SUNUCU: Efendim, Adnan Oktar ile Baş Başa programından hepinize mutlu akşamlar, şu an sesimizin görüntümüzün ulaştığı tüm izleyicilerimize kucak dolusu sevgilerimizi ve selamlarımızı yollamak istiyorum. Şu anda ekranlarının başında bizleri izleyen izleyicilerimiz yine bugün çok önemli konularla ilgili birçok bilgi edinecekler, çünkü yanımızda çok değerli Hocamız Sayın Adnan Oktar, Dr. Oktar Babuna ve Dr. Cihat Gündoğdu bizlerle beraber. Onlar da tabii ki özellikle Hocamıza yönelteceğimiz çok çok önemli sorular olacak, hep beraber bugün çok fazla şeyler öğrenmeye devam edeceğiz. Bugün hemen ilk sorumu sorarak ben başlayayım Hocamıza o zaman. Hocam ahir zamanla ilgili düşüncelerinizi almak istiyorum öncelikle.
ADNAN OKTAR: Bir de ben sana çok aşırı sevimli olduğunu söyleyeyim önce bir baştan.
SUNUCU: Teşekkür ederim.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. Allah’ın güzel bir tecellisisin sen. Huyun da güzel kendin de güzelsin, maşaAllah.
Ahir zaman şu an içinde yaşadığımız dönemdir ki binlerce yıldan beri birçok peygamber bu zamanı işaret etmiştir. Deccaliyetin, Mehdi’nin ve Mesih’in zuhur edeceği bu devre işaret etmiştir. Dünya tarihinin tespit edebildiğimiz en geri vakitlerine kadar gittiğimizde mesela 5 bin yıl geriye gittiğimizde bu kadar delaletin, perişanlığın, küfrün, ateizmin yaygın olduğu hiçbir dönem olmadığını görürüz. Mesela 7 milyar insan var, %95 darwinizmin pençesine düşmüş durumda ki daha da fazla hatta. Eğer müdahale etmeseydik dünyayı bu daha da perişan edecek bir çizgiye doğru götürebilirdi, Allah esirgesin. 1. Dünya Harbi’nin, 2. Dünya Harbi’nin çıkışına vesile olmuştur deccaliyet yani darwinizm, ama tabii bu kendi başına bir hareket değildir bunu Allah yarattı yani Allah onlara o gücü vermese onlar onu yapamazlardı. Buna karşılık da güzel bir çağ, Mehdi çağı ve Mesih çağı başlamış oldu. Yani aç bir insanın birden yemek yediğinde nasıl mutluluk duyduğunu bilirsiniz, değil mi? Mesela soğuktan gelen bir insanın sıcak bir yere geldiğinde nasıl sevinç duyduğunu bilirsiniz. Allah da küfürden güzel ahlaka sevgiye insanları geçirdiğinde insanlar ekstradan bir sevinç ve mutluluk duyacaktır. Bu Allah’ın yöntemi kanunlarından bir tanesidir. Mesela biz bu dünyada zorluklarla yaşıyoruz, cennete gittiğinde insanlar bir ferahlık, bolluk ve neşe içerisinde oluyorlar ve sevinç içinde oluyorlar ve sürekli dünyadaki zorlukları hatırlayarak cenneti daha çok seviyorlar. Eğer dünyanın zorluklarını görmüş olmasalardı belki cennetten o kadar zevk alamayabilirlerdi. Tabii bütün güç Allah’ın, Allah istese aldırabilir de fakat sebep açısından bu önemlidir. Ahir zamanın en güzel dönemlerine çok az vakit kaldı yani 10-20 yıl. Yani en zorlu dönemleri geçtik aslında en kritik dönemler geçildi artık bundan sonra kolaylık güzellik dönemleridir, ama yine de zorlu yıllar önümüzdedir. Bakın mesela Ahmedinejad geçen günler Birleşmiş Milletler’de mi, evet bakın açıkça Hz. Mehdi’nin zuhuru ile ilgili bir konuşma yaptı; geçenlerde Hamaney yaptı Mehdi’nin zuhurunu müjdeledi… Bunlar yani devletin en ileri en yüksek makamlarında olan insanlar, hadislere dayandırarak ve bir şeyler bilerek bunları söylüyorlar. Ben de bir şeyler bilerek söylüyorum. İnşaAllah ki; güzel bir dönemdeyiz inşaAllah.
SUNUCU: Hocam bir de yargıda reform biliyorsunuz yapıldı ve son kanun tasarısına göre, bu dava ne aşamada diye sormak istiyorum size.
ADNAN OKTAR: Benim davam, bizim davamız. Bizim davamızda savcımız dedi ki; bu kişiler polisin işkence yapması sonucunda yani işkence sonucunda bu ifadeleri vermişlerdir, ama yanlarında avukat yok, avukat olmadığı için bu kişilerin ifadesi geçersizdir dedi. Mahkeme heyeti bunu açıkladı. İkincisi bu kişiler daha önce beraat ettiler dediler yani arkadaşları bir kısım diğer kardeşleri de, aynı iddialarla işte imamlık şu bu başka iddialardan beraat ettiler. Dosya aynı dosya, delil aynı delil bu kişilerde aynı konumda olduğuna göre bunların da beraat etmesi gerekir dedi. Üçüncü olarak da dava dosyasının tamamında yargılanan kişiler aleyhinde hiçbir delil yok dedi, aleyhte delil yok dedi, bu yüzden beraat etmeleri gerekir dedi. Sağolsun bizim mahkememiz de; normal ceza 2 yıl iken; 1 yıl da üzerine ilave etti 3’er yıl hepimizi güzelce cezalarImızı dağıttı. Bir tanesi de Oktar’ın hanımı… Ona da 3 yıl ceza verdi, diğer bir kız arkadaşımız var ona da 3 yıl ceza verdi, elleri dert görmesin ne diyelim, onların nur ellerinden öpmek lazım. Şu an Yargıtay aşamasında fakat ilginç olaylar olmaya başladı Yargıtay aşamasında; önce Aydın Doğan medyasında Hürriyet’te kapaktan sür manşet birinci haber olarak “Adnan Hoca yandı”. Allah Allah... Dosya Yargıtayda, bizim olaydan hiç haberimiz yok, yani internete bakıyoruz bir gelişme de yok, hiçbir şey yok, dosyada zaman aşımı bozuldu ve yeniden yargılanacaklar şeklinde bir hüküm oluşmuş ama Hürriyet bunu 2 gün öncesinden tespit etmiş Aydın Bey’in maşaAllah heyeti, ekibi tespit etmiş. Biz basın toplantısı yaptık dedik böyle bir şey yok, nerden çıkarttınız bunu? Siz görürsünüz dediler. Hakikaten 2 gün sonra dedikleri çıktı; dosya bozulmuş. Ama şimdi “yandı” ayrı bir kelime. “Dosya bozuldu, yeniden yargılanacaklar” ayrı bir kelimedir, “yandı” ayrı bir kelimedir.
SUNUCU: Kasıt çok ortada.
ADNAN OKTAR: Yanma çok acayip. Yanma ne demektir? Ceza alacak hem de esaslı bir ceza alacak anlamında kullanılır. Şimdi hem mahkeme böyle karar verecek anlamına geliyor bu, böyle mahkeme böyle karar verecek ayrıca Yargıtay da bunu onayacak anlamına geliyor bu ifade çünkü mahkeme ceza verir Yargıtay da bozar onların yanma dediği olay da oluşmaz. Değil mi? Ki ben yanmam ayrıca ışık saçarım nur saçarım yani… Ben öyle çelik gibiyim, öyle yanacak pek bir şeye benzemiyorum evvelAllah. Şimdi bu bir. Geçen günler New Humanist’te benim aleyhimde çok kapsamlı geniş bir yazı çıktı ki ana konu yani kapsamlı bir açıklama. Fatih Altaylı’dan bahsediyor onun resmini koymuş işte bana karşı bir kişi olduğunu söylüyor, kardeşim bir kere ben Fatih Altaylı’nın iddiasından ağır ceza mahkemesinde beraat ettim ben. Beraat ettim onunla ilgili olarak. İkincisi Fatih Altaylı’ya çeşitli mektuplar göndermişti bazı kişiler yani malum odaklar, malum odaklar aramızı açmak, bir husumet meydana gelsin diye ona mektuplar göndermişler, hakaretamiz. Ben bir insana aleyhinde mektup yazıp gönderir miyim? Ben dava adamıyım. Yani niçin böyle bir şey yapayım, ben bütün insanlarımızı seviyorum. Şefkat duyuyorum yani bu bir yöntem mi? Hayır bir de mektup göndersen ne olur ayrıca bir adama yani neyi değiştirir, niçin böyle bir akılsızca yönteme gireyim ben? Tabii yani niçin böyle bir şeye gireyim, sevgiyi şefkati savunan bir insan olarak niçin böyle bir şey yapayım? Nitekim mahkemeye bu intikal etti bundan da beraat ettim yani olayın bizimle alakası olmadığını bilir kişi tespit etti, bunun bir provokasyon oyun olduğunu tespit etti ve beraat ettim ama Fatih Bey sağolsun mübarek yani artık işi gücü bıraktı başladı benimle uğraşmaya. Hakkımı helal ediyorum yani serbest o kendi düşüncesi. Avukatı Rezzan Hanım New Humanist’e bir demeç vermiş. Diyor ki; Ekim ayında dava sonuçlanacak ve Yargıtay aleyhine karar verecek diyor. Allah Allah, bizim bu konuda hiç haberimiz yok yani tetkik hakimine verildiğinden haberimiz yok davanın. Yani çünkü tetkik hâkimine verilmesi gizli bir olay yani kimse bilmiyor bunu. Ayrıca daha önce bizim davamızı 1 yıl 3 ay, tetkik hâkimi incelemiş 90 klasörü. 1 yıl 3 ay da inceledi. Kardeşim neredeyse 300 dosya, 300 klasöre çıktı bak 90’dan 300’e çıktı. 1 ay içerisinde; 3 katı dosyayı 1 ay içerisinde inceleyecekler diyor, Ekimde de aleyhine karar çıkacak diyor. Şimdi yani Hürriyet’in dedikleri -Fatih Altaylı da Hürriyet’te idi o zamanlar biliyorsunuz. Avukat Rezzan Aydınoğlu da onun avukatı. Şimdi bunu nerden biliyor? Yani nedir bu laflar nedir bu sözler? Ben de dedim; Sayın Başbakanımıza, Adalet Bakanımıza buradan suç duyurusunda bulunuyorum, yine suç duyurusunda bulunuyorum. Çünkü bu ihsası reydir, yani bu mahkemeye baskıdır. Bu nasıl bir ifadedir böyle? Ve nereden biliyorsunuz bunları nasıl haber alıyorsunuz? Mesela hakikaten tetkik hakimine verildiğine dair haberler gelmeye başladı, yani ama yine de bilmiyoruz net bilmiyoruz ama onlar net biliyor. Kardeşim bu ne biçim istihbarattır? Bu ne biçim bir bilgidir böyle yani nasıl bir ortam bu böyle? Dolayısıyla tabii biz bu konuyu araştıracağız. Adli yönden de araştıracağız, garip bir durum ama tabii biz her halükarda mahkemelere güveniyoruz. Yargıtaya güveniyoruz, bizim o konuda bir şeyimiz yok ama bu haberler bu haber alma sistemi yani bu olaylar nedir? Artık bunu biraz düşünmek lazım, bu garip. Mesela baktık beni böyle mafyamsı bir görünümde yapmışlar New Humanist’de… Etrafımda çarşaflı kadınlar yerlerde, efendim arkada arkadaşlar böyle eller bağlı güneş gözlükleri falan yani tam bir mafya görünümü. Şimdi bükemediğin eli bu şekilde iftira ile bükmeye veyahut ters kötü bir propaganda ile bükmeye çalışıyorlar yani kardeşim bana fikrinle karşıma gelsene sen. Darwinizm, materyalizm ile ilgili mağlubiyetin ortada benim kitapları koymuş Atlas’ı koymuş tabii onların dişini söktü bu. Baş edemeyince başlamışlar iftiraya. İşte Türk İslam Birliği’ni savunuyor diyor, tabiiî ki savunuyorum, dünyayı kurtaracak bir sistem. Türkiye’nin öncülüğünde Türk İslam Birliği oluşacak ve bunu herkes de görecek. Adım adım da ilerliyoruz. Barış ve kardeşlik getirecektir dünyaya. Ebru Şimşeği koymuş. Kardeşim ben ondan beraat ettim niye bahsetmiyorsun bundan.
SUNUCU: Hocam zaten o evin görüntüsünün sizin görüntünüzle bir ilgisinin olmadığı zaten çift kameralı sistemle yan yana getirilerek alakası olmadığı ortada. Yani bunu yaparken insanlar bu tip iftiralarda bulunurken söyleyebiliyor bunu sizinle ilgili ama, nasıl düşünemiyor bunu? Yani bunu öbür tarafta bununla ilgili hesap vermek var, hadi bu tarafta verdiniz de. Yani çok büyük bir iftira size karşı yapılmış.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah doğru. Yalnız bu arkadaşlar New Humanist, ateist. Yani Ateizmi savunan bir şey yani dergi, tabii. Yönetiminde de bayağı bir mason var. Değişik bir sistem. Mesela Ebru Şimşek geldi, niye demiyorsun bir Hocamızın bulunduğu evin tavanı asmolendi, o hanımın bulunduğu evlerin tavanı kirişliydi? Aradaki farkı mahkeme heyeti tespit etti. Ve bundan beraat ettik. Pencerelerin farklılığı; birinde tavandan tabana kadar birinde pimapen pencere. Farklılığı tespit edildi, desene. Akıl hastanesinin fotoğrafını koymuş sanki marifetmiş gibi. Sen bir Türk aydınını 9 ay, 7 kişinin öldürüldüğü bir yere koyuyorsun ve aklını tamamen kaybetmiş akıl hastalarının içersine 300 akıl hastasının içine koyuyorsun, ondan da iftihar ediyor. Ondan neyle iftihar ediyorsun sen? Utan ondan yani söylenebilecek bir şey mi? Değil mi? Benim bileğimi bükemeyince yok işte akıl hastanesinde kaldı. Kardeşim akıl hastanesinde tamam da... Askeri hastaneden benim ruhen ve bedenen sağlıklı olduğuma dair rapor aldım mı almadım mı? Aldım. Adli Tıp üst kurulda bu rapor bozuldu mu? Bozuldu. Ruhen ve bedenen tam sağlıklı olduğuma dair raporu aldık mı? Aldık. Peki o zaman bunu niye yazmıyor New Humanist? İşine gelmiyor da onun için. Şimdi psikolojik savaşa başladılar. Yani yenemeyince, yani bileğimizi bükemeyince tek umutları şimdi hapishaneye kaldı. Hapishaneye girersem belki hani darwinizm ile ilgili bir şey yapamam gibi düşünüyorlar. Hatta diyor ki Dawkins, bu Richard Dawkins var ya darwinist. Ona diyor hapishanede diyor kalem kağıt vermesinler diyor. Bakın yani artık olayın çapına bakın yani hapishanede de o rahat durmaz diyor, orada da yazar diyor, ona kalem kağıt vermeyin hapishanede diyor. Kardeşim cezaevlerinde -burası Türkiye- hapishanelerde kağıt kalem serbest. Yani bir tükenmez kalem benim illaki elime geçer bir de elime bir not defteri geçerse ben oradan afedersin... Yani ben gereğini yaparım -afedersin espri olsun diye diyorum, afedersin demem normalde de yani komik olduğu için o kelimeyi onun için söylüyorum-. Dolayısıyla yani böyle akıl hastası imajı vererek işte Ebru Şimşek olayının o iftirayı canlandırarak, hapse girecek çete mete falan görünümü vererek beni durduracaklarını zannediyorlar. Kardeşim bakın açıkça söylüyorum, durduramazsınız. Asla durduramazsınız. Yani öldürseniz ya da şehit etseniz yine rahat durmam yine rahat yine faaliyet yaparım yani Allahın izniyle. Yani benim ruhum yeter size Allah’ın izniyle.Tabii her yer Harun Yahya. Milyonlarca Harun Yahya var Allah’ın izniyle. Onun için bu metodların artık geçersiz olduğunu artık anlamaları gerekiyor. Yani bu çok çirkin ve alenen artık yapıyorlar.
SUNUCU: Bir de şu hatırlatmayı hemen yapalım bizi Mavi Karadeniz Tv’den ve Kocaeli Tv’den canlı olarak izleyebilirsiniz ve önemli bir hatırlatma www.harunyahya.org ya da www.harunyahya.net ‘ten canlı olarak izleyebilirsiniz. Gerekli bilgileri de ulaşabilirsiniz gerçekten muhteşem bir site. Ben de baktım Hocam çok güzel.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah maşaAllah aslanım benim.
SUNUCU: Özellikle inceledim. Evet bir soru daha sorayayım size. İddia edilen Ergenekon Örgütü’yle ilgili görüşlerinizi almak istiyorum.
ADNAN OKTAR: İddia edilen Ergenekon Örgütü kendini milliyetçi Türkçü tanıttı ve aşağı yukarı taa Osmanlı döneminden beri yani 2. Mahmut döneminden beri hatta, örgütlenerek bu vaktimize kadar geldiler. Aydınlarımızı, başbakanlarımızı, bakanlarımızı şehit ettiler. Ama kahraman ordu, imanlı millet bunların ensesine çöktü ve bunlar şu an derdestler. Bu mahkum olanlara veya yahut mahkum olan yok değil mi bunlar da yargılanıyor, evet yargılananları ben onları tenzih ederim ama çok kahpe, çok alçak, çok şerefsiz bir örgütlenmedir ve çok kalleştir. Bu Apo olayını ortaya çıkaran, Güneydoğu olayını ortaya çıkaranlar da bunlardır. Türkiye’yi ikiye bölmeye gayret edenler de bunlardır. Kucak kucağalar beraberler. Yani bir şer örgütüdür. 3 milyon vatandaşımızı fişlemişler şehit etmek üzere. Ama Allah ayaklarına doladı. Allah durdurdu. Fakat bu örgütlenmenin en tehlikeli yönü, yargı içerisindeki örgütlenmesi. Yargı içerisinde muazzam bir örgütlenmeleri var. Yani şu an onlar sindi ve sessizler. Ama bunlar şimdi hani derler ya işte bir şeyi çalan kılıfını hazırlar derler, bunlar ona göre hazırlık yaptılar. Yani yargıyı ihmal eder mi bunlar. Yani adam cinayete gidiyor bunlar. Tabii ki ona göre de kendi kafalarına göre mantıklarına göre o karanlık dünyalarına göre de altyapıyı da hazırladılar. Yargıya ihtiyaçları olacağını bunlar biliyordu. Ve muazzam bir yapılanmaya uyguladılar yargı içerisinde. Onun için yani hükümetin benim gördüğüm şu an birinci görevi; yargı içerisindeki Ergenekon yapılanmasına darbeyi indirmektir. Bunun için de yargı da reformun hemen süratle yerine getirilmesi. Ve onların hareket kabiliyetini yok etmek ve tıkamak gerekiyor. Yani herkes yaka silkiyor artık. Mesela bugün yine bir açıklama oldu değil mi? Biliyor musunuz siz? Şeyle ilgili Anayasa Mahkemesinin bir açıklaması oldu yargıyla ilgili? Bilmiyorsunuz? Her neyse yani yargıdaki bozukluğu vurgulayan bir açıklama. Ki eskiden beridir bu yapılıyor değil mi? Eski Yargıtay Başkanları açıkladı. Birçok kişi açıkladı. Yani herkes bundan rahatsız. Bunun bir an önce hayata geçirilmesi ve süratli davranılması çok önemli. İşte falanca ne der feşmekanca ne der, e adamın tabii ki işine gelmediği için dur diyecektir. Onların dur demesiyle olmaz. Hemen gereğinin yapılması lazım çünkü Türk milletinin en büyük ihtiyacı şu an yargı. Yargı demek, huzur ve güvenliğin sağlanması demektir. Yargı bozuldun mu huzur ve güvenlikte bozulur Allah esirgesin.
SUNUCU: Peki Hocam Said Nursi’yle ilgili neler düşünüyorsunuz? Yani bakış açınız... Çünkü 1960’ta yani vefat edene kadar o, kendisi hep böyle İslam’a yönelik, insanları İslam’a davet edici, hep işte İslam’ın çok güzel yönlerini anlatarak insanları İslam’a yaklaştırmak yakınlaştırmak istediğini biliyoruz. Ama nedense işte ülkemizde çok fazla araştırılmıyor birçok kişi ve onların neler yapmak istedikleri. Ya Hak din olduğumuz için, bizim her dine tahammülümüz var ama hiçbir dinin bize tahammülü yok maalesef. Yani işte o yüzden de İslam, Türk İslam Birliği’ni istemeyen Türk olup da bunu istemeyen yani Müslüman olup da bunu istemeyen birçok kişi var. Ama bu çok değerli zatları tanıyarak çok daha yakından araştırarak onlar hakkında bilgi edindiğimiz de zaten çok çok güzel işler yaptıklarını anlayıp onlara hayran olabiliyoruz. Bu bağlamda da Said Nursi’ye de bakış açınızı almak istiyorum.
ADNAN OKTAR: Said Nursi arslanların arslanıdır. Gelmiş geçmiş en büyük müceddid ve müçtehiddir. Olağanüstü derinliği olan metafizik bir insandır. Harika bir varlıktır yani muhteşem bir varlıktır. Eserlerinin henüz değeri kısmen biliniyor kısmen. Yani sırları derinlikleri daha bilinmiyor. Zamanı gelince bunlarda ortaya çıkacaktır. Harikalar hazinesidir, keramet sahibi bir insandır. Veli tiynetlidir. İslam’ın en zor döneminde Müslümanların en zor döneminde Kuran’ın hakikatlerini mükemmel açıklayarak, bağnaz ve tutucu İslam anlayışını ortadan kaldırıp gerçek nuru Kuran’ın gerçek ruhunu bütün insanlara öğretmiş ve anlatmıştır. Mesela bak bende Bediüzzaman’ın bir talebesiyim nacizane ve Allah birçok güzel faaliyette o mübarek insanı vesile etti. Mesela iman hakikatlerinin anlatılması. Sürekli söyler o. İman hakikatlerini anlatın der. Açıklayın der. Biz ne yaptık ben ne yaptım bütün eserlerimde hep iman hakikatleri ağırlıklı. Mesela diyor ki Mehdi ahir zamanda gelecek Mehdi, darwinizmi ve materyalizmi yerle bir edecek diyor Said Nursi. Ben bu durumu bir emir telakki ettim. Yani Mehdi’nin zuhurunu görmeden, Mehdi’ye öncü olmak yardımcı olmak çok önemli, çünkü kendisi diyor ki ben onun pişdar neferiyim öncü bir askeriyim. E ben niye olmayayım? Bizler niye olmayalım. Ben de onun bir talebesi olarak Mehdi talebesi olarak Darwinizm ve materyalizme var gücümle yüklendim. Ve dünyada şu an boğuk sesler duyuluyor dikkat ederseniz. Bu can çekişme sesi ve her vurduğumuzu oturtuyoruz. Allah’a çok şükür mesela Dawkins var Richard Dawkins demin de konuştuğumuz. Tek güvendikleri o şu an. O da şöyle oldu güvenmelerinin nedeni, benle tartışmaya yaklaşmayarak kendini kurtarıyor. Diyor ki ben onla tartışmam. Ortaokul çocuklarıyla tartışırım diyor ama ilkokul çocuklarıyla tartışırım. Rahiplerle tartışıyorsun, e kardeşim bir parça bir nebze cesaretin varsa eğer kendine güveniyorsan gel. Fazla değil senin 15 dakikanı alacağım senin yani fazla değil 15 dakika. Eğer o an seni yani yerle bir etmezsem sen bana ne diyorsan de. Yani evvelAllah. Yani 15 dakika. Telefonla da olur. İstersen Hazretin biz huzuruna gidelim o da olur yani. Fark etmez. Biz gurur kibir yapmıyoruz. 15 dakikasını ayıracak, bütün kameralar gelsin, televizyonlar gelsin 15 dakikada eğer o bitmezse bana siz ne diyorsanız deyin. Demagojiyle efendim böyle espriler yaparak falan gül yanak elma yanak ortalarda geziniyor. Bunu bıraksın. Bu yöntemler yöntem değil.
SUNUCU: Hocam şimdi sorular var bayağı bir. Böyle sırasızca gideceğim sorulan sorulardan sizlere özellikle izleyicilerimizin yönelttiği sorular. “1999 senesinde siz ve arkadaşlarınız göz altına alındığınızda kamuoyunda yoğun bir karalama kampanyası olmuştu. Kanaatimce hakkınızda infial oluşturulması için basında da aleyhte birçok haber çıkıyordu. O dönemde Fatih Altaylı’nın yazdığı bir haberi hatırlıyorum. Siz gözaltına alındığınız günlerde bu kişilerden sikayetçi olun diye köşe yazısında tüm Türkiye’ye çağrıda bulunmuştu. Geçenlerde de Habertürk gazetesinde hakkınızda manşetten haberler yapılmıştı. Sizin ve arkadaşlarınız hakkında aynı aleyhte faaliyet sistemli olarak devam ediyor mu?” Serkan Esmeroğlu, Adana.
ADNAN OKTAR: Fatih Altaylı, Allah ömrünü uzun etsin yani böyle sevimli bir insan aslında ama Allah’ın hikmeti ne ise öyle bence provoke oldu. Yani o gelen mektupları kim gönderdiyse artık -ki onu tespit edemedik- fakat beraat ettim. Ondan sonra bu tavrını netleştirdi. Yani sürekli bunu meslek gibi adeta devam ettiriyor. Bakın önce şikayetçi yok bir suç oluşturmak gerekiyor gibi oluyor o zaman. Yani... Şikayetçiler bir toplanın gelin. Böyle olur mu? Şikayetçi vardır, değil mi? Suçta oluşmuştur, delili vardır, adamı mahkeme edersin sen. Önce adamı yakalayıp hadi bakalım şikâyetçi arayalım şimdi denir mi? Önce tutuklatalım sonra şikayetçi ara. Önce şikayetçi olur sonra adam tutuklanır.
SUNUCU: Çok taraflılar, çok belli yani.
ADNAN OKTAR: Evet. Yani Fatih Altaylı’ya Allah hidayet versin. Allah açsın ruhunu. Kalbine değil mi, şefkat, derinlik, derin düşünme gücü versin. Bu içinde bulunduğu durumdan da Allah onu kurtarsın. Ne diyeyim yani
SUNUCU: “Değerli Hocam, birkaç yıl önce Milli Gazete’de çıkan bir yazıda, “ilerinin tarihçileri Sayın Adnan Oktar’ı evrim teorisini iflas ettiren bilgin” diye yazacak diye bir yazı okumuştum. Ben de kesinlikle aynı fikirdeyim. Hepsini dize getirdiniz. Tek bir evrimci bile çıkıp doğru dürüst savunma bile yapamıyor artık. Hocam sizce evrimciler vicdanlarını dinleyip evrimin geçersizliğini ne zaman kabul eder?” Bahri Soylu, Rize.
ADNAN OKTAR: İşin doğrusu ben onların vicdanına bırakmam. Silindir gibi ezer geçerim ben yani. Adam ne zaman gönlü olacak demem. İnşaAllah.
SUNUCU: “Değerli Hocam, Said Nursi Hazretleri Mehdi imanın nuru ile tanınabilir diye açıklıyor. Şu an Hz. Mehdi talebeleri ile birlikte midir? Zamanı geldiğinde onu bekleyen samimi iman eden müslümanlar onu hemen tanıyacak mıdır?” Meryem Akyüz, Safranbolu. Gerçekten Hocam yani mesela gördüğümüzde biz anlayacak mıyız o Mehdi diye, baktığımızda? Bunu nasıl ayırt edebileceğiz?
ADNAN OKTAR: Bence çok açık net anlaşılır Mehdi o kadar karmaşık değil. İmanın nuru ile diyor Said Nursi Hazretleri. Yani samimi vicdanla, samimi Allah korkusuyla. Hani benim çıkarlarımla çatışır mı, bana bir zararı olur mu, benim bundan ne karım-zararım olur düşüncesi olmadan bakan bir insan Mehdi’yi Allah-u Alem diyerek vicdanen tanıyacaktır. Yani o kadar da karmaşık bir şey olmayacaktır. Yani bu kadar alamet, bu kadar izaha rağmen Mehdi eğer anlaşılamayacaksa zaten Resulullah onu tarif etmezdi. Bu kadar tarifin amacı budur. Yeri bildirilmiş, tarihi bildirilmiş, şekli şemali bildirilmiş, yapacağı çalışmalar bildirtilmiş, Said Nursi’de bütün detaylarıyla anlatmış. Şahıs olduğu belirtilmiş. Ama anlamazlıktan gelmek isteyen için tabii yollar sonuna kadar açık. Kimi diyor ki şahs-ı manevidir. Yani görülmez bir fikir sistemidir. Kimisi diyor ki bir ruhtur. Her yerde gezer ama insan göremez. Kimisi diyor ki gelmiş geçmiştir. Çok eskilerdedir diyor. Kimisi de 300 yıl sonra gelecek diyor. Anlamazlıktan geldikten sonra bu sorun değil yani bunu arayan bunu bulur. Ya da bir kısmı da hiç yok diyor. Yani. Bunu diyenlerinde olacağını Peygamberimiz (sav) bildiriyor. Bütün bunlara rağmen Mehdi eze eze, söke söke faaliyetini yapacaktır ve yapıyor şu an. Ve bütün dünya şu an Mehdi’nin emrinde istese de, istemese de hizmet ediyorlar. Mesela aleyhinde olanlar da hizmet ediyorlar. Mesela farz edelim Cübbeli çıktı, Mehdi çıkmayacak dedi. 300 yıl sonra çıkacak, dedi. Muazzam hizmet etti. Bütün internet sitelerinde Mehdi ile ilgili hadisler çıktı. Mehdi ile ilgili insanlar bilgilendi. Yani belki Cumhuriyet tarihinde görülmemiş derecede. Mehdilik konusunda halk bilgilenmiş oldu. Kim vesile oldu? Cübbeli Ahmet oldu. Ne dedi? 300 yıl sonra çıkacak. Güya muhalif bir hareket olarak ortaya çıktı. İstese de istemese de Mehdiliğe hizmet etmiş oldu ve halen de hizmet ediyor. Bakın 300 yıl diyor ama bir konuşmasını dinledim. 95’lerde... 95-96. Evet. Mehdi diyor, tam 96 mı? Emin değilim ya 95 ya 96. Mehdi diyor, her an şu an diyor, gelebilir diyor. Yani bulunduğu gün itibariyle. 96 itibariyle şu günlerde gelebilir diyor, her an gelebilir diyor. E kardeşim hani 300 yıl sonra geliyordu? Demek ki darlanmışsın sen. Demek ki birilerinden şüphelenmişsin sen. Kanaatin geldi. Samimi kanaatin geldi. Paniğe kapıldın, 300 yıl geriye atmaya çalışıuyorsun. Çünkü sen samimi kanaatini açıklamışsın. Her an çıkabilir diyorsun. Alametleri oluşmuş olmasa, samimi kanaatin gelmese sen bunu nasıl söylersin sen yüzlerce, binlerce insanın yüzüne karşı böyle bir açıklamayı nasıl yaparsın? Bunu kaset olarak bastırıp insanlara nasıl dağıtırsın? O zaman derdin mesela 300 yıl sonra gelecek derdin kestirip atardın? Demiyor. Şimdi de en sonunda gele gele gele gele Hicri 1500’e geldi ki artık yani Peygamberimiz Hicri 1400 diyor, son. Yani 1400 ile 1500 arasında İslam’ın hâkimiyeti bitiyor yani her şey bitiyor. O da bitişine gelecek diyor. Yani bitişinde. Artık yani bozulma devrinde. Ondan sonrasında kıyamet kopuyor. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bir sözü daha vardı Hocam. Geldiğinde bu o değil deriz, korkarım bu o değil deriz. Alışmışım bidatlara...
ADNAN OKTAR: Diyor ki; ben diyor korkuyorum diyor. Mehdi geldiğinde ben tanıyamayacağım onu, alıştım bidatlara diyor. Bir de çekingeniz diyor, korkağız diyor, bir şeyler diyor. Ona benzer bir şeyler anlatmış. Korkuyoruz diyor. Ona diyor, onun ekibine, onun topluluğuna katılamayız biz diyor. Bu kafayla, bu mantıkla diyor. Kendini de böyle eleştiriyor. Onu da söylüyor. Ama bakın bu çok acaip. Hem kendisinin tanıyamayacağını söylüyor Mehdi’yi. Bu bidatlara alışmışız diyor. Tanıyamam diyor. Hem de diyor her an gelebilir. Fakat biz Mehdi’nin alametlerini anlattıktan sonra herhalde birilerinden şüphelendi anladığım kadarıyla. Bütün mesele şu yüzyıldan kurtarmaya çalışıyor. Yani şu 1400 ve 1500’den bir kurtarabilirse bir rahatlayacak. Yani Allah’ın kaderini sanki öyle değiştirecek. Halbuki Allah’ın kaderi değişmez. Yani o öyle dedikçe Mehdiyet daha da gelişir. Yani değil mi? Yani bir kor ateşine körükle gidersen ne olur? Alevlenir. O da üstüne gittikçe daha da alevlendi. Fatih Altaylı onu bir son ümit olarak çıkarttı böyle televizyona. Asla çıkartmaz normalde. Yani fikir olarak yani bayağı zıt olan bir insan. Yani Cübbeli’ye her yönden karşı olan, birçok yönden karşı olan bir insan. Ama onu her yönden temize çıkarttı dikkat ederseniz programında. Hatta bazen böyle ağzından kaçıracak oluyor, bir hatalı konuşma yapacak oluyor onu hemen düzeltiyor ve bütün üzerine atılı suçlamaları, iddiaları teker teker temizledi. Kendince tabii kendince o çok önemli. Arkasından asıl konuya geçti, dedi ki; bu Adnan Hoca olayı nedir? Anlat yani Mehdi. O da dedi ki Mehdi bu yüzyılda gelmeyecek. Ama Cübbeli zaten söylüyor, diyor bana bir kısım aileler geldi diyor. Aileler deyince artık yani biz kimler olduğunu biliyoruz. Benim anladığım aileler gelmiş hakikaten. Bunlar konuşmuşlar. Sen Mehdi’nin çıkmayacağını söyle. Adnan Hoca’ya karşı tavrını netleştir böyle onun aleyhinde bir üslup geliştir. Biz de seni Habertürk’e çıkarttıralım. Senin lehine konuşturalım, seni destekleyelim. Ama senin de yapacakların bunlar gibi bir anlaşma olmuş gibi görünüyor. Ve bu anlaşma tam uygulanmış zaten 40 yıllık ahbap gibi karşılaşıyorlar dikkat ederseniz. Aaaa diyor böyle kucaklaşıyor, elele tutuşmalar falan. Yani muazzam bir muhabbet. Yani ilk defa karşılaşmış bir insanın tavrı gibi değil. Yani anlaşmanın sağlam olduğu imajını veriyor olay. Ki nitekim üsluptan da bunu gördük. Yoksa ne alaka onu öyle ortaya çıkarttırsınlar öyle onun... Zaten yerlere yatıyorlar güleceğiz diye onun anlattıklarına. Yani ne gözle baktıklarını da göstermiş oldular.
SUNUCU: Hocam zaten çok garip bir zihniyet yani. Teknolojiye karşı olduğunu söylüyor birçok şeyde çok farklı bakıyor jet-ski’ye biniyor falan ondan sonra sağlık için diyor. Bir inkar ediyor, bir dönüyor çok garip bir zihniyet. Ama dediğim gibi işte bunlar olduğu sürece, böyle kişiler birçok kişi din, dinden gerçekten uzaklaşıyor. Hani bakıyor bu adam eğer hani beni yönlendirecekse ben uzaklaşıyorum diyor. Ama sizin gibi gerçekten bu işin eğitimini almış, bire bir bu kadar aydın bir şekilde bu olayları anlatan kişileri istememeleri çok doğal bence.
ADNAN OKTAR: Bakın mesela, Fatih Altaylı değil mi onu çıkarttın. Gelsene, sorsana. Diyor ki bütün vehabileri, bütün şiileri, caferileri pırasa gibi Mehdi doğrayacak diyor. E anlat nasıl doğrayacakmış, bir anlat. Bir kamuoyu bir aydınlansın. Yani İslamiyet’te böyle Müslüman doğramak var mı? Böyle bir zulüm var mı diye niye sormuyorsun? Değil mi? Önce bunu bir sor. Bunu sormuyor. Ki o zaman Hıristiyan alemi, Museviler, Caferiler, Şiiler, yani yani yaklaşık 6 milyar küsür 6 buçuk milyar hatta, 6 buçuk milyar insanın katledilmesi demektir bu. 6 buçuk milyar insan. Niye bunu sormuyorsun? E bizim, ben ne diyorum? Bütün dünyaya sevgi, barış ve kardeşlik getirecek diyorum Mehdi. Asma, kesme, doğrama yok. Damla dahi kan akıtmayacak diyor peygamberimiz (s.a.v.) Burnu dahi kanamaz insanların diyor ve ben bunu söylüyorum. Senin orada övüp, göklere çıkarttığın kişi de 6 buçuk milyar insanı katledeceğinden bahsediyor. Mehdi’nin katledeceğinden ve pırasa gibi doğrayacak diyor. Bu şekilde eğitilen insanlarda sevgi, insanlara karşı muhabbet anlayışı nasıl olur? Nasıl olacak? Çoluk-çocuk, kadın demeden bu kadar insanın katli Kuran’a uygun mu böyle bir şey? Tabii Kuran’da sevgi var, affedicilik var, barış var. Dinde zorlama yoktur diyor Cenab-ı Allah. Ayet var. Adama seni Şii veya Hıristiyan seni, Müslüman olmazsan seni öldüreceğiz dersen adam Müslümanım der. Müslüman olmasan seni öldürücez dersen, adam Müslümanım der, diyebilir, zorla der ama. Münafık olmuş oluyor o, ne işine yarayacak münafık senin? Değil mi? Gönülle olacak, sevgiyle, aşkla olacak bir şeydir iman, iman o şekilde olursa geçerli olur.
SUNUCU: Hocam bu bugünkü demeçte burada Anayasa Mahkemesi Başkanı Hakim Kılıç, bugün verdiği demeçte “etrafını saran ideolojik kuşatmalardan kendisini kurtaran yargıç tarafsızlığını ve onurunu yücelterek yaşayabilir” demiş. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?
ADNAN OKTAR: Bakayım mı?
SUNUCU: Burada notu.
ADNAN OKTAR: Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç bugün verdiği demeçte, etrafı saran ideolojik kuşatmalardan kendisini kurtaran yargıç... MaşaAllah.
SUNUCU: Bir de hesap vermeyen yargı, felaketin en büyüğüdür demiş. Hesap vermeyen yargı.
CİHAT GÜNDOĞDU: Yargı denetiminden bahsetmiş.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah, maşaAllah. Bak tam bir aklı başında açıklama Haşim Bey’i ben tebrik ediyorum. Ki onun bu dürüstlüğünden dolayı da ona birçok kişi muhalif konumda. Bakın ne kadar güzel bir üslup. Hesap vermeyen bir yargı felaketin en büyüğüdür. Bundan güzel söz ne olabilir. Ne kadar güzel doğru, çünkü yargı, battı mı her şey batar Allah esirgesin. Yani bir mesela Yargıtayın, Yargıtay üyelerinin yargılanamaması çok acayip bir şeydir. Daha rahat yargılanması lazım. Cumhurbaşkanı bile yargılanıyor. Nasıl Yargıtay üyesi yargılanamaz? Onları töhmet altında bırakır bu. Yargılansın değil mi temize çıksın ne güzel. Bakın etrafını saran ideolojik kuşatmalardan kendisini kurtaran yargıç, bu ne demektir, mesela iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün baskısı altında olan bir yargıç. Tarafsızlığını ve onurunu yücelterek yapabilir, yani bundan kurtulursa diyor. Tarafsızlığını onurunu yücelterek yaşabilir. Öbür türlü ne olur, yani onlara boyun eğerse zulme boyun eğmiş olur. İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün iti kopuğu telefon açacak işte falanca şahıs hakkında ceza vereceksiniz. Yargıç diyecek ki, sen kim oluyorsun diyecek. Ama tabii yargıçlarımızı da var gücümüzle desteklememiz lazım. Polisin desteği, milletimizin desteği olması lazım. Yani onlara hani siz tek başına onlara karşı koyun demeyiz. Milletçe yanlarındayız inşaAllah. Çok kararlı olsunlar, cesur olsunlar hangisiyse artık hani. İddia Ergenekon Örgütü’yle muhatap olan kişi. Çünkü tehditle kendilerine hizmet ettiriyorlar. Bir kısım yargıçları tehditle. İşte senin çocuğunun yerini biliyoruz, ailenin yerini biliyoruz, hangi okul da okuduğunu biliyoruz, dediğinde profesyonel katil adamlar. Yüzbinlerce insanı katletmişler. Adamların şakası yok o zaman çekiniyor bu da devletin memuru bu insan. Tek kişi, o yüzden polisin, milletimizin, savcıların tam anlamıyla yargıçlarımıza destek olması, onlara cesaret vermesi, ilgili olanları kasdediyorum yoksa zaten cesur olan, yiğit olan bizim çok fazla yargıcımız var. Ama bazen de insani özellik gösterip, bazı zaaf gösterebilen gücü yetmeyen yargıçlar da oluyor korkup onlara boyun eğebiliyorlar. Bir telefon kafi gelebiliyor, yani ceza vereceksin diyor yahut mahkeme hakkında bilgi alabiliyor telefon açıyor hangi aşamada, şöyle oldu diyor. Tamam sen diyor cezayı vereceksin, şunu yapacaksın talimat veriyor. İnşaAllah bunların son bulacağı bir döneme doğru gidiyoruz. Ama tabii kanunların da ona göre düzenlenmesi gerekiyor, yargı reformunun süratlenmesi gerekiyor. Yargıçlarımıza da vargücümüzle destek olmamız gerekir inşaAllah.
SUNUCU: Şimdi girmemiz gereken bir VTR var, onu izliyoruz sonra sohbetimize tüm hızıyla devam edeceğiz.
(VTR: Cübbeli Ahmet Hoca’nın konuşması.)
ADNAN OKTAR: Evet Cübbeli diyor yani. Ne diyor tam?
OKTAR BABUNA: Kendi kanallarını diyor onları çıkarmazlar diyor. Masonlar ancak onun gibi olanı çıkartırlar diyor. Kesinlikle çıkılmaz onların kanallarına.
ADNAN OKTAR: Taviz vermiştir diyor değil mi? Önceden anlaşmıştır diyor. Yoksa öbür türlü çıkarmazlar diyor. Bir bildiği var demekki. Anlaşma olmuştur önceden diyor öyle mi? Bir bildiği vardır diyor. Yani mason kanala başka türlü çıkarmazlar adamı diyor. Çıkarsa da, onlara hizmet ediyordur diyor, bir anlaşmalı olmuştur diyor. Hocamızın bir hikmeti vardır, bir bildiği vardır yani. Bu sözünü önemli görüyoruz. İnşaAllah. Biz de çok itina ederiz inşaAllah. Evet. Doğru söylemiş. İnşaAllah.
SUNUCU: “Hocam geçen gün röportajınızda söylediniz ardından ben de New Humanist’te sizinle ilgili çıkan haberi okudum, size karşı avukatlık yapan, Rezzan Aydınoğlu isimli avukat sizinle ilgili haberi yapan kişiyle konuşmasında hakkınızdaki dava ile ilgili kararın ekim ayında verileceğini ve davayı kaybedebileceğinizi söylüyor. Kaybedeceğinizi söylüyor, Hocam bir davanın sonucu belli olana kadar, bu tarz bilgilerin gizli kalması gerekmez mi? Sizin bilmediğiniz bu bilgileri Rezzan Aydınoğlu isimli avukat nasıl bilebiliyor?” Mahir Lalezar Topkapı.
ADNAN OKTAR: Onu işte nasıl bilemeyiz ki. Belki cinler alemi ile bağlantıya geçti. Demek ki kuşlar, belki de ne bileyim böyle havadan bilgi mi veriyorlar araştırmak lazım.
SUNUCU: “Hocam www.iyiaile-kotuaile.com, sitenizi inceleme imkanım oldu. Televizyonda, gazetelerde ve internette sıklıkla karşımıza çıkan aile içerisinde yaşanan olumsuzluklar gerçekten çok tedirgin edici. Örneğin: İnternet sitelerinden birinde gördüğüm bir haberde bir genç kızın ensest ilişkiye zorlandığı ve yaşadığı psikolojik sorunlardan bahsediliyordu. Hocam hepimizin bu çocuklara sahip çıkmamız gerekiyor, siz bu tarz uygunsuz tavırlara maruz kalan çocuklara ne tavsiye edersiniz? Sizce bizlere bu konuda ne gibi görevler düşüyor?” diye sormuş Derya Altınyürek, Ankara’dan.
ADNAN OKTAR: Bu dünyada içler acısı çok büyük bir felakettir. Avrupa’da, Amerika’da, Fransa’da, Almanya’da. Özellikle ateist ailelerde. Özellikle böyle Darwinist ve materyalist ailelelerde. Böyle bir kısım yine dindar bilinen ama deli tiyniyetli ailelerde bu felaket var. Ve o çocukcağızların büyük bir bölümünün şikayetci olmadığını adli makamlar %50 oranında, bir rakam vererek belirtiyorlar. %50 diyorlar, en az %50’si. Adliye’ye intikal etmiyor. Ve muazzam ensest, çirkinlikler dünyada şu an yaygın. Türkiye’de de çok fazla, Almanya’da falan, hepsinde çok, Amerika’da da öyle ve muazzam oranlarda. Böyle şeylerde genç kızların oturup, buna tahammül etmesi değil, hemen ilgili savcılıklara gidip şikayette bulunup. Koruyucu bir aile bularak. Ona sığınmaları gerekir. Allah onları korur. Yeter ki karar versinler. Yeter ki cesur olsunlar. Bir de illaki açıkça, ensest ilişki oldu demelerine de gerek yok. Ben rahatsızım. Baskı altındayım. Şiddet görüyorum demeleri yeterli. Desinler anlar onu savcılık zaten. Ve devletin koruması da oluşur ve güvenli bir ailenin yanında rahat yaşayabilirler inşaAllah.
SUNUCU: Hocam Türk-İslam Birliği dedik, işte Türk-İslam Birliğinin oluşturulması dedik. Siz zaten şimdiden müjdeliyorsunuz, çok da güzel bir şekilde inşaAllah olacak. Bu bağlamda sizin ülkücülüğe, Alparslan Türkeş’e bakış açınız nasıldır? Çünkü onunla ilgili bir röportajınızı dinlemiştim çok etkilenmiştim çok güzel anlatmıştınız içinizdeki sevgiyi.
ADNAN OKTAR: Severim ben senin canını.
Ülkücüler Türkiye’nin çimentosudur. Yani eskiden beri. MaşaAllah. Çünkü 71’lerden yıllardan beri ben takip ederim ülkücü hareketi. Allah vermesin, yani benim kanaatim eğer ülkücü hareket olmasaydı. Türkiye komünizme teslim olacaktı. Allah vermesin. Yani ben bizzat içinde gördüm, yaşadım. Biliyorum. Taa bizim mahallenin bitişiğine kadar, komünistler gelmişti. Ülkücüler maşaAllah orada bir, set oluşturmuşlardı. Çanakkale geçilmez işte, işte o semt bizim 96’lar o bölge aşılmaz diye bir yazı vardı duvarda. Ve o aslanlar can siperane gayret etti, maneviyatın yükselmesi için çok gayret ettiler. Ben mesela hiç unutmam böyle ilk defa televizyonda gördüm böyle tüylerim diken, diken olmuştu. Allah’tan bahseden namaz kılan insan gerici değildir, diye. Ülkücüler konuşma yapıyorlar. Allah Allah, maşaAllah dedim ne güzel cesaret. İlk defa duydum böyle bir şey. Yani bak ilk defa, cesurca bir üslup. Rahmetli Türkeş Başbuğ Hazretleri ile ben İstanbul’da burada onların kaldığı mekan vardı, orada görüşmüştüm. Böyle tok sesli, çok şahsiyetli, devlet terbiyesi almış çok asil bir insan yani. Olağanüstü birisi olduğu hemen anlaşılıyordu. Uzunca konuşmuştuk, sohbet etmiştik. Bana bazı sırlar da verdi. Ben ona Yahudilik Masonluk kitabını yazdığımı söylemiştim. O ona faydalı olabilecek bazı sırlar verdi. İzahlarda bulundu. Çok sevgi doluydu. Bir istirhamımız vardı onu da inşaAllah halletti, o zamanlar. Çocukluğumdan beri çok sevdiğim bir camiadır. Allah yollarını açık etsin. Allah imanlarını daha da pekiştirsin. Mübarek ve nur insanlardır. Tertemiz insanlardır bu vatanın tertemiz, Anadolu kokan yiğitleridir inşaAllah ülkücüler. Hepsine selam ediyorum buradan.
SUNUCU: Hocam çok güzel Atatürk ilgili yazdığınız eserler de var. İşte Asker Atatürk, bunları alacağım zaten. Bunlara el koyacağım. Çok çok güzel eserleriniz var. Çok büyük bir kahraman olarak zaten anlatıyorsunuz Atatürk’ten her bahsedildiğinde ama tarihimizin köküne inildiğinde hem Osmanlı’dan, hem Türk devletlerinden, hem Atatürk’ten yani her dönemimizdeki kahramanlarımıza çok bağlısınız. Çok inanılmaz bir milliyetçilik var sizde. Benim sizde en fazla sevgi duymamı sağlayan buydu zaten. İnanılmaz bir Türk-İslam Birliği. Ve ben de aynı şeyi hep savunuyorum, hep de söylüyorum, yani bizim kendi dinimizden olmayan insanlarla bizden çok uzak ırktaki insanlarla bir araya gelmemizin bir anlamı yok ve Avrupa Birliği adı altında da zaten yeterince taviz verdik ülke olarak. İnşaAllah Türk-İslam Birliği olursa kendi kültürümüzdeki kişilerle bir arada olabileceğiz. Böyle birçok güzel olacak bence.
ADNAN OKTAR: Şimdi şöyle yani, mesela ben burada İstanbul’da kardeşlerimle beraberim, ailemle beraberim yani bir kere Türk devletlerinin bölünmüş olması Konya’nın, Erzurum’un efendim, Erzincan’ın, Samsun’un bölünmüş olmasıyla aynıdır hiç farkı yok. Yani ha Kazakistan ayrı, ha Konya ayrı. Ha Türkistan ayrı, efendim, ha Sinop ayrı. Aynıdır. Bir kere onların tabii ki birleşmesi lazım. Bir millet olarak birleşeceğiz bu bir şart. Sonra bütün İslam alemini kucaklayacağız. Ama Hristiyanlar da Museviler de bizim canımız ciğerimizdir. Allah’ın bize emanetleridir onlar. Canımız pahasına onları koruruz. Canımız pahasına. İnşaAllah onlara cennet gibi bir ortam sağlayacağız inşaAllah. Ticaretlerini rahat yapacaklar. Güvenlik içinde gezinecekler. Bilimde, sanatta, teknolojide her yönde gelişecekler. Fakat Türk İslam Birliği’nin garantisi ve o nur şemsiyesi altında huzur içinde yaşayacaklar inşaAllah.
SUNUCU: Zaten biz Türk toplumu olarak hiçbir zaman insanları öldürmedik, katletmedik. Hiçbir zaman böyle bir şey göremezseniz. İşte bizim egemenliğimiz altında zarar verici bir zihniyet hiçbir zaman yoktur. Hep onları kucakladık. Osmanlı’da da görüyorsunuz çok farklı yerlerden gelme birçok insan bizde toplanmıştı. Bugün Türkiye Cumhuriyeti’ne de baktığımızda gelip bizim içimizde yaşayan birçok Ermeni var, birçok Rum var, birçok Hıristiyan ya da gayrimüslim, birçok Musevi var. Ama dediğim gibi inanılmaz kucaklayıcı bir milletiz. Keşke Hıristiyanlar ve Yahudiler de bize karşı bu kadar anlayışlı olabilseler.
ADNAN OKTAR: Olacaklar olacaklar, inşaAllah.
SUNUCU: Peki Hocam, eserlerinizin kıymetini her geçen gün biraz daha anlıyoruz. Gerçekten de eserleriniz materyalist ve darwinist fikirleri tam olarak susturuyor. Yine bu konularda eserler yazacak mısınız yoksa artık farklı konularda mı yazacaksınız diye sormuş Volkan Serkan.
ADNAN OKTAR: Tabii ki yani benim asıl amacım dünyaya İslam’ın hakim olması. Allah’ın rızasını kazanmak. Allah’a insanların aşık olması, Allah’ı coşkuyla sevmeleri, Allah’tan korkmaları, ahiret inançlarının pekişmesi, mutlu ve huzurlu yaşamaları... Çünkü Allah’ın emaneti. Allah’ın yarattığı varlıklardır. Allah bizlere korumamız için insanları veriyor, Cenab-ı Allah. Müslümanların himayesinde olacaklar. Müslümanların şefkatini, merhametini, adaletini görecekler. Ama kendi inancında istediği gibi hür olsun. Ama kimse kimseye zarar vermeyecek inşaAllah.
SUNUCU: Hocam siz cezaevindeyken size cezaevindeyken Yahudilik ve Masonluk kitabını çıkarmamanız için o zamanın parası ile 300 milyar lira teklif ettiklerini anlatmıştınız. Hocam böyle bir harcamayı kimler ne için yapıyor? Hala bu tip yöntemlerle sizi durdurmaya çalışanlar var mı diye sormuşlar İnci Çağlar Afyon’dan. Dehşet bir rakam.
ADNAN OKTAR: Ama ben onu, hakikatten çok şaşırmıştım. Cezaevine avukat geldi. Görüşmek istiyorum dedi. Ben çağırmadığım halde geldi. Hayret, dedi ki, sen şu masonları niye kafana taktın dedi. Şimdi bak bunlardan sen vazgeç dedi. Yani biraz bu konuyu da kapat dedi. Hem belirli bir miktarda da onu söyledi işte o yani bu zamanın parasına göre hesap ediyorum. 300 milyar kadar bir para dedi sana takdim edelim hem de çıkartalım seni dedi. Yani bu konuda bitsin dedi. Yoksa böyle başın çok ağrır çok rahatsız olursun dedi. Yani nutkum durdu inanılır gibi değil hani ben bunu böyle okurdum eskiden buna benzer şeyleri de romanlarda olur buna benzer, yani espri gibi bir şey. Ben Allah için yaşıyorum ne alakası var. Ayrıca yani ben masonlar asılsın kesilsin demiyorum ki onların fikriyatını eleştiriyorum. Yani darwinist materyalist düşüncelerinin yanlışlığını anlatıyorum. Bundan vazgeçmem ne demektir benim. Benim yok olmam demektir. Yani böyle bir şey mümkün mü? Davam yoksa zaten ben de yokum demektir Allah esirgesin. Yani, felaketin en büyüğü, Allah vermesin. Asla davamdan vazgeçmem. Dolayısı ile doğruyu tabii ki anlatırım ben. Nezaketiyle, adamı tabii ki hakaret etmedim, terslemedim de ama olmaz dedim teşekkür ederim dedim.
SUNUCU: “Hocam Kuran ayetlerinin ebced değerleri ile ilgili internette gördüğüm bir çalışma hakkında size danışmak istiyorum. Araf Suresi, 63. ayetinde geçen “içinizden sizi uyarıp korkutacak bir adam” sözlerinin ebced hesabı 2011 yapıyor. Sizin Hz. Mehdi ile ilgili verdiğiniz tarihler ile uyuşması beni çok heyecanlandırdı. Bu konuda yorumunuzu merak ediyorum” demiş Reyhan Çöl, Bolu’dan.
ADNAN OKTAR: Böyle bir tane iki tane değil ki. Hep böyle hakimiyet ayetleri hep Mehdiyetin gelişme tarihlerini veriyor. Geçen uzun uzun okudum, anladım. Nerde hakimiyet ayeti varsa hep 2011, 2021, değil mi? 1980, 90. Hayret edilecek bir güzellik bu yani Kuran’ın bir harikası. Ama harunyahya.org’da bu çok detaylı var ebcedler. Şimdi kardeşlerime tavsiye ederim oraya girsinler baksınlar.
SUNUCU: “Çok değerli Hocamız ben Yıldız, Makedonya Kalkanderen’den sizi büyük beğeni ile izliyoruz. Programlarınızı sabırsızlıkla bekliyoruz. Bizi çok bilgilendirdiğiniz için size minnetarız. Ve Hocam siz bizi tanımıyorsunuz ama nasıl olsa kalp kalbe karşıdır. Biz sizi çok seviyoruz. Umarım ilerde Allah nasip ederse buluşuruz. Allah’a emanet olun lütfen. Hocamıza selamlarımızı programda iletin demişler. Allah sizden razı olsun. Yıldız Zeyneli.” Buradan da biz size selamlarını iletmiş olduk.
ADNAN OKTAR: Aleykümselam.
SUNUCU: “Selamünaleyküm Hocam.”
ADNAN OKTAR: Aleykümselam.
SUNUCU: “Ben de hep dinozurun uçmasına takıyorum kafayı. O devasa dinozor sinek kovalarken uçmayı keşfetmiş kanat çırparak evrimleşmişse o mübarek sinek neden evrimleşip tam donanımlı jet haline gelmemiş? Etin kemiğin evrimleşmesi daha mı kolay. Zor bir sineğin kanadın evrim geçirmesinden. İnsanlar gerçeklere bu kadar mı kapatır aklını gönlünü. Bunlar ne duyuyor ne görüyor ne düşünüyorlar. Kuru inat uğruna hala kendilerini rezil ediyorlar. Allah’ın selamı üzerinize olsun. Allah mücadelenizi daim etsin” demiş Tekirdağ’dan Nadir Basar.
ADNAN OKTAR: Rezil ediyorlar da demeyelim de yani mahcup ediyorlar kendilerini tabii gereksiz bir şeyin içine giriyorlar. Ama onları tabii Allah yaratıyor. Takdir-i ilahi. Ama onun da düzeleceği, bu konunun tamamen güzel bir mecraya oturacağı vakit de gelecektir inşaAllah.
SUNUCU: Koskoca dinozora Hocam yani bu kadar donanımlı muhteşem bir yaratık ki bunun zaten çok açık yani bütün uzuvlarına baktığımızda, sinek bile inanılmaz bir canlı.
ADNAN OKTAR: Saniyede 1000 kere kanat çırpıyor. Bir insana takın bakayım 1000 kere çarpacak bir kanat takın o duvardan o duvara perişan olur, uçamaz yani. Sineğin aklı insanın aklından çok çok fazla bu konuda yani muazzam bir uçuş kabiliyeti ve muazzam bir refleksi var. O refleksi bir kere gösteremez bir insan. Yani bir kere kuş gibi yakalanır. Hayvanı yakalamak bile mümkün olmuyor. Muazzam bir refleksi var ve müthiş bir uçma kabiliyeti var. Doğar doğmaz bu özelliği var üzerinde.
SUNUCU: “Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla, “Andolsun sizden cumartesi günü yasağı çiğneyenleri elbette biliyorsunuz işte biz onlara aşağılık maymunlar olun dedik.” Bakara suresi, 65. “De ki Allah Katında kesinleşmiş bir ceza olarak bundan daha kötüsünü haber vereyim mi? Allah’ın kendisine lanet ettiği ona karşı gazapladığı ve onlardan maymunlar ve domuzlar kıldığı ile tağuta tapanlar işte bunlar yerleri daha da kötü ve dümdüz yoldan daha da sapmışlardır.” Maide Suresi, 60. “Onlar kendisinden sakındırıldıkları şeyi yapmada ısrar edip başkaldırınca onlara aşağılık maymunlar olun dedik.” Araf Suresi, 166. ayet. Değerli Hocam ve değerli kardeşlerim, evrim sözde teorisini savunanların kendilerini maymun yakın hissetmelerinin hikmeti bu ayetler olabilir mi? Saygı ve selam” demiş avukat Gülcan Karakaş.
ADNAN OKTAR: Kardeşimiz burada tabii bu önemli konuyu da vurgulaması iyi oldu. Mesela bakın birçok hayvan var. Yüz binlerce milyonlarca hayvan var. Ama Cenab-ı Allah’ın harikasına bakın. Maymun.
ADNAN OKTAR: Yani ahir zamanda insanların yüzde 95’i darwinizme inandı ve kendisinin maymun soyundan geldiğine inandı ve maymun olduğuna inandı. Ve bu ayet tahakkuk etmiş oldu. Başka bir şey de olabilirdi. Yani binbir çeşit hayvan var. Kuran’ın özellikle maymunun üzerinde durması ve 150 yıldan beri 7 milyar insanın neredeyse 6,5 milyar, 6 milyar diyelim ki Müslümanların da bayağı bir kısmı darwinizme inanıyor. Kendisinin maymundan geldiğini dolayısıyla maymun olduğunu iddia etmesi ve Kuran’ın da aynısıyla tahakkuk etmesi Kuran’ın bir mucizesidir.
SUNUCU: “Hocam kader konusunu gerek kitaplarınızda gerek sohbetlerinizde çok açık ve net anlatmanıza rağmen bir kısım arkadaşlarımın bu konuyu anlamadıklarını, eğer her şey kaderimizde ise herhangi bir konuda bir sonuç almak için çaba sarf etmemize gerek yok zaten kaderimizde ise olur değilse olmaz deyip bıraktıklarına şahit oluyorum. Ben bu tür yanlış anlamanın kişilerin konuya samimi ve vicdanlı yaklaşmamalarından kaynaklandığını düşünüyorum çünkü Kuran’da bildirilen kader gerçeği herkesin anlayabileceği kadar açık siz bu konuda neler düşünüyorsunuz?” demiş Sezer Konursay, Çavuşbaşı.
ADNAN OKTAR: Sezer kardeş haklı söylüyor, güzel söylemiş. Şimdi bu arkadaşlara ahirette sorulduğunda sen gerçekten bu kader konusunu kavramadın mı desen çok iyi kavramıştım diyecek. Bayağı iyi kavramıştım. Niye böyle konuştun denildiğinde kasten konuştum diyecek. Yani orada doğrusunu itiraf edecek. Bilmez olur mu? Yani ben mesela Mehdi’nin çıkacağını biliyorum. İsa aleyhisselamın ineceğini biliyorum. İslam’ın dünyaya hakim olacağını biliyorum. Gidip evde mi oturuyorum. Yeri göğü birbirine katıyorum. EvvelAllah. Kadere inanmak işte böyle olur. Yani en az böyle olur. İnşaAllah.
SUNUCU: “Bazı röportajlarınızda her devrin adamı ile ilgili yorumlarda bulunuyorsunuz acaba son dönemlerde size yönelik yapılan karalama kampanyasında bu kişinin de aktif bir rolü oldu mu?” diye sormuş.
ADNAN OKTAR: Bunun özelliği iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün en kahpe, en korkak elemanlarından birisi olmasıdır. Ve çok sinsi yani sağa da, sola da ortalara da gidiyor yani şeytan gibi. Anlaşılacak gibi değil mesela bir gün bakıyorsun sağ bir eylem bakıyorsun bir gün sol bir eylem. Bir gün iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün lehinde bir gün iddia edilen Ergenekon örgütünün aleyhinde. Yani bu şeytani özelliğinden dolayı fark edilemiyor. Ama şu an kamuoyunun büyük bir bölümü bunu fark etmiş durumda. Bize karşı yapılan hukuki savaşta bazı kişilerin yaptığı hukuki savaşta temel görev bu kişinin üstünde. Yani işte kilit noktalar filan bunun kontrolünde birçok olayda. Tabii ben mahkemenin kararlarına sonsuz saygım var, değer veriyorum ama o aşamaya kadar olan yani mahkeme aşamasına kadar olan olayların organize edilmesi ayrı bir olaydır. İşte burada bu mahluk görev alıyor.
SUNUCU: “Hocam ben bir anne olarak çocuğumu kötü ahlak özelliklerinden ve dejenere bir yaşamdan korumak istiyorum. Özellikle ortaokul ve lise çağlarındaki bazı gençlerin aşırı içki içip uyuşturucu kullanarak ahlaken benim tasvip etmediğim ortamlarda bulunması beni çok tedirgin ediyor. Çocuğumu böyle ortamlardan nasıl koruyabilirim. Siz bu konuda neler söylersiniz?” demiş Safiye Petek, İzmir’den.
ADNAN OKTAR: Allah sevgisi Allah korkusu olmadı mı insanın içine tarifi mümkün olmayan bir sıkıntı girer. Bu sıkıntının sözde kurtuluş yolu da ancak uyuşturucudur. Başka türlü kurtulamaz insanlar. Amerika’da artık konteynerlarla değil mi şileplerle uyuşturucu götürüyorlar. Halkın nerdeyse yüzde 80-90’ı uyuşturucu kullanıyor. Liselerde, üniversitelerde tabii liselerde. Kapılarda uyuşturucu satıcısı var diye geçenlerde haber yaptılar. Kardeşim içerde beş yüz tane talep var. Beş yüz kişi talep ediyor. Bir tane de arzcı var yani malı satan var. O beş yüz tane talepçi ne olacak peki. Önce talepçiyi ortadan kaldıracaksın. O zaman arzcı zaten olmaz yani satıcı zaten gelmez. Yani orada adam isteyen olmazsa satıcı gelir mi? O zaman yani o olmazsa bir başkası mutlaka onu bulur o kişiler. Yani talep önemlidir. Talep yapan adamların eğitimi ve bundan vazgeçmesi önemlidir. Yani lise gençliğini ona sen çekersen, darwinist materyalist eğitip onları Allah’tan uzak dinden uzak yetiştirirsen ruhu bomboş oluyor. İnsanın bünyesi bunu kaldırmaz. Allah inancı olmadan, Allah sevgisi olmadan insanın bünyesi sağlıklı olamıyor. Akli dengesini insan çok zor korur. Yani mutlaka bir bozukluk meydana geliyor genelinde. Bunun sonucunda da birçok kişi de uyuşturucuya eğilim bu tip gayri meşru anormal şeylere doğru bir eğilim oluyor. Bir kısmı da kendini koruyor. Ama bunlar istisnai vakalar. Ama genelinde bu belanın içine giriyorlar.
SUNUCU: “Sayın Hocam açık bir şekilde Mehdi’ye olan biatımı sizin sayenizde dünyaya duyuruyorum. İnşaAllah Allah bizi de kabul eder. Bir de Mehdi namaza giderken Hz.İsa karşılaşacak ve Hz. İsa sırtından iterek imamlığa itecek. Bu olay memleketimizde mi yoksa Kabe’de mi gerçekleşecek? Mehdi sırtından iterek...” Bunu tam anlamadım ben ama çok karışık yazılmış. Anlamadım gerçekten.
ADNAN OKTAR: Severim ben seni, o güzel canını.
Evet ben bu konuyu biliyorum. Onun için anlatacağım. Gürsoy kardeşim, evet, Manisa’dan yazmış. İstanbul’da bir görüşmesi vardır Mehdi’yle Hz. Mesih’in. Bir de Kudüs-ü Şerif’te. Ama Kudüs’teki çok önemlidir. Yani asıl olay ondan sonra başlıyor. İnşaAllah.
SUNUCU: “Hocam geçen programınızda peygamber ve velilerin girdikleri fena makamından bahsetmiştiniz. Allah’tan çok korkup onu çok seven kullar olduğumuz takdirde Allah bu makamı bizlere de nasip eder mi? Bize her konuda olduğu gibi manevi konularda da en güzel şekilde aydınlattığınız için Allah sizden razı olsun Hocam” demiş Kahraman Turnaoğlu.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Yalnız bu tabii kolay bir şey de değildir. Ayette, Kuran-ı Kerim’de, şeytandan Allah’a sığınırım, “Yarabbi beni güzel bir girdirişle girdir. Güzel bir çıkarışla çıkart. Beni Katından bir sultanla destekle” diyor. Bu ayet, bir yönüyle bu konuya işaret eder. Yani, fena makamına giriş insanı çok heyecanlandırır. Yani, çünkü ruhaniyet keşfediyor insan, yani, nurani bir varlığa dönüşür. Yani letafet keşfeder. Yani maddeden tecerrüt eder adeta. Ruh haline gelir. Onun için buna herkes tahammül edemez. Yani bu olağanüstü bir olaydır. Herkesin tahammül edebileceği bir şey değildir. Bu haldeyken birçok peygamber vahiy alırlar. Mesela Hızır’la Hz. Musa’nın görüşmesinde de Hz. Musa’nın bu haldeyken görüştüğünü anlıyoruz İnşaAllah.
SUNUCU: “İslam tarihine baktığımızda birçok peygambere, elçilere, sahabelere, Müslümanlara iftira atıldığını görüyoruz. Hz. Yusuf’a ve Peygamberimizin eşi Hz. Ayşe’ye namusları ile ilgili iftiralar atılmıştı. Ama Allah onları bu iftiralardan temizledi. Bir ayette, “Sizden önce gelip geçenlerin hali başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız” diye Allah bildiriyor. Demek ki Müslümanlara iftiralar atılacak ama Allah Müslümaları bu haksız iftiralardan koruyacaktır. Hocam Müslümanlara haksız yere iftira atanlar aslında daha başından yenilmiş olmuyor mu?” demiş Enes Özdemir, İzmit.
ADNAN OKTAR: Müslümanlara iftira atıldıkça, Müslümanın bu gıdasıdır. Cenneti genişler. Allah ona feyzler, bereketler, manevi derinlikler verir. Yani çile ile Müslüman gıdalanır. Çileyle gelişir. Cenneti derinleşir ve güzelleşir. Allah’ın rahmetine, rızasına nail olur. Çile olmadı mı durur. Allah’ın dilemesi dışında durur. Çile Müslümana bir nimettir. En büyük nimetlerden bir tanesidir.
SUNUCU: “Hocam evrimciler yaratılışa inanmıyorlar. Ancak evrimi izah da edemiyorlar ve çok küçük düşüyorlar. Göklerin ve yerin Rabbi olan Allah ise ayetlerinde yaratılışın kendisi için kolay olduğunu söylemektedir. Allah bir kıssada sebebe dahi ihtiyacı olmadığını belirtiyor. Bir ayette Hz. Zekeriya’nın karısı kısırken çocuğu olacağı müjdelendikten sonra Hz. Zekeriya “Rabbim karım kısır bir kadın iken benim nasıl bir oğlum olabilir” diye soruyor. Allah ise ayette şöyle bildiriyor, “Rabbin dedi ki bu benim için kolaydır. Daha önce sen hiçbir şey değilken seni yaratmıştım.” Meryem Suresi, 9. ayet. Hocam evrimciler Allah’ın gücünü kavrayamıyorlar mı?” Yalçın Güler, Samsun.
ADNAN OKTAR: Evrimcilerin Allah’ın gücünü kavrayamaması onların kaderinde olmasındandır. Eğer onlar olmazsa biz de imtihan olamayız. Yani Müslümanların imtihanı için öyle varlıklara ihtiyaç vardır. Öyle insanlara ihtiyaç vardır. Özellikle yaratılır, mesela münafıklar, kafirler, kalbinde hastalık olanlar… Değil mi? İman etmeyenler özel yaratılır ki müminler imtihan olsun diye. Herkes iman ediyor olsa o ortamda imtihan çok kolaydır. İmansızların içinde imtihan değerli ve önemlidir ve derindir. Öbür türlü onu herkes yapar yani, kolaylıktır o. Her yer veli tiynetli insanlar olduğunu düşünün mesela peygamber gibi insanlar, çocukluktan itibaren bir insan bunların içinde yetişirse nerede küfür, nerede cihat, nerede mücadele, nerede çile, nerede acı? Ne hapse girer, ne acı çeker, ne iftirayla karşılaşır. Adeta cennette gibi olur. O zaman da imtihan olamaz. İmtihan için bu ortam gerekiyor. Onun için onlar özel yaratılırlar. Bir hikmete binaen. İnşaAllah.
SUNUCU: “Hocam, İslam alemini bölmek ve zayıflatmak isteyen karanlık odaklar cahil Hocalar bularak insanımızı mezhep çatışmasına sürüklemeye çalışıyor. Siz de olmasanız bazı insanları kandıracaklardı. Ülkemizde barış ve huzur için size ihtiyaç var diye düşünüyorum.” demiş Şamil Y., soyadını tam belirtmemiş. Ama, mesela Hocam hazır bu ayrımlar derken, Alevi kardeşlerimize buradan ne söylemek istersiniz?
ADNAN OKTAR: Alevi eşittir Allah’ın arslanı. Aleviler, sevgiye, derinliğe, arif insan olmaya, derin ruha çok önem veren, güzelliğe çok önem veren, affediciliği, şefkati çok ehemmiyetli gören gönül insanlarıdır, sevgi insanlarıdır. Bir süstür, bir güzelliktir. Anadolumuzun bir süsü ve güzelliğidir. Hepsine selam ediyorum. Gönülleri çok müsterih olsun. Hepsini çok seviyoruz inşaAllah.
SUNUCU: Hocam, sizin zaten Hıristiyanlara ve Yahudilere karşı da çok böyle sıcak bir tavrınız var. Mesela birçok din adamı onları dışlarken ya da işte ne bileyim dışardan bakıldığında birçok mesela Hocanın şöyle bir tavrı oluyor. İşte küpe takan bir çocuk gördüklerinde mesela ya da işte birazcık açık giyinen bir kişi gördüklerinde hemen çok tarzla çok uzak yaklaştıklarını görüyoruz. Oysa ki İslam’a insanları yaklaştırabilmek adına çok daha şefkatle ve sıcak yaklaşılması gerekiyor. Siz bunu çok güzel başarıyorsunuz. Geçen gün de sizi dinliyordum ben, özellikle bir konuşmanızda Peygamber efendimizin gül kokan elleri diye öyle bir anlattınız ki o an gözleriniz falan doldu. Dedim ne kadar yaşayabiliyor bunu. Gerçekten de çok sevgi dolu bir insansınız. Onu özellikle belirtmek istiyorum. Duygularınız son derece yoğun.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Severim ben senin güzel canını. Çok güzel ruhlu, çok sevgi dolu bir insansın.
O güzeller güzelini ahirette göreceğiz. İlk kucaklayacağımız o olacak Allah’ın izniyle. İnşaAllah cennete gittiğimizde Allah nasip ederse. İlk bağrımıza basacağımız o olacaktır. İnşaAllah.
SUNUCU: Hocam bir de benim yine dikkatimi çeken, bu internet sitelerinde bakıldığı zaman, işte Adnan Oktar Mehdi’yim dedi, dedi mi falan. Böyle gibi ki hiçbir zaman siz Mehdi’yim demediniz. Yani sizi izleyen, dinleyen birçok izleyici zaten bunu söyler. Hiçbir zaman işte ben Mehdi’yim diye bir açıklamada bulunmadınız. Hatta bir programda, yine sizi izlemiştim. O zaman Mehdi değilim diyebilir misiniz dediler size. Evet derim dediniz siz de çok rahat bir şekilde. Ama tabii ki muhteşem bir şeydir Mehdi olmak, Allah’ın bahşettiği muhteşem bir özellik, direkt cennettesiniz yani. Ama bu kadar söylemediğiniz şeylerin de söylenilerek, basına, sitelere yani bu tür dedikodularla lanse edilmesiyle ilgili ne söylemek istersiniz? Siz hiçbir zaman Mehdi’yim demediniz çünkü.
ADNAN OKTAR: Evet. Herhalde çok benzetiyorlar anladığım kadarıyla Mehdi’ye, yani dış alamet olarak. Ben de söyledim. Dedim evet dış alamet olarak benziyorum. Ama yüzlerce, binlerce insan benzeyebilir. Velev ki, velev ki yani tıpatıp aynen benzeyen bir tek ben olmuş olsam. Mehdi’nin alameti nedir; İslam dünyaya hakim olur, Hz. Mesih ile beraber namaz kılar. Biz de o kişiye çıkıp Mehdi’dir demiyoruz yine. Ne diyoruz? Allahualem Mehdi herhalde diyeceğiz. Değil mi? E herkes Mehdi olmak ister, her Müslüman Mehdi olmak isteyecek zaten. Yani bu iftihar edilecek bir şey yani veli olmak, Allah’ın sevdiği kulu olmak. Değil mi? Mehdi olmak çok çok güzel bir şey. Ama ben açıkça söylüyorum. Ben Mehdi değilim. Ve ömür boyu da Mehdilik iddia etmem. Yemin de ediyorum Allah’a da. Hiçbir şekilde hiçbir zaman için Mehdilik iddia etmem ben. Yani nasıl olsun böyle bir şey, yani ben cennetliğim der miyim ben? Ben kusursuzum der miyim? Ben imtihan oluyorum. Allah’ın herhangi bir kuluyum. Naçiz bir kuluyum. Cennete de girebilirim ben, cehenneme de gidebilirim. Takdir Allah’ın. Ama biz İslam’a hizmetle mükellefiz, Kuran’a hizmetle mükellefiz. Allah’ın rızasını kazanmaya gayret etmekle mükellefiz.
SUNUCU: Hocam, Kürt sorunu, Kürt açılımıyla ilgili, son gelişmeler ışığında, son günlerde çok fazla tartışıldı çünkü, işte Kürt açılımı ve bu politikalar, bununla ilgili görüşlerinizi alabilir miyiz? Kürt açılımı ve Kürt sorunu.
ADNAN OKTAR: Şimdi doğudaki bu muhterem, mübarek kardeşlerimiz, biliyorsunuz çok sevecen, onuruna, haysiyetine çok düşkün, güzel huylu, misafirperver, nezih insanlardır. Hepsini çok severim ben. Diyarbakır, Mardin, Siirt, hepsi yiğit doludur. Hakikaten de Çanakkale’deki şehitlerimizin, gidin bakın, büyük bölümü oradandır. Hepsi aslandır, hepsi yiğittir, hepsi böyle delikanlıdır maşaAllah. Ama iddia edilen Ergenekon Örgütü, PKK’yı kurup onları bizden, bir kısmını uzaklaştırdı. Ama artık bu oyun son aşamasına gelmiştir. Ve beli kırılmıştır. Biz güneydoğudaki aslanlarımızı, kardeşlerimizi asla kendimizden ayırtmayacağız. Bölünme asla olmayacak asla. Ve inşaAllah bilakis Türkiye genişleyecek daha büyük olacak Türk İslam Birliği’ni oluşturacağız. Hepsini bağrımıza basacağız o güneydoğulu aslanlarımız kardeşlerimizi. Bu fitne de tamamen yeryüzünden kalkmış olacak inşaAllah.
SUNUCU: “Adnan Hocam hürmetlerimi sunuyorum demiş hayırlı akşamlar diliyorum siz uzun süreden beri bir Türk İslam Birliğinden söz ediyorsunuz çok hızlı bir şekilde bu Birliğin temelleri atılıyor. Gazetelerde okuduğuma göre Suriye ile vizesiz geçiş anlaşması sadece bir saat içinde imzalanmış demek ki taraflar bu konuda hayli isteklilermiş. Hocam bizim ayrımız gayrımız yok bütün Türkiyeliler bütün Müslümanlar bir araya gelecek, dünyadaki herkesi sevgi saygı hoşgörüyle kucaklayacak. Barış ve ferahlık içerisinde bir dünya göreceğiz değil mi Hocam inşaAllah. Hocam bu birliğin daha hızlı olması için bizlere ne gibi görevler düşüyor söyler misiniz?” demiş Sefer Adıgüzel, Konya’dan.
ADNAN OKTAR: Dilekçe yazsınlar. Azerbaycan’a yazsınlar, Kazakistan’a yazsınlar. Türkistan’a yazsınlar, Suriye’ye, Irak’a. Aman desinler şu vizeyi kaldıralım pasaportu kaldıralım. Bir kucaklaşalım inşaAllah.
SUNUCU: Hocam sorular bitti. Bütün soruları bitirdik çok hızlı ben bu kadar soru nasıl bitecek diye düşünüyordum ama bitti yani.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. Tabii hepsinin vakti merhunu var hepsinin güzel bir vakti var inşaAllah o döneme doğru gidiyoruz.
SUNUCU: “Adnan Bey ve arkadaşlarına hayırlı programlar diliyorum. Adnan Bey, siz ekonomik krizin daha da şiddetini artırarak devam edeceğini söylediniz. Gazetede bir haber okudum İngiltere’de işsizlik ve parasızlıktan dolayı insanlar ülke kanunlarına göre yasak olmalarına rağmen organlarını satmaya başlamışlar. Siz ahir zamanda yaşanacağını söylediğiniz bu ve benzeri sıkıntıların Hz. İsa ve Hz. Mehdi’nin hüküm süreceği Altınçağda sona ereceğini söylediniz. Altınçağda yaşanacak güzellikler nasıl geçiyor Hocam bize anlatır mısınız?” demiş Sedef Mercan İzmit’ten.
ADNAN OKTAR: Bakın Deccaliyet masonluk kanalıyla büyük bir oyun oynadı dedi ki Hıristiyanlara bütün Müslümanlar deccaldir dedi. Müslümanlara dedi ki bütün Hıristiyanlar Deccaldir. Ve bütün Museviler deccaldir dedi. İşte bu kanlı oyunun temel yapısıydı bu. Mehdi bu kahpe tuzağı, kahpe oyunu yerle bir edecek ve bunu tamamen ortadan kaldıracak. Bilakis, Hz. Mesih damla kan akıtmaz. Mehdi damla kan akıtmaz. Ve hepsini muhabbetle kucakla diyor Hıristiyanlara İncil’in aslıyla hükmedecek. Musevilere Tevrat’ın aslıyla hükmedecek. Müslümanlara Kuran ahlakıyla davranacak. Bitti. Bu fitneyi her yerde söndürüyoruz Mehdi öncüleri olarak, Mehdi talebeleri olarak. Mesela evanjeliklerin bu oyununu, bir kısım evanjeliklerin bu oyununu yerle bir ettik. Ben demin yine İspanya radyosuyla konuşma yaptım. Onlara da bu konuyu izah ettim mesela Ahmedinejad’ı kullanarak gene bir fitne çıkarmaya çalıştılar onu da yatıştırdık. Allah’a çok şükür gene açıkladık. Diyorlarki Ahmedinejad atom bombası patlatacak İsrail’i yok edecek hakikate de onu bir gereksiz bir açıklaması olmuştu. Hatalı bir açıklaması oldu dedi ki biz İsrail’i haritadan sileceğiz. Ben hemen ona haber götürecek bazı arkadaşları olan yakın olanları çağırdım. Yahu bunu dedim bunu hemen değiştirsin, bu nasıl bir söz, orada Müslümanlar var, Hıristiyanlar var, Musevi kardeşlerimiz var bunların hepsi dindar. Bir avuç ateist var orada. Onları da haritadan silmeye gerek yok ki. Onları da haritadan silmeye gerek yok ki ikna edersin konuşursun niye haritadan sileceksin. Bunu söyledikten sonra çok şükür o sözünü geri aldı ben yanlış söyledim onu dedi doğrusu budur. Ben öyle bir şey düşünmüyorum dedi yani haritadan silme gibi bir iddiam yok dedi. O sözünü düzeltti ama yine buna rağmen tedirginler tabii şimdi ben yine Ahmedinejad Bey’e, Sayın Ahmedinejad’a haber götürecek bir arkadaşlarımız var, kardeşlerimiz var onları yine çağırdım yeniden konuşacağım inşaAllah, daha belirgin bu konuyu vurgulamasını isteyeceğim. Çünkü atom bombası Müslüman zaten kullanmaz. Ha bire atom bombasını tutturmuşlar yani. Atom bombasından çocuk kadın suçlu suçsuz herkes yok olur. Yok olur. Ve bu haramdır İslam’da böyle bir şey olmaz. Müslüman böyle bir silah kullanamaz. Şii fıkhında da bu böyledir, Caferi fıkıhında da bu böyledir. Bunu bilmiyorlar, bunu açıklayacağız. Bunu daha netleştirebilirler. Ama tabii bayağı yatıştı ortalık işin doğrusu. Şeyin değil mi Obama’nın da kanaatı geldi biraz daha. Ama daha netleştirecek yoğun bir faaliyet bu hafta inşaAllah yapacağız.
SUNUCU: Hocam Amerika İran’a bir saldırma durumu vardı onunla ilgili de sizin bayağı bir müdahaleniz olmuştu, değil mi? Evet açıkça Tahran’a atom bombası atmayı düşünüyorlardı yani ileri aşamada eğer halledemezsek bunu durduramazsak İran’ı böyle bir şey yapalım gibisinde bir düşünceleri vardı. Mesela bu da ayrı bir haramdır. Tahran’da da çok fazla Hıristiyan var Müslüman var Musevi. Çoluk çocuk kadın var yani kitle imha silahı kullanılır mı? Bunu bir Hıristiyan da yapamaz çok büyük günah.
SUNUCU: Kimse yapamaz.
ADNAN OKTAR: Tabii. Birde silaha ne gerek var. Olaya, olay çıkartmaya ne gerek var atom bombasına ne gerek var hepimiz kardeşiz. Koskoca dünya kime yetmiyor, bombalanacak ne var çünkü fikir olduğuna göre fikir nezaketle anlatılır. Adam kabul ederse eder etmezse etmez. Zor demek münafık demektir. Yani zor kullanırsan münafık oluşur.
SUNUCU: “Adnan Bey ve arkadaşlarına hayırlı programlar diliyorum internet sitesinde gördüğüm bir habere göre Amerika Birleşik Devletlerinde yaşayan 2.000 Müslüman Amerikan kongre binasının önündeki çimenlik alanda toplu olarak Cuma namazı kılmışlar, namaz sonrasında da Kuran’ı Kerim’den barışla ilgili ayetler okunmuş. Namazda toplanan kişiler bütün dinlerin kardeş olduğunu söylemişler yetkililerin Amerikan tarihinde ilk kez yaşanan bir olay olduğunu söylüyorlar Amerika’da İslam dinini yaşayanların sayısı da hızla artıyormuş. Siz bu artışı neye bağlıyorsunuz sizce İslam’ın hızla yayılmasına vesile olan ne?” demiş Cengiz Haşmetli, Afyon’dan.
SUNUCU: Mehdiyet devri Allah Hadi ismiyle tecelli ediyor, Mesih inecek.
ADNAN OKTAR: Allah her şeye kadir insanların gönlünü açtı Kuran’a Kuran’ın hakikatlerine, Kuran’ın mucizelerine insanların gönülleri alabildiğine açılmaya da devam ediyor. Kuran’ın mucizelerini internetten kitaplardan televizyonlardan çok rahat öğrenebiliyorlar. Tabii ki vakit geldi zaman geldi Allah kaderini tecelli ettiriyor inşaAllah. İnşaAllah.
Evet. Siz de biraz iman hakikatleri anlatın.
OKTAR BABUNA: Bir tane balık var; balığın şurasında bakteriler oturuyor, bu bakteriler de ışık saçıyor, balık da bunu kullanıyor, o ışığa gelenleri avlıyor. Bundan hem bakteri yararlanıyor hem de balık yararlanıyor. Fakat bu ışığı çıkarma muazzam bir olay. Yani bu müthiş bir kimya bilgisi böyle aklın alacağı gibi bir şey değil. Şimdi bakın böyle bir reaksiyon meydana getiriyor bakteri kendi kendine. Bakteri aklı olmayan küçücük bir tane bir hücre. Bir aklı yok kimya bilgisi yok hiçbir şeyi yok. Bu şekilde bir kimyasal reaksiyon meydana getiriyor. Ama bu çok basit hali bakın kimyasal reaksiyon aslında böylede değil. Şurada göstereyim çok daha karmaşık buna hiç kimsenin kalının ereceği bir şey değil. Ve bu milyonlarca yıldır bunun yapıyor. Ve balığın tam olması gerektiği yerde yüzünün şurasına yerleşmiş keratalar orada ışık yapıyorlar. O ışığa gelenleri de balık avlıyor. Bakteriler de ondan besleniyorlar balığın orasında. Sırf bu muazzam bir yaratılış sanatı yani karşılıklı bakın ne kadar kompleks bir sistem var. Bakteri muazzam kimyasal reaksiyonlarla hiçbir laboratuarda yapılamayacak kimyasal reaksiyonlarla ışık, bunu kendi akıl etmediği çok malum çünkü Allah bunu bak kaç tane aşaması var bunun. Bu her birinin eksikliğinde bu sistem olmuyor bakterinin bu işi yapabilmesi için bu karmaşık kimyasal reaksiyon ki daha karmaşık bundan, tam olarak olmuş olması yani Allah tarafından yaratılmış olması gerekiyor. Peki o bakteri orada yerleşmesi gerektiğini nereden biliyor. Balık balığında bundan haberi yok bakterinin de bundan haberi yok. Balığa müthiş bir fayda sağlıyor. O faydadan ikisi de yaralanıyor bu çok büyük bir yaratılış mucizesi sırf bu bile hiçbir şeyin tesadüflere dayalı olmadığını Allah’ın üstün sanatıyla sonsuz aklıyla yarattığının çok net bir delili olmuş oluyor.
CİHAT GÜNDOĞDU: MaşaAllah, ben de bir başka iman hakikati anlatayım. Karaciğerimizde bir enzim var bu vücudumuza giren bütün bu yabancı kimyasal maddeleri hemen böyle yıkmaya başlıyor. Mesela diyelim bir kanserojen madde aldık. Diyelim mesela sigara dumanına maruz kaldık, oradaki bir kimyasal madde benzopiren diye bir kimyasal madde var bu kansorejen. Sitokrom P450 denen bir enzim sistemi var bir grup enzim bunlar hemen bu zararlı kimyasalı tespit ediyorlar ve parçalamaya başlıyorlar. Onu da şöyle yapıyorlar şimdi oksijenle oksijen normalde vücuttaki hücrelere yapılara proteinlere hemen zarar verebilen bir şey. İşte bu enzim sistemi, Sitokrom P450 enzim sistemi oksijeni alıyor ve bu kimyasal madde üzerinde özel bir şekilde oksijeni kullanarak onu yıkmaya başlıyor. Oksijenin etkisi direkt dinamit etkisi yapıyor zaten kimyasal madde üzerinde ama bakın kontrollü bir şekilde yapıyor. Bu P450 enziminin sayesinde yapıyor bunu. Şimdi P450 enzimine bakıyorsunuz bir molekül karbondan, hidrojenden atomlardan oluşmuş bir molekül. Gidip başka bir kimyasal molekülü, oksijen moleküllerini kullanıyor. Şimdi kullanan var kullanılan var. Ama hangisi daha akıllı diye baktığınızda hiçbirinde akıl yok aslına bakarsanız. Burada direkt Allah’ın yaratması var biz Allah’ın rahmetiyle ayakta duruyoruz sağlık buluyoruz. Zararlı kimyasallardan Allah bizi bu şekilde kullanmış oluyor bu enzim sistemi sayesinde sebepler vesile kılmış oluyor tabiiî ki o enzimin hiçbir bilinci şuuru tabiiî ki yok oksijen zaten ne olduğunu bilmiyor bir şeyden haberi yok. O kanserojen madde de neye zarar vereceğinden yine haberi yok ama bu şekilde korunmuş ve sağlıklı kalmış oluyoruz. Allah’ın izniyle.
SUNUCU: Hocam külli irade yani yaratılış oluyor değil mi? Allah’ın ol deyip meydana getirdiği bir sistem.
ADNAN OKTAR: Külli irade de cüzi irade de her ikisi de kaderdedir ve her ikisini de Allah yaratır. Yani cüzi iradeyi Allah yaratmıyor inancı var bazı kişilerde bu çok yanlıştır. Tamamını Allah yaratır yani. Allah mutlak güçtür. Allah’ın alnından tutup denetlemediği hiçbir varlık yoktur. İnşaAllah, Allah -şeytandan Allah’a sığınırım- “Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz” diyor Allah. Yani o da cüzi iradenin de külli iradenin de Allah’ın kontrolünde olduğunu gösteriyor.
SUNUCU: “Hocam Kürt kardeşlerimizle aramızı bölmek için yıllardır süren bir oyun mu var? Bu oyunun bozulması için son aşamalara gelmiş olabilir miyiz şu dönemde?” diyor Mahmut Yağız Samandıra.
ADNAN OKTAR: Son aşama diye bir şey yok, hiçbir şey yapamazlar. Türk İslam Birliği kurulduğunda o çok küçük bir sorun konumunda kalacaktır ve saatler içerisinde çözülecektir. Yani öyle bir gücün karşısında hiç kimse direnemez Allah’ın izniyle. İnşaAllah.
SUNUCU: “Hocam, Hz. Mehdi’ye yardımcı olmayan, yanından ayrılan, ona karşı mücadele verenler, zuhuruyla birlikte pişmanlık yaşayacak ve hatalarından dönecekler mi?” Seçil Alptekin, Erzincan.
ADNAN OKTAR: Sonradan pişman olurlar yani ama, hatta ayette de var; şeytandan Allah’a sığınırım, sonradan derler ki diyor, biz sizinle birlikte değil miydik derler diyor. Yani bu anlamda bir pişmanlık. Tabii ki onun karşılığını Allah ona göre ahirette değerlendirecektir ama Mehdi’de bir intikam, bir kin ve nefret olmaz. Müslümanlarda böyle bir şey olmaz. Dolayısıyla bizler de Mehdi öncüsüyüz, Mehdi talebesiyiz, bizlerde de kin, nefret olmaz. Bizim milletimizin ruhunda yoktur. Bizim milletimiz hep affedici, şefkati, merhameti, sevgiyi esas alan bir millettir. Osmanlı da hep öyleydi biliyorsunuz. Hiçbir milleti asimile etmeye çalışmadı. Hiç kimsenin dinine müdahale etmedi.
SUNUCU: Hiç sömürgeci olmadık Hocam Allah’a şükür.
ADNAN OKTAR: Evet, evet. Ne diline, ne dinine, ne inancına, ne ekonomisine hiçbir şeyine müdahale etmedi. Özgürce yaşadılar, bu seferinde daha da mükemmel, daha da kusursuz, daha da güzel olacak inşaAllah. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bir kısa bir şey anlatayım mı? Şimdi, kanserin oluşumu... DNA’da muazzam bir denge var Allah’ın yarattığı. Bir hata olduğu zaman, yani evrimciler diyorlar ya mutasyon diye bir değişiklik oldu. Bu kanser yapıyor ve bu tespit edildi. Bakın, DNA’da bir gen var, buna bir isim verdiler, T-53 diye bir isim verdiler. Bu gen kanser oluşmasını engelliyor, şöyle engelliyor; bu genin varlığında bir protein yapıyor bu gen. O protein gidiyor, DNA’nın üzerinde başka bir gene bağlanıyor. O gen bir protein yapıyor. O proteine de P-21 adını veriyorlar. O P-21 de gidiyor, hücrenin bölünmesini sağlayan başka bir protein var. O olmadığı zaman, bakın o gelen protein olmadığı zaman diğer protein hücreyi sınırsız olarak çoğaltabiliyor. İşte bu kanser meydana getiriyor. Halbuki o iki aşamalı olarak gelen protein, buna bağlandığı zaman hücrenin bu aşamaları duruyor, sınırsız olarak çoğalamıyor. İşte o başlangıçtaki o ilk gende meydana gelen bir mutasyon yani küçücük bir harf değişikliği kanseri meydana getiriyor. Bu, bugün tespit edildi. Bakın muazzam bir kontrol mekanizması var. Çünkü bunlar olmadığı taktirde bakın; her şey olsa, DNA da sırf bu olmasa, hücre sınırsız olarak çoğalacaktı, o zaman mesela ne olacaktı, kulaklar böyle durmayacaktı, sınırsız olarak çoğalacaktı, alıp başını gidecekti. Göz kafatasına sığmayacaktı, beyin sığmayacaktı, karaciğer kim bilir ne hale gelecekti. Bu gen sayesinde bunlar olmuyor. Bu gende bir hata meydana geldiği zaman da kanser oluyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Aç bir sayfa Kuran’dan. Bismillah, inşaAllah. Herhangi orda, gözün kapalı aç. Kapat, herhangi bir yerinden aç. Evet, evet o şekilde, tamam.
SUNUCU: Çarpılacağım şimdi.
ADNAN OKTAR: Yok niçin öyle olsun. Kuran nurdur. Kuran sana güzellik verir. Kuran’dan insanları uzaklaştırmak için öyle iddialar yapmışlardır. İşte... Kuran seni çarpar. Niçin olsun? Kuran’la biz içiçeyiz.
Şeytandan Allah’a sığınırım, “Ey iman edenler, adil şahitler olarak Allah için hakkı ayakta tutun. “ Yani yalancı şahitlik yapmayın, Müslümanlara iftira atmayın. Değil mi? “Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletten alıkoymasın.” Değil mi? “Adalet yapın.” Bak Cenab-ı Allah adalete teşvik ediyor. O takvaya daha yakındır. Allah’tan korkup sakının. Şüphesiz Allah yapmakta olduklarınızdan haberi olandır.” Demek ki neymiş? Adil şahitler olarak hakkı ayakta tutacaklar. “Bir topluluğa olan kininiz…”, mesela adam bize karşı kinli. Bu çok şey. “Sizi adaletten alıkoymasın” diyor. Yani iftira atmak, oyun oynamak, değil mi? Yalancı şahitlik yapmak olmayacak, hiçbir Müslüman için olmaz. “Adalet yapın. O takvaya daha yakındır. Allah’tan korkup sakının. Şüphesiz Allah yapmakta olduklarınızdan haberi olandır.” Kaç dakikamız var?
SUNUCU: Son dakikalarımız Hocam. Bir iki dakikamız var.
ADNAN OKTAR: Bir dakikamız var. Tamam, peki.
SUNUCU: Hocam son olarak ben bir kişisel soru sorabilir miyim?
ADNAN OKTAR: Tamam sor.
SUNUCU: Hocam bu kadar iftirayla karşı karşıya kaldınız. Bu kadar uğraşıldı sizinle. Önünüz kesilmeye çalışıldı. Hatta insanlar bununla ilgili organize oldular. Birçok kişi biraraya geldi, birçok kampanya… Bunların sonunda kırgınlık içinizde ya da gerçekten de işte hakkımı helal etmiyorum dediğiniz birileri var mı?
ADNAN OKTAR: O olmaz, Müslümanlıkta olmaz. Her şeyi Allah yaratır, hepsi hayırladır. Eğer onlar olmasa biz neyin mücadelesini yapacaktık. Darwinizm olmasa, zıttı karşıtı hareket ne olurdu? Yani onların hepsinde bir hayır hikmet vardır. Ben hepsini affediyorum, hepsine hakkımı helal ediyorum. Ama Allah’ın hükmü çok önemlidir tabii ahirette. Allah nasıl dilerse o şekilde olacaktır. İnşaAllah.
SUNUCU: Bugün itibariyle programımızın sonuna geldik. Gerçekten muhteşem bir program oldu. Sevgili Hocamız, ben çok heyecanlandım öncelikle, çok önemli bir deneyimdi benim için Sayın Adnan Oktar’la beraber. Ama kişisel olan hayranlığım... Birebir onu yakından gördüm. Çok da inanılmaz mütevazı bir insan. İnsanlara çok sevgiyle bakıyor. Çok kucaklaştırıcı, bütünleştirici, birleştirici bir havası var. Tüm Adnan Oktar sevenler boş yere sevmemişler. İnanılmaz bir kitle var çünkü arkanızda.
ADNAN OKTAR: Severim ben senin o güzel canını, imanını.
SUNUCU: Gerçekten çok mutlu oldum ben.
ADNAN OKTAR: Ben de memnun oldum.
SUNUCU: Yine Oktar Babuna da bize çok güzel bilgiler verdi. Kanserle alakalı özellikle tabii ki. Yine Cihat Bey, Cihat Gündoğdu çok değerli bilgilerini bizlerle paylaştı. Evet sesimizin, görüntümüzün ulaştığı, bu güzel görüşlerden faydalanan tüm izleyicilerimize buradan sevgilerimizi, selamlarımızı göndererek programımızı kapatıyoruz. Allah’a emanet olun, kendinize çok iyi bakın.