SUNUCU: Evet sesimizin görüntülerimizin ulaştığı tüm izleyicilerimize kucak dolusu sevgilerimizi ve selamlarımızı yolluyoruz efendim. Bugün Mavi Karadeniz TV ve Ekin Türk TV ortak yayınıyla Adnan Oktar ile Baş Başa programına hoşgeldiniz. Stüdyomuzda çok değerli hocamız sayın Adnan Oktar, Sayın Oktar Babuna, Sayın Cihat Gündoğdu ve Oktar Bey’in yeğeni Erdem de bizlerle beraber. Sayın Erdem Ertüzün evet. Hoşgeldiniz diyorum Hocam ve bütün konuklarımıza.
ADNAN OKTAR: Sen de hoş geldin sevimlilerin sevimlisi
SUNUCU: Hocam çok fazla sayıda soru gelmiş bu hafta gerçekten. Zaten hep yoğun oluyor ama bugün özellikle inanılmaz bir yoğunluk var sorularda da. Hemen başlayalım mı sorulara
ADNAN OKTAR : Sen ne şeker şeysin sen. Oku bakalım.
SUNUCU: “Çok değerli Adnan Hocam. Uzun süredir İstanbul’da deprem olacak söylentilerine insanlar inanmışken rasathaneden de bu iddialar doğrulanıp deprem olma ihtimali yüksek diye açıklama yapılırken siz İstanbul’da deprem olmayacak demiştiniz. Hocam açık söyleyeyim ki sizin konuşmanız beni çok etkilemişti. Hocam şimdilerde Rasathanenin yeni Müdürü Prof. Mustafa Erdik’te İstanbulda deprem olma ihtimalinin yüzde iki olduğunu söylüyor. Yüzde iki demek yani şiddetli yıkıcı bir deprem olmayacak anlamına geliyor Allah’ın izniyle. Hocam tüm insanlar ve yetkililer tam tersini söylerken siz hayır deprem olmayacak diyorsunuz. Ve Allah’ın dilemesiyle gerçekten de o şekilde olduğunu görüyoruz. Hocam bu konuda kararlı konuşmanıza neyin sebep olduğunu merak ettim.” diye soruyor Sabri Güzelyurt.
ADNAN OKTAR : Vahye dayalı bilgiler Peygamber tarafından bize bildirilir. Resulullah (sav)’ın hadislerinde bildirilir ve Kuran’da da işari anlamları olur. Burada bu hususu açıkça görüyoruz. Mehdi’nin olduğu yerde deprem olmayacağını zaten hadiste söylüyor Peygamber Efendimiz (sav). Ve Kuran’da işaret ediyor, “sen içindeyken” diyor, “Allah onlara azap edici değildir” diyor. Yani Kuran ayeti Peygamber (sav)’e hitaben buradan da anlıyoruz ve birçok ayette bunu anlıyoruz İnşaAllah.
SUNUCU: Hocam Şeyh Nazım Efendi sizinle uğraşılmamasını söylemiş ve uğraşıldığı takdirde başlarına bela geleceği konusunda uyarıda bulunmuş. Siz de röportajınızda bu durumun kaderde gerçekleştiğini tasdik ettiniz. Ben sadece basından takip ettiğim hali ile sizinle kim uğraşsa bir belaya uğradığını gördüm. Kimileri hapishaneye girdi. Kimi aklını kaybetti. Kimileri de mal varlığını kaybetmek üzere. Bunlar gibi sizin bildiğiniz daha neler var . Merakımı mazur görün. Bunları ilerde bizimle de paylaşacak mısınız hocam?” diye soruyor Ankara’dan Serra Seçkin isimli izleyicimiz.
ADNAN OKTAR : Serra kardeşimiz ileride birçok sır öğrenecek, birçok şey öğrenecek. Onlardan bir tanesi de o tabi. Söylemediğim çok fazla insanların çok şiddetli hayrette kalacağı olaylar var ve ispatlı. Net ispatlı. Ben biliyorsun ispatsız konuşmam ve dediğim de çıkar inşaAllah. Bu dediklerim de o şekilde olacak inşaAllah.
Sen niye geldin bakayım minik canınla. Ablası bu da çete.
SUNUCU: Hocam çok tatlı. Gördüm ben böyle hani inanılmaz bir ahlaka sahip.
ERDEM ERTÜZÜN: Estağfirullah.
SUNUCU: Öyle otururuken, bakarken, konuşurken falan böyle o kadar şey ki çok ürkek yani.
ADNAN OKTAR: Çok utangaç evet. Yüzüne baksan kızarır. Öyle çok çekingen.
SUNUCU: Hatta şey dedim. Ne anlatacak buraya geldi. Nasıl konuşacak.
ADNAN OKTAR: Gizli tanıkların ihbarı sonucunda yani iddiaları sonucunda çete iddiası ile yargılanan gençlerden bir tanesi de bu.
SUNUCU: Bu bir şaka olmalı. Hayırlar olsun. Hocam konuşamıyor bu.
ADNAN OKTAR: Ben de çete, bu hocam çete, o da çete, kardeşleri çete, kızkardeşleri çete, hep çeteyiz ya öyle. Bir de bakın gizli tanık kızlar diyorlar ki, bu bizle diyorlar ilişkiye girdi. Sen kaç yaşındasın? Yirmi üç yaşındasın. Bu çocuk o zaman kaç yaşında? On altı yaşında. Kim tecavüzcü ve çete olmuş oluyor? Sen oluyorsun değil mi? Koskoca kazık kadar kızsın sen. Yirmi üç yaşındasın bu çocuk on altı yaşında ve ciddi bir suçtur bu, ağır bir suçtur. Bu şikayetçi olacakken o bundan şikayetçi oluyor. Yani ben böyle olay anlayamadım ve görmedim. Mesela o ihbarcılardan bir tanesi gizli tanıklardan bir tanesi, abisi bu kişinin malı mülkü olan bir kişiydi. Buna kaldı malı mülkü. Bakın olay şöyle oluyor. Neyse ondan önce bakın bu psikopatın yaptığı bir olay var. 2007 yılında bir arkadaşımızın evini bu psikopat kurşunladı. Bakın bizi çeteyle itham ediyor bu ve bunun ifadesi ile bizim hakkımızda dava açılıyor düşünün. Böyle bir insan. Kurşunluyor. Kurşunlamadan önce de olayın alt yapısını yapıyor. Bakın ne yapıyor? Polis tutanağı bu okuduğum şu an. “ Üç günlük rezervasyon yaptırdığı ancak şahsın otele gelerek kaldığının görülmediği ve rezervasyon son tarihinin olduğu, otel defteri kayıtları ve otel yetkilisinin beyanından anlaşılmış ve şahsın saat … sularında otele gelerek tarifi otel faturasını alarak ayrıldığı, şu an nerede olduğu bilinmediği anlaşılmakta olup...” diyor. Kurşunlamadan önce gidiyor bir ilde, bir otelde adına yer ayırtıyor.
SUNUCU: Rezervasyon...
ADNAN OKTAR: Rezervasyon yapıyor ve kendini orda göstertiyor. Kurşunlamayı yapıyor. Şimdi biz de şikayet ettik. Görgü şahitleri var yani. Kurşun sıkıp kaçtı. Böyle birşey yok dedi adam. Nereden anlıyoruz dedik. Bakın dedi otel faturaları göstereyim size dedi. Sonra tahkik ettik, üstüne düştük. En sonunda anladık ki oyun oynamış, yani eylemden önce kendini orada göstertmiş. Ona göre ayarını yapmış. Polise bunu tespit ettirdik. Bu mesela şu polis tutanağı. Bu da savcılığın açıklaması. Bak diyor ki; “Şüpheli …. sahte özel belge düzenleyip kullandığı, tüm soruşturma evrakı kapsamında anlaşılmakla, şüphelinin otele gelmediği” diyor açıklıyor. Bakın böyle insanların iddiasıyla bizim üzerimize dava açılıyor. Bir de asıl onun bir olayı var, en vahimi o. Bakın Aydın’da o zengin olan abisi açık araziye götürülüyor. Kafasına kurşun sıkılıyor ve eline silah tutuşturulmuş abisinin. Bu hazret de ihbarcı. Diyor ki abimi vurmuşlar diyor. Aydın’da in cin top oynayan bir yerde. Sen nereden biliyorsun orda böyle bir şeyin olduğunu? Yani ilk ihbar eden. Bu olay da kapandı. Sorulduğunda ben orada değildim diyor. Yani böyle bir adam. Geçenlerde gene yanında bir adam vurdular. Ve tam klasik psikopat. Böyle tikler miklerle cins bir tip. Kız lakaplı. Bu da bu çocukların ifade vermesini sağlayan kişi. Yani evlerinden gidip alıyor götürüyor. Mesela arkadaşlarımızın kaçırılmasında görev aldı. Tehditlerde, bu tip işlerde görev alıyor. Ev baskınlarında görev alıyor. Böyle bir adam. Hakkında birçok dava açılmış bir kriminal tip. Yani ara ara böyle bilgilendiriyorum ki, ne tiplerle bizi muhatap ediyorlar ve bize karşı ne tipleri kullanıyorlar insanlar bilsin diye aktarıyorum. Mesela bak şikayetçi olan kızlar işte kırkbeş kişi mi diyor yetmiş kişi ile ilişkiye girdik diyorlar. El kadar çocuk bu. Sen koskoca kadınsın değil mi? Evet. Sensin orada gayrimeşru ilişkiye giren. Tabi eğer yaptıysan. Bir de sana niye tenezzül etsin bu çocuklar. Tertemiz insan, daha yüzüne baksan kızarıyor. Sen kimsin de, senle oturup kerata seninle ilgilensin, seninle muhatap olsun, gayrimeşru bir şeye yaklaşsın? Yok gece gündüz ilişkiye giriyorlarmış da, yok fantezi kıyafetler giyinip hergün geliyorlarmış da peki o anormal hareketleri sen yapıyorsan, sen zaten suç işlemiş oluyorsun. Sana kim diyor o tip kıyafet giy de gel diye? Bilmem kaç kişi ile ilişkiye gir de gel diye? Değil mi? Hergün seni kim çağırmış oraya? Çocuklarla böyle bir ilişkiye girmiş oluyorsun o zaman. Sırf hikaye olsun. Geçenlerde bak bir tanesi açıklıyor. Diyor ki, ben basından duyduğum, oradan buradan duyduğum hikayelerle diyor ve polisin baskısıyla bunu söyledim diyor. Şimdi bu resmi beyanı yani. Kardeşim yazık günah değil mi bu insanlara? Nereden çıkarıyorsun bu hikayeleri? Ben onları Allah rızası için korumak kollamak istedim. Çok riskli insanlar olmasına rağmen. Yani birçok sırlarını sakladım. Mesela bu adı son geçen babasının da buna çirkin bir tavrının olduğunu söylemişti zamanında. Ağlayarak geldi bana anlattı. Sen asıl şikayetçi olacaksan git ondan şikayetçi ol.
SUNUCU: Hocam zaten size çok güvendikleri çok belli o insanların. Öbür türlü gayri ahlaki bir takım şeylerini, mektuplarını, CD’lerini size yollayamazlardı çünkü birçoğu. Bakıyorsunuz çünkü onlar mutlaka çekinirdi size güvenmeseler.
ADNAN OKTAR: Hayır kadın ben mesela onun sevgisine birşey demiyorum da, cahil. Yahu sen evli barklı adamsın, ne alaka? İlk defa reddedildiğinde normal bir kadın utanır bırakır. Bir daha bir daha bir daha bir daha bir daha. Sekiz kere filan mektup yazdı, nefes aldırmıyor böyle. Üstüne de tehdit oldu mu? Bu neye döner bu? Yani akıl almayacak olaylar. Mesela o öbür söylediğim. Kendi abin senin başına bela olmuş. Sen kendin söylüyorsun ensest ilişkiye sürüklediğini. Ağlayarak gelip anlattı. Ki yani bayağı rahatsız bir görünümü var. Yani üslup olarak. Adamın işte ruhsatsız silah taşıdığını bilmem ne... Birçok rezillikleri anlattı da, ben bir kısmını anlatıyorum. Ben bunlara rağmen bunları affediyorum ve yardımcı oluyorum. Ama böyle kriminal oldukları açık açık görülen insanları bizim üstümüze salmak, bunların böyle zorla ifadelerini aldırttırıp olay çıkarttırma, bir kısım basına malzeme çıkartmak hiç vicdana uygun bir hareket değil. Çok anormal hareketler bunlar. Tam Yargıtay’da davamıza bakılacağı gün Habertürk sürmanşetten ortaya haberi yaydı. Yani beklendiği dönemde, Yargıtay’da yargılamanın beklendiği günlerde. Daha önce de bir babayı çıkarttılar, hüngür hüngür böyle şey gibi... Ertesi gün pür neşe adamın hiçbir şeyi yok. Bu tip garip olaylar bizim şaşıracağımız olaylar değil ama ne olduğunu belirtmek için bunları anlatıyorum. Yani yoksa bunların hepsinin belgesi de var, dökümanları da var, hepsi var yani. Hepsinin de sırlarını biliyorum. Ama bu bana diye söylenmiş bir sır. Ben oturup orada burada bunları anlatmam. İsim de asla vermem yani. İnşaAllah. Allah akıl fikir versin. Mesela bir tanesinin babası, yani işi gücü olan da bir adam. Yani maddi ihtiyacı da yok, ki onun babası da psikopat yani cins bir tip. Evet.
SUNUCU: Sorularımıza devam edelim hocam. “Sayın hocam bildiğiniz gibi musevilerin dini günleri dolayısıyla Kudüs’te gerilim yine artmış durumda. Üçüncü intifada başlayacak söylentileriyle İsrail güvenlik önemlerini de arttırmış durumda. Bu da Müslüman kardeşlerimizin Mescid-i Aksa’ya rahatça girmelerini engelliyor ve onları tedirgin ediyor. Benim bu konu ile ilgili birkaç sorum olacak inşaAllah. Yahudilerin Harem-i Müsşerrife’yi işgal edeceklerine dair söylentiler yayılmış durumda ve müslüman kardeşlerimiz de orayı boş bırakmamak için kalabalık gruplar olarak Mescid-i Aksa’da toplanmaya çalışıyorlar. İsrail polisi güvenliği sağlamak adına onları zorla çıkarmak istiyor. Bu da ayaklanma olarak basına yansıyan gerilime sebep oluyor. Siz Mescid-i Aksa’nın işgali ile ilgili bir duruma ihtimal veriyor musunuz? Siz Mescid-i Aksa Vakfı yöneticilerine, o caminin imamına ne tavsiye edersiniz? İçinde bulundukları durumda oradaki müslümanları nasıl yönlendirmeliler? Ne tavsiye etmeliler? Ayrıca bir kısım basın müslümanların Mescid-i Aksa’da olmak istemelerini, bir kısım basın da Ortodoks musevilerin Mesci-i Aksa bölgesinde dua etmek istemelerini bir suç olarak gösteriyor. Bana her iki dinin dindarları birbirine düşürülmek isteniyor gibi geliyor. Siz ne düşünüyorsunuz? Nasıl bir oyun oynanıyor Sayın Hocam? Saygı ve selamlarımla” demiş Gökhan Özkartal. Bir sorunun içinde hocam en az beş soru var. Ben size şöyle takdim edeyim bu yüzden.
ADNAN OKTAR: Yerim ben senin güzel canını o kuzu canını senin. Şöyle diyeyim; bir kere bir Müslüman isterse gidip bir sinagogda ibadet edebilmeli. Allah’a dua edebilmeli. Bir Musevi de bir camiide gidip ibadet eder. Bu çok normal. Ama şu konumda ırkçı, ateist, ateist siyonist düşüncede insanlar var. Yani amacı orada camide ibadet etmek değil, caminin olduğu bölgeyi ele geçirmek ve toprak kaygısı adamların. Yani ibadet etmek isteyen insan zaten ne kadar güzel. Allah’a yaklaşmak istiyor. Caminin amacı da o zaten. İbadet etmesi inananların. Hıristiyan da gelip ibadet edebilir, inanan, her türlü inanan Allah’a ibadet edebilir. Ama orada olay çıkartıp bölgeyi ele geçirmek, yani orada yakıp yıkmak, tahribat amaçlı bir hava hissediliyorsa, bu hoş değil. Tabi ki buna karşı tedbir alınması gerekir. Onun için bu tip şeylerde, yani büyük topluluklar halinde böyle bağırtı çağırtıyla değil. Mesela bir kaç Musevi gelse, gelip duasını etse sakince, gidip ayrılsalar bu çok güzel olur. Bunda birşey yok. Benim mesela Musevi tanıdıklarım geldi buraya hahamlar, ben Sultanahmet’e götürdüm. Diğer büyük camilere götürdük. Dua ettiler. Hatta namaz kıldılar arkadaşlarla birlikte onlar da. Onların dininde de var namaz kılmak. Onlar da namaz kıldılar. Sakince ayrıldılar. Ama sükunet, samimiyet görüntüsü çok önemlidir. Yani orayı işgal edip kırıp yıkmak, bağıra çağıra kapıları zorlayarak, işte “çıkmayız biz buradan!”. Yani bunlar çok tehlikeli hareketler tabi. Çünkü mesela bir müslüman topluluğu gitse büyük bir sinagoga, “biz buraya dua etmeye geldik, bırakın bizi” diye İsrail’de olay çıkartsalar, bu da çok anormal bir hareket. Ama sakince mesela bir kaç müslümanın gidip sinagogda dua edenleri seyretmesi, orada dua etmesi, bu sakinlik içerisinde çok makuldur. Ama bağırtı, çağırtı ve şamatayla oraya girse, sinagogun içine girseler bu çok anormal bir harekettir. Belli ki bir olay çıkartmak veyahut orayı zapt etme mantığı varmış gibi görünüyor. Tedirginlik vermekten şiddetle kaçınmak lazım. Bu kadar yeterli herhalde.
SUNUCU: Hocam, Şeyh Nazım Efendi sizinle uğraşılmamasını söylemiş ve uğraşıldığı takdirde... Bunu okumuştuk, aynı soru hocam. “Adnan Oktar beyfendi ve çok kıymetli kardeşlerim. Allah sizlerden razı olsun. Anlatımlarınızdan çok faydalanıyoruz. www.cubbeliahmethocayacevap.com ve www.cubbeliahmethoca.org sitesinden dünyanın ömrü ile ilgili çok sayıda yazınızı okudum ve Cübbeli’ye Cevap diye bir de kitap indirdim siteden. Mehdi’nin bu yüzyılda çıkacağı hadislerden açıkça anlaşılıyor. İnşaAllah heyecanla Mehdi’mizin zuhurunu bekliyoruz. Bu sitelerdeki yazıları herkesin okumasını tavsiye ediyorum” demiş Yavuz Demircan Fatih’ten.
ADNAN OKTAR: Doğru söylüyor Yavuz Kardeşimiz. Yalnız Cüppeli değil. Yani ü, üp cüp tarzı değil.
SUNUCU: ‘B’ çift ‘b’, iki ‘b’ ile. Cübbeli
ADNAN OKTAR: Cubbeli
SUNUCU: Cubbeli.
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: “Sayın Adnan Bey, Yargıtay eski başkanı Osman Aslan ülkemizde de adli yargıda hatalar vardır şeklinde konuşarak bir hakimin günde on dosyaya baktığı zaman başarı sağlayacağını aksinde ise performansının düşeceğini ve hatalı kararlar alınabileceğini söyledi. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?” diye sormuş Balıkesir’den Ahmet Bey.
ADNAN OKTAR: Tabiki insan hata yapabilir, yanlışlık yapabilir. Bu çok makul. Ama en önemli şey Yargıtay’ın yargıya açık olmasıdır. Yani Yargıtay üyeleri şikayet edilebilmeli, tazminat davası açılabilmeli, bir suç işlediğinde suçunun karşılığı olan cezayı görmeleri gerekir. Yani şu an bu adeta imkansız gibi. Mevcut kanunlarla. Bunun mutlaka düzeltilmesi gerekiyor. Nasıl bir Cumhurbaşkanı bile yargılanabiliyor, Başbakan yine aynı şekilde yargılanabiliyorsa, hatta Genel Kurmay Başkanı, Kuvvet Komutanları onlara bile dava açılıyor. Emekli Paşalara hepsine dava açılabiliyor. Peki Yargıtay üyesine niye açılamasın? O durumda adalette şaibe meydana gelir. Yani bir çok durum oluyor fakat şikayet edilemiyor. Olmaz öyle şey. İnşaAllah
SUNUCU: “Sevgili Hocam, Papa yeni bir açıklamada bulunarak Avrupa materyalizminin ve kötü ahlakının Afrika’yı çöplüğe çevirdiğini söylemiş. Hocam, siz Yaratılış Atlası ile Darwinist, materyalist sistemine çok büyük darbe vurdunuz. Papa’da sizin söylediklerinizin paralelinde konuşmuş. Papa’nın sözleri hakkında siz ne düşünüyorsunuz?” diye sormuş Nuray Akkün Trabzon’dan.
ADNAN OKTAR: Şimdi Papa bir kere bu konuda samimiyetsiz. Niye samimiyetsiz? Dünyayı çökerten düşünce nedir? I. Dünya Harbi’ni, II. Dünya Harbi’ni, faşizmi, komünizmi, satanizmi ortaya çıkaran düşünce nedir? Darwinizmdir. Papa bütün Darwinistleri toplayıp Vatikan’da gidin Darwinist propagandası yapın dedi mi demedi mi?
OKTAR BABUNA: Dedi.
ADNAN OKTAR: Dedi. Onun zıddını söyleyen Oktar’ı da ordan apartopar çıkarttılar mı salondan?
OKTAR BABUNA: Evet çıkarttılar.
ADNAN OKTAR: Çıkarttılar. O zaman nasıl konuşuyor bunları Papa? Önce bu konuda çok samimi olması lazım. Anti-Darwinist ve anti- metaryalist olması gerekir inanan bir insanın. Vatikan’da anti-Darwinist bir toplantı düzenlesin. Darwinistleri de getirsin. Onlar da konuşsunlar. Biz onlar konuşmasın demiyoruz ki. Dawkins gelsin. Hem o kırmızı yanaklarını görsün millet bir şöyle. Şarkı söylüyor. Coşmuş bu aralar böyle birşeyler. Rahat rahat konuşalım ve anlatalım. Üç yüz elli milyon insanın katline sebep oldu Darwinizm. I. Dünya Harbi, II. Dünya Harbi’nde. Bir milyarın üzerinde insanın yaralanmasına ve sakat kalmasına neden oldu. Bir o kadar insanın öksüz, yetim kalmasına sebep oldu ve perişan oldu insanlar. Ve en daha vahimi, insanların üzerinden sevgiyi aldılar. Sevgi gitti insanların üzerinden. Bunun yerine korku, şüphecilik ve hasetlik geldi. Ve bütün dünyada bu şu an hakim. Her yerde korku. Kimse kimsenin yüzüne bakamıyor. Gözler yerde. Bakıyor gözünü çeviriyor, bakıyor gözünü çeviriyor. Kimse kimseye selam veremiyor, hal hatır soramıyor, iltifat edemiyor, hatta yardımda bile bulunamıyor, o bile bir sorun oluyor, şüpheli hale geliyor. İşte bunu Darwin insanlara öğretti. Ve Afrika’yı da mahveden yine Darwin’dir. Afrikalıları ilkel maymun ırk olarak gösterten Darwin değil mi? “Geri kalmış bir ırk ve zamanla elimine olacaklar, bunlar yok olacaklar” diyen Darwin değil mi? Türk milletini haşa aşağı ırk olarak görüp, bu ırkın yok olacağını, Türk milletinin tamamen Avrupalılar tarafından yok edileceğini söyleyen Darwin değil mi? Peki Darwin’in propagandasını yapan kim? Papa. Ve ondan sonra da çıkmış Afrika da şöyledir, böyledir diye konuşuyor. Bu olmaz. Samimi olacak. Ama telafisi bunun mümkün. Yine yapsın bir toplantı, değil mi Vatikan’da, Darwinistleri çağırsın, mesela 100 tane Darwinist, 100 tane de anti-darwinist çağırsın, toplanalım, konuşalım. Şu fakiri de çağırsın, bir on dakika da ben bir konuşayım. Bakın bakalım ne oluyormuş. Dümdüz olurlar Allah’ın izniyle yani inşaAllah.
SUNUCU: “Sayın hocam, Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül, Ermenistan ile gelinen noktayı değerlendirirken, ‘geçmişin sonlarını bugün yaşamaya devam edersek geleceği zehirleriz’ şeklinde belirtti. MaşaAllah siz daha önceden Ermenistan ile Türkiye arasındaki bazı sorunları, nasıl çözüme kavuşacağını açıklamıştınız. Türk milletinin kimseye karşı düşmanca bir duygu beslemediğini, geçmişte yaşananların geçmişte bırakılması gerektiğini, 21. yüzyılın sevgi ve barış çağı olduğunu, Türk milletinin geçmişte yaşanan her türlü olumsuzluğu unuttuğunu ve affettiğini dile getirmiştiniz. Cumhurbaşkanımızın bu yöndeki konuşmasını siz nasıl değerlendiriyorsunuz?” diye sormuş Pelin Gülercan.
ADNAN OKTAR: Sen aşırı sevimlisin, ben seninle ne yapacağımı bilemiyorum, maşaAllah. Bakın Cumhurbaşkanımız iki yıldan beri söylediğim sözün özetini çok güzel söylemiş. Diyor ki “geçmişin sorunlarını bugün yaşamaya devam edersek geleceği zehirleriz”. Bu kadar. Ben ne dedim, kemik sayımı yapmak, kemik yarıştırmak olmaz, dedim. Bunlar karşılıklı öfke, kin ve nefrete sebep olur. Benim kemiğim daha fazla, seninki daha fazla, benim şehidim daha fazla, senin başka şeylerin daha fazla dersek bu olmaz. Bunun getireceği şey, öfke ve nefrettir. Biz bilmiyoruz ki, yani kime aittir kemikler, yani olsa bile ne olur yani? Zaten karşılıklı vazgeçtik. Biz affediyoruz onları, Azerbaycan konusunda affediyoruz. Karabağ’da, Dağlık Karabağ’da sel gibi kan akıttılar. Daha önce de büyükelçilerimizi, elçilerimizi şehit ettiler. Onları da affediyoruz. Yine kitleler halinde Anadolu’daki halkı, Van’da, o bölgede, şehit ettiler, onları da affediyoruz. Şimdi biz bunları gündeme getirsek Ermenilere karşı sevgi kalır mı insanlarda? Bunlar gündeme getirilmez. Geçmiş geçmişte kalmış, katilleri zaten ölüp gitmiş adamlar, yani muhatabımız yok şu an. Dolayısıyla affedip olayın kapatılması lazım. “Geçmişte yaşananların geçmişte bırakılması gerektiğini, 21.yüzyılın sevgi, barış çağı olduğunu, Türk milletinin geçmişte yaşanan her türlü olumsuzluğu unuttuğunu ve affettiğini dile getirmiştiniz” diyor. “Cumhurbaşkanımızın bu yöndeki konuşmasını siz nasıl değerlendiriyorsunuz?” Çok güzel değerlendiriyorum, ağzına sağlık, aynı o çizgide. Yakın zamana kadar profesörleri çıkarıyorlardı, “bizde işte şu kadar kemik var, onlarda şu kadar kemik var, isterseniz getirin, heyetleri getirelim, karşılıklı mezarları açalım”. Kardeşim böyle bir ortamda dostluk olur mu? “Hadi bakalım işte 1000 kemik buradan çıktı, siz suçlusunuz, 2000 kemik oradan çıktı siz suçlusunuz.”Bu ortamda dostluk olur mu? Bunlar kapatılması gereken konular. Onlar bize Allah’ın emaneti, bunlar ağza dahi alınmaz. Ben de dedim ki, “Onlar Dağlık Karabağ’dan çıkarlar” dedim. “Onun nezaketini bilir Ermeniler” dedim. Bu intikam anıtını kapatırlar. Bir de adamlar çünkü, Cumhurbaşkanımız gitti, intikam anıtının ışıklarını söndürdüler. Ne demek ışık söndürmek? “Biz bunu ortadan kaldıracağız” anlamına gelir. Işığı söndürdün mü görmüyorsun zaten, karanlık oluyor. “Biz bunu görünmeyecek hale getireceğiz”, ne demek? “Biz bunu kaldıracağız” demektir. Ama mahçup etmeden. Bunu oturup pazarlığı yapılmaz, nezaketi vardır bu işin. Adam anlar onu. Yani hem seninle dost olacak, hem sınır kapıları açılacak, hem intikam anıtını tutar mı orada? Dağlık Karabağ’da durur mu adam? Bakın Laçin koridoru da açılacak dedim. Açılıyor. En olmayacak şey olarak zannettiler benim söylediğimi, en olmayacak. Yani, “En olmayacak şeyi söylüyorsun sen” dediler. En olacak şey olduğunu gördüler. 2 yıl oldu ben bunu söyleyeli. Ve aynısıyla doğrusu çıktı.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Evet.
SUNUCU: “Sizi en azılı hastaların bulunduğu 14A ve 14B koğuşlarına koyduklarını anlatmıştınız. Sizin orada bulunduğunuz dönemde doktor dahi tedavi gören hastanın hikayesini dinlerken bayılmış. Değil sizin gibi 9 ay dakika dakika onlarla kalıp onlarla yaşamak, sırf hastanın hikayesini dinlemekten bayılmış. Akıl hastalarının personelinin dahi gözünü çıkardığı bir ortam ne kadar tehlikeli. Görevliler mümkün olduğunca kısa işini yapıp çıkıyor, buna rağmen fiziksel saldırılarla muhatap oluyor. Siz ise onların içinde tutuluyorsunuz. Battaniyelerin altından üçer, dörder kişi çıkıyor. Hasta ölünce ancak iki üç gün sonra farkına varıyorlar. MaşaAllah bu durumu ancak çok güçlü bir iman sahibi bir insan atlatabilir. Allah dünyada, ahirette size her şeyin en güzelini nasip etsin. Çok zorlu dönemler yaşamışsınız. Hocam tavsiyelerinize çok ihtiyacım var. Sizin gibi olmak için ne yapmalıyım?” diye sormuş Fikret Turan, İstanbul’dan.
ADNAN OKTAR: Estağfirullah, biz Allah’ın naçiz bir kuluyuz. Ama hepimiz Kuran’a sıkı sarılalım. Ehl-i Sünnet inancında, birbirimize şefkatle, sevgiyle, anlayışla, olgunlukla yaklaşalım. Mesele yok. Bir şey söyleyeceğim. 106.4 radyo kanalından şu an bu röportaj canlı olarak yayınlanıyor. Marmara Bölgesi, İstanbul dahil, Karadeniz Bölgesi. 106.4’den şu an canlı yayınlıyor.
SUNUCU: Ve tabii ki www.harunyahya.net veya www.harunyahya.org ‘dan hocamızın eserlerine, röportajlarına, daha önce den yapmış olduğu röportajlara da ulaşabilirsiniz. Buradan hocamıza ulaşabilirsiniz, maillerinizi atabilirsiniz, mesajlarını atabilirsiniz ve şu anda da www.harunyahya.tv canlı olarak programı izleyebilirsiniz. Aynı zamanda da Mavi Karadeniz TV ve EkinTürk TV’den de şu an ortak olarak yayın yapmaktayız. Ve 106.4’den de radyodan da takip edebilirler şu an bizleri, izleyicilerimiz. “Sayın hocam, 6 Ekim’deki televizyon programınızı hayretler içinde izledim. Genç kızlarımızın geldikleri noktaya, ulaştıkları dejenere ruh haline inanamıyorum. Bir arkadaşınızla zorla evlenebilmek için arkadaşınızı hapse attırmakla tehdit ediyor. Sizin gibi çok değerli, üstün özelliklere sahip bir insanı ve arkadaşlarını yalan şahitliklerde bulunup, çete suçlamasıyla itham ediyor. Bu nasıl bir insanlık anlayamıyorum. Allah yolunuzu açık etsin, ahiretteki makamınızı arttırsın inşaAllah” demiş Yüksel Şahin, İstanbul’dan.
ADNAN OKTAR: Benim anlayamadığım o kadar çok şey var ki. Mesela bakın bunun anneannesi, şu an buna dava açan kadın. Yani çete suçlamasıyla dava açan kadın. Ve bu oğlu, kızları, bunların hepsine çete suçundan dava açmış durumda. Ben de dahil. Arkasından da diyor ki “ben” diyor “onları çok seviyorum” diyor. Yani güzel sevmek de, ben böyle mi sevgi olur ben bilmiyorum yani. İnsan torununa, çocuğuna çete davası açar mı? Ne demek yani çete, 6 yıl hapis cezası alacak demektir. Yani 6 yıl hapis cezası. “Yani ben seni çok seviyorum ama hapiste otur” falan der gibi. Çok garip mesela o genç kızın da o tavrı. Yani işte “benim olmazsan kara toprağın ol” işte “seni astıracağım” yani hapsi kastediyor, “yoksa dediğimi yapacaksın”. Yani ya evleneceksin ya bu ikisinden bir tanesi. Yoksa gidip şikayet edeceğim. Yani şu iş mi, şu akıl mı? Yani tam çocuk aklı. Şimdi kazık kadar kız dedim ama öyle demek de doğru değil tabii. O artık dilimiz sürçtü diyeyim çünkü yine şefkatle bakıyorum, acıyorum yani o tip söylemeyeyim ama yani söze bakın? Bu güya ona ilişkide bulunan kişi olmuş oluyor yahut diğerleri olmuş oluyor. 16 yaşında el kadar çocuk bu o dönemde. Yani sen suç işlemiş oluyorsun, değil mi? Diyorsun “ben bir buçuk yıl kaldım, üç yıl kaldım” diyorsun. O zaman sen de çete olmuş oluyorsun. Bu nasıl bir mantıktır böyle? Nasıl bir izahtır? Her gün geliyordum diyorsun, her gün bilmem ilişkiye giriyor, her gün süslenip püsleniyormuş, bilmem ne kıyafetler giyip geliyordum diyor. Yani bu çok anormal ve çok garip bir mantık. Ve çok akıldan uzak bir iddia bunlar. Allah hidayet versin, Allah akıllarını açsın. Çünkü nerede görülmüş böyle bir izah yani? Her gün geliyormuş da, her gün insanlarla ilişkiye giriyormuş, geceli gündüzlü, kardeşim aklın var fikrin var. Benim bildiğim aklı başında haysiyetli bir kıza ima dahi etse birisi yahut ona dolaylı yoldan bir şey yapsa, ilk şeyinde kaçar gider. Üç yıl süslenip püslenip gelerek, her gün ilişkiye girdiğini söyleyerek karşı tarafı suçlayabilir mi? 16 yaşında el kadar çocuklarla ilişkiye girdiğini söyleyerek suçlayabilir mi? Bunun mantığı var mı? Arkasından da çıkıp diyorlar işte “ben” diyor “gazete küpürlerinden okudum”, şudur budur. Yazık günah değil mi sen bu çocuklara bu şekilde iftira atıyorsun? Akıl almayacak şeyler. Aileleri de çok garip bunların, yani aile yapıları da çok garip.
SUNUCU: Peki, anneannen mi babaannen mi, o peki neden şikayetçi oluyor senden?
ERDEM ERTÜZÜN: Anneannem Semin Babuna. Güya çete, çeteymişim ben de çeteye üyeymişim. Böyle bir iddia. Dayımla beraber, teyzemlerle beraber. Böyle bir iddiaları var.
SUNUCU: Hocam çocuk konuşurken bile kızarıyor.
ADNAN OKTAR: Çok utangaç.
SUNUCU: Hatta ben yayında nasıl konuşacak falan diyordum gelirse.
ADNAN OKTAR: Evet, çok terbiyeli.
SUNUCU: Çok ahlaklı bir kardeşimiz.
OKTAR BABUNA: Sizin vesilenizle Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabi hepsi, yüzüne baksan kızarır, çok efendi, çok terbiyeliler. Yani ben aile yapılarını da biliyorum bu şikayetçilerin. Yani anlatılacak gibi değil. Yani o benim bir sırrım. Çünkü bana yana yakıla kendileri gelip ağlayarak anlattılar, o neden uzak durduklarını. Neden işte kurtulmak istediğini. Neden evlenip kurtulmak istediğini. Ya bak oradan neden kurtulmak istediğini söylüyor. Ben de söyledim yani koskoca insansın sen, gücün kuvvetin de yerinde. Karşı koyabilir istese. Yani ailesinin içerisindeki tatsızlığa da karşı koyabilir. Çirkinliğe de karşı koyabilir. Yani bizim tahminimizin çok çok üstünde Türkiye’deki ensest vakaları. Yani öyle zannedildiği gibi değil. Mesela geçen günlerde de okumuştum, “1996’da yapılan araştırmaya göre diyor 20 milyon Amerikalı çocukken ensest mağduru oldu” diyor. Bakın 20 milyon. Türkiye’de de çok yüksek bu oran. Yani bunu tabi açıkça söyleyemiyor ama mesela güvenirse, çok çok güvenirse anlatıyorlar. Beni sırdaş bildikleri için anlattılar. Ve ben ölünceye kadar da söylemem. “Fakat bunun çok küçük bir kısmı bildirildi” diyor, bakın diyor “fakat bunun çok küçük bir kısmı bildirildi, çünkü mağdur olan çocuklar aileyi parçalamaktan çekiniyorlar”. Şimdi babasını şikayet edemiyor, söyleyemiyor. “Aynı kuruluşun 1991 yılında yayınladığı araştırmaya göre ensest mağdurlarına her yıl 16.000 yeni vaka ekleniyor.” Türkiye’de de bu durum böyle. Güneydoğu’da da böyle. Ve hep sineye çekiyorlar bunu. Bu sineye çekilecek bir şey değildir, insan haysiyetine şerefine düşkün olur ve onun için yaşar. Kaç git. Ama tabi bunu yeni bir felaket meydana getirecek şekilde hareket ederek olmaz. Sevgiyle, akılcılıkla olur. Dürüstlükle olur.
SUNUCU: Hocam bir çoğu zaten toplum baskısının da altında utanıyor, çekiniyor söylemeye ama rahatsızım, sorunlarım var diye de bunu polislere söyleseler değil mi, ya da gidip yetkililere söyleseler, yine yardımcı olunur. İlla ki bunu işte ben tacize uğruyorum ya da işte evde böyle şeyler görüyorum demesine de gerek yok değil mi?
ADNAN OKTAR: Hiçbir şey olmaz, mesela savcı da bu olgunluğu göstertir polis de bu olgunluğu göstertir, söylemezler, gizli tutarlar. İlla ki gidip o açıklanacak zannediyorlar. Halbuki rahatça diyebilir, ben işkence görüyorum diyebilir, canımı yakıyorlar diyebilir, ama işin doğrusunu savcıya anlatır. Ve devlet gereken tedbiri alır.
SUNUCU: Evet devletimize güvenmeleri gerekiyor.
ADNAN OKTAR: Tabi. Mesela bak, kadın sığınağı bir vakfa telefonla ya da gelerek başvuranların % 26’sı ensest mağduru, yani aile içi cinsel ilişki. Yani ya babasının tecavüzüne uğruyor, ya erkek kardeşinin tecavüzüne uğruyor. Ensest iddiasıyla sığınağa başvuran çocukların %25’inin vücudunda iz olmayacak şekilde enseste maruz kalmışlar, %13’ünün vücudunda ise derin ve yüzeysel kesikler ve morluklar var. Yani tecavüz mağduru. Ve bu babası yapıyor bunu. Erkek kardeşi yapıyor. Mesela güvenilir araştırmalar gösteriyor ki diyor, Amerika’daki çocukların %10 ile 20’si arasında bir bölümü ensest ilişkiye maruz kalmış. Bu çok büyük bir felakettir. Yani bunlar varken oturup hayali vakalarla uğraşmak değil, gerçek vakalarla uğraşmak lazım.
Mavi Karadeniz Fm’den yayınlanıyor şu an. Gene söylüyorum 106.4, radyo kanalı 106.4.
SUNUCU: Mavi Karadeniz Fm, Mavi Karadeniz Tv ve Ekin Türk Tv’den evet.
ADNAN OKTAR: Marmara, Ege, Karadeniz bölgesinde şu an yayın devam ediyor radyoda.
SUNUCU: “Saygıdeğer Hocam, siz röportajınızda size yapılan baskının sizi daha da güçlendirdiğini daha da şevklendirdiğini söylemiştiniz. Anlattığınız sizinle ilgili şu son olaylarda da gerçekten şevkinizin arttığına şahit olduk maşaAllah. İnşaAllah hakkınızdaki davalar en hayırlı şekilde neticelenir. Hocam bugün gazetelerde Baron’un mahkemelere yaptığı baskı ile ilgili haberleri okudum. Bu konuda yorumunuzu merak ediyoruz.” demiş Tahsin Taşova, Trabzon.
ADNAN OKTAR: Baron acayip arsız. Bütün Türkiye’nin gözü önünde mahkemelere baskı yapıyor. Ben bu kadar pişkin bu kadar gözü dönmüş adam görmedim yani. Bu kadar ferah. Yani yüzüne tükürsen yağmur yağıyor zannediyor adam. Ya böyle şey olur mu, bütün gün ve gene sessiz kalınıyor adama, artık alenen yapıyor açıkça yapıyor.
Bu 106.4 radyo kanalından verilecek canlı yayın, radyo yayını, her programımızda olacak, seyircilerimiz bunu da bilsinler. Yani her programımız 106.4 radyo kanalından, Mavi Karadeniz Fm’den verilecek. İnşaAllah.
SUNUCU: “Hocam internet sitenizden yabancı radyo röportajlarını takip etmeye çalışıyorum. İngiltere Radyo Down, İngiltere Unity Fm, Amerikan Freedom Radio, İspanya Talk Radio, hepsini dinledim Hocam. Genel olarak Deccal sisteminin mantığını anlayamadıklarını fark ettim. Bu konuda ne söylemek istersiniz?” Berfu Kocaman, Rize.
ADNAN OKTAR: İlk defa duydukları için biraz şaşırıyorlar yani Darwinizm’i ilk defa öğreniyorlar, fitneyi ilk defa öğreniyorlar. Yani dünyadaki tahribatın gücünü ilk defa öğreniyorlar. Ama ısrarlı konuşmalarla gittikçe açılmaya başladılar. Bir defa şu 7000 yılı bile çok zor anladılar. Anlattık. Ya çok net diyoruz bak 7000 yıl dünyanın ömrü. 5600 yıl geçmiş. 7000’den 5600 çıkınca 1400 kalır diyoruz. Daha hala o zaman 1400 sene mi var diyorlar. Ama normal o, yani birkaç anlatımda oturuyor.
SUNUCU: “Hakkınızdaki davada Ekim ayında karar çıkacağına dair karşı tarafın avukatı Rezzan Aydınoğlu New Humanist dergisine bir açıklamada bulunmuştu. Röportajınızı dinlerken dikkatimi çekti, davanızın zaman aşımına girmesi için daha 5 yıl varmış, yani bu süre 2015 yılında doluyor. Peki buna rağmen karar verilmek için neden bu kadar acele ediliyor? Savunma dosyalarınızın fazlalığını dile getirmiştiniz. Peki bu dosyalar bu kadar kısa sürede nasıl okunacak? Acaba kararın hızla verilmesi yönünde yargı üzerinde baskı mı yapılıyor?” diye sormuş Serhan Küçükova.
ADNAN OKTAR: Yargı üstünde baskı yapan bir ekip var tabi biliyorsunuz, özellikle ünlü bir gazetecinin bu işi kendisine iş edindiğini, hakimler üzerine baskı yaptığını biliyoruz. Yani herkes biliyor. Bu adam da aynı zamanda Baron’un gizli adamıdır. Baron’a karşı gibi göstertiyor kendini ama, o onun usulünden yani Baron’un kendince taktiklerinden böyle. Özel tavsiye üzerine uyguladığı bir taktik. Şu an onun bir numaralı adamı, Baron’un. Mesela bir gazeteyi daha kullanıyor Baron. Bilinmiyor ona ait olduğu ama o da onun silahı. Bu gazeteci de onun silahı. Gene Baron’un elinin altında sağcı bilinen bir gazeteci var. Eski, eskilerden böyle. Kendini eskiden böyle, sağcı, mukaddesatçı göstertirdi. Sonra gide gide gide gide Baron’un yalakası konumuna geldi. O, ondan sonra, her devrin adamı, bunlar ekip zaten. Bunlar hiç birbirinden ayrılmayacak ekiptir.
SUNUCU: “Yüzünden nur akan değerli Hocam, Ermeni Cumhurbaşkanı Sarkisyan, Türkiye ile ilişkinin normalleşmesi sürecini anlatmak için diasporayı ikna turuna çıkmış ama gittiği Amerika Birleşik Devletleri’nde, binlerce Ermeni’nin protestosu ile karşılaşmış. Türk İslam Birliği yolunda emin adımlarla ilerliyorken Hocam, bu olayların olmasını neye bağlıyorsunuz?” diye sormuş Eskişehir’den Çağla Dağdelen.
ADNAN OKTAR: İddia edilen Ergenekon örgütünün Ermenistan kolu da var, Türkiye kolu da var, İran’da da var, heryerde var. Masonların yine ekipleri var, satanistlerin ekipleri var. Her hayırlı işe, her güzel işe karşı olacak bir ekip çıkar, yani Ermenlilerle dost olmamız, onlarla kardeş olmamız, onları rahatsız eder. Ermenilerle savaş olursa, kan dökülürse, onların dişlerinden kan akarsa onlar rahatlıyor. Bunlar kancı, yani kan isteyen takımından. Kanın durması demek onların ölmesi demek, vampir gibi bunlar, her zaman kana ihtiyacı vardır bunların. Yarasa gibi bunlar uçuyor havalarda böyle acayip sesler çıkararak, kan kokusu aldıklarında onlar canlanır, onlara kan döktürmeyeceğiz, damla kan akmayacak inşaAllah. Mehdi öncüsü olarak ve tabi Müslüman olarak hepsinin üstünde bu bizim zaten görevimiz.
SUNUCU: “İyi günler Hocam. Amerika’da konuşan Başbakanımız Erdoğan ‘Hepimiz ölecek miyiz, öleceğiz, öyleyse bu kavga niye bu savaşlar niye? Acaba dünyada savunmaya ayrılan para fakir yoksul ülkelerin kalkınmasına ayrılıyor mu, eğitim ve sağlığa, iklim değişikliğine ayrılıyor mu, çevreye ayrılıyor mu? Kültürlerin bu konuda olgunlaşmasına ayrılıyor mu? Hayır, hayır, hayır.’ diye konuştu. Hocam siz daha önce röportajınızda anlatmıştınız Mehdi zamanında silaha ve savunmaya ayrılan para fakire yoksula ayrılacak, Mehdi zamanında oyuncak tabanca bile kalmayacak demiştiniz, Hocam bu vakitler yaklaştı mı? Biz özlemle bekliyoruz.” demiş Abbas Aktaş. Su tabacaları olacak belki demiştik...
ADNAN OKTAR: Ben ne dedim, ben dedim evdeyim ama fikrim iktidarda dedim. Her kim olursa olsun mutlaka fikrim iktidar oluyor, düşüncelerim iktidar oluyor, bu bu şekilde devam edecek inşaAllah.
SUNUCU: Bugün Cumhuriyet gazetesinde okudum, Nobel ödüllü ekonomist Joseph Stiglitz finans alanında bir düzelme sağlamak için ne yapılması nelerin düzeltilmesi gerektiğinin henüz bilinmediğini söylemiş. Zengin ülkelerin kendileri için gerektiğinde ani bir kararla çok yüksek meblağda parayı hemen devreye sokabildiklerini ama yoksul ülkeler için yardım gerektiğinde para olmadığının söylendiğini ifade etmiş. Ancak bu yolla yoksullara para vermemek için makul bir gerekçe olmadığını da eklemiş. Sizce dünya çapında ekonominin düzelmesi için nasıl tedbirler alınmalı?” diye sormuş Selman Tağar, Fenerbahçe’den.
ADNAN OKTAR: Alınacak tedbir Mehdi’nin zuhurudur bu kadar. Bir anda süratle egoistlik bencillik kalkacaktır, bir anda sevecen bir ortam meydana gelecektir, ağır bürokrasi ortadan kalkacaktır, çok süratli hayır alma neticesinde güzel gelişmeler olacak inşaAllah.
SUNUCU: Siz bir süredir Türkiye’nin süper güç olacağını İstanbul’un da sadece bölgenin değil dünyanın merkezi olan bir şehir olacağını anlatıyordunuz, son günlerde sürekli İstanbul’un uluslararası finans merkezi olması ile ilgili haberler okuyoruz. Finans merkezlerinin batıdan İstanbul’a kayması çok şaşırtıcı. Bu konuda daha ne gibi gelişmeler göreceğiz sizce hocam diye sormuş Sait Özışık.
ADNAN OKTAR: İstanbul daha dünyanın kültür merkezi olacak, maneviyat merkezi olacak inşaAllah, gelişmeler o yönde. Mesela hükümetin de dikkat ederseniz benim iki yıl önce söylediklerimin aynısını yapması Cenab-ı Allah’ın bir ilhamıdır, yani hükümet üyelerine de Allah’ın bir ilhamıdır, nasıl bana Allah ilham ediyorsa, nasıl bana hadislerden Kuran’dan bunu gösteriyorsa aynı şekilde hükümette olan insanlara da Allah öyle yardım ediyor, onlara ilham ediyor ve böyle hayırlı, güzel gelişmeler oluyor inşaAllah.
SUNUCU: “Çok değerli Hocam TRT Şeş Genel Müdürü Celal Şahin Kuzey Irak’ın %60’ının TRT Şeş izlediğini söyledi. ‘TRT Şeş hedefine ulaştı’ dedi, Hocam siz söylemiştiniz televizyonda sadece oyun eğlence olmaz antidarwinist eğitim yapmak ta hayati derecede gerekli diye, ben merak ediyorum acaba TRT Şeş’in bu yönde bir çalışması oldu mu? Hocam röportajlarınız ve belgeselleriniz evrimin geçersizliğini anlatmak açısından gerçekten çok etkili. Kuzey Irak’lı gençlerin de bu bilgiden faydalanmasını çok isterim.” demiş Ergun Talat Niğde’den.
ADNAN OKTAR: İşin doğrusu hükümet böyle bir çalışma yapamaz. Yani laik sistem olduğu için haklı olarak bunu yapamaz. Bunu sivil toplum kuruluşları yapacaklar. Fakat hükümetin görevi de sivil toplum kuruluşlarının yolunu açmaktır. Yani faaliyet alanlarını kolaylaştırmaktır, özgürlük sağlamaktır. Bu şekilde olursa bu çok kolay olur, yoksa TRT Şeş’te bu güçtür tabi ama mesela tartışma programları yapılır TRT Şeş’te, Profesörler çıkar yahut bizler çıkarız, konuşuruz, halkta bilgilenmiş olur inşaAllah.
SUNUCU: “Merhaba hocam, bugüne kadar dünyada genel olarak Masonların hakimiyeti vardı, Mehdi döneminde İslam ahlakı hakim olduğunda Masonların yönetimindeki ülkeler İslam ahlakına nasıl dönecek, bu geçiş nasıl olacak?” diye sormuş Orkun Samedoğlu, Fatsa’dan.
ADNAN OKTAR: Masonu da Müslüman olacak komünisti de Müslüman olacak, hepsi Müslüman olacaklar. Yani mason da bu vatanın evladı nihayetinde yani, sadece fikri düşüncesi yanlış, yoksa masonlar şahıs olarak kaliteli insanlardır, fikirlerinde bozukluk vardır, düşüncesinde bozukluk vardır, düşüncesi düzeltildi mi çok mükemmel olur. Onların yanlış düşüncelerini temizlemek de Darwinizm’in ortadan kalkmasıyla olur.
SUNUCU: “Dünya siyasetine yön veren birçok kişinin hemen hepsinde dine yönelişi çok açıkça görüyoruz, önceden materyalist çizgide olan bu kişiler artık açıkça Allah’a inandıklarını, dindar olduklarını, İslam dinine sempati duyduklarını ifade ediyorlar. Hocam dünya üzerindeki bu gelişme Hz. İsa’nın geldiğine delil teşkil ediyor olabilir mi? Siz de bu yönde bir açıklamada bulunmuştunuz yanlış hatırlamıyorsam. Bir de Hz. İsa geldiyse şu an nerede olabilir sizce?” diye sormuş Yelda Sarısoy.
ADNAN OKTAR: Yelda benden illaki sır almak istiyor, yani Mesih geldiğinde ben daha önce de söyledim, alametleri dünya liderlerinin Müslümanlığı övmeye başlamasıyla dikkati çekecektir ve dünya liderlerinde etkili olacaktır. Ben fazla bilgi vermiyeyim o zaman, şöyle diyelim biraz beklerlerse görürler inşaAllah.
SUNUCU: “Bir ayette Allah şu şekilde buyuruyor: ‘Derler ki eğer doğru sözlüyseniz bu belirttiğiniz süre ne zamanmış.’ Yunus Suresi 48. ayet. Hocam bu ayette belirtilen süreyle ne kastedilmek istenmiştir?” diye soruyor Nazmi Mutlu Bingöl’den.
ADNAN OKTAR: Senin bu sevimliliğinden ne yapacağız ben bilemiyorum maşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım Yunus Suresi 48. “Derler ki eğer doğru sözlüyseniz bu belirttiğiniz vaad ne zamanmış.” Bu vaad hicri 1400 inşaAllah. Ayetin bir işari anlamı, Mehdi’nin zuhur tarihine işaret eden de aynı zamanda bir ayet, işari anlamıyla ona bakıyor, çünkü mesela bir vaad var. Biz diyoruz ki Mehdi çıkacak, Peygamber Efendimiz (sav) böyle dedi diyoruz, bize soruyorlar, eğer doğru söylüyorsanız bu belirttiğiniz vaad ne zaman diyorlar, değil mi bize de soruyorlar ayetteki gibi, biz de diyoruz ki hicri 1400, hicri 1400’le 1500 arasında, 1545 yılında da kıyamet kopacak diyoruz inşaAllah. Tabi işari anlamı olarak ayetin, yoksa orada belirtilen şey doğrudan kıyamettir inşaAllah.
SUNUCU: Devam edeyim mi hocam?
ADNAN OKTAR: Sen ne sevimlisin sen, bu enerji. Biraz başka konulardan konuşalım sonra yine devam ederiz inşaAllah. Reklam meklam birşey yok değil mi bu aralar, var mı öyle birşeyler?
SUNUCU: 5 dakika sonra.
ADNAN OKTAR: Bak nasıl bilirim inşaAllah. Doktorum sen aç bir sayfa ver bana. Zariyat Suresi’ni açmışsın, şeytandan Allah’a sığınırım, diyor ki Cenab-ı Allah: “Yeryüzünde kesin bir bilgiyle inanacak olanlar için ayetler vardır”, diyorlar ki Kuran’da bilim var mı? Buyurun size bir ayet. “Yeryüzünde kesin bir bilgiyle inanacak olanlar için..” yani net, kesin delilli inanacak olanlar için “..ayetler vardır”. Nedir? Her türlü bilimsel delil. Allah’ın her türlü ilmi delili vardır ve “Kendi nefislerinizde de, yine de görmüyor musunuz?” diyor Allah, şeytandan Allah’a sığınırım bakın. İnsanın da Allah vücudunu inceleyin diyor. Gözünüzü, kulağınızı, kalbinizi, hücrenizi, kromozomlarınızı, mitokondrileri, kofulları hepsini inceleyin. Ve “kendi nefislerinizde de, yine de görmüyor musunuz?” diyor Allah. Dikkat verin, bakın. Görmüyorsan mikroskopla bak, elektron mikroskobuyla bak. Çok manidardır, yine de görmüyor musunuz diyor Allah. “Gökte rızkınız vardır ve size va'dolunmakta olan da.” Bak gökte rızkınız vardır. Gökte rızık; hava var gibi görünüyor. Gökte bizim rızkımız ne? Azot. Değil mi? Havadaki azot yere iniyor, çeşitli işlemlerden sonra protein oluyor, et oluyor, onu yiyoruz ve canlı oluyoruz. Protein almadığında bütün insanlar ölür. Bak gökte rızkınız var diyor Allah. Gökten indiriyor Allah rızkı. “ve size va'dolunmakta olan da” bize va’dolunan ne? Hz Mesih’in inişi. Mesih nereye alındı? Göğe alındı. Size vadolunmakta olan gökte diyor Cenab-ı Allah. Ona da işaret var. Kıyametin gelişi de gene gökten çarpacak bir taşla, büyük bir meteorun çarpmasıyla başlayacaktır. Bakın “size va'dolunmakta olan da”, bu da gökten geliyor. “İşte, göğün ve yerin Rabbine andolsun ki, şüphesiz, o (size va'dedilen) sizin (aranızda) konuştuklarınız kadar, elbette kesin bir gerçektir.” O size va'dedilen; Mehdi’nin zuhuru, Mesih’in inişi, kıyamet. “(aranızda) konuştuklarınız kadar, elbette kesin bir gerçektir.” diyor, yani mutlaka olacaktır, ona işaret ediyor ayet. “Sana İbrahim'in ağırlanan konuklarının haberi geldi mi? Hani, yanına girdiklerinde: "Selam" demişlerdi. O da: "Selam" demişti” Müslüman’ın nasıl selamlaşacağını gösteriyor bize. “(Haklarında bilgim olmayan) Yabancı bir topluluk." Yabancı bir topluluk geliyor Hz. İbrahim’in yanına. Anlayamıyor yani herhangi bir insan zannediyor. “Hemen (onlara) sezdirmeden ailesine gidip, çok geçmeden semiz bir buzağı ile (geri) geldi.” Bu ne demektir? Müslüman cömert olacak. Bir ahbabı, dostu; bilse de bilmese de, dışarıdan bir insan da gelse onları yedirecek, içirecek. Şimdiki gibi birbirinden fellik fellik kaçan insanlar olmayacak. Birbirinin yüzüne bakmayan insanlar olmayacak. Bak bakıyor, selam diyor. Hemen bir ahbaplık kuruyor, tanımadığı insanlar bunlar. Dışarıdaki bir insana selam vermek kolay mı şu an? Kim kime selam verebiliyor? Yüzüne bakamıyorlar. Bakın işte ahlak budur. Hiç tanımadığı insanlara selam veriyor ve buyur ediyor, evine getiriyor. Ve “semiz bir buzağı ile (geri) geldi.” ki buzağı kolay değildir. Yani bir insan için pahalı bir şey. Onların yemesi için. Bak cömertliğe bakın. Sofra açmak, ihtiyacı olan veya olmayana yemek yedirmek bir Müslümanın güzel yönüdür. “Derken onlara yaklaştırıp” bakın, hani diyorlar ya bazısı ‘yemek yer misiniz?’ Öyle olmaz, yemeği hazırlarsın; adap gösteriyor Allah bize; yemeği hazırlarsın, sofraya koyarsın, ‘buyur’ dersin yemiyorum derse o ayrı mesele. Ama yer misin bomboş sofraya gel denmez. Yersen sana sofra hazırlayayım denmez. Değil mi? Hazır sofraya çağırırsın. “Derken onlara yaklaştırıp” bak yemekleri yaklaştırıp koyuyor önlerine, ikram ediyor, “"Yemez misiniz?" dedi. (Onlar yemeyince) Bunun üzerine içine bir tür korku düştü.” Hızır’ın da özelliğidir yemek yemez. Yani Hızır’ın anlaşılmasının nedenlerinden biri de odur. Bu Ergenekoncuların O’nu anlayamamasının nedeni de oydu. Hızır canı istediğinde yemek yer, istemediğinde yemez. Onu kendilerinden zannettiler, Hızır’ı. "’Korkma’ dediler ve ona bilgin bir erkek çocuk müjdesini verdiler. Böylece karısı çığlıklar kopararak geldi ve yüzüne vurarak: "Kısır, yaşlı bir kadın (mı doğum yapacakmış)? dedi. Dediler ki: "Öyle. (Bunu) Senin Rabbin buyurdu.” Melek olduklarını bilmiyor, daha hala anlamıyorlar. Yani insanlar zannediyor ki meleği hemen anlarlar. Anlaşılmıyor bak. Ne Hz. İbrahim anlayabiliyor, ne karısı anlayabiliyorlar. Hızır da anlaşılmaz öyle normal halktan birisi zannedersin. “Çünkü O, hüküm ve hikmet sahibidir, bilendir. (İbrahim) dedi ki: ‘Şu halde sizin asıl isteğiniz nedir, ey elçiler?’" Yani daha hala anlayamamış bakın. MaşaAllah “"Doğrusu biz, suçlu-günahkar bir kavme gönderildik" dediler.” Hızır Aleyhissalam da günahkar bir kavme gönderildi görevli olarak. İddia edilen Ergenekon örgütünü mahvetmek için gönderildi.“"Üzerlerine çamurdan (iyice sertleşip kaskatı kesilmiş) taşlar yağdırmak için." Yani tuğla; ev yıkıldığında tuğla insanların tepesine dökülüyor. Kuran buna işaret ediyor. “"(Ki bu taşların her biri,) Rabbinin katında ölçüyü taşıranlar için (herkese ayrı ayrı) işaretlenmiştir." Kimin başına hangi tuğla düşecek, hangi kolon düşecek belli diyor Allah. Yani kaderde tam bellidir. Hangi biçimde düşecek ve ne şekilde öleceği, ne şekilde yaralanacağı bellidir. “Bu arada, mü'minlerden orda kim varsa çıkardık.” Diyorlar ki Mehdi’nin olduğu yerde deprem olur mu? İşte cevabı, bakın diyor ki; “Bu arada, mü'minlerden orada kim varsa çıkardık.” Gerçi İstanbul’da Mehdi’nin olmasının nedeni kavmin de Müslüman olmasıdır. Yani kavmin de Müslüman olmasından. Sadece o zaman Mehdi çıkardı, Allah yerle bir ederdi. Kavim de Müslüman olduğu için Cenab-ı Allah muhafaza ediyor. Ama diğer yerlerde de Allah şehit ister. Allah hiç deprem yapmayacak, hiç sel getirmeyecek diye bir şey yok çünkü aklın ihtiyarı kalkar, imtihan ortamı kalkar o zaman. Yani onda çocuklar da ölecektir, yaşlılar da ölecektir, insanlar da ölecektir ki imtihan olabilsin. Eğer hiçbir şey olmasa çocuklara, mesela her çocuk selden kurtulsa, depremden kurtulsa aklın ihtiyari kalkar, imtihan kalkar. Deprem de olacak, yangın da olacak hepsi olacak ki imtihan ortamı doğal bir görünümde devam etsin. Yoksa imtihanın anlamı kalmaz, bizim dünyaya gelmemizin anlamı da kalmaz. Ama oradaki toplum için böyle bir durum var. “Bu arada, mü'minlerden orda kim varsa çıkardık.” Bakın bela gelmeden önce herkesi çıkarıyor Cenab-ı Allah. “Ne var ki, orada müslümanlardan olan bir evden başkasını bulmadık.” Az bir Müslüman topluluk var. “Ve orada, acı bir azabtan korkanlar için bir ayet bıraktık.” Yani özel olarak yaptım diyor Allah ben bu acıyı; bu belayı özel olarak verdim. Azaptan korkanlar için. “Musa (olayın)da da (düşündürücü ayetler vardır). Hani Biz onu açık bir delille Firavun'a göndermiştik; Fakat o, 'bütün kişisel ve askeri gücüyle' yüz çevirdi ve: "(Bu,) Ya bir büyücü veya bir delidir" dedi.” Bakın, delilikle suçluyor. Bütün elçiler, bütün velilerde bu çoğunda görülmüştür. Hep akıl hastalığıyla suçlanırlar ve insanları kandırmakla, insanlara yanlış telkinler yapmakla suçlanırlar. Bakın büyücü diyor. Veya bir delidir dedi. “Bunun üzerine, Biz onu ve ordularını yakalayıp denize attık;” suyla boğduk diyor Allah “(ki o,) 'kınanacak işler yapıyordu.” Evet, şimdilik bu kadar yeterli.
OKTAR BABUNA: Hocam şu an Mavi Karadeniz kanalında 3.6 şiddetinde deprem oldu diye altyazı geçiyormuş siz ayetleri okurken.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bakın bu kaderi gösteriyor. Mesela ben bunu söylerken aynı anda deprem oluyor. Depremden bahsediyorum aynı anda deprem oluyor. Bunu Allah ne için yapar? Kaderi göstermek için yapar. Türkiye’yi Allah’ın korumasının nedeni; Türkiye defalarca yıkılırdı…
SUNUCU: Mehdi’nin İstanbul’da bulunması.
ADNAN OKTAR: Türkiye defalarca giderdi, bir kere komünizm de hakim olurdu Türkiye’ye. Allah bu yurdu muhafaza etti, mesela II. Dünya Harbi’nde korundu. Bu insanların dikkatini çekmedi. II. Dünya Harbi’ne girmedik ülke kalmadı, Türkiye’yi Allah korudu. Özel olarak korudu Allah tabii, Kuran’ın bereketiyle Allah vesile etti. Komünizmden korudu, 12 Eylül öncesinde mutlaka giderdi Türkiye. Yani mahvolacaktı, iç kargaşadan mahvolacaktı yine Allah korudu. Ne için? Mehdi’ye rahat zemin olsun diye. Yoksa hangi ülke olsa bu kadar baskıya, giderdi. Yani bu kadar içten dıştan kuşatılan hiçbir ülke yoktur. İddia edilen Ergenekon örgütü, sırf o yeterliydi mahvetmek için bir ülkeyi. Bakın Allah onların da ayağına doladı mahvetti. Çünkü imanlı millet. Said Nursi de diyor imanlı millet, kahraman ordu diyor. Türk ordusu için diyor bak kahraman ordu. Ve imanlı millet… Ve Allah böyle mükemmel bir korumayla güzel günlere doğru bizleri götürüyor inşaAllah.
SUNUCU: Evet Mavi Karadeniz TV ve Ekin Türk TV’den canlı olarak yayınlanan “Adnan Oktar’la Başbaşa” programında şimdi ufak bir ara vereceğiz. Bu arada hiçbir yere ayrılmayın. İkinci bölümde sohbetimiz tüm samimiyetiyle devam edecek.
Evet. Mavi Karadeniz ve Ekin Türk TV’den ortak olarak yayınlanan Adnan Oktar’la başbaşa programımızın 2. bölümündeyiz.Hocam 2. bölümümüzde sorularımızla devam edelim mi?
ADNAN OKTAR: Sen, sen neler çekiyorum ben senden. Tamam sor.
SUNUCU: “Hocam herkese iyi günler, saniyede 100 bin km hızla hareket eden elektronlardan bahsetmiştiniz gerçekten çok şaşırdım, hiçbirbirine çarpmadan hareket ediyorlar ve enerjileri hiç tükenmiyor, atomun yapısı hakkında başka ne tür bilgiler var?” diye sormuş Ebrar Çelik.
ADNAN OKTAR: Alimler yanımızda, bak Oktar Bey size soru sormuşlar.
OKTAR BABUNA: Bu elektronlar o kadar ufak ki, mesela atomun çekirdeğini dünya kadar düşündüğümüzde elektron elma büyüklüğünde oluyor yani kıyas yapmak açısından söylüyorum.
ADNAN OKTAR: Nasıl bir daha söyle bakayım.
OKTAR BABUNA: Çekirdeğini dünya kadar büyütsek atomun çekirdeğini, elektronun büyüklüğü elma kadar oluyor, dünya çekirdekse, elma elektron büyüklüğünde oluyor.
ADNAN OKTAR: Çok abartılı bir küçüklük, dünya büyüklüğüne oranla elma! O zaman haliyle o saydam görünme de oluşmuş oluyor o zaman tabi.
OKTAR BABUNA:Muazzam bir boşluk var aralarında, hocamın söylediği gibi saydam. Dışarıda ışık da yok, dışarısı zifiri karanlık, bu çok önemli gerçek bilimsel gerçek. Beynimizde oluşan bir dünyayı görüyoruz biz yani biz monitördeki baktığımız algıladığımız, ruhumuzun algıladığını görüyoruz biz aslında. Dışarıda çünkü ışık yok, gördüğümüz renkler, şekiller, hareketler, derinlik dışarıda yok, çok önemli. İkincisi sadece elektronlar değil, çekirdek de hareketli. Bir de elektronların saniyede 100 bin km yaptığı hızı milimetrenin milyonda biri büyüklüğünde bir hacmin içersinde yapıyor. Bakın milimetreyi düşünün, onun milyonda birini düşünün, bu gözle görülmesi imkansız bir büyüklük, o hacmin içersinde saniyede 100 bin km katediyor, yani dünyanın çevresini saniyede 2,5 kere dönecek kadar bir mesafe katediyor. Ve bunu hiç çarpışmadan yapıyorlar. Bazen 100 tane elektron var o hacmin içinde, 7 kat bunların yörüngeleri var, yörünge değiştirebiliyorlar ama genellikle kendi yörüngelerini koruyorlar, bu muazzam hızları yapıyorlar bu kadar hacmin içersinde ve hiç çarpışmıyorlar. Bu aklın sınırlarının alamayacağı bir şey, tabi bu üstün akıl sahibi sonsuz aklın sahibi Allah’ın kontrolünde olduğu çok açık.Yani mümkün değil başka türlü böyle bir şey olması. Allah’ın yaratma sanatını ortaya koyuyor. Dışarda ışık olmaması çok önemli bir gerçek. Bunu hocamız defalarca vurguladı.
SUNUCU: Mesela güneşe bakıp da sarı, öyle sarı bir ışık yok normalde öyle bir aydınlık yok. Mavi de görebilirdik, yeşil de görebilirdik, pembe de görebilirdik ama dışarıda ses de yok değil mi hocam. Mesela titreşim sonucu cd çaları koyduğumuzda geçen gün anlatmıştınız o titreşim sonucunda biz müzik çalıyor gibi duyuyoruz.
ADNAN OKTAR: Doğru söylüyorsun o çok büyük bir gerçek, ama bu daha yeni öğreniliyor insanlar tarafından, halbuki epey olan bir olay. Daha yeni yeni insanlar bu büyük gerçeği farketmeye başladılar, daha da fark edecekler.Einstein’in izahlarını, Max Planck’ın izahlarını, izafi fiziği bu yüzyıl tam anlamıyla kavrayacak, insanların çok iyi bileceği bir konu olacak bu inşaAllah.
SUNUCU: Hocam bir şey sorabilir miyim, mesela bu fizik kuralları var ya, işte Newton kanunları bir sürü fizik kuralları var. Bunlar aslında akla ve mantığa uygun gelsin diye hani, bunlar oluyor değil mi, yoksa %100 açıklamıyor bunlar şartları?
ADNAN OKTAR: Tabi yani sebep belirtmek için, Allah dünyada muazzam bir sebep sanatı meydana getirmiştir, her şeyi bir sebebe bağlamıştır.Mesela kalemin içinde mürekkep var, yoksa normalde kalem yazar çünkü doğrudan yazan Allah’tır. Fakat mürekkep olmadan kalem yazarsa aklın ihtiyari kalkar. Onun için Allah onun içinde bir mürekkep göstertiyor. Mürekkebi fabrika yapıyor gibi göstertiyor. İşte hepsi bir silsile, mesela ekmek için önce bir tarla, tarladan değirmene, değirmenden fırına, öyle bir silsile meydana getiriyor. Halbuki ekmeği doğrudan yaratan Allah’tır. Yani sofraya baktığımızda oluşan ekmeği Allah orada yaratır. O anda yaratılır. Mesela domates, biber tarlada olmaz. O anda orada yaratılır. Tarlada ayrı yaratılır, orada ayrı yaratılır. Çünkü her an bir iştedir diyor Allah, her an bir yaratılıştadır. Dolayısıyla insanlar mesela çeşmeye gittiklerinde çeşmeyi açıyor, su ani orada yaratılıyor. Fakat baraj sebep olarak meydana getirilir. Mesela düğmeye basarsın elektrik yanar yine orda da elektrik enerjisi, jeneratörler var bilmem ne, şu bu bir silsile meydana getiriyor, kablolar var. Mesela televizyonda görüntü doğrudan Allah tarafından yaratılıyor, yani direkt yaratılır. Fakat içine baktığında birçok alet, edevat, eşyalar vardır, malzemeler vardır, kablolar vardır ondan dolayı makul görür insanlar. Yoksa direkt olmuş olsa, o da aklın ihtiyarını kaldırır. Mesela insan birden buraya geldiğimizde sen birdenbire karşımızda yaratılıyorsun. Yani birden karşımda yaratılıyorsun. İnsanlar ilk insan nasıl yaratıldı diyor. Hergün insan yaratılışı görüyor zaten insanlar. Sokağa çıktığımızda onbinlerce insanı Allah yaratıyor bir anda. Beynimizin içinde de Allah göstermezse biz onları göremeyiz ki. Yani beynimizde bütün bu görüntüleri gösteren, bu filmi gösteren Allah’tır. Allah göstermeden hiç bir şekilde bilemeyiz. Ama hepsini sebepli olarak bu filmde gösteriyor. O yüzden çok makul görüyoruz. Mesela bir konuşmaya niyet ediyoruz konuşturan doğrudan Allah’tır. Biz niyet ediyoruz. Biz zannediyoruz ki dilimizle konuştuk zannediyoruz. Halbuki konuşmanın tamamını Allah meydana getirir. Biz sadece dinleriz. Mesela bakmak istediğimizde kafamızı çeviriyoruz, o görüntüyü Allah meydana getirir. Ama kafayı çevirmeyi vesile eder Allah. Yani o görüntüyü orada değiştiren Allah’tır. Tamamı bu şekildedir, böyle bir sistem kurulmuştur insanlarda. Fakat iyice düşünürse insanlar, biraz daha detaylı düşünürse bunu çok iyi anlayabilirler. Biraz size hukuk dersi vereyim mi?
OKTAR BABUNA : Çok iyi olur inşaAllah.
ADNAN OKTAR : Okuyucularımıza, dinleyicilerimize de inşaAllah faydası olur. Bakın Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun kararını okuyorum; 1993E6-192. Yasak sorgu yöntemleriyle toplanan kanıtlara dayanarak mahkümiyet hükmü kurulmayacağı açıktır. Bakın ne diyor, yasak sorgu yöntemleri ile toplanan kanıtlara dayanarak mahkümiyet hükmü kurulmayacağı açıktır. Yani polis işkencesi ile alındıysa geçerli değil. Veyahut yanında avukat olmadan alındıysa geçerli değil. Bunu kim diyor Yargıtay Ceza Genel Kurulu diyor. Yani inceleme konusu olayda sanıklar kolluktaki ikrarlarının baskıya dayalı olduğunu ileri sürmektedirler. Yani poliste bize işkence yapıldı, biz de o şekilde söyledik diyorlar. Yani böyle bir suç yok diyorlar ve bu savunmada adli tıp şube müdürlerinin raporları ile de doğrulanmaktadır. Adli tıptan da bu kişiler rapor almışlar işkence yapıldığına dair, kanıtlanmış. Kaldı ki sanıkların suçu işlediklerine dair başkaca hiç bir kanıt da elde edilememiştir. Dosyada hiç bir delil yok aleyhlerinde. Açıklanan nedenlerle kararın bozulmasına, mahkeme kararını bozuyor. Kim bozuyor, Yargıtay Ceza Genel Kurulu bozuyor. Bakın diyor ki başka hiç bir kanıt yok diyor dosyada 1. İşkenceyle alınmış diyor ifade. Bu da geçersiz. Adli tıp raporlarıyla sabit diyor. Bu yüzden biz bu kararı bozuyoruz diyor. Mahkeme ceza veriyor, verdiği cezayı Yargıtay bozuyor. Mesela Yargıtay Ceza Genel Kurulu esas no 1995/6-139. Alt sınırın üzerinde ceza tayin edilirken sadece takdiren ve teşdiden denilmiş. Takdirin sebepleri kararda gösterilmemiş. Yani neden cezanın arttırılmadığı gösterilmemiş. Sadece takdiren ve teşdiden demiş mahkeme. Fakat takdirin sebeplerini mahkemede göstermiyor. TKY’nin 29. maddesine aykırı davranılmıştır. Bu suretle yasal ve yeterli gerekçe gösterilmeden. Yani şu sebepten biz cezayı arttırdık dememiş mahkeme. Sadece arttırdım diyor. Alt sınırın üzerinde ceza tayini isabetsiz olduğundan hükmün bozulmasına. Alt sınırın bak üzerinde, yani normal cezanın üzerinde ceza verdiğiniz için diyor hükmün bozulmasına, mahkemenin kararını bozuyor. Kim bozuyor, Yargıtay Ceza Genel Kurulu bozuyor. Bu hukuk bilgisi, bununla karşılaşan vatandaşlar olursa böyle bir olayla bunu bilsinler ki böyle bir durum var, inşaAllah. Doktorum seni konuşturmadık bugün.
CİHAT GÜNDOĞDU: Estağfirullah. Bu şey var hocam, Nobel ödülü verildi biliyorsunuz ribozomun hücrenin içindeki o DNA’yı kopyasını çıkarıldıktan sonra RNA kendisine geldikten sonra, proteinin sentezini yapan robot bir protein atomlardan müteşekkil bir protein var, büyük bir protein, adı ribozom. Onun üç boyutlu yapısını ortaya çıkaran bilim adamlarına Nobel ödülü verildi.
ADNAN OKTAR: Ribozom şimdi biz anlamayız ribozomdan, biraz anlat, nedir bakalım.
CİHAT GÜNDOĞDU: Bir protein, çekirdekten kendisine kopya getirildiğinde DNA’nın kopyası çıkarılıp getirildiğinde DNA’daki o şifreleri kodları çözerek uygun ne gerekiyorsa, nereye ne aminoasit geldiğini çözümlemesini yapıyor ve protein sentezini gerçekleştiriyor ribozom.
ADNAN OKTAR: Böyle bir şey varsa bu bir kere insan aklından daha fazla akla sahip.
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet, çok büyük bir akıl göstermiş oluyor, çok büyük bir şuur var.
ADNAN OKTAR: Çok büyük bir akıl değil, dünyanın bütün insanların akılları bir araya gelse o ribozomun yaptığını yapamaz.
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet yapamaz asla.
OKTAR BABUNA: Protein sentezlenemiyor şu an teknolojik olarak.
CİHAT GÜNDOĞDU: Bizim vücudumuzda olan bir şey bizim tamamen kontrolümüzün sonucu değil böyle birşey. Allah’ın yaratması var, çok üstün bir yaratması.
ADNAN OKTAR: İnsanın vücudundaki bu robot moleküller olsun, işte ribozom, kromozomlar şunlar bunlar hepsi golgi cisimciği, hepsi bunların hepsinin aklı, insan aklından daha fazla. Biz diyoruz ki aklımız beynimizde, böyle değil. Bizim kendi içimizde kendi aklımızdan çok daha büyük akıl var, kendi vücudumuzda, bütün hücrelerimizde var. Muazzam bir akıl var. Ama bütün dünyanın aklı bir araya gelse daha fazla onlardan daha fazla akla sahip. Hücrenin içerisindeki herhangi bir bölüm. Herhangi bir bölüm. Mesela sırf bir golgi cisimciği bile, mesela sırf bir hücre çekirdeği bile, çok çok daha akıllı insandan. Allah’ın aklı her yerde tecelli ediyor. Mesela Allah’ın aklı birgün Hz. Musa’nın asasında tecelli ediyor, asa bir anda yılana dönüşüyor. Mesela Allah çamurda bir tecelli ediyor, kuşa dönüşüyor, uçuyor kuş. Allah’ın aklı da insanın içinde, her yerinde var. En ince noktalarında bile vardır. Her yere hakimdir. Ve baştan sona, trilyonlarca mucizenin yaşandığı bir sistemle biz ayaktayız. Evet doktorum anlat.
CİHAT GÜNDOĞDU: MaşaAllah. Bu materyalist bakış açıcı sebepleri ortaya koyunca, hocamızın da az önce bahsettiği gibi, tabi ki sebeplerle Allah yaratıyor. Sebepleri ortaya koyunca diyorlar ki, Allah’a yer vermeden açıklamalar yapabiliyorlardı. Mesela ben tıp fakültesindeyken hocamızın arkadaşları gelip konferans verdiklerinde, Allah’ın yaratması olduğunu, sebepleri yaratanın Allah olduğunu, Yüce Allah olduğunu ilk defa orada ben öğrendim. Ve arkadaşlarıma da tekrar bunu başka zamanlarda anlattığımda, iman hakikatlerini anlattığımda yani yaratanın, sebepleri yaratanın Allah olduğunu anlattığımda, bana dediler ki, çok değişik bir düşünce şekli dediler. Ama bakın burada şu çok önemli, zaten düşünmenin böyle olması gerekiyor. Yani detaylı düşünme dediği hocamızın az önce, yani derin düşünmek bu. Diğer türlü düşünmek olmamış oluyor. Yani düşünmemiş oluyor insanlar. Sebepleri, işte diyelim ki az önceki o mesela bakın Nobel Ödülü vermişler, neye vermişler, ribozomun üç boyutlu yapısını ortaya koydukları için bilim adamlarına vermişler.
ADNAN OKTAR: Allah’ın sanatını bilimle bulduğu için, Kuran’ın emrine uymuş, değil mi? Kuran araştırın diyor, bak sizin nefsinizde de diyor, ayetler var diyor, bunu araştırın diyor. Kendi vücudundaki o ayetleri araştırmış, bulmuş, Allah’ın kanunlarını bulmuş. Allah’ın sanatını bulmuş ve bundan dolayı Nobel Ödülü alıyor.Tamam...
CİHAT GÜNDOĞDU: Bunu takdir ediyorlar, ama Allah’ı takdir etmiyorlar. Burdaki hata burada, materyalist bakış açısı bakın insanları nasıl yanlış yönlendiriyor. Orada mesela bir tabloyu gördüğünüzde, ordaki fırça darbelerinden işte ne güzel tablo mu dersiniz, yoksa o fırça darbelerinden dolayı onu çizeni mi, ressamı mı översiniz? Tabi ki ressam övülür. Burada da yapılması gereken, o ribozomu yaratanın asıl takdir edilmesi, Allah’ın övülmesidir.
ADNAN OKTAR: Tabi, bulanı takdir edeceğine, yaratanı takdir etmek önemli. Bulanı Allah görevlendirmiş. Allah sanatını zaman zaman bir başka şahsa, mesela Edison’u bir konuda, Pasteur’u bir konuda, Newton’u bir konuda, hepsini bir konuda görevlendirmiştir. Vakti geldiğinde kaderine uyarak o kişi, onu bulmuş gibi olur. Yani Allah’ın sakladığı hazineyi Allah herhangi bir kuluna vesile eder. Ama kaderinde olduğu için o onu bulur. Yoksa yani kendi kafasıyla,kendi aklıyla bulamaz. Kaderindekini yaşar.
CİHAT GÜNDOĞDU: Adnan Bey bu noktada eserleriyle gerçekten de nasıl düşünülmesi gerektiğini ortaya koydu. 1980’lerin öncesinde yani bu Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin iman hakikatleri diyerek dikkat çektiği birşeydi, Mehdi’nin uygulayacağı bir yöntem olarak tarif ettiği birşeydi. Mehdi öncüleri olarak da Adnan Bey’in üzerinde durduğu bir metoddur bu. Gerçekten de insanların kafasındaki bu Darwinist, materyalist düşünceyi, insanları zehirleyen düşünceyi inşaAllah kaldırmış oluyor. Ve gerçek düşüncenin ne olduğunu ortaya koymuş oluyor. Ve Allah’a yaklaştıran birşeydir bu. Allah’ı takdir etmedir. Mesela bakın orda ribozom ne yapıyor biliyor musunuz? Molekülleri biraraya getirerek bir yapı ortaya çıkarmış oluyor ama ne yapıyor o yapı? Mesela insülin hormonunu meydana getirmiş oluyor. O, onu doğru bir şekilde meydana getirmese bir tek atomu, bir tek amino asit yerinde olmasa insülin hormonu olmamış oluyor. İnsan insülin hormonu olmadan yaşabilir mi, yaşayamaz yani doğduğu andan itibaren yaşayamaz. Hücrelerin içine şekeri sokamayacağı için o protein, tek bir protein eksik olsa, hayat zaten mümkün olmuyor. Bakın o ribozom ne yapıyor biliyor musunuz? Ürettiği her bir proteinin eksiksiz olduğunu tek tek kontrol ettiği ortaya çıktı. Bu bilim adamları onu da ortaya koymuşlar. Ribozom kendisine gelen kodu, kopyasını çıkarırken, uzunluklarını kontrol ediyor. DNA’nın çıkardığı kopyasıyla kendine gelen kopyayı kontrol ediyor, uzunluklarını kontrol ediyor. Eğer tek bir RNA parçası hatalıysa uzunluklarını kontrol ettiğinde, hemen kopyalamayı durduruyor. Durduruyor ve doğru olanın yerine gelmesini bekleyinceye kadar kopyalamayı durduruyor. Yeni, kendisine uygun olan miktar geldiğinde, uygun olan kopya parçası geldiğinde tekrar başlıyor. Burda bir şuur zaten ortaya koymuş oluyor. Bu şuuru, tabi ki biz o şuursuz atomlara veremeyiz. Ancak burda Yüce Allah’ın bir yaratması var. Bizim bunu görmemiz ve Allah’ı takdir etmemiz gerekiyor. Yaratılış sanatını takdir etmemiz gerekiyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: O geçen günler Gökalp ile ilgili konuda bir yanlış anlaşılma olmasın diye bir daha söylüyorum; Gökalp’in hiçbir zaman için o kıza karşı “seninle evleneceğim” diye bir sözü olmadı. Yani hiçbir zaman için öyle bir sözü yok. Ve kızın o yönde bir baskısı oldu. Zaten görüyorsunuz o konuşmalardan. Yani işte toprağın olacaksın, kara toprağa gireceksin. Tehdit bunlar aslında, bunlar da bir suçtur. Yani kendisiyle evlenmezse kara toprağın olacaksın diyor. Değil mi, asılacaksın diyor. Şikayet edeceğim seni diyor. Kardeşim şimdi birisi birisiyle evlenmek istiyor, ben buna bir çete şikayeti yapayım, ben bunu mecbur edeyim. Yahut para istiyor, para vermiyor, ben seni bir çete kapsamına sokayım, şikayet edeyim, ya parayı ver ya seni şikayet edeceğim. Nitekim bunlar bizden o zamanlar para da istemişlerdi. Kızlar, o hanım da istemişti, vermemiştik. Vermeyiz de zaten para zaten olsa, Allah yolunda harcarız, kitap alır dağıtırız, onlara niye verelim parayı yani? Yani bir insanın bir talebi olduğunda yerine getirmesi altı yedi kişiyi toplayacaklar, senin ihtiyacın neydi şu, sen evlenmek istiyordun, seninki şu, seninki şu... Hadi bakalım birer şikayet yapalım. Sen çetenin A maddesini yaz, sen de B maddesini, sen de B maddesini yaz. D-E-F-G, dosya tamam mı hadi ver savcılığa, hadi bakalım bize müsade, çekil evine git. Ondan sonra seni karakol çağırsın. Gidiyorsun, güzelce ifadeni veriyorsun. Gel bakayım sen ifadeni ver. Ondan sonra savcılığa gidiyor, ordan mahkemeye intikal ediyor. Ondan sonra avukat tut, geceli gündüzlü yargılan. Sistem bu ve bu 99’dan itibaren her yıl bize muntazam uygulandı bu sistem. Ve haddi hesabı yok aldığımız beraat kararlarının, takipsizliklerin. Çete, çete, onu bir tutturdular yani baktılar en uygun nedir, akla yatkın. Daha önce çok deniyorlardı, önce ümmetçilikten bir denemişlerdi. Tutturamazlar beraat ettim ben daha önce. Benim cezaevi kartımda da yazılıyor, üstünde suçu ümmetçilik yazıyordu. Oradan tutturamadılar. Yani hiçbir konu bulamadılar. En makulünü burada buldular heralde kendi kafalarına göre. Şimdi burdan da tutturamıyorlar. Yani sürekli bir uğraşma halindeler. Her önüne gelen bizi böyle tehdit edecekse, ve tehdit edildiğimiz de de biz bunlarla böyle uğraşacaksak, bu bizim bir hayli vaktimizi alıyor. Ve biz bundan yoruluyoruz. Bu işlere biz vakit ayırmak istemiyoruz. Biz kitaba, CD’ye, konferanslara vakit ayırmak istiyoruz. Yani vaktimizi, paramızı, imkanımızı biz böyle şeylere harcamak istemiyoruz. Avukat parasına gidiyor, evrak parasına gidiyor. Bunlarla uğraşıyoruz. Tabi ki bir hayır var, tabi bu da bir mücadeledir, bu da bir gayrettir ama çok gereksiz hareketler bunlar. Çok gereksiz davranışlar. Yani bir genç kızın kendisini bu kadar aşağılaması, yüzlerce kişiyle ilişkiye girdiğini söylemesi, üstelik kendisinin gittiğini söylüyor. Gece gündüz işte kıyafetler giydiğini, etkilendiğini söylüyor. Hatta zevk aldığını söylüyor. Yani böyle rezalet olur mu, yani alay eder gibi. Ondan sonra da yok diyor ben gazete küpürlerinden onu okumuştum diyor, yani öyle duydum kulağıma öyle geldi diyor arkasından da. Kardeşim bizi niye uğraştırıyorsun böyle işlerle? Önü yok, arkası yok. Arkasından da Habertürk bunu alıyor sürmanşet haber yapıyor. Vatan gazetesi aldı, sürmanşet haber yaptı. Bu mantığa karşı da kanuni bir düzenleme yapılması lazım. Yani bu kanunlarda bir düzenleme şart, yani önüne gelen bu şekilde karşısındakini, muhalefet olduğu bir insana rahatça çete davası açabiliyorsa ve bu kadar uğraştırabiliyorsa bu çok muazzam bir olay. Dosyalar Yargıtay’a gidiyor, Yargıtay’daki üye hanım dosyalara bakıyor, masanın üstünde yani diyor, bu kadar çok fazla dosya olduğuna göre diyor, klasör olduğuna göre bunlara verilen 3 yıl ceza da az, daha da arttırılması gerekir diyor. Bunu ünlü bir ceza profesörünün yanında söylüyor. Ve o da şahit, tabi. Böyle şey olur mu? Klasörlerin bir tanesi ceza için, suçlayıcı deliller var, 199 tanesi savunmaya ait deliller. Hem de tapu gibi deliller. Raporlar, adli tıp raporları, profesörden alınmış mütaalalar,tanık ifadeleri, yani her türlü delil. Sen daha bunları okumadan, incelemeden böyle nasıl birşey söylüyorsun? Bir de o 2 yıla ilave olmuş 3 yıl varmış, 3 yıl olmuş. Onu da yeterli görmüyor, daha da arttırılması gerekir diyor ve daha hiç bakmadan. Bizim şimdi normalde şikayetçi olmamız lazım. Nasıl şikayetçi olalım? Şahidimiz var, bak şahidimiz var. Zaten şahsın da reddettiği bir konu olamaz yani bu çünkü çok açık bir olay. Şikayetçi olamıyoruz. Hiçbirşey de diyemiyoruz. Elinize sağlık diyoruz, doğru söylediniz diyoruz. Yani böyle bir sistem nasıldır yani bu? Mutlaka bunu düzenlenmesi gerekir, bizim şikayetçi olabilmemiz lazım. Tazminat davası açabilmemiz lazım değil mi? Mesela burada hükmün önceden bildirilmesi de var, yani bu da çok acaip birşey. O durumda zaten, görevli olamaz öyle kişi. Yani böyle bir konuya bakamaz. Daha bakmadan karar verdiyse olur mu? Ön yargı var demektir. Hakimde ön yargı olmaz. Çok garip bir durum yani.
SUNUCU: Hocam bir de, işte şimdi vaat vermek yok, ama vaat verilmiş olsa dahi, yine de dediğim gibi yani, sonuçta belki bir dönem seviyorlardır birbirlerini olabilir, mesela dediler ki evet ciddi birşey düşünebiliriz, birçok ilişkide olmuyor mu, ama kötü bir özelliğini görürsünüz bir kişinin, bir huyunu görürsünüz, iğrenebilirsiniz, tiksinebilirsiniz. O bana uygun değil, diyebilirsiniz. Yani bundan daha doğal bir hakkınız heralde olmaz, yani çok doğal birşey bu.
ADNAN OKTAR: Hayır, bu da olabilir zaten çok normal diyorum, sözlü olur atar sözü, nişanlı olur nişanını atar, yani adam mecbur mu? Selamınaleyküm diyecek, senle ben evlenmeyi düşünüyorum, ah tamam bunu dedin bitti, hadi bakalım yürü nikah dairesine. Yani nerede görülmüş böyle birşey? Şimdi böyle bir olay da yok ayrıca. Hiç olmadı böyle bir olay. Ben biliyorum, oğlanın yanındayım yani. Yani çocuk sürekli kaçtı, sürekli kovalıyor, nefes aldırmadı. Gece gündüz telefon, illa benle evleneceksin. İşte kara toprağın olursun öbür türlü, yerli film gibi yani. O da ne demekse kara toprağın? Herhalde ölecek, toprağın altına mı girecek oluyor o zaman? Bu da aslında alenen bir tehdittir yani. Bunun açıklaması var mı, kara toprağın? Yani o söylemiş olsaydı bunu kim bilir ne olurdu? Yani sen kara toprağın olacaksın deseler yani nerdeyse alır götürürlerdi Allahualem. Mesela o söylüyor, çok makul oluyor. Yani çok acayip birşey bu. Burdaki bu garipliğin giderilmesi için mutlaka bir düzenleme yapılması, olaylara daha makul bakılması gerekiyor. Yani bu bizim hükümetten beklediğimiz birşey. Yani gerek Tayyip Bey’den, gerek Adalet Bakanımız’dan. Değil mi? Hukuktaki bu yargı reformunun bir an önce yapılmasını, Avrupa ayarında bir yargı anlayışının Türkiye’ye gelmesini, bütün Türk milleti gibi biz de ısrarla istiyoruz. Hatta Avrupa’dan da daha ileri olalım. Değil mi? Mükemmel bir yargı sistemi olsun. Yargıtay’a giden davalar kendi içinde, bakın Yargıtay kendi içindeki davaların %50’sinden çoğunu bozuyor. Mesela Yargıtay’ın bir şubesi karar veriyor, ceza genel kurulu bunun en az yarısını bozuyor. Yani birşey var demek ki. Onun için yani ne bileyim, mahkemelerin sayısı mı arttırılır, hakimlerin sayısı arttırılabilir yani buna giden masraf çok normal, çünkü adalet bir ülkenin en önemli ihtiyacıdır. Adalet gitti mi zaten hepsi gitti demektir Allah esirgesin. En acil ihtiyaç olduğu için adalet, buna yapılacak harcamada da çok rahat davranmak lazım. Yani Allah vermesin bizim başımıza gelenlerle bir başkası karşılaşsa, vatandaştan insan, gene bizim bir imkanımız var biraz, işte avukatlarımız var, imkanlarımız oluyor. Yazı yazabiliyoruz, konuşabiliyoruz. Meramımızı anlatabiliyoruz. Meramını anlatamayan insanlar var, yani bu durumda olan o kadar çok insan oluyor ki ve anlatamıyor. Çok insan vardır öyle yok yere gidip hapis yatan. Sonra gazetelerde okuyoruz, görüyorsunuz. Hiç alakasız adam mesela 5 yıl 10 yıl yatmış hapis, kusura bakmayın diyorlar, olup bitiyor yani. Buna net, kökten çözüm bulunması lazım. İnşaAllah.
SUNUCU: Hocam, sorularımıza devam edelim. “Ben Musevi asıllı bir Türk vatandaşıyım, iki gün önceki röportajınızı dinledim. Mehdi zamanında savaş olmayacak dediniz. Atom bombaları, tank top kalkacak, sanayide kullanılacak, madenler eritilip çamaşır makinesi, buzdolabı ihtiyacı olan malzemelere dönüştürülecek dediniz. Hocam Tevrat’ta da ‘Mehdi zamanında insanlar kılıçlarını çekiçle dövüp savan demiri, mızraklarını bağcı bıçağı yapacaklar, silahları yakacaklar, küçük büyük kalkanları, yaylıları, okları, sopaları, mızrakları ateşe atacaklar, yakmak için silahları kullanacaklar’ diye anlatılıyordu. Hocam, insanların kargaşadan savaştan bunaldığı şu ortamda sözleriniz gönlümüzü açıyor, içimize su serpiliyor. Hocam tarif ettiğiniz bu dönem yakın mı, çünkü biz özlemle bekliyoruz.” demiş, Azra Kunt.
ADNAN OKTAR: Başka vakit yok, yani Musevi inancına göre de dünyanın ömrü 7000 yıldır. Onlara göre de kıyamet Hicri 1500’e kadardır. Kıyametin vakti. Yani Hıristiyanlığa göre de böyledir, Müslümanlığa göre de. Yani üç Semavi dinde, ki Hristiyanlık ve Musevilik tabi kısmen tahrif olmuştur. Fakat bu üç dinde de 7000 yıldır. 7000 yıllık bir takvim verilmiştir. Vaktimiz az mı...
SUNUCU: 5 dakikamız var hocam.
ADNAN OKTAR: Beş dakikamız var. Evet böyle günler tabi yakın, zaten bu günlerin içine girdik zaten dikkat edersen, bakın daha yeni atom silahlarının kaldırılması için yeni daha konuşma yapıldı. Yeni çalışmalar yapıldı, bakın ne diyorum, ne söylesem çıkıyor demiyor muyum? Allah’a çok şükür. Bakın, dünkü haberlere bakın, atom bombası, hidrojen bombası, o tarzdaki stokların eritilmesi için görüşmeler yapılıyor. Silahsızlanma için çalışmalar yapılıyor. Hatta Obama’ya da eğer yanlış duymadıysam kimyasal silahların kaldırılması için girişimde bulunduğu için ödül mü verilmiş? Nobel Barış Ödülü verilmiş. Bu nedir? Mesih zamanına, Mehdi zamanına girdiğimizin açık alametidir. Bütün bunlar Mesih ve Mehdi zamanında olacak izahlardır. Şimdi tabi bunu görenler bakıyorlar Obama Müslümanlığa yakın, işte Hz. Mesih’in yapması gereken bazı işlemler, bazı çalışmalar, Mehdi’nin yapacağı bazı işler, bazı çalışmalar dünya liderlerinden duymaya başladılar, haklı olarak şüphe duyuyorlar, acaba Mesih de geldi mi diye. Biraz beklerlerse birşeyler söyleyeceğiz. İnşaAllah.
SUNUCU: “İki gündür gazete ve televizyonlarda bazı polis memurları tarafından dövülen, bu nedenle de iki ayağı kırılıp beyin kanaması geçiren bir gençle ilgili haberler izliyoruz. İlginç olan bu genci muayene eden doktorun bu kişiye sağlam raporu vermiş olması. Bir de bu doktorun savunmasında “kendisine sordum, birşey yok dedi” demiş yani muayene etmemiş. 1999 yılında size ve arkadaşlarınıza işkence yapıldığında bazı polislere bu nedenle dava açıldığını duymuştum. Size bakan doktorlar da sizi muayene etmeden mi rapor verdiler, size uygulanan işkenceyi görmezden mi geldiler? Saygılarımla.” demiş, Metin Gürsoy.
ADNAN OKTAR: Böyle bir olay oldu tabi, çünkü polis başlarında çocukların, işkence gördün mü diyor doktor. Yani işkence gördüm diyebilir mi adam? Yani biraz sonra emniyete geri götürülecek adam, orada zaten nasıl bir muamele ile karşılaşacağı belli. Tabi dolayısıyla, mesela ben de işkence gördüm, hiçbirşeyim yok dedim. Mesela ayak baş parmaklarımdan elektrik verdiler, hiçbir şey yok dedim. Ne diyeyim? Olay çıkacak, ben bir an önce oradan çıkmak istiyorum. Ama mesela arkadaşlarım büyük bölümü şikayetçi oldular, Adli Tıp’tan hepsine rapor verildi, ayrı ayrı. Sakatlanmalarına dair, yani Adli Tıp raporu var, devletin, profesörlerin. Kurul, heyet halinde muayene edip rapor verdiler hepsine. Yani orda olmadı ama yanlış hesap döner. İnşaAllah.
CİHAT GÜNDOĞDU: Ayrıca bir arkadaşımız da komaya girmişti, hatta tutanakla da sabit olmuştu, işkence dolayısıyla.
ADNAN OKTAR: Canım rezalet paçadan aktı. Yani insan çığlıkları, arkadaşlarımın bağırtıları. Gece üçte, uyumak mümkün değildi. Zaten uyku uyutturmuyorlar, eller arkadan bağlı, betonun üstüne, gözler bağlı. Yani 7 gün kabus gibiydi. Tabi...Sağolsun Adil Serdar Saçan bayağı bir çalıştı o dönem. Bayağı da yorgun düşmüş, hatta dedi bana sonra “çok yorulduk ya” dedi böyle. O kadar işkence eden insan yorulur tabi.
SUNUCU: “Sevgili hocam internette kıyamet alametleri isimli kitaptan alıntı olan bir hadis okudum, hadis şöyle “Muhtelif ülkelerden birçok alim, birbirlerinden habersiz şekilde Mehdi’yi aramak üzere yola çıkacak. Ve her birisine 310 kadar insan refakat edecek. Sonunda hepsi de Mekke’de buluşurlar ve birbirlerine buraya ne için geldiklerini sorduklarında da hepsi de bu fitneleri önleyecek ve Konstantiniye’yi fethedecek olan Mehdi’yi arıyoruz çünkü biz onun, babasının, anasının ve ordusunun isimlerini öğrendik şeklinde cevap verirler. Hocam bu alimler isimlerini öğrendik derken, hadis kaynaklarını mı kastediyorlar? Çünkü benim bildiğim kadarıyla hadislerde Mehdi’nin babasının ismine işaret ediliyor. Acaba annesi ve ordusu hakkında nasıl bilgi ediniyorlar? Hadisin bu kısmını açıklar mısınız? Hürmetlerimi sunarım.” demiş, Canalp Tanyolaç, Edirne’den.
ADNAN OKTAR: Mehdi’nin ismi Muhammed Mehdi Muntazır, ama bu Peygamber Efendimiz (sav)’in ona verdiği isimdir. Yani Allah’ın ona verdiği isimdir. Mehdi’nin ismini alimler sonradan öğrendiğine göre demek ki hadislerde bilinen bir isim değil. Mesela annesinin ismini sonradan öğrendiklerine göre hadislerde bildirilen bir isim değil, sonradan anlayacakları anlaşılıyor. Sonradan farkedecekleri anlaşılıyor.
SUNUCU: Hocam bugün itibariyle programımızın sonuna geldik, bize ayrılan sürenin o yüzden, evet bugün itibariyle Mavi Karadeniz TV ve Ekin Türk TV’de ortak olarak yayınlanan Adnan Oktar’la Başbaşa programımızın sonuna geldik. Bugün sesimizin, görüntümüzün ulaştığı tüm izleyicilerimize sevgilerimizi, saygılarımızı iletiyoruz ve hocamızın röportajları, yazılarını okumak isteyenler dergilerine, kitaplarına ulaşmak isteyenler www.harunyahya.net, veyahut da www.harunyahya.org dan hocamızın röportajlarına ve eserlerine ulaşabilirler, bunu özellikle hatırlatmak istiyoruz. Yine hocamıza mesajlarını yazarak gönderebilirler, ulaşmak isteyen izleyicilerimiz bununla ilgili bu siteden ulaşabiliyorsunuz. Evet, Allah’a emanet olun, hoşçakalın diyoruz.