SUNUCU: Çay Tv ekranlardan hayırlı akşamlar sayın seyirciler. “Adnan Oktar’la Baş Başa” programıyla karşınızdayız. Çok değerli konuklarım başta Sayın Adnan Oktar, Sayın Doktor Oktar Babuna, Sayın Cihat Gündoğdu. Efendim hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR: Efendim hoş bulduk, sizler de hoş geldiniz, lütfettiniz.
SUNUCU: Hoş bulduk, teşekkür ederiz. Nasılsınız?
ADNAN OKTAR: Allah’a hamdolsun, Allah güzellik, iyilik veriyor. Dünyada da iyilik, ahirette de iyilik, hep iyilikle karşılaşırız inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah. Evet sohbet bölümümüze geçmeden önce ufak bir hatırlatma da yapmak istiyorum. Programımız Marmara ve Ege Bölgesi’nde dinlenmekte olan 106.4 frekansındaki Mavi Karadeniz radyosunda da her akşam canlı olarak yayınlanmakta. Dilerseniz oradan da dinleyebilirsiniz efendim.
ADNAN OKTAR: Şimdi birkaç radyo daha devreye girecek. Onlar da bugün test ettiler. Yarın herhalde onları da açıklarız. İnşaAllah, Allah nasip ederse. Öyle duymuştum, eğer yanlış duymadıysam. Doktor hocam başla, bir şeyler anlat.
CİHAT GÜNDOĞDU: Bilim dünyasında her geçen gün yeni keşifler yapılıyor ve Darwinizm’i materyalizmi çökerten keşifler bunların her biri. Bakın bugüne kadar daha doğrusu on yıl öncesine kadar hep böyle yararsız denen bir organ vardı, apandisitimiz. Apendiks organıdır aslında, onun iltihabı durumunda apandisit iltihabı oluşur. O yüzden apendiks olduğu bilinmez halk arasında Apendiks olarak söyleyelim doğrusunu. Bu organın yararsız olduğu öne sürülür ve körelmiş bir organ olduğu öne sürülürdü. İşte evrim boyunca böyle olmuştur, artık kayboluyor gibi bir iddiada bulunurlardı. Daha sonra anlaşıldı ki aslında faydalı. Hiçbir şekilde yararsız bir organ değil. İçinde bağışıklık sistemine ait hücrelerimiz olduğu anlaşılmıştı. Son yapılan yeni keşifler bir gerçeği daha ortaya koydu. O da şu; şimdi bağırsaklarımızda yararlı bakteriler var, hazmımızı kolaylaştıran sindirime yardımcı olan bakteriler var. İşte apandisit, apendiks denen organımız, bağırsaktaki bu küçük bölge, bu yararlı bakterilerin barındığı özel bir yermiş. Nasıl barındığı özel bir yer? Buradaki bağışıklık sistemi hücreleri olmasına rağmen, bu yararlı olan bakterileri yararlı olduklarını biliyorlarmışçasına burada saklıyorlar. Burada saklanıp barındırıyorlar.
SUNUCU: Peki alınması durumunda, insan normal hayatına devam edebiliyor. Bu nasıl gerçekleşiyor? Yani kötü olumsuz bir tarafı yok mu alındıktan sonraki durumun?
CİHAT GÜNDOĞDU: Hemen şunu söyleyeyim. Bu durumda ortaya çıkabilir onun zararı. Şimdi ishal gibi bir rahatsızlıkta, bağırsaktaki her şey dışarıya doğru atıldığı zaman, bu yararlı bakteriler de atılmış oluyor. Ve bu arada zararlı bakterilerin bağırsakta çoğalma imkanı doğmuş oluyor. Şimdi apendiks organı bulunan insanda tabii ki bu sonuca el verilmeden hemen yararlı bakteriler buradan dışarı çıkarak bağırsağı kaplıyorlar ve olayı ele alıyorlar. Hakimiyet sağlıyorlar. Eğer apendiks organı yoksa, zararlı bakteriler bir süre daha olayı uzatıyorlar ve hazımsızlık problemleri, işte ishal durumunun uzaması problemiyle karşılaşılıyor. Şimdi buradaki gerçek şu, Yaradılış gerçeği, bakın oradaki bağışıklık sistemi hücreleri yararlı bakteri olduğunu onların biliyor. Bakın bakteri, mikrop ama “hayır, bunlar yararlı” diyor ve orada onları barındırıyorlar.
SUNUCU: Muhafaza ediyor değil mi?
CİHAT GÜNDOĞDU: Bağışıklık sistemi hücresi bunu nasıl bilebilir? Tabii ki bu Allah’ın şuuru, Allah’ın yaratmasıyla, Allah’ın ilmiyle olan bir şey ve bize Allah’ın korumasıyla, şefkatiyle baş başa olduğumuzu, devamlı Allah’ın emriyle yaratıldığımızı bir kez daha kanıtlamış oluyor ve evrim teorisini de çürütmüş oluyor zaten.
ADNAN OKTAR: Bu adresten ne yapacağız?
OKTAR BABUNA: Sorular için.
OKTAR BABUNA: Estağfirullah. İran’la bir konuşma yaptınız hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Demin.
OKTAR BABUNA: Evet. Çok, son derece şevkliler.
ADNAN OKTAR: Radyo konuşması değil mi? MaşaAllah. Hakikaten Mehdi için dua da ettiler. Onlar da Mehdi’nin geldiği kanaatindeler. Müthiş bir heyecan var İran’da şu an maşaAllah. Bütün Şiilerde, Vehhabilerde de, Sünnilerde de her yerde bir Mehdi heyecanı var Elhamdülilliah. Beddiüzaman Said Nursi Hazretlerinin kesin kanaati olarak belirttiği Hicri 1400’den sonra gelişen olaylar Mehdi’nin zuhur ettiğini açıkça göstertti. Ama tabii bunun karşıt hareketleri de olacaktır, başka itiraz edenleri de olacaktır ama bunun sağlamasını 10 yıl sonra bütün insanlar görecekler. Ki bütün alametlerin çıkması da bunun bir sağlamasıdır, ki bu çok güçlü bir sağlamasıdır. İşte Fırat’ın suyunun kesilmesi, Kabe’de kan akıtılması, 15 gün arayla ay ve Güneş tutulması ve diğer hadisler. www.Harunyahya.com , www.Harunyahya.org , bu adreslerde, bu konularda çok detaylı bilgiler var. Ama tabii itiraz edenlerin olacağını da Peygamber Efendimiz (sav) belirtmiş, bunlar da olacak. Hatta “Mehdi’ye karşı”, değil mi, “mücadele eden din adamları da olacak” diyor. Hatta İstanbul’da bir şahsın özellikle Mehdi’ye karşı tavır alacağını hadiste belirtiyor Peygamber Efendimiz (sav). Ama “70.000 sarıklı” diyor, bakın 70.000, öyle bir tane iki tane değil. Yani Mehdi’ye karşı mücadele edecek, 70.000. Demek ki iddia edilen Ergenekon örgütü muazzam bir yapılanma içine girecek. Yani dış ülkelerde de, Türkiye’de de, İslam ülkelerinde yani din adamları görünümünde kendi taraftarlarından oluşan bir ekip oluşturacak. Bunların ana vasfı ne olacak? Darwinist ve materyalist olmaları veyahut Müslümanları birbirine kırdırma politikası içinde olmaları. Yani Aleviyi Sünniye, Sünniyi Aleviye düşman etmek ve vatanın birliğini ve bütünlüğünü bozmak, anarşi ve teröre zemin hazırlamak, kargaşa ve fitneye zemin hazırlamak. Bunun dışında Müslümanların aleyhinde konuşup, Müslümanları küçük düşürecek üsluplar kullanarak, Müslümanlığı insanların gözünde değişik bir halde insanlara sunmaya kalkmak. Buna benzer olayların olacağını anlıyoruz.
SUNUCU: Şu anda da hatta olan olaylar bunlar, değil mi? Yapılan açıklamalar, mesela Cübbeli Ahmet Hoca’nın açıklamalarına baktığımızda dediğinizle bire bir örtüşen şeylerle karşılaşıyoruz. İşte Şii’lerin pırasa gibi kesilmesi örneği mesela, Mehdi tarafından katledilmesi gibi, bu tarz açıklamaları var.
ADNAN OKTAR: Evet, şimdi tabii Cübbeli için iddia edilen Ergenekon örgütünün elemanıdır demiyoruz. Deccal ordusunun bir taraftarı da demiyoruz ama cehaletiyle onlara istemese de hizmet etmiş oluyor yani istemese de hizmet etmiş oluyor. Bu çok önemli. Mesela diyor ki, bayağı bir şey var. “Bu Müslümanlar Allah’tan korkmasalar en çok suçu onlar yaparlar.” Mesela. “Müslüman Müslümana borç vermesin çünkü ödemezse bu sefer kızar namazı bırakır”. Şimdi biz Müslümanları, ehli delalete, imanı zayıf insanlara, güzel insanlar güzel hayat olarak sunmakla mükellefiz. Müslümanları küçük düşürmek, aşağılamak, onların onurunu kırmak onları değersiz gibi göstertmek çok anormal bir hareket olur. Bu konuşmalar öyle bir düşünceye zemin açabilir. Bakın diyor ki “Müslüman Müslümana borç vermesin”. Demek ki güvenilmez insanlar anlamına geliyor Müslümanlar. Yani kimse o zaman Müslümanlara borç vermeyecek o zaman, borç da alamayacak. Ticaret hayatı sönsün mü Müslümanın? Böyle söz söylenir mi? “Çünkü ödemezse bu sefer kızar namazı bırakır”. Bu kadar imanı zayıf Müslümanları göstertmek, bu kadar kişiliği zayıf göstertmek, bu kadar karakteri zayıf göstertmek, Müslümanlara ve Müslümanlığa çok büyük zarar verir. Mesela diyor ki “adamın evini iste, parasını iste, cemaati bırakır”. Müslümanın bu kadar kişiliği zayıf mı? Bu kadar aklı, imanı zayıf mı? Nereden çıkarıyorsun böyle sözleri. Müslümanları şevklendirecek güzel konuşmalar yapsana. Müslümanlığı övsene. Resulullah (sav)’a uyuyorlar onlar, Allah’a uyuyorlar, Kuran’a uyuyorlar, değil mi? Ahir zamanda Müslümanların aleyhinde zaten çok fazla konuşan insan var, niye sen oturup Müslümanların aleyhinde konuşuyorsun? Mesela diyor ki “Müslümanlığın adı kalmış.” Niye adı kalsın, dünyaya hakim olmak üzere Müslümanlık. “313 tane doğru Müslüman olsa iş bitecek,” diyor. Mehdi gelmeyecek diyorsun, 313 tane Mehdi’nin taraftarları, bu yüzyılda gelmeyecek diyorsun, dünyaya İslam hakim olmayacak diyorsun arkasından bunları diyorsun. Müslümanların şevki ne olur o zaman? Değil mi? “Adam yok, camii dolu, cemaat dolu, ne yapayım? Allah yoluna gelen yok.” Kardeşim cemaatine, camiye gelen insanlara böyle dersen, o insanlar ne olur? Yani onların şevkini arttıracak şekilde güzel konuşmalar yapsana. “Cihat eden yok, herkes korkuyor.” Müslümanlar niye korkak olsun? Cihat eden niye olmasın? Yer yerinden oynuyor, İslam çığ gibi dünyaya hakim oluyor görmüyor musun? “Makam mevki rütbe, Allah cümlemize hidayet eylesin”. Güzel. Bu güzel. Bak “Hoca kimden bahsediyor diye düşünmeyin, şahsımdan bahsediyorum,” diyor, “en bozuğu benim,” diyor. Kendinin bozuk olduğunu söylüyor. Şimdi bu yöntem mi bu? “Ben adam olsam belki herkes adam olur.” “Ben de bozuğum” diyor, “etrafımdakiler de bozuk” diyor. Şimdi bu söz mü şu?
SUNUCU: Yok çok kötü, acayip bir açıklama
ADNAN OKTAR: Tabii.
SUNUCU: İslam’ın sadece adı kalmış ne demektir, ne demektir?
ADNAN OKTAR: Bak en bozuğu benim diyor, şuna bak. “Görünüşteyiz yani görünüşteyiz” yani riya var diyor, yani böyle münafıkane bir yapı var gibi konuşmuş. “Görünüşteyiz. Allah için ne mal verebiliyoruz, ne can verebiliyoruz, ödlek, korkak birşeyiz.” Müslüman niye korkak olsun. Hepsi yiğit, hepsi cesur, hepsi ataktır. Müslüman’a böyle söylenir mi? Müslümanların şevkini kıracak konuşmalar yapılır mı? Karakteri, kişiliği zayıf göstertilir mi?
OKTAR BABUNA: İnşaAllah göstertilmez inşaAllah.
SUNUCU: Can verilecek durum olmuş da kim vermemiş yani hani onunla ilgili bir sıkıntı neymiş onu anlamadım.
ADNAN OKTAR: Mesela bakın ne diyor; “sabredersiniz, haramlardan sakınırsınız diye bildiriyor. Bu özellik bizde yok. Biz çıplak bir karı…” diyor ki çok anormal yani kadına o şekilde hitap edilmez. “…karı görsek hemen bakarız.” Niye Müslüman öyle olsun? İradesi de vardır Müslümanın aklı da vardır. Allah’tan korkar. Müslümanları böyle anormal, zaten cinsel iftiralar atılıyor Müslümanlara bu şekilde söylenir mi Müslümana? Bu şekilde ifade kullanılır mı? “Bir çıplak karı görsek hemen bakarız” ne demek bu laf ya? Müslüman Allah’tan korkar, aklı başında, dengeli bir insandır. Yani kadına da karı denmez ayrıca. İnşaAllah. “Müzik dinleriz” Ne olurmuş müzik dinleyince? Bütün ülke müzik dinliyor yani müzik niye dinlenmesin? “Televizyonun başından kalkmıyoruz.” Biliyorsunuz televizyon da seyretmeyin diyor. Televizyonlar da kalkacak. Dünyadaki olayları biz görmezsek, insanların ne yaptığını bilmezsek nasıl ibret alacağız? Nasıl olayları öğreneceğiz değil mi? Yanlışı da doğruyu da birçok konuları biz televizyondan öğreniyoruz, radyodan öğreniyoruz. Gazete de okuyacağız, televizyon da seyredeceğiz, kitap da okuyacağız genel kültürümüz, bilgimiz artacak. Radyo dinleme, televizyon da seyretme, şunu yapma, bunu yapma… Ondan sonra da Müslümanların gücünü alacak konuşmalar yap. Siz korkaksınız de, zayıfsınız de, kadın gördüm mü şöyle yapıyorsunuz, böyle yapıyorsunuz, cesaretiniz yok, şevkiniz yok, ölmüşsünüz, bitmişsiniz denir mi Müslümanlara? Bu şekilde mücadele olur mu? Bu şekilde moral yönünden Müslümanı çökertmeye yönelik bir üslup nereye götürür? “Müzik dinleriz.” Niye? Meşru olan müzik dinlenir. Abuk sabuk bir şey olursa dinlenmez yani niye dinlenmesin müzik? “Televizyonun başından kalkmıyoruz” diyor. Faydalı bir program olursa mesela şu an televizyonda yayınlanıyor konuşmamız, kardeşlerimiz dinliyor. Ne mahsuru var bunun? Niye dinlemesinler? “Sabır yok.” Müslümanın ana vasıflarından bir tanesi sabır. Niye sabır olmasın değil mi? Şevklendirsene Müslümanı. “Rüşvet almadan duramaz, haramlardan uzak duramıyoruz.” Kardeşim bütün Müslümanlar rüşvetçi mi bu ne biçim konuşma? “haramlardan uzak duramıyoruz” yani harami mi Müslüman? Sürekli harama girer mi? Allah’tan korkar Müslüman. “Hele şu gıybet, dedikodu ve iftiradan kurtulamıyoruz.” Yapma yapıyorsan. Allah’a sığın, dua et. Değil mi? Ama niye genelliyorsun? “Bu en çok Müslüman hacı-hocalarda bulunur, dedikodu ve gıybet.” Kardeşim bak şimdi şu tahribata bak. Şu tahribata bak yani “En çok Müslüman hacı-hocalarda…” hacca gidenlerin ne günahı var? Yaşlı başlı insanlar niçin böyle konuşuyorsun? Hoca diyor yani bir avuç alim var zaten az; onları da niye böyle nerden çıkarıyorsun? Zaten halk arasında bu tip ifadeler var, Müslümanların aleyhinde böyle propagandalar var. Hacı-hoca diye, biliyorsunuz çok acayip sözler edenler var. Onlara yardım etmiş oluyorsun. Böyle Müslümana bu şekilde söylenir mi? Müslüman hakkında hayır söylenir, güzellik söylenir. Hacılarımız niye, tertemiz Allah rızası için hacca gitmiş gelmişler, tövbe ediyorlar, tertemiz insanlar. Hocalar da öyle. Allah için dine hizmet ediyorlar. “En çok Müslüman hacı-hocalarda bulunur, dedikodu ve gıybet.” Küfürde bulunur desene, delalette bulunur, Allah’tan korkmayanda bulunur desene, ne istiyorsun Müslümanlardan? Mesela teravih namazına çağırıyor insanları, diyor ki; “sakın korkmayın hepsi birden 45 dakika sürüyor”. Yahu kardeşim namaza böyle davet olur mu? Yani böyle hani istemeye istemeye, sanki böyle büyük bir derdin, belanın içine giriyormuş gibi insanlara böyle bir üslup kullanılır mı? Namaz bir bayramdır, sevinçtir, Müslümanlar sevinçle gider. Teravih namazı; çocukluğumuzdan beri biz sevinçle gideriz teravih namazına. Nerede görülmüş böyle bir söz? “Hepsi birden 45 dakika sürüyor, korkulacak bir şey yok 3 saat 5 saat namaz kıldırmıyoruz size.” Böyle denir mi? Hatta diyor Allah münafıkların hareketi olarak. Üşenerek onlar namaza kalkarlar diyor. Bu anlama gelmez mi bu söz o zaman? Değil mi? Bu ne biçim söz? Müslümanları münafıklıkla itham eden bir üslup olmuş oluyor adeta. “Adamdan parasını istersen cemaati bırakır. Arabayı kapıda bırakacak hali yok ya. Hayrına arabayı bırakacak. Nerede öyle cemaat? Cemaati bırakır. Cemaati bırakır tabii.” Herkes evini arabasını vermez diyor ve Müslümanlıktan vazgeçer, cemaati bırakır. Yahut davasını, arkadaşlarını, kardeşlerini bırakır diyor. Tertemiz insanlar etrafındaki, cemaatindeki insanlar da tertemiz insanlar. Ne istiyorsun o mazlumlardan? Allah rızası için yanına gelmişler onlara o şekilde hitap edilir mi? Müslümanlara böyle hitap edilir mi? Değil mi? Gönül alıcı, güzel konuşsana, şevklendirsene.
SUNUCU: Çok değişik açıklamalar hakikaten.
ADNAN OKTAR: Evet. Yani akıl almayacak izahlar baksana. Bir tane, iki tane, on tane değil ki insan ne söyleyeceğini bilemiyor.
SUNUCU: Yani hem Müslümanlara bu tarz hoş olmayan ithamlarda bulunup hem de ben Müslüman bir din adamıyım demek çok çelişkili.
ADNAN OKTAR: Benim bildiğim, Kuran’da açıkça Müslümanlar, Allah övüyor Müslümanları. Müslümanlar güzel insanlardır. Güzel ahlaklıdırlar, Allah’tan korkarlar, Allah’ı severler. Şevklendirsene. Bir avuç insan etrafına gelmişler Allah rızası için. Onlara böyle hitap edilir mi? Ne olur onlara? Sokaktakiler öyle söylüyor onlara, sen de gidiyorsun onlara aynısını söylüyorsun. Sokaktakiler derken bir kısım materyalistler, din zıttı olan dine karşı olan bir kısım insanlar da aynı şeyi söylüyor. Sen aynı şeyi niye söylüyorsun?
SUNUCU: Ayrıca da İslam’ın sadece adı kaldı diyerek hem de bir din adamı olduğunu söylemek ve bunu tebliğ etmek… İslam’a dair şeyleri, Mehdiyet dönemine dair bilgileri tebliğ etmek bir Müslüman’ın görevi. Sen bunun yerine tam tersine ‘İslam’ın sadece adı kaldı’ diyorsun. O zaman bu da çok büyük bir günah değil mi aynı zamanda bir Müslüman için?
ADNAN OKTAR: Çok acayip bir söz. Desene İslam hakim olacak. Madem Mehdi korkusunda tedirginsin, Mehdi olamayacağına kani olduğun için belki psikolojik olarak bir rahatsızlık duyuyorsun veya çocuksu bir akılla ki çok yanlış bir hareketle, bu kadar zahir olmuş, Peygamber Efendimizin (sav) belirttiği bu kadar alamete rağmen, ki 7000 ile ilgili sekiz tane hadis olmasına rağmen, ki bunu da reddediyor zaten. Bir kabul ediyor bir etmiyor, ne yaptığını da şaşırdı. Ne yapacağını da bilmiyor. Bütün bunları diyeceğine; İslam bu yüzyılda hakim olsun, hep birlikte gayret edelim, sizler temiz insanlarsınız, mümin insanlarsınız, Allah rızası için gayret edelim. İslam’ın hakimiyeti bu yüzyılda mümkün. Her an mümkün. Var gücümüzle gayret edelim. Türk İslam Birliği kurulsun, bu fitne kalksın, Filistin’deki kardeşlerimiz kurtulsun, Afganistan’daki kardeşlerimiz, Irak’taki kardeşlerimiz kurtulsun. Boş durmayalım, bir an önce Türk İslam Birliğini oluşturalım diyeceğine, “Mehdi de gelmeyecek diyor, İslam hakim olmayacak bu yüzyılda, Müslümanların adı kalmış, adam yok, cami dolu cemaat dolu ne yapayım, Allah yoluna gelen yok, cihad eden yok, herkes korkuyor.” Kardeşim bunlar yıkıcı izahlar. Bunlar konuşulur mu? Ne biçim konuşuyorsun sen böyle?
SUNUCU: Ama şimdi daha önceki programlarımızda da konuşuyoruz ya, Türk İslam Birliğini kabul etmiş olsa Mehdi’nin geldiğini de, Hz Mehdi’nin geldiğini kabul etmiş olacak.
ADNAN OKTAR: Ondan şiddetle kaçınıyor, şiddetle kaçınıyor. Cemaatindeki kardeşleri ben onları çok seviyorum, etrafındakileri. Tertemiz Müslümanlar. Ya sorsunlar sen de kardeşim ne biçim insansın bir anlat bakalım. Yani bu yüzyılda İslam’ın hakim olmayacağından nereden emin oldun? Allah’ın rahmetinden nasıl ümidini kesiyorsun sen? Nereden biliyorsun? Değil mi? Küfür dünyaya hakim oluyor da İslam neden hakim olamıyor demeleri lazım. Darwinizm hakim oluyor, materyalizm hakim oluyor İslam niye hakim olmasın? İslam ahlakı niye hakim olmasın dünyaya? Nerede biliyorsun İslam’ın hakim olmayacağını demeleri lazım. Yani sen ne biliyorsun demeleri lazım, bizim için niçin böyle konuşuyorsun? Güzel sözler et, bizi şevklendirecek konuşmalar yap demeleri lazım. Mesela Celaleddin Suyuti’nin tasnifinden hadisler; mesela şu kitabı alıp götürmeleri lazım. Burada Suyuti, dünyanın ömrü ile ilgili bakın sekiz tane hadis vermiş. Bu sekiz tane hadisin anlamı nedir bize açıkla demeleri lazım. Diyor ki hadislerde; dünyanın ömrü 7000 yıldır, 5600 yıl geçmiştir diyor, geriye 1400 yıl kalmış oluyor.
SUNUCU: Tabii açık hesap var orada.
ADNAN OKTAR: Çok net; 1400 ile 1500 arasında herşeyin olup bitmesi gerekiyor. Eğer bu hadisleri kabul etmiyorsa bunu da söylemesi lazım. Ben bu hadisleri kabul etmiyorum demesi lazım. Evet, hadisler doğru ama bundan hesap çıkmaz diyor. Bunun mantıksızlığı çok ortada, rakam var. Bakın 7000 rakamı var 5600 rakamını vermiş; iki tane rakam vermiş Peygamber Efendimiz (sav). Hesap edelim diye. Bunun hesabının sonucunda da net bir rakam çıkıyor ortaya. Bunların hepsini sormaları gerekir.
SUNUCU: Tabii bir ilkokul öğrencisine tahtada da yazdırsak bu rakamlardan ne çıkıyor diye çıkardığı zaman 1400 rakamına ulaşacaktır.
ADNAN OKTAR: Müslümanların şevkini kıracak, bir de akıl almayacak izahlar yapıyor Müslümanlara. Mesela gökyüzü tamamen meleklerle kaplanacak diyor, falanca Mehdi’dir diye hepsi birden söyleyecekler diyor. Kardeşim bu aklın ihtiyarını kaldıracak bir şey, kıyamette olacak bir şey. Müslümanlara sen bunu söylersen itikadı yönden, iman yönünden bunları çok zora sokarsın. Değil mi? Allah esirgesin imanlarını kaybetmelerine vesile olabilirsin. Mesela diyor ki; ‘bir tekbir getirecek Mehdi bütün kaleler yıkılacak Roma’da.’ Yani deprem etkisi meydana getirecek diyor, yani bomba atmış gibi, atom bombası atmış gibi olacak diyor. Bir sürü mazlum sabi, kadın, çoluk çocuk enkazın altına kalır böyle birşeyde. Ve hiçbir Peygamber döneminde olmamış bu. Yani bir insan sedasıyla, insanın tekbir getirmesiyle binalar yerle bir olur mu? Hiç olmuş mu böyle bir şey? Bu müteşabih besbelli, Allah’ı anarak, Kuran’la, hikmetle, feyizle, güzel sözlerle kaleleri fethedecek. Yani darwinizmi, materyalizmi, materyalist düşüncede olan okulları, düşünce kulüplerini, her türlü insan topluluğunu etkileyecek ve onları darwinizmin fitnesinden, materyalizm fitnesinden kurtaracak, İslam’a yaklaştıracak. Bu anlamda söylenmiştir bu. Yoksa yerle bir edecek demek... Mesela biz de şu anda darwinizmi yerle bir ettik diyoruz. Yani bomba mı attık biz? Değil. Fikirle yerle bir ettik. Bu anlamda söylenir bu.
SUNUCU: Yani şunu da merak ediyorum aslında bu ve benzeri söylemlerde bulunan insanların etrafındaki arkadaşları, cemaatleri acaba şey demiyorlar mı? Mesela bir ifadesinde demiş ki Cübbeli Ahmet Hoca; “Müslüman namazı kılarken cep telefonu çalarsa oynayarak kalkar.” Hiçbir insan, o cemaatten insan da şunu demiyor mu; “hayır ben böyle bir ahlaka sahip değilim, benim ahlakım düzgün. Ben namazımı kılarım, telefon da çalsa başka herhangi bir şey de olsa kılmaya devam ederim” diye itiraz etmiyorlar mı acaba? Müslümanlara yönelik çünkü çok acayip açıklamalar var.
ADNAN OKTAR: Çok küçük düşürücü bir ifade yani etrafındaki insanlar için de… O insanları öyle mahcup etmek insanların gözünde onları komik hale getirmek çok anormal bir hareket. Namaz kılarken telefon çalıyor birden oynamaya başlarlar diyor. Dönerek oynamaya başlarlarmış. Yani şu olacak iş mi? Müslüman bu kadar şuuru, iradesi, aklı kapalı bir varlık mı? Bu kadar ilkel bir tavır bir Müslüman göstertir mi? Nerede görülmüş böyle bir şey. Müslümanı böyle komik göstertip millete güldürtmek ve internet sitelerinde, orada burada onları yayınlatmak, bunlar reva mı yani? Bu kadar zor bir ortamda, Müslümanların üstüne bu şekilde insanların gelmesini gördüğü halde bu zemini iyice teşvik edecek bir sistem kurmak ve böyle sözler etmek çok acayip. Çok yanlış.
SUNUCU: Bir de bu açıklamaları televizyondan dinleyip katıla katıla gülen insanlara da ben hayret ediyorum Müslümanım diyorsanız eğer açık bir hakaret var nesine gülüyorsunuz çok ilginç. Değil mi? Evet, www.cubbeliahmethocayacevap.org muydu?
SUNUCU: www.cubbeliahmethoca.org adresinden de bu açıklamaların ayrıntılarını ve verilen cevapları ayrıntılı bir şekilde bulabilirsiniz efendim.
ADNAN OKTAR: Yalnız bir daha söylüyorum cüppeli değil…
SUNUCU: Cubbeli…
OKTAR BABUNA: Ben de sizin konuştuğunuz radyoyu eksik vermiştim onu tekrarlayayım mı? Norveç radyosuydu, Müslümanlara yayın yapan, geniş çaplı yayın yapan.
ADNAN OKTAR: Deminki konuşma yaptığımız radyoyu değil mi, Norveç Radyosu’ydu değil mi? Her yerden dinleniyor değil mi? MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: Evet, her yerden dinleniyor. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bayağı coşkulular. Hemen hemen hergün bütün dünyaya yayın yapan bir radyoyla konuşma yapıyoruz elhamdülillah. Amerika ile oldu, İspanya oldu, İngiltere oldu ve defaatle. Bir de çeşitli radyolarda oluyor ve büyük radyolar. Şimdi yine Amerika ile ilgili yine bir radyo konuşmamız olacak. O da ünlü bir radyo, Amerika’nın en ünlü radyolarından birisi, bütün dünyaya yayın yapıyor. Çok iyi olacak inşaAllah.
SUNUCU: Bildiğim kadarıyla konuştuğunuz radyolardan tekrar tekrar istekler de geliyormuş. Arkadaşlarınızdan öğrendiğim kadarıyla.
OKTAR BABUNA: Evet ve her radyo hem Avrupa’da, hem Amerika’da hem Asya’da yani çok geniş çaplı dinlenen radyolar maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yeni yeni hadisler buluyoruz, Hz. Mehdi ile ilgili. Bunları da kardeşlerime okuyayım. “Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem ailesinden El- Mehdi, Hz. Mehdi aleyhisselam “geniş karınlıdır”; yani karnı geniştir. ... “Bacakları çok enerjiktir”; yani ordan oraya ordan oraya gidiyor demek ki, hareketli. “Omuzları geniştir”, “onun gecesi Allah’a boyun eğerek ve secde ederek, yıldızlara nöbet tutarak geçecektir.” Yani geceleri Allah adına faaliyet yapar. Sürekli İslam’ı, Allah’ı, Kuran’ı anlatır, anar. “Kendisini suçlayanların attığı suçlar onu Allah’ın huzurunda etkilemeyecektir.” Bak, ona iftira atılacak diyor, kendisini suçlayanların attığı suçlar, onu Allah’ın huzurunda etkilemeyecektir. O nur yayan bir kandildir, o nur yayan bir kandildir. Bihar'ul Envar var 86-81. ”Zamanın sahibi, El-Mehdi, Hz. Mehdi Aleyhisselam hakkında farklı görüşler birleşerek takip edecek, çeşitli zihinler arasında bunlar birleşecek, onun vesilesiyle en yakın dostlarınızın hakları sökülüp çıkartılacak”, yani insanların haklarını koruyacak diyor. “Onun vesilesiyle düşmanlarınızın kötülüklerine karşı koyacak”, düşmanların kötülüklerine karşı konulacak diyor onun zamanında ve “yeryüzünü onun vesilesiyle iyilik ve adaletle dolduracaksınız. Onun çıkmasıyla birlikte kulları üzerinde nimetler ve hoşnutluk artacaktır. Onur ve övgü ile gerçekler yerine döndürülecek”; bak, onur ve övgü ile gerçekler yerine döndürülecek, din onun eliyle yeniden tesis edilecektir. Murtaza Müştehidi Sistani, Elmas Yayınları, sayfa 343. “Herkes onun, Hz.Mehdi aleyhisselamın çevresinde sevdiği çocuklarına içten sevgiyle bağlı bir babanın meclisinde”, bak, sevdiği çocuklarına içten sevgiyle bağlı bir baba gibidir diyor Mehdi, talebelerine karşı. “Ya da tebasına merhametli bir kralın huzurunda gibi oturacaklar yanında” diyor, tebasına merhametli, yani çok güzel huylu bir kralın huzurunda gibi talebeleri oturacaklar diyor yanında. “Neşe veren ayetleri, Kuran ayetlerini ve müjdeleri sonsuz mutluluk yurdunda gösterecektir”. Yani dünyada sürekli bu ayetleri insanlara anlatacak, bu müjdeleri verecek, Mehdiyle ilgili müjdeleri verecek, anlatacaktır diyor. Bir daha okuyorum; “Herkes onun Mehdi Aleyhisselamın çevresinde sevdiği çocuklarına içten sevgiyle bağlı bir babanın etrafında oturur gibi olacaklar diyor, meclisinde. Ya da tebasına, yani yönettiği insanlara merhametli bir kralın huzurunda gibi oturacak. Neşe veren ayetleri ve müjdeleri sonsuz mutluluk yurdunda gösterecektir”, sayfa 257. Bakın Ahmedinejad ne diyor, NBC Amerikan televizyonuna; “dünya üzerindeki tüm silahların kaldırılmasını biz de istiyoruz.” Daha önce silahlanmayı savunuyordu, sonra uyardım. Hatırlattım, hadislerle konuyu anlattım, bakın üslubu tamamen değişti. Geçen günler yine rica ettim, bunu birkaç defa daha vurgulasın dedim. Hocam dediler, vurguladı ama dünyada duyulmadı, siz de duyurursanız çok iyi olur dediler. Tamam dedik ben de duyurayım dedim. “Bu nedenle tüm silahlarımız yok edilmeli.” Bakın aynı benim söylediklerim. “ Bunların yerine, okulların, hastanelerin ve kliniklerin inşa edilmesi gerekir.” Bunların yerine okul ve klinikler yapalım, faydalı şeylere verelim diyor, güzel, benim iki yıldan beri anlattığım. “Biz bunu istiyoruz, ümit ediyoruz. İmam Mehdi geldiğinde tüm bu problemler çözülmüş olacak” diyor Ahmedinejad. “Zamanın sahibi Mehdi için dua edilmesi, Mehdi için dua edilmesi, aslında tüm dünyada adaletin ve kardeşlik sevgisinin hakim olması için bir dilektir. İmam Mehdi mantıkla, kültürle ve bilimle gelecek. Artık savaşlar olmasın, düşmanlık ve nefret bitsin ve çatışmalar sona ersin diye gelecek. Herkesi kardeşçe sevgiyi yaşamaya davet edecek, Mehdi. Elbette İsa Mesih ile birlikte dönecek. İkisi biraraya gelecekler Mesih ve Hz. Mehdi ve birlikte çalışarak bu dünyayı sevgiyle dolduracaklar. Tüm dünyada geniş çaplı bir savaş olacağı ya da dünyanın sonunda savaştan çıkacağı ile ilgili yayılan haberler yanlıştır. Bakın birebir dediklerimi aktarmış, maşaAllah elhamdülillah. Allah razı olsun. Gurur da yapmıyor, kibir de yapmıyor. Daha önce İsrail’i yerle bir edeceğiz, şöyle yapacağız, böyle yapacağız diyordu; hadislerle tarif edince tamamen düzeltti üslubunu, tam doğrusunu söyledi. Şimdi yine önümüzdeki günlerde bir açıklama daha yapacak. Geçenlerde birkaç tane onun yakınıyla görüştüm, yine haber gönderdim. Yine bu tarzda inşaAllah açıklama yapacak. inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah, benzer açıklamaları İsrail’den de temenni ediyoruz. Umarız ordaki kan da durur artık.
ADNAN OKTAR: İran Cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinecad, 23 Eylül 2009 tarihli Birleşmiş Milletler Genel Kurulu konuşmasında Hz. Mehdi için ettiği duayı söylüyorum. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu konuşmasında.“Rabbim” diyor, “İmam Mehdi’nin gelişini hızlandır. Ona sağlık ve zafer ver”. Salondan kaçanlar oldu, bazı Masonlar, panik oldular. “Bizi onun takipçilerinden, onun hakkaniyetine şahit olanlardan ve tasdik edenlerden kıl.” Bak, “Bizi onun takipçilerinden yani talebelerinden”. “Onun hakkaniyetine, adaletine şahit olanlardan ve tasdik edenlerden kıl. İnsanlık için vadedilen kadere uygun olarak saf bir yaşam tesis edilecek ve bu adaletin tüm dünyada hakim olması ile gerçekleşecek. Her insan saygı görecek, her insana değer verilecek. İşte bu zaman geldiğinde insanlık, ahlaki ve manevi mükemmelliğie ulaşacak. Allah’a ulaşacağı yollar açılacak, Allah’ın Yüce isimlerinin tecellisi gerçekleşecek. Tüm bunlar mükemmel insan, son ilahi hazine Hz. Mehdi aleyhisselamın yönetimi altında gerçekleşecektir.” Bakın, “tüm bunlar, mükemmel insan, son İlahi hazine” diyor. “Hz. Mehdi aleyhissalamın yönetimi altında gerçekleşecektir. Hz. Mehdi İsa Peygamberin soyundan gelecek. İsa Mesih aleyhisselam ve diğer seçkin dindarlar ile birlikte hareket ederek”, bak, “İsa Mesih ve diğer seçkin dindarlar ile birlikte hareket ederek bu büyük evrensel görevini yerine getirip tamamlayacaktır.” MaşaAllah. “İşte onlar gelecekler ve doğru insanların, samimi dindarların yardımıyla, yani Mehdi ve talebeleri gelecekler, doğru insanların, samimi dindarların yardımıyla insanların uzun süredir arzuladıkları özgürlüğü, mükemmelliği, olgunluğu, güvenliği, huzuru, barışı ve güzelliği egemen kılıp gerçekleştirecektir.” İki yıldan beri anlattıklarımızın bak aynısı. MaşaAllah. “Savaşlara ve anlaşmazlıklara son verecek, son verecekler. İlmin tümünü ve ve maneviyatı, dostluğu tüm dünyaya sunacaklar.” Bakın ilmin tümünü gerçek bilimselliği gerçek ilmi maneviyatı dostluğu tüm dünyaya sunacaklar. Evet insanlığın bu parlak geleceği gerçekleşecek. Bu görkemli dönemi beklerken hep birlikte söz verelim bu muhteşem geleceği oluşturacak şartlar için zemin hazırlamaya ve uygun şartları sağlamaya katkıda bulunalım. Biz de Mehdi öncüsü olarak bunu yapıyoruz. O da bunu yapıyor. MaşaAllah. Çok uzun bu konuşması. MaşaAllah. Elhamdülillah. Mehdi’den bahsetti mi gözleri doluyor ağlamaya başlıyor. MaşaAllah.
SUNUCU: MaşaAllah. Çok Güzel açıklamalar hakikaten maşaAllah. İnsanın içini açan açıklamalar.
ADNAN OKTAR: Oktar’ım anlatacağın bişey var mı soru mu soralım.Ne yapalım?
OKTAR BABUNA: Evet var hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Sen anlat. Bir şeyler anlat.
OKTAR BABUNA: Sonar sistemlerden bahsetmiştik. Yunuslar ses dalgalarını ultrasonik ses dalgalarını kullanarak konuşmuştuk, bunu suyun içindeki balığı üç kilometre ötedeki iki parayı birbirinden denizin derin karanlıklarında zifiri ortamda ayırt edebiliyor. Mükemmel bir sistem. Bu yalnızca yunuslarda yok. Yarasalarda da var. En mükemmel şekli ile var. Yarasa gözleri olmayan kör bir hayvan. Kapkaranlık bir ortamda sineği eliyle koymuş gibi yakalayabiliyor. Gönderdiği ses dalgalarının geri dönüşümünden yaptığı inanılmaz hesaplarla yani saniyenin binde biri on binde birinde yaptığı hesaplarla havada uçan sineği eliyle koymuş gibi yakalayabiliyorlar. Bundan bir tek ne kurtulabiliyor biliyor musunuz? Güveler. Güveler de çünkü aynı şekilde ultrasonik ses dalgaları gönderebiliyorlar. Fakat öyle ustaca gönderiyor ki ; yarasanın yaklaştığı o ses dalgalarını duyuyor o uçan güve . Bunu algılıyor yarasanın kendine geldiğini hissediyor ve gönderdiği ses dalgaları ile onun bu sistemini bozuyor, yarasa ondan uzaklaşıyor. Bu Allah’ın hem yarasayı, hem güveyi, hem yunusları “Fatır” yani “yaratan, icat eden” sıfatı olan Allah’ın yarattığını sonsuz delillerinden birisi inşaAllah. Çünkü bilim adamları bunu teknolojik olarak kullanmaya çalışıyorlar halen ulaşılabilmiş değil bu kadar mükemmel teknoloji. Çünkü kapkara bir ortamda havada uçan sineği düşünün havada uçan sinek çok keskin hareketler yapar inanılmaz bir manevra kabiliyeti var.
ADNAN OKTAR: Yarasada bir o kadar hızlı.Yarasa da çok hızlı.
OKTAR BABUNA : Evet. Tık diye yakalıyor havada ve hesap yapıyor. Bakın bu da çok önemli bir şey. Dopler etkisi diye bir şey var. Bunun detayına girmeyeceğim. Karmaşık hale gelmesin. Bu son 10-20 yılda keşfedildi. Vücutta ultrason yapılıyor ya bakılıyor böyle vücudun içine , kan akımındaki değişiklikler bu sistem kullanılarak, bu Dopler etkisi, bulana ödül verilmiş Dopler isimli birine , bu hesaplarla hesaplanabiliniyor. Bakın yarasa bunu elli milyon yıldır yapıyor. Gelen dalgaları öyle matematiksel hesaplar yapıyor ki havada onu nereye, hangi hızla, hangi yöne gittiğini hesaplıyor. Ses dalgalarından hesaplıyor. Ama güvede bunu tabiri caizse yemiyor o da karşı dalga gönderiyor onu yanıltıyor ve kurtuluyor bundan.
SUNUCU: MaşaAllah.
CİHAT GÜNDOĞDU: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR : Mesela şu olay normal bir insanın iman etmesi için yeterlidir. Çünkü bu sistem insana verilse insan bunu kullanamaz. Bir ikram verilse, değil mi? Bu mümkün mü? Hem orada tespit edeceksin ve anında havada şak diye yakalayacak yani insanın aklının yetebileceği bir şey değil ama gözü görmeyen yarasa havadaki küçücük sineği anında eliyle koymuş gibi yakalıyor. Allah’ın trilyonlarca bizim göremediğimiz daha da sonsuz nimetlerinden sonsuz tecellilerinden sadece bir tanesi. MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah. Bunlar hocamız www.harunyahya.org sitesinde var bir de www.imanhakikatleri.com sitesinde çok detaylı olarak var böyle iman hakikatleri en güzel şekliyle çok güzel hikmetli olarak anlatılmış. Allah’a imanını çok arttıran. Herkes de birbirine tavsiye etsin inşaAllah. Hakikaten biz okudukça böyle Cihat hocamla birlikte derin imanımızı arttıran böyle Allah’ın sonsuz aklını, sonsuz sanatını kavratan deliller bunlar. Çok çok güzel yani insan hakikaten o zaman ne kadar sonsuz bir sanat olduğunu Allah’ın ne kadar sonsuz bir akıl olduğunu daha iyi kavratıyor. Yakınlığı arttırıyor Allah’a. İnşaAllah. Allah’ı yüceltiyor tesbih ettirtiyor. MaşaAllah.
SUNUCU: Evet zaman zaman burada programlarımızda hem fosiller üzerinde inceliyoruz. Hem de sizler bizimle paylaşıyorsunuz. Hakikaten o kadar çok mucize var ki tek bir tanesi bile iman etmeye yeter. Evet çok haklısınız. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Biraz da sorularımıza bakalım.
SUNUCU: Tabi ki. Evet bir izleyicimiz demişler ki, “Hocam siz bir sene önce İslam birliği için çıkara değil kardeşliğe dayanan bir birlik olacak demiştiniz. Bu birliği herkes istiyor demiştiniz. Nitekim Suriye’nin en büyük alimlerinden Ramazan El Buti hutbesinde, Suriye-Türkiye yakınlaşması işbirliği ve kaynaşması için Allah’ın bize lutfettiği bir hediyedir dedi İki ülkenin kaynaşmasının çıkara değil kardeşliğe dayandığını söyledi ve tüm Müslümanları birlik olmaya çağırdı. Hocam artık söyledikleriniz tek tek gerçek oluyor. Herkese iyi akşamlar.” demiş.
ADNAN OKTAR: Artık ben bunun üstüne ne söyleyeyim? İki yıl önce söyledim. Bak Suriye ile birleşeceğiz dedim. Şu an artık detaylar konuşuluyor bakın vize de kalktı. Sınır kapıları açılıyor. Pasaport da kalkacak yakında. Tam anlamıyla birleşmiş olacağız. Irak’la da aynı şekilde. Ürdün’le de aynı şekilde. Ermenistan, Azerbaycan... Yalnız Ermenistan maçında benim dikkatimi çeken. Şimdi onlar zaten bize Allah’ın bir emaneti, misafir olarak gelmişler. Şimdi onları orada onore etmek gönüllerini almak çok önemli. Onları orada mahcup edecek herşeyden çok şiddetli kaçınmak lazım. Ve bizim onlara sahip çıktığımızı, en az Azerbaycan kadar onlara sahip çıktığımızı onlara hissettirmemiz gerekir. Bu çok önemli. Bunu yeteri kadar hissettiremedik gibi geldi bana. Bu olmadı. Yani onlar sevgiyi aramaya geliyorlar buraya. Muhabbeti aramaya geliyorlar. Çünkü maddi çıkar için olsa gider Rusya’yla birleşir, efendim başka ülkeler ile birleşir, birşeyler arar. Bunların amacı sevgi, hürriyet, kardeşlik, muhabbet. Bizim bunlara bunu coşkuyla sunmamız lazım bu insanlara. Yani bizim millet-i sadıka dediğimiz evlatlarımız bizden alındılar ayrı bir yere götürüldüler. Daha hala kemik sayımı yapmaya kalkmak, bununla ilgili daha hala konuşmalar yapmak televizyonda, artık bunlar bitsin. Bu tip programları kaldırsınlar. Ve bu konuyu artık unutalım yani geçmişte olanlar unutulsun, kapansın. Biz bundan sonrasına bakacağız. 2009’dan itibaren hayata geldiklerini düşünsünler, dünyaya geldiklerini düşünsünler. Ve bundan sonrasına artık biz gönlümüzü bağlayalım. Onlar maça geldiklerinde onların en az Azerbaycan kadar tescih edilmeleri, gönüllerinin alınması çok önemli. Bir dahaki sefere inşaAllah daha titiz olalım. Bu sevgiyi onlara sunalım. Resmi bir üslup, onları böyle rencide edecek bir üsluptan şiddetle kaçınılması gerekir. Yani güzel oldu ama yetersiz oldu. Böyle olmaz. Yeteri kadar ilgi, sevgi, alaka benim anladığım anlamda olmadı. İnşaAllah. Çünkü Azerbaycan’a canımız Azerbaycan ki onlar bizim parçamız. En az onlar kadar mazlum insanlar, en az onlar kadar bizim kardeşlerimiz, şefkatle yaklaşmamız gerekiyordu. İnşaAllah o detayı da düzeltiriz bir dahaki sefere. İnşaAllah.
SUNUCU: Evet. İstanbul’dan bir izleyicimiz demişlerki, “Merhaba Sayın Adnan Oktar ve değerli katılımcılar. 57 İslam ülkesi arasında yıllardır yürürlüğe konulmak istenen serbest ticaret anlaşmasını 9 ülke onayladı. Bundan sonra Devlet Bakanı Zafer Çağlayan ‘gelin kardeş ülkeler olarak kendi aramızdaki ticareti serbestleştirelim. İslam Konfreransı Teşkilatı üyesi 57 ülke arasında tek bir ticaret alanı oluşturalım’ dedi. Ayrıca Çağlayan vize konusunda mezuatın kolaylaştırılması gerektiğini anlattı. Bu konu ticaret açısından önemli bir gelişme değil mi hocam?” demişler.
ADNAN OKTAR: Bakın nereye baksan dediklerimin oluştuğunu görüyorsunuz. Alın size bir Türk İslam Birliği delili daha. Yani her yer manen kaynıyor görüyorsunuz. Adım adım gelişmeler oluyor. Bu bundan sonra söyleyeceklerimin de bir sağlamasıdır. Bundan önce dediklerimin tamamı doğru çıktığına göre bakın ahir zamanla ilgili alametlerin tamamı çıktı, bu konuların olacağını söyledim, bunlar da çıktı. Bundan sonra söylediklerimin de çıkacağını göreceksiniz ve hepsi gerçekleşecek. Oh dünya varmış diyeceksiniz. Ne güzelmiş hayat, ne güzelmiş dünya, ne güzelmiş kardeşlik, sevgi ne güzelmiş diyeceksiniz inşaAllah. Çok mutlu, bereketli, bolluk dolu bir hayat olacak. Bu ekonomik sıkıtnılar da tamamen bitecek Allah’ın izniyle. Müthiş bir bolluk ve bereket çağına doğru gidiyoruz. Ama 2014’te inşaAllah.
SUNUCU: Evet bir başka izleyicimiz de demişlerki, “Okuduğum bir haberde Türkiye’nin hazırladığı ‘ekmek israfını önlemede limit sizsiniz’ projesi dünya fırıncılar federasyonuna üye 30 ülkenin onayıyla 2010’da Ankara’da start alacak diyordu. Türkiye’de günde 5 milyon, dünyada ise 100 milyonlarla ifade edilen ekmek israfının önlenmesiyle hem ekonomik açıdan ülkelere kaynak yaratılması hem de milyonlarca aç, yoksul insana bu kaynakla destek olunması amaçlanıyormuş. Siz israfın önlenmesi için birçok çözüm yolu önermiştiniz. Böyle bir uygulamanın başlaması için dünya çapında bir adım atılması son derece önemli değil mi hocam?” demişler.
ADNAN OKTAR: Evet israfla ilgili daha önce çok konuşmalarımız oldu. Alınması gereken tedbirlerle ilgili nacizane tavsiyelerimiz oldu. Bu onlardan bir tanesi. Mehdi devrinde hiç bu tarz olaylarla karşılaşmayacağız inşaAllah. İsraf olayı tamamen kalkıyor Mehdi devrinde, hapishaneler tamamen boşalacak. Bir tek cinayettir affedilmeyecek suç. Onun dışında hapishaneler boşalacaktır. Sevginin, barışın, kardeşliğin, huzurlu yaşamın en yüksek noktalara çıkaracaktır insanlar. Şimdi sevgi dediğiniz şey size çok hafif gelecek. Ya ne kadar şiddetli birşeymiş ne kadar güzel birşeymiş diyeceksiniz. Adalet en yüksek şekliyle uygulanacak. Şu an dünyada da adaletsizlik diz boyu. Görüyorsunuz, akıl almaz olaylar oluyor. Akıl almaz şaşıracağımız olaylar oluyor. Hatta insanlar ne diyeceklerini bilemiyorlar. O kadar garip olaylar oluyor. Ama bunların hepsinin bitişine çok az bir süre kaldı inşaAllah.
SUNUCU: Evet adalet demişken, Girne’den bir izleyicimizin sorusu tam üzerine denk geldi. “Geçen röportajınızda sizin ve arkadaşlarınızın yargılandığı davada mahkemenin son ana kadar hangi maddeden yargılandığınızı söylemediğini anlatmıştınız. Böyle birşey nasıl olur? Yargılanan kişilerin hangi maddeye göre savunma yapacaklarını bilmemesi nasıl mümkün olabilir? Biraz daha detaylı anlatabilir misiniz?” demişler.
ADNAN OKTAR: Evet böyle bir durum oldu. Ben hatırlıyorum. Sorduk, mahkeme hakikaten açıklamadı. En son celsede son gün açıkladı şu maddeden yargılanıyorsunuz diye ama ondan sonrada ek savunma hakkı vermedi mahkeme. Tabi takdir onların. Böyle olması gerekiyorsa böyle olur. Ama bunlar Yargıtay içtihadlarına göre birer bozma gerekçesi. Bunu da belirtmekte fayda var.
SUNUCU: Ayrıca da son durum, sözünüzü kestim özür dilerim, dünkü programımızda belirttiğiniz son durum tüm bunları aşacak hayretlikte bir durum. Onu biraz detaylı izleyicilerimize paylaşırsanız hakikaten çok enteresan.
ADNAN OKTAR: Ona ben de müthiş şaşırdım. Yani her duyan şaşırıyor. Türkiye’de ilk defa karşılaşılan bir olay. Hiç kimsenin talebi yokken, ne müştekilerin ve savcıların talebi yokken, bizim dosyamız Yargıtay’da işlem gördü ve bozuldu. Yani ve yeniden bize dava açıldı. Çünkü iki kişi var, onların cehdinden biz beraat ettik ve onların temyiz hakkını kaldırdı mahkeme. Sadece kendi iddiaları ile ilgili temyizde bulunmuşlar, onu da reddetti mahkeme, bunların temyizleri yani kendi davaları ile ilgili düştü. Başka da temyiz eden hiç kimse yok, savcı da yok. Buna rağmen bizim Yargıtay’ımız görevini yaptı, ellerine sağlık ve bize yeniden dava açıldı. Tabi biz buna itiraz ettik. Ama yani her gören hayretler içinde kalıyor.
SUNUCU: Evet çok çok enteresan. İzleyicilerimiz de dünkü programımızı seyreden izleyicilerimiz de hakikaten çok şaşırmışlar böyle birşey nasıl olur bu ne demek? Biraz kafaları karışmış açılımını özellikle soruyorlar ama bir açılımı var mıdır onu da tam bilmiyorum.
ADNAN OKTAR: Şimdi normalde Yargıtay’dan emekli olmuş kişilere de sorduk. Bakanlar gözlerini kocaman açıyorlar, sadece hayret ediyorlar. Yani gözlerine inanmıyorlar. Ama böyle de oluyorsa oluyormuş ellerine sağlık, birşey diyemeyiz. Kimsenin talebi olmadığı halde Yargıtay’ın böyle bir uygulama yapmış olması, hiç kimsenin talebi olmadığı halde yani hayret verici bir olay.
SUNUCU: Zaten bozmak için en gerekçeli sebebi oluşturmuş oluyor.
ADNAN OKTAR: Tabi bu çok esaslı bir bozma gerekçesi ama tabi gene takdir onların yani bir bildikleri vardır diyelim artık öyle düşünelim. Ama normalde rastlanmış birşey değil, Yargıtay tarihinde yok böyle birşey. İlk defa karşılaşıyoruz.
SUNUCU: Hakikaten gelecek cevabı merakla bekliyoruz. Bakalım nasıl bir yanıt gelecek inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ama biz böyle düşünüyoruz derseler, biz birşey demeyiz, ellerine sağlık deriz sadece. Ama Yargıtay’ın tarihinde yok. Çünkü usül bu. Ya müştekiler böyle bir talepte bulunuyorlar ya savcı talepte bulunuyor. Ne müştekinin ne savcının talebi yok. Buna rağmen Yargıtay bozma kararı aldı. Artık olur yani bir hayır vardır, bir hikmet vardır. Ama tekrar tekrar söylüyorum, ne derlerse başımızın üstüne. Onların kararına bizim bir itirazımız olmaz inşaAllah.
SUNUCU: Evet ama yani böyle bir durumu şimdi vatandaşlarımız şimdi kendi açılarından da düşündükleri için yani bir soru işareti oluşturuyor. Yani eğer bu bir yanlışlıksa, böyle bir yanlışlığın meydana gelmesi, bu kadar bozma kararı varken davanın açılabilmiş olması, devam etmesi, tabi bunların hepsi birer soru işareti.
ADNAN OKTAR: Mesela bakın diyor ki, “Yargıtay Ceza Genel Kurulu E200465K2069, özel dairece davaya katılma ve hükmü temyiz etme hakkı olmayan müştekilerin temyiz isteminin kabulü ile hükmün bozulması yasaya aykırı olduğundan bozma kararının kaldırılmasına” bakın burada yine de davaya katılma hakkı olmayan, hükmü temyiz etme hakkı olmayan kişiler temyiz isteminde bulunmuşlar, bunların hakkı olmadığı halde katıldığı için, bunların böyle bir gücü olmadığı halde kanuni bir yaptırımı olmadığı halde böyle bir talepte bulunmaları ve buna bağlı olarak hükmün bozulmasını dahi Yargıtay kabul etmemiş, ‘yasaya aykırı olduğundan bozma kararının kaldırılmasına’ diyor. Bizim davamızda da usülen de olsa yanlışlıkla da olsa böyle bir talep eden yok, hiç talep eden yok yani. Yani sıfır talep eden olduğu halde bozma kararı alınmış. Yasaya aykırı olduğundan diyor bozma kararının kaldırılmasına demiş, daha önceki böyle bir olayda. Açıklanan sebeple... Bakın ikinci bir tane daha var. Yargıtay Ceza Genel Kurulu E2009996111K143. “Açıklanan sebeplerle idarenin suçtan zarar görmesi söz konusu olmadığından, dolayısıyla verilen hükmün temyizi hak ve yetkisi bulunmadığından, CYUY’nin 317. maddesi uyarınca temyiz isteğinin reddine” yani temyiz istekleri kabul edilmiyor. “Dosyanın yeniden gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tevidine karar verildi.” Ki burada böyle bir kanuni yetkisi olmayan kişilerin temyiz talebini dahi reddederek davayı dosyayı bozuyor”. Burada hiç talep eden de yok.
SUNUCU: Evet bu konuya kısa bir aranın ardından devam edelim efendim. Arkadaşlarımız işaret ettiler. Evet kısa bir aranın ardından bizler tekrar burada olacağız. Bizden ayrılmayınız efendim.
Kısa bir aranın ardından programımız devam ediyor. Programımız aynı zamanda 106.4 Mavi Karadeniz radyosundan da her akşam olduğu gibi, bu akşam da canlı olarak dinleyebilirsiniz. Evet kısa bir ara vermeden önce, yargıdaki durumunuza, davanıza ilişkin konuşuyorduk. Sorularımızın arasında bir izleyicimizin sorusunu da buldum. Dediğiniz gibi dünkü programımızdan izlemişler. Demişler ki, “Dün davanızla ilgili konuşurken bazı konulara çok şaşırdım. Davanızda zamanaşımı kararı çıktıktan sonra Ebru Şimşek ve Fatih Altaylı’nın başvurusu üzerine davanız temyiz için Yargıtay’a gidiyor fakat Ebru Şimşek ve Fatih Altaylı’nın iddialarından beraat kararınız onandığı için temyiz başvuruları reddediliyor. Neticede temyiz başvurusunda bulunan kimse kalmamış oluyor. Yani temyiz başvurusu düşmüş oluyor. Tabi takdir mahkemenin ama kanunda böyle bir durum söz konusu değilken, buna rağmen nasıl zamanaşımı kararı bozuluyor?
ADNAN OKTAR: Biz de bilemediğimiz için merak ettik, dilekçe ile sorduk. Bekliyoruz şu an.
SUNUCU: Peki bu cevabın gelmesi içinde dilekçe verdiniz diyelim, bilmediğimden de özellikle soruyorum geri dönüş için belli bir süre var mı?
ADNAN OKTAR: Belli olmuyor tabi. Yani net bir tarihi olmuyor ama bekleyeceğiz inşaAllah. Ya şu gün cevap veririz diye bir konu yok.
SUNUCU: Belli bir yasal süre yok. Yani bir hafta içinde veya 10 gün içinde gibi yok.
ADNAN OKTAR: Yok.
SUNUCU: Peki evet. İnşaAllah öğrenmiş olur izleyicilerimiz de bizlerle birlikte. Evet bir başka izleyicimiz demişler ki efendim: “Hocam kalbimdeki bir rahatsızlıktan dolayı EKO denilen tetkiki yaptırmam gerekti. Allah’ın kalpte yarattığı kusursuz aktiviteyi yakından görüp detaylı inceleme imkanım oldu. Allah’ın dilemesiyle kalp kapakçıklarının durmaksızın çalıştıklarına şahit oldum. Ve benim için önemli bir iman hakikati oldu. Allah dilerse bir anda kalbi durdurabilir diye düşündüm. Ve Allah’a ne kadar muhtaç olduğumun farkına vardım. Hocam iman etmeyen insanlar bu detayları hiç düşünmüyor mu sizce? Yoksa Allah’ın mükemmel yaratılışını görüp anladıkları halde kendilerini büyük gördükleri için mi kabul etmiyorlar?”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Kardeşimiz güzel tefekkür etmiş. Mesela herhangi böyle bir rahatsızlıkta herhangi hastalıkta ahireti düşünmek ölümü düşünmek ibadettir. O yönden çok güzel yapmış kardeşimiz. Derin düşünmek insanı Allah’a yaklaştırır. Bu arada selamı olan kardeşlerim oldu. Onların hepsine aleyküm selam diyorum. Mesajlarında selam edenlere. Hepsine aleyküm selam diyorum. Yarınki gazete, 15 ekim 2009 Perşembe bugün. 15 ekim 2009 bugün. 250.000 TL tazminatı işkenceci ödeyecek diye haber yapmışlar. Bütün gazetelerde var. Yarınki gazetelerde. İnternet sitelerinde de var. Ergenekon iddia edilen Ergenekon örgütü tutuklusu eski İstanbul Organize Şube müdürü Adil Serdar SAÇAN ve yardımcısı Ahmet İHTİYAROĞLU’nun isimlerinin karıştığı işkence davasında İçişleri Bakanlığı 250.000 TL tazminata mahkum oldu. Bakanlık 250.000 TL’yi tazminatı işkenceci polislerden tazmin edecek Yargıtay da onamış. Biz diyoruz ki bakın dedik ki; “emniyette bize işkence yapıldı, arkadaşımıza işkence yapıldı.” Biz bunu Adli Tıp raporlarıyla ispat ettik çok fazla Adli Tıp raporuyla ispat ettik. Mahkemeye de dedik efendim dedik; “bize işkence yapıldı biz işkence sonucu bu ifadeleri verdik. Yoksa normalde biz bu ifadeleri vermeyiz. Ayrıca savcılıkta biz bunları reddettik. Mahkemede hakimin karşısında da reddettik. Dolayısıyla bizim bu ifadelerimize itibar etmeyin. Ayrıca bekletici mesele yapın. Bunların mahkemesinin sonucunu bekleyin” dedik. Mahkemede alınan kararlar şöyle bir kere bekletici mesele yapılmasını kabul etmediler. Bekletici mesele yapıldığında zamanaşımı riski yok yani hiçbir şey olmuyor sadece mahkemenin sonucu bekleniyor. Mahkemede bize işkence yapıldığı tespit edildiğinde zaten dava düşüyor.
SUNUCU: Zaten düşmüş olacak.
ADNAN OKTAR: Dava düşmüş oluyor. Mahkeme biz bekletici mesele yapmayız dediler. Ellerine sağlık Allah razı olsun. Ama bu bir bozma nedenidir.
SUNUCU: “Peki bu dava devam ederken sizin hakkınızda bu insanlardan birisinin fezleke hazırlaması durumu var.”
ADNAN OKTAR: Bu daha da acayip yani Türkiye’deki olaylar içerisinde çok acayip. Yani 2000 yıl hapis cezası ile yargılanıyor bu arkadaşlar. Bu polis bizim hakkımızda fezleke düzenlemesi durumunda yani böyle bir görev almış. Şimdi husumeti olan bir kişi konumunda şu an. Ve karşılıklı mahkemelerimiz var değil mi? Yani böyle bir durumda böyle bir memura görev verilir mi? Çok acayip bir şey. O da tabi döşenmiş. Ne benim çeteliğimi bırakmış, ne arkadaşların çeteliğini bırakmış. Yani çok kapsamlı şekilde hemen hemen her satırda bir çete kelimesi geçiyor. Böyle bir durum olmuş. Bu da tabi bizim şaşırdığımız olaylardan. Ama bu diğer dediğim konuda tabi yine takdir mahkemenindir. Fakat Yargıtay da yine bir bozma gerekçesidir bu. Yani bekletici mesele yapılabilecekken bekletici mesele yapılmayıp karar verilmesi Yargıtay bir çok ceza genel kurulu kararlarında bozma nedeni olarak belirtilmiş. Ayrıca mahkemeye biz bir konuda daha talepte bulunmuştuk. Biz dedik yanımızda avukat olmadan ifade verdik. Bu bir kere geçersizdir dedik. Allah’ın yaratılışını demişsiniz boş bulunup. Allah’ın yaratışı olacaktı evet. Dili sürçmüştür.
SUNUCU: İnsanlık hali tabi olabilir.
ADNAN OKTAR: Evet tabi insanlık hali evet.
SUNUCU: Canlı yayın yapıyoruz olabilir.
ADNAN OKTAR: Canlı yayın olabilir. Dil sürçer olabilir evet. Mahkemede bu iki açık ara delili zaten kabul etti. Dediğim yani işkence konusunu zaten beklemeyeceğiz dedi o tamam o ayrı mahkemenin bir konusu. Ama yanımızda avukat olmadan alınan ifadelerin geçersizliğinin mahkeme bir ara celsede kabul etti. Yani bu geçersizdir. Yani bu bilinen bir husustur dedi mealen. Ve aynı davada yargılanan arkadaşlarımızı bir kısım arkadaşlarımızı polis ifadelerini geçersiz görerek beraat ettirdi. Ve başka dosyada hiçbir delil yok dedi. Yani sanıklar aleyhine çete suçuna ait herhangi bir delil yok dedi ve beraat ettirdi. Ama sonraki aşamada hem polis ifadelerini kabul etti.
SUNUCU: Dolayısıyla delil olmuş oldu.
ADNAN OKTAR: Tabi delil olmuş oldu. Hem de var dedi yani suç da var, çete de var, hepsi var dedi ve ceza verdi. Fakat daha önce mahkemenin aldığı bir karar var. Onun için savcı da bu konuda itirazda bulundu, savcımız mahkemenin savcısı. “Polis ifadeleri işkence ile alınmıştır ve yanlarında avukat olmadan alınmıştır. Ve sizin de alınmış kararınız var” dedi bu konuda. “Ayrıca bu kişileri de beraat ettirdiniz” dedi. “Bir kısmını beraat ettirdiniz” dedi. “Dolayısıyla sizin beraat kararı vermeniz ve bu polis ifadelerini de geçersiz saymanız gerekir” dedi. Mahkeme tabi kabul etmedi. Fakat bu da bir bozma gerekçesi. Yani Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararları var bu konu ile ilgili. Ama yine her zaman söylüyoruz takdir yüce mahkemenin, yine takdir Yargıtay’ın. Fakat biz hukuki var olan konumu söylüyoruz. Yani biri savcı ifadesi diğer ifade de Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararı. Yani Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararına göre bozma gerekçesi evet. İnşaAllah.
SUNUCU: Peki bilmediğim için yöneltiyorum. Siz tabi daha biliyorsunuz bu konuyu çünkü sizin başınıza geldiği için. Bir insana kaç sefer çete suçlamasıyla dava açılabilir acaba yani size kaç sefer açıldı?
ADNAN OKTAR: Ben bunu anlayamadım.
SUNUCU: Onu da öğrenmek istiyorum ama.
ADNAN OKTAR: Tabi ben de bunu kavramaya çalışıyorum yani…
SUNUCU: Daha önce beraat etmiştiniz değil mi?
ADNAN OKTAR: 99’dan itibaren muntazam olarak hemen hemen her yıl bana bir çete ve arkadaşlarıma çete davası açıldı. Ve sürekli beraat ediyoruz. Takipsizlik veriyor takipsizlik onanıyor Ağır Ceza’da. İddiayı kabul etmiyor mahkeme beraat ediyoruz. Sonra bir süre sonra yeniden başka şahıslar toplanıyor bir araya geliyor. Yine dilekçe hazırlıyorlar. Yeniden çete iddiasında bulunuyorlar yine beraat ediyoruz. Yine açıyorlar yine beraat ediyoruz. Yani muntazam şu ana kadar böyle devam etti. Son olarak da sağolsunlar Serdal AKÇA beyefendinin hazırladığı fezlekeyle, İstanbul milletvekili Emin ŞİRİN beyefendi. O da biliyorsunuz iddia edilen ergenekon terör örgütü lobi sorumlusu lobi lideri olmak suçuyla. Lobi sorumlusu evet. Yani sorumlu lobi sorumlusu iddiasıyla göz altına alındı ve bırakıldı. Bu şahsın verdiği dilekçeyle yani meclise verdiği dilekçeyle hakkımızda soruşturma başlatıldı. Ve yeniden bize bir çete davası daha açıldı biliyorsunuz. Ve Serdal AKÇA denen polis memurunu da verdiler. Ki 2000 yıl işkenceden yargılanıyor. O da kapsamlı adeta böyle çete çete çete çete çete fezleke hazırlamış. Onunla ilgili şimdi yeniden dava açıldı biliyorsunuz. Genç kızları küçük kızları toplamışlar. Savcı maşaAllah Allah razı olsun olayı hemen bakar bakmaz hemen anlamış. Onların cihetinden hepsinde takipsizlik verdi. Ankara DGM de takipsizlikleri onadı. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi de onadı takipsizlikleri. Ama çete iddiası olunca şimdi daha önce de anlatmıştım. A, b, c, d, e, f, g’den oluşuyorsa çete. Her bir çocuğa birşey söyletmişler. Birine a, birine b, birine c, kanunen dava açılması gerekiyor böyle bir durumda. Yani boş vakitlerinde artık uğraşacaksın. Gidip ifade vereceksin, avukat tutacaksın, savunma yapacaksın onların her anlattığının bir bir olmadığını ispat durumundasın. Yani iddia kolay ama sen ispatla mükellefsin. Adam diyor böyle böyle bu durumlar diyor. Eğer susarsan kabul anlamına geliyor. Tek tek ispat edeceksin. Biz de tek tek ispat ediyoruz, anlatıyoruz. Edeceğiz yani anlatacağız inşaAllah.
SUNUCU: Aslında normalinde iddiayı da ispatlamak gerekir. Öyle olduğu takdirde herkes herkesi suçlaması çok basit birşey.
ADNAN OKTAR: Aslında böyle bir sistem oluşması gerekiyor. Yani ideali budur. Yani suç nettir suçu ispat ederler konu da biter. Yani önce iddia sonra iddianın öyle olmadığını ispat yani bu çok zor bir şey yani daha önce de böyle oldu. Biz de bakın neredeyse 300 klasöre çıktı şu ana kadar. Bize yapılan iddialar bir klasör geri kalanı yaklaşık 300 klasörde… Evet daha da 300’ün üzerinde şu an. Yani 300 küsür klasörle cevap vermemiz gerekiyor. Mecburen cevap vereceksin detay detay anlatmış. Hepsini anlatmak gerekiyor. Dünya hukukçularından bilgi alıyoruz onları veriyoruz. Kanunlardan içtihadlardan bilgiler alınıyor onlar veriliyor. Bilimsel deliller, bilimsel mütalalar tek tek izah ediyoruz. Başka türlü de zor. Yani bakın bize işkence ile bunu söylettiler. Yani işkence ile söyletilen ifadeleri biz on yıldan beri temizlemeye çalışıyoruz. On yıldan beri. Ve 300 klasöre yakın açıklamayla temizlemeye çalışıyoruz. Halbuki normalde beklenen şöyle olması lazımdı. Bak arkadaş siz şunu işlemişsiniz kanıtı da budur denmesi lazımdı. Mesela bize dendi ki şantaj kasetleriniz varmış dediler. Böyle benim bildiğim alır getirirsin koyarsın şantaj kasetini masanın üzerine şantaj kaseti olur netleşir. Böyle bir kaset yok adı var sadece. Biz bu kasetin hayali kasetin olmadığını anlatmaya uğraşıyoruz inşaAllah. Tabi ben burada mahkemeyi tenzih ediyorum. Onlara bir sözüm yok. Ama bize iftira atanları esas alıyorum. İftira atan insanları konu şey yapıyor. Yani mesela adam çıkıyor Fatih ALTAYLI’nın adresine benim adımdan bir yazı yazıp gönderiyor. Şimdi altına Adnan Oktar diye yazmış adam. Daktilo harfi ile. Bunu herkes yapar.
SUNUCU: Herkes yapar tabi tabi.
ADNAN OKTAR: Yani bununla baş olur mu? Bunun böyle olmadığını anlatmak için senelerce uğraştık ondan sonra beraat ettim. Adli tıpa gitti araştırma, bilirkişi raporları geldi ondan sonra ispat ettim. Şimdi bakın 250.000 tane işkence ile. Dediler ki biz işkence yapmıyoruz dediler. Bakın al Yargıtay da onamış, netleşmiş.
SUNUCU: Üstelik raporlarınız var değil mi? İşkence yapıldığına dair o zaman o da kanıt.
ADNAN OKTAR: Tabi net kanıt.
SUNUCU: Net kanıt.
ADNAN OKTAR: Gönül istiyor ki biz bunlarla uğraşmayalım. Kitap yapalım, cd yapalım değil mi? İlmi çalışmalarla uğraşalım. Ama tabi bunlar da bir ibadet böyle şeylerle de ilgilenmek bir ibadet oluyor. İnşaAllah bu yargı reformu olur da bir an önce Avrupa ayarında hatta daha ileri aşamada bir yargı reformu olur. İnşaAllah bu sorunlar da ortadan kalkar diye düşünüyoruz, inşaAllah.
SUNUCU: Evet İstanbul’dan bir başka izleyicimiz demişler ki; “Sevgili Hocam sizi dinlerken gerçek soyluluğun sadece Müslümanca yaşamak olduğunun farkına vardım. Bizler soyluluğu iyi ailelerden gelmek gibi algılamışız bugüne kadar oysa soyluluk bence Kuran’ı tam yaşayan Müslümanların güzel bir özelliği. Müslümanlar Allah rızası için hakiki vakarı, asaleti, soyluluğu, fedakarlığı yaşıyor, daima güzelliğe, estetiğe, temizliğe gerçek mana da değer veriyor. Ben bunları röportajlarınız da ve yaşadığınız zorlukları dinlerken anladım, ne kadar asilsiniz ki hiç hakkınız olmayan ortamlara, akıl hastanesine, hapse sizi koyuyorlar fakat siz bunları gülerek neşe ile son derece asil bir tavırla anlatıyorsunuz? Hatta kusurları insanları irite edecek detayları özellikle vermiyorsunuz. Kim bilir detay detay neler yaşamış neler görmüşsünüzdür? MaşaAllah Allah gücünüzü kuvvetinizi arttırsın. Size çok derin hürmet duyuyorum” demiş.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. Onlar da olmasa bizim yani ahirete götüreceğimiz az şey olur, bunlarla sevap kazanılır yani. Cenab-ı Allah neye sabrettin dese ben ne söyleyeceğim, sabrettiğim bir şey olmamış olacak ama şimdi işte söyleyebileceğim bir şeyler var, Allah’a hamdolsun, değil mi? Hangi zorluklarla mücadele ettin dese Allah ne söyleyeyim? İşte Allah bana imkan sağlıyor, değil mi mahkemelerle, hapishanelerle, akıl hastanesi ile imkan sağlıyor yoksa Allah vermesin bomboş da gidilebilirdi ahirete, gidebilirdik. Bunlar müminin azığı, ahiretteki götüreceği yanında götüreceği nimetler, bununla iftihar edeceğiz. Bunlarla müminlerin sevgisine vesile olacağız, Allah’ın rızasına inşaAllah vesile olur inşaAllah bu olaylar, inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah. Yaşadıklarınız hakikaten çok ilginç hatta hala da bu yargı süreci de bir örnek, ilginç şeyler yaşamaya devam ediyorsunuz? Ama akıl hastanesinde yaşadıklarınız hakikaten programlarımızda da zaman zaman değiniyorsunuz ama inanılır gibi değil hatta oradan sağ salim çıkabilmeniz de bir adeta mucize gibi bir şey, değil mi?
ADNAN OKTAR: Şimdi ben anlatırken biraz da çirkinlikleri dile getirmek istemiyorum ama bakın bu kitapta adamlar çok kapsamlı anlatmışlar. “Bakırköy Akıl Hastanesi Gizli Tarihi” diye bir kitap, burada her şey çok açık anlatılıyor. Mesela sabah kahvaltısında bulanık bir çay suyu böyle demir bir kazanın içerisinde, içine de ekmek doğranmış; sabah kahvaltısı. Buyurun sabah kahvaltısına şimdi ben bunu söylersem bu insanları rahatsız edebilir güzel değil, mesela duvarlarda bitler pireler geziyordu akıl hastanesinde şimdi ben bunu nasıl anlatayım. Bu kitap anlattığı için anlatmak durumunda kaldım.
SUNUCU: Ama anlatılması gerekiyor aslında, çünkü oradaki insanların rahatsızlığından ötürü orada bulunan insanların bir şekilde savunacak insanlar olması gerekiyor. Çünkü ciddiye alınmayacaklardır söyleseler bile zaman zaman belki kendilerini ziyarete gelen insanlara ifade ediyorlardır ama ciddiye alınmıyorlardır rahatsızlıklarından ötürü, aslında söylenmesi bir anlamda faydalı, sizin anlatmanız faydalı oluyordur.
ADNAN OKTAR: Bunlar televizyon programı yapıldı anlatıldı, bununla ilgili kitaplar var, kitap olarak basılıyor yani ilgili bütün kurumlarda var bunlar ama buna rağmen böyleydi yani bilinmeyen bir konu değildi ki o. Yani bilinmesi....
SUNUCU: Diyorsunuz göz göre göre.
ADNAN OKTAR: Tabi teftişe açık herkes görüyor, geliyordu Oktar’lar.
OKTAR BABUNA: Hepimiz şahidiz.
ADNAN OKTAR: Öğrenciler geliyordu, herkes görüyordu. Şu anda da gideyim yine görürsünüz yani çırılçıplak yatıyorlar yerlerde akıl hastası, buna bir açıklama getiremez ki oradaki kişi, adam kafasını sürekli duvara vuruyor, kanıyor eli yüzü, bağırıp çağırıyor yani tiksinti verici bir durum yani temizliğe dikkat edilmiyor akıl hastası olduğu için. Adamı zorla yıkamaya götürsen akıl hastası güç kuvvet yetmiyor, yıkanmak istemiyor yani onun için bunlar hani gizli olan bilinmeyen konular değil, çok açık aleni bilinen şeyler ama .....
SUNUCU: Bir de sizin bulunduğunuz bölüm tam yani azılı denebilecek hastaların bulunduğu bölümdü değil mi?
ADNAN OKTAR: Mesela bakın şu ranzalar hakikaten benim bulunduğum yerdeki yataklar bu yatakların aynısıdır, buradaki fotoğraf şuradaki aynı. Bakın mesela ayağı arkadan görünüyor üstü. Bakın kirli battaniyeler bu şekilde örtülüyordu, aynısıdır bu şekildeydi. Benim yatağım da bu tarzda idi aynısı idi, yani bu tarz aynı model ama şimdi bunu nasıl anlatayım? Yani kaldığım yer rezalet ama anlatılacak gibi değil yani insanları rahatsız eder anlatsam, değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet, İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ama mesela ayağımdan zincir vuruldu bunu anlatıyorum yani bu bir dereceye kadar anlatılabilir ama pis olan kirli olan şeyleri ben anlatamam. Akıl hastası diyor bana şunu anlayın; doğal ihtiyaçlarını bilmiyor insanlar, bilmiyorlar, böyle bir ortamda 300 kişi var, nasıl olur ortalık? Ben nasıl anlatayım bunu, tabi. Orada temizlik şu bu falan olur mu? Yani rezalet olur başka bir şey olmaz, var gücü ile bağırıyorlar zaten yani çığlık çığlığa yani akıl hastası çığlıkları çok şiddetli oluyor yani bir de deli kuvveti oluyor, var gücü ile bağırıyor. Gecenin 2’si, 3’ü, 4’ü, 5’i fark etmiyor, gündüz. Mesela sigara içenler var, bir başka bir şey yapanlar var, bir yatakta mesela 6 kişi birden yatırıyorlar yan yana balık istifi gibi, uyuyor mu uyumuyor mu bilinmiyor. Mesela bak diyor; ölenler diyor günler sonra anlaşılıyordu diyor öldüğü. Battaniyenin altında koğuşun içi yani çok fazla yatakla dolu, boydan boya yatak kimin nerede yattığı belli değil ki, kimi yatağın altına girip yatıyor yani ranzanın tamamen altında betonun üzerinde yatıyor, kimi bir üstünde kimi başka bir yerde, kimi cadde sokakta yatıyor.
SUNUCU: Peki bu insanların tedavileri nasıl gerçekleşiyor, diyorsunuz ya yatağında öldüğü günler sonra öyle de demeyelim vefat ettiği günler sonra anlaşılıyor?
ADNAN OKTAR: Şimdi sıraya giriyorlar hepsine ilaç veriliyor, aç ağzını diyor işte atıyorlar ağzına ilacı onlar da içiyor veyahut kendisi alıyor, sıraya giriliyordu yani herkes kuyruğa giriyor ilaç kuyruğuna, herkese ilaçları veriliyor, bir kısmına iğne veriliyordu mesela haldol veriliyordu ağır haldol, dili akıl almaz dışarıya çıkıyor, bir insanın dili ne kadardır? Değil mi? Yani abartmayayım taa şurasına kadar sarkıyordu falan nasıl oluyorsa ben anlamıyorum yani çok abartılı şekilde çıkıyordu, kafası arkaya tamamen gidiyor iyice gidiyor taaa sırtına yapışacak kadar, kolları kasılıyor mesela bütün kolları böyle kasılıyor ayakları kasılıyor. Bir de nefes de alamıyor sadece bağırtı ve inleme tarzında saatlerce duruyorlardı öyle.
SUNUCU: Peki böyle bir ilacı nasıl bir tedavi şeyi olabilir ki, insanı o hale getiren o ilacın nedir şeyi yani?
CİHAT GÜNDOĞDU: Normalde bu ilacın yan etkisini giderecek başka ilaç var onu vermiyorlarmış o yüzden yani.
ADNAN OKTAR: Yani biraz da herhalde benim anladığım, şu an anlayabildiğim ceza olarak yapıyorlar anladığım kadarıyla.
SUNUCU: Allah Allah.
ADNAN OKTAR: Çünkü onu çözücü de ilaç veriliyor hakikaten, çözücüyü vermiyorlar demek ki 5 veriyorlardı çok korkuyorlardı akıl hastaları ondan. Mesela böyle taşkınlık yapan, saldıran akıl hastaları oluyordu, oraya buraya kendini duvarlara vuruyor onlara yapıyorlardı genellikle ve sonra öğrendim ki o karşı ilaç verilebiliyor ama onu uzun süre vermiyorlardı tedaviye fayda versin diye, sordum ben “niçin bekletiyorsunuz?” dedim, “işte ilacın etkisini göstertmesini bekliyoruz” dediler, yan etkisini böyle dediler. Tamam dedim o zaman. Ama sonra ilaç verdi mi çözülüyorlardı yani akineton veriyorlardı haldola o çözüyordu. Ama her yer böyle tiplerle dolu idi mesela gözümün önünde elektro şok yapılıyordu hastalara sıradan havaya atlıyordu, çok yüksek miktarda elektrik veriyorlar kafasına iki taraftan. Vücudunu hoplatıyor böyle zaten tutuyorlar onu hoplamasın diye feryatlar figanlar. Mesela pis kokudan içeriye giremiyorduk diyor adam, doktor bayılmış içeriye girince artık olayın şiddetinden beni orada 10 ay tuttular ve sonunda da beraat ettim, geçmiş olsun dediler gönderdiler. 9 ay hücrede tutuldum, 10 ay akıl hastanesinde tutuldum sonra da savcı Türk kavmindenim İslam milletindenim sözümün suç unsuru olmadığını söyledi, mütala verdi, mahkeme de kabul etti, beraat ettik, hadi geçmiş olsun dediler. Beni o zamanlar rahmetli Bakırköy Akıl Hastanesi müdürü olan başhekim olan Yıldırım Aktuna’nın yanına götürdüler. Bütün gazeteciler toplandılar hadi bakalım öp dediler elini Yıldırım Aktuna’nın elini dediler, yani hizaya gelmiş oluyorum... El öpülecek şey yok dedim el öpmelik niçin el öpeyim dedim. Aa dediler öpmen lazım dediler, gazeteciler de bekliyor dediler, benim fotoğrafım var şu şekilde el öptürme resmi var bilmiyorum gördünüz mü siz? Gazetede var. Onu şeyde de göstertebilirim programda da. Kafam böyle arkaya doğru gitmiş o da elini yüzüme yukarı doğru kaldırmış, zorla elini öptürüyor böyle yani ben de hiza olmuş oluyorum gibi herhalde düşündü bazı kişiler anladığım kadarıyla. Yani Yıldırım Aktuna’yı tenzih ederim adamcağız şimdi vefat etmiş, gitmiş ama tabi çok acayip olaylardı bunlar...
SUNUCU: Tabi orada mesela zincirlenmeniz, sanki böyle zapt edilmeyen hani etrafa saldıran zarar veren bir rahatsızlığınız bir şeyiniz varmış gibi, sizi zincirlemeleri bu çok ilginç hem de üstüne üstlük bu kadar rahatsız bir insanı doktor kontrol etmemesi, bunlar çok ilginç.
ADNAN OKTAR: Hayır madem beni akıl hastası olarak görüyorsunuz değil mi? Doktorlarla niye görüştürmüyorsunuz? Akıl hastası dediğin insanın doktorlarla görüşmesi lazım, görüşmeyeceksiniz dediler. Sonradan da ruhen ve bedenen sağlıklısın dediler, Adli Tıp üst kurulundan raporu bozdular, sonra Askeri Hastanede de ruhen ve bedenen tam sağlıklıdır şeklinde rapor bozuldu. Ondan sonra bu sözleri üstümden kaldırdılar yani yoksa basın bunu sürekli kullanıyordu. Akıl hastası aşağı akıl hastası yukarı aman kitaplarını okumayın, bu akıl hastasıdır tarzında.
SUNUCU: Halen daha kullanılmaya devam ediyor, programlarımızda görmüştük. Tabi fotoğrafınızı koymuşlar.
ADNAN OKTAR: Ama bunlar tabi çok makbul, Said Nursi Hazretlerine de yapılmıştır böyle bir şey ve bütün Peygamberlerde bu görülüyor mesela bizim kendi Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’e de denmiştir ve geçmiş Peygamberlere de denmiştir. Allah yolunda mücadele eden büyük mücahitlere, müçtehitlere, alimlere de bu şekilde delilik iftirası atılmış. Ben de Allah yolunda mücadele eden bir insan olarak bu şereften nasibimi aldım. Yani bu da bizim sevabımız inşaAllah. Allah nasip ederse, bunlar ahirette bir güzellik olarak inşaAllah iftihar edeceğiz inşaAllah. Yoksa bir nişanemiz olmazsa bir zorluk çekmezsek ahirette ne anlatacağız. ne konuşacağız, değil mi? Cenab-ı Allah ne zorluk çektin dese, ne diyeyim? Rahat, rahat yaşadık, geldik mi diyeyim?
OKTAR BABUNA: Bu gazete haberi, bu size suçladıkları gazete, Bulvar gazetesindeki röportaj.
ADNAN OKTAR: Evet Bulvar gazetesi, biliyorum o zamanlar evet, ifadelerimiz alınmıştı. Nöbetçi hakime çıkarttılar, Türk kavmindenim, İslam milletindenim. Evet, İslam milletindenim, Türk kavmindeniz, evet. İslam milletinden, Türk kavmindeniz, evet. Bunu söyleyince, söyledin mi böyle bir söz dedi hakim. Evet, söyledim dedim. Tamam dedi. Sanığın tutuklanmasına dedi. Niçin dedim yani. Onu sana anlatırlar dedi. Gittiğin yerde öğrenirsin dedi. O zaman ben de bir şey diyemedim yani. Hakikaten ben nasıl olduğunu da bilmiyorum cezaevinin. Ben zannettim ki, oradaki nezarethanede tutulacağım zannettim ben. Meğer cezaevine gitmem gerekiyormuş. Gittik saçımızı kestiler, sakallarımız kesildi. Cezaevi kıyafeti giydik, özel. Bir şey, karantina denilen bir yere getirdiler. Bit, pire falan ne istiyorsan yani böyle böcekler. Yani akıl almayacak bir yer böyle. Orada tuttular bir kaç gün. Sonra oradan bizi sevk ettiler koğuşlarımıza. Önce siyasi koğuşa koydular. Marksistlerin bulunduğu koğuşa. Ya dedim, ben burada duramam dedim burası olacak yer değil dedim. Tamam dediler. O zaman seni başka bir yere alalım, dediler. O zaman oradan aldılar, tek tekler denilen işte o koğuşa koydular.
SUNUCU: Tek kişinin kaldığı?
ADNAN OKTAR: Evet tek kişilik hücre evet. 1.5 metreye, 2.5 metrelik bir yer. Biz orada 9 ay ikamet ettik. Adresimiz orasıydı. Ama tabi o da bir sevap vesilesi. Yani eğer o olmasa, Hz.Yusuf medresesi sevabı almış olduk ordan da inşaAllah. Yani bir eksikliğimiz vardı, Allah’a çok şükür giderdi o eksiğimizi de. Mesela akıl hastalığı iddiası da çok makbul bir şeydir. Kur’an’da çok fazla geçer. Allah elçilerine, Resullere hepsine söylenmiştir. Allah yolunda mücadele eden mücahitlere de. Mesela Said Nursi Hazretlerine de, hepsine söylenmiştir ve Said Nursi Hazretleri bir süre akıl hastanesinde kalmıştır. Bunlar bir şereftir mesela biz Said Nursi Hazretlerini o çektiği çilelerden dolayı biz çok seviyoruz. Onun akıl hastanesinde yatması, cezaevinde yatması. 30 yıl hapis cezası almış olması. Toplam 30 yıl yatmıştır hapishanede. Yani 3 yıl, 2 yıl, 1 yıl. Yani kesintisiz ceza almıştır. Ve kesintisiz yatmıştır. Onun için çok büyük bir şeref bu. Yani onlar olmasa ahirete gittiğinde neyi anlatacaktı, değil mi? Biz konuşacağız orada Bediüzzaman’la sarılacağız. Üstadım diyeceğiz nasıl oldu anlatın diyeceğiz? O da anlatacak. Hz.Yusuf’a soracağız değil mi? Nasıldı hapishane, nasıl yaptı diyeceğiz? Yani neler oldu diyeceğiz? O da anlatacak, inşaAllah. Peygamberlere soracağız inşaAllah, size efendim o zaman akıl hastası iftirası atılmış. Nasıl zorluklarla karşılaştınız? Ne çileler çektiniz diye? Onlar da onu anlatacaklar. Oranın bir süsü ve güzellğidir bu ve onlara karşı sevgimizin artmasına vesile olacak bunlar inşaAllah. Bizim de anlatacağımız üç beş kelime olursa, bu da bir nimettir inşaAllah
OKTAR BABUNA: Orada hiç kimsenin kaldıramayacağı bir imtihanla imtihan etmişti Allah sizi. MaşaAllah hocam elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: Yani işin doğrusu hiç kimse demeyeyim ama, birçok insan kaldıramaz. Bakın yazıyor kitapta, giden doktor daha muayene ederken bayılıyor adam olayın şiddetinden. Muayeneye gitmiş doktor tahammül edemiyor. Demek ki şedid bir ortam yani inşaAllah.
SUNUCU: Bir de orada siz anlatmıştınız bir programınızda aklımda kalmış. Bir öldürülme tehlikesi atlatmışsınız. Mesela o da çok ilginç. Bir akıl hastası tarafından. Bu da çok entresan.
ADNAN OKTAR: Onu ben söyledim. Dedim ki, bu saldırgan, akıl hastası, tehlikeli dedim ve üslubu da açık. Çünkü adam diyor; seni öldüreceğim diyor. O akıl hastası, sen onun dediğine bakma dediler. Allah Allah. Olur mu? Adam belli saldırgan, bak yerinde duramıyor. Ben bir ara çıktım bulunduğum odadan. Aşağı tarafa doğru gittim, koridordan aşağı tarafa gittim. Kapıyı kırmış içeriye girmiş adam. Kapıyı sökmüş. Tabi. Bakın dedim görüyorsunuz, dedim yani bu şekilde akıl hastası.
SUNUCU: İçeride olsanız Allah muhafaza.
ADNAN OKTAR: Yine pek dinlemediler. Ama o arada bir akıl hastası bunu feci şekilde dövmüş. Zayıf bir akıl hastası. Yani bayağı da zayıftı esmer bir şey. Yani Erzincanlı mı neydi öyle bir akıl hastasıydı, şimdi hatırladığım kadarıyla. Tam da hatırlayamadım ama Erzincanlıydı hatırladığım kadarıyla. O zayıf bünyesiyle onu nasıl dövdü? Yani bayağı iri kıyım bir akıl hastası. Yani feci şekilde dövmüş adamı. Alıp götürdüler. Allah korudu evet mesela. Ama hayır ısrar ettiğim halde beni orada tutmaları çok acayip. Bu sefer de 7 kişiyi öldürdüler beni başka 300 kişilik koğuşa soktular. Burda akut serviste tuttular önce. Yani tedavi edilmemiş hastalar içinde tuttular önce, bu tedavi edilmemiş hastaydı. Sonra güya tedavi edilmiş hastalar içine koydular. Orada da 7 tane adam öldürdüler benim bulunduğum koğuşta. Bir de öldürdün mü sadece adamı koyup alıp götürüyorlar o kadar sedyeye. Yani deli orada elini kolunu sallayarak geziyor. Yani işlem de yapılmıyor, hiçbir şey yapılmıyor. Deli olduğu için. Yani ifadesini alamazsın delinin. Bir şey diyemezsin. Cezai ehliyeti yok adamın. Zaten adam, adam öldürmekten gelmiş zaten. Ve yine öldürüyor hiçbir şey olmuyor. Ama bunlar bahçede geziyorlardı.
SUNUCU: Sizi bir de bahçeye de çıkartmıyorlardı.
ADNAN OKTAR: O da yasak. Bahçe de yasaktı.
SUNUCU: Gelen ziyaretçilerinizle de görüşemiyordunuz değil mi?
ADNAN OKTAR: Tabi, arkadaşlarınız da gelemez dediler, doktorları da yasakladılar.
OKTAR BABUNA: Öğrenciyle görüşmeyi yasakladılar, doktorları yasakladılar.
SUNUCU: Allah, Allah, bunun hani bir mantığı nedir diye insan şey yapıyor. Böyle bir şeyin mantığı var mıdır o da ayrıca da bir tartışma konusu. Bundaki amaç nedir hani insanlardan mı soyutlamak? Tedavi etmek değil o ayrıca bir aşikar hani. Çünkü bir hastalık yok tedavi edilecek.
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: Ama insanlarla da görüştürmüyorsun. Neydi bunun amacı, size yapılmak istenen neydi?
ADNAN OKTAR: Yıldırım bey açıkladı onu bize, işte beni odasına bulunduğu yani makamına getirttirdi böyle hademelerle, müstahtemlerle hep beraber gittik, hazırolda. Hiçbir şekilde dedi faaliyet yapmayacaksın dedi. Yani bu tebliğ faaliyetlerini tamamen durduracaksın dedi. Bu kapalı bayanlar da gelemeyecekler buraya bir daha dedi yani ziyaretine dedi. Başörtüsüne karşı çok şeyi vardı onun o zaman. Alerjisi vardı, evet. Eğer sen buna devam edersen dedi bak dedi benim yetkim var, seni ömür boyu buradan çıkartmam ben dedi. Yani kesinlikle bu faaliyetlerini durduracaksın dedi. Benim de üstümde dedi güçler var dedi. Yani böyle bir şeyler ima etti. Ama ben anladım ne demek istediğini. Benim üstümde güçler.. ve seni ömür boyu da buradan çıkartmam dedi yani biliyorsun dedi. Böyle bir gücüm var dedi. Tamam dedim yani teşekkür ederim dedim, gittik. Ama ben tabi yine faaliyetlere devam ettim. Bu sefer bulunduğum bölüme geldi. Orada herkesi sıraya dizdi. Yeniden bize bir brifing verdi, kısaca. Hemşirelerle de, doktorlarla da kimseyle görüşmeyeceksin dedi. Annen ve ağabeyinin dışında, dedi kimse gelmeyecek dedi. Bir de avukatın gelebilir dedi. Telefon da yok, bahçeye de çıkmayacaksın dedi. Teşekkür ederiz dedik, ne diyelim. Yani şimdi orada yani hakikaten de yetkisi var, istese çıkartmaz. Yani ömür boyu çıkartmama yetkisi de var, doğru yani.
SUNUCU: Çok ürkütücü bir şey yani.
ADNAN OKTAR: Evet. Kabul ettik. Ama ben bu sefer yine pencereden çocuklarla bağlantı kuruyordum. Yani bir sır. Bizim çocuklar arka bahçeden dolanıyorlardı bu akıl hastanesinde. Şu benim resim çekilen yer var ya şu. Evet göster o resmi, görünüyor mu? Evet. Buranın ön tarafı şurada bahçeydi burası mesrup bir bahçeydi aşağı kısmı şeyin bu demir parmaklıklı yerin. Arkadaşlarım arka taraftan dolanıp oraya geliyorlardı. Ben oradan kâğıda yazıyordum yani işte şöyle olsun, böyle olsun, şöyle çalışma yapalım. Onları yazıp atıyordum, öyle bağlantı kuruyorduk, inşaAllah. Ama tabi bunlar benim anlattıklarım onda biri bile değildir, anlattıklarım. Yani çok zorlu bir ortamdı.
OKTAR BABUNA: Bütün doktorlar da akın akın sizi görmeye geliyorlardı hiç kimse gitmiyordu hastaneye normalde, sırf sizi görmek için o rotasyona gidiyorlardı.
ADNAN OKTAR: Yahudilik ve Masonluk kitabının tashihlerini, ikinci tashihini orada yapmıştım ben. Kitabın hazırlanmasını.
SUNUCU: Öyle bir ortamda bir de kitap hazırladınız.
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: MaşaAllah ne diyelim, maşaAllah. Hakikaten...
ADNAN OKTAR: Benim bir odam vardı yıkık böyle banyodan bozma. Ama böyle harabe yani klasik harabe. O tarzda, bir tane somyam var, tek bir somya o kadar. Bir de küçük bir tahtadan böyle bacakları böyle tahta masa vardı, onun üstünde zaten... Oraya yiyecek falan götürmek mümkün değildi, hastalar hemen gelip alıp götürüyor zaten. Onlar yazık, onlara zaten helal olsun zaten onlara bir şey demiyorum. Annem mesela meyve alıyordu anında havalarda uçuşuyordu meyve yani akıl hastası dinler mi seni. Bana sürekli doktor bey diyorlar ve inanmıyorlardı benim akıl hastası olduğuma.
SUNUCU: Akıl hastaları bile inanmamış daha artık yani...
ADNAN OKTAR: Evet maşaAllah.
SUNUCU: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ne kadar vaktimiz var, efendim?
SUNUCU: Süremiz bitmiş, beş dakikamız mı? Evet, son beş dakikamız kalmış.
ADNAN OKTAR: Beş dakikamız var, tamam. Ayet okuyalım. Aç bir sayfa ver inşaAllah. Ama arasında bir ip var onu al önce, onu dışarı çıkart onu aç önce. Evet, çünkü otomatik bazen orası açılabiliyor o zaman. Şimdi tamamen kapat. Bismillah de bir aç.
SUNUCU: Bismillahirahmanirahim.
ADNAN OKTAR: Tamam.
SUNUCU: Buyurunuz.
ADNAN OKTAR: Tamam. Şeytan’dan Allah’a sığınırım. Evet, Tevbe Suresi, 88. Allah, Cenab-ı Allah’a hamd olsun. Böyle hep dikkat ederseniz böyle ayetler dün de öyle oldu hep, değil mi? MaşaAllah. Şeytan’dan Allah’a sığınırım. “Ama Resul” elçi, yani Allah yolunda mücadele eden o devirdeki kişi, “ve onunla birlikte olan mü'minler, mallarıyla ve canlarıyla cihad ettiler; işte bütün hayırlar onlarındır ve kurtuluşa erenler onlardır. Allah onlar için, süresiz kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler hazırladı. İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur. Bedevilerden özür belirtenler, kendilerine izin verilmesi için geldiler. Allah'a ve elçisine yalan söyleyenler oturup kaldı.” Bir kısmı o mücadele içerisine girmiyor, oturup kaldı. “Onlardan inkar edenlere pek acı bir azap isabet edecektir. Kendilerinden hoşnut olmanız için size yemin ederler.” Zulmedenler peygambere, münafıklar. “Siz onlardan hoşnut olsanız bile” siz onları affetseniz bile, “şüphesiz Allah, fasıklar topluluğundan hoşnut olmaz.” “Onlara geri döndüğünüzde size özür belirttiler.” Yani özür dileriz, kusura bakma diyorlar. “De ki: "Özür belirtmeyiniz, size kesin olarak inanmıyoruz. Allah bize, durumunuzu haber vermiştir. Yaptıklarınızı Allah görecektir, O'nun elçisi de. Sonra gaybı da, müşahede edilebileni de bilene döndürüleceksiniz ve O, yaptıklarınızı size haber verecektir." Yaptığınız zulmü, acımasızlıkları size haber verecektir diyor Cenab-ı Allah inşaAllah.
SUNUCU: Ağzınıza sağlık.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
SUNUCU: Teşekkür ederiz. Evet kaç dakikamız var arkadaşlar, süremiz doldu mu? Peki, evet bir programımızın daha sonuna geldik. Yayında ve yapımda emeği geçen arkadaşlarım adına iyi akşamlar, mutlu yarınlar diliyorum efendim. Hoşçakalınız.