SUNUCU: İyi akşamlar sayın seyirciler. Samsun AKS ve Ekin Türk TV’de ortaklaşa yayınlanan ‘Adnan Oktar’la Başbaşa’ programına hoşgeldiniz. Değerli konuklarım başta Sayın Adnan Oktar ve Sayın Dr Oktar Babuna ve Sayın Dr Cihad Gündoğdu, Efendim sizler de hoşgeldiniz.
CİHAD GÜNDOĞDU, OKTAR BABUNA: Hoşbulduk, İnşaAllah…
ADNAN OKTAR: Sizler de hoşgeldiniz, sefa geldiniz. O nurlu temiz yüzünüzle içimizi aydınlatıyorsunuz ve üstünüzden, başınızdan efendilik akıyor maşaAllah.
SUNUCU:Teşekkür ederim efendim çok sağolun, sizin takdiriniz
ADNAN OKTAR: Allah annenizden babanızdan razı olsun sizi çok güzel yetiştirmişler. Nezaketli, efendi, hürmetkâr… Çok güzel ahlaklısın maşaAllah.
CİHAD GÜNDOĞDU, OKTAR BABUNA: MaşaAllah.
SUNUCU: Teşekkürler. Evet, yine programımız çok ilgi görüyor ve size sorular yağıyor her zamanki gibi. Dilerseniz sorularımızdan başlayalım veya hatırlatmada bulunmak istediğiniz başka bir konu varsa öncelikle ona da değinebiliriz.
ADNAN OKTAR: Evet sorulara geçeriz şimdi ama demin İngiltere’den yayın yapan bir radyoyla konuştuk; Müslüman bir radyo. Hem İngiltere’ye yayın yapıyor hem Asya’ya yayın yapıyor dünya çapında bir radyo. Aman Allah’ım bir de ne görelim. Çok güçlü şekilde Darwinizm’i savunuyorlar. Hem Kuran ayetleri okuyorlar, böyle tecvitle okuyor Kuran’ı da. Israrla Darwinizm’i savunuyor. Benim anlatımlarımla dümdüz oldular maşaAllah. Yani artık Oktar’ın sesini kesmeye çalışmalar mı? Yani tercüme ediyor çocuk kaç defa sözünü kesmeye çalıştılar. Tam bir panik. Hiç tahmin etmediler. Diyorlar ki tabii ki insanı Allah yarattı ama hayvanlar evrimle oldu. Bakın kurnazlığa bakın! Be hey kardeşim, canım kardeşim! Hayvanlar evrimle olduysa değil mi iddia ediyorsan, bunu savunan adam derki yani insanın ne farkı var o da evrimle oldu diyecektir. Ama bizi bir alıştırmaya çalışıyorlar, yani halkı alıştırmaya çalışıyorlar. Ya diyorlar ya tabii ki sen evrimle olmadın, seni Allah yarattı. Ama bunlar hayvan yani bunlar ne alakası var. Tabi ki bunlar, bu kadar da çeşit var diyor. Ben de dedim yüz çeşitten değil mi bir çeşit kaldı.
OKTAR BABUNA: Yüzde biri kaldı evet.
ADNAN OKTAR: Evet bir çeşit kaldı. Eğer hepsi kalsaydı daha da şaşırırdın. İnşaAllah. Şimdi hiç tahmin etmediler benim Kuran’dan delil vereceğimi. Dedim ki Firavun zamanında Firavun Darwinistti. Bütün insanların hayvanların, Nil’in çamurlarından meydana geldiğini savunuyordu. Hz Musa geldi dedim, attı asasını bir anda yılana dönüştü, ani olarak Allah yaratılışı göstertti ona. Ve böylece o zamanın Darwinistleri sustular dedim ve iman ettiler. Hz İsa zamanının Darwinistlerine de Hz İsa çamurdan kuş biçiminde bir şey yaptı, üfürdü, anında kuş oldu. Hemen yaratılış, anında yaratılış... Onları söyleyince bir konu bir oturdu, şöyle zemine oturdu. Akılları çeşitleri almıyor. Bu kadar çok çeşit hayvan nasıl olur. Kardeşim dedim melekleri, cinleri, şeytanları yaratan Allah, cennette hurileri, vildanları, gilmanları yaratan Allah; cennet meyvelerini, cennet bitkilerini, cennet evlerini yaratan Allah evrimle mi yarattı? Yok, evrimle yaratmadı. O zaman bitti. Bütün bunlara gücü yettiğine göre Cenab-ı Allah’ın niçin hayvanları evrimle yaratmaya ihtiyaç duysun?
OKTAR BABUNA: Evet Elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: Hayır istese öyle yaratılırdı da yani Allah’ın gücüne inanamıyorlar gibi yani üslup. Orada bir bittiler.
OKTAR BABUNA: Evet MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: işte paleontolojik deliller var dediler. Kardeşim nerenin paleontolojik delilleri? 250 milyon adet yaratılışı ispat eden fosil var dedim. Bir tane ara fosil getirin dedim yemin ediyorum dedim. 10 Trilyon parayı tık diye vereceğim dedim. Hatta ben sizin yanınıza gelip parayı vereceğim dedim. Oraya getirip yani, bana göstertin dedim… Orada da bittiler.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah sessizlik oldu orada.
ADNAN OKTAR: Evet sessizlik oldu orada. Bakın alimler, yani Pakistanlı Müslüman alimlerden oluşan bir heyet, tamamı evrimi savunuyormuş. Bir tanesi bizim yaratılışçıdır diyor. Yaratılışı savunuyor diyor. İşte bak benim dün anlattığım konu bu. Geçen günlerde bir PKK’lı hoca çıkmış, ‘evrim mi var? Darwinizm mi var? Nerede? diyordu. İşte aynı kafa, aynı mantık... Onlar bir kısmı sosyalist, biri Stalinist, biri PKK’lı, biri bilmem neyli… Kendi ideolojilerini savunuyorlar. Büyük bir tehlike bu, evrim tehlikesi var, Darwinizm tehlikesi var. Bu bomba falan sarıp milletin içine giren tipler var ya, hep Darwinist eğitimden geçmiş tipler. Hep materyalist eğitimden geçmiş tipler. Yani bu terör olayına girenlerin hepsi… Yani bunların içinde hep sosyalist hayranı, hep komünist hayranlığı, Hoşumi hayranlığı, o Che’nin hayranlığı, yani Mao hayranlığı var. Teröristler hayranlar. Kılık kıyafet, üslup, stil falan tam klasik komünist... Ve dolayısıyla da Darwinistler tabii; onlarla çelişmek istemiyorlar. Bakın biz kaç yeri birden hoplatmışız görüyor musunuz?
OKTAR BABUNA: MaşaAllah, Allah razı olsun inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bakın Müslümanım diyor, Müslüman radyo kurmuş, Darwinizm’e hizmet ediyor orada. Sen Darwinist olunca adam da sosyalist oluyor işte. Komünist oluyor. Sen diyalektik felsefeyi savunursan o da Marksist felsefeyi savunur. Diyalektik felsefe eşittir Marksist felsefe. Yani şimdi diyalektik felsefeyi savunan ya faşist olması gerekiyor, ya Marksist olması gerekir ya da satanist oluyor. Veyahut işte vahşi kapitalizmi savunuyor. Yani normal bir fikir sistemi savunmaz. Normal bir düşünceyi savunamaz çünkü o fikir, mecburen onu getiriyor arkasından. Ama Allah’ın izniyle böyle yani asfalt gibi oldular artık, dümdüz oldular yani.
OKTAR BABUNA: Hiç beklemiyorlardı.
ADNAN OKTAR: Yani bir susturmaya çalıştılar, bir daha yeniden tekrar ettirdim…
SUNUCU: Bu sohbet ettiğiniz radyonun kurucusu, sahibi Müslüman mıymış?
ADNAN OKTAR: Hem nasıl! Hem nasıl Allah’ın adını anarak böyle Besmele’yle, salâvatlarla, Kuran’ı tecvitle okuyarak… Kardeşim yani demekki çok büyük bir olay var dünyada. Çok büyük bir olay var.
SUNUCU: Pekiyi yani hem Müslüman olup bu kadar iman edip nasıl böyle bir şeye inanabilmiş ki… Evrim… İşte bilgi yoksunluğu belki.
ADNAN OKTAR: İşte eziklik eziklik... Biz bağnaz değiliz. Kardeşim asıl bağnazlık Darwinizm’in içinde. Sen 250 milyon fosili koymuşsun ortaya koskoca adam çocuk gibi direniyor. Bakın çocuk olsa anlar diyorum. Bir tane ara fosil! Ara fosil diyorum. Ya yeminle söylüyorum, istersen gidelim, notere gidelim. 10 Trilyon vereceğim diyorum. Veremezler ki, çıkamaz, böyle bir şey yok. Böyle bir fosil yok. 250 Milyon’u kafasında canlandıramıyor adam. Kardeşim 250 milyon fosil olunca daha Darwinizm’in anlatılacak durumu kalır mı? O zaman neyse şimdi de aynısı. Milimi milimine, santimi santimine… Değişebilirdi, değişmemiş Allah mucize yaratmış. Kedi köpek cinsleri nasıl oldu diyor. Öbür cinslerini görseydi kim bilir ne olacaktı. Yüzden biri kalmış tabii ki çok çeşidi olacak. Ama mesela ne bileyim Van kedisi ile sokak kedisi birleşirse yeni bir kedi çeşidi olur ama bu evrim olmaz. Değil mi? Zenciyle beyaz insan evleniyor, melez oluyor al sana evrim derse bu münasebetsizlik olur. Bu değil bu normal yaşantının devamı, Allah’ın yarattığı kanunun devamıdır bu.
SUNUCU: Yabancı radyolarla da zaman zaman çok güzel bağlantılarınız olduğunu ben de biliyorum ve siz de programlarınızda söylüyorsunuz. Mesela yabancılar daha şey mi yaklaşıyorlar? Buradan öyle sanki hissettim.
ADNAN OKTAR: Daha olgun, evet…
SUNUCU: Müslüman bir insan biraz daha sanki önyargıyla biraz birşeyle yaklaşmış.
ADNAN OKTAR: Ezikler ezikler… yani biraz aşağılık kompleksi var bir kısmında. Bak biz bağnaz değiliz diyor. Bağnazlık Darwinizm’de. Çünkü ta eski Yunan’nın, eski Sümer’in, eski Mısır’ın pagan dinini hortlatmış adam ve devam ettiriyor. sen de pagan dinini savunmuş oluyorsun orda. Onu da söyledim. Bir de canlı yayın olduğu için tabi karizmaları dümdüz oldu yani eğer bu paket yayın olsa bunu yayınlamazlar Allahü alem. Onun için hiçbir şekilde paket yayın kabul etmiyorum. Vurdum mu oturtturuyoruz. Çırpındılar mırpındılar ama kurtarırı olmadı, yani dinleyen milyonlarca Müslüman, Allahü alem konu bitti. Yani bunların karizma diye bir şeyi kalmadı, yani onlar ne inanırlar ne dinlerler yani,. Konu bitti. Ya bilseler hiç konuşturmazlardı belki de. Yani böyle olacağını tahmin etmediler Çünkü alışmışlar böyle garibanları ezmeye, onları susturmaya şuna buna falan. Hiç tahmin etmedikleri bilgilerle karşılarına çıkınca darmakeşan oldular. Bir de hani karşılarına çıkanlar genellikle ben görüyorum televizyonda da çıkıyor evet diyor işte evrim vardır ama diyor işte sadece gene bunların kafasında hayvanlarda vardır, kısmen olur; yani kısmen hırsızlık gibi, kısmen soygunculuk gibi.
SUNUCU: Bir şey varsa vardır, yoksa yoktur.
ADNAN OKTAR: Olmaz öyle yani bıraksınlar onu. Bir şey varsa vardır, yoksa yoktur. Evrim yoksa yoktur. Kardeşim olmuş olsa, Allah istese öyle de yaratırdı, o şekilde yaratırdı ve delilleri olurdu. Olmayan bir şeyi ne hayali delille ortaya çıkartmaya çalışıyorsunuz. Paleontolojik deliller var diyor. Kardeşim dedim, baya coşmuş bir şekilde anlatıyordu, 1 tane getir dedim 10 trilyon vereceğim. Zınk sustu. E yok. En azından o parayı almak için gelirdi yani.
SUNUCU: Yani o zaman elimde böyle bir delil var diyen bir insanın bir şekilde hani bir de bunu yayında bir sürü insana, bir sürü insanın huzurunda söylüyorsun, o zaman kendi cümlenin arkasında da duramıyorsan, bu çok ayıp bir şey.
ADNAN OKTAR: Evet, böyle ben hurileri, vildanları, gılmanları da örnek vereceğimi pek tahmin etmedi. Cennet meyvelerini unuttu. Allahü alem akıllarına gelmiyor cennet bitkileri. Çünkü diyor ki insan tamam tabi o olur diyor, Allah yaratır onu diyor ama hayvanlar ne alakası var diyor. Şimdi cennetteki hayvanları unuttu. Hâlbuki cennetteki hayvanlar, cennetteki bitkiler ve cennette ağaçlar var. Onlar evrimle yaratılmıyor. Aniden yaratılıyorlar, aniden yaratılmıştır. Cennet köşkleri evrimle mi yaratıldı, cennet eşyaları, cennet kıyafetleri evrimle mi yaratıldı?
OKTAR BABUNA: Tabi ki de inşaAllah, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: Ama diyorsa ki ben cennete inanmıyorum ha o zaman olay değişir. O zaman onun fikirlerine saygı duyarız yani ama dinden bahsetmesine gerek yok o zaman, yani inşaAllah. Hem dindarım, hem sosyalistim hem komünistim, hem Darwinistim, her yol var mantığı olursa bu olmaz. Bir tanesini seçecek öyle karmakarışık şey olmaz. Velhasıl kelam bu akşam Allahü alem olay bitti. Yani öyle bellerini kaldıracaklarını zannetmiyorum.
SUNUCU: Tecvitli okumaya ilişkin siz de söylediniz ya hani tecvitli Kuran okuyor hani Müslüman olarak falan. Biraz önce sorulara da göz atarken bir izleyicimiz de belirtmişler. Mesela bir, Cüppeli Ahmet Hoca’nın internette bir sohbetine rastlamışlar, tecvitsiz Kuran okumanın günah olduğunu ve sureleri bu şekilde okunmadan kılınan namazın da kabul olmayabileceğini söylemiş. İzleyicimiz de diyorlar ki Arapça bilmiyorum ve ilkokul mezunuyum, bana bu konuda bir yol gösterebilir mi? Bakın ne kadar çaresiz hissetmiş kendini. Hani sanki Müslümanlığı eşdeğer tutmuş hani sanki onu bilmiyorsan Müslüman değilsin gibi bir anlam çıkmış bu sorudan benim okuduğum kadarıyla da. Ne söyleyeceksiniz?
ADNAN OKTAR: Öyle de demek istemiyor da yani dini yaşayamazsınız, namaz kılamazsınız, namaz kılmanız mümkün olmaz gibi diyor. Namaz olur olur, öyle bir şey olmaz yani bıraksınlar öyle yanlış bilgilendirmeyi insanları. Dilinin döndüğü kadar, bildiği kadarıyla okur, ha Cenab-ı Allah onun neyi kast ettiğini bildiği için o da kabul olur yani inşaAllah. Ama tabi güzel okumaya gayret eder, uğraşır, emek verir, o ayrı. Ama namazı namazdır. Namazı kabul olmaz demek çok acayip bir söz.
CİHAD GÜNDOĞDU: Şu ayete bakılabilinir mi hocam?
ADNAN OKTAR: Evet, şeytandan Allah’a sığınırım. Çoğunluk değil ki bunlar, marjinal fikirler. Öyle bir şey olmaz. Bir Müslüman mesela bir zammı sure bir Fatiha ile çok güzel namazını kılar. Dilinin döndüğü kadar. Bildiği kadar. Öyle bir şey yok. O zaman Türkiye’nin %99’unun namazı kabul olmuyor demektir. E o zaman %99’unun namazı terk etmesi gerekir. Olur mu öyle şey? Çünkü ancak bir Arap çok mükemmel tecvitle okuyabilir bir de medrese eğitimi adlıya çocukluğundan itibaren çok güçlü medrese eğitimi aldıysa okuyabilir. Ki bu % 1, 1000’de 1 bile değildir Türkiye’de yani o hatta 10.000’de 1 bile değildir. E bu binlerce, milyonlarca vatandaşımızın namazı geçersizdir demek çok çok yanlış. Onları namazdan soğutmaya çalışacak bir tavır gibi bu yani, namaz sizin kılmanıza gerek yok, zaten boşa namaz kılıyorsunuz gibi, öyle bir şey olmaz, namazlarını kılacak kardeşlerimiz, Allah da inşaAllah kabul eder. Mühim olan onların samimi olarak Allah’a candan bir di mi yaklaşımla namazlarını kılmalıdır. Yoksa Arapçayı çok iyi bilen bir sürü sosyalist, komünist Arap var. Namaz da kılıyor bunlar kendi kafasına göre. Ama hem evrime inanıyorlar, hem işte inancı bozuk. Bunların durumunu tabi Cenab-ı Allah ahirette değerlendirecektir. Yani samimi olmaları çok önemlidir. İnşaAllah.
SUNUCU: Bu arada arkadaşlarımız işaret ettiler, bir VTR’miz var, Cüppeli Ahmet Hoca’ya dair, dilerseniz izleyelim bakalım neler demiş, onun üzerine sohbetimize devam edelim.
“Cüppeli Ahmet Hoca: Şeriatı sünneti ortaya koyar, sen de alışmışsın tabi bi’datlara, ondan sonra dersin ki bu o değil. Vallahi bu tehlikedir. İşte şimdi ne demek istiyorum, şu anda Mehdi çıkmış değil. Ne zaman çıkacak Allah bilir, ben gün koymuyorum ki. Belki bizden çok sonra çıkacak. Ama her an da çıkabilir. Müslüman’ın vazifesi nedir? Hazırlıklı olmaktır. Şimdi ben korkuyorum, Mehdi (as)’mı beklersin beklersin beklersin, tam gelir, şeriatı sünneti ortaya koyar, sen de alışmışsın tabi bi’datlara, ondan sonra dersin ki bu o değil. Vallahi bu tehlikedir.”
SUNUCU: Neler söyleyeceksiniz efendim?
ADNAN OKTAR: Evet, birincisi bakın Mehdi ile ilgili sözlerinin samimi olmadığını, doğru olmadığını gördük. Çünkü her an çıkabilir diyor evet, her an çıkabilir diyor. Hani 200-300 yıl sonraydı. 1500’e kadar geldi gerçi ama yakına kadar. Hani bu yüzyılda çıkmayacaktı? Bak her an çıkabilir diyor. Yani bu, samimi olması gerekiyor. Demek ki alametler oluşmuş ki bunu söylüyor. Her an çıkabilir. Yani her dakika, mesela şu anda bile çıkabilir diyor. Bak diyor bir de Mehdi diyor beklersin beklersin
OKTAR BABUNA: Tam diyor alışmışsın bid’atlara
ADNAN OKTAR: Tanıyamazsın diyor. Tanıyamazsın, sonra da
OKTAR BABUNA: Alışmışsın tabi bid’atlara diyor
ADNAN OKTAR: Evet, karşı gelirsin sonra da. Evet.
SUNUCU: Peki neden böyle tutarsız açıklamalar sanki bir panik havası olarak mı yorumlanabilir, nasıl yorumlayabiliriz, neden hani bir insan bir açıklaması da tutarlı olur, çıktı, çıkmadı, çıkacak gibi enteresan söylemler olunca insanın kafası da karışıyor biraz.
ADNAN OKTAR: Şimdi işin açık yönü şu, ben Mahmut Hoca’yı çok severim, bayağı saygı duyduğum biri, onun mürşididir, şeyhidir, çok değerli, muhterem bir insan. O diyor ki Mahmut Efendi bu yüzyılın müceddidi ve müçtehididir, yani en büyük alimidir. Şimdi Mehdi çıkarsa yani Mehdi kabul edilirse, bu sözünü almış olacak, çünkü Mahmut Efendi Hazretleri Mehdi’ye bağlanan bir insan olmuş olacak, onun talebesi konumunda olmuş olacak, birinci neden bu ki bir çok toplulukta biz bunu görüyoruz.
SUNUCU: Tabi durum başka.
ADNAN OKTAR: Asıl nedenlerden birisi budur. İkincisi bunu kendisi çok açık açıkladı, dedi ki bana bir kısım aileler geldi, geldiler konuştuk dedi, bundan talepte bulunmuşlar yani Mehdi’nin herhalde bu yüzyılda gelmeyeceğini, benim Mehdi olmadığım, sanki Mehdi’lik iddia ediyormuşum gibi ve etrafımdaki arkadaşlarımın dağılması gerektiği, bunu ehemmiyetle vurguluyor, etrafındaki kişilerin dağılması gerekir diyor, arkadaş grubunun dağılması gerekir diyor, çünkü Mehdi’lik diye birşey yok o da Mehdi değildir, sanki ben Mehdi’lik iddia etmişim gibi. Arkadaşlarım da sanki ben Mehdi olduğum için etrafıma gelmişler gibi, yani öyle bir şey veriyor, ve dolayısıyla dağılsınlar diyor. Bakın iki hususun üstünde duruyor, yani bir o Mehdi değil, bir de etrafındaki kişiler dağılsınlar, bir de bana aileler geldi. Şimdi biz bu ailelerin kimlerle bağlantıda olduğunu biliyoruz, gücünü de biliyoruz, yani medyadaki gücünü de biliyoruz. Habertürk televizyonu ile bağlantılarını da biliyoruz. Başka kimselerle de bağlantılarını biliyoruz. Şimdi benim anladığım sen eğer Adnan Oktar’ın Mehdi olmadığını açık açık iddia edersen, yetenekli görmüşler anladığım kadarıyla, bunu söylersen, etrafındaki gençlerin, arkadaşlarının dağılmasını söylersen, bu konuda başarılı bir çalışma yaparsan yani sözüne itibar edilen bir insansın diye heralde onu değerlendirdiler ki yani genelinde fikren tam karşı oldukları bir insan, bu şekilde bir yaklaşımları olmuş anladığım kadarıyla, bir de boş gitmemişler gibi görünüyor, yani. Fakat en önemlisi şu, seni biz Habertürk kanalına çıkaralım, seninle ilgili tüm iddiaların hepsini temizlettireceğiz, sana çok iyi davranacağız sana söz veriyoruz, Cübbeli yoksa asla çıkmaz televizyon kanalına, yani garanti almasa, çünkü onun bazı sözleri var ya zehir zemberek böyle olacak gibi değil, asla çıkmaz ve çok riskli görür böyle birşeyi, yani çünkü özellikle Fatih Altaylı’yla karşı karşıya gelmeyi çok çok riskli görür.Çünkü her an bir pot kıracağını düşünür, her an birşey olacağını düşünür, yani bir sözün onu bir anda yıkabileceğini düşünür ve çıkmaz. Tam bir garanti aldığı imajını veriyor, tam bir garanti. Zaten karşılama şekillerinden, sanki böyle bir çok ünlü yurtdışından gelmiş ünlü bir şahsı karşılar gibi böyle ayakta karşılıyorlar, el ele tutuşarak gidiyorlar, kırk yıllık bir muhabbet var gibi, karşılıklı hediyeleşmeler var, karşılıklı birbirlerine hediyeler veriyorlar. Sonra da başladı tabi asıl konuya geçmiş oldu, benimle ilgili işte açıklamalarını yaptı, o Mehdi değildir. Ben zaten yeminle söylüyorum benim böyle bir iddiam olmaz diye, çünkü haramdır. Müslüman böyle birşey yapmaz. Etrafımdaki insanların dağılması konusunda çok hassas, onu çok iyi vurguluyor, ısrarla vurguluyor ve en önemli konulardan bir tanesi de kitaplarımın okunmaması, internet sitelerime kimsenin bakmaması, cd lerimi izlememeleri, yani bu konuda çok hassas, bu konuda sürekli konuşmalar yapıyor, insanlar tabi merak ediyorlar acaba diyorlar bunu niçin dinlemesin diyor diye tabi mecburen bakıyorlar. Çünkü internet sitesindeki giriş mesela günlük giriş çok yüksek, sırf Harunyahya.org’da 150.000 kişi. Giriş
SUNUCU: Harunyahya.net var, harunyahya.tv var.
ADNAN OKTAR: 150.000 bin kişi. Yani çok yüksek bir oran bu 150.000 kişi, yani mesela net’te ayrı orada da 140-130.000 arası, çok yüksek oranda yani, bazı günler daha da yükseliyor, 200-250.000’e çıktığı oluyor, dolayısıyla bunu durduracağını zannetti benim kanaatim, bu konuşmayla çok etkili olacağını zannetti, bir de hani böyle bir kaynak vererek birşeylere dayandırarak söylediğini zannedecek etrafımdaki insanlar da, ha diyecekler ya Mehdi yokmuş, Mehdiyet de yok, İslam’ın dünya hakimiyeti de yok, biz o zaman ne işimiz var, benim etrafımda ne işleri var gibi düşünecekler ve dağılacaklar, bize müsaade diyecekler. Benim arkadaşlarım Kuran’a ve sünnete tabi insanlar, ehli sünnet. Benim Mehdi olup olmamam diye bir konu yok, yani ölebilirim de şehit de olabilirim, yani hastalanabilirim de, benim davam devam eder. Benim davam Kuran ve sünnet davası. Mehdiyetin anlamı şudur, İslam’ın dünyaya hakimiyetidir, İslam dünyaya hakim olsun ne şekilde olursa olsun, bu olay budur yani. İslam dünyaya hakim olacak diyemiyor Cübbeli Ahmet şu an, bu yüzyıl, diyemez çünkü niye diyemez, çünkü çıktığında Müslümanların lideri kim olacak diyeceklerdir, o kim olacak mecburen Mehdi olacak, onun için birkaç yüzyıl ileriye atmak durumunda kaldı, sonra ben 7000 yılla ilgili hadisleri verince, bir de boş bulundu kendisi de söyledi 7000 yıl dedi dünyanın ömrü, boş bulundu ama sonra toparlamaya çalıştı, ayet ve hadiste yok dedi. Sonra ben de hadisi ortaya koyunca evet dedi hadiste var dedi, yani sürekli dönüyor. Bakın önce 7000 yılı reddetmişti, sonra 7000 yılı kabul etti.
SUNUCU: Peki sonra buna ilişkin hadisleri Araçasıyla yayında okumadı mı?
ADNAN OKTAR: Tabi okudu, ezberden. Demek ki çok iyi biliyormuş, demek ki ezberindeymiş, niye hadis yok diyorsun Müslümanlara yanlış bilgi veriyorsun. Günah değil mi yalan söylemek, haram değil mi? Yani sen bir gecenin içinde ezberlemedin onları, su gibi ezberden Arapçasından biliyor, bak ayet ve hadis yoktur efendim diyor 7000 yılla ilgili. Sonradan gürül gürül söylüyorsun 7000 yılı, sonra bundan bir anlam çıkmaz diyor, hesap çıkmaz diyor. Yani 7000 rakamdır, 5600 yıl geçti diyor, bu da bir hesaptır, 5600’ü çıkardınmı 1400 yıl kalır, tabi hesaptır bu. Demek ki ümmetin ömrü 1400 ile 1500 arasında, o kadar, son. Mehdiyet için ve Hazreti İsa Aleyhisselam’ın inişi için başka bir tarih yok inşaAllah. Baktı olacak gibi değil yani kendince Hicri 1500’e kadar geldi. Ama kıyamet vaktine geliyor artık Mehdi’nin çıkışı için kıyamet vaktine gelmiş oluyor.
SUNUCU: Kıyamet vakti Mehdi neden gelsin ki...
ADNAN OKTAR: Evet ondan sonra kıyamet bekleniyor, zaten peygamberimizin hadisiyle münafi o söz, çünkü bu hesap çok ortada 7000 yıl var. Biz bu hesabı yaptığımızda, Peygamber Efendimiz ‘bundan 5600 geçmiştir’ diyor değil mi? Biz bunu yaptığımızda 1400 net çıkıyor. Yani 1400 artık kıyametin tarihi olmuş oluyor. Cenab-ı Allah diyor ki “bir gün dahi olsa kıyametin kopmasına Allah o günü uzatır diyor. İşte o küsuratın uzamasıdır şu an. Hicri 1500’de kastımız o küsuratın uzaması. Küsurat; hicri 1400’den 1500’e kadar olan küsurattır. 1500’den sonra artık kıyamet bekleniyor. Çünkü ümmetin icabet ömrü bitiyor 1500’de. Said Nursi Hazretleri diyor ki; “1545 gibi Allahualem kıyamet kopacak” diyor. inşaAllah Allah izin verirse. Bakın şimdi konuşmalarında da gördünüz; Mehdi her an çıkabilir diyor. Çünkü o dönemde Allahualem kendine hüsn-ü zannı da vardı. Yani sağlığı sıhhati yerindeydi 96’larda, 95’lerde. Şimdi kafama stent taktılar diyor, kalbime stent taktılar diyor, benden Mehdi mi olur diyor. Kardeşim şimdi yani, bir tek sen Mehdi olmana göre bir olay yok ki yani.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Değil mi? Cenab-ı Allah’ın kastettiği Mehdi çok önemli.
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Ben Mehdilik iddia etti demiyorum da yani üslubundan bir acayip bir şey çıkıyor ortaya yani. Etrafındakiler “sen Mehdi misin?” diyorlarmış. O da neden Mehdi olamadığını sağlık durumu açıklayarak söylüyor. Yani sanki sağlık durumu yerinde olsa olacakmış gibi bir üslubu var yani. Sağlığını sen ne karıştırıyorsun sen, değil mi? Desene yani “ben haşa Kuran’a göre ben böyle bir şey diyemem, hadise göre böyle bir şey diyemem” desene. Ama onun inancında şöyle bir şey var. Diyor ki “Mehdi gelecek, insanlar onu sorgulayacaklar. Hadi bakalım diyecekler” diyor. Böyle hani küstah bir üslupla konuşacaklarını söylüyor insanların onunla, Mehdi’yle. “İspatla bakalım diyecekler” diyor. “Madem Mehdi’sin bir göstert bakalım bir keramet diyecekler” diyor. Bakın söze bakın. Yani böyle saygısız bir üslupla.
SUNUCU: Çok küstahça, evet, küstahça.
ADNAN OKTAR: Evet evet. “O da” diyor “eliyle bir kuşa işaret edecek” diyor, “kuş düşecek” diyor. Ama tabii bir tek bununla bitirmiyor. Altın sütunların fışkırması var, bir bağırmasıyla, bir tekbir getirmesi, yüksek sesle tekbir getirmesiyle Roma’daki bütün binaların yerle bir olması var, Adriyatik Denizi’nin kuruyup tamamen kuruması, Akdeniz’in donması var, efendim gökte meleklerin mesela yedi milyar kadar meleğin gökyüzünü kaplaması, herkesin kendi dilinde “falanca kişi Mehdi’dir” demesi var. Böyle bir kişiye sen nasıl küstahça “hadi bakayım ispatla Mehdi olduğunu” diyebilir misin?
SUNUCU: Tövbe hâşâ yani nasıl öyle bir şey…
ADNAN OKTAR: Tabii. Bakın her yerde mantıksızlık kendini göstertiyor. Her yerde çelişki kendini göstertiyor.
SUNUCU: Bir de yani o zaman, mantıken de Mehdi’ye şey yok, haşa gerek yok. Melekler inmiş yani hani. Daha da bir kıyamet alametleri..
ADNAN OKTAR: Yani o durumda zaten, aklın ihtiyari kalkar yani. Çok olağanüstü bir şey. Yani Allah, Cenab-ı Allah diyor ki “göz açtırılmaz size” diyor, “öyle bir şey olduktan sonra”.
OKTAR BABUNA: Evet inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hatta diyorlar “Ona bir melek indirilmeli değil miydi?” diyorlar, peygamberlere. “Eğer indirilseydi” diyor Cenab-ı Allah “size göz açtırılmazdı” diyor. Çünkü aklın ihtiyarını kaldırır. Yani imtihan ortamının kalktığı zamanda olacaktır bu. Ama bakın nereye girsek bir çelişki. Bak o zaman diyor “ şuan çıkabilir” diyor. Sonra re diyor ki “çıkmayacak” sonra “şu kadar yüzyıl sonra çıkacak” diyor. “Bunlar hesapla olmaz” diyor. Sonra bakıyoruz net olarak hesabın net olduğu ortaya çıkıyor.
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: 7000 yılla ilgili hadis yok diyor. Sonra da hadisi Arapça kendisi çok net olarak açıklıyor, hadisin var olduğunu açıklıyor. Demek ki yani ortalık boş olsa, bayağı bir şeyler olacakmış. Allah’a şükür ki biz varız, vesile oluyoruz.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Doğruları aktarıyoruz. Amma Allah hidayet versin. Allah aklını arttırsın. Kalbini açsın.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Diyor ki “Ben yalan söylüyorsam, Allah benim belamı versin” diyor, haşa. “O yalan söylüyorsa, Allah onun belasını versin” diyor, benim için.
SUNUCU: Bela okuyor.
ADNAN OKTAR: “Ama” diyor, “bana bir şey olursa yarın öbür gün, sakın ha bana öyle bir şey de düşünmeyin” diyor. Bakın yani burada da bir acayiplik var. Bana bir şey olursa belasını buldu diyecekmiş, ama ona denmeyecekmiş. Arkasında da başka bir vaazında da diyor ki “sakın” diyor “bizim şeye uymaz, Müslüman” diyor “sakın bela okumayın” diyor.
CİHAD GÜNDOĞDU: “Beddua yakışmaz” diyor.
ADNAN OKTAR: “Beddua yakışmaz bize” diyor. Kardeşim sen bir söz için böyle söylüyorsan, ki kimin yalan söylediğini Allah ona göstertti. Değil mi? Bakın, 7000 yıl yok dedi, sonra da var dedi.
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Evet. Efendim değil mi? Öbür konularda da gördük mesela “Mehdi çıkmayacak” dedi, “yüzyıllar sonra çıkacak” dedi, “şuanda da çıkabilir “dedi, “Mehdi”. Peki bunlar yalan değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet yalan inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii. Beddua okuyorsun o zaman. Kime okumuş oluyorsun sen o bedduayı. Allah senin yalan söylediğini sana göstertti işte.
OKTAR BABUNA: Evet maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Değil mi? Ben doğru söylediğimi hadislerle ispat ediyorum. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Evet inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani net ispat ediyorum.
SUNUCU: Gerçekleşen alametler var. Programlarımızda bahsediyoruz zaman zaman, gerçekleşen alametlerden.
ADNAN OKTAR: Yani Müslüman aleminde çeşit çeşit fitneye açık, kargaşaya açık durumlar oluyor. Mesela şu Pakistan radyosu bile çok manidar. Mesela geçenlerde yine PKK’lı bir tip çıkmış “evrim mi var?” “nereden çıkarttınız masonluğu?” böyle konuşuyor. Masonluk yoksa Darwinizm dünyayı inim inim inletmiyorsa, senin perişanlığın niye o zaman?
OKTAR BABUNA: Evet tabii.
ADNAN OKTAR: Okulların önünde olan olaylar niye oldu o zaman? Değil mi? On binlerce, yüz binlerce Müslüman niye hapishanede o zaman. Mısır’da, Pakistan’da, Fas’ta, Tunus’ta, Cezayir’de, her yerde niye inim inim inliyor Müslümanlar? Niye delik deşik ediliyor her Allah’ın günü? Değil mi? Madem Darwinizm ve masonluk yokmuş.Onun için akılcı olarak tabi biz bunları açıklıyoruz ama Allah`a şükür çok güzelde netice alıyoruz. Bu konularda samimi olmak lazım tam doğrusunu anlatmak lazım. Ama Allah esirgesin benim gördüğüm Müslümanlar Dünya çapında hakikaten sahipsizler. Yani çok sahipsizler. Yani o kadar garip düşünceler o kadar yanlış fikirler var ki karmakarışık.
SUNUCU: Maalesef
ADNAN OKTAR: Allah inşallah Mehdiyi bir an önce zuhur ettirsin inşallah. Müslümanlar şöyle bir rahatlığa kavuşsun. Hz. Mesihide inşallah Cenab-ı Allah bir an önce indirsin. Ki vakti geldi Allahın izniyle. O güzeller güzelini de göreceğiz inşallah. Allahın izniyle. Bu sözlerimi de çok iyi oluyor bunlar böyle sürekli internete konuluyor, ondan sonra video kaset olarak satılıyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. MaşaAllah.
SUNUCU: Sorularda demişken bu arada bölmedim değil mi sizi?
ADNAN OKTAR: Devam et ben dinliyorum seni.
SUNUCU: Bu arada sizin dava sürecinize ilişkin adeta sorular yağıyor, yani izleyicilerimiz bu süreci çok merak ediyorlar neler olduğuna dair, neler yaşandığına dair. Çünkü ortada çeşitli durumlarda mevcut, programlarımızda konuşuyoruz. Dilerseniz bunları yönelteyim size
ADNAN OKTAR: Tamam tamam inşaAllah.
SUNUCU: Bir izleyicimiz mesela demişler ki: Hocam geçen günkü röportajınızı dinlerken hakkınızdaki davada yargılananlara savunma hakkı verilmediğini kararın savunmalar alınmadan verildiğini öğrendim. Hocam ben bir hukukçuyum bildiğim kadarıyla savunma hakkını kullanamamak normal şartlarda bir dava hakkında verilen kararın bozulması için tek başına yeterli. Bu konuyu siz nasıl değerlendiriyorsunuz demişler.
ADNAN OKTAR: Evet tabi takdir yüce mahkemenin ama bu konuda Yargıtay içtihadı var. Gerçekten mahkememizde biz son savunmamızı yapamadık. Yaptırılmadı son savunmamız. Takdir mahkemenin saygı duyuyoruz, hürmet ediyorum ama Yargıtayın açık bu konuda hükmü var. Hakikaten bir bozma nedeni olarak biniyor. Bu doğru ama yine takdir mahkemelerimizindir. Saygı duyarız ama çok nettir yani bu konuda Yargıtay içtihatları vardır. Hatta mesela ek savunma CMK`nın 316. maddenin gerektirdiği ek savunma hakkı yargılananlara tanınmamış ve ayrıca CMK 316,3 maddesinin hükmünden önce son söz hazır bulundurulan sanığa veriliş şeklindeki hükmü uygulanmamışsa 2005/27 karar no`lu 1995 239 karar no`,lu ve 2006.180 karar no`lu Yargıtay içtihatlarına bakıldığında bu haklardan birinin bile eksikliği kesin bozma nedeni olarak görülüyor. Yani bu çok net. Bir de görevi olmayan mahkemece yapılan işlemler hükümsüzdür, bunların yenilenmesi gerekir CMK 7. Bizim davamız daha önce DGM de yargılanmıştık biz sonra ağır cezaya geldi.
SUNUCU: Baştan sıfırdan başlaması gerekiyor değil mi?
ADNAN OKTAR: DGM deki mahkemenin çalışmalarını kabul etmeyecek ağır ceza. Yeniden her şeyi bir daha yayınlaması lazım. Bizim mahkememizde bu olmadı. Takdir mahkememizin saygı duyarız. Yine bu konuda mahkemenin dosyayı alan mahkeme tarafından bir önceki mahkemenin işlemleri yenilenmemiş dolayısıyla hükümsüz işlemlere dayanarak karar verilmişse Yargıtay ceza genel kurlunun 2008/1 90 e ve 2008 100k sayılı kararda görevli olmayan mahkemece, yani görevli değil o mahkeme, yapılan işlemlerin mesela DGM`nin yaptığı işlemlerin hükümsüz olduğu aksinin bozma nedeni olduğu açıkça ifade edilmektedir.
OKTAR BABUNA: Evet inşallah.
ADNAN OKTAR: Ama her zaman için takdir yine mahkemenindir. Yarın vakitte ve Yeni Şafak Gazetesinde bu konuyla ilgili arkadaşlar bir ilan vermişler. Şöyle bir ilan. Yarınki vakit Gazetesi ve Yeni şafak Gazetesinde.
SUNUCU: Arkadaşlarımız görebiliyorlar mı? Evet, şimdi ekranlarımıza geldi.
ADNAN OKTAR: Yarın bu gazeteleri alırsa arkadaşlarımız burada bu konuyu çok detaylı okuyup öğrenebilirler.
SUNUCU: Derin oyun devam ediyor başlığıyla tam sayfa detaylıca bir bilgi edinebilir izleyicilerimiz.
ADNAN OKTAR: Bana da şimdi geldi gazete çok ilginç yani buradaki açıklamalar oldukça. Hakikaten Hürriyet Gazetesinde 19 Mayıs 2007 tarihinde Adnan Hoca şimdi yandı diye Hürriyet Sürmanşetten bir haber verdi biliyorsunuz. Dedi ki bu Yargıtay Adnan Oktar`la ilgili davanın dosyasını bozdu, yani o kararı bozdu. Yani zamanaşımı kararını bozdu. Allah Allah dedik biz nerden çıkarttınız bunu? Biz dedik internete baktık yok Yargıtay’a gittik sorduk.
OKTAR BABUNA: yazılı olarak
ADNAN OKTAR: Yazılı olarak sorduk onlarda böyle bir şey yok dediler. Bizde basın toplantısı yaptık nerde çıkarttınız bunu? Böyle bir şey yok dedik, iki gün sonra hazretlerin dediği doğru çıktı. Doğruymuş.
SUNUCU: Nerden peki nasıl ulaşabiliyorlar bu bilgilere. Bu bilgiler gizli
ADNAN OKTAR: Nasıl bir istihbarattır. Bakın şimdi bakın yalnız, sözünüzü kestim. Adnan Hoca şimdi yandı. Bakın yandı demek, yani yeniden yargılanacak için yandı denmez.
SUNUCU: Çünkü hükmün verilmesi gerekir.
ADNAN OKTAR: Tabi yargılanırsın ama beraat edersin. Mahkemenin hükmü içinde yandı diyemez. Yargıtayın onaylamasıyla beraber yandı geçerli olur. Yani son safhasına kadar olursa bu yandı geçerli olur. Çünkü yargıtayda bozar yine yanma lafı geçersiz olur. Hürriyette pek sözünü geri alan bir gazete değil bu konularda. Nerden biliyorsun? Bu sefer biliyorsunuz Aydın Doğan`ın sürekli yanındaydı Fatih Altaylı, benimle gereksiz bir husumet içerisine girdi. Ben ona karşı şefkat duyuyorum Vatanın evladı. Değil mi? Kendi halinde bir yazar yani benim onunla herhangi bir işim olmaz. Ama daha öncede söyledim bu şahsa çeşitli yerlerden birkaç olumsuz çirkin hakaretamiz bir mektup gitmiş altına benim imzam veyahut bana benzer yazı yazmışlar. Ben böyle bir şey yapar mıyım? Ben dava adamıyım. Niye böyle bir şeye gireyim? Bundan ne netice alınır? Şefkati sevgiyi arayan bir insan bunu yapar mı? Nitekim bunun bir oyun olduğunu mahkemede ben ispat ettim bu evrakla. Yani karanlık güçlerin derin güçlerin yaptığı bir oyun olduğunu ispat ettim ve beraat ettim.
SUNUCU: Ama bu yeterli olmadı diyorsunuz, devam olarak aynı stratejiye devam ediliyor.
ADNAN OKTAR: Asla bakın yani on küsur yıldan beri sürekli bunun husumeti devam ediyor, Fatih Altaylının. Ben ona şefkat duyuyorum, merhamet duyuyorum. Benim ona karşı bir şeyim yok husumetim ama muhteremin husumeti devam ediyor. Avukatı var Rezzan Aydınoğlu Hanım Hümanist dergisine demeçte bulunmuş. Diyor ki: Ekim ayında diyor bu dava hükme bağlanacak ve ceza alacak diyor. Allah Allah.
SUNUCU: Nerden öğrenebiliyorlar böyle bir bilgiyi.
ADNAN OKTAR: Şimdi bir kere bizim doksan klasör olan dosyamız daha önce bir yıl üç ay yani on beş ay incelendi, on beş ay. Tetkik hâkiminde. Ama birde normal sırası var, mesela bizim dosyamızın normal sırası bir yıl sonra gelecek çünkü daha beş yıl var zaman aşımına yani zaman aşımı sorunu yok şu anda. Yani zaman aşımı diye bir konu yok. Bol bol vakit var. Bir yıl sonra normalde sırası geliyor, dosyanın sırası geliyor. Onun dışında tetkik hâkimine veriliyor, tetkik hâkimin de en az bir buçuk yıl incelemesi lazım.
OKTAR BABUNA: Hatta üç katına çıktı.
ADNAN OKTAR: Tabii… En az yani artık biz bitti desek… Çünkü doksan klasörü 1 yıl 3 ay’da incelediyse 300 klasörlük savunma var. 300 klasör, bunun en az 1,5 yıl sürmesi gerekir.
SUNUCU: 24 ay toplam aşağı yukarı…
ADNAN OKTAR: Şimdi neredeyse bu 2,5 yıl ediyor. Ama bakın hanımefendinin sözüne bakın ‘Ekim ayında hükme bağlanacak’ diyor. Yani şu an tetkik hakiminde diyor. Sonradan da araştırdık hakikaten de tetkik hakimindeymiş. Yani öyle sözler geldi kulağıma ama gene de kesin değil. Flu bilgiler geldi yani bilmiyoruz şu anda yine bilmiyoruz. Yani net hiçbir bilgimiz yok bizim.
SUNUCU: Böyle bir bilgi varsa da ve doğruysa da şayet bunu bu zat nereden öğrendi, nasıl öğrendi? Hani böyle bir dosya nasıl öne geldi? Orada öne gelmesindeki amaç neydi? Bunlar tabii hepsi birer soru.
ADNAN OKTAR: Bakın Ekim ayında hükme bağlanacak diyor. Halbuki birçok bozma nedeni var. Birçok bozma nedeni var yargıda. Tabii mahkemenin kararlarına sonuna kadar saygımız var hürmet ederim yani isterse 30 yıl ceza versinler öpüp alnıma koyarım ben yani saygıyla karşılarım. Benim ona bir sözüm yok. Fakat olayların kanuna uygun, hukuka uygun olması üzerinde duruyorum. Yani burada bir acayiplik var.
SUNUCU: Okuduğunuz maddeler de Ceza Mahkemeleri Usul Kanunu’nun maddeleri birer birer. Direk kanunla ilgili.
ADNAN OKTAR: Mesela, Yargıtay Savcılığına geldi dosya, yaklaşık bir günün içerisinde Yargıtay Savcılığı cezanın onanması kararı verdi. Bir günün içerisinde, neredeyse… yani bir günün birkaç saati içerisinde… pekiyi 300 klasöre yakın dosya var, yani ne zaman okudu bu savcı beyefendi? Ne zaman inceledi? Ve ne zaman bu cezanın onanması gerektiğine karar verdi? Bir buçuk saatin içerisinde olacak iş mi şu? Ama bir bildiği vardır, yine ona da hürmet ediyorum, saygı duyuyorum. Ama ben sadece şaşırdığım için, ben bunu anlayamadığım için soruyorum. Yani, bir bildikleri vardır, birşey demiyorum, ama bu şaşırtıcı, yani nasıl olur geçen sefer mesela aylarca incelemişti savcı. Aylarca sürmüştü değil mi incelemesi?
OKTAR BABUNA: Evet.
CİHAD GÜNDOĞDU: Evet.
ADNAN OKTAR: Bu sefer de böyle birşey oldu. E biz bunları merak ediyoruz, yani öğrenmek istediğim için soruyorum. Yoksa ben mahkemenin hükmüne, hakimlerin tavrına karşı her zaman saygılıyım. Şeriatın kestiği parmak acımaz derler, onda bir hayır hikmet vardır. Ama Hümanist dergisiyle sizin ne işiniz var. Mesela Darwinist ve materyalist bir dergi. Nerden bulur mesela Rezzan Aydınoğlu’nu, Fatih Altaylı’yı...
OKTAR BABUNA: Evet.
CİHAD GÜNDOĞDU: Ateist bir dergi.
ADNAN OKTAR: Ateist ve Darwinist bir dergi. Ve benim kitaplarıma kafayı takmış. Onları haber yapmış.
SUNUCU: Çok değişik ve ilginç bir ifadeler vardı evet burda programımızda da hep birlikte baktık sizin akıl hastanesindeki fotoğrafınızı bir yere koymuşlar, İslam Birliği’ne ait fotoğrafı bir yere koymuşlar, çok ilginç ifadeler de kullanmışlardı.
ADNAN OKTAR: Türk-İslam Birliği’nden rahatsızlığını dile getirmişler. Akıl hastanesini kullanıyor, güya benim için akıl hastasıdır delidir kitaplarına önem vermeyin imajını vermeye çalışıyor. E kardeşim onun, adli tıpta da bozulduğunu, askeri hastanede de bozulduğunu, ruhen ve bedenen tam sağlıklı raporu aldığımı niye söylemiyorsun?
OKTAR BABUNA: Evet söylememişler.
ADNAN OKTAR: Yani bunlar nerden baksan var bir acayiplik. Ama ben hepsine hakkımı helal ediyorum. Aydın Doğan’a da hakkımı helal ediyorum, Fatih Altaylı’ya da hakkımı helal ediyorum, Rezzan Aydınoğlu’na da hakkımı helal ediyorum, ben onlara öfke ve kin duymuyorum. Ama onların da bu konuda daha samimi ve daha candan yaklaşmalarını diliyorum, yani bu ne biçim şeydir 10 yıldan beri bitmeyen bir husumet, yani bu nasıl bir enerjidir böyle, yani ortada hiçbir şey yok, yani tanımışlığım yok, bilmişliğim yok, hiç görüşmedim, yüz yüze de görüşmedim. Yani o zaman herkes herkese yapar, iki satır yazı yazarsın hakaretamiz, altına da falancanın ismini koyarsın, gönderirsin, ondan sonra da al sana, değil mi? Husumet. Olur mu öyle şey? E niye araştırmıyorsun? Mahkeme bunu araştırıp tespit etti, benimle alakası olmadığını tespit etti. Yazı karakterinden herşeyden anladılar, incelediler, bir oyun olduğu tespit edildi. Allah hidayet versin. Ne diyeyim yani, inşaAllah. Ama garip şeyler oluyor tabi, şaşırtıcı şeyler oluyor. Hayret ediyoruz. Arkadaşlar da bunu hazırlamışlar. Bunu hazırlamışlar, evet ilginç, çok detaylı bir şey olmuş. Yarınki Vakit ve Yeni Şafak gazetelerinde evet. Hatta Yeni Çağ’da da var. Yeni Çağ Gazetesi’nde de var.
OKTAR BABUNA: O dünkü...
ADNAN OKTAR: Yeni Çağ, dünkü Yeni Çağ mı bu? Yo Perşembe, yarınki. Evet, Yeni Çağ. Burada da hukuki yönünü teknik yönden açıklamışlar. Yani yine bu konular. Yani savunma alınmadan, yani son savunma alınmadan verilen hükmün bozma nedeni olduğu açıklanıyor, bir de başka mahkemeden gelen bir davaya ikinci ayrı bir mahkeme baktığında yani mesela DGM’den gelen mahkemeye Ağır Ceza baktığında yenilemezse, bütün yani ifade almaları diğer işlemleri yenilemezse bu da bir bozma nedeni olur, bunu belirtmişler. Benim bildiğim bu doğru. Yani net, çünkü neden net, Yargıtay Ceza Genel Kurulu artık en üst’ün hükmü bu 3.7.1995 karar numarası 1995/239. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, daha bunun üstüne yok. Yani en üst şey, inşaAllah. Yine Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 4.7.2006, 2006/180 no’lu kararlar, evet.
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR: Ama tabi biz bilemiyoruz. Yani neler oluyor, ne bitiyor artık inşaAllah bunları daha ileride anlayacağız inşaAllah.
CİHAD GÜNDOĞDU: İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
SUNUCU: Evet, inşaAllah, izleyicilerimiz de buna ilişkin bir sürü soru yöneltmişler. Evet, mesela bir izleyicimiz demişler ki; “Öğrendiğime göre hakkınızdaki davada Ekim ayında karar çıkacağına dair karşı tarafın avukatı Rezzan Aydınoğlu bir açıklama yapmış. Davanızın zaman aşımı süresinin dolmasına ne kadar var? Acaba bu süre kısaldığı için mi hemen karar verilmek isteniyor, eğer davanızın zaman aşımı süresinin dolmasına daha varsa o zaman neden bu kadar acele ediliyor? Savunma dosyalarınızın çokluğundan bahsetmiştiniz, peki bu dosyalar neden bu kadar kısa sürede nasıl okunacak? Ben bu konuları pek anlayamadım. Acaba yargı üzerinde baskı mı yapılıyor? Kararın hızla verilmesi için mi? demişler, birçok soru bununla ilgiliydi aslında ama...
ADNAN OKTAR: Yani yargıya bizim tabi saygımız var. Yargı inşaAllah daha güzelleşir, ama daha 5 yıl var.
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: 5 yıl ne demek? Çok büyük uzun bir süre yani 5 yıl, inşaAllah. Yeni doğan çocuklar daha 5 yaşına gelecekler yürüyecekler yani. Artık düşünün. Bakın Haşim Kılıç Beyefendi, Anayasa Mahkemesi Başkanı, Haşim Kılıç Beyefendi, yeni bir açıklama yapmış. “Etrafını saran” diyor “ideolojik kuşatmalardan kendisini kurtaran yargıç, tarafsızlığını ve onurunu yücelterek yaşayabilir.” Evet, “etrafını saran ideolojik kuşatmalardan kendisini kurtaran yargıç”. İdeolojik kuşatma ne oluyor? İddia edilen Ergenekon örgütünün kuşatması oluyor. Veyahut bir komünist fraksiyonun kuşatması oluyor. Yahut masonik bir fraksiyonun kuşatması oluyor. Bundan kendisini kurtaran yargıç, tarafsızlığını ve onurunu yücelterek yaşayabilir.
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Evet inşaAllah.
SUNUCU: Evet peki şu andaki duruma ilişkin ne söyleyebilirsiniz bu açıklama üzerinden şu an herhangi bir baskı sezinliyor musunuz? Tabi ki kişisel görüşünüz hani kimseyi zan altında bırakamayız tabi ama...
ADNAN OKTAR: Bir defa ben mahkemelerin gittikçe daha...
SUNUCU: Baskı altında olduğuna inanıyor musunuz?
ADNAN OKTAR: Hayır zaten bütün mahkemelere, birçok mahkemeye her zaman birçok insan baskı yapabiliyor. Bu biliniyor yani. Ama tabi, inşaAllah bizim mahkemelerimizde hakimler böyle bir baskıyı kabul etmezler.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Gönlümüz o yönde inşaAllah. İnanmıyoruz yani ben onların baskıyı kabul edeceğine inanamıyorum, inanmıyorum inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bak mesela diyor ki, yine, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç Beyefendi, “Hakim, vicdanında kurulan mahkemede tarafsızlığını etkileyecek duygularına, öznel düşüncelerine ve öfkesine kayıtsız kalmak zorundadır.”
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Değil mi? Bir şahsi kini olmayacak, şahsi bir nefreti olmayacak...
SUNUCU: Tarafsız...
ADNAN OKTAR: Etrafındaki insanların onu kışkırtmasının etkisinde kalmayacak...
SUNUCU: Tabi objektif olması gerekiyor, tabi.
ADNAN OKTAR: ...değil mi, bunu yapmayacak zaten hakim olmaz. “Etrafını saran ideolojik kuşatmalardan kendisini kurtaran yargıç, tarafsızlığını ve onurunu yücelterek yaşayabilir.” Evet, bak vicdanında kurulan mahkemede, diyor. Vicdanına uyacak hakim, değil mi?
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Tarafsızlığını etkileyecek duygularına, öznel düşüncelerine”, yani basının etkisine, şunun bunun baskılarına, efendim, masonik odakların baskısına, iddia edilen Ergenekon örgütünün baskılarına ve “kendi şahsi öfkesine kayıtsız kalmak zorundadır”. Yani bundan etkilenmeyecek. Ama inşaAllah bizim hakimlerimiz de böyledir, ben böyle olduğuna inanıyorum, böyle olduğuna inanmak istiyorum. Ki böyledirler inşaAllah... Dolayısıyla Türkiye de bir güzele doğru, iyiye doğru bir gidiş olacağına, inanıyorum inşaAllah.
SUNUCU: Mesela bir izleyicimiz de demişler ki yine Sayın Haşim Kılıç’ın açıklamalarına istinaden; “Hocam, Anayasa Başkanı Haşim Kılıç geçen günlerde bir röportajında şöyle dedi; ‘içinde bulunduğumuz durum beni endişelendiriyor. Türkiye’nin bence terörden daha beter bir sorunu var. O da diyalogsuzluk, insanların birbirinin yüzüne, göz göze gelmemesi terörden beter’ dedi. Hocam siz yıllardır insanların sevgisizliğinden, birbirinin yüzüne bakmadığından bahsediyorsunuz. Sayın Haşim Kılıç da bu durumun farkına varmış. Hocam, acaba insanlar arasındaki diyalog ve sevginin gelişmesi için neler yapmalıyız?”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah ben Haşim Bey’in bu sözünü tebrik ediyorum, çok yerinde ve güzel konuşmuş. Değerli bir insan Allah ömrünü uzun etsin. Allah yardımcısı olsun. Bakın sevgisizliğin büyük bir felaket ve büyük bir bela olduğunu söylüyor. Hakikatten nefret o kadar yayılmış ki; şüphecilik ve kuşku o kadar yayılmış ki; ben dışarıya çıkıyorum, gözlemliyorum hatta arkadaşlarıma da soruyorum. Kimse kimsenin gözüne bakamıyor. Ben soruyorum bazen arkadaşlarım geliyor, kız arkadaşlarım oluyor, yeni tanıştığım kişiler de oluyor ‘’hemen hemen hiç bir insana güvenmiyorum’’ diyor. Hiç bir insana. Yani % 99,99 ‘u güvenmiyor, yani ne kadar ürkütücü bir şey bu. Dolayısıyla ‘’tehlikeli buluyorum’’diyor, hakikatten de onun gereği olarak gözler yerde ve kimse kimseye bakamıyor. Böyle hayat olmaz, olur mu? İnsanların gözünde muazzam bir sevgi pırıltısı olması lazım. Allah aşkı gözlerinden akması lazım. Gözler coşkuyla dolu olması lazım. Her yerde sevinç olması lazım, bayram havası olması lazım. Ne bu böyle bu büyük bir felakettir. Yani bu depremden, selden her şeyden daha büyük bir felakettir. Yani ruhun ölümü demektir bu. Ruhun hapsedilmesi demektir. Bunun sürdüğü süre uzun oldukça azabı da büyüktür. İnşaAllah bu Mehdiyet devrinde tamamen tersine dönecek. Aşk, sevgi, tutku, coşku, muhabbet, samimiyet, candanlık, vefa, güven, güven duygusu her yere hakim olacak inşallah. Güven duygusu en büyük konfordur. Mesela bir insan farz edelim evliyse; en çok ihtiyaç duyduğu şey güvendir. Birinci dereceden budur güven. Güven vefayı getirir çünkü. İnsan her türlü güvenebilirsin. Sırdaş olabilirsin, istediğin gibi konuşabilirsin, istediğin gibi davranabilirsin. Ne kalleşlik yapar, ne kahpelik yapar, ne oyun oynar, değil mi? Ama güven yoksa bu çok büyük bir tehlikededir. Onun için güven olmayınca, ne yapıyorlar? Anlaşma cihetine giriyorlar. Sen beni boşarsan ben sana şu kadar para vereceğim, sen bana bu kadar para vereceksin.
SUNUCU: Şirket sözleşmesi gibi.
ADNAN OKTAR: Şirket sözleşmesi gibi. O anlaşma varken o evde oturulur mu? O kâğıt ortadayken, nerede sevgi, nasıl söyleyeceksin ona onu sevdiğini? Tutkuyla sevdiğini, aşkla sevdiğini nasıl söyleyeceksin? O kâğıdı getirir sana o adam, yedirir o kâğıdı sana inşaAllah. Yani öyle bir şey oluyor. Manen yani oturup kâğıdı yedirecek değil, fikren yani. Hem aşktan bahsediyorsun, tutkudan bahsediyorsun, hem de kâğıdın altına imzayı basmışsın mühürü de koymuşsun. Olmaz öyle şey, sevgi varsa her şey onundur insanın. Mesela eşinin malı mülkü varsa tamamı onundur, zaten onu bilir. Onun geleceğini de düşünür.
SUNUCU: Bir de atalarımızda, büyüklerimizde böyle bir şey, hiç görülmemiş bir şey. Sonradan dediğiniz gibi güvensizlik döneminde ortaya çıkmış şeyler bunlar. Mehdiyete ilişkin tabi güven ortamı olacağı, herkesin mutlu ve de huzurlu olacağını ifade ediyorsunuz. İnsanlarımız bunu bilmediği için, sanki başlarına kötü bir şey gelecek, Mehdi gelecek sanki onlara zarar verecek diye düşündükleri için biraz daha tedirgin de yaklaşıyorlar bu döneme dair. Bu dönemi ayrıntılı olarak konuşacağız ama arkadaşlarım işaret ediyorlar maalesef ki kısa bir ara verme vakti gelmiş.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah
SUNUCU: Yaklaşık 3 dakikamız kalmış kısa bir aramıza, o arada ben internet adreslerimiz hatırlatayım. Şu anda bizi; www.harunyahya.tv adresinden canlı olarak izleyebilirsiniz efendim. Ayrıca da sorularınızı için www.ahirzamansohbetleri.com adresimize sorularınızı yöneltebilirsiniz. Kısa bir ara veriyoruz tekrar burada olacağız bizden ayrılmayın.
SUNUCU: Kısa bir aranın ardından programımız devam ediyor. Evet araya girmeden önce, reklam arası başlamadan önce Mehdiyet dönemine dair konuşuyorduk.
ADNAN OKTAR: Ne demiştik son olarak.
SUNUCU: Mehdiyet dönemine dair en son söylemlerim şuydu. Bir belirsizlik var, insanlar korkuyorlar, bilmedikleri için, bilmerdikleri bir şeyden. Halbu ki O dönemde Mehdi gelecek onlara farklı bir şey yapacak zarar verecek veya baskı uygulayacak gibi bir endişeleri var. Dolayısıyla da o yüzden bu konu bu dönemde çok konuşulur, çok tartışılır oldu ama sizin açıklamalarınızla inşaAlllah izleyicilerimizin de yüreğine su serpilecek.
ADNAN OKTAR: İnşallah
SUNUCU: İnşallah.
ADNAN OKTAR: Mehdi insanın aklının alabileceği en şefkatli, en güzel, en iyi, en dürüst, en samimi, en candan, hayat ne ise onu sunacaktır Mehdi.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah, Elhamdülillah
ADNAN OKTAR: Çünkü Allah mükemmel sonsuz mükemmel. Sonsuz mükemmeli Mehdi de tecelli ediyor, bir yönüyle yani. Sonsuz değildir ama olabilecek en iyi şekliyle, insanda olabilecek en iyi şekliyle en güzel şekliyle, en güzel şekillerinden biriyle Mehdide zuhur edecektir.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Dolayısıyla o devirde insanların, bir kısım insanların; deccaliyete hizmet edecek şekilde açıkladıkları kan gövdeyi götürecek mantığı, koyu taassup olacak mantığı, sanatta, bilimde gerileme olacak mantığı şeytani, deccali, izahlardır. Tam zıttı; bilimde, sanatta, kültürde, estetikte, güzel olan her şeyde, insan aklının alabileceği en yüksek noktada gelişme olacaktır Mehdi devrinde. Bu Allah’ın bir lütfu olarak meydana gelecektir. Her şeyde bir düzgünlük, estetik, temizlik, hâkim olacaktır. İnsanlar birbirlerinin yüzüne dimdik bakacak işte o zaman. Sevinçle, çocukları sevebileceğiz, sokakta çocuklar koşturabilecekler, yaşlı annelere saygı gösterilecek, dedelere saygı gösterilecek. Hastanelerde hastalardan para alınma olayı kalkacak.
OKTAR BABUNA: Elhamdülillah, inşaAllah
ADNAN OKTAR: Hapishaneler boşalacak. Mahkemeler daha çok böyle sohbet ettikleri yerler olacak hâkimlerimizin inşaAllah. Cezaevleri bomboş olacak. Dolayısıyla o binaları bambaşka amaçlar için, güzel amaçlar için, daha güzel amaçlar için kullanılacak inşaAllah. Bu çağın başlamasına çok az kaldı. Ama tabi bunu insanlar gittikçe daha çok hak edecek hale geliyorlar. Mesela Türkiye’de Müslümanlık gittikçe güçleniyor. Dünya da Müslümanlık gittikçe güçleniyor. Darwinizm geri çekiliyor. Hâşâ dine, İslam’a karşı olan, adeta hâşâ meydan okuyan bütün düşünceler şu an yerle bir. Dolayısıyla Allah’ın Hadi ismi yoğun olarak tecelli ediyor. Bunun sonucunda tabii olarak, tabii akışıyla Mehdiyet zuhur edecektir, yani Mehdiyet, daha önce de söylemiştim, o kadar şaşırmaz insanlar Mehdi’nin zuhurunda. Yani şaşırmayacaklar makul karşılayacaklar. Yani öyle akış olacak ki doğal karşılayacaklar. Mesih’in çıkışında da aslında Mesih’i de gene normal karşılayacaklar. Yani şimdi öyle görünüyor ama bakın görün o zaman vakit geldiğinde çok seveceğiz Mesih’i ama herkes kendi evladı gibi, babası gibi, kardeşi gibi, canı gibi sevecek Mesih’i. Ama normal karşılayacaklar. Öyle oluyor… bir tek kıyameti normal karşılamaz insanlar. Yani onda tam bir dehşet yaşıyorlar. İnsan bedeninin göstereceği en yüksek korku gücünü göstereceklerdir o anda. Yani insanlar o derece korkuyu dünyada yaşamamışlardır. Çünkü mesela en fazla bir bomba patlıyor. Mesela korkuyor ama kimsenin saçı, başı bembeyaz olmuyor. Değil mi?
OKTAR: BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Mesela gebe kadınlar bazen çocuğunu düşürüyor ama topluca dünya çapında düşürme olayı kıyamet anında oluyor. Ve vücudun bütün kasları kontrolsüz hale geliyor. Yani bütün kaslarını kontrol edemeyecek hale gelecekler insanlar korkunun şiddetinden. Ama mehdiyet döneminde de bilakis huzur, güvenlik, kapılar sonuna kadar açık açacak böyle püfür püfür rüzgar eserek yatacak. Öyle kapı kilitlemeler, köstekli kilitler falan bunlar yok.
OKTAR: BABUNA: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Öyle faili meçhuller, şunlar bunlar, adım başı cinayetler, hırsızlıklar, soygun, gasp, bunlar tamamen bitecek.
OKTAR: BABUNA: Elhamdülillah, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mehdiyette mümkün değil, mümkün değil. Allah esirgesin aklını kaybeden olursa onlara da çok şefkat gösterilir. Onlara bir yerlerde, uygun yerlerde bakılacak. Ama böyle vahşiyane, böyle dehşet içerisinde değil. Heryer çok huzur olacaktır. Hastaneler böyle huzurun estiği, maneviyatın estiği, böyle şefkatin, merhametin, korumanın yoğun olduğu yerler olacak inşaAllah. Bununla ilgili çok fazla hadis var yani Mehdi devriyle ilgili. İstersen bu Hz. İsa ve Hz. Mehdi bu yüzyılda gelecek, Adem Yakup'un bu eserini bir aç. Herhangi bir sayfasını, ver oradan okuyalım. Herhangi bir sayfası... Evet, orası olur. Herhalde sen Kutub-u Sitte'yi açmışsın, sahih hadis kitaplarından... O, evet. Sünen-i İbn-i Mace, 252. sayfa. Sünen-i İbn-i Mace'nin orijinal sayfadan fotoğrafları var. Ehli beytimden bir şahsa tevdi edecekler fakat kendileri bunu kabul etmeyip emiri ehli beytimden bir şahsa tevdi edecekler bu emir de insanlar yeryüzünü daha önce zulümle doldurdukları gibi, yeryüzünü adaletle dolduracaktır.
OKTAR: BABUNA: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani tam bak, hakikaten tam söylediğim yer. Zulüm kalkıyor. Yani şiddet, baskı, terör, gasp, işte soygun, hırsızlık, hapishaneler böyle in-cin top oynayacak. Bomboş inşaAllah. Yeryüzünü adaletle dolduracaktır. Heryere adalet hâkim olacak. Artık sizden kim o güne yetişirse, bakın, kar üzerinde emeklemek suretiyle de olsa, yani yerde böyle sürünerek de dahi olsa, onlara varsın katılsın buyurdu Peygamber efendimiz. Mutlaka yanlarına gidin diyor Peygamber Efendimiz. Yine başka bir rivayette, Sünen-i İbn-i Mace'de siz o geleni görünce yani Mehdi'yi görünce, yani Mehdi ve talebelerini görünce kar üstünde emeklemek suretiyle de olsa gidip ona bağlanınız. Çünkü o Allah'ın halifesi, Müslümanların manevi lideri, Hz. Mehdi Aleyhisselam'dır buyurdu.
OKTAR: BABUNA: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. Kütüb-i Sitte'de yok, hadis kitaplarında yok diyorlar ya ona da çok iyi cevap oluyor bunlar. Kütüb-i sitte çaka çaka dolu Mehdi hadisleriyle. Bıraksınlar bunu. Buhari, Müslim, Tırmızi, Sünen-i İbn-i Mace, Sünen-i Davud, Sünen-i Neseyi, hepsinde çok mevzun miktarda hadis vardır. Ayrıca diğer hadis kitaplarında da var. Ayrıca dört mezhepte haktır. Mehdi de, Hz. İsa'nın inişi de. Çıkartıyorlar bazı hocaları Mehdi de yok, İsa'da yok diyorlar... Sakin ol bir bardak su iç. Yani niye kendini bu kadar sıkıyorsun. Biz ehlisünnet inancındayız. Mehdi gelecek. Hanefi, Hanbeli, Maliki ve Şafi mezheplerine göre gelecek. Caferiliğe göre de gelecek, Şiiliğe göre de gelecek, Aleviliğe göre de... Hepsine göre gelecek. Ha ben bunların dışındayım diyorsa, olabilir. Hıristiyan da olabilirsin, Musevi de olabilirsin ki Hıristiyanlar da Museviler de Mesih’i bekliyorlar, Mehdi’yi bekliyorlar. Yani kardeşlerimiz biraz huzurlu, sakin olsunlar. Böyle serin su içsinler sakinleşsinler. Bir şey yok. Mehdi’yi zaten görecekler. Bunun yani sağlaması var. Panik olmalarına gerek yok. Allah inşaAllah ömürlerini uzun etsin. Bir on-yirmi yıla kadar görecekler. Niye telaş ediyorlar ki.
OKTAR: BABUNA: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Ve bu ne kadar çok Mehdi gelmeyecek sürüsüdür kardeşim. Ben bu kadar çok Mehdi gelmeyecek sözünü hiç bir devirde duymadım.
SUNUCU: Ve bu dönemde hem gelmeyecek deniyor hem de Mehdi dönemine dair tartışmalar çok yoğunlaştı. Eğer gelmeyecekse, tamam gelmeyecekse neden bu kadar tartışılıyor değil mi? Bu da ayrıca bir sorun.
ADNAN OKTAR: Tabi.
SUNUCU: Yani bu dönemde neden bu kadar sıklaştı o zaman.
CİHAD GÜNDOĞDU: 1980 varıncaya dek hep gelecek diyorlardı. 80 den sonra gelmeyecek demeye başladılar.
ADNAN OKTAR: 80’e kadar olan bu kitaplara baksanıza. Dergiler, hepsi söylüyor. Gürül gürül Mehdi gelecek diyor. Ne oldu 80’den sonra,
SUNUCU: Sonra ne oldu değil mi?
ADNAN OKTAR: Sonra, Allah Allah. Kimi gördünüz, kimi benzettiniz. Kimden tedirgin oldunuz? Ben anlayamadım. Baksana Cübbeli Hazretleri, 95-96’larda gelecek diyor.
OKTAR: BABUNA: Her an gelecek.
ADNAN OKTAR: Her an gelebilir diyor. Sonra birden herhalde. Bir ilham geldi mübareğe.
OKTAR: BABUNA: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Efendim. Ümmetimin içinde El Mehdi olacaktır. Aranızda kalması kısa tutulursa kalacağı süre yedi yıl, kısa tutulmazsa kalacağı süre dokuz yıldır. Benim ümmetim o devirde öyle bir ferah bulacak ki o güne dek onun misli kesinlikle bulunmamıştır. Bakın, kesinlikle o rahatlığı bu ümmet bulmamıştır diyor. O kadar muazzamca. Yer yemişini, gıda ürünlerini verecek. Her türlü gıda. Portakalı, fındığı, fıstığı hepsi. İnsanlardan hiç bir şey saklanmayacak. Mal da o gün o kadar çok birikmiş olacaktır. Adam kalkıp ya Mehdi bana mal lütfet diyecek, Hz. Mehdi de ona, lütfedecektir” diyor, Mehdi malı. “Mehdi kızım Fatma’nın neslindendir.” Esseyid Muhammed Mehdi.” İmam-ı Rabbani hazretleri: İnşaAllah tam bir şekilde Mehdi Aleyhisselam zuhur edecektir.” Diyor. Bu Allah’ın fazlıdır, dilediğine verir, Allah büyük fazl sahibidir. Cuma suresi.” Bunu delil olarak veriyor. Bu Allah’ın fazlıdır, Allah dilediğine bu makamı verir. Yani istemeyle, taleple olmaz diyor Cenab-ı Allah. Allah büyük fazlın sahibidir. Kuran’dan işari olarak İmam-ı Rabbani delil olarak vermiş. “Gelmesi vaad olan Hz. Mehdi Aleyhisselam’ın dahi terbiyesine gelen ilim sıfatıdır. Hz. Ali gibi, Hz. İsa ile bağlantısı vardır.” Hz. Ali’nin de Hz. İsa ile manevi bağlantısı var. “Hz. İsa’nın kademi, Hz. Ali’nin başında olup, bir kademi de Hz. Mehdi’nin başındadır. “ Yani bir üçgen oluşur diyor. Mehdi, Hz. Ali ve Hz. İsa. İnşaAllah. Bir manevi bir rabıta vardır aralarında diyor, manevi bağlantı vardır. Zaten Hz. Ali’nin neslindendir biliyorsunuz Mehdi. “Sonra gelenlerde nasıl yürüyebilir ki?” diyor. “Onların arasında Hz. Mehdi Aleyhissalam vardır. Resulullah S.A.V. Efendi’miz onun kudümünü ve vücudunu müjdelemiş, şöyle buyurmuştur.” O Allah’ın halifesidir.”” Bak bütün gelmiş geçmiş halifelere hep Halifet-i Resulullah deniyor. Mesela Ebu Bekir için, Osman için Halifet-i Resulullah demiştir. Bir tek Mehdi için o Allah’ın halifesidir deniyor. inşaAllah. Yani hiç görülmüş birşey değil, ilk defa deniyor. Mektubat-ı Rabbani, Cilt 1, Sayfa 814. Azhab-ı Kehf Hz. İsa’nın yardımcıları olacaktır. Hz. İsa Mehdi zamanında yere inecektir. Hz. Mehdi (a.s) Deccal’in katline Hz. İsa ile muvaffakat eder. Yani onun manen yok edilmesine, fikrinin ezilmesine yok eder. Yoksa Mehdi’nin kan akıtmayacağı hadislerde çok açık sarih belirtilmiştir.
OKTAR: BABUNA: İnşaAllah
ADNAN OKTAR: Hatta detay veriyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Kan akıtmaz, dam diyor damla kan akıtmayacak diyor. Hatta diyor insanın burnu dahi kanamayacak. Hani mesela bir çarpar, marpar filan, o bile olmayacak diyor. Yani dövme dahi yok yani. Çarpma yok. Burnu dahi kanamayacak diyor.
OKTAR: BABUNA: Uykusundan uyuyanı da uyandırmaz diyor.
ADNAN OKTAR: Evet. Bak diyor ki İmam Rabbani Hazretleri: “ Şeyh İbni Hacer Hazretleri, Hz. Mehdi (a.s) alametleri üzerine bir risale yazdı ki onlar iki yüz alameti bulur.” Bak o kitabı övüyor. Bizim bu kullanıyoruz ya. İbni Hacer Mekki Hazretlerinin. Onu övüyor o kitabı. Onu zuhuru yüz başlarında olacaktır. Şu anda dahi yüz başını onsekiz sene geçmiş vaziyettedir. Ondan sonra diyor ki İmam Rabbani, hiç bir alamet çıkmadı çünkü onun çıkış öncesinde diyor çok fazla alametler oluşacaktır diyor. Hani bizim saydığımız bütün alametleri kastediyor. Bunlar olacaktır diyor. Eh onsekiz sene geçmiş hiçbir alamet olmamış. Dolayısıyla diyor Mehdi çıkmayacak bu yüzyılda diyor.
SUNUCU: Tabi alametleri görmeden nasıl böyle birşey söylesin tabi.
ADNAN OKTAR: Cübbeli de diyor ki, yani onsekiz sene çıkınca diyor geçerse Mehdi ben Mehdiyim diye ortaya çıkmazsa Mehdi gelmeyecek demektir bu diyor. Hâlbuki alametleri çıkmazsa Mehdi gelmeyecek demektir o.
SUNUCU: Ama bu onsekiz sene içinde o alametler gerçekleşmiş. Tabi
ADNAN OKTAR: Hepsi çıkmış hepsi çıkmış hepsi. Tabi. Mesela bak diyor ki, Hadis-i şerifte Hz. Mehdi’nin alametleri hakkında şöyle anlatılmıştır. Şark tarafında bir kuyruklu yıldız doğup aydınlık verecektir. Mesela Halley Kuyruklu yıldızı.
OKTAR: BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Lunin Kuyruklu Yıldızı. İmam Rabbani bunlara dikkat çekiyor. Eh kendisi zamanında ne Fırat’ın suyu kesilmiş, ne Ramazan ayında ay ve güneş tutulmaları olmuş, ne Kâbe’de baskın yapılmış, ne Afganistan işgal edilmiş, ne Irak işgal edilmiş, üstelik Halife var onun zamanında. Mehdi zamanında halife olmayacak Müslümanların başında.
OKTAR: BABUNA: Evet
SUNUCU:Evet
ADNAN OKTAR: Halife varken Mehdi olur mu?
OKTAR: BABUNA: Evet, İnşaAllah.
SUNUCU: Bunların hepsi alamettir.
ADNAN OKTAR: Tabi halife varken ben de halifeyim derse zaten boynunu uçururlar kim gelirse gelsin o dönemde yani. O şeyde öyleydi o zamanlar.
OKTAR: BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Tabi bu yanlış bir şey ama yani, hani biz hani bir insanın boynunun uçuruluşu, zaten böyle bir olay olmaz yani Müslümanlıkta böyle bir konu olmaz.
OKTAR: BABUNA: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani bir lider varsa ikinci bir kişi çıkıp ben liderim diye bir fitne çıkarmaz. Fitne katilden beterdir diyor Cenab-ı Allah. İnşaAllah ayette. Bak Hz. Mehdi’nin zuhur zamanı yakındır, onun zuhur zamanı olan yüz asır başına gelinceye kadar, yani bak o daha yüzyıl başına gelinceye kadar nice mebdeler ve mukadakkemeler zuhur edecektir yani birçok alametler olacaktır diyor.
OKTAR: BABUNA: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Daha bak hicri 1400 ‘ün başına kadar hakikaten başladı ve ondan sonra devam etti alametler. Ne evvelinde ne sonrasında hiç bir alamet olmamış İmam Rabbani zamanında. Onun içinde Mehdi çıkmayacak diyor. Doğru söylüyor. Bu alamet olmadığından yoksa ben, yani Mehdi çıkacak elinde bayrakla ben onu göreceğim yanıma gelecek demiyor ki İmam Rabbani. Mehdi zaten zamanla belli olur.
OKTAR: BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Yani onun bir gıybet devresi var, ondan sonra hapislik devresi var,
SUNUCU: Yani bu kadar alametin üstüne farklı bir yorum
ADNAN OKTAR: Tabi az talebesi var, 313 kişinin çıkıyor, çile çekiyor, onun talebelerinden kimse evlenmez diyor rivayetlerde, ondan sonra evleri sırtlarındadır çok çile çekecekler diyor. Böyle bir ortamda zaten belli olmaz. Ama İmam Rabbani imanın nuruyla tanırdı Mehdi’yi gelseydi. Ama alametler olmayınca gelmemiştir yani. Alametlerinden dolayı diyor. Yoksa Mehdi Cübbelinin dediği gibi ben mehdi’yim bana uyun demez. Yani hadis var. Yani çok fazla hadis var. Mehdi Mehdiliğini asla kabul etmiyor. Böyle ana özelliklerindendir. O da diyor ki o Mehdi’lik iddia edecek, yani Mehdi’nin böyle tamahkâr biri olduğunu düşünüyor, bunlara da muhtaç olacağını düşünüyor. Gelecek benim Mehdi’liğimi kabul edin, buna benim ihtiyacım var diyecek yani Mehdiliğe, onlarda diyecekler ki o zaman ispat et bize bakalım diyecekler. Hem de böyle züppe bir üslüpla, küstah bir üslüpla söyleyeceklerini söylüyor yani. İşte bize şunu yap, bunu göstert işte bu şekilde,
SUNUCU: Yakışıksız
ADNAN OKTAR: Evet yakışıksız bir üslupla söylüyor. Mehdi’ye kimse bu küstahlığı yapamaz çünkü Mehdi onlardan zaten bir şey istemeyecek.
OKTAR: BABUNA: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mehdi’ye muhtaç olan insanlardır, o insanlara muhtaç değildir Mehdi.
OKTAR: BABUNA: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ve dolayısıyla Mehdi’lik talebi yok, öyle bir iddiası yok.
OKTAR BABUNA : Evet. İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Dimi. Zorla diyor zaten göreve getirilir diyor Mehdi. Zorlan.
SUNUCU: Tabi evet. Kendisi de kabul etmeyecek diye siz programlarda söylüyorsunuz evet.
ADNAN OKTAR: Hz. Mehdi (a.s) dahi büyüktür diyor İmam Rabbani. Bak büyüktür diyor Mehdi. Onun sebebiyle İslam’a ve Müslümanlığa büyük takviye gelecektir. Onun velayetinin dahi zahir ve batıl büyük tasarruf vardır nice harika hallerinin ve kerametlerin sahibi olacaktır. Yani olağan üstü haller olacak onun zamanında diyor inşaAllah.
OKTAR: BABUNA: İnşaAllah. Onun zamanında nice hayret veren haller zuhur edecektir. Hiç biri olmamış o da gelmedi diyor.
OKTAR: BABUNA: Evet inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bakın diyor ki, bilesin bir hadis-i şerifte Resulullah (s.a.v) Efendimiz şöyle buyurmuştur. İmam Rabbani diyor bunu. Küfür her yanı istila edip hükmü cemiyet içinde aşikâr işlenmedikçe Hz. Mehdi zuhur etmez. Kendi zamanında İslam gümbür gümbür hâkimdi, halife de baştaydı. Bakın küfür her yanı istila edip hükmü cemiyet içinde aşikare işlenmedikçe İmam Rabbani zamanında böyle bir olay olmadı ki. Ama ahir zamanda küfür her yanı istila etti, Darwinizm her yeri istila etti, hükmü cemiyet içinde aşikâre işlenmeye başlandı ve Mehdi’nin çıkış şartları oluşmuş oldu. İmam Rabbani zamanında
OKTAR: BABUNA: Yoktu böyle bir şey
ADNAN OKTAR: İslamiyet mükemmel yaşanıyordu. İşlenmedikçe Hz. Mehdi zuhur etmez. (Mektubat cilt 2, 381. sayfa.) Peygamber Efendimizin (s.a.v.) vefatından 1000 yıl sonra diyor. Şey iltihalinden, ahirete iltihalinden 1000 yıl sonra getirilecekler diyor.
OKTAR: BABUNA: İnşaAllah
ADNAN OKTAR: Oradan da anlaşılıyor yine.
SUNUCU: Tabi yine aynı bu döneme denk geliyor.
ADNAN OKTAR: Tabi, tabi, tabi yani 1000 yıl. Ama asıl olan tabi o 7000 yıl hadisinde çok detaylı. Çünkü çok fazla hadis var 7000 yıl ile ilgili. Ve 7000 yıl hadisinin verdiği 1400 tarihine bakıyoruz, bu sefer de 150 hadis, yani ahir zaman ile ilgili bütün hadislerin tahakkuk ettiğini görüyoruz. Yani o devren uygun olan yani o hicri 1400’ün başından itibaren 30 yıl içerisinde Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Mehdi’nin çıkış alametleri ile ilgili hadislerin tamamı zuhur etmiş ilk defa.
OKTAR: BABUNA: Evet, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani binlerce yıldan beri ilk defa zuhur etmiş. Bakın kaç yerden mutabakat var. 7000 yıl eksi 5600
OKTAR: BABUNA:1400
ADNAN OKTAR: 1400. 1400’e gelip bir bakıyoruz, 1400’den itibaren 30 sene içerisinde bütün alametler matematik düzgünlüğünde hepsi zuhur etmiş. O zaman iki kere sağlaması yapılmış oluyor. Bakın cemiyet içinde küfür aşikâr işlenmedikçe, bütün dünyada diyor İmam Rabbani.
OKTAR: BABUNA: Bir tek bu devirde oldu.
ADNAN OKTAR: Bir tek bu devirde oldu inşaAllah.
OKTAR: BABUNA: İnşaAllah
SUNUCU: Dolayısıyla insanlar önceki, bundan 18 yıl önceye dayanaraktan o zaman yanıltıcı açıklamalarda bulunup Mehdi gelmedi, alametler gerçekleşmedi diyorlar o zaman böyle bir sonuca direkt varabiliyoruz.
ADNAN OKTAR: E tabi. Eğer mesela biz İmam Rabbani zamanında olsak zaten bu kadar 7000 yılıyla ilgili hadis yok. Zaten vakit var yani. Daha kıyamete de vakit var inşaAllah. Her an da olabilir ama o hadis göre de vakit var. Fakat alametin hiç biri olmamış.
OKTAR: BABUNA: Evet inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İmam Rabbani demese bile zaten biz anlarız onu. O teyit ediyor yani o var olan bir durumu teyit ediyor. Bakın cemiyet içinde aşikâr bak küfür her yanı, dünyanın her yanını istila edip hükmü cemiyet içinde aşikâra işlenmedikçe Hz. Mehdi zuhur etmez. İmam Rabbani zamanında İslam mükemmel yaşanıyordu. Halifeler var. Onun yaşadığı dönemde birçok halife başa geçti. Halife olmadığı bir dönemde ortaya çıkacaktır Mehdi. İlk defa halifenin olmadığı bir dönemdir. Yani Müslümanların lidersiz olduğu dönemdir inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah. Böylece alametlere sağlamada dediğiniz gibi gelmiş oluyor.
ADNAN OKTAR: Mehdi çıktığında bütün devletler, bütün şeyler kendi üniter yapılarını muhafaza edecekler inşaAllah.
OKTAR: BABUNA: İnşaAllah
ADNAN OKTAR: Rejimleri muhafaza edecekler yani çok modern, çok aydın, çok ilerici güzel bir sistem olacak. Yani böyle katı, bağnaz bir yapı hiç bir şekilde oluşmayacak. Hadislerden bunu anlıyoruz. Hıristiyanlara fikir özgürlüğü, ibadet özgürlüğü, bütün Müslümanlara tam anlamıyla bir ibadet özgürlüğü, Musevilere, efendim Katoliklere, efendim Ortodokslara, hepsine tam bir fikir özgürlüğü ve her inanca fikir özgürlüğü, hayvanlara ve bitkilere de en güzel yaşama özgürlüğü...
SUNUCU: Şu anda da mesela bir takım açılımlar yapılıyor hükümetimiz tarafından ama inşaAllah Mehdi döneminde daha detaylı bir şekilde, daha huzura ulaşmış bir şekilde ayrıntısını görürüz.
ADNAN OKTAR: Mesela, hükümetin faaliyetlerini ben genel olarak yani kusursuz görmüyorum tabi, hatalar olabilir. Ama hakikaten, vicdanen samimi bakacak olursak, sıcak, sevecen, hürriyeti arayan, demokratik bir zemin içerisinde olayların geliştiğini görüyoruz. Ama herkes istesin veya istemesin Mehdi’ye hizmet eder. Bu devirde ama... İstisnasız herkes ama... Kim olursa olsun. Mesela falanca deseler bana örnek vereseler, onun nasıl hizmet ettiğini ben ona söyleyeyim. Bana en azılı dinsizi getirin, onun nasıl hizmet ettiğini size söyleyeyim. Yani illaki hizmet eder. Yani illaki İslam’ın gelişmesine vesile olur. Veyahut azılı dinsiz olmasa bile farz edelim Darwinist olur, materyalist olur... Mesela şu bizim sevimli tombul... Yani muazzam hizmet etti. Mesela bir kere çıktı öyle hopladı sıçradı, defalarca Darwinizm’i anlatmamıza vesile oldu. Mesela Cübbeli çıktı Mehdi gelmeyecek dedi, yetmiş milyon Türkiye Mehdiyi öğrendi ve bütün İslam âlemi öğrendi ki Mehdi gelecek bu yüzyılda. Bak nasıl hizmet ediyorlar görüyor musunuz? Mesela bir şimdi İslami bir radyoyla konuştuk. Ama Darwinistler. Bu durum, yani onların Darwinist olması ki yani en az otuz milyon, kırk milyon insana hitap ediyorlar bunlar. Yani dinleyici kitlesi var. Bütün Asya’da, her yerde dinleniyorlar. İngiltere’de de dinleniyorlar. Yani en az yani minimum. Yani normale yüz, yüz elli milyon kişiye hitap ediyorlar. Darwinizm’in yıkıldığını bu akşam öğrendiler. Ama ne vuruş! Yani tam anlamıyla çöktüler. Yani ben panikten anladım. Bizi konuşturmamaya çalışıyorlar falan... Bu sefer çok uzun cümleler kurmaya başladılar. Yani dengeleri bozuldu. Oktar mesela tam tercüme ediyor, tercümeyi kesiyorlar... Ama kurtulamadılar. Ara ara bir daha tekrarladım.Benim bir özelliğim vardır. Resulullah’ın bir sünnetidir bu: Bir şeyi üç kere vurgularmış önemli olduğunda. Ben de gerekirse otuz kere vurguluyorum. Yani yakasını bırakmam ben, böyle iyice çakılıncaya kadar konu, yakasını bırakmam. Yani vicdani kanaatim gelinceye kadar bırakmam. Ben de evire çevire bir güzel anlattım. Yani her bulundukları boş noktada bir daha, bir daha, bir daha. Ekipleri varmış, bilmem nesi varmış. Bakın şu an karizmaları dümdüz. Yani kimsenin yüzüne bakamazlar bu anlamda. Yani savunacak hiç birşeyleri kalmadı. Çünkü onlara verdiğim delil, çünkü dindarım diyor. Yani o kadar mükemmel bir delil ki... Çünkü cennetin ağaçlarını, meyvelerini soruyoruz: Bitkiler nasıl oldu, hayvanlar? Hayvanlarını, insanlarını, evlerini, kıyafetlerini soruyoruz. Bunlar evrimle mi meydana geldi? Türkiye’deki evrimci hocaları da felç etti bu soru. Bak ondan sonra şu an guguk kuşu gibi ağızlarından ses çıkmıyor dikkat ederseniz. Böyle hani derler ya dut yemiş bülbüle döndüler derler böyle... Hiç çıt yok. Nasıl desin? Anında karşılarındayız. Bir ara müthiş coşmuşlardı. Her yerde birşeyler anlatıyorlardı. Şu an konuşacak halleri kalmadı. Evet.
SUNUCU: Süre olarak son beş dakikanın içine girdik. Son cümlelerimiz evet...
ADNAN OKTAR: Hm... O zaman birkaç ayet okuyalım. Aç bir sayfa ver bana bakayım oradan, tertemizle ellerinle... Bismillah. Şeytandan Allah’a sığınırım. Diyor ki: “Belkıs dedi ki: Ey önde gelenler gerçekten bana oldukça önemli bir mektup bırakıldı.” Şeytandan Allah’a sığınırım. “...Gerçek şu ki, bu Süleyman’dandır.” Hz. Süleyman gibi biliyorsunuz Mehdi dünyaya hâkim olacak, hadis var. “...ve şüphesiz Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyladır.” Yani mesela Müslümanların biliyorsunuz mektuplarında, kitaplarında hep Rahman... Mesela bizim kitaplarımızda bakın dikkat ederseniz hep başlarında Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla diyor. Yani tebliğe giden bir yazı olduğunda Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyladır. “...Bana karşı büyüklük göstermeyin.” Yani enaniyet yapmayın. “..ve bana Müslüman olarak gelin diye yazılmaktadır.” Diyor. Evet... Bakın “...gerçekten ben onlara hükmetmekte olan bir kadın buldum ki, ona herşeyden verilmiştir ve büyük bir tahtı var.” Demek ki kadından da devlet lideri olur. Devletlerin başına geçebilirler. Kadınlar olmaz diyorlardı da... Evet, bu günlük bu kadar olsun. İnşaAllah.
SUNUCU: Ağzınıza sağlık. Evet, arkadaşlar, kaç dakikamız var? İki dakikamız kalmış. Evet.
ADNAN OKTAR: Allah hepimizin, bütün milletimizin günahlarını bağışlasın. Küfrü ve delaleti milletimizin üzerinden uzaklaştırsın. İnşaAllah Türk İslam âleminin lideri olmayı bizlere nasip etsin, en kısa zamanda. Hıristiyan ve Musevi kardeşlerimizin de gönüllerini yatıştırsın. Onlara şefkat ve sevgi duyacağımıza ve merhamet duyacağımıza, onları iyi koruyup kollayacağımıza dair inşaAllah Allah kalplerine kanaat getirsin. İnşaAllah Türkiye’nin liderliği önümüzdeki yıllarda coşkulu bir şekilde kendini göstermeye başlayacak inşaAllah.
SUNUCU: Evet izleyicilerimize de kısa bir hatırlatma yapmak istiyorum. Soru ve görüşleriniz için ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresimize ulaşıp bizlere sorularınızı iletebilirsiniz efendim. Evet, bu gün iman hakikatlerine ilişkin doktorlarımızdan birşeyler dinleyemedik ama vaktimiz kalmadı sanıyorum... Evet... İnşaAllah başka bir programda iman hakikatlerine ilişkin sizlerden de birşeyler dinleye...
ADNAN OKTAR: Hem de ne harika şeyler inşaAllah.
SUNUCU: Hem de ne harika şeyler, evet.
ADNAN OKTAR: Ama öyle hızlı anlatmayacaksın.
OKTAR: BABUNA: Tamam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Anlatırsan da bundan sonra durduracağım seni.
OKTAR: BABUNA: Tabi, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Teker teker, çok anlaşılır şekilde anlatacaksın. İnşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah. Evet, ne yazık ki...
OKTAR: BABUNA: İsteyenler Hoca’mızın bakabilirler. HarunYahya.org, HarunYahya.net sitesinde filmler var çok güzel. Oradan da görebilirler inşaAllah.
SUNUCU: Oradan da görebilirler. Evet, ne yazık ki bir programımızın daha sonuna geldik. Yayında ve yapımda emeği geçen arkadaşlarım adına iyi akşamlar, mutlu yarınlar diliyorum efendim. Hoşçakalın.