştiniz. Bu konuda da bize bilgi verirseniz?
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun. Şu an İslam Aleminin dünyanın bir numaralı meselesi budur. Türk-İslam Birliğini isterken en ziyade bu belanın ortadan kalkması için istiyorum. Çocukluğumdan beri benim bilinçaltımda bir öfkedir bu söyleyeyim. Yani şiddetli bir öfkedir. 35 milyon insan katledilmiştir ve şehit edilmiştir. Ben hepsinin şehit edildiğine inanıyorum. Daha hala geçenlerde 10 bin tane kızımızı alıp götürdü Kızıl Çin. Nereye götürdüklerini, ne yaptıklarını bilmiyoruz. 10 binin üzerinde yine kardeşimizi alıp tutuklayıp götürdüler. Mahkemeye mi çıkarıyorlar, bir yere mi götürüyorlar. Her gideni şehit ediyorlar. Yani Çin’de mahkeme, kanun nizam diye bir şey yok. Ve dünya da Çin’e saygı duyuyor. Çin’in bu yönde saygı duyulacak hiçbir yönü yok. Akıllarını başlarına almaları gerekiyor bunların. Ve bütün dünyanın üzerine gitmesi gerekiyor. Yani düşünün, evinizde oturuyorsunuz, çekik gözlü adamlar içeri giriyor ‘hadi yürü gidiyoruz” diyorlar. Ve bir daha geri dönme yok. Avukat tutamıyorsun, savcı hakim diye bir konu yok. Yani tek cezası var; ölüm. Bir kişinin ihbar etmesi yeterli oluyor. Mesela Han çinlileri var biliyorsunuz özel oraya yerleştirdiler. Cinayete yatkın tipler. Yani böyle kan dökmeye yatkın tipler. İhbar ediyor, ben gördüm diyor, konu bitiyor. Yani adamların sözü senet gibi. Ve bir kişinin ihbarı üzerine o insan delik deşik, şehit ediliyor. Buna karşı biz tabi internet sitemizden yayınlar yapıyoruz, kitaplar çıkardım, dergiler çıkardım ama Çin’e karşı bütün dünya sessiz. Amerika sessiz, Rusya sessiz, herkes sessiz. Bu çok acayip bir şey. Çin hafif bir ambargo ile bile dize getirilebilecek bir ülkedir. Hafif bir ambargo. Mesela 15 gün ambargo uygulansa Çin’in dizi hemen yere değer. Bu kadar kolaydır. Bütün mesele değer vermekte. Yani Doğu Türkistan’daki kardeşlerimizin birinci sınıf insan olduğuna, değerli insanlar olduğuna dair dünyanın kanaatinin gelmesi lazım. Yani bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın mantığı var birçok ülkede, bunu şiddetle gündeme getirmek lazım. Herkesin bu konunun üstüne gitmesi gerekiyor. Bakın dikkat ederseniz bir konu oluyor, ama üstüne gidilirse halloluyor. Bir Alman mesela burada tutuklanıyor yer yerinden oynuyor. Orada 10 bin kişi bir gecenin içinde tutuklanıyor ve üstelik şehit ediliyor, hiç kimsenin haberi dahi olmuyor, sessiz sedasız hallediliyor. Onun için yeri yerinden oynatmamız lazım. Bu konunun üzerine ehemmiyetle gitmemiz gerekiyor. Ama her gün; halloluncaya kadar her gün.
GAZETECİ: İslam Birliğinin muhakkak ki bir lideri olacaktır. Sizin şahsi kanaatiniz Türkiye’yi İslam Birliğinin Lideri yaparlar mı?
ADNAN OKTAR: Bana inanın, güvenin ben bütün Türki devletlerle bağlantı halindeyim, bütün İslam ülkeleri ile bağlantı halindeyim. Hepsi Türkiye’nin istisnasız lider olmasını istiyorlar. Yani bir tane ben bunu kabul etmiyorum diyen yok. Çünkü doğal bir liderdir Türkiye. Osmanlı döneminden kalma doğal liderdir. Ve İslamiyetin en güzel yaşandığı, en demokratik en aklı başında, uç düşüncelerden arınmış, fanatik düşüncelerden arınmış Müslüman kitlesi buradadır. İslam’ı en ideal anlayışta, dünyaya anlatacak yapı da Türkiye’dedir.
GAZETECİ: Türkiye’nin İslam dünyasına olan liderliğine Suudiler ne diyorlar?
ADNAN OKTAR: Suudi Arabistan’ın eli mahkum, ya mahvolacak, ya bunu kabul edecek, yani çünkü Filistin’de sel gibi kan akıyor. İsrail’den de kan akıyor. Ben onlara da acıyorum. Duvarların arkasına geçtiler, zor hayat şartları içinde yaşıyorlar ve her gün ölüm korkusu içerisindeler. Ben onlarla da görüşüyorum. Afganistan’da günde 100- 200 kişinin şehit edilmesi, çok sıradan bir olay. Irak’da da yüzlerce binlerce insan şehit ediliyor, çok sıradan bir olay olarak görülüyor. Bu Suudi Arabistan’ın son derece lehine olan bir olaydır. Bir kere Vahhabi nefreti kalkacaktır. Onlar huzur içinde yaşayacaklardır. Dış dünyaya rahatça açılacaklardır. Muazzam bir askeri, sosyal ve siyasi şemsiye içinde olacaklardır. Yani bu onlar için müthiş bir şey, gelecekleri için de müthiş bir şey.
GAZETECİ: Varsayalım ki Suudi Arabistan Türkiye’nin İslami liderliğine karşı çıkarsa diğer Arap ülkeleri sizin bu ifadenize göre Suudi Arabistan’ı dışlayabilirler mi?
ADNAN OKTAR: Böyle şeylerde insan doğruyu görür. Böyle bir şeyde aklı selim hakim olur. Suudi Arabistan’da mutlaka aklı selim hakim olur. Bütün İslam aleminin manevi baskısına kimse direnemez. Suudi Arabistan da direnemez. Yani sorarlar adama sen niye kabul etmiyorsun bu birliği?
GAZETECİ: Şunun için sordum, İslam birliğinin Kaddafi’nin de dünyada zaman zaman reaksiyon gören ama özüne indiğinde son derece doğru tespitleri var. Çünkü o da İslam birliğinin bir bütün olarak kurulmasını ancak böyle ayakta kalacağını iddia ediyor. Kendi Yeşil Kitabında da her zaman bunları yazmıştır. O kadar yıllardır savunduğu bu fikre hep Suudi Arabistan’ın liderliğinde karşı çıkıldığı için şimdi Türkiye’nin böyle İslam liderliğine savunması veya diğer Arap ülkeleri tarafından kabul görmesini acaba kabul edecekler mi onun için soruyorum.
ADNAN OKTAR: Ama Kaddafi’nin dediği modelde İsrail dışlanıyordu. Ermenistan dışlanıyordu. Ortodoks Hıristiyanlar dışlanıyordu. Bu sistemde onların hepsi kucaklanıyor ve korunuyor. Bu olağanüstü değişik bu. Orada fanatik bir yapı var. Yani tehlikeli bir şey o.
GAZETECİ: Ama hocam o İsrail’in de aslında çok fanatik bir yapısı var.
ADNAN OKTAR: Tabi, tabi ki, İsrail halkı, yönetimden bizar, ben görüşüyorum. Mesela, yine gelecek benim haham tanıdıklarım var. Sanhedrin üyesi tanıdıklarım var. Daha büyük kalabalık olarak gelecekler. İnanın çok çok rahatsızlar. Huzur istiyorlar, güven istiyorlar.
GAZETECİ: Ama bütün bu isteklerine rağmen o fanatik grubu hala kontrol altında tutamıyor. Bunu şuradan biliyorum. Çünkü hayatımın 3,5 senesini Halep şehrinde geçirdim. O yöreleri biraz biliyorum ve Lübnan’ın güneyine Saydaya Sura kadar da gittim. Orada yakın dostlarım ahbaplarım var. Sizin bu beyan ettiğiniz bu fikre aklıselim sağduyu sahibi İsrailliler aynen katılıyorlar, aynen savunuyorlar.
ADNAN OKTAR: Evet, doğru
GAZETECİ: Fakat oradaki fanatik grup dünyada belki Arap memleketleri şeriatla idare edilen Suudi Arabistan, Kuveyt’de dahi yok. O kadar büyük fanatik grubu var. O engeli nasıl geçecekler, o soru işareti.
ADNAN OKTAR: Sadece ateist Siyonistler karşılar. Onlar da küçük bir grup, ama iktidara hakim olmuşlar. Benim tanıştığım Museviler bütün Musevi cemaatlerinin ileri gelenlerinden oluşuyor ve hepsi ittifakla bu birliği destekliyorlar ve bunda huzur bulacaklarını biliyorlar, yani bu tarz insanlardan da çok bizar olduklarını söylüyorlar. Ortodoks Musevileri benim konuştuğum Museviler, yani en uç olarak bilinen Museviler. Buradaki iyi niyeti ve buradaki güzelliği görmüş durumdalar. Israrla istiyorlar.
Sadece Hıristiyanların Evanjelikler ve Protestanlarda bir sorun çıktı, onu halletmeye çalışıyoruz. Yani geçen gün yaptığımız konuşma oydu. Çünkü 2 milyar 250 milyon kişinin katledilmesinden bahsediyorlar, yani bu tam bir deccallık ve müthiş bir zulümdür bu. Nerde sevgi Hz. İsa sevgi peygamberidir, muhabbet peygamberidir, affedicidir, şefkat insanıdır, burada eli kanlı bir insandan bahsediyorlar, bu deccaldir bahsettikleri ve bunun yanlışlığını anlattık, tabi sözümü anlamazlıktan geldi, ben dedim ki samimi olan herkes cennete girer dedim. İşte diyor bir çok insan kendisini samimi buluyordur, halbuki orada Allah’ın samimi bulması önemli. Yani onu bile akledemiyor, Allah’ın samimi bulduğu insanlar cennete girecektir. Yoksa namaz kılmayla, oruç tutmayla cennete giren yok. Yani namaz kılar adam ama cehennemin ortasına girer. Samimi olacak, Allah onun samimi olduğuna dair Allah’ın bilgisi ona gelecek. O zaman girebilir, ben bunu söyledim. Hatta böyle çarpıtmaya da çalıştı, satanistler de mi cennete girecek dedi, ben de satanistler tabii ki cennete gitmez dedim. Özelikle uç örnekler veriyor, kendince kurnazlık yapıyor ama internet sitemiz tabi çok büyük bir site olduğu için böyle ufak tefek oyunlarla böyle netice alamazlar. Yine daha geniş açıklama koydurdum bugün internete, bu konu da yakın zamanda hallolacak diye düşünüyorum. Çünkü Joel Richardson var, onların önemli insanlarından, Protestanların ileri gelenlerinden buraya geldi misafirim oldu, bizzat gözleriyle gördü Müslümanların kişiliğini, karakterini ve övüyor anlatıyor ve gayet de iyi oluğumuz kanaatinde. Bilmiyorum, takip ediyorsanız görüyorsunuzdur. Evanjelikler aslında buna hazırlanıyorlardı, yani Müslümanları deccal ordusu olarak göstertip dünyadan tamamen ortadan kaldırmaya kalkıyorlardı, düşünüyorlardı. Bu olaya engel olduk. Tabi çok mühimdir bu aslında.
Benim gördüğüm George Bush’u da kandırmışlardı bu konuda, böyle bir inanca sevk etmişlerdi. Irak’tan Afganistan’dan başlayarak böyle bir operasyon düşünüyorlardı. Ve uzun vadede Türkiye’yi de düşünüyorlardı, hatta Türkiye’ye Yecuc Mecüc’ün Yecuc’ü diyorlar. Mesela süper tehlikeli bir söz bu ve çok zalimane bir şey. Türkler şefkatiyle merhametiyle sevgisiyle dindarlığıyla bilinen bir millet. Bütün dünyayı kucaklayıp, bütün insanlığı kurtarmaya çalışıyor. Yecuc’le Mecuc’le ne alakası var Türklerin. Onun için gizli zeminde büyük bir fikri mücadele devam ediyor şu an. Allah’a çok şükür biz bu oyunu bozduk. Yani bu çok büyük bir oyundu, bu oyunu bozduk. Yani uzun vadede İslam aleminin; bakın 2 milyar 250 milyon insanı şehit etmeyi düşünüyorlar ve bunu dini kitaplarına dayandırarak yapıyorlardı; bunun yanlış olduğunu izah ettim, anlattım ve büyük bir kitlenin de şu anda kanaati geldi, ama kanaati gelmeyenlere de biz bunu anlatacağız. İncil’de evet büyük bir savaştan bahsediliyor ama bu Birinci Dünya Harbi ve İkinci Dünya Harbidir, bu gelip geçmiştir, bu bitti. Bu hadislerde de var Peygamber Efendimiz (s.a.v) de söylüyor böyle büyük bir savaş olacağını, bu gelip geçmiştir. Bundan sonra savaş yok bundan sonra sadece barış var.
Dünyanın ömrü zaten çok kısa 70-80 yıllık bir dönem içerisinde çok mutlu güzel bir hayat yaşayacak insanlar. Ondan sonra bozulma dönemi başlıyor, ondan sonra da kıyamet bekleniyor. Ama söylediğimin sağlamasını 10-20 yıl içerisinde bütün insanlık yapacak. Zaten söylediklerimin doğru çıktığını bildiği için Hıristiyanlar bu kadar panik ve bu konu üstüne bu kadar gidiyorlar. Yoksa mesela şu an bütün Rahipleri olsun başkaları olsun sürekli benimle bağlantı halindeler, sözlerimin doğru çıkmasından kaynaklanıyor bu. Ve hakikaten hata yaptıklarını anladılar, büyük bir bölümü hata yaptığını anladı. Bunun kutsal neresi var, 2 milyar 250 milyon insanın şehit edilmesi kutsal olur mu? Bu çok büyük bir zulümdür, Hz. İsa’ya karşı da zulüm ve iftiradır bu. Mesih gelecek ama şefkat, sevgi, merhamet ve muhabbet sunacak. Uyuyan kişiyi uyandırmaz diyor Peygamberimiz (s.a.v). Ahir Zamanda gelecek Mehdi’nin vasfı olarak onu belirtiyor. Uyuyan kişiyi uyandırmaz, kan akıtmaz, hatta detay veriyor Peygamberimiz (s.a.v); insanların burnu dahi kanamaz diyor. Burada muazzam bir kandan bahsediyor başka kişiler. Peygamberimiz (s.a.v)’in belirttiği bu güzel vakte doğru gidiyoruz biz. Bütün silahlar kalkacak diyor Resulullah (s.a.v) Tam vaktindeyiz. 7000 yıllık bir tarih veriyor. Peygamberimiz 7000 yıllık vaktin, 5600 yıllık vakti geçmiştir diyor. Bir diğerinde 6000 yıl geçmiştir, diyor. 5600 yıl tam net açıklama oluyor. Hicri 1400 senesini veriyor. Hicri 1400 ile 1500 arasında başka vakit yok ehlisünnet inancına göre. Ve bu çok net, alametlerin de hepsi çıkmıştır. Ahir zaman alametlerinin hepsi çıkmıştır. Bunu www.harunyahya.org, www.harunyahya.com ve www.harunyahya.net sitelerine girenler görürler. Ben hurafelerden hiç hoşlanmam ve anlatmam. Doğru olmayan bir şeyle insanları hiç oyalamam. 500’ün üzerinde dediğim konu, hepsi doğru çıktı. Sitemizde ‘Ne demişti, ne oldu’ bölümüne girenler bunu görürler. Ama Allah’a çok şükür bundan sonra hakikaten, Türkiye’nin lider olduğunu göreceğiz. Millet olarak göreceğiz. Ama birbirimize çok sıkı sahip çıkalım, Güneydoğudaki kardeşlerimize çok yoğun bir sevgi ve şefkat gösterelim, onların saygıya, şefkate, ilgiye ve alakaya ihtiyaçları var. Ondan geri hiçbir sorunumuz yok zaten Karadeniz sağlam Allah’ın izni ile orta Anadolu da sağlam, her yer çok sağlam. Bir tek Güneydoğu’da bir oyun oynanıyor, bir kısım kardeşlerimize karşı. Halkı dindardır, Çok iyi sahip çıkarsak, ondan da hiçbir netice alamayacaklar İnşaAllah.
GAZETECİ: Türk İslam Birliğinden bahsederken arada şu gibi bir problem olabilecek mi sizce?
Birincisi; az önce de bahsettiğiniz gibi yani siz ehlisünnet mezhebine göre dediniz ama ortada mezhepsel bir farklılık var. İkincisi; siyasal anlamda İran şu anda realitede bir Ortadoğu liderliğine soyunmuş durumda işte nükleer enerjisiyle, silah sanayisiyle yine Ortadoğuda ilişkileriyle bu Suudi Arabistan’dan ziyade bu birliğe bir engel teşkil edebileceğini ya da en azından liderliğe oynayabileceğini düşünüyor musunuz?
ADNAN OKTAR: Ben şunu söyleyeyim ben aslında Ahmedinejad’la da bağlantı halindeyim, yakınlarıyla görüşüyorum, bir haber alışverişimiz var. Yani karşılıklı bir selam götürüp getirtiyoruz. Şunu söyleyeyim, bir kere Mehdiyet devrinde ahir zamanda mezhepler kalkacak. Bu Resulullah (s.a.v)’ın hadisidir. Bunu Şiiler de savunuyor. Ehlisünnet mezhebinde de bu böyledir. Yani bunun aksini savunan kimse yok aynı Asr-ı Saadet gibi olacaktır. Dolayısıyla mezhep sorunu yok. İran; Mehdi’nin zuhuru konusu biliyorsunuz anayasalarında 1. maddesidir. Mehdi zuhur edinceye kadar bu anayasa geçerlidir diyorlar ve Mehdiyle ilgili konulardaki inançlarını biliyorsunuz. Ve onlar şu an Mehdi’nin geldiği kanaatindeler. Dolayısıyla Mehdi’nin yönetiminde bir hareket tarzı planlıyorlar yoksa kendi devletlerinin, şu anki rejimin, idarenin herhangi bir harekete geçmesi mevzu bahis değil. Biz Mehdi’ye göre hareket edeceğiz diyorlar. Mehdi de son derece şefkatli, merhametli, kan akıtmayacak bir insan olduğuna göre, damla kan akıtmaz diyor Peygamberimiz (s.a.v). İnsanların burnu dahi kanamaz diyor, silahları kaldırır diyor. Atom bombası şu bu falan, bunlar geçici olan şeyler dünyada hiçbir yerde atom bombası, hidrojen bombası kalmayacak. Bütün hepsi nükleer enerji temininde kullanılacak ve bunların hepsi kalkacak. İran öyle katı değil yani ben görüştüm, konuştum, ileri gelenleriyle konuşuyorum. Öyle bir katılıkları yok. Hatta onlar bir jest olarak Türkçe konusunda yeni bir girişimde bulundular biliyorsunuz Türkçenin eğitim dili olarak kullanılması konusunda bir faaliyetleri var. Şeriatmedari biliyorsunuz Türk’tür. İran ordusunun komutanlarının hemen hemen tamamı Türklerden oluşuyor yani böyle bir yapı var. İran’da Türk hakimiyeti çok güçlüdür.
Benim kan ve ırk anlamında yani kana dayalı genetik anlamında bir ırk üstünlüğü iddiam yok biliyorsunuz. Ben Türklerin ahlak olarak üstün olduklarına inandığım için lider olması gerektiğine inanıyorum. Yani kişilik olarak, cesaret olarak, vefa olarak, sadakat olarak, yamanlık olarak üstün millet. Allah bunu bize Osmanlı döneminde göstermiş mi; göstermiş. Adaletle bütün dünyayı yönetmiş miyiz; yönetmişiz. Yine aynı göreve Allah bizi yeniden getiriyor. Bunda şaşılacak bir şey yok. İran, bu konuda olumlu davranacağını daha önceden belirtmişti. Geldi, Ehlisünnet mezhebine dayalı bir imam arkasında Şiiler genelde namaz kılmazlar; Ahmedinejad geldiğinde Sünni bir imam arkasında Osmanlı camisinde namaz kıldı. Bu ne demektir? Sizin liderliğinizi kabul ediyorum. Anlamı budur bunun, bu anlamda yapmıştır. Sembolik anlamında yapmıştır. Zamanlamayı da özel yapmıştır, cumaya özellikle rast getirmiştir. Herhangi bir vakit seçerek gelmemiştir. O namazın kılınmasında kasıt budur ve bu yerine gelmiştir, bu konuda sorun çıkmayacaktır İnşaAllah.
GAZETECİ: Teşekkür ediyorum bu güzel yemek için, bu güzel ortam için. Efendim, bilimsel çalışmalarınız nedir şimdi?
ADNAN OKTAR: MaşaAllah evet, Kuran Mucizeleri kitabımın 3. cildini çıkarttım. Yaratılış Atlası devam ediyor. Onları biliyorsunuz 14 cilde çıkartacağız. Onunla ilgili yoğun fotoğraf çalışmaları devam ediyor. 2 ayrı stüdyoda çekiliyor fotoğraflar. Bize yurt dışından sürekli fotoğraflar geliyor. Bunları hazırlıyoruz. Ama çok şükür Darwinizm, materyalizm bitti. Biliyorsunuz Habertürk’te çıktık tek seansta konu bitti. Bir kerede bütün milletimiz gördü yani biz desek ki, biz bunları yendik konusu bitti, desek kimse inanmazdı. Ama herkesin gözü önünde oldu bu olay ve kendileri de itiraf ettiler. Doğru dediler ve kendileri de kabul ediyor bunu. Çünkü konuşacak hiçbir şeyleri yok.
Bakın 250 milyon fosili gizlediler insanlardan bakın oyunun şiddetine bakın biz bunu ortaya çıkarttık 250 milyon fosili. Ve dedik ki siz yalan söylüyorsunuz bir konuda tek bir tane ara fosil yok, dedim. Hatta bu konuyu iyice vurgulamak için bana bir tane ara fosil getirin, 10 trilyon vereceğim, söz veriyorum dedim, isterseniz beni notere götürsünler, beraber gidelim, 10 trilyon vereceğim, şu anda da geçerli. Hatta senet de düzenleyelim. Bana tek bir tane ara fosil getirin dedim. Getiremiyorlar, yok çünkü. Bir proteinin tesadüfen meydana gelmesi bilimsel olarak imkansızdır. Ayrıca binlerce protein gerekiyor ve bunların bir araya bağlanması gerekiyor, teknik olarak hiç bir şekilde olacak gibi değil. Birincisi bir proteinin meydana gelmesi mümkün değil, ikinci protein gelecek, ikinci proteinle arasında peptid bağı gerekiyor. O oluşurken araya yabancı maddeler; orada karbon, azot, çinko, bakır, kobalt, her türlü asit, her türlü kimyasal madde, çamur gibi yabancı maddeler girer. Bir proteinin burada oluştuğunu farz edelim ki oluşmaz, ikinci protein burada oluştuğunda o ikisi arada çamur deryasını, o bataklığı geçip bu proteinler nasıl bir araya gelecek? Geldiğinde ise araya peptid bağı gerekiyor. Nereden bilsin araya peptid bağı gerektiğini? 2, 3, 10, binlercesi bir araya gelmesi gerekiyor ve araya hiç bir madde girmemesi gerekiyor. Girdikten sonra ne oluyor biliyor musunuz? Protein tozu oluyor, hiçbir işe yaramaz. Body yapanlar için protein tozu satılıyor. Proteinin tozunun hiç canlandığını görmedim, olduğu gibi duruyor kutularda, bizde evde de var. Bir seneden beri duruyor, hiç bir şey olmadı. Hiç bir şey olmaz. Canlanma hiç açıklayamadıkları bir konu. Can gelmesi, yüzü olması bu konuyu hiç açıklayamıyorlar, bu konuyu geçiyorlar. Bu nedenle her yönden gitmiş vaziyetteler. Mesela bir kromozomun içinde devlet kütüphanesinden daha fazla bilgi var. Evrimle bunu nasıl açıklayacaksın? Kromozomun içerisindeki detaylara baktığımızda nefesleri kesiliyor, konuşacak hiç bir şey bulamıyorlar. Onun için bu konu halloldu. Ama tabi çırpınma olur, bağırtı, çağırtı olur. Bazen insanlarda da olur, mesela babasını, dedesini kaybediyor, ölmedi o diyor, yerlere atıyor kendini, ama ölmüştür. Bu da öyle. Konu bitmiştir. Darwinizm, materyalizm Türk İslam aleminin birleşmesini engelleyen en büyük engeldi, bu konu halloldu.
Türkiye’yi lider yapan barışçıl, sevecen, modern, demokratik yapısıdır. Bütün ülkeleri görüyorlar. Türkiye’nin İslam aleminin lideri olarak ne kadar zenginlik, bereket, bolluk, insancıllık getireceğini ve savaşa, kavgaya da asla müsaade etmeyeceğimizi gördüler. Nerede kavga olsa, Mehmetçik orda. Afganistan’a gidiyorlar, herkes bağrına basıyorlar. Irak’a gidiyor, bağrına basıyorlar. Balkanlar’da Türk askeri görünce ağlıyorlar, coşkuyla, neredeyse ekmek gibi bağırlarına basarlar francala ekmek gibi görüyorlar, MaşaAllah. Öyle bir coşkuyla, neredeyse gözyaşları içerisinde bağırlarına basıyorlar. Çok mübarek bir ordumuz var, çok mübarek bir milletiz. Amerikalılar ‘sizin askerinizi götürelim’ diyor. Kardeşim çık sen, biz gideriz, tamamen çık. Ve bize bıraksınlar gerisine karışmasınlar. Şimdi Irak’ta da Amerika çekilecek, boydan boya bütün güvenliği Türkiye sağlayacaktır. Bizim dışımızda bu işi yapabilecek kimse yok.
GAZETECİ: İran iktidardır Irak’ta. Bilirsin, hükümet, devlet, başbakan orada hepsi İran’a saygıları var. Şiiler çoğunlukta çünkü. Türkiye her şey sadece güvenlik değil, işyeri falan çok şeyi var. Şu anda Irak’ın içinde siyasetçiler yine çatışma bekliyor, Türkiye ile İran’ı?
ADNAN OKTAR: Aman aman bu bir kahpe tuzak, bu bir kahpe oyun bu bir kere asla olmaz. İran, Türkiye’yi seven bir millet, biz de İran’ı seviyoruz. Bir de şöyle İran’ın neresine gitseniz Türk. Yani İran nasıl Türkiye’ye ters bir tavır koysun. Şimdi tankın içerisindeki Türk, topun başındaki Türk, atom bombasını kontrol eden Türk, kuvvet komutanları Türk, nasıl olacak bu!
GAZETECİ: Ama eskiden bir çatışmalar olmuştu.
ADNAN OKTAR: Türkiye ile asla böyle bir şeye girmez İran. Asla böyle bir çılgınlığı asla yapmaz ben garanti veriyorum. Ben görüşüyorum da İranlılarla. Yani bu bir oyun, bizi İran ile kavgaya sokup aradan başkaları faydalanmak istiyor. Bakıyorlar adamlar İran’la kendileri baş edemeyecek, ne yapalım Türklerle aralarını bozalım kavga etsinler. Biz de aradan imkanlardan istifade edelim diyorlar. Bu bilinen bir oyun. İran’a biliyorsunuz İran’a meydan okudular. Baktılar ki güç yetirecek gibi değil bir kenarından köşesinden dolandılar, ne yapalım şimdi; Türkleri karşısına getirelim. Türkler o kadar oyuna gelecek insanlar değiller. Türkler böyle bir oyuna gelmez. İranlılar da böyle bir oyuna gelmez. Bayağı akıllı bir insan Ahmedinejad öyle zannedildiği gibi değil. Türkiye’deki politikacılar da son derece akılcıdır ve akıllıdır. Böyle bir olay yok.
Mehdi’nin zuhur vaktidir. İran durduk yere bunu söylemiyor. Devlet başkanları durduk yere bunu söylemiyor. Bakın Mehdi gelecek demiyor, geldi diyor. Bunu halktan herhangi bir insan söylemiyor, devletin en üst kademesi söylüyor. Geldi, diyor. Ben de diyorum ki geldi. Said Nursi ne diyor, geldi diyor. Demek ki bir şey var ki diyoruz. Türk İslam alemindeki derin toparlanma durduk yere olmuyor. Bir sebebi var ki oluyor. Bir harikulade çağa girdik. Onun için İran ile Türkiye’nin düşmanlığı yönünde politika izleyenler kalleşlik yapanlardır, oyunculardır, ateist Siyonistlerdir, masonların adamlarıdır. Kimse bu oyuna gelmesin. İran bizim her zaman dostumuzdur. Her zaman da dostumuz olacaktır, hele ki böyle bir çağda, böyle bir şey asla olmaz. Çok çürük ve çok kötü bir oyun. Yapmaya kalkanlar pişman olur. Türkiye ile İran kol koladır, Pakistan da öyle. Yani manevi bir birlik zaten kuruldu, sadece adı konulacak. Kazakistan, Azerbaycan, Tacikistan, Yakutistan, Türkistan bunların hepsi ile manevi birlik zaten kuruldu. Sadece kağıt üzerinde bu yapılacak. Yoksa onlar aşkla şevkle bekliyorlar şu an. Yani hangi Türk’ün gönlünde değildir Türk İslam Birliği. Mümkün mü bu, Türk devletlerinin ayrılığını kim kabul eder? Konya’yı bizden alsalar, Allah vermesin, Erzurum’u bizden alsalar biz bunu mantıklı görür müyüz? Tabi ki mantıklı görmeyiz. Kazakistan’ın Konya’dan hiç farkı yoktur. Yakutistan’ın İzmir’den hiç farkı yoktur. Suni ayrılmıştır. Ermenistan da tamamen sunidir. Bizim kendi tebamızdır. Milleti sadıkadır. Bunların hepsi düzelecek, bu oyun, bu kahpe oyun kırılacak. Yani damla kan akmayacak İnşaAllah, Allah’ın izniyle.
Son günlerde bize karşı da bu tür faaliyetlerimizden dolayı, Darwinizm’e Materyalizme karşı çalışmalarımızdan dolayı, kavgaya karşı tavrımızdan dolayı bize de yönelik iftiralar oluyor, bunlara da halkımız inanmasın. Bunu daha önce de söylemiştim. Evet, kısaca anlatayım, İstanbul Başsavcılığının 2007-11089 soruşturma sayılı dosyasında takipsizlik kararı var. Yine bir takipsizlik kararı daha var. 17087 numaralı, 11092 numaralı takipsizlik kararı, 10878 numaralı takipsizlik kararı, 6120 numaralı takipsizlik kararı ayrıca Ankara Ağır Ceza’nın yani DGM’nin takipsizlik kararının onayı var. Yani mahkeme beraat ettirdi. Ayrıca Üsküdar Ağır Ceza’nın bu takipsizlikleri onaması var, beraat ettirdi yani onama demek biliyorsunuz, takipsizliği onadığı zaman Ağır Ceza, hüküm kesinleşmiş oluyor. 3-5 tane çocuğu kandırmışlar, aleyhimizde konuşturdular, o çocuklardan da birkaç tanesi kendilerinin kandırıldığını söylüyor şu an. Yani bizi korkuttular, baskı yaptılar ürküttüler, biz de korkudan kabul ettik diyorlar. Yani bir genç kız kendisiyle ilgili o kadar iğrenç ve çirkin iftira atabilir mi? O tip anormal akla hayale gelmeyecek söz söyleyebilir mi? Hangi aklı başında insan bunu yapabilir? Soruşturunca anladık yani korku belasıyla, daha hala korkuyorlar bu çocuklar, bu kişilerden. Daha hala bu korkunun etkisi altındalar.
GAZETECİ: Kim bu kişiler Sayın Hocam?
ADNAN OKTAR: Şimdi isim vermem olmaz tabi.
GAZETECİ: Hayır, isim vermeyin tabi isim vermeniz için söylemiyorum. Yani nasıl bir güruh?
ADNAN OKTAR: Yani bunlar devletin içinde bir kısmı
GAZETECİ: Ergenekon
ADNAN OKTAR: Evet, iddia edilen Ergenekon örgütünün mensupları, kız çocuğu bacak kadar boyu var çocuğun at hırsızı gibi adamlar karşısına dikildiğinde, ne yapsın çocuk? Korkmuş, korkunca da ne diyorlarsa hepsini kabul etmiş. Daha hala korkuyor çocuk, yani şu anda korkuyor yani, gönlü rahat değil. Yani bu müthiş bir zulümdür bu. Yani sen fikren yeneme, otur abuk sabuk iftiralarla bizi yıkmaya çalış. Daha önce de yaptın beceremedin, biliyorsunuz kokain iftirası attılar, Emniyette yiyeceğimin içeceğimin içine kokain koydular, iddia edilen Ergenekon örgütünün marifetiydi bu. Bu deli cesaretini kimse yapamaz. Allah’a çok şükür ki Adli Tıp’ta ispat ettim. Adli Tıp böyle bir şeyin Emniyet’te yapıldığını tespit etti ve kurtuldum.
GAZETECİ: Türkiye Cumhuriyeti tarihinde sorguda dosyaları tetkik etsinler, bir kişi dahi sorgu aşamasında hangi uyuşturucuyla yakalanmıştır. Orada insan yeri geliyor nefes alamıyor, yeri geliyor ismini unuttuğu anlar var. Uyuşturucu, o hakikaten komik bir durum.
ADNAN OKTAR: Yani inanılır gibi değil. Cesarete bakın 72 saat süresince ben Emniyet’te gözaltındayım. Kanımda 5 mikrogram/mililitre kokain çıktı. Yani 24 saatte atılıyor vücuttan kokain, esamesi kalmaz. 72 saat içerisinde en yüksek dozda çıktı. Ben de diyorum ne kadar iyi insanlar bana böyle Urfa işi kebaplar falan getirttiler, herhalde beni seviyorlar dedim. Ben de bayağı açtım 72 saat gözaltında olduğum için kemali afiyetle yedim sen misin yiyen. Hakikaten de üstüme acayip bir dinçlik geldi yedikten sonra...
Sonra biliyorsunuz bu Ebru Şimşek denilen bayanı ortaya çıkarttılar, Allah’a çok şükür ki film elimize geçti. Benim bulunduğum evin tavanı dümdüz, İtalyan usulü yapılmış ev. Pencereler tavandan tabana kadar, bayanın bulunduğu evde pencere küçük pimapen, 60 metrekare falan küçük bir ev. Tavan kirişleri aşağı sarkıyor, Allah’a çok şükür oradan kurtulduk, mahkeme heyetinin önüne getirince iki filmi, mahkeme heyeti baktı hiç alakası yok o evlerin uzaktan yakından alakası yok. Bilirkişi dedi ki bu ev tamamen yıkılıp yeniden yapılmadıktan sonra böyle bir şey olmaz dedi. Hatta oradaki hakim kadın bu mu demiş olay bu mu demiş! Bu mu kastedilen demiş? Hemen anlaşıldı aydınlandı olay. Kaç yıl kullandılar biliyorsunuz.
Bir de akıl hastası iddiaları oldu biliyorsunuz. 10 ay cinayet işlemiş akıl hastalarının arasına niye koyarsınız beni? Niye normal akıl hastalarının içine koymuyorsunuz, yani cinayet işlemişlerin içinde niye oluyorum ben? Ve 10 ay niye, ayağıma zincir vurmanın alemi ne? Kalın baklalı zincir vurdular bana 50 cm’lik yatağa bağladılar. Ben utandım, hayret ettim, mesela geldi ilgili şahsın ismini vermeyeyim, elinde zincirle, nedir o dedim, ayağınızı bağlayacağız dedi. Kıpkırmızı oldum, utandım yani çok acayip bir şey. Zincirin ne alakası var yani ben millete saldırıyor muyum? Yani şunda mantık var mı, sonra rica ettik, ısrar ettik de bir yarım metre daha zincir eklediler. Ondan sonra daha rahat namaz kılacak hale geldim, yani çok acayip bir şey bu akıl alacak gibi değil. Bir de 10 ay benim bulunduğum bölümde 7 kişiyi öldürdü akıl hastaları. Aynı koğuştayız, 300 kişi büyük tek bir koğuş var, bir de yani yarıdan çoğu çıplak geziyor aklını kaybettiği için. Bağıran çağıran, ağlayan, kendini yerlere atanlar. Dışarı çıkman yasak dediler, halbuki akıl hastalarının normalde oradaki akıl hastaları ailesinin yanına da gidebiliyorlar Cumartesi Pazar gönderiliyorlardı, ailesine teslim edip gönderiyorlar. Bahçeye çıkmam da yasak eve gitmekten de vazgeçtim bahçeye gitmem de yasak. Hayır bir de 10 ay artık. Kardeşim yani insaf.
Rahmetli Yıldırım Aktuna telefon etmen de yasak dedi. Tamam dedik, kabul ama hazıroldayız hepimiz böyle, bütün doktorlar, hemşireler. Doktorlarla da görüşmeyeceksin dediler, onları etkiliyorsun dedi. Yani konuşmalarından etkileniyorlar, onlarla görüşmeyeceksin dedi. Tamam, dedim. Hemşirelerle de görüşmeyeceksin, dedi. Tamam, dedim. Arkadaşların da gelmeyecek dedi. Sadece ağabeyin, annen ve avukatın gelebilirler dedi, üçüyle görüşeceksin dedi. Onlarla da belirli günler görüşebilirsin dedi. Ona da tamam dedim. Peki, ben kimle görüşeceğim dedim? Akıl hastalarıyla, oradaki hastalarla görüş dedi. Ama konuşamıyor adamlar, acayip sesler çıkartıyorlar, şuuru tam kapalı, paranoid şizofren. Zaten adam öldürmüş gelmiş. O zaman git odana, buraya niye geldiğini düşün dedi. Olayın sırrı o zaman ortaya çıkmış oldu.
GAZETECİ:Hocam bir şey söyleyeyim ben 56 yaşındayım. Bir şeye çok inanıyorum. İnandığım şey şu: Hukuki medeni hukuktaki davalarda hangi dava olursa olsun müspet verilir menfi verilir karar. Temyize gidersiniz olmadı başka bir ilgili mercie gidersiniz. Daha sonra da kaybedersiniz. Bir haksızlık bu yaşadığınız beşeri dünyada nereye? Akşam yatağınıza yastığınızı koyup o adamın mahvına o insanın mahvı için eğer çaba sarf ederek sabah kalkıyorsanız ve o düşüncelerinizi eksiksiz icra ediyorsanız eninde sonunda yaşarken bunun cezasını çekersiniz.
ADNAN OKTAR: Bakın siz çok önemli bir konu söylediniz. Ben işte söylediğim konu bu. Ben dedim ki 10 yıl sonra bunları açıklayacağım dedim. Benimle uğraşan hiç kimsenin yanına kalmadı.
GAZETECİ:O kadar haksızlığa maruz kalmışsanız o kişi rahmetli olmuş
ADNAN OKTAR:O kişiye ben bir şey demiyorum. Ben ona şefkat duyuyorum. Affettim zaten.
GAZETECİ:O kadar haksızlığın size bu kadar haksızlığı yapanlar eninde sonunda yaşıyorlarsa ölmeden o yaptıkları haksızlığı muhakkak Allah-u Teala onlara ödetiyor.
ADNAN OKTAR: Ben sizin işte bu dediklerinizi 10 yıl sonra söyleyeyim diyordum. Siz şu an söylüyorsunuz.
GAZETECİ:Hepimiz zaman zaman hayatımızda birçok haksızlıklara maruz kalıyoruz. Yüzde yüz haklı olduğunuz elinize aldığınız ve götürüp efendim bu memlekette anlayamadığım yıllardır gençliğimden beri anlayamadığım bir konu var. Dünyada suç ispat edilir. Suçsuzluk ispat edilmez.
ADNAN OKTAR: Evet bizim karşılaştığımız konu o.
GAZETECİ:Adalet sisteminde, hukuk sisteminde, hukuksal mantık yok. Siz suçsuzluğunuzu ispat edeceksiniz
ADNAN OKTAR: Bu söylediğiniz çok güzel. Ben bunu emniyetteyken, gözaltında biliyorsunuz bize muazzam işkence yapmışlardı arkadaşlarımla. 7 gün betonun üzerinde oturttular ellerimiz arkadan bağlı, gözümüz de bağlı. Birçoğuna elektrik verildi. Birçoğu da sakatlandı, adli tıp raporları da sabit. Emniyetteyken ben dedim ki avukata “Ne diyorlarsa kabul ediyorum, sorun çıkmaz” dedim. Öyle değil dedi avukat. “Şimdi o dediklerinin hepsini ispat edeceksin yapmadım diye” dedi. Yani ben ne bileyim, başında söyleseler. Ama o zaman da sakatlayacaklardı, daha iyi olmuş, hayır olmuş. Elektrikli işkence ile kim bilir ne hale gelecektik. Ki zaten o zamanki Emniyet Müdürü Adil Serdar Saçan bana çok veciz bir söz söyledi. Dedi ki: “Ayağınla yer arasında ne kadar fark var. Ölümünle hayatın arasında da o kadar fark var” Yani ona göre konuş dedi.
GAZETECİ: Devlet kademesinde üst düzey bir görev yapan ve adaleti bir noktada tecelli ettirecek bir makamın başındaki; ne suç işlemişseniz işleyin onun karşısına geldiği zaman normal prosedür ne ise sorgular sizi yalanınız varsa yalanı ispat eder. Suçluysa sizi götürüp savcının önüne teslim eder. Böyle bir söz söylemeye hakkı var mı? Yani ayağınla yer arasındaki fark ne kadarsa ölüm ile yaşam arasındaki fark da o kadar. Buna kendisi karar veriyor. Karar mercii o. O zaman da adaletin terazisi, kefe muhakkak bir tarafı ağır basıyor. O zaman böyle durmuyor işte.
ADNAN OKTAR: Yanındakiler de tasdik ettiler, “doğru söylüyor” dediler. Öyle deyince ne diyeceğiz yani?
GAZETECİ: O zaman siz boş kağıda imza atın.
ADNAN OKTAR: O zaman ben ne istiyorsanız yapayım dedim, söyleyin. Tanımadığım bilmediğim kadınlar yazık yani onlara da, kadın Amerika’daymış. Onunla ilgili akla hayale gelmedik. Hiç görmediğim hayatta görmediğim birisi, tanımadığım. Dedim, şunu da ben yaptım, bunu da ben yaptım, el yazımla, yani istedikleri her şeyi. Daha önce de öyleydi.
GAZETECİ: Ama Türkiye’de bugün o yıllardan beri o çürümüş zihniyet bugün yok olmakla yüz yüze.
ADNAN OKTAR: Evet, çok şükür
GAZETECİ: Ki ben sağduyulu bir adamım. Yani sizin anladığınız mananın daha ötesinde sağduyulu bir adamım ve gençliğimde bu işlerde de çok popüler bir adamdım. Ama bugün salt mantıkla düşündüğümde o tarihlerde yapılan yanlışlar burama kadar geldi. Ama bugün yine salt mantığımla bakıyorum ve tribüne çıkıp seyrediyorum. Şu yapılan son icraatlar, Ergenekon’du, şuydu buydu şimdi soruyorum kendi kendime ben bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım. Kendime göre bir mektep medrese görmüş bir adamım. Bir rektör emekli bir rektör, emekli bir orgeneral ile ne gibi bir bağlantıda olabilir? Ne işin var senin bununla? Bu kütüphane müdürü değil ki! Bu Sultanahmet’teki büyük kütüphanenin müdürü değil ki, herhangi bir şekilde bağlantınız olsun. Bu bir devletin emekli bir orgenerali sen bir eğitim kurumunun en üst düzeyindeki birisin. Bugüne kadar Türkiye’nin çeşitli yerlerinde 3 yüze yakın el bombası bulundu. Bir Allah’ın kulu çıkıp da sormuyor ki ya arkadaş herkes askerlik yaparak geldi. O mühimmatlar buradaki görevlilere zimmetli. Bunlar nedir? Bunlar yağmurda mantar gibi yağmur çok yağdı diye mi çıkıyor yerlerden, niye bunlar niye çıkıyorlar. Şu anda Türkiye Cumhuriyeti kamuoyunun da bununla ilgisi yok. Genelkurmaya soruyorlar. Genelkurmay benim değil diyor. Polise soruyorlar. Polis de benim değil diyor. Nereden çıkıyor bunlar?
ADNAN OKTAR: Herkesi müthiş korkutmuşlar. İnsanları müthiş korkutmuşlar. Ben de diyorum, iddia edilen Ergenekon örgütü; bu yargılananlara ben bir şey demiyorum. Ben örgütün asıl yönetim kadrosuna, çok kahpe ve alçak çok şerefsiz bir yapılanmadır iddia edilen Ergenekon örgütü ve herkes ne bilgisi varsa mutlaka bunu devlete ulaştırması gerekir ki devlet gereken önlemleri alabilsin. Özellikle dedim yargı içerisindeki yapılanması, iddia edilen Ergenekon örgütünün en tehlikeli yönü yargı içerisindeki yapılanmasıdır. Yüz yıldan beri yoğun bir çalışma içerisindeler ve en kilit noktalara kadar birçok yerde adamlarını yerleştirmiş durumdalar. Buna karşın devletin gözü olmak kulağı olmak çok önemlidir. Bilgisi olan insanların mutlaka bu bilgiyi aktarması gerekiyor.
İşkence olayını anlatıyorduk, o işkence yapıldıktan sonra biliyorsunuz bizim savcımıza sordular, mahkemede; ne diyorsun dediler, görüşünü bildir. “Bu kişiler işkence altında ifade vermiştir” dedi bu bir. İkincisi, yanlarında avukat yok, avukat olmadan ifadeleri alınmış. Bu yönden bu geçersizdir dedi. Ayrıca siz bu kişilerin arkadaşlarına imamlık ve başka iddialarla, aynı dosyayla, aynı delillerle beraat vermişsiniz dedi. Hakikaten bir arkadaş grubumuza beraat verdiler. Ama tıpa tıp aynı iddialarla. Bu kişilere de aynı şekilde beraat vermeniz gerekir dedi. En önemlisini açıkladı, dedi ki, “dosyada, mevcut dosyada tek bir tane aleyhte delil yok, suç delili yok” dedi. O yüzden ben BERAATLERİNİ İSTİYORUM dedi. Mahkeme de, normal ceza 2 yıl idi, 1 yıl daha ilave ettiler, 3 yıl ceza verdiler. Nurlu ellerini ben hürmetle öperim. Allah onlara o imzayı attırıyor. Hayır vardır, hikmet vardır, güzellik vardır, benim için o şereftir, saygı duyuyorum. Ben her zaman saygıyla yad ederim onların nurlu ellerini. Dünyada da ahirette de öperim inşaAllah, benim hiç onlarla bir alıp veremediğim yok, öfkem de yok, hakkımı helal ediyorum. Ama tabi bu savcının ifadeleri de çok manidar. Milletimiz açısından çok manidardır ve düşünülmesi gereken ifadelerdir.
GAZETECİ: Hocam dosyada savcı cezanızı istemiyor. Dosyada herhangi aleyhinize bir delil de olmadığını söylüyor. Peki bu cezayı belirlerken hangi gerekçelere dayanarak veriyorlar. Gerekçeli karar nedir?
ADNAN OKTAR: Gerekçeli karar okunursa görülür. Yani o ifadeleri geçerli sayıyor mahkeme.
GAZETECİ: Sizin o boş kağıda attığınız ifadeyi.
ADNAN OKTAR: Evet onu geçerli sayıyor. Zaten asıl ona dayandırıyor.
GAZETECİ: Demek ki; benim dediğim yere geliyor. Suçsuzluğu ispat etmek mecburiyetindesiniz.
ADNAN OKTAR: Zaten avukat bana demişti. Ama geçti, yapacak da bir şey yok. Hayır vardır. Ne var bunda dedim ben savcının karşısına geçip söylerim, derim. Ben işkence yaptılar diyeceğim ve söyleyeceğim, söylerim, dedim. Fısıltıyla zaten zor söyleyebildik polis yanımızdaydı. Bir tek o kadarını söyleyebildim fısıltıyla. Yok, öyle bildiğin gibi değil dedi. Bunların hepsini ispat edeceksin sen, dedi. O zaman; ben destan gibi yazdım oraya. Ben hangi birini ispat edeyim. 120 klasör anlattık, delil sunduk. Ama mahkeme, polis ifadesini esas aldı. Saygı duyuyorum, hürmet ediyorum, bir hayır vardır, hikmet vardır, bir şey demiyorum ama durum da bu.
GAZETECİ: Bismillahirrahmanirrahim, Selamun Aleykum
ADNAN OKTAR: Aleykum Selam
GAZETECİ: Yapmış olduğunuz bir röportajdan sonra Ahmedinejad Hz. Mehdi’nin Selamullahun aleyhin zuhurunu yaptı. Hatta yapmış olduğunuz röportaj da İran’da yayınlandıktan sonra siz dediniz Hazreti Mehdi’yi arasınlar, bulamazlarsa bana gelin demiştiniz. Bu İran’da yayınlandıktan sonra Ahmedinejad geçenlerde Hazreti Mehdi zuhur etmiştir, dedi. Hatta birçok ulema buna itiraz etmişti. O zaman bize de bunu ispatlayın, demişlerdi. Ayetullah Hamaney de sonra açıkladı, kendisi deTürk’tür.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah
GAZETECİ: İran halkı gerçekten Türk halkını seviyor diğer Müslümanlar için merhamet etmesinden dolayı.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah
GAZETECİ: Allah için. Bir de bugün merhum Adnan Menderes’in vefatının yıl dönümü. Bunla ilgili de bir şeyler söyleyecek misiniz?
ADNAN OKTAR: Allah rahmet etsin O’na. İddia edilen Ergenekon örgütünün marifetlerinden bir tanesidir. Onun zeminini hazırlamıştır, imkanlarını hazırlamıştır, iftiralarını hazırlamıştır. Tabi mahkemeye ben bir şey demiyorum ama zeminini imkanlarını, delillerini onlar hazırlamışlardır ve merhumu şehit etmişlerdir. Bir yüz karasıdır bu. Onlar için çok büyük bir yüz karasıdır. Nihat Erim’i şehit edenlerle aynı mantıktır bu. Yeraltından çıkan bu el bombalarıyla da, 3 milyon vatandaşımızı fişlemişler, şehit etmeye hazırlanıyorlardı. Allah ordumuzdan razı olsun, polisimizden razı olsun. Büyük bir cesaret gösterttiler, yiğitlik gösterttiler, ki daha önce Rahmetli Özal üzerine gidemiyordu biliyorsunuz, çekinmişti, kendisine suikast düzenlediği halde iddia edilen Ergenekon örgütü, ismini ağzına alamadı. Ama biz o zaman diyorduk, komünist derin devlet örgütü diye gazetelerde tam sayfa ilanlar veriyorduk, tam sayfa, uzun uzun biz bunları anlattık. Ama sonunda kahraman devletimiz, kahraman polisimiz yakaladı bunları ensesinden. Ve fikren de çöktükleri için, dinlerini kaybettikleri için, ki bunların dinleri Darwinizm idi, hiçbir güçleri yok şu an, tam anlamıyla çökmüş vaziyetteler. Fikri yapısını kaybeden bir yapı tabi aktivitesini tamamen kaybediyor. Allah’a çok şükür. Ama devleti seyretmek olmaz. Devlet milletten meydana geliyor, millet olarak destek vermemiz gerekiyor, var gücümüzle gayret etmemiz gerekiyor. Her türlü bilgiyi internetle de olabilir, kağıtla da olabilir, illa ismini yazması gerekmez. Mutlaka ilgili makamlara ulaştırmaları gerekiyor, devlet bilgi ile hareket eder.
Ben bu insanları alıp dolduralım hapishanelerde çürütelim demiyorum. Ben acıyorum bunlara. Bu beladan onlar da kurtulsun istiyorum çünkü bu tehditten hepsi bizar. Adam rektör bizar, asker oluyor, bizar. Çünkü bunların ne yapacağı ne iş yapacağı hiç belli olmuyor. Mesela asker oluyor, çayını evinden getirttiriyor, iddia edilen Ergenekon örgütünün bir kahpeliğine karşı. Yemeğini evinden getirttiriyor, iddia edilen Ergenekon örgütünün bir kahpeliğine karşı. Allah bunları derdest yakalamayı devletimize nasip etti.
GAZETECİ: Ama savunmalarını devletin bekası için yaptıklarını iddia ediyorlar.
ADNAN OKTAR: Yani bayrağında mason amblemleri var. Abdullah Öcalan o PKK’nın bebek katili ile ittifak halindeler adamlar ve iç içeler ve kendileri de söylüyor zaten. İnkar da etmiyorlar. Tutanaklarda her şeyde bu görülüyor. Yılardan beri birlikte hareket ediyorlar. Sonra diyorlar ki biz devletin bekası için çalışıyoruz. Nerde devletin bekası? Hangi eyaletlerin nasıl ayrılacağı kimin nereye geçeceğine kadar ayarlamışlar. Kim cumhurbaşkanı olacak, kim başbakan olacak. Hangi eyaletin başında kim olacak ve yönetim de komünist yönetim, istedikleri bu. Güneydoğuyu Stalinist düşünceye teslim etmek. Bu tarafı da Maocu düşünceye teslim etmek ve tam ittifak halindeydiler. Allah ayaklarına doladı. Çünkü kader böyle. Türk İslam Birliği olacak bu yüzyılın özelliği budur. Allah’ın kaderini kimse durduramaz.
GAZETECİ: Bebek katili ile oturup dağın başında hatıra fotoğrafı çektirip orada beraber oturup yemek yiyip saatlerce sohbet edenler bu memleketin en üst kademeleri tarafından yıllarca itibar görmedi mi?
ADNAN OKTAR: Hayır ispat ediyorsun, pişkin adamlar, kardeşim diyorsun iç içesin. Kendi el yazınla yazı yazmışsın. Beraber iç içe omuz omuza fotoğraflar çektirmişsin. Açıklıyorsun zaten. Ne olduğu belli.
GAZETECİ: Yıllardır itibar görmediler mi sayın hocam, bu zatı muhteremler yılarca devletin en üst kademelerinden en büyük itibarı görmediler mi?
ADNAN OKTAR: Neyse artık kurtuluş vakti İnşaAllah.
GAZETECİ: Milletimize üstten bakıyorlar.
ADNAN OKTAR: Milletimiz hepsini görüyor zaten. Allah’a çok şükür her şey ayan beyan ortada. Öyle kaçıp kurtulacak gibi de değiller. Ama oyunlarına daha hala kahpece devam ediyorlar. Hayret edilecek bir şey. Bu cesareti almalarındaki etken şudur: İddia edilen Ergenekon örgütünün yargı içerisindeki pervasız yapılanmasıdır ve bir kısmı da emniyet içinde yapılanmıştır. Cesaretle üstlerine gidilip hepsinin sökülüp atılması gerekiyor. Ondan sonra bir ferahlık, güzellik dönemine geçeceğiz ama Türk İslam Birliğinin önünde inanın hiç kimse duramayacak, bunu göreceksiniz İnşaAllah. Evet, ben sizleri daha fazla yormayayım.
GAZETECİ: Ağzınıza sağlık
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun, hepinize ziyaretiniz için çok teşekkür ediyorum, çok sağ olun, var olun.