SUNUCU: Evet sesimizin görüntümüzün ulaştığı tüm izleyicilerimize yine kucak dolusu sevgilerimizi, selamlarımızı ileterek programımızı açıyoruz. Efendim Adnan Oktar’la Başbaşa programımız ama Adnan Oktar şu anda inşaAllah birazdan aramızda olacak, birazdan aramıza katılacak. Fakat çok değerli doktorlarımızla beraberiz. Sevgili Oktar Babuna ve Cihat Gündoğdu ile beraber imanın esaslarıyla ilgili biz sohbetimize başlayacağız inşaAllah birazdan. Tabi ki şu anda bizleri www.harunyahya.tv’den de canlı olarak izleyebilirsiniz internet sitesinden. Ayrıca sorularınız, görüşleriniz, fikirleriniz için, hocamıza ya da doktorlarımıza sormak istediğiniz sorular için ahirzamansohbetleri@hotmail.com’dan sorularınızı, görüşlerinizi, fikirlerinizi bizlere ulaştırabilirsiniz. Şu anda Mavi Karadeniz TV ve Ekintürk TV’den canlı olarak programımız yayına başlamış, dolayısıyla da ben ilk sorumu hemen Sayın Oktar Bey’e sormak istiyorum. Efendim, iman hakikatleri hakkında çok bilimsel olarak sizin bilgilerinizi alabilir miyiz?
ADNAN OKTAR: Selamun aleyküm
OKTAR BABUNA: Aleykümselam.
SUNUCU: Evet hocamız da geldi. Nasılsınız hocam?
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Çok teşekkür ederim. Allah razı olsun. Siz nasılsınız?
SUNUCU: Biz de çok iyiyiz hocam. Sizi gördük daha iyi olduk.
ADNAN OKTAR: Ah ben senin canını severim ben seni. Konuşmanı izledim. Çok güzeldi. Çok güzel sözler ettin. MaşaAllah. Ne konuşuyordunuz?
OKTAR BABUNA: İman hakikatleri ile başlayacaktık.
ADNAN OKTAR: Daha konuşmadınız?
OKTAR BABUNA: Şimdi başladık.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Doktorum ilk defa eline bir fırsat geçmişti ben yoktum.
CİHAT GÜNDOĞDU: Estağfirullah
ADNAN OKTAR: Evet... Neyi anlatacaktın?
OKTAR BABUNA: Proteinlerin oluşmasının imkansızlığı ile ilgili bir rakam gösterecektim, o bazen hayal etmek zor olabiliyor diye şu şekilde.
ADNAN OKTAR: Göster tabi.
OKTAR BABUNA: Şimdi bir tane proteinin oluşmasının imkansızlığı bütün tesadüf kavramını, Darwinizm’i yerle bir ediyor. Bakın şöyle bir rakam ortaya çıkıyor, bu 950 sıfırlı, 10 üzeri 950’de 1 ihtimal tek bir proteinin bile, ki doğada trilyonlarca çeşit protein var, oluşmasının imkansızlığını ortaya koyuyor. Bakın 950 tane sıfır. Bunu arkadaşlar zoomlarsa. Bu sayının adı yok, çünkü 12 tane sıfır daha şurada trilyon yapıyor. Trilyon çok büyük bir sayı. Daha burada trilyon oluyor bakın. Bu sayı aklın kavrama sınırlarının ötesinde çünkü kainatın ömrü Big Bang’ten beri, daha ilk baştan beri, yoktan Allah tarafından yaratıldığından beri, 1017 sn bakın 1017 sn, 10 üzeri 950 tane reaksiyon bütün kainatın ömrünü milyonlarca kere geçiyor. Bütün kainattaki atomların sayısı 1079. Bakın 10950 moleküle atomlar yetmiyor, bütün galaksilerdeki yıldızlardaki atomlar yetmiyor. Tek bir protein bile imkansızsa, ki Allah’ın yarattığını tabi net olarak kanıtlıyor. Sadece bir tanesi o işlemi görebiliyor. Mesela bir hormon oluyor bu diyelim ya da robot molekül, sadece bir keresinde bu alternatiflerin işlev yapabiliyor, diğerlerinin hiçbirinde yapamıyor dolayısıyla tesadüfen oluşması imkansız. Kaldı ki, bunu meydana getiren amino asitlerden bir tanesi bile tesadüfen oluşamıyor. Çok bilimsel olarak biliniyor bu. Bütün deneyler başarısız oldu. Bu Allah’ın yarattığını çok net olarak kanıtlıyor. Kaldı ki iki yüz elli, üç yüz milyon tane fosil var Allah’ın yarattığını kanıtlayan inşaAllah, Darwinizm’i yerle bir eden.
ADNAN OKTAR: Peki bu proteinlerden bir çay kaşığı kadar protein, ben göndereyim sana, herhangi bir yere serpelim şöyle bir parça, bir parça da Akatlar’da, bir parça da Etiler’de serpelim birer kaşık, ne olur o protein orada?
OKTAR BABUNA: Hemen parçalanıyor, yok oluyor. Doğada zaten güneş ışığı altında dururken..
ADNAN OKTAR: Canlanmıyor yani?
OKTAR BABUNA: Canlanmıyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Aslında şöyle iki dakika kadar düşünebilse insanlar yani Darwinistler, konsantre olup düşünseler, konu hemen ortaya çıkar. O kadar net ki, mümkün değil. Amino asit olamıyor, protein olamıyor, farzedelim biz imal edip yere bile koysak durur orada protein, hiçbirşey olmaz. Kaç çeşit protein gerekiyor bir canlı için?
OKTAR BABUNA: İnsanda yüz bin çeşit protein var.
ADNAN OKTAR: Yüz bin çeşit...Yani onlar oradan buradan şuradan bir araya gelecekler, toplanacaklar, protein tozu olacaklar, beklerler. Sabah akşam beklerler hiçbirşey olmaz. Eğer kapsamlı bu konu üzerinde sürekli durulursa, insanlara anlatılırsa çünkü insanların dikkati, bir kısım insanların dikkati o kadar kolay açılmaz, çok ısrarlı anlatılması lazım. Mesela bir insan otuz saniye filan ancak konsantre olabiliyor, veya bir dakika konsantre olabiliyor. Çabuk sıkılır insanlar. Yani gücü yetmez fazla konsantre olmaya. Sıkılgandır insanlar. Onun için mesela şimdi Oktar proteinleri anlattı ama bir kısım kardeşlerimizin o tabloyu anlatırken bile dikkati dağılabilir. O sıfırları sayarken bile dikkati dağılabilir. Onun için en fazla otuz saniyede, en fazla bir dakikada kavranacak gibi anlatılması gerekiyor bir kısım insanlara. Bazı insanlar da saatlerce dikkatini verebilirler. Aslında proteinlerde olsun diğerlerinde olsun hepsinde olsun, kısaca bir anlatımla dünyanın neresinde olursa olsun net netice alıyoruz. Mesela Arnavutluk Radyosu ile konuştum. Hemen bitiyor olay ve bir daha asla Darwinistlerin etki edemeyeceği şekilde konu bitiyor. O bilgiyi alan bir insan, üç dakika filan sürüyor, en fazla üç dakika; bir daha asla Darwinist olmaz. Bu kadar kolay. Ama her yere ulaşmak çok önemli. Bayağı bir yere itinalı bir şekilde ulaşmak gerekiyor.
SUNUCU: Hocam bugün Doğu Türkistan’la röportajınız var programın hemen sonrasında inşaAllah. Doğu Türkistan’la ilgili görüşlerinizi sormak istedim ben de şimdiden.
ADNAN OKTAR: Hay benim aslanım MaşaAllah. Doğu Türkistan, çocukluğumda ilkokuldayken Doğu Türkistan’ı ben duyardım. Bana böyle kabus gibi gelirdi. Çekik gözlü adamlar. Doğu Türkistan’daki o genç kızlar, çocuklar, yaşlı anneler. Sürekli oralardan şehadet haberleri gelirdi. İşte evleri bastılar, alıp götürdüler, kurşuna dizdiler, kitle şeklinde katlettiler. Halen bu devam ediyor. Mesela geçenlerde on bin kişiyi bir gecede gözaltına aldılar. Yine on binin üzerinde Uygurlu Doğu Türkistanlı genç kızımızı alıp götürdüler. Allah vermesin, kulağımıza gelenler eğer doğruysa vahşet ve rezalet. Konuşmak dahi istemiyorum. İşte Kızıl Ordu’nun, pis ihtiyaçları için o çocukların kullanıldığı şeklinde, götürüldüğü ve pis işleri için kullanıldığı şeklinde... Fotoğrafları var hakikaten çantaları ile hazırlanmışlar, el arabası gibi çantalar var ellerinde, tek tip kıyafetler giydirmişler hepsine böyle spor ayakkabılar. Bluejean giydirmişler çocuklara yüzlerinde korku ifadesi, bir yere doğru götürüyorlar. Bir daha da haber alınamadı bakın, gittiler, haber yok. Onun için Çin meselesi, dünyanın aslında şu anda bir numaralı meselesi. En büyük konu. 35 milyon, bakın 35 milyon Doğu Türkistanlı kardeşimiz şehit edildi. 35 kişi bile olmuş olsa çok büyük olur; 35 milyon. Ve bu sürekli devam ediyor, gözaltılar şunlar bunlar şeklinde sürekli devam ediyor ve her gözaltı genellikle, mutlaka kurşuna diziyorlar. Onun için Doğu Türkistan’ın sürekli gündemde tutulması gerekiyor. Sürekli anlatılması gerekiyor. Dünyada hemen bir kamuoyu oluşturmak lazım. Yoksa çok büyük bir tehlike bu. Evet...
SUNUCU: Hocam Hollanda’da ilkokul öğrencilerine İslam’ı öğreten Hollandaca kitaplar hazırlanmış. İslam’a ilgi çok artmış. Her gün dünyanın dört bir yanından bu gibi haberler duyuyoruz. Bu yükseliş hakkında ne düşünüyorsunuz demiş Yelda Kulalı.
ADNAN OKTAR: Hollanda’da, İngiltere’de, Amerika’da, Norveç’te, her yerde İslam birinci din olmaya doğru gidiyor. Çünkü dünyada tek bir tane Hak din var, bozulmamış din vardır. Diğer dinlerde tahrifat olmuştur yani ciddi bozulmalar oluşmuştur. Mesela Musevilikte bile bir kısım mezheplerinde ahiret inancı yok. Bu çok ciddi bir bozulmadır. Ahiret inancı yok; ahiret inancı olmayan din olur mu? O nasıl din oluyor o zaman? Mesela Hıristiyanlıktaki teslis, üçleme çok vahimdir. Allah vermesin. Yani o gençlere, o çocuklara çok ciddi bir zorluk bu, bir acı; yani aklı başında, üniversiteli bir öğrenciyi düşünün, Hz İsa’ya Allah dediği vakit bir insan, o çocuk ne yapsın? Bakıyor Hz. İsa dua ediyor, yemek yiyor, geziyor yani normal bir insan. Haşa Allah olmadığı belli. Yani acz içinde olan, uyuyan, yiyen bir insan Allah olur mu? İşte bu acıya Mesih son verecek geldiğinde, bu dünyadaki acıya son verecek inşaAllah.
SUNUCU: Değerli hocam dünyanın dört bir yanında dindar partiler çok büyük güç kazanıyorlar. Örneğin Almanya’da solun büyük oranda oy kaybedip, dindarların güç kazanmasını nasıl yorumluyorsunuz diye sormuş Halil Uyar.
ADNAN OKTAR: Deminki sorunun devamı. İnsanlar aklı başında varlıklar. Bilmez mi? Mesela bir proteinin tesafüden meydana gelemeyeceğini duydu mu adam, fosil görmese dahi, 250 milyon fosili göstermesen dahi, haberi dahi olmasa, bir daha inanmaz. Değil protein bir aminoasidin meydana gelmesinin mümkün olmadığını görüyorsa nasıl inansın? Sadece bilgi noksanlığına dayalı olay. Anlattıkça doğruları, olay en güzel şekle geliyor inşaAllah.
SUNUCU: Hocam okuduğum bir haberde Diyarbakır’dan terör örgütü PKK’ya katılan daha sonra kaçarak güvenlik güçlerine teslim olan iki militan, örgütün Kuzey Irak’taki kamplarında dini inançların yok sayıldığını söylüyor. İfadesinde tam olarak şöyle diyordu. ‘Hz. Muhammed ve İslamiyeti kötülüyorlardı, dinin olmadığını Marxist görüşlerin benimsenmesi gerektiğini anlatıyorlardı. Öcalan’ın dine yönelik eleştirilerinin yer aldığı kitapları bizlere okutuyorlardı. Domuz etini yemenin bir sakıncası olmadığını da ısrarla bize anlatıyorlardı. Hatta bize de domuz eti yedirdiler.” Hocam hemen sizin söylediklerinizi düşündüm. Siz bu yangını söndürmek için bölücü örgüt PKK’nın gerçek yüzünü iyi anlamak ve bu hareketin adını doğru koymak gerektiğini, PKK hareketinin Cumhuriyet tarihinin en büyük komünist kalkışması olduğunu söylemiştiniz. Yegane çözüm sizin de söylediğiniz gibi bu bölgelerde İslam ahlakının anlatılmasıdır. İslam ahlakını benimsemiş bir toplumda PKK’nın başarılı olması elbette mümkün değildir. Acaba ilgililer bu konuya ne zaman yoğunlaşacaklar diye sormuş Ahmet Atakan Erzincan’dan .
ADNAN OKTAR : Evet. Dine, İslam’a PKK’nın karşı olması kadar normal ne olabilir? Stalinist, terörist bir örgüt. Tabi ki bunu yapacaktır. Buna karşı anti Darwinist bir propoganda gerekiyor. Antimateryalist. O kadar, başka bir şey yok inşaAllah. Kuran’ın hakikatleri anlatılacak inşaAllah.
SUNUCU: Röportajınızı izledikten sonra davanızla ilgili bilgi edinme imkanım oldu. Avukat olduğum için bazı konular dikkatimi çekti. Birincisi savunmanızı yapamamış olmanız. İkincisi emniyetteyken yanınızda avukatınız bulunmadan ve baskı altında imzalamak zorunda kaldığınız doğru olmayan emniyet ifadelerinizin daha sonra savcılıkta reddettiğiniz halde iddianamenizde yer alıyor olması. Normalde bir dava için bozma nedenidir. Bunlar Yargıtay tarafından dikkate alınıyor mu? Davanın diğer gelişmeleri nasıl diye sormuş bir izleyicimiz.
ADNAN OKTAR: Takdir yüksek mahkemenin. Arkadaşımızın dedikleri doğru ama takdir yüksek mahkemenindir. Orada değerlendirirler artık inşaAllah.
SUNUCU: Hocam maşaAllah yüzünüzden nur akıyor. Allah sizi başımızdan eksik etmesin. Size sürekli duacıyız. Okulda evrime inanan tek tük arkadaşlarımız var. Onlara cevap verebilmek için sizin www.netcevap.org sitenizden çok istifade ediyorum. Ne zaman bir evrim haberi çıksa hemen aynı gün cevabını bu sitede bulmak mümkün oluyor. Allah sizden razı olsun. Evrimcilerin 1994 yılından beri arada bir ortaya çıkardıkları Ardi isimli fosilin sıradan bir Bonobo maymunu olduğunu röportajınızda söylemeniz evrimcilere çok iyi bir cevap oldu. Hocam bu konu hakkında başka söylemek istediğiniz birşey var mı diye merak ettim demiş Gökhan Çelik.
ADNAN OKTAR: İşte resmini gösterdik geçen gün, sevimli sevimli tebessüm ediyordu. Var mı bir baksana o resim. Evet bakın en güzel cevabı Bonobo maymunu kendisi veriyor. Onlara gülüyor. Ben buradayım diyor ve ben değişmedim diyor. Aynısıdır, Ardi’nin aynısı.
SUNUCU: İyi günler sayın hocam. Hocam siz düşünceleri yakından takip edilen, hem Türkiye’de hem Dünyada her konuda düşüncelerine önem verilen değerli bir kanaat önderimizsiniz. Nitekim dünkü röportajınızda İran Cumhurbaşkanı Sayın Ahmedinejad’ın NBC televizyonuna yaptığı açıklamalardan bahsettiniz. Eskiden daha sert bir üslubu varken bugün daha barışçıl demeçler vermeye başlamış ve dünya çapında silahsızlanmadan yana olduklarını ifade etmiş. Açıkça görülüyor ki o da sizi yakından takip ediyor. Hocam sizce İran gelecek günlerde daha da olumlu yönde gelişir mi? Saygı ve sevgilerimle demiş Samsun’dan İlayda Değirmenci.
ADNAN OKTAR: İran boydan boya Mehdi aşığıdır. O milletin çok güzel hizmetleri olacak inşaAllah. Yani Türk milletine iltihak edecekler. Çok faydalı olacaklar inşaAllah.
SUNUCU: Geçenlerde Bilim Araştırma Vakfı üyesi arkadaşlarımızın ailelerinin yaptığı basın toplantısına www.bilimarastirmavakfi.org sitesinden izledim. Ne kadar güzel ifade etmişler size olan güven ve sevgilerini. Bir de dikkatimi çekti sizin kendilerinin özellikle sağlıkları ile ilgilendiğinizi arkadaşlarınızın da ilgilenmesini teşvik ettiğinizi anlattılar. Belirli bir yaşın üstündeki insanlar için özellikle hastalık ve ihtiyaç dönemlerindeki bu ihtimam çok önemli oluyor. Sizin şefkat ve merhametinizin ne kadar özenli olduğunu anlatıyorlardı. Benim ailemin de çok hoşuna gitti. Size sevgilerimizle bunu iletmek istedim. Safiye Albay Ereğli’den.
ADNAN OKTAR : MaşaAllah. Ben hakikaten hasta olan bir insan olduğunda, en şiddetli düşmanım olsa bütün imkanlarımı seferber edip ona yardımcı olmayı vicdanen bir görev olarak düşünüyorum. Mutlaka, kim olursa olsun. MaşaAllah.
SUNUCU : Oktar Bey de bahsetmişti siz gelmeden önce hastalık döneminde nasıl yanında olduğunuzu.
OKTAR BABUNA : MaşaAllah babamın da mesela aynı şekilde hayatının kurtulmasına da vesile oldu Hocamız. Kalbi durmuştu, gitmiyordu hastaneye. Hocamız ambulans gönderip de artık yani biraz da zorlayarak götürün demişti çünkü. O şekilde yapınca hakikaten hastaneye gitmeseymiş ölüyormuş zaten, doktorlar söyledi. Acil pil takıldı. Ameliyat oldu, hiç bir akrabası kan vermemişti. Hocamız 6 tane arkadaşını gönderdi ricacı olup. Onlar 6 ünite kan verdiler, o şekilde hayatı kurtuldu.
ADNAN OKTAR : Hakikaten çok direnmişti.
SUNUCU : Niye gitmiyor hocam?
ADNAN OKTAR : Yani gitmiyor, biz de bilmiyoruz. Bayağı uğraştık o gün.
OKTAR BABUNA : Siz olmasanız zaten gitmese, ölüyormuş zaten o gün.
ADNAN OKTAR : Zoraki gönderdik. MaşaAllah. Oktar anlat bir iman hakikati inşaAllah.
OKTAR BABUNA : Şimdi proteinler yapılıyor. Proteinler bir zincir şekilde, böyle düz bir zincir düşünün. Amino asit denen moleküllerden oluşuyor. Mesela 500 tanesi biraraya geldiğinde bir protein oluyor. Çok özel bir dizilimi var onun. Fakat bu zincir düz açık olduğu zaman hiç bir işe yaramıyor. Onun çok özel bir şekilde kendi üzerinde katlanması gerekiyor. Ama çok özel bir şekilde katlanması gerekiyor. Bunu yapan ayrı proteinler var. Ayrı proteinler o yapılan, üretilen o zincirleri kendi üzerinde özel bir şekilde katlıyor. Fakat burada çok önemli bir nokta var. O düz zincir olarak hücrenin diğer yerlerine gidebiliyor. Çünkü hücrenin içinde mesela enerji santralleri var, onların zarı var böyle. Zarın üzerinde delikler var kapılar. O kapılardan sadece düz zincir olduğu zaman girebiliyor içeri. Katlandığı zaman giremiyor. Şimdi eğer erken katlanırsa, bakın mantık olarak erken katlanırsa gitmesi gereken yere gidemeyecek ve bir işe yaramayacak gene. Doğru bile katlansa gene bir işe yaramıyor. Bu nasıl çözülmüş biliyor musunuz; diğer robot molekül, diğer protein, onu katlayan protein sadece onu çalışacağı, gitmesi gereken yerde katlıyor. Bakın muazzam bir akıl var burda. Aksi takdirde kapılardan geçip giremiyor içeri. Fakat katlarken de çok özel bir şekilde katlıyor ve hatalı olanları görüp, muazzam bir akıl göstererek onları düzeltiyor. Parçalıyorlar, ayrı bir yere gönderiyor onu. Hatalı olduğunu biliyor o robot molekül. Bütün sistemde sırf bu eksik olsa bütün sistem çöküyor. Muazzam bir akıl var burda. Robot molekülün bir aklı yok, atomlardan oluşuyor. Nerden biliyor nasıl katlaması gerektiğini. Nerden biliyor sadece çalışacağı yerde katlanması gerektiğini. Giremiyor çünkü başka türlü. Hatalı olduğunu tanıyor. Hatalı olanlarını hemen dur bu hatalı diyor, iptal ediyorlar, ayırıyorlar hemen, tekrar fabrikaya gidip yeniden biraraya getiriliyor.
ADNAN OKTAR : Doktorum anlat.
CİHAT GÜNDOĞDU : Zaten DNA’nın tek başına varlığı yaradılışı ortaya koyuyor. Kesin bir şekilde kanıtlıyor. Çünkü bir şeyin, bir ürünün olması tesadüflerle bir yere kadar açıklanabilir. Çok basit bir yapısı varsa o da. Kompleksi asla yine açıklanamaz. Ama o ürünün bir de nasıl yapılacağı tarif ediliyorsa, bilgisi varsa bir yerde ki biliyorsunuz hücrenin içinde DNA var, DNA’daki şifreler, kodlar okunarak bir üretim yapılıyor. Her bir protein o şekilde üretiliyor. O bilgi, eğer öyle bir bilgi de varsa elbetteki bilgi maddeye indirgenemez diye bütün bilim adamları bunu kabul ediyorlar ve yaratıcının varlığını kabul ediyorlar. Bakın Alman Federal Fizik ve Teknoloji Enstitüsü’nün başkanı var, yöneticisi var Profesör Doktor Warner Git şöyle ifade ediyor bu durumu: bir kodlama sistemi her zaman için zihinsel bir sürecin ürünüdür. Bir noktaya dikkat edilmelidir. Madde bir bilgi kodu üretemez. Bütün deneyimler bilginin ortaya çıkması için özgür iradesini, yargısını ve yaratıcılığı kullanan bir aklın var olduğunu göstermektedir. Çünkü tesadüflerle gerçekten mesela bir sahilde yürüyorsanız, kumsalda, neler görülebilir? İşte tesadüflerin sonucu olarak ortaya çıkabilecek şeyler var. İşte dalgalar, rüzgarlar, böyle kıvrımlar oluşturabilir, çeşitli çukurlar, yükseltiler oluşturabilir kumsalda. Ama eğer kumdan bir kaleyle karşılaşıyorsanız ve bu kumdan kale hiç öyle basit bir yapıya sahip değilse, işte kuleleri, gözetleme kuleleri varsa, kapıları varsa, hele birde üzerinde dikili bir tane bayrağı varsa hangi ülkeye ait olduğunu gösteren, elbetteki o çok kompleks bir yapıdır. Tesadüflerle asla açıklanamaz. Herkes diyecektir ki bunu bir çocuk yaptı ya da birkaç çocuk bir araya gelerek yaptı. Bir sanat eseri olarak değerlendirilir. İşte hücreye baktığımızda, hücrenin içindeki çalışan mekanizmalara baktığımızda zaten çok kompleks yapılar bunun zaten tesadüflerle oluşması imkansız. Ayrıca bir de bunun bilgisi var, nasıl yapılacağına dair bilgisi var o da DNA. Kodlanmış, kendine ait bir kodlama sistemiyle, onun bilgisi var tarifi var. Kesin bir şekilde Yaratıcının, sonsuz ilim sahibi bir Yaratıcının, Allah’ın varlığını ortaya koyan bir gerçek.
SUNUCU: Yani zaten o kadar çok insan var ki, bakıyorsunuz hiçbiri birbirine benzemiyor. Yani göz renkleri bile, mesela mavi ama mavinin milyonlarca tonu var. Bu bile iman için bir neden hani hiçbirşeye gerek kalmadan buna bile bakan insan kör olmazsa eğer bunu görebiliyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Sen çok abartılı şekilde sevimlisin sen ve çok güzel huylusun sen.
SUNUCU: Sayın hocam geçen günlerde bir röportajınızda Taha Suresi’nden ayetler açıklamıştınız. Hz Musa ve Hz Mehdi’nin benzer yönleri ile ilgili konular anlatmıştınız. Hocam acaba Hz Mehdi’nin diğer Peygamberlerimizle de benzer yönleri var mıdır? Diye sormuş Sude Tahalp Bostancı’dan.
ADNAN OKTAR: Evet var. Hadislerde de belirtilmiş. Ama o hadisleri bulmamı mı istiyorsunuz şimdi? Söyle ezberinde vardır.
OKTAR BABUNA: Evet çeşitli Peygamberlere benzerliğinden bahsediyor. Mesele Hz Yusuf’la gaybet yönünden benzer diyor, zindan yönünden benzer.
ADNAN OKTAR: Zindan evet...
OKTAR BABUNA: İnşaAllah evet. Ahlak olarak Hz Muhammed’e benzediği bildiriliyor. Ömür olarak Hz İbrahim’e benzediği bildiriliyor, uzun bir hayatının olacağı inşaAllah bildiriliyor.
ADNAN OKTAR: Doğru. Doktorum söyle..
OKTAR BABUNA: Ve sabır yönünden Hz Eyüb’e benzediği bildiriliyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Var mı aklında? Ama Oktar’ın ilmiyle senin ilmin pek kıyaslanmayacak gibi görünüyor. MaşaAllah.
CİHAT GÜNDOĞDU: MaşaAllah
OKTAR BABUNA: Allah sizi vesile ediyor, hep sizden öğrendik. Kuran’dan ve sizden inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah MaşaAllah. Çok kapsamlı hadisler var bu konuda değil mi? Çok detaylı anlatan hadisler var inşaAllah. Başka ne var sorumuz?
SUNUCU: Hocam benim merak ettiğim birşey var. Bu Yaratılış Atlası var, muhteşem birşey. Bunu bütün üniversitelere gönderdiğinizi de biliyoruz. Hocam bununla ilgili Avrupa Konseyi toplanmış. Siz gelmeden önce onu konuşuyorduk ve bunun yasaklatılması için bu atlasın, toplatılması için böyle bir girişimde bulunmaya çalışmışlar. Son durum ne? Bu atlas ulaşabildi mi kişilere?
ADNAN OKTAR: Zaten her yere ulaştığından dolayı o kadar canları yandı. Yani Atlas görevini yaptı ve ilaç etkisi de devam ediyor şu an. Çünkü bayağı ağır. Kaç kilo?
OKTAR BABUNA: 6-7 kilo. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Birçok kişinin midesine oturdu. Yani bu durdurulacak birşey değil. Durdurulamaz inşaAllah, yasaklama çözüm değil inşaAllah.
SUNUCU: Adnan hocam, sohbetlerinizi arkadaşlarla birlikte dinliyoruz, her sözünüz altın değerinde, bir arkadaşım zaman zaman vesveseye düştüğünü söylüyor. Böyle bir kişiye vesveseden kurtulması için siz nasıl bir yöntem tavsiye edersiniz diye sormuş Murat Sencan Kayseri’den.
ADNAN OKTAR: Vesvesenin çözümü Allah’a sığınmaktır, Allah’ı anmaktır. Tevekkül etmektir. O kadar. Vesvese de yine hayırla, hikmetle yaratılır. İnşaAllah.
SUNUCU: Hocam Fransa daha birkaç yıl önce ateizme destek veren bir ülkeyken şu an İslami bankacılığa kucak açan bir ülke haline geldi. Hocam basında yazılanlara göre, Paris İslami finansın Avrupa başkenti olacakmış. İslami bonolar yasallanmış yani ana konu faizsiz bankacılık. Faizlerin kaldırılması. Hocam Fransa’da son durum böyle olduğuna göre diğer Avrupa ülkeleride faizsiz sisteme geçecek diyebilir miyiz diye soruyor Almanya’dan Mehmet Yağız.
ADNAN OKTAR: Amerika’da da var o tarz çalışmalar, dünyanın her yerinde var. İngiltere’de de var. Bunlar bir aşama tabi inşaAllah.
SUNUCU: Hocam son günlerde sizin de dikkat çektiğiniz gibi bazı basın kuruluşları İran’ın nükleer silaha sahip olmasına dikkat çekip bir kargaşa yaratmaya çalıştılar. Hocam benim merak ettiğim konu, neden bu basın kuruluşları ateist siyonistlerin Gazze’de kullandığı fosfor bombalarını gündeme getirmiyor? Ortada yapılmış bir zulüm var, ölen binlerce kişi var. Eziyet, acı çekmiş kadın ve çocuklar var. Niye basın ateist siyonistlerin yaptığı bu zulmü gündeme getirmiyor sizce? Alara Oktay, Çorlu.
ADNAN OKTAR: Evet güzel söylediği söz kardeşimizin. Fakat bu konular tabi fikri planda halledilecek konular. Asıl olan İslam’ın yayılmasıdır. Türk İslam Birliği’nin oluşmasıdır. Yani tek çözüm budur. Yoksa mantıkla bir yere varamayız.İnşaAllah.
SUNUCU: Sayın hocam maşaAllah dine çok büyük ve güzel hizmetlerde bulunuyorsunuz. Allah sizleri korusun, Allah sizlere güç kuvvet versin. Size bir soru sormak istiyorum. Arkadaşlarım ve ailem, çevrem dindar kimselerden oluşuyor. Fakat bazı olaylar karşısında üzüldüklerini hatta ağladıklarını görüyorum. Bir yakınını kaybedince ya da işten çıkarılınca üzülüp, ağlamak konusunda dinimizde hüküm nedir diye sormuş Derya Yıldırım.
ADNAN OKTAR: Haram olur. Tevekküllü olacaklar. Üzülmeyin diyor Cenab-ı Allah. Ayet var. Gevşemeyin, inanıyorsanız siz hakim olursunuz, galip olursunuz diyor Allah. İnşaAllah. Haram olduğuna dair üzüntünün çok fazla ayet var. İnşaAllah. Ah severim ben seni, soruların bitti herhalde.
SUNUCU: Evet. Soruları bizlere ahirzamansohbetleri@hotmail.com’dan fikir, görüş, öneri ya da sorularınız varsa canlı canlı yazıp yollayabilirsiniz. Nefesim yettiğince hepsini hocamıza sormaya çalışacağım inşaAllah. Ve tabi www.harunyahya.tv’den de canlı olarak izleyebilirsiniz. Şu anda da Mavi Karadeniz TV ve Ekintürk TV’den canlı yayında olduğumuzu hatırlatayım.
ADNAN OKTAR: Evet maşaAllah. Bak ben bir sayfa açtım. Oktar hocam oku ve şerh et anlat inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. En baştan mı başlayayım?
ADNAN OKTAR: Evet.
OKTAR BABUNA: Bediüzzaman Hz. Mehdi'den “beklenilen o zat” ifadesiyle bahsetmektedir. “Beklenilen şahsı manevi” dememektedir. Buradaki “o zat” ifadesi, bu konuyu hiçbir tartışmaya yer bırakmayacak şekilde netleştirmektedir.Yani şahs-ı manevi değil bir zat olarak bildiriliyor çok açık. Bediüzzaman Hz Mehdi’nin bir asır sonra geleceğini belirtmektedir. “Gelme” fiili ancak bir şahıs için kullanılacak bir kelimedir ve buradan da Bediüzzaman'ın Hz. Mehdi'den bir kişi olarak bahsettiği açıkça anlaşılabilmektedir. Rivayetlerde, âhirzamanın alâmetlerinden olan ve ÂL-İ BEYT-İ NEBEVİ’DEN (Peygamberimiz (sav)’in soyundan) HAZRET-İ MEHDİ’NİN (Radıyallahü Anh) hakkında ayrı ayrı haberler var. Şualar’dan... “O zat” o zat diye başlıyor Üstad “bütün ehl-i imanın (iman edenlerin) manevî yardımlarıyla ve ittihad-ı İslâm’ın muavenetiyle (İslam birliğinin yardımlaşmasıyla) ve bütün ülema ve evliyanın (alimlerin ve velilerin) ve bilhassa Âl-i Beyt'in neslinden (özellikle Peygamberimiz (sav)’in neslinden) her asırda kuvvetli ve kesretli (çok sayıda) bulunan milyonlar fedakâr seyyidlerin iltihaklarıyla (Peygamber soyundan gelen fedakar kimselerin katılımlarıyla) o vazife-i uzmayı (büyük görevi) yapmağa çalışır.” Çok açık ‘o zat’ olarak bahsediyor, ‘şahsı manevi’ geçmiyor. Şahsın fiilleri anlatılıyor zaten.
ADNAN OKTAR: Nerede yazmış onu Said Nursi?
OKTAR BABUNA: Emirdağ Lahikası’nda yazmış. “Bediüzzaman bu sözünde de Hz Mehdi’nin bir şahıs olarak ortaya çıkacağını, ‘o zat’ ifadesi ile bir kez daha yinelemiştir. Ayrıca Hz Mehdi’nin yerine getireceği büyük görevden bahsederek onun bir şahsı manevi değil bir insan olarak iş başında olacağını ifade etmiştir.” Çok açık bir şekilde anlatıyor. Devam ediyor Üstad. “Fakat çiçekler baharda gelir. Öyle kudsi çiçeklere zemin hazır etmek lazım gelir. Ve anladık ki bu hizmetimizle o nurani zatlara (zat diyor tekrar burada) zemin ihzar ediyoruz, hazırlıyoruz (yani Hz Mehdi ve öğrencilerine).” Sikke-i Tasdik-i Gaybi’de bu şekilde yazmış. Bediüzzaman bu sözünde ahir zamanda gelecek bu kutlu şahıslar için zat kelimesini kullanmıştır, kendisinin bu kimseler için zemin hazırladığını söyleyerek Hz İsa ve Hz Mehdi’nin birer şahsı manevi olmadığını açıkça ifade etmiştir. Devam ediyor Bediüzzaman. “Ehl-i imanı dalaletten muhafaza etmek (iman edenlerin doğru yoldan sapmalarını engellemek) ve bu vazife hem dünya, hem herşeyi bırakmakla, çok zaman tedkikat ile (araştırma ile) meşguliyeti iktiza ettiğinden (gerektirdiğinden), HAZRET-İ MEHDİ’NİN O VAZİFESİNİ BİZZAT KENDİSİ görmeğe vakit ve hal müsaade edemez..” Bizzat kendisi hal, çok meşgul olduğu için, hali ve vakti müsaade etmediği için, bir taifenin araştırmalarıyla, araştırmaları ile, vakti olmadığı için onlardan yararlanıyor. Ama burada bir şahıs var yine ve vaktinin olmadığını söylüyor. Zaten onun için bir şahıs gerekiyor.
ADNAN OKTAR: Evet
OKTAR BABUNA: Bediüzzaman'ın bu sözünde kullandığı "kendisi" kelimesi de şahıs ifade eden ve Hz. Mehdi'nin bir şahsı manevi olmadığını ortaya koyan bir başka delildir. Bediüzzaman Said Nursi bu sözünde ayrıca Hz. Mehdi'nin bir şahıs olduğunu gösteren başka vurgular da kullanmıştır. Birincisi Hz. Mehdi'nin yerine getireceği bir görev vardır. Demek ki Hz. Mehdi bir şahıstır. İki Hz. Mehdi diğer görevleriyle meşgul olacaktır ve bu görevi bizzat kendisinin yerine getirebilmesi için vakti olmayacaktır. Meşguliyet ve vakit darlığı ancak bir insan için söz konusu olabilecek durumlardır. Bir şahsı manevinin meşgul olması ya da vaktinin olmaması söz konusu değildir. İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet güzel.
OKTAR BABUNA: Devam ediyor Üstad. “Elbette o kuvvet-i azîmedeki (büyük kuvvette) bir hamiyet-i âliye (yüce bir gayret) feveran edecek (coşacak) ve HAZRET-İ MEHDİ BAŞINA GEÇİP, TARİK-I HAK (hak yola) VE HAKİKATA SEVK EDECEK.” Şimdi burada da Bediüzzaman Hz. Mehdi'nin bir başka görevinin ise insanları hak ve hakikate sevk etmek olduğunu belirtmiştir. Bediüzzaman bu görevini yerine getirirken Hz. Mehdi'nin bizzat işin başına geçeceğini hatırlatarak; Hz. Mehdi'nin, bir şahıs olacağını açıkça ifade etmiştir. Devam ediyor Üstad, “... O GELECEK ZATIN ismini vermek, üç vazifesi birden hatıra geliyor, yanlış olur. ... ” (Sikke-i Tasdik-i Gaybi)
ADNAN OKTAR : Evet. “bundan bir asır sonra zulümatı (karanlığı) dağıtacak ZATLAR ise, HAZRET-İ MEHDİ’NİN ŞAKİRDLERİ (talebeleri) olabilir.” diyor. Ne zaman veriliyor bu tarih? Bu tarih veriliyor. Bakın diyor ki; Bundan bir asır sonra zülümatı karanlığı dağıtacak zatlar ise Hz. Mehdi'nin şakirdleri, talebeleri olabilir. Evet. Burdan devam et yine kısaca bu sayfayı bitirelim.
OKTAR BABUNA : İnşaAllah.
ADNAN OKTAR : Şuradan devam et.
OKTAR BABUNA: Bir asır sonra zulümatı dağıtacak Hz. Mehdi'nin şakirdleri. Birincisi; Bediüzzaman Hz. Mehdi'nin talebeleri olacağından bahsetmiştir. Hz. Mehdi'nin bir cemaati olabilmesi için, bu cemaatin başında Hz. Mehdi'nin bir şahıs olarak bulunması gerektiği çok açıktır. Yoksa bir şahıs olmadan onun cemaatinin olması da söz konusu değildir. İkincisi; Hz. Mehdi'nin bu cemaati Bediüzzamanın döneminden bir asır sonra oluşacak ve bu cemaatin vesile olmasıyla zulüm ortadan kalkacaktır. Önceki satırlarda da belirttiğimiz gibi, bu talebelerin var olabilmesi de yine ancak Hz. Mehdi'nin bir şahıs olarak varolmasıyla söz konusu olabilecektir. Üstad devam ediyor “..o vazifeleri ONUN cem'iyeti ve seyyidler cemaati yapacağını Rahmet-i İlahiyeden bekliyoruz.” Onun cemiyeti. Hz. Mehdi'nin Cemiyet-i Nuraniyesi mektubatta. Onun cemiyeti Hz. Mehdi'nin Cemiyet-i Nuraniyesi. Bediüzzaman yukarıdaki iki sözünde de Hz. Mehdi'nin talebelerinden oluşan bir cemiyeti olacağını belirtmektedir. Bu cemiyet Hz. Mehdi'nin bizzat başında olmasından oluşan şahsı manevisidir. Hz. Mehdi cemiyeti, Hz. Mehdi'nin de başında bulunacağı onun tebliğine uyup, ona tabi olan insanlardan oluşan bir topluluğu ifade etmektedir. Ancak bu topluluğu oluşturan en önemli özellik bu şahsı maneviyi oluşturan şahsın yani Hz. Mehdi'nin varlığıdır. Dolayısıyla Bediüzzaman'ın bu sözünde kullandığı Hz. Mehdi'nin cemiyeti nuranisi kavramı da yine Hz. Mehdi'nin bir şahıs olarak geleceğini göstermektedir.
ADNAN OKTAR : Evet
SUNUCU: Hocam yine Mehdi hiç evlenmemiş olacak. Çünkü hani bir de çoluk çocuk olursa hani onların üzerine bir mal varlığı mı bırakacak diye insanların aklında dünya işlerine ait soru işaretleri bulunmasın diye, bunları da biliyoruz.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah bak demek ki bütün insanlar Türkiye’de detayları çok güzel öğrenmişler ve hikmetleri de belli. Çünkü evlilik okuduğunda hakikaten mallar, oğullar, dünya akla gelir. Ama evlenmemesi onun halisane kararlılığını gösterir. Yani çoluğuna çocuğuna bir şey bırakmayı amaçlamadığını, dünyadan geçtiğini gösterir. O yüzden de Mehdi'nin çocuğu olmayacaktır. Rivayette var. İnşaAllah. Onun şahsına ait çok detaylar var.
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Neler var bildiğiniz? Yani pek bilinmeyen ama sizin bildiğiniz neler var?
OKTAR BABUNA: Bütün fiziksel özellikleri bir kere tarif ediliyor.
ADNAN OKTAR: Hadislere dayalı olarak, hadislere dayalı olarak.Yani sosyal hayatından olsun, başka kılığından kıyafetinden neler biliyorsunuz?
CİHAT GÜNDOĞDU: Mesela arabasının, atının diye geçiyor, gözleri parlar diye geçiyor. Mesela bugüne işaret eden bir şey, atı bugün binek olarak araçlar kullanılıyor ki farları var parlak bir şekilde, ona işaret edilmiş.
ADNAN OKTAR: Doğru bir.
OKTAR BABUNA: Kafkaslardan geleceği, çıkacağı, seyyid olacağı, Hz. Muhammed'in soyundan olacağı inşaAllah. Kafkaslar üzerinden olacağı bildiriliyor. Bir ismi aslandır diyor. İnşaAllah elbiseleri parlaktır diyor. Parlak elbiseleri vardır diyor.
SUNUCU : Size çok benziyor hocam.
ADNAN OKTAR : Severim ben senin güzel canını.
SUNUCU : Anlatılan şeyler gerçekten birebir...
ADNAN OKTAR: Yani benzeme birçok insanda olabilir. Ama sosyal olarak dünya çapında bir hakimiyet, Allah'ın kastettiği Mehdi tarafından yapılacaktır. Yani gayret etmekle Mehdi olunmaz. Rekabetle, yarışmayla, eğitimle Mehdi olunmaz. Ben falanca medresede eğitildim, işte falanca şeyh beni yetiştirdi. Böyle bir şey yok. O kişi doğuştan Mehdi olarak yaratılmış olması gerekir. Kaderinin Mehdilik olması gerekiyor. Onun dışında olmaz. Onun için benzeme de yeterli değildir. Tahakkuk delildir; tahakkuk etmesi, olayın meydana gelmesi, net olarak olay meydana gelir, İslam dünyaya hakim olur, bir insan vesile olur, Mesih’le beraber namaz kılarlar, imamlık yapar Mesih’e. Şimdi biz Mehdi demesek bile insanların kalbinde onun Mehdi olduğuna dair bir kanaat oluşur. Yani budur. Dilimizle söylemeyiz ama kalben anlarız. Allahualem o diyeceğiz. Ama bunun da vakti gittikçe daralıyor. Bu güzel neticenin vakti de gittikçe yaklaşıyor inşaAllah.
OKTAR BABUNA : MaşaAllah. Çok adaletli olduğu bildiriliyor inşaAllah. Çok merhametli olduğu, hakim sıfatının olduğunu bildiriyor, en büyük müctehid, hakim.
ADNAN OKTAR : Hem hakim, hem mürşit, hem kutbu azam, evet.
CİHAT GÜNDOĞDU : Evinden, evinden yönetir diyor.
ADNAN OKTAR : Evet bu sedirinden, Tevrat'ta da geçiyor. Tevrat'ta da var. Tevrat'ta çok geniş Mehdi anlatılır. Çok kapsamlı anlatılıyor. Burada var mı öyle kitap? Bir bak bakalım var mı? Tevrat'ta vasıfları çok kapsamlı değil mi Mehdi'nin, evet. Hz. Musa (a.s) Mehdi'nin vasıflarını görünce Allah'a dua ediyor. Yarabbi beni Mehdi yap diyor. Üç kere ısrar ediyor, evet. Üçünde de Cenab-ı Allah onun görevinin ayrı olduğunu, kendisinin görevinin ayrı olduğunu belirtiyor, inşaAllah.
CİHAT GÜNDOĞDU: Omuzunda nübüvvet mührü vardır diye geçiyor hadislerde, yine onun üzerinde ayrıca mersin yaprağına benzer bir nur olacağı ifade ediliyor hadislerde.
ADNAN OKTAR : Ama böyle fazla bilinmeyen bildiğiniz hadisler var mı ben onu sordum. Evet, bakın bana yanlış kitap getirmişler. Çünkü bu Tevrat'tan hikmetler ve güzel öğütler kitabı. Burada Kuran'a uygun olan, Kuran'ın anlattığı güzel ahlaka uygun olan Tevrat'taki sözleri aldık.
OKTAR BABUNA : Var hocam çıkardım ben inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. Mesela savaşların sona ermesi diyor değil mi? “Ulus ulusa kılıç kaldırmayacak, savaş eğitimi yapmayacaklar artık”, yani tatbikat da yok. Bakın; Mehdi devrinde yani askeri tatbikatlar da olmayacak diyor. “O dönemde açlık ya da savaş, haset ya da düşmanlık olmayacak, silahları yakacaklar, küçük-büyük kalkanları, yayları, okları, sopaları, mızrakları ateşe atacaklar.” Bakın sopa bile kalmayacak diyor. “Yakmak için silahları kullanacaklar. İnsanlar kılıçlarını çekiçle dövüp saban demiri, mızraklardan bağcı bıçağı yapacaklar.” Mehdi devrinde.Yani Mehdi’nin bunları yapacağını söylüyor. “Herkes kendi asmasının, incir ağacının altında oturacak. Kimse kimseyi korkutmayacak.” Bakın diyoruz Mehdi devrinde korku olmayacak. Korku kalkacak diyor. “Doğruluğun ürünü esenlik sonucu sürekli huzur ve güven olacaktır.” Huzur, güven ve esenlik. “Esenlik dolu evlerde, güvenli ve rahat yerlerde yaşayacak. Onun döneminde Kurtla kuzu birarada yaşayacak. Parsla oğlak birarada yaşayacak. Buzağı, genç aslan, besili sığır yanyana duracak. Onları küçük bir çocuk güdecek.” Tabi bu yine Mehdi’ye işaret ediyor. ‘Emzikteki bebek kobra deliği üzerinde oyanayacak, sütten kesilmiş çocuk elini engereğin kovuğuna sokacak” onun çıktığı yere. “Kimseye zarar vermeyecek, yok etmeyecek. Onları korkutan olmayacak, onları her yandan kuşatan düşmanlarından kurtarıp rahata kavuşturacağı.” Bakın. “Onu her yandan kuşatan” yani Mehdi’yi her yandan kuşatan düşmanlarından kurtarıp rahata kavuşturacağı. Mehdi demek ki her yandan kuşatılacak. İddia edilen Ergenekon Örgütü tarafından, masonluk, ateistler, Darwinistler, her taraftan kuşatılacak. Tarihler 22:09; orada geçiyor. “Felakete uğrayan çocuklar doğurmayacaklar.” Yani o zamanda felaketler olmayacak. “Kimse zarar vermeyecek, yok etmeyecek, halimler dünyayı miras alacaklar.” Yani güzel huylu, halim selim olan insanlar dünyayı yönetecekler. İnşaAllah. “Huzur ve güvenlik içinde olacaklar, insanlar oraya yerleşip güvenlik içinde yaşayacak. Şifa verecek” Mehdi’nin bir özelliği de, insanları tedavi edecek. Tedavilerine yönelik yardımcı olacak, şifa verecek. “Bol esenlik, güvenlik içinde yaşamalarını sağlayacağım” diyor. “O zaman adalet çöle kadar yayılacak, doğruluk meyve bahçesinde yurt bulacak” Her yerin meyve bahçesi olacağı anlaşılıyor. Çöle de yayılacağı; her yere gidecek diyor. “Hz. Mehdi uluslara barışı duyuracak. Yani televizyonlardan, radyolardan her yerden insanlara barışı müjdeleyecek. İnşaAllah. Onun, Hz Mehdi (a.s)’ın doğruluğu ve onun getireceği kerametler, bütün insanların onunla barış yapmalarına sebep olacak. Hz Mehdi (a.s) zamanında savaşlar olmayacak, bir millet diğer bir millete kılıç kaldırmayacak. Yani bu zaten kitap halindeydi ben bir kısmını okudum. Biraz, girsinler kardeşlerimiz internetten baksınlar. Evet, inşaAllah.
CİHAT GÜNDOĞDU : Pahalılığın artması, yoksulluğun artması bunlarda haber verilmiş Tevrat’ta.
ADNAN OKTAR : Mehdi devrinde ekonomik kriz olacak diyor Tevrat.
CİHAT GÜNDOĞDU : Cepte metelik kalmayacak diye geçiyor.
ADNAN OKTAR : Bakın Tevrat’ın izahı cepte metelik kalmayacak. Halk söylerler ya hani, cepte metelik kalmayacak diye, bu olacak diyor.
CİHAT GÜNDOĞDU : Açlık ve kıtlık olacak diyor. Mehdi’nin geleceği 7 yıllık sürenin sonucunda açlık okları gönderilecek, büyük bir kıtlık olacak.
ADNAN OKTAR : Bak 7 yıl; ben daha önce söylemiştim ya 7 yıl diye, bak Tevrat’ta da geçiyor 7 yıl olarak. Kuran’da da geçiyor. 7 yıl sürecek diyor.
CİHAT GÜNDOĞDU : “7 yıllık sürenin sonunda açlık okları gönderilecek, büyük bir kıtlık olacak ve bunda erkekler, kadınlar, çocuklar, dindar adamlar ve azizler ölecek” Talmut’ta geçiyor.
ADNAN OKTAR : Yani şu anda da insanlar, açlık yüzünden, mal yüzünden birbirlerini öldürebiliyorlar, birbirlerini katledebiliyorlar. Çıkar için.
CİHAT GÜNDOĞDU : Ümitsizliğin olacağı söyleniyor. “Mehdi tekrar kurtulacaklarına dair ümitlerini kaybetmedikçe gelmeyecek,” insanların ümitlerini kaybetmeyinceye kadar gelmeyeceği söyleniyor. Aile bağlarının zayıflayacağı haber veriliyor.
ADNAN OKTAR : Evet ümitlerini hakikaten bir çok insan kaybediyor, bu dönemde.
CİHAT GÜNDOĞDU : Mehdi’nin çağı gelmeden önceki sürede bir adamın ailesi kendi düşmanı olacak diye geçiyor.
ADNAN OKTAR : Bakın aileler çocuklarına düşman oluyorlar. Mesela ensest ilişkiye giriyorlar, mecburen bir düşmanlık oluyor, çocuk kendini koruyor. Veyahut PKK’ya çocuğunu katmak istiyor, çocukla ailesinin arası açılıyor. Veyahut aile gayrimeşru hayat yaşıyor, çocuğunu da o hayatın içine çekmeye çalışıyor, çocukla araları açılıyor. Veya ateist, dinsiz oluyor, zorla çocuğunu da kendisi gibi yapmak istiyor yine araları açılıyor. Tevrat böyle bir dönemin geleceğini belirtiyor.
CİHAT GÜNDOĞDU : Yine Mehdi’nin geleceği 7 yıllık sürenin sonunda 7. yılda savaşlar. 7 yıllık sürenin bitiminde Mehdi gelecek diye geçiyor. Savaşların artması şeklinde. Depremlerden bahsediliyor.
ADNAN OKTAR : Evet öyle çok seri anlatırsanız dikkatten kaçabilir, tek tek anlatın ki üzerinde duralım o şekilde olur, öbür türlü olmaz. 7 yıllık süre içerisinde, demek ki 7 yıllık süreler olacak, mesela 2007’de başladı ekonomik kriz. 2014’e kadar devam edecek. Ama daha önceki dönemlerde de bir çok savaşlar oldu. 1. Dünya Savaşı oldu, 2. Dünya Savaşı oldu. Ve bu muntazam devam etti. Sonra da yine savaşlar devam etti. Bu çağ hep savaşların, kavgaların olduğu dönem oldu. Bu Mehdi döneminde olmuyor, inşaAllah
CİHAT GÜNDOĞDU : Depremler şöyle tarif edilmiş. “Dünyanın temeli sarsılacak, yeryüzü büsbütün çatlaşıp yarılacak, sarsıldıkça sarsılacak, dünya yalpalayacak, bir kulübe gibi sallanacak.”
ADNAN OKTAR : Evet bu da başladı şu an. Her yerde depremler oluyor.
SUNUCU: İstanbul’da depremler olacak hep diyorlar ya İstanbulda çok büyük bir deprem olacak, daha önce de hep depremle ilgili haber veren kişi, İstanbul’da çok büyük bir depremin olacağını söyledi ama, İstanbul’da Mehdi bulunduğu için İstanbul aslında o kadar büyük sallanmayacak diye de bir inanç var.
ADNAN OKTAR : İnanç var çünkü ben söyledim. Hadislere dayandırarak söyledim. Hakikaten şu an söylemiyorlar dikkat ederseniz. Daha önce hafta sekiz, gün dokuz, herkes toplanıyordu. O deprem dedemiz başta olmak üzere, o sevimli. Artık pek konuşmuyorlar, yani olmayacak dedik. İstanbul’da o tarzda bir deprem olmayacak. Mehdi bulunduğu müddetçe mümkün değil. Onun olduğu yerde Mehdi’nin olduğu yerde deprem olmayacak diyor Peygamber Efendimiz (sav). İnşaAllah.
CİHAT GÜNDOĞDU : Irak savaşı çok detaylandırılmış Tevrat’da. “Yeşeyanın Babile Irakla ilgili bildirisi şu şekildeymiş. Araçlarıyla uzak bir ülkeden dünyanın öbür ucundan bütün ülkeyi yerle bir etmek üzere geliyor.
ADNAN OKTAR : Bakın ta Amerika’dan geldiler. Araçlarıyla diyor, bakın, bir daha oku.
CİHAT GÜNDOĞDU : “Araçlarıyla uzak bir ülkeden, dünyanın öbür ucundan bütün ülkeyi yerle bir etmek üzere geliyor.”
ADNAN OKTAR : Bakın hakikaten de Irak’ı yerle bir ettiler değil mi?
CİHAT GÜNDOĞDU : Yecüc Mecüc kavminin ortaya çıkışı haber verilmiş. “Mehdi’nin doğum sancıları o gün burada yazılıdır. Yecüc ve Mecüc savaşları o gün burada yazılıdır, bu yazılırken o günde Mecüc gelecek. Bir yerde sel olurken diğer bir yerde kuraklık olacak.”
ADNAN OKTAR : Bak aynısı oluyor şu an hakikaten. Dünyanın bir çok yerinde kuraklık var şu an, ama mesela Türkiye’de de seller oluyor.
CİHAT GÜNDOĞDU : Şu şekilde oluyor detaylı olarak. “Mehdinin geleceği 7 yıllık sürenin sonunda ilk yılda bu ayet gerçekleşecek. Bir şehrin üzerine yağmur yağdırırken, diğerinin üzerine yağmur yağdırmayacağım.”
ADNAN OKTAR : Hakikaten bazı şehirlerde hiç yağmur yağmıyor, bazı şehirlerde de sel baskınları oluyor. Ama bakın 7 yıllık sürenin sonunda olacak diyor, bu 2007’den sonra başladı. Ondan sonra barajlar dolmaya başladı. Ondan sonra yağmurlar yağmaya başladı.
CİHAT GÜNDOĞDU : “Mehdi’nin çağı gelmeden önce pahalılık artacak.”
ADNAN OKTAR : Mesela şu anda da öyle.
CİHAT GÜNDOĞDU : Açlık ve kıtlık olacağı haber veriliyor. Adaletten bahsediliyor. “Mehdi tüm hakimler ve yöneticiler gidene dek gelmeyecek.”
ADNAN OKTAR : Yani samimiyetsiz hakimler, bunlar gidecekler Mehdi devrinde inşaAllah, yani dürüst hakimler, samimi hakimler kalacak. Tamam yeterli bu kadar şimdilik. Sen Oktar hocam, iman hakikatleri anlat biraz bize bakalım.
OKTAR BABUNA: Allah’ın yaratma sanatı. Protein molekülleri var. Protein molekülleri çok ufak. Böyle milimetrenin yüzbinde, beşyüzbinde biri büyüklüğünde. Gözle görmek ne mümkün ki, çok özel mikroskoplarla bile zor görülebilen. Bunlardan bir tanesi yürüyen moleküller. Hakikaten iki tane ayağı var, bakın burada temsili olarak resmi çizilmiş böyle. İki tane bacağın ucunda ayakla bunlar gerçek anlamda yürüyor. Yani böyle pıtır pıtır pıtır yürüyor. Yürüdüğü bu yol da, o da ayrı bir protein. Bu proteinin görevi onun üzerinde yürüyebileceği bir yol açmak. Bu da onun üzerinde bakın bir de yük taşıyor. Şu kafasının üzerinde elleriyle tutmuş olduğu bir yük var hakikaten, bir kese var. Bu kesenin içinde de sinirlerimize elektrik sağlayan molekülleri taşıyor. Ve tam doğru adrese götürüyor bunu, yürüyerek götürüyor. Ellerinin üzerine almış böyle, bakın. Şöyle patır patır adımlar atarak böyle. Attığı adımlar da o kadar ufak ki, milimetrenin milyonda biri büyüklüğünde böyle.
ADNAN OKTAR: Taşıdığı yük hakkında bilgi ver ve neden taşıdığını söyle.
OKTAR BABUNA: Evet. O kesenin içinde sinirlerimizdeki iletiyi sağlayan, bir sinirden diğerine iletiyi sağlayan özel moleküller var. Gitmesi gereken yere götürüyor.
ADNAN OKTAR: Onları kim imal ediyor?
OKTAR BABUNA: Onlar da hücrenin içerisinde imal ediliyorlar. Keseye yükleniyorlar, kese buna veriliyor, sen al bunu götür diye, o da alıp onu gitmesi gereken yere götürüyor minik adımlarla. Çok minik adımlar atıyor yani, milimetrenin milyonda biri büyüklüğünde minik adımlarla götürüyor böyle.
ADNAN OKTAR: Evet. Başka bir şey daha anlat. Bu güzel bu tamam.
OKTAR BABUNA: DNA var. Şimdi DNA
ADNAN OKTAR: Bir dakika ara mı vereceğiz?
SUNUCU: Evet ufak bir reklam aramız var. Şimdi reklamlara gideceğiz. Hiçbir yere ayrılmayın. Sohbetimiz tüm hızıyla devam edecek.
MaviKaradeniz Tv ve EkinTürk Tv’den canlı yayınımız devam ediyor. Yine ufak bir hatırlatma yapmak istiyorum. www.harunyahya.tv adresinden sizler canlı olarak izleyebilirsiniz. Tabii ki yine www.harunyahya.org ya da net adresinden de hocamızın orada birçok yazmış olduğu eserlere ulaşabilirsiniz. Bilgilerine ulaşabilirsiniz, röportajlarına ulaşabilirsiniz. Mutlaka bu siteleri ziyaret edin diyorum. Bir de tabii ki ahirzamansohbetleri@hotmail.com dan şu anda canlı canlı sorularınızı, fikirlerinizi, önerilerinizi bizlere ulaştırabilirsiniz. Programımızın ikinci bölümü başlamış bulunmakta. Hocam hemen bir soru ile ben başlayayım. İyi günler Adnan hocam
Amerika’da konuşan başbakanımız Erdoğan “hepimiz ölecek miyiz? Öleceğiz. Öyleyse bu kavga niye? Bu savaşlar niye? Acaba dünyada savunmaya ayrılan para fakir yoksul ülkelerin kalkınmasın ayrılıyor mu? Eğitime sağlığa iklim değişikliğine ayrılıyor mu? Çevreye ayrılıyor mu? Kültürlerin bu noktada olgunlaşmasına ayrılıyor mu? Hayır hayır hayır “ diye konuştu. Hocam, siz daha önceden röportajlarınızda anlatmıştınız, Mehdi zamanında silah ve savunmaya ayrılan para fakire, yoksula ayrılacak, Mehdi zamanında oyuncak tabanca bile kalmayacak” demiştiniz. Hocam bu vakitler yaklaştı mı? Biz özlemle bekliyoruz.” Demiş Abbas Aktaş.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Başbakanımız da bak aynısını söylemiş. Bu çok güzel bir gelişme. İnşaAllah, maşaAllah. Tabii yaklaştı, inşaAllah.
SUNUCU: “Hayırlı günler Adnan hocam. Geçen gün Endonezya’da 7,9 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi. Aynı zamanda Pasifik Okyanusu’nda da büyük bir deprem oldu. Bu depremler ahir zamanda olduğumuzu teyit etmekte, değil mi hocam? Bir hadiste peygamberimiz (sav) “Şu hadisler meydana gelmedikçe kıyamet kopmayacaktır. Depremler çoğalacak…” (Ramuz El Ehadis 476/11) şeklinde söylüyor. Hocam inşaAllah Hz.Mehdi’nin çıkış alametleri bir bir gerçekleşmekte ki ne mutlu bize sizin anlatımlarınızla yaşadığımız dönemin önemini daha iyi anlayabiliyoruz” demiş Selma Akarsu Rize’den.
ADNAN OKTAR: Evet öyle bir hadis var. Ramuz El Ehadiste ama diğer hadis kitaplarında da var. Kütübü Sitte’de de var. Çok yaygındır. Ahir zamanda Mehdi öncesinde sürekli peş peşe olaylar var. Bunları da zaten sürekli görüyoruz, inşaAllah.
SUNUCU: “Sizin anlattığınız altınçağ, Hz.İsa’nın yeryüzüne inişi, dinlediğimizde heyecanlanıyoruz hocam. Biran önce olsun istiyoruz. Ama sabırla beklememiz gerekiyor. Hocam güzeller güzeli Hz.İsa’nın gelişi ne zaman olacak? Hz.İsa sizce şu an yeryüzünde olabilir mi?” diye sormuş Nadide Daldal Kastamonu.
ADNAN OKTAR: Bayağı az kaldı Hz.Mesih’in çıkışına, inşaAllah. Yani son dönemlerindeyiz inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah. Hocam siz bir konuşmanızda “Dikkat ederseniz evrimciler ruh konusuna hiç giremiyorlar” demiştiniz. Hocam New Scientist’in 8 Ağustos 2009 tarihli sayısından derlenen yazıyı okudum. Yazıda insanın utanınca yüzünün kızarması, rüya görmesi, sanattan zevk alması gibi tutum ve davranışlarıyla hayvan ve primatlardan ayrıldığını, ayrıldığından bahsediyor. Hocam söylediğiniz gibi evrimcilerin insanı dediğimiz, insana has utanma, kızarma, sanattan zevk alma gibi konuları açıklık getiremiyor, şiddetle bu konulara girmekten ürküyorlar. Hocam madem bu konuyu savunuyorlar, o konunun her yönüne açıklık getirmeleri gerekmez mi? Getiremiyorlar, neden, çünkü sizin dediğiniz gibi evrim yok da ondan. Kaan Kapalı, Niğde.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ama yani sırf utanmayla, şunla bunla açıklanacak gibi değil. Beynin içerisinde bir kere pırıl pırıl bir hayat var. Değil mi? Renk var, yani renk oluşuyor beynin içerisinde. Dışarıda renk yokken beyin renk oluşturuyor. Allah o beyni vesile ediyor. Dışarıda ışık yokken, bakın ışık yok dışarıda, dışarısı karanlık, beynin içinde ışık oluyor. Yani büyük bir olay bu. Bir de bunu gören biri var. Yani bu utanmanın çok çok üstünde yahut kızarmanın çok çok üstünde. Çok büyük bir olaydır bu; gören biri olması. Sesi duyan birisi var. Mesela masanın sertliğini hisseden birisi var, ıhlamurun tadını hisseden birisi var. Gülün kokusunu hisseden birisi var. Yani bu çok dehşetli bir şey, muazzam bir şey. Mesela limon kokusu biliniyor. Ama dışarıda limon kokusu diye bir koku yok. Dışarıda kimyevi gazlar var. Başka bir şey yok. Değil mi? Ve onların meydana getirdiği titreşimler var. Mesela gül bahçesine giren, ne kadar mis gibi güzel gül kokuyor diyor, dışarıda öyle bir gül kokusu yok. Tabii. Meydana gelen bir kimyasal gaz var. O buruna geliyor, titreşim meydana getiriyor, elektrik titreşimi, elektiriği meydana getiriyor. O elektrik beyne gidiyor. Beyinde gül kokusu oluşuyor. Bu çok harika bir şey.
SUNUCU: Hocam mesela güneş sarı değil de mavi olarak da algılanabilirdi değil mi? Bunu tamamen Allah’ın beyne verdiği emirle o şekilde
ADNAN OKTAR: Güneş simsiyah karanlık. Yani zifiri karanlıktır, simsiyah karanlıktır. Beyinde pırıl pırıl bir aydınlık olarak görülüyor. İşte bu ruh, değil mi? Yani güneş sadece dalga yayan bir kitle. Dalga yayıyor o kadar. Biz onu o şekilde görüyoruz. Müzik de öyle, mesela CD çalar da müzik dinliyoruz, dışarıda müzik var diyoruz. Böyle bir şey yok, dışarıda sadece titreşim var. Yani mutlak sessizlik vardır uzay, dışarıda. Beynimizin içinde oluyor ses. Çıt yoktur dışarıda. Mesela sessiz film gibidir dışarısı, hani vardır ya eski filmler onun gibi, sessizdir. Ve siyah beyazdır, renkli değildir. O da beyaz da, o da yok beyaz da, ben insanların anlaması için diyorum. Sadece karanlık vardır. Ama bir de bakın Allah’ın gösterttiği şu ihtişama bakın. İşte bunu gören varlığa ruh diyoruz. Bunu Darwinistler açıklayamaz tabii. Yani bu konuya zaten daha hiç girmedik biz, inşaAllah.
SUNUCU: Allah’a dua ederken samimiyet ve içtenliğimizi nasıl arttırabiliriz, hocam diye sormuş Cansu Enver, Trabzon’dan.
ADNAN OKTAR: Samimi olmaya gayret etmek lazım. Samimiyetin ucu bucağı yok. Ama samimiyette insan hep çıkarlarıyla çatışır hep samimiyet. Buna rağmen samimi olmak lazım. Mesela insan hapsedilebilir, baskı görebilir, hakarete uğrayabilir, mesleğinden atılabilir, aç susuz kalabilir. Samimi olduğu için. Buna rağmen samimi olacak insan. Bitti mi soruların?
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR: Sen ne şahane şeysin sen. MaşaAllah. Biraz hukuk dersi mi yapsak? Herhangi bir mahkemenin herhangi kararları olarak size biraz hukuk dersi yapayım. Yani x bir mahkeme, x yargılananlar yani genel olarak vatandaşlarımızın hukuk bilgisi olması açısından önemli bunlar. Yerel mahkeme heyetinin aynı iddianame ve aynı iddialarla toplam 42 yargılananın, yani yargılanan 42 kişinin, 23 kişisini TCK’nın 313. maddesinden, 19’unu da TCK’nın 220. maddesi üzerinden yargılamış olması, mesela bozma gerekçesidir. Yani, bir mahkemede yarısı kanunun bir başka maddesinden, yarısı bir başka maddesinden yargılanıp netice alınıyorsa kararda bozma gerekiyor. Evet. Aynı mahkemenin, aynı iddianame ile yargılanan kişilerin bir kısmı hakkında beraat, yani bunlar suçsuz diyor, mesela üçte biri diyelim suçsuz, bir kısmı hakkında zaman aşımı, geriye kalanların tamamı hakkında ise ceza kararı vermişse, bu da bozma gerekçesidir. Böyle olaylar oluyor Türkiye’de ve bu şekilde neticeleniyor, inşaAllah. Mesela, yerel mahkemede yargılanan kişilerden birinin yargılanmasının mahkeme heyeti tarafından unutulmuş olması, yani unutuluyor bir kişinin yargılanması, bu durumun yargılananlar tarafından hatırlatılmasına rağmen mahkemenin devam etmesi, yani bu kişiyi yargılamamada devam etmesi, bozma gerekçesidir. İnşaAllah. Mesela bir mahkeme, müştekilerin önce kendi rızalarıyla şikayetlerini geri aldıklarını söyleyerek beraat veriyor. Diyor ki, falanca falanca kişiler, şikayetlerini kendi gönülleriyle almışlardır. İstekleriyle samimi olarak almışlardır. Bu nedenle ben bu kişilere beraat veriyorum diyor, mahkeme. Sonra diyor ki, sonra aynı müştekilerin şikayetlerini sanıkların baskısıyla geri aldıklarını iddia ederek geri kalan kısmı için, mesela ikinci kısım için de bu sefer, “sanıklar baskı yaptı, o yüzden bu kişiler şikayetlerini geri aldılar” diyerek, ceza verirse, mahkumiyet kararı verdiyse, bu da bozma gerekçesi oluyor. Çünkü bir bütün düşünelim, yani yüz kişilik bir bütün... Elli kişi var, bu elli kişi de, yani yüz kişinin tamamından bu kişilere diyorlar ki, “biz şikayetçi değiliz. Bu yanlış anlaşılma oldu, şu nedenden oldu, biz tehdit altında ifade verdik. veyahut, kızdığımız için ifade verdik. böyle birşey yoktur.”diyorlar. Yüz kişi için. Mahkeme de ilk 50 kişi için, bunu gerekçe göstererek beraat veriyor bu kişilere. Sonraki elli kişi için de vazgeçiyor, yok diyor. Size de ceza veriyorum, diyor. Yani bu kişilere; çünkü siz baskı yaptınız diyor. Ama daha önce baskı yapmadınız diyor. Sonra da baskı yaptınız diyor ve ceza veriyor. Bu da bozma nedenidir. Yani, böyle bir hukuk köşemiz olsun. Hukuk saatimiz olsun. Böyle genel olarak bir hukuk bilgilendirmesinde fayda var. İnşaAllah. Mahkemenin sanıkları yeni bir kanun maddesi üzerinden yargılama yapmaya başlamasına rağmen, ek iddianame hazırlanmaması da bozma gerekçesi. Mesela, mahkemenin, bak, sanıkların yeni bir kanun maddesi üzerinden yargılama yapmaya başlamasına rağmen, ek iddianame hazırlamaması bozma gerekçesi. Çünkü önce, 4422’den yargılıyor, değil mi? Sonra vazgeçiyor, mesela 313’ten yargılıyor veyahut 220’den yargılanıyor. Böyle olduğunda mutlaka ek iddianame gerekiyor. Ek iddianame yoksa bozma gerekçesidir bu. Mahkemenin sanıkları yeni bir kanun maddesi üzerinden yargılama yapmaya başlamasına rağmen, yargılananlara ek savunma hakkı tanınmaması bozma gerekçesidir. Bakın, yeni bir kanun maddesi üzerinden yargılamaya başlıyor mahkeme. Fakat ek savunma hakkı vermiyor. Ne oluyor? Bozma gerekçesidir. Sanıkların yargılandıkları kanun maddesi değişmiş olmasına rağmen, mahkemenin bunu sanıklara bildirmemesi. Yani, hangi kanun maddesi değişti, mesela 4422 iken, 220’ye geçtiyse mahkeme. Bunu sanıklara bildirmediyse. Sorulduğu halde mahkemenin bu soruyu cevapsız bırakmış olması durumunda, soruluyor, biz diyorlar, hangi kanun maddesinden yargılanıyoruz, bunu öğrenmek istiyoruz diyorlar. Mahkeme bunu söylemiyor. Ve yargılananların hangi konuda savunma yapacaklarını bilmemeleri, bozma gerekçesidir. Bu böyle, evet. Mahkeme süresince yargılanan kişilerin hiçbirine savunma hakkı ve imkanı bulunmaması, verilmemesi, avukatların savunma taleplerinin mahkemece reddedilmesi, bozma gerekçesidir. Bu da bir hukuk bilgisi. Bu konular bugünlük yeter. Ama yani yaklaşık yüz maddeye yakın, size bozma gerekçesi öğreteceğim, anlatacağım. Hukuk bilgisi olarak bileceksiniz inşaAllah. İlk altmış tanesini böyle yavaş yavaş anlatacağım. Hukuk bilgisi önemlidir. Her vatandaşa, herkese gerekir. Biz de bunları anlatacağız. Yaklaşık yüze yakın bozma gerekçesi anlatacağım. İhtiyacı olan vatandaşlarımız, mahkemesi olan vatandaşlar, bu bilgiyle karşılaştıklarında inşaAllah Yargıtay’da bunun bozulması gerektiğini bilecekler. Ama tabi karar yüce yargınındır. Ama böyle bir durum var inşaAllah. İnşaAllah. Evet. Bakın dediğim kitap nihayet gelmiş. Hazreti Mehdi, Hazreti İbrahim neslindendir. Evet. Ama sen bize biraz, iman eden bilim adamlarının düşüncelerini anlat bize.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Bir kere, tarihte baktığımız zaman, şunu görüyoruz, hakikaten en önde gelen bilim adamlarının tamamı Allah’a iman etmişler. Birkaç tane örnek verelim, mesela, çok tanınmış herkesin bildiği bilim adamlarından Galilei var. Modern astronominin kurucularından kabul ediliyor. Diyor ki Galilei, “Tabiat hiç şüphesiz Allah’ın, hiç vazgeçemeyeceğimiz, okunması gereken diğer bir kitabıdır.”
ADNAN OKTAR: Yani bütün bu alem, Allah’ın bir kitabıdır. Değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet, kitabıdır diyor, evet.
ADNAN OKTAR: Hücreler, moleküller, insanı yapanlar... Fosiller. Bitkiler. Ağaçlar. Meyveler. Çiçekler, arılar, kuşlar. Hepsi, Allah’ın bir kitabıdır. Evet.
OKTAR BABUNA: Kepler var. O da çok ünlü bir, astronuminin kurucularından olarak kabul ediliyor. Diyor ki, “Tabiat kitabına göre biz astronomlar, Yüce Allah’ın din adamları olduğumuzdan, bizim Allah’ın şanını konuşmamız gerekir.” diyor. Yani, bilim adamlarının Allah’ın şanını konuşması gerektiğini söylüyor. İsac Newton var. Bu da tarihin en ünlü fizikçilerinden kabul ediliyor. Einstein’la birlikte. Bakın, Newton diyor ki, seyircilerimiz dikkat etsinler, “Allah sonsuz ve mutlaktır. Gücü sınırsızdır ve her şeyden haberdar olandır. Varlığı sonsuzluğa dayanır. Her şeyi yönetir. Yapılan ve yapılacak olan her şeyi bilir. O sonsuz ve sınırsızdır. Daimidir ve vardır. Varlığı daimidir, her yerde mevcuttur. Her zaman ve her yerde var olmasıyla, o tüm zamanı ve aralıklarını yaratır. Biz O’nu en akıllıca ve mükemmel işleyen ustalıklarından tanırız. Kulları olarak O’na saygı duyuyoruz, ve inanıyoruz.”, maşaAllah, tam iman etmiş.
ADNAN OKTAR: Şimdi sen üç tane bilim adamı saydın değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet
ADNAN OKTAR: Bir daha say isimlerini..
OKTAR BABUNA: Galile, Kepler ve Newton.
ADNAN OKTAR: Ben Marsksistlerin kitaplarına baktığımda, Darwinistlerin kitaplarına baktığımda, ısrarla bunları anlattıklarını, bu alimleri anlattıklarını, övdüklerini görüyorum ve kapsamlı olarak, ateist propoganda yaparken onlardan bahsettiklerini görüyoruz. Ama bu kişilerin, Allah’a imanları hakkında hiç bilgi vermiyorlar. Verse zaten kendi kendini bitirmiş olacak o anlamda. Ve değil mi, o Marksist düşünce, veyahut Darwinist düşünce bitecek. Bakın onların kitaplarına bol bol bahsederler bu alimlerden. Ama Allah’a inançlarından bahsetmezler. Devam et.
OKTAR BABUNA: Mesela Albert Einstein. Yani, 20. yüzyılın en büyük fizikçisi, diyor ki, “Derin bir imana sahip olmayan, gerçek bir bilim adamı düşünemiyorum. Bu durum şöyle ifade edilebilir. Dinsiz bir bilim topaldır. Bilimle ciddi şekilde uğraşan herkes, tabiat kanunlarında bir ruhun, insanlardan daha üstün bir ruhun olduğuna ikna olur. Bu yüzden, bilimle uğraşmak insanı dine götürür. Ben kendimi son derece dindar kişiler arasında görüyorum. Gerçek din, gerçek hayattır. İnsanın ruhuyla dolu dolu yaşamasıdır.”
ADNAN OKTAR: Kim diyor bunu?
OKTAR BABUNA: Albert Einstein söylüyor.
ADNAN OKTAR: İnsanların çoğu biliyor mu bu konuları?
OKTAR BABUNA: Bilmiyor kimse...
ADNAN OKTAR: Bilmiyor değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet, çok az kişi biliyor.
ADNAN OKTAR: Marksistlerin kitaplarına bakıyoruz, yine Einstein’dan yazıyorlar. Evet, devam et.
OKTAR BABUNA: Max Planck var. Kuantum fiziğinin kurucularından. Çok ünlü birisi o da. Ünlü Alman fizikçi. Diyor ki, “Hangi sahada olursa olsun. Bilimle ciddi şekilde ilgilenen herkes, bilim mabedinin kapısındaki şu yazıyı okuyacaktır. İman et, iman bilim adamlarının vazgeçemeyeceği bir vasıftır.” MaşaAllah.
SUNUCU: Çok güzel açıklamış.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bunlar, en önde gelen bilim adamları bir de yani, bunlar böyle sıradan kişiler değil. Yani biri kuantum fiziğinin kurucusu, öbürü modern fiziğin kurucusu, öbürü astronominin kurucusu. Mozart da çok tanınmış bir müzisyen bakın diyor ki Mozart, “Allah’ın yaratışı ne kadar garip görünse de mutlaka onda bir hayır vardır. Hiçbir doktor, insan kazara hayatı veremez ya da alamaz. Ancak Allah hayatı verir ve alır. Allah’ın rızasına tam anlamıyla teslim olalım. Bu bizim için en hayırlısıdır. Allah’ın yarattığı mutlaka en güzelidir.”
ADNAN OKTAR: Mozart diyor değil mi bunu?
OKTAR BABUNA: Mozart diyor bunu, evet.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah. Mesela Stephen Hawking var, bunu da hep böyle ateist gösteriyorlar, bakın diyor ki Hawking’in çok önemli bir şeyi var burda ifadesi, “Benim bilim yoluyla içimdeki güçlerle bulduğum Allah, mutlak Yaratan’dır, tek Yaratan, ortağı ve benzeri olmayan, herşeyin üzerinde bir tekillik. Benim Allah’ım, sizin beyinlerinizdeki sahte tanrıları, yani üçleme inancını da yaratandır. Fizik kuralları Allah’ın evrenin yaratılışını bize anlattığı bir dildir”.
ADNAN OKTAR: Net iman eden bir insan ifadesi bu değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet. Anthony Flew var, bu ateistlerin lideriydi. Yani 20.yüzyılda seksen dört yaşında bakın dedi ki; bütün hayatı boyunca ateist olarak kalıyor seksen dört yaşına kadar, diyor ki seksen dört yaşında: “DNA araştırması, yaratılışın ardındaki Yaratıcıyı gösteriyor. Biyologların araştırmaları gösteriyor ki; DNA’nın inanılması güç dizilimi ve bunun yaşam için kesin gerekliliği bir Yaratıcı’nın olmasını mecbur kılıyor. Muhakkak benden etkilenmiş insanlar olabilir. Bu konuda verdiğim hasarı telafi etmek için elimden geleni yapacağım”.
ADNAN OKTAR: Ateist yaptığım insanları yeniden dine döndürmek için gayret edeceğim diyor.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Francis Collins, bu da belirli bir dönem hayatında ateist, insan genom projesinin başındaki en üst düzey bilim adamı. Bakın diyor ki;
ADNAN OKTAR: Nedir bu insan genom projesi?
OKTAR BABUNA: İnsanın DNA’sının diziliminin araştırıldığı, bütün harflerini belirleyen bir proje. Yaklaşık 10 küsür yıl sürdü.
ADNAN OKTAR: Bu heyetin başındaki en yetkili kişi bu?
OKTAR BABUNA: Evet en yetkili kişi.
ADNAN OKTAR: Evet, buyrun evet anlat.
OKTAR BABUNA: “Bu Allah’ın bana verdiği bir görevdi. Birçok bilim adamı Allah’a inanır, fakat bu konuda sessiz kalmayı tercih ederler. Ben de bir zamanlar bir ateisttim. Fakat doğada bulduğum Allah’ın varlığını gösteren delillerden şaşkına döndüm.” Genleri görünce, DNA’yı...
ADNAN OKTAR: Bak şaşkına döndüm diyor, yani geni kim incelerse incelesin genleri, kromozomları kim incelerse incelesin, şaşkınlıktan şaşkınlığa düşer, hayretler içinde kalır ve mutlaka iman eder. Sırf kromozomu incelese. Onu söylüyor değil mi? Ne diyor bir daha oku bakayım.
OKTAR BABUNA: “Bu Allah’ın bana verdiği bir görevdi. Birçok bilim adamı Allah’a inanır, fakat bu konuda sessiz kalmayı tercih ederler.”
ADNAN OKTAR: Bu önemli, yani birçok bilim adamı normalde Allah’a inanıyor diyor. Ama kendilerini belli etmiyorlar diyor.
OKTAR BABUNA: “Ben de bir zamanlar bir ateisttim. Fakat doğada bulduğum Allah’ın varlığını gösteren delillerden şaşkına döndüm.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
CİHAT GÜNDOĞDU: Başka bilim adamları da var. Mesela modern kimyanın kurucusu Robert Boyle var. Şöyle diyor; “Şanı tabiatı yaratana verin, insanlığa iyilik getirmek için bilgiyi kullanın” diye söylüyor. Başka bir sözünde ise canlılardaki mükemmelliğin Allah’ın varlığını açıkladığını şöyle ifade ediyor, diyor ki; “dünyadaki mevcut sistemin mükemmel bir şekilde planlanmış olması, özellikle de hayvanların sahip oldukları ilginç özellikler, duyular ve hayranlık uyandıran yapıların hepsi, tarih boyunca düşünürlerin Allah’ın varlığını kabul etmelerine neden olmuştur” diye ifade ediyor. Bu modern kimyanın kurucusu. Başka bir bilim adamı, mesela, elektrik konusundaki yaptığı çalışmalarla tanınan Michael Faraday, ünlü Faraday diye bilinir kendisi. Şöyle diyor “Dünyayı tek bir Yaratıcı yarattığına göre, bütün tabiat bir bütünün parçaları olmalı” diye sonuca varıyor. Yine ünlü bir bilim adamı, termodinamiğin birinci kanunu bulan kişi, James Prescott Jule, Jule diye bilinir. Şöyle söylüyor, “Allah’ın isteklerini öğrendikten ve itaat ettikten sonra yapacağımız diğer şey, O’nun aklını, gücünü ve iyiliğini yaptığı işlerin kanıtından bilmektir. Tabiat kanunlarını bilmek, Allah’ı bilmektir” diye sonuca varmış.
ADNAN OKTAR: Bakın bütün ünlü bilim adamları değil mi, araştırmacılar, mutlaka Allah’a inanıyorlar ama insanların bundan haberi olmuyor. Tabi, çünkü baskı oluyor, mahalle baskısı oluyor, o yüzden kendilerini sezdirmek istemiyorlar. Ama özgür ortamda imanlarını açık açık ifade ediyorlar. Tabi.
CİHAT GÜNDOĞDU: Mesela , İngiltere’deki pek çok üniversite şu an her ne kadar ifade etmeseler de rahipler tarafından kurulmuştur. Dindar bilim adamları tarafından kurulmuştur. Kilise tarafından kurdurulmuştur. Mesela Cambridge Üniversitesi’nin amblemine bakıldığında orada şu şekilde bir Latince ifade var; “Rabbim benim ışığımdır” yazar. “Rabbim yolumu gösteren ışıktır” diye bir ifadeleri vardır. Herkesin gözü önündedir o.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Başka alimlerden kimler var aklınıza gelen?
OKTAR BABUNA: İslam alimlerini söyleyelim mi hocam, onuncu yüzyılda yaşamış, bütün modern bilimlerin kurucuları, Müslüman alimler.
ADNAN OKTAR: Evet, anlat.
OKTAR BABUNA: Mesela İbn-i Sina var, onuncu yüzyılda bilimde muazzam bir yükseliş meydana geliyor. Bu da pek bilinmez, modern bilimlerin kurucuları aslında Müslüman bilim adamları. Mesela İbn-i Sina var Avicenna ismiyle tanınıyor Batı’da. Modern tıbbın kurucusu, tıp kitabı, bakın sekizyüz sene Avrupa’da standart tıp kitabı olarak okutuluyor, İbn-i Sina’nın kitabı. Modern tıbbın kurucusu. Bunun dışında İbn-i Heyzem, ondan sonra modern optiğin kurucuları, anatominin kurucularının tamamı Müslüman. Yani uzun bir liste var hatta okuyabilirim de şuradan size. Tamamı Müslüman bilim adamları, anatomiyi kuruyorlar, ondan sonra kalp üzerinde yaptıkları araştırmalar, optik biliminin kurucusu Müslüman bir bilim adamı, modern tıbbın kurucusu Müslüman bir bilim adamı, modern fiziğin kurucusu Müslüman bir bilim adamı. Muazzam bir yükseliş var çünkü gerçek anlamda Allah’a iman etmiş Müslümanlar hepsi bilim adamlarının. Gerçek anlamda bilimi kuruyorlar. Batı ondan sonra onun devamını alıyor, getiriyor.
SUNUCU: İlk kurucunun zaten hep Müslüman olduğunu biliyoruz ama Müslüman oldukları için zaten önü kesiliyor, hep bunları sanki yabancılar bulmuş gibi, birşey yapıyor ama hepsinin başlangıcı zaten Müslüman adamlar.
OKTAR BABUNA: Tabi tabi. Tamamı Müslüman bilim adamları.
CİHAT GÜNDOĞDU: Özellikle dokuzuncu yüzyılda Bağdat bir ilim merkezi olarak kabul ediliyor. Orada pek çok bilim adamı var. Mesela Müslüman bilim adamlarından isim vermek gerekirse, cebir ilmini biliyorsunuz matematik, Cabir Bir Hayyam O’nun ismiyle anılır, cebir diye kullanılır yurtdışında da. El- Harezmi var, yine asrın matematikçi ve astronom coğrafyacı bilim adamı. Sabit Bin Kurra var, yine matematik astronomi ve tıp konularında uzman. El – Battani var matematik, astronomi yine coğrafya bilim adamı. Zehravi, İbn-i Heyzam bu şekilde devam ediyor, Biruni...
OKTAR BABUNA: Birunu astronomi kurucularından, matematik de Sabit bin Kurra var, Battani matematik biliminin, Kindi fiziğin mesela kurucularından.
ADNAN OKTAR: El-Kindi...
OKTAR BABUNA: El- Kindi, evet. Zekeriya Kazvini kalp ve beyin üzerine çok önemli çalışmaları var, onun devamı zaten ondan öğrendikleriyle devam ediyorlar. Abdullah Müstefi El-Kazvini anotomi biliminin kurucusu. Bütün modern bilimleri kuranlar Müslüman bilim adamları. Onuncu yüzyılda yaşamış, o dönemde yaşamış olanlar.
CİHAT GÜNDOĞDU: Zaten Batı’da özellikle Endülüsü, Endülüsten Batıya aktarılıyor bütün bu bilgiler. Arapça kitapları çevirdikten sonra Avrupalı dillere tercüme ederek modern bilim, bugünün modern diye söylenen bilimi yeşeriyor Avrupa’da.
OKTAR BABUNA: Bakın bu da şundan kaynaklanıyor çok önemli, hocamızın bir kitabı var ‘Kuran bilime yol gösterir’ diye, onu mutlaka okumak gerekir. Gerçek anlamda Kuran bilime yol gösteriyor. Allah’ın emri, çünkü Allah; “Bakmıyorlar mı o deveye, nasıl yaratıldı?” şeytandan Allah’a sığınırım mesela diyor bir ayette. Gökyüzüne bakmayı,araştırmayı, etrafı derin derin düşünmeyi, mesela şeytandan Allah’a sığınırım bir ayette Allah; “Onlar ayakta iken, otururken ve yanları üzerine yattıklarında göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler” diyor ve “derler ki Rabbimiz sen bunu boşuna yaratmadın”. (Al-i İmran Suresi,191) Yani düşünmeyi emrediyor Allah ve bilimin de bir amacı olduğunu bildiriyor Allah ve bilimin amacı da Allah’ı tesbih etmektir, Allah’ın sonsuz aklını, sonsuz sanatını kavramak için vardır. Hakikaten biz baktığımız zaman, mesela genlere bakıyoruz, atoma bakıyoruz, etrafımıza bakıyoruz, gökteki yıldızların, dünyanın, gezegenlerin hareketlerine bakıyoruz, Allah’ın sonsuz sanatını ortaya koyuyor, muazzam bir yaratılış var detaylar içinde. Mesela atomlardan bir örnek vereyim müsade ederseniz. Atomları insanlar böyle zannedilir, ama aslında atomların görüntüsü böyle değil. Bakın burda görüyoruz, çekirdek var ve etrafında elektronlar var. Fakat elektronların düzgün yörüngeleri yok. Yedi kat yörüngeleri var ama düzgün değil yani belirli bir sistemle hareket yapmıyorlar. Ve nasıl bir hızla hareket ediyorlar biliyor musunuz, saniyede bin ile 100 bin kilometre arası. Bakın bu aklın kavrama sınırlarını zorlayan birşey çünkü hareket ettikleri boşluk milimetrenin milyonda biri.
ADNAN OKTAR: Süratini bir daha söyle bakayım.
OKTAR BABUNA: Saniyede 100 bin kilometre sürate çıkabiliyorlar.
ADNAN OKTAR: Ve yani nerde yörüngesi yedi kat yörünge üstünde gidiyor bunlar, öyle mi hareket ediyorlar?
OKTAR BABUNA: Herbirinin yörüngesi var, fakat düzgün bir yörünge, düzgün bir hareketi yok.
ADNAN OKTAR: Yani o dönerken düzgün bir yapı içerisinde değil, yani böyle şöyle her yöne dönüyor. Ama birbirlerine çarpmıyor bunlar.
OKTAR BABUNA: Hiç çarpışmıyorlar.
ADNAN OKTAR: 100 bin kilometre hızla giderken ve yedi katlı yörünge olsa, çok fazla böyle arabayla beraber dönseniz, çarpmadan dönmek mümkün mü? Bakın saniyede 100 bin kilometre, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Ama çok daha küçük tabi bu resimde göründüğünden elektronlar, şimdi çok önemli bir konuya geliyoruz bakın, bir kere burda çekirdek de hareket ediyor yani çekirdek sabit değil, elektronlar hareketli fakat asıl şimdi önemli konuya geliyoruz bakın, dışarıda renk yok, yani bizim gördüğümüz rengarenk bir dünya görüyoruz. Her türlü renk var değil mi? Derinlik, 3 boyut böyle şekil, dışarıda renk yok. Atomlar tamamen renksiz. Çok daha önemlisi dışarıda ışık da yok. Kapkaranlık, biraz önce hocamız zaten anlatmıştı. Gerçek anlamlı ışık yok ama, kapkaranlık dışarısı. Çünkü atomların ışık özelliği o foton dedikleri minicik şeyler var ya, onlar beyinde elektrik sinyaline dönüşüyor. Elektrik sinyalinden renk oluşturuluyor.
CİHAT GÜNDOĞDU: Algı olarak var.
OKTAR BABUNA: Algı olarak var. Dışarıda dolayısıyla renk yok dışarıda. Kapkaranlık dışarısı. Bir de elektronların boyutunu anlamak açısından; bakın çekirdeği dünyanın büyüklüğüne getirsek, büyütsek yani o minicik çekirdeği, elektron ancak elma büyüklüğünde olabiliyor. Dünyayla elma, kıyaslayın bunu. Bu kadar bir fark var çekirdekle elektronlar arasında.
ADNAN OKTAR: Sırf atomun yapısı bile insanların iman etmesi için yeterlidir. Bak 15 milyar yıl olduğu söyleniyor değil mi kainatın başlangıcından bu yana, mesela demir atomu diyelim, 15 milyar yıldan beri dönüyor, çekirdeğin etrafında elektronlar, dönüyorlar. Bunların benzini yok, yani enerji alacak bir yeri yok. 15 milyar yıl yani değil mi artık ne olur bir düşünün. 100 bin kilometre hızla...
OKTAR BABUNA: Hiç çarpışmadan...
ADNAN OKTAR: Hiç çarpışmadan on beş milyar yıldan beri dönüyorlar. Bu ne demek bu? Ve bakın hiçbir yerden takviye yok. Hiç birşey yok, kendi içinde. 100 bin kilometre hızla ve hiç çarpmadan özenle sürekli dönüyorlar. Dönerken de çok düzgün sesler çıkarttıkları düşünülüyor. Yani duyulmayan, insanların duymadığı çok düzgün ve güzel sesler çıkarttıkları düşünülüyor.
OKTAR BABUNA: Bir de sizin bir örneğiniz vardı, müsade ederseniz hocam. Mesela yakıyorsun birşeyi, gene hiçbir şey olmuyor, atom elektron devam ediyor. Dumanın içinde, duman oluyor diyelim mesela böyle. Üzerine balyozla vuruyorsun, muazzam bir çarpışma, göktaşı düşüyor, gene birşey olmuyor.
ADNAN OKTAR: Mesela tabi, demir atomu mesela demiri alıyorlar, örsün üstüne koyuyorlar, çekiçle vuruyorlar. O yüzbin kilometre hızla dönmeye yine devam ediyor, hiç umursamaz. Ateşe sokuyorlar demiroksit oluyor, hiç etkilenmez. Ne yaparsan yap yani. Mesela gaz haline geçiyorlar yine farketmiyor. Gökten yine geliyor, yağmurla yere düşüyor, toprağın altına giriyor yine farketmiyor. Çiçeğin içine giriyor, çiçeğin içinden başka bir eşyanın mobilyanın içerisine giriyor. Mobilya mesela yanıyor, yine gökyüzüne çıkıyor, bir gıdanın içerisine gidiyor, gıdayla insana giriyor, insanın vücuduna giriyor. O habire yüz bin kilometre hızla dönmeye yine devam ediyor ve hiç umursamıyor. 15 milyar yıldan beri bu devam ediyor. Evet, maşaAllah. Doktorum anlat...
CİHAT GÜNDOĞDU: Demir demişken, insan vücudunda demir her yerde kullanılan birşey, DNA’nın fonksiyonlarında kullanılıyor, biliyorsunuz hemoglobinin içinde var, vücuttaki bütün hücrelere hemoglobin oksijeni taşıyan bir protein. Ve bu alyuvarların içinde var, mesela alyuvarların yüz yirmi günlük bir ömürleri var. Bunlar ömürleri sona yaklaştığı zaman dalakta mesela yakalanıyorlar eskidikleri farkedildiğinde. Yüzyirmi gün dolduğu zaman onlar yakalanıyor ve içlerindeki demir tekrar kullanılmak üzere depolanıyor. Şimdi depolanmaları da çok ilginç, depolanmaları için ferritin denilen özel bir protein var. Bir tane ferritin proteini içinde yaklaşık iki bin ile üç bin demir atomu saklayabiliyor yani depoluyor. Şimdi depolama çok üstün bir akıl gerektiren bir durum, değil mi, niye depolarsınız birşeyi, çünkü ileride kullanmak üzere depolarsınız. Kıymet verdiğiniz, değer verdiğiniz birşey yok olmasın kaybolmasın diye depolarsınız, öyle değil mi? Bakıyorsunuz zaten insan vücudunda böyle bir mekanizma var. İşte bu Allah’ın yaratmasının sonucu var. Yani biz bunu akletmedik, biz bunu, böyle bir protein üretelim demedik. Ya da o ferritin denen protein tesadüfler sonucu zaten oluşamaz. On üzeri dokuzyüz ellide bir ihtimal, tek bir, herhangi bir proteinin tesadüfler sonucu oluşması ki, yüz bin çeşit protein olduğunu söylüyoruz. Her bir proteinin yüz bin çeşit protein on üzeri dokuz yüz elli de bir, her birinin oluşma ihtimali, vücudu meydana getirmesi, zaten imkansız kere imkansız kere imkansız, öyle gidiyor.
OKTAR BABUNA: Bir de o demirin şimdi o proteinin içinde depolanmış olarak var, hücreye lazım bu. Nasıl alınacak ordan? Onun için de ayrı bir protein yapılmış. O da gidiyor demiri ordan çalıyor, alıyor yani. Hücreye getiriyor, hücrenin içinde özel kapılar var, zarında sadece onun geçebileceği kadar böyle, onu alıp içeriye yerleştiriyor. Kuran’da da dikkat çekilmiş. Bakın müsade ederseniz bir de Kuran mucizesi, demir El-Hadid Suresi var Kuran’da, burda Allah bir ayette şöyle buyuruyor şeytandan Allah’a sığınırım, “ve kendisinde çetin bir sertlik ve insanlar için çeşitli yararlar bulunan demiri de indirdik”. Bakın burda indirme kelimesi geçiyor, demirin indirildiği. Hakikaten modern astronomi bilimi bize şunu gösterdi; dünyadaki bütün demir başka yıldızlardan gelmiş, yani indirilmiş tam Kuran’da bildirildiği şekilde, 1400 yıl önce bildirildiği şekilde. Allah indirdiğini bildiriyor, o şekilde olmuş tam.
CİHAT GÜNDOĞDU: Bizim güneş sistemimizde oluşamıyor, çok daha yüksek ısılar gerekiyor, demir atomunun oluşabilmesi için, o da Nebulalardan ya da işte çok daha büyük sistemlerden göktaşlarıyla dünyamıza gelmiş olması gerekiyor. Gerçekten de ayette ona işaret edilmiş.
OKTAR BABUNA: Bir mucize daha var. El- Hadid suresi Kuran’ın 57. Suresi. Şimdi Arapça’da harflerin rakamsal değerleri var, bunları toplayarak baktığınız zaman buna ebced hesabı deniyor. El-hadid kelimesi, harflerinin rakam karşılıklarını topladığınız zaman 57 çıkıyor, rakam olarak, rakamsal olarak. Bakın elli yedinci sure, El-Hadid, El-Hadid kelimesinin rakamsal toplamı da elli yedi. Sadece hadid kelimesinin ebced değerini aldığınız zaman kaç çıkıyor biliyor musunuz, yirmi altı. Yirmi altının da şöyle bir özelliği var, demirin atom sayısı. Modern kimya biliminin bugünkü geldiği noktada yirmialtı protondan oluşuyor, yirmi altı sayısı çıkıyor maşaAllah. Ve 1400 sene önce Allah bunu bize bildirmiş mucize olarak.
ADNAN OKTAR: Kaç dakikamız var çocuklar?
SUNUCU: Son beş dakikamız hocam.
ADNAN OKTAR: Tamam, doktorum adil davranmaya çalışıyorum, sen de anlat.
CİHAT GÜNDOĞDU: Estağfirullah. Mesela bitkilerde de çok büyük harikalar var. Bazı bitkiler var, adeta böyle konuşuyorlar, çağrıyorlar, yardım istiyorlar. Yardım isteyen bitkiler var.Bu yeni daha son üç beş yıl içinde keşfedilen bir mekanizma bu, savunma mekanizması.Mesela diyelim bir ağaç bir saldırıya uğradı diyelim, bir çeşit özel bir çeşit böcekler tarafından istilaya uğradı diyelim. Çok özel bir sinyal gönderiyor, moleküler bir sinyal. Buna feromen deniyor, yani havaya yaydığı moleküler bir koku, koku etkisi yapan bir tür moleküller yaymaya başlıyor. Çok ilginç bakıyorsunuz, bir süre sonra kendisini istila etmiş olan böcekler, başka böcekler tarafından yenmeye başladığı görülmüş. Bu nasıl oluyor diye bakıldığında, o özel yayılan feromenin, o özel moleküllerin aslında saldırıda bulunan, ağacı istila eden böcekleri yiyebilen başka böcekleri çağırdığı anlaşılmış. Yani diğer böcekleri cezbettiği ağacın anlaşılmış. Yani şöyle birşey, düşmanımın düşmanı dostumdur şeklinde. Yani onlardan yardım istiyor, nasıl yapıyor bunu? Bakın o böceklerin yani kendisini istila eden böceklerin düşmanı olan böcekleri neden, nasıl cezbedebileceğini bilmesi lazım bir, daha sonra onları cezbedecek molekülü kendi vücutlarında üretebilmesi lazım. Kendi hücrelerinde üretebilmesi lazım. Ağaç bunu da yapıyor ve kendi istilaya uğradığında onları çağırmak üzere bunu salgılıyor ve yayıyor. Yani burda çok üstün bir mucize var. Bunu hiçbir şekilde ağaçla sınırlandıramayız. Ağaç bunu başarmıştır, yapmıştır, icat etmiştir kimse diyemez. Bu Allah’ın işte üstün yaratma sanatı. Biz burda bunu görünce tabi ki Allah’ı tesbih ediyoruz, Allah’ı övüyoruz, ağacı değil. inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İman hakikatleri anlatılırken iyi kavranması için özel bir teknik kullanılması gerekir. Yoksa, sizin için de demiyorum, yani genel olarak söylüyorum, yani düz anlatımlarda kavranması çok güç olur. O yüzden insanlar bu kadar harika olayı farkedemiyorlar. Mesela okullarda biyoloji derslerinde zaten bu konular anlatılıyor ama okuyup geçer insanlar, farkedemezler. Yani ayrı bir konsantrasyon, ayrı bir dikkat gerekir. Yoksa mesela fizik dersinde de harikalar görüyorlar, kimya dersinde de harikalar görüyorlar. Nefes kesici bilgilere ulaşıyorlar. Ama dikkat verilmediği için, yani anlayanları tenzih ederim ama anlamayan çok fazla insan oluyor, farketmeyen insan oluyor. Yoksa bunlar bilinmeyen şeyler değil, anlatım tekniği çok önemlidir, konsantrasyon çok önemlidir, dikkat verilmesi çok önemlidir. Dikkatlice baktığında zaten nefesi kesilir, çok şaşırır. Yani mesela şu üniversite öğrencileri, üniversitelerde iman hakikatlerini mükemmel öğreniyorlar. Ama dikkat verilmediği için bir kısım kardeşlerimizde bu oluyor, farkedemiyorlar. inşaAllah. Kaç dakikamız varmış?
SUNUCU: Son iki dakikamız var hocam.
ADNAN OKTAR: Son iki. Senin o güzel konuşmanı dinleyelim hadi. Birşeyler söyle.
SUNUCU: Hocam işte burda sizin anlattığınız yani daha doğrusu doktorlarımızın da söylediği birçok ortaya çıkan aslında fizikte kanun olarak kabul edilen fizik kanunları, işte moleküller, elektronlar, DNA’nın mucizesi, genler,yani biz bunları zaten biyoloji dersinde, fizik dersinde hepsini okuduk. Ama bakıldığında benim dikkatimi çeken taraf şu oluyor, insanlar mesela, daha çok okudukça bazı konularda uzmanlaştıkça aslında Allah’tan uzaklaşıyorlar. Mesela niye biz bu konuda ben, mesela soruyorsunuz diyorsunuz ki niye böyle düşünüyorsun, işte modern çağdayız, teknoloji var. Bunlar böyle açıklanamaz. İşte onlar zannediyorlar ki bunlar dogmatiktir, yani işte doğru olarak kabul edilen birçok şeydir o yüzden dine karşı oluyorlar ama bakıldığında aslında bunların tüm isim babalarının işte fiziğin de kimyanın da, birçok burda inanılmaz kişilerden bahsettik demin, hepsinin aslında nasıl bir imanla bunları yaptıkları, aslında iman gücüyle yani Allah’ın ona bahşettiği bir özellik, eğer olmasaydı o adam onu bulamazdı yani Allah bunu istemeseydi. İlimi de veren Allah, aynı parayı da veren Allah, herşeyin sahibi Allah olduğu gibi, ilmi de veren yine Allah. Dolayısıyla bu kişilerin bu önemli isimlerin sonucunda zaten insanın iman etmemesi mümkün değil diye düşünüyorum ben.
ADNAN OKTAR: Doğru söylüyorsun, mesela bu kitap; diyoruz ki biz bu kitabı matbaadan hazır aldılar ve bunu yazan bir yazar var diyoruz. Bu tesadüfen oldu demeyi bilimsellik olarak kabul ediyor bilim adamları, bazı bilim adamları. Bunu bir Yaratan var, bunu bir yapan var, bir telif eden var demeyi de bilimden uzak olarak gösteriyorlar idi, ama biz darbeyi vurunca pestil gibi dümdüz oldular. Artık bu oyunun sonu geldi, bu mantıksızlığın, bu açmazın, bu akıl dışı cereyanın sonu geldi artık inşaAllah.
SUNUCU: Evet bugün Ekintürk TV ve tabi ki Mavi Karadeniz TV’de ortak yayındaydık. Dediğim gibi eğer bugün izleyemenler olursa, kaçıranlar oluyorsa, daha sonradan izlemek isteyenler www.harunyahya.tv ya da www.harunyahya.net ya da www.harunyahya.org tan detaylı röportajlarına hocamızın ulaşabilirler, merak ettikleri konularla ilgili birçok röportaj var, birçok eseriyle ilgili bilgileri var, ordan çok daha kapsamlı bir şekilde ulaşabilirsiniz diyoruz. Yine, şuanda da yine bunu yapabilirsiniz. Önerileriniz, görüşleriniz, sorularınız varsa eğer hocamıza ya da doktorlarımıza sizler ahirzamansohbetleri@hotmail.com ‘a dilediğiniz saatte bunları yollayabilirsiniz. Bizler elimizden geldiğince hocamıza ve doktorlarımıza sorularınızı yöneltmeye çalışacağız. Bugün itibariyle programımızın sonuna gelmiş durumdayız. Sesimizin görüntümüzün ulaştığı tüm izleyicilerimize yine kucak dolusu sevgilerimizi iletmek istiyorum. Bir başka programda inşaAllah görüşmek dileğiyle diyorum. Hoşçakalın. Allah’a emanet olun.