SUNUCU: İyi günler sayın seyirciler, Adnan Oktar’la Başbaşa programı ile karşınızdayız. Değerli konuklarım Sayın Adnan Oktar, Sayın Dr. Oktar Babuna, Sayın Dr. Cihat Gündoğdu bizlerle birlikte. Efendim, hoşgeldiniz.
ADNAN OKTAR: Hoşbulduk efendim.
OKTAR BABUNA: Hoşbulduk.
ADNAN OKTAR: Sizler de hoşgeldiniz.
SUNUCU: Teşekkür ederiz.
ADNAN OKTAR: Yani hepimiz hoşgeldik.
SUNUCU: Nasılsınız?
ADNAN OKTAR: Teşekkür ederim. Allah’a hamdolsun, sizleri de çok iyi gördüm maşaAllah. MaşaAllah.
SUNUCU: Çok teşekkür ederiz efendim.
SUNUCU: Evet bugün 44 kanaldan birden yayındayız. Ayrıca radyo kanallarımız var, izniniz olursa…
ADNAN OKTAR: Estağfirullah, estağfirullah buyurun.
SUNUCU: ...öncelikle bu kanallarımızı saymak istiyorum. Evet Kral Karadeniz, Kanal 35, Genç Tv Karaman, Kanal 56 Siirt, Kanal 3 Afyon, Can Tv Erzincan, Destan Tv Kütahya, ORT Ordu, Konya Tv, Safa Tv Tokat, Amasya Tv, Süper Tv Tokat, Elbistan Tv Kahramanmaraş, MRT Osmaniye, Süper Tv İnegöl, CRT Adana, Tavşanlı Tv, Kapadokya Tv, Kanal 19 Çorum, Kanal 60 Tokat, Karahisar Tv, Yenice Tv Bursa, Kanal 47 Mardin, Otağ Tv Adana, Canik Tv Ordu, Iğdır Tv, NRT Gaziantep, Kanal 55 Samsun, BRT Hatay, KTV Konya, Kanal Malatya, Can Tv Diyarbakır, Trabzon Tv, ORT Osmaniye, AHİ Tv Kırşehir, Öz Ege Tv Uşak, Kanal G Giresun, Mega Tv Gaziantep, Toros Tv Mersin, Kırıkhan Tv Hatay, BGRT Konya, Kanal 23 Elazığ, Kanal 54 Adapazarı, Kanal 60 Tokat. Ayrıca da 106.4 Mavi Karadeniz Radyo’dan ve Bingöl Fm 102.0’dan izleyicilerimiz bizleri aynı zamanda dinleyebilirler de eğer izleme imkanları yoksa. Bu arada Mavi Karadeniz’in radyosundan her akşamki programlarımız verilecek canlı olarak. Ayrıca da www.harunyahya.tv, haberhilal.com, haberdem.com internet sitelerinden de bizleri takip edebilirsiniz efendim.
ADNAN OKTAR: Ağzına sağlık versin Allah.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: O radyoları kaçtan arayacaktık?
SUNUCU: Mavi Karadeniz 106.4 frekansından.
ADNAN OKTAR: 106.4.
SUNUCU: Bingöl FM de 102.0.
ADNAN OKTAR: 102.0.
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR: Tamam. Aklımda kalsın, inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah. Evet efendim izleyicilerimizden yine bir sürü sorularımız var bugünkü programımızda. Nasıl uygun görürsünüz? Önce sorularımızı mı alalım?
ADNAN OKTAR: Sohbet edelim yani. Onları da okuruz, konuşuruz inşaAllah. Oktar Hocam sen bekliyorsun dolu bir ilme sahipsin maşaAllah,
OKTAR BABUNA: Estağfirullah, sizin kitaplarınızla, sizin vesilenizle inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Estağfirullah, naçizane Allah hepimize bir tecelli meydana getiriyor. Hiç kimse kendinden konuşamaz. Bunu yakında bütün insanlar anlayacaklar, o kibir, enaniyet de kalmayacak, anlayacaklar ki beyinlerinin içerisinde şu kadarcık yerdeler. Bütün azametleri gidecek. Ama bu yavaş yavaş dünyaya yayılacak. Aslında bilinen bir şey fakat toplumda o kadar bilinmiyor. Boş işlerle uğraşıyorlar. İşte Televole kültürü, işte hangi dizi filmde Hatice Naciye’ye ne dedi, Cemil bilmem kime ne dedi. Yani boş işlerle uğraşıyorlar veyahut dedikodu ile uğraşıyorlar veyahut kavga ile uğraşıyorlar bir kısım insanlar. Asıl hayati olan konu, en önemli olan konuları böylece şeytan onlara unutturuyor. Halbuki en önemli konu biz sabah kalktığımızda kalkar kalkmaz Bismillah diye kalkıyoruz, Allah’ın adıyla. Bize can vermiş Allah, bakın ölü iken diriliyoruz, mezardan kalkar gibi yataktan kalkıyoruz. Ölüsünüz diyor Allah, ölüyorsunuz akşam, uyuduğumuzda ölüyoruz. Mezardan kalkar gibi kalkıyoruz , ya Allah Bismillah; her seferinde yeniden can veriyor Allah. Şimdi böyle bir konumda olan bir insan, ki beyninde de şu kadarcık bir yerde yaşayan bir insan, böyle boş işlerle uğraşacak gücü olur mu? Evet. İnşaAllah olmaz. Şeytanın etkisi ile oluyor insanlarda. Böyle bir konumda olan insan ne yapar, açar Kuran’ı bakar. Mesela açıyoruz Kuran’ı. Ya Allah Bismillah. Ya Allah Bismillah mesela şuradan açıyorum. Bakın Cenab-ı Allah ne diyor, “şeytandan Allah’a sığınırım”. Önce şu sağdan başlayayım, Hac Suresi, 41. “Onlar ki yeryüzünde kendilerini yerleştirir, iktidar sahibi kılarsak,” dünya hakimi yaparsak, nerede diyorlar Mehdiyet Kuran’da. Buyurun Mehdiyet ile ilgili ayet, diyor ki; “Onlar ki yeryüzünde kendilerini yerleştirir, iktidar sahibi kılarsak, dosdoğru namazı kılarlar,” demek ki Müslümanın birinci görevi bu, namazı kılacak.“zekatı verirler, marufu emrederler,” güzel doğru olanı anlatırlar, tebliğ yaparlar konuşurlar, “münkerden sakındırırlar,” işte yanlış bunlar yapmayın derler. Doğrusunu yapın diye anlatırlar diyor. “Bütün işlerin sonu Allah’a aittir.” Yani hepsini Allah bitirir, her şeyi Allah yapar, siz vesilesiniz. Kuran buna işaret ediyor. Diyor ki adam çıkıyor “sizin tebliğ yapmanıza ne gerek var, Diyanet İşleri Başkanlığı yapıyor” diyor.
SUNUCU: Her Müslümanın görevi değil mi?
ADNAN OKTAR: Her müslümanın görevi tabi. Daha bir aklı evvellerde Peygamber zaten anlatmış diyor, ne gerek var anlatmana diyor. Ne anlatalım Televole kültürünü anlatacaklar, dedikodu anlatacaklar, fitne fücur çıkaracaklar. En önemli konu budur ve İslam’ın dünyaya hakimiyeti. Çünkü İslam dünyaya hakim olmadığı müddetçe sürekli harama giriyoruz her gün. Bir tane iki tane on tane değil her Müslüman harama girer İslam dünyaya hakim olmadığında. Sevgisizlik yaygın mesela, bu seyrediliyor, mesela buna karşı mücadele gerekir. Fakirler var perişan vaziyette, fakirleri oturup seyretmek haramdır, onları kurtarmak farzdır. Her Müslümanın üzerine görevdir, bana ne diyemez Müslüman. Zorda olan insanlar var mesela hastanelerde, perişan vaziyette insanlar var, bunların kurtarılması farzdır. Bana ne demek haramdır. Mesela Doğu’da bölücü bir komünist ayaklanma var. Stalinist, komünist ayaklanma var ve askerlerimizi sürekli şehit ediyorlar, bu fitnenin durdurulması farzdır. Bunun seyredilmesi haramdır. Sabaha kadar sayarım. Bu ne demektir; İslam dünyaya hakim olması gerekiyor demektir. Bunu nereden anlıyorsun, bütün Kuran’ın bütününden anlıyoruz, hangi sayfayı açsanız İslam’ın dünya hakimiyetinden bahseder Allah, farzdır bu. Bu olmadığında fitne devam eder. Bölünmüşlük de mesela Türkiye, Türk İslam aleminin lideri olsa, başında olsa, bütün bölgeye hakim olsa, Doğu’da bir avuç stalinist, komünist oradaki bizim vatandaşlarımızı, o tertemiz Kürt kardeşlerimizi böyle bir perişanlık içine sokabilirler mi? Cesaret, cesaret dahi edemezler. Nefes dahi alamazlar. Ne gerek var diyor adam bunu söylerken onu buna söyleten şeytan, şeytan söyletiyor. Her yerde mahvoluyor insanlar görmüyor musun? Madden ve manen iki yönden de mahvoluyorlar ve bütün insanların yüzü asık. İnsanların mutsuzluğunu seyretmek bu da haram olur. Çünkü adam mutlu değil, onu mutlu etmek için nedir; Allah sevgisini kalbine nakşetmek lazım, Allah korkusunu kalbine nakşetmek lazım. Adam ümitsiz, vesveseli, şeytanın etkisine girmiş bir çok insan böyle, bunların kurtarılması farzdır, Müslümanların üzerine görevdir. Bak “onlar ki” diyor Allah, bütün Müslümanları kastediyor Allah, “yeryüzünde kendilerini yerleştirir iktidar sahibi kılarsak,” demek ki Müslüman yeryüzüne kendilerini yerleştirecek bütün yeryüzüne hakim olacak ve iktidar sahibi olacak yani bütün İslam ülkelerinin, bütün Türklük aleminin, Hristiyanların, Musevilerin lideri olacak. “Dosdoğru namazı kılarlar, zekatı verirler, marufu emrederler, münkerden sakındırırlar, bütün işlerin sonu Allah’a aittir.” Şeytandan Allah’a sığınıyorum. Bakın diyor ki Cenab-ı Allah, “eğer seni yalanlıyorlarsa onlardan önce Nuh, Ad ve Semud kavmi de yalanlanmıştı, İbrahim’in kavmi ve Lut kavmi de, Medyen halkı da Peygamberlerini yalanlamıştı.” Yani gelen elçileri, Allah’ın dinini tebliğ edenleri yalanlamıştı, Musa da yalanlanmıştı. Demek ki Allah yolunda mücadele edenlere böyle bir karşı kahpe bir yapılanma oluşuyor yani mutlaka onlara karşı mücadele veriyorlar, Allah’ın sünneti bu. “Böylelikle Ben o inkar edenlere bir süre tanıdım.” Belirli bir vakte kadar Allah vakit veriyor. O vakti de insanlar yanlış anlıyorlar. Allah’ın onlara müsaade ettiğini zannediyorlar. “Sonra onları yakaladım” diyor Allah, yakalayıverdim, aniden, “nasılmış Benim her şeyi alt üst edip kökten değiştiren inkılabım” (Hac Suresi, 44) diyor Allah, nasıl değiştiririm diyor Allah, “halkı zulmediyorken yıkıma uğrattığımız nice ülkeler vardır ki” halk genellikle zalimse, Allah yıkıma uğratırım diyor. İhtilalle, başka bir şeyle, savaşla, herhangi bir şeyle. Bakın “şimdi onların altları üstlerine gelmiş ıpıssız durmakta, kullanılmaz durumdaki kuyuları, yüksek sarayları” bomboş diyor Cenab-ı Allah, hiç ses çıkmıyor onlardan diyor. Mesela gidiyoruz eski harabeler halinde, mesela Lut kavminin olduğu yerler, diğer yerler, Pompei, her yer değil mi? Toprağı kazınca altından bulabiliyoruz kalıntıları. Kasılmış kalmışlar, “yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı?” bu tarz şeyleri Allah araştırın, inceleyin diyor yani bu bilime teşviktir aynı zamanda hem. Coğrafya da, jeoloji de bunun içinde, paleontoloji de bunun içinde, arkeoloji de bunun içerisinde, hepsi bunun içinde. “Böylece onların kendisi ile akledilebilecek kalpleri ve işitebilecek kulakları olsun.” “Böylece onların” bak “kendisi ile akledilebilecek kalpleri ve işitebilecek kulakları olsun.” Yani araştırın, böylece akledin. Araştırma gerekiyor diyor, kalbiniz ve kulaklarınız yani bunu anlasın diyor Allah, yani tahkik edin, araştırın diyor, ”çünkü doğrusu gözler kör olmaz ancak sinedeki kalpler körelir” diyor. Mesela robot gibi insanlar oluşmuş oluyor o zaman. Bomboş. Sokaklarda, böyle elinde bir şey ile sabit bir hedefe doğru yürüyor sanki, ölü yani.
SUNUCU: Evet, evet. Arkadaşlarımız bir not ilettiler kestim lafınızı ama şu anda 106.4 Mavi Karadeniz FM İstanbul’dan dinleniyormuşuz. Radyo istasyonlarına ilişkin bir bilgi iletmişler.
ADNAN OKTAR: Evet onu düzeltmişler. 106.4 Mavi Karadeniz. Karadenizlilerin hepsine selam ediyorum, onlar benim canlarıma, aslanlarıma.
SUNUCU: Onu hemen düzeltelim tabi.
ADNAN OKTAR: İstanbul’a evet, Marmara ve Ege’de dinlenebiliyormuş. Bingöl FM, Bingöl’ün aslanlarına, oradaki koç yiğitlere hepsine selam ediyorum,
OKTAR BABUNA: Aleykümselam.
ADNAN OKTAR: O da direkt 102’de.
SUNUCU: 102.0 evet.
ADNAN OKTAR: Evet 102. 0’ı falan yok. Değil mi? Yani nokta şu bu falan...
SUNUCU: 102 frekansı.
ADNAN OKTAR: Sırf 102, Bingöl civarında dinlenebiliyormuş bu radyo da yine hepsine sevgiler sunuyorum, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
SUNUCU: Evet hakikaten böyle sabit bakan hani sanki hiç, robot gibi olan insanlar var hakikaten etrafta. İnsanın dikkatini çekiyor. Bir de şöyle bir nokta da var, Türk İslam Birliği farz diyoruz açık bir şekilde Kuran-ı Kerim’imizde belirtilmiş. Bunu hani yabancılar istemiyor olabilir, kendilerine göre haklı bir sebep de bulabilirler ama “elhamdülillah Müslümanım” diyen insanlardan da var istemeyenler, onların gerekçesi ne? Ya da Müslümanlık arkasına sığınıp başka bir yapılanma içindeler mi, başka bir şeye mi hizmet ediyorlar aynı zamanda?
ADNAN OKTAR: Mesela bakın diyor ki, Cübbeli çıkıyor bu yüzyılda İslam hakimiyetini unutun diyor. Mehdi çıkmayacak, Hz. İsa da gelmeyecek diyor. Ne yapılacak? Evden camiye, camiden de eve gidin, ondan sonra da bana işte aklınıza takılan sorular olursa bana sorun, o sorular da benim anlatamayacağım gibi oluyor bir kısmı, yani Müslümanlar böyle konularla mı uğraşacaklar? İşte sabah kalkarken çorabı sağdan mı giyeceksin, soldan mı giyeceksin? Çorabı ne kadar çekeceksin? Ayakkabının burnu ne tarafa dönecek? Kapının ağzına mı koyacaksın, kenarına mı koyacaksın? Kardeşim çok acil bizim işlerimiz. İslam’ın dünya hakimiyeti çok acil.
SUNUCU: Tabi bu da bir nevi robotlaştırma metodu gibi bir şey değil mi zaten?
ADNAN OKTAR: Tabi. Müslümanların hepsi birdir, her şeyi sağdan yaparlar, bunu bu kadar detaylandırmak detay, detay, detay, detay onları detaylara boğmak çok yanlış bir hareket. Bir kere söylersin kardeşim, dersin sağ hayırlıdır, uğurludur, sağdan, her işini sağdan yapın dersin konu biter. Cübbeli’yi niye affetmiyorsunuz diyorlar? Sanki o pırasa metodunu ben buna da uygulamak istiyormuşum gibi. Benim affetmemle alakası yok ben zaten herkesi affediyorum. Benim affetmediğim bir adam yok, bir insan yok yani. Ben bir tek cinayeti kabul etmem yani onun cezasını çekmesini isterim. Çünkü müthiş bir zulüm yani Allah’ın verdiği canı almış oluyor. Gerçi yine Cenab-ı Allah alıyor ama o, ömür boyu onun karşılığı cehennemdir cinayetin karşılığı ve çok vahim bir şey. “Bütün dünyayı öldürmüş gibidir” diyor Allah, bir kişiyi öldüren, bir kişiyi; şeytandan Allah’a sığınırım. “bir kişiyi de canlandıran” imana getiren “bütün dünyayı canlandırmış gibidir” diyor Allah. İnşaAllah. Onun için benim Cübbeli ile alıp veremediğim yok, yaptığı tahribatı düzeltmeye çalışıyorum, yani muazzam bir tahribat yaptı bu tahribatı düzeltmeye çalışıyorum. Yani benim şahsı ile alıp veremediğim yok. Ben herkesi affederim.
SUNUCU: Sizin evet yani ne size işkence yapan polislerle, ne akıl hastanesinde çektiğiniz çileyi, orada başınıza gelenleri, onları uygulayan insanlara yani o insanlara dahi hiçbir öfkeniz, hiçbir şeyiniz yok. Programlarımızda da konuşuyoruz.
ADNAN OKTAR: Tabi ki.
SUNUCU: O kadar affedici konuşuyorsunuz. O hayret nereden çıkmış, niye affetmiyorsunuz gibi çok değişik.
ADNAN OKTAR: Hayır aklımın ucundan dahi geçmez yani intikam almak falan. Ama şimdi Cübbeli çıkıp; Alevileri, Bektaşileri, Şiileri, Caferileri, Vehhabileri Mehdi pırasa gibi doğrayacak diyorsa bu toplumda infial meydana getirir. Bu çok vahimdir. Ve muazzam bir düşmanlık duygusu meydana getirebilir böyle bir şey. Yani ne demek, yani bu bir özlem haline gelmiş olacak o zaman adam için. Benim Alevi kardeşlerim tertemiz insanlar. Ne istiyorsun sen onlardan? Caferiler tertemiz insanlar, Vehhabiler tertemiz insanlar, niye pırasa gibi doğransınlar? Bu yenilir yutulur bir söz mü bu. Ben bunu nasıl affedeyim böyle bir sözü? Benim şahsıma yönelmiş bir söz değil ki bu. Ben Sünniyim. Sünni Hanefiyim ben. Bana söylemiyor bunu. Benim vatandaşlarıma, kardeşlerime söylüyor. Canlarıma söylüyor, onlar İslam aleminin güzellikleri. Allah onları o şekilde yaratmış, renk renk yaratmış, değil mi? Ben bunu açıklamakla mükellefim. Kan akıtma yok. Mehdiyet döneminde kan akıtma yok, damla kan akmayacak. Bakın detay veriyor Peygamberimiz (s.a.v), burunları dahi kanamayacak diyor. Mehdi için, burunlarını dahi kanatmaz diyor. Sadece Allah’ı anarak diyor, Mehdi’nin silahı budur diyor. Yani sevgi, şefkat, merhamet ve anlatarak, Allah’ı anaraktır diyor yani bununla kaleleri yıkar. Başka bir şey yok Mehdi’de.
SUNUCU: Keşke herkes sizin ifade ettiğiniz gibi etse, biz programlarımızda siz anlattıkça huzur dolu oluyoruz ama Cübbeli Hoca ve benzeri hocalardan hani dini konuları tenzih ederim tabi ama hep böyle kışkırtıcı açıklamalar insanların kafasını karıştırıcı açıklamalar geliyor. Bu da tabi hiç hoş bir durum değil.
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: Özellikle Mehdiyet dönemine dair çok çelişkili açıklamalar geliyor. O döneme dair izleyicilerimize biraz daha detaylı da bilgi de verebilirseniz?
ADNAN OKTAR: Evet, şimdi bir kere insanlara asla inanamayacakları şeyler söylüyor ve bu insanları dinsizliğe ve imansızlığa sürükler. Arkasından da diyor ki; fazla düşünmenize gerek yok, kocakarı imanı ile iman edin. O da ne demekse, kocakarı demek? Cenab-ı Allah bize tahkiki ve araştırmaya yöneltiyor ve emrediyor ve her şeyi araştırın diyor Allah. Yani tahkik edin, yaratılışı araştırın diyor. Sanatımı araştırın, kendi bedenlerinizde var diyor Allah, kendi nefsinizde de var diyor, bunları da araştırın diyor. Biz kofullara, mitokontrilere kadar Allah’ın yaratışını araştıracağız. Ne demek gözü kapalı düşünmek? Yani o şekilde düşünme olmuyor ki o, düşünmemek oluyor. Mesela bahçelerden 100 metrelik veyahut 150 metrelik, 4-5 metre çapında som altından sütunlar fışkıracak diyor Mehdi devrinde. Yani kardeşim bu aklın ihtiyarını kaldırır, hangi Peygamber devrinde oldu bu? Nereden çıkarıyorsun bunu? Buna insan inanmadığında, buna inanmayan insan kendini imansız hissetmez mi? Diyorsun ki Adriyatik Denizi kuruyacak, tamamen kuruyacak ve hiçbirinin haberi olmayacakmış, oradaki ülkelerin haberi olmayacakmış.
SUNUCU: Şaka, şaka gibi hakikaten.
ADNAN OKTAR: Ya kardeşim herkes denizin kenarında yaşıyor.
SUNUCU: Tabi teknelerde yaşıyorlar falan nasıl olacaksa.
ADNAN OKTAR: Etme yani ne yapıyorsun sen. Akdeniz cam gibi donacak diyor ve buna inanın diyor. Burada nasıl iman etsin bu insanlar? Hiçbir Peygamber döneminde yok, bunlar aklın ihtiyarını alacak şeyler. Bütün gökyüzü Meleklerle dolacak diyor yani 7 milyar insan mesela varsa dünyada veyahut 7 milyar yaklaşık, 7 milyar Melek demektir, gökyüzünü tamamen kapatır bu ve kanatlı Melekler ve hepsi diyor ki “falanca Mehdi’dir”. Mehdi’ye de gidiyorlar, Mehdi de diyor ki “ben Mehdi değilim”. 7 milyar Meleği yalanlıyor Mehdi, bunun demesine göre.
SUNUCU: Hayır üstelik o zaman Mehdi niye gelmiş oluyor ki hani Melekler gökyüzüne inip öyle bir şey yapacaklarsa, kıyamet alameti değil mi Meleklerin yeryüzüne gelmesi artık yani?
ADNAN OKTAR: Tabi ki, Kuran’da öyle. Yani çok açık Cenab-ı Allah, “o geldikten sonra size göz açtırılmaz” (Enam Suresi, 8) diyor, Melekler geldikten sonra. Yani bu kıyametin alametidir ve özelliğidir. Şimdi insanlara hiç iman edemeyeceği şeyleri söylemek, arkasından mesela onların kendine olan saygısını, imanlarına olan güvenlerini yıkıcı da üslubu oluyor. Mesela geçen günler okudum ya, neredeydi o şeyde sen ona bir baksana, Doktorum orada var mı? Dosyası olacaktı. Mesela orada diyor ki Allah’ı diyor uzun süre, Allah’ın günahları görmesini kastederek diyor ki; “yakalandım radara” yani Allah’ı, haşa bak Allah’ı nitelendirmesine bakın. Yani bu durumda bir insan böyle Allah’a böyle hitap ederse ve bunu da teşvik ederse insanlar, yani çevresindeki insanlar kendisini haşa radara yakalanma olarak Allah’ın kendini düşünürse -ki ağzıma bile almak istemiyorum haşa-, ne olur bu insanların imanı? Allah’tan biz titreriz, korkarız ve saygı dolu bir korku içerisinde böyle söylenir mi Allah’a karşı? Mesela “Allah Kuran’da kıyamet gelecek diyor aslında, ben onu gizlemek istiyorum söylemek istemiyorum diyor, fakat işime gelmedi diyor” diyor, Allah için haşa. Bu durumda insanlar yani böyle bu tarzda bir çirkin cesaret oluşturulursa -ki bu çirkin bir cesarettir; bu nereye varır bunun sonu ve bu insanların Allah’a karşı bakışları nasıl olur? Allah’a böyle mi hitap edilir? Yani imana değil, imansızlığa sevk etmek gibi bir şey, bu açıklamalardan ortaya çıkan sonuç. Mesela diyor ki bak, bir hadis zayıf mıdır, şişman mıdır gibi onun kriterleri var. Şimdi zayıf hadis demek yani ravilerin güvenilirliğinin az olmasından kaynaklanıyor, şişman mıdır dediğinde bu alaycılıktır. Bu nasıl bir söz böyle, yani bunu gidiyor bu konudan anlayacak tiplerin yanında yerlere yatıyor adamlar güleceğiz diye.
SUNUCU: Alay ediyorlar işte ne kadar çirkin yani dini konularda üstelik.
ADNAN OKTAR: Alay ediyorlar tabi ama bunu söylediği için. Böyle konuştuğu için. “Eve gelin” diyor “daha da bende ilginç şeyler var” diyor. “Ben sizi daha da eğlendiririm eve gelirseniz” diyor, o gün. Mesela cep telefonu müziği konusunu anlatırken şöyle diyor; “namazda başlıyor oyun havası, millet neredeyse safta başlayacak dönmeye.” Müslüman bu kadar mı ilkel, yani namazın içerisinde bir ses duyduğunda hemen başlayıp namazı bırakıp döne döne oynamaya başlayacakmış. Bu nasıl bir Müslümanlara bakış açısıdır, bu nasıl bir garip kafadır, akıldır. Yani insanları böyle bir imaja sürüklemek normal bir Müslümanın yapacağı bir şey mi bu? Akla hayale gelmeyecek şeyler, baksana o kadar fazla ki yani ben bir kısmını şöyle not aldım.
SUNUCU: Yani şu okuduklarınız bile -ki o ifadeler çok çirkin-, okuduklarınız bile hayrete düşürüyor yani.
ADNAN OKTAR: Yani ucu bucağı yok yani, ucu bucağı yok, yaptığı tahribatı düzeltmeye çalışıyorum. Diyor ki, “Müslüman Müslümana borç vermesin.” Hasbünallahu ve nimel vekil.
OKTAR BABUNA: Kuran’da var.
ADNAN OKTAR: Hasbünallahu ve nimel vekil. Kuran’da açıkça Cenab-ı Allah söylüyor. Müslüman birbirine niye borç vermesin bilakis borç vermelerini söylüyor Allah ve hatta “şahitler de yazsın” diyor, şeytandan Allah’a sığınırım. “Çünkü ödemezse bu sefer kızar namazı bırakır.” Bak bu sefer de arkasından bunu söylüyor.
SUNUCU: Allah Allah ne alakası varmış onun, onunla alakası neymiş?
ADNAN OKTAR: Yani şimdi biri bana borcu olsa, ödemese ben namazı niye bırakayım? Yani bu kadar mı zayıf Müslümanın aklı, bu kadar mı imanı zayıf, böyle gösterilir mi Müslüman? Bunu meşru hale getirmiş oluyor bunu demekle bir anlamda. Mesela adamın evini iste, parasını iste, cemaatini bırakır. Niye bıraksın, yoksa yok der, niye bıraksın? Eğer durumu da müsaitse Allah rızası için infak eder. Niye cemaatini bıraksın? Yani Müslümanları böyle bu karakterde göstertmesi yani zaten bir olumsuz propaganda yapılıyor dünyada, Avrupa’da, bu da buradan propaganda yapmış oluyor.
SUNUCU: İşte yani bunu başkalarının yapması hani Müslümanlara karşı bir cephe olarak adlandırılabilir veya başka bir şey denebilir. Ama bunu ben Müslümanım diyen bir insanın yapması hakikaten hem çok rahatsız edici hem de hoş değil. O zaman sen neye hizmet ediyorsun diye sorarlar insana, amacın ne?
ADNAN OKTAR: Şimdi vatandaşın bir kısmı bunun; herhalde ya kendisi tembihliyor internette bazen böyle yazılıyor, şimdi bize yazılan yazılar genellikle olumlu yazılar tabi seçiyor arkadaşlar, onları getiriyorlar fakat olumsuz yazılar da var ben internette bana da getiriyorlar, ben bakıyorum. Yani kamuoyunun içerisinde böyle yanlış bilgilenmiş kişiler olduğunda onları da aydınlatmak istiyorum yani falanca şunu demiş feşmekan demiyorum da, ama genellikle böyle itirazlar da oluyor, onu söylüyorum. Mesela diyor ki bir tanesi, Müslüman diyor zenginlikten hoşlanmaz, işte sen niçin böyle bir tavır içindesin gibi bir eleştiri yazmış. Herhalde buradaki eşyaları kastediyor, yani bir zenginlik değil, burada bir güzellik var. Yani bunları satsan sen çok az para eder, öyle bir şey yok burada bir güzellik var. Estetik ayrıdır, pahalı olmak ayrıdır, yani elmaslardan, zümrütlerden oluşmuş değil burası, değil mi? Som altından da oluşmuş değil. O yanlış. Hz.Süleyman’ın güzelliğini ve ihtişamını, sarayının güzelliğini bulunduğu mekanın güzelliğini, Allah Kuran’da övüyor. Kuran bizim için birinci dereceden delildir. Kuran’da var mı, yok mu? Var, bitti yani bunun tartışması olmaz. Hz. İbrahim’e Cenab-ı Allah mülk verdiğini söylüyor mu Kuran’da?
OKTAR BABUNA: Söylüyor.
ADNAN OKTAR: Söylüyor.
OKTAR BABUNA: Evet İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e ne diyor Cenab-ı Allah, “seni” diyor, şeytandan Allah’a sığınırım, “fakir bulup zengin etmedim mi?” (Duha Suresi, 8) diyor. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zengindi. Yani Allah Müslümanı zengin kılar, ahir zamanda bütün Müslümanlar zengin olacaklar. Kimseden vergi alınamayacak zenginlikten dolayı. Tabi.
SUNUCU: Ama tabi işte yani ilginç, hem bir diyor ki Müslüman Müslümana borç vermez, bir diyor ki zengin Müslüman olmaz. Hani herkes böyle bir sefalet içinde böyle tek başına dünyada tek başına, bir başına kalsın gibi bir şey çıkıyor yani çok enteresan sonuçlar çıkıyor açıklamalardan ve hiçbir yere varmayan böyle önü duvar olan açıklamalar. Yani bir amacı da yürütemiyorsunuz kafanızda hani şunu demek istemiştir diye de bir şey de çıkmıyor.
ADNAN OKTAR: Hayır bazı çevreler de bundan medet umuyorlar bana, karşı taraf da bunun çözümü olarak bulmuşlar. Yani akıllarına bak şunların yani, buldukları çözüme bak. Emek emek bunu oturup ortaya çıkarttılar, böyle bir arındırdılar, bütün işte suçlarını kabahatlerini falan böyle temize çıkaran bir tavır içerisinde oldular. Kapıda karşılamalar böyle ekselans havasında, böyle buyurun gibisinden. Halbuki fikir olarak muazzam karşılar yani bir çok yönde şiddetle karşılar. Kendi aralarındaki konuşmaları bambaşka ama onun yanındaki konuşmaları da bambaşka.
SUNUCU: Ortak noktaları ne peki bu insanların, bu insanla?
ADNAN OKTAR: Ortak noktaları Mehdi gelmeyecek, İslam hakim olmayacak demesi, İslam bu yüzyılda hakim olmayacak, kıyamet de yok diyor. Adamların rahatını kaçıran nedir? Kıyamet, Mehdi’nin zuhuru, Hz. İsa’nın nuzülü ve İslam’ın dünyaya hakim olması. Bu ne demek; bütün keyfinin rahatının kaçacağı anlamına geliyor. Bilmiyor aslında tabi aslında bilakis keyfi ve rahatı kat kat artacak öyle bir sistemde. Ama kafasındaki imajdan dolayı o sürünmeyi güzellik olarak görüyor. Güzelliği de sürünme olarak görüyor. Şeytan ters göstertiyor. O yüzden bir panik haldeler. Yani aman, aman, aman. İslam dünyaya hakim olmasın, Hristiyanlarda da öyle bir panik var. İşte sel gibi kan akması gerekiyor diyor, Hıristiyanlarda, onlarda da öyle aklı evveller var. Onların da öyle pırasacıları var. Onlar da Müslümanları pırasa gibi doğramanın peşindeler.
SUNUCU: Tabi vardır her toplumda pırasacı illa ki, değil mi?
ADNAN OKTAR: Hep böyle bir esnaf, yani pazar pırasası şeyi gibi böyle. Pırasanın da adını çıkarttılar yani. Bütün bunlar şeytanın oyunları. Şeytan kan dökmek istiyor dünyada. Buna müsaade etmeyeceğiz. O kadar. Bu mümkün değil. Biz Mehdi öncüleri olarak Allah’ın izniyle şimdi benim yine Amerika ile konuşmam var. Bütün Amerika’da yayınlanacak. Bu röportajdan sonra. Yine bu konuyu söyleyeceğim, kan yok, savaş da yok bundan sonra. Şeytanın kafasını koparttık biz Allah’ın izniyle. Tuttuğumuz yerde de kopartırız yani. Öyle bir şeye de müsaade etmeyiz. Darwinizmi de yerle bir edeceğiz, şeytanın bu fitnesini de ortadan kaldıracağız, hiçbirine müsaade yok. Bu kadar. Yani boş yere heyecanlanmasınlar öyle kan akacak şu, bu olacak diye. Amerika boş yere, Bush panikledi. Hazırlık yaptı, işte büyük bir Armagedon olacak, bütün Müslümanları katledeceğiz kafasıyla Irak’ı gitti işgal etti stratejik nokta olarak, Mehdi çıkacak diye panik oldu. Gitti Afganistan’ı işgal etti, stratejik bölge hani üstten de bölelim, hani ortadan da bölelim, stratejik havaalanları yapılsın yani savaş olduğunda, Müslümanların katledilmesi gerektiğinde operasyon kolay olsun diye böyle bir akılla ortaya çıktılar. Yani büyük bir kan dökme operasyonu yani pırasa operasyonu düşünüyorlardı. Sonra baktılar ki Mehdi’nin kan akıtmayacağını anladılar, fıs diye söndüler bu sefer. Boş yere kan akıttılar.
SUNUCU: İnşaAllah evet. Maalesef boş yere kan aktı hakikaten.
ADNAN OKTAR: Bir de diyor ki, Mehdilik niye bu kadar önemli mi ki, diyor. Yer yer yerinden oynuyor sen ne konuşuyorsun sen? Önemli mi diyor. Senin sokağa çıkamamanın nedeni bile o ahir zamanda değil mi? Deccaliyetin dünyayı kaplamış olması. Devekuşu gibi kafalarını kuma sokuyorlar. Darwinizme var diyor. Senin iflahını kesiyorlar kerata. O izbe yerlerde perişan şekilde yaşıyorsun o yüzden. Nefes aldırmıyorlar, git de bakın bir üniversitede sen göğsünü gere gere yaratılışı savunuyorum de bakayım, profesör olabiliyor musun? Anında kapıya koyarlar seni. Darwinist oldu mu zaten baş tacı ederler.
OKTAR BABUNA: Evet baştacı. İnşaAllah.
SUNUCU: Çok enteresan olaylar gelişiyor. İnşaAllah yakın bir zamanda da huzuru bulacağız hep birlikte.
ADNAN OKTAR: Evet, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
SUNUCU: Evet, sorularımıza geçmek istiyorum.
ADNAN OKTAR: Geçelim.
SUNUCU: İzmir’den izleyicimiz demişler ki, Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarına iyi günler diliyorum. Adnan Bey’in hukukla ilgili anlattıklarını bir süredir dinliyorum. Emniyette size ve arkadaşlarınıza işkence yapan ve bu sebeple 2000 yıl hapis istemiyle yargılanan bir polis memurundan bahsetmiştiniz. Bu polis memurunun size karşı tavrı ortada olduğu halde bu kişi sizin ile ilgili iftira niteliği taşıyan iddialardan oluşan başka bir soruşturmada görev alıyor. Size karşı olduğu şüphesine vardığım bu kişinin sizinle ilgili olan soruşturmada yer alması yasal mı? Ayrıca size ve arkadaşlarınıza iftira atan kişiler bu polis memuruyla nasıl bir araya gelmişler? Bu kişileri bir araya getiren tesadüf olabilir mi? Evet yasal mı ve nasıl hakikaten?
ADNAN OKTAR: Şimdi tabi ben bu olayın arka planını biliyorum, yani detaylarını da biliyorum. Bunun bir kısmı savcılıklara intikal etti. Ama olay tabi normal değil, çocuk olsa anlar. Yani hiç normal değil, gelişmeler hiç normal değil. Bir kere hizaya getirme mantığı var, hizaya getirme. Ben bir adamı hizaya getiririm, nasıl yaparım? Devletin imkanlarını kullanarak yaparım kafasındalar. Mesela bir zoru var. Farzedelim evlenmek istiyor. Yahut birisi para istiyor. Birisi çocuğuna kendi fikirlerini zorla dikte ettirmek istiyor, kendi inancını, kendi felsefesini dikte ettirmek istiyor ve İslam’ı onun istediği gibi yaşamasını istemiyor. Tamam diyor adam, kolayı var. Kim var ortada, bakın bakalım etrafta böyle paraya ihtiyacı olan, zaafı olan kimler var, siz gel, toplayın. Sen şunu söyle, sen şunu söyle, şen şunu söyle, sen şunu söyle. Yani o kadar kolay ki bunlar, öyle zannettiğiniz gibi karmaşık bir şey yok. Yani yazıyorsun kağıda, bir A4 kağıda. El yazısıyla da olabilir veya bilgisayar çıkışı da olabilir. At altına imzayı, gönder. Gerisine sen karışma. Tıkır tıkır sistem işliyor ondan sonra.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
CİHAT GÜNDOĞDU: İnşaAllah.
SUNUCU: Bu konuya ilişkin sözünüzü de kesmek istemiyorum ama bu konuya ilişkin bir VTR’miz var. Arkadaşlarımız işaret verdiler hazırmış VTR’miz. Dilerseniz onu izleyelim.
ADNAN OKTAR: Tamam.
SUNUCU: Devam edelim sohbetimize.
(Cevat Babuna 06.02.2000 Tarihli Objektif Programındaki konuşması)(Cevat Babuna 03.05.2003 Kıbrıs İçin Gerçek Çözüm Konferansı konuşmasından)
SUNUCU: Evet Cevat Babuna’nın açıklamalarını dinledik, neler söyleyeceksiniz? Tam da az önce bahsettiğimiz konuya ilişkin, şimdi sanıyorum hukuki bir olay da var Oktar Bey’in de.
ADNAN OKTAR: Evet şimdi de annesi bana da, ona da çeteden dava açmış durumda. Yani bakın bu insanın konuşmalarını görüyorsunuz. Kitapları nasıl yazdığımı anlatıyor, çalışmalarımızın nasıl başarılı olduğunu anlatıyor. Ki herhalde hatırladığım kadarıyla o Kıbrıs Konferansı. Oraya da biz götürdük. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile de biz tanıştırdık. Yani bizzat benim tanıştırdığım bir insandır. Rauf Denktaş ile. Yani aracı oldum. Ki Kıbrıs’ta o zaman biliyorsunuz bir baskı vardı. Kendi imkanlarımızla yardımcı olmaya çalıştık. Ve bir anda 360 derece Cevat Hoca’yı çevirdiler. Bambaşka bir insan oldu. Çevresi de geniş olan bir insandır. Yani çok tanır, bir çok kişiyi de tanır. Bilinen bir insan. Mesela Cemil Çiçek’i çok iyi tanır. MaşaAllah. Değil mi? Cemil Çiçek ile arası çok iyidir.
OKTAR BABUNA: Çok iyidir evet.
ADNAN OKTAR: Taha Akyol’u çok sever. Onunla da arası çok iyidir. Yazar Taha Akyol. Cemil Çiçek ile Taha Akyol da daha önceden aynı büroda avukatlık yapmışlar zamanında. Değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Oradan bir ahbaplıkları var Cemil Çiçek ile Taha Akyol’un. Anadolu’da bilmiyorum...
OKTAR BABUNA: Yozgat’ta.
ADNAN OKTAR: Yozgat’ta birlikte avukatlık yapmışlar bir süre. Oradan bir muhabbetleri var. Cevat Hoca ile de öyle bir tanışmışlıkları var ama birbirlerini bayağı severler. Gidip gelmeli bir muhabbetleri var. Allah muhabbetlerini artırsın, bir şey dediğimiz yok. Daha da gelişsin muhabbetleri inşaAllah. Fakat biz Cevat Hoca’nın üzerinde etki eden bir kısım insanlar olduğunu düşünüyoruz. Yani bu olacak iş değil. Çünkü ben konferanslara gitmeden önce ne konuşacağını ben anlatıyordum. Fotokopiler veriyordum, konferans yerlerini bizzat ayarlıyordum, planı. Gidip konuşuyordu o mesela. Eksiği, kusuru olduğunda yine söylüyorduk şunu düzeltirseniz hocam diye. Benim kitaplarımdan istifade ederek yine bir kitap yazmıştı.
OKTAR BABUNA: Evet aynısı.
ADNAN OKTAR: Ben mesela hakkımı helal ettim. Aynısını yazdı kitabın.
OKTAR BABUNA: Evet aynısını yazdı.
ADNAN OKTAR: Alıntıdır yani tamamen benim kitaplarımdan alıntıdır. Hayır normal, Allah rızası için yapıyor. Yani yazsın, ben kim olsa teşvik ederim. Ben bir şey demem. Gerçi kendi ismiyle yayınlandı, alıntıdan bahsetmedi. Alıntıyı söylese bu güzel olurdu.
OKTAR BABUNA: Alıntı da biraz fazla, bayağı kopya.
ADNAN OKTAR: Kitabın hemen hemen tamamına yakını benden alıntı kitabın. Hayır ben birşey demiyorum. Ama bir şeyi halletmek için, benim elimde imkanlarım var, çevrem var yani ben bu işi hallederim mantığıyla devletin imkanlarını kullanmaya kalkmak normal bir hareket değil, normal bir tavır değil. Her şey sevgiyle, şefkatle, akılcılıkla, makullükle hallolur. Zor tam aksi meydana getirir. Mesela ben seni zorla getirttiririm gibi, mesela bizim kız arkadaşımız vardı. Kızcağız eve annesini ziyarete gitmiş. Bak annesini ziyarete gidiyor. Zaten gelmiş işte, seviyor sizleri, görüşmek istiyor. Gelir gelmez ağzını koli bantıyla bağladılar. Ellerini arkadan bağladılar, ayaklarını da bağladılar. Bu sakso denilen kız, şu an bize çete suçlamasında gizli tanık olan kız da beraber, hep birlikte kız, ağabeyi de. Kız ile ağabeyi de aynı odada kalmışlar orada ayrıca. Böyle ilginç tipler. Garip bir aile yani.
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: O, götürmüşler mesela kız demiş. Minibüs bak mafya gibi, önce normal arabayla. Silahlı bir adamla beraber kaçırdılar.
SUNUCU: Oooo.
ADNAN OKTAR: Yani adam kabul etti silahla olduğunu bakın. Silahlı adam ile birlikte ve öz kızına yapıyor bunu. Yolda arabayı değiştiriyorlar, ikinci bir arabaya geçiliyor. Tam mafya gibi, mafya; yolda evet.
SUNUCU: Oooo, tam teşkilatlı gibi.
ADNAN OKTAR: Yolda terkedilmiş bir eve gidiliyor. Boş yani izbe bir eve gitmişler. Orada bir daha araba değiştiriliyor. Bu sefer de minibüse. Ve orada da kızcağızı bir kapalı evin içine, penceresi küçük bir yerin içine koyuyorlar. O da onları sakinleştiriyor. Sonra bırakmışlar. O da bir ara telefon etti yerini bildirdi. Jandarmaya hemen olay intikal etti. Hepsi derdest yakalandılar, eller havada. Ondan sonra... ve dava açıldı. Davalarını bilmiyorum, sürüyor mu sürmüyor mu şu an?
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Bakın elemanlara bakın, gizli tanık elemanlarına bakın. Biri adam kaçırmada görev alıyor, öbürü ev basıyor ve ev kurşunluyor. Arkadaşımızın evini kurşunladı. Bak, ikinci gizli tanık.
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Kurşunlamadan önce de gidiyor Bodrum’da bir otelde kendine yer ayırtıyor, kendi adına üç günlük rezervasyon yapıyor. O arada kurşunlamayı yapıyor. Biz polise şikayet ettik. Olur mu, dedi ben Bodrum’daydım dedi. Bakın belgeyi göstertiyorum dedi. Sonra biz tahkik ettik, polise bildirdik. Polis gitti şeye otele, böyle biri gelmedi dediler. Yani ayırttı ama gelmedi dediler. Kız kardeşine ayırttırmış, kız kardeşini göndermiş. Kız kardeşi ayırttırmış. Yani baştan sona kadar mafya yöntemleri.
SUNUCU: Hayır peki bu kız hani sizin hakkınızda çete olduğunuz iddiasıyla bir suçlamada bulunuyorsa abisiyle kendisi tanıştırmadı mı sizi? O zaman böyle bir oluşumdan kaçarsın. Niye hani..?
ADNAN OKTAR: Bak annesi; bak bu işte çok önemli. Annesi ile tanıştırdı,
SUNUCU: Evet bahsetmiştiniz, bahsetmiştiniz evet.
ADNAN OKTAR: Annesini getirdi. Annesi de dedim ya musallat oldu kadın. Kardeşini yani mesela öbür kız da, mesela o dediğim 150 kişi mi kaç kişiyse bilmem ilişkiye girdiğini söyleyen. Zaten hepsi aynı iddiadalar. Hepsi işte bilmem kaç yüz kişiyle ilişkiye girmiş. Her gün süslenip, püslenip geliyorlarmış. Yani böyle bir şeyi yani genelev kadınının bile bir onuru olur ve her halükarda makul bir şeyin olması lazım. Bunu, sen nasıl konuşuyorsun böyle bir şeyi? Bunu yaptıysan sen zaten suç işlemiş oluyorsun. Söylediği çocukların içerisinde 16 yaşında bir çok genç arkadaş var. Arkadaşlarımın mesela benim arkadaşımın, talebem olan kişinin oğlu. Çocuğu yani boyu kadar oğlu var ama 16 yaşında çocuk. Onunla da ilişkiye girdiğini söylüyor. Bu suç bu yaptığın senin. Tecavüzcü konumundasın sen o zaman.
OKTAR BABUNA: Doğru inşaAllah.
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR: Değil mi? Bir de madem böyle niye arkadaşını alıp getiriyorsun? Niye milletle gelip iddia ediyorsun? Yani öyle diyor. Şunu getirdim, bunu getirdim diyor. Niye bu milletle tanıştırıyorsun o zaman, tanıştırdın? Mesela öbürü de geldi abisini bizim iş yerimize soktu. Sonra da abisinin yok ahlaksızlığından bahsediyor, ensest ilişkiye girmek istediğinden bahsediyor. Kendisini işte gayri meşru ilişkiye zorladığını söylüyor. Yani bu tip insanları getiriyorlar karşımıza diktiler. Ve bunların hepsinin ispatı var. Yani bu kişinin bu havada şey değil bunlar. Belgesi var. Adam girmiş, işyerine çıkmış. Sen madem çete olduğu kanaatindesin abini niye çetenin iş yerine sokuyorsun? Değil mi? Niye o parayı kullanıyorsun? Niye bizden para istiyorsun?
SUNUCU: Evet. Yani çeteyse kendinden de uzak durursun.
ADNAN OKTAR: Tabi tabi.
SUNUCU: Aileni de uzak tutarsın bir şekilde yani.
ADNAN OKTAR: Niye gelip Müslümanların yemeğini yiyorsun? Değil mi? Onlardan kıyafet aldırttırıyorsun kendine? Her türlü malzeme aldırttırıyorsun? Yardım ettiriyorsun kendine? Biz seni ne bilelim Allah rızası için yardım ettik.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabi.
SUNUCU: Değişik. Peki bu insanların, tabi yargılanma sürecinde bir bakıyoruz ki başka başka şeyler çıkıyor ortaya.Yani başka ifadeler çıkıyor ortaya. İşte hani başka insanlardan çekindikleri gibi böyle değişik durumlar çıkıyor.
ADNAN OKTAR: Hayır şimdi...
SUNUCU: Bu insanların arkasında kimler var?
ADNAN OKTAR: Bak çocukla konuştuk. Yavrum dedim, yani arkadaşlar konuştular yani çocuklar. Ben çünkü konuşmuyorum bir daha iftira atarlar diye çekiniyorum ben hiç yanaşmıyorum. Çünkü Allah vermesin mesela geçende demiş. Ben abinin yanına geleyim demiş. Aman dedim şimdi Allah esirgesin. Yeni bir malzeme daha çıkacak. Hayır seviyorum, acıyorum. Yani her halükarda acıyorum ben, çocuk aklı gibi yani. 23, 24, 25 yaşındalar ama, akıl çocuk aklı gibi. Biz diyorlar avukat Rezzan Aydınoğlu’ndan korkuyoruz. Onun için diyorlar biz normalde ifademizi geri almak istiyoruz ama bizi ezmesinden bize karşı dava açmasından, bize iftira atmasından gibi ona benzer bir şeyler söylüyorlar. Bundan çekiniyoruz diyorlar. Yani açıkça söylediler. Var yani yazışmalarda var, internet yazışmalarında var. Kendi ifadeleri böyle. Biz de dedik ki sen ne yapacaksın ailenle? Bir kere o zaman şöyle olsun dedi çocuk. Ben dedi sadece parmağımı basayım dedi yani belki gizli tanık numara vereyim de dedi. Bunlar bana musallat olmasınlar dedi.Yani öyle bir dilekçe vereyim dedi. Yani parmağımı basayım, numara vereyim. Yoksa anandan emdiğin sütü burnundan getirirler dedi yani perişan ederler dedi. Çekiniyor çocuk. Tamam dedik sen nasıl istiyorsan öyle yap dediler yani çocuklar, avukatlar konuştular. Bir de dedi polis baskı yaptı, dedi. Yani malum şahıs. Polis, polis baskı yaptı dedi. Şimdi de hazırlamış bir dilekçe, orada yazıyor. Ben diyor tamamen şeyden... basından duyduklarımla diyor... Ki aslında o vatandaşların teşvikiyle. O kadar hikaye uyduracak bir şeyi de yok yani. Bu şekilde diyor ve diyor polisin baskısıyla ben bunu yaptım diyor. Ama onlardan da tabi bahsediyor, yani o kişilerden de bahsediyor. Ama çocuk şu anda da yine korkuyor.
SUNUCU: Korkuyor.
ADNAN OKTAR: Yani şimdi biz ne diyelim böyle bir ortama?
SUNUCU: Ne diyeceksiniz evet. Peki bu, tüm bu hareketlerin temelinde sizi bir şekilde tabi ki durdurmak yatıyor ama nedir? Yani şey mi düşünüyorlar acaba? Hani siz –Allah korusun- cezaevine girdiğinizde bir şekilde engellemiş olacaklarını mı düşünüyorlar? Tam nedir sizin kanaatiniz?
ADNAN OKTAR: Aslında sırf hapis de değil çünkü hapis de, ona da pek akılları yatmadı. Çünkü bu yatar, çıkar diye düşünüyorlar herhalde.
OKTAR BABUNA: Estağfirullah.
ADNAN OKTAR: Belki hapiste bir suikast mi düşünüyorlar bir kısımlar, belki bazı üstten bir kişiler yani böyle daha da alengirli olabilir.
OKTAR BABUNA: Evet Allahualem.
ADNAN OKTAR: Çünkü benim, akıl hastanesi ortamında benim mutlaka öldürülmem gerekiyordu.
OKTAR BABUNA: Evet.
SUNUCU: Değil mi? Evet anlattıklarınıza…
ADNAN OKTAR: Aslında cezaevinde de mutlaka öldürülmem gerekiyordu. Öyle bir ortam vardı. Yani orası daha da müsaitti. Yani bazı karanlık güçlerin böyle bir hedefi de olabilir. Ama bakın diyorum, benim kılıma zarar getiremezler.
OKTAR BABUNA: Allah’ın koruması var inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Onar onar, yüzer yüzer gelsinler. İster… Hani tek başına olduğunda daha da kolay olur diye düşünüyor olabilirler. Böyle üç kuşağa kadar sülaleleri gelsin. Öyle bir şeyim yok. Biz Allah’ın korumasındayız. Allah’ın inayeti altındayız. EvelAllah. Böyle şey gibi çarparım Allah’ın izniyle. Cenab-ı Allah’ın dilemesiyle, Cenab-ı Allah’ın vereceği güçle. Öyle bir şey olmaz. İnşaAllah. Fakat çok çok çok karanlık tepeden planlar, yani yukarıdan planlar çok çok karanlık. Bir de akledemiyorlar. Yani bu bir fikir. Mesela illa kafayı takmışlar diyorlar ki “Sen Mehdi değilsin”. Kardeşim Mehdi kim olursa olsun. Ne fark eder? İslam hakim olduktan sonra? Dünyaya İslam hakim olduktan sonra, Ali, Veli, Osman, herhangi bir insan yani Allah’ın herhangi bir kulu. Biz İslam’ın hakim olmasını istiyoruz. Yani ne fark eder? Yani biz rahat ettikten sonra, insanlar birbirlerini sevdikten sonra, huzura kavuştuktan sonra, yani ne fark edecek? Onlar benim bu konuda hırs yaptığımı zannediyorlar. Kafaları çalışmıyor. Ya kardeşim farzedelim ben, Mehdi oldu deseniz, yani olsak ne kazanacağım ben? Yani ekstradan ne olur bende? Yine aynı yemeği yiyeceğim ben, yine aynı evde oturacağım. Yani, ne olur yani? Bana katkısı ne olur? Cahilce bazen öyle yazılar yazıyorlar bana işte sen şunu yapmazsan sen hani Mehdiliğini kabul ederiz gibisinden, böyle hani… Sanki böyle ısmarlama olurmuş gibi Mehdiyet veyahut gayret etmekle olur. Kaderdedir Mehdi. Bir kere Mehdi durdurulamaz, bir. Öldürülemez, iki. Korkutulamaz, üç. Yıldırılamaz, dört. Terminatör gibidir Allah’ın izniyle böyle. Yıkar, geçer. “Dağlar olsa önünde yıkar geçer” diyor. Ben Allah’ın naçiz bir kuluyum. Herhangi bir kuluyum. Benim öyle bir hırsım, iddiam da yok. Defalarca yemin ettim. Yani böyle bir Mehdilik iddiam yok. Herhangi bir insan İslam’ın dünyaya hakimiyetine vesile olsa ben gider ayağının altını öperim o insanın. Hatta ayağını bastığı yerin tozunu öperim ben yani. Ben enaniyet, gurur, kibir içerisinde değilim. Ama İslam’ın hakim olmaması çok vahim bir şey. Yani yüz binlerce, milyonlarca, Doğu Türkistan’ı mahvettiler zaten şu an. Doğu Türkistan… Hani derler ya böyle, en kafama takılan konu şu, bu yani. Mesela geçen günler yine Doğu Türkistan Radyosu ile konuşma yaptım. On bin kişi, bir gecenin içinde alıp götürmüşler. Dünyanın haberi bile yok bütün millet kahvesini içiyor, çayını içiyor.
SUNUCU: Yok tabi, nereye götürülüyor, ne oluyor, hiç…
ADNAN OKTAR: Televizyonda televole programları seyrediliyor, gayet rahatlar. Ya kardeşim nerede bu on bin kişi? Çin polisi, kısa bir yargılama yapıyorlar, usulen. Arkadaş diyor, bakın diyor, bu Çinliler sizin suç işlediğinizi görmüşler. Ne diyorsunuz? Yapmadık diyorlar. Tamam. Teşekkür ederiz diyor. Buyrun dizilin bakalım. Otomatik tüfeklerle hepsini tarıyorlar.
SUNUCU: Tabi, katliam yaptılar ya…
ADNAN OKTAR: Hayır, bir de kendilerine eştiriyorlar, yani kendi mezarlarını. Yani ona da adam kullanmıyorlar. Bir de, bakın ahlaksızlıklarına bakın, daha önce yapıyorlardı bunu, şehit ettikten sonra da mermi parası istiyorlar ailelerinden. Devlet harcama yaptı diyor. Mesela on kurşun sıktı diyor. Verin onu deyip onun da faturasını gönderiyorlar. Onun parasını da ödettiriyorlar. Yani böyle ahlaksızlar. Böyle bir durumda, İslam’ın dünyaya hakimiyetini istemek, farz olduğunu görmüyorlar mı? Kız çocuklarını alıp götürüyorlar.
SUNUCU: Nereye götürdükleri belli değil, tabi.
ADNAN OKTAR: On binlerce kız çocuğu. Fotoğraflar var ellerinde çantalar, bavullar, tek tip kıyafet giydirmişler alıp götürüyorlar. Çin kızıl ordusunun, çok özür dilerim böyle genelevleri var. Oralara götürüyorlar çocukları yani korkunç bir kepazelik bu. Dünyanın haberi bile yok. Muhatap dahi olmuyorlar.
SUNUCU: Hiç umurlarında bile değil.
ADNAN OKTAR: Yani var Türkiye’de tabi, Türk aleminde, Türk, Müslüman aleminde de var karşı koyanlar ama çoğunluk değil. Bir tek Türkiye bu konuda böyle yiğitçe bir tavır koyuyor, inşaAllah.
SUNUCU: Tabi mesela o şey, o dönemde bu olaylar ilk patlak verdiğinde, bir kaç gösteri düzenlendi, bir kaç program yapıldı. Onun haricinde hiç böyle hani dişe dokunur bir şey yapılmadı. Sonra da üstü başka gündem maddeleriyle kapatıldı. Bu arada arkadaşlarımız reklam arası veriyorlar.
ADNAN OKTAR: Tamam.
SUNUCU: Beş dakika, beş dakikamız mı var? Tamam, peki.
ADNAN OKTAR: Beş dakika sonra.
SUNUCU: Beş dakikamız kalmış.
ADNAN OKTAR: Tamam, bizim bir kronometremiz olması lazım şöyle kırmızıya doğru giden bir kronometremiz olsun. Tak, oradan bakalım yoksa sürekli bağlantıda olacağız.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
SUNUCU: Dolayısıyla, evet yani bunun için bir şeyler yapılmalı, bunun için hani bir arada olunması gerekiyor. Siz de her zaman bu konuda çok güzel konuşmalar yapıyorsunuz, çok güzel çağrılarda bulunuyorsunuz. Anlamıyorum buna rağmen bu insanların zoru nedir?
ADNAN OKTAR: Bu tabi çok normal olan bir şey fakat yani bir Müslümanın dünya, sabah kalkıp zaten gün ne kadar, yani zaten üçte biri uykuya gidiyor genellikle insanların değil mi? İşte yemek, banyo, şu bu falan, oradan da bir gidiyor. Çalışmaya da sekiz saat gidiyor. Geriye bir kaç saatleri kalıyor üç, çok az bir vakitleri kalıyor. Bu vakit ve çalıştığı vakitler de, tamamı Allah’a ayrılması lazım. Dolayısıyla İslam’ın dünya hakimiyetine, dolayısıyla Mehdiyete, Mesih’in nüzulüne yani bunları hep arka planda bırakmak ve insanlara unutturmak istiyorlar ve Kıyamete hazırlık ve ahirete hazırlık. Mesela Allah, sürekli Kıyametle insanları tehdit ediyor Kuran’da. İnsanları korkutuyor diyor Cübbeli. Allah diyor korkutun diye, bu benim sözüm değil, Allah diyor.
OKTAR BABUNA: Estağfirullah, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani kork, Allah’tan korkmayandan derler. Allah’tan korkutacak insanları. Müslümanın görevidir bu. Aşkın kökenidir, tutkunun kökenidir, Allah’tan korkmak. Yani Allah korkusu olmayan insandan ne çıkar?
SUNUCU: Değil mi, evet esas o insandan korkmak gerekiyor, Allah korkusu olmayan insandan korkmak gerekiyor.
ADNAN OKTAR: Allah korkusu, Allah aşkının kökenidir, Allah sevgisinin kökenidir, Allah’ın tecellilerine karşı aşkın kökenidir. Biz mesela, hem Allah’ı seviyoruz ama Allah’tan şiddetli korkuyoruz. Ama şiddetli de seviyoruz, aşığın özelliğidir bu. Yani Allah’tan, haşa korkmuyorum ne demek? Çok büyük bir zulüm bu ve Allah bundan intikam alır. Kuran’ın hangi sayfasını açsak, Cenab-ı Allah bundan bahseder, Allah intikamlarından bahseder. Ki buna rağmen insanlığın konumunu görüyorsunuz bak, Allah’ın bu kadar korkutmasına rağmen ne kadar umursuz dünya. Ne kadar ferahlar. Onun için Cenneti kazanmak da burada bir nimettir. Yani asıl amacımız tabi Allah’ın rızasıdır ama Allah karşılığında Cennet de nasip ediyor. Çok büyük bir nimet bu. Çok büyük bir sevinç, üstelik de sonsuz.
SUNUCU: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
SUNUCU: Şimdi bu dönemde yaşanan bu dejenerasyon diyelim bir nevi, buna benzer hatta bundan daha kötüsünü kıyamete yakın bir dönemde olacağını bahsetmiştiniz bir programımızda biraz ona açıklık getirir misiniz? Mehdiyet döneminden sonraki dönemde yaşanacak değil mi?
ADNAN OKTAR: O dönem Allah vermesin, aslında bizim neslimiz onu görecek. Yani benim bu dediklerimin aslında hepsinin sağlaması Allah’ın izniyle ben var iken de, yani inşaAllah göreceğiz, bir çoğunu göreceksiniz.
SUNUCU: İnşaAllah Allah uzun ömür verirse.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani mesela Mehdi’yi, Mesih’in inişini, bunu önemsiz görmek haşa İslam’ın dünyaya hakimiyetini önemsiz görmek, kıyameti önemsiz görmek; Allah’ı, dini önemsiz görmeye götürür insanı. Allah vermesin, Allah bizim her şeyimizdir, her şeyimizdir yani sebebi hayatımızdır, biz o nedenle yaşıyoruz.Yoksa bir saniye bile hayatın anlamı kalmaz, Allah olduğu için hayatımızın anlamı oluyor. Ahiret hazırlığı, dünyanın mağmur hale gelmesi, İslam’ın dünyaya hakimiyeti Allah’ın yüzlerce senedir, binlerce seneden beri dünyaya hazırladığı bir gerçek. Çok büyük bir olay. Bu olayın büyüklüğünü insanlar kavrayıncaya kadar, tamamı kavrayıncaya kadar biz uğraşacağız. Anlayamıyorlar diye vazgeçmeyiz. Bir kısım ehli keyif sırf namazını kılıp yan gelip yatan bazı kişiler için bu rahatsız edici olabilir ama, rahatsız etmeye devam edeceğiz, ki sonunda boş yere rahatsız olduğunu anlayacak sonunda Allah razı olsun diyecek. Bu gaflet uykusundan uyandırıncaya kadar devam edeceğiz inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah
SUNUCU: İnşaAllah
CİHAT GÜNDOĞDU: İnşaAllah
SUNUCU: Evet süremiz geldi sanıyorum.Kısa bir aranın ardından tekrar sohbetimize devam edeceğiz bizden ayrılmayınız efendim.
(Reklam)
SUNUCU: Kısa bir aranın ardından programımız devam ediyor. Evet mesela bir izleyicimiz demişler ki, az önce konuştuğumuz konuya biraz ilişkin.Ülkemizde dış hainlerle bağlantılı bir çok münafık var ve bunların çoğunu insanlar tanımıyorlar. Onlar da sanki milliyetçi ya da muhafazakarmış gibi iki yüzlülük yapıyorlar.Eğer size böyle iftiralar atıp zarar vermeye devam ederlerse bunları açıklayacak mısınız diyor izleyicimiz.
ADNAN OKTAR: Ben bir konuşma yapmıştım herhalde arkadaşımızın oradan aklında kalan bir bilgi olabilir. Ben önemli bir konu bu. Güneydoğu’daki Kürt kardeşlerimiz orada biraz araştırma yapan insanlar tarafından bu daha iyi bilinir. Yani görmeyenler o kadar bilemezler. Anadolu ahlakını mükemmel uygulayan insanlardır. Çok çok mükemmeldir efendilikleri. Terbiye, nezaket, lafını sözünü bilmek, incelik, fedakarlık çok çok mükemmeldir Kürtler de, Kürt kardeşlerimiz de; ki bütün Türkiye’nin tamamı öyledir maşaAllah. Kürt anlansın diye söylüyorum yoksa benim için hepsi Türk onların. Ben anlaşılması için söylüyorum. Bu temiz güzel insanlara ben Müslümanım diye yaklaşan biri var. Sakallı. Bu psikopat kendini de gizliyor. Bak madem böyle bir adamsın niye kendini gizliyorsun? Ve şukerası daha da kendini gizliyor. Bakın hiç basına çıkmıyorlar. Hiç internette resmi yok hiç. Bulamazsın. Mesela bu çok karanlık bir şey, çok çok karanlık bir şey. Madem bu kadar bilinen birisisin nasıl oluyor bu internette senin hiç resmin yok. Hiçbir yerde resmi yok. Ne basında ne şurada, ne burada. Bu hırsızların, soyguncuların, gaspçıların, mafyanın yaptığı bir yöntemdir, hiçbir yerde resmini bulamazsın. Suç işlemek için bir kolaylıktır bu. Şudur diye tespit edememeni sağlar bu. Böyle bir mahluk var. Bu zamanın da terörist İslam anlayışını, yani Müslümanlık da zaten yok da ona ilave Müslümanlığı koymuş kendince. Böyle bir tip. Yani zamanında anarşist kafayla yetişmiş, darwinist kafalı bir adam. Ve kin ve nefret vardır bunların kalbinde, hep öfke vardır. Yani işte bombalasın, intihar bombacısı olsun, bilmem ne olsun falan böyle bir mahluk. Bu şu an Türkiye’deki bir kısım mafyayla geniş çaplı bir bağlantı içerisinde bu şahıs. Ve kendi kafasınca cahil kafasınca bir otorite oluşturmaya çalışarak, hükümete de kendince baskı yapmaya çalışan bir şeyi var. Yani kafası var, mantığı var. Ve durduk yere kendini böyle bir güçlü adam havasına sokmuş çevresinde. Bunun açık ifadesi var, “ben diyor Güneydoğu’yu ayıracağım, ayırmak istiyorum” ve açıkça da PKK’yı savunuyor. Abdullah Öcalan’ı açıkça savunuyor ve açık demeçleri var. İnternete girdim aklım durdu. Yani muazzam adamın demeçleri, konuşmaları. Her türlü pervasızlık ve züppelik var adamın üstünde. Ve bu biraz da sözü geçen bir adama dönüşmüş. Bu çok tehlikeli bu. Şimdi bunu bir anlamaya çalışıyorum şu an. Yani bu nasıl kendini gizledi? Nasıl kamuoyunun dikkatini çekmedi? Ve nasıl güçlendi bu böyle? Bu ne pervasızlık ve bu nasıl bu şekilde demeçler verdiği halde görevde kalabiliyor bu adam. Yani bu çok acayip. Yani yer yerinden oynaması lazım Türkiye’nin ayağa kalkması lazım. Bu nasıl oluyor yani? Bir kısım kişiler de buna ses çıkartmamışlar anladığım kadarıyla. Şimdi bunu tam anlamıyla bir deşifre edeceğim. Ama şu an delillerini iyice bir netleştirmeye çalışıyorum. Güneydoğudaki kardeşlerimiz, İzmir’e gelir, İstanbul’a gelir, onlar bizim canımız. Biz onları ayırtmayız, böyle bir şey olmaz. Çünkü plan şu; onları bir, ayıracaklar kendi kafalarınca. Ateist siyonistlere de diyecekler ki bakın burada stalinist, komünist bir yapılanma var. Bu İsrail için çok büyük bir tehlike. Hadi bakalım bir baskın yapın. Ve yerle bir ettirecekler. Ondan sonra da İsrail’deki ateist siyonistler diyecekler ki; burası bizim güvenliğimiz açısından tehlikeli bir yer, bizim burayı işgal etmemiz gerekiyor. Bu kadar, olay bu ve milyonlarca tertemiz Kürt kardeşimizi katletme planı var. Uzun vadede. Kardeşim hepsi dindar, hepsi Türkiye aşığı. Hepsi bizim kardeşimiz, canımız ciğerimiz. Ve iç içe yaşıyoruz biz kız alıp kız vermişiz. Mesela kime sorsan arkadaşlarımdan, mesela soruyorum geçen gün birine soruyorum “kürdüm” diyor. Benim canımsın sen, ne demek yani Kürt. Türk aynı, laz aynı, çerkez aynı, zaza aynı. Türkiye’de olduktan sonra bitti. Yani her şey, biz bir kere kültürümüz aynı, yememiz içmemiz aynı. Eğlence anlayışımız aynı. Biz zaten kaynaşmış bir topluluğuz. Ve hepimiz o anlamda Türküz inşaAllah. Yani orada böyle karanlık bir oyuna müsaade etmeyiz. Tabi ki biz Güneydoğu’daki kardeşlerimizin alabildiğine özgür olmalarını istiyoruz. Dağlar onların böyle Kürtçe şarkılarıyla inlesin. Oralar da koyunlarını otlatsınlar değil mi? Kürt çadırları kurulsun, ondan sonra mesela misafir gelir hemen ayağa kalkar onlar. Hemen bir oğlak keserler bir şey yaparlar. Ondan sonra hemen bir ziyafet ortamı olur. Zılgıtlar çekerler. Çok hoş insanlardır, güzel insanlardır. Ama biz onları böyle bir maceranın, belanın, kanın içine sokturtmayız. İddia edilen ergenekon örgütünün kahpeleri, oradaki o mübarek insanları perişan ettiler. Akıl almaz işkenceler yaptılar. Bir kısmında muazzam bir öfke ve kin meydana getirttiler. Biz bunu ortadan kaldırmaya çalışıyoruz. Çünkü onların amacı zaten ayrılsın diye canını yakıyor. Yani sürekli dövüyor, sürekli, sürekli dövülen bir insan ne yapıyor ben herhalde burada yaşamayacağım diyor. Değil mi? Adamı sürekli nefessiz bırakırsan, sürekli hayat hakkını elinden alırsan, git dersen, sürekli de git dersen ne yapar? Canının derdine düşer, düşebilir. İşte bunu istediler. Ve bu kafayla da bir kısmını kandırarak terörist yaptılar. Bir kısmı darwinist propagandanın etkisiyle bu hale geldi, ki büyük bölümüdür bu darwinist propagandayla oluşanlar. Bir kısmı cahilliğinden. Biz bu fitneyi mutlaka durduracağız Allah’ın izniyle. Yani Mehdiyetin kolları her yeri kaplayacak Allah’ın izniyle. Dolayısıyla orayı da, orayı da, orayı da Azerbaycan’ı da, Türkistan’ı da, Kazakistan’ı da, Yakutistan’ı da, Suriye’yi de, Mısır’ı da, hepsini; İran’ı da. Hatta Rusya’yı. Rusya da çünkü biz Müslüman ülkesiyiz diyor Rusya. MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah.
SUNUCU: MaşaAllah.Evet.
ADNAN OKTAR: Bir haber vereyim ben size bir tane.
SUNUCU: Buyrunuz tabi ki.
ADNAN OKTAR: “Aya Derin Darbe” diyor milliyet.com.tr’de 10 Ekim 2009 Cumartesi. Dünyanın uydusunda su arayan NASA, dün roketle Ay’ı bombalamış. 9.000 km’lik hızla gerçekleştirilen çarpmanın etkisiyle, 350 ton ağırlığında bir toz bulutu oluşmuş. Ne zaman oluyor bu? 10 Ekim 2009 Cumartesi. Buna Kur’an da işaret edilen bir konu olarak bakıyoruz. Çünkü diyor ki Kamer Süresi 1 Cenab-ı Allah; “Saat…” kıyamet vakti yani ahir zaman, kıyametin oluşması vakti “..yakınlaştı”.Yani Mehdi devri, Mesih’in inişi, Dabbetü’l-Arz’ın çıkışı ve Kıyamet.”Ve Ay yarıldı” diyor Allah. Bu Peygamber Efendimiz (sav)’in gösterttiği Ay’ın yarılması mucizesinin dışında, bu olaya işaret ediyor aynı zamanda. Daha önce de biliyorsunuz Ay’dan toprak alınmıştı. Ama bu çok çok daha büyük bir olay. Yani çok muazzam bir olay. Çünkü bakın.
SUNUCU: Evet. 350 ton toz bulutu ne demek?
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: 350 yani artık gözle görülür bir olay bu.”350 ton ağırlığında bir toz bulutu oluştu” diyor. Ayda su aramasıyla ilgili bir çalışma. Bu bir, haber olarak bunu söyleyeyim. Mehdi’yle ilgili yeni hadisler bakıyorduk. Bunlardan birkaç tanesini söyleyeyim.”İmam Hz. Mehdi (as)’ın ilmi güçlü otuz yardımcısıyla o yalnız değildir.” Otuz tane yardımcısından bahsediyor, ilim yönünden güçlü. Otuz. Çok manidar.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: El Bihar 52. 52’ye 153. El sayfa El Mehdiyeden seçme dualar sayfa 49. Efendim İkinci bir tane daha hadis var yine; “Hz.Mehdi’nin parlak giysileri olacaktır.” Hz. Mehdi’nin parlak giysileri olacaktır. “El Kudüs kandilinden” yani bulunduğu yerden, bak “El Kudüs kandilinden ışık yayacaktır.” Yani ilim yayacaktır diyor. Bu hadis bakın. “El Mehdi parlak giysileri olacaktır. El Kudüs kandilinden ışık yayacaktır” dedim. “Kutsal olan çevresinden, yerinden” diyor. Kandilinden ışık yayacaktır inşaAllah.
SUNUCU: Işık yayacaktır.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: El sayfa El Mehdi’den seçme dualarda yine sayfa 65; Kifayetül Athar 158 El Bihar 36. Evet.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bu böyle. Siz bir soru sorun yine devam edelim inşaAllah.
SUNUCU: Tamam peki. Sizi dinlerken böyle hakikaten dalmışız. Huzurlu huzurlu dinliyoruz.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah.
SUNUCU: “Hocam” demiş bir izleyicimiz Bostancı’dan. “Röportajlarınızı dikkatle dinliyorum.Merak ettiğim bir konu var. Size sonradan iftira atan kişilerin madem bir rahatsızlıkları vardı, neden bir arada iken birbirlerini uyarmamışlar? Neden kendi demelerine göre, gayri ahlaki yaşam tarzını sürdürmüşler. Biz bu oyunu çok iyi anladık hocam” demişler.
ADNAN OKTAR: Doğru söylüyor, doğru söylüyor mesela kaç kişisiniz? İyi, hepiniz muntazam geldiğinizi söylüyorsunuz her gün. Her gün cinsel ilişkiye girdiğinizi söylüyorsunuz akşama kadar, süslenip püslenip geldiğinizi söylüyorsunuz ve bunun senelerce sürdüğünü söylüyorsunuz. Bir tanesi çıksın der ki “ya bu ne oluyor biz ne yapıyoruz falan” diye diyememiş mi bunlar? “Bu ahlaka uygun değil, Kur’an’a uygun değil” diyememiş mi? Yani bak hem yalan olduğu buradan dahi anlaşılıyor. Arkadaşlarımı getirdim diyor. Niye arkadaşını getiriyorsun o zaman? Aileni getirdin bize? Annesini getirdi. Tanıdık akrabalarını getiriyorsun ve ben daha detay vermiyorum yani bunun çok acayip olayları var da yani söylemek istemiyorum. Mesela bir tanesinin babasıyla ilgili bir sorunu vardı. Bana özel sırrı olarak söyledi. Çok çirkin yani. Çok korkunç. Ben bunların hiçbirini söylemem. Ve hiçbir zaman ölünceye kadar söylemeyeceğim. Ama yani akıl var, vicdan var değil mi? Bir insan bir şeyi söylerken mantıkla söylemesi lazım, akıllıca söylemesi lazım. Senin söylediğin çocukların içerisinde 16 yaşında bir çok çocuk var. Yani her yönden sen suç işlemiş durumdasın. Madem öyle zaten 3 yıldan beri, 4 yıldan beri, 1,5 yıldan beri sen duruyorsan ve bunları yapıyorsan, sen çetenin dik alası olmuş oluyorsun sen. Kendin oluyorsun.Yani bunu söylemiş olmak seni suçtan kurtarmaz ki. Değil mi? Yani eğer bir suç varsa yani kendi kafana göre, senin bunu anlatmış olman bunu kesmez ki. Yani belki ceza indirimi olabilir sende. Yani böyle bir suç işlemişsen. Ama sen yaptım diyorsun. Sonra da sorduğumuzda da bizi korkuttular diyorlar. Bize baskı yaptılar. Falanca kişi baskı yaptı diyor polisin baskı yaptığını açık açık söylüyor.
SUNUCU: Çok çelişkili ifadeler hakikaten.
ADNAN OKTAR: Tabi mesela avukat Rezzan Aydınoğlu’ndan ödleri kopuyor çocukların. Korkuyorlar yani açık kendi ifadeleri var. Yani şimdi isim verilmemek şartıyla mesela benimle isteyen herkes konuşabilir görüşebilir. Yani açık ispat ortada yani çocukların. Ama korkuyorlar çocuklar aman diyorlar yani ismimiz öğrenilirse biz bittik diyorlar. Onun için bak ismiyle dilekçe veremiyor, açıklayamıyor. Yani şu numaralı tanık diye, yani o şekilde verebiliyor.
SUNUCU: Çok acayip hakikaten.
ADNAN OKTAR: Evet. Mesela bu konuya uygun olarak yani bu konuyla bağlantılı.”Bu sese kulak verin” diyor Radikal gazetesi 4 Ekim 2009 Pazar. Bu Hakkari’de kadın kongresinde konuşuyor bir bayan. Diyor ki; “Her dört evden birinde ensest ilişki ve cinsel istismar yaşanıyor.” diyor. Hakkari’de. Bakın her dört evden birinde ensest ilişki. Yani babanın kızına tecavüzü tarzında ilişki. Veyahut abinin kızkardeşine tecavüzü tarzında. İlişki ve cinsel istismar yaşanıyor.”Ne yazık ki” diyor bakın bu bayan, “toplumun mevcut tabuları yüzünden.”Tabu ya, söylenir mi baban annen? Ben de söyleyemiyorum. İşte o kızcağız söyledi babasıyla ilgili bilgiyi söyleyemiyorum. Ne adamı söyleyebiliyorum. Ben sadece alacağı tedbirleri söyleyebildim. Başka ne söyleyeyim?
SUNUCU: Halbuki deşifre edilmesi gerekiyor ki ibreti alem olsun.
ADNAN OKTAR: Yani rezil rüsva edilmesi gerekir tabi.
SUNUCU: Onlara yani evet onlara cezalar verilmesi lazım ki insanlara şey olmasın.
ADNAN OKTAR: Bak mevcut tabuları yüzünden bu konuları hiç kimse yüksek sesle konuşamıyor. Ben konuşurum yüksek sesle. Yani beni bir kere bundan ayırsınlar. Ben yüksek sesle konuşuyorum. Ve sürekli de buna karşı mücadele vereceğim inşaAllah. Bak kadın diyor ki bu bayan; “Bize başvuran yaklaşık 50 bin kadının”. Bak sırf Hakkari’de.
SUNUCU: Oo çok ciddi. Sadece Hakkari’de, ki Türkiye genelinde düşündüğünüz zaman.
ADNAN OKTAR: Bakın “% 25’i, % 25’i aile içinde ensest ilişkiye maruz kalıyor.”Bunun bir tabu olarak kabul edilmesinden dolayı şimdiye kadar bu dillendirilmedi de” diyor. Yazık işte. Bütün toplum bu, bunun üstüne gitsin. Dillendirelim. Bu verilen oranın çok daha üstünde aslında. Bu verdiklerimin çok çok daha üstünde.
OKTAR BABUNA: Evet.
SUNUCU: Ve daha bilinmeyen ne kadar insan vardır.
ADNAN OKTAR: Tabi. Çok ketum oluyorlar. Tabi. Yani bu durumda olan bir çocuğun aklı ne olur? Kafası ne olur? Darmekeşan olur. İnşaAllah
SUNUCU: Yani toplumda nasıl sağlıklı bir birey olarak kalır? Kime örnek olur o çocuk? Çok acayip
ADNAN OKTAR: Mesela bak bizi, bize iftira atmak kolay oluyor. Çünkü biliyorlar güzel huyluyuz, merhametliyiz, şefkatliyiz, insancılız. Ne çıkar diyor mesela? En kolay saldırabildikleri, iftira atabildikleri bir yapıdayız. Mesela bak kendi abisi olduğunda, kendi babası olduğunda koruyor onu. Yani bu ahlaksızlığına rağmen koruyor. Bu sapıklığına rağmen koruyor.
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Tabi. Ona ses çıkartmıyor. Babasıdır diye, ki yani aslında siz de mesela inceleseniz konuşsanız çok samimi konuşursanız bir çok kişiden bu bilgiyi rahatça alabilirsiniz. Tabi. Yani samimi konuşursanız, güven duyarsa söylüyorlar.
SUNUCU: Ne fenalar.
ADNAN OKTAR: Anlatıyorlar.
SUNUCU: Evet Sahrayıcedid’ten bir izleyicimiz demiş ki; “Televizyon seyrederken para kazandıracağını vaadeden bir çok yarışma programına rastlıyorum. Bu programların insanları oyalamaya yönelik olduğunu ve neticede de vaadettiklerinin oyundan öteye geçemediği görüyorum. İnsanların tavırlarını incelediğimde dünyada önem verdikleri konuların kısıtlı olması ve hayatlarını bu tür oyalamalarla geçirdiklerini görüyorum. Bu insanlar hiç Allah’tan bahsetmedikleri gibi ahiretlerini düşünmüyor gibi görünüyorlar. Hocam ben eşime, dostuma bu konuda bazı tavsiyelerde bulunmak istiyorum. Siz ne önerirsiniz?” demişler.
ADNAN OKTAR: Saffet Altun. Sahrayıcedid’ten gönderiyor değil mi?
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR: Çok güzel kardeşimiz. Yani böyle insanların artması, yayılması çok güzel. Ama ahir zamanda her şey sırasıyladır. Yani kardeşimiz telaş etmesin. Önce bir Mehdiyet küçük sayıda az sayıda insanla uzun süre bir tebliğ yapacak ve halkın bayağı bir kısmı buna karşı duyarsız kalacaklar. Bunu kim söylüyor biliyor musunuz? Peygamberimiz (sav) söylüyor. Ben söylemiyorum. Sallallahu aleyhi ve sellem söylüyor. Yıllarca duyarsız kalacaklar. İftira atılacak Mehdi’ye. Talebelerini ezmeye kalkacaklar. Mehdi’yi ezmeye kalkacaklar. Hapse sokmaya kalkacaklar. Her türlü anormallik olacak.Toplum bozulacak. Bütün İslam aleminde ve bütün dünyada bu böyle olacak. Mehdiyet 313 kişi olduğu hadislerde o kadar fazla belirtiliyor ki. Kiminde işte şu şekildedir, kiminde bu şekildedir. Ama hepsinde 313 sayısını görüyoruz. Ama çok fazla sayıda hadis var. Ve insanlar diyor Hz. Yusuf gibi Mehdi’ye karşı tavır alacaklar. Yani Hz. Yusuf’un karşılaştığı olaylarla Mehdi karşılaşacak anlamı çıkıyor. Hz. Musa gibi diyor o da diyor tehdit altında yaşayacak. Bunun sebebi ne biliyor musun? Toplumda bu iyice bir tahakkuk etsin. Yani Mehdi’nin ne kadar uğraştığı, ne kadar emek verdiği ve insanların da ne kadar duyarsız kaldığı iyice bir anlaşılsın. Çünkü yarın öbür gün çıkar bir insan der ki “biz bilsek hemen yapardık, anında yapardık. Ben Mehdi’nin zuhur ettiğini bilsem İslam’ın hakimiyetine imkan olduğunu bilsem niçin yapmayalım?” Yani canımızla malımızla peşinden giderdik dememeleri için Allah böyle bir ortam meydana getiriyor. Bakın bütün Mehdi’nin alametlerini çıkarttı Allah; tamamını. Kimsenin itirazı yok, edecek gibi değil. Yedi bin yıllık bir ölçüyle de net tarihi de vermiş. Bediüzzaman da Mehdi’nin geleceğini kesin dille açıkça belirtiyor. Kendisinden sonra geleceğini, yapacağı görevleri de belirtiyor. Yani Nur talebelerinin de hiçbir itirazı olamaz. Diğer kardeşlerimizin de hiçbir itirazı olamaz. Ama bu bir kader işte. Buna rağmen Allah insanların epey bir bölümünün basiret ve ferasetlerini kapatacak bu konuda. Ve fark edemeyecekler. Bu Mehdiyetin şanındandır, gücündendir yani hemen fark edilse Mehdi, hemen kolaylık sağlansa, hemen destek sağlansa zaten o Mehdi olamaz. Yani Mehdi olması için epey bir süre yani Cenab-ı Allah’ın takdir edeceği epey bir süre, çile çekmesi, zorluk içinde yaşaması ve emek vermesi lazım. En kıymetli zaman o odur işte Mehdi için. Eğer böyle bir zaman olmasaydı Mehdi için. Mesela Mehdi çıksa 79’da. Çıkar çıkmaz hemen tanınsa, hemen herkes ona iltihak etse. Bunu herkes yapar. Yani Mehdi’nin neden dolayı o zaman makamı?
SUNUCU: Tabi tabi mantıklı olarak evet.
ADNAN OKTAR: Değil mi? Yani değil mi? Allah adalet sahibidir. Allah Mehdi’ye muazzam çile çektiriyor, zorluk ortamını istiyor. Niçin? Cenab-ı Allah ahirette insanları bütün böyle saf saf imamlarıyla topladığında, Mehdi’yi de getirecek diğer Peygamberleri de getirecek. Kaç yıl tebliğ yaptın diyecek Mehdi’ye soracak.Yarabbi diyecek mesela 15 yıl yahut 20 yıl yahut 25 yıl. Ne kadarsa tebliğ yaptım diyecek. Ne zaman farkedildin? Mesela 35. yılda farkedildim. Fark etti insanlar beni diyecek. O arada hangi çileleri çektin diyecek? Yarabbi diyecek işte beni hapsettiler, bana iftira attılar.
SUNUCU: İşkence ettiler.
ADNAN OKTAR: Bana en yakın insanlarımdan bile, yakın bildiğim kişilerden bile, hatta Müslüman kardeşlerimden bile acı geldi, ızdırap geldi. Mesela İstanbul’daki o hadislerde belirttiğin, belirtilen geleceğini belirttiğin hoca çıktı Yarabbi diyecek. Zuhur etti. Senin belirttiğin. Peygamberimiz (sav) vesilesiyle bizlere bildirdiğin o hoca çıktı. O yobaz görevini yaptı. Ve benim aleyhimde faaliyet yaptı diyecek. Çünkü İmam-ı Rabbani söylüyor bunu. İstanbul’da bir alim kılıklı şahsın Mehdi’ye karşı mücadele edeceğini. Yani çok sarih olarak anlatıyor ve bunu İmam-ı Rabbani naklediyor. Çok önemli gördüğü için bu kısmı almış. Bakın bir kuyruklu yıldızı, Lulin kuyruklu yıldızını çok önemli olarak almış. Öbürleri diyor hadislere gönderiyor, gönderme yapıyor hadislerde var diyor. Çok fazla alamet olacak diyor Mehdi’den zuhurundan önce. Ama kendi zamanında hiçbir alamet zuhur etmediği için, gelmeyecek diyor.
SUNUCU: Yani geldiğini nasıl bilsin?
ADNAN OKTAR: Bu, bundan tabii ne olabilir? 18 yıl geçmiş hiçbir alamet çıkmamış. Halbuki rivayette daha ilk çıkmasıyla beraber alamet başlıyor. Yani gök gürültüsü gibi ses çıkaran büyük bir patlama olacak diyor. Ve alevden ve aydınlıktan her yer aydınlanacak. İnsanlar gündüz oldu zannedecek diyor. Bir kere bu yok. Kabe işgal edilmemiş, Fırat’ın suyu kesilmemiş, Ramazan ayında 15 gün arayla Ay ve Güneş tutulmaları olmamış. Hiçbiri olmamış. Böyle bir alim ne der? Tabi ki çıkmadı diyecek. Çıkmadı diyecek. Ama en hayati noktaya, iki hayati noktaya; biri Lulin kuyruklu yıldızına dikkat çekmiş. Ki o mübareğin dikkat çekmesinden dolayı biz fark ettik zaten. Yani en muazzam detayı o vermiş, yani diğer alimlere nazaran en çok. Ama hadislerde bu zaten var. Açıkça var. Ama o çok üstünde durmuş.Bir de İstanbul’da çıkacak o yobazın üstünde durmuş. Yani Mehdi’ye karşı muhalif hareket edecek demek ki böyle birisini küfür destekleyecek, dinsizler destekleyecek, Mehdi’ye karşı onu yönlendirecekler. Ve o da vazifesini yapacak kaderde. Yani O da bu vazifeden kaçamaz. Bir daha dünyaya gelse o yobaz yine bu görevi yapar. Bir daha gelsin yine yapar. Kaderi öyle onun. Onun vazifesi o, onu yapacak. Bütün bu safhalardan şu an süratle geçiyoruz. Mehdi’nin Mehdiliğinin anlaşılması için Said Nursi diyor ki: “Ta ki diyor avamın çabuk iğfal olunabilen akıllarında” diyor “izdifam oluşmasın” diyor “şüphe oluşmasın” Yani “çok çabuk şüpheye kapılır insanlar” diyor. “Ahir zamanda ondan değil diyor yirmiden bir kişiye bile itimat olmaz” diyor “güven olmaz bu kadar toplum bozulur” diyor “bu duruma, bu halata karşı bu genel duruma karşı sabır, metanet ve hamiyeti İslamiye gerekir” diyor bakın. Sabır, metin olmak, sabır yani olaylar şiddetli olacağı için sabır. Zamana karşı mücadeleye denir sabır diye. Bir saniyeye sabır denmez. Uzun süren bir şeye sabır denir. Metanet olması için olay olması lazım yani korkutucu, dehşet verici olaylar olması lazım buna metanet denir. Metanet saldırılar, iftiralar, hakaretler, hapisler, sürgünler, suikastler hepsi . Metanet ve hamiyeti İslamiye yani coşkunca İslam’a sarılmak şevki ve kararlılığı. Yoksa diyor “akim kalır ve zarar verir” diyor. “Yarım kalır ve zarar verir” diyor. Ama Mehdi’de akim kalma olayı yok zaten. Sadece bilinsin diye söylüyor. Bakın diyor “avamın çabuk iğfal olunabilen akıllarını” diyor “ta ki bu hizmet başka maksatlara” diyor “hizmet ettiği şeklinde bir şüphe meydana gelmesin”. Yani halisane olduğu bu mücadelenin tahakkuk etsin. “Zannediyorum” diyor, “Mehdi” diyor, “siyaset aleminden çekilecek” diyor yani “siyasete girmeyecek” diyor, “zannediyorum” diyor. Mehdi’ye diyor ki “siyasete girme” diyor. Bakın nezaketi görüyor musunuz. Yani evliya nezaketi. Mektup yazıyor Mehdi’ye, “siyasete girme” diyor. “Senin yapacağın iman hakikatlerine ağırlık ver” diyor. Ve nezaketiyle diyor ki “Risale i Nur’u hazır bir program olarak tatbik edecek” diyor. Mehdi’yi yönlendirmiştir Said Nursi Hazretleri, ne ile; ilhamla. İlhamı kim vermiştir ona; Allah. “Ben” diyor “naçiz biçare bir yaşlıyım” diyor “ihtiyarım” diyor. “Konuşmaktan bile acizim ben” diyor. Hakikaten doğru, yanında talebeleri oluyor, doğu şivesiyle çok tatlı bir şivesi var çok az konuşabiliyor. Ama Risale-i Nur’u yazdırırken çok gür ve kararlı tek bir noktaya bakıp sabaha kadar yazdırıyor. Sonra da kendisi şaşkınlıkla okuyor. Buna ilham denir işte.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mehdi’ye diyor ki “iman hakikatlerine ağırlık vereceksin. Darwinizmi birinci hedef edineceksin. Darwinizmi yıkacaksın, benim gibi hapse düşeceksin, sabırlı ol, metanetini bozma”. “İftiraya uğrayacaksın” diyor. Kendisine atılan iftiralara bakıyoruz, yetmiş yaşında insana bakın o devirdeki kahpelere, o devrin kahpelerine. Akşam diyor “gayri meşru kadınlar geliyor” diyor. “Evine”. Yani Allah’tan korkun. Ya biçareyi yataktan… Tövbe, şimdi ağzımdan bir şey çıkacaktı yani insaf. “Kasa kasa” diyor “rakı geliyor” diyorlar. Ya mübareğin bir yoğurt torbası var, pirinç torbası var, bir tavuğu var günde bir tane yumurta yumurtluyor onu yiyor. Mazlum, tertemiz bir insan, bir tane yatağı var. Allah’tan korkun kahpeler. Böyle söylenir mi? Bakın iftiraya bakın. Akıl hastası diye de biliyorsunuz hastaneye kapattılar ayrıca Bediüzzaman’ı, akıl hastası diye. Sonra da demiş ki doktor “eğer bu akıl hastasıysa” demiş “daha dünyada aklı normal adam yoktur o zaman” demiş muayene eden doktor. Sonra akıl hastalığı raporunu bozdular. Yani önce akıl hastası diye hastaneye soktular Bediüzzaman’ı, sonra da aklen sıhhatlidir sağlamdır diye rapor verip çıkarttılar Bediüzzaman’ı. Yani Risale- i Nur Külliyatı aynı zamanda Mehdi’ye bir mektuptur. Ne zaman vazifeye başlayacağını, nelerle karşılaşacağını, sürenin ne kadar olacağını açık açık anlatmış. “79’da çıkacaksın” diyor. “79 yani 81, 81, 91, 2001, 2011, 2021’de bitereceksin Allah’ın izniyle” diyor. “Ve” diyor “1506’ya kadar talebelerin devam edecek” diyor. “Hicri 1506’ya kadar. Bir taife-i azimenin son vakitlerine bakar” diyor. Yani taife-i kübra mı diyor tam hatırlamadım, yani ”Büyük cemaatin son zamanlarına bakar” diyor. “Artık o devirde artık talebelerin bitmiş olacaktır” diyor. Yani aşağı yukarı hicri 1506’da. “1506’dan 1543 yılına kadar bozulma devri olacak” diyor. Artık gizli gizli evlerde gizli ve malubane tartışma mesela bir konuşma olduğunda altta kalıyor. Bir tartışma olunca altında kalıyor, o şekilde. “43’e kadar nihayet devamına” diyor. “Ve 1545’de kafirin başına kıyametin kopmasına remzen işaret eder” diyor. “Ve diğer hadisteki ebcedlerde ve Kuran ebcedlerinin de tam mutabık olmasından dolayı” diyor.” Yani Allah’ın izniyle katiyete yakın diyor kanaat oluşturdu” diyor. Yani çünkü hangi hadise baksa aynı tarihi veriyor. Ayete bakıyor aynı tarihi veriyor. “Katiyete yakın kanaat oluşturdu bende“ diyor. “Gerçi” diyor, “Kıyametin vakti” diyor “kesin değildir” diyor. Yani “Allah bilir” diyor. “Ama” diyor “bu kadar işaret, remze bu kadar remz” diyor. “Bunda bir olağanüstülük var” diyor. Ama zaten diğer hadislerden de anlıyoruz. Yani çünkü en fazla Hicri 1500’e kadar. 1500’de zaten an meselesi kıyamet, zaten kopması gerekiyor kıyametin. O da “1545’de kopacak” diyor. Ondan sonra zaten İslamiyet kalmıyor. Zaten Kuran ref edilecek yani Müslümanlık kalmıyor ve hiçbir din kalmıyor. Tabi “ancak putperest, eski dinlere dönecekler” diyor, “Araplar”. Yani “putlara yani eski sapkın inançlara dönecekler” diyor. “Diğer insanlar” diyor. Bununla ilgili hadis var. Onun için yani bu devirdeki durgunluğu kardeşimiz şaşkınlıkla karşılamasın Mehdiyet’in bir aşamasıdır bu. Bir sürelik böyle bir durgunluk olacaktır. Ne zamana kadar 2012, 2014’lerde canlanma başlıyor. 2019’larda bana bu mektubu bir yazsın kardeşim bakalım. Yani cevabını almış olacak.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
SUNUCU: Canlanma başlayacak diyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: Çok hoşumuza gidiyor bu söylemleriniz. Çünkü maalesef haber bültenlerinde siz de takip etmişsinizdir. Artık iş adamlarımız, o istihdam eden, bir sürü insanın evine ekmek götürmesine -Allah’ın izniyle- sebep olan iş adamlarımız kriz yüzünden intihar ediyorlar. Yani o aşamaya geldi ne yazık ki ve üst üste biliyorsunuz. İki iş adamımız üst üste denk geldi şeyleri, biliyorsunuz intihar haberleri. İnsanlar da bir böyle bir zaten bir hani, ruhları kararmış vaziyette daha da umutsuzluğa sürükleniyor. Bu ekonomik krize ilişkin de bize huzur dolu açıklamlarda bulunursanız inşaAllah.
ADNAN OKTAR: 2014’lerde ekonomik krizin biteceğini söyledim. Allah’ın hikmeti, bütün dünya şu an bunu savunuyor. Bir tanesi Allah rızası için gidip sorsun, desin ki “ya arkadaş bu 2014’ün kaynağını hangi ilmi delilden, hangi sosyolojik gelişmeden, hangi ekonomi bilimiyle bağlantılı olarak söyledin” diye bir sorsunlar. Sadece ben söyledim bunu ve bu metafizik bir bilgidir. Merkez Bankası Eski Başkanı da söylemiş. Hepsi yani bütün dünyadaki ekonomi aynı şeyi Türkiye’de de herkes bu 2014’ü diyor. Bakın benim sözüm üzerine, Allah’ın dilemesiyle. Allah’ın söyletmesiyle. 2014’lerde insanlar dine yöneleceği için, İslam’ın güzelliğini kabule başlayacakları için Allah bu kasılmayı çözecek. Yoksa mahvolur dünya. Yani bu bencil ve egoist yapı, dünyayı saran bencil ve egoist yapı bir kanserdir, yani bütün hücreler, insan, yani insanı hücre olarak alın, bütün dünya kanser oldu şu an. Yani bu durumda doğal olarak ölüme gider. Ne sanayi olur, ne bilim olur, ne sanat olur, ne estetik olur, ne ticaret hiçbir şey olmaz. Bakın bir insan intihar edecek kadar gücünü kaybettiyse manevi bir çöküntünün şiddetini gösteriyor bu. Her halükarda insan cinayet işlemez. Hiçbir sebep insanı cinayet işlemeye itemez. Kendini öldürmesi de cinayettir ve çok büyük bir haramdır yaptığı. Kim yaparsa. Kardeşim, ne olur? Evinden çıkarsın, gider parkta oturursun. Yani belediyenin bulduğu bir yere gidersin, yarım ekmek yersin değil mi, bir caminin avlusunda kalırsın ama yine insan kendini öldürmez. Çok büyük bir haramdır. Ne oluyorsun? Yani açlıktan mı öleceksin? Ne olacak? Allah korur seni. Eğer onur meselesiyse onur, niye onur olsun? Sen iflas ettiysen saygıyla karşılarız bunu. Allah seni iflas ettirmiş, bir hayır var. Niye tedirgin oluyorsun? Allah diyor: “Bolluk da verir” şeytandan Allah’a sığınırım ayet de var. “Darlık da verir” diyor Allah. Bollukta şımarma olmaz, enaniyet, kibir ve gurur olmaz darlıkta da üzüntü, yes ve ümitsizlik olmaz. Allah’a tevekkül edecek ve sabırlı olacak.
SUNUCU: Allah’a isyan etmeyip sabırlı olması gerekiyor.
ADNAN OKTAR: Tabi. Bu da çok büyük bir tehlike buna karşı da toplumun uyarılması lazım. Çok değerli insanlar da yani bu intihar edenler değil mi? Fakat dini bilgileri eksik, imanları zayıf oluyor genellikle bir cinnet hali geliyor, bunalıyorlar ve intihar ediyorlar. Allah esirgesin.
SUNUCU: Allah korusun, tabi.
ADNAN OKTAR: Ve çok büyük harama giriyorlar.
OKTAR BABUNA: Evet.
SUNUCU: Evet tabi.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah. Evet devam edeyim mi sorularımıza?
ADNAN OKTAR: Doktorum, sen bize yani kızacaksın gibi geliyor gibi bana. Ama kızmazsın herhalde inşaAllah.
CİHAT GÜNDOĞDU: Estağfirullah.
ADNAN OKTAR: Anlat bir iman hakikati anlat bize, kısa bir şey hadi.
CİHAT GÜNDOĞDU: Hocam, son olarak geçen ay yeni bir buluş yapıldı. Daha doğrusu keşifte bulunuldu. Bakteri hücresinin zarında özel bir protein mekanizması var. Bir vana gibi çalışıyor. Şimdi normalde hücreler buldukları sıvı ortamda tuz oranı fazla olunca az su barındırıyorlar kendi bünyelerinde. Tuz oranı azaldığında ise suyla şişiriyorlar ve bazıları patlıyorlar. Bakterilerde bu suyla şişip patlamayı önleyecek özel bir tahliye vana sistemi keşfedildi. Şimdi öyle bir mekanizma ki bu zırhın üzerine monte belli proteinler var, bir kaç proteinden oluşuyor ve bunlar şöyle tespit edilmiş. Birbirleri üzerinde mil gibi hareket ediyorlar ve göz gibi açılıp kapanıyorlar. Ne kadar su bırakılacağını da içeriden ne kadar su tahliye edileceğine de otomatik olarak karar veren bir mekanizma bu. Buna o yüzden moleküler vana diyorlar. Yani yeni keşfedildi, geçen ay keşfedildi henüz. Şimdi öyle bir şey ki...
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
CİHAT GÜNDOĞDU: MaşaAllah. Allah’ın sanatını, yaratma detayını burada görmüş oluyoruz. Allah’ı takdir etmemek mümkün değil böyle bir durumda. Çünkü o bakterinin kendi bünyesinde böyle bir şey icat etmesi mümkün değil.
SUNUCU: Mümkün değil, nasıl öyle bir şeyi bilecek ki?
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet. Çünkü bir defa kendi içinde fazla su olduğunda zarının daha fazla dayanamayacağını, bu gerginliğe daha fazla dayanamayıp patlayacağını ve ölümüne sebebiyet vereceğini bilmesi lazım bakterinin. Bunu bildi diyelim. Daha sonra onu engelleyecek, önleyecek bir mekanizma olsun. Acil tahliye vana sistemi icat etmesi gerekiyor.
SUNUCU: Onu değiştirmesi lazım tabi.
CİHAT GÜNDOĞDU: Bunu projelendirmesi, tasarlaması gerekiyor. Sonra da bunun parçaları, çünkü birkaç mekanizma bu, mekanizma birkaç proteinden oluşuyor. Bu protein parçalarını tasarlaması gerekiyor. Sonra da öyle aminoasit zincirleri olsun ki bunlar sonuçta bir araya geldiklerinde üç boyutlu yapı olarak vana sistemini oluştursun. Bunu da bilmesi gerekiyor.
SUNUCU: Ve o tahliye işlemini deneme yanılma yöntemi ile yapabilmesi lazım ki hani ne kadarı alabilecek...
CİHAT GÜNDOĞDU: Mümkün değil.
SUNUCU: Haznesine, ne kadarını tahliye etmesi gerekecek. Tabi onu da bir deneme yanılma yöntemi ile bulması gerekiyor. O da mümkün değil.
CİHAT GÜNDOĞDU: Mümkün değil. Zaten böyle bir şey de olmadığını görüyoruz. Neden? Çünkü bakıyorsunuz bakteri zaten çekirdeğinde bir DNA var, bunun hazır bilgisi var zaten. Bakteri zaten bunu geliştirmemiş kendi kendine. Bunun bilgisi var. Bunu belli şekilde üretiyor bu proteinleri tek tek. Sonra bu proteinler zarda bu fonksiyonu zaten görüyorlar. Nedir bu hazır bilgi? Tabi ki Allah’ın sonsuz ilmi, sonsuz bilgisi ve yaratılmayı ortaya koymuş oluyor.
ADNAN OKTAR: Şimdi bu bilimdeki gelişmeler, elektron mikroskobuyla elde edilen bilgiler, arkadaşımızın, hocamızın anlattığı bilgiler, ahirette insanlara sorulacak. Mesela “bu konuyu nasıl değerlendirdin” diyecek Cenab-ı Allah bir darwiniste, “nasıl anladın anlat” diyecek. “Bu akıllı molekülleri, kromozomun yapısını”, yani bunları Allah size Ben gösterttim mi” diyecek Cenab-ı Allah. “Gösterdim” “Okudunuz mu, okudunuz kitaplarda. Televizyonlarda gördünüz, bütün detayları bildiniz. Nasıl bir açıklama getirdiniz” diyecek Cenab-ı Allah. Açıklama yok. Açıklama yaratılışın dışında yok. “Tesadüfen olduğunu düşünüyordum Ya Rabbim” mi diyecek? Diyemeyecek.Orada ağzı açılır. Açıklayacak onu. “Peki kromozomu nasıl açıklıyordun”, efendim işte, “ribozomu nasıl açıklıyordun, kofulu nasıl açıklıyordun? Hücrenin yapısını, enzimi nasıl açıklıyordun, beynin içindeki bu görüntü, tam renkli görüntü”, dışarıda görüntü yok. “Beynin içinde tam renkli görüntü görüyordun, bu görüntüyü gören güç kimdi” diyecek Cenab-ı Allah. “Ses, kulağında duyan, beyninde”, kulak getiriyor ama elektrik akımı olarak getiriyor. Beyninde bunu duyuyordun, müzik olarak. “Bunu duyan kimdi” diyecek Allah. “Kokuyu beyninin içerisinde duyan kimdi” Böyle binlerce ona soru sorulacak ve bu çok uzun bir süre sürecek. Her birine ayrı cevap verecek. Hepsine teker teker cevap verecek, küfredenler yani iman etmeyenler. Bunların tamamına açıklık getirmeleri gerekir. Ve getiremeyecekler. Açıklayamayacaklar. Her seferinde onların aleyhine olmuş olacak. Sustukları yerde de dilleri konuşuyor, gözleri de konuşacak eğer yalan söylerlerse. Hatta şaşırıyorlar “bu nasıl bir şey” diyorlar. “En ufak bir şeyi unutmamış” diyorlar. Her şeyi hatırlıyor diyecek, diyorlar. Yani yanlarında ellerine, ellerinde olan bir küçük bir parça var ufak, bütün hayatları onun içinde kodlu, en ince detayına kadar. Mesela, çocukluğundaki olaylardan itibaren, kendi unuttuğu olaylar da onun içinde var, hepsi orada. O şaşırıyor işte o yüzden. “Nasıl bir şey bu” diyor, “bütün detaylarla veriyor” diyor. Gün gün, saat saat bütün hayatını görecek, her gün. Yani Allah için zaman biliyorsunuz bir şey değildir. Dakika dakika bütün ömrünün, her anının tek tek hesabını verecekler. Yani hepsine açıklık getirecekler kendi kafalarına göre ve her yalan söylemelerinde, her şeyde doğrusunu o dilleri söyleyecek ve sonunda diyorlar ki; “biz hak ettik…” diyorlar, “…cehennemi” diyorlar. Yani “samimi kanaatimiz biz hak ediyoruz” diyecekler yani dürüstçe, orada bir dürüstlükleri olacak yani. Samimi kanaatleri gelecek. “Doğru” diyecekler. Müslümanlara da, Ya Rab, mesela Cenab-ı Allah diyor ki; “mesela şu günün, şu saatinde ne yaptın” diyor. “Ya Rabbi ben tebliğ yaptım” diyor. “Şu saatte ne yaptın” diyor. “Namaz kıldım” diyor. “Şu saatte ne yaptın”. “Hayır yaptım”. Ertesi günü soruyor Cenab-ı Allah, “o günde...” diyor “…iki kişiyi barıştırdım”. “Zulmettiler, sabrettim Ya Rabbi” diyor. Mesela, “beni hapse soktular, Sana ibadet ettim, Sana şükrettim” diyor. “Param vardı gittim kitap dağıttım” diyor. Hepsini tek tek Allah anlattırıyor. En son anlattırılan ama bu onore olması için anlattırılıyor Müslümanlara. Bu sorgu değildir bu. Müslüman’ın da çok uzun sorgusu var ama onore olması içindir. Yani hep, Allah yaptığı hayırları, bütün insanlığın gözü önünde ona anlattırıyor. Herkes duyuyor, bütün dostlar, herkes duyuyor ki cennette onu daha çok sevmelerine sebep olacak. Cennette “Allah Allah” diyorlar yani “ne muhteşem insanmış” diyorlar çünkü gizli yaptığı iyilikler de var, gizli çektiği çileler var, acılar var, onlar ortaya çıkacak. “Senin bu gizli acından haberi var mıydı insanların” diyecek Cenab-ı Allah. “Ya Rabbi kimsenin haberi yoktu” diyecek. Allah onu gösterecek, “bak böyle bir acı çekti bu” diyecek ve “Bana karşı sevgisi, muhabbeti daha arttı” diyecek bunun. “Ve şöyle gizli bir hayır yaptı kimsenin haberi yoktu ve böyle güzel yönleri vardı, bunları da bilmiyordunuz” ve bunları da gösterecek Allah insanlara. Küfrün de yaptığı gizli bütün ahlaksızlıkları, cinayetleri, pislikleri, rezillikleri tek tek, hepsi böyle canlandırılarak gösterilecek. Yani gizli hiçbir şey kalmayacak yani onlar diyor ya, gizli zannediyorlar. Onların da gizli yaptığı bütün ahlaksızlıkları gösterilecek. Tamamı. Bu sorgusu yapılan Müslüman, bütün dünyanın sorgusu yapılan yapılan, en sonuncu olan Müslüman, en başta sorgusunun yapıldığını zannedecek. Yani ilk kendisinin sorgusunun yapıldığını zannedecek. Yani zaman kavramı, Allah’ın kontrolünde olduğu için çok süratli yani bütün ömrünü çok süratli bir anda bitirip anlatacak, bir anda. Ve hemen Cennete alınıyorlar ondan sonra da inşaAllah, ama tabi bir aşamaları var yani hoşlarına gitsin diye Cenab-ı Allah, önünde ışık var, sağında ışık var, yanında sürücüsü var. Mesela, o ortamda, o karanlık ortamda, ilk şeyde öyledir yani Cehennem ehliyle beraber toplanıyor Müslümanlar. “Cehennem ehli, Cehennem ehli diz çökün” diyor Allah, hepsi diz çöküyorlar, Müslümanlar ayakta kalıyorlar, “siz…” Cenab-ı Allah “…geçin” diyor tabi, bu tarz bir üslup değil tabi. Cenab-ı Allah’ın üslubunun ne kadar güzel olacağını, ne kadar hoş olacağını bilirsiniz yani insan üslubu gibi değil. Ve o sürücülerin yanındakilerinin göstereceği sevgiyi ve nezaketi de tahmin edersiniz. Daha kapılarında karşılıyorlar “hoşgeldiniz” diye, Cennet kapılarına girerlerken. Büyük bir sevinç, “selam size” diyorlar. Değil mi? “Esenlikle girin” diyorlar “güvenlik yurduna”. Kapısı kapandıktan sonra bitti. Sonsuza kadar oradasın yani mümkün değil, yani Allah’ın yok olması nasıl mümkün değilse Cennetin yok olması da mümkün değildir. Cehennem için de böyledir. Cehennem de asla yok olmaz. Cehennemin kapıları da kapatıldıktan sonra konu bitiyor. Ondan sonra söylüyorlar işte. “Rabbinize söyleyin” de diyorlar. Daha hala züppelik yapıyorlar, bak “Rabbinize”, “Ya Rabbi beni buradan kurtar” demiyor. “Rabbinize söyleyin de size verdiği nimetlerden bize de versin” diyorlar. Şeytandan Allah’a sığınırım. Küstahlık yapıyorlar daha hala. Allah diyor “gurur ve enaniyetten göz ucu ile bakarlar”, yandan böyle çaktırmadan göz ucu ile bakıyorlar, kendi kafalarınca yani, tabi hak edenlere söylüyorum. Ama mesela bu dünyada kimin Cennete gideceğini, kimin Cehenneme gideceğini biz bilemeyiz. Kafir dahi olsa, son nefeste ne olacağını bilemeyiz. Müslüman, evliya bildiğimiz bir insan dahi olsa son nefeste ne olacağını biz bilemeyiz.
SUNUCU: Tabi bilemeyiz.
ADNAN OKTAR: Yani bu da var yani, bu da bilinecek inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah. Evet Dikmen’den bir izleyicimiz demişler ki: “Hocam anladığım kadarıyla bazı insanlar iyilikten, sevgiden ve saygıdan anlamıyorlar. Anlattığınız bayanlardan, birinin ağabeyi, diğerinin babası kendilerini ensest ilişkiye zorluyor ve siz bu kişileri bulundukları zor ve utanç verici bu durumdan kurtarıyorsunuz. Bu kişiler kendilerini ensest ilişkilere zorlayanlardan şikayetçi olacağına niye sizden şikayetçi oluyorlar. Bazı insanlar gerçekten çok nankör hocam, nasıl bir ahlak yapısına sahipler ben anlamıyorum” diyor, açıklık getirmiştik ama tabi.
ADNAN OKTAR: Ya tabi ki ben demiyorum ki gidip ensest ilişkiye, tabi ki bu denmez. Yani bunu desin demiyorum ben, ama zulmediliyor desin. Değil mi? Mesela canının yakıldığını söylebilir. Yahut kötülük yapılıyor desin.
SUNUCU: Bir şekilde ifade edebilir, tabi yani.
ADNAN OKTAR: Yani bu anlaşılır yani. Bu zaten bu söylenmez böyle, bunu söylemelerine gerek yok yani anlamazsa kulağına söyler mesela savcının onun.
SUNUCU: Aslında hani yapılanın ayıbı değil, yapanın ayıbıdır. Ama tabi evlat o şeyle.
ADNAN OKTAR: Utanabilir tabi insanlık hali, ben ona bir şey demiyorum, yani onun yanlış anlaşılmaması için söylüyorum çünkü, genellikle “nasıl söyleyeyim” diyorlar, mesela “babam” diyor “nasıl söyleyeyim” diyor. Ben konuştum kızla, “babam” diyor “nasıl söyleyeyim” diyor, ben de yol gösterttim. Çık, ayrıl evden, bir akrabanın yanına git. Beni zorla alabilir diyor. Ben savcıyla konuş dedim, konuşursun, hakimle de konuşursun yani mahkeme kararı çıkartılabilir. Yani özel anlatılabilir bu, bir şey olmaz ama illa söylemesi gerekiyorsa söylenir de yani. İlla ki söylenmesi gerekiyorsa söylenir yani başka bir kurtuluşu yoksa değil mi? Hatta ispat edecek bir imkan da sağlanabilir. Mesela bir kişi de, şahit de eder gerekirse, rezil rüsva eder.
SUNUCU: Ya da tıbbi, doktorlarımız daha iyi bilirler, tıbbi bir sürü testlerle bunu
ADNAN OKTAR: Tabi, o yönden de anlaşılabilir. Her yönden anlaşılabilir.
SUNUCU: Gerçekleşip gerçekleşmediğini.
ADNAN OKTAR: Bu çok kolay, çok çok kolay.
SUNUCU: Tabi ispat edebilir, bu kadar.
ADNAN OKTAR: Çok çok kolay yani eğer inkar ederse o da ispat edilir.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
CİHAT GÜNDOĞDU: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
SUNUCU: Evet. İstanbul’dan bir izleyicimiz demişler ki: “Hocam, tüm eserlerinizi ve sohbetlerinizi takip ediyorum. Daha önce hiçbir hocadan -çoğunu tenzih ederim- böyle Allah’ın mucizelerini, yaratılış, evren, sonsuzluk, kader gibi mucizeleri Kuran’da geçtiğini öğrenmemiştik ama sizin vesilenizle öğreniyoruz. Belki de darwinistler, ateistler hiç beklemedikleri bir bilgiyle karşılarına çıktığınız için her türlü iftirayı atıyorlar çünkü onlara zarar vermeyen hoca tipi değilsiniz. Her şey için teşekkürler, her zaman, her türlü yanınızdayız. Lütfen biraz daha maddenin ardındaki sır konusunu detaylandırır mısınız?”
ADNAN OKTAR: Maddenin ardındaki sır. Evet maddenin algılanması, şimdi yine söyleyeyim, mesela şu an televizyonda bütün Türkiye’de seyrediyorlar bizi maşaAllah. Hepsine yine selam ediyorum. Karadeniz’e, Anadolu’ya, Tokat’a, Osmaniye’ye.
SUNUCU: Aleykümselam.
ADNAN OKTAR: Efendim, Güneydoğu’daki bütün kardeşlerime, hepsine selam ediyorum. Şimdi beni seyrediyorlar, ekrandan bakıyorlar, hepsinin beyninin içinde oluşuyor bu görüntü. Yani bakın hepsinin içinde bir tane benden oluşmuş şu anda. Bakın Allah’ın yaratma gücünün ne kadar mükemmel olduğunu düşünün. Bakın her beyinde bir tane Adnan var. Bir tane sizden var. Bir tane Oktar’dan var. Bir tane hocamdan var. Herkesin beyninde. Allah için bu ne kadar kolay oluyor. İşte Cennette de böyle bir sistem vardır. İnsanlar aynı anda bir çok yerde olur. Bir çok yerde olacaklardır. Mesela televizyonun yanına gidiyor, karşısına oturuyor. Halbuki televizyon onun kafasının içinde. O dışarıdaki televizyonu seyrettiğini zannediyor. Kafasının içindeki televizyonu seyrediyor. Dışarıdaki televizyon, ışığı yok bir kere, bir; saydam, iki. Simsiyahtır dışarıdaki televizyon, yani hiçbir televizyon gördükleri gibi öyle parıl parıl, parlak değildir. Yani simsiyah karanlıktır. Sadece saydamdır ve yoğunlaşmış enerjiden oluşan, atomlardan oluşan bir mekanizmadır. Sadece dalga gönderir. Yani elektromanyetik dalgalar gönderir. Başka bir şey yapmaz. O dalgaları göz alır. Göz de görmez. Beyne götürür. Yani akım olarak beyne götürür. Elektrik akımına dönüşür. Beynin içindeki o şahıs, gerçek kendisi, gerçek kendisi, o televizyonu seyreder. Karşısına geçip seyreder. Herkes, beyninin içindeki televizyonu seyrediyor şu anda herkes. Hiç kimse dışarıdaki televizyonu seyretmiyor. Yani herkes buna yemin de edebilir. Yani bu doğru. Ben de yemin ederim. Yani bu, tartışmaya açık bir gerçek değil. Çünkü insanın bizzat kendisinin ispat ettiği, kendi içinde, ruhunda ispat ettiği bir gerçek. Çünkü gözüne yandan bastırdığında televizyon oynuyor iki tarafa, sehpasıyla beraber. Madem televizyon orada duruyor, niye oynuyor o zaman kafanın içinde. Belli ki beyninin içindeki görüntü oynuyor, değil mi? Ses de öyledir. Yani televizyondan gelen ses. Televizyon ses çıkartmaz. Çıt yoktur televizyonda. Sessizlik vardır. Oradan gelen dalgalar kulağa gelir. Her insanın kulağı sağırdır. Kulak sesi, gelen ses dalgalarını elektriğe çeviren bir alettir. Etten oluşmuş bir alettir. Kulağın hiçbir özelliği yoktur başka. Elektrik akımına çevirir. Götürür beyinde ilgili yere bırakır. Ondan sonra onun karşısındaki Ali, Mehmet, Hasan, kim varsa beynin içinde, onu seyreder. Koskoca televizyon ne kadarcık yerde oluyor biliyor musunuz? Şu kadarcık yerde görürüz.
SUNUCU: Peki şeyi de merak ediyorum. Mesela hani bazı sesler, kimimize, yani, ses aynı titreşim mi salıp da, mesela kimimizde hani, kötü bir olarak algılanıyor, kimisinde hani çok güzel geliyor. Bu nasıl gerçekleşiyor ki acaba? Mesela bir tane titreşim dalgası alıyoruz diyelim. Ama benim çok hoşuma gidiyor, işte Oktar Bey beğenmiyor.
ADNAN OKTAR: Tabi, evet
SUNUCU: Veya farklı cereyan ediyor.
ADNAN OKTAR: Anladım, anladım. İşte ruhun algısına göre. Mesela, hatta bir kısım sesleri böcekler duyuyor, biz duyamıyoruz. Mesela bir çok canlının duyduğunu biz duymuyoruz. Onlar mesela dehşete kapılıyor, o ses, bizim hiç rahatsız olmadığımız ses oluyor. Yahut bizim hoşumuza giden onları çok rahatsız edebiliyor. Böyle bir yapı var. Yani o, ruhun yapısından kaynaklanıyor. Ruh nasıl algılarsa, Allah ruha nasıl algılatırsa o şekilde kalıyor. Başka bir şey olmaz. Koku da öyledir. Mesela “dışarıda buram buram mis gibi gül kokuyor” diyor. Dışarıda gül kokusu olmaz. Sadece dışarıda gaz vardır.
SUNUCU: Mesela görüntüde de, ben onu sizinle sohbet ettikçe daha da merak ediyorum. Mesela ben beyaz olarak görüyorum kağıdı, üzerinde siyah kalemle yazılmış. Ama Cihat Bey de baktığı zaman işte beyaz kağıt üzerine siyah kalemle yazıldığını görüyor. Aynı şekilde yorumluyoruz. Dünyada bu kadar çok insan varken hani bunu gösterdiğimiz herhangi bir insan da diyecek ki beyaz kağıt, siyah kalemle yazı. Aynı şekilde nasıl yorumlayabiliyoruz?
ADNAN OKTAR: Ne malum. Öyle de olmayabiliyor. Yani bir kere renk körü insanlar var. Direk siyah beyaz görenler var, değil mi dünyayı, evet.
OKTAR BABUNA: Renkli olmazsa, renkli şeyi, ışığı
ADNAN OKTAR: Renk şeyi olmuyor, siyah beyaz görüyor.
OKTAR BABUNA: Tabi inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani biz karşımızdaki insanın nasıl gördüğünü, nasıl duyduğunu tam bilemeyiz. Yani genel kabul vardır. Herhalde aynı görüyoruz diye kabul ederiz. Yoksa bilemeyiz. Tabi biz beyninin içine girip bir o olmamız lazım bizim, onu bilmemiz için, yani onun ruhu olmamız lazım onu bilmemiz için. Bilemeyiz. Ama genel kabul vardır. “O şekilde o da aynı şeyi görüyor” deriz. Ki yani genelde de öyledir yani. Allah’ın yaratmasının dışında, Allah’ın kanununa göre herkes aynı şeyi görür.
SUNUCU: İnşaAllah
ADNAN OKTAR: İnşaAllah
OKTAR BABUNA: İnşaAllah
SUNUCU: Evet Adana’dan bir başka izleyicimiz demişler ki: “Sevgili Hocam, her akşam nurlu yüzünüzü görüyor olmaktan sevinç duyuyoruz. Ailece canlı yayın programınızı muntazaman izliyoruz. Ben Cübbeli Ahmet Hoca’yı açıkçası pek tanımıyordum. Kendisini Habertürk ekranlarında -dini ifadelerini tenzih ederim- şu an yazmaya bile elimin varmadığı dehşet verici izahlarıyla tanıdım. Ben çok rahatsız olmuş bir halde programı izlerken program sunucuları çok eğlenceli bir şey anlatılıyormuş gibi gülmekten kendilerini alamıyorlardı. Büyük bir kanalda, izleyicinin en çok televizyon izlediği bir saatte bu şekilde örneklerle İslam dinini anlatmasını inanın çok yadırgadım. Ümit ediyorum ki insanlar bu programın ardından sizi izlemiş olsunlar ki İslam dininin barışı, sevgiyi, kardeşliği savunduğunu bilip öğrenmiş olsunlar. Sevgili hocam, size hürmetlerimi sunuyorum. Hayırlı yayınlar diliyorum” demiş.
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun o kıymetli kardeşimizden. Ben bütün Anadolu’daki, Türkiye’deki kardeşlerime şu kitabı tavsiye ediyorum ama bunu satın almalarına gerek yok, internetten indirebilirler.
SUNUCU: org adresinden
ADNAN OKTAR: Cubbeli değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet, cubbeli
ADNAN OKTAR: Ü ile değil
OKTAR BABUNA: Değil evet
SUNUCU: U harfi
ADNAN OKTAR: Ve P ile de değil, cüppe değil
OKTAR BABUNA: Değil evet
SUNUCU: Cubbe
OKTAR BABUNA: İki B ile
ADNAN OKTAR: Pakistan’ın P’si değil,değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet
ADNAN OKTAR: B harfi ile evet, cubbeli
SUNUCU: cubbeli
ADNAN OKTAR: ahmet
SUNUCU: hoca
ADNAN OKTAR: hoca
SUNUCU: .org
ADNAN OKTAR: .org
OKTAR BABUNA: .org
SUNUCU: org mu? com da var değil mi?
ADNAN OKTAR: Bir tane verelim tam, karışmasın.
ADNAN OKTAR: Evet
SUNUCU: Bu kitaba ulaşabilirler. Değil mi?
ADNAN OKTAR: Bu kitaba ulaşabilirler, indirebilirler. Ücretsiz indirebilirler. Burada vatandaşların Cübbeli’ye cevapları var. Açıklamalar çok detaylı, bayağı da, çok şuurlular maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Evet, maşaAllah
ADNAN OKTAR: Bizi yakından takip eden bir çok kişi bunlar ki bu kadar bilgili olmaları normal değil yani maşaAllah. Hayret ediyorum, o kadar güzel ki yazılar geliyor. Bir kere internete girişler olağanüstü arttı, maşaAllah.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah
SUNUCU: MaşaAllah
OKTAR BABUNA: MaşaAllah, elhamdülillah
OKTAR BABUNA: MaşaAllah
ADNAN OKTAR: 500 bin küsur
OKTAR BABUNA: MaşaAllah
ADNAN OKTAR: Tabi çeşitli bölümleri var. Toplam 500 bin.
OKTAR BABUNA: Evet
ADNAN OKTAR: Yani sırf bir yer, yani günlük girişi. Detayları milyonu aşıyor. Yani diğer bölümleriyle maşaAllah, günlük girişi. Yani dünya çapındaki toplandığında milyonun çok üzerinde…
OKTAR BABUNA: Evet
SUNUCU: Evet insanlar artık tek tuşla birçok bilgiye kolay yoldan maşaAllah ulaşabiliyorlar. O yüzden çok değişti zaman.
ADNAN OKTAR: Günde on binlerce kitap indiriyorlar.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah
CİHAT GÜNDOĞDU: MaşaAllah
SUNUCU: MaşaAllah
ADNAN OKTAR: İnternetten, elhamdülillah, maşaAllah
OKTAR BABUNA: Allah razı olsun Hocam
ADNAN OKTAR: Helal olsun yani, maşaAllah
OKTAR BABUNA: Allah vesile etti sizi maşaAllah
ADNAN OKTAR: MaşaAllah
SUNUCU: MaşaAllah
SUNUCU: .org adresinden, evet
ADNAN OKTAR: Yalnız P ile yazarlarsa çıkmaz.
OKTAR BABUNA: Evet
SUNUCU: Bursa’nın B’si ile efendim cubbeli, U harfi, Ü de değil.
ADNAN OKTAR: U evet, Ü değil, U
SUNUCU: Evet, bir izleyicimiz de demişler ki: “Geçen gün sizi dinledikten sonra düşündüm hocam. Sizin bahsettiğiniz bayanlar madem çete olduğunuzu iddia ediyorlar…”
ADNAN OKTAR: Gereksiz o konu, boşver
SUNUCU: Evet o konuya siz cevap vermiştiniz zaten
ADNAN OKTAR: Ben o konuyla uğraşmak istemiyorum yani…
OKTAR BABUNA: İnşaAllah
SUNUCU: Yargı aşamasına ilişkin bir soru var, Bilecik’ten bir izleyicimizden. “Hürriyet Gazetesi’nin ‘Adnan Hoca Şimdi Yandı’ diye başlık atmasından iki gün sonra Yargıtay’ın davanız hakkında zaman aşımını bozma kararı verdiği ortaya çıktı. Oysa söylediğinize göre bu başlığın atıldığı gün herhangi bir karar çıkmadığına dair yazılı bir belge varmış elinizde.“
ADNAN OKTAR: Doğru
SUNUCU: “Geçenlerde de size karşı avukatlık yapan Rezzan Aydınoğlu’nun New Humanist Dergisi’ne yaptığı açıklamada da davanızla ilgili kararın Ekim ayında verileceği ve ceza kararı ile sonuçlanacağı yazıyordu ki sizin böyle bir durumdan haberinizin olmadığını söylediniz.”
ADNAN OKTAR: Evet
SUNUCU: “Ayrıca bir konu daha dikkatimi çekti ki o da gizli tanık olarak başvurmaya yönlendirilen kişinin, MSN yazışmalarında arkadaşınıza Ekim ayında karar çıkacağını söylemesi.” Evet geçen akşamki programımızda Gökalp Bey de buradaydı.
ADNAN OKTAR: Evet, evet
SUNUCU: “Hocam burada Yargıtay’ın vereceği kararı nasıl oluyor da önceden bilebilen bazı kişilerin olduğunu görüyoruz. Henüz yargılanan olarak sizin haberiniz yokken bu kişiler bu bilgiye nasıl ulaşmış olabilirler? Bu kişilerin birbirleriyle bağlantıları nedir?”
ADNAN OKTAR: Hürriyet’in dediği doğru çıktı bir kere. Yani iki gün öncesinden bildirdiler. Hakikatten dedikleri doğru çıktı. Bu konuyu da bilmiyoruz. Yani bunlar söylüyor. Mesela o kız -Gökalp Bey’in işte hani, “seni toprağa gömerim yoksa benle evleneceksin” diyen vatandaş- bu ikinci, yani bunların yani gizli tanıkların iftiraları sonunda açılan davada da, buna da diyor ki çocuğa, sen ceza almayacaksın diyor. Ama 6-7 kişi var, bunlar ceza alacaklar diyor. Allah Allah, Allah Allah. Yani nasıl bir şey bu böyle?
SUNUCU: Tabi nasıl bilebilir daha dava görülmeden?
ADNAN OKTAR: Kim veriyor bu müjdeleri? Kim veriyor bu müjdeleri? Nereden çıkıyor bunlar? Yani daha ifade alınmadan, daha konuşulmadan, bu safsatalarla derhal netice alınacağını ve sonuca gidileceğini nereden biliyorsunuz? “Birinci mahkemenin sonucu bekleniyor” diyor bu kız yine. “Bekleniyor” diyor. “Oradaki duruma göre bu hemen devreye sokulacak” diyor. Bakın bu da bir bilgi. “Yedekte tutuluyor bu” diyor şu anda
SUNUCU: Yani sizin birinci mahkemeden ceza almamanız durumunda, hani oradan almadı ceza, buradan alsın şeklinde gibi bir hemen araya şey yapacak…
ADNAN OKTAR: Yani konuşmasını ben bir daha sordum, bir daha baktım. O anlamda değil. Yani “Bir ceza alacak” diyor, “O yetersiz” diyor. “Onun üzerine bir ilave, hani şöyle tadından yenmeyecek hale getirmek istiyoruz” diyor. Hani kapsamlı bir şey olsun ki onun sonucunda da benim etrafımdan herkesin dağılacağını düşünüyorlar. Zaten halen de o ümitteler. Konuşmaları da o yönde. Ya kardeşim, Müslüman, bir insanın ölmesine, Allah vermesin, mesela hocamız ölse veya bir başkası ölse…
SUNUCU: Allah korusun, tabi, Allah korusun
ADNAN OKTAR: Benim elimden Kuran’ı alsalar – haşa, Allah esirgesin - yani hiçbir şey görmem, ben yine dinimden dönmem.
OKTAR BABUNA: EvelAllah, inşaAllah
SUNUCU: Tabi
ADNAN OKTAR: Yani müslüman herhangi bir kimsenin hapsedilmesiyle niye dininden dönsün? Niye müslümanlığı bıraksın. Yahut şehit edilebilir, ya sakatlanabilir, herhangi bir şey olabilir, dili tutulur, felç olabilir.
SUNUCU: İnsanlık hali tabi her şey olabilir.
ADNAN OKTAR: Niye davasından dönsün?
OKTAR BABUNA: Asla, inşaAllah
ADNAN OKTAR: Yani şu olacak akıl mı? Hani derler ya “kişiyi nasıl bilirsin? Kendim gibi” derler ya… Yine kızılderililer gibi böyle bir işaret görüyorum.
SUNUCU: Evet 5 dakika sonra, son 5 dakikamız mı kaldı arkadaşlar? Tamam
ADNAN OKTAR: Çocukluğumuzda biz Teksas, Tommiks falan okurduk. Orada böyle hareketler falan olurdu. Evet.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah, Allah’ın izniyle inşaAllah
ADNAN OKTAR: Böyle bir şey olmaz. Benim arkadaşlarımın hepsi Allah’tan korktukları için, Allah’ı sevdikleri için Müslümanlar ve Hz. Muhammed’i Peygamber bildikleri için, Kuran’a tâbi oldukları için, ehl-i sünnet oldukları için. Aslında öyle de olmasa insan diyorum ki denemek için, hapsetmeseler bile bir yere gidip 10 yıl bir giriş yapsam da bir anlasalar davanın nasıl devam edeceğini.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah, evelAllah
ADNAN OKTAR: Kardeşim ben uzun sene ortada yoktum zaten. Benim davam bütün hızıyla devam ediyordu. Ve ne alakası var? Ne alakası var yani bununla bunların? Yani böyle yaparak yani bir ihtimal, bir ihtimal orada hapishanede bir şey olur mu acaba diye de düşünmüş olabilir bir kısmı.
OKTAR BABUNA: Allahualem.
SUNUCU: Peki az önce bahsettiğiniz gibi olay.
ADNAN OKTAR: Ya kardeşim bıraksınlar ben şehit olursam daha da atom bombasına dönüşürüm.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
CİHAT GÜNDOĞDU: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani hiç altından kalkamazlar bu sefer yani. Böyle bir konu yok. Ben zaten faniyim, ben dünyada ne kadar kalacağım, yani hepimiz fani değil miyiz?
SUNUCU: Hepimiz faniyiz, tabi tabi.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ne alakası var, İslam bakidir ve İslam hakim olacak. Allah diyor bunu. Yani ben olursam İslam hakim olur, ben olmazsam İslam hakim olmaz diye bir kanun mu var, bir hüküm mü var? Nereden çıkarıyorsunuz bunu? Benim olup olmamamla alakası yoktur İslam’ın dünya hakimiyetinin. İslam dünyaya hakim olacak. Yani konu bu.Bizim istediğimiz bu. Yani hangi şahıs olursa olsun fark etmez. Hepimizin azmettiği konu bu, Allah rızasını kazanmak, İslam’ın dünyaya hakim olmasını sağlamak.
OKTAR BABUNA: EvelAllah, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani ne bileyim, Cevdet olabilir, Naciye olabilir herhangi bir insan olabilir, yani Allah bir insanı vesile eder. Hz. Mesih de iner, İslam hakim olur bu kadar. Peki ben mesela şehit olabilirim ama normal Allah vermesin bir savaş olsa devlet beni askere götürür insan kalmaz askere gidersin şehit olursun, ne olur, İslamiyet bitti mi böyle olunca. Ne alakası var benimle. Bu da çok büyük bir cahillik. İmanlarına inanamıyorlar, iman etmelerine inanamıyorlar çocukların. Ama onlara bunlar inandıracaklar iman ettiklerini görecekler.
OKTAR BABUNA: EvelAllah, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
SUNUCU: Evet süremiz sanıyorum, ne aşamadayız arkadaşlar kaç dakikamız var, bitiriyor muyuz?
ADNAN OKTAR: Hayır bitirmeyelim, şu bizi takip eden listeyi okuyun.
SUNUCU: Evet doğru evet. Bugün maşaAllah 44 kanaldan yayın yaptık izleyicilerimize ulaştık, evet hemen sayalım Kral Karadeniz, Kanal 35, Genç TV Karaman, Kanal 56 Siirt, Kanal 3 Afyon, Can TV Erzincan, Destan TV Kütahya, ORT Ordu, Konya TV, Safa TV Tokat, Amasya TV, Süper TV Tokat, Elbistan TV Kahramanmaraş, MRT Osmaniye, Süper Tv İnegöl, CRT Adana, Tavşanlı TV, Kapadokya TV, Kanal 19 Çorum, Kanal 60 Tokat, Karahisar TV, Yenice TV Bursa, Kanal 47 Mardin, Otağ TV Adana, Canik TV Ordu, Iğdır TV, NRT Gaziantep, Kanal 55 Samsun, BRT Hatay, KTV Konya, Kanal Malatya, Can TV Diyarbakır, Trabzon TV, ORT Osmaniye, AHİ TV Kırşehir, Öz Ege TV Uşak, Kanal G Giresun, Mega TV Gaziantep, Toros TV Mersin, Kırıkhan TV Hatay, BGRT Konya, Kanal 23 Elazığ, Kanal 54 Adapazarı, Kanal 60 Tokat. Efendim ayrıca da bugün İstanbul Marmara ve Ege bölgelerimizde dinlenebilmekte olan 106.4 frekansındaki Mavi Karadeniz FM’de de dinleyicilerimiz bizi dinleyebildiler. Ayrıca Bingöl FM var, 102 frekansında, bunun haricinde de www.harunyahya.tv’den, www.haberhilal.com ve www.haberdem.com internet sitelerinden de bizleri izleyebildiler, bizlere ulaşabildiler, evet.
ADNAN OKTAR: Koç yiğitlerim, bütün Anadolu’ya hepsine selam ediyorum. Allah hepsine selamet versin. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
SUNUCU: Amin inşaAllah. Cümlemize. Evet programımızın ne yazık ki sonuna geldik diyoruz her seferinde.
ADNAN OKTAR: Allah güzel günler göstertsin diyelim.
SUNUCU: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Böylece programı da kapatalım.
SUNUCU: İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Elhamdülillah.
SUNUCU: Evet bir programımızın daha sonuna geldik, iyi bir hafta sonu geçirmeniz dileğiyle efendim, hoşçakalın.