OKTAR BABUNA: Aleykümselâm.
Muhabir: Aleykümselâm, hoş geldiniz.
OKTAR BABUNA: Fosilleri gösteriyorduk.
Muhabir: Hoşgeldiniz.
ADNAN OKTAR: Sevimli hoşbulduk, nasılsın?
Muhabir: Teşekkür ederim, siz nasılsınız?
ADNAN OKTAR: Teşekkür ederim, seni özlemiştik.
Muhabir: Karşılıklı.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah, evet anlat, devam et.
CİHAT GÜNDOĞDU: Karides örneğini görüyoruz. Bakın bunun yaşı kaç? Bu da 95 milyon yıl yaşında. Çok eski bir fosil var elimizde. Detayları da incelendiğinde, bakın antenlerine varıncaya kadar hiçbir ayrıntısı bugünkünden hiçbir farkı olmadığını görüyoruz. Kollarının sayısına, ayaklarının sayısına varıncaya kadar aynı, vücudunun bakın boğumları bile sayılabiliyor fosilin.
Muhabir: Sayılabilir evet.
CİHAT GÜNDOĞDU: Hiçbir değişiklik yok.
Muhabir: Arkadaşlarımız görebiliyorlar değil mi net bir şekilde?
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet tam 95 milyon yıl yaşında.
Muhabir: Yani 95 milyon yıl içinde bir değişiklik olsaydı olurdu.
CİHAT GÜNDOĞDU: Evrimcilerin iddiası ne? İşte 1000 senede değişiklik olur, milyon senede zaten olur, 10 milyon senede zaten olur, bakıyoruz hiç olmamış, 95 milyon yıl geçmiş ve hiçbir değişiklik yok.Bu böylece Yaratılışı kanıtlamış oluyor, türler bir anda tam ve eksiksiz halleri ile yaratılıyor, Allah yaratıyor ve zaman içerisinde de hiçbir değişikliğe uğramıyorlar, fosiller bize bunu gösteriyor.
Muhabir: Evet, bu insanlar için de aynı şekilde. İnsanlara dair de böyle bulgular yok değil mi Oktar Bey?
OKTAR BABUNA: Tabii.
Muhabir: Yanlış ifadeler kullanmak istemiyorum.
ADNAN OKTAR: Zaten bunların hepsi bir bütün, tüm canlılarda yok. Bir kısım kardeşlerimizde bunu görüyorum. İnsanları ayrı bir şey olarak görüyorlar, o da tabi onun içerisinde, ama bol miktarda maymun türü, gibon türü, goril türü, insansı maymunlar var; insana benzeyen andıran maymun türü bunlar. Ayakta yürüyeni var, ağaca tırmanan var ama bunların soyları tükenmiş. Bir de insan ırkları da oluşmuş daha önce onlar da tükenmiş. Mesela Çin ırkı var, Japon ırkı var, kısa boylu küçükler, mesela Avrupalı ırklar daha büyük daha iriler ama ikisi de insan, değil mi Japonların kafatası hacimleri de küçük, vücutları da küçük mesela pigmeler var Afrika da, şu kadar falan adam 1. 45- 1. 20. Ufacıklar ama zehir gibi zeki, normal insan. Bu ırklar da zamanla bulunuyor, bunlara ait fosil de bulunuyor; “vay işte daha küçükmüş atalarımız büyümüş!”; böyle bir iddiada bulunmak için yani ara fosil olması için elinde, ayağında, gözünde, kaşında kulağında hepsinde intizamsız; atipik diyelim böyle anormal görünümler oluşması lazımdı. O zaman derdik ki Cenabı Allah böyle birçok değişik tür şey yaratmıştır, onların içerisinde de insanı yaratmıştır derdik; ama böyle bir olay hiç yok. Çünkü bunun oluşması için de, mucize olması gerekiyor. Cenabı Allah isterse çok anormal varlıklar da yaratabilirdi, onların içerisinde de insanlar yaratabilirdi. Ama bu kadar genetik bozukluğu olması için de yine mucize olması gerekir, yani kendi kendine olmaz böyle birşey; hem canlı kalacak hem genetik bozukluk olacak. Genetik bozukluk oldu mu öldürür zaten yani öldürücü oluyor. Canlı kalıp türünü devam ettirecek; genetik bozukluk olması için Allah’ın hususi müdahalesi lazım, Allah’ın özel müdahalesi gerekir. O zaman Cenabı Allah isterse bir kulağını çok büyük yapar sarkık yapar, kulağının üzerinde gözler yaratır, burnunu sırtında yaratır, ama böyle bir varlık normalde yaşamaz.Ama yaşıyorsa, yaşayacaksa o mucize olur. Ama Cenabı Allah buna gerek görmemiş yani doğrudan yaratmış, doğrudan mükemmel yapmış. Belki böyle bozuk yaratıp imtihan olarak da yapabilirdi istese, insanların düşünmesi için, derin düşünmesi için böyle harika yapabilirdi ama yapmamış. Yok, 250 milyonun üzerinde fosilde buna rastlamıyoruz. Bak biz her seferinde masanın üzerine fosil koyuyoruz, darwinistlerin hiç gördünüz mü masanın üzerine fosil koyduğunu? Bunlar ancak fotoğraflar gösteriyor onu da şöyle şöyle gösterip gösterip geri geri çekiyor, gösterip geri çekiyor. Dün de yine tekrarı vardı aman Allah’ım, ben daha dikkatlice inceledim. O bir tane heyecanlı bir tip var sürekli suratını şöyle rüzgârlıyor 2 kere, tam 2 kere ama 3 kere değil. Aman Allah’ım, nedir o öyle, yine geliyor 2 kere daha rüzgârlıyor yine duruyor ama muntazam yani istisnasız dikkatlice baktım. Hayır, önce sinek kovalıyor sandım, yani acaba böyle bu sefer de aklıma bu sinek kovalayan uçan dinozorlar falan var ya.. bir anda da aklıma onlar da geldi, tabi alakasız gerçi de.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah.
ADNAN OKTAR: Ben kafamdan geçen her şeyi anlatıyorum, bilinçaltında bir şey bırakmıyorum. Ama onu niye yapıyor ben anlamadım, bir açıklaması herhalde vardır bir mantığı, niye?
Muhabir: Bu ayrıntıya dikkat etmişseniz..
ADNAN OKTAR: Kardeşim bir insan orada, çok sıcaksa herhangi bir kağıt parçası bir şey alıp etti mi şöyle biraz serinleyebilir, böyle yok. Veyahut değil mi devam eder 3, 4, 5, 10 da olabilir, tam 2 kere yapıyor, 1- 2 indiriyor, 1-2 indiriyor yani bilmediğimiz bir mesaj mı bir şey mi yani sırrına vakıf olamadık vardır bir bildiği. Heyecandan mı yapıyor onu da anlamadım ama bir hayli heyecanlıydı. Yenilgiyi tatmak herhalde onlarda bir nevi şok meydana getiriyor yani böyle psikolojik şiddetli bir gerilim meydana gelmiş anladığım kadarıyla yenilgi ruhu. Bambaşka yüzündeki ifade, o heyecanla çayı da böyle viski içen kovboylar gibi bir anda şak diye içiyor, hani filmlerde falan olur ya. Böyle yani anormal bir telaş. 2 kere şöyle hafif bir rüzgârlanma... Bu duruma ne gerek var, şu hallere düşmeye ne gerek var? De ki, kardeşim bizi hakikaten bizi kandırdılar, 250 milyon fosil olduğunu doğruymuş, proteinlerin yapısını hakikaten düşünmedik, yani proteinlerin tesadüfen olamayacağını, kromozomların yapısını o kadar görmeye yetişemedik.
Muhabir: Ama şöyle bir durum var, bunu sokaktaki bir insan böyle farazi söylese o cümlesini geri alır, o der ki; ben bilmiyordum kardeşim. Ama bunu söyleyenler bilim adamıysa geri almak biraz zor.
ADNAN OKTAR: Herhalde geriye alacak ama canı da çok yanıyor. Eninde sonunda alır da ama herhalde en az 3-5 yıl sürer gibi görünüyor, hem meslek edinmiş bunu hem çevre edinmiş bütün etrafına bunu anlatmış yıllarca. Arkadaş ben yanlışmışım, yıllardır size yanlış anlatmışım demek bayağı bir irade gerektirir. Ama umarım bunu der çünkü bunun kurtuluşu yok, belli ki her yerde karşınıza çıkacağız. Her yerde ezilecekler fikren. Kardeşim, sana hep soracak arkadaş, hocam diyecek -artık ne diyorsa- bize bir ara fosil göstersene diyecek, böyle kâğıdı gösterip gösterip kaçırmakla adam anlar mı ondan yani olur mu böyle bir şey. İstediğin kadar rüzgârlan, kimse dinlemez, protein ilkokul çocukları bile biliyor proteinin yapısını, molekül yapısını. Kardeşim, diyoruz bakın aminoasit bir kere aminoasit oluşması mümkün değil; haydi oluştuğunu farz edelim, hatta biz onlara verelim aminoasit şurada bir tane. 3-5 tane aminoasit oluşsa, 2 metre ileride de bir tane aminoasit var. 2000 m, 10 km, 30 km, 200 km ötede de diğer aminoasit oluşsa ne olur? Onun yanına herhangi bir kimyevi madde gelir, çamurlu suda oluştu diyor çünkü bunlar, çamurlu su, kardeşim çamurlu suda yok yok ki. Her şey var; asitler var, bazlar var, zehirli maddeler var. Metaller var, ametaller var, hepsi var, bu herhangi biri buna dokunduğunda bunu bozuyor mu? Bozuyor. E kardeşim sen diyorsun ki şimdi 10 metre ötedeki bir tanesi geldi, 100 metre öteden birisi geldi, anlaşmalı gibi bir araya gelip protein yaptı, yine kurtarmıyor. Yine proteinler çeşitli yerlerden, yine gruplaşarak ayrıca bakın önce bir aile oluşturacaklar, aileler topluca yeniden bir araya gelecekler, diyecekler falanca şehirde buluşalım, hepsini bir araya getirecekler, yine o da olmuyor. Binlerce proteinin bir araya gelmesi gerekiyor, aralarına peptit bağları konması gerekiyor, peptit bağı konunca da kurtarmıyor, duruyor onlar orda, canlanmaz hiç birşey olmaz.
Muhabir: Bir tane sistem yeterli değil, bir sürü zincirin halkaları gibi birbirine bağlı sistemler tesadüfen oluşmaları...
ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi bir kere şu kromozom olayı, adam bu konuyu araştıran adam neydi o vatandaşın adı..
OKTAR BABUNA: Francis Collins.
ADNAN OKTAR: Francis Collins adam bitti, yani derin bir imanla iman etti adam, sırf kromozomun yapısından nefesi kesildi adamın, İstanbul şehrinin bütün evlerini düşünün bütün sokaklarını düşünün ondan daha karışık ve ince detaylı. Bir tanesi bile eksik olması bozuyor olayı yani bir evin eksik olduğunu düşünün İstanbul’da -bütün İstanbul’un geçersiz olacağını düşünün bir ev eksikliğinde- öyle bir yapı. Adam bunu görünce bilim adamı, tam anlamıyla iman etmiş. Aklı başında her insan bilim adamı bu gerçeği görünce kabul ediyor. Kardeşim diyoruz işte bak, fosilleri gösteriyoruz, ara fosil yok diyoruz, beynin içinde görüntü görüyorsun diyoruz, bak dışarıda ışık yok diyoruz, hocam diyoruz, kardeşim, dışarıda dalga var, beynin içinde pırıl pırıl aydınlık dünya görüyoruz. Güneşe bakıyor adam, gözüm kamaşıyor bakamıyorum, diyor. Dışarıda güneş simsiyah karanlık, göz kamaşacak bir güneş yok, beynin algısı var. Beyin onu öyle algılıyor, renk menk bir şey yok. Siyah beyaz dışarısı, dalga boylarına göre yorumluyor beyin, renk meydana geliyor beynin içerisinde. Ses diye hiçbir şey yok, çıt yok dışarıda, yani muazzam bir sessizlik vardır. Sadece dalgalar var, her yer enerji ve dalga dolu, o dalga geldiğinde biz onu ses olarak yorumluyoruz. Mesela bir piyanonun sesi, bir kemanın sesi, bir insan sesi ve bu şekilde… Mesela piyano çalan adam zannediyor ki piyanodan o ses de dışarı çıkıyor, piyanodan çıt çıkmıyor sadece dalga çıkıyor. Dalgalar olup çıkıyor, bizim beynimiz o müziği yorumlayıp müzik olarak alıyor, yani müzik denen olay insanın beyninde oluşuyor, dışarıda yok müzik. Mesela klarnet sadece titreşim çıkartır, klarnet titreşim meydana getiren bir fizik alettir, normalde dışarıda bakacak olsak onu görme imkânımız olsa siyah beyaz görüntü var dışarıda, o beyaz da olmadığı için simsiyahtır yani anlamaları için siyah beyaz diyorum simsiyah karanlıktır. Klarnet de saydamdır, atomun yapısından dolayı ve sadece dalga meydana getirir yani bir titreşim görünmeyen titreşim. Hani böcekleri kaçıran titreşim aletleri satılıyor ya insan duymuyor ama böcek duyuyor hopluyor hayvan. Mesela böceklere göre yapılmış aletler var koyuyorsun, hayvanın tahammül edemeyeceği derecede şiddetli bir ses duyuyor hayvan. Ama biz son derece huzurlu, sakin evde yaşıyoruz. Çünkü duymuyoruz. Beynimiz öyle yorumlamıyor onu. Beynimiz onu ses olarak yorumlamıyor. Ama böceğin beyni onu ses olarak yorumluyor ve hayvanı perişan ediyor. Eğer biz de duymuş olsak kim bilir ne yapacağız? Bunlardan darwinistlerin hiç haberi yok. Darwinistlere diyoruz ki, kardeşim sen bir laboratuvara girdiğinde beyninin içindeki laboratuvarla görüşürsün. Dışarıda laboratuvar ile bağlantı kuramazsın diyoruz. Bundan haberleri yok. Bir insan laboratuvara girdiğinde laboratuvar saydamdır, atomun yapısından dolayı ve laboratuvarda çıt yoktur ve ne renk vardır. Simsiyah karanlıktır. Biz onu aydınlık olarak görüyoruz ve Allah’ın beynimize verdiği görüntü kadar laboratuvarı biz görebiliyoruz. Her insan beyninin içerisinde misafirdir. Beynin içindeki odada yaşarlar. Bizim, her insanın, diyor ki evim ne kadar büyük diyor. İşte 170 m2 evim var diyor, 450 m2 evim var diyor. Ne kadar biliyor musun bir insanın evi bir mm3’tür, bir insanın, en geniş ev 1 mm3’tür.
Muhabir: Çok ilginç…
ADNAN OKTAR: Başka bir ev yoktur.
ADNAN OKTAR: O1 mm3’ün içinde yaşıyor insanlar, bütün insanlar orada yaşarlar. 1 mm3 beynin içersinde yaşarlar. Oradaki elektriği ev olarak görür o. Dünyayı ev olarak görür. Mesela güneşe bakıyor uzaktan, ya diyor, ne kadar uzakta güneş diyor. Beynin içinde güneş hâlbuki... Gözüne bastırdığında güneş oynar. Güneşe baksın -tabi direk bakma da- gurup halindeyken güneş. Bastırdığında güneş ileri geri oynamaya başlar. Madem güneş orda, niye oynuyor, değil mi? Beynin içinde olduğu için oynuyor. Bastırdın mı sen, görüntü beynin içinde, o da oynuyor. Öyle bir şey yok. Darwinistler bu gerçekten de habersizler. Şimdi ben bunları anlatacağım, olan akılları da gider diye çekiniyorum. Allah esirgesin yani bir kısmının, bir kısmının mevcut akılları da gider diye çekiniyorum. Çünkü ben bunu tam kavramalarını sağlayabilirim. Ama kaldırmaz bünyeleri.
Muhabir: Ama çok ilginç bir şey ve insanlar şu an da bilim bunun araştırmasında ne aşamada tabi ki bilmiyorum sizler daha iyi biliyorsunuzdur ama aydınlatılması gereken önemli bir nokta.
ADNAN OKTAR: Modern fizik zaten bu anlattığım duruma göre kurulmuş. Modern fiziğin yapısı buna göre. Einstein’ın, Planck’ın açıklamaları buna göre. İzafi fizik buna göredir. Çünkü Einstein diyor ki, dışarda zaman da yok mekan da yok. Yani bizim anladığımız anlamda yok. Algıya göre diyor. Sen nasıl algılıyorsan o şekilde. Mesela bir kısım idrakte şu an 2. Dünya Harbini daha yeni algılıyorlar. Şu an onlar için 2. Dünya Harbi daha yeni oluyor, yeni onun beynine veriliyor o bilgi. Mesela başka bir kısım insanlar görmüş oluyor. Peygamber efendimiz (s. a. v. ) ahir zamanı anlatıyor. Mehdi’yi tepeden tırnağa anlatıyor, gördüğünü anlatıyor. Mehdi ile görüşmüş, konuşmuş. Mehdi ondan ne kadar sonra, 1400 yıl sonra. Zaman olmadığı için, zamanın dışına çıkınca Mehdi ile karşılıklı konuşuyorlar. Ve Hz. Musa da görüşmüştür Mehdi ile. Zamanın dışına çıkınca görüşür. Mesela Hızır (a. s. ) ile görüşmesi de zamanın dışına çıkarak olmuştur. Hızır-Musa görüşmesi vardır Kuran’da, Kehf Suresinde. Zamanın dışına çıktığı an bu görüşme de başlamıştır. Kayalık bir yerde karşılaşıyorlar biliyorsunuz. Balık aniden hayvan... balığı koyuyorlar çantalarına yemek için, ölü balık. Birden balık hareketleniyor, denize atlayıp kaçıyor. Bu belli ki çok acayip bir şey. Olay yeri belli diyor. Hemen geri dönelim diyor. Allah, orada, diyor, Katımızdan bir rahmet verdiğimiz, Katımızdan bir ilim verdiğimiz kişi ile karşılaştı diyor: Hz. Hızır. Ben diyor Hz. Hızır, sana diyor hikmetini açıklayıncaya kadar bana asla soru sormayacaksın diyor. Ama sabredemezsin diyor. Ben sana söyleyeyim diyor. Yani yaklaşık. Ben söylüyorum diyor, sabredemezsin diyor. Bak inşaAllah beni sabırlı bulacaksın diyor Hz. Musa, sen rahat et diyor, devam edebilirsin diyor. Yani mealen, yaklaşık diyorum. Daha ilk uygulamada Hz. Musa itiraz ediyor. Batın ilmi çok şaşırtıcı bir ilim. Yani batınında hak doğru, ama zahirinde acayip görünüyor. 3 kere bu olay tekrar ettikten sonra, artık bu bizim ayrılma vaktimiz diyor Hz. Hızır. Şeytandan Allah’a sığınırım. Şimdi diyor sabredemediğin olayların hikmetlerini sana açıklayacağım diyor. Bu gemiyi niye deldim diyor. Şimdi sana onu söyleyeyim diyor. Eğer diyor ben bu gemiyi delmeseydim, karşıda zalim bir hükümdar vardı diyor, bu gemiye el koyacaktı, bunlar da fakirlere aitti diyor. Ben gemiyi özellikle böyle çürük gösterttim ki diyor, zayıf, hastalıklı gösterttim ki karşıdaki o zalim bu gemiye el koymasın. Ben bunun için bunu yaptım diyor. İşte mesela bu bir ilm-i batındır. İlm-i Ledün. Allah sürekli uygular ilm-i ledünü. Ledün ilmi. Şeytandan Allah’a sığınırız, şeytanı kim yaratır?Allah yaratır. Mesela bu bir ledün ilmidir. Biraz daha şeyine gelindiğinde ledün ilmidir. Çünkü şeytanın bütün eylemlerinin tamamını Allah yaratır. Hiçbirini yapamaz şeytan yoksa. Çünkü an içerisinde, tek bir an içerisinde şeytan onu yaptı bitti zaten. Kim yaptırdı, kim o gücü ona verdi? Allah verdi. Mesela Firavun; Firavun’un bütün konuşmalarını ve bütün eylemlerini meydana getiren Allah’tır. Ona karşı Hz. Musa’nın bütün konuşmalarını ve eylemlerini yaratan da yine Allah’tır. Firavunun o eylemlerinin yaratılması ilm-i batındır işte. Batın ilmi içerisindedir. Çünkü Allah ondan düşmandan bahseder şekilde bahsediyor. Lanetleyerek bahsediyor. Ama hepsini Allah Kendisi yaratır. İşte bu batın ilmidir. Mesela bir terörist gelir bir insanı öldürür veyahut şehit eder. Terörist öldürmez. Azrail (a. s. ) canını alır, Azrail (a. s. ) da almaz. Allah alır canını. İşte bu batın ilmidir. Allah Azrail (a. s. ) tecellisinde onun canını alır. Ama biz birisi öldü mü terörist yakalarız. Vesile… Biraz daha arkasına giderse, Azrail (a. s. ) canını aldı derler insanlar. Hâlbuki hepsini yapan Allah’tır. İşte bu ilm-i batındır. Batın ilmidir. Yani zahiri ile batının farklı olması. Hak mı? Hak. Yani batınında hak mı? Hak. Hepsi böyledir. Mesela Mehdi ve Darwin. Darwin’in bütün kitaplarını ve bütün darwinistleri ve bütün üniversitelerde Darwinizmin hâkim olmasını sağlayan Allah’tır. Bu kadar mantıksız, bu kadar çetrefil, bu kadar akıl almayacak bir teori asla hâkim olmaz normalde. Asla. Bir mucize gerekir, Allah’ın gücü gerekir. Allah’ın gücünün dışında olacak iş değildir. Nasıl tesadüfen herşey olabilir. Armut, elma, domatesler, insanlar, zürafalar, kuşlar hepsi tesadüfen oldu diyor adam. Yanibir insana işkence yapsan yine bunu kabul etmez. O kadar mantıksız bir şey ki. Bütün dünya üniversiteleri, tamamı aşağı yukarı aşkla, şevkle 150 yıldan beri bunu savundular. Sonra da şimdi yalan olduğu ortaya çıktı. Birdenbire küt diye oturdular aşağı. Şimdi mahcubiyetten kıvranıyorlar. Reddetseler bir türlü onlar için, reddetmeseler bir türlü. Reddetmedikçe daha da utanıyorlar. Daha da acayip oldu. İşte bu da ledün ilmidir. Mesela 250 milyon fosilin karşılarına dikileceğini akıl edemediler. Kardeşim yer, gök fosil dolu değil mi? Bir tane ara fosil yok. Düşünmüyor musun be adam, insan bir 10 dakika düşünür; bir tane ara fosil yok. Sen profesör adamsın. 250 milyon adet de yaratılışı ispat eden fosil var. Ya bunda bir acayiplik var demez mi aklı başında bir insan. İşte Allah cebren onu kabul ettiriyor onlara. Allah’ın Cebbar ismiyle… Şimdi de Allah karşıt düşünceyi, Mehdiyeti, bunu çözecek sistemi karşılarına getirdi.
Muhabir: Mehdi konusu çok tartışılır oldu bu günlerde. Gelmeyecek, geldi, gelemeyecek konularında böyle bir ateşli tartışma devam ediyor. Neler söyleyeceksiniz? Mehdi’nin zuhur edişine ilişkin.
ADNAN OKTAR: Şimdi gelmeyecek denmesi ne zaman yoğunlaştı? Hicri 1400’den sonra. Hocalardan, âlimlerden, profesörlerden… Hicri 1400’den önce Mehdi konusu rahat rahat üniversitelerde okutulan, konuşulan, birçok âlimin hocanın evet gelecek dediği bir konuydu. Ne olduysa oldu. Hicri 1400’den sonra Mehdi gelemeyecek demeye başladılar. Bir kısmı şahs-ı manevidir, diyor. Bir kısmı geldi geçti, diyor. Bir kısmı 200-300 sene ileriye atıyor. Cübbeli hazretleri öyle yaptı. Sonra da baktı olacak gibi değil, Hicri 1500’e kadar çekti. Hicri 1500 de kurnazlık yapıyor kendince. Hâlbuki Hicri 1500’de artık ümmetin icabet ömrü bitiyor. Peygamberimizin (s. a. v. ) verdiği hadise göre zaten Hicri 1400. Küsuratından dolayı 1500’e kadar. 1500’den sonra zaten bitmiş oluyor. Sen nereye ondan sonra Mehdi gelecek diyorsun? Ama tabi onun demesiyle bütün insanlar bu konuyu öğrenmiş oldular. Şimdi Mehdi gelmeyecek demeleri zaten Mehdi’nin çıkış alameti. Hadis var. Peygamberimiz (s. a. v. )in Şii kaynaklarda da, Sünni kaynaklarda da bu hadisleri bizlere gelmiş, aktarılmış sallahu aleyhi vesellemin ifadesi olarak. Hepsi aynı zaten; Şii, Sünni fark etmiyor, konu aynı. İttifakla. Mesela bunlar halkı çok rahat bu konuda ikna edeceklerini zannediyorlardı. Böyle birkaç tane âlimi çıkarırız, yani Mehdi diye bir şey yok, böyle bir konu yok, bunlar hep geçmişin masallarıdır gibi insanları ikna edeceklerini zannediyorlardı. Kardeşim dedik, Buhari’de var mı? Var. Müslim’de var mı? Var. Tırmizi, İbn-i Mace, Sünen-i Nesei, Süneni-i Davud. Bütün sahih hadis kitaplarında var. Var değil mi?Dört mezhep bunu kabul ediyor mu? Hanefi, Hanbelî, Maliki, Şafi… Kabul ediyor. E canım ciğerim. Şiiler de kabul ediyor, Vehabiler de kabul ediyor. Sen kimsin? Ben marjinal birisiyim diyor. E yani, marjinal dinlemezler. Öyle bir şey yok. Biz ehl-i sünnet inancını esas alarak bunu açıklıyoruz. Kuran’ı da reddedenler var. Yani biz adama ne diyeceğiz? Sadece insan olarak saygı duyarız ona. Şimdi biz Kuran ayetini söylediğimizde reddedince biz adama ne diyoruz? Hiçbir şey demiyoruz. Mehdi gelmeyecek deyince, ona da hiçbir şey demiyoruz. Ama bu telaşa niye gerek var canım ciğerim kardeşim, muhterem kardeşim, niye panik oluyorsun gelmeyecekse? Niye hicri 1400’den beri geceli gündüzlü radyo yayınlarıyla, köşe yazılarıyla, profesörler çıkarıyorsunuz, âlim dediğimiz kişiler çıkarıyorsunuz, var gücünüzle bağırıyorsunuz? Sakin olun. Yani bir şey bir kere söylenir, rahat olunur, değil mi? Gelmeyecek dersin konu kapanır. Niye bas bas bağırıyorsunuz? Acaba bir bildiğiniz mi var? Bir şeyin mi farkına vardınız siz? Yani bizim bilemediğimiz, sizin bildiğiniz bir şey mi var. Değil mi? Mesela Cübbeli bizim bilemediğimiz bir şeyi mi fark etti acaba? Veya diğer hocalar, diğer âlim dediğimiz şahıslar bir şey mi farkettiler acaba? Bizim milletimiz çok zekidir. Bir kere deyince anlarlar. Niye geceli gündüzlü anlatılıyorki acaba? Benim kanaatim bizim göremediğimiz bir şeyler gördü bunlar. Değil mi? Bakın ben size diyorum. Alametlerin net çıktığını gördü bunlar. Ve korku dağları bekliyor. Çünkü ne enaniyet yapabilecekler, ne gurur yapabilecekler. Mehdi’nin karşısında bunlar hiçbir münasebetsiz tavır koyamazlar. Böyle çıkıp enaniyetli kavgalar yapamazlar. Bir çıkıyor adam böyle, enaniyet küpü, iki taraf da. Yani ilmin enaniyetinden böyle kendini kaybetmiş. Hâlbuki seni konuşturan Allah o anda. Kaderinde olduğu için konuşuyorsun. O unutmuş, Allah’la bağlantısı da kesilmiş gibi de üslubu, Allahualem. Onu konuşturanın Allah olduğunun farkında değil gibi üslubu. Kaderinde bütün bu konuşmayı yapıp bitirdiğinden de haberi varmış gibi değil. Hiç Müslümanları ilgilendirmeyen detay konulara giriyorlar. Bu konuda da muazzam kavgalar ve böyle birbirlerini terslemeler, saygısız üsluplar. Yani yandan bakmaya dahi gerek duymuyor böyle, ters konuşmalar. Önce böyle Arapçası; bizim milletimizin yüzde 99.99’u Arapçayı bilmez. İlminin ispatını ve derinliğini göstermeye çalışıyor. Kare asını gösteriyor ilminin yani ne kadar parlak bir şeye sahip olduğunu. Biz Türkçesini söylüyoruz. Milletimiz Türkçe biliyor, Türkçesini söylüyoruz. Değil mi? İlla bir ilim gösterisi yapacaklar, illa bir şey yapacaklar. Halbuki bu milletimizde antipati meydana getirir ve milletimizi çok rahatsız eder. Milletimiz sevgiden, şefkatten, merhametten, saygıdan, hürmetten hoşlanır. Kavga istemiyor ki milletimiz. Tartışmadan hoşlanmaz insanlarımız. Ama bunlar tabi şimdilik olan olaylar. Mehdiyet bütün bunları ortadan kaldıracaktır. Onun için Mehdi’den diyor, kalben nefret edecekler, fakat diyor, sözüne de itaat edecekler diyor. Ve ondan bir şeyleri de umacaklar diyor. Para, mal, imkânlar… Böyle umacaklar. Yani yüzüne gülüp ama gıyabında da ona çok karşı bir öfke duyacaklar diyor. İstanbul’da çıkacak bir âlimden bahsediyor özellikle, Mehdi’ye karşı tavır alacak diyor. Bu bizim dinimizi ortadan kaldırdı diyecek diyor. Yani Mehdi’yi direkt hedefleyen bir şahıs çıkacak diyor. Ben söyleyeyim bu da çıktı.
Muhabir: MaşaAllah. Alametlere ilişkin çok acayip açıklamalar da var. Programlarımızda konuşuyoruz zaman zaman. İşte mesela Şiilerin pırasa gibi doğranması, Adriyatik Denizi’nin kuruması falan gibi çok acayip, işte bahçelerden altın sütunların falan çıkması… Neler söyleyeceksiniz? Hakikatten çok acayip ifadeler.
ADNAN OKTAR: Diyor ki, sizin diyor, pek diyor belki inanamıyor olabilirsiniz buna ama diyor buna inanmak lazım diyor. Hatta çok da garip bir ifade söylüyor. Kocakarı itikadı gerekir diyor. O ne demekse? Kocakarı itikadı gerekiyormuş. Yani tahkik etmeden, araştırmadan direkt inanın diyor. Ama yarı yarıya böyle hani, yaşlı annelerimizi herhalde kastediyor kocakarı derken babaanneleri kastediyor, ben öyle bir şey demekten Allah’a sığınırım. Onlar eli öpülesi, çok mübarek, muhterem, tertemiz insanlar. Öyle demeyelim de… Yaşlı annelerin inancı… Ama yaşlı anneler de çok uyanık şu an, öyle bir anne yok yani onun dediği gibi. İnternete giriyorlar, televizyon seyrediyorlar. Zehir gibi zekaları, akılları. Bayağı da derin kültürlü insanlar. Ama şöyle diyebilirdi. Bedevi kültürü. Cahil kafayla, araştırmadan, okumadan, zır cahil kadın modeli diyebilirdi belki. Ama bunun erkeği de aynı zaten, erkeği, kadını olmaz bunun. Düşünmeden karar veren, araştırmadan karar veren insan demek istiyor herhalde anladığım kadarıyla, e böyle bir insan zaten asrımızda yok. Böyle bir insan olmaz ve dinde bunlara bedevi denir. Kuran’da bunların dinsizliğe daha yatkın olduğunu söyler Allah. Ayet var. Değil mi? Onlar inkâra ve nifaka daha müsaittir diyor Allah. Cahil olduğu için, çok cahil olduğu için. İlim ve Kuran iç içedir. Ve Müslümanın özelliği araştırmacı olmasıdır. Sebeplerini araştırır, Allah’ın hikmetlerini araştırır ve imanı daha artar. Tahkiki iman denir buna. Hakkel yakin iman yani derin iman tahkik edilerek anlaşılır. Dolayısıyla bu da böyle konuşmakta bir mahsur görmüyor o zaman. Altın sütun fışkıracak filan. Hiçbiri inanmaz. Allahualem inanmaz. Yani, mümkün mü bu? Hiçbir peygamber döneminde olmamış. Yani adetullaha münafi, Kuran’ın ruhuna münafi. Böyle bir olay yok. Adriyatik Denizi tamamen kuruyacak üstelik İtalyanlar diyor farkına varmaz diyor. Kardeşim adamlar denizci millet, denizin kenarında yaşıyorlar, nasıl farkına varmaz. Deniz 3000 metre birden kayboluyor, balıklar yerde hoplamaya başlıyor. Nasıl görmez bir insan. Her yer ışıl ışıl İtalya’nın kenarları. O milattan önce 4. yüzyıla göre falan, herhalde her yer mum ışığı falan vardır diyor Allahüâlem. Yani her yer karanlık. Deniz çekilirse, denizin kenarında kimse yoktur herhalde uyuyordur millet o vakitte diye düşünüyordur. İtalya’da sabaha kadar ayakta adamlar. En azından İtalyan polisinin haberi olur. İnsaf artık, yapmasın. Gökte, bütün gökte, yani bir kere yedi milyar insan var, en az yedi milyar melek demektir, gökyüzü, yani bütün gökyüzü kapanacak demektir. Ve herkese bağıracak diyor falanca mehdidir diye diyor. Buna inanır mı kendisi? Kuran’a göre bu mümkün değil. Kuran ayetlerine göre. Ancak ahiretin başlangıcı olan kıyamet başladığında bu olacak. Bu oluyor ama bundan sonra imtihan kapanıyor zaten. Allah ondan sonra göz açtırılmaz diyor. Ne demek? Mahvedeceğim diyor Allah, perişan edeceğim diyor Allah. Küfrün üstüne kıyamet koptuktan sonra oluyor bu. Bütün insanların yanında iki tane melek vardır. Hiç kimse görmez. Her yer meleklerle doludur, kimse görmez. Cinler vardır, kimse görmez. Şeytanlarla dolu her yer, insanlar görmüyor. Meleği de görmeyecekler. Peygamber efendimiz diyor (s. a. v. ) Mehdi’ye diyor, 3000 melekle yardım edilecek diyor. Ama kimse görmeyecek. Muhaliflerin, Mehdi ile uğraşanların, aleyhinde faaliyet yapanların boyunlarına, yüzlerine vuracaklar diyor. Yani, perişan edecekler anlamında bu. Artık Cenab-ı Allah her türlü belayı verecek anlamında bir söz bu. Allahualem de hadislerden de bunu anlıyoruz. Mehdi ile uğraşanlar iflah olmayacaklar, perişan olacaklar. Dünyada da, ahirette de bunun pişmanlığını, perişanlığını çekecekler. Mesela Mehdi muhalifi şahıslardan bahseder Peygamberimiz (s. a. v. ), ahir zamanda mesela Kahtani vardır. Mehdi’ye ortam hazırlayan bir kişi. Mesela siperden fırlayan bir topal vardır. Topal kişi. Hep İstanbul’da olacak ama bunlar. Bu olmuştur. Topal siperden fırlamıştır. Hakikatten şu an Topal’ın faaliyeti var. İddia edilen Ergenekon örgütünün beyni Topal’dır. Odur yönlendiren. Ve çok büyük bir kitleyi dinsiz, imansız hale getirdi. Yargı içinde de yapılanma yaptı. Emniyet içinde yapılanma yaptı. Her yerde yapılanma yaptı. Muazzam bir yapılanması oldu. Daha hala bakın devlet, değil mi, daha ucunu yakalayabildiler iddia edilen Ergenekon örgütünün. Çek çek gelmiyor, yani makara gibi. Tabi bu meyanda da milletimizin devletimize yardımcı olmasının önemine bir daha dikkat çekiyorum. Özellikle yargı içerisindeki iddia edilen Ergenekon örgütünün yapılanması çok vahimdir. En büyük tehlike budur. Yargıtay’da da yapılanması var Ergenekon’un, Danıştay’da da var, diğer yerlerde de var, mahkemelerde de var. Birçok yerde yapılanması var.
Muhabir: Bunun önü nasıl alınır peki? Gerçi hani birtakım reform hareketleri yapıyorlar ama kesin çözüm nedir size göre?
ADNAN OKTAR: Hükümetin çok cesur hareket etmesi lazım, bir de acele hareket etmesi lazım. Mesela Adnan Menderes çok çekinik hareket etti o dönemde. Said Nursi dedi ki ona cesur ol, samimi ol, Kuran ahlakıyla hareket et, çekinme, Allah seni koruyacak dedi. Dinlemedi.Bilakis Said Nursi’yi aldı aldı hapse sokturdu. Aldı aldı hapse sokturdu. Yani vesile oldu. Yani istese…Değil mi, alt zeminini yok eder, dolayısıyla mahkemelerde de böyle bir olay olmazdı. Zeminine Namık Gedik’ler, şunlar, bunlar kapı açtılar. Yaşlı başlı o mübarek, muhterem insan, yaşlı haliyle ki gelmiş geçmiş en büyük müçtehid ve müceddidtir. Ve çok büyük bir velidir. Urfa’ya gidiyor, artık vefat etmek üzere hasta. Kardeşim diyorlar Urfa’yı terk et. Ben vefat etmek üzereyim, ağır hastayım diyor. Bu vatan onun değil mi? Urfa, İstanbul, Antep, her yer bizim değil mi? Çık demek, nasıl oluyor bu? Niye çıksın? Ne yaptı da çıkıyor yani? Yani kime ne zararı olur o yaşta? Artık son döneminde... Piri fani. Zor sesi duyuluyor. Allah’tan korkun. İnanılır gibi değil. İnanılır gibi değil. Nitekim orada vefat etti mübarek. Ama dedi benim mezarımı yıkacaklar. Ve cesedim kaybolacak dedi. Yıllar öncesinden. Hakikatten mezarını yıktılar ve mezarı kayboldu. Kaç yaşında öleceğini de söyledi. 1991, 81, 1997… 97’deki Müslümanların üzerinde olacak baskıyı, Kuran’dan kelimeyi çözüyor, açıklıyor, Müslümanlara yönelik bir şey olacak diyor 97’de. Baskı olacak diyor, çok büyük olaylar olacak diyor 97’de. Aynen dediği gibi olmuştur. İddia edilen Ergenekon Örgütünü bütün çatısıyla açıklamış. Masonların desteğini alacak diyor bu örgüt diyor. Bakın daha ortada bir şey yokken. Kadın hakları adı altında diyor bir örgütün daha desteğini alacak diyor. Gizli bir örgütün daha desteğini alacak diyor ve gittikçe gücünü kaybedecek diyor. Fakat diyor Türklüğü ve Türkçülüğü muvakkaten, geçici olarak kullanacak diyor. Elmas kılıç olan mübarek diyor, Türk milletini diyor, kendi çirkin amaçları için ve Türk milliyetçiliğini kullanmaya kalkar fakat diyor başarılı olamaz geri çekilir diyor. Bakın ne diyor; kahraman ordu ve imanlı millet diyor. İmanlı millet. Kuran’ın ışığıyla diyor, hakikat hali göreceği ve bu diyor dehşetli komitenin tahribatını tamire çalışacağı rivayetlerden anlaşılıyor diyor, hadislerden. Ve aynen dediği gibi çıkmıştır. Üç devreyi istibdat devresi olacak diyor, hakikaten mesela Menderes devrinde korkunç bir devresi oldu. Sonra bir devresi daha oldu, sonra bir devresi daha oldu. Doğudaki vatandaşlarımızı, güneydoğudaki vatandaşlarımızı gariban o mübarek tertemiz insanları, gece yarısı o gençleri evlerden alarak... Onların işte güya muhbirleri var iddia edilen Ergenekon örgütünün, arkadaşım diyor; sen PKK’lıymışsın diyor. Yeni evli genç kız, erkek delikanlıyla. Onlar da doğu şivesiyle yemin billâh ediyorlar, ağabey diyor bizim diyor hiç alakamız yok diyor, böyle bir şey yok diyor. Oturun bakayım, şöyle diz çökün diyor, tak tak ikisini de vuruyorlar, götür şimdi bunları yak diyor. Asit kuyusunda… Adam hem hâkim, hem savcı, hem polis, hem infaz memuru, hem de zalim aynı zamanda. Sen ne karışırsın devletin polisi var, askeri var, jandarması var, varsa suçu yakalar, delilleriyle koyar dosyaya savcılığın huzuruna getirir. Yargılanır. Alır cezasını. Neyse o, o kadardır. Sen kimsin? Bu iddia edilen Ergenekon örgütünün, bu kahpelerin amacı, güneydoğu halkını bizden ayırmak, kardeşlerimiz, güneydoğudaki Müslümanları. Ki özbeöz Türk’tür benim için onlar. Son aşamaya kadar getirmişlerdi, Allah razı olsun ordumuzdan, polisimizden son anda bunların gırtlağına çöktüler. Yoksa gidiyordu. Büyük bir eroin satış sistemi kurmuşlar Avrupa’yla, güneydoğuyu da kullanıyorlar, oradaki yeri de kullanıyorlar. Muazzam bir köprü, her şeylerine el konuldu, her şeyleri durduruldu. Ama her zaman diyorum, ben hapsedilen insana acırım. Ben bu cezaevindekileri tenzih ediyorum yani tutuklu olanları.
Muhabir: Peki bu açılım sizce mantıklı bir sistem mi veya yeterli bir sistem mi? Yanlış cümle kurmak istemiyorum.
ADNAN OKTAR: Açılım tabi alabildiğine olması lazım… Ben kardeşlerimin orda rahat, huzurlu olmasını isterim tabi ki. Yani dilinde de konuşsun, oynasınlar, eğlensinler, yesinler, içsinler, özgürce yaşasınlar, istediği gibi düşünsün, konuşsun. Ama silahların eşitliği ilkesi vardır hukukta da bu bilinir. Tek yanlı komünist, stalinist, terörist, darwinist, materyalist propaganda yapılırken bunun karşıtı mümkün olmuyorsa bunda bir anormallik vardır. Biz de diyoruz ki; bırakın bize biz gereğini yapalım, Allah’ın izniyle. Çünkü devlet gidip dini anlatamaz orda, darwinizmin geçersizliğini anlatamaz devlet. Devlet laik. Böyle de olması lazım yani sistem böyle. Çünkü o başka türlü eksikler meydana getirebilir o. Ama sivil toplum kuruluşları böyle bir hüküm içerisinde değiller. Biz gider onlara şefkatle, sevgiyle, akılcılıkla bunu anlatabiliriz, anlatırız ve derhalde biter bu konu. Bize imkân verilsin, samimi olarak söylüyorum, birkaç ayın içerisinde biz bitiririz bunu inşaAllah. Yani fikren kazırız adeta. Kökünü kazırız. Mesela Mardin’de adamlar kahvehaneye giriyor, her yer PKK’lı dolu farz edelim, herhangi onlara ait PKK’ye ait bir kahvehane. Adam başlıyor propagandaya, darwini anlatıyor, devletin askerine, polisine, niye silah sıkılması gerektiğini anlatıyor, kapıda da bekliyorlar adamlar. Zaten babasının şeyi gibi kullanıyor adamlar, anlatıyor, cahil kardeşlerimiz, zaten kitap girmiyor oraya, imkân, yani öyle onları suçladığımdan değil, imkânsızlıklarından cahiller. Yoksa en zeki insanlar, en değerli insanlar, bütün milletim gibi o da oralardadır. Anlatılsa konu bitecek. Dinlettirmiyorlar, radyoyla anlatamıyoruz, televizyonla anlatamıyoruz, kitap götüremiyoruz, nasıl olacak bu iş? Bırakın bizi, bu Şeş TV var, burada anlatalım. Orada mevlüd yayınlamayla olmaz. Bu hani bize bir nevi cevap gibi oldu yani mevlüd programı, çünkü bazı hocalar çıkıyor işte namaz şöyle kılınır, oruç böyle... bununla olmaz. İman hakikatleri anlatılması lazım... Darwinizm ve materyalizmin geçersizliğinin anlatılması lazım. Resmi hocalar göğüslerini gere gere Kuran darwinizmi savunuyor diyorsa terör kaçınılmazdır bu durumda, Allah esirgesin. Kuran yaratılışı anlatır, insanın muhterem ve mübarek bir yaratık olduğunu anlatır. Sen insana maymun dersen adam da çeker o maymunu vurmaya kalkar. Adam ben insan öldürdüm demiyor ki, askerlerimizi onlar ne gözle görüyor biliyor musunuz? Darwin’in teorisine göre gelişmiş varlıklar olarak görüyor, hâşâ. Onlar için herhangi bir canlı, yani insan herhangi bir canlı, vicdanlarında en ufak bir sıkıntı olmuyor o yüzden, gönlü son derece müsterih. Çünkü kendinin de maymun olduğuna inanıyor, karşısındakinin de maymun türü bir varlık olduğuna inanıyor, hâşâ. Gözünü kırpmadan indiriyor. Şehit ediyorlar. Şimdi adamlar gece gündüz cinayet eğitimi alıyor. Mesela, on yıl tecrübe etmiş adam, on yıl. Mesela keskin nişancılık öğreniyor. Benim Mehmetçiğim, canım, ciğerim kardeşlerim, aslanlarım, efendim Tokat’tan, Turhal’dan oradan buradan geliyor aslanlarım kuzu gibiler. Eline alıyor silahı daha yeni öğrenmiş çocuk, bir şey bilmez kuzu yani. Azılı profesyonel katillerle karşılaşınca adam attığını vuruyor. Gözü kapalı attı mı vuruyor adam. Çocukları teker teker teker şehit ediyorlar. Tabi buna karşı ordumuz gereğini yapacaktır inşaAllah, takdir onların inşaAllah. Daha güzel de düşünürler, derin de düşünürler ama tabi bütün bunların çözümü bakın açıkça söylüyorum, Mehdiyet devrindedir. Yani Türk-İslam Birliği kurulacak da PKK orada at oynatacak... Buna gülünür. Dersin ki, arkadaş yahut oradaki şahıs kimse; “hemen bu işi bitir”. Ben diyorum, ya on iki saat, aslında o bile fazla. Yani birkaç saat, üstünü başını giyinip, elini yüzünü yıkayacak kadar vakit. Anında bırakırlar ve derhal teslim olurlar. Bakın bir söz vardır, zora dağ dayanmaz diye. Allah’ın gücünün karşısında kimse dayanamaz. Bak insan gücünde bile dayanamıyorlar. Allah’ın gücüne kimse dayanamaz. Mehdi Allah’ın himayesindeki bir güçtür. İnşaAllah.
Vakit mi doldu nedir? Reklam mı var?
Muhabir: Evet, yok kısa bir ara vermemiz gerekiyor, sohbetimize efendim kısa bir aranın ardından devam edeceğiz, bizden ayrılmayınız.
Evet, sayın seyirciler, kısa bir aranın ardından sohbetimize devam ediyoruz. Az önce reklam nedeniyle sözünüzü kesmiştim. Affedersiniz umarım.
ADNAN OKTAR: Estağfurullah. Sen ne kadar güzel huylu insansın, maşaAllah.
Muhabir: Teşekkür ederim efendim, sizin güzelliğiniz.
ADNAN OKTAR: Çok farklısın, samimi olarak söylüyorum, çok pozitif elektriğin, saygın çok güzel, insan sevgin çok güzel, nezaketin çok güzel. Yani benim idealim işte böyle insanların her yerde olması, bütün dünyada olması ve bütün ülkemizde olması. Allah sana hidayet versin, güzel ahlakını daha da güzelleştirsin.
Muhabir: Âmin, İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet elimdeki yazılarda güzel izahlar var. Mesela Mehdi’ye işaret eden ayetler. Şeytandan Allah’a sığınırım: “Böylece Rabbin seni seçkin kılacak.” Hz. Yusuf için söylenmiş söz. 2020 tarihini veriyor harf toplamı. Ebcedi. Yani rakam ebcedi 2020, çok acayip.
“Elçilerini hidayet ve hak üzere gönderen O’dur. Öyle ki onu (hak din olan İslam’ı), bütün dinlere karşı üstün kılacaktır. ” 1993.
“Onu bütün dinlere karşı üstün kılacaktır. ” 1990 tarihini veriyor.
“Onları da güç ve iktidar sahibi kılacak. ” 2013 tarihini veriyor.
“Umulur ki Allah bir fetih veya Katından bir emir getirecek”. 1996, hep bak Mehdi’nin faaliyet yıllarını veriyor.
“Biz yeryüzünde Yusuf’a güç ve iktidar, imkân verdik. ” 1997.
“Allah’tan yardım ve zafer ve yakın bir fetih.” "Nasrünminallahi ve fethün karib, şeyde bu mehter duasında okunuyor ya, Nasrünminallahi diye mehter duasında okunuyor. Bak; Allah’tan yardım ve zafer ve yakın bir fetih. 1981, Mehdi’nin çıkışını veriyor. İnşaAllah. Bak; “Allah’tan yardım ve zafer ve yakın bir fetih. ” Tam 1981.
“Onlar ki, yeryüzünde kendilerini yerleştirir, iktidar sahibi kılarsak”. 1979, 78. Yani hicri 1400 Mehdi’nin çıkış yılını veriyor.
“Öyleyse kâfirlere itaat etme ve onlara karşı Kuran’la büyük bir cihat ver. ” 1979.
OKTAR BABUNA: Tabi hicri 1400 yılı.
ADNAN OKTAR: Evet.
“Ve hiç şüphesiz bizim ordularımız üstün gelecek olanlar onlardır. ” İnşaAllah Türk-İslam Birliği’nin hicri yılının başlangıcı. 1988.
“Sonunda vaat geldiği zaman. ” 2019. Hz. Mesih’in de iniş vakti aynı zamanda,
Mehdi’nin tam belli olduğu vakit, bakın; “Sonunda vaat geldiği zaman. ” 2019.
“Korkma dedik muhakkak sen üstün geleceksin”, 1956. Risale-i Nur’un yayılmasının ve neşrinin serbest bırakıldığı tarihtir 1956. Said Nursi hazretleri de ayrıca nifakın diyor yani münafıkane düşüncenin yani darwinist materyalist düşüncenin önüne geçtiği tarih diyor yani başlangıcı diyor. Miladi tarih olarak başlangıcıdır diyor. Başka bir ayetten veriyor onu da. Yine onun talebelerinden de var, aynı şekilde, 1956 yılı çok önemlidir o yönüyle. Said Nursi hazretleri bakın nifakın yıkılmaya başladığı tarih diyor 1956. Yani ondan itibaren yıkılmaya başlayacak diyor 1956’dan itibaren ve Risale-i Nur da bu tarihte serbest bırakıldı. Çin’de en büyük deprem olmuştur. Yani yaklaşık milyonlarca insan bildiğim kadarıyla, çok fazla insan ölmüştü. Birçok yerde çok büyük olaylar oldu, rejimler değişti, 1956 yılı çok hayati bir yıldır.
“Doğrusu Allah size onu seçti ve onun bilgi ve bedeni gücünü arttırdı”, 1996. Kuran’ın harflerinin bir rakamsal karşılığı vardır ona ebced denir. Eskiden hesap onunla yapılırmış. Bunları topladığımızda bu tarihi veriyor, 1996 tarihini veriyor.
“İçinizden sizi uyarıp korkutacak bir adam”, Araf Suresi 63, 2011 tarihini veriyor. Dün sabah Kuran okurken dikkatimi çeken yerler vardı da Taha Suresi çıktı. Sabah namazından sonra Kuran okuyorum. Ben her gün böyle not alırım. Bugünkü notları verin de dedim, onu da anlatayım dedim inşaAllah. Taha Suresinde Cenab-ı Allah diyor ki Hz. Musa’ya “Dedik ki: Onu al ve korkma biz onu ilk durumuna çevireceğiz -yani asası için- sürekli Cenabı Allah korkma diyor Hz. Musa’ya. Yani bir korku hâkim olduğu dönem. Korku yönüyle de biliyorsunuz Mehdi, Hz. Musa’ya benzer, yani hep böyle korkulacak olayların olacağı bir ortam olacaktır. Mehdi cesur olacak, fakat ortam korkulacak ortam olacak.
“Elini koltuğuna sok, bir hastalık olmadan başka bir mucize olarak –şeytandan Allah’a sığınırım- bembeyaz bir durumda çıksın” Beyaz bir ele dikkat çekiliyor, ahir zamanda. O eli diyor, insanlar oturduğu yerden görecekler, beyaz bir el… İnsanlara, yatsı vaktinde çıkacak diyor zaten Mehdi, yatsı vakitlerinde çıkacak diyor. İnsanlar onu oturduğu yerden görecekler diyor Mehdi’yi diyor.
Muhabir: Oturduğu yerden görebilmesinin yolu da internet ve televizyon
ADNAN OKTAR: Televizyon, evet tabii inşaAllah. “Dedi ki: Rabbim benim göğsümü aç -çok heyecanlı, göğsümü aç yani bazen heyecandan kalbinde şiddetli çarpıntı oluyor Hz. Musa’nın- işimi kolaylaştır, dilimden düğümü çöz. -heyecandan zaman zaman dili karışıyor Hz. Musa’nın, yani konuşma güçlüğü çekiyor heyecanlandığında-. O da kurtuluşu için diyor ki -yani o durumdan kurtulmak için- dilimden düğümü çöz ki söyleyeceklerimi kavrasınlar, ailemden bana bir yardımcı kıl kardeşim Harun’u. ” Yanımda diyor yani konuşacak birisi olsun ki heyecanlandığım da ona sözü vereyim o devam ettirsin, yani dilim dolandığında. Mehdi’nin de böyle bir özelliği vardır; sağ elini sol dizine vurur diyor. Kastedilen aslında böyle bir olaydır, yani kastedilen böyle bir olaydır. Yoksa sol dizine böyle vurma değil. Mecazi anlamda. Onun da dilinde bir tutukluk olacaktır Mehdi’nin de, zaman zaman. Yani heyecana bağlı olarak dilinde tutukluk olacaktır, ona dikkat çekiyor hadisi şerif var, bir özelliğidir Mehdi’nin. “Kardeşim Harun’la” diyor “Şüphesiz sen bizi görüyorsun” diyor Hz. Musa. Şu anda da Allah bizi görüyor, her yerde tabii her yerden görüyor.
“Şüphesiz kıyamet saati yaklaşarak gelmektedir” –ahir zamana dikkat çekiyor, bakın diyor ki “onun koşup haberini neredeyse gizleyeceğim”. Kıyametin vaktini bakın kıyamet vaktini bakın “onun koşup haberini neredeyse gizleyeceğim” demek ki zamanı gelince açıklanacak. Bakın hiç haber vermeyeceğim demiyor Allah. Neredeyse diyor, gizleyeceğim. Buradan anlıyoruz ki Resulullah’ın hadislerinde yedi bin yıldır hadislerden, diğer hadislerden de bu olayın gerçekleşeceğini anlıyoruz inşaAllah.
“Onu sandığın içine koy suya bırak böylece su onu sahile bıraksın” Mehdi’ye burada işaret var demek ki su olan bir yerde denizin kenarında olacak Mehdi. Bak diyor ki; “su onu sahile bıraksın” demek ki sahile yakın bir yerde olacak Mehdi. Kuran’da bunlar hiç böyle boş yere anlatılmaz, bir şey anlatılır orada, bir sır anlatılır, bir hikmet vardır. Mesela Süleyman kıssasında, Zülkarneyn’de, Kehf kıssasında, hepsinde bir hikmet vardır. “Gözümün önünde yetiştirilmen için kendimden sana bir sevgi yönelttim” Mehdi de çok sevilecek ama sonradan. Başlangıçta herkes kaçıyor Mehdi’den. Nasıldı hadis?
OKTAR BABUNA: Kendi çobanından kaçan koyunlar gibi diyor, insanlar kaçacaklar.
ADNAN OKTAR: Evet, insanlar kaçacaklar.
“Böylece seni annene geri çevirmiş olduk” –bak babana demiyor annene, annesi var sadece. Mehdi’nin de babası olmayacak yani vefat etmiş olacak küçük yaştayken. Yetimdir Mehdi, ona işaret ediyor. “Böylece seni annene geri çevirmiş olduk ki; gözü aydın olsun ve üzülmesin” Demek ki annesi öyle üzülebilecek bir insan; Hz. Musa’nın annesi, bu da bir işarettir. “Sen ve kardeşin ayetlerimle gidin” yani Mehdi ve Hz. İsa iki kardeştirler “ayetlerimle gidin”. ”İkiniz Firavun’a gidin çünkü o azmış bulunuyor” şimdinin Firavunu nedir Darwinizm, materyalizmdir. Evet. “Ona mülayim söz söyleyin, umulur ki öğüt alıp düşünür veya içi titrer, korkar” Yani güzel söz söyleyin böyle sert konuşmaktan kaçının, ağır konuşmaktan kaçının. Değil mi? Hakaretamiz konuşmaz Müslüman, mülayim konuşacak. Bakın diyor ki Cenab-ı Allah: “umulur ki öğüt alıp düşünür” gururunu kırmak çok tehlikelidir insanların. Bak nasıl izah ettim demeyeceksin. Allah bildiriyor biz de vesile oluyoruz diyeceksin. “Veya içi titrer, korkar” belki Allah’tan korkar diyor Cenab-ı Allah. Bakın bir daha söylüyor “Dedi ki korkmayın, çünkü ben sizinle birlikteyim işitiyorum ve görüyorum” işte ahir zamanın da bir işaretidir bu yani; korku ortamında Müslüman korkmayacak, Allah’tan başka hiçbir şeyden korkmayacak, Allah’tan başka hiçbir şeyden korkmayacak. “Dedi ki: Bizim Rabbimiz her şeye yaratılışını veren - diyor ki firavun önce- “Dedi ki: Sizin Rabbiniz kimdir Ey Musa” diyor, soru soruyor Musa’ya. “Dedi ki: Bizim Rabbimiz her şeye yaratılışını veren” Bakın ilk önce neyi anlatıyor, hangi konuyu anlatıyor? Yaratılışı anlatıyor, yaratılışı anlatıyor. Biz ne yapıyoruz? Önce yaratılışı anlatıyoruz. İşte onun için yaratılışçılar diyorlar.
Bak diyor ki: “Bizim Rabbimiz her şeye yaratılışını veren sonra doğru yolunu gösterendir” sonra da din anlatılıyor, doğru yol dindir; Hak olan dindir. “Firavun dedi ki: -bakın dikkat edin çok önemli-“ İlk çağlardaki nesillerin durumu nedir öyleyse?” onlar nasıl yaratıldı diyor ilk insanlar. Var ya darwinistler, diyor mağara adamları bilmem ne, o zaman bunlar da inanıyor ona. Darwin’in aynı inancındalar. Ona delil getiriyor o zaman onları bana açıkla diyor. Onlar da böyle ilkel varlıklardan insanların geliştiğine inanıyorlar, yani Nil’in çamurlarından oluştuğuna…
Muhabir: Her devirde, her dönemde olmuş, tabi.
ADNAN OKTAR: Tabii, ilkel maymunların sonradan evrimleşip geliştiğine inanıyorlar, o zaman evrimci bak Hz. Musa’yla ilk konuştuğu konu bu; yaratılış konusu üstünde konuşuyor, ve sorusu da bu: ”Dedi ki: İlk çağlarda ki nesillerin durumu nedir öyleyse?” o zaman onu bana anlat diyor. Evet, üçüncü sayfası yok mu? Sen bana o zaman Taha Suresi yirmiyi aç. ”Dedi ki: İlk çağlardaki nesillerin durumu nedir öyleyse?” ”Dedi ki: -Hz. Musa cevap veriyor- “Bunun bilgisi Rabbimin katında bir kitaptadır” şimdi tabii ayetin ilk anlamı kaderde Allah katında bellidir, her şeyi Allah yaratmıştır, onları da Allah yaratmıştır. Kaderinde olduğu için bütün insanlık yaratılıyor, onlar da kaderde neyse o şekildedir diyor. Ama ikinci bir işari anlam olarak da; ”Rabbimin katında bir kitaptadır bunun cevabı”. Bir kitap; Ahir zamanda ki herhangi bir kitap olabilir. Herhangi bir eser olabilir yani onu Darwinistlere cevap veren herhangi bir eser. Buna da işaret eder aynı zamanda. Yani işari mana olarak, ama ilk anlamı budur. “Benim Rabbim şaşırmaz ve unutmaz” diyorlar ya onlar tesadüfen oldu her şey tesadüfen. Cenabı Allah tesadüfen olmadığını “Benim Rabbim şaşırmaz ve unutmaz” diyor buna cevap veriyor.
“Ki Rabbim yeryüzünü sizin için bir beşik kıldı” yani yeryüzünün yaratılışı bak bu sefer de kâinatın yaratılışını söylüyor. Biz ne yapıyoruz Big-Bang’ i anlatıyoruz kâinatı anlatıyoruz. Bakın bütün peygamberler yaratılışı, dünyanın yapısını, ilk onların kafasına takılan konuları onlara anlatıp ikna ediyorlar. “Onda sizin yollar döşedi ve gökten su indirdi” yani bütün her şeyi Allah yaratır diyor “Böylelikle bununla her tür bitkiler ve çiftler çıkarttık”. Bütün bak bu sefer bitkilerin yaratılışını anlatıyor ve çiftler; çift olarak bütün bitkiler yaratılmıştır diyor. Daha yeni anladı biyoloji bilimi çiftler olarak yaratıldığını bitkilerin değil mi? Erkek dişi organ olduğunu daha yeni anladı. “Yiyin ve hayvanlarınızı otlatın şüphesiz bunda sağduyu sahipleri için ibretler vardır”. Yani aklı başında normal düşünenler için ayetler vardır. Yani aklı başında normal düşünenler için ayetler vardır diyor Cenab-ı Allah. “yiyin” diyor bütün nimetlere meyvelere sebzelere her şeye dikkat çekiyor Cenab-ı Allah. “ hayvanlarınızı otlatın” bütün bak önce bitkiler sonra hayvanlardan kuzular, keçiler, koyunlar, artık ne varsa hepsi “hayvanlarınızı otlatın”. Yani Allah’ın verdiği nimetleri de düşünün diyor Allah. “şüphesiz” diyor Allah bakın “ bunda sağduyu sahipleri için elbette ayetler vardır. Sizi ondan yarattık ona geri vereceğiz. ” Yani topraktan yaratıldınız bu seferde ölümü anlatıyor. Geri toprağa döneceksiniz. “Sizi bir kere daha oradan çıkaracağız” Yerden kalkıp canlanacaksınız ahirete geçeceksiniz.
Evet, “Andolsun” diyor bak Cenab-ı Allah “biz ona ayetlerimizin tümü gösterdik fakat o yalanladı ve ayak diretti” Şimdi ne yapıyorlar. Hem yalanlıyorlar hem ayak diretiyorlar. “Dedi ki ey Musa sen bizi sihrinler yurdumuzdan sürüp çıkarmaya mı gelmiş bulunuyorsun” Sıkışınca bu sefer siyasi suç, çete suçunda bulunuyor. Yani bir örgüt olarak devleti mi yıkacaksın bize mi zarar vereceksin nedir yani çıkar için. Ey Musa sen bizi sihrinle büyü yapıyorsun diyor yani yalan yaptıkların diyor. “Yurdumuzdan” yani milliyetçi söylem kullanarak ona karlı bir psikolojik baskı yapmaya çalışıyor. Sahtekarlık yaparak. “Sürüp çıkarmaya mı gelmiş bulunuyorsun” bize zarar vereceksin diyor. Yıkacaksın, sistemimizi yıkacaksın. “Madem böyle bizde sana buna benzer bir sihirle geleceğiz” şimdi bizim karşımıza onlarda uydurma izahlarla geliyorlar abuk sabuk izahlarla geliyorlar görüyorsunuz.
“Şimdi bir buluşma zamanı ve yeri tespit et bizimde seninde karşı olamayacağımız açık ve geniş bir yer olsun” Biz ne yapıyoruz şu an bütün milletin gözü önünde televizyonda tartışıyoruz. Bakın ayet ne diyor “ Bizim de senin de karşı çıkamayacağımız açık geniş....” Geniş ne için bütün halk görsün.
Muhabir: Bütün herkese ulaşabiliyor tabi.
ADNAN OKTAR: Tabii, “Bir yer olsun dedi. Musa dedi ki buluşma zamanımız bayram günü ve insanların toplanacağı kuşluk vakti olsun” En kalabalık olduğu vakti seçelim diyor en fazla kitleye hitap edelim diyor. “Böylelikle firavun arkasını dönüp gitti hileli düzenini bir araya getirdi sonra geldi” yani birçok adamlarını profesörlerini doçentlerini ne varsa kendi kafasına göre onları topluyor o devre göre.“Musa onlara dedi ki size yazıklar olsun Allah’a karşı yalan düzüp uydurmayın sonra bir azap ile kökünüzü kurutur“ Allah bir bela verir size diyor ekonomik çöküntü olabilir başka türlü olabilir. Değil mi her şey olabilir “yalan düzüp uyduran gerçekten yok olup gitmiştir” diyor Hz. Musa “Bunun üzerine kendi aralarında durumlarını tartışmaya ve gizli konuşmalara başladılar. Tam bir masonik yöntem bu. Bak üst elit tabaka “kendi aralarında durumlarını tartışmaya ve gizli konuşmalara başladılar.” Masonluğun özelliği gizliliktir. Ketumiyet ve gizlilik o devrin masonudur Firavun ve o devirden kalma yazılarda resimlerde bütün masonik sembolleri görüyoruz.
OKTAR BABUNA: Evet, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani bütün masonik sembolleri vardır. Firavun da o dönemin masonudur. Yani müşriki azamdır yani en yüksek dereceli masondur.
“ Dediler ki bunlar herhalde iki sihirbazdır” Onların aleyhine propagandaya başlıyorlar o devrin basını televizyonu radyoları. “Sizi sihirleriyle yurdunuzdan sürüp çıkarmak” bak iftiraya bak. Yani halkı en tahrik edecek şeyi buluyorlar, onlara, vatanını milletini elinden alacak senin diyor, yok edecek seni diyor.
“Ve örnek olarak tutturduğunuz yolunuzu dininizi yok etmek istiyor.” Ahir zamanda çıkacak İstanbul’daki Hoca ne diyecekti Mehdiye?
OKTAR BABUNA: Dinimizi yok ediyor.
Muhabir: Evet dinimizi yok ediyor. Dinsizliğe sevk ediyor diyecekti.
ADNAN OKTAR: Bu ne diyor “Örnek olarak tutturduğunuz dininizi yok etmek istiyorlar” Bak “Dininizi yok etmek istiyorlar” aynısı Mehdiye olan hitabın aynısı. Tarih değişiyor vakalar değişmiyor.
ADNAN OKTAR: Allah’ın sünneti değişmiyor hep aynı. "Bundan ötürü, tuzaklarınızı bir araya getirin.” Bak tuzak hazırlıyorlar. Mehdiye ve şeye ahir zamanda... O zaman da Hz. Musa’ya yapıyorlar. “sonra gruplar halinde gelin” yani onlara meydan okuyorlar Hz. Musa “Bundan ötürü, tuzaklarınızı bir araya getirin, sonra gruplar halinde gelin;” beşer beşer, onar onar, yani hepiniz gelin diyor. Ne kadarınız varsa diyor.
“Bugün üstünlük sağlayan, gerçekten kurtulmuştur. " Ama bunlar tabi meydan okuyorlar. "Bundan ötürü, tuzaklarınızı bir araya getirin, sonra gruplar halinde gelin; bugün üstünlük sağlayan, gerçekten kurtulmuştur. " "Ey Musa" dediler. Ya sen (asanı) at veya önce biz atalım. " Ya sen tartışmaya başla ilk delilini ya biz atalım diyorlar. Bak “tuzaklarınızı bir araya getirin, sonra gruplar halinde gelin; bugün üstünlük sağlayan, gerçekten kurtulmuştur." Önce bir oyun hazırlıyorlar inşaAllah.
“Dedi ki: "Hayır, siz atın. " Sonra hemen (ne görsün), sihirlerinden dolayı, ipleri ve asaları kendisine gerçekten koşuyormuş gibi göründü. ” Yani Darwinistler de öyle deliller veriyor ki insanlarda hakikaten varmış zannediyorlar. Hallbuki çizim, değil mirekonstrüksiyon.
“Kendisine gerçekten koşuyormuş gibi göründü” diyor. “Musa, bu yüzden kendi içinde bir tür korku duymaya başladı. “ Yani bunlarla nasıl ben şey yapacağım..
Muhabir: Mücadele edeceğim.
ADNAN OKTAR: “"Korkma" dedik” diyor Allah bak bir daha “"Korkma dedik” "Muhakkak sen üstün geleceksin. "” Mehdi de yani illaki üstün gelecek.
"Sağ elindekini atıver, onların yaptıklarını yutacaktır; çünkü onların yaptıkları yalnızca bir büyücü hilesidir. Büyücü ise nereye varsa kurtulamaz. "Sağ elindekini atınca ne ispat ediyor. Yaratılışı ispat ediyor. Çünkü hepsini yutuyor. Bir anda yılan oluşuyor evrim yok. Evrimin olmadığını görüyorlar.
Bak “çünkü onların yaptıkları yalnızca bir büyücü hilesidir. Büyücü ise nereye varsa kurtulamaz. "” “Bunun üzerine büyücüler, secdeye kapandılar: ” İmana geliyorlar. “"Harun'un ve Musa'nın Rabbine iman ettik" dediler. ” “"Harun'un ve Musa'nın Rabbine iman ettik" Yani hak Peygamber olarak onların getirdiği hak dine iman ettik diyorlar. “(Firavun) Dedi ki: "Ben size izin vermeden önce O'na inandınız öyle mi?” O zamanın işte iddia edilen Ergenekon örgütü o zamanın Firavunu ve deccalı ona sorulacak yani iman etmek için adamın iddiasını görüyor musun? Yani alçağın ifadesine bakın. Sen kimsin?
“Şüphesiz o, size büyüyü öğreten büyüğünüzdür” Yani Hz. Musa’yı küçük düşürmeye çalışıyorlar. Büyüyü size o öğretti diyor. Ya zaten büyü diyor yaptıklarınız yalan diyor ve Hz. Musa’yı suçluyor. “O halde ben de ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz olarak keseceğim” tam iddia edilen Ergenekon örgütünün zulüm yöntemlerinden “ keseceğim ve sizi hurma dallarında sallandıracağım. ” Asacağım sizi diyor.“Siz de elbette, hangimizin azabı daha şiddetliymiş ve daha sürekliymiş öğrenmiş olacaksınız. "” Yani hâşâ Allah’ın azabı mı o zaman anlayacaksınız diyor haşa.
“Dediler ki: "Bize gelen apaçık delillere” bizde şimdi apaçık delil veriyoruz değil mi? “ve bizi yaratana seni asla 'tercih edip-seçmeyiz. "” Meydan okuyorlar. Asla sana bağlanmayız
“Neyde hükmünü yürütebileceksen, durmaksızın hükmünü yürüt;” Elinden geleni arkalarına koyma diyorlar. “sen, yalnızca bu dünya hayatında hükmünü yürütebilirsin. "” Başka da bir şey yapamazsın diyorlar en fazla şehit edersin. O da zaten aradığı bir şey. MaşaAllah.
“"Gerçekten biz Rabbimize iman ettik;” diyor, elhamdülillah maşaAllah. “günahlarımızı ve sihir dolayısıyla bizi kendisine karşı zorlayarak-sürüklediğin (suçumuzu) bağışlasın.” İddia edilen Ergenekon örgütü nasıl insanlara suç işletiyor cinayet işletiyor ahlaksızlık yaptırıyor bak diyor ki “günahlarımızı ve sihir dolayısıyla bizi kendisine karşı zorlayarak” şu anda da zorlayarak insanlara ahlaksızlık yaptırıyorlar. İddia edilen Ergenekon örgütüne zorla üye ediyorlar insanı. “Sürüklediğin“ bak sürüklemek ne demek zorlamak.“(suçumuzu) bağışlasın Allah” diyor “daha hayırlıdır ve daha süreklidir. " “Allah, daha hayırlıdır ve daha süreklidir. "” diyor Cenabı Allah.
“"Gerçek şu ki, kim Rabbine suçlu-günahkâr olarak gelirse, hiç şüphe yok, onun için cehennem vardır. Onun içinde ise, ne ölebilir, ne dirilebilir."” Ölmeyi diliyorlar fakat ölemiyorlar. Kurtulmak istiyor kutulamıyor. Ayet ona dikkat çekmiş.
“"Kim O'na iman edip salih amellerde bulunarak O'na gelirse, işte onlar, onlar için de yüksek dereceler vardır. "” “"İçlerinde ebedi kalacakları altından ırmaklar akan Adn cennetleri de (onlarındır). Ve işte bu, arınmış olanın karşılığıdır. "” Adn peygamberimizde biliyorsun beni Adnan’dır onun soyudur. İnşaAllah güzel bir isim. Kuran’da geçen bir isim. Kendi ismim çok hoşuma gidiyor tabi maşaAllah. MaşaAllah evet. Böyle zaman zaman Kuran’dan bölümler okursak iyi olur inşaAllah.
Muhabir: Böyle bir şeyi de dinledik ne güzel. Çok güzel oldu.
ADNAN OKTAR: Sır dolu Kuran’ın içi, tabi ben bir kısmını anlatamıyorum yani çünkü yanlış anlaşılabilir yahut mesela yahut mesela şu an anlatmamamız gereken şeyler var. Ama insanların nefesini kesecek sırlarla dolu Kuran.
Muhabir: Sizin söylediğiniz hep bir 10 yıl zaman dilimi var bir 10 yıl sonra söyleyeceğim diyorsunuz bir 10 yıl sonra inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah İnşaAllah Allah nasip ederse.
Muhabir: Gerçi yine aydınlatıyorsunuz bilmediğimiz birçok konuda sadece bizleri de değil yurtdışındaki vatandaşlarımıza yabancı uyruklu birçok insanımızı aydınlatıyorsunuz biraz da o konuya da değinmek istiyorum yayınlarınız çok güzel maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Allah’a çok şükür.
Muhabir: Televizyon haricinde de Amerika da ve İngiltere de bir çok yerde sizi dinlemek için insanlar bir çaba sarf ediyorlar.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah evet
Muhabir: Biraz onlardan da aslında izleyicilerimize bahsetsek.
ADNAN OKTAR: Tabi sık sık radyo televizyon programları oluyor, yabancı Fransız Alman iki ülkenin birlikte kurduğu ART var onla bir röportaj yaptık uzun bir röportaj yaptık çok güzel oldu yayınlanacak önümüzdeki günlerde. Akşam, bu akşam İspanya’yla bir röportaj yaptık ondan sonra. Amerika’yla yaptık. Yani zaten bu hafta içerisinde dolu fakat tabi biraz da insan daha da fazla yapmak istiyor ama vakit biraz imkân olmuyor bazen. Ama tabi insan en uç dereceye kadar vaktini harcamak istiyor. Mesela bak Allah’a hamdolsun böyle övünmek için söylemiyorum daha hiç yemek falan yemedim. Çocuklar da gördü değil mi?
OKTAR BABUNA: MaşaAllah, evet evet evet.
ADNAN OKTAR: Bakın, Musevi gençler geldi, İsrail’den gelmişler.
OKTAR BABUNA: En büyük üniversitesinden İsrail’in.
ADNAN OKTAR: Acayip sevimliler doluştular eve böyle, kızlı erkekli. Acayip sevimliler böyle 19, 20, 21 yaşında üniversite öğrencileri. Uslu uslu meyve sunduk onları yediler. Çok güveniyorlar kendi evleri gibi böyle çok uzun uzun anlattık konuştuk. Röportajı da canlı olarak onlar izlediler, onlarla ilgili de konuştuk. Türk İslam Birliği’nin onlara ne getireceğini sordular. Dedim alabildiğine rahat yaşayacaksınız. Siz Hz. İbrahim’in bize emanetisiniz, onun evlatlarısınız, sizi çok seviyoruz.
Muhabir: Tabi onlar da farklı şeyler anlatıldığı için farklı şeyler empoze edildiği için başka başka şeyler düşünüyorlar. Belki hani katledileceklerini veya kendilerinin katledileceğini değil mi?
ADNAN OKTAR: Allah esirgesin, değil mi?
Muhabir: Geçen bir programımızda bahsetmiştiniz. Amerika’da yayınınızdaki diyalogu. Çok ilginçti.
ADNAN OKTAR: Hayır, hayret edilecek birşey. Hıristiyanlar kardeşim Hz. İsa, merhamet şefkat insanıdır. Şefkat peygamberidir. İki milyar iki yüz elli milyon insanı Hz. İsa teker teker öldürecek demek... insaf. Allah’tan korkun nasıl konuşuyorsunuz öyle.
Muhabir: Kandırmışlar işte insanları böyle birşeye inandırmışlar.
ADNAN OKTAR: Tek bir kişiyi dahi öldürmeyecek, tek bir kişiyi. Bakın Deccal’i dahi öldürmüyor. Said Nursi diyor, onu diyor bir mikrop nezle dahi öldürür. Manen öldürecek. Niçin öldürsün yani niye öldürecek.
ADNAN OKTAR: Dinde zorlama yok. Diyecek ki diyor insanlara Müslüman oluyor musun, olmuyor musun? Kardeşim sen eline kılıcı alıp adamın tepesine dikilirsen, Müslüman oluyor musun deyince ne desin, o da oldum diyecek. Al sana münafık. Ne işine yarayacak. Bırak adam rahatça iman etsin Allah Allah. Ne istiyorsa imanı, La İlahe İllallah Muhammed en Resulullah aşkla diyorsa Müslüman’dır. Zor olur mu dinde. Dağ taş münafık dolar Allah esirgesin. Ne kadar tehlikeli birşey. Yani ne kadar vahim birşey. Cehennemin en derin tabakasına gidiyor münafık. Bırak adamları Allah nasıl takdir ettiyse öyle iman etsin. Allah hidayet vermediyse zorla mı hidayet vereceksin. Ayet var. Allah’ın hidayet vermediğine de diyor sen zorla hidayet veremezsin diyor yaklaşık değil mi mealen şeytandan Allah’a sığınırım. Dinde zorlama yoktur diyor Cenabı Allah. Bir kısım Müslümanlar da ne kadar Vehabi varsa ne kadar Alevi varsa ne kadar Şii varsa pırasa gibi doğranacağından bahsediyor. Kardeşim ne yapıyorsun sen? 500-600 milyon Müslüman bu. Çoluğu çocuğu var, karısı var kızı var. Sen ne yapıyorsun, konuşma, nasıl bir üslup bu. La İlahe İllallah Muhammed en Resulullah diyor, kıbleye dönüyor bu insanlar namaz kılıyorlar Kuran okuyorlar. Yahu velev ki dinsiz olsa ateist olsa sana ne. Hayır sen mi onu yargılıyorsun, Allah yargılayacak onu. Sana ne? Müşrikleri bile Cenabı Allah güvenlik içinde başka yere alın götürün diyor. Çetenin eşkıyanın içinden, tehlikeli yerler de silahlan pusatlan güvenliğinizi alın ölüm riski de olsa alıp götürün onları koruyun diyor, canınız pahasına. Mesela vuruşmaya gidiyor Müslüman şehit ediliyor, müşrikleri koruyor. Böyle bir din bizim dinimiz. Hatta adam öldüreni diyor Cenabı Allah affederseniz sizin için daha hayırlıdır diyor. Onu bile affedin diyor. Sen nerden çıkarıyorsun pırasa gibi doğramayı. Onlar diyor 2 trilyon 200, 2 milyar 250 milyon kişi. Bu sadece mezhep ayrılığından doğranacaklar güya, haşa. Hıristiyanlar, Yahudiler ayrı. Yani şimdi onlar doğranınca onlar kalır mı? Bir de ateistleri düşün masonlar şunu bunu düşün. Adam kalmıyor ki.
Muhabir: Tabi kendinden olmayan herkesi, aynı fikirde olmayan herkesi doğruyorsun.
ADNAN OKTAR: Şimdi bir konuşması var onu yarın göstereceğim. Akan kandan böyle insan cesedinden diyor Cübbeli, o kadar bol olacak ki diyor bir kuş üstünde uça uça uça ömrü yetmeyecek diyor. Cesetlerin üstünde uça uça. Sonunda hayvan ölecek diyor. Bir hayvan biliyorsun binlerce kilometre uçabiliyor. Hayvanın gücü yetmeyecek diyor. O kadar çok katliam olacak diyor. Kan gövdeyi götürecek.
Muhabir: Şimdi böyle ifadeler insanları tabi böyle bir alarma geçiriyor. Ne olacak yani, hani bir panik havası ne kadar tehlikeli.
ADNAN OKTAR: Museviler çekiniyor, Hıristiyanlar onlardan çekiniyor Müslümanlar onlardan çekiniyor. Ne oluyorsunuz, Allah size çok güzel bir dünya bırakmış. Allah’a çok şükür Allah’a hamd edin, sevin birbirinizi herkes kendi dininde samimi olarak yaşasın, sana ne. Ama İslam zaten dünyaya hâkim olacak Mesih gelecek. Mehdi çıkacak, zaten Allah’ın takdiri onlara Allah hidayet verecek. Ama zorla değil. Onlar gönlüyle Müslüman olacaklar yani zorlama yok, gönlüyle. Allah onların kalbine ilham edecek ve iman edecekler. Çünkü ayette var Hz. İsa Mesih ile ilgili biliyorsunuz. Sana inanmayacak, -şeytandan Allah’a sığınırım- hiçbir fert kalmayacaktır diyor ehli kitaptan. Hepsi iman edecekler. Ve sana inananları diyor Allah kıyamete kadar küfrün üstünde hâkim kılacağım diyor. Her yönden. Bu dünya hâkimiyeti işte. O Mesih’in gelişi diyor Allah kıyamet için bir alamettir. Şimdi yine Fredy’yi çıkarmışlar geçenlerde, kâbusunu. Şöyle bir kenardan baktım yani çoluk çocuğa seyrettirmemek lazım. Önce bir uyarı koyacaksın çoluğunuza çocuğunuza seyrettirmeyin diye. Sürekli konu bu; İsa gelmeyecek Mehdi gelmeyecek. Kardeşim yani sakin ol diyoruz. Otuz kere diyoruz ve bu telaş niye, sana bunu kim dedirttiriyor. Müslümanların bin bir türlü sorunu var Müslümanların. Niye çıkıp gece gündüz bunu anlatıyorsun. Niye gazete köşelerinde sürekli bunu anlatıyorsun. Bunu anladık biz duyduk. Bizim hafızamız bayağı güçlü aklımız da güçlü. Biz millet olarak bayağı zeki bir milletiz. Bir kere deyince anlarız biz. Otuz kere aynı şeyi söylüyorsun doymuyorsun. Sakin ol sinirlerin mi bozuldu yani. Mehdi gelmeyecek İsa gelmeyecek, Mehdi gelmeyecek İsa gelmeyecek. Delilleri o kadar güçlü buldular ki. Yani yüzde yüz geleceğine kani oldular. Yani konu bu. Hayır belki böyle dersek gelmez diye düşünüyorlar.
Muhabir: Hani kırk sefer söyleyince olmaz mantığıyla.
ADNAN OKTAR: Belki. Gelmez değil Mehdi bir kere geldi. Mesih de baş göz üzerine hemen gelmek üzere. Mehdi’yi o yalnız bırakmaz, mümkün değil. Allah vaat etmiş. Ayet var. Mesih illa ki inecek. Diyor ki Said Nursi gerçekten ölseydi diyor bak. Bu kafadakilere Allah’ın dilemesi ile bir cevap veriyor ve ahiretin en uzak köşesine gitseydi diyor. En uzak köşesine... Yeniden diyor Allah ona bir ceset giydirip yeryüzüne geri yine indirirdi diyor İnşaAllah. Mesih için. Ama diyor vaat etmiştir diyor. Vaat ettiği için elbette haktır diyor. Hz Mesih için. İndiği vakit diyor geldiği vakit yakın talebeleri ve havası onu imanın nuru ile tanır. Bedahet derecesinde diyor açıklık derecesinde herkes onu tanımaz diyor. Tabii... Siyasete dünya siyasetine hâkim olacak Mesih. Geçenlerde de söyledim. Anlayacaksınız. Liderlerin ağzı değişecek. Bak size bir sır. Bir sır veriyorum. Liderler başlayacaklar İslam güzeldir demeye. “Hoştur İslamiyet. Müslümanlara niye böyle baskı oluyor ki. Ben de Kuran okuyorum, çok güzel....” gibisinden başlayacaklar. Bunları gördüğünüzde bilin ki Mesih’ten ders aldılar. Mesih’in dizinin dibinde oturuyorlar demektir. Mesih’in küçük bir grubu olacak. İnşaAllah. Ama bir süre gizlenecek İnşaAllah. Bir ön alamet için ben bunu söylememiştim, şimdi söylüyorum. Evet, dünyanın büyük liderlerinin üslubu değişecek oradan anlayacaksınız.
Muhabir: Çok da teşekkür ederiz hakikatten böyle bir şeyi paylaşmamıştınız daha önceki programlarınızda.
ADNAN OKTAR: Kaç dakikamız var. Aslında şuraya bir saat mi assak, anlasak?
Muhabir: 20 dakikamız varmış.
ADNAN OKTAR: 20 dakikamız var, iyi.
Muhabir: Sorularımız var, isterseniz sorularımızı yöneltelim.
ADNAN OKTAR: Tamam.
Muhabir: Ama paylaşacağınız başka sırlarınız varsa biz onları dinlemeye tabi ki hazırız.
ADNAN OKTAR: Ah severim senin o güzel canını, o kuzu canını.
Muhabir: Tabi ki onlar her zaman öncelikli.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Bakın madem okuyoruz, ondan okuyayım bitireyim.
Kehf Suresinde 84. “Gerçekten biz ona yeryüzünde sapasağlam bir iktidar verdik. ” 2017 ebcedi.
“ İki denizin birleştiği yere ulaşınca…”, neresi var dünyada iki denizin birleştiği
İstanbul var. 1984.
MaşaAllah. Mehdi’nin yeni çıktığı tarihler İnşaAllah. Bakın Hz. İsa ile ilgili ayetler Zuhruf Suresi 61. ”Hiç şüphesiz Hz. Mesih kıyamet saati için bir ilimdir, alamettir. Öyle ise ondan yana hiçbir kuşkuya kapılmayın.” Hiç şüphe etmeyin. Yani gelecek. 2026. Tam Mesih’in tarihi.
“Meryem oğlu İsa’ya apaçık belgeler verdik.” Kuran’ı okuyacağı tarih inşaAllah. 2017 ebcedi. Bak “Meryem oğlu İsa’ya apaçık belgeler verdik. ” Tam harfi harfine 2017’yi veriyor tarih. Bakara 253.
Bak “Bu yurdun sonu kimindir –yani dünyanın- inkâr edenler pek yakında bilecektir” diyor Allah. Rad Suresi, 42.
“De ki hak geldi batıl yok oldu. Şüphesiz batıl yok olucudur. ” İsra Suresi, 81. Hep bunlar dünya hâkimiyeti ayetleri.
“Kendisine bereketler kıldığımız yerin doğusuna da, batısına da o hor kılınıp-zayıf bırakılanları (müstaz'afları) mirasçılar kıldık. “ Hâkim olacaksınız diyor Allah. Araf Suresi, 137.
“Ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar. Radyolardan, televizyonlardan filan Allah’ın nurunu, İslamiyeti kaldırmak istiyorlar. “Oysa kâfirler istemese de Allah kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor. “ Kendi nurunu tamamlayacak. Yani İslam dünyaya tam anlamıyla hâkim olacak inşaAllah. Tamamladı Allah fakat parlatacak nurunu.
Tevbe Suresi, 32. “Onlar Allah’ın ruhunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Oysa Allah Kendi nurunu tamamlayıcıdır. Kâfiler hoş görmese bile. ” Mutlaka tamamlayacak.
“Ve size onların topraklarına, yurtlarına, mallarına ve daha ayak basmadığı birçok yere mirasçı kıldı. ” Her yere İslam hâkim olacak diyor Allah. “Allah herşeye güç yetirendir. ” Ahzab Suresi, 27.
“Allah suçlu günahkârlar istemese de hakkı hak olarak kendi kelimeleriyle gerçekleştirecektir. ” Yine Hakkın hâkimiyeti.Dünya hâkimiyeti, Yunus Suresi, 82.
“Onlar ki yeryüzünde, bütün dünyada kendilerini yerleştirir iktidar sahibi kılarsak, dünya hâkimiyeti verirsek, dosdoğru namazı kılarlar -Mehdi cemaatine işaret ediyor inşaAllah ve Müslümanlara-“Zekatı verirler, marufu emreder -yani güzel olanı emreder- münkerden sakındırırlar” yani kötü olan şeyden insanı sakındırırlar. Bütün işlerin sonu Allah’a aittir.
“Gevşemeyin, üzülmeyin eğer gerçekten iman etmişseniz en üstün olan sizlersiniz. ” Siz hâkim olacaksınız diyor Allah. Ama şart olarak ne diyor Allah gevşemeyin. Nasıl gevşemeyeceksin, hapsedileceksin hakarete uğrayacaksın, baskıya uğrayacaksın, saldırıya uğrayacaksın bütün küfür üstüne gelecek asla bırakmayacaksın. Ve üzülmeyin. Böyle duygusallık şu bu falan olmayacak. Üzülme yok. Eğer gerçekten iman etmişseniz yani derin bir imanla iman etmişseniz. En üstün olan sizsiniz. Bakın işte bu bir mucizedir bu. Bak gerçekten iman etmişseniz diyor Allah, gevşemeyecek, üzülmeyecek ve gerçekten iman edecek. Mutlaka dünya hâkimi olursunuz diyor Allah. Bir mucizedir işte bu. Yani ikinci bir ihtimal olmuyor bunda. Yani mutlaka hâkim ediyor. Kaç kişi on kişi. On kişi de olsa Allah hâkim ediyor. 313 kişiyle dünyayı hâkim edecek Allah İslam’ı. Tabi... Al-i İmran Süresi 139. İnşaAllah. Evet, Oktar Hocam biraz da senin ilminden istifade edelim anlat.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah. Dün de anlatmıştık bu yürüyen proteinler var çok değişik yeni keşfedildi bunlar son yıllarda. İnsanın iki ayak üzerinde yürüdüğü düşünülürken yürüyen protein ortaya çıktı bakın resmi de var burada şöyle göstereyim, çekilmiş. Dev bir yük taşıyor bakın sırtında, nanometrik adımlarla yürüyor metrenin milyarda biri küçük adımlarla ve bunun yürümesi için başka bir protein var DNA’da kodlu olan o da yol yapıyor. Onun üzerinde yürüyebilmesi için. Bu üzerinde sinirlerin birbirleriyle iletisinin sağlanması için kimyasal maddeler var kesecikler içinde onu taşıyor. Gitmesi gereken yere ama yolu şaşırmıyor yanlış yere gitmiyor. Doğru yere hakikatten yürüyor yani gerçek anlamda yürüyor. Onun hatta şöyle çizimi de var onu da. Bir dakika göstereyim size. MaşaAllah. Ve normal enerjiyi alıyor enerji yüklü moleküllerden ATP moleküllerinden bakın adımları var, ayakları var görüyorsunuz. Adım atarak ayaklarıyla yürüyor. Gerçek bu yani tam benzetme birebir benzetme. Sırtını almış böyle kafasının üstünde pıtır pıtır pıtır götürüyor böyle. Burada yol yapıyor başka proteinle.
Muhabir: Nereye taşıyor onları?
OKTAR BABUNA: Onları işte sinirler arası götürüyor, tam sinir sinir zarından dışarıya veriyor ondan sonra götürünce o yapıştırıyor oraya dışarıya atıyor onları, sinirler arası ileti sağlanıyor böylece. Bu kesecikler de sadece bu şekilde hareket edebiliyor bunların taşımasıyla. Bu çok büyük bir mucize...
Yani normal Allah’ın Ol demesiyle yürü demesiyle Allah’ın yürü demesiyle yürüyor. Hiçbir izahı yok bunun DNA da şifrelenmiş. Bu son yıllarda keşfedildi.
Muhabir: Yol yapan başka bir konusu var.
OKTAR BABUNA: Evet yolun üzerinde yürüyor havada yürüyemez ki. Yani içi su dolu bir ortam hücre.
Muhabir: Tabi. Onun öncesinde ona yol hazırlıyor
OKTAR BABUNA: Evet. O da ayrı bir protein ona yol yapıyor onun görevi de o yol yapmak ray yapıyor yani böyle ray gibi onun üzerinde adım ata ata götürüyor onu böyle kafasında taşıyor
ADNAN OKTAR: Yani yol yapman gerektiğini nerden bilirsin. Sen nesin de yol yapıyorsun? Kafası yok aklı yok bir şeyi yok, maşaAllah.
Muhabir: Evet yani şimdi bu nasıl tesadüfen olabilir ki. Hani hangi zihniyetle tesadüfen diye açıklanabilir ki.
ADNAN OKTAR: Şimdi evet Darwinistlerin durumu tabi mucize olarak konuşuyor yani öyle herhangi bir durum değil bu. Ahir zamanda özel meydana getirilen harika bir durum bu; yani bunu açıklayamazsın, metafizik. Mesela protein nasıl meydana geliyor? Tesadüfen oldu diyor gözünün içine baka baka. Matematik hesapla göstertiyorsun protein yapısını moleküllerini gösteriyorsun aminoasitler daha oluşamıyor nerde proteinler oluşacak. Protein oluşup dört metreden on metre yirmi metre uzak metrelerle mesela on kilometre yirmi kilometre öteden hepsinin bir araya geldiğine inanıyor. E sonunda toz oluyor, protein tozu olur diyoruz, yine canlanmaz. Yo diyor, zeytinyağı nasıl çorbanın içinde oluyorsa diyor. O hani çorbanın içinde yağ oluyor ya hani yuvarlak ilk hücre oymuş.
Muhabir: Yani işte hani belki Firavun zamanında inanılabilecek şeylerdi bu söylemler ama bu zamanda bilimin geldiği noktada hiç hiç, insanlar çünkü araştırıyorlar internet vasıtasıyla bir tuşa basıp öğreniyor neyi öğrenmek istiyorsa. Yani hiç inanılır gibi şeyler değil. Çorbadaki yağla yani çok acayip çok acayip.
ADNAN OKTAR: Evet bak diyor yağ diyor yuvarlak diyor hücre de yuvarlak değil mi diyor. Şimdi çatalla bir vuruyor yağa ortadan ikiye bölünüyor al sana hücre bölündü diyor. E kardeşim ben sana ne konuşayım o zaman ben ne diyeyim sana yani. Allah hidayet versin, hani böyle filmler oluyor ya böyle hani kurgu filmleri onun gibi. İnsan inanamıyor bir insanın bunu söylediğine inanamıyor. Dinozor diyor kovaladıkça sinekleri diyor yavaş yavaş gelişmeye başladı diyor. Sonra havalanmış uçmuş!
OKTAR BABUNA: Bunu çizim kitaplarına koymuşlar yani var böyle evrimci kitaplarında ders kitaplarında var.
Muhabir: Evet. Geçen bir programımızda o benim çok mesela dikkatimi çekmişti, bahsetmiştiniz. Bir müzede elli yıl duran sözde insana ait olan..
OKTAR BABUNA: Kafatası.
Muhabir: Değişik bir kafatası.
OKTAR BABUNA: Piltdown skandalı evet.
Muhabir: Değil mi mesela yani evet o bir sürü kemikten oluşmuş ve insanları o kadar süre kandırmışlar çok ilginç.
ADNAN OKTAR: E insanlar araştıramadığı için, biliyor bunlar profesör adam doğru söylüyorlardır herhalde diyor adam, insanlar araştırmıyor. Sonra biz heyytt dedik, ne oluyor... Çekilin bakalım falan deyince çil yavrusu gibi dağıldılar. Yani boş meydanda at koşturuyorlarmış. “Profesörler doğru söyler” kardeşim profesör de işte profesör de bunu söylüyor yani. Uçtu diyor dinozor sinek kovalarken diyor.
CİHAT GÜNDOĞDU:. Darwinist diktatörlüğe örnek olarak o Piltdown skandalında, o kafatası üzerinde yaklaşık 500 tane tez çalışması var yapılmış olan. 500 doçent veya profesör o kafatasını alıp incelemişler..
ADNAN OKTAR: Ve farkına varamıyor adam. Diyor ki üstünde eye izleri açıkça görülüyor baktığında diyor yani eye ile zorla yerleştirmişler. Yani bildiğin eye ile adama, potasyum dikromatla da boyamışlar. Yani alenen belli şöyle pamukla silsen çıkıyor boyası, onu yemişler.
Muhabir: Çok çok acayip.
ADNAN OKTAR: Kaldırmışlar orayı.
Muhabir: Son 4 - 5 dakikanın içersindeyiz galiba arkadaşlarımız öyle bir işaret veriyorlar
ADNAN OKTAR: Son 4 -5 dakika. Ne yapalım biraz hukuktan konuşalım.
Muhabir: Olur. Buyurunuz efendim.
ADNAN OKTAR: Bak Türker Alkan Hoca, Adnan Hoca diye bir başlık atmış. Saygı duyduğum bir insan. Şunu hemen söyleyeyim ki diyor, son derece özenle yazılmış, efendi, iyi eğitim gördüğü anlaşılan kişilerden gelen mesajlar bunlar diyor -arkadaşlarımızın yazdığı yazılar için-. Efendim özür diliyor Hocamız. Hani dedi ya, efendim “gizli tanık...” Halbuki daha önceki yazılarda gizli tanıklar için öyle iş olur mu, diyor.
OKTAR BABUNA: Nasıl olabiliyor diyor, ya sapıksa ya hastaysa diyor.
ADNAN OKTAR: Evet. Ama Hocamız geçici herhalde bir durum oldu unutmuş o yazısını. Bize artık siz niye böyle olaylar oluyor, işte gizli tanık. Sonra Hocam dedik gizli tanığı sen kendin söylüyorsun böyle olduğuna ve ayrıca biz bu gizli tanıklardan beraat ettik. Değil mi? Tabi beraat ettik. Bir de şimdi bu çıktı bu da şimdi büyük bir risk. Yani adam sekiz kişiyi buldun mu sekiz adam buldun mu, arkadaş diyor sen çeteyle ilgili şu şeyi söyleyeceksin şu madde, yani çetenin 8 maddesi vardır 8’i. Sen şunu söyleyeceksin sen şunu söyleyeceksin iş bölümü yapıp ifadeni verdiler miydi al sana çete. Yani üç kuşak ceddin gelse konu bitmiş. Öyle olmadığını var gücünle uğraşıp ispat etmek durumundasın.Biz 2002 tarihinden beri her sene beraat ederiz çeteden, sürekli dava açarlar çete davası, her sene beraat ediyoruz. Her sene her gün her ay..
Muhabir: Çete denilen oluşumların tabi çeşitlidir faaliyetleri ama tabi basından izlediğimiz kadarıyla hani böyle zararlı faaliyetlerde bulunan insanlardır bunlar. Size nasıl böyle bir suçlama geliyor?
ADNAN OKTAR: Hayali faaliyetler var bizde.
Muhabir: Sadece din sohbeti ve insanları bilgilendirmek dışında nedir yani ?
OKTAR BABUNA: 300 kitap.
Muhabir: Evet eserleriniz de var, bunlara ilişkin...
ADNAN OKTAR: Yani birşey yapmana gerek yok ki adamın hayal dünyası ufku geniş. Adam böyle gördüm diyor, bitti. Delil var mı? Yok. Delilin var mı yok. Somut birşey var mı yok. Yok ben gördüm diyor e ne diyeceksin? Çok uğraştıktan sonra çok çok uğraştıktan sonra en son aşamada beraat edebiliyoruz, uğraşıyoruz. Ama muazzam vaktimizi alıyor, gece gündüz dilekçe yaz, şimdi adam garip garip laflar etmiş şimdi cevap vermezsen kabul ediyorsun anlamına geliyor. Cevap vermen için uğraşman gerekiyor. Biz kitap çalışmalarıyla uğraşıyoruz araştırmalarla uğraşıyoruz şimdi bunlar bizim bir de ekstradan vaktimizi alıyor. Biz bunlarla niye uğraşalım. Hayır bir değil iki değil üç değil dört değil. Kardeşim bu ne oluyor böyle. Bu ne biçim hırstır. Ama Allah razı olsun yine mahkemeler bir şey yapıyor yani elinden geldiğini yapıyor yani.Artık sürekli beraat aldık sürekli takipsizlik aldık. Şimdi yine yaptılar biliyorsunuz bir tane daha var. Hâkimlerimize savcılarımıza saygı duyuyorum ben onlara bir şey demiyorum. Ben onun altyapısını oluşturan gizli oluşuma benim bu tavrım. Yoksa onlar devletin memuru tabi ki gerekeni yapacak o neyse ona birşey diyemeyiz.
Dakika saniye? Evet.
Muhabir: İki dakikamız kalmış.
ADNAN OKTAR: İki dakikamız var.
OKTAR BABUNA: Çok büyük müjdeler verdiniz maşaAllah
Muhabir: Evet maşaAllah çok güzel bir program oldu, çok teşekkür ederiz sayenizde.
ADNAN OKTAR: Evet maşaAllah. Allah milletimize zeval vermesin devletimize, ordumuza. İnşaAllah çok güzel olacak. Ama tekrar söylüyorum devletimize şu aşamada, bakın birşey biliyorum ki söylüyorum bana güvensinler: İddia edilen Ergenekon örgütünün diğer yapıları riskli değil o kadar. Yargı içindeki yapılanması çok büyük bir tehlikedir iddia edilen Ergenekon örgütünün. Vahim bir tehlike var gücüyle milletimiz gayret etsin. Bunu mutlaka üstümüzden atalım. Bunu attığımızda onlar da kurtulacaklar bakın iddia edilen Ergenekon örgütünün üyesi olan yargı içersindeki kişiler de kurtulacak çünkü tehditle görev görüyorlar bakın tehditle. Başka hiçbir şey yok, hiç bir çıkarları yok. Sadece ölüm tehdidiyle bu görevin içersindeler. Onları da kurtarmış olacağız. Onun için, ben işte korkarım çekinirim falan bıraksınlar bunu. Biz Çanakkale’de... değil mi o destan yazmış bir milletin evlatlarıyız. Biz Allah’tan başka hiç kimseden korkmayız. Değil mi dört kuşak evveline kadar bilmem şeyleri gelsin en alası gelsin... onar biner gelsinler bir şey olmaz. Zaten orada birşey yok iki satır kâğıda birşey yazacak gönderecek. Kapıcıysa kapıcı bakkalsa bakkal mutlaka bir bilgileri vardır. Özellikle bu yapılanma içersindeki oluşuma karşı yani yargı içersindeki yapılan oluşuma karşı bilgilensin milletimiz diyorum. Allah onun dışında hepimize güzellik ve huzur versin, iyilik versin, sevinç versin. Neşe versin, milletimizin hüznünü gidersin. Milletimizin üzüntüsünü gidersin inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Doldu mu vaktimiz? Tamam hadi bakalım inşaAllah.
Muhabir: Peki çok teşekkür ediyorum efendim.
ADNAN OKTAR: Ben de teşekkür ediyorum. Allah razı olsun.
Muhabir: Bir sonraki programımızda görüşmek üzere.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Sağolun.
Muhabir: Hoşçakalın bir programın daha sonuna geldik ne yazık ki. Yayında ve yapımda emeği geçen arkadaşlarım adına iyi akşamlar, mutlu yarınlar diliyorum hoşçakalınız.