SUNUCU: Sevgili seyirciler Tempo TV ve Kral Karadeniz TV’nin ortak yayınında Adnan Oktar’la birlikte, Adnan Oktar’la Başbaşa programında sizlerle birlikteyiz. Hoş geldiniz hocam.
ADNAN OKTAR: Hoşbulduk. Sizler de hoşgeldiniz.
SUNUCU: Oktar Babuna bizlerle birlikte. Hoşgeldiniz.
OKTAR BABUNA: Hoşbulduk. Siz de hoşgeldiniz.
SUNUCU: Ve sevgili Cihat Gündoğdu bizlerle birlikte. Hoşgeldiniz.
CİHAT GÜNDOĞDU: Hoşbulduk.
SUNUCU: Bugünkü konumuz, sizlerle beraber bugün işleyecek olduğumuz konu kromozomlar.
ADNAN OKTAR: Kromozomlar konusunda uzmandır Oktar hocam.
SUNUCU: O zaman sizden başlayalım, sizinle başlayalım isterseniz.
OKTAR BABUNA: Adnan Bey’in kromozomlarla ilgili kitapları var. DNA Mucizesi ve İnsan Mucizesi. Okumalarını tavsiye ederim. Hakikaten Allah’ın üstün yaratma sanatını ortaya koyan o kadar detay var ki bakın bir tane öğrendiğim bir detayı aktarayım Adnan Bey’in kitabından. Şimdi proteinler fabrikalarda üretiliyor. Bunlar böyle zincirler, amino asit zincirleri. Bunun üretiminde görevli 75 tane ayrı protein var, sadece proteinlerin fabrikadaki üretiminde görevli. Bunların şifreleri de DNA’da yazılı. Yani genlerde şifrelenmiş olarak var. Dolayısıyla hepsinin birden var olması gerekiyor. Yani Allah’n yarattığını, kusursuzca var eden Allah’ın yarattığını, Allah’ın “Bari” sıfatının tecellisi olmuş oluyor. Şimdi bu proteinler üretildikten sonrabunun bir kere, zincirin tesadüfen oluşması imkansız, matematiksel olarak kanıtlanmış. 10 üzeri 950’de 1 ihtimal çıkıyor ki, imkansız kere imkansız yani ne kainatın ömrü yetiyor ne atomların sayısı yetiyor. Bunun zincir olması da yetmiyor.
SUNUCU: Bilimsel olarak ispatlanmış bir durum söz konusu.
OKTAR BABUNA: Tabi. Zaten amino asitleri alıyorlar, yan yana bırakıyorlar. Piyasada satılıyor protein tozları var biliyorsunuz bu vücut geliştirmede kullanılan. Hiçbir şey olmuyor. Hiçbir zaman protein haline de gelmiyor amino asitler bir arada olduğu zaman çünkü bağlanmayı reddediyorlar. Amino asidin kendi kendine oluşması da imkansız. Bazı deneyler yaptılar başarısız oldu sonra itiraf ettiler neden başarısız olduğunu, detaya girmeye gerek yok. Amino asit bile tesadüfen oluşamıyor, protein hiç oluşamıyor. Fakat proteinler de sadece bakın sadece ve sadece hücre ortamında sentezlenebiliyorlar. Çünkü proteinin sentezlenmesi için çok özel, çok kontrollü bir ortam gerekiyor. O da yeryüzünde sadece canlı hücrelerde mevcut. Ve ayrıca 75 tane robot molekül gerekiyor.
SUNUCU: Sadece hücre ortamında ve 75 tane robot molekül gerekiyor dediniz.
OKTAR BABUNA: Evet. DNA’da şifresinin olması gerekiyor. Onu, o şifreyi proteine geçirecek ara 75 tane robot molekül en az sayılabilmiş olan, belki daha da fazla molekül gerekiyor. Bunların hepsinin birden var olması gerekiyor. Bir özelliği daha var bakın, o da çok muhteşem Allah’ın yaratma sanatı. Protein zincir olarak sentezlendikten sonra kendi üzerinde katlanıyor, proteine özelliğini veren bu. Fakat bu kendi kendine olmuyor, bakın bu çok önemli. O katlamayı yani proteine çünkü herhangi bir şekilde katlandığı zaman fonksiyonunu göremiyor yine dizilimi doğru bile olsa. O katlamayı yapan ayrı proteinler var, onlar DNA’da kodlanmış biz daha doğmadan. Ve her proteinin katlanmasının meydana getirdiği bir özellik oluyor. Bunlara da bir isim koydular, bilimsel bir adı var, ismi önemli değil. Bakın bu da bir mucize. Yani sırf onlar olmasa, her şey olsa, o 75 tane molekül tamam, protein tamam, fabrika var, DNA var, yine yetmiyor. Sırf o özel robot molekül olacak ki onu çok özel bir şekilde nereden biliyor nasıl katlayacağını? Mesela bir hormona özelliğini veren, insülin hormonunu insülin hormonu yapan ya da tiroit hormonunu tiroit hormonu yapan o katlanmasının meydana getirdiği özellik. O molekülün onu bilmesi gerekiyor.
SUNUCU: Sanki akıllı gibi hareket ediyor.
OKTAR BABUNA: Muazzam bir aklı var. Allah’ın aklının tecellisi, çok açık bu. Muazzam bir yaratılış var. Hala daha nasıl oldu tam olarak tespit edilebilmiş değil. Ben anlatıyorum ama yani böyle yüzde yüz biliniyor değil detaylar. Daha bununla ilgili dünyanın her tarafında araştırmalar devam ediyor.
SUNUCU: Hocam. İnanılmaz.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam derya MaşaAllah. Farz edelim bir tane amino asit bir yerde oluştu, burada oluştu. Onun iki metre ilerisinde de ikinci bir amino asit oluştu. Dört kilometre ötesinde bir amino asit oluştu. Bunların arasındaki o çamurlu suları aşıp birbirleri ile kavuşmasını nasıl açıklıyor bu Darwinistler?
OKTAR BABUNA: Hiçbir açıklaması yok hocam.
ADNAN OKTAR: Postayla gittiği kanaatindeler yani. Bakın amino asit oluşamıyor. Farz edelim, oluşsa bile bunlar ayrı ayrı noktalarda oluşuyor çeşitli noktalarda oluşuyor. Çamurlu suyun içinde onların iddiasına göre her türlü madde var, her türlü asit, her türlü... değil mi metal, ametal her şey var.
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Bunlardan herhangi biri bir araya geldi mi iş bitiyor değil mi? Yani bozuluyor.
OKTAR BABUNA: Bozuluyor evet.
ADNAN OKTAR: Şimdi onların bir araya gelmesi için birbirleri ile haberleşmeleri gerekiyor. Mesela sekiz kilometre ötede de bir amino asit oluşuyor. Ona bir telgraf çekmeleri gerekiyor yahut telefon açıp söylemesi lazım biz toplantı yapacağız hep beraber, buraya gel demesi lazım değil mi? Hepsi bir araya gelecekler. Bir araya geldiler. Kaç tane amino asit gerekiyor bir protein için?
OKTAR BABUNA: 100, 200, 300 tane gerekiyor en az.
ADNAN OKTAR: 300 tanesi toplandı bir araya geldiler. Ne oluyor 300 tane amino asit bir araya gelince protein oluyor mu?
OKTAR BABUNA: Olmuyor. Özel bir bağ gerekiyor, onu yapamıyorlar doğada. Doğada meydana gelmiyor.
ADNAN OKTAR: Ona ne deniyor?
OKTAR BABUNA: Peptid bağları.
ADNAN OKTAR: Peptid bağı.
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Onu da dünyadan ısmarlayıp gönderdiğimizi farz edelim yani buradan göndertelim. Peptid bağını yanına koyunca oluyor mu peki durup dururken? Yani amino asitlerin yanına peptid bağlarını serptiğimizde üstüne, oluyor mu böyle bir şey?
OKTAR BABUNA: Yeterli değil. Sol elli olması gerekiyor hepsinin, sağ elliler de var orada. Araya sağ elli bir tane girdi mi yine olmuyor.
ADNAN OKTAR: Hayır ayrıca üzerine peptid bağı serptin mi tutuyor mu anında?
OKTAR BABUNA: Herhangi bir ısıda peptid bağı yapmaya dirençliler. Ancak enzimler, robot moleküller olduğu zaman yapabiliyorlar.
ADNAN OKTAR: Değil mi?
OKTAR BABUNA: O da hücrede olabiliyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Peptid bağının nereden geldiğini onu bir geçeceğiz herhalde anladığım kadarıyla onların iddiasına göre. Peki diyelim ki bütün bunların sonunda bir tane proteini elde ettik, bir protein molekülünü elde ettik. Bir canlının oluşması için kaç tane protein gerekiyor?
OKTAR BABUNA: Binlerce. En küçük bakterilerde bile üç bin- dört bin tane protein var.
ADNAN OKTAR: Bir tane Amerika’da bir tane Rusya’da oluşsa böyle protein farz edelim ayrı ayrı yerlerde oluşsa bunlar da yine telefonlaşıp bir araya gelmeleri gerekiyor değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Mesela biri Rusya’dan gelecek, biri Çin’den gelecek değil mi proteinler. Bir araya gelecekler. Amino asitler bir arada zaten önce toplanıyorlar değil mi yani ekipler halinde toplanacaklar düğün yapıyor gibi onlar da toplanacaklar. Sonra hepsi bir araya geliyorlar efendim sonra bu protein tozu oluyor sonunda.
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Yine hücre olmaz.
OKTAR BABUNA: Olmaz.
ADNAN OKTAR: Ne olması gerekiyor canlanması için?
OKTAR BABUNA: Bir kere DNA’sının da olması gerekiyor. Hücrenin organalleri olacak, çok kontrollü, akıllı bir hücre zarı olacak ve canlılık olacak.
ADNAN OKTAR: Haaa o zaman yine bir işe yaramamış. Protein tozu oluyor sadece.
OKTAR BABUNA: Protein tozu oluyor.
ADNAN OKTAR: Darwinistler...
SUNUCU: Tamamen birbirine bağlı bir sistem söz konusu.
ADNAN OKTAR: Efendim?
SUNUCU: Birbirine bağlı bir sistem söz konusu. Hani biri olduğu takdirde diğerinin olması için de.
ADNAN OKTAR: Yani dünyayı nasıl böyle tıkır tıkır kandırdılar? Bu inanılır gibi değil, görsen sakalları göbeğine geliyor profesörlerin buna inanan profesörlerin böyle. Hayret. İnanılır gibi değil. Mesela Amerika’daki üniversiteler, İngiltere’deki üniversiteler, Fransa, Rusya ve gayet ciddi adamlar inanılır gibi değil.
SUNUCU: Arkalarına bilimi aldılar mı yani bunu ispatladıkları...
ADNAN OKTAR: Arkalarına almışlar, bilim arkalarında da, duruyor orada. Önlerinde bilim yok.
SUNUCU: İspatlama durumu da söz konusu değil, şu anda önümüzde fosilleri görüyoruz zaten. Bunlardan biraz bahsedebilir miyiz?
ADNAN OKTAR: Fosiller.... ama kurbağa getirmişsiniz. Kurbağayı çok seviyorsunuz herhalde. Dünden mi kaldı nedir bunlar?
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet dünden.
ADNAN OKTAR: Herhalde masa pek değişikliğe uğramamış. Şimdi bakın, biz 250 milyon fosil var diyoruz ama bu, milletimiz anlasın diye. Aslında 300 milyona yakın sayısı. Çünkü her gün bulunuyor her gün. Bizim evin bahçesinde bile, biz böyle biraz kazdığımız zaman kayaları filan, bir şeyler çıkıyor. Her yer fosil doludur yani dünyanın neresine giderseniz fosil doludur.
SUNUCU: Ben alabilir miyim? Sevgili seyircilerimize de göstermek istiyorum onlar da görsünler istiyorum. Masanın üzerinde bulunan bir fosilimiz var şu anda. Hocam ayrıca bir fosil daha var burada. Onu da göstereyim istiyorum. Böyle bir fosilimiz var.
ADNAN OKTAR: Kaç milyon yıllık bu?
OKTAR BABUNA: 30 milyon yıllık.
ADNAN OKTAR: 30 milyon yıldan beri kurbağa yakışıklılığını koruyor, değişmemiş.
SUNUCU: Birazcık bahsedelim bu fosillerden herhangi bir değişme herhangi bir şey söz konusu değil.
ADNAN OKTAR: Onların dediğine göre işte bunlar bir süre sonra Einstein oluyor değil mi? Efendim Mozart oldu yahut George Bush oldu. Artık neyse, evet. Şimdi onların şüphelenme sebebi şu oluyor, bakıyorlar gözleri var, ağzı da var, eli ayağı da var, haa diyorlar demek ki bu böyle gelişiyor. Halbuki insana benzediği oranda hayvan güzel oluyor. Yani mesela biz bir tavşanı alıyoruz, tatlı tatlı bakıyor, insan gibi bakıyor o yüzden çok hoşumuza gidiyor. Mesela köpek de öyle çok anlamlı baktığı için eli ayağı olduğu için gözü var kulağı var, o yüzden seviyoruz hoşumuza gidiyor. Şimdi köpeğin gözleri karnında olsaydı ya da sırtında olsaydı tedirgin olurdu insanlar biraz. Yani kulakları elinin üstünde olsa, değil mi, biraz değişik olurdu. İnsana benzediği için... işte evcil arkadaşlarımız, dostlarımız dediği o. Hatta köpekle biliyorsun ömür boyu onunla yaşıyor, tek dostum bu diyor köpek diyor, tabi bu da çok anormal insanları sevemeyipt de sadece köpek sevmek, kedi sevmek. Bazı tipler oluyor biliyorsunuz bütün ömrü on tane kediyle geçiyor. Fakat insanları sevmiyor ve hatta bütün malını mülkünü de kedilere bırakıyor. Güzel kedileri sevmesi de, çok çok sevilir, ben de çok seviyorum ama insan sevilir asıl, Allah’ın tecellisidir insanlar. İnsan da niye sevilir? Allah’ın ruhunu taşıdığı için, Allah’ın güzelliğini taşıdığı için, yansıttığı için Allah’ın bir tecellisidir. Çünkü insanda tutku yaşanır, mesela hayvanda tutku yaşayamazsın. İnsanda derinliği yaşayabilirsin hayvanda bu olmaz. Hayvan şirindir onda şefkati, merhameti, sevgiyi yaşayabilirsin ama tutkuyu ve derinliği yaşayamazsın. Tutkunun ve derinliğin yaşanması için Allah aşkı gerekir. Allah aşkı ve insanda tecelli gerekir. İnsanda tecelli yoksa onu insan yaşayamaz. Onun için sevgiyi insana sunmak esastır. En güzel, en doğru olan budur. Onun dışında hayvanlar da Allah’ın tecellisidir, bitkiler de Allah’ın tecellisidir ama tecelli kadar sevgi olur. Mesela bitkide ne kadar tecelli ediyorsa ona o aşkla, muhabbetle bakarız. İnsanda ne kadar tecelli ediyorsa... biz Peygamberimiz’i neden şiddetli seviyoruz? Allah onda çok fazla tecelli ettiği için çok seviyoruz. Mesela bazı insanı daha az severiz, niye daha az seviyoruz çünkü Allah onda daha az tecelli ediyor. Demek ki Allah’ın tecellisi ile orantılı olarak biz ona sevgi duyarız, muhabbet duyarız.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Onun için insanların şu an bir sevgi boşluğu var dünyada. Bütün dünyada. Ben bu yabancı kanalları seyrediyorum bütün bu mankenler, artistler şunlar bunlar. Hepsini ben yakından takip ederim, hayatlarına bakarım az veya çok. Hiçbirinin ama hiçbirinin gerçek sevgiyi yaşamadığını görüyorum. Mesela o kadınların gözündeki boşluk, o anlamsızlık. Mesela diyor ki çok mutlular karşı karşıya gelmişler, kadın cam gibi bakıyor. Öyle olur mu o zaman, öyle olsa? Ve en basit şeylerden kavga ediyorlar. En basit şeylerden ayrılmaya çalışıyorlar. Fakat en vahimi, evlenmeden önce yapılan anlaşma. Eğer diyor, boşanırsan diyor, bana şunları şunları şunları ödeyeceksin, şunları şunları yapacaksın diyor. Kardeşim boşandıktan sonra... eğer böyle bir ihtimal varsa, zaten boşanacağına hiç evlenmesen? İnsan sevdiğinden bir daha boşanır mı? Sonsuza kadar birlikte olmaya niyet etmişsin. O Allah’ın tecellisi. İnsan bırakır mı sevdiğini?
OKTAR BABUNA: İnşaAllah bırakmaz.
ADNAN OKTAR: Ancak -Allah vermesin- dinini, imanını terk eder yani çok büyük ahlaksızlık yapar ve kontrol edemiyorsundur bırakırsın yani başka çare kalmamıştır bırakırsın. Allah vermesin. Onun dışında insan eşini asla bırakamaz. Allah’ın tecellisi o. Bütün dünyaya Allah ceza verdi. Yani yüzde doksanına diyorum, bakın en az hatta yüzde doksan dokuzuna böyle bir ceza verdi Allah bu dünyada. İnsanlardan sevgiyi aldı Allah. Yani evlenenler hep mantık evliliği yapıyorlar. Tutkuya dayalı, aşka dayalı, Allah aşkına dayalı evlilik yapamıyorlar.
SUNUCU: Cezanın sebebi nedir?
ADNAN OKTAR: Allah’ı unuttular, Darwinizm’e girdiler, materyalizme girdiler. Kardeşim şimdi evlendiği kadını bir maymun türü olarak görüyor yani maymundan evrimleşmiş bir hayvan ve yok olup gidecek bir hayvan olarak görüyor. Başında biraz saç bulunan, tüy bulunan işte eli ayağı olan bir maymun gibi görüyor. O da onu karşısındakini maymun gibi görüyor. Yani daha gelişmiş, daha değişik bir maymun türü olarak görüyor. E iki maymun bir evde yaşıyor olarak düşünüyorlar. Yani nasıl mağaralarda maymunlar daha önce yaşıyorsa diyor biz de evde yaşıyoruz diyor biraz daha gelişmişiyiz diyor. Şimdi bu durumda aşk, tutku, derinlik olur mu? Yani mümkün mü? Kafası beyni boşalıyor adamın. Ve bakıyorum ben, aslan gibi delikanlı, çok mekanikler. Kızlara bakıyorum, bayanlara bakıyorum, çok mekanikler. Mesela mankenler, ben bakıyorum görüyorum. Yani gözlerinde en ufak bir derinlik pırıltısı bir tutku pırıltısı görülmüyor. Hadi evlenelim diyorlar, buyrun; nedir mesleğin diyor. Haa şu diyor, çok güzel diyor. Araban var mı diyor, var diyor. Birdenbire içinde bir aşk hissettiğini söylüyor ona karşı, tarif edilemeyecek bir aşk meydana geldiğini söylüyor. Malın gücü arttıkça aşkın derinliği de artıyor. Artık delice bir tutkuya dönüştü benimkisi artık diyor. Adam diyor ki, ya diyor ben diyor çok özür dilerim iflas ettim diyor. Üç gün sonra diyor ki, ya bir şey oldu diyor, ayrılsak mı acaba diyor. İşte böyle gelen böyle gider. Malla gelen malla gider. Etle gelen etle gider.
SUNUCU: Bunlar materyalizmin etkileri.
ADNAN OKTAR: Tabi ki. Tabi ki. Mesela tipine göre evleniyor. Başka tipi daha düzgün birini buluyor. Bitti. Parası için evleniyor daha zengin biri ona biraz göz kırpıyor, onu bırakıyor ona gidiyor. Mesleği için diyor, mesela adam bir mühendisse, baş mühendis oluyor daha gelişmişi oluyor, tamam ona gidiyor. Neye göre geliyorsa, ona göre de gidiyor. Onun için gerçek sevgi oluşamıyor, gerçek tutku oluşamıyor. Dünyaya Allah aslında büyük bir afat verdi, büyük bir bela verdi. Yani sevgi olmadan zaten dünyanın bir anlamı yok. O zaman sürünme kalıyor geriye daha. Yani yemek yiyecek, televizyon seyredecek, yatacak, kalkacak, banyoya girecek, yine yemek yiyecek, yine yatacak, yine kalkacak, banyoya gidecek, işine gidecek. İşyerleri adeta onun için bir hapishane gibi oluyor. Küçük bir beton yığını mesela büro denen yer, altı var üstü var sağı solu var beton. Önüne de bir bilgisayar koyuyorlar bir şey koyuyorlar. Sabahın sekizinden akşamın bilmem kaçına kadar tıkır tıkır tıkır çalışıyor. Sonra eve geliyor başka bir betonun içine daha giriyor, apartman dairesinin içine giriyor. Orada da yemeğini yiyor, bulaşığı yıkıyor, çamaşırı yıkıyor, adamla bir kavga ediyor kadın, sonra uyuyorlar, sabah oluyor yine yemeklerini yiyorlar yine o beton yığınının içine giriyor yine tıkır tıkır tıkır sayıyor. Bu otuz yıl falan devam ediyor. Sonra emekli oluyor. Emekli olduktan sonra da tek beton yığınının içine giriyor. Bu hayat mı bu? Yani bunun için mi geldik biz dünyaya? Bunun adına sürünme derler.
SUNUCU: Şu an bütün dünyada söz konusu olan durum bu ama..
ADNAN OKTAR: Yani sürünmenin diğer adıdır bu. Böyle hayat olmaz. Aşkla yaşanır, tutkuyla yaşanır yani delice tutkuyla. Ama öyle bir şey oldu mu şu kadarcık bir yer, delice bir tutku varsa yani şiddetli zevklidir, her şey zevkli olur. Mesela kurbağaya bakarsın canın gider böyle şefkat duyarsın hatta mesela karıncayı görürsün onu derin bir sevgiyle Allah’ın tecellisi olarak seyredersin. Çünkü o küçücük patileriyle gidiyor gidiyor gidiyor bir bakıyorsun kendini temizliyor kafasını gözünü temizliyor. Sen nereden öğrendin o küçücük canınla o temizlenmeyi? Ve vernikli gibi parlıyor pırıl pırıl. Patisinin ucunda şu kadarcık patisinin ucunda bütün vücudunun özellikleri ve ondan sonraki neslin bütün özellikleri kodlu. Amber içinde karınca var yüz milyon yıllık yahut yüz yirmi milyon yıllık, donmuş kalmış hayvan içinde aynısının tıpkısı hiç değişmemiş. Ama ona Allah aşkıyla bakarsak güzel olur. Yani işyeri Allah aşkıyla güzel olur. Mesela sokaklar.. mesela dolmuş kuyruklarında son derece anlamsız mat bir yüz. Dışarıya çıkıyorum, insanlarda gülme yani bir neşe ve sevinç olması lazım, insanlara Allah’ın tecellisi olarak aşkla muhabbetle insan yaklaşır. Mesela küçük çocukları görüyorum. Olağanüstü güzel. Mesela dün pazar günü, bir mağazaya gittim küçük bir çocuk, ismini vermeyeyim mağazanın, merdivenin birinci katına çıkmış, inanılmaz sevimli yani uzun süre baktım yani sevdim sevgi gösterdim, gitmek istemiyorum ama çok acayip olacak şimdi, gitmesem bir türlü, içime sinmedi yani o güzelliği bırakıp gitmek. Allah her yeri böyle güzelliklerle donatmış. Ama her zaman söylüyorum, bir kere insanlar birbirlerine güvenmiyorlar.
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Mesela korku çok yaygın. Böyle hayat olmaz yani sokağa çık kork, eve gel betonun içine gir.
SUNUCU: Birazcık da farkında değiliz galiba. Mucizeleri görmek için demiş olduğunuz gibi bir çocuğa, bir kurbağaya, çevremize doğru gözle bakmamız zaten yeterli olacak. O Allah’ın bize nasip edecek olduğu sevgiyi, tecelli edecek olduğu sevgiyi bulabilmek için. Sanırım farkında değil birçok insan değil mi?
ADNAN OKTAR: Hem farkında değil. Şimdi evrimle meydana gelmiş mahluk olarak görünce korkuyor zaten. Kurbağadan da korkar, yılandan da çekinir. Topraktan da çekiniyor her an magma çıkacak deprem olacak, yer altından magmalar çıkacak. Gökten korkuyor her an bir taş düşecek, her an bir yıldız ile çarpışacak diye. Hafta 8 gün 9 haber çıkar biliyorsunuz işte bilmem kaç numaralı meteor geçmek üzere aman dikkatli olun. Perşembe günü, çarpabilir de çarpmayabilir de.
SUNUCU: Peki bu korkuyla mı inanmak sevgi ile mi inanmak? İnsanların sanırım karıştırdığı nokta bu.
ADNAN OKTAR: Şimdi Allah korkusu aşkın diğer adıdır.
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Allah’tan korkmak aşktır yani. Ben derim mesela, cehenneme gitsem Allah Allah diye gezerim ben cehennemde. Aşkın diğer adıdır korkmak. Korkmak Allah’ı kırmamak. O’nu darıltmamak değil mi? O’nun beğenmeyeceği bir şeyi yapmaktan şiddetle kaçınmak. Değil mi? Azabından kaçınmak çünkü azabında sırf azap değil ki, mahçup olmuş oluyorsun sen. Allah’ı kırmış, darıltmış oluyorsun.
SUNUCU: Evet ama bu çok önemli. Kırmış ve darıltmış oluyoruz. Mahçup olmuş oluyoruz. Yani çekeceğimiz acıdan korkmaktan ziyade O’na karşı mahçup olmaktan çekinmek. Bunun fark edilmesi gerekiyor.
ADNAN OKTAR: Evet işte bunların tamamı. Çünkü acı çekmek zaten sürekli aşağılanmaktır. Aşağılanmak yani her an o yaptığın rezilliğin farkına varmandır. Yaptığın kötülüğün farkına varmandır her an.
SUNUCU: Vicdanla başbaşa kalmaktır.
ADNAN OKTAR: Acıdan daha kötüdür. Allah esirgesin yani daha da azap olarak yani daha şiddetli bir azap.
SUNUCU: Bu vicdan dediğimiz değil mi?
ADNAN OKTAR: Tabi. Yani o çekilen azap çok daha şiddetlidir.Yani Allah’a karşı yapılan kusurun verdiği azap çok şiddetlidir. Ben mesela Allah’a karşı bir hata yapsam böyle elim ayağım buz keser benim. Müthiş korkarım. Onun için yani mubahlardan da vazgeçiyorum ben bazen. Ben bir sözü mutlaka düzeltirim hata yaptığımda. Yani çok çok çekinirim Allah’tan. Allah’ı kırmaktan, darıltmaktan çekinirim. Ben çok seviyorum Allah’ı; benim aşkımın tutkumun kaynağı yani sebeb-i hayatım. Hayatın hiçbir anlamı yok ki aksi türlü.
SUNUCU: Evrende bu fark edilmiş olsaydı çok daha farklı bir düzen olurdu. Az önce bahsettiğiniz durumlar söz konusu olmazdı değil mi?
ADNAN OKTAR: İşte insanlık şimdi buna gidiyor. Yani Mehdi devrine, Mesih’in devrine gidiyor. Yani o pırasa gibi doğramalar, işte evanjeliklerin sözleri filan bunların hepsi yalan. Evanjelikler de 2 milyar 250 milyon insanı Hz. İsa katledecek diyorlar. Böyle bir şey yok.
SUNUCU: Evet biraz Mehdi’den bahsedelim. Şu dünyanın gelmiş olduğu duruma karşı belli belirtiler var, bahsettiğiniz durumlar, bunlardan biraz bahsedelim.
ADNAN OKTAR: Onu anlatayım. Ama demin daha kötü derken, azap açısından insan için daha büyük suç yani Allah’ı darıltmak. O yanlış anlaşılmasın o yüzden söylüyorum.
Mehdi insanlık için çok büyük bir rahmet ve güzellik. Allah’ın insanlara acıması sonucu rahmetinin bir tecellisi olarak bir insanı vesile ediyor. Yani Mehdi müstakil güce sahip değil. Mehdi herhangi bir insan aslında. Allah O’nu vesile ediyor. Yani kullanıyor yani Cenab-ı Allah. Vesile ediyor.
SUNUCU : Peki şöyle söyleyebilir miyiz? Sevgili seyircilerimizin daha net anlayabilmesi adına Mehdi, peygamber vasıflarında diyebilir miyiz?
ADNAN OKTAR: İşin doğrusu peygamberi andırıyor. Yani peygamberi andırıyor çünkü geniş kitlelerin hidayetine vesile olması yönüyle andırıyor. Etkileme gücü açısından andırıyor. Ama tabi peygamber değil, velidir. Velidir yani hateme velidir. Gelmiş geçmiş en büyük velidir. Hz. Adem’den kıyamete kadar gelmiş geçmiş en büyük velidir. Ve evliyadır yani inşaAllah. Ama kendini bilmez tabi.
SUNUCU: Çok özür diliyorum lafınızı kesicem, özür dileyerek affınıza sığınarak soruyorum. Sevgili seyircilerimiz de bilmiyor olabilir; Mehdi yanında bir Kitap veya sonuçta Peygamber Efendimiz (sav)’e bir Kitap indirildi. Mehdi’nin yanında ona indirilmiş bir Kitap bilmediğimiz için öğrenmek adına soruyorum. Böyle bir şey söz konusu mu?
ADNAN OKTAR: Yok, peygamber Kitap getiren. Peygamberimiz hateme Resül’dür ve hateme Nebi’dir. Hatem çekmiştir artık böyle mühürlenmiştir. Kapanmıştır. Artık başka Kitap gelmiyor. Başka Kitap yok. Ayrıca Mehdi peygamber değil.Yani velidir. Tabi olandır. Kuran’a tabi olacaktır. Ama Resullah döneminin nurunu, ışığını aşağı yukarı bir benzerini hatta bazı yönlerde de aynısını tahakkuk ettirecektir inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Dünyayı Allah böyle güzel sonuçlandırmak için bunu yapıyor. Yoksa dünya görevini yaptı. Bakın dünyaya hakikaten dikkat edin köhnedir dünya, yani çürümüştür dünya, bakın sokaklarına anlarsınız. Yani piri fanidir, dökülüyor dünya yani artık öyle diyeyim, dökülüyor. Mehdi vesilesi ile son defa bir parlaklık ve ışık gelecektir. Ve Mesih İsa vesilesi ile. Çünkü insanlar bakın 2 bin küsur yıl sonra bir peygamber görecekler. Yani insanlar çünkü hep nasıl oluyor acaba peygamber diyorlardı değil mi? Modern çağda bu olur mu diyorlardı. Her çağda da öyle demişlerdir aslında. Hz. Yusuf’tan önce de başka peygamber gelmez diyorlardı.Yani artık çağ değişti onlar eskidenmiş öyle diyorlardı ama geldi peygamber. Ondan sonra Hz. Muhammed de geldi değil mi, Hz. İsa da geldi. Geliyor peygamberler. Son olarak da Mesih’in gelişi var. Ki güzeller güzeli. Göreceksiniz. Adeta böyle insanların hipnotize olacağı bir varlık adeta diyorum. Olağanüstü güzel bir insan. Işık saçar adeta yüzü böyle. Öyle muhterem ve mübarek bir insan. Bu hristiyanların perişanlığını da Allah acıdığı için onları da bu beladan kurtarmak için gönderiyor.
SUNUCU: Onu soracaktım. İslam alemi Mehdi ve Mesih biz ikisine de inanmak durumundayız. Peki Hıristiyan alemi Mehdi’ye inanıyor mu?
ADNAN OKTAR: Mehdi’ye sempati duyacaklar. Sevgi duyacaklar. Şunu diyor Said Nursi Hazretleri diyor ki bütün hristiyan alemi diyor, tam müslüman olma istidadında iken diyor. Demek ki Mehdi olağanüstü faaliyet yapacak. Bak tam müslüman olma istidadında iken, cismi beşerisi ile beşeri cismi ile semavatta bulunan İsa as’ın nuzulü, inişi kati olmakla beraber kesindir diyor inişi diyor, yani bedenen inişi. Ama bir kısım kardeşlerimiz akıllarına bunu sığdıramadıkları için bazı Nur talebeleri de var bunun içinde, şahsı manevi olarak inecektir şahıs olarak inmeyecek diyor. Kardeşim cismi beşeri ne demek? Allah`tan korkun. Yani inanamıyorsan inanamıyorsun olabilir yani inanamıyorum diyebilir bir insan. Niye inkâr ediyorsun? Cismi beşerisi, beşeri cismiyle. Cisim ne demek?
OKTAR BABUNA: Bedeniyle.
ADNAN OKTAR: Evet cismi beşerisi. Beşeri yani insan olarak semavatta bulunan diyor Hz. İsa`nın nüzulü inişi kati olmakla beraber diyor. Burada nerde şahsı manevi var? İnanmıyorsan inanmıyorum diyebilirsin ve yani kimse de sana bir şey demez, saygı duyar.
SUNUCU: Cismi beşeri demiş olduğumuz durumda bir kişiden bahsediyoruz.
ADNAN OKTAR: Tabiî ki açık yani öbür şeyde de alenen diyor hep şahsı İsa A.S. bizzat kendi ve talebeleri diyor, talebeleri de var diyor. Ne gerek inkara? Mehdide de şahsi manevi deyip kenara çekiliyorlar. Şahsı manevi değil; yani Mehdi`nin kaşından gözünden, boyundan posundan bahsediyor Peygamberimiz (S.A.V) ve “O acip şahıs” diyor “benden sonra gelecek o acip şahıs” diyor, onun gibi hiçbir cihette olamam diyor Said Nursi Hazretleri.
SUNUCU: Şu an ayetler var mıdır acaba? Mehdi’nin Peygamber Efendimiz’in bahsetmiş olduğu özelliklerini…
ADNAN OKTAR: Hadis demek istiyorsun.
SUNUCU: Çok özür diliyorum hadisler var mıdır?
ADNAN OKTAR: Hadis var evet. Oktarım senin Dabbetül Arzına bak bakalım. …Var burada mesela okuyayım. Mehdi Rum`dan Türklerden ayrılmayacaktır. Yani Rum diyor, çünkü eskiden Türkiye’ye Diyar-ı Rum deniyordu. Onun, Hz. Mehdi`nin hatırına depremleri durdururum diyor Cenab-ı Allah.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Gaybetül Numani sayfa 70. “Onun Hz. Mehdi`nin çıkışını bir heves, bir söylenti sanacaklar. Oysa Hz. Mehdi bir gerçek olacak” diyor.
SUNUCU: Az önce bahsettiğiniz gibi.
ADNAN OKTAR: Evet, Biharul Envar, 909. İmamı Ebu Abdullah A.S şöyle arzetti: Emir yani Kaim Mehdi -isimleri çoktur Kaim, El Kaim Mehdi- çok uzadı öyle ki kalplerimiz daraldı ve derin hüzünden dolayı ölüyoruz. Buyurdu ki: bu zuhur, daha ümitsiz ve hüznün daha çok olduğu bir zamanda vuku bulacaktır. Artık diyor onlar çıksın perişan olduk diyorlar. Peygamberimiz (sav) diyor ki: bu zuhur diyor, daha ümitsiz ve hüznün daha çok olduğu bir zamanda vuku bulacaktır.
Mehdi, Müslümanların en perişan oldukları işte bu ahir zamanda, hicri 1400’dedir zuhuru. Said Nursi Hazretleri diyor: 1400 sene sonra zuhur edecek bir hakikati asırlarında karib zannetmişler diyor. Sahabeler bile beklemişler. Mehdi’nin çıkışını. 1400 sene. Ama Peygamber Efendimiz (sav)... bu hesabın tam doğru yapılması için 8 ayrı hadis var. Tam açıklama. Diyor ki Peygamberimiz: Kâinatın ömrü 7000 senedir. Bunun 6000’i geçmiştir. diyor. Defaatle söylüyor bunu, bir hesap yapılsın diye bir başka rivayette de diyor ki: 5600 yılı geçmiştir diyor. 7000’den 5600’ü çıkarttığımızda ne olur?
SUNUCU: 1400.
ADNAN OKTAR: 1400. Cübbeli diyor ki bununla hesap yapılmaz, diyor. Kardeşim rakam veriyor Peygamber, sen hesap yapasın diye. Yani nasıl hesap yapılmaz? Bakın 7000 ve 5600 rakamlarını vermiş, iki tane rakam verilmiş. Hesap yapılması için değil midir bu?
OKTAR BABUNA: Evet onun için.
ADNAN OKTAR: Çıkarttığında 1400 kalır. Ve diyor sonunda kıyamet kopacak bu tarihin sonunda diyor Peygamber.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Buradan anlıyoruz ki Mehdi hicri 1400’de çıkacak, 1500’e kadar bir vakit var. 1500 ile 1600 arasında kıyamet kopuyor.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani 1500’den sonra ümmetin icabet ömrü bitiyor, yok. Çünkü 1400`e kadar diyor zaten Peygamberimiz (sav), küsurat olarak 1500’e kadar devam ediyor. 1500’den sonra artık küsurat kalmıyor. Artık kıyamet bekleniyor. 1545 yılında diyor Said Nursi Hz.leri kıyamet kopacak diyor. Bakın, her dediği doğru çıkıyor Said Nursi`nin. Ona güvensinler.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah
ADNAN OKTAR: Bir insan bir kere hata yapar değil mi yani insan haliyle tahlil olarak bir kere. Tek bir kere hata yapmamıştır yaptığı tahlillerde. Verdiği bütün tarihler doğru çıkmıştır.
OKTAR BABUNA: Evet inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hepsi.
SUNUCU: Said-i Nursi.
ADNAN OKTAR: Said Nursi Hz. leri evet. Çok muhterem ve mübarek bir insandır. Ben sevgim açısından söylemiyorum yani ben İmam-ı Rabbani’yi de canım gibi severim İmam-ı Gazali’yi de canım gibi severim. Hz. Adem’den bu yana bizim elimize aldığımız kitaplarda bilgiler, gördüğüm kadarıyla Bediüzzaman en büyük müceddid ve müçtehittir.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bakın. Bu insan diyor ki hiçbir cihette diyor Hz. Mehdi gibi olamam diyor o ahir zamanın acip şahsı gibi olamam ben diyor. Mehdi garip hakikaten.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mesela koskoca dünyaya diz çöktürecek.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tek başına, küçük bir arkadaş grubuyla. Mehdi`nin en büyük hedefinin birinci hedefinin ne olacağını Said Nursi açıklıyor. O diyor maddiyyun tabiyyun taununun yani darwinizmin, materyalizmin beşer içinde intişar etmesiyle, beşer, insanlık içinde gelişmesiyle, her şeyden evvel diyor, bakın her şeyden evvel, her konuyu durduracak diyor. Yani her şeyden evvel derken birinci vazife, en önemli konu olarak vazife olarak yoksa tabi namazında niyazında her şeyini yapacak. Felsefeyi yani darwinizmi, materyalizmi tam susturmaktır diyor birinci görevi ve ehl-i imanın imanını kurtarmaktır diyor.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah. İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Biz de Mehdi öncüsü olarak bunu yapıyoruz şu an. Bu görevi yapıyoruz. Amerika’da, Rusya’da, Çin`de, Çin bile bak komünist Çin en zor şartlarda bile biz orada darwinizme karşı mücadele veriyoruz.
SUNUCU: Uluslararası platformda da bununla ilgili çalışmalarınız var. Biraz onlardan bahsedebilir miyiz? Çin`de olduğundan bahsettiniz.
ADNAN OKTAR: Çin`de, Rusya`da, Amerika`da. Amerika`da şu an üniversiteler, İngiltere`de üniversiteler, Fransa`da üniversiteler darwinizm konusunda yerle bir oldular. Yani obüs mermisi gibi böyle bir duvardan girdi bir duvardan çıktı. Bakın şu Yaratılış Atlası var ya önünüzde görüyorsunuz, bu kitap bir üniversiteye geldiğinde, o üniversitenin ikinci bir konuşacak durumu olamaz. Yani bunun on sayfası bile darwinizmi bitirir on sayfası, değil tamamı herhangi bir on sayfası.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Sen pehlivan gibi adamsın getir şunu bakalım.
SUNUCU: Biraz bundan bahsedelim Hocam, biraz da arkasındaki çeviriden bahsedelim.
ADNAN OKTAR: Ya Allah Bismillah. Aslan hocam. Bakın herhangi bir sayfasını açıyorum. Bakın bir darwinist arkadaşımız karşımıza gelsin.
OKTAR BABUNA: Çekirge.
ADNAN OKTAR: Evet. Bir ismi var, yirmi beş milyon yıllık. Bak keratanın tatlılığına bak gözler pırıl pırıl görüyor musun? Yakın zoom yapabiliyor musunuz? Çekirge yirmi beş milyon yıldan beri, eğer bunların demesine göre bunlar bir zıpladığında şu an Taksim’e kadar zıplaması gerekiyordu. Tabi yani, eğer... değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Aynı zamanda da bizle sohbet etmesi gerekiyordu.
SUNUCU: Eğer evrim geçirmiş olsalardı.
ADNAN OKTAR: Evet. Bu da başka bir sinek cinsi. 25 milyon yıldan beri aynı. Efendim bu da, ne bu?
CİHAT GÜNDOĞDU: Pardon, bu eşek arısı olacak.
ADNAN OKTAR: Bana niye bunun Almancasını verdin? Bizde Almanca ne gezer.
OKTAR BABUNA: Estağfirullah.
ADNAN OKTAR: Türkçesi yok mu bunun?
SUNUCU: Dilden ziyade içerik olarak ama.
ADNAN OKTAR: Efendim?
SUNUCU: İçerik olarak ikisinde de fosiller var.
ADNAN OKTAR: Evet. İşin doğrusu tabi ben espri olarak söylüyorum, yani Almanca değil, isterse Sanskritçe olsun fark etmez. Bu kitabı alıp okuyanın, resimlerine bakanın olayı biter. Sırf resimler konuyu bitiriyor zaten, başka bir şeye gerek yok. Yani hiçbir şey okumalarına gerek yok. Yoksa burada da çok detaylı anlatıyoruz mesela, ilmi olarak çok detaylı anlatımlar var. Ama bakın açın herhangi bir sayfayı açıyorum buyrun, nedir; vatos. 95 milyon yıl. Herkes bilir vatosu. Bakın en ince çizgilerine kadar, detaylarına kadar tıpatıp aynısı, hiçbir değişiklik yok. Vatos şimdi onlara göre uçan daire gibi olacaktı hem de bizle konuşacaktı değil mi?
SUNUCU: Çok farklı bir hale gelmiş olması gerekiyordu, evrim geçirecekti.
ADNAN OKTAR: Kim bilir neler olacaktı onların demesine göre.
CİHAT GÜNDOĞDU: Yeni özellikler kazanmış olması gerekiyordu.
ADNAN OKTAR: Kardeşim 95 milyon yıl dile kolay. En ufak bir kıpırtı olur, hiçbir şey olmamış.
OKTAR BABUNA: Hiçbir şey yok. Evet.
ADNAN OKTAR: Mantis ıstakozu, bakın kereta aynısıyla duruyor hakikaten. Şu anda da zaten bir harikadır bu renkleriyle, güzelliğiyle. Bakın hiçbir değişiklik yok. 95 milyon yıldan beri aynı. Yani en cahil okuma yazma bilmeyen adamlara tavsiye ederim ben, okuma yazma bilmene gerek yok. Bu Atlası okuyan bir insanın okudum demesine gerek yok, sadece gözleri görsün yeter. Hatta isterlerse hiç yazı koymadan da koyabiliriz. On sayfasına bakan için yeterli, başka bir şeye gerek yok. Sabun ağacı yaprağı, zaten onlar biliyorsunuz bu ot ağaç olaylarına hiç girmiyorlar darwinistler, çünkü orada hiç konuşacak durumları da yok, hiçbir değişiklik yok.
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: 95 milyon yıldan beri bak aynısı, sabun ağacı yaprağı, şimdi bu sabun ağacı, şu an Hilton Otelinde yemek yiyor olması gerekiyordu onların dediğine göre yani değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Sabun ağacı. Bir tanesi çıktı ya, İbni Miskeveyh’ten falan bahsetti.
OKTAR BABUNA: Hurmadan.
ADNAN OKTAR: Hurma dalından geliştik biz diye, tabi tabi, hurmadan geliştik diyor. Atamız hurma dedi, bir de öyle bir hoca da çıktı bunu söyledi, İbni Miskeveyh bunu söylüyor dedi. Halbuki Miskeveyh dedikleri adam, klasik psikopat.
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Ve ne diyeyim... çakal.
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Niçin çakal? Çünkü Türk milletini kendi ahmak kafasıyla güya aşağılıyor.
SUNUCU: Menşei neresidir?
ADNAN OKTAR: Miskeveyh?
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR: İranlı eski bir felsefeci, sonra Müslüman olmuş, tamam MaşaAllah. E peki ahlaksız, Türk Milleti’nden ne istiyorsun? Ne yaptı onlar sana? Tarlalarda haşa hayvan gibi çalıştırılmaları gerekir, diyor Türk Milleti’nin. Başka da bir işe yaramaz onlar, diyor. Yani bu evrim olayını anlatıyor, evrim geçirdiler diyor. Ona hiçbir şey olmamış hazrete, yani o insanmış da, Türkler ve zenciler bunlar tarlalarda çalışması gereken vahşi hayvan türüdür onlar diyor. Yani gelişmemişlerdir onlar diyor. Haşa.
ADNAN OKTAR: Bak, 3 kıtaya nam salmış şefkati, merhameti, sevgisiyle değil mi, bütün dünyanın beğenisini kazanmış. Ki dünyanın en zeki milletlerinden bir tanesidir Türk Milleti.
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Zeki bir millettir, bunu Atatürk söylüyor.
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: O millete bak layık gördüğü söze bakın, milletimize layık gördüğü söze bakın. Bir de Hoca da çıkmış adamı övüyor.
OKTAR BABUNA: Övüyor onu evet.
ADNAN OKTAR: Diyor ki, buna diyor dindarlar bir şey diyemezler diyor çünkü bu kendilerinden diyor, hadi sıkıyorsa buna da söylesinler diyor. Ben dedim ki.. bu teoriyi kırdım ben. Çünkü bir teori attı, diyemezler dedi. Ben de diyorum ki; onu diyen adam aşağılık bir köpektir o Miskeveyh denen adam.
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Mesela, eğer istiyorsa daha da kapsamlı şeyler de söyleyebilirim. İstiyorsa bilmiyorum söylesin, nezaketiyle. Evet. Darwin zaten direkt öldürülmelerini söylüyor biliyorsunuz.
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet.
ADNAN OKTAR: Daha önce diyor Avrupalı ırklarla savaşlarını hatırlıyorsunuz Türklerin diyor, neydi o zamanlar diyor. Şimdi durum nasıl değişti diyor. Yakın bir gelecekte diyor bütün Türklerin diyor yok edileceğini düşünüyorum diyor.
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Yok etmek. Buhar yapacak adam. Onun için bu çalışmalar yapılıyordu işte Türk Milleti’ne. İşte iddia edilen Ergenekon örgütünü görevlendirmelerinin nedeni de bu. Masonik bir örgütlenme tabi, adamların bayrakları mason amblemleriyle dolu. Ve darwinist bir örgüttür. İddia edilen Ergenekon örgütünün dini darwinizmdir, koyu darwinisttirler alayı.
SUNUCU: Hocam din dedik, darwinizmi bir din olarak kabul ediyorlar öyleyse?
ADNAN OKTAR: Bir Pagan dini zaten, putperest bir din. Sapkın bir din.
SUNUCU: Bu şekilde yaklaşıyorlar değil mi?
ADNAN OKTAR: Onlar öyle yaklaşmıyor ama yaklaşmasa da öyle. Çünkü atomların ilah olduğuna inanıyor onlar, atomları ilahlaştırmış. Çünkü diyor ki atom duruyordu diyor karbon atomu, işte bilmem başka atomla, hadi arkadaş birleşelim dediler diyor. Biraraya geliyorlar, biliyorsunuz bu silsileyi az önce anlattık, proteinlerin meydana gelmesi, amino asitlerin meydana gelmesi. Bunlar normalde mümkün değil, atom durduk yere niye gidip amino asit meydana getirsin, bir araya gelsin? Amino asitler niye biraraya gelip protein yapsın? Araya niye peptid bağları koysunlar? Sonra en fazla protein tozu olur dediğim tarzda, başka da bir şey olmaz. Canlanmış bu hücre olmuş.
SUNUCU: Ve buna tesadüf denilemez.
ADNAN OKTAR: Yani tesadüf diyorlar artık, denilmez ama diyorlar.
OKTAR BABUNA: Diyorlar evet.
ADNAN OKTAR: Biz de açıklayacağız, anlatacağız. Yani bazen insanın öyle çocuğu oluyor biliyorsun, ilgilenmesi gerekiyor mecburen, biz de ilgileniyorız. Yani anlamıyor ne diyelim? Mesela bakın işçi karınca, 45 milyon yıllık, buyrun aynısı amber içinde kalmış. Bakın Allah’ın sanatına bakın ki, ağaç reçineleri var ya ağaçlardan akıyor böyle, karınca da orada geziniyor ya, reçine geliyor, hayvanı içine alıyor, kaplıyor. Hayvan boğuluyor tabi reçinenin içerisinde. Ama reçine antiseptik bir madde, bir süre sonra o taş kesiliyor, yani taşlaşıyor. Bunlar çeşitli madenlerde işte toprak altı kazıldığında bulunabiliyor. Mesela 4 ton, 3 ton amber bulunuyorsa içinden 3 tane, 4 tane fosil çıkıyor. Çok az çıkar bu tarzda, onun için çok değerlidir bu amberler. Güzel yanı, taşlaştığında bu 3 boyutlu yapısı o kadar görünmüyor, yani görünüyor da kısmen görünüyor. Ama bunda neredeyse eti kemiği hepsi kalmış hayvanın. Yani bozulmuyor.
SUNUCU: Adete mumyalanmış gibi.
ADNAN OKTAR: Mumyalanmış gibi oluyor evet, o yüzden çok değerli. Detaylar çok fazla görülebiliyor, 3 boyutlu fotoğraf çekilebiliyor. Mesela burada bak görüyorsunuz, 3 boyutlu fotoğrafı çekilebiliyor her yönden çekilebiliyor ve çok da net oluyor. Mesela Dan sineği 45 milyon yıllık. Hiç değişmemiş. Mesela güve sineği, 45 milyon yıllık, bakın bu güve sineği aynısı. Asalak yaban arısı, bakın çok süslü bir şey. Aynısı. Şimdi burada en cahil insan, okuma yazma bilmeyen arkadaşlarımızı getirsinler. Buna baktı mı konu biter. Bakın işi inada bindirdim, yani imani bir inat tabi bu.
OKTAR BABUNA: Estağfirullah.
ADNAN OKTAR: (Yaratılış Atlası’nı) 24 cilde çıkartıyorum. Çünkü elimde şu an 70.000’in üzerinde fotoğraf var, 70.000’in üzerinde değişmemiş fosil fotoğrafı var, ne yapayım ben bunları tabi kullanacağm, atayım mı?
OKTAR BABUNA: Estağfirullah.
ADNAN OKTAR: 70 binin üzerinde, bakın aynı bu şekilde hiç değişmemiş hayvanlara ait fotoğraf. Ben de diyorum ki Darwinistlere kardeşim diyorum, arkadaş, canım ciğerim ne diyeyim artık, vatandaşımız bana bir tanecik fosil getirin. Gel bakalım kereta sen de. Bak buna da mesela evrimle diyorlar. Darwinistlere şu kelebeğin kanatlarını versek kafalarını bir o duvara vururlar bir bu duvara vururlar. Hayır, takın isterseniz kanat takın onlara, verin eline imkan, aynı güçte olsun. Yani buradan dışarıya kadar çıkabilsinler ...Her yere bindirirler. Çıkamaz bir mucizeyle yaşıyorlar hepsi. Arı da öyle. Mesela hayvan saniyede 500 kere yahut 1000 kere kanat çırpıyor. Bir insan ne olur? 1000 kere kanat çırpabilseniz uçabilir misiniz?
OKTAR BABUNA: Uçamaz.
ADNAN OKTAR: Feci şekilde savrulur mümkün mü bunun kontrolü? Bir sivrisinekle bir insan baş edemiyor. Hayvanın yanına gidiyorsun adeta böyle espri yapıyor. Yanına gidince hemen kaçıyor. Sen geldiğinde geri geri, o geri geliyor. Biliyorsunuz yakalamak için ne kadar uğraşıyorlar sineği. Hatta o özel şeyler var onları yakalamak için. Hayvanı yakalayamıyorlar. Neyse o bir şey adını..
OKTAR BABUNA: Avlamak için kullanılan...
ADNAN OKTAR: Neyse önemli değil. Yakalayamıyor bak. Hayvanın zekasıyla insan zekası karşılaştırıldığında onun refleksi ve gücü insandan daha güçlü oluyor, sivrisineğin.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Biliyorsunuz onun sudan çıkması bir harikadır, yumurtadan, efendim tabi bir olaydır. Gelir mesela cildin... önce kerata gelip konuyor bakıyor semiz birisi, kanını emecek şimdi şamata yapmasın diyor, bu bağırıp çağırır diyor önce bir uyuşturuyor. Bakın uyanıklığa bakın. Çünkü eğer direkt iğneyi batırırsa şap diye sopayı yiyecek. Adam kendini koruyacak. Yaygara yapmasın, karşıdaki savunmaya geçmesin diye önce bir uyuşturuyor, uyuşturucu madde imal ediyor adam bir defa. Bu çok büyük bir mucizedir. Allah ona uyuşturucu yapma özelliği vermiş ve lokal anestezi meydana getiriyor. Doktorların yanında bilmiyorum böyle bir üslup şey yaptım ama.
CİHAT GÜNDOĞDU: Estağfirullah.
OKTAR BABUNA:: Biz de sizin kitaplarınızdan anlatıyoruz hepsini.
ADNAN OKTAR: Evet inşaAllah. O kitapları da yazan Cenabı Allah. Bizleri vesile ediyor. Bilgiyi Allah vermese biz nereden yazacağız? Vesile ediyor bizi.
OKTAR BABUNA: Allah razı olsun.
SUNUCU: 300’den fazla kitap söz konusu.
ADNAN OKTAR: EvvelAllah. 60 yabancı dil.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah. Yüzlerce internet sitesi.
ADNAN OKTAR: Evet evet. Oktarım benim kaldığım yerden devam et sen bakalım.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah. Lokal anestezi yapıyor ki lokal anestezi de insanlık bunu 20. yüzyılda bilemediniz 19. yüzyılın sonlarında keşfettiği bir şey, milyonlarca yıldır yapıyor bunu. Kan pıhtılaşmasın diye ayrıca heparin diye çok özel bir madde var, molekül var onu kullanıyor.
SUNUCU: Çok zeki davranıyor.
OKTAR BABUNA: Muazzam zeki.
ADNAN OKTAR: Şimdi acayipliğe bakın kanın donacağını sen nereden biliyorsun? İğne batırdığında o şahsın reaksiyon göstereceğini nereden biliyorsun? Yani uyuşturuyor önce sonra heparin zerk ediyor, kanı sulandırıyor kanın donmaması için. Sonra bir güzel emiyor. Göbiş doldu mu ondan sonra pır kaçıyor. Sonra kaşıntıdan anlaşılıyor değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet kaşıntıdan anlaşılıyor.
ADNAN OKTAR: O kaşıntı neden oluyor sonra?
OKTAR BABUNA: Ona karşı meydana getirilmiş bir reaksiyon oluyor. Ondan dolayı o şeyi hissediyoruz biz. Yani sokarken hissedilmiyor o çok önemli, hissedilse..
SUNUCU: Lokal anestezi söz konusu, daha sonra da cildimiz tepki gösteriyor...
OKTAR BABUNA: Tabi Adnan Bey’in anlattığı gibi hemen öldürürdük ama, sokarken hissedilmiyor işte o yaptığı lokal anestezi ile.
ADNAN OKTAR: Bakın heparin apayrı bir şey. Yani çok zor, o özel olarak elde ediliyor laboratuvarlarda değil mi?
CİHAT GÜNDOĞDU: Son elli yılda keşfedilen bir şey.
ADNAN OKTAR: Son elli yılda keşfedilmiş, daha yeni keşfedilmiş. Hayvan onu biliyor. Allah onu ona vermiş o özelliği. Bunu alıyor gidiyor ama yani hayvanda harikaların haddi hesabı yok. Bir de temizliğine de düşkün kerata. Orasını burasını kafayı gözü sürekli 24 saat temizliyor. O suyun altından çıkışı da bir harika değil mi onun? O nasıl o? Biraz anlat.
CİHAT GÜNDOĞDU: Yumurtasını suyun içinde dişi, anne bırakıyor ve bir sal şeklinde yumurtalarını koyuyor batmayacak şekilde, tıpkı bir sal şeklinde hepsini birleştiriyor. Yumurtalar daha sonra bir yetişme dönemleri var içinde geliştikleri. O sırada bir kamış şeklinde yukarıdan yukarıdan hava alıyor yumurtanın içinde gelişmekte olan larva. Larva daha sonra pupa devresine dönüşüyor yine aynı şekilde hava alma şekline şnorkel şeklinde hava alıyor. Tam yumurtadan çıkmaya çok yakın bir süre kala yavaş bir şekilde üst kesmini kesmeye başlıyor baş kısmındaki kesicilerle. Önce ön ayaklarını koyuyor suyun üzerine, sonra yukarıya doğru çıkıyor ama bu arada bakıyorsunuz ön ayaklarının altında özel bir suya batmasını engelleyen suyu itici özel bir salgıyla kaplanmış olduğunu farke diyorsunuz. Buna böyle bir hazırlık olduğu anlaşılmış oluyor bilimsel olarak bu fark edilmiş. Yani bütün bu dış ortamı hazır bir halde suyun üstüne çıktığını görüyoruz sivrisineğin. Daha sonra, bütün ayakları ile suyun üstüne konduktan hemen sonra kanatlarını tabi açarak uçmaya başlayıp çevreyi dolaşmaya başlıyor rahat bir şekilde.
ADNAN OKTAR: Alttan o şnorkel dediğin nedir o alttan?
CİHAT GÜNDOĞDU: Bir hava borusu, yani tıpkı bugün dalgıçların suyun altında yukarıdan nefes aldıkları gibi.
ADNAN OKTAR: Ama hazret suyun altında.
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet. Suyun altında hava alıyor.
SUNUCU: Kendi içinde olduğu ortamı tamamiyle oluşturuyor sonra da suyun üstüne çıkıp uçmaya başlıyor.
ADNAN OKTAR: Kapağını neyle kesiyor dedin?
CİHAT GÜNDOĞDU: Kafasında keskin bıçaklar var onlarla kesip açıyor.
ADNAN OKTAR: Paket gibi açıyor, çıkıyor patileri batmayı engelleyen bir maddeyle kaplı.
CİHAT GÜNDOĞDU: Önce ön ayaklarını koyuyor, ayakları tamamen o itici sıvıyla kaplı. Suyu itici bir şekilde suyun üzerinde durabiliyor batmadan.
SUNUCU: Bu güzel sohbete kısa bir ara vereceğiz. Reklam arası sayın seyirciler. Reklam arasından sonra biz buradayız, bizden ayrılmayın.
SUNUCU: Sevgili seyirciler, kısa bir reklam arasından sonra programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Hocam sohbetimizde sivrisinekten bahsetmiştik, kendini suyun içinden yüzeye çıkarmak için kendisi için hazırlamış olduğu ortamdan bahsetmiştik. Belli bir eğer bir evrim geçirmiş olsaydı şu an çok daha farklı bir yaratık olacaktı değil mi?
ADNAN OKTAR: Hayvan suyun altında boğulur bir kere. Bak hocam anlatıyor, diyorsun bir boru var dışarıdan hava almak için.
CİHAT GÜNDOĞDU: O borunun etrafındaki hücrelerde yine suyu itmek üzere özel bir sıvıyla kaplanmış özellikle ki içine su dökülmesin. O borunun içinden hayvan nefes aldığı boru sonuçta şnorkel şeklinde. İçine su sızmasın diye özel bir itici sıvı ile kaplı. O detay bile çok hassas bir yaradılışa işaret ediyor.
ADNAN OKTAR: Bunların hepsinin bütün aynı anda yaratılması gerekiyor ki hayvan yaşayabilsin.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Uçması zaten apayrı bir şey.
ADNAN OKTAR: Kan emmek için. Normalde kanı emmiş olsa hayvan direkt, kan pıhtılaşacak bütün değil mi borusu filan da tıkanacak, kan emdiği boru da tıkanacak. Ölür dolayısıyla.
CİHAT GÜNDOĞDU: Hepsinin bir arada yaratılması lazım.
ADNAN OKTAR: Evet hepsinin bir arada olması gerekiyor.
SUNUCU: Hocam size yöneltmek istediğim, sevgili seyircilerimizden gelen sorular var. Aykut Kara’nın size sormuş olduğu sorular var. Biz programımızın birinci bölümünde Mehdi’den bahsettik sizlerle beraber. Son olarak Aykut Kara “Mehdi (as) hayatında hiç günah işlemez mi?”
ADNAN OKTAR: Mehdi ahkamda masumdur. Günah işlememek sadece peygamberlere mahsustur. Dolayısıyla tabiki Mehdi ahkamda masum olduğuna göre günah işleyebilir bir insan olduğunu görüyoruz. Peygamberler ismet sahibidir. Hiçbir şekilde onlar günaha girmezler, günah işlemezler. Allah özel olarak korur. Ama o velidir. Hateme velidir. İnşaAllah.
SUNUCU: Aykut Kara eğer bizi takip ediyorsa ki inanıyorum izliyordu bu sorusuna cevap verdiğiniz için teşekkür ediyorum. Ayrıca kendisi size selam yollamış, onu da iletmek boyunumun borcu. Onu da iletmek istiyorum.
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU: Sorularla devam edelim.
ADNAN OKTAR: Edelim güzel sorular.
SUNUCU: Ben aynı şekilde Ayten Kocatepe, İzmir’den göndermiş. Aynı yazdığı şekilde size okumak istiyorum. Hocama ve doktor kardeşlerimize iyi akşamlar diliyorum demiş. Benim sorum Hz. Mehdi ile ilgili. Hadislerde Hz Mehdi’nin Allah’ın verdiği özel bir güce sahip olduğu haber veriliyor. Bu hadislerden biri şöyle: “O, kimsenin bilmediği gizli bir duruma kılavuzlandığı için kendisine Mehdi denilmiştir.”Ahir zaman Mehdisinin alametleri Ali Bin Hüsamettin el Muttaki’den almış. Adnan Hocamızın sitesinde bu ilmin ledün ilmi olabileceğini okudum diye belirtmiş. Acaba Hocamız Hazreti Mehdi’nin bu özelliğini anlatabilir mi, demiş. Ayten Kocatepe Karşıyaka İzmir’den. Ledün ilmi.
ADNAN OKTAR: Evet, sadece ledün ilmi değil benim gördüğüm. Çünkü Kuran’da Kehf Suresi baştan sona kadar mehdiyeti anlatır. Yani küçük bir genç grup çıkar önce, bunlar ailelerinden ayrılırlar, değil mi? O zaman müthiş bir zulüm vardır bir araya gelirler, sonra işte Hızır kıssasından bahsedilir. Hızır.. dış görünüm olarak yaptıkları acayip görünüyordur fakat batınında gerçeğinde de haktır. Yaptığı uygulamalar doğrudur. Mehdi de öyle dış görünümünde yaptığı uygulamalar garip gelecek insanlara, acayip gelecek fakat batınında hak olacak. Ama alışılmışın dışında bilgilerle Mehdi dünyadaki küfür, deccaliyet, darwinizm ve materyalizmi yıkacaktır. Yani alışılmış bir sistemle yıkamaz zaten, yani orijinal bilgi sunacak. Mesela farz edelim darwinizm konusunda hiç ummadıkları bir yönden onlara yüklenecek, beklemedikleri bir yerden. Mesela materyalizmi de hiç ummadıkları yerden vuracak. Dinin yayılmasını sağlarken de insanların hiç ummadıkları bir anlatımla ortaya çıkacak. Mesela normal olarak insanlar Mehdi’nin kan dökeceğine inanıyor birçok insan yani hatta atların göbeğine kadar kan yükselir diyor. Hıristiyanlarda da bu inanç var. Onlar da Mesih’in sel gibi kan dökeceğine inanıyorlar. Hatta rakam da var onlarda 2 milyar 250 milyonun üstünde. Hatta Cübbeli’nin ifadelerinde bunları görüyorsunuz. Bütün diyor Şiileri, Caferileri, Vahabileri dolayısıyla Alevileri her kim varsa hepsini yani Ehli Sünnet dışında hepsini doğrayacak diyor pırasa gibi diyor. Bu ne demektir biliyor musunuz en az 500 milyon Müslümanın en az diyor bide 500 milyon müslümanın Allah esirgesin şehid edilmesi demektir. Mesela sel gibi kan beklentisi. Halbuki Mehdi bu şekilde çıkmayacak. Mesela bir sürprizdir bu. Hiç kan akıtmayacak, damla kan akıtmayacak. Yani insanların burnu bile kanamaz diyor. Mehdi şefkat insanıdır, mesela bu dünyaya bir sürprizdir. Mesih de öyle, hiçbir şekilde kan akıtmayacaktır Mesih ve hiç adam ölmeyecek Mesih devrinde, adam öldürülmeyecek. Bu belirtilmiş hadislerde. Mesela bu bir sürprizdir. Ama Mehdi’nin, tabi insanların yine bilmediği bazı ilimler bildiğini anlıyoruz. Yani insanların bilmediği özel bir ilim bildiğini anlıyoruz. Çünkü ifade o kadar dar anlam içinde kalacak gibi görünmüyor. Bakın kimsenin bilmediği bir ilim, özel bir ilim. Bu Mehdi’nin zuhurunda belki ondan öğreneceğiz belki Mehdi bunu uygulayacak insanlara fakat insanlar belki bunun farkına varmayacaklar. Yani bu ilmi belki o uygulayacak. Belki onun bir sırrı olarak onunla beraber gidecek. Belki bu sırrı verecek insanlara, söyleyecek. Bilemiyoruz, ama zuhur ettiğinde anlayacağız. Ama ben Mehdiyet’in gölgesinin manevi ışığının dünyayı kapladığını açık açık görüyorum. Dünya zaten ona hazırlanıyordu. Yani İstanbul bile Mehdi için hazırlanmıştır. Yani İstanbul’un fethettirilmesi bile Mehdi için fethettirilmiştir. Yoksa Avrupa İstanbul’u asla vermez normalde, asla. Yani böyle güzel ve böyle kilit bir şehri bütün Avrupa için hayati olan bir şehri asla vermezlerdi. Alınsa bile geri alırlardı. Ama Allah onu Türklere bahşetti. Çünkü Mehdi çıkacak, Mehdi’nin yeri. Allah ona kolaylık olsun diye Fatih Sultan Mehmet’e fethettirmiştir İstanbul’u. Hatta Fatih Sultan Mehmet İstanbul muhasarasından önce biliyorsunuz İstanbul’u fethetmekten vazgeçti. Gerekçesi ‘Mehdi fethedecek ben fethetmem’ dedi. Fakat hocası Akşemsettin Hazretleri ‘sen dedi fiilen fethedeceksin, o manen fethedecek’ dedi İstanbul’u. Ondan sonra İstanbul’un duvarlarını yerle bir ettiler biliyorsunuz. Gaziler, ‘Allah Allah’ nidalarıyla bastırdılar girdiler inşaAllah. İstanbul Allah’ın izniyle kıyamete kadar bizim, yani bu net. Biliyorsunuz İslam alemininde merkeziydi. Sonra hilafet kalkınca o da kalktı tabi siyasi başkentimiz Ankara oldu. Ama manevi yönünü İstanbul devam ettiriyor. İstanbul’un çok harika yönleri vardır, çok harika özellikleri vardır. Hazreti Musa’nın da geldiği bir yerdir İstanbul. Birçok Peygamberin geldiği bir yerdir.
SUNUCU: Peki, Mehdi’nin hangi coğrafyada ortaya çıkacağına dair herhangi bir bilgimiz var mı?
ADNAN OKTAR: Mehdi’nin İstanbul’da çıkacağına dair çok mebzul hadis var, çok çok fazla. Yani çünkü faaliyet yeri, muhasara yeri çok önemlidir. Mehdi’nin doğum yeri olarak mesela medine diyor. Medine’dir, çıkış yeri de medinedir diyor. Medine herhangi bir şehir. Doğduğu şehri bilmiyoruz ama diyor Mehdi doğu tarafından geliyor fakat batıya gidiyor ve denizi kuru bir yoldan geçer diyor, boğaz köprüsüne işaret ediyor. Denizin kenarına bayrağı diker diyor. Demek ki deniz kenarında bunu anlıyoruz rivayete göre ve bayraklar olacak demek ki dikkati çeken bayraklar olacak. Ki şu an İstanbul’da Türk bayrakları çok dikkat çekiyor. Biliyorsunuz dev bayraklar asıldı ve sabah geleceği belirtiliyor rivayette. Mehdi sabah gelecek diyor. Ve geldiğinde çok büyük bir ateş ve duman olacak diyor insanlara gök gürültüsü gibi nida edilerek Mehdi’nin İstanbul’a geldiği, şehre geldiği belirtilecek diyor. Hatta Peygamber Efendimiz (sav)e soruyorlar sahabelerden, medinede çıkacak Mehdi diyor. Sahabeler soruyor ‘hangi medine Ya Resullah? Bakın açıklık getiriyor ‘Konstantiniyye’ diyor İstanbul. Çünkü medine şehir anlamındadır. Ama bazı şahıslar da bizim bildiğimiz Medine zannediyorlar, Mekke Medine anlamında anlıyorlar. Halbuki medine şehir anlamındadır. Onu Peygamber şerh ettiğinde anlaşılır. İstanbul’u tekbirle Allah’ı anarak fethedecek diyor, her tekbirinde bir kale düşecek diyor. Yani materyalist, darwinist felsefeye, Marksist düşünceye, ateist düşünceye, Allah’a aykırı inanca, aykırı olan her düşünceye karşı ilmi akılcı bir çalışma yapacağı anlaşılıyor. Allah’ı anarak.
SUNUCU: Bu bahsettiğimiz düşünceler düşen kaleler olacak.
ADNAN OKTAR: Evet düşen kalelerden kasıt o. Cübbeli zannediyor ki bir tekbir getirecek diyor kaleler o Roma’yla da karıştırıyor ayrıca, binaların yıkılacağını söylüyor. Tekbir getirecek sesiyle binalar yıkılacak diyor. Kitle katliamı olur o zaman çoluk çocuk herkes birbirinin altında kalır. Deprem etkisi meydana getirecek sesi diyor. Bakın yanlış anlamış müteşabih hadisi kavrayamıyor. Biraz da düşüncesi böyle milattan önceki yılları daha anımsatacak tarzda. Yani milattan önce 200, 300 yıl daha geride mümkün olacak. Çünkü diyor ki mesela İtalya’ya Mehdi yönelecek diyor, doğru Roma’yı Hrant’ın şehrini fetheder diyor Mehdi tekbirlerle. Ama fikren alacaktır, İtalya’yı da fethedecektir Mehdi. İkinci aşama olarak. Tabi, oradaki bütün Katoliklerin hepsi Müslüman olacaklar inşaAllah. Yani bir aşaması öyledir. Ama tekbirle fethedecek sözü doğru. Roma’nın kaleleri yıkılacak ama fikri olarak yıkacaktır, düşünceyle yıkacaktır.
SUNUCU: O zaman sıcak savaştan ziyade düşünceyle beraber soğuk savaş dediğimiz şu olayda yaşadığımız savaşlar tarzında bir şey olacak bu durumda, değil mi?
ADNAN OKTAR: Fikirle savaşılacak, düşünceyle savaşılacak.
SUNUCU: Evet, fikirle savaşılacak, düşünceyle savaşılacak, stratejiyle?
ADNAN OKTAR: Bakın Peygamber Efendimiz (sav) en kafası almayanın bile anlayacağı şekilde söylüyor. Diyor ki; burnu dahi kanamayacak diyor insanların. Ne demek bu? Yani mesela adamın yüzüne eli çarpar o bile olmayacak diyor. Damla diyor bakın miktar veriyor kan akmayacak diyor. Ve hatta diyor uyuyan kişiyi dahi uyandırmaz diyor. Bu da oturmuş vatandaş da pırasadan bahsediyor. Canım canın pırasa çektiyse git pişir ye. Ne karıştırıyorsun pırasayla doğramayı bilmem ne. Bu sefer de Adriyatik denizin kuruyacağından bahsediyor, daha önce de anlattım onu. Yani bunu nasıl söyleyebilir bir insan? Adriyatik denizinin her yeri ülkelerle çevrili. İtalya’da biliyorsunuz bir tanesi. Yüzbinlerce kotra kayık var adamlar akşam oldu diyor, üç bin metre deniz yere çekilecek oturur diyor, artık balıklar çırpınıyor yerde nasıl İtalyanlar bunun farkına varmazlar? Sabah haberleri olacak diyor. Mehdi de askerleri de kamp yapacak Adriyatik denizinin ortasında. Akdeniz de donacak diyor, cam gibi donacak diyor, ben suyun öyle bir özelliği olduğunu bilmiyorum yani cam gibi donduğunu, buzdolabında donar da yani, denizin o tarzda boydan boya. Öbür taraflar akacak da sadece o kısım donacak diyor. Sonra da diyor işte tekbirlerle kaleleri yıkmaya başlayacak diyor, ama bütün gökte melekler ile dolacak diyor. Ama Çin, Hint, Fransa, İngiltere, Afrika her yer dolacak diyor. Bir de şerh ediyor, açıklıyor, herkese kendi lisanından hitap edecek diyor, Afrika dillerine varıncaya kadar tek tek. Ama bu arada Mehdi’yi insanlar kınıyorlar, Mehdi hapse atılıyor, hadisler var, çok fazla hadis var.
SUNUCU: Onu soracaktım ben size; tarihe geçmişe baktığımız zaman gelen bütün peygamberler çok büyük acılar çekmişlerdir, zor dönemlerden çok çileli dönemlerden geçmişlerdir. Musa Peygamber olsun, Davud Peygamber olsun, Hz. Muhammed (SAV) olsun. Her dönemin acıları, sancıları olmuştur mutlaka, çok büyük çileleri de olmuştur. Mehdi’nin bu tarz çileleri olacak mı?
ADNAN OKTAR: Mehdi tabi. Peygamber Efendimiz (sav) bütün peygamberlere benzer diyor. Onun adeta bir özeti gibi ve sayıyor hangi peygamberlere ne yönden benzediğini. Hz. Yusuf’a zindan yönünden benzer diyor, Hz. Musa’ya hicret yönünden yani gizlenmesi, biliyorsunuz sürekli gizlendi, insanlardan saklandı. Korku yönünden benzer diyor, yani bir korku ortamı olacak diyor. Hatta bakıyoruz şu an iddia edilen Ergnekon örgütü vesilesiyle ve diğer şeyler ile bir korku hakim. Hatta şu anda da İstanbul’da bir korku hakim insanlarda. Kimse kimseye güvenemiyor benim gördüğüm, dışarı çıktığımızda da bütün milletin gözü yerde. Daha hala rahatlayamadılar. İşte böyle bir ortamda Mehdi’nin çok daha fazla düşmanları olacak, dolayısıyla korku kol gezecek. Mehdi korkacak anlamında değil yani korkunun gerekçeleri olacak. Ama o gizlenerek, gündüz gizleniyor, gece çıkar diyor, yatsıdan sonra, Mehdi’nin çıkış vakti, insanlara görünür diyor. Hatta diyor insanlar oturdukları yerden onu görecekler diyor rivayette hadiste, koltuklarında, evlerinde görecekler diyor Peygamberimiz (sav). İnsanlar diyor, eline bakacaklar diyor ellerine baktıklarında da Mehdi’yi görecekler diyor. Cep telefonlarında var ya görüntülü televizyon yeni başladı ona işaret ediyor. Yani modern teknolojinin tamamını anlatmış Peygamberimiz (sav), hayrettir. Ben bunu anlatıyorum aslında yeri yerinden oynatacak bir şey bu, insanların gözündeki perde inmedi. Mesela 10 yıl sonra biz ne yaptık diyecek insanlar yani biz bunu nasıl fark edemedik biz bu olayı diyecekler. Bakın 150’nin üzerinde alamet var, hepsi gerçekleşmiş. 15 gün arayla Ay ve Güneş tutulmaları olacak üst üste diyor Peygamberimiz (sav) hiç olmamış bir şey, bu oluyor. İki tane kuyruklu yıldız çıkacak diyor peşpeşe ve kuyruklu yıldızların özelliklerini belirtiyor. Diyor ki iki uçlu kuyruklu yıldız, ben baktım göremedim iki ucunu, teleskopla tespit edilebilir, ama o biliyor, söylemiş ve aynısı çıktı ve batıdan doğuya gidecek diyor. Söylemese kimse bilemez ki haberimiz bile olmaz bir kuyruklu yıldız çıksa yani. Bakın vahiy ile bildiriliyor Peygambere. Batıdan doğuya gidecek bu kuyruklu yıldız diyor, bu Mehdi’nin alameti olacak diyor ve 1000 küsur senede çıkan bir yıldız bu ve aynen dediği gibi çıktı bak, peşpeşe ikisi birden oldu. Kabe’de kan akıtılacak diyor, baskın olacak diyor Peygamberimiz hadis açıklıyor. 1400 seneden beri ilk defa oldu, hac engellendi. Afganistan işgal edilecek diyor, Azerbaycan işgal edilecek diyor, Irak işgal edilecek diyor. Irak’ın işgalinin detaylarını o kadar detaylandırarak veriyor ki Peygamberimiz. Safha safha, safha safha, kaça bölüneceği, savaştan sonraki aşamaları, Bağdat’ın nasıl alevler içinde kalacağı hepsini anlatmış. Bunu anlatıyorum, doğru güzel, ne güzel diyorlar. Daha o perde kalkmadı yani mehdiyeti ve Mehdi’yi örten bir perde var şu an insanların gözünde bu kalktığında insanların nefesi kesilecek ama bunun daha 10 yılı var ben söyleyeyim size, daha 10 yıl biz bunu anlatacağız inşaAllah.
SUNUCU: Mehdi bu kadar özel vasıflarla donatıldığını, bu kadar özel olarak dünyaya gönderildiğini ne zaman bilecek? Bununla ilgili ayetler, hadisler var mıdır? O kendini bilecek mi, ben Mehdi’yim diyebilecek mi? Kendini keşfedebilecek mi daha doğrusu.
ADNAN OKTAR: Said Nursi Hazretleri diyor ki kendisi dahi kendisini bilmez diyor. Yakın talebeleri imanın nuru ile belki o eşhas-ı ahir zamanı tanıyabilirler diyor. “İşte bu hakikati bilmeyen insafsız insanlar derler ki; ahiretin tafsilatın ders alan müteyakkız kalpli, keskin nazarlı olan sahabelerin fikirleri niçin bin sene hakikatten uzak olarak, fikirleri düşmüş gibi ;(bakın) istikbali dünyeviye de (yani ileriki hayatta bakın rakam veriyor) 1400 sene sonra gelecek bir hakikati asırlarında karib zannetmişler diyor.” 1400 sene sonra gelecek Mehdi’yi diyor, kendi zamanlarında çıkacak zannetmişler diyor.
Mesela diyor: “ Merkez-i saltanat ( saltanat merkezi, yani İslam aleminin merkezi) o vakit (yani hadisin ilk açıklandığı vakitlerde) Şam’da veya Medine’de olduğundan vukuat-ı Hz. Mehdiyye ( yani Mehdi’nin vuku bulması) veya Süfyaniyye'yi merkez-i saltanat civarında olan Basra, Kufe, Şam gibi yerlerde tasavvur ederek öyle tefsir etmişler." Hem de o eşhasın ( şahısların, Mehdi’nin ve Hz. Mesih’in ve Deccal’in ) şahs-ı manevîsine veya temsil ettikleri cemaate ait asar-ı azîmeyi (yani arkadaş grubu ve kendisinin oluşturacağı etkiyi sırf o yapacak gibi zannettikleri için diyor) öyle tefsir etmişler ki, o eşhas-ı harika çıktıkları vakit bütün halk onları tanıyacak gibi bir şekil vermişler. (Sanki herkes onu tanıyacak gibi göstetmişler diyor) Halbuki demiştik bu dünya bir tecrübe meydanıdır (diyor, Allah tecrübe ediyor, imtihan var diyor.) Akla kapı açılır (insan aklına kapı açılır yani imtihan için ortam sağlanır) fakat diyor ihtiyarı elinden alınmaz. (yani iman etmeye mecbur edecek hale getirilmez, Allah bunu yapmaz diyor) Öyleyse o eşhas (Mehdi, Mesih ve Deccal) hatta o müthiş Deccal dahi çıktığı zaman çokları (halkın çoğu) hatta kendisi de (bizzat kendiside) bidayeten Deccal olduğunu bilmez. (Deccal de bilmiyor kendisini) Belki nur-u imanın dikkatiyle (yani kalp temizliği ve Allah korkusu ve Allah sevgisi ile) o eşhas-ı ahirzaman tanınabilir.
Mehdi tanınabilir diyor belki, dikkat edilirse tanınabilir. Ama iddia edilmemek şartı ile Allahualem o diyor, adam anlar onu fakat iddia etmez, anlaşılır. Mesih de öyledir. Bir insan gelmiş içeride uyuyor, soruyorsun geçmişini bilmiyor, saçlar yıkanmış gibi pırıl pırıl parlak, üstünde 2000 yıl öncesine ait para. Aynası var, tarağı var. Ondan sonra...
OKTAR BABUNA: Kıyafeti...
ADNAN OKTAR: Evet. Kıyafeti o çok eski devrin kıyafeti. Ve geçmişinden hiçbir şey bilmeyecek Mesih geldiğinde.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hiç bilmiyor. Her şeyi bu dünyada öğrenecek o.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani tamamını. Kuran’ı, Tevrat’ı, İncil’i. Ama Mesih’in gözleri çok keskindir, o, rivayetlerde belirtiliyor. Yani bakışları, böyle ışık gibi çok keskin yani çok zeki ve akıllı olduğu için. Hemen anlayacak Kuran’ın hak olduğunu.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Evet.
ADNAN OKTAR: Ve Kuran’a tabi olacak. Etrafındaki talebelerini de Kuran’a tabi edecek. Dünya siyasetini yönlendirecek. Mesela Fransa’nın devlet başkanına, Amerika’nın devlet başkanına, Rusya’nın devlet başkanına etki edecek.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ve onları yönlendirecek. Bir avuçtur talebeleri. Seçkin kesime yönelecektir, seçkin. Mehdi de gençlere yöneliyor. Mehdi’nin özelliğidir, gençtir talebeleri Mehdi’nin.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Çok azdır yaşlı, aralarında kadınların da bulunduğu 314 kişiyle zuhur ediyor. Ama Ashab-ı Kehf diyor, Mehdi zamanında uyanır diyor Peygamberimiz, yani Ashab-ı Kehf gibi. Bir kısmı ailelerinden ayrılacaklar ama az bir talebe ailelerinden ayrılacak. Bak, ona da dikkat çekilmiş. Çünkü Ashab-ı Kehfin sayısı da azdı, talebelerin, ailelerinden ayrılan talebeler de az olacaklar.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ona dikkat çekmiş Peygamberimiz. Hızır Aleyhisselam’a benziyor, yani baktın mı tehlikeli görecek insanlar. Risk diyor, aman diyecekler uzak duralım. Sayısı onun için 314 kişi. Mehdi, Cübbeli’nin dediği gibi göklerden bütün melekler görülse, falanca Mehdi’dir, sürekli söyleseler, 314 kişi kalır mı onun talebesi? Bütün dünya talebesi olur. Yani nasıl adamın gücü yetsin öyle bir şeye, melek söylüyor çünkü artık yani.
SUNUCU: 314 rakamının özelliği nedir peki? Ebced hesabıyla bir özelliği var mıdır yoksa farklı bir açıkmalası var mıdır hocam?
ADNAN OKTAR: Tabi ki 313, 314 yani bu rakamlar tabi ki sırlı rakamlar. Hatta Kuran’da hakimiyet devresi olarak üç yüz artı dokuzdan bahsedilir.
ADNAN OKTAR: 309 sene yani Kehf Kıssası’nda.
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet.
ADNAN OKTAR: Kehf Kıssası’nda bir 309 rakamından bahsedilir. Üç yüz artı dokuz, üç yüz dokuz. Dolayısıyla 313 tabi ki anlamlıdır. Mesela Ehl-i Bedir’in sayısıdır. Bedir Ehli de o kadardı, Ehl-i Bedir. Talut’la nehri geçenlerin sayısı da odur, 313’tür. Allah kasten sayılarını az yapıyor. Allah’ın kanunudur bu, mesela küçük bir spermden koskoca insan yapar. Bütün kainatı, bu alemi sıfır hacim, sonsuz yoğunlukta yokluktan yaratmıştır.
OKTAR BABUNA: Evet inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Sırf şanına uygun olsun, gücünü göstermek için. Allah isteseydi, maddeden maddeyi yapardı, boşluktan yapmıştır, yokluktan yapmıştır. Gücünü gösteriyor. Mehdi’yi de en ummadıkları insandan yapacaktır. Mesela diyecekler; bu nedir yani herhangi bir insan. Talebelerine de; bu ne bunlar, zaten garip insanlar, yanlış insanlar, hatalı insanlar, yanlış yoldalar.
OKTAR BABUNA: Evet inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İşte, tabi ben söylemiyorum da daha da çirkin iddialarda bulunacaklar belki. Yani akla hayale gelmedik, ağza alınmadık laflar edecekler. Sayının az olmasının sebebi o. Ama buna rağmen Allah Kahhar ismiyle, Cebbar ismiyle bunları tamamen değiştirecek, bütün sistemi değiştirecek. Mehdi’nin kahredicidir gücü. Asla başedilemez. Mesela Mehdi öldürülemez. Cübbeli de diyor ki; tank top atsalar hiçbir şey yapamazsın Mehdi’ye diyor.
SUNUCU: Mesih’in çevresinde de yine aynı şekilde.
ADNAN OKTAR: Aynı, Mesih de aynıdır. Mesih’i de şehit edemezsin.
OKTAR BABUNA: Evet maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mehdi de.. şehit edilemezler.
SUNUCU: 314 kişi.
ADNAN OKTAR: Onun değil, onun 1400 talebesi.
SUNUCU: 1400...
ADNAN OKTAR: Mesih’in 1400’dür. Daha kalabalık onun, Mesih’in. Onlar da çok gizli çalışacaklar, ama dünya siyasetini yönlendirecekler. Yani onun, o da seçkinciliğe dikkat edecektir. Mehdi’nin de özelliğidir seçkincilik. Yani bunu da belirteyim, yani seçkincilik. Çünkü Peygamberimiz (sav)in de bir yöntemiydi seçkincilik, Hz. Ebubekir’i seçti mesela. Ömer, Osman, yani kilit noktadaki insanları seçiyordu, daha etkili olacakları için. Hatta dua etti “Yarabbi” dedi “Bana üç Ömer’den birini nasip et” dedi.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah evet.
ADNAN OKTAR: Üç Ömer’den birini, Allah ona Hz. Ömer’i nasip etti. Ki; çok yaman, yani bedenen de, cesaret yönünden de, akıl yönünden de, her yönden çok yaman bir insandı. Dolayısıyla Mehdiyet, şu an dünyadaki bütün olaylarla bağlantılı. Mesela ekonomik kriz, Mehdi’nin çıkış alametidir. Ekonomik krizi ilk defa açıklayamıyorlar.
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Önce böyle açıklamalar yapmaya kalktılar yani böyle ekonomi bilimine dayalı açıklamalar yapmaya kalktılar. Bir yıla falan biter dediler, zaten hakikaten kriz fazla sürmüyor yine biter dediler. Ben dedim ki 2014’e kadar devam edecek dedim. Açıkladım. Başkaları yine çıktı, en son da IMF çıktı, bakın IMF. Toplantı yaptılar. Krizin bitiş tarihini açıkladılar, 2014 dediler.
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Bakın bunu açıklayan dünyada bir tek ben varım, başka da söyleyen yok. Ve bunun hiçbir ilmi kaynağı yok, biliyor musunuz siz bunu? Yani IMF bunu açıklarken bilimsel hiçbir dayanağa dayandırmıyor. Metafizik bilgiye dayalıdır bu.
SUNUCU: Biraz bahsedebilir misiniz hocam?
ADNAN OKTAR: Açıklaması yok, yani teknik... nasıl denir, yani 2014’te ne olacak da 2014 olsun? Neden dolayı 2014? Açıklaması yok ki.
OKTAR BABUNA: Çok uzak yani, çok uzak.
ADNAN OKTAR: Hiçbir açıklaması yok. Sadece metafizik bilgiye dayalı. Anladılar olayı. Yani 2014’e kadar iyileşmeyeceğini anladılar. Bakın ayrıca yine diyorum ki; bakın yine diyorum; eğer Allah sevgisi, Allah korkusu hakim olmazsa, Allah esirgesin, ki olacak yani söylüyorum.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mehdi’ye tabiyet olmazsa, Kuran’a tabiyet, Kuran ahlakına tabiyet olmazsa 2014 değil, 2114’e kadar ekonomik kriz devam eder ve daha da beter ve katlanarak. İki- dört- sekiz – onaltı şeklinde devam eder.
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Allah insanlara acıdığı için, şefkatinden, merhametinden.. 2014’ten sonra Mehdiyetin ışığı gözleri kamaştırmaya başlayacak.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ona bağlı olarak ekonomik kriz kalkacak. Yoksa teknik nedenlerden değil. Yani metafizik nedenlerden dolayı kalkacak 2014’ten sonra.
SUNUCU: Yani insanlar ne kadar çok beden gücü harcayıp çalışırlarsa çalışsınlar, ekonomik krizin ortadan kalkması için geçerli olacak sebepler bunlar değil.
ADNAN OKTAR: Bakın ekonomik kriz neden oldu biliyor musunuz?
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR: İnsanların dimağı dondu, Allah sevgisi, Allah korkusu olmadığı için, bir kısım insanlarda.
SUNUCU: Sadece çalışılıyor, düşünmeden, inanmadan.
ADNAN OKTAR: Bu işte bunu getiriyor arkasından. Yani bir beden düşünün, o beden kanser oldu.
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Şu an çalışmıyor o sistem, mesela televizyona çıkarıyorlar, adam simit satıyor, simit alın da diyor ekonomi hareketlensin diyor. Simitle, poğaçayla bu işler olmaz. Yani bunun olmayacağı belli, böyle bir yöntem olmaz. Bunun çözümü Allah sevgisi, Allah korkusu, aşktır, tutkudur. Sanatta, bilimde her şeyde dünya çöktü. Sırf ekonomide değil, sırf ekonomide çökmeden bahsediyorlar. Bakın sanat çöktü, bilim çöktü, estetik çöktü, aşkı, muhabbeti, sevgiyi hepsini kaybetti insanlar. Yani ateizmin acısı ve ateizmin belası bütün insanlığı kapladı. İşte darwinizmin getireceği bela buydu. Biz bunu söyledik.
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR: Ve bunu uzmanlar kendileri de söylüyorlar. Yani bunun kökeni diyorlar darwinizm diyorlar.
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Daha yeni söylemeye başladılar. Bak eninde sonunda dolaşıp bu noktaya geldiler, darwinizme. Dolayısıyla darwinizm, materyalizm yıkılacak, sevgi ve barış hakim olacak. Fitne kalkacak, ekonomik bolluk ve refahtan da bu sefer insanlar.. Mesih vergiyi kaldırıyor. Vergi almayacak insanlardan. Yani devletler, bütün devletler vergiyi kaldıracak.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani şu an biliyorsun vergi alınıyor herkesten. Değil mi?
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR: Çeşit çeşit vergi. Verginin tamamı kalkıyor, mal bolluğundan, zenginlikten kalkacak. Çünkü savaşlar kalkacak. Böyle muazzam güzel bir ortama doğru gidiyoruz inşaAllah.
SUNUCU: Darwinizmin bu şekilde şans bulması insanların darwinizme inanmasının en önemli sebeplerinden biri belki de. Geçmişte dinin arkasına pragmatik düşüncelerin alınmaması olabilir mi? Diyelim şu anda bütün bunlar ispatlı olarak önümüzde duruyor. Dinden bahsettiğimiz zaman, İslamiyet’ten bahsettiğimiz zaman, Müslümanlıktan bahsettiğimiz zaman bilimsel olarak gerçekleri de yanına koyabiliyoruz artık bunlarla savunabiliyoruz. Belki de geçmişte darwinizmin bu kadar ön plana çıkmasının nedeni, dinle bilimi insanların bağdaştırmaması mıydı? Bunun farkına varılmaması mıydı? Neden bu kadar çok insan inandı darwinizme?
ADNAN OKTAR: Aslında darwinizme inanma çok tarihin gerilerine kadar gidiyor. Tarihin en ilkel çağlarında bile var. Aynısı bakın İbn-i Miskeveyh.. Çıktı Hoca anlattı. Aynısı Darwin’den daha da kapsamlı anlatıyor İbn-i Miskeveyh. Onun araştırması falan da yoktu. Eski Sümer aynısıdır. Eski Mısır aynısıdır. Eski Yunan aynısıdır. Birçok eski medeniyetlerde bu pagan dini var. Bu sapkın din vardır.
Bilim ve sanat, tabi tutucu düşüncede yani cahil anlayışta uzak tutuldu. Bilimden korktu insanlar. Sanattan kortular, sanatı dışa ittiler. Dolayısıyla bilimi de dışa itmiş oldular. Halbuki Kuran’ın bütünü zaten bilimle iç içedir ve Kuran bize bilimi emrediyor. Bilim Allah’ın dünyayı bizim anlamamız için yarattığı bir nimet. Yaratılışı zaten biz bilimle anlarız. Allah’ın bütün sanatını biz bilimle anlarız.
Biz kromozomları neyle anladık? Bilimle anladık. Bu kadar resmi neyle elde ettik paleontolojik bilimle. Buradaki araştırmalar ne ile? Jeoloji ile, biyoloji ile bunları öğreniyoruz. Fizik bilimiyle bunların yapısını öğreniyoruz. Kimya ile diğer yapısını öğreniyoruz. Elektron mikroskopla hücrenin yapısını öğreniyoruz. Bilim Allah’ın sanatını bize anlatıyor zaten. Bilim olmadan biz Allah’ın sanatının çok az bir kısmını öğrenebiliriz. Bilimle din iç içedir zaten, bütünleyicidir.
SUNUCU: Bilimin bu şekilde algılanmadığı düşünülmediği yerler de var, yok değil, bu anlayışlar da var. Din söz konusu olduğu zaman bilimsel gelişmelerin arka plana atıldığı, hiç konuşulmadığı durumlar da var. Bu en büyük etkenlerden biriydi.
ADNAN OKTAR: Dinin bu hale geleceği Müslümanların parçalanacağı, paramparça hale geleceğini Peygamberimiz (sav) belirtiyor. Mehdi gelecek bütün mezhepleri ortadan kaldıracak, aynı asrı saadet dönemine dönecekler. Müslümanlar arasındaki bütün fitneyi, kargaşayı, cahilliği, bağnazlığı kaldıracak diyor. Hadis var. Tabi dine çok büyük bir oyun oynanmış ama bu şeytanın yaptığı bu oyun. Yani masonlar cahil din adamlarını yönlendirmişler, istedikleri şekle getirmişler.
Mesala, geçenlerde bu adamı çıkarttılar. Darwinizmi dinle bağdaştıran bir üslup geliştirdi. Hatta cennetteki yaratılışı bile darwinizmle anlatıyor. Ne kadar cahil bir insan. Cennetin eşyaları var, köşkleri var onlar da mı evrimle yaratıldı? Huriler var, gılmanlar var. Cennetin tabakları var, bardakları var, eşyaları var, süsleri var, motif kumaşlar var, elbiseler var. Bunlar evrimle olur mu? O Freddy’nin Kabusu dediğim zat, alt dişleri pirana dişi gibi gözler devrik, tam karakatürlerdeki tiplere benziyor. İnsanın kanı iliği çekilir. İnanın çocuk görse, bakın samimi olarak söylüyorum. Aşağılamak için söylemiyorum. Gerçekten içeri girse çocuk şoka girebilir. Yani felaket korkar. Korku filmlerinde bile böyle bir tip zor elde ediliyor yani makyajla falan. Kendinden de süper emin. Halbuki biz kaynak olarak her zaman Kuran’ı ve hadisi esas alırız. Ehl-i Sünnet kaynakları varken, çıkmış, Mehdi yok diyor. Senin böyle diyeceğini Peygamber söylemiş 1400 yıl öncesinden. “Çıkacaklar Mehdi yok diyecekler” diyor. Mehdi’nin çıkış alametidir bu. Mehdi’nin çıkışından önce diyecekler diyor ayrıca, bakın dikkat edin. Daha önce denmiyor. Mehdi yok denmiyor daha önce. Mehdi ‘nin çıkışından önce bunun yoğunlaşacağını söylüyor Peygamber Efendimiz. Mehdi’nin çıkışından önce de bunlar başlar koro halinde Mehdi gelmeyecek demeye. Kardeşim anladık, niye telaşlanıyorsunuz, gelmeyecekse inanabilirsin yani sakin ol bir şey yok. Ben onu geçenlerde de söyledim. Buyurun.
SUNUCU: Kuran’da geçen bir sureden Mehdi’nin olduğu...
ADNAN OKTAR: Hadislerde, hadislerde.
SUNUCU: Hadislerde, Peygamber Efendimiz’in sözleri.
ADNAN OKTAR: Tabi ki ama bir de ayrıca Nur Suresi’nin 55. ayetinde zaten bir dünya hakimiyetinden bahsediyor. Velev o ayet dahi olmasaydı. Haşa. Zaten İslam’ın dünyaya hakimiyetini bir Müslümanın istemesi de farzdır. Kuran ahlakının dünyaya hakim olmasını istemesi farzdır zaten bir Müslüman için, aksi olmaz zaten.
SUNUCU: Peki dini inkar değil midir. Peygamber Efendimiz’in söylemiş olduğu bir sözü kabul etmemek, reddetmek, ısrarla reddetmek. Bu mensubu olmuş olduğu dine hakaret değil midir. O açıdan düşündüğümüz zaman.
ADNAN OKTAR: Şimdi bu tipleri izbe evlerden çıkarıyorlar. Alıp uçakla Avrupa’ya götürüyorlar. Hiç görmedikleri yerler. İsviçre, Norveç şu bu falan. Maddi imkanlar... Bunların nutku tutuluyor. Adam yerine konmanın heyecanıyla. Bunlar sığır gibi kokarlar, böyle kendine has özellikleri vardır. Çok çok özür dilerim. Onlara böyle o tip bir ortam verdiğin zaman onlar yani adam yerine konmuş olmanın heyecanından şuuru kapanıyor. Mesela diyor ki “bak hoca diyor helal olsun aydın hoca böyle olur, tam istediğim hoca.” Adam Darwin’i savunduğunun farkında, olmaz mı farkında zaten. “Bak mutabıkız tebrik ederim” diyor. Çünkü aynı düşüncedeler. O da darwinist, o da darwinist, yani aynı düşünceyi savunuyorlar. Ama bizi hesaplamadılar. Tahmin edemediler. Bakın dikkat ederseniz sesleri çok cılız çıkıyor. Ben hergün bağıra bağıra anlatıyorum. Birçok kanal bunların emrinde. Biz mütevazı kanallarımızda devam ediyoruz. Bizim aslan Karadenizli kanallarımız falan, maşaAllah hepsi mütevazı da. Ama asıl böyle bazı ilginç kanallar var. Mesela Baron’a karşı böyle muhabbeti yoğun olan kanallar var. Onlara çıkıp bunlar gümbür gümbür esebilirler ama çıtlarını çıkarmıyorlar. Çünkü böyle sivrisinek gibi hemen yakalanacaklarını biliyorlar. Anında. Mesela geçen günler öyle çıkarttılar, hemen anında cevaplarını verdik. Bir Hoca’yı çıkarttılar Dabbet-ül arz... Bu sevimli böyle bir hoca var, tombik diyelim biraz hafif bir şehlamsı, o sevimliliğini daha da artırıyor. Malum ismini söylemeyelim. Ama hakikaten sevimli bir tip, ona ben bir şey demiyorum. Onu çıkarttılar Dabbet-ül arz’ı, hemen başladı Said Nursi’ye atıp tutmaya. Mesela müthiş cahil. Said Nursi. Evet.
SUNUCU: Hocam sohbet çok güzel, konular çok derin. Uzadıkça uzayacak gibi ama bizim maalesef zamanımız sınırlı.
ADNAN OKTAR: Severim ben senin o sevimli canını. Ne kadarmış vaktimiz?
SUNUCU: Bu akşamlık bu kadar. Bitti maalesef. Bir sonraki programlara inşaAllah diyorum.
ADNAN OKTAR: Tamam peki. Bir dahaki sefere.
SUNUCU: Bir sonraki programlara inşaAllah diyorum. Lafınızı balla kestim diyelim.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
SUNUCU: Sayın seyirciler bir sonraki programa tekrar sizinle birlikte olmak dileğiyle. Aynı konuklarla farklı konularla birlikte olmak dileğiyle hoşçakalın, iyi akşamlar.