SUNUCU: Hayırlı günler, hayırlı bayramlar sayın seyirciler. Adnan Oktar ile Başbaşa programına hoş geldiniz. Evet efendim sizler de hoş geldiniz. Adnan Bey hoş geldiniz, Sayın Adnan Oktar.
ADNAN OKTAR: Sizler de hoş geldiniz.
SUNUCU: Sayın Oktar Babuna, Sayın Cihat Gündoğdu hoş geldiniz.
CİHAT GÜNDOĞDU: Hoş bulduk.
OKTAR BABUNA: Hoş bulduk.
SUNUCU: İyi bayramlar efendim. Nasıl keyifleriniz?
ADNAN OKTAR: Allah tekrarına erdirsin. Allah bütün milletimize mübarek kılsın.
SUNUCU: Amin inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Daha nice bayramlar görmeyi nasip etsin Cenab-ı Allah hepimize inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah. Evet bu bayram gününde bayrama yakışır bir şekilde, o güzellikte bir programa daha imza atıyoruz. Bugün yine çok değişik konu başlıklarımız var, çok değişik sorularımız var.
ADNAN OKTAR: Çok iyi olur.
SUNUCU: Buyurun efendim her zamanki gibi söz sizde.
ADNAN OKTAR: Ben şu Dabbet-ül Arz konusundan başlayayım. Çünkü dün Habertürk’te yine benim daha önceki ifadelerimi yayınladılar. Sonra o tombul böyle sevimli bir hoca var, onu da çıkarttılar ünlü. O da kendince cevaplar verdi, bir şeyler açıkladı. Bir kere Said Nursi’yi ima ederek işte, anlı şanlı hoca diyor ama güya alay ediyor. Doğru anlı şanlıdır. Otuz yılını hapiste geçirdi. Milyonlarca seveni var ve kalbimizde taht kurmuş, muhterem, mübarek, Veliullahtan inşaAllah kıymetli bir insan. Öyle alaycı üslup bir kere yakışmadı, çok çirkin. İkincisi o diyor ki, trene dabbe dedi diyor. Bir kere bu cahillikten kaynaklanıyor. Trene Dabbe demiyor. Dabbet-ül arz diyor tamam bu doğru ama tank için de dabbet-ül arz deniyor. Yani Kuran’da bahsedilen Dabbet-ül arz trendir demiyor. Bahis geçerken trenden Dabbet-ül arz diye bahsediyor. Ama tank için de deniyor. Mesela bu normal askeri tanklara da dabbet-ül arz diyor halk. Yani hareket ettiği için, hareketli olduğu için. Kuran’daki dabbet-ül arz ile ilgili açıklaması ayrı. Bir kere burada dürüst davranması lazım bir. İkincisi dabbet-ül arz, dabbe; hafif yürüme, debelenme anlamına gelen bir açıklama. Debelenen, ağır ağır ama kıpır kıpır yürümek, debelenmek, hareket eden varlık, içine sızmak ya da işlemek, içkinin bedene yayılması ve bir çürüğün etrafa sirayeti gibi hareketi gözle fark edilmeyen şeyler için de kullanılır. Bu da kıpır kıpır değil mi bilgisayardaki o ışıklar sürekli hareket ediyor kıpır kıpır. Evet. Dabbet-ül arz kelime anlamına göre ülke ülke, şehir şehir dolaşan bir varlık da kastedilmektedir diyor. Bütün dünyaya yayın yaptığına göre, her yere ulaştığına göre değil mi? Vücutta içkinin yayılması gibi de adeta, bunun içindeki, ekran içindeki yayılması da o tarzda değil mi? O çok küçük küçük parçacıkların bir araya gelmesinden oluşuyor bu görüntüler.
OKTAR BABUNA: Evet yayılmasından oluşuyor o şekilde.
ADNAN OKTAR: Tamam, kıpır kıpır değil mi? Tamam uygun. Dolayısıyla kelime anlamı açısından bir kere uyuyor. Yani Arapça kelime karşılığı açısından uyuyor. İnsanlarla konuşur diyor Cenab-ı Allah. İnsana hitap eder ama yerden mamul, yerden oluşmuş bir varlık. Allah’ın ayetlerini hatırlatır diyor. Hatırlatıyor mu, anlatıyor mu? Kitap gibi izah ediyor değil mi her şeyi içinde?
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Evet. “O söz başlarına geldiği zaman” ahir zamanda. Ahir zamanda oluştu şu anda. Mehdi devrinde inşaAllah. Daha önce de söylemiştik gözü, domuz gözü gibi küçük bir gözü var. Fil kulağı gibi de açılıp kapanabilen, fil kulağına benzetiyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.) duyuyor, mikrofonu var, konuşuyor, hitap ediyor. Hangi maddelerden oluşuyor bu bilgisayar?
OKTAR BABUNA: Metal, alüminyum, çinko, bakır, silisyum, bütün toprakta olan metallerin hepsi var içinde.
ADNAN OKTAR: Değil mi? Evet. Bunlar, toprağın bütününden oluşuyor. Evet, mesela bak diğer varlıklar için mesela ağaç kurdu var, Kuran’da da geçiyor yine. Hz. Süleyman’ın asasını kemiren ağaç kurdu. Ama onun için dabbet-ül minel arz demiyor Cenab-ı Allah. Ki o da kurt, yerde toprağın altında olmuyor mu? Yerden çıkıyor kurt, toprağın altında yaşıyor ama onun için böyle bir şey demiyor Cenab-ı Allah. Demek ki topraktan mamul olduğu için bu söyleniyor. Öyle olsa diğerleri için de aynı ifadeyi de kullanırdı Cenab-ı Allah. Diğer hayvanlarda bunu söylemiyor. Sadece bunun için söylüyor. Yoksa asasını kemiren kurt konusunda dabbe kelimesi var ama minel arz şeklinde değil. Yani topraktan mamul anlamında geçmiyor. Buradan da anlıyoruz ki bu özel bir olay, ayrı bir şey. Dünyanın her yerine ulaşması, mesela hadiste bu var. Her eve girmesi, her eve giren bir varlık ne olabilir? Her eve nasıl girer bir varlık? Göğe nasıl ulaşır? Toprağın altına da girer, göğe de ulaşır diyor, her yere girer ve insanlara dini anlatıyor. Yani bir insan bunu yapabilir mi?
SUNUCU: Yapamaz
ADNAN OKTAR: Hayvan da konuşmaz, hayvanın aklı yok değil mi? Çünkü o zaman dinle mükellef olur hayvan. Allah insanları mükellef kılmış. Buradan da anlıyoruz ki bilgisayar Allahualem.
OKTAR BABUNA: Bilgisayar evet.
ADNAN OKTAR: Diğer hangi yönleri ile benziyor?
OKTAR BABUNA: Renkli olması. 16 milyon rengi var bilgisayarın, çok renkli.
ADNAN OKTAR: Ne diyor? Hayvan çok renklidir diyor değil mi dabbet-ül arz?
OKTAR BABUNA: Bütün hayvanlarda çok az renk var.
ADNAN OKTAR: Evet. Doktorum sen?
CİHAT GÜNDOĞDU: Her eve girmesi zaten, hem sorulduğunda cevap vermesi özelliği.
OKTAR BABUNA: İnsanlar ona yetişemez diyor hızda.
ADNAN OKTAR: Evet, evet.
SUNUCU: Hızına yetişmek hakikaten çok zor
ADNAN OKTAR: Yani ikide bir o hocayı öyle ortaya çıkarıp hani bak son noktayı koydu havasıyla çıkarıyorlar. Son nokta her zaman onun alnının ortasına konuyor yani. Bıraksınlar bunu, oturup ikide bir böyle. Asıl olan, geçenlerde de dedim ya o Fredyynin Kabusunu çıkarttılar. Adamın dişleri pirananın dişleri gibi. Bakan çocuk falan görse inanın kanı iliği çekilir çocuğun. Böyle devrik gözlü yani böyle özel film için hazırlanmış gibi adam, makyaj yapılmış gibi adam. İnsan ürperiyor baktığında. Adamın yüzünden nur gitmiş. Bu tip konularda bunlar özel görevlidir, hemen alıp getirirler onları böyle karanlık deliğinden çıkartırlar bu tip kişileri, hemen getirip bir açıklama yaptırırlar. Yahut delik demeyeyim de delik ağır olur da işte neyse, bulunduğu mekan diyelim yani. Hemen bir ahkam kesti, hemen fetva verdi, Mehdi yoktur. Kardeşim bir kere Mehdi yoktur denmesi ahir zamanda Mehdi’nin çıkış alameti bir. İkincisi sen neye göre konuşuyorsun? Buhari, Müslim, Tırmizi, İbni Mace, Sünen-i Nesei, Sünen-i Davud, sahih hadis kitapları, Kütübü Sitte’nin tamamında Mehdi var mı yok mu? Var. Ehl-i Sünnetin ana kaynakları değil midir bunlar, sünnet açısından, kaynak açısından? Tamam. Tamamında açıklandığına göre, Hanefi, Hanbeli, Maliki, Şafi mezheplerinin herhangi birinde buna muhalefet var mı buna, bu konuya? Yok. Hepsi Mehdi’nin çıkacağını söylüyor mu? Söylüyor. Şii, Vehhabi, Caferi, Alevi herkes ittifak halinde mi? O zaman sen ne oluyorsun, senin konuşman? Marjinal tipler her zaman çıkar öyle iki tane üç tane. Senin yok demen önemli mi? %95’i İslam aleminin var dedikten sonra, ehli sünnet kaynakları var dedikten sonra, ayetin işaretinden de bunu anlıyoruz. Nur Suresi’nin 55.ayetinde Allah dünya hakimiyetinden bahsediyor. Süleyman kıssası dünya hakimiyetinden bahseder. Zülkarneyn kıssası dünya hakimiyetinden bahsediyor. Yani niçin dünya hakimiyetinden bahsediyor Kuran o zaman? Değil mi? Beşinci olarak diyor, yere iki kafir hakim oldu, iki tane de Müslüman hakim oldu diyor Peygamberimiz (sav), “Beşinci olarak evlatlarımdan Muhammed Mehdi hakim olacak” diyor. Muhammed Mehdi Peygamber Efendimiz (sav)’in ona verdiği isimdir, Muhammed Mehdi. Yoksa herkes çocuğunun ismini bir ara Muhammed, Ahmet, Mahmut koyuyordu Mehdi olsun diye çocuğu. Yani şu akıl mı? Peygamber Efendimiz (sav) onu biliyor, onun için diyor ki “Adı adıma benzer” diyor. “Adı adımla aynı” demiyor. Öyle olsa doğrudan söyler. Çünkü Ahmedi Mahmudu Muhammed Mustafa’dır Peygamber Efendimiz (sav)’in ismi. Benim ismime benziyor der konu biter. Öyle demiyor, “ismi ismime uygun düşer” diyor. Yani aynısıdır demiyor. Aynısıdır ayrıdır, uygun düşer ayrıdır. Bakın sırlı bu ifade. Babasının ismi de babamın ismine uygun düşer diyor. Burada da bir sır var. Bunu tahakkuk ettiğinde anlayacağız biz inşaAllah. Cübbeli de şimdi gele gele nihayet hicri 1500’e kadar geldi. Bir yüzyıl kaldı, 70 yıl daha geri kaldı. Orada ağırına gitti, hayır anladı doğru olduğunu sözümün, yüzyıllar sonra gelecek diyordu şimdi hicri 1500’e kadar diyor. Tam İslam’ın bozulma vakti, yani artık Kıyametin beklendiği vakte kadar geldi. Hicri 1400 son olduğuna göre küsurat olarak en fazla hicri 1500’e kadar oluyor. Sen nasıl 1500’e çekiyorsun onu? Bak sıkışmanın, enaniyetin ve gururun insanı ne hale getirdiğini görüyoruz. Tabi, açıkça söylesene hata yaptım de, çünkü daha önce söylüyordu değil mi? 7000 yıl ile ilgili açık açık beyanı var, hadis yoktur dedi. Sonra da çıktı Arapçası ile söyledi, 7000 yıl hadisi var dedi. Bak Arapçasını sen bir gecede ezberlemediğine göre demek ki sen eskiden beri biliyorsun. Demek ki doğru söylememişsin. Yanlışın sonunda karşına geleceğini tahmin edemiyor musun sen? Nitekim de karşılaştı sonunda. Sonra bundan hesap çıkmaz dedi. Nasıl hesap çıkmaz? Peygamber (sav) hesap çıksın diye onu söylüyor zaten. Bunun 6000 yılı geçti denince, 7’inci binyılda Kıyamet kopacak diyorsa Peygamber (sav), Kıyameti bildiren açık bir hesap değil midir bu? 6000 yılı geçti diyor. 6000 yılı geçmeyi daha da şerh ediyor Peygamber Efendimiz (sav) 5600 yılı geçmiştir diyor. Geriye 1400 kalıyor. 1400 ile 1500 arasında her şeyin bitmesi gerekiyor. Bu sefer de 1500’de Mehdi çıkacak diyor. Zaten 1400 ile 1500 arasında zaten bitiyor, başka bir vakit yok. 1500’den sonra Kıyamet bekleniyor, 1545’de Kıyamet bekleniyor. Yani Said Nursi 1545’de inşaAllah Kıyamet kopacak diyor. Tabi bunlar karşılaşılacak olaylar, kaderde olduğu için oluyor. Çünkü bu konuların daha iyi anlatılmasını sağlıyor. Daha iyi vurgulanmasını sağlıyor. Yani Cübbeli çıkmasa biz bu konuyu açıklayamazdık bu kadar detaylı. Mesela Habertürk’e çıkarttılar Cübbeliyi, ama adamda kabiliyet gördüler. Baktılar Mehdi çıkmayacak diyor, İslam hakim olmayacak diyor, işte Adnan Hoca doğru söylemiyor diyor. Zaten tam aradıkları “Gel bakalım buraya” dediler. Hemen onu oturttular falan. İşte sakalına, bıyığına bir övgü şöyle Alain Delon’a benziyorsun falan. İşte gömlek şöyle… Adamlar yerlere yatıyorlar güleceğiz diye böyle yani uğunuyor yani neredeyse kriz geçirecek, o derece gülüyorlar. Sonra kendilerince de eğleniyorlar bir anlamda. Bir de temize de çıkarttılar işte şöyle suçsuz, böyle hatasız… Allahualem anlaşmaya uygun bir gelişme olmuş anladığım kadarıyla. Sen Adnan Hoca’ya madem böyle uygun olmayan bir üslup ile yaklaşıyorsun, Mehdi yok diyorsun, İslam hakim olmayacak diyorsun sen bize yararsın, gel. Biz de seni temize çıkaracak uygun üsluplar kullanacağız. Karşılıklı uygun bir anlaşmamız olsun, uygun bir tavır göstertelim, nezaketiyle anlatalım. Çünkü senin gibi bir insan pek bulunmaz gibisinden bir mantık geliştirmişler. Çünkü Cübbeli diyor ki “Bana aileler geldi” diyor. Haa, zaten orada olay bitiyor, hangi aileler?
SUNUCU: Hangi aileler ve neden geldiler?
ADNAN OKTAR: Arkasından bakın talebe bakın, talep geliyor arkasından. Etrafındakiler dağılsın diyor, çünkü Mehdi gelmeyecek bu yüzyılda diyor. Ben sağlam senet gibi adamım zaten diyor, mutlak müçtehid mübarek yani en büyük alim. Sözü senet, herkese fetva veriyor. Şu şöyledir, bu böyledir falan, herkes hakkında bir şey var. Halbuki biz kusur hata aramakla mükellef değiliz. Biz Müslümanları birlik ve beraberlik haline getirmekle mükellefiz. Ailelerin ben kim olduğunu biliyorum ve boş gitmeyeceklerini de biliyorum. O aileler boş gidecek adam değil. Boş gitse zaten öyle bir olay da olmaz. Habertürk ile ailelerin bağlantısını da biliyorum. Yani bilmediğimiz konular değil bizim. Malum şahıs ile bağlantısını da biliyoruz, hepsini biliyoruz. Peki çıkarttılar anlattırdılar ne oldu? Tam anlamıyla mağlup oldu. Arkasından tabi beni çıkartmasalar ayıp olacak; çünkü tek yanlı izah olacak. Habertürk çünkü özgür fikrin kalesi, özgür düşüncenin kalesi, illa ki çıkmam gerekiyor. Ama öyle bir çıkış ile çıkacağız ki, ben çıkacağım, darwinist profesörler şunlar bunlar öyle bir atağa geçecekler ki ben de adamlar ile baş edemeyeceğim. EvelAllah, Seyit Battal Gazi gibi aralarına girip böyle yerle bir, Kayseri pestili gibi dümdüz oldular. Öyle olacağını bilseler asla asla yanaştırmazlardı Allahualem. Aldığımla sırt üstüne vurmam bir oldu. Olmadı dediler bir daha. Yenilen pehlivan güreşe doymaz derler ya bir daha. Ve konu kökeninden hallolmuş oldu. Bak Cübbeli bize nelere yaradı görüyor musunuz? Mehdi konusunu bugün Türkiye’de bilmeyen hiç kimse yok. Avrupa’da, dünyada da bilmeyen kalmadı, bir. Darwinizmin yıkılmasına sebep oldu. Güya bana muhalif bir hareketti bak Allah nasıl lehe çevirdi değil mi? Nasıl lehimize çevirdi? Cübbeliye soruyorlar darwinizmle ilgili filan, böyle bakıyor adam. Yok bilgisi, hiçbir şey yok. Genel kültür sıfıra yakın. Yani tam işlerine uygun. Klasik medrese eğitimi almış, dar görüşlü. Dünyayı tanımıyor, İtalya’dan bile haberi yok. Oradaki denizin kurumasını son derece makul görüyor bir gecenin içerisinde. Orayı çeviren ülkeler, orada yatlar, kotralar olacağını, halkın evlerinin deniz kenarında olduğunu falan onları da unutuyor. Eski o herhalde ilk milattan sonra ikinci yüzyılı göre falan düşünüyor Allahualem, o devre göre. Herhalde deniz suyu çekilse diyor, onlar da iç kısımlarda çadırlarda oturuyorlar, haberleri olmaz. Tabi. Mehdi de ordusuyla gelecek diyor, denizin ortasında kamp kuracaklar diyor. Sabah fark edeceklermiş denizin çekildiğini. Akdeniz’in suyu da cam gibi donacakmış, bütün Akdeniz. Yani milyonlarca metreküp su yok olacakmış bir anda. Bütün gökyüzünü, tamamını, Avrupa’yı, Asya’yı, Afrika’yı, her yeri Melekler kaplayacak; falanca Mehdi’dir diye bağıracaklar diyor. Fakat Mehdi de…
SUNUCU: Mehdi kabul etmeyecek değil mi?
ADNAN OKTAR: O arada hapiste Mehdi de ama. Ve Mehdiliğini kabul etmiyor ve Mehdi de bakın sahih hadisler var “kınayanın kınamasından çekinmez” diyor. Önüne gelen de kınıyor, eleştiriyorlar, hakkında iftiralar oluyor, hakaretler oluyor, saldırılar oluyor. Kimi çete diyecek, kimi örgüt diyecek, kimi işte insanlığa zarar veriyor diyecek, kimi yanlış yolda diyecek, kimi dine, Kuran’a karşı diyecek. Nitekim Medine’de, İstanbul’daki alim, bir hoca çıkar diyor Peygamber Efendimiz (sav) Mehdi’ye karşı mücadele eder diyor. Halkı ona karşı kışkırtır diyor. “Bu bizim dinimizi yok etti, dinimize zarar veriyor, bunun dinle alakası yok.” diyecek diyor, açıklıyor. Kim bilir kim. Ama bence bu da çıktı, bu da tahakkuk etti. Allah her şeyi hayra çeviriyor, her şeyde bir hayır vardır. Allah diyor ya Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım “Siz şer zannedersiniz hayır olur, hayır zannedersiniz şer olur” diyor. Hep biz hayırla karşılaşıyoruz, hep biz güzellikle karşılaşıyoruz maşaAllah, elhamdülillah.
SUNUCU: Evet bu arada ben hemen hatırlatmak istiyorum izninizi de alarak. Bu günkü program 41 kanalda ortak yayınla sizlere ulaşıyor. Hemen müsaadenizle ben bu kanalları da saymak istiyorum.
ADNAN OKTAR: Tabii tabii buyurun.
SUNUCU: Kanal35, Kral Karadeniz, Siirt Kanal56, Çağdaş TV Karaman, Can TV Erzincan, Amasya TV ART, MRT Osmaniye, CRT Ceyhan. Destan TV Kütahya, Iğdır TV, Elbistan TV Kahramanmaraş, Kırıkhan TV Hatay, Karahisar TV, Konya TV, NRT Gaziantep, Tokat Safa TV, Mardin Kanal47, İzmit Haber262, Yenice TV Bursa, BRT Hatay, Tokat Kanal60, Can TV Diyarbakır, İstiklal TV Mersin, Kanal55 Samsun, Otağ TV, Kapadokya TV, Gözde TV Samsun, Öz Ege Uşak, Venüs TV Bilecik, Mersin TV, Kütahya Televizyonu, Genç TV Karaman, KTV Konya, Kanal19 Çorum, ORT Osmaniye, Mega TV Diyarbakır, KanalG Giresun, Kanal23 Elazığ, Kırşehir TV, Ufuk TV Malatya. Ayrıca da www.HarunYahya.tv adresinden de canlı olarak bizi izleyebilir izleyicilerimiz.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, MaşaAllah
SUNUCU: Evet, 41 kanalda bugün MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şöyle bir Anadolu’yu gezdik. Diyarbakır’ın aslanları, Karadeniz’in aslanları, Anadolu’nun aslanları, değil mi, Ege’nin aslanları, hepsi maşaAllah. Bütün Anadolumuzun güzelliği şöyle bir gözümüzün önünde canlandı. Hepsinin bayramını tebrik ediyorum. Allah tekrarına erdirsin bayramlarını inşaAllah, güzel bayramlar versin onlara inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah. Evet, sözünüzü bölmüş oldum ben az önce.
ADNAN OKTAR: Çok güzel, Allah razı olsun, ben bunu açıklamanızdan çok memnunum. Zaten kardeşlerimizin isminin duyulması benim içimi açar. MaşaAllah, Diyarbakır, Mardin, Urfa, Siirt, Samsun, Sinop dedin mi ben bir geziniyorum oralarda kafamda. O Karadeniz’in yeşillikleri, oranın güzellikleri… Tabi, Diyarbakır’ın o yüksek yaylaları, o güzellikleri, oranın insanlarının nezaketi, efendiliği, saygısı, terbiyesi, hep onlar aklıma geliyor. Allah nasip ederse inşaAllah, daha ilerde tek tek gezeriz illerimizi inşaAllah. Efendim, Ermenistan’dan Karabağ’da ilk açılım. Ne demiştim? Cenab-ı Allah’ın ilhamıyla inşaAllah, Allah’ın nasip etmesiyle dedim ki Ermenistan ile sınlarırımız açılacak, Dağlık Karabağ’dan çekilecekler, Laçin koridorunu açacaklar dedim değil mi? Ve o intikam anıtları var Ermenilerin, o da kalkacak dedim. Dediğim gibi gelişiyor mu olaylar?
OKTAR BABUNA: Tam öyle, maşaAllah
SUNUCU: Suriye’de de öyle bir müjdeli haber aldık.
ADNAN OKTAR: Ne dedim? Suriye ile Türkiye birleşecek dedim değil mi? Gelişmeler ne yönde?
OKTAR BABUNA: Vize kalktı, birleşme yönünde maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii, önce vize sonra pasaport. Bütün bölge bu şekilde olacak. Ahmet Davutoğlu maşaAllah helal süt emmiş tam Müslüman Türk evladı. Ellerine sağlık, dışişleri bakanımız. Recep Tayyip Erdoğan da maşaAllah bu konuda gayretli inşaAllah. Ama şu güneydoğu konusunda, güneydoğu açılımı, demokratikleşme hiçbir şekilde yeterli değildir, bakın ben bunu söylüyorum. Demokratikleşme süper bir olay, çok çok güzel. Alabildiğine özgür olalım.
SUNUCU: Ne yapılmalı sizce, bölgede sorunu ortadan kaldırmak için? Bir yandan diyorlar ki asker operasyon yapmasın. Ama velakin sular durulmuyor bölgede de, şehitler veriyoruz bir yandan. Evet bir yandan barış için çabalar sürüyor ama bir yandan da orada yaşanan bir gerçek var. Çocuklarımız, şehit kardeşlerimiz var orada, şehit edilen kardeşlerimiz var. Bir de böyle bir gerçek var. Ne yapılmalı bunun için, en kan akmadan, en orta yolu bularak çözmek için?
ADNAN OKTAR: Bir kere operasyon yapıyor asker demek, yani asker kendini savunuyor, milleti savunuyor, ne operasyonu? Adam silahla, bombayla üstlerine geliyor, onlar da canlarını koruyorlar. Operasyonsa tabi ki yapacak operasyonunu. Bunun mantığı var mı, şu sorulur mu yani? Operasyon yapsın mı yapmasın mı? Tabi ki yapacak inşaAllah, başka nasıl canını korusun? Silahlı adam üstüne gelmiş, bir insan ne yapabilir? Ama bölgeyi ve bütün Türkiye’yi birleştiren çimento dindir. Yani din birliğidir. Allah’a çok şükür hepimiz Türküz. Bakın dil açısından bölge zamanla tamamen Kürtçe konuşacak gibi görünüyor. Yani o konuda kararlılar, bayağı yayacaklar, yayarlar, Allahualem öyle. Şimdi dili ayırmış oluyorlar, milleti ayırmış oluyorlar. Biz kKrdüz diyorlar, doğru Kürtler. Yani Laz da var ama bana göre hepsi Türktür inşaAllah. Çünkü Türküm diyen herkes, Türkiye sınırları içerisinde olan herkes Türktür ve öz be öz ben kardeşim olarak görüyorum. Benim arkadaşlarımın çoğu Kürt. Kız arkadaşlarım da kardeşlerim de çoğu Kürt ve dünyanın en efendi insanları, iftihar ettiğim insanlar. Manevi birlik, din kalıyor geriye. Yani bak dinde ittifak var. Şimdi adamlar dini de kaldırıyor. Diyor ki biz dini kabul etmiyoruz yani dini bayramlarını kabul etmiyoruz. Biz diyor Kürt bayramları var onu bayram kabul ederiz diyor. Yani hiçbir dini bayramı biz kabul etmeyiz ve kutlamayız da diyor. Mesela gidin adamlar kabul etmez. Ne bayramı der. Mesela biz bayram kutluyoruz ya onlar kabul etmiyor bunu. İşte bu çok vahimdir. Yani dini kaldırdın mı artık hiçbir şey kalmıyor geriye. Dini ayrı, dili ayrı, milleti ayrı, arkadaş bana müsaade diyor o zaman ve buna da kimse bir şey diyemez kolay kolay. Süper tehlikeli bir şeydir bu. Birleştirici olan din, din ahlakı, sevgi, şefkat, merhamet, dostluk, kardeşlik bölgede yoğun olarak anlatılması gerekiyor, milli politika olarak. Devlet bunu yapabilir mi? Devlet tabi ki bunu yapamaz, laik yapısından dolayı yapamaz. Kim yapar? Sivil toplum kuruluşları yapar. Bizler yaparız, sizler yaparsınız. Sivil toplum kuruluşlarının bunu yapabilmesi için ne olması lazım? Yolların açılması lazım, yol kapalı olursa gidemezsin değil mi? Önünü açacaksın, yolunu açacaksın ki gitsin. Bir kere Kürt kardeşlerimize derin bir muhabbet ve sevgi gösterilmesi lazım. Çok onurları kırıldı. İddia edilen ergenekon örgütü mahvetti onları. Kireç kuyularında yaktılar, faili meçhullerle onları şehit ettiler. Mazlum Kürt delikanlılarını evden çıkartıyor, Kürt kızlarını, anlat bakalım PKK ile bağlantını. Ben değilim diyor adam, yemin billah ediyor. Yok sen, biz haber aldık diyor, o kadar. Diz çök bakalım. Alınlarına birer kurşun, hadi götür bunu asit kuyusuna atın. Yani bu çok büyük bir kahpelik, çok büyük bir vicdansızlık. Sen ne oluyorsun? Eğer suç işliyorsa devletin savcısı var, polisi var, hakimi var. Ona göre yargılanır cezası neyse cezasını çeker, vatandaş olarak cezası dolduktan sonra salıverilir. Öldürmek ne demek, şehit etmek, değil mi? Senin ne haddine? Cana kastetmek. Muazzam zulüm yaptılar ve küstürdüler bir kısmını. Onları bağrımıza basmamız lazım. Yani sırf çikolata dağıtmakla olmaz, pasta dağıtmakla, futbol topu dağıtmakla olmaz, o kurtarmaz onu. Onların çikolatayla gönlü alınacak gibi değil. Diyor ki dağdakilere, gelin sizi evlendirelim burada, iş güç sahibi yapalım. Adam evlenemediği için mi dağa çıkıyor? Yani iş güç bulamadığı için mi dağa çıkıyor? Bir insan canını niye vermeye kalkar? Demek ki o yönde eğitilmiş. Komünist yapmışlar adamı, stalinist yapmışlar, darwinist, materyalist eğitimden geçmiş. Terörün gerekliliğine inandırılmış. Polise, devlete saldırmanın meşru olduğu ona öğretilmiş, eğitim almış adam. Gel sana futbol topu vereyim, çikolata vereyim, gel seni evlendireyim; bu çok acayip bir ifade bu. Bununla netice alınmaz. Bu onları daha da kızdırıp daha da saldırganlaştırır, böyle olmaz. Sevgi, şefkat, merhamet ve onore etmek, kırılan gururlarını inşa etmek lazım ve çok güçlü bir din eğitimi, güzel bir ahlak eğitimi ve sevgi bağı kurulması. Tabi bu Mehdi devrinin illaki olacak olaylarından bir tanesidir. Bu olacaktır, yani Mehdi manevi gücüyle, manevi tasarrufuyla Allah’ın izniyle bütün bölgeye etkisini gösterecektir. Ama biz de şimdi Mehdi öncüsü olduğumuza göre vargücümüzle ona zemin hazırlamak ve kolaylaştırmak durumundayız, sebep hazırlamak durumundayız, imkan hazırlamak durumundayız. Onun için bak şimdi Güneydoğu’daki kanallarda bizi seyrediyorlar. Niye benim o canlarım beni seviyorlar çünkü benim onları çok sevdiğimi biliyorlar. Mesela başkası olsa dinlemezler, başka kafada olan birisi olsa dinlemez. Niye canı gibi seviyorlar? Ben de onları canım gibi seviyorum. Çünkü Allah’ın yarattığı mukaddes varlık olarak ben onları görüyorum. Ve inşaAllah bu fitne dindiğinde de Diyarbakır’ın, Siirt’in, Urfa’nın dağlarında Kürt çadırlarında inşaAllah kuzu çevireceğiz hep birlikte inşaAllah. Zılgıt çekecekler inşaAllah, birlikte eğleneceğiz inşaAllah. Gönülleri çok rahat olsun, az bir şey kaldı kurtuluşa. PKK’ya sadece, daha önce de söylemiştim; rica. Diyeceğiz ki en fazla 12 saat içerisinde şu silahları hepsini bir getirin, teslim olun bu iş bitsin diyeceğiz. 12 saat, Allah nasip ederse. Mehdi öncüleri olarak istirham edeceğiz, nezaketiyle. Ve derhal olacak. İstirham edeceğiz derken tabi olayın arkasında biraz da böyle yeni modern ifadeyle ironi var. Yani en kıl olduğum sözlerden bir tanesi ama espri olduğu için söylüyorum. Yahu kardeşim Türkçe konuşsana ben ne anlarım ironik, dironik bilmem ne falan yani. şimdi iki saat sözlükte onunla niye uğraşayım yani. Yok konsept, efendim reel ekonomi… Gerçekçi ekonomi desene şuna anlayalım gürül gürül. Konsept böyle. Ben onunla nasıl uğraşacağım böyle sözlük açacağım falan, Türkçe konuşsunlar inşaAllah. Özetle çok güzel bir ortama doğru gidiyoruz. Fakat bir paniktir gidiyor farkındaysanız, aman Mehdi çıkmayacak, İslam hakim olmayacak; gürül gürül İslam hakim olacak, Türkiye üniter yapısını koruyacak artı bütün bölgenin lideri olacak, laik sistem devam edecek. Milletimiz özgür, dinsizse ‘arkadaş ben dinsizim’ diyecek hâşâ, derse der. Müslüman çıkacak ‘Elhamdülillah Müslümanım’ diyecek bağıra bağıra, göğsünü gere gere. Kimse kimseye müdahale etmeyecek. Yok başı kapalı, yok başı açık, istediği gibi özgür olacaklar. Yok öyle şey. Yani kimse kimseyi kınamayacak; çünkü din özgürlüktür, din bize özgürlük, hürriyet verir. Bak diyor ki Cenab-ı Allah “Üzerinizdeki ağır zincirleri kaldırır” diyor. Ağır zincir, üstünüzü saran zincirleri koparacak diyor Peygamber, Allah’ın dini. Kuran bunu yapacak size diyor Cenab-ı Allah. Zincir getirmiyor, zincirlerden bizi kurtarıyor, dinin özelliğidir bu. Bize demokrasi getirir, özgürlük getirir, hürriyet getirir. Baskı insanın ruhunu felç eder, sanat gücünü, telif gücünü yok eder. Mesela geçen günler televizyon seyrediyorum, bu eski binaları göstertiyor Avrupa’daki, içindeki yapılan tabloları, asla yapamazlar, asla da yapamıyorlar. Çok kötü film taklitleri var. Fotoğrafını çekebiliyorlar ancak, fotoğrafını sergileyebiliyorlar. Niye? Sanat güçleri gitti. Niye? Allah’ı sevemedikleri için Allah içlerindeki aşkı aldı. Aşk gidince sanat da gider, bilim de gider, hepsi gider. Gücü yetmiyor adamın, yapamıyor, bir şey yapamıyor. Ne tablo yapabiliyor ne bina yapabiliyor ne mimari yapabiliyor, hiçbir şey yapamıyor. Bakın daha önce mesela Türk filmleri bile yani tabi açık saçık olanları bir kenara atarsak, bir asalet vardı içinde değil mi, bir soyluluk vardı. Bu niye? İşte son Osmanlılardı da onlar onun için. Maneviyatlarını muhafaza ettiler. Sonra tamamen olmasa da geniş çaplı bir kırılım oldu ve bozulma oldu ve güçleri yetmiyor şu an, yapamıyorlar. Ne sanatçı çıkıyor, ne tiyatrocu çıkıyor, hiçbir şey çıkmıyor. Sanat bitti. Ama bütün dünya için söylüyorum ben bunu. Türkiye için söylemiyorum. O yapılan binalar mesela eski kiliseler muazzam bir ihtişam. Tabi içerisindeki küfre ait olan kısımları çıkarıyoruz. Onları kabul etmem tabi ki. Ama hak olan yönüyle muhteşem bir sanat var. Niye? Allah aşkı ile yapıyorlar işte onu. Mesela eski camiler, yapabiliyorlar mı Sultanahmet’i? Beyazıt Camisi’ni yapabiliyorlar mı? Değil mi? Nur-u Osmaniye yapılabiliyor mu? Ancak onun taklidini yapıyorlar, betonlu metonlu falan feşmekan. O da olmuyor, bakar bakmaz anlaşılıyor. O ihtişam, o ruhu okşayan o güzel yapı var mı? Yok değil mi? İşte bütün bunlar ve fazlası Mehdi döneminde geri dönecek. Ama kat kat fazlasıyla. Süleyman ve Zülkarneyn gibi diyor Peygamberimiz (sav), dünyaya hakim olacak diyor. Görülmemiş bir hakimiyet. Bütün Avrupa’yı Mehdi korkusu sardı. Hop oturup hop kalkıyorlar. Bugün yine Amerika ile röportajım var yani yine 50 eyaletinde Amerika’nın. Bu Mehdi konusu anormal bir heyecan meydana getirdi.
SUNUCU: Orada da farklı bir fikir var değil mi? Geçenlerde de bahsetmiştiniz, orada da tamamen başka bir şey düşünüyorlar.
ADNAN OKTAR: Şimdi, evet onlara Mesih’in geleceğini söylüyorum ben, Hz. İsa gelecek diyorum. Telaşlandılar, çünkü onların beklediği Mesih, 2 milyar 250 milyon insanı katledecek birisinden bahsediyorlar. Bizim kitaplarımızdaki Mesih yüzü sıvazlıyor, sevgi ile sarılıyor, aşkı öğretiyor, muhabbeti öğretiyor ve damla kan akıtmayan Mesih. Aşkın, coşkunun, muhabbetin ilmini, ruhunu, derinliğini anlatan bir insan ve mübarek, nur insanı. Ben bundan bahsediyorum. Panik oldular, baktılar gerçek İsa’yı tarif ediyorum, heyecan ile havalara hopladılar. Mesih damla kan akıtmayacak. Hatta Yecüc - Mecüc, yani anarşistler ayaklanır diyor hadiste, Cenab-ı Allah onlara bir kurt gönderir, bir hastalık enselerinden. Muhtemelen beyne musallat olan bir virüs çünkü enselerinden girer diyor. Omuriliğe hakim olacak bir kurt, menenjit gibi bir hastalık. Dua eder diyor Allah hepsini helak eder diyor. Bakın hastalıkla katlediliyorlar, Allah katledecek inşaAllah, elini sürmüyor Mesih. O sevgi insanı, onun o güzel elleri mesh etmekle görevlidir. İnsanların yüzünü mesh eder ki yüz binlerce insanın yüzünü mesh edecektir. Tabii. O zaman böyle anasından doğduğu gibi olacak böyle bir ferahlayacak. Üstündeki bütün şeytaniyet, illet, zulümat gider Allah’ın izniyle. Şimdi onu soruyorlar, merak ediyorlar. Yani anladılar bir şeyler bildiğimi, ki biliyorum bir şeyler. Durduk yere ben konuşmam, bayağı aklı başında bir adamım ben. Ve dikkat ederseniz %100 delile dayalı konuşuyorum ve bakın çok önemli, ne dediysem çıkıyor. “Ne Demişti Ne Oldu”ya bakın 500’ün üzerinde. Bu benim evliya olduğumu veya olağanüstü birisi olduğumu göstertmez. Cenab-ı Allah bana konuşturuyor, Allah’ın gücü bu. Ben Allah’ın zavallı bir kuluyum, herhangi bir insanım. Allah beni vesile ediyor yani benim bir gücüm yok, herhangi bir özelliğim de yok. Hani diyorlar ya “Adam amma akıllı ya” diyorlar. Öyle bir şey yok. Allah aklı meydana getirir. Allah tecelli ettirir. Akıl an an meydana gelir. Mesela çok zeki diyor. Öyle bir şey olmaz. An an meydana getirir. Allah, Cenab-ı Allah diyor ki ayette “O her an bir iştedir”. Bakın her an. Her an bir yaratılıştadır. An an yaratılıyoruz yani sürekli yaratılış halindeyiz. Dolayısıyla yani böyle sabit bir yapı yoktur. Adam zeki, böyle gidiyor… Öyle bir şey yoktur. Sürekli o şekilde yaratılma vardır. Sonra da mesela Cenab-ı Allah istediği zaman bunatıyor, aklını alıyor, delirtiyor. Her şeyi yapabiliyor Cenab-ı Allah değil mi? Canını da alıyor. Güç tamamen Allah’ın kontrolündedir. Mesih’in gelişini çarpıtmaya çalışıyor Hıristiyanlar, bu çok büyük tehlike. Şöyle bakın, en vahimi şu; bütün Müslümanlar diyorlar, hepsi deccal ordusudur. Ne demek bu biliyor musunuz? Ne kadar Müslüman varsa hepsinin öldürülmesi helaldir. Bakın samimi inançları bu. Bakın bütün hepsi deccal, Evanjelikler ve Protestanlar özellikle. Benim konuştuğum radyolar zaten Evanjelik radyolar. Aynı zamanda Protestan kişiler. Ama her yere yayın yapıyorlar. Ki Amerika’da hakim güçtür. Şimdi bazı cahil Müslümanlar da diyorlar ki bütün ehli kitap, Museviler ve Hıristiyanlar deccal ordusudur. Buyurun, iki tarafı birbirine kırdırıp geçirtecekler.
SUNUCU: Bazı ifadelerdeki pırasa gibi. Mesela bir hoca ifadesi.
ADNAN OKTAR: O da, mezhebe de tahammülü yok. Mesela Caferi, Şii kardeşlerimize, Alevi kardeşlerimize tahammülü yok. O da pırasa gibi doğramadan bahsediyor. Kardeşim o zaman dünyada taş taş üstünde kalmaz, bir tane insan kalmaz. Sen ne konuşuyorsun? Bakın iki tarafta da bir çılgınlık var. Aklı başında Müslümanları tenzih ederim, gerçek ehl-i sünneti tenzih ederim. Hıristiyanlardan da mesela onlardan da mazlum olanlar var. Hatalı ama, yani yanlış inançları var, ama onlara göre daha mazlum; yani en azından bu inancı yok, bu sapkın inancı yok. Şimdi bunu anlatıyorum, bunun paniği içinde. Bana diyor ki “Satanistler Cennet’e gidecek diyorsun” diyor. Akılsız, ben öyle bir şey der miyim? Yani çarpıtmanın en kötüsünü yapıyorsun. Köşeye sıkışmış, zavallı, bir tane böyle eski artist, klasik Amerikan artistikleri yapıyor, abartılı yüz hareketleri, mimikler falan. Net olarak söylediğim halde, açık konuşmam var, internette görebilirler internette net. Onlar gidemez dedim. Yani Allah’a inanmayan bir adam nasıl Cennete gider? Ama tövbe ederse dedim gider. Satanist mecbur mu hiç iman etmemeye? İman eder, niye etmesin yani?
SUNUCU: Tabi tabi, hatasını fark eder. Neden etmesin?
ADNAN OKTAR: Bakın Hz. Vahşi, vahşi diyorum, hazret, Hz Vahşi, Hz. Hamza efendimizin (r.a.) ciğerini söktü ve yedi, ciğerini ısırdı. Artık düşünün yani vahşetin derecesini düşünün. Peygamberimiz (sav) onu hayırla yad etti ve affetti. Ve Müslüman oldu Hz. Vahşi, sahabedir, affedilmiştir. Sen ne oluyorsun yani hüküm veriyorsun. Şimdi bu çılgınlıklarını anlatacağım yani büyük bir tehlike içerisindeler, ne yaptıklarından haberleri yok. Üçleme inançları yanlış, onu anlatıyorum. Allah’ın birliğini savunmaları lazım. Sürekli Hz. İsa’yı hâşâ Allah olarak görüyorlar. Allah’ın herhangi bir kulu o, Allah’ın bir Peygamberi değil mi? Cenab-ı Allah sorguluyor hatta Ahirette, “Sen böyle bir şey dedin mi?” diyor. Hz. İsa “Ya Rabbim, tenzih ederim” diyor “Öyle bir şey demedim. Ben demişsem, Sen bilmişsindir zaten” diyor, şeytandan Allah’a sığınırım. Yani gençleri de perişan ediyorlar. Desene Allah birdir. Açık değil mi Allah’ın birliği? Hz. İsa ilah olur mu? Allah’a dua ediyor Hz. İsa, İncil’de birçok ayet var Allah’a dua ettiğine dair. Allah kendine dua eder mi? Yemek yiyor, uyuyor, banyoya gidiyor değil mi? Elini yüzünü yıkıyor, normal bir insan, Allah’ın bir kulu, Allah’ın bir Peygamberi. Doğrudan Allah’a dua etsenize. Tabii. Şimdi bunları anlatacağım. Tabii nasip olduğu kadar. Ama Hıristiyanların İslam’a yanaştığını göreceksiniz. Said Nursi diyor ki, tam bu istidaddayken, Müslümanlığa tam dönme istidadındayken, cismi beşerisiyle diyor, semavatta bulunan Hz. İsa (a.s.) diyor, yeryüzüne nüzulü, dünyaya inişi kati olmakla beraber, yani kesin olmakla beraber diyor ve devam ediyor. Cismi beşeri yani beşeri cismiyle diyor. Aynı kıyafeti, üstü başı, ayakkabısı ile olduğu gibi zaman içerisine girdi çıkacak, o kadar. Belki bir saniye gibi gelecek ona. Adımını attı, bir perdeden dışarı çıktı. Kurtuldu o kafirlerden, onu şehit etmeye kalkan, şehit etmeye kalkan o kalleşlerden bir adımda kurtuldu. Zamanın dışına çıktı, zamanın ve mekanın dışına çıktı. Bir adımda geri içeriye girecek. Ve 2000 yıl geçmiş oluyor. 2 bin küsur yıl. An içerisinde. Zaman olmadığı için. Aynı kıyafetiyle. Tabi uyku halinde alınmıştı, uyur halde. Çünkü aklın ihtiyarı kalkar diri olarak alınırsa. Gözü açık, insan birden başka bir aleme geçse, aklın ihtiyarı kalkar. Onun için uyku halinde alınmıştır. O, uykudan uyandığını zannedecek geldiğinde. Uyur halde Allah bırakacak Hz. İsa’yı, Mesih’i. Kalkacak böyle. Hıristiyan bir cemaatin içinde gelecek diyor Said Nursi Hazretleri, Müslümanlığı andıran bir Hıristiyan cemaat. İncil’e bakacak, okuyacak. Tevrat’ı okuyacak, Kuran’ı okuyacak ve diyecek ki Kuran doğru. Ben Kuran’a göre hareket edeceğim diyecek. Bakacak mucizeler göstertiyor, vahiy alıyor, Mesih olduğunu anlayacak. Allah onu bizzat zaten ispat eder. Kalktığında talebeleri ile beraber, İslam’ın hak olduğunu insanlara anlatmaya başlayacak ama yavaş yavaş ve akılcı bir metod ile. Aniden çıkmaz, çünkü Allah esirgesin şehit etmek isterler. Protestanlar olsun, başkaları da olsun, fanatiklerini kastediyorum yoksa diğerlerini tenzih ederim de. Yani bir risk olarak görürlerse… Çünkü daha önce de öyle, o tip vakalarda çok şiddetli davranıyorlar. Onu da herhangi bir yalan söyleyen birisi olarak zannedebilirler başlangıçta. Onun için gizlenecektir Mesih. Mehdi gibi o da gizlenecek. Yani gizlidir Mesih’in faaliyetleri. Dünya siyasetine etki edecek yani bütün dünya siyasetine. Mehdi sadece manevi konularda, dünyanın imanı ile ilgilenecek. Yani darwinizmi, materyalizmi yıkmak, bütün insanların imana gelmesi, Hıristiyanlığın Müslümanlığa yaklaşması için uğraşacak. İşte “tam bu istidaddayken” denilen bu. Bu anda Mesih iniyor. Mesih’in gelmesi ortamında aslında onun işi kolay işin doğrusu. Yani çünkü zaten Hıristiyanlık tereddüt halinde, girelim mi girmeyelim mi. Yani o dereceye getirecek. Mehdi zaten bütün konuyu bitirmiş oluyor. Mehdi dehşetli bir insandır. Onun için Said Nursi “O acip şahıs” diyor. “Ahir zamanda o acip şahıs gibi hiçbir cihette olamam” diyor. Bakın öyle mübarek ve muhterem, gelmiş geçmiş en büyük müceddid bunu söylüyor. Ki harikalar hazinesi. Adım başı keramet gösteren bir insan. Bizim tombul hocanın anlayacağı gibi birisi değil o. Yani onun aklının köşesi bile onu kavrayamaz. Onu anlayacağı bir derinliği, yani onun çapı, onu anlayacak gibi değil, onun derinliğini anlayacak gibi değil. Onun için çok yüzeysel bakıyor, eserlerini de anlayamıyor. Mesih geldiğinde Mehdi’nin yüzünü sıvazlıyor, “sen diyecek geç namaza”. Daha önce de anlatmıştım, ısrar edince Mehdi onun yakışık almaz diye yani o ısrarından dolayı kabul edecek. Ama sonra pişman olacak. Çünkü mucize gösteren, ulül’azm bir Peygamber. “Efendim siz geçin” diyecek. Bu sefer sırtından itiyor Mehdi’yi, yani zoraki. Biraz da zorlama olmuş oluyor. Zaten Mehdi zorla liderliğe kabul ettirilecektir. Liderliği kabul etmesi de zorladır. İmamlığa geçmesi de, o da orada bakın sırtından iterek diyor. Tabi biraz şaka yollu, ama biraz da mecburiyet gibi. Bir kere namaz kıldıracak zaten ama onun semboliktir anlamı. Yani sen imamsın diyor, lider sensin. Mühim olan bu. Sonra Mehdi tayin ediyor onu zaten veziri olarak tayin ediyor. Sonra tabi ki Mesih namaz kıldıracaktır insanlara, imamlık yapacaktır. Ama onun imamlığı kesinleşmiş olacak önce. Bir de Peygamber (sav) soyu olduğu için zaten, sallallahu aleyhi vessellem’in soyundandır biliyorsunuz, seyyiddir Mehdi inşaAllah. Ondan sonra Hıristiyan alemi onun olağanüstülüğünü görecekler. Kendilerinin Mesih olarak çıkarttığını da rezil rüsva edecek Hz. Mesih. Halüsinasyon gösteremeyecek. Çünkü onların beklediği Mesih’in özelliği o. Mesela ölüyü dirilteyim diyor. “Oğlum ne istiyorsun benden?” diyor. “Bana annemi dirilt” diyor. Tamam diyor. Annenin ismini söyle diyor. Kalk diyor, kadın betonun içinden birden çıkıyor. Ama halüsinasyon, görüntü olarak. Hipnoz halinde olduğu için fark edemiyor. Derin hipnozda oluşur o, üç boyutlu görüntü oluşur, net. Yani elini tutuyor mesela hissediyor. Annesini hisseder. “Oğlum, buna uy” diyor annesi, “doğru söylüyor bu” diyor. Hani diyorlar ya anana babana uy, mutlaka doğru söyler anne baba. Demek ki ahlaksız anne babalar da olacak, deli anne babalar da olacaklar ve çocuğunu saptıracak. Mesela başkasına gidiyor, “babanı dirilteyim mi?” diyor. Dirilt diyor. Babası kalkıyor yerden, halüsinasyon olarak. Mesih gelince diyor ki Mesih. Bir toplanalım diyor, sizin Mesih’inizi de getirin diyor. Mesih benim diyor. Onun Mesih olmadığını size göstereceğim diyor. Ama adam kendinden emin tabi çünkü imansız olduğu için sahte Mesih, ona diyor, “şimdi iste senin de babanı dirilteyim” diyor yahut bir başkasınınkini. Hadi bakalım diyor Mesih, göstert. Kalk diyor, hiç kimsenin kalktığı yok. Yani onun oyununu bozmuş oluyor. Babilut kapısına doğru kaçmaya başlar diyor Mesih Deccal. Mesih İsa atletik yapılıdır, geniş omuzlu, minik burunludur, küçük burunlu, son derece kibar ve güzel yüzlüdür, uzun saçlı, omuzlarına kadar uzanıyor saçı. Altın sarısıyla kahverengi karışımı saçı. O tarzdadır. Ama yaş olmadığı halde yaş gibi görünüyor yani ıslaklık olmadığı halde, yıkanmadığı halde, yapı olarak. Göreceksiniz zaten. Sen de gençsin Allah’ın izniyle göreceksin. Hepimiz göreceğiz inşaAllah. İnce bellidir Mesih. Mehdi geniştir, boydan boya geniştir. Mesih ince belli fakat geniş omuzlu, atletiktir. Babilut kapısına kadar kovalıyor. Deccal yere düşecek. Öldürecektir ama manen öldürecektir. Çünkü Said Nursi diyor ki “onu bir mikrop, bir nezle dahi öldürür” diyor. Yani onun o tarz bir hastalıktan öleceğine işaret ediyor, deccalin. Yani rezil rüsva edecek, manen öldürecek. Çünkü Mehdi de mesela diyor ki “İstanbul’daki alimi öldürür.” Manen öldürecek yani rezil rüsva edecek, aşağılayacak, aptallığını ve akılsızlığını vurgulayacak. Onu kastediyor. Yani sıfıra gidecek. Bu teyit olmuş olacak. Adam zaten kendi ahmaklığını vurgulayacak, ama Mehdi onu iyice açığa çıkarmış olacak. Yani Mehdi insanların gözündeki perdeyi kaldırıp onun ahmaklığını insanlara iyice hissettirecek, göstertecek. Yoksa insanlar göremezler. İyi niyetle, hüsnü zanla baktıkları için onu hissedemeyecekler. Ahir zaman şahıslarından bir tanesidir o, İstanbul’daki o hoca. Bir ahir zaman vakasıdır yani mühim bir olaydır aslında, çok mühim bir olay. Mesela topal da çok önemlidir. Ahir zamanda siperden fırlayan topal. O da benim gördüğüm ahir zamanda iddia edilen ergenekon örgütünün beyni olan bir şahıstır. Beyni…
SUNUCU: Beyni?
ADNAN OKTAR: Beyni evet, yani hepsini eğiten, hepsinin komünist olmasını, ateist olmasını, darwinist ve materyalist olmasını sağlayan ve onları tehdit ile baskı altında tutan bir şahıstır. Ben biliyorum, Allahualem o, çünkü hadislere tam uygun. İddia edilen ergenekon örgütü derken bu yargılananları kast etmiyorum ben. Onların ağa babaları var asıl. Bunların bir kısmı ortada görünmüyor ama, bir kısmı da faaliyet halindeler, yargılananların dışında. Onları ben ayırıyorum, onları tenzih ediyorum, onlara benim bir sözüm yok. Ben her zaman acırım hapistekilere. Bunlar asıl yargı içerisinde örgütlüler, yargı içerisinde. Ve bir kısmı da emniyet içerisinde örgütlü. Yani bir zincir var aralarında. Bir olay olduğunda anında birbirlerine haber verme yapıları var. Baron bunların tetikçisiydi. Baron şu an kendisini acındırıyor, “Ben Anadolu çocuğuyum, ne alakam var” gibisinden şey yapıyor, fakat çok sinsidir baron. Yani bunların asıl ağa babasıydı o. Şimdi mesela tetikçi gazetecileri var kendisinin. Eskiden aleniydi ama bu olay ortaya çıktıktan sonra kendisine karşıt gibi, hiç alakasız gibi bazı gazeteler, bazı köşe yazarlarını “bana muhalif gibi görünün”, bu iddia edilen Ergenekon örgütünün bir taktiğidir, “muhalif gibi görünün ki fark edilmeyelim” gibisinden, ona şimdilik yine yalakalıklarını, uşaklıklarını devam ettiriyorlar. Baron da çok dikkatli, çok sinsi. Telefon kullanmıyor, ulakla görüşmeleri. Mesela bir gazeteci, gayet normal oluyor tabi o gazeteden o gazeteye giden birisi. Git ona söyle diyor şöyle bir durum var diyor. O da ona gidip ona söylüyor, o da ona söylüyor. Telefon kullanmadığı için bu tespit edilemiyor. Aynı şekilde her devrin adamı da öyle. O da çok acayip korkak ve acayip oyuncu. Her tarafa dönüyor, böyle rüzgar gülü gibi. Sağa baktın mı sağa dönüyor, sola baktın mı sola dönüyor. Her şey var adamda yani, her yol var aşağı yukarı. Milletin aradığı, o tip insanların aradığı her yol var. Bununla da işbirliği içindeler. Bu da her salataya maydanoz olur her devrin adamı ve çok sinsi. Bize karşı yapılan olayları da organize eden her devrin adamı, baron ve iddia edilen ergenekon örgütüdür. Bakın durur durur bunlar hoplarlar. Heyecanlanırlar böyle, ufacık bir şeyde. Tabi anında cevaplarını veriyoruz ayrı mesele inşaAllah. Evet Oktar’ım sen muhabbeti dikkatle dinliyorsun. Sen de anlat bakalım bir şeyler.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah, çok büyük müjdeler verdiniz maşaAllah, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah
OKTAR BABUNA: Kısa bir iman hakikati anlatmamız uygun olur mu?
ADNAN OKTAR: Kısa da anlat uzun da anlat
OKTAR BABUNA: Estağfirullah
SUNUCU: Mesela burada fosillerimiz var yine bugün.
OKTAR BABUNA: Evet, gösterelim inşaAllah.
SUNUCU: Şöyle gösterelim.
OKTAR BABUNA: Çok şeker bir kurbağa fosili var.
CİHAT GÜNDOĞDU: Bir tane değil iki tane var.
SUNUCU: İki tane var hatta. Biri de Cihat beyin elinde.
OKTAR BABUNA: Şekli de zumlarsa arkadaşlar. 30 milyon yıllık. Aynı bakın. Şöyle başını da çevirelim ki aynı istikamette olsun. Yani tıpatıp aynısı, en ufak bir fark yok. 30 milyon yıl önce kurbağa neyse günümüzde de aynısıyla o. Şimdi bu neyi gösteriyor? Hiç değişmediklerini. Hiç değişmediği neyi gösteriyor? Hiç evrimin olmadığını. Allah tarafından yaratıldığını çünkü tarihte ilk çıktıkları andan itibaren bütün canlılar hiç değişmiyorlar, birden bire ortaya çıkıyorlar ve mükemmel bir şekilde ortaya çıkıyorlar.
CİHAT GÜNDOĞDU: Darwinistler diyorlar ki, fosil bulmak zordur diyorlar, fosil oluşumu zor olur diyorlar. Öyle bir şey yok. Mesela kurbağaya ait binlerce, on binlerce fosil var, her yerde var. Bakıyoruz türler hep sabit, hiç değişmiyorlar. Ama tabi ki aradıkları ara geçiş formları, hayali ara geçiş formları yok. Olmadığı için yok.
ADNAN OKTAR: Ancak filmlerde falan yapıyorlar, kurbağayı insana çeviriyorlar. Kurbağa biliyorsunuz konuşuyor…
OKTAR BABUNA: Bacakları, burada bacakları, gölgesi.
ADNAN OKTAR: Oktar ben konuşuyorum sakin ol.
OKTAR BABUNA: Ah pardon pardon. Çok özür dilerim.
ADNAN OKTAR: Doktora yapıyorsun ama bana yapma
OKTAR BABUNA: Estağfirullah estağfirullah estağfirullah.
ADNAN OKTAR: Doktor bununla baş edemez.
OKTAR BABUNA: Estağfirullah.
ADNAN OKTAR: Ama ben evelAllah.
OKTAR BABUNA: Ne haddime estağfirullah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. kurbağanın konumu, mesela bacakları var, ayağı var. Onlara baktın mı, ver bakayım işte diyorlar bu insanların kaval kemiği oldu sonradan değil mi? Bunlar da kaburga oldu, şu da kafasıydı. Şurada parmakları vardı bunlar da el oldu diyorlar, buna benzer. Yani bunların iddiasına göre şu an kurbağa ile biz burada oturup sohbet etmemiz gerekiyordu. O da çay içecekti değil mi? Artık vırak vırak mı diyecekti? Tabi bu safsataları bırakacaklar inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah
ADNAN OKTAR: Şimdi sen şu Hz. Mesih döneminin barış yönünü hadislerle bize bir anlat.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah
ADNAN OKTAR: Hz. Mesih’in nasıl kan akıtmayacağını, nasıl sevgi insanı olduğunu, o nur çeşmesinin güzelliklerini Resulullah’ın (sav) dilinden bize anlat. Bakın Sünen-i İbni Mace, sahih hadis kitabı. Buyur.
OKTAR BABUNA: Estağfirullah
ADNAN OKTAR: Yüksek sesle oku
OKTAR BABUNA: “Vallahi Meryem oğlu İsa adil bir hakim olarak mutlaka inecektir.”
ADNAN OKTAR: Doğru
OKTAR BABUNA: “Ve bütün düşmanlıklar, boğuşmalar, hasetleşmeler muhakkak zail olup gidecektir.” Ölüm Kıyamet Ahiret.
ADNAN OKTAR: Neymiş?
OKTAR BABUNA: Bütün hasetleşmeler, boğuşmalar, düşmanlıklar muhakkak gidecektir, yok olacaktır.
ADNAN OKTAR: Zail olup gidecek diyor. Güzel devam et.
OKTAR BABUNA: “İsa bin Meryem (a.s.) benim ümmetim içinde adaletli bir hakim ve adil bir imam olacak. Zımmilerden cizreyi kaldıracak.”
ADNAN OKTAR: Evet vergi de yok. Vatandaştan vergiyi de kaldıracak inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Bereket, bolluğun şiddetine bakın. Vergi kalkıyor inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. “Kap su ile dolduğu gibi yeryüzü barış ile dolacaktır.”
ADNAN OKTAR: Barış ile dolacak, kanla dolmayacak değil mi? Barış ile dolacak. Güzel.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah. “Din birliği de olacak. Artık Allah’tan başkasına tapılmayacaktır.”
ADNAN OKTAR: Tek Allah ve tek İslam dini kalacak evelAllah, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah, Sünen-i İbni Mace.
ADNAN OKTAR: Sahih hadis kitabı. Evet
OKTAR BABUNA: “İsa (a.s.) ümmetim içinde adil bir hakem, tam adaletli bir imam, hükümdar olarak bulunur. Bütün düşmanlıklar, buğuzlaşmalar zail olur
kalkar.”
ADNAN OKTAR: Güzel maşaAllah
OKTAR BABUNA: MaşaAllah. “Yeryüzü gümüş tabak gibi olur ve Hz. Adem zamanındaki gibi bol bitkilerini bitirir.” MaşaAllah
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Her yer yemyeşil olacak inşaAllah. Evet
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. “Kap su ile dolduğu gibi yeryüzü barış ile dolacaktır. Hiçbir kimse arasında bir düşmanlık kalmayacaktır. Ve bütün düşmanlıklar, boğuşmalar, hasetleşmeler muhakkak kaybolup gidecektir.” Sahih-i Müslim.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah
OKTAR BABUNA: “Sonra 40 sene ömür sürecek. Onun zamanında kimse ölmeyecek. Kişi koyun ve hayvanlarına haydi gidin otlayın diyecek. Onlar gidecekler, ekinin ortasından geçtikleri halde bir başak bile ağızlarına almayacaklar.”
ADNAN OKTAR: Bir daha oku bakayım.
OKTAR BABUNA: “Sonra 40 sene ömür sürecek
ADNAN OKTAR: MaşaAllah
OKTAR BABUNA: MaşaAllah. “Onun zamanında kimse ölmeyecek.”
ADNAN OKTAR: Onun zamanında kimse ölmeyecek. Ne diyor evanjelikler? Onun zamanında 2 milyar 250 milyon insanı katledecek diyor. Resulullah (sav) ne diyor? Hiç kimse ölmeyecek diyor değil mi? Buyur devam et.
OKTAR BABUNA: Estağfirullah. “Kişi koyun ve hayvanlarına haydi gidin otlayın diyecek. Onlar gidecekler, ekinin ortasından geçtikleri halde bir başak bile ağızlarına almayacaklar.”
ADNAN OKTAR: Hayvanlar terbiye edilecek. Hayvanlar da değişecekler. Mesela çocuklar yılanlarla oynar diyor. Mesela kurt saldırganlığını kaybedecek. Yani bu genetik bilimindeki gelişmelerle elde edilecek inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. “Yılan ve akrepler kimseye eza etmeyecekler.”
ADNAN OKTAR: Mesela yılan ve akrebin genetik yapısı değiştirilecek. Yılan sokamayacak hale gelecek. Mesela akrep sokamayacak hale geliyor. O yönde çalışmalar var ya, şu anda devam ediyor. Mesela hayvanlar var bazı zarar veren, onları zararsız hale getirmeye çalışıyorlar. İşte bu çalışmalar o sıralarda had safhada olacak. Hiçbir saldırgan hayvan kalmayacak. Bütün saldırgan hayvanlar ehil hale getirilecek ve çocuklar bile sevebilecek gibi olacak. Mesela kurdu evde rahat rahat besleyebilecekler. Yılan mesela bahçede rahatça gezebilecek. Hayvan hiç kimseye zarar vermeyecek inşaAllah.
OKTAR BABUNA: “Yırtıcı hayvanlar kapılarının önünde duracak da kimseye zararları dokunmayacak.”
ADNAN OKTAR: Ama bu da tabi şuna işaret ediyor, teröristler, anarşistler, it kopuk da adamlar olacaklar inşaAllah. Ona da işaret ediyor. Tabi onlar da adam olacaklar inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İmam Suyuti, Kıyamet Alametleri.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah
OKTAR BABUNA: MaşaAllah. “İnsanlar arasındaki düşmanlıklar ve kin kalkacak. Akrep ve yılanların zehirleri olmayacak. Hatta bir çocuk eliyle yılanla oynayacak da yılan onu sokmayacak. Kız çocuğu aslanı kaçırmaya zorlayacak da aslan ona ilişmeyecek.” inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii, bu Tevrat’ta da geçiyor, İncil’de de var, hadislerde de var bu konu inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. “Kurt koyunlar arasında sanki bir çoban köpeği imiş gibi bekleyip duracak. Kabın su ile dolduğu gibi yeryüzü din birliği ile dolacak. Allah’tan başka hiç kimseye tapılmayacak. Harp, kavga namına hiçbir şey kalmayacak.”
ADNAN OKTAR: Bak harp yok diyor. 2 milyar 250 milyon insan nasıl katledilir?
SUNUCU: Nasıl ölecek o zaman?
ADNAN OKTAR: Harp yok diyor. Ben ne dedim geçenlerde? Harp olmayacak dedim bundan sonra. Yok, yani büyük çaplı yok ama ufak çatışmalar oluyor, onlar ayrı. Ama büyük çaplı, bu anlamda harp olmayacak inşaAllah, evet.
SUNUCU: İnşaAllah
OKTAR BABUNA: “Yeryüzü gümüş sofrası gibi olacak. Bitkisini Adem’in zamanındaki gibi bitirecek. Bir salkım üzümle bir nefer doğacak.”
ADNAN OKTAR: İşte bu da genetikteki gelişmelerle elde edilecek. Mesela ben gidiyorum, salkımı tutuyorum, bir kese kağıdını dolduruyor maşaAllah. Değil mi? Gittikçe gelişiyor. Bilimin gelişmesiyle, ıslah çalışmaları ile gittikçe kalite artıyor maşaAllah. Bilimin bize sunduğu bir nimettir. Allah bilimi vesile ediyor. Evet.
OKTAR BABUNA: “Bitkisini Adem’in zamanındaki gibi bitirecek. Bir salkım üzümle bir nefer doğacak. Bir grup insan tek nar ile doyacak. Bir öküzün fiyatı şu kadar olacak. Birkaç dirhem ile bir at satın alınacak.”
ADNAN OKTAR: Et de ucuzlayacak. Tabii, mesela şimdi çok pahalı. Tabii et derken bol bol kardeşlerimiz et yesin demiyorum ben. Kolesterollerine dikkat edecekler inşaAllah. Kolesterolü yüksek olan düşürecek. Zeytinyağlı yiyecekleri tavsiye ediyorum milletimize. Sebze yesinler bol bol, meyve yesinler. Izgara da yiyecekler tabii arada sırada ama çok fazla değil. Kolesterol düşürücü ilaçlar kullansınlar eğer yüksekse. Ama bol spor yapıyor, yiyecek içeceklerine dikkat ediyor, zeytinyağlı yiyecekler yiyorsa, arada et yiyorsa zaten kolesterol doğal olarak düşer Allah’ın dilemesiyle. Mesela benim 120 kolesterolüm, maşaAllah. Kaç senin?
OKTAR BABUNA: 146
ADNAN OKTAR: 146, senin kaç?
CİHAT GÜNDOĞDU: 160
ADNAN OKTAR: 160. Biraz yüksek, düşüreceksin.
OKTAR BABUNA: Yüksekti, sizin tavsiyelerinizle böyle oldu.
ADNAN OKTAR: Bizim çocukların hep düşük. Ağabeyleri vesile oluyor.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah
ADNAN OKTAR: Hiç biri sigara içmez ablası. Ablası mı oluyor? Artık kardeşi diyelim. Ablası diyemem tabi bunlar kırk küsür yaşında adamar, sen genceciksin. Ama manen kardeşisin inşaAllah. Hiçbiri sigara içmez Allah’a çok şükür. Zaten içki haram olduğu için hiçbiri içmiyor. Kaç yaşındasın sen?
OKTAR BABUNA: 47, MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kaç yaşında gösteriyor?
SUNUCU: Hiç yani en fazla 38, 39 olabilir.
OKTAR BABUNA: 19 hissediyorum ama.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Çünkü tavsiyelerime uyuyorlar. MaşaAllah. Hep böyledir yani yirmi yaş bir gençlik görülür. Bizim kız arkadaşlarımızda da öyle. Ben mesela akranlarına bakıyorum. 40 yaşlarında kız arkadaşlarım var yani samimi olarak söylüyorum 20 yaşında gibi görünüyorlar. Ben sizinle de görüştürürüm, inanın ben söylemezsem yaşını çıkaramazsınız yani net 20 yaşında görünüyor. Çünkü manevi acı çekmeyen, rahatsızlık çekmeyen yani küfrün, delaletin ızdırabını çekmeyen bir insan bir kere eline yüzüne nur gelir rahatlar, ferahlar. Din insana ferahlık, bereket, hücrelerine gıdadır. Bütün hücrelerin dine ihtiyacı vardır. Bütün vücut hücreleri anlar dinden. Tabi, hepsi namazda ferahlar, hepsi abdestte ferahlar. Yani onlara böyle ziyafet çekmişsin gibi olur, vücut hücrelerine. Saçlar bile anlar, gözler anlar. Zararlı yiyecekler yenmediğinde, mesela ağır iç yağları. Sakın benim milletim böyle şeylere yanaşmasınlar. Mesela tereyağ çok az, mesela bir tatlı kaşığı kadar, haftada bir kere en fazla, çok az yenmesi lazım. Mesela yumurta da çok fazla tüketmesinler, çok yüksektir kolesterolü. Et de öyle, az.
OKTAR BABUNA: Sarılarını da tavsiye etmiyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Evet. Soya tavsiye ederim, soya fasulyesi tüketsinler. Protein yönünden çok yüksektir, et kalitesindedir. Mesela normal fasulyede böyle değildir. Mesela mercimekte de protein yüksektir ama soyada insan bedeninin ihtiyacı olan bütün proteinler var. Etle aynı, çok acayip, bu mucize. Yani ete bedel bir sebze ve kolesterolsüz. Onun için ben soyayı çok tavsiye ederim bizim çocuklara. Genellikle tüketirler soyayı. Herkeste kolesterol düşüktür bizde.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah
SUNUCU: MaşaAllah
ADNAN OKTAR: Kalbinde tık diyen bir tek adam yoktur. Muayeneye gittim, hocam dediler maşaAllah dediler. Yani çok çok çok fazla sağlam, böyle hayret edilecek şekilde dediler. Evet o bir zımbırtı var koşma zımbırtısı var, en yükseğe getirdiler böyle en hızlısına getirdiler. EvelAllah böyle bir depar yaptım hayret ettiler maşaAllah. Yaş kaç 55 mi benim? 54.
OKTAR BABUNA: Yok 40 gösteriyorsunuz maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ben de senin gibi diyorum, ben normalde 18 yaşıyorum, 18 yaşında gibiyim, bilen bilir inşaAllah. Bu iman bereketiyledir, iman heyecanıyladır. Gayesiz bir insan, idealsiz bir insan, Allah’ı kendine İlah edinmemiş bir insan Cehennem hayatı yaşar. Muazzam zulmeder. Simsiyah oluyorlar. Yazık nefislerine zulmediyorlar, Allah ayette diyor ‘Kendilerine zulmediyorlar’ diyor. Allah insanlara zulmetmez diyor Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım, insanlar kendilerine zulmediyorlar diyor. Hop oturup hop kalkıyorlar, yok deprem olacak, yok sel basacak, yok enfarktüs geçireceğim, yok kanser oldum. Sürekli korku içinde yaşıyorlar. İşte çocuk okuldan gelecek mi acaba? Araba mı çarptı? Mesela dışarıya çocuk çıkıyor. Ne olacak, gelir mi acaba? Saat kaç? Kardeşim bu ne olur bu insan bu kadar stresin içerisinde? Buna ruh, beden dayanır mı? Anında çöküyorlar. Mesela genç kızlar oluyor böyle filinta gibi. Evleniyorlar çocuklar, bakıyorum teyze olmuş. Beş yılın içerisinde teyze olmuşlar. Niye? Zulüm. Gidiyor zonta heriflerle; iyi olanları tenzih ederim, iyi insanları; evleniyorlar sığır gibi heriflerle, muazzam zulmediyorlar. Hakaret, iftira, baskı, aşağılama, başına kakma… Yavrum, zoruna ne oldu? Ne ihtiyacın var? Git çalış bir yerde aslan gibi, değil mi? Ne ezdiriyorsun kendini? Bir kaşık yemek için, bir tabak yemek için. Dünyayı verse ne olur ayrıca değil mi? Ne ezdiriyorsun kendini, değil mi? Dik başlı, aslan gibi asil yaşa. Ama çok tertemiz, mesela efendi bir insan çıkar, Allah korkusu vardır, değerini bilir, aşkı bilir, tutkuyu bilir, Allah’tan korkar, tirtir titriyordur, Allah’a kendini hibe etmiştir, git evlen. Kendine zulmedecek adamı bile bile… Zengin diyor, parası var diyor. Ondan sonra o da psikopat çıkıyor. Bu sefer de yakayı kurtaramıyorlar, yakalarını kurtaramıyorlar. Çekinilecek adamlardan çekinmiyorlar, çekinilmeyecek insandan çekiniyorlar. Ahir zamanın bir özelliği. Peygamber Efendimiz (sav)’den hadis var. İyiler kötü bilinir diyor, kötüler iyi bilinir diyor ahir zamanda. Peygamber Efendimiz (sav)’in hadisi. Bu tahakkuk etti. Onun için ben genç kızlarımıza bunu tavsiye ediyorum. Mesela adamın yüzünden it kopukluk akıyor, belli yani psikopat olduğu, dengesiz olduğu. Zengin diye burnunun dibine giriyorlar. Aşağılıyor, hakaret ediyor, adam mesela deli olduğu anlaşılıyor, psikopat olduğu üslubundan, konuşmasından, her şeyinden anlaşılıyor. Olsun diyor parası var diyor. Kardeşim parayla ne olur? Bütün dünya olsa ne olur? Müslüman, aklı başında bir insan, haysiyetini, şerefini ezdirir mi? Dik başlı olsana. Git çalış aslan gibi değil mi? Hür yaşa, tertemiz, alnının akıyla yaşamış olursun. Hürriyet içerisinde yaşamış olursun. Ama tabi şimdi insanlar evlenecekleri vakit soruyorlar işte. Mesleğin ne? Ne kadar paran var? Kardeşim mesleğiyle, parasıyla senin, yani tamam bunlar bir dereceye kadar insanın ihtiyaçlarını karşılar ama güzel ahlaklı olmadıktan sonra seni ezeceği aşikar değil mi? Paranla zehir almış oluyorsun. Ateş almış oluyorsun, yakacaksın kendini. Yani onun gibi bir şey, benzetme açısından söylüyorum. Seçim senin değil mi?
SUNUCU: Çok özür dileyerek sözünüzü kesiyorum yine ama arkadaşlarım uyarıyorlar içeriden, yine bir reklam aramız varmış.
ADNAN OKTAR: Ah severim ben senin o güzel canını. Tamam peki hadi bakalım.
SUNUCU: Evet sayın seyirciler kısa bir aranın ardından tekrar burada olacağız ve sohbetimiz devam ediyor olacak. Bizden ayrılmayın efendim.
Evet sayın seyirciler yayınımız tüm hızıyla devam ediyor. İzniniz olursa ben tekrar hatırlatmak istiyorum. Bugün 41 kanala ortak yayın yapmaktayız. Bu kanalların ismini tekrarlamak istiyorum. Evet Kanal35, Kral Karadeniz, Siirt Kanal56, Çağdaş TV Karaman, Can TV Erzincan, Amasya TV ART, MRT Osmaniye, CRT Ceyhan. Destan TV Kütahya, Iğdır TV, Elbistan TV Kahramanmaraş, Kırıkhan TV Hatay, Karahisar TV, Konya TV, NRT Gaziantep, Tokat Safa TV, Mardin Kanal47, İzmit Haber262, Yenice TV Bursa, BRT Hatay, Tokat Kanal60, Can TV Diyarbakır, İstiklal TV Mersin, Kanal55 Samsun, Otağ TV, Kapadokya TV, Gözde TV Samsun, Özege Uşak, Venüs TV Bilecik, Mersin TV, Kütahya Televizyonu, Genç TV Karaman, KTV Konya, Kanal19 Çorum, ORT Osmaniye, Mega TV Diyarbakır, KanalG Giresun, Kanal23 Elazığ, Kırşehir TV, Ufuk TV Malatya.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Gene şöyle bir Anadolu gezisi yaptık.
SUNUCU: MaşaAllah, evet
ADNAN OKTAR: Aslanlarımızı, kardeşlerimizi inşaAllah yakın bir zamanda tek tek böyle, il il gezerek görürüz inşaAllah. Şimdilik isimleri ile inşaAllah söylüyoruz. Bütün Anadolu’ya, bütün milletimize selam ediyoruz. Allah onların gönlünü açsın, ruhlarını ferahlatsın, bereket bolluk versin, derin iman nasip etsin hepsine inşaAllah. Evet buyurun, var mı sorular?
SUNUCU: Sorularımız evet var. İyi niyet dilekleri ile birlikte, tam soru demeyeyim ama. Denizli’den bir izleyicimiz demişler ki: “Adnan Hocam, siz önce Ermenistan sınır kapısı açılsın. O kilittir, sonra peşi sıra diğer ülkeler de gelecek demiştiniz röportajlarınızda. Birkaç gün önce Tercüman Gazetesini okudum. Türkmenler de Obaköy sınır kapısı açılsın, televizyon kurulsun, enstitü açılsın diye talepte bulundular. Hocam siz ne söylüyorsanız bir bir çıkıyor maşaAllah” demişler.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. Yakın bir gelecekte göreceksiniz. Bağdat’a buradan dolmuş kalkacak inşaAllah. Belediye otobüsü hatta inşaAllah, Bağdat’a. Azerbaycan zaten komşu kapısı olacak inşaAllah göreceksiniz. Çok güzel, sevinçli, böyle bu bayramların sürekli olduğu günlere doğru gidiyoruz inşaAllah. Ama birlik ve bütünlüğe titizlik göstertip kardeşlik bağlarını güçlendirmek; bölücü değil birleştirici olmak ve geliştirici olmak, ki gelişeceğiz inşaAllah, daha da büyüyeceğiz. Bunlar manevi güçle desteklenmesi gereken olaylar tabi. Allah korkusu, Allah sevgisi, Allah’a iman, bunun için de iman hakikatlerini iyi bilmek, Kuran’ı güzel okumak, ehl-i sünnet kaynaklarına titiz olmak, devlete vargücümüzle destek olmamız. Devletimizin, askerimizin gücü çok önemlidir. Güçlü ordu, güçlü devlet, güçlü millet. Bunun da birlik ve beraberlik içinde olması için de hoşgörü ve sevecenlikle insanlarımıza yaklaşmamız, mezhep ayrılığı, fikir ayrılığı, bunlar son derece normal. Kuran’da geçen hususlardır bunlar. Bunların hepsi bizim kardeşlerimizdir. Şefkatle yaklaşacağız, imtihan dünyasındayız. Kimi insan dindar olur, kimi dine daha uzaktır. İmtihan dünyasında olunca bundan daha normal ne olabilir? Biz burada insanlara ceza vermekle, mükafat vermekle mükellef değiliz. Onun yeri ahirettir, Cenab-ı Allah’a aittir bu. Biz insanlara şefkat duymakla mükellefiz, Allah’ın yarattıkları olarak. Çünkü hiç ummadığın insan mesela bazı insanların hiç ummadığı diyelim, son nefesinde Müslüman oluyor. Evliya bildiğin adam son nefesinde kafir oluyor Allah esirgesin, Allah vermesin. Onun için Allah’a tam teslim olup güzel ahlakı benimsemek çok önemli. Ama hak yolda gidenlere tabi her zaman müdahale olacaktır. Mesela Türkiye’nin, Türk İslam Birliğine girmesi, Türk İslam Birliğini oluşturması birçok kişinin işine gelmiyor. Ve bu yönde gayret edenlere karşı da tabii muazzam bir baskı var. En ziyade de bizlere karşı var biliyorsunuz. Mesela bu arkadaşları, çocukları benden ayırmak için en vahşiyane yöntemleri seçiyorlar. Mesela adam kaçırma, adam dövme, tehdit etme, daha da olmazsa iftira atıyorlar. İşte bunlar çetedir, örgüttür; olmasak bile onu o hale getirmeye çalışıyorlar. Mesela, şimdi bize biliyorsunuz bir çete iddiası oldu. İddia edilen ergenekon örgütünün tutuklusu biliyorsunuz Adil Serdar Saçan, ifadelerimizi o aldı. Ama muazzam bir işkenceyle ve birçok kişiyi sakatladı. Adli tıp raporları var, alenen sakat bıraktı çocukları. Ben de o işkencenin mağdurlarındanım yedi günde ben işkence gördüm. İşkence sonucunda bize çete olduğumuzu, örgüt olduğumuzu söylettiler. Ben söyledim, yani can pahasına. Çünkü adam dedi bana, ayağınla yer arasında ne kadar mesafe varsa, ölümünle hayatın arasında o kadar yer var dedi. 7 gün çimentonun, betonun üzerinde oturtturdu. Eller arkadan bağlı, gözler bağlı. Ben bana yapılan işkenceyi anlatmadım. Sadece geçen günler bir tek o elektrik vermişlerdi ayak baş parmaklarımdan, bir tek onu anlattım. Kısaca yani bir örnek olsun diye. Çünkü sevindirebilir adamı, amma işkence yaptık derler. Adam iftihar ediyor işkenceyle. Onu takdir edenler de var, eline sağlık diyor adam. Halbuki bugün banaysa yarın sana olur. Allah esirgesin, bu zulüm desteklenir mi?
OKTAR BABUNA: Desteklenmez inşaAllah
ADNAN OKTAR: Şimdi onların hazırladığı fezleke, onların hazırladığı raporlar, polis raporları tabii mahkemeye sunulunca mahkeme onu delil olarak kabul etti. Gerçi savcımız işkenceyle alındı dedi bu ifadeler ve yanlarında avukat yok, bu yüzden geçersizdir dedi. Birinci iddiası bu; ikincisi bu kişiler de aynı davadan, aynı delillerden bir kısım arkadaşları bunların yargılandı. İmamlık iddiası gibi başka iddialarla yargılandılar, aynı delillerle siz beraat verdiniz dedi mahkemeye. Hakikaten de öyle oldu, aynı dosya aynı delillerden kalabalık bir arkadaş grubumuza beraat verdi mahkeme. Ayrıca dosyada bu kişilerin aleyhine delil yok dedi. Böyle bir çete olduklarına dair, böyle bir olay, delil yok dedi. Ama mahkeme buna rağmen 2 yıl hapis cezası, normalde 2 yıldı, 1 yılda üzerine koydu, 3 yıl hapis cezası verdi. Ben onları nurlu ellerinden öpüyorum her zaman söylüyorum. Hakkımı da helal ediyorum, çünkü o kararı veren onlar değil, Allah verir kararı. Daha o hakimler doğmadan o karar alınmış oluyor. Hz.Yusuf’un kararı, daha Hz.Yusuf’un babası yokken karar alınmıştı, hapse girme kararı alınmıştı. Niye? Allah ona, yüksek mertebe vermek için, manevi derinlik vermek için ona bir güzellik olarak onu sundu, hapsi sundu. Orada aldığı tutku, derinlik, yüksek mertebeyle Allah onu Peygamber yaptı ve bütün Mısır’a sultan yaptı. İnşaAllah, değil mi? Ve o bütün bunlara rağmen ne istedi Allah’tan? Yarabbi bana Cenneti nasip et dedi. Tahtı var, iktidara getirilmiş, Allah’tan tek istediği Ahiret. Mesela, Firavun’un hanımı da iman etmiş, Hz.Musa’nın yanına katılmıştı. O da Cenabı Allah’tan ‘Bana Cennette bir yer ver’ diyor. Yani, Allah’ın rızasını, Ahireti istiyor, o kadar. İşte aldığı manevi mertebenin yüksekliği budur. Yoksa Mısır’a sultan olmak Hz.Yusuf için hiç, Ahireti istiyor asıl o. Ama tabii bir nimettir, ama Ahirete göre bir hiçtir. Ama çok büyük bir nimettir, Allah’a hamd olsun tabii ki, dehşetli bir nimettir tabii. Ama Ahiretin yanında hiç, hiç kalır adeta. Hiç demeyelim de çok az. Biz de Ahireti istiyoruz, tabii ki çile olsun. Bana, çete lideri dese, eşkiya da dese, ne derse desin, kim ne derse desin iftihar ederim Allah rızası için bunlara. Hatta, biliyorsunuz daha bu dava bitmeden bir dava daha açtılar, yine çete diye. Ya kardeşim kaç defa çete lideri olmam gerekiyor. Yani, tamam ben kabul ediyorum, olayım diyorsanız, ama kaç defa olmam gerekiyor. Bir tane dava açılmış, bir tane daha hazırlıyorlar. Yani ben anlayamıyorum bu işi, bir hayır vardır, bir hikmet vardır. Benim bildiğim bir kere olur insan çete lideri, kaç kere olur? Ama ben iftihar ediyorum, bir şey demiyorum, saygıyla karşılıyorum. Şimdi Hürriyet de bugün heyecanla vermiş olayı; halbuki oradaki gizli tanık denilen kişiler, yani bu davanın açılmasına sebep olan kişilerin iddialarını geçenlerde gazeteler verdiler o sel olduğu gün. Geçen gün, sonra bütün o davaların tamamından, o kişilerle ilgili, bize attıkları iddialarla ilgili olarak biz beraat ettik. Hiç bahsetmiyorlar. Ve Ağır Ceza Mahkemeleri, Ankara DGM ve İstanbul Ağır Ceza bunu onadı. Ne demektir bu, beraattir. Ama buna rağmen, bu adamların, bu kişilerin ifadesinden dolayı yeniden bir çete davası daha açıldı. Yani iddiaları yönünden beraat ettik. İşte var ya işte şöyle oldu, böyle oldu, 45 kişiyle bilmem ne yapmış; bir genç kıza bunu nasıl söyletiyorsunuz siz. Biz çocuklarla, baskı altında olduklarını ve tehditle bunu söylediklerini söylüyorlar. Yazık günah değil mi bu genç kızlara? Ne kadar ucuz görüyorlar milletin evladını, ne kadar… 45 kişiyle ve 3 yıl diyor. 45 x 3 yıl bir de bilmem şu kadar. Bu ne olur bu, bir genç kıza bu söylenir mi? Bak, sırf bizi çete göstermek için yaptıkları işe bakın. Mübarek insanların, çocuğunu harcamaktan çekinmiyorlar. Yani sırf bizi çete gösterebilmek için yaptıkları olaya bakın. Her bir kişiye ayrı bir ifade yaptırtmışlar. İşte birine, çete kapsamı olması için ayrı bir ifade verdirmiş, birine bir ifade, birinin ifadesi ayrı, birinin ifadesi ayrı, birinin ifadesi ayrı. Her biri ayrı, bunların toplamından hakikaten, mesela A-B-C-D-E-F den oluşuyorsa çete kapsamı. Biri A’yı demiş, biri B, biri C, biri D, biri E, biri F’yi söylemiş. Toplamı çete görünümü oluyor tabii. Ben, hayır şikayetçi de değilim, ellerine sağlık. Yaparlarsa, yine çete olarak ilan ederlerse iftihar ederim. Benim bir şey dediğim yok. Hapse koysalar iftihar ederim. Ama benim bildiğim, hukuk açısından diyorum ben, bir insan bir kere çete olur; defalarca çete, çete, çete, yani binlerce kere çete oluyorsa tamam olayım, ona da razıyım ben. Eğer hukuk böyle oluyorsa. Ama çocukların baskı altında olduğunu biliyorum ben, o genç kızların. Bir de kız çocuğuna, ki, muhtemelen ailelerine de verdiler. 200 peşin, 200 de sonradan dersen, 400 milyar para, yani eskiye göre söylüyorum, 400 bin lira yani inşaAllah. Fakir insanlar, kabul ediyor. Şimdi mesela bu çocuklar çok fakirdiler, biz bunlara sahip çıkmıştık o zaman. Yani, Allah vermesin biraz kötü yoldaydılar. Öyle biliniyorlardı, lakapları falan da vardı. Okulda da lakabı vardı. Hat o kız çocuklarından bir tanesi yoksulluktan hırsızlık yapmış, bir kızın bileziklerini çalmış. Onlar da onun çantasında bulmuşlar bunun çaldığı bilezikleri. Bir kurs, ismini veririm ama vermeyeyim şimdi; kursta onların resimleri, öğrencilerin resimleri, onun resminin üzerine getirip onun çaldığı bilezikleri asmışlar. Ama biz tanışmadan önce yapmış bunu. Bütün herkese rezil olmuş. Çok çirkin de bir lakap koymuşlar, ‘Sakso’ diye. Bütün bu lakaba rağmen, bu şeylere rağmen ben kabul ettim, görüşürüz dedim. Çünkü tevbe ettim ben dedi, vazgeçtim dedi. Acıdım, yani nasıl reddedeyim. Sonra annesi biz iş yapacağız dedi, bizle ortak olun dedi. Ben anladım yani ekonomik şeyden… Bu olmaz dedik, o zaman borç para verin dedi. Yani şimdi biz… bir de çok yüksek para istiyor yani öyle az buz değil. Biz Merkez bankası mıyız? Nereden bulacağız o kadar parayı yani. Bu sefer kadın bana mektuplar göndermeye başladı, böyle kalın zarfın içerisinde. Ama böyle koskocaman kadın, 45 yaşında falan kadın. Evli kadın. Güya beni etkilemeye çalışıyor, böyle baştan çıkartmaya çalışan… Yavrum dedim bu annen evli barklı kadın dedim, ayıp yapıyor böyle şeyleri bana getirme dedim.
SUNUCU: Müstehcen şeyler…
ADNAN OKTAR: Arkadan bir daha, bir de artık mektupların gittikçe dozu da arttı yani iyice kendince etkilemeye çalışıyor. Böyle müstehcen artı müstehcen, o tarz mektuplar gönderiyor. Şimdi kıza yavrum dedim, bak bana getirme bak gözünün önünde yırtıyorum dedim. Bak bana getirme bunları diyorum, daha hala getiriyor. Bunu 7-8 kere yaptı. En sonunda da bir kaset getirdi kadın, rezalet anlatmayayım. Kendi evinde çekmiş. Ben çocuk muyum senle oturup, yani 45 yaşında kadının, oturup yaptığı şovdan etkileneceğim. Vay be diyeceğim.
OKTAR BABUNA: Estağfirullah evet.
ADNAN OKTAR: Ben Allah’tan korkan insanım. Bir de seni ben ne yapayım ayrıca, ne zorum yani değil mi? Niçin öyle bir şeye yelteneyim? Baktı olacak gibi değil ama gittikçe de mektuplarını sertleştirdi, baktım hayret yani. Sanki bana böyle sahip çıkan bir üslubu var, küstahlaştı üslubu mektuplarında. İşte öyle olmasa böyle olur, böyle sert bir üslup.
SUNUCU: Tehdit
ADNAN OKTAR: Yani tehditkar, anormal pervasız. Önce ben şakayla geçiştiriyordum, baktım kadının niyeti bozuk. Böyle tam tavır koyduktan sonra, o çocuk ondan sonra bizle görüşmemeye başladı. Arkasından küt bu olaylar başladı. Akla hayale gelmedik laflar etmiş, akla hayale gelmedik sözler. İşte şöyle böyle, şunu yaptı, bunu yaptı yani porno filmi gibi anlattığı. Beni hiperseksüel olarak anlatıyor. İşte şu kadar şöyle yaptı, bunu yaptı, bunu etti. Kardeşim benim öyle bir zorum olsa, ben o kadının mektuplarına cevap verirdim değil mi? Kendisine karşı da öyle bir tavır içerisinde olurdum. Hepsini yırttım attım. Ama tabii eğer ispat etmek gerekirse ispat ederim, o ayrı mesele. Yani illa ispat et derlerse, ispat ederim. Ama çok pervasız deli insanlar, mesela bu çocuk daha önce kokainden burunlarının kanatları açılmış, yani şu burun uçları. O benim dikkatimi çekmişti, lise yıllarındayken. Ben de yaratılıştan öyle zannettim yani normal, meğer kokainden açılmış burnu. Ya daha ne istiyorsun, ben onu Allah’a, dine çevirttirdim. Kurtardım çok faydalı oldu.
OKTAR BABUNA: Evet Allah razı olsun, maşaAllah
ADNAN OKTAR: Mesela ikinci bir tanesi daha var, o da gene öyle. Ağabeysinin baskı yaptığını, kendini kötü yola zorladığını söyledi. Hatta böyle Allah vermesin, yani ensest ilişkiye ittiğini söyledi. Beni kurtarın dedi, iyi gel dedim o zaman. Git ailene söyle savcılığa ifade ver dedim. Açıkla durumunu, git bir tanıdığının bir yerinde kal dedim. Ağabeyim ruhsatsız silah taşıyor dedi, yani psikopat dedi. Ama bunu bizim iş yerimize ağabeysini soktuktan sonra söylüyor yalnız. Paraya ihtiyacı var ağabeyimin dedi.
SUNUCU: Madem öyle tehlikeli bir insan başından söyle.
ADNAN OKTAR: Bak acıdık ve aldık, sonradan bunları söyledi. Yani bu ensest ilişkiye yaklaştığını, işte silah taşıdığını, biz de tabi can havliyle adamı hemen çıkarttık işten. Sen misin çıkaran, ağabeysi hemen tehdit etti, ağır hakaretler. Bu sefer bunu kaçırdılar, kızı kaçırdılar. Kız bize internetten yazı yazdı, beni kaçırdılar polise haber verin diye. Şimdi kardeşim internetten bize haber veriyorsa, polise kendi niye haber vermiyor.
SUNUCU: Polise niye haber vermiyor, tabi tabi
ADNAN OKTAR: Şimdi oyun içinde oyun olabilir diye düşündüm. Çünkü polisin içinde de bazen değişik durumlar olabiliyor yani. Bir şey de hazırlanmış olabilirdi. Yani hepsini tenzih ederim onlar benim aslanlarım, ben polisi sonuna kadar destekliyorum. Ama içinde iddia edilen ergenekon örgütünün elemanları oluyor, şu oluyor, bu oluyor falan feşmekan. Olabiliyor yani gazetelerde, radyolarda sürekli okuyoruz. Kendisinin haber vermesinin mantıklı olduğunu düşünerek, ben harekete geçmedim. Polise ben kendim haber verdirmedim. Yani açsın 155’i arasın.
SUNUCU: Tabii yani size ulaşabiliyorsa, polise de ulaşabilir.
ADNAN OKTAR: Ben neyim yani ben vali değilim, emniyet müdürü değilim. Ben ne yapacağım yani. 155’e, bana söyleyeceğine sen kendin aç söyle beş dakika. Hayır çok daha makul değil mi bu?
SUNUCU: Tabii
ADNAN OKTAR: Mağdur olan, kardeşim ben kaçırıldım değil mi? Gelin beni kurtarın dersin, adres verirsin.
SUNUCU: Hayır, şimdi siz dediğiniz zaman diyecek ki, sen kimsin kardeşim. Mağdur olan insan niye aramıyor.
ADNAN OKTAR: Tabii bana adam sormaz mı? Sen ne sıfatla bunu savunuyorsun diye gibisinden. Buna rağmen ertesi gün, dayanamadık polise haber verdik. Polisle gittik eve, gitti arkadaşlar. Polisin yanında siz kim oluyorsunuz dedi kız. Kardeşim insaf artık yani, işte tam tahmin ettiğim gibi çıktı. İşinize gidin siz dedi, ben sizden şikayetçi olurum dedi. Ne istiyorsunuz benden, yakamı bırakın gibisinden. Allah Allah, fesuphanAllah. Peki kardeşim, sen niye yazdın o zaman bize. Bir insan ne yapar beni kurtarın deyince. Ben bekledim de ayrıca değil mi? Ve nezaketiyle, devletin polisiyle beraber gittik. Kız çocuğu gidenler de. Ben de gitmedim, kapıya dayanmadım, bir şey de demedim. Bakalım diyorlar, canına kast ediyorlar mı, bir şey mi var hakikaten. Öyle duyunca, tabi özür dileriz o zaman, kusara bakma deyip geri geldik. Ondan sonra şak, olaylar başladı. Bir numaralı şahit, iki numaralı şahit, işte şunu yaptılar, bunu yaptılar saymışlar, saymışlar, saymışlar. Bunların bütün iddialarından beraat ettik ama anlattıkları tam bir çete tablosu, izah ettikleri. Mecburen mahkemede bakıyor tabii götürün bunu… Haydi bakayım bir daha şimdi görülecek.
SUNUCU: Aynı dava tekrar mı görülecek?
ADNAN OKTAR: Bir daha yeniden, bir tane daha.
SUNUCU: Temyize mi götürmüşler?
ADNAN OKTAR: Yok zaten var bir tane, bir tane daha şu an o Yargıtayda, şimdi bir tane daha. Hayır yoksa ben yani iddia ediyorlarsa ben kabul ederim. Devlet bana mahkeme öyle derse, ellerinden öperim. Yani alnından da öperim, ellerinden de öperim çünkü derler ya bir söz vardır. Şeriatın kestiği parmak acımaz. Çünkü Allah hapseder, insan hapsedemez, Allah hapseder. Allah hapse kor, Allah hapisten çıkartır. İnsan hiçbir şey yapamaz. O benim onurum olur, şerefim olur yani iftihar ederim. Yani öyle bir konu yok. Mahkeme kararlarına her zaman da saygılıyım, ama ben olayın teknik yönü olarak açıklıyorum. Hangi mahkeme olduğunu da söylemiyorum ayrıca. Şahıs ismi de vermiyorum.
SUNUCU: Gazetede yorum mu yapmışlar, peki bu davaya ilişkin. Yargı aşamasında olan bir konuya ilişkin yorum...
ADNAN OKTAR: İşte hayır, davanın nerede görülmesi gerektiğine dair Yargıtaya gittiğini söylüyor. Davanın yani hangi, nerede karar veremedi mahkeme. Yani şurada mı olacak, burada mı olacak karar veremedikleri için Yargıtaya gidiyor. Nerede olursa olsun, devletin mahkemesi mahkemedir. Yani biz ne derlerse kabul ederiz. Ama ben hayatımda ilk defa görüyorum, defalarca çete lideri olarak. Yani ben duymadım, bilmiyorum. Mesela bir insana bir kere ben duymuştum, çete lideri dendiğini duydum da, yani onlarca kere mahkeme kararı duymadım. Ama usul böyle ise iftihar ederim, saygıyla karşılarım. Hakimlerin de elini öperim yani ben bir şey demem. Ama ilk defa duyuyorum doğrusu yani. Ama hakimlerimizden Allah razı olsun. Bak o konuda attıkları iftiralar cihetinden, yani bu anlattıkları hikayeler cihetinden hepsinden beraat kararı verdiler.
SUNUCU: Evet hatta programda da, gazetelerde de bazı gazetelerde de çıktı. Okuduk hep birlikte beraat kararını.
ADNAN OKTAR: Evet evet. Yani o hususlardan hepsinde ayrıca hem Ankara’da, hem İstanbul’da iki yerde de ağır ceza, yani tamamında. Bu iddia edilen kişilerin hepsi şikayetçiler. Hepsinden beraat verdi, yani kabul etmedi şikayetlerini mahkeme. Çünkü ihbar mektubu göndermişler, ben diyor, kendisini genç kız olarak tanıtıyor. Bir yere beni gizlediler diyor, sakladılar. Şu an beni silahla baskı altında tutuyorlar diyor. İmdat kurtaran yok mu beni, diye mektup göndermiş, örgüt beni şey yaptı diye. Sonra mektubu adli tıbba gönderdiler. Bir erkek yazmış, erkeğe ait olduğu çıktı. Yani burası dağ başı mı, sen nasıl biz, neden saklayalım biz seni? Yani zorla bir insan bir yerden alıkonulabilir mi? Olacak iş mi şu? Peki nasıl bülbül gibi şakıyorsun. Demek istediğin vakit, canının istediği vakit istediğin gibi gidiyorsun. Kimse de sana bir şey demiyor. Fakat bu kadar iftira ediyorsun, biz seni gene koruyup kolluyoruz. Gene aman diyorum o çocukların ismine zarar gelmesin. Mesela biz kendimizi savunmak için mecburen isim vermemiz gerekiyor. Ama mecburen isim vermeden karşı cevap verdik. İsim vermemeye özen göstertiyoruz ki mahcup olmasınlar, kız çocuğudur. Çünkü onların oyunu o zaten, karşı tarafın oyunu bu. Ben o oyuna düşmem, o çocukları mahcup etmek istiyorlar. Çocukları 8 sütuna manşet resimleriyle koyacaklar, işte onlar şöyle yapmışlar, böyle yapmışlar diyeceklerdi. Çocukları mahcup edecekler ve onları kullanacaklar. Ve amaç ne biliyor musunuz? Sadece arkadaşlarımı benden ayırmak, çünkü benden kurtulmanın yolu nedir? Benim çete lideri olup, hapse girmem. Hapse girince teknik olarak ayrılmış oluyoruz. Çünkü betonla, çelikle ayrılmış oluyoruz. Kardeşim kalbe beton, çelik vurulur mu?
OKTAR BABUNA: Allah’ın izniyle, inşaAllah
ADNAN OKTAR: İmana beton çelik vurulur mu?
OKTAR BABUNA: İnşaAllah
CİHAT GÜNDOĞDU: İnşaAllah
ADNAN OKTAR: Bu olacak iş mi? Betonla, çelikle bu işin ne alakası var. Ben her yerdeyim, benim ruhum her yerde. Yani benimle baş edebilir misiniz siz? Milyonlarca Harun Yahya bütün dünyanın her tarafındalar. Yani devletin verdiği kararı tenzih ederim, ben aileler açısından diyorum. Çözüm ne? Bunu hapsettirelim. Hapsettirmek için ne yapalım? Bunu çete konumuna biz oturtalım. Çeteye nasıl benzetebiliriz? Benzetiriz ne olacak diyor adam. Biraz şuraya ekler yaparsın, biraz buraya ek yaparsın, iki şahit getirirsin, biraz adam konuşturursun oluyor, bitiyor. Bu konunun fezlekesini hazırlayan polis de, bizim açtığımız işkence davasının sanıklarından. Bakın işkence davasının sanığı, fezleke hazırlıyor, emniyette bu fezlekeyi hazırlıyor. Eğer biz ceza alırsak, çeteysek zaten polis haklı olmuş oluyor, kurtulmuş oluyor. Bin küsur sene çünkü hapis cezası isteniyor. Bakın kaç yere birden yarıyor olay. Hem fezlekeyi hazırlayana yarayacak, hem o hırsla hareket eden ailelere yarayacak. Hem darwinistlere, hem materyalistlere, hem iddia edilen ergenekona, herkese yarayacak bir şey bu. Yani herkes derken, ilgili olanlar. Benim yiğit milletimin böyle bir şeyi zaten nasıl karşılayacağı bilinir. Ama ben hapse girsem de benim herkes, yani sevenlerim alnımdan öper.
OKTAR BABUNA: EvelAllah inşaAllah
CİHAT GÜNDOĞDU: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hapisten çıksam da alnımdan öperler. Her zaman bu böyledir. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Her zaman, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ama yani bir insanı zorla, bir fikirden vazgeçirmek için böyle yollar doğru değil, böyle olmaz. Mesela sen çocuğunla görüşmek istiyorsan, ahlaksızlığı bırakırsın. Dinine imanına saygı göstertirsin. Yani tarif edemeyeceğim ahlaksızlıkları genç kızlara uygulamaya kalkmazsın. Terbiyesizlikleri. Onları böyle mason ahlakıyla, dönme ahlakıyla ahlaklanmaya mecbur etmezsin. Bakın geçenlerde, dün aileler Ankara’da basın toplantısı yaptı. Ki yüzlerce aile var beni destekleyen, seven. Biz dediler, hepimiz memnunuz. Çocuklarımızla hepimiz görüşüyoruz. Dört tane ailenin talimatıyla bu olaylar oluyor. Bunlar bir kısmı Selanik’ten gelen aileler, Selanik taraflarından gelen aileler. Yani bilen bilir.
OKTAR BABUNA: Evet inşaAllah
ADNAN OKTAR: Evet, Selanikli olmak suç değil de, yani orada bir ayrı sistem vardır. Ayrı bir yapı vardır bilir insanlar bunu. Bir fikri zorla dayatmak olmaz, ama mesela gelirsin farz edelim Oktar da. Görüşmek istiyor değil mi? Gel evladım dersin, fikirlerinde özgürsün istediğin gibi namazını kıl, orucunu tut, git kardeşlerinle de, arkadaşlarınla da görüş. Bizi de sev, onları da sev dost olalım. Bitti, bu kadar. Ama gidip dayatıp kimseyle görüşmeyeceksin, dışarı da çıkmayacaksın. Dışarı çıkmayacaksın derken, yani falancayla görüşmeyeceksin, feşmekancayla görüşmeyeceksin. Bizim dediklerimizi yapacaksın. Yapmazsan ben seni zorla hiza ederim diyorsa bir insan, bu yakışık almaz. Yani Oktar’dan benim duyduğum bu. Değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet
ADNAN OKTAR: Neler olmuştu, sen anlat bakayım?
OKTAR BABUNA: Silahlı saldırı oldu hatta. Yani bizim kesinlikle müdedeyyin, Atatürkçü, milliyetçi bir hayat yaşamamıza karşı çıktılar. Tabii bunlar çok çirkin, çok kahpece yani insanın, masum insanlara iftira atılması sevgisini çok daha fazla arttırıyor. Benim de Adnan Bey’e, arkadaşlarıma olan sevgim katlanarak artıyor. Böyle olmaz Adnan Bey’in dediği gibi. Hatta evime silahlı saldırı silahlı saldırı oldu. İki kişi geldiler silahlı olarak
SUNUCU: Geçmiş olsun
OKTAR BABUNA: Kapıyı kıramadıkları için ben bugün hayattayım. Anne ve babamın dairesinden çıktığını biliyoruz, apartman kapıcısı söylüyor bunu.
ADNAN OKTAR: O baskını yapan da, ‘kız’ lakaplı bir psikopat. O da burada şahit, o da. Adamın lakabı ‘kız’. Yani ‘kız’ bilmem ne ismi, yani ismini şu an vermiyorum. Silahlı baskından davası görülüyor ve şu anda da polis arıyor bildiğim kadarıyla.
OKTAR BABUNA: Evet polis arıyor.
ADNAN OKTAR: Polis arıyor. Birçok olayda da ismi sürekli geçen bir insan.
SUNUCU: Yani yakalanmadı mı Oktar Bey?
OKTAR BABUNA: Yakalanmadı, mahkemede yargılanıyor. Annem babam da azmettirici olarak yargılanıyor aynı mahkemede. Kadıköy 2. Ağır Ceza Mahkeme... evet 2. Asliye Ceza Mahkemesinde dava devam ediyor şu anda. Çok tanık var, yani sokaktan geçenler gördüler, araba tekmelendi misafirimin. Kapıyı tekmelediler yukarıda, kıramadılar kapıyı. Kırsa silahlı ikisi de, çünkü ben delikten baktım gördüm. Eve girselerdi tabii kim bilir neler olacaktı orada.
SUNUCU: Peki can güvenliğinize karşı bir önlem aldınız mı şu anda?
OKTAR BABUNA: Tabii evden çıktım. Ben o günden beri, yani bu 2007 Mayıs ayında oldu. Annemlerin alt katında oturuyordum, evi tamamen terk ettim yani. Hiç gitmiyorum eve.
ADNAN OKTAR: Oğlum eve gelsene diyorlar. Ya nasıl gidebilir bu durumda yani adam. Çocuk bilmiyorum yani…
OKTAR BABUNA: Can güvenliğim yok. İnşaAllah
ADNAN OKTAR: Yani böyle bir şey olmazsa, bir insan annesine, babasına niçin sevgi göstertmesin. Yani elini ayağını öper insan anasının babasının. Baskı yoksa değil mi? Acı çektirmiyorsa. Mesela kız çocuğu, bizim kız arkadaşımızı, ağzını koli bandıyla bantladılar. Ellerini arkadan bağladılar, ayaklarını da. Arabaya koydular minibüsle İstanbul’dan alıp kaçırdılar. Jandarma bunları yakaladı. Bu işte ‘sakso’ denen kız da kaçırma işleminde görev alan kız işte. Mahkemede benim aleyhime şahitlik yapan kişi. Bu da sanık olarak yargılandı bu olayda. Bu kaçırılma olayında görev aldı bu, annesiyle beraber. Annesi de “silikonlu” bilmem ne diyorlar annesine de, öyle namlı bir isim yani.
SUNUCU: Aa. Hay Allah’ım
ADNAN OKTAR: Evet. Bak kaçırma olayında görev alıyor. Jandarma buları derdest yakaladı, kızı kurtardılar. Kız arkadaşımızı ve kurtuldu kaçtı. Devlet kurtardı bunların elinden. Bakın bunlar da olayın içerisinde, bak bunlar şahit, görev alıyorlar. Kız bilmem kim, bu da olayın içinde. Yani hep böyle toplumun garip karşıladığı insanlar. Biz ne bilelim, Allah rızası için bizi kurtarın deyip gelince adam, bize dini, imanı öğretin deyince kim olursa olsun, fahişe de olsa, hırsızlık da yapmış olsa kabul ederim ben ne diyeyim yani. Sen günahkarsın, bir daha adam olmazsın, insan olmazsın diyemem ki ben. Yoksa bize bunların haberi gelmişti, ben utandım ama Allah rızası için kabul ettim. Yani bunun dediler sakso diye lakabı var dediler, okulda ünlü. Yani çok çirkinmiş, okulda tanımayan yok.
SUNUCU: Yaşananlar çok çirkin ama ya.
ADNAN OKTAR: Yani okulda aşağı yukarı çocukların hemen hemen hepsiyle ilişkiye girmiş. Öyle bir tip. Bakın hırsızlık diye onu mahcup etmişler. Kızın bileziklerini çalmış, onu da kursunda resminin üstüne asmışlar. Yani bütün kurs şahit buna, olay net, bu anlattığım olay, hırsız olarak biliniyor. Ve kokainden de burnu açılmış, yani burun delikleri açılmış. Ben buna rağmen acıdım, kurtarmaya çalıştım. Kitaplar verdik, anlattık ama merhamet göstertilince bir aksilik yapıyor bazen insanlar. Yani çok ters tavırlar koyabiliyorlar. Ama ben gene hakkımı helal ediyorum. Gene acıyorum, gene zavallılar yani bir şey diyemiyorum. İntikam almaya da niyetim yok. Bir şey dediğim de yok. Allah ıslah etsin, Allah hidayet versin. Allah imanlarını arttırsın, akılarını arttırsın. Mesela çocukların öbür birkaç tanesi de, biz diyorlar çok şiddetli tehdit altındayız. Bir kadın var, yaşlı kadın çok korkuyorlar ondan, çekiniyorlar. Yani böyle hukukla ilgilenen bir kadın, bayağı tehlikeli bir tip. Yani bu baronun maronun adamı, yani çok tehlikeli bir tip. Hakikaten elini attığını şey yapıyor, her yerde adamları var. İddia edilen ergenekon örgütüyle de bağlantılı bir kadın, garip bir mahluk. Yani musallat oldu, işi gücü yok, bunak gibi yani. İşi gücü yok bütün gününü bizle uğraşmaya ayırdı. Gece gündüz bununla uğraşıyor. Bu baronun kalemşörüyle de içiçeler, onun sözcüsü o. Böyle onun adamı, onun adına birçok iş kovalayan, birçok işler yapan birisi. Yani adeta avukat böyle, ahkam kesiyor. Böyle bir yapı içerisindeyiz, fakat tabii zorluklar olmayınca da, mücadele olmuyor. Çünkü Hz. Yusuf’a iftirayı atan kadın da, niye benimle ilişkiye girmiyorsun dedi kadın. Değil mi? İddiası buydu.
SUNUCU: Evet tabii
OKTAR BABUNA: Evet
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet
ADNAN OKTAR: Yusuf da Allah’tan korkuyorum dedi. Kabul etse olmayacak, hiç bir şey olmayacak. Onun için bunlar normal olaylar bizim için ama milletimizi tabii bilgilendirmekte fayda var. Ben iyi anne babanın elini ayağını öperim ben. Ama çocuğunu ensest ilişkiye zorluyorsa ki hapishaneler dolu, bu tiplerle dolu. Daha hala gazetelerde babasının, kızına tecavüz etmeye kalkan baba, daha yeni yakalandı bir kişi daha.
SUNUCU: Çok çirkin evet, maalesef
ADNAN OKTAR: Ve polise intikal eden vakalar %50 deniyor, %50’si intikal etmiyor.
SUNUCU: Tabii çocuk saklıyor tabii.
ADNAN OKTAR: Çocuk nasıl söylesin kız çocuğu, babasının tecavüze kalktığını söyleyebilir mi? Ne diyor, ben ailemden rahatsızım diyor. Bu kadar, başka ne desin. Savcıya da bu kadar söyleyebilir. İllaki söyle; söylenir mi bu. Var bir şey ki çocuk kaçıyor. Zorla sen öldürmeye kalkarsan, dövdürtmeye kalkarsan. Zorla kendi inancını dikte ettirmeye kalkarsan, kabul etmez tabii ki.
SUNUCU: Etmez tabii ki.
ADNAN OKTAR: Ama benim arkadaşlarımın anne babaları var, hepsinin elin ayağını öperim ben. Çok tertemiz insanlar. Hastalıklarıyla ilgileniyoruz, rahatsızlıklarıyla ilgileniyoruz, gönüllerini alıyoruz. Yani evelAllah kale gibi her zaman yanlarındayız. Her zaman hürmet ederim.
CİHAT GÜNDOĞDU: İnşaAllah
OKTAR BABUNA: İnşaAllah, benim annem babamla da ilgilenmiştiniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Ya Cevat hoca dediler; bakın kalbi durmuştu, yani kalbi durdu, hareket ediyor, hastaneye gitmedi. Muazzam bastırdım, mecbur ettim hastaneye gitmeye. Ve hastaneye götürttüm. Kalp ameliyatı oldu.
OKTAR BABUNA: Pil taktılar
ADNAN OKTAR: Pil takıyorlar, kan kaybı var. Kimseden kan bulamadılar akrabalarından. Yıldırım gibi benim arkadaşlarım yetişti. Ve herkes kan verdi. Benim dediğim konuları gidiyor anlatıyordu orada burada. Mesela şuraya git diyorduk, oraya gidip anlatıyordu. Ben fotokopi olarak hazırlıyordum, anlatıyordum ne anlatması gerektiğini, gidip anlatıyordu. Ne gerekiyorsa yapıyordu. Birdenbire bunların kafasına girenler oldu. Bir yerlerden, malum yerlerden. 4 kişi, 5 kişi derken karşımıza dikildiler. Ki 20 yıllık arkadaşları bunlar, şikayet ettiği kişiler. Mesela diyor ki, benim çocuğumu alıkoydu diyor. Kardeşim 20 yıldan beri arkadaşım o, nasıl alıkoymamış, 20 yıl alıkoyma olur mu? Sen 20 yıldan beri neredesin ayrıca. Niye birdenbire böyle ortaya çıktın. Nasıl bir çıkarın oldu, menfaatin oldu da çıktın ortaya. 20 yıldan beri niye bir şey yoktu? Bunlar tabi çok garip durum ama hayırla hikmetle oluyor. Yani bunlar olmasa dünya dümdüz olur, mücadele olmaz. Darwinist olmayacak, komünist olmayacak, şu olmayacak, bu olmayacak; o zaman boşluk olur. O zaman bu toplantıyı da yapmayız. Ne anlatacağız? Anlatırız, Kuran’ı anlatırız, İslam’ı anlatırız ama bir karşıt gerekir. Mücadele edeceğin bir şey de olması lazım ve haksızlığa uğraman lazım. Her Peygamber haksızlığa uğramıştır. Her sahabe, hak yolda ilerleyen haksızlığa uğramıştır. Eğer haklı olarak hapsedilsem bu çok kötü. Haksızlığa uğrarsan çok makbuldür. Mesela, deli olarak akıl hastanesine giren bir insan, akıl hastası girebilir ama akıllıysan girersen çok makbuldür. Değerli olan budur. inşaAllah, öbür türlü onun bir şeyi olmaz. Benim en zevk aldığım şeylerden bir tanesi haksızlığa uğramaktır. Çok büyük ibadettir, çok büyük nimettir. Peygamberlerin sünnetidir. Hazreti Yusuf, haklı olarak mı hapse girdi? Haksızlığa uğradı değil mi? Biz o yüzden onu sevmiyor muyuz? O yüzden sevap almadı mı o? Tabii. Hazreti Musa, çölde haklı olarak mı kaçıyordu, karşı taraf haklı olduğu için mi saklanıyordu? Haksızlığa uğradı. Mazlumdu değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet inşaAllah
CİHAT GÜNDOĞDU: İnşaAllah
ADNAN OKTAR: Hazreti Nuh o kadar anlattı fakat sürekli iftira attılar ve sürekli üzerine geldiler. O da dedi, elinizden geleni ardınıza koymayın dedi. Ben ne diyorum? Ben de diyorum, elinizden geleni ardınıza koymayın. Eğer ellerinden geleni ardlarına koymazlarsa en büyük şerefsiz onlardır. Benimle mücadele edenlere söylüyorum, hodri meydan.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah
ADNAN OKTAR: İnşaAllah, biz ne kınamadan, ne hakaretten, ne iftiradan yılmayız.
OKTAR BABUNA: EvelAllah
CİHAT GÜNDOĞDU: İnşaAllah
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Doğruyu hakkı ben söylerim. Türkiye’nin büyüklüğü için, büyük Türkiye için, Türk İslam Birliği için, vatanın birliği bütünlüğü için, milletin mukaddesatı için yüz bin kere Cenab-ı Allah beni şehit etse yüzbininde yine canımı veririm ve asla vazgeçmem. Hapishane benim için otel, defalarca hapse girdim çıktım. Yani benim öyle bir şeyim yok. Ki akıl hastanesi en azılı delilerin içerisinde bile mutluydum ben. Bayağı gürbüz…
SUNUCU: O da ayrıca bir konu zaten. Orada yaşadıklarınız da zaten apayrı bir olay.
ADNAN OKTAR: Ben şimdi nezaketimden anlatmıyorum akıl hastanesinin ortamını. Yani nasıl anlatayım ben, bakın diyorum ki adamlar doğal ihtiyaçlarını bilmiyor. Ve çıplak geziyor adam. Ve 300 kişi, ben bunların içerisindeyim. Ve kapıdan da dışarı çıkartmıyorlar.
OKTAR BABUNA: Ve adam öldürmüş.
ADNAN OKTAR: Ve adam öldürmüş bunlar; her an adam öldürmeye hazır adam. Ve öldürenin de cezası yok. Hiçbir şey olmuyor.
SUNUCU: Tabii cezası yok, çünkü akıl sağlığı yerinde olmadığı için tabii.
ADNAN OKTAR: Sadece öldürüyor o kadar. Mesela ayağımı zincirlemek; geçenlerde anlattım ya, zincirle geldiler, bu ne dedim. Ayağından zincirleyeceğiz dediler. Kıpkırmızı oldum utancımdan. Dedim ne alakası var, bir şey de diyemiyorum. Devletin memuru, o da mecbur tabii. Çelik prangayı taktı, baklalı zincir, onu da yatağa zincirledi. 50 cm. zincir, nasıl abdest alıp namaz kılarsın.
SUNUCU: Kılamazsınız tabii, nasıl kılacaksınız.
ADNAN OKTAR: Tabii, bir ayağım havada kalıyor. Şimdi, namazın sahih olması için ayağın yere değmesi gerekiyor. Ayak havada kalıyor. Ayağım havada kalıyor. Israr, ısrar, ısrar, en sonunda bir 50 cm. daha zincir eklediler. Ondan sonra ayağımız rahatladı. Kardeşim ben karıncayı bile incitmekten çekinen bir insanım. Zincire ne gerek var ayağıma. Ne yaparım ben, kime ne yapmışım şu ana kadar. Değil mi, insan sevgisiyle, Allah aşkıyla dopdolu bir insanım. Merhametli, şefkatli insanım.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah, evet
CİHAT GÜNDOĞDU: MaşaAllah
ADNAN OKTAR: En azılı düşmanıma bile acıyorum ben. Tabii, mesela Adil Serdar Saçan akıl almaz işkenceler yaptığı halde ben ondan şikayetçi olmadım. Yani yine acıdım adama. Dedim, çoluğu çocuğu var dedim, şikayetçi olmadım ben, bir şey demedim. Diğer işkencecilerden de şikayetçi olmadım. Bu merhametimden. Bakın mesela bana iftira atan o kız çocukları, onlara da acıyorum. Nasıl kurtarayım onun peşindeyim. Onlara bir zarar gelmesin, işte onlar hakkında dedikodu olmasın, mahcup olmasınlar, küçük düşmesinler diye onla uğraşıyorum. Çünkü bir kısım basın şimdi o çocukları rezil rüsva etmek için hazırlık yapıyor. Güya beni ezecekler ama onları da harcayacaklar o arada kendi kafalarınca. Kardeşim beni ezemezsiniz. Yani bunu bırakın, öyle bir olay olmaz. Yani beni toprağın altına koysan toprağın altından yaparım mücadeleyi gene. Durduramazsın yani, ruhum durmaz inşaAllah, Allah’ın izniyle. Bir de benim fikrim artık dünyayı kaplamış, sen nereyi durduruyorsun beni. Ve en kaba metotlarla beni durdurmaya çalışıyorlar. Bunu bırakacaklar.
SUNUCU: İnşaAllah
OKTAR BABUNA: İnşaAllah
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Vaktimiz var mı, ne kadar?
SUNUCU: Süremizi öğrenebilir miyiz? Tamam, süremiz tükenmiş.
ADNAN OKTAR: Bitti
SUNUCU: Bitmiş, son mesajlarınızı alırsak.
ADNAN OKTAR: Aman Allah’ım, peki ben şu listeye bakabilir miyim?
SUNUCU: Soruları mı istiyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Naklen yayınlanan
SUNUCU: Tabii tabii buyurun. 41 kanaldan maşaAllah bugün yayınımızı yaptık.
ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah, Siirtli kardeşlerime selam, Çağdaş TV Karaman’a selam, Can TV Erzincan’a selam, Amasya TV Amasyalılara selam, Osmaniye’ye selam NRT Osmaniye, Amasya TV ART, efendim, CRT Ceyhan, Destan TV Kütahya
Iğdır TV, Elbistan TV Kahramanmaraş, aslan Kahramanmaraş. Kırıkhan TV Hatay, Karahisar TV, Konya TV, sen devam et Oktar bakalım şuradan. NRT Gaziantep,
OKTAR BABUNA: NRT Gaziantep, Tokat Safa TV, Mardin Kanal47, İzmit Haber262, Yenice TV Bursa, BRT Hatay, Tokat Kanal60, Can TV Diyarbakır, İstiklal TV Mersin, Kanal55 Samsun, Otağ TV, Kapadokya TV, Gözde TV Samsun, Öz Ege Uşak, Venüs TV Bilecik, Mersin TV, Kütahya Televizyonu, Genç TV Karaman, KTV Konya, Kanal19 Çorum, ORT Osmaniye, Mega TV Diyarbakır, KanalG Giresun, Kanal23 Elazığ, Kırşehir TV, Ufuk TV Malatya, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hepsi aslan, hepsine selam ediyorum. Hepsinin bayramlarını tebrik ediyorum, bütün milletimin bayramını kutluyorum. Allah hepsine uzun ömür versin. Bereket, hayır versin. Allah milletimize, devletimize nur nasip etsin. Her yeri Allah ışıklandırsın. Büyük Türkiye’yi, Türk İslam Birliğini görmekle bizleri şereflendirsin inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Elhamdülillah, inşaAllah, maşaAllah.
SUNUCU: Evet, programımızın sonuna geldik, hayırlı günler, hayırlı Ramazanlar diliyorum efendim. Yayında ve yapımda emeği geçen arkadaşlarım adına da hoşçakalın.