,
SUNUCU: Evet Adnan Oktar’la başbaşa programından hepinize hayırlı akşamlar. Şu an sesimizin görüntümüzün ulaştığı tüm izleyicilerimize de hayırlı akşamlar dileyelim. Sevgilerimizi, saygılarımızı yollayalım. Yine çok değerli hocamız Sayın Adnan Oktar karşımda, Sayın Oktar Babuna, Sayın Doktor Cihat Gündoğdu ve Gökalp Barlan, işadamı da bizlerle beraber. Nasılsınız hocam?
ADNAN OKTAR: Çok iyiyim, ah severim ben senin o güzel huyunu, sen, olağanüstü güzel huylusun sen, tarif edemeyeceğim derecede güzel huylusun. Anneni babanı yine tebrik ediyorum bir daha. Hem mertsin, hem yiğitsin, hem dürüstsün, efendisin, sevecensin, samimisin, say say bitmez. MaşaAllah.
SUNUCU: Şimdi hemen biz ilk sorumuzla başlayalım inşaAllah. “Sayın Adnan Oktar’ın Kuran ayetlerini açıklayarak okuması, ayetleri çok daha iyi anlamama ve düşünmeme neden oldu. Artık her okuduğum ayette ya kendi nefsimde olan özelliklere veya dünyada olan olaylara dair işaretler görmeye başladım. Bu bağlamda size şunu sormak istiyorum; Beyyine Suresi’nin birinci ayetinde Cenab-ı Allah şöyle buyuruyor: “Kitap Ehlinden ve müşriklerden inkar edenler, kendilerine apaçık bir delil gelinceye kadar kopup ayrılacak değillerdi. O delil de, Allah’tan gönderilmiş bir elçi ki, tertemiz sahifeleri okumaktadır”. Acaba bu ayeti kerime Hz. Mehdi’ye işaret ediyor olabilir mi hocam, hayırlı akşamlar” demiş Üsküdar’dan Namık Sağaç.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bir okuyabilir miyim? Şeytandan Allah’a sığınırım. “Kitap Ehlinden ve müşriklerden inkar edenler, kendilerine apaçık bir delil gelinceye kadar bulundukları durumdan kopup ayrılacak değillerdi. O delil de, Allah’tan gönderilmiş bir elçi ki, tertemiz sahifeleri okumaktadır”. İşari anlamda tabi ki, yoksa Peygamber Efendimiz (sav)’e bakıyor bu ayet, ama işari anlamıyla tabi ki Mehdi’ye bakar.
SUNUCU: “Ben tanınmış bir firmanın insan kaynakları departmanında çalışıyorum. İş hayatında sorumluluğum gereği, çok çeşitli insan karakterleriyle sürekli iletişim halindeyim. Son yıllarda dikkatimi çeken bir durumu sizinle paylaşmak istiyorum. Mevki, statü ve servet sahibi olmalarına rağmen çok fazla mutsuz insan çevremde var. Bu insanlar pahalı giysiler giyiyorlar, güzel evlerde yaşıyorlar, seyahatlere gidiyorlar ancak sürekli olarak hayatlarındaki olumsuzlukları anlatıyorlar. Anlıyorum ki mutluluk maddiyata bağlı olmuyor. Hocam sizce mutluluğu elde etmenin yolu nedir” diye sormuş İstanbul’dan Şebnem Sözen.
ADNAN OKTAR: Bir kere hayat çok kısa. Bir de hayat görüntü şeklinde, beynimizin içinde bir görüntü. Yani bu görüntüye bir insanın aldanıp Allah’tan vazgeçmesi, ahiretten vazgeçmesi çok büyük bir akılsızlık olur. Çok çok büyük bir akılsızlık olur. Üstelik insan aciz, yani biraz uyumasa perişan olur, biraz fazla yese perişan olur, az yese perişan olur. Mesela kahve içiyor, dokunuyor, çay içiyor başka zararı olabiliyor. Et yiyemiyorlar, mesela et büyük bir nimet ama kolesterol yüzünden insanlar yiyemiyor, çekiniyorlar etten. Mesela tereyağı yiyemiyorlar, kitaplarda yazıyor tereyağı, yiyemez insanlar. Yedin mi, kalp damarları tıkanıyor, çok tehlikeli oluyor yahut beyin damarları tıkanabiliyor. Mesela bir soğukta kalsa hastalanıyor, sıcakta kalsa hastalanıyor. Cereyanda kalsa hastalanıyor. Çok nazik bir varlık, üstelik görüntü. Yani görüntüyle muhatap oluyor. Buna rağmen deliler gibi dünyaya bağlanıyorsa bir insan, durup bir düşünmek lazım. Çok çok acayip. Verdiği söz de çok kısa Cenab-ı Allah’ın, ayette diyor Cenab-ı Allah; şeytandan Allah’a sığınırım “bir günün, gündüz vaktinin bir saati kadardır” (Yunus Suresi, 45) diyor. Yani o kadar kısa gelecek size diyor. Gündüzün bir saati mesela öğlen 12’den 1’e kadar gibi, yani o kadar kısa gelecek insanlara. Bunları düşünüp samimi olarak Allah’ı sevmek, Allah’a bağlanmak lazım. Çünkü Allah, eğer güzel ahlaklı olursak, bu kadar gücünü açık açık gösteren Allah, size ahirette aslını vereceğim diyor. Güzelini vereceğim diyor ama Benim rızamı kazanın, Benim rızam için bu işleri yapın, bu güzellikleri yapın diyor. Biz de Allah’ın rızasına yönelirsek ki bu en asil olan, en güzel olandır bu. En demeyeyim de asil olan budur, Allah affetsin, öyle dememek lazım. Asil olan Allah’ın rızası için yaşamaktır, yani Allah’ın sevgisini, beğenisini kazanmak. Onu kazandık mı, zaten tamam. İnşaAllah.
SUNUCU: Ulusal bir gazetede okudum, gölge CIA olarak bilinen istihbarat şirketi Stratfor’un CEO’su Friedman; gelecek yüzyılda Türkiye’nin büyük bir güç olacağını söyledi. Önümüzdeki yüzyıl adlı kitabında yakın gelecekte Türkiye’nin ekonomi, sosyolojik ve her alanda söz sahibi olacağını belirtti. Hocam siz de uzun süredir Türkiye’nin Türk İslam Birliği’nde lider ülke olacağını söylüyordunuz. Hocam Türk İslam Birliği oluştuğunda Türkiye bu liderliğiyle nasıl hareket etmeli sizce diye sormuş, Oğuzhan Değirmenci, Ankara’dan.
ADNAN OKTAR: Ilımlılıkla, sevecenlikledir. Yani sertlikle, bağırtıyla çağırtıyla, mesela dünyanın neresinde olursa olsun bağırtıyla halletmeye çalışıyorlar. Mesela IMF geliyor, olay çıkartıyorlar, kendi canlarını da yakıyorlar. Tamam, IMF hakikaten ben eskiden beri benim kanım ısınmaz IMF’ye, çünkü bana hep acayip gelir. Ve hakikaten insanlarımıza mutluluk sunmuyor. Yani genellikle bir mutsuzluğa sebep oluyor, şimdiye kadar ben hep öyle gördüm. Ama bunu anlatırken bağırmaya ne gerek var, olay çıkarmaya ne gerek var? Gazeteler var, dergiler var, toplantılar yapılır, basın toplantısı yapılır. Aynı netice alınır. Veyahut mesela Ermenistan ile Türkiye’nin birleşmesi konusunda da bir şamata yaptılar Ermeniler. Yani çok çirkin, olay çıkartıp böyle gerginlik meydana getirip bu güzelliği engellemeye çalışmak. Ne işine gelecek? Ermenistan orda küçük, toprağının içinde orda kavrulup kalırsa ne işine gelecek? Bırak adamlar Türkiye ile birleşsinler, açalım sınırları, rahat etsinler. Azerbaycan’la birleşelim, Türkistan’la birleşelim, Kazakistan’la birleşelim, yani bütün Türkî devletlerle birleşelim. Yani Ermenistan’ı biz kenarda bırakır mıyız, onlar bize Allah’ın emaneti, tabi ki seveceğiz biz onları da koruyup kollayacağız. Yani olay çıkararak değil de, sükûnetle olayların halledilmesi çok önemlidir. Sevgiyle, akılcılıkla, makullükle…
SUNUCU: “Sayın Adnan Bey, her akşam sizin sohbetinizin başlayacağı saati bekliyorum. Sizin birleştiriciliğiniz, merhamet, kardeşlik anlayışınız, güzel ahlaka teşvikiniz ve lider Türkiye idealiniz hepimizin içini açıyor. Bizleri iç karatıcı, karamsar haberlerden uzaklaştırdığınız için teşekkür ederim. Yusuf Suresi’nin 8. ayetini sormak istiyorum. Hz. Yusuf’a karşı mücadele edenler, kendi aralarında şöyle söylüyorlar: “gerçekten biz birbirini pekiştiren bir topluluğuz”. Bu ayeti okuyunca müminlere zulmedenlerin daha fazla güç kazanmak için birlikte hareket ettiklerini mi anlamamız gerekiyor?” Canset Laçin.
ADNAN OKTAR: Bu bizim de karşılaştığımız bir durum, Mehdi’nin de karşılaşacağı bir durumdur, Peygamberlerin de karşılaştığı bir durumdur. Şimdi mesela ahir zamanda karşılaşacağız. Hep bir Hz. Yusuf’da olduğu gibi kadından meydana gelen kargaşalar oluyor, kadından meydana gelen fitneler oluyor. Daha önce de mesela bize atılan iftiralarda Ebru Şimşek devredeydi, şimdi de gene üç beş tane genç kızı toplamışlar, beş altı tane ki daha önceden tanıyoruz, biz; bunların bir kısmı kötü yoldaydı, biz Allah rızası için bunları kurtardık. Yani kimi kokaine alışmıştı, yani öyle diyorsam ben ispat etmeden konuşmam. Kimi hırsızlık yapıyor, kimi ensest ilişkiye giriyor, kardeşiyle. Kendi isteğiyle değil ama kardeşi böyle birşeye onu zorluyor. Onu kurtarmıştık. Mesela içlerinden bir tanesi daha var onlar, bu ekipten bakın bizim Gökalp ile yazışması, internet yazışması...
SUNUCU: Msn?
ADNAN OKTAR: Msn evet, internette yazışması. Bunun internetine yazıyor. Ve bundan çete diye şikayetçi kız. Bak çete, örgüt diye bunun ismi var yani çetede, beni de çete demiş. Herkese de çete demiş. Bak, şimdi yazışmasına bakın. 8 Eylül 2009 tarihinde, çete için müracaatı neredeyse üç sene önce...
OKTAR BABUNA: 2006, üç sene önceydi hocam.
ADNAN OKTAR: Üç sene önce, evet, bak, çete diye müracaat ediyor üç sene önce. Ve halen de devam ediyor bu düşüncesinde yani. Diyor ki bakın, o zaman hâkime gidelim diyor, buna. Hâkime gidelim, şikayetini geri almak istiyor. Eğer o bana yapmam böyle birşey garantisini verirse yazıp verelim diyor. Değil mi? Oradan evlilik idaresine diyor. Yani bu sen diyor eğer benle evlenirsen diyor buna, senden şikâyetçi olmam diyor, sen çeteyi filan kurtarırsın diyor. Bak uyanıklığa bakın. Bana da o zaman gelmişti, ben çok tanıyordum onu, keratayı, konuşuyordum falan. O da o ekibin içindeydi, biz onu da kurtarmak için uğraştık. Dedi ki, hocam dedi şimdi sazanlık yapıyor olmayayım da dedi, ben dedi Gökalp ile evlenmek istiyorum dedi, sazanlık. Sazan ne demek dedim ben anlamadım sazan deyince. İlk defa duyuyorum sazan, o bana tarif ediyor. Sazan işte bir kadının evlilik istediğinde hemen olayın üstüne gelmesi yani birşeyi elde etmek için hemen olayın üstüne atlaması, o anlama geliyormuş. İlk defa duydum sazanlığı. ‘’Yavrum’’dedim, ‘’seni tanımam bilmem ben, onunla kendi aranda’’dedim. ‘’Zaten karışmam, daha yeni geliyorsun, yeni görüşüyoruz, bilmiyorum seni’’dedim. “Eğer Hakim gizli tutacağını söylerse’’ diyor şikayetimi geri aldığımı, bunu yaparım’’ diyor konuşmasında… ‘’oradan da evlilik dairesine gideriz’’diyor… Diyor ki; ‘’bize ilk demişlerdi ki, ifadeyi ayarlayanlar, bu işi ayarlayanlar; savcı sadece bunları fikir amaçlı alıyor dendi’’diyor. ‘’fikir amaçlı soracaklar ‘’dedi diyor. Böyle ciddiyetli olacağını bilmiyordum’’ diyor. ‘’ben şikayetimi geri alırsam diğer taraf bana saldıracak’’ diyor. Çok korkuyor Rezzan Aydınoğlu’dan. Avukat Rezzan Aydınoğlu’ndan, bunu da söylüyor. ‘’ oraya seni götüren zaten (kız lakaplı bir adam var, onun ismi burada geçiyor, ismini vermiyorum) onlar seni oraya götürdü zaten’’ diyor bu ifadeleri verdiğini Gökalp söylüyor.
‘’Tamam canım itiraz etmiyorum dediklerine oldu bitti’’diyor.’’ Evet, ne yapayım, oldu bitti o şekilde oldu ‘’diyor. İfade alınıyor, onu götürüyorlar, kız bilmem ne lakaplı adam alıp götürüyor.
SUNUCU: Sizden şikayetçi olan bayan diye erkek çıkan mı?
ADNAN OKTAR: Yok Allah-u Alem o da yapmış olabilir de, bu meşhur bir tip. Caddede tanınıyor, biliniyor. Kız lakaplı birisi. Abisinin cinayetine adı karıştı, karanlık bir tip… ‘’Savcı bunları sadece fikir amaçlı aldığını söyledi böyle ciddi olacağını bilmiyordum’’ diyor. Her şeyinden vazgeçip tamamen bunun olacağını söylüyor, onunla olmak için elinden gelen her şeyi yapacağını söylüyor. ‘’ ama sen asılmayı tercih edersen bunun yerini bilmem’’diyor. Asılma dediği, ‘’hapsedilmeyi mi tercih edeceksin, hangisini tercih edersin?’’diyor. Gökalp de diyor ki; ‘’ Allah hangisini nasip ederse onu.’’ O da arkasından da ‘’sen bırak bu işleri’’ diyor, akıl veriyor… Bak diyor ki; ‘’eğer istersen bu işlerden kurtulabileceğini biliyorsun dimi? ‘’ diyor. Yani evlenirse…’’ al nikahla kurtul, başka türlü kurtulamazsın’’diyor.’’ Sen bence ciddiye al bu konuyu, bir düşün’’ diyor. Gökalp de ‘’ al veya öl mü diyorsun’’ diyor. Olayın kökeni işte bu tarz. Bak bunu da telefonuna göndermiş.
GÖKALP BARLAN: ‘’ Ben senden başkasıyla olamam, her şeyinle benim istediğim adamsın, her şeyinle benim sevdiğim adamsın’’
ADNAN OKTAR: Bak hem çete diyor, hem şikayetçi. O zaman kardeşim çete ise sen çete ile niye görüşürsün, madem bu kadar tehlikeli adamlar? Kaç yıl beraber oldunuz?
GÖKALP BARAN: 1,5 sene
ADNAN OKTAR: 1,5 sene niye bizle beraber oldun, niye görüştün? Beni böyle hiper seksüel göstertmişler. Madem öyle 1,5 sene niye duruyorsun? Öyle acayip bir durum gördün, bana eyvallah dersin. Daha bakar bakmaz insan çeker gider. 1.5 sene her gün geldiğine göre, 1,5 sene herkesle tanıştığına göre, samimi olduğuna göre sevmişsin demek ki.
SUNUCU: Hocam sırf evlenmiyor diye ya da evlenmesi için nasıl çete diyebilir insan birine? Bu direkt baskı yani
ADNAN OKTAR: Bu tespit edilebilinir MSN yazışmalarında.
GÖKALP BARAN: Zaten sonunda da diyor ki; ‘’belki dişimi etine geçirmekten en çok zorlandığım adam sen olduğun için böyle oldu’’ diyor.
ADNAN OKTAR: Ben ismini de vermiyorum ki mahcup olmasınlar diye özen göstertiyorum. Diğer kızların da ismini biliyorum. İsimlerini biliyorum, kim olduklarınızı biliyorum. Öbürleri de öyle 3 yıl beraber olmuş, 4 yıl beraber olmuş. Madem öyle o kadar acayibiz?
OKTAR BABUNA: 1 günde anlar insan
ADNAN OKTAR: Beni öyle bir tarif etmişler aklın hayalin durur. Benim başka işim gücüm yok mu yani? Milletin, insanların en hassas olduğu konu bu olduğu için bunu kullanıyorlar. Tek malzemeleri bu. Mesela ona çetenin bir yönünü söyletmişler. Söylüyor zaten ‘’beni götürdüler ve bir şey olmayacak, sadece bilgi olacaklar senden dediler’’ diyor. Ve bana söylettiler bunu diyor. Şimdi de çekiniyorum çünkü bana bir şey yapabilirler diyor. Avukat Rezzan Aydınoğlu’ndan çekindiğini söylüyor değil mi? Çekiniyorum ondan dedi.
GÖAKLP BARLAN: Evet, evet.
ADNAN OKTAR: Yani Allah hidayet versin, onların akıllarını açsın ne diyeyim yani. Yani birine bir şey söyletmişler, birine bir şey söyletmişler, birine bir şey söyletmişler… Tam Yargıtay’a bizim dosyamızın geleceği zamana rast getirttiler. Geçen sefer de öyle yaptılar; bir babayı çıkarttılar böyle feryat figan yerlere yatıyor, ağlıyor. Ertesi gün de bizim kararımız verilecek Yargıtay’da. Bütün televizyonlarda verdiler. Yargıtay da bozdu; zaman aşımını bozdu. Yani eline sağlık bir şey demiyorum, Allah razı olsun. Hayır vardır. Şimdi de yine Yargıtaya gelme aşamasında. Zaten diyorlar onlar, Yargıtaya geldi, tetkik hâkiminde şu anda. Bizim haberimiz yok, onların haberi var. Yani hiçbir şeyden bizim haberimiz olmuyor genellikle. Yani iki gün önce bu Rezzan Aydınoğlu Hürriyet gazetesinin avukatıydı, hem de Fatih Altaylı’nın avukatı. Yani müthiş çevresi olan bir kadın. Ailesinde de hukukçu profesörler var, Yargıtay’da filan çoğunu tanır. Hâkimlerin çoğunu tanır, İstanbul’da, Ankara’daki hakimleri. Yani baroda da bilinen birisi, çok çevresi olan bir insan, bir çok dernekte de üye. Yani avukatlığına bir şey dediğimiz yok, ama bu olay nasıl oluyor? Mesela bu New Humanist dergisine öyle bir demeç vermesi. Bu Ekim ayında dava sonuçlanacak diyor ve ceza alacak diyor. Nereden biliyorsun? Biz daha hala bilmiyoruz. Yani tetkik hakimine verildi mi verilmedi mi dosya bilmiyoruz, hakikaten bilmiyoruz. Ama bak o öyle bir demeç veriyor. Geçen sefer de Hürriyet gazetesi bildi, bizden iki gün önce yazdı. Sürmanşetten verdi, Adnan Hoca yandı diye. Biz de inanmadık, ama Hürriyet’in dediği doğru çıktı sonra.
OKTAR BABUNA: Hatta Yargıtay’dan önce yazdılar.
ADNAN OKTAR: Tabi, Yargıtaya biz sorduk, öyle bir şey yok dediler. Yani kalemine sorduk yargıtayın siz böyle bir karar aldınız mı diye. Öyle bir şey yok dediler. Sonra baktık Hürriyet’in dediği doğru çıktı. Bir de “yandı”. Şimdi yandı demek için:
Bütün bu safhaları içine alan bir ifade “yandı”. Yani gideceğim ben de hapiste yatacağım. Sonra yanmış olacağım, nasıl oluyorsa? Çıra mıyım yanacağım? Hayır yanıyoruz ama Allah aşkıyla yanıyorum, cayır cayır yanıyorum yani, evvelAllah. Allah aşkıyla, tutkuyla, aşkla yanıyoruz inşaAllah. New Humanist coştu mesela, Fatih Altaylı’nın resmini vermiş. Rezzan Aydınoğlu’ndan bahsediyor, böyle dedi diyor. Geçenlerde baktım, bayağı bir şeyler yazmış. Tam malzeme basının kullanması için, herhalde şöyle bir uyanıklık yaptılar. Türk basını oradan haber alacak, tam mahkemenin inceleme aşamasında bir gündem meydana getirecekler, suni bir gündem meydana getirecekler. Beceremediler. Biz de hemen karşıtını, cevabını verince olay bitti. Çünkü biz bu bayanların iddialarının hepsinden beraat ettik. Bu bayanın dediği iddiadan da beraat ettik. Bunların hepsinden beraat ettik, hem DGM onadı hem Ağır Ceza onadı. Yani kimse itibar etmedi. Basın da baktılar ki olacak gibi değil, onlar da itibar etmedi bir kısım basın. Yoksa çok iştahlısı vardı bu konuda. Yani muazzam yaygara yapacaklardı. Tam Ekim ayında yani Yargıtay’ın tam olaya bakacağı zaman, yani muazzam bir gündem, ortalık şamata, kargaşa. O arada herhalde kendilerince bir şeyler düşünüyorlar. Ama biz basın toplantısı yaptık. İnternetten her yerden açıkladık. Beraat ettiğimizi göstertince şıp aşağı düştüler. Bakın görüyorsunuz buradaki konuşmayı, hiç çete olduğuna inansa böyle bir yazı yazar mı?
OKTAR BABUNA: Yazmaz tabi inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bir daha oku bakayım hiç çete şeyine benziyor mu bu?
GÖKALP BARLAN: “Ben senden başkasıyla olamam. Her şeyinle benim istediğim adamsın. Her şeyinle benim sevdiğim adamsın.”
ADNAN OKTAR: Yani bak daha gelir gelmez, haftasında ilk gelmişti, hemen ben evlenmek istiyorum diye. Yani burası damat şeyi mi ki? Allah Allah. Ne oluyorsun yahu? Hayır diyor sazan gibi olmuş da olmayayım diyor bak sazan gibi. Sazanı kazanı var mı bu işin? Ne mecburuz kardeşim yahu? Mesela o bir tane de bir bayan var o dediğim 45 yaşında olan. O da ayrı bana musallat oldu. Kızı ayrı kendi ayrı. Aman Allah’ım ne çekiyoruz bunlardan. Kadın bana üşenmiyor, şu kalınlıkta mektup yazıyor. Ne enerji var böyle. Döktürmüş, oku oku bitecek gibi değil.
SUNUCU: Hocam okuyor musunuz bir de?
ADNAN OKTAR: Mecburen okudum ilk önce 3-5 kere. Yavrum dedim göndermesin dedim annene söyle. Hatta mahcup edecek sözler de söyledim, böyle göndermesin dedim. Bana mektup yazmış, ben şöyleyim böyleyim, işte uçururum, asarım, keserim, birşeyler yazmış böyle kendince abuk subuk. O olmadı, arkasından CD gönderdi. Evde çekmiş. Yani çıplak filmini çekmiş kendisinin dans ediyor böyle kendince. Bende aaa diyeceğim, beni ne zannettiyse böyle. 45 yaşında kadın yahu. Bir görsen yani, nereden de öğrendi o numaraları. Çok profesyoneldi yani çok acayip. Yavrum dedim etme gözünü seveyim dedim. Şu annenle bizim şeyimizi bir kes dedim. Biz istemiyoruz dedik. Bu sefer dedi bir şirket kuruyoruz dedi. Bize yardımcı olun dedi destek olun dedi. Ortak mı olalım dedi?
OKTAR BABUNA: Ortak.
ADNAN OKTAR: Ben onu da istemiyorum. O zaman para verin dedi. Ya kardeşim balçık gibi böyle yapıştın mı gitmiyorlar, bir acayip. Yani Allah Allah... Ben merkez bankası mıyım? Nereden para bulayım? Biri avukat. Biri evlenmek istiyorum diyor, para istiyor. Biri seninle beraber olmak istiyorum diyor. Yani ne yapayım bunlarla bilemiyorum ki. Yoksa sana çete diyeceğiz diyor. Kardeşim de ne diyorsan de artık ne yapalım, gider yatarız icap ederse. Ne yapayım yani? Allah Allah. İstemiyorum. Ben ne yapayım o 45 yaşındaki kadını? Ne zorum var yani? Emek verip de onunla da uğraşmış. Yani acayip danslar manslar birşeyler kendince böyle hareketler. Yani önü sonu gelmeyen bir gariplik var. Fikirle mücadele edeceklerine böyle halktan insanları kullanıp, olay çıkartıp, nasıl olsa meşhur bu tanınıyor, çünkü halktan birine bunu söyleseler kimse bunları takmaz yüzlerine tükürür gönderirler ama tanınan biri oldum mu, üstelikte bir fikir çatışmasının içindeysek merkezindeysek, adamlara muazzam malzeme bu. Şimdi yenememiş adam, ezilmiş pestil gibi, adamın elinde muazzam bir koz. Hadi bakalım o da orada sazanlık yapıyor, olayın üstüne. Yani onların tabiriyle. Yeni öğrendim o lafı da sazan lafını da. Bütün bunlardan artık yaka silkiyoruz.
SUNUCU: Hocam iyi ki o yazışmalar elinizde yani.
ADNAN OKTAR: Var tabi. İnternette istedikleri gibi şey yapabilirler, mahkemeye de sunabiliriz. Bunun aslında telefonla daha da detaylı yazmış da bunun bir tanesini söylüyoruz nezaketiyle. Tabi acayip şeyler yazmış, bir tane iki tane on tane değil. Değil mi çok. Şu metod mu yahu? Yani ya evleneceksin ya sizi çete mensubu diye gösteririm hapse soktururum ve iftira atarım. Biz bunları en zor şartlar altında kurtarmaya çalıştık. Mesela bana o sakso dedikleri bir kız var. Okulun ismini de vermiyorum, kursun ismini de vermiyorum. Bana sonradan söylediler. Bunun burnu kokainden böyle oldu dediler. Burun delikleri genişti çok genişti. Ben yaratılıştan öyle zannettim. Üzerimden sıcak sular boşandı ama gelmiş şimdi, ben Müslümanım diyor çocuk. Biz onu tutup geri gönderemeyiz. Bu sefer dediler ki, okulda çocuklarla ilişkiye girmediği çok az insan var dediler, o yüzden buna bu sakso lakabını verdiler dediler. Böyle artık dejenere bir insandır dediler. Yine kıpkırmızı oldum ama nasıl git diyeyim? Müslümana ben senin hakkında böyle laflar duydum, sen git diyebilir miyim ben? Gelmiş bir kere. Tanışmışız. Dese bile ben mecburen kabul ederim Allah rızası için ben geldim diyen adama ben ne diyeyim? Yani utanmama rağmen, ağırıma gitmesine rağmen, kabul ettim. Arkasından buyurun. Annesi ayrı, kendisi ayrı. Öbürü abisini bize getirdi, işe soktuk. Maddi durumu yerinde değil dedi. Tamam dedik bu kitap şeyinde işe girdi. Arkasından o ruhsatlı silah taşıyor dedi. Ensest ilişkiye kendisini zorladığını söyledi zamanında. Kardeşim, başında söylesene, tabi, bizim başımıza neden iş çıkartıyorsun. Onu deyince apar topar hemen işten çıkarttık tabi adamı. Adam da telefon açtı. Tehdit etti arkadaşları beni işten çıkarttınız, sizi öldürürüm, asar, keserim diye. Biz de birşey demedik yani ne diyelim. Şikayet de etsek şimdi onun kardeşi. Olmaz yani aile mağdur durumda kalacak. Onun için yapmadık, şikayet etmedik. Bu sefer bunu kaçırdılar. Yani kötü yola abim beni sürüklüyor dedi. Biz mecburen onu korumak istedik. Bu sefer beni kaçırdılar diye internetten yazı gönderdi. Yahu kardeşim bana yazacağına polise yazsana. Değil mi? Emniyet müdürü müyüm ben? Nasıl yapayım? En fazla polise söyleyebilirim. Nitekim bekledik. Kendi ile ailesi arasında birşey olabilir, yapılıda bir kız herhalde kendini korur herhalde dedik. Ama gene de vicdanım rahat etmedi, ertesi gün polisle evlerine gitti arkadaşlar. Polisle gelince, ne istiyorsunuz siz benden, ben sizden rahatsızım, ben sizden şikayetçi olurum dedi. Allah Allah! Tam tuzak yani, oyun. Şüphelendim yani böyle birşeyler yapacağını tahmin ettim. Onun için de biraz bekletmiştim. Tamam dedik kardeşim sen nasıl istiyorsan. Sen öyle internetten yazınca Allah rızası için biz geldik. Sen razıysan birşey demeyiz. Polisin yanında biz de tamam o zaman, arkadaşlar yani biz derken, geri çekildiler. Ondan sonra onu da kandırmışlar. O da bu olayın içine girdi. O da bizim aleyhimize konuşmaya başladı. Madem çeteyiz senlerce neden gelip görüşüyorsun? Niye kardeşini işe sokturuyorsun? Sen şikayetçi olacaksan, ensest ilişkiye girmiş kardeşin sana karşı o şekilde bir tavır göstermiş, git onu şikayet et. Ruhsatsız silah taşıyor diyorsun, git onu şikayet et. Ama bak onlar da bir ses çıkarmıyor. Bizi görünce kolay gördü kendi kafasınca. Bir de fakir aileler bunlar.
SUNUCU: Çok çabuk kandırılabilir.
ADNAN OKTAR: Tabi üç beş kuruş para vermişler. Çünkü bunların yurtdışına filan gidecek halleri yoktu, yurtdışına çıkmışlar. Araba almışlar. Yani böyle bir hayat yaşayacak halleri yok. Bayağı zengin durumdalar. Birden bire, hayatları birden bire değişti. Mesela öbür sakso da çok uzun süreden beri yurtdışında. Adam geliyor gidiyor, adamların işleri rayına oturdu bir anda. Belirli bir miktarda para almışlar bizim duyduğumuz. 200 peşin 200 olaydan sonra diye bunları inandırmışlar. 200 milyar az para değil. Allah hidayet versin ne diyelim yani çünkü dünya parası tükenir. Dünya malı da tükenir. Bakalım ahirette bunları nasıl açıklayacaklar. Yani evlenmezsen asılırsın bilmem ne yapmazsan. Kardeşim böyle tehditle yaşanır mı? Bir de ne çıkar böyle birşeyden? Yani tehdit ederek insan evlenirse bu evlilik midir?
SUNUCU: Sevmeyecek ki seni karşı taraf...
ADNAN OKTAR: Tabi tehditle olur mu bu işler? Yoksa seni çete ilan ederim. Bak aslan gibi delikanlı bak bu da çete diye gösteriliyor. Beni de çete mensubu demiş. Allah Allah. Nereye dönsek çete. Adın ne? Çete yani. Bu ne iştir böyle? Adam asmadım, kimseyi kesmedim, banka soymadım, gasp yapmadım. Yani nedir bu yani? Bizim işkence davasında biliyorsun Adil Serdar Saçan ve arkadaşlarından şikayetçi olduk biz. Arkadaşlar şikayetçi oldu ben olmadım. Bana elektrik verdikleri halde, işkence yaptıkları halde, ben şikayetçi olmadım. Onlar şikayetçi oldular. Burada yargılanan polislerden bir tanesi, halen yargılanıyor, bin küsur seneyle yargılanıyorlar. Bu çocukların şikayetini, bu kızların şikayetini ona vermişler. Sen yaz fezlekesini diye. O da döşenmiş. Ne çeteliğim kalmış ne arkadaşların kalmış yani muazzam birşey. Çünkü eğer biz çete olursak o kurtulmuş olacak. Yani... bin küsur yıldan. Bunlar çete zaten, işkence de olmamış olacak güya. O da çok garip. Emniyette o kadar polis varken, böyle bir durumda ona görev tebliğ edilmesi çok acayip. Değil mi? Yargılanan, husumeti olan bir insana, değil mi, karşılıklı bir husumet oluşmuş oluyor bir anlamda. Çünkü biz ondan şikayetçiyiz. O durumda başka bir polis memuruna vermeleri gerekirdi. O da çok acayip. Mesela onları da tanıyorlar bunlar. Yani bayağı samimiler, görüşüyorlar.
GÖKALP BARLAN: Zaten irtibatı onlarla...
ADNAN OKTAR: Değil mi, söyledi değil mi sana?
GÖKALP BARLAN: Evet, söyledi.
ADNAN OKTAR: Ne dedi?
GÖKALP BARLAN: Direk onunla zaten muhataplarmış gittikleri zaman oraya.
ADNAN OKTAR: Kız söyledi değil mi bunu sana?
GÖKALP BARLAN: Evet, kız söyledi.
ADNAN OKTAR: Mesela bak bunu da kız söylüyor. Direk bu şahıs organize etmiş gibi birşey var. Yani bu ifade almaları... Zaten görev verilmiş o da yapıyor yani. İnşaAllah.
SUNUCU: Hocam Allah büyük gerçekten ona söyletiyor hepsini bir şekilde. Değil mi? Bir şekilde söyletiyor. Normalde akıllı bir insan ne yapar? Hani sizi madem suçluyor örgütsünüz diye, bunları söylemez. Ama işte Allah söyletiyor bunları. Aklı olan bir insan msn’de yazar mı bu kadar şeyi? Resmen yalancısın, ortada işte deliller.
ADNAN OKTAR: Evet. Baksana.
SUNUCU: Ama çok garip yani, evlenmezsen çete derim yani. Böyle birşey olamaz yani.
ADNAN OKTAR: Baksana ben okumuyorum, ama acayip samimi bir üslup yani çok çok şey. O zaman hakime giderim diyor. Şikayetini geri almak istiyor, pişman olduğunu söylüyor. Eğer o da bana diyor, yapmam öyle birşey yani gizli tutarım derse diyor, garantisini verirse orada şikayetimi geri almak istiyorum diyor. Oradan da diyor evlilik idaresine gideriz diyor birlikte diyor. Yani şu akla bak ya. Bak oraya götüren kişiyi söylüyor. Onlar seni oraya götürdü diyor bu, tamam canım itiraz etmiyor diyor. Oldu bitti diyor, evet diyor, o şekilde oldu diyor. Bak sadece savcı bunları fikir amaçlı alıyor dendi bana diyor. Böyle ciddiyetli olacağını bilmiyordum diyor.
SUNUCU: Savcıya ifade veriyorsun sen yani nasıl bilmiyor...
ADNAN OKTAR: Bak, herşeyden vazgeçeceğini söylüyor, tamamen bunun olacağını söylüyor. Bununla olmak için elinden geleni yapacağını söylüyor. Ama sen diyor ikinci şıkkı tercih edersen asılmayı tercih edersen bunun yerine bilemem diyor. İstersen hapse gir diyor. Hangisini istiyorsun diyor. Ya kardeşim ben böyle bir olayı filmlerde, romanlarda okurduk biz bu tür şeyleri. İnanılır gibi değil yani. Hayret edilecek şeyler oluyor. Neyse Allah hidayet versin hepsine. Yani yine dua ediyorum acıyorum bunlara. Mesela ben ödüm kopuyor isimleri belli olacak da mahcup olacaklar diye. Bakın ifadeye bak ya 45 kişiyle diyor, 1,5 yıl, 3 yıl ilişkiye girdiğini söylüyor. Ya aklı başında bir insan şunu söyler mi ya? Bir genç kız şunu söyler mi? Madem öyle bir durum var niye duruyorsun. Değil mi? Yoksa niye yalan söylüyorsun?
SUNUCU: Dehşet birşey hocam ya...
ADNAN OKTAR: Değil mi?
SUNUCU: Hayır eskiden erkekler hani kızlara asılırdı. Şimdi kızlar asılıyor ben anlamış değilim zaten. Çok ilginç yani. Çok ilginç birşey gerçekten.
ADNAN OKTAR: Bizim çocuklar biraz temiz kalpli, mazlum, efendiler, terbiyeliler. Şimdi dışarıda öyle bir insan biraz zor buluyorlar anladığım kadarıyla. Kendileri de biraz rahat tıynetliler. Bari bunlarla diyorlar evlenirseler, evine sadık olur, işte namusuna titiz olur, ondan sonra işte içki içmez, sigara içmez, mülayim olur, rahat eder. O kafadalar. Ama bunu elde etmek için de böyle akıl almaz iftiralar atıp bizi güya köşeye sıkıştırmaya çalışıyorlar. Çünkü mesela dese ki birkaç kişiyle ilişkiye girdiğini söylese, pek inandırıcı olmaz. Ama 45 kişi diyor, 50 kişiyle diyor ilişkiye girdiğini söylüyor. O zaman şok bir haber bu tabi. Çok şaşırtıcı. Yani zaten anlattıkları porno film gibi birşeyler anlatıyor. Akıl almaz şeyler anlatıyor. Kardeşim sen memnunmuşsun ki üç yıl durmuşsun. Bir buçuk yıl durmuşsun. Çünkü kendi gönlüyle geldiğini söylüyorsun sen. O zaman aksi neyse yalan söylüyorsun. Dürüstçe doğrusunu söyle. Nitekim bak msn yazışmaları samimi yazışmalar. Burada niye demiyorsun sen gayri ahlaki birşeyden hiç bahsetmiyor. Ahlakının güzelliğini de övüyor, dürüstlüklerini övüyor, bunların arkadaşlarının. Yani zaten evlenecek kadar güzel ahlaklı olduğunu söylüyor. Yani hayatını ona verecek kadar güzel ahlaklı olduğunu söylüyor. Senin orada anlattığın çete ve sapkın görünüş nerede? Burada konuştuğun anlattığın saygı dolu evlenecek kadar nezih insan topluluğu nerede? Hangisi doğru bunların? Doğrusunu söylesene? Kendini de batırıyorsun. Değil mi? Yani sırf bizi zor duruma sokmak için bu kadar anormal iftiralara ne gerek var? Ki nitekim de adalet buna inanmadı, hepsinden beraat aldık. Yani tamamı beraat etti. İnşaAllah. Fatih Altaylı heyecanla haberleri verdi önce sürmanşetten. Ben anladım birşeyler olduğunu da yani bu kadar kapsamlı olacağını zannetmiyordum. İlk bir Cübbeli’yle başladı olay. İnsanlar da zannetti ki Cübbeli’ye karşı artık Haber Türk hakikaten özgür, yani fikre karşı yakın, rahat gibi. Önce bunu çıkarttılar. Bir de baktık ki bana muhalif olduğu için çıkartmışlar. Bana karşı olduğu için. Çünkü ailelerin asıl sorunu İslam’ın dünyaya hakimiyeti ve Mehdiyet. Eğer bu kalkarsa arkadaşlarımın dağılacağını düşünüyorlar. Bir kısmı da ben ceza evine hapse girersem bunlarla evlenebileceklerini düşünüyorlar. Kardeşim sen bunu da hapse sokuyorsun. Yani herkesi hapse sokmaya çalışıyorsun sen kafana göre. Hapishanede mi evleneceksin? Nasıl olacak yani bu? İnşaAllah.
GÖKALP BARLAN: Ben böyle olacağını düşünmemiştim diyor. İlk gittiğinde diyor.
ADNAN OKTAR: Allah, Allah şikayetçi olduğuna göre...
SUNUCU: Nasıl bir beyin hocam bu ya? Nasıl insanlar anlamıyorum ya, kapasite... Sonuçta savcılığa gidiyorsun yani bakkala gitmiyorsun ki. Bunun sonucunun çıkacağı çok ortada. Seni devamlı çağıracaklar, savcılığa verilen bir dava. Nasıl öyle görüş bildirip de savcılıktan gitmek yok. Sonuçta bunun getireceksin yani sonucunu. Mantıksız yani.
ADNAN OKTAR: Cübbeli’yi padişah karşılar gibi karşıladılar. Değil mi yani padişah töreni gibi. Kapılara kadar çıkarak filan, elini tutarak. Elele tutuşmuşlar böyle hani parklarda gezen böyle oluyor ya insanlar. Elele geziyorlar ikisi birden birlikte, ondan sonra...
GÖKALP BARLAN: Yakışıklı ilan ettiler.
ADNAN OKTAR: Yakışıklı işte Alain Delon’a benziyor bilmem ne işte...
SUNUCU: Kim?
ADNAN OKTAR: Cübbeli. Birşey dediğimiz yok adama. Tamam, yine de. Yok, gömleği bilmem yabancı markaymış, bu seferde yerlere yatıyorlar güleceğiz diye. Yani ne diyeyim ben bu sefer bilmiyorum ki. O öbürü de çıktı işte, sen söylesene mesela Fatih Altaylı sensen, madem öyle doğruluğu, güzelliği savunan bir insansan. Ya arkadaş de sen, Vehhabileri, Caferileri, Şiileri, Alevileri pırasa gibi doğramaktan bahsediyorsun. Ve onların cesetlerinin üzerinden kuş uçacağını ve kuşun gücünün yetmeyeceğini ve bir süre sonra öleceğini, ömrünün yetmeyeceğini söylüyorsun. Bu nasıl bir vicdan, nasıl bir akılla bunu söylüyorsun desene. Orada onu temize çıkartmaya böyle onun bir nevi reklamını yapacağına değil mi bu gerçekleri ortaya çıkarttır bunları söylettir. O altın sütunlar nasıl fışkırıyor yerden de. Adriyatik denizi bir anda nasıl kuruyacak de. Onları bir anlattır. İnşaAllah. Değil mi? Mesela bütün gökyüzü diyor yedi milyar melekle kaplanacak diyor ki her insana bir melek düşecek şekilde, herkese kendi dilinde falanca mehdi’dir diyecek diyor. Mehdi de ben Mehdi değilim diyecekmiş. Bir de Mehdi’yi imtihan etmekten bahsediyor arkasından. Mehdi, sen göstert bakalım bir keramet diyeceğiz diyor. Yani öyle bir üslup Müslümana yakışacak bir üslup mu? Göstert bir keramet... O öyle deyince diyor orada havada uçan kuşa işaret edecek diyor kuş düşecek diyor. Yani onlar müteşabih hadisler. Yani dikkatlice incelendiğinde ortaya çıkar. Mesela diyor ki Peygamberimiz kuru yoldan geçerek İstanbul’a geleceğini söylüyor. Bu kadar. Kuru yoldan... Boğaz Köprüsü’nden geçip geleceği anlaşılıyor. Köprü üzerinden yani kuru yoldan geçecek. Budur. Bir köprü yapılacağına işaret edilmiş orada. İnşaAllah. Oktar senin sürekli evet demenle ilgili bana bir şikayet geldi. Demek ki biz anlamıyoruz dediler, Oktar’ın da sesi gür dediler. Bilmiyorum doğru mu onu bir seyircilerimize soralım yani öyle laf olsun diye de söylemiş olabilir gerçek de olabilir. Ama varsa öyle birşey yazsın seyircilerimiz. İnşaAllah, ben oradan öğreneceğim inşaAllah. Mesela altın sütun... Bunlar o anlamda değil mesela çeşitli menfaatleri olacak insanların, ama insanlar bu menfaatlerini bırakıp Hz. Mehdi’nin yanına gideceklerdir veya gitmeyeceklerdir. Bu anlatılıyor. Mesela diyor ki tekbir getirecek bütün Roma’nın surları yıkılacak, yerle bir olacak. Allah’ı anacak darwinist, materyalist kaleler, okullar, üniversiteler fikren çökecek. Düşünce olarak çökecek bu anlamdadır bu. Yoksa binalar gümbür gümbür yani Allah deyince yerle bir olması... O zaman bütün insanlar ölür o binaların altında. Mehdi kan akıtmayacak, damla kan akıtmayacak, bunları sorması lazım Fatih Altaylı’nın. Hayır, benim ne Fatih Altaylı’ya karşı bir öfkem var, ne Rezzan Aydınoğlu’na karşı... Ben hepsine şefkat duyuyorum. Kadını gördüm mü şefkatle bakıyorum. Fatih Altaylı da mesela bu vatanın evladı, olabilir fikirleri değişik olabilir, düşüncesi değişik olabilir. Yani kalbimde kıl kadar ne bir öfke var ne bir kin var. Ama ondaki bu öfkeyi ben anlayamıyorum. Yani 10 yıldan beri ne bitmedik bir öfkedir bu? Veyahut muhalifliktir diyelim. Hayır, ben desteklesin demiyorum ama yani bu tavır koymanın, gazetesini böyle bu iş için bu kadar ayaklandırmak, imkanlarını bu kadar ayaklandırmak, yani gece gündüz bu konuyu kendisine ana konu gibi konu edinmek… Bilmiyorum yani, ilerde mahcup olacağı bir şey olarak düşünüyorum. Yani bundan utanacak ilerde, inşaAllah. Ama takdir yine kendisinin, tabi kendisi bilir yani. O da kaderinde olanı yapıyor. Çünkü kendi kafasına göre bir şey yapamaz. Ne Rezzan Aydınoğlu, ne Fatih Altaylı kendi kafalarına göre bir şey yapmazlar. Kaderinde olduğu için. Fatih Altaylı yine doğmuş olsa, yine gelmiş olsa, yine aynı haberleri yapar, yine aynı faaliyetleri yapar, yine aynı muhalif tavır içerisinde olacaktır. Rezzan Aydınoğlu da, aynı şeyi yapar. Bakın Hürriyet Gazetesi’nin de avukatı, Fatih Altaylı’nın da avukatı ve sürekli bu olayların içerisinde olan bir insan. Ve gidiyor, New Humanist’e “Ekim ayında ceza çıkacak” diyor. Ya kardeşim bu nasıl bir bilgidir? Nerden biliyorsun? Neye dayandırarak bunları söylersin? Allah hidayet versin ne diyeyim yani? İnşaAllah.
SUNUCU: “Merhaba hocam, akşamınız hayırlı ve bereketli olsun. Hocam Ramazan’ın başından bu yana, bizleri televizyon karşısına bağlamış durumdasınız. Hikmetli anlatım Allah nasip etmiş size. Hocam Yüce Allah’ımız Kuran’da adaletten ve adil olmak gerektiğinden çokça bahsediyor ve öğüt veriyor. Bir insana işlemediği bir suçu yüklemekle, iftira atmanın hükmü Kuran’da nedir?” Kahraman Şahin / Fatih
ADNAN OKTAR: Tabii ki günah olur. Yani, doğruyu söylemek lazım. İftirayla ilgili açık ayetler var, Kuran ayetleri var, aleni haramdır. Kısacık bu dünya hayatında bir insan bunu yapabilir ama, ahirette sonsuza kadar onun karşılığını ödeyecek o zaman. Yani sonsuza kadar acısını çekecek. Eğer bunu göze alıyorsa, yapıyorsa, ona göre de karşılığını alır o insan ahirette İnşaAllah.
SUNUCU: Hocam cehennemde, benim aklıma takılan bir şey, cehennemde sadece kan ve irin içileceği söyleniyor
ADNAN OKTAR: Yok, cehennem içkileri var, ama çok kötü. Yani rahatsız edici, iğrenç, insana tiksinti veren bir içki. Yani cehennemde her eşya, her şey insanın aleyhinedir. Mesela taş insanın aleyhinedir. Gelir mesela ayağına çarpar. Mesela koku aleyhinedir, pis kokar. Mesela kapılar dardır, aleyhine…
SUNUCU: Sıkıntı…
ADNAN OKTAR: Sıkar tabi. Mesela odalar dardır, hava dumanlı ve pistir. Yani tozlar pistir, rahatsızdır, insanın üstüne yapışır. Yani her şey insanın aleyhinedir. Cennette de her şey insanın lehinedir. Mesela bardak kalkar, dans eder, gider şarkı söyler. İçine istersen süt doldurur alır getirir. İstersen genişler bir anda bardak, üstüne biner gezersin. Yani… Böyle akıl almaz harikalarla doludur cennet. Çünkü Allah ayette “…aklın, insanların istediği her şey” diyor, “bir de ziyadesi vardır” diyor. Yani bizim tahmin etmediğimiz, bilmediğimiz şeyler de var ayrıca.
SUNUCU: Bir de cehennem ateşinin hani dünyada hiçbir, mesela düşünün ki şu kadar bir ateşe elinizi değdiriyorsunuz, ne kadar büyük bir acı. Orda, dünyada hiçbir şekilde düşünemeyeceğin kadar büyük bir ateş tarafından devamlı olarak yanacağımız. Allah ruhu tekrar yaratıyor tekrar yakıyor. Beden ve ruhu.
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: Tekrar yaratıyor ve tekrar. Ve orda bir sonsuzluk kavramı var ya Hocam, sonsuza kadar yanmak, hani sonsuza kadar işkence görmek dediğimiz şey bu herhalde? Çünkü orda bir zaman da yok, sonsuza kadar…
ADNAN OKTAR: Mesela diyor Allah : “ Yüzünün etleri dökülür” diyor , “kafatası kalır” diyor ateşten, “yeniden et giydiririz” diyor Allah , “yine yanar” diyor.
SUNUCU: Evet sürekli yanıyor, ben okudum onu Hocam
ADNAN OKTAR: Ama Allah’ın hikmeti, yalnız cehennemde, ateş içinde konuşuyorlar, yine dedikodu yapıyorlar orda. Yani bizim bildiğimiz gibi bir ateş değil. Yani normal ateşte insan konuşamaz. Yani şuuru kapanır. Orda şuuru kapanmıyor. Hem azap çekiyor ama yine orda hala fitne peşindeler. Dedikodu yapıyorlar, birbirlerini arıyorlar kavga etmek için, dövmek için. Sabahtan akşama kadar birbirlerini dövme vardır cehennemde. O, onu kovalar, o, onu kovalar. “sen beni buraya düşürdün, ben seni buraya düşürdüm” gibisinden sürekli bir çatışma vardır. sokaklarda birbirlerini, cehennem sokaklarında döverler. Uyku yoktur mesela cehennemde. Yani sürekli azap vardır. Kabus gibi… Ama buna rağmen o durumdan memnunlar. Yine duruyorlar. Memnunlar derken, rahatsızlar ama, Allah’a tövbe edip, “Ya Rabbi, biz vazgeçtik” yine demiyorlar. Yine ağrına gidiyor. Küfür azgınlığı var. Diyor ki : “Pişmanlıklarını gizlerler” diyor Allah ayette , “göz ucuyla bakarlar” diyor. Yine enaniyet, gurur, kibir yapıyorlar orda. Yani şeytani bir kafayla. Ama cennette müminler, onları böyle bi televizyon gibi küçük bir ekrandan seyredecekler. O seyretmenin hikmeti şu; cennetin kıymetini iyi bilecekler. Onun çok etkisi olur. Yani oraya baktıkça, onu gördükçe, cennetin böyle taşını toprağını öper insanlar. Çok önemli o. Ama her şey canlıdır cennette. Her şey… Mesela ibrikler, ondan sonra, halılar, eşyalar, kapılar… Yani ne istiyorsan, o şekle gelir. Mesela, oradaki cennet hayvanları var. Mesela tavşanlar var, kediler var. Mesela konuşur insanlarla, karşılıklı konuşur. Şu var ya karton filmler…
SUNUCU: Garfield gibi.
ADNAN OKTAR: Ha, Garfield gibi. Mesela normal konuşur. Çok makul bağlantı kurarsın, ne istiyorsan yapar yani. Mesela ağaçlar istediği anda dans etmeye başlıyor. Şarkı söylüyorlar ağaçlar. Yani cennetin yapısı, dünyadaki bu fizik sisteminin dışında. Dışarıda olacak ama görüntü olarak oluştuğu için beyinde, Allah beynimizde meydana getirecek yine onu, dünyadaki gibidir. Fakat 3 boyutlu ve çok nettir. Mesela toz yok cennette. Toz mucize olarak yaratılır. Yani bir şeyin kirlenmesi için normalde bir sebep yoktur. Şöyle düşünün mesela, bir kaset içinde film seyrediyorsun, filmde adamların üstündeki kıyafetler hiçbir şekilde tozlanmaz filmde. Yani oradaki toz kadar toz vardır, filmdeki kadar toz vardır, dışarıdan bir toz gelmez. İşte insanlığın sistemi de bu şekilde normalde. Yani beynin içindeki görüntüde, toz olmaz, onu Allah özel olarak yaratıyor. Dışarıda aslı vardır, fakat özel yaratılır. Mesela acıkma hissi de öyle. Yani hiçbir sebep yoktur. Mucize olarak yaratılır acıkma hissi. Tokluk mesela… Tokluk için hiçbir sebep yoktur. Aslında insanın sonsuz yemek kabiliyeti vardır, yemesi lazım normalde. Yani doyması acayiptir. Mesela rüyanda sen bir yemek yesen, doyuyor musun? İstersen doymazsın, istediğin kadar yersin… Yine yersin, yine yersin, yine yersin, yine yersin… İşte cennet de böyle. İstediği kadar insan yemek yiyor, hiçbir şekilde doymaz. Ama acıkma hissi de yok. Gayet rahat bir ortam. Ama asıl alınan zevk, Allah’ın varlığı, Allah’a olan sevgiden alınacak. Yani biz de, şu an bile öyle. Mesela bir kuzuyu severken, bir tavşanı severken, Allah’ın tecellisi olduğu için ona o kadar aşkla sevgi duyuyoruz. Ona içimizde hem acıma hissi, hem sarılma hissi, hem sevme hissi var. Onun kökeninde Allah’ın tecellisi olması var. O yüzden o kadar çok seviyoruz. Yoksa Allah esirgesin, bir Darwinist, bir Materyalist için kuzu, bir tek hücrelinin gelişmesi sonucunda meydana gelmiş garip bir mahluktur. Ondan zevk almaz. Yani bizim anladığımız anlamda zevk almaz. Mesela gökyüzü ona çok korkunç gelir. Yerin altı magma dolu bir ateş çukuru gibi gelir. Mesela okyanusa bakar, denize bakar, dehşete düşer. Uçsuz bucaksız evrene bakar muazzam korku duyar. Her an bir göktaşı gelecek, her an bir şey çarpacak diye. Var mı vaktimiz? Reklam falan?
SUNUCU: Evet şimdi bir reklam arasına gideceğiz. Sonra programımız tüm hızıyla devam edecek.
SUNUCU: Adnan Oktar’la Baş başa programımız devam ediyor. Şu anda Mavi Karadeniz TV ve Kocaeli Tv’de canlı yayındayız. Hocam sorularımıza devam edelim mi?
ADNAN OKTAR: Edelim, edelim.
SUNUCU: Sayın Hocam, daha önce bahsettiğiniz Hıristiyanların Anti-Christ olarak düşündükleri kişi hadislerde Deccal olarak tarif edilen kişi mi diye sormuş İlker Duman İzmir’den.
ADNAN OKTAR: Evet, yani Deccaliyet bir fikir sistemi olarak ortaya çıkıyor. Darwin’dir, tam Darwin’e uygun. Yaptıkları tahribat açısından çoğu mesela, çünkü 350 milyon insanın öldürülmesine sebep oldu, 350 milyon. 1 milyara yakın insanın sakat kalmasına sebep oldu. Dünya tarihinde kim yapmıştır bunu? Milyonlarca insanın yetim, öksüz kalmasına ve insanların mutluluğunu aldı, bu çok önemli. Ve bütün dünyayı, bir ara, %90’ını ateist yaptı, Darwinist yaptı. Çok büyük bir kitleyi. Ve şu anda da mesela insanların neşesi gitti. Bütün insanların suratı donuk. Dünyanın neresine giderseniz gidin, herkesin neşesi yok. İnsanlardaki insan sevgisini insanların kalbinden aldı Darwinizm. Çok büyük bir tahribat yaptı. Mehdiyet onun yaptığı tahribatı düzenlediğinde, düzelttiğinde, biz ne olmuşuz diyecek insanlar. Yani biz nasıl bir belanın içine girmişiz de nereden kurtulmuşuz diyecekler. Üstlerinden 1 ton yük kalkmış gibi olacak. Sanatta, mesela insanların nutku tutuldu, sanatçı artık çıkmıyor dünyada. Yani hiçbir sanat dalında sanatçı yok şu an. Yapamıyorlar. Hiçbir ama aklına gelen hiçbir sanat dalında hiçbir sanatçı yok. Yani insanların telif gücü kayboldu, beyinleri dumura uğradı adeta. Çünkü Allah sevgisi olmayınca bu olmuyor. Bakın eskiden Allah sevgisi ile yapılan camilere bakın. Mesela kiliselere bakın, sinagoglara bakın. O devirde yapılan binalara bakın, tablolara bakın, sanat eserine bakın. Müzik olarak da. Mesela Mozart çok dindar bir insandır. Adam harikalar meydana getirmiş. Asla yapamıyorlar ve asla yapamazlar. Çünkü aşk gitti mi, Allah gitti mi beyin iptal olur. Ne mimaride, ne sanatta, bilimde de gelişemiyor insanlar. Yani dumura uğradılar adeta. O yüzden de zaten kıyametin yakınlığı. Yani son kere inşaAllah İslam dünyaya hakim olacaklar, insanlar nasıl bir belanın içine girdiğini görecek. Mehdiyet devrinde kimse kimseye öyle, bir kere bütün cezaevleri boşalacak. Komple. Mahkemeler tamamen boş kalır. Yani kimse kimseyle uğraşmaz. Dostluk kardeşlik hakim olacak. Böyle asmalar kesmeler, terör merör mümkün değil. Ya biz ne yapmışız diyecek insanlar. Ne gerek vardı, biz bunu niye yaptık, Allah’ın hikmeti diye. Anneler de kafalarını taşa vuracaklar, o şekilde pişman olacaklar. O Darwinizm’e inananlar kendilerine hayretler içinde bakacaklar. Biz nasıl tesadüfe inandık. Yani bu kadar harika bir dünyayı, bu kadar matematik sistemde kurulmuş bu kadar kusursuz bir sistemi, mesela kromozomların yapısı, genetik bilimindeki gelişmeler, hepsini çok iyi kavrayacaklar, kafalarındaki perde kalkacak, çok büyük bir hata yaptıklarını anlayacaklar. Çok çok büyük bir hata. Yani insanları sevmemekle yaptıkları hatayı anlayacaklar. Şimdi mesela kimse kimsenin yüzüne bakamıyor, dışarı çık bak. Kimse kimseyle ahbap dost olamıyor. Öyle olur mu ya? Adım başı selam vereceksin. Herkesin yüzüne bakacaksın, sevgiyle karşılayacaksın. Çocuklar sevilir, hayvanlar sevilir. Her yer meyve ağacı olur, dışarıda yabani hayvanlar gezinir. Yani bunun için hiçbir engel yok. Tamamen insanları kendi kendilerine hapsedip mahvettiler. İşte bunlar çözülecek. Deccaliyet böyle insanlığı mahvetti. Son kere çözülüyor inşaAllah, ondan sonra gene sapıtacaklar ama ne sapıtma. Yani çok çok şiddetli sapıtacaklar. Hicri 1506’dan sonra bir… iki cemaatten bahsediyor ayetlerde. Bir Nur talebeleri gene devam edecektir diyor, bir de Mehdi cemaati, büyük cemaat diyor, o devirde gene devam edecek. Ama Hizb-i Makbul’dur diyor Nur talebeleri her zaman olacak diyor çünkü yani Mehdi’nin de istifade edeceği bir kitaptır Risale-i Nur Külliyatı. Yani bütün dünyanın istifade edeceği bir kitaptır. Ama Hicri 1543’e kadar diyor. Yani o kadar yakın ki bu süre. Bak biz Hicri 1430’dayız. Hicri 1543.
SUNUCU: 110 yıl.
ADNAN OKTAR: Tabi çok az. Yani hakimiyetleri de çok kısa o arada. Yani çok süratli olup bitecektir. Cübbeli bu arada bu konuyu anladı ama biraz anlamaza geliyor. Onunla ilgili bir kitap var Cübbeli’ye Cevap diye. Emre Bukağılı’nın yazdığı. Bunu internet sitesinde de indirebilirler isterlerse kardeşlerimiz. Cübbeli’ye cevap. Yani orada ilmi olarak detaylı izahlar var ve çeşitli kişilerin yazdığı yazılar. Onlar seçilerek alınmış içinde. Mesela ne diyor; İmam Mehdi (as) çıktığı zaman diyor haseten özellikle yalnızca, ayrıca husus olarak, fukuha, fıkıh alimlere, bazı fıkıh, ona, Hz. Mehdi’ye düşman olacaklar. Onun Hz. Mehdi’nin kılıcı kardeşleridir. Yani arkadaşlarıdır diyor. Buna benzer çok fazla izah var. Mesela dünyanın ancak 1 günlük ömrü kalmış olsa, onun Mehdi’nin başa geçmesi için Cenab-ı Allah o günü behemehal uzatır. Yani hicri 1400’e kadar 7000 yıl diyor ya dünyanın ömrü diyor Peygamber Efendimiz (sav). Bundan diyor 5600 yıl geçmiştir diyor. 7000’den 5600’ü çıkarttığımızda 1400 kalıyor. Allah diyor ki 1 gün dahi kalsa o günü uzatacak diyor, bakın, bu ayrıca bunu teyit eder bir hadis. Yani bu konunun doğruluğunu teyit eden. İşte hicri 1500’e kadar. Ondan sonra artık ümmetin icabet ömrü bitiyor. Ondan sonra kıyamet bekleniyor ki çok kısa süre sonra da 45 yıl sonra da kıyamet kopuyor. İnşaAllah.
SUNUCU: Hocam bir de sizin çok güzel resim yaptığınızı duydum ben. İnanılmaz böyle güzel tablolar.
ADNAN OKTAR: Evet, modern resim yapıyorum. Geniş. 3 metreye 4 metre, duralit üzerine. Kabartmalı, kalın yağlı boya tablo yapıyorum. O zemin üzerine böyle çok renkli böyle duralit zemin üzerine hayvan figürleriyle, bitki figürleriyle yaptığım çok güzel tablolarım var, arkadaşlarımın çoğunun iş yerinde var tablolarım.
SUNUCU: “Son zamanlarda kıyamet günü gibi, dünyanın yok oluşunun canlandırılmaya çalışıldığı birçok sinema filmine rastlıyorum. Hocam sizin görüşünüzü merak ettim, kıyamet günü bu filmlerde gösterildiği gibi mi olacak yoksa daha da şiddetli bir gün mü olacak?” Alara Peköz. Niğde.
ADNAN OKTAR: Geçen gün bana öyle bir film gösterttiler, aşağı yukarı tabi hadisin tam izahına uygun; o sürat son aşamada olacak bir sürattir, orada göstertilen sürat. Ama yaklaşık o tarzda bir kıyamet bekleniyor. Ama ilk başlangıcında mesela saatler hesabıyla yaşayacak insanlar. Saatler hesabıyla, bir süre. Çünkü o süre içerisinde saçları bembeyaz olacak korkunun şiddetinden. Bütün kas sistemleri boşalacak yani eli ayağı boşalacak. Hatta diyor Cenab-ı Allah ayette, siz onları diyor sarhoş zannedersiniz, onlar sarhoş değildir diyor. Yani içki içmeden sarhoş olmuşlardır diyor Allah. Yani ne konuştuğundan haberi yok. Mesela adın ne desen garip sesler çıkartıyor. Korkunun şiddetinden. Hani Darwinisttin sen? Hani doğaya hükmediyordun? Kendi tabirinle. Demek ki acizmişsin. Allah onu gösterecek, işte o zavallılıklarını göstertecek. Kadınlar diyor yüklerini hamlede vazederler, yani şeyi kalmaz diyor inşaAllah. Tesnim Kuran’da, Tesnim Kuran’da cennet içeceği, cennet içeceği; cennette içilen tesnimdir. Ona, şeytandan Allah’a sığınırım, “ona yakınlaştırılmış, mukarreb olanlar şahit olurlar. Onun karışımı tesnimdendir.” (Mutaffifin Suresi, 27,28) Evet. Cennet içeceğidir. Cehennem içeceğinin ismi neydi, hatırlıyor musun sen?
OKTAR BABUNA: Hatırlayamadım.
ADNAN OKTAR: Tam şimdi aklımda değil. Ama bir yani hoş olmayan tabi çok itici, çok rahatsız edici bir cehennem içeceği var. Zaten cehennemin varlığını da cennetin varlığını da hepsini insanlar görecekler ama ilk başta Allah dünyada bu devirde, insanlara çok güzel bir müjde hazırlamış, bir kolaylık. Ve iman etmeleri için. Allah’ın sözünün doğru olduğunu görmeleri için muhteşem bir imkanları var. Bakın diyor ki Peygamberimiz (sav): Mehdi çıkacak ve İslam hakim olacak. Şimdi bu bir, önden bir görecek insanlar. Arkasından diyor ki Peygamber Efendimiz (sav): Hz. Mesih çıkacak, inecek. Hz. Mesih’i göreceğiz. Yani bu insanların imanının güçlenmesi için çok net delildir. Çünkü ayette belirtiliyor, iki bin yıl sonra bir insan peygamber görüyor. Ve mucize görecek insanlar. Mesela Hz Mesih mucize gösterecek. Ama mucize gösterecek derken, hiçbir mucize insanları iman etmeye mecbur edecek gibi olmaz. Onu söyleyeyim. O bilinmeyen bir şey olabilir. Yani genel olarak öyle bir yakin düzeyine insanlar ulaşacaklar ki, öyle bir coşkuya, öyle bir derin imana ulaşacaklar ki, o sevinçle adeta böyle bir bayram sevincinin de ötesinde çok şiddetli bir sevinç yaşayacaklar. İnsanlar yani bu dönemde hiç böyle bir mutluluk yaşamış olmayacaklar. Hatta hadiste diyor, “Mezardakiler bile imrenirler” diyor. Yani gökteki kuşlar diyor denizdeki balıklar bile diyor memnun olacaklar diyor. Yani bunun olmaması zaten anormal. Yani çok anormal olan bu. Mesela bak ben seni çok seviyorum, çok tertemiz bir insansın. Dürüst, efendisin doğal olarak seviyorum zaten. Allah’ın bir tecellisi olarak seviyorum ve ben bundan mutlu oluyorum, sevinç duyuyorum. Niye aksi olsun? Aksi anormaldir. Değil mi? Aksi gariptir. Yani insanların birbirini sevmesi makul olandır. Mesela ne bileyim şu fincana bakıyoruz, Allah bunu da çok süslü ve güzel yaratmış. Mesela bu da bir nimet. Bak bizim ıhlamur içmemiz için bir kap yaratıyor Allah. Çok süslü, güzel. Yani çok özenli bir süs. Mesela altına böyle bir şey meydana getirmiş. Mesela bakın şu an döküyorum. Bunu döken, bunun içini hazırlayan döken Allah’tır ve beni vesile ediyor. Yani mesela çeşmeyi açarsınız, su aslında orada yaratılır. Yani insanlar zannediyorlar ki, barajdan su geliyor. İşin doğrusu doğrudan orada yaratılır. Ekmek fırından gelmez, orada yaratılır. Fırını Allah sebep olarak yaratır. Yani bunların hepsi ani olarak yaratılır.
SUNUCU: Araçtır yani?
ADNAN OKTAR: Tabi araçtır. Makul görmemiz için yapılır. Mesela elektrik düğmesine bastın mı elektrik geliyor. Elektriği Allah orada yaratıyor. Yani barajdan elektrik gelmez.
SUNUCU: Bir ayette Hocam, kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım, yediren içiren Allah’tır diyor. Siz daha önce söylemiştiniz eliyle sizi yediren de içiren de Allah olmuş oluyor.
ADNAN OKTAR: Mesela üzerinize elbiseler, giyimlikler var ettik diyor. Mesela elbise... Fabrika yapmaz, Allah ben yapıyorum diyor elbiseyi.
SUNUCU: İnsanlar vesile oluyorlar.
ADNAN OKTAR: Vesile oluyorlar, tabi. Fabrikada yapılmaz elbise. Öyle gibi gösterilir. Mesela araba benzinle gitmez. Araba kendi gider. Allah benzini vesile yapar. Çünkü araba kendiliğinden gitse milletin aklının ihtiyarı gider yani. Yani mesela benim elim böyle dururken elimden çeşme gibi su akmaya kalksa bu mucize olur bu. Ama normalde o şekilde yaratılıyor. İşte cennette aklın ihtiyarı kalktığı için, artık iman netleştiği için, mesela buna dersin, bana biraz ıhlamur ver dersin. Gelir kap havalanır böyle kendiliğinden döker. Bundan hoşlanmadım dersin, bana süt ver dersin, bu geri bunun içinde yok oluyor, yeniden süt dolar içine.
SUNUCU: Çünkü Hocam bu dünyada olsaydı yani şu an böyle bir şey olsaydı inanmayan kimse kalmayacaktı. O zaman imtihanın da bir anlamı olmayacaktı.
ADNAN OKTAR: Evet imtihan kalkacaktı. Onun için Allah böyle sebepler meydana getiriyor. Mesela biz buraya gelirken, şimdi ışığa ihtiyacımız var. Spotlar yanıyor. Mesela cennette eşya kendiliğinden ışıklıdır. Yani dışarıdan ışık yok. Yani mesela dışarıdan güneş yok. Yani mesela hiçbir ışık kaynağı olmadan eşya kendi ışıklı. Yani zaten dış ışık kaynağına ihtiyaç yok. Yani çünkü zaten bizim Allah beynimizin içinde yaratıyor ışığı. Yani niçin ışık kaynağı olsun dışarıda?
CİHAT GÜNDOĞDU: Mahşer günü de müminlerden nurlarını istiyorlar.
ADNAN OKTAR: Evet. Mesela önlerinde ve sağlarındadır diyor. Ama hepsine Allah bir sebep kılar. Zincirleme sebepler. Mesela kromozomları hücrelerin gelişmesine Allah sebep olarak kılıyor. Bir kromozom yapmış Allah yani şehir. Tek bir kromozom şehir. Mesela kromozomun gerçek yapısını insanlar görseler yani içine girseler, baksalar, yani mesela turistik gezi yaptırabilsek kromozomun içinde dünyada iman etmedik Allahualem bir kişi kalmaz. Yani en azılı vicdanını kaybetmiş tipler haricinde, ama bir turistik gezi mesela, o kadar küçülseler değil mi? Ve otobüslerle gezdirsen kromozomun içinde yahut bir hücrenin içinde gezseler herkes iman eder. Fakat bunu düşünmeye vakit ayrılamadığı için, buna zaman ayırmadıkları için yani bir insan en fazla 30 saniye falan düşünebilir. O da bir dakikayı aşmaz dikkat vermesi. Mesela hücreyi anlatıyoruz ama hemen dikkatleri dağılır insanların. Mesela Oktar anlatıyor, çok hızlı anlatıyor. Olmaz o. O yüzden dikkatleri dağılıyor. Ben onun için sürekli durduruyorum dikkat ederseniz. Durdurduğumdaki kısımda çok iyi anlaşılmış oluyor inşaAllah. Yoksa muazzam bir dikkat verilse bile çok zor anlaşılır. Oktar sen neler yazıyorsun bakayım.
SUNUCU: Bu arada sizin de rahatsızlığınıza yakalanan ve yaşayan tek insan sizsiniz dünya üzerinde şu an.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah, elhamdülillah.
SUNUCU: MaşaAllah, gerçekten Hocam bu hastalığa yakalanıp da en fazla üç ay mı yaşarsınız dediler size doktorlar?
OKTAR BABUNA: En fazla altı ay yaşıyor hastalar, daha fazla yaşayan yok ve hiç yaşayan yok.
SUNUCU: Ve on yıl olmuş Hocam, maşaAllah. İşte Allah ol dedi ve oldu. Bundan başka bir söz yok.
ADNAN OKTAR: Bakın bu hakikaten bir mucize. Dünyadaki en şiddetli kanser türüne yakalandı. En güçlü kanser türüdür. Bu hastalıktan yaşayan hiç kimse yok.
SUNUCU: Evet, tek kişi.
ADNAN OKTAR: Ve başka türde yaşayan da olur ama perişan olarak yaşıyorlar. Yani kısa sürede ölüyorlar.
SUNUCU: Çok sağlıklı görünüyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Zımba maşaAllah. İmanın bereketi. Allah vesile ediyor.
SUNUCU: Siz doktorlar rapor verdiğinde işte şu kadar ömrü kalmıştır diye birçok insan ümidi kestiğinde siz yaşayacak demişsiniz o günlerde. Onu anlatmışlardı bana.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Cevat Bey dedi ki, televizyona çıktı ama televizyona, ben dedi buna para veririm yaşayacağını bilsem dedi. Yaşayacağını bilsem ama bu yaşamaz dedi.
SUNUCU: Babası diyor bunu?
ADNAN OKTAR: Yaşamaz dedi. O yüzden vermem para dedi. Vermeyeceğim dedi. Yani mutlaka ölür dedi. Bundan kurtuluş yok dedi bu hastalıktan dedi. Televizyonda söyledi bunu. Buna ilik buldular. Yüzde kaç dedim. Yüzde doksan küsur bilmem ne... Olmadı dedim. Bir tane daha buldular. Bu dedi ki ben yaptıracağım dedi ilik nakli. Yüzde kaç dedim? Yüzde doksan dokuz virgül bilmem kaç. Yani yüzde sıfır virgül bilmem kaç eksik. Olmaz dedim gene olmaz. Tam uyumlu bulunacak dedim. Her türlü tehlikeyi göze aldım. Hatta bize o zaman titan, saadet zinciri, çete mete falan hep o zaman ortaya atıldı bu laflar zaten. Benim bu çete suçu almamda yani 3 yıl ceza almamdaki verdiğim polis ifademde var. Ben yaptım diyorum kampanyayı. Kardeşim aslan gibi delikanlı. Gidecek gözümüzün önünde. Ben hapis mapis dinler miyim yani?
OKTAR BABUNA: Allah razı olsun
ADNAN OKTAR: Tabi niye dinleyeyim hapsi isterse 20 yıl yatırsınlar yani. Değil mi? Bir insanın ölmesini mi kabul edeceksin? Yirmi yıl mı yatacak mısın? Yirmi yıl ben gider yatarım.
OKTAR BABUNA: Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR: Kabul edilir mi? Yani katil konumuna düşersin Allah vermesin, elinde imkan var çünkü. Hiçbir şekilde kabul etmedim. Bulundu ve konu bitti. Çakı gibi elhamdülillah, maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bir de her günüyle ilgilendi Hocamız. Ben de şimdi şahitlik yapayım inşaAllah. Bu hem uygun iliğin bulunmaması, madden manen yediğim içtiğim hatta doktor sormuştu bana Amerika’daki, senin hiç ateşin çıktı mı dedi. Ben en ağır kemoterapiyi alıyordum. Hiç çıkmadı dedim. Mucize bu dedi. Hocamızın bazı tarifleri vardı, onları yiyip içiyordum. Ne yiyorsun ne içiyorsun diye sordu bana. Bir gün hatta hücrelerim çok düşüktü. Hocamızın haberi oldu. Bazı şeyler tarif etti böyle, ballı karaciğer bir karışım böyle. Ertesi gün hakikaten muazzam bir fırlama oldu hücrelerimde. Ertesi gün kan testi yaptırdım. Her gün yaptırıyordum. Doktor geldi böyle, çok dünyaca tanınmış bir profesör hatta orada MD Anderson dünyanın en ünlü kanser hastanesinde. Ya n’oldu sana ya dedi. Ne içiyorsun ne yiyorsun ne içiyorsun dedi bana böyle.
ADNAN OKTAR: Kan düzeyi acayip yükselmiş. Bana dediler ki kan değerleri çok düştü dediler. Ben buna çeşitli tavsiyelerde bulundum. Hakikaten yani aslan gibi oldu maşaAllah. Bizim Tarkan da öyle. Bir kanser hastalığına yakalandı. Ani sıçradı vücudunda gelişti.
SUNUCU: Hangi Tarkan? Popçu Tarkan?
ADNAN OKTAR: Yok yok Bilim Araştırma Başkanı. Sen başka Tarkan bilmiyor musun.
SUNUCU: Direkt Tarkan’ı, nasıl yani dedim.
ADNAN OKTAR: Vakıf başkanımız. O zaman da o aslana biz baktık. Ben baktım, ben vesile oldum. Annesinin babasının zaten vakti hali müsait değildi. Mecburen bir şey oldu ona… Onların da gücü yetmediği için, güçleri yetseydi de yine biz bakacaktık zaten. Akciğerine, oraya buraya sıçramıştı, kan değerleri düşmüştü, böyle Kırkpınar başpehlivanı gibi oldu kısa sürede, kanseri hemen yendi, ilaçla Allah’ın izniyle, kan değerleri muazzam yükseldi, çok iyi baktık, hiç belli bile değildi kanser hastası olduğu, anlaşılmadı yani, bir anda hastalığı geçti maşaAllah.
GÖKALP BARLAN: Bu kampanya vesilesiyle de birçok hastaya da ilik bulunmuştu. Sizin yaptığınız kampanyayla. Banka kuruldu, birçok insana şifa oldu.
ADNAN OKTAR: Onun kanalıyla tabi oradan ilik alıp hayatını kurtaran da çok insan oldu.
OKTAR BABUNA: Ben hocamızı aramıştım, ilk hocam sizi aramıştım o zaman.
SUNUCU: Siz peki nasıl öğrendiniz, yani nasıl oldu, birden bire mi oldu bu yoksa rahatsızlıklarınız mı vardı?
OKTAR BABUNA: Yok, birden bire.
ADNAN OKTAR: Eli yüzü, şişti böyle, boynu moynu, eli yüzü şişti, hemen Amerika’ya gönderttik, yani gönderttim daha Türkçesi. Baktım Türkiye’de teşhis koyamıyorlar.
OKTAR BABUNA: Siz dediniz kanser diye, kanserdir dediniz, git dediniz hemen Amerika’ya.
ADNAN OKTAR: Tabi, yani bu inanmıyordu, yavrum dedim bu Allah-u Alem kanser dedim, belli, hemen Amerika’ya gönderttirdim yıldırım gibi. Orada teşhis koydular.
SUNUCU: Peki anneniz falan, anneniz, diğer fertler ilgilendi mi?
OKTAR BABUNA: Annem Amerika’ya hiç gelmedi, yani 6 sene tedavi ben gördüm orada, bakın 2 kemik iliği nakli geçirdim, yıllarca kemoterapi oldum, hocamız Allah razı olsun, arkadaşlarım gelmişti, onlara rica etti gönderdi, bana kız kardeşlerim ve arkadaşlarım baktılar. Hocamız her günü ile ilgilendi Allah razı olsun. Bakın şöyle söyleyeyim size 1000 tane doktora sordurttu, bakın 1000. Şöyle oldu, 500 olmuştu, kemik iliği nakline 1 hafta kalmış, soruyorduk Türkiye’ye hocam yeterli mi diye, sorun dedi belki dedi dünyada hiç kimsenin bilmediği, bilinmeyen çok değişik bir teknik vardır, kemik iliği nakli de çünkü o kadar öldürücü bir tedavi ki, onun için bütün dünyadaki, dünyanın en önde gelen..
ADNAN OKTAR: İsrail, İtalya, Fransa hepsine sordurturduk.
OKTAR BABUNA: Japonya.. tamamı,1000 oldu. Son gün hatta bakın ben size söyleyeyim, 900 küsurdu böyle, bir gün daha vardı kemik iliği nakline, devam edin dedi 1000 olmuştu tam sayı o gün hatırlıyorum. Tam bir gün önce.
ADNAN OKTAR: Vicdani kanaatim tam geldikten sonra izin verdim.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yüzde yüze yakın bir ilik bulundu, tam yüzde yüze yakın, artık 0,0 bilmem ne farklı, tamam dedim şimdi olabilir. O şekilde ameliyat oldu, ondan sonra konu bitti.
SUNUCU: Mucize beklemeye gerek yok, bu çok büyük bir mucize çünkü. Mucize burada, mucize arayanlar için.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Cevat Bey de o zaman dedi ki, hanım demiş sen ilgilenme, hoca ilgilenir o yeter demiş, onlar ilgilenir. Hakikaten tamamen bizim kontrolümüzde kaldı ondan sonra.
OKTAR BABUNA: Allah razı olsun.
SUNUCU: Hocam bence daha iyi olmuş, onlar ilgilenseydi zaten daha vahim sonuçlar olabilirdi.
ADNAN OKTAR: Yok zaten ben müsaade etmezdim, yani yine kabul etmezdim. Çünkü o da kalbi durdu, bize haber geldi, telefon ettiler, fenalık geçirmiş dediler, hastaneye gitsin dedim hemen, gitmiyor dediler, nasıl oldu dedik, gene fenalık geçirdi yine gitmiyor, muazzam bir mücadele verdim, yani tabiri caizse zorla hastaneye götürttüm.
OKTAR BABUNA: Ambulans gönderdi kapıya.
ADNAN OKTAR: Zor kullandık artık o şekilde, ölecek, gitmiyor. Zorla hastaneye götürttürdük, orada zaten biraz daha gecikseydiniz ölecektiniz demişler.
OKTAR BABUNA: Acil pil takılmış hemen, ölüyordu zaten, maşaAllah, Allah razı olsun hocam.
SUNUCU: Çok ilginç noktalar ama hocam bakıldığında, bir anne ve çocuğu ölümcül bir hastalık bu nezle değil, grip değil ki bir nezle olduğumuzda yani bizim annemiz babamız, dedemiz başımızdan eksik olmaz yani sürekli çorba iç diye böyle, terle, ilacını al diye, bir gripte bile yani bu. Burada ölümcül bir hastalıktan bahsediyor, çok vahim bir durum ve annesi Amerika’ya mı gelmiyor?
OKTAR BABUNA: Bakın bir kere bile gelmedi, bir kere rica ettim dedim ki kardeşlerim bir hafta dinlensinler, biliyorum da gelmeyeceğini, duyayım diye ondan. Benim işim var dedi, gelemem dedi, iki gün sonra seyahate gittiler Bodrum’a.
SUNUCU: Nasıl birşeydir bu ya?
ADNAN OKTAR: Ben o devirde hakikaten yani kanımız donmuştu, acayip şaşırdık, gitmiyorlar yani o kadar basit. Yani müthiş şaşırdım, ölecek diye para vermemezlik olur mu? Mesela hiçbir şey olmadı. Yine Amerika’da bir kişi daha vardı, benim çoktur böyle vakalarım da bir tane daha anlatayım. Yine böyle köklü ailelerden birisi, adamcağız bir hastalık geçirdi, Amerika’ya götürdüler, ben tavsiye ettim Amerika’ya götürmelerini, orada komaya girdi, yani bitkisel hayata girdi. Doktorlar demişler ki aile fertlerine fişi çekeceğiz sizin rızanız varsa. Kızı vardı, hocam dedi bana soruyorlar ne diyeyim dedi, asla dedim olur mu öyle şey, asla yani kesinlikle olmaz, biz resmi müracaat yaptık kesinlikle kabul etmiyoruz dedik hastaneye, hastane de tabi birşey yapamadı. 15 gün sonra adam kalktı ayağa. Buraya geldi, İstanbul’a geldi, yani bak ailesi çekiyordu fişi, yani tanınmış bir aile tabi söylemem ismini. Fişi çekecekler adam ölecekti, çektirtmedim adam yaşadı. MaşaAllah, o Allah’ın bir lütfu maşaAllah, Elhamdülillah. Başka türlü de olabilirdi, Allah korudu Elhamdülillah.
OKTAR BABUNA: Biz şahidiz hocamıza, şunu söyleyeyim biz ölesiye seviyoruz, öyle güzel ahlaklı, öyle üstün ahlaklı, yani siz daha tam tanımıyorsunuz, insanlarımız da daha bilmiyorlar da, öyle mükemmel ahlaklı, Allah korkusu olan bir insan ki bakın her günü ile ilgilendi, bir gün ağrım olmuştu benim, sabaha kadar uyuyamamıştım, haber gitmiş sabaha kadar uyuyamadı diye, yüzüm biraz asık gibi kalkmışım sabah, hemen telefon geldi hocamızdan, telefonda bana sordu, merhameti, o sesinin tonu yani hiç unutmam bunu, hocamız hatırlamayabilir ama Allah razı olsun, o sevgisi, o yakınlığı, her anıyla ilgilendi, madden, manen, her bakımdan. Bakın kampanya değil mi, ailem beni terketmiş bırakmış, parayı kestiler, akrabalara rica ettik, borç istedik, öyle durumlar oldu zaten, madden, manen herşeyiyle, hergün. Tabi sırf ben değil, başka anne babalar var, herhangi bir anne baba rahatsızlandığında yine hocamız ilgileniyor herşeyiyle.
ADNAN OKTAR: Aslında ona bu çalışmaları yaparken başımızda, benim için çok büyük bir şereftir, hukuki yönden de belaya girdi başım.
SUNUCU: Evet, yardım ederken.
ADNAN OKTAR: Aslında ona bu çalışmaları yaparken başka yönlerden de başım belaya girdi hukuki yönden. Ama bu böyledir, yani aksi olmaz, iftihar ederim, yani hakikaten deseler git 20 yıl yat, çok rahat yatarım, hiç gözüm kapalı. Yani müebbet de yatılır, hepsi kabul edilir, ne demek yani bir insan yok olacak Allah vermesin, yani yok olacak derken ölümüne vesile olacaksın, yani direkt sen sebep olmuş oluyorsun. Şimdi diyorlar ki sana elini yukarıya kaldırsan bu insan yaşayacak, indirirsen ölecek, ne yapacaksın. Kaldırım elimi tabi, kolun kopacak, kopsun, adam ölüyor, niye kabul edeyim, değil mi, kolum mu kopacak adam mı ölecek, ben kabul etmem.
Şimdi bizimle uğraşanlara karşı bizim bir öfkemiz yok, yani bunu herkes bilsin, ne bu şikayet eden kız çocukları ne onların aileleri, ne avukat Rezzan Aydınoğlu ne Fatih Altaylı hiçbirine. Hepsine hakkımızı helal ediyoruz, desinler yani, çok da istiyorlarsa gidip hapiste yatarız, onları rahatlatacaksa, içlerini bir huzura kavuşturacaksa yaparız yani. Bende öfke ve kin olmaz, arkadaşlarımda da olmaz, ben titizlikle isimlerini vermiyorum vermem de, yoksa bunların hepsi belgeli, anlatılacak olaylar, yani bu çocukların konumu falan. Niye ben küçük düşmelerine sebep olayım, zaten adamların aradığı o, eğlence arıyorlar, ben onların önüne onları atar mıyım? Benim aleyhimde konuşuyor, konuşsun, gider yatarım ama aşağılatmam, yani öyle birşey yapmam. Çünkü adamlar onların aczinden istifade etmeye çalışıyor, mesela paraya ihtiyacından, evlenme hırsından, çıkar hırsından, şundan bundan istifade etmeye çalışıyorlar, biz o malzemeye imkan vermeyiz. Sonuna kadar izin vermeyiz.
Ne kadar vaktimiz var? 10 dakika? Pekiyi, şu ayeti de okuyayım. 56. Sure’nin 54. Ayeti; şeytandan Allah’a sığınırım; “onun üzerine de alabildiğine kaynar sudan içeceksiniz, su istediklerinde onlara erimiş maden gibi yüzlerini kavuran bir sıvı verilir. O ne kötü bir içecek ve ne kötü bir meskendir.” İrinli su diyor evet irinli su. İbrahim Suresi’nde…
SUNUCU: Ben Türkçeye çevrilmiş de okumuştum hocam. Bu Kuran ayetlerini cehennem ile ilgili. Orda İrin ve Kan. Hani onlar su istedikçe biz onlara irin ve kan veririz diyor. Uyuyamadım üç gün ama
ADNAN OKTAR: Hayır etin kemiğin meraklısı oluyorlar ya et kemik için yapıyorlar. Allah da onlara madem et için yaptınız madem kan için yaptınız bunları için diyor Allah. O oluyor. Yarınki Milli Gazete, Vatan, Yeni Şafak hepsinde ilanlar var avukatlarımızın hazırladığı ilanlar var. Vakitte olan Milli gazete olan milli gazeteden başlayalım. Evet sayın başbakanımızın ve sayın adalet bakanımızın dikkatine diye bir ilan. Bizim davamızda mahkemenin verdiği bir ceza var. Ellerine sağlık bir şey demiyoruz. Ama Yargıtay Ceza Genel Kurulunun bir çok bozma gerekçeleri var. Yani bu bozma gerekçeleri bizim davamızda oluşmuş durumda. Bunları Avukatımız vermiş yani aynısı bire bir. Mesela ek savunma hakkı tanınmaması bozma gerekçesi bir örnek. Bize ek savunma hakkı verilmedi mahkemede. Takdir ederiz. Ellerinden öperiz. Öyle uygun görüyorlarsa öyledir. Ama Yargıtayın bu konudaki ceza genel kurulunun kararları var. Yani en üst merci artık. İnşaAllah. Onlar hakkında detaylı bilgi var. Aynı şekilde Vakit Gazetesinde var. Yani bu aynı zamanda tabi insanlarımıza bir bilgi. Aynı konuma gelecek insanlarımız olabilir kardeşlerimiz olabilir. Hukuk bilgisi açısından da çok önemli. Mesela sanığın tek olan eyleminin suç vasfının ikiye ayrılarak… diyor neyse şimdi uzun uzun vaktimiz dar. Fakat gazeteleri alanlar yarın görebilirler. Yeni Şafak, Milli gazete ve Vakit gazetesinde. Mahkemeye karşı hükmünü beğenmeme değil sadece kanuni gerekçeler nedir yani Yargıtay aldığı karalar nedir durum nedir bunu açıklayan teknik açıklama. Yoksa mahkemenin kararına sonuna kadar saygılıyız. Yargıtay da bir karar verse ona da saygılıyız. Yoksa öyle bir şeyimiz olmaz. Evet, burada bakın bir dosya var önümde. 1990 yılında yapılan bir araştırmaya göre; yirmi milyon Amerikalı, çocukken ensest mağduru olmuş. Yirmi Milyon
OKTAR BABUNA: İnanılmaz bir rakam
SUNUCU: Çok Ciddi bir rakam
ADNAN OKTAR: Ensest mağduru. Yani babasının ve yahut anasının cinsel istismarına uğramış çocuklar. Fakat bunun çok küçük bir kısmı bildirildi. Çünkü mağdur olan çocuklar aileyi parçalamaktan çekiniyorlar. Aileye laf gelmesin istiyorlar. Aynı kuruluşun 1991 yılında yayınladığı bir araştırmaya göre ensest mağdurlarına her yıl 16.000 yeni vaka ekleniyor. Demek ki ahlaksız aileler de var ahlaklı aile de var. Aile kusursuz olmuyor demek ki. 2006 yılında 17064 kişi aile içi şiddete maruz kalmış. Çocuğunu dövüyor babası annesi. Eee aile içi şiddete maruz kalanların da %18 kadarı da aile içi taciz vakasına ensest ilişkiye maruz kalmış. Bu ahir zamanın belasıdır. Çok çok büyük bir belasıdır. Mesela güvenilir araştırmalar gösteriyor ki Amerikadaki çocukların %10 ile %20 arasındaki bir bölümü ensest ilişkiye maruz kalmış. Yani bu çok muazzam bir oran. Müthiş bir yükseklik. Yani Amerika’da %10 ve %20 arasında. Örneğin Brezilya’da 1998 yılında yapılan araştırmaya göre belgelere göre enseste maruz kalan kişi miktarı %05 ile %20 arası değişecek şekilde. Türkiyede tecavüzlerin %27 si ensest vaka. www.Sabah.com.tr de var arşiv. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki kadınların %25 i ensest mağduru diyor. Böyle bir durumda evde durabilir mi o çocuk?
OKTAR BABUNA: Duramaz İnşaAllah. Durmaz İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Durmayacak tabi. Gidecek şikayette bulunacak. Kaçıp gidecek. Güvenilir bir ailenin yanına sığınacak. Güvenilir insanların yanına sığınacak. Başka türlü olmaz inşaAllah. Son saniyeler? Son dakikalar?
SUNUCU: Son beş dakikalarımız hocam
ADNAN OKTAR: Var mı bir sorun?
SUNUCU: Var Hocam bitmedi bugün
ADNAN OKTAR: “Değerli hocam. Öyle anlar oluyor ki kendimi kızmak üzülmek telaşlanmak konusunda durduruyorum. Sizin de söylediğiniz gibi her şey kaderimde diye düşünüyorum. Acaba ahlakımı güzelleştirerek imanımı attırabilir miyim? ?Yani imanın dereceleri var mıdır hocam” diye sormuş, Alp Taflan Samsun’dan.
ADNAN OKTAR: İman tabii derece derecedir. Yani bu çok önemli. Mesela insan “ben imanlıyım” der, “güçlüyüm” der, bir iman derecesi daha vardır, daha beynin açılır, daha keskinleşir. Mesela Hz. Mesih gelecek, bakıyor eşyaya, her şeye bakıyor, Allah var, bitti. Ve kesin kararını veriyor, iman kararını. Sonra Kuran’a bakıyor, İncil’e, Tevrat’a bakıyor, Kuran doğru, bitti. Ondan sonra kolunu kopart, başını kopart, ne yaparsan yap, kim ne yaparsa yapsın, imanda en ufak bir değişiklik olmaz. Yani şöyle şimdi burada bu Kuran’ı görüyor muyum? Gördüm. Kuran var. Şimdi bu hakkel yakin bir imandır. Nettir bu. Şimdi bir adam derse ki “burada bu Kuran yok” yani işte vesvese geldi, bilmem ne falan, olmaz sen artık görmüşsün, tamam. Bunun, bu konunun tartışması olmaz artık. Onun için Allah’a tam hükümle, tam iman eden bir insan artık onu bir daha tartışmaya açmaz. Allah’a hep hüsnü zan edilir. İnsanların çoğunun, Allah ayette, tereddüt içinde bocaladıklarını söylüyor Allah, tereddüt. Bir gün imanlı, bir, hatta yarım saat önce imanlı, yarım saat sonra imansız. Bu çok büyük bir akılsızlıktır. Net karar verilir imana, bir kere karar verilir, biter. Ondan sonra tartışmaya açılmaz o. Allah’ın varlığına bir kere karar verirsin biter, o kadardır. Kolun gitsin, bacağın gitsin, yani niye değiştirsin Allah’ın varlığını bu? Yani senin parmağının gitmesiyle mi Allah’ın ağırlığı gidecek? Parmağın gelince mi Allah’ın varlığına yeniden inanacaksın? Oradan mı senin delilin? Sen değil mi, sonsuza yakın delille, gördüğün, yani Allah’ın sana verdiği kadar delille, artık sonsuz demeyeyim de çünkü görebildiği kadar delille, net kanaatin gelmiş. Hakkel yakin. Artık bundan sonra tartışma olmaz. Yani kafanın içinde bir tartışma olmayacak. O yüzden de gittikçe gelişir tabii iman, mesela daha sabırlı olursun. Mesela kızdığın bir şeyi düşünürsün “ ya” dersin “ben niye kızıyorum?”, “kızmayacağım” dersin. Mesela öfke ve intikam hissi vardır insanda, almıyorum intikam, vazgeçtim. Yapmayacağım, mesela bu iman derecesidir. Mesela affedilmeyecek bir şey, affediyorum, niye intikam alayım? Yani ne kazanacağım intikam alınca? Niye affetmek bu kadar zor olsun? Bu bir iman derecesidir. Mesela korkulacak bir şey var, korkmuyorum, Allah’tan korkuyorum, korkmuyorum. Bu da bir iman derecesidir. Onun için hep Kuran’da mesela, Allah söyler, iman edenlerin korkmaması gerektiğini söyler, Allah. Çünkü her şeyi Allah yarattığına göre, Allah’tan başka neden, niçin korkuyorsun sen? Çünkü farz edelim kapının kolu geldi kafana çarptı. Allah yaratır onu. Kapının kolu yapmaz. Yahut ayağın tökezledi düştün. Allah düşürür ve kaderindedir o senin. Allah senin sabrını iradeni, O’na olan sevgini görmek istiyor Cenab-ı Allah. Nereden anlayacaksın o zaman, sevgi nasıl anlaşılacak? İnsan sevdiği için acıya katlanmıyorsa, çileye katlanmıyorsa, güzel ahlak olmaz. Zaten sevgi oluşmuyor ki. O zaman et kemik olarak görürsün. Güzel ahlakından dolayı insan seviyor sevdiğini. Mesela insan eşini niye sever? Onun derin ahlakından, Allah’a olan sevgisinden, sadakatinden, temizliğinden, iffetinden, vefasından dolayı sever. Bütün bunların toplamı o sevgiyi oluşturur.
Tamam mı vaktimiz? Saniye dakika vermezseniz devam ederim.
SUNUCU: 1 dakikamız var hocam.
ADNAN OKTAR: İyi o zaman sen o güzel sesinle güzel bir konuşma yap da bitirelim. Hadi inşaAllah.
SUNUCU: Hocam bu arada demin dediğiniz şeye örnek olarak, mesela ben eskiden sinirleniyordum. Böyle mesela çok çabuk bir şeye. Mesela bir söz verildi o zamanında yapılmadı falan, çok sinirleniyordum. Ama siz bunları anlattınız ya, mesela “Fatih Altaylı’ya bile hakkımı helal ediyorum” dediniz, şimdi mesela sinirlenmiyorum fazla.
ADNAN OKTAR: Onu da Allah yaratıyor, ben niye şey yapayım yani?
SUNUCU: Daha böyle bir toleranslı insanlara bakmaya başladık, o çok önemli gerçekten. Evet bugün itibariyle programımızın sonuna geldik, sizin sorularınızla yine hafta içinde ne yapabilirsiniz? www.harunyahya.net veya www.harunyahya.org. Bu adresten sorularınızı, hocamıza yöneltmek istediğiniz, merak ettiğiniz konularla sorularınızı yollayabilirsiniz. Elimizden geldiğince hocamıza bu soruları ileteceğiz. Evet bugün itibariyle Mavi Karadeniz Tv ve Kocaeli Tv ortak yayınının sonuna geldik. Allah’a emanet olun, hoşçakalın.
Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Kuran Mucizeleri
Devamı ...Makaleler
Devamı ...