SUNUCU: İyi akşamlar sayın seyirciler. Tempo ve Kocaeli TV’de ortaklaşa yayınlanan Adnan Oktar’la Baş Başa Programına hoş geldiniz. Evet konuklarıma da ben dönüp hoş geldiniz demek istiyorum. Sayın Adnan Oktar hoş geldiniz efendim.
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk efendim.
SUNUCU: Sayın Doktor Oktar Babuna, hoş geldiniz.
OKTAR BABUNA: Hoş bulduk siz de hoş geldiniz.
SUNUCU: Sayın Doktor Cihat Gündoğdu, hoş geldiniz.
CİHAT GÜNDOĞDU: Hoş bulduk.
SUNUCU: Evet bu akşam da birbirinden ilginç konular konuşacağız.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
SUNUCU: Birbirinden ilginç sorularımız da var size yöneltmek istediğimiz. Buyurun efendim nasıl başlayalım, isterseniz elimizde şöyle değişik fosillerimizde mevcut, onlara ilişkinde…
ADNAN OKTAR: Evet, bundan sonra her gün, o bir tombik hocaya bir dersimiz olsun. Her gün Cübbeliye bir dersimiz olacak. Bir de bir Freddy’nin kabusu var, bir hoca daha var. Freddy’nin kabusunun dönüşü diyelim. O da başka yönden Müslümanların inançlarını bozmaya çalışıyor, buna da cevap vereceğiz.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah
ADNAN OKTAR: Ama özellikle ağırlığımız o tombik hocayla, Cübbeli hoca hep ona her gün dersimiz olsun. Allah ömür verdiği müddetçe inşaAllah.Şimdi tombik hocaya bir ders yapın mesela kısaca.
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet bu bir kaplumbağa fosili, yaklaşık olarak 125 milyon yıl yaşında olduğu, yaşı hesaplanmış çıkarıldığı tabakadan. Bakın şu anki canlı örneğinden, bugün doğada gördüğümüz örnekleriyle aralarında hiçbir fark olmadığını görüyoruz. Hiçbir değişiklik olmamış, 125 milyon yıl önce kaplumbağalar neyse, bugün de aynı olduğunu görmüş oluyoruz. Teşhis etmiş oluyoruz, demek ki bir değişim yok, dönüşüm yok, başka bir türe dönüşmemiş. Hiçbir uzvunda ve hiçbir detayında, parmak uçlarına varıncaya kadar burada detayını görebiliyorsunuz. Hiçbir fark olmadığını görüyoruz.
SUNUCU: Kuyruğu, ayaklarının sayısı, baş kısmı...
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet, parmak uçlarına varıncaya kadar, parmak uçlarındaki ufacık kemiklere varıncaya kadar dek ayrıntıları seçilebiliyor, fosilin üzerinde.
SUNUCU: 125 yıl önce nasıllarsa, günümüzde de aynı.
CİHAT GÜNDOĞDU: Tıpatıp aynısı, bakın yan yana koyduğumuzda resimdekinin de parmak uçlarında ince kemikler seçiliyor. Fosildeki de aynı şekilde, hiçbir değişiklik yok.
SUNUCU: Değişiklik yok evet.
OKTAR BABUNA: Hiçbir evrimci, hiçbir zaman bir fosil göstermiyor. Bu güne kadar getirdikleri tek gerçek fosil, hatta gerçek fosillerin resimlerini bile göstermiyorlar çünkü istedikleri örnek hiç bir zaman yok. Bunların çünkü hepsi evrimi yalanlıyor, Allah’ın yarattığını ispat ediyor. Yani bir fosil, bir tür birden bire ortaya çıkıyorsa, ki öyle, 100 milyon yıl, 150, 200, 300 milyon yıl önce mesela kartalı alıyorsunuz, yeteri kadar geriye gittiğinizde birden bire ortaya çıkan ilk kartal çıktığına rastlıyorsunuz. Kaplumbağaya bakıyorsunuz yine aynı şekilde, bir bakıyorsunuz birdenbire 100 milyonlarca yıl önce ortaya çıkmış. Balık diyorsunuz 520 milyon yıl önce birdenbire oraya çıkıyor, bugünküyle hiçbir farkı yok. Dolayısıyla hiçbir zaman gerçek fosil göstermiyorlar, resmini de getirmiyorlar, hep hayali çizimler. Nerede nesli tükenmiş bir tane fosil iskeleti buluyorlar, mesela Latince isimleri var bunların, tiktai kurazeo diyorlar, hah diyorlar işte ara geçiş formu, çünkü diyorlar işte kafası biraz yassı, kaburgası geniş, yüzgeçleri de ayağa benziyor biraz kemiklice. Bakıyorsunuz hiç alakası yok, mozaik bir canlı yani nesli tükenmiş. Mozaik derken sürüngenlerin, balıkların bir takım özelliklerini bünyesinde barındırıyor. Kara canlılarının, ki günümüzde de var bu tip yaşayanlar. Veya işte alıyorlar bir takım iskeletleri atın evrimi diyorlar, küçükten büyüğe doğru bir takım hayvanların iskeletlerini diziyorlar işte atın evrimi. Bir bakıyorsunuz 20 tane atın evrim senaryosu var, herkes kendine göre dizmiş, kendisine göre bir şey yapmış. Yok diyorlar dinozorlar koşuyordu, sineği kovalıyordu, ön ayaklarını çırptılar kuşun atası bu, işte bu da ara geçiş formu diyorlar, bakıyorsunuz ara geçiş formu dedikleri Archaeopteryx diye nesli tükenmiş bir kuşun fosili. Mükemmel bir kuş, normal bir kuş sadece ağzında dişleri var, bundan daha önce yaşamış kuşlar çıktı daha sonra 96 yılında 95 yılında ağzında dişi de yok mükemmel kuş. Yani söyledikleri zaten bakın trilyonlarca ara geçiş formu olması gerekir, bugün örnek verdikleri bir düzineyi geçmiyor. Böyle şey olur mu yani eğer evrim olsa trilyonlarca patolojik canlı olması gerekir, bir düzine örnek verebiliyorlar. Demek ki zaten dedikleri doğru değil sırf buradan anlaşılıyor, insanın trilyonlarca canlı arasından bir düzine mi olur örnek.Zaten yok demek o yani, nesli tükenmişleri böyle bir takım Latince isimlerle de süsleyip bir tane diş buluyorlar bazen, işte Nebraska adamı dediler, bu oldu böyle. Resimler çizdiler evrimci kitaplarda bütün ailesini çizdiler.
ADNAN OKTAR: Sen bir düzine deyince, bir düzine de olsa ara fosil varmış gibi oluyor, öyle bir konu yok hayvan bütün.Bütün yani eli, ayağı, kaburgası, kemiği her şeyi mükemmel hayvanın. Bir düzine gösterseler biz zaten 10 trilyon’un on mislini veririz adamlara, öyle bir konu yok.
OKTAR BABUNA: Evet evet inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Senin demek istediğini tabii ben anlıyorum ama dinleyiciler anlamayabilir bir kısmı, o açıdan söylüyorum. Bütün hayvan, mükemmel hayvan hiçbir zaman için ara fosil olmaz. Ara fosil olması için asimetrik, patolojik yapı olması lazım.
OKTAR BABUNA: Evet.
SUNUCU: Evet, evet
ADNAN OKTAR: Asimetrik,yani simetrik düzgün bir canlı mükemmel kas ve kemik sistemi her şeyi düzgünse bu yaratılışa delil bir canlıdır.
SUNUCU: Evet, yani bu canlı nasıl diyelim ki evrim geçirmiş. Her şeyiyle tıpatıp aynı, e peki nesi değişti bu canlının ne oldu yani. Hiçbir farklılık yok.
CİHAT GÜNDOĞDU: Yok o yüzden fosiller bize ne diyorlar, diyorlar ki biz hiçbir şekilde canlılar olarak biz değişmedik, evrim geçirmedik ancak yaratıldık. 125 milyon yıl önce tek bir canlı ile öbürü arasında bir değişiklik yoksa evrim geçirmediğinin kanıtı olmuş oluyor. Yani bir milyon sene içinde değişiklik olmaz mı eğer evrim olsaydı. 10 milyon sene içinde olmaz mıydı, 100 milyon sene içinde de olmuyor, 125 milyon sene içinde de olmamış.
SUNUCU: 125 milyon sene yani bir sene, iki seneden bahsetmiyoruz çok ciddi bir zaman dilimi.
OKTAR BABUNA: Tesadüf iddiasıyla ortaya çıktıkları için yani sonsuz zamanda ve tesadüfen hiç bir şey olmaz. Bir tek harf bile olmaz, bir kelime bile olmaz kaldı ki Allah canlılık vermiş canlıları hiç açıklayamıyorlar her şeyden önemlisi çünkü burada da atomlar var, bir canlı hücresinde de aynı buradaki gibi atomlar, protonlar, elektronlar var birbirinin tıpatıp aynısı ama biri canlı öbürü değil. Demek ki protonlardan, elektronlardan kaynaklanan bir özellik değil zaten, her şeyden önemlisi Allah’ın Hay sıfatının tecellisi bu. Hayatın sahibi olan Allah’ın Hay sıfatının tecellisi, öyle canlılık olabiliyor. Ve bakıyorsunuz ilk hücreye birden bire ortaya çıkıyor eksiksiz bir şekilde, zaten eksik bir şekilde yaşayamaz. Onların iddiasını öyle çürütüyor, kendi mantığı içinde de çürüyor yani evrimin kendi mantığı değil mi yavaş yavaş olacağını iddia ediyor ya, Darwin de diyor ki, bu kompleks organların diyor yavaş yavaş oluşamayacağı gösterilirse benim teorim tamamen ortadan kalkmış olacaktır diyor.
SUNUCU: Evet açık bir şekilde ortada zaten
OKTAR BABUNA: Tabii, bakın şimdi hücrenin organelleri var yani fabrikaları var, laboratuarları var, önemli santralleri var, genleri var, bir sürü robot molekülü var binlerce, bunların birinin bile eksikliğinde hücre yaşayamıyor. Dolayısıyla hücrenin mükemmel birdenbire ortaya çıkmış olması lazım. Tam da böyle, bakıyorsunuz fosili var işte 3.84 milyar yıllık, bakın 3.84 milyar yıllık ilk canlı fosilleri bunlar tarihteki, mükemmel hücreler, günümüzdekiyle tıpatıp aynı. Fotosentez çok kompleks bitkilerin yaptığı güneş ışığından şeker alıyorlar reaksiyonları meydana getiriyorlar. Yani çok karmaşık kimyasal işlemler ve 3.84 milyar yıl önce birdenbire ortaya çıkıyor.
ADNAN OKTAR: Fotosentez şu an teknik olarak elde edilemiyor değil mi?
OKTAR BABUNA: Elde edilemiyor.
ADNAN OKTAR: Onlar için çok önemli olsa bile elde edilemiyor, çünkü elde etseler onu sanayide kullanacaklar, muazzam gelir getirecek fakat bakteri kadar insanların aklı ot çıkmadığı için, bakteri kadar aklı olmadığı için güçleri yetmiyor ve bilimde böyle bir gelişme olmuyor. Maddeye cansız da diyemiyoruz aslında, madde çok hareketli yani atomlar hareketli, nötronlar, protonlar sürekli hareketli eğer canlılıktan kasıt hareketse, hareket var bu atomlarda. O dönüşten kaynaklanan ses de var, biz duymuyoruz ama o ritmik ve düzgün dönmeden dolayı ses de oluşuyor. Yani bir nevi bir anlamda canlı diyebiliriz çünkü dünyanın, kainatın yaratılışından bu yana yaşıyorlar, sürekli canlı. Yani bir çekirdek var, onun etrafında gayet hızlı şekilde, ki saniyede 50 bin tur atıyor hatırladığım kadarıyla değil mi, veyahut daha da yüksek durumuna göre.
OKTAR BABUNA: Evet, evet
ADNAN OKTAR: Bu da bir canlılıktır, bu da olağanüstü bir olaydır. Bir de buna hiç benzin de verilmiyor, yani herhangi bir mazot da verilmiyor, bir elektrik enerjisi, dışarıdan bir şey verilmiyor kendi enerjisi kendi içerisinde. Bakın kainatın yaratılışından itibaren muntazam devam ediyor, halen dönüyor. Bizim dedelerimiz vefat etmiş, onların dedeleri vefat etmiş ama atom hala dönmeye devam ediyor. Bir gün mesela bir dedemizin kafa kemiğine geliyor orada yaşıyor, bir gün bir ağacın gövdesine giriyor, bir gün toprağın içine karışıyor, bir gün göğe yükseliyor yağmur damlasının içine giriyor ama o sürekli yaşıyor. Hiçbir şekilde ölmez. Yere düşüyor mesela odun oluyor, odun orada ateş olarak yanıyor, duman oluyor bu sefer göğe yükseliyor değil mi? Gökten yeniden toprağa giriyor, topraktan böceğe geçiyor ama atom hiçbir şekilde ölmüyor ve sürekli o dönmeye, muntazam hareketlerine devam ediyor. Atomum yapısı sırf tek başına o da, Allah’ın varlığı için bir delildir. Yani çünkü çok mükemmel bir yapısı var. Atlardan bahsediyordun da yani şimdi atlar sürekli hızlı koşuyorlar, evrimcilerin iddiasına göre onların normalde kanatlanması gerekiyor zamanla değil mi? Yani yüz metre koşudan sonra….. yani bunların iddiaları o kadar çürük oluyor ki, sinek yakalamak için çırpınırken kanat oluştu diyor, e süratle de kanat oluşur aynı mantığa göre değil mi? Yani sinek kovalayan adamın değil mi eğer kanadı çıkıyorsa, sürat yapan adamın daha fazla kanadı çıkar. Şu an atların, merkeplerin falan havada uçuşması gerekiyordu şu ana kadar değil mi, havada onlar dikkatlice konmaları gerekiyordu. Oktar hocam, senden sözü aldık.
OKTAR BABUNA: Estağfirullah Hocam,
ADNAN OKTAR: Geriye iade ediyoruz, devam edebilirsin inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Zaten sizin kitaplarınızdan, Adnan Bey’in kitaplarından anlatıyorum inşaAllah
ADNAN OKTAR: Evet evet inşaAllah
OKTAR BABUNA: Hakikaten çok büyük yalan söylüyorlar, tabii Allah’a karşıda büyük iftira oluyor bu çünkü her şeyimizi yaratan Yüce Rabbimize karşı, böyle tesadüf diye bir şey ileri sürmek hem de bu kadar akılsızca, yani bu kadar mantıksızca. Çünkü öyle bir şey ki tesadüf, matematiksel olarak olamayacağını ispat edebiliyorsunuz. Mesela bir proteinin oluşma ihtimalini, ki aminoasitlerin olduğunu varsayarak çünkü aminoasitler de tesadüfen oluşamıyor. Bunun deneyini yaptılar ve başarısız oldu, yani Miller diye mesela bir deney yapıldı, elde etti ama gerçekçi gaz karışımını kullanmadı, zaten kendisi söylüyor gaz karışımı gerçekçi değildi diyor ilkel dünya şartlarındaki gibi. Ayrıca laboratuar şartlarında bilinçli müdahaleyle mesela oluşanları hemen ayırıyor, çünkü orada asitlerde oluyor, asitlerle hemen reaksiyona girip yok oluyor parçalanıyor. Doğada olsa ultraviyole anında parçalıyor, ultraviyole olmasa oksijen var, oksijen anında parçalıyor, bu sefer oksijen yok diyorlar ultraviyole parçalıyor.
ADNAN OKTAR: Sırf amino asitte bu değil mi?
OKTAR BABUNA: Sırf amino asitte.
ADNAN OKTAR: Kaç amino asit meydana gelmesi gerekiyor bir protein için?
OKTAR BABUNA: Mesela 500 tene aminoasit olması lazım.
ADNAN OKTAR: Daha başta bitmiş yani,
OKTAR BABUNA: Evet
ADNAN OKTAR: Çünkü araya yabancı maddeler gireceği için 500 çeşit bir araya gelmez. O çeşitlerin oluşması da çok zor. Ayrı ayrı oluşması, birbirlerinden haberdar olmaları lazım, arkadaş ben sana misafirliğe geliyorum araya yabancı madde girmesin diyecek. Yollar açılması lazım değil mi? Kortej halinde onların oraya girmesi lazım, yolda da hiç bir şeyle karşılaşmaması gerekiyor. Mesela biri diyecek ki, 2 kilometre ötede ben oluştum yanına gelmek istiyorum diyecek onun böyle havadan oraya gelmesi gerekiyor, yahut toprağı yararak gelmesi gerekiyor. Bütün bunlar bir araya geldiğinde bir tane protein oluşmuş olacak.Sonra canlılığın oluşması için kaç protein gerekiyor?
OKTAR BABUNA: Binlerce protein gerekiyor.
ADNAN OKTAR: Binlerce, bir de peptid bağı mı gerekiyor?
OKTAR BABUNA: Peptid bağlarıyla da bağlanmaları gerekiyor.
ADNAN OKTAR: Şimdi onlar için de ayrı, aynı yöntem oraya da uygulanacak değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet evet
ADNAN OKTAR: Ben geliyorum, yolları açın diyecek araya yabancı madde koymayın, yabancı madde olduğunda olmuyor.
OKTAR BABUNA: Olmuyor.
ADNAN OKTAR: Yabancı maddeleri temizleyecek toprak, o gelecek o protein 5 km ötedeki sudan da bir protein daha oluşacak. Ben de geliyorum diyecek o da birleşecek, sonunda protein tozu mu olacak?
OKTAR BABUNA: Protein tozu olacak evet.
ADNAN OKTAR: Canlanır mı o?
OKTAR BABUNA: Canlanmaz, inşaAllah
ADNAN OKTAR: Protein tozu satılıyor, yani body’ciler için protein tozları var hiçbiri canlanmadı. Var bizim evde de var duruyor, ben arada sırada bakıyorum hiçbir şey yok.
SUNUCU: Yani doğru o protein tozları kaç senedir var, düşündüğünüz zaman bu oluşum ilk insandan bu yana var ve mükemmel bir işleyişe sahip. Laboratuvar ortamında muhafaza edemiyorsun da, onu da şimdi şimdi hani muhafaza etmeye çalışıyorsun. Peki nasıl kendi kendine gelişip oluşacak.
ADNAN OKTAR: Cehaletten istifade ederek Darwinizm gelişti. Bir de utanmadan bilimden bahsediyorlar, yani hayret edilecek şey. Ya bilim seni her yerde batırıyor, her yerde yerin dibine giriyorsun sen, her yerde bilimle açmaza giriyorsun bilimi niye ağzına alıyorsun sen. Pagan inancıyla karşımıza çıksa yine daha makul olacak, bilimi ağzına almaması lazım.Eski Mısır’da dedelerim şöyle diyordu, eski Yunanlı dedelerim böyle diyordu değil mi. Bizim pagan rahipleri böyle diyordu diye ortaya çıkması gerekiyor bunların. Bilimden ne bahsediyorsun sen, bilim her yerde seni çökertir. Daha bak proteinlerde konu bitiyor, amino asitlerde de konu bitiyor. Kromozomlara girdin mi zaten tamamen metafizik olay, yani hiç anlatılacak gibi değil. Değil mi, anlattın 1,5 metre mi diyorsun bir kromozom?
OKTAR BABUNA: Evet 1,5 metre, üzerine katlanıyor katlanıyor milimetrenin yüz binde birine kadar iniyor.
ADNAN OKTAR: Evet, inceliği ne kadar dedin.
OKTAR BABUNA: Nanometre hesabıyla yani böyle,
ADNAN OKTAR: Saç kılının,
OKTAR BABUNA: Saç kılından çok daha ince, gözle görülmüyor zaten yani,
CİHAT GÜNDOĞDU: Milyarda biri,
ADNAN OKTAR: Saç kılının milyarda biri ve bu 1,5 metre uzunluğunda bir ip, ki yani normal şeye göre kilometrelerce olmuş oluyor değil mi, o inceliğe göre kilometrelerce oluyor. Onlar birbirinin üstüne katlanıyorlar ve o biliyorsun akıllı, ne diyordun ?
OKTAR BABUNA: Enzimler,
ADNAN OKTAR: Akıllı enzim, akıllı robot enzimler evet. Robot enzim ne yapıyor ne diyor, ben bir protein yapılmasına karar aldım diyor değil mi, hücreden öğreniyor. Şu hücreye bu ihtiyaç var diyor, yani şu proteinin ihtiyacı var diyor gidiyor oraya, sonra anlat evet.
OKTAR BABUNA: Bir sayfa bir bilgi kodlayacak, 1 milyon sayfa bilgi var sadece bir sayfasını bulacak onun, hiç, eliyle koymuş gibi kapkaranlık bir ortamda ne yaptığını da bilmiyor, ne aradığını da bilmiyor. Ama hep doğru yere giriyor, o karmaşanın içinde çünkü üst üste de katlanmış ya böyle, nerede olduğu hiç belli değil, kapkaranlık bir ortam zaten, zincirin neresinde aradığı bilgi, ama hiçbir zaman yanılmıyor. Gidiyor fermuarın sadece o kısmını açıyor, kopyalıyor çıkıyor hep doğru bilgileri açıyor.
ADNAN OKTAR: Fermuarı açınca, fermuarı tutanlar var mı ayrıca?
OKTAR BABUNA: Evet.
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet.
ADNAN OKTAR: Robot enzimler var, kapanmasın diye tutan enzimler var aman diyorlar şimdi bırakırsak kapanır, biz size yardımcı olalım arkadaş diyorlar. Madem böyle bir karar verildi protein yapmaya biz açalım diyor, ortadan gayet muntazam açılıyor iki taraftan tutuyorlar. Orada adam işini hallediyor değil mi, ilgili parçayı ne yapıyor?
OKTAR BABUNA: Tam ilgili parçayı kopyalıyor, onu da önce kopyalıyorlar sonra fabrikaya gidiyor. Fabrikada protein haline getiriliyor, bir daha kopyalanarak ikinci bir defa daha kopyalanarak protein haline getiriliyor. Onun da arka kısmına bir kod ekleniyor, o da onun gideceği yeri belirliyor. Yani hem doğru yeri seçiyorlar o kadar 1 milyon sayfa arasından, artı onun gideceği yerini de belirliyor, posta kodu ekliyor. Arkasına eklediği bir zincir hiç şaşmadan görev yerine gidiyor, mesela hormon olacaksa dışarı hedef yerine gönderiliyor. Başka bir yerde mesela yapısal bir proteinse, yapısında kullanılacaksa tam kullanacağı yere gönderiliyor. Ya da işte enzim olarak görev yapacaksa görev terine gönderiliyor mutlaka. Hiç şaşmıyor bu ve saniyede 2 bin protein sentezleniyor bir hücrede.
SUNUCU: Bunu bir insanın yapması ne kadar zamanını alır?
OKTAR BABUNA: Mümkün değil yapamaz insan, çünkü siz girip hiçbir zaman saniyeler içersinde 1 milyon sayfa bilgi arasından, karanlıkta ne aradığınızı bilmeden…..
ADNAN OKTAR: Yani insanı bırak, bütün dünyadaki insanlar bir araya gelse yine onu yapamazlar.
OKTAR BABUNA: Yine yapamazlar, inşaAllah
ADNAN OKTAR: Tamamı bir araya gelse. Yani bütün teknik imkanlarını bir araya getirseler yine yapamazlar. Yani bu sistemi insanların kafasında tam canlandırması için ısrarla üzerinde duruyorum. Bunda akıl durur artık yani, olağanüstü bir durum var. Yani mucize üstüne mucize var, çok çok harika bir durum var. Peki hatalı yapanla ilgili kontrol mu ediyor bir tanesi gelip?
OKTAR BABUNA: Evet, DNA kopyalandığı zaman 3 milyar harften bir tanesinde hata payı var, 3 milyarda bir mutlaka bulunuyor ve düzeltiliyor. Onu arayan özel robotlar var, düzelten ayrı bir robot var.
ADNAN OKTAR: Gidiyor ne diyor, bunu hatalı yaptınız diyor, haber veriyor.
OKTAR BABUNA: Hatalı yaptınız diyor, buluyor onu evet.
ADNAN OKTAR: Öbürü geliyor sonra ne yapıyor?
OKTAR BABUNA: Onu hemen oradan alıyor, doğrusunu yerleştiriyorlar.
ADNAN OKTAR: Hatalı olanı da kullanıyorlar ayrıca, o parça boşa gitmiyor. Onu da bozup başka bir şeyde kullanıyorlar, yani malzemeyi.
SUNUCU: Yani bunu kendi akıllarıyla yapılabilecek bir şey değil, veya herhangi bir evrim geçirerek bu hale gelmesi mümkün değil.
OKTAR BABUNA: Zaten bu sistemlerin hepsinin birlikte var olması gerekiyor yani eğer baştan bu hata düzeltme olmasa diyelim, şimdi öyle diyorlar ya hani basamak, mümkün değil o zaman hatalı olduğu için DNA’lar mutlaka bozulup hayat kayboluyor, ölüyor. Hayat gerçekleşemiyor çünkü hatayı düzeltme mekanizması yoksa, yani hepsi birden var olmak zorunda. Bakın o fermuarı açan da var olacak, DNA var olacak, fermuarı açan robot molekülün şifresi DNA’da yazılı olacak, DNA’da hatayı düzeltecek robot molekülün şifresi yine yazılı olacak. Fabrikalar var, fabrikaların şifreleri yine proteinlerden onlar da DNA’da yazılı olmak zorunda, fabrikada kullanılan 50-60 tane ayrı robot molekül var, hepsinin şifreleri tek tek yazılı olmak zorunda ve hepsi birden olmak zorunda.
ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi Darwinistler burada diyorlar ki, biz bilim adamıyız, bilimi kullanıyor biz bilimle hareket ediyoruz diyor. Kardeşim utanın, Allah’tan korkun, Allah’tan korkmuyorsanız da insanlardan utanın.Bilimle bu konunun açıklanacak durumu var mı? Bilim değil, siz zaten tam anlamıyla açmaza giriyorsunuz, yani mucize üstüne mucize çıkıyor neresi tesadüf bunun. Açıkla bunu dediğimizde bu tesadüf diyor, tesadüf bilim olur mu?Yani bu kadar harikaya, bu tesadüfle olur mu?
SUNUCU: Değil mi mümkünü yok, bilimle ancak sen bu mucizeyi görebilirsin, ona ulaşabilirsin ancak.
ADNAN OKTAR: Ha onu de, yani ben de Allah’ın harikasını bilimle buluyorum de. Zaten bu Müslüman ağzıdır, Müslüman üslubudur tamam. Ama bütün bunları biz bulduk ama bunların tamamı tesadüfen oldu diyor ve bu da bilimdir diyor. Eğer bunu Allah yarattı derseniz diyor, bu bilim olmaz. Ne yapmak gerekiyor o zaman onların kafasına göre, tesadüfen diyeceksin. Tesadüfen oldu dedin mi, hah bilim adamısın sen diyor. Yani bıraksınlar bu garip lafları ve hiç akla, mantığa uygun olmayan sözleri.Çok çok çok mantıksız, yani akıllarını başlarına alsınlar. Çok şiddetli bir durum var. inşaAllah
OKTAR BABUNA: Evet evet inşaAllah
CİHAT GÜNDOĞDU: Genelde proteinlerin bir de üç boyutlu bir yapısı var, onlara işlevlik kazandıran şey o üç boyutlu yapıları oluyor. Bu üç boyutlu yapı, 500 tane amino asidin ip gibi, sicim gibi düz durmasının hiçbir anlamı yok. Belli şekilde kendi üzerine kıvrılıp, o üç boyutlu yapıyı oluşturması gerekiyor ki işlevlik kazansın. Yani anahtar kilit mekanizması deniyor, bir hücreye gidip onun alıcısına bağlanacak diyelim, ya da insülin proteini ise, bir proteindir insülin hormonu da. O proteinin insülinin şekere bağlanmak üzere özel bir çıkıntısının olması gerekiyor anahtar kilit mekanizmasında. Bu çıkıntı da ancak, o üç boyutlu yapıyı elde etmesiyle mümkün. Nasıl oluyor da o sicim uzunluğundaki, sicim şeklindeki amino asit zinciri o üç boyutlu yapısına kavuşuyor. Bu hiçbir şekilde tesadüflerle açıklanamıyor zaten hali hazırda.
ADNAN OKTAR: Böyle merdiven gibi değil mi, bir kıvrılıyor falan bir şeyler mi, nasıldı…
CİHAT GÜDOĞDU: Belli yerlerden amino asitler birbirlerine özel kimyasal bağlarla bağlanıyor, kendi üzerine kıvrılıp üç boyutlu şeklini alıveriyor.
SUNUCU: O bağlanacağı yerleri de bir şeye göre belirliyor.
CİHAT GÜNDOĞDU: Onu belirleyen hiçbir şey yok, görünürde bir şey yok bir açıklaması yok.
OKTAR BABUNA: Onu bilmiyorlar zaten, açıklanamıyor evet. O katlanma, o özelliğini meydana getiriyor o da çok bir iman hakikati yani.
ADNAN OKTAR: Ama bir şey değil mi, şöyle merdiven gibi ve burgu gibi bir şey var modellerde o gösteriliyor.
OKTAR BABUNA: Evet bir de katlanıyor böyle bu şekilde,
ADNAN OKTAR: Evet evet.
OKTAR BABUNA: O, üç boyutlu yapısı özelliğini veriyor ip gibi, yani harika içinde harika çok büyük bir mucize.
ADNAN OKTAR: Peki Oktar hocam.
OKTAR BABUNA: Estağfirullah
ADNAN OKTAR: Bir vatandaş Ağustos ayında, şimdi bana gösterdiler film var, Mehdiyet diye bir şey yoktur İslam dininde diyor adam. Freddy’nin kabusunu konuşturmuşlar, o söylüyor. Hanefi, Hanbeli, Maliki, Şafi mezheplerinde Mehdi’nin ve Hz. İsa’nın gelişleri hak mı?
OKTAR BABUNA: Hak evet, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Aksini savunan bir inanç olmuş mu Sünni mezheplerde?
CİHAT GÜNDOĞDU: Hayır, yok.
OKTAR BABUNA: Yok olmaz, evet.
ADNAN OKTAR: Yok. Şia’da, Caferilikte, Alevilikte aksi var mı?
OKTAR BABUNA: Yok.
CİHAT GÜNDOĞDU: Yok.
ADNAN OKTAR: İslam aleminin %95’i bunlardan oluşuyor mu, bu mezheplerden?
OKTAR BABUNA: Evet evet.
ADNAN OKTAR: Freddy’nin kabusu kafasında kaç kişi var, çok az.
OKTAR BABUNA: Çok az.
ADNAN OKTAR: Onlar o düşüncede olabilirler, bir mahsuru yok o zaman değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet evet.
CİHAT GÜNDOĞDU: Tabii inşaAllah
ADNAN OKTAR: Var ama onlar ahirette onun hesabını verirler.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah
ADNAN OKTAR: Peki Mehdi ile ilgili hadislerin hepsi yani 250 hadis, hepsi çıktı mı, çıkmadı mı?
OKTAR BABUNA: Çıktı,tamamı çıktı inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Çıktı, şimdi çıkınca bu hadisler sahih hale geldi mi gelmedi mi?
OKTAR BABUNA: Yüzde yüz olmuş oldu, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Artık bu durumda mesela diyorum ki, ben biraz sonra buraya geleceğim, şüpheyle önce. Ben buraya gelip oturdum mu, sizle konuşmaya başladım mı, bu artık sahihlik kazanmış olmuyor mu? Gerçekleşmiş oluyor.
OKTAR BABUNA: Evet evet
SUNUCU: Gerçekleşmiş oluyor.
ADNAN OKTAR: Hadislerin hepsi çıkınca biz bu sahih mi değil midir, bunu durum değerlendirmesi yapabilir miyiz?
OKTAR BABUNA: Yapamayız, inşaAllah
ADNAN OKTAR: Çıkmış, oluşmuş.
CİHAT GÜNDOĞDU: Mesela Kabe’de kan akıtılması haber veriliyor hadisi şerifte, bir de bakıyorsunuz tam Hicri 1400 senesinde, o senenin ilk günü Kabe’de kan akıtılıyor.
ADNAN OKTAR: Evet, Freddy’nin kabusu geçenlerde çıkmıştı, Darwinizmi dolaylı yoldan böyle sinsice İslamiyet’le karıştırarak kendince savunuyor. Ama çok aptalca ve kirli bir ağızla, pis bir ağızla yani. Dini konuları tenzih ederim, güya kandırıyor Müslümanları da, ama net Darwinist böyle. Zehirlenmiş, Avrupa’ya bunu götürmüşler bir gezdirmişler falan, adam yerine konulmuş olmak onu bambaşka bir dünyaya çekmiş. Onu izbe deliklerinden çıkartmışlar, o karanlık yuvalardan çıkartmışlar şöyle bir Avrupa gezdirince. Bir de mason localarının da şöyle hani yemek sofralarında biraz yemek yedirtirince, birden dimağına kan gelmiş adamın yani ve üslup birdenbire değişmiş. Biz böyle ilgili yerlere yerleştirilmiş hücreleri biliyoruz, bunların ne zaman görev alacakları da belli. Biz bunların boynunu fikren her zaman kırarız.Yani boş yere böyle hücre beslemelerine hiç gerek yok.Yani iddia edilen Ergenekon örgütü de; hem modern görünümlü hocalardan, hem klasik dediğimiz yani bildiğimiz hoca görünümündeki kişilerden hücreleri var. Bunlar İslam’ın hakimiyetini engellemek için her şeyi yapıyorlar. Mesela biri diyor ki, bu yüzyılda İslam hakim olmaz, mesela öbürü diyor ki, işte şöyledir, Müslümanlıkta şu yoktur, şöyle bir şey yoktur. Amaç Müslümanların şevkini ve heyecanını kırmak ve bambaşka bir Müslümanlık anlayışıyla Darwinist, materyalist bir İslam anlayışıyla Müslümanları pasifize etmek. Yani böyle haşa Allah’a inanmayan bir Müslümanlık anlayışı. Kadere inanmayan bir Müslümanlık anlayışı, yani bunların Müslümanlık anlayışında cennet de yok, cehennem de yok, kader de yok, her şey evrimle yaratılmış haşa, bu tarzda. Bir kısmını da böyle azılı yobaz olarak lanse ediyorlar, yani mesela hiç olması mümkün olmayan izahlarla ortaya çıkıyor. Yani adamı duyan imanını kaybediyor, duyan imanını kaybediyor öyle bir stil bakın. Ya Darwinist olacaksın diyor, ya bu azılı yobazların, bu ahmakların sözünü tutacaksınız. İkisinden biri, yani üçüncü bir yol yok gibi gösteriyorlar.Biz gerçeğini anlatınca her iki taraf da sönüyor. Onun için bu telaş. Mesela karşıma çıkan insanlara ben bakıyorum, biri mesela Amerika’da peygamber çıktığını iddia eden birisi. Birine bakıyorum işte ben ehli sünnetin kalesiyim diyen birisi. Bakıyoruz iddia edilen Ergenekon örgütü bir başka yerde, masanın etrafına bunlar toplanmışlar. Hepsi var, o da var, o da var, o da var, Freddy’nin kabusu da var; ama konu tek. İslam’ın dünyaya hakim olmaması ve Darwinist ve materyalist sistem. Mesela adama Darwinizmle ilgili soru soruyorlar, hayvanlar gibi cahil adam. Yani hiç bir şey bilmiyor, zaten sıfır tehlike onlar için o. Öyle ipsiz sapsız bir cevap veriyor ki, dini konuları tenzih ederim, zaten Darwinistlerin ekmeğine dört kat yağ sürüyor kendi kafasınca. Freddy’nin kabusunu çıkarıyorlar zaten direkt Darwinist adam. Başka bir hocayı çıkarıyorlar, o zaten kaderi de inkar ediyor, ahireti de inkar ediyor ve net Darwinist. Biri çıkıyor İbn Miskeveyh’in, Darwinist İbn Miskeveyh’in propagandasını yapıyor. Bizim de öyle çok küçük imkanlarımız, naçizane imkanlarımızla, ben çıkıyorum şöyle tepelerine pıt diye bir vuruyorum. Bunlar darma keşan, böyle sanki şeytanın beline sopa vurmuş gibi yerle bir oluyorlar. Yani boş yere çırpınıyorlar asla baş edemezler, yani gerçeğin gücü çok yüksektir. Ne Darwinistler baş edebilir, ne bu iddia edilen Ergenekon örgütüne hizmet eden bir kısım yobazlar, ne de mason localar. Yani hiçbiri baş edemez söyleyeyim. Yani şu an dünyada milyonlarca Harun Yahya var. Yani bu bilgiler her yere ulaştı, bu iş bitti artık. Boşa çırpınıyorlar, hücrelerini canlandırdılar ama geç kaldılar. Böyle olacağını tahmin etmiyorlardı. Onların hesabına göre Türkiye çoktan gitti diye düşünüyorlardı, hem parçalanmıştı hem dinsiz imansız yapacaklardı gençliği, yani tamamen bitireceklerdi Türkiye’yi. Allah boyunlarını, bellerini kırdı.Hiç hesap etmedikleri olaylar oldu. Yani bunların planı çok çok öncesindeydi, çok çok öncesindeydi. Ta 99’larda bunlar olayı bitireceklerdi, yani Türkiye’yi bitirme planları 99’du bunlar için. Onlar için 1999 kutsal bir tarihti, o tarihte bitireceklerdi. Çok metafizik ve olağanüstü olaylar oldu Türkiye’de. Ve bunların beli kırıldı, şu an şok üstüne şok yaşıyorlar. Mesela bir zavallıyı çıkarıyorlar daha elimi üstüne, yani daha tokadımı vurmadan adam rüzgarımdan dağılıyor. Mesela Freddy’nin kabusunu çıkaramıyorlar, normalde çok iddialı bir tiptir o. Yani özel ayarlanıp Avrupa’nın da kullandığı, yani iyi eğittikleri bir adamdır, iyi organize ettikleri bir adamdır. Mason sofralarında beslenmiş bir adamdır, yani böyle etli sütlü yemeklerle beslenmiş bir adamdır, adam yerine konmanın heyecanıyla uçan bir tip. Öbür cahili de iddia edilen Ergenekon örgütü, bunu uygun bir yere almışlardı daha önce, eğitim verebilecekleri bir yere aldılar, mecburi gibi gösterttiler, aldılar bir yere bunu. Aylarca eğittiler onu orada, aylarca, yani onların götürme amacı başkaydı. Yani bakan dersin adam nereye gitti bu falan diyorsun, oysa özel eğitim aldı. Ondan sonra başladı faaliyetlerine bakın, mesela sinsice vuruyor Müslümanlara, yani dine, imana, mukaddesata sürekli vuruyor. Ama yani o kadar şeytani ve o kadar ince ki, çok detaylı. Ama nerede bulursak kafalarını eziyoruz fikren, bilgiyle. Yani gelen yazılardan bunu anlıyoruz. Dünyada da mesela Evanjelikler de panik haldeler şu an. Onlar da 2 milyar 250 milyonun üzerinde Müslümanı katletmek, şehit etmek için hazırlık yapıyorlardı, onların da oyununu bozduk. İncil bunu söylüyor diyor, Cenabı Allah’ın hükmü diyor bu. Hz. İsa gelecek, İsa dedikleri bir çakalı çıkaracaklar, Hz. İsa değil, haşa. İşte deccal kör deccal, onu çıkaracaklar atom bombası, hidrojen bombası kullanarak 2 milyar 250 milyonun üzerinde Müslümanı şehit etmeyi düşünüyorlardı. Ne Türkiye bırakacaklar, ne Pakistan, ne İran hepsini yerle bir edeceklerdi. Şimdi baktılar İran’ı, önce bir şöyle bir etrafında tur attılar İran’ın. Ya dediler bunun daha kolay bir yolu var, Türkiye’yle bir savaştıralım bari. Yani önce biz niye girelim ki doğrudan, hani biraz zayıflatalım önce bir hiç olmaza, iki taraf da birbirini bir ezsin ondan sora kollar, ikisini birden bir anda ham ederiz diye düşünüyorlardı. Bu oyunu da bozduk. Yani manevi kolumuz her yere uzanıyor, inşaAllah Allah’ın izniyle. Bak buna da müsaade etmedik, etmeyiz de.Bıraksınlar bunu, İran bizim dostumuz, sevdiğimiz insanlar ve tam muttaki, mümin insanlar. Ben Ahmedinejat’la dolaylı yoldan bağlantısı olan birisiyim. Yani karşılıklı selam da gönderiyoruz birbirimize. Mehdi dedin mi gözleri doluyor, ağlıyor, yani direkt ağlıyor. Mehdi’den bahsettin mi ağlar, öyle birisidir Ahmedinejat. Bakın Mehdi gelecek demiyor ne diyor, Mehdi geldi diyor. Haber gönderdim çekinmesin açıkça söylesin dedim, hiç korkmasın. Çünkü herkes biliyor Mehdi’nin geldiğini. Hamaney çıktı; devlet başkanı, Mehdi geldi dedi, bitti. İran bunu binlerce seneden beri söylemiyordu, ne Şah’lık döneminde söylediler, ne önceki dönemde, hiçbir zaman için söylemediler. Bunu devletin başı söylüyor, yani herhangi bir insan söylemiyor, bakın resmi açıklama. Mehdi geldi diyor, yani ben ne diyorum Mehdi geldi. Ne zaman dedim, çok oluyor değil mi söylediğim.
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Bütün dünya şu an Mehdiyetin etrafında dönüyor. Bakın İran-Irak savaşının kökeninde Mehdiyet vardır, Irak’ın işgalinin sebebi yine Mehdi’dir. Mehdi’nin zuhurunu engellemek için Irak işgal edilmiştir, bugün açık açık söylüyorlar bunu, yani artık gizlemiyor adamlar. Ama alakası yok durduramazlar Mehdi’yi. Yani onların uzmanlarının beklediği Mehdi ayrı, yani onlar rahatça fark edeceklerini zannediyor Mehdi fark edilmez. Yani Mehdi onların durduracağı gibi bir şey değil, kaderinde yok Mehdi’nin, yani öldüremezsin Mehdi’yi. Durduramazsın mümkün değil, ama tabi Cübbelinin dediği gibi de atom bombası, tank, top mermisi gelse de Mehdi’ye bir şey olmaz bu anlamda değil. Mehdinin elini tel çizse kanar.Yani insan o, ama kaderinde yok.Durduramazsın, ama hapsedersin, zulmedersin, iftira edersin, hakaret edersin, komplo yaparsın, oyun oynarsın, iti kopuğu saldırtırsın, suikast yaparsın ama yok edemezsin, durduramazsın Mehdi’nin özelliğidir bu. Bakın İran bütün Mehdi aşıklarıyla doludur. Ama Cübbeli ne diyor, Mehdi çıkacak hepsini pırasa gibi doğrayacak diyor İran’ı boydan boya.
SUNUCU: Böyle bir ifade...
ADNAN OKTAR: Şii ve Caferi biliyorsunuz onlar, pırasa gibi yani kat kat doğrarlar ya tek tek doğrayacak diyor. Bu ne demektir, arkasından da Mehdi yüz yıllar sonra gelecek diyor. Buradaki anormalliği görüyor musunuz.
SUNUCU: Evet katliam var yani.
ADNAN OKTAR: Mehdi’nin alnından öpecek Şiiler, Caferiler.Cinnet geçirecekler böyle Allah aşkından kendilerini kaybedecekler.Ben onlarla görüşüyorum biz diyorlar onun askeriyiz, emreder ne istiyorsa yaparız diyorlar. Ve anayasalarının birinci maddesi ne biliyor musunuz, devlet anayasası. Bizim anayasamız diyor, İran Devletinin Anayasası Mehdi zuhur edinceye kadar geçerlidir. Birinci maddesi, Mehdi çıktı mı bu anayasa fesh olur diyor.Ondan sonra onun dediği kanundur diyor, biz Mehdi ne derse ona göre hareket ederiz diyor. Sen böyle bir insanı nasıl doğramaya kalkıyorsun. Velev ki dinsiz bile olsa, Allah’ın yarattığı bir kulun canını sen nasıl alırsın. Sana ne yaptı, ne suçu var. Allah onu dinsiz yaratmış sana ne, değil mi? Allah onun hükmünü verecek. Ya sen cehenneme gideceksin de, o sonradan son nefesinde cennete gidecekse. Tövbe eder, istiğfar eder değil mi, mümin olarak cennete gider.Sen de cehennemin en dibine gidersin nereden biliyorsun.
SUNUCU: Çok çok özür dileyerek sözünüzü kesiyorum ama, arkadaşlarım içerden uyarıyorlar reklam arası vermemiz gerekiyormuş
ADNAN OKTAR: Tamam, tamam inşaAllah
OKTAR BABUNA: İnşaAllah
SUNUCU: Efendim kısa bir aranın ardından tekrar burada olacağız, sohbetimize devam ediyor olacağız bizden ayrılmayın.
Evet sayın seyirciler kısa bir aranın ardından, Adnan Oktar’la Baş Başa programı devam ediyor. Evet reklama girmeden önce sözünüzü af dileyerek bölmüştüm, en son Şiilerin katledilmesi gibi talihsiz bir açıklamadan bahsediyordunuz.
ADNAN OKTAR: Şiiler, Aleviler, Caferiler, Bektaşiler bunlar hep Mehdiyet devrinin aslanlarıdır. Çok mübarek muhterem insanlar, Vehhabiler de tertemiz insanlardır. Dindar, mukaddesata titiz olan, beş vakit namazında, helale harama dikkat eden, Kuran okuyan, Peygamberimiz (sav)’in hadislerine itina eden insanlar değil mi?Ki Kuran’a göre LailaheillAllah Muhammeden Resulullah diyen Müslümandır, mümindir.Müminlere karşı şefkat, merhamet, sevgi ve olmayanlara karşı da şefkat ve merhamet zaten dinimizin bir gereğidir. Ama böyle üslupların getireceği tahribatın neticelerini görüyoruz. Şimdi bunlar mesela basın, televizyonda yapılan programlarda şunda bunda falan, Mehdiyetle ilgili bazı şahıslara soruyorlar ama hepsini tenzih ederim de, sorulan şahısların bir kısmı zaten iddia edilen Ergenekon örgütünün elemanları.Yani onların zaten görevi Türk-İslam Birliğini engelleyecek her türlü konuşmayı yapmak, ama her türlü. Darwinist izah yapabilir, İslam hakim olmayacak diyebilir, Mehdi ile ilgili ilginç izahlar yapabilir yani aleyhte ve olumsuz yönde. Bakın ben gazeteci arkadaşlara şunu tavsiye ediyorum, televizyonlarında program yapan kişilere de şunu tavsiye ediyorum. Gidip ona buna soru sormayla bu işler olmaz. Yani bunun kaynağı neresidir, ehlisünnet kaynaklarıdır. Nedir, Kütübü Sitte, Buhari, Müslim, Tirmizi, İbni Mace, Süneni Nesei, Süneni Davud, bunların hepsinde Mehdi var mı, var. Hz. İsa’nın inişi var mı, var. Bitti o kadar. Dört mezhep; Hanefi, Hanbeli, Maliki ve Şafii hak ehlisünnet mezheplerin de Mehdi’nin gelişi ve Hz. İsa’nın nüzulü hak mı, hak. Caferilikte, Şiilikte, Vehhabilikte hepsinde hak mı, hak. Kardeşim o zaman niye gidip adama sen soruyorsun, yani aleyhte beyanına niye inanıyorsun yahut inanmış gibi halka onu aktarıyorsun. Bizim milletimiz Sünni, bir kısmı da Alevi, her ikisi de Mehdi’nin geleceğine inanıyor. Yani niye insanları boş yere kandırmaya çalışıyorsunuz ve ayrıca alametleri çıkacak değil çıkmış, tahakkuk etmiş, netleşmiş. Netleşmiş bir şey çıktı mı çıkacak mı diye sorulur mu? İstediği kadar Mehdi gelmeyecek desin o, yani Mehdi gelmeyecek denmesi, zaten Mehdi’nin çıkış alametidir. Mehdi’nin çıkışından önce bir kısım kişilerin, Mehdi gelmeyecek diye yaygara koparacağı ve bu konuşmaların yoğunlaşacağı hadislerde var. Onun için bizim milletimiz bu gibi durumlarda El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, İbni Hacer-i Mekki Hazretleri mesela ehlisünnetin kalesidir. Suyuti veyahut Ehlisünnet mezheplerinin alimlerinin eserlerine baksınlar, hepsinde bu konunun net olacaklarını göreceklerdir. Yani tartışılan bir konu değildir, bu konuda boş yere çırpınmasınlar, bundan hiçbir netice çıkmaz.
SUNUCU: Alametlere ilişkin, gerçekleşen alametlere ilişkin birkaç tane de örnek istiyorum ben izninizle.
ADNAN OKTAR: Evet, oku Oktar hocam biraz.
OKTAR BABUNA: 1975 yılında Fırat’ın suyunun kesilmesi, bu hadislerde bildirildi, oldu. 1979 yılında Afganistan’ın işgali, oldu inşaAllah. Ve bunların hepsi 1400 senedir ilk defa oluyor.
ADNAN OKTAR: Hadiste Peygamberimiz (s.a.v.) diyor Mehdi döneminde bunların hepsi topluca olacak diyor, bir arada peş peşe olacak diyor. Muntazam böyle matematik intizamla teker teker hepsi oldu.
SUNUCU: Evet
OKTAR BABUNA: Evet inşaAllah
ADNAN OKTAR: Evet.
OKTAR BABUNA: 1979 yılında Kabe baskını ve Kabe’de kan akıtılması.
ADNAN OKTAR: 1400 yıldan beri ilk defa oldu bu, 1400 yıldan beri Hac ilk defa engellenmiş oldu.
OKTAR BABUNA: 1980 yılında İran-Irak savaşı. Gökyüzünü ateş ve duman kaplaması, biliyorsunuz dünyanın en büyük tankeri 1979 yılında İndependenta adlı tanker İstanbul’da patladı ve yandı.
ADNAN OKTAR: Bu tip olaylar hep ahir zamanda diyor İslam aleminin eski başkentinde olacaktır diyor, Said Nursi Hazretleri. Yani Basra, Küfe, Şam gibi yerlerde tasavvur etmişler ama diyor, Basra veya Küfe veya Şam’ı hep İslam aleminin merkezi olarak kalacak gibi zannettikleri için, raviler; hadisi nakledenler kendi içtihatlarıyla öyle demişlerdir diyor. Mesela Peygamberimiz ((s.a.v) diyor ki, İslam aleminin merkezinde olacak diyor. O zaman Şam ise, Şam’da çıkacak diyor. Öbürü diyor ki mesela Küfe’de çıkacak diyor, Küfe’ye alındıysa. Halbuki asıl olan İslam aleminin merkezidir, eski merkezi neresidir, İstanbul’dur. Dolayısıyla bütün olaylar İstanbul’da oluyor bu tip olaylar. Ama Said Nursi diyor ki, Nazarı Nübüvvet’te yani Peygamberimizin (s.a.v.) nazarında küçük olayların, ehemmiyetsiz olayların önemi yoktur diyor. Yani onu aktarmaz diyor, ehemmiyetliyse aktarır diyor, o yüzden ehemmiyetli olanları aktarıyor Peygamber (s.a.v).
OKTAR BABUNA: Evet inşaAllah. Ramazan ayında 15 gün arayla ay ve güneş tutulmaları. Biliyorsunuz 1981 ve 1982 yılında, iki sene üst üste Ramazan ayında tam hadiste bildirildiği gibi 15 gün arayla ay ve güneş tutulması oldu.
ADNAN OKTAR: Şimdi mason bülbüllerini çıkarıyorlar, bu hadisler yalan diyor. Kardeşim tahakkuk etmiş. Cahil adam, tahakkuk etmiş, sen nereye oturuyorsun dala çıkıp şakıyorsun orada. Yani olay bitmiş zaten, sahihliği gerçekleşmiş. Evet devam et.
OKTAR BABUNA: Bir kuyruklu yıldızın çıkması, 1986 yılında Halley kuyruklu yıldızının doğması, oldu.
ADNAN OKTAR: Evet.
OKTAR BABUNA: İkinci bir kuyruklu yıldızdan bahsediliyor, iki boynuzlu normalden daha parlak, batından doğuya gidecek deniyor. Diğer bütün kuyruklu yıldızların aksi istikamette, bu da oldu, Lulin kuyruklu yıldızı.
ADNAN OKTAR: Evet iki uçlu, hakikaten çok şaşırtıcı. Yani normalde tamam bir kuyruğu olması, böyle gidiyordur arkasından kuyruk bırakıyor. Bunun ucunda da bir kuyruğu daha var.Yani önden de ayrıca kuyruğu gidiyor, bu çok acayip çok şaşırtıcı Ve bin küsur yılda bir oluyor. O da çıktı, aynısıyla İmam Rabbani de bunu çok detaylı anlatıyor aynısıyla olmuştur.
OKTAR BABUNA: Güneşten bir alametin belirmesi, 1996 yılında güneşte büyük patlamalar oldu.
ADNAN OKTAR: Yüzyılın en büyük patlamaları, evet.
OKTAR BABUNA: 11- 1999 yılında da yüzyılın en son güneş tutulması oldu. 1996 yılında Azerbaycan’ın işgali,
ADNAN OKTAR: Onu biraz acele söyledin, bir evvel gel.
OKTAR BABUNA: Güneşten bir alametin belirmesi,
ADNAN OKTAR: Tamam sonra,
OKTAR BABUNA: 96 yılında patlama, 99 yılında da güneş tutulması.
ADNAN OKTAR: Ay ve güneş tutulmalarını zaten söyledik ama bizim asıl olan güneşten bir tane şey vardır, bu yüzyılın en büyük güneş patlaması vardır, evet esas olan odur. Evet.
OKTAR BABUNA: Evet inşaAllah. Azerbaycan’ın işgali bildiriliyor, 1996 yılında; oldu. Tozlu dumanlı bir fitne bir fitne bildiriliyor hadislerde, biliyorsunuz 11 Eylül 2001 yılında Amerika’daki hakikaten böyle tozlu, dumanlı, binaların yıkıldığı, çöktüğü büyük bir fitne oldu.
ADNAN OKTAR: O toz, duman çok şiddetli bir toz, dumandı değil mi. Yani kilometrelerce toz, kilometrelerce duman oldu.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. İnsanlar da kapkara tozun altında televizyonda binlerce insan, böyle küller üzerinde yürüyorlardı hatırlarsanız. Bağdat’ın alevlerle yok edilmesi, 2003 yılında ağır bombardımanlarla yok edilmişti. Iraklıların para biriminin kalmaması, Irak’ta para birimi düşüyor Amerika’nın işgaliyle, tam hadiste bildirildiği şekilde tahakkuk etti.
ADNAN OKTAR: Para birimi kalktı değil mi o dönemde, gazeteler de yazdı bunu.
OKTAR BABUNA: Evet evet.
ADNAN OKTAR: Bakın görüyor musunuz Peygamberimizin (s.a.v) verdiği detaylara bakın, yani çok uç detaylar bunlar. Teker teker hepsi tahakkuk etti. Evet.
OKTAR BABUNA: Evet maşaAllah. Çölde bir ordunun kaybolacağından bahsediliyor, hakikaten işgalin ardından yaklaşık 80 bin kişilik Irak ordusu yok oldu, yani herkes şahit oldu buna.
ADNAN OKTAR: Gazeteler yazdı, Irak ordusu bir günde yok oldu diye.
OKTAR BABUNA: Yok oldu diye maşaAllah. Irak’a Şam ve ambargo uygulanması, bu da tahakkuk etti tam söylendiği şekliyle maşaAllah
ADNAN OKTAR: Bir dakika onu acele söyledin, bir daha söyle bakayım.
OKTAR BABUNA: Irak’a ve Şam’a ambargo uygulanması.
ADNAN OKTAR: Irak’a evet ambargo uyguladılar, savaş döneminde değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Şam’a da uygulandı, Şam yani Suriye’ye de uygulandı. Evet.
OKTAR BABUNA: Evet İnşaAllah. Irak’ın yeniden yapılandırılması, işgalin ardından yıkılan şehirlerin yeniden imarına başlandı, yapılandırılmasına başlandı.
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR: Evet Türk firmaları da yapıyor, yabancı firmalar da yapıyor. Şuan yeniden imar faaliyetine devam ediliyor Irak’ın. Ve hadiste bu belirtilmiş bu da tahakkuk etti. Evet.
OKTAR BABUNA: “Irak halkının Şam’a kaçması,” Amerikan işgali, bombardımanlar nedeniyle halk kuzeye kaçtı hakikaten.
ADNAN OKTAR: Evet Suriye tarafına kaçtılar, aynısı oldu.
OKTAR BABUNA: “Irak’ın üçe bölünmesi”, bu da oldu, tam bildirildiği şekliyle Amerika’nın işgalinin ardından.
ADNAN OKTAR: Şii bölgesi ayrı değil mi, Sünni bölgesi ayrı, Kürt bölgesi ayrı, evet ayrıldı.
OKTAR BABUNA: Fiilen üçe bölündü. “Şam’da fitneler”, Suriye’de yaşanan karışıklıklara işaret edilmektedir. Bu da tahakkuk etti. “Fırat ile Dicle arasında çatışmalar olması.” PKK terörü
ADNAN OKTAR: Evet PKK terörü, evet.
SUNUCU: Evet.
OKTAR BABUNA: Hakikaten çok kan döküldü, hadis tahakkuk etti. “Şehirlerin yok olması.” İkinci Dünya savaşlarında, Hiroşima, Nagazaki biliyorsunuz atom bombalarıyla hakikaten şehirler yok oldu.
ADNAN OKTAR: Ani olarak yok oldu, bu hadis de mesela çok mühim bir şey, bir şehrin ani yok olması ve şehirlerin diyor peş peşe. İkisi peş peşe değil mi, çok kısa bir süre içerisinde yok oldu atom bombası etkisiyle ve bu yüzyıla ait bir alamet. Evet.
OKTAR BABUNA: Alamet,inşaAllah. “Doğu tarafından bir ateşin görülmesi” 1991 yılında Irak, Kuveyt’i işgal ettikten sonra petrol kuyularını yaktırmıştı hatırlarsanız. Kuveyt ve Basra körfezini büyük bir ateş sarmıştı, bu da tarif edildiği gibi.
ADNAN OKTAR: Evet her yer yanıyordu öyle değil mi, televizyonda görüyorduk her yerden dumanlar ateşler geliyordu. Bütün petrol kuyularını yakmışlardı. Evet.
OKTAR BABUNA: “Şam ve Mısır Meliklerinin öldürülmesi” hadislerde bildirdiği, bu da tahakkuk etti, çünkü 1981 yılında Enver Sedat, Mısır başkanı. 1982 yılında da Lübnanlı lider Beşir Cemayel öldürüldü.
ADNAN OKTAR: O bölgenin liderleri, yani Mısır’ın ve Şam bölgesinin liderleri, bölgedir Şam yani sırf şehir anlamında değildir. Şam dedin mi bir bölgedir oranın liderleri öldürüldü, yani ileri gelen liderleri öldürüldü. Evet.
OKTAR BABUNA: “ Eski Ürdün Kralının öldürülmesi” Ürdün Kralı Abdullah’ın, 1951 yılında İngilizler tarafından öldürülmesi.
ADNAN OKTAR: Mesela Ürdün’de de diyor, Ürdün’ün Meliki öldürülecek diyor. O da oldu, hadis bu. Evet.
OKTAR BABUNA: Sistemlerin değişmesi bildiriliyor hadislerde, biliyorsunuz 1989 yılında Berlin duvarının yıkılması, 91 yılında Sovyetler Birliğinin dağılması çok büyük sistem değişiklikleri olarak tahakkuk etti.
ADNAN OKTAR: Büyük sistem değişiklikleri olacak diyor Peygamberimiz (s.a.v.) o da oldu.
SUNUCU: Evet.
OKTAR BABUNA: “Yaygın katliamların meydana gelmesi”bu da çok bilinen bir şey 20. yüzyılın bir özelliği, özellikle son dönemlerinin. “Binaların büyümesi” var. “Kişinin eliyle, Mehdi’nin eliyle konuşması” “Kamçısının ucuyla konuşması” telefon, interneti işaret eden özellikler.
ADNAN OKTAR: Evet kişi eliyle konuşuyor, ne yapıyor cep telefonuna bakıyor değil mi, görüntü de oluşuyor.
SUNUCU: Cep telefonuna tabii yeni teknolojiyle..
ADNAN OKTAR: Zaten görür diyor, eline bakar Mehdi’yi görür diyor. oturdukları yerde de, yaslandıkları yerde Mehdi’yi görülrer diyor. Televizyona işaret ediyor, yani televizyonda görüleceğine işaret ediyor. Kişinin topuğuyla konuşması, bakın yani bu nefes kesecek bir şey değil mi, yani ne kadar uç bir örnek bu, ayakkabının topuğuyla konuşacak diyor. İki ay oldu daha yeni imal edildi bu bakın ayakkabısının topuğuyla konuşuyor. Ve kelimesi kelimesine Peygamberin (s.a.v.) dediğinin aynısı. Ya bunun bir tanesinden insan iman eder yani o Peygamberin, hak Peygamber olduğuna dair bir delildir. Bakın vefatından 1400 sene sonra mucize gösteriyor Peygamber (s.a.v) daha hala mucize gösteriyor. Ve kıyamete kadar da mucize gösterecek Peygamber (s.a.v). Bütün dedikleri çıkacak bunu göreceksiniz ve devam ediyor edecek, fakat o mason bülbüllerinin bağırtı çağırtısına rağmen, yani hiç bir şekilde bu nuru, bu ışığı durduramazlar. İnşaAllah
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. “Depremlerin artması” var diyor, hakikaten depremler de hiç olmadık şekilde son 10-15 yıldır müthiş bir artış oldu.
SUNUCU: Evet.
OKTAR BABUNA: Her gün deprem haberleri oluyor biliyorsunuz.
CİHAT GÜNDOĞDU: “Kişinin kendi sesinin kendisiyle konuşması” var yine.
OKTAR BABUNA: Evet
ADNAN OKTAR: Mesela teybe alıyor sesini, veya televizyonda, videoda oluyor, konuşması oluyor videodan yine kendi sesini dinliyor. Değil mi, aynısı oluyor.
SUNUCU: Yine kendisini dinleyebiliyor evet.
ADNAN OKTAR: Bunu Peygamber (s.a.v.) söylüyor, o devirdeki insanları düşünün yani nasıl acayibine gider bu, fakat aynısıyla tahakkuk ediyor. Evet
SUNUCU: Tabii tabii, hiç hayal bile edilemeyecek bir şey.
OKTAR BABUNA: Bunların hepsi 30 yıl içerisinde, bakın 1400 senedir 30 yıl içerinde hepsi oldu, arka arkaya oldu.
ADNAN OKTAR: İmam Rabbani zamanında bunlar olmadığı için, İmam Rabbani diyor ki 18 yıl bunlar olmadı diyor. Bu alametler olmadı dolayısıyla Mehdi çıkmayacak diyor, peki bunda şaşıracak ne var, doğru söylüyor.
SUNUCU: Evet.
OKTAR BABUNA: Evet hiç bir alamet olmadı.
ADNAN OKTAR: Tabii ki doğru söylüyor, yani bunu Cübbeli şaşkınlıkla bildiriyor sanki delilmiş gibi. Yani o Alim şimdi olmuş olsa, bu kadar alamet çıksa Mehdi çıkmayacak der mi, çıkmadı der mi? Bütün alametler çıkmış, ki tek bir alamette bile şüpheleniyor yani tek bir alamet çıkıyor, bu kuyruklu yıldız çıkıyor o devirde, bu kast edilen midir değil midir bilemem diyor. Tek bir tane çıkmış ama burada 150 tane delil var, 150’si birden çıkınca İmam Rabbani buna ne desin, tabii ki Mehdi çıktı der. Hiç biri çıkmayınca tabii ki, biz de olsak o devirde olsak bize sorsalardı, 18 sene geçince biz de Mehdi çıkmayacak derdik. Bu yüzyılda çıkmayacak çünkü alametleri yok, olmayınca biz farklı mı diyecektik, biz de aynısını söylerdik. Biz alamet olmadığı halde Mehdi çıktı desek, bize deseler ki delillendirin delili var mıdır deseler ne diyeceğiz. Hiç çıkmamış ki. İmam Rabbani’ye sormazlar mı, delileri nerede diyecekler, yok. Çıkmamış, çıkmadığı içinde doğrusunu söylüyor. Cübbeli’nin yanlışı burada, yani birçok yanlışından bir tanesi de bu. Evet var mı senin başka bildiğin,
CİHAT GÜNDOĞDU: Peygamber Efendimiz (s.a.v), son bir ayın içinde yaşadığımız olayları detaylı olarak tarif etmiş. Bakın şöyle “Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhurunda, çift kuyruklu bir kuyruklu yıldız çıkacak ve öyle parlak olacak ki dolunay gibi parlayacak. Bu yıldızın çıkışından sonra öyle çok yağmur yağacak ki, büyük hasar olacak. Fakat halk bu yağmurları sevinçle karşılayacak çünkü bundan önceki üç yıl da hiç yağmur yağmamış olacak.”
ADNAN OKTAR: Bakın aynısı oldu, bakın Lulin çıktı yağmur birkaç sene yağmadı, dediler ki işte küresel ısınma başladı. Kardeşim bu sefer de muazzam yağmur yağdı, şimdi küresek soğuma mı oldu. Herhalde küre bir anda soğudu anladığım kadarıyla. Bıraksınlar bunları, bunlar Resulullah (sav)’ın mucizeleri açık açık birdirmiş ve aynısıyla tahakkuk ediyor. Bunlarla insanları boş laflarla oyalamasınlar, mesela şu selin oluşmasında da rakamların tam uygun olması. Mesela 1979 yılında, Mehdi’nin zuhur yılında değil mi, 9’lu rakamlarla oluşması çok, Bakın 9 Eylül 1979 ve sürekli 9’lar var şimdi yine 2009 yine 9 Eylül ve saat 9’da. MaşaAllah, bu işte bize kaderi gösteriyor, Mehdiyetin bir gerçek olduğunu gösteriyor. Allah bunu harika olarak gösteriyor, tabii şehitlerimiz oldu Allah onlara rahmet etsin. Onlar için çok büyük bir nimet. Evi yıkılanlar, evine su basanlar da, onda da çok büyük hayır var hikmet var inşaAllah, onlar da sadaka sevabı vermiş olacaklar inşaAllah. Sadaka sevabı almış olacaklar ve Müslümanların Allah yardımseverliğini sınamış oluyor. Bakalım biz onları ne kadar çabuk kurtaracağız, neler yapacağız, nasıl yardımcı olacağız, bunu Cenab-ı Allah sınıyor. Biz de onlara tabii elimizden gelen gayreti en hızlı şekilde götürmemiz gerekir. Yani eğer belediye yapmazsa, devletin ilgili kurumları süratle yapamazsa sivil toplum kuruluşları yapar ama devletin ben gerekli müdahaleyi yaptığına inanıyorum çünkü titizler yani, belediye de titiz bu konularda. Ama inşaAllah daha hızlı olsun diyoruz, daha hızlı evet.
SUNUCU: İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
CİHAT GÜNDOĞDU: Müslümanlarla, Yahudilerin birbiriyle çatışacağı, savaş yapacaklarını da bildirilmiş hadisi şerifte, Müslim ve Tirmizi’de geçiyor. “Müslümanlarla, Yahudiler harp etmedikçe kıyamet kopmaz” diye geçiyor. Bu da aynı ancak 20. yüzyılın başlarından itibaren günümüze kadar yaşanan olaylar. Daha öncesinde böyle bir şey görülmemiş asla.
ADNAN OKTAR: Evet hakikaten, çünkü ayrı yıllar yani ilk defa İsrail’de orda devlet oluşturdular.Ondan sonra biliyorsunuz Mısır’a saldırdı İsrail, topraklarını işgal etti, bir hayli bir Müslüman şehit edildi. Bu hadis de ona işaret ediyor, bakın bu da bu yüzyılda oldu, bu da bir harikadır. Peygamberimizin (s.a.v.) sözlerinde hiçbir sapma olmadan, hiç bir eksiklik olmadan aynısıyla tahakkuk ediyor maşaAllah.
SUNUCU: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ki matematik düzgünlükle, evet.
CİHAT GÜNDOĞDU: İnşaAllah
OKTAR BABUNA: Evet İnşaAllah. “Dünyada ismi geçecek bir halife kalmayıncaya kadar çıkmayacaktır.” İmam Rabbani döneminde halife var, çıkmaması…
ADNAN OKTAR: Mesela İmam Rabbani zamanında halife var, halifenin üstüne zaten bir lider çıkmaz. Yani İmam Rabbani’nin zamanında Mehdi’nin çıkmayacağının bir delili de odur, yani 18 yıl şeyi İmam Rabbani tabii nezaketli bir insan, bekliyor iyice kanaatleri gelsin diye. Sonra zaten hemen anlamıştır o, başlangıcında anlamıştır daha ama 18 yıl sonra açıklıyor. Diyor ki bakın görüyorsunuz alametler yok, hiçbir alamet zuhur etmedi dolayısıyla Mehdi çıkmayacak, Mehdi ileride çıkacak diyor.İnşallah. Alametlerin tamamı çıkınca ve Peygamberimizin (s.a.v.) o 7 binyılla ilgili hadisi de bunu tam teyit eder mahiyette zaten.Ve bu 7 bin yılla ilgili hadisler de, zaten kıyametin vaktinin belirtilmesi için verilmiş. Cübbeli de çıkıyor diyor ki, bununla kıyametin vaktini belirlemek mümkün değil diyor. Ya hadisin amacı ne.
SUNUCU: Hadisin amacı ne evet, rakam belirtilmesinin amacı ne.
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Hayır rakam belirtiyor ve kendisinden kıyamete kadar olan vakti belirlemek için onu söylemiş zaten. Ve 6 binyılı geçmiştir diyor, 7. binyılda bakın kıyamet kopacak diyor. Yani kıyamet kopacak diyor, bu söz birisine söyleyince ne anlarsınız siz, kıyamet kopacak. Yani 6 bin bitti, 7. binyılda kıyamet kopacak diyince bu hadis kıyamet vaktini belirtmiyor denir mi? Hayır başka nasıl söylenir, ben bugün mesela diyorum ki saat 6’da geleceğim, değil mi ama en fazla da 7’ye kadar kalırım diyorum ve bu dediğimi de yapıyorum. Tamam işte vakit belirlemedir bu, net vakit belirlemektir.Ben 6. binyılda geldim diyor, 7’de de kıyamet kopacak diyor ve şerh ediyor, daha detaylandırıyor, 5 bin 600 yıl geçmiştir diyor Peygamberimiz (s.a.v). 6. binyıla da açıklık getiriyor, 5 bin 600 yıl geçmiştir diyor. Yani o yuvarlak bir açıklama olmasın diye, hani 6 binyıl deyince tabii küsuratı olmaması, yani küsuratına insanların kafasının takılmaması için onu da açıklıyor, 5 bin 600 yıl geçmiştir diyor. 5 bin 600 yılı, 7 bin yılından çıkarttığımızda 1400 net tarih çıkıyor. Hicri 1500’e kadar, 1400 hesabı çıkınca yani o rakamı çıkınca, arkasından 150 tane hadis de Peygamberin (s.a.v) sözünü tam teyit ediyor.Bakın 1400’ü teyit eden 150 tane de hadis var üstüne, şu saydığımız alametler var. Yani Peygamberin (s.a.v.) sözünün doğru olduğunu, Cenab-ı Allah bu hadislerin ihbarlarını da tam doğru çıkararak bizi ispat etmiş oluyor. 150 artı 151 oluyor, 7 binyıl hadisiyle. Bu ne demektir bu, tam bir netleşme demektir. Said Nursi Hazretleri ne diyor, o da diyor; 1506’ya kadar Müslümanların mücadelesi. Yani Mehdi talebelerinin son zamanlarını gösteriyor Hicri 1506 tarihi diyor. Yani artık o devirde onların yetiştirdiği gençler artık son aşamaları, pirifani olmuşlar. Ve son zamanları diyor, bir taife-i mübareğin son zamanlarına bakar diyor, mealen yaklaşık. Ama 1545, 1543’ler gibi diyor hiçbir Müslüman kalmaz diyor 43’lerde diyor. Kuran ayetleri ve ebcedle açıklıyor ama hadislere dayandırıyor aslında. Ve 1545 yılında diyor kafirlerin başına kıyametin kopması da remzen ima eder diyor.Bakın, ne dediyse çıkmış ben söyleyeyim. Net o tarihte göreceksiniz, yani inşaAllah o nesiller görecekler yazayım ben, isterlerse kayanın üstüne yazayım, kıyameti görecekler o tarihte.Yani çok çok yakın kıyamet. Ama bakın, bunun sağlamasını şöyle yapabilirler, 10-20 yıl içerisinde İslam’ın hakim olmasıyla anlayacaklar. Bunu gördükten sonra artık konuşmasınlar daha, yani acabası yok ondan sonra. Demek ki o kadar, bakın bu hadisler doğru, ihbar doğru, olaylar doğru, 1506’yı görenler de Müslümanlığın ne kadar geri çekileceğini, ne kadar çok az sayıda Müslüman kaldığını görecekler 1506’ya kadar yaşayanlar. Hicri 1506, zaten o zaman anlamış olacaklar. Ondan sonra sürekli gerileme var, gerileyecek gerileyecek gerileyecek yani iki büyük ihtilal olacak diyor Said Nursi.Yani Yecüc Mecüc’ün ihtilalleri bunlar, kan dökmeleri. Ama asıl Yecüc Mecüc, 1. Dünya Harbi ve 2. Dünya Harbidir. Yani asıl kastedilen Yecüc Mecüc çıkmıştır, ama defaaten yine çıkacaklardır. Yani bunlar Said Nursi de diyor, tarih içerisinde sürekli çıkmışlardır diyor. Ama en kapsamlısı, yaklaşık 350 milyon insanı öldürüp şehit ettiler, 1. Dünya Harbi ve 2. Dünya Harbidir, ki deccalın ordusudur aynı zamanda ve Yecüc Mecücün zuhurudur. Ama sonradan yine tabii faşist ve komünist tarzı ihtilaller olacak, ileri aşamalarda, dünya çapında yani büyük olaylar olacak. Var ya filmlerde yapıyorlar böyle, çöl gibi yapmışlar dünyayı, makineli tüfeklerle dünyayı tarıyorlar, kavga eden garip adamlar, kafaları tüylü müylü falan yani Allahualem tam dedikleri gibi o tarzda olacak, toplumu aynı o tarza getirecekler. Yani bakın onları tahmin ediyorlar demek ki, ama tam şımarıp azgınlaştıkları bir dönemde, dünya divane olacak diyor, çünkü Kuran başından alınacak diyor, yani dünyanın beyni gidecek diyor. Dünyanın beynidir Kuran diyor, Kuran’ın ref edilmesiyle dünya artık divane olur diyor. İzni İlahiyle başını başka bir seyyareye vurur diyor, vuracak diyor. Zaten birçok göktaşı geçiyor, teğet geçti, iskivledi, işte sıyırdı öyle geçti diyorlar. Yani bir tanesi çarpsa dünyayı tuz buz eder.
SUNUCU: Oktar Bey söyledi ya çok milimetrik bir denge var, çarpmamaları için…
OKTAR BABUNA: İnşaAllah evet.
ADNAN OKTAR: Evet, defalarca öyle geçti de millet panik olmasın diye onu pek söylemiyorlar, yani çok yakından geçiyor. Bu seferki tam göbeğinden, yani yandan vuracak dünyaya dönüş yönünü çevirecek tarzda. Vurdu mu tersine doğru dönmeye başlayacak dünya, ama ondan sonra tabii dağılıyor yani o vuruş esaslı bir vuruş. Yani çok şiddetli depremler eşliğinde, çok şiddetli sarsıntılar. O gün denizlerin yandığını görürsünüz diyor, denizden mağmalar fışkırmaya başlayacak. Boğazlar kapanacak, açılacak yani şimdi İstanbul Boğazı var değil mi, iki yaka bir birleşecek şak birbirine değecek, geriye açılacak yine kapanacak depremin şiddetiyle ve her yerden mağma fışkırmaya başlayacak. Bundan sonra işte, bu güneşin batıdan doğması olayıdır.Bundan sonra aklın ihtiyari kalkıyor zaten, melekler alenen görülüyor zaten insanların aklını atıyor. İnsanların kas sistemleri bozulacak, yani vücut kontrolünün tamamı, vücuda ait bütün kasların kontrolünü kaybedecekler. O yüzden mesela kadınlar çocuklarını düşürür diyor. Yani şuuru kapanıyor, mesela soru sorsan cevap veremez. Cenab-ı Allah diyor ki; İnsanları da sarhoş olmuş görürsün, oysa onlar sarhoş değillerdir (Hac Suresi, 2) diyor Allah. Mesela ne yapıyorsun desen bambaşka bir şey söylüyor, ileri derecede alkol almış gibi yani kontrolünü kaybetmiş korkunun şiddetinden. Melekler de sürekli inmeye devam ediyorlar yeryüzüne,
OKTAR BABUNA: Çocukların saçlarını ağartan,
ADNAN OKTAR: Çocukların saçlarını ağartacak diyor, yani insanın aklını alabileceği en yüksek derecede korkacaklar. Kardeşim sen böyle bir ortamda 120 yıl daha insanlar yaşayacak diyorsun; Cübbeli. Adam dükkanı böyle yavaşça açacak kapıyı içeri girecek, ondan sonra hesaplara bakacak, bisküvi satacak, televizyon seyredecek ama ortalık birbirine girmiş. İmtihan bitmiş kardeşim, 120 yıl yaşanır mı? Niye öbür hadislere bakmıyorsun, 120 yıl öyle bir hadis var ama arkasındaki hadisler bambaşka. Birinde Hz. İsa’nın inişinden sonra diyor, birinde başka bir olaydan sonra, birinde başka bir olaydan sonra diyor ama toplamında ahir zamanın 120 yıl sürdüğünü anlıyoruz, Mehdiyetin. Tamamen birbirine çelişik oradaki hadisler ama tek noktada ittifak ediyor, yaklaşık 120 yıllık dönem olan bir vakit var. Ama biz zaten baktığımızda Mehdiyetin bütününü bu vakit içerisine aldığını görüyoruz. Ama eğer illaki hadis tevil edilirse, Mehdi bir güneş olarak belirtiliyor hadislerde. Batıdan çıkacağı için Mehdi’nin doğuşundan çıkışından sonra, insanlar 120 yıl yaşar şeklinde tevil edilirse bu tamam. Tam olmuş oluyor ki nitekim böyle, çünkü Mehdi’nin güneş olduğuna dair çok ifade var, hadisler var. Batıdan çıkacağına dair de çok hadis var, ama kıyamet alameti olan güneşin batıdan doğmasında zaten imtihan kalkıyor. İmtihan kalkınca zaten insan kalmaz, yani insanın yaşaması için bir neden yok. Ama bilmeyen insanları bu şekilde yanlış yönlendiriyor Cübbeli, ben de açıklıyorum, izah ediyorum. Tabii internet sitelerinden, her yerden insanlar öğreniyorlar. Eğer ses çıkartmasaydık yanlış yönlendirmeye devam edeceklerdi.Ama Allah’a çok şükür şu an anlaşılıyor, daha da anlatacağız, daha da detaylandıracağız, inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah, internet sitesi demişken hatırlatalım izleyicilerimize de, şu anki yayınımızı www.HarunYahya.TV adresinden izleyebiliyorlar canlı olarak,
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: Aynı zamanda sizin eserlerinize de ulaşabilmek için, detaylarıyla öğrenebilmek için www.HarunYahya.net ve www.HarunYahya.org adreslerinden faydalanabilir ve ücretsiz olarak da indirebilirler.
ADNAN OKTAR: Evet, mesela Hz. Mehdi’nin cemaati, kınayanın kınamasından korkmaz diyor, Süneni İbni Mace’de. Kınıyorlar bakın, kimler kınıyor; 313 kişinin dışında herkes, dünya. Bakın, şu vaktimizde 313 kişinin dışında herkes az veya çok Mehdi’yi ve cemaatini kınayacak, hemen hemen herkes karşı olacak. Bakın “Allah yolunda yaptıklarından dolayı, kınayanın kınamasına aldırmayacak, Kaim Mehdi.” Neydi o, bir hadis vardı koyunla ilgili, çobanla ilgili.
OKTAR BABUNA: Koyunların kendi çobanlarından kaçması gibi insanlar Mehdi’den kaçacaklar hadisi.
ADNAN OKTAR: Hadis var değil mi evet,
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Bir daha söyle bakayım.
OKTAR BABUNA: Koyunların kendi çobanlarından kaçması gibi insanlar Mehdi’den kaçacaklar.
ADNAN OKTAR: Evet şimdi bu olaylar olurken, bir yandan da gökyüzünün tamamı Cübbeliye göre, İstanbul, Londra, Paris, her yer ama Konya’nın kasabalarına varıncaya kadar değil mi? Afrika’nın köylerine varıncaya kadar her yer meleklerle dolacak diyor, herkese kendi dilinde. Afrika dilindeyse veyahut lehçesi ayrı ise o dilde, falanca kişi Mehdi’dir diye Melekler bağıracak diyor gökyüzünden, ama bir yandan da kınıyor insanlar da Mehdi’yi. Ama bütün Meleklerde diyor ki o Mehdi’dir diyor.
SUNUCU: Melek dedikten sonra zaten insan aklını yitirir düşünsenize hani Melek yeryüzüne iniyor ve size böyle bir şey söylüyor.
ADNAN OKTAR: Yani aklını yitirmeden kalsa da çok heyecanlanır onu görünce,
SUNUCU: Yani evet.
ADNAN OKTAR: Yani öyle bir iddiası olmaz heyecandan kabul eder. Melek diyorsa bitti zaten konu.
OKTAR BABUNA: Evet inşaAllah
ADNAN OKTAR: Sen nasıl kınayacaksın onu, 313 kişi nasıl olsun. Arkasından gelir diyor bir tekbir getirir diyor, İtalya’da ne kadar bina varsa, kale varsa hepsi Roma’da yerle bir olur diyor, tekbir getirdikçe. Kardeşim bunun tartışması olur mu böyle bir insanın o zaman. Yani böyle adamın ne yapmasını nasıl kınayacaksın, hapse nasıl koyacaksın bunu?Ayrıca onu, Hz. Mehdi’yi diyor zindana atmakla bir ateş içinde zannederler diyor, nasıl yapacaklar bunları?
OKTAR BABUNA: Evet.
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Oku buradan, şunu oku şu hadisi.
OKTAR BABUNA: Ebu Basir der ki: “İmam Muhammed Bakı (a.s.)’in şöyle buyurduğunu duydum. Bu gaybetin, Mehdi’nin sahibinde dört Peygamberin sünneti vardır. Dedim ki Hz. Yusuf’un sünneti nedir, buyurdu ki; zindan ve gaybet.
ADNAN OKTAR: Zindana, yani bir kere gaybete nasıl girsin böyle bir insan, zindana nasıl girsin, Melekler her yerden bağırıyorlar. Yani hapse soksan, bir tekbir getirdiğinde yıkılıyorsa bina da yıkılır. Hapiste nasıl tutacaksın o insanı sen? Deccal onu döve döve sırtını genişletir diyor. Yani onun şanı, ünü her tarafa yayılır diyor, daha önce de söylemiştim. Cübbeliye göre hakikaten sırtı genişler onun açıklamasına göre. Halbuki deniyor ki orda ona saldırı oldukça basından, televizyondan, radyolarda saldırı oldukça onun ünü ve şanı yayılacak.Yoksa bir insan dövüle dövüle sırtı genişlerse ölür o insan, komaya girer ve ölür, ne komaya, hemen ölür sırtı genişleyen bir insan. Başka neler diyor öyle ilginç?
OKTAR BABUNA: Altın sütunları yükselecek diyor, takkesi düşecek herkesin, Mehdi’ye gidecek mi bakalım altını bırakıp diyor.
ADNAN OKTAR: Hayır bir de denizin kuruması olayı var değil mi?
OKTAR BABUNA: Adriyatik Denizinin kuruması olayı var.
ADNAN OKTAR: Adriyatik denizinde bir tek İtalya da yok değil mi, o denizin etrafında hangi ülkeler var başka?
OKTAR BABUNA: Yugoslavya var, Yunanistan’ın da sahili var galiba.
CİHAT GÜNDOĞDU: Malta.
ADNAN OKTAR: Bayağı bir ülke var, Arnavutluk’un da sahili var, bayağı var.
CİHAT GÜNDOĞDU: Arnavutluk’un da var.
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Şimdi kardeşim bunların her yeri gemiler dolu, yatlar dolu, büyün milletin evleri denizin kenarında. Şimdi deniz kurur da yani bütün millet, yatlar yerlere, kıyılar yere oturur da. Lokantalar var yüzer lokantalar var yani, bütün millet 3 bin metre yerin dibine oturur, yani zemine oturursa nasıl farkına varmaz ya? Farkına varmayacaklar diyor, Mehdi de talebeleriyle orda yemek yiyecek diyor sabahleyin gelecek diyor. Sonra bir tekbir getirecek diyor, bütün kaleler gidecek diyor. Mehdi’ye tank, top da etki etmeyecek diyor. Sonradan hapse girmesi nasıl olacak peki? Bir de kendisinin de anlayamamasından da çekindiğini söylüyor, Mehdi’yi ben anlayamazsam ne olacak diyor.
SUNUCU: Adnan Bey, size bir not var.Evet düşündüğünüz zaman böyle bir şeyi hiç bir mantığa oturtamıyorsunuz. Tankın, tüfeğin etki etmediği bir insanı nasıl olup da bir yere kapatabiliyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Şu anda Zekeriya Beyaz Habertürk’te, Dabbe’nin bilgisayar olması safsatadır diyormuş. “Dabbe için iki, dört ayaklı tüm canlılar kast ediliyor, sembolik anlatımlar bunlar; şeklinde konuştu diyor.” Halbuki Dabbe debelenen, yani bir araba için de söyleniyor bu, herhangi bir makine, bir robot için de söylenebiliyor, mesela buna Dabbe denebiliyor. Açın bakın Arapça sözlüğe Dabbe, Debbabe; debelenen anlamında, hareket eden anlamındadır. Yani herhangi bir eşya, makine içinde yeter ki hareket etsin, Dabbe denir. Mesela eğer şeyseler getirsinler bizle konuştursunlar Zekeriya Beyaz’a sormayla olmaz bu. Ben onu kaynaklarıyla göstereyim. Açsınlar sözlüğe baksınlar. İnşaAllah
OKTAR BABUNA: Bir de diğer hadislerle de siz göstermiştiniz, birçok hadisle uyumlu aynı zamanda, özellikleriyle; renkli olması, gözünün olması.
ADNAN OKTAR: Renkli nasıl oluyor, renk var mı bunda aç bakalım.
OKTAR BABUNA: 16 milyon renk var, bilgisayarda.
ADNAN OKTAR: 16 milyon renk.
OKTAR BABUNA: 16 milyon evet.
ADNAN OKTAR: E tamam, o nedir öyle yuvarlak bir şey var orda.
OKTAR BABUNA: Göz, kamerası gözü
ADNAN OKTAR: Domuzun gözüne benzetiyor değil mi, Peygamberimiz (s.a.v.)
OKTAR BABUNA: Benzetiyor evet.
ADNAN OKTAR: Bu nedir böyle açılıp kapanıyor, filkulağı olur diyor değil mi ve duyuyor.
OKTAR BABUNA: Duyuyor inşaAllah
ADNAN OKTAR: Konuşmayı duyuyor.
OKTAR BABUNA: İnsanlar ondan kaçamayacaklar diyor.
ADNAN OKTAR: Hitap ediyor mu insanlara bu? Konuşuyor,
OKTAR BABUNA: Hitap ediyor, konuşuyor.
ADNAN OKTAR: Konuşuyor, dünyanın her yerine ulaşıyor mu bu bir adımda?
OKTAR BABUNA: Ulaşıyor evet.
ADNAN OKTAR: Bir adımda dünyanın her yerine ulaşır diyor, göğe de ulaşır yerin altına da ulaşır diyor değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet, kimse ondan kaçamaz,
ADNAN OKTAR: Her eve girer diyor,
OKTAR BABUNA: Her eve girer diyor evet inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Giriyor mu bu her eve?
OKTAR BABUNA: Her eve giriyor, herkesin evine geldi İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet başka neyi vardı aklınızda?
OKTAR BABUNA: Kimse onun hızına yetişemez diyor.
CİHAT GÜNDOĞDU: Her konuda bilgi veriyor.
ADNAN OKTAR: Değil mi?
CİHAT GÜNDOĞDU: Tabii inşaAllah
ADNAN OKTAR: İnsanları uyarır diyor.
OKTAR BABUNA: Uyarır diyor, evet inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Dinin zayıfladığı bir dönemde ortadan kalkacak diyor.
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Tükellümühum hatırladığım kadarıyla, eğer yanlış hatırlamıyorsam, insanlara hitap eder inşaAllah. Debbetül minel Ardz şeklinde geçiyor, evet.
OKTAR BABUNA: Evet inşaAllah
CİHAT GÜNDOĞDU: Sorunca cevap veriyor çünkü.
ADNAN OKTAR: Evet sorunca cevap veriyor. Dinin zayıfladığı ortamda çıkacak diyor, her türlü rengi barındırır üstünde diyor. Zekeriya Beyaz’a soracaklarına bize de sorsunlar, o zaman daha netleşir, tek yanlı olmaz inşaAllah
OKTAR BABUNA: İnşaAllah
SUNUCU: İnşaAllah
CAHAT GÜNDOĞDU: İnşaAllah
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Ne kadar vaktimiz var?
SUNUCU: Son 10 dakikanın içindeyiz.
ADNAN OKTAR: Son 10 dakika, iyi değerlendirmemiz gerekiyor.
SUNUCU: Sorularımız da var veya siz nasıl uygun görüyorsanız.
ADNAN OKTAR: Evet, ne soru var bakayım bir, ben bakabilir miyim, size, sır gibi bir şey ama neyse..
SUNUCU: Yok sır değil efendim, izleyicilerimizin soruları sizlere yöneltmişler.
ADNAN OKTAR: Efendim, kardeşimiz önemli bir konu soruyor. Hocam diyor, eğer Mehdi çıktıysa deccal çıkmış mı demektir? Saffet Temeloğlu, Rize’den. Hay koçumuz bizim, aslan kardeşimiz bizim, yiğidimiz. Mehdi çıktı deccal… Darwinizm işte dünyayı kasıp kavurdu, 350 milyonun üstünde insan şehit ettiler değil mi, yahut katlettiler. Bütün dünyayı yerle bir ettiler, medeniyetleri yerle bir ettiler, Müslümanları esir ettiler, parçaladılar, bunun müsebbibi saçı sakalına karışmış bir varlıktan bahsediliyor, işte bu da Darwin’dir. Kısa, bodurdur diyor Peygamberimiz (s.a.v) bu da kısa, bodur, değil mi şimalinin bozuk olduğunu söylüyor, saçı sakalına karışmıştır diyor. Allah’ı inkar edeceği belirtiliyor değil mi? Aynısı ve bütün dünyayı fitneye boğacağı, fitnenin kısa sürede bütün dünyaya yayılacağı söyleniyor fitnenin. Dünya tarihinde, dünya tarihi oldu olalı tarihi incelediğimizde Darwin’in fitnesi gibi bir fitne ve dinsizlik cereyanı, putperest cereyan hiç olmamış. Yani bu kadar bilimsel görünümlü, bu kadar medeni insanları esir eden ve bu kadar safsata olan ve bu kadar mantıksız ve şeytani olduğu halde, bu kadar büyük kitleyi kontrolü altına alan bir inanç hiç olmamış. Yani mesela putperest inançları olmuş, şunlar bunlar olmuş ama bunlar hep cılız ve zayıf kalmış. Yani dünya şu an 7 milyar falan değil mi yaklaşık? Mesela en az 6,5 milyarını inancının altına aldı, en az 6,5 milyarını. Müslüman ülkeler de dahil. Yani Müslüman ülkeler; mesela Mısır’a gidin çaka çaka Darwinist dolu, Filistin’e gidin çaka çaka Darwinist dolu. Daha yeni İslamiyet’e dönmeye başladılar, yani bu faaliyetlerden sonra dönmeye başladılar. Irak komünistlerin kontrolündeydi, Baas Partisi Stalinist, komünist bir partiydi. Suriye, Stalinist komünistlerin kontrolündeydi. Filistin’e komünistler eğitime gidiyorlardı yani orada komünist kamplar vardı, Darwinizmin kalesiydi orası. Bütün İslam ülkelerini her yeri işgal ettirdi Darwinizm ve dünya tarihinde böyle bir olay hiç görülmemiştir. Yani 6,5 milyar insanı kendi dinine bağlayan putperest bir inanç hiç olmamıştır ve 150 yıl sürdü değil mi?150 yılın sonunda boynunu kırdık. İlmi metotlarla ve şeytanı da işte pırasa gibi doğrama olayı burada oldu, şeytanı pırasa gibi doğradık ve boynu kırıldı şeytanın ve şu an derdesttir. Şeytanın ahir zamanda öldürüleceği belirtiliyor Mehdi devrinde. Biz öncüleri olarak bu görevi yapıyoruz Mehdi öncüsü olarak. İnşaAllah Mehdi talebesi olarak inşaAllah. Dolayısıyla yani güzel ve önemli bir vakitteyiz, hayırlı bir vakitteyiz Müslümanların başarısı günbegün artıyor Allah’a çok şükür, Elhamdülillah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: Sen Oktar bir şeyler söyle. Sen de bir şeyler söyle, vaktimiz dar.
CİHAT GÜNDOĞDU: Allah’ın adının alenen inkar edildiği bir dönem yaşadık son olarak, inşaAllah bu tam tersine dönmek üzere. Şimdi herkes, bu inançsızlar hiç bir şekilde felsefelerinin yıkıldığına şahit olacaklar ve yıkılıyor da, yıkıldı daha doğrusu. Eskiden olan o inançsızların fazla olması oranı, mesela İngiltere’de şimdi tam tersine dönmüş durumda. Biliyorsunuz İngiltere’de son olarak otobüslerin üzerinde, Allah’ı inkar etmenin propagandasını yapmışlardı ilanlar vererek. Şu anda artık %25 Darwinizme inananların oranı İngiltere’de, inşaAllah bundan sonra da sıfıra inecek. Tüm dünyada olduğu gibi inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Allah’ın dilemesiyle 20. yüzyılda dinsizlik hakim oldu yine Allah’ın kontrolünde. Bu da Allah’ın kaderi inşaAllah, İslam’ın hakimiyeti bütün alametleriyle inşaAllah geliyor, çok müjdeli günler inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bu sefer de 7 milyar insan iman edecek.
OKTAR BABUNA: Evet inşaAllah, maşaAllah.
CİHAT GÜNDOĞDU: İnşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şu kısmı bir okur musun, altını çizdiğim
OKTAR BABUNA: Hurafevari, hurafe gibi masallarda anlatılan gerçek dışı bir şey gibi yanlış bir mana verip, adeta vuhal bir sureti adeta imkansız, aklını, vicdani kanaatle karar verme özelliğini ortadan kaldıracak özelliklerde bir şahsı bekler bir tarzda anlattıkları için
ADNAN OKTAR: Bakın Mehdi’yi öyle bir anlatacaklar ki diyor Said Nursi, yani imkansız. Mesela bir sözüyle kaleleri yıkıyor değil mi, gökten bütün melekler onu işret ediyor.Milyonlarca, ki yani dünyada 7 milyar insan varsa, 7 milyar melek göğü kaplamış olacak 7 milyar melek. Ve herkese kendi dilinden bu Mehdi’dir diyor, bunu söylüyor. Mesela yerden som altından direkler fışkıracak diyor yüz metrelik, bir anda Adriyatik denizi kuruyacak diyor. Böyle bir tehlikeyi Said Nursi haber vermiş işte, Mehdi’yi bu şekilde insanlara anlatacaklar diyor. Sonra devam et.
OKTAR BABUNA: Böyle bekler bir tarzda anlattıkları için, avamı Müslümine böyle metafizik açıklamalara inanmada zorlanacakları veya bu sebeple hiç inanmayacakları için, halktan bilgisi olmayan Müslümanlara imani yönden zarar verirler.
ADNAN OKTAR: Avamı müminine zarar verirler diyor, şimdi de Cübbelinin yaptığı bu işte, avama, müminlere zarar veriyor. Yani buna iman edebilir mi bir insan, şu anlattığı şeye. Çünkü bir kere bir çelişki var, hem hapsedilecek diyorsun, hem 313 kişi olacak talebesi diyorsun, hem eziyet edilecek Mehdi’ye, hem hakaret edilecek, iftira atılıyor hem de bu harika özellikleri sayıyorsun. İkisi birbiriyle muazzam çelişki gösteriyor, buna kim inanır. Ayrıca anlattığı şeyler hiç bir Peygamber döneminde olmamış ve metafizik şeyler ve aklın ihtiyarını kaldıracak şeyler bunlar. İmtihan ortamında, imtihan dünyasında olacak şeyler mi bunlar.Kuran ayetlerine göre de mümkün değil, daha önce de açıklamıştım. Said Nursi işte bu tip risklere hep dikkat çekmiş, mesela Kastamonu Lahikası sayfa 80’de, bunu belirtmiş. Bekler bir tarzda anlattıkları için, avamı Müslimine zarar verirler diyor, bir kısım zahir ulemalar diyor. Zahir ulema, yani zahir, derinliğini düşünmüyor, detayı düşünmüyor yani olayın gerçeğini, genel kültürü yok mesela Cübbeli çok çok cahil bir insan. Genel kültür sıfıra yakın hiç bilmiyor, işte Darwinizmle ilgili bir şey sordular hemen geçti, bilmiyor çünkü yok. İtalya’da bölgeyi bile bilmiyor, Roma’yı; onları da adamlara soruyor oradakilere, bilmiyor haberi bile yok. Yani oradaki denizlerin oranı, etrafındaki ülkeler nedir, oradaki kotralar, gemiler var mesela bunlar batarsa ne olur değil mi? Hiç bir şey hesap etmiyor, yani detayı da fark edemiyor, sadece anlatıyor. O rivayet ve hadislerin zahirine bakıp diyor, şüpheye düşmüşler veya sehatine inkar edip veya hurafevari bir mana verip adeta muhal bir tarzda bekler bir şekilde diyor, avamı Müslimine zarar verirler. Şu anda da zarar veriyorlar, biz de bu zararı engellemeye çalışıyoruz.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah, evet programımızın sonuna geldik diyorum, her akşam ne yazık ki dediğim gibi evet. Çok teşekkür ederim efendim
ADNAN OKTAR: Ben de teşekkür ederim.
SUNUCU: Değerli görüşlerinizi, değerli bilgilerinizi bizlerle izleyicilerimizle paylaştınız, çok teşekkür ederim sizlere de.
OKTAR BABUNA: Biz de teşekkür ederiz, sağ olun.
CİHAT GÜNDOĞDU: Biz de teşekkür ederiz.
SUNUCU: Evet bir programımızın daha sonuna geldik, yayında ve yapımda emeği geçen arkadaşlarım adına iyi akşamlar, mutlu yarınlar diliyorum efendim. Hoşça kalın.