SUNUCU: İyi akşamlar sayın seyirciler bu akşam Tempo ve Kocaeli TV’de ortaklaşa yayınlanan Adnan Oktar’la Başbaşa programı karşınızdayız. Evet değerli konuklarım sayın Adnan Oktar, sayın Dr. Oktar Babuna ve sayın Dr. Cihat Gündoğdu efendim hoşgeldiniz.
ADNAN OKTAR: Hoşbulduk, sizler de hoşgeldiniz
SUNUCU: Hoşbulduk nasılsınız?
ADNAN OKTAR: Allah’a hamdolsun sizleri de çok iyi gördük
SUNUCU: Teşekkür ederiz sağolun
ADNAN OKTAR: Biz sizi çok seviyoruz
SUNUCU: Teşekkür ederiz karşılıklı efendim sağolunuz. Evet, bir koşuşturma içindesiniz biz programa yeni başladık ama siz az önce bir canlı yayındaydınız zaten DEM TV’de, neler söyleyeceksiniz nasıl geçti program? Bir kısmını seyredebildim ama.
ADNAN OKTAR: Alevi canlara sohbet ettik konuştuk. Sol çizgide biliniyor ama benim için hiç fark etmez, hepsini çok seviyorum Alevi olmaları zaten onlar benim canımdır Aleviler. Hz. Ali’yi seven herkes benim başımın tacıdır. İnşaAllah iyi oluyor güzel oluyor İnşaAllah. Bu sohbet ortamları daha da onları inşaAllah olumlu yönde geliştirir inşaAllah. Yani onlar derken hitap ettiği bazı kişiler, onlar zaten olgun insanlar, nezaketli, güzel insanlar. Ama bazı insanlar tabi fikir özgürlüğünden rahatsız oluyorlar. Yani böyle bir katılık inancı içinde oluyorlar. Mesela, solcuysa kendi çizgisindeki insanların hayat hakkı olmasını istiyorlar ve diğer insanlarla bağlantılarını koparmak istiyorlar, halbuki bu çok yanlış ne var onda, sen de insansın o da insan,bir renk; Allah rengarenk yaratmış dünyayı sen solcu olsan o sağcı olur, Musevi ise kendi dininin gereğini yapar. Bir renk; Allah rengarenk yarattığını Kuran’da söylüyor “İstesem diyor hepsini tek yaratırdım” diyor Allah, renkli yaratmış Allah değişik yaratmış, hayır vardır biz ahirette en doğru şekilde adaletin olacağını biliyoruz. Allah’a tam bir teslimiyetle teslim olmuş vaziyetteyiz, gönlümüz de son derece rahat inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah. Bu arada ufak bir hatırlatma da yapmak istiyorum izleyicilerimize,evet Marmara ve Ege Bölgesinde yayın yapmakta olan, 106.4 frekansındaki Mavi Karadeniz’de de bizi dinleye bilirsiniz efendim. Her akşam ayrıca da Adnan Oktar’la Başbaşa programını Mavi Karadeniz radyosundan canlı olarak dinlenebilmekte.Evet, bu hatırlatmamızın ardından sohbetlerimize devam edelim mi? Yoksa birçok sorumuz var, onlara mı geçelim nasıl uygun görürsünüz?
ADNAN OKTAR: Doktorum ne dersin?
CİHAT GÜNDOĞDU: Estağfirullah Hocam. Nasıl uygun görürseniz.Bu yeni bir buluş var ben ondan söz edeyim isterseniz uygun görürseniz. Bugüne kadar en uzun göç eden böcekler olarak Monark kelebekleri biliniyordu. Bunlar Meksika’dan Kanada’ya kadar göç ediyorlardı ve çok harika bir yolculuk bu içlerindeki bir byolojik pusula yoluyla yollarını buluyorlardı okyanusunu üzerinde seyrederek hatta bu oluşuyordu, gerçekten hayret verici birşeydi sürüler halinde binlerce Monark kelebeği bu şekildeyaklaşık7000 kilometrelik bir yolu katediyorlardı. Ve bu sırada dört nesil değişiyordu aslına bakarsanız. Şimdi daha uzun bir mesafeyi kateden başka bir böcek türü keşfedildi, o da Yusufçuk böceği, Yusufçuk böceğinin milyonlarcasıMonark Kelebeği’nin kat ettiği yolu iki katı mesafeyi katediyorlar ve açık okyanus üzerinde seyahat ederek bunu yapıyorlarmış bu çıktı ortaya.14 bin hatta 18 bin katettikleri anlaşıldı. Hindistan’dan Afrika kıtasına varıncaya dek, okyanus üzerinde açık bir alanda süren bin göç bu. Ve Yusufçuk biliyorsunuz Helikopter böcekleri olarak da biliniyor bunlar. Bu şekilde uzun mesafeyi katediyor bunlar. Bin metre yükseklikte bunu gerçekleştiriyorlar. Bakın tatlı suya ihtiyaçları var, bunu da vardıkları yerde edinmek üzere okyanus üzerinde susuz bir şekilde yolculuk ediyorlar. Uçuyorlar, ta ki Doğu Afrika kıyılarına varıncaya kadar Seyşer adalarına, Maldiv adalarına varıncaya kadar bu gerçekleşiyor bu yolculuk ve yönlerini asla kaybetmiyorlar. Bakın okyanus üzerinde yine içlerinde biyolojik bir pusula olduğu anlaşılıyor çok hayret verici. Allah yaratma sanatının bin kanıtı olarak karşımıza çıkmış oluyor. inşaAllah
SUNUCU: MaşaAllah peki depolama sistemleri var mı? Yani o kadar mesafeyi susuz kat edebilmeleri düşünecek olursak
CİHAT GÜNDOĞDU: Henüz bu detaylar tam olarak anlaşılmamış yalnızca böceklerin Hindistan kıyılarından kalkıp Doğu Afrika kıyılarına vardığı tespit edilmiş durumda şu ana kadar. Bunu detaylı olarak nasıl yaptıkları tam olarak anlaşılmamış olmakla birlikte şu anda bilinen yeni bir bulgu yeni bir keşif sonuçta, böceklerin hiç bir şekilde kaybolmadan yine hep bu yolculuğu yaptıkları ortaya çıkmış durumda her sene bunu yapıyorlar. Bakın 21 ekimde mutlaka birde bakıyorsunuz binlerce Yusufçuk bir anda Maldiv adalarında ortaya çıkıyorlar. Nerede kaybolmuşlar, kayboldukları yer belli Hindistan’da kaybolmuşlar tekrar Maldiv’de ortaya çıkıyorlar. Hep bu süreç gerçekleşiyor. BU saptandı Allah’ın yaratma sanatının bir tezahürü. Bu şekilde bir kanıt olarak Allah’ın yaratılışın bir delili olarak karşımıza çıkıyor.
SUNUCU: Böceğin daha önce fosilini de incelemiştik, belli ki bunu çok uzun zamandır yapıyor maşaAllah ama bizler, daha yeni yeni öğrenebildik bunu maşaAllah
ADNAN OKTAR: Doktorum, bu konuyu daha detaylı başka programda da yine anlatalım. Ama resimli anlatalım inşaAllah, böyle bir ekran oluştursak burada
OKTAR BABUNA: Çok iyi olur
ADNAN OKTAR: Değil mi? Öyle birşeyler yapabiliriz İnşaAllah, bunu biraz değiştirelim İnşaAllah. Bana soru sor istersen.
SUNUCU: Sorayım, sorayım o zaman birçok sorumuz var sorulmayı bekleyen sorayım tabii ki efendim. Evet, bir izleyicimiz demişler ki; hocam Cübbelinin İslam bu yüzyılda hakım olmayacak söylemi herhalde kendisinin Mehdi olmadığını düşündüğü için ortaya çıktı. Oysa kendisinin Mehdi olmadığını düşünse bile dünyadaki fitnenin yok olması için Müslümanları birleştirici şevklendirici tavır göstermesi gerekmez miydi? İslam Birliği’ni oluşturalım gayret edelim boş durmayalım demesi gerekmez miydi? Cübbeli dünyanın ömrüyle ilgili Suyuti’nin aktardığı 8 hadis olduğunu bulmuyor mu hocam diye 3 soru birden yönlendirmiş.
ADNAN OKTAR: Cübbelinin çevresindeki insanlar temiz insanlar, ben daha önce de söyledim. Ben Mahmut hoca hazretlerinin bulunduğu yere de gittim, sohbetine katıldım, yani beni sever normalde, çok değerli alimler var çok değerli insanlar var, tertemizlerdir ama Cübbelinin onlara karşı üslubu onların onurlarını kırıcı. Onları böyle tabiri caizse adam yerine koymayan garip bir üslup kullanıyor yani çok çok şaşırtıcı. Daha önce de söylemiştim tam bir alim psikolojisinde hareket ediyor. İşte ne soruyorsanız gelin bana sorun. Sana niye sorsun insan, yani soracaksak biz ilmihal kitapları var açarız ilmihal kitaplarından okuruz. Ömer Nasuhi Bilmenin ilmihal kitabı var, mesela gayet mükemmel, çok kapsamlı insanların ihtiyacı olan her türlü konu her türlü detay var. Yani yeniden yeni içtihatlar olmayacağına göre, yeni dine yeni bir ilave gelmeyeceğine göre, bunlar artık sabitleşmiş, netleşmiş açık izahlardır. Fakat burada en çok üzerinde durulması gereken şey İslam’ındünyaya hakim olmasını istemesi lazım, bu farz ve bütün bu zulmün sebebi İslam’ın dünyaya hakim olmamasıdır. Bunu niçin savunmuyorsun diye etrafındaki insanlar bu kişiye sürekli sorması lazım yani bu konuya cevap vermiyorsa çok kuşkuludur durumu ve çok şaşırtıcıdır ve çok hayret vericidir.
SUNUCU: İfadeleri de üstelik hem çelişkili hem de sizin de belirttiğiniz gibi ifadelerde bir hakikaten aşağılayıcı bir tavır var bu çok rahatsız edici yani hem Müslüman bir din adamı olup hem böyle ifadeleri Müslümanlar için kullanmak orada bir çelişki var.
ADNAN OKTAR: Yani bir tane iki tane on tane, yirmi tane de değil yani konuşmalarında insan ne konuşacak diye bekliyor ne acayip söz edecek diye yani dini konuları tenzih ederim. Böyle Müslümanları zayıf, kişiliği çok çok zayıf, karakteri çok çok zayıf insanlar olarak gösteriyorve öyle bir anlatım yapıyor ki etrafındaki insanları Müslümanları küçük düşürerek güldürmeye çalışıyor. Yahut kendini küçük düşürerek etrafındakileri güldürmeye çalışıyor. Halbuki bu Müslümanın yapacağı birşey değil Müslüman onurludur değil mi, onuruna çok düşkün olur haysiyetine çok düşkün olur, dolayısıyla böyle garip hareketler garip konuşmalar yapmaz ama en vahimi Türk-İslam Birliği’nden bahsetmemesi, İslam Birliği’ni böyle hiç hedef olarak göstermemesi yani bu çok vahimdir, en dikkat çeken o.
SUNUCU: Oda kasıtlı gibi sanki değil mi? Onu da kabul etmemesi
ADNAN OKTAR: Yani şimdi, bir yandan Mehdi gelmeyecek derken bir yandan da.
SUNUCU: Bir yandan da onu derse
ADNAN OKTAR: Yani şimdi o bana kilitlenmiş vaziyette yani İslam Birliği olursa mutlaka benim Mehdi olacağım kanaatinde anladığım kadarıyla, Allahualem benim anladığım kadarıyla öyle. Yani ikinci bir ihtimal görse başka türlü yapacak belki yani İslam Birliği olursa o mutlaka Mehdi olacağına, o zamanİslam Birliği’nden hiç bahsetmeyeyim o da Mehdi olmasın. Ya kardeşim ne fark eder, Mehdi kim olursa olsun, yeter ki İslam Birliği olsun. Şu zulüm kalksın dünyadan acı kalksın değil mi? Ne fark eder Hasan, Hüseyin, Ahmet, Mehmet kim olursa olsun. Allah her hangibir insanı inşaAllah gönderdi ve o da İslam aleminin lideri olacak yani bizim burada İslam aleminin birleşmesinden kastımız ne? Bütün İslam aleminin rahat ve huzur içinde olması barış ve kardeşlik içinde olması sevginin yaşanması yanı Allah herhangi bir şahsı vesile edebilir. Ama bu kitlenmiş vaziyette şimdi bana, o yüzden ağzına alamıyor çok acayip mesela, normalde Suyuti’nin hadislerini bu kolay kolay reddetmez, ısrarla anlamazdan geliyor geçen gün konuşmasında yine anlamazlıktan geliyor, Suyuti’nin diyor; hicri 1500 kadardır diye bir hadisi yok diyor. Kardeşim Suyuti bunu hesapla söylüyor, hesap. Hadis var. 7000 bin yıl diye hadis var, 5600 yıl geçtiği için, 1400 ile 1500 arasında başka bir vakit kalmadığı için bunu söylüyor. Yani, değil mi? Hadise dayanarak net söylemiş oluyor, delilli, ispatlı söylemiş oluyor. Orda uyanıklık yapıyor kendi kafasınca. Suyuti hicri 1500’e kadar ümmetin ömrü vardır demedi diyor. Tamam demiyor, böyle demiyor ama nasıl diyor bunu, 7000 yıldır diyor, 5600’ü çıktığında geriye 1400 kalır, 1400’le 1500 arasında da başka bir vakit yok, dolayısıyla 1500’e kadardır diyor.
SUNUCU: Bu da zaten bir hesap…
ADNAN OKTAR: Aynısı, yine hadis, yine hadis kaynaklı, yine Suyuti’nin sözü oluyor. Öyle diyor, onu sıkıştırdılar diyor o da artık 1500’e kadar sürer dedi diyor, kafadan onu söyledi diyor yani, öyle oradaki insanları susturmak için. Yani ortalığı yatıştırmak için: Ne kadar sürer kıyamet, işte 1500’ü de geçer 1500’e kadardır dedi diyor. Hâlbuki böyle bir olay yok yani böyle bir âlim sırf oradaki insanları susturmak için böyle bir şey söyler mi, mesela Ali Haydar Efendi var büyük Nakşî şeyhiydi, büyük bir âlim. O Cübbelinin hocası olan ve bizim de hocamız sayılır herkes çok severMahmut Efendi var Mahmut Efendi Hazretlerinin hocasıydı o. Fakat bu mübarek zat Ali Haydar Efendi vefatından önce bir tarikat halifeliği vermemiş yani silsileyi kendinde kesmiş yani tarikat icazeti kimseye vermemiş. Evet. Ve bunu Mehdi’ye bırakıyor. Yani Hicri 1400’de Mehdi’nin çıkacağını söylüyor birçok talebesi var bunu söylediği yani o devirde yaşamış birçok talebesi var, onlara söylemiş. Cübbeli yaşı genç olduğu için duymamış olabilir, o ben duymadım mantığında onun duyması sanki delilmiş gibi öyle olmaz. Zaten bir icazet kimseye vermemesi Mahmut Efendi Hazretlerinin de icazet vermemesinin nedeniMehdinin gelmesidir. Ve birçok âlim icazet vermediler. Bir tek o değil. Gerekçe olarak Mehdi geldi artık biz Mehdi’ye verdik dediler, emaneti. Emaneti ona bıraktık dediler. Genel olarak hepsinde öyledir. Şimdi onun, yani Efendi Hazretlerinin, Efendibabanın yani Ali Haydar Efendi’nin icazet vermemesini gelininden ve aile oradaki onların bağırtı çağırtısından çekindiği için vermedi diyor. Yani sanki böyle o kadar alelade bir insan göstertiyor ki ev kavgası yani gelini bağırıp çağırıyor o zaman ben icazet vermeyeyim. Hâlbuki bu insan çok zorlu günler yaşamış, işkence çekmiş, acılar çekmiş, hapiste yatmış bir insan en zor dönemlerde yaşamış bir insan ve son derece yiğit, kahraman bir insan. Gelini diyor diye, yüzlerce seneden beri süren bir tarikat silsilesini durdurur mu?
SUNUCU: Durdurur mu, tabi canım.
ADNAN OKTAR: Ha ne oldu, gelinim kızdı o zaman ben durdurayım. Ayıp olacak şimdi gelinim rahatsız olacak. En iyisi ben buna, kimseye icazet vermeyeyim. Böyle bir mantıkla anlatıyor. Yani böyle bir mantık artık ben buna ne söyleyeyim.
SUNUCU: Daha öncesinden hadisleri de kabul etmiyordu. Mesela yok demişti değil miama sonrasında Arapçasıyla telaffuz etti.
ADNAN OKTAR: 7000 yıl, evet 7000 yıl yok dedi ama sürekli oynuyor şu an heyecanlandı Allah-u âlem, yani buna birşeyler oldu. Önce hakikaten dedi ki, dünyanın ömrü 7000 yıl dedi. Detaylarını da anlattı. Efendim dedi, Habertürk’te anlattı şöyle şöyle şu şöyle şöyle 7000 yıl dedi. Ayet ve hadis de yok dedi. Sonra da çıktı dedi ki evet hadiste var dedi 7000 yıl diye vardır ama bundan da hesap çıkmaz dedi. Böyle bir hesap çıkmaz dedi. Kardeşim 7000 rakamı hesap değil mi bu? Bir rakam değil mi bu? Resulullah (sav) ne diyor, 5600 yılı geçmiştir diyor. Bu da bir hesap; 7000’den 5600’u çıkartınca ne kalır 1400 kalır. O zaman ümmetin icabet ömrü 1400‘le 1500 arası demektir. Bu çok net. Etrafındaki insanlara da işte televizyon seyretmeyin diyor işte gazete de okumayın diyor. Dolayısıyla internete de girmeyin diyor. Dolayısıyla sadece benim anlattıklarıma inanın dolayısıyla düşünmeyin gibi bir şey oluyor, bir de kocakarı imanı diye bir şey çıkarmış. Yani bir kere yaşlı anneannelere kocakarı denmesi bu çok çirkin... Çok acayip bir söz, öyle bir şey söylenmez. Bu, fazla düşünmeden, araştırmadan iman edin inancı. Kuran bunun tam tersini söylüyor Cenab-ı Allah. Allah araştırın, düşünün, derin derin düşünmezler mi diyor. O da diyor ki derin düşünmeye gerek yok diyor. Ki Kuran, her yeri her şeyi araştırın diyor Allah. Nasıl yarattım onlara bakın ilk yaratışı değil mi? İşte göklere bakın diyor, gökteki yıldızlara bakın diyor. Ve kendi yaratılışınıza kendi nefsinize bakın, kendinefsinizde de ayetler var diyor. Dış âlemde de ayetler var diyor Allah, şeytandan Allah’a sığınırım, siz bilip tanıyacaksınız, ayetlerimi göreceksiniz ve bunu bilip tanıyacaksınız diyor Allah. Demek ki biz, araştıracağız, inceleyeceğiz ve aynel yakin, ilmel yakin, hakkel yakin bir imana sahip olacağız. Derin bir imana sahip olacağız öyle düşünmeden iman olmaz. Olsa da makbul olmaz. Yani öyle şey olmaz Allah çünkü araştırın diyor bize. Emretmiş, Kuran’ın emri.
SUNUCU: Şimdiki imkânlar sayesinde bakın mesela evrime dair birçok yalan insanlar tarafından öğrenilebildi internet vasıtasıyla insanlar tek bir tuşla neyin ne olduğunu öğrenebildiler e araştırmazlarsa bakmazlarsa bu nasıl olacak, eskiden zaten insanları yeteri kadar kandırmışlar uzun yıllar boyunca bu yalanı sürdürmüşler. Demek ki bir anlamda bunların devamını mı destekleyen bir açıklama bu. Çok hani yani tam açıklamanın amacına varamıyorum. Bu tavrı mı destekleyen bir açıklama yoksa size karşı kişisel bir husumeti mi var veyahut da Mehdiliğe dair bir şey mi var?
ADNAN OKTAR: Aslında o ben olmasam Türk İslam Birliğini savunurdu. İslam Birliğini de savunurdu. Yani İslam Birliği için hareket ederdi hatta Mehdinin çıkacağını da savunurdu, diyordu çünkü daha önce söylüyor. Mehdi her an çıkabilir diyordu daha önce. Birdenbire vazgeçti. Hiçbir alamet ona uymuyor diyor. Kardeşim tamam sakin ol bir şey yok, panik olma yani sen yine o inançta ol ama İslam’ın dünyaya hâkim olacağını söyle, niye bu paniğin dehşetin yani değil mi?
SUNUCU: Acaba bu zamana kadar kendisi olacağına dair öyle bir şeyi vardı düşüncesi vardı da ondan vazgeçti de o yüzden mi bir panik havasına girdi acaba?
ADNAN OKTAR: Şimdi işin doğrusu bu bize yıllar önce bir arkadaşımızın evine gelmişti benim tahliye olduğum dönemde geçmiş olsun ziyaretine gelmişti. O zaman konuşmuştu bu Sultanahmet camisinden bahsetti, oğlum Ahmet diye Peygamberimiz (sav)’in oradan bağırdığını yüksek sesle bağırdığını ona benzer bir sözler etti. Yani o konuşmalardan ben kendisini ima ettiğini çok net anladım yani çok kapsamlı anlattı. Ben de dedim ki bakın aklımda kalan en net kalan, hocam dedim biz aradığımız Mehdiyi bulduk dedim. Yani etrafımızda çocuklar da vardı, aradığımız Mehdiyi bulduk dedim. Yani seni bulduk der gibi böyle, o da çok mes’ur olmuştu o zaman yani çok mutluydu yani bayağı neşeli ayrılmıştı. Yani Allah-u âlem kendine hüsnü zan ediyor ismi de Ahmet ya, oradan o yeterli oluyor zaten sürekli ismi üstünde duruyoronun diyor ismi Adnan diyor, hâlbuki Ahmet olacak diyor, hâlbuki eğer illa onu demeye getirirse yani Peygamberimiz (sav)’in soyadı zaten Adnan. Yani Muhammed Adnan’dır. Mesela biz Tayyip Erdoğan’a başbakana Tayyip demiyoruz. Erdoğan diyoruz. Mesela Peygamber Efendimiz (sav) de şimdi şu vakit olsaydı insanlar yani şu dünya âlemindeki insanlar ona Adnan diye hitap edeceklerdi. Yani soyadı olduğu için, yani değil mi mesela muhteremAdnan diye hitap edeceklerdi, soyadı olmuş oluyor. Mesela Süleyman Demirel’e biz Süleyman demiyoruz.
SUNUCU: Tabi Sayın Demirel diye hitap ediyoruz.
ADNAN OKTAR: Sayın Demirel diyoruz evet mesela Sayın Adnan denecekti Peygamberimiz (sav) olsa, yani dışarıdaki insanlar öyle hitap edeceklerdi. Çünkü Adnanî’dir. Soyadı Adnan’dır. Ve Peygamber Efendimiz (sav) diyor ki adı adıma uyar, adı adıma benzer, adı adıma benzer, Ahmet, Mahmud, Muhammed, Mustafa. Adı adlarıma benzer derdi o zaman, adlarımdan birine benzer derdi bakın. Adı adıma benzer diyor. Bir tane isimden bahsetmiş. Tek bir adıma benzer diyor bakın, adı adıma benzer. Ahmet de olabilir, Mahmud da olabilir, Muhammed de olabilir, Mustafa da olabilir. Veyahut başka türlü…
SUNUCU: Tabii, Adnan da olabilir.
ADNAN OKTAR: Tabii bu ölçü olmaz. Mesela bir insan Mehdi olmak arzusundaysa, ki öyle çok aday var Mehdi adayları bana da yazıyorlar ben geldim haberin var mı gibisinden, nüfus dairesine gider benim adımı Muhammed olarak değiştirin der.
SUNUCU: Tabii, sadece isimle olacak iş değil.
ADNAN OKTAR: Adam Mehdi olmuş olur o zaman. Yahut benim adımı Mustafa koyun der. Arkadaşlarına da bana der bundan sonra bu şekilde hitap edin der. Nüfus cüzdanını da değiştirmesine de gerek yok, değil mi, birçok insan vardır nüfus cüzdanındaki ismi kullanmıyor, arkadaşlarının ona kullandığı ismi kullanıyor, kimse bilmez mesela nüfus cüzdanındaki ismi, çoktur öyle, ona takılan isim kullanılıyor. Öyle kendi ismini değiştirebilir insan, demek ki burada bir sır var, yani burada bir sır var, çünkü hadiste de var diyor ki alimler adını ve babasının adını öğrendiğimiz diyor daha yeni öğrenmişler, demek ki bilinen aleni birşey değil. Yani illa o Ahmet’tir diyor, nereden biliyorsun Ahmet olduğunu, Muhammed olabilir, Mustafa olabilir, Mahmut olabilir, niye Mustafa Mahmut bunların üstünde durmuyorsun, değil mi, niçin durmuyorsun?
SUNUCU: O iddiasından da sanıyorum rahatsızlıklarından ötürü de vazgeçti, değil mi artık onu da iddia etmiyor.
ADNAN OKTAR: Allah-u Alem.
SUNUCU: Dolayısıyla da gelmeyeceğini ifade ediyor.
ADNAN OKTAR: Yani görünüş o, işte bana stent taktılar diyor, kafama beynime birşey taktılar işte kalbime birşey taktılar, benden Mehdi mi olur diyor, buna Mehdi misin diyorlarmış ısrarla, ayakta yürüyecek halim yok, takatim yok, damarlarım donmuş diyor, ben diyor nasıl Mehdi olayım diyor? Demek ki sağlığı sıhhati yerinde olsa Mehdi olacak, adı da uyuyor çünkü Ahmet. Allah-u Alem bu çocukluğundan itibaren böyle bir hayalle yetişmiş, öyle yetiştirmiş kendini anladığım kadarıyla, halbuki Mehdilik istemeyle, eğitmeyle, uğraşmayla olmaz, Allah’ın kaderde yarattığı kişidir, zamanı gelince Allah onu ortaya getirir, ortaya çıkartır. Dolayısıyla heveslenmekle, gayret etmekle, işte bir Mehdi nasıl olabilirim bunun için gayret edeyim demeyle olmaz bu. İsmimin uymadığının çok üstünde duruyor, Ahmet diye, halbuki uyma açısından eğer bakılırsa uyar da uymaz diye birşey yok, yani Adnan aynı zamanda Peygamberimiz (sav)’in ismi yani Muhammed Adnan’dır, yani hitap etseler şimdi demin de anlattığım tarzda muhterem Adnan diye de hitap edebilirler insanlar bu devirde asrımızda olmuş olsa inşaAllah. Dolayısıyla isimle neticeye varmak mümkün değil, Peygamber Efendimiz (sav)’in kastettiği birşey var, Mehdi çıkıp tahakkuk ettiğinde biz anlayacağız Peygamber Efendimiz (sav)’in neyi kastettiğini, ne demek istediğini o zaman anlayacağız. Çünkü bak, adı adlarımdan birine uyar demiyor, adı adıma uyar, bir tane adıma uyacak diyor, tek bir addan bahsediyor, hangi adsa ona uyacak ve biz bunu ne zaman anlarız, Mehdi zuhur edip tahakkuk edince, Hz. Mesih’in yanında namaz kıldığında, ismine bakacağız, oradan o alim olan Mehdi onu bize açıklar, Peygamberimiz (sav) Allah-u Alem şunu demek istemiş olabilir belki der, yani ima yollu söyleyebilir o kadar bunun dışında bir delil değildir, yani diğer alametler, bütün alemetler olmuş olsa bile bir şahsın ki çok mümkün olabilir, o hiçbir şekilde onun Mehdi olduğunu göstermez, delil değildir. Mehdi’nin bir tane alameti vardır, İslam’ın dünyaya hakim olması, Mesih’in çıkması, Mesih’le namaz kılması ve dünyanın bütün Müslümanların isteği ile lider olmasıdır, bütün Müslümanların şiddetli isteği ile lider olmasıdır, o zaman heralde Mehdi odur diyeceğiz. Yoksa benzer insanlar, isim de benzer, Adnan diye milyonlarca insan var, Ahmet, Mahmut, Muhammet, Mustafa diye milyonlarca insan var.
SUNUCU: Dediğiniz gibi isimle olacak bir hadise olması mümkün değil.
ADNAN OKTAR: Mesela diyor ki, Allah’ın günahları görmesini kastederek, “yakalandım radara”, şimdi haşa, Cenab-ı Allah’a sen cehennemin kenarına geldiğinde ki her insan cehennemin kenarına gelecek, Ya Rabbi ben haşa yakalandım radara diyebilecek mi? Ahirette söyleyebilir misin sen bu sözü? Ama bak burada söyleyebiliyor. “Allah Kuran’da kıyamet gelecek diyor aslında ben onu gizlemek istiyorum, söylemek istemiyordum diyor, fakat işime gelmedi diyor”, şimdi sen bunu kıyamet vakti cehennemin kenarında bu sözü Allah’a söyleyebilecek misin? İşime gelmedi diye, Allah’a karşı böyle hitap olur mu? Olabilecek en nezih ve saygılı hitap olması gerekir, Cenab-ı Allah diyor, saygıyla içleri titreyerek korkarlar diyor müminler, değil mi, Allah’a sonsuz saygı vardır ve böyle bir üslup kullanılmaz. Son zamanlarda öyle saygıdan uzak bir üslup gelişti bazı din alimlerinde ve birçok dindarda da ben bunu görüyorum. Böyle dinle ilgili espriler yapmak, dini fıkralar anlatmak, kendilerine güldürmeye çalışmak, çok anormal bir harekettir bu, ölüm anında bunları söyleyemezler, can çekişirken bu esprileri yapamazlar.
SUNUCU: Ve bu bahsettiğiniz kişiler, hakikaten televizyon kanallarına çıkıp bir takım programlara da katılıyorlar ve hiç de uygun olmayan yakışıksız durumda dini konulardan bahsederken bir kıkır kıkır gülüşmeler sanki alaycı bir üslup var.
ADNAN OKTAR: O çok yaygın evet.
SUNUCU: Acaba özellikle yapılan birşey mi bu, çünkü son dönemlerde arttığı gözleniyor bu tür ifadelerin.
ADNAN OKTAR: Allah-u Alem insanları dinden soğutmak, Allah’a karşı böyle çirkin bir cesareti teşvik etmek için de yapılıyor olabilir bazı kimseler tarafından bu, yani çünkü bu yayıldı. Din Allah korkusu üstüne kurulu, Allah’tan korkmamayı insanlara öğretmeye çalışıyorlar, yani böyle dinle espri yapmak, ahiretle espri yapmak, cennetle, cehennemle espri yapmak, bu tarz üsluplar kullanmak. Bunu yaparken tabi şaşkın bir mantıkla yapıyor olabilir, cahilliğinden yapıyor olabilir, ama büyük bir bölümü art niyetle yapıyor benim kanaatim, ama bunun ne niyetle yaptığını Allah bilir. Şimdi bakın diyor ki “Şimdi ben korkuyorum, bizim halimiz de ona dönmese, Mehdi aleyhisselamı beklersin, beklersin, beklersin, tam gelir, şeriatı sünneti ortaya koyar, sen de alışmışsın tabi bidatlere, ondan sonra dersin ki bu o değil. Kendisi için korkuyor. Yani Mehdi’yi tanıyamayacağım ben diyor, alışmışım bidatlara diyor, yani dine uygun olmayan şeylere diyor.
SUNUCU: Gelmeyecek deyip de bir yandan da panik havası da sezinleniyor açıklamalarından.
ADNAN OKTAR: Bak diyor ki “Mehdi’yi bekliyoruz bekliyoruz diyenler bir de Mehdi aleyhisselam çıkacak, bakacak herifin işine gelmeyecek”. Bu hangi herif artık bunu biz göreceğiz, işine gelmeyen bir herif çıkacak da, maddesine dokunacak. Demek ki maddesine dokunacak Mehdi çıktığında, menfaatine dokunacak, kendisi söylüyor bak. Yani menfaatiyle çatışacak diyor. Bugün çok dini cemaatler var, dini liderler var, sünnetten şeriattan uzak diye uzatmış arkasından. Kendini hak yolda bilen, Mehdi aleyhisselam bunlar pek barışık olmayacak, Mehdiyle bunlar zıt birşeyde olacaklar diyor. Şeriatı sünneti yaşattığı zaman, bunlara dokunacak o, işte o zaman çokları bu sapıktır, dinimizi kaldırmak istiyor, yani Mehdi’nin aleyhinde konuşmaya başlayacaklar diyor.
SUNUCU: Yani iftira atacaklar.
ADNAN OKTAR: Medine’deki alimin dediği gibi diyecekler diyor, yani İstanbul’daki alim, İstanbul’daki yobaz Mehdi’ye karşı böyle bir tavır alacak diyor, Allah söyletiyor. “Ama hepsi helak olup gidecekler” yani hepsi rezil rüzva olacaklar diyor, “Allah bize beklediğimiz Mehdi’yi gönderdiğinde de inanmayı nasip eylesin” diyor, amin diyor, ama sen zaten Mehdi’nin bütün alametleri olmuş, gelmesini istemiyorsun, yüzyıllar sonra gelmesini istiyorsun, sahih hadisler, bütün alametler oluşmuş, yine gelmesini istemiyorsun. Fırat’ın suyu kesilmiş, 15 gün arayla ay ve güneş tutulmaları olmuş, Afganistan işgal edilmiş, yüzlerce alamet oluşmuş, hepsini görmezden geliyorsun, kuyruklu yıldız çıkmış, Kabe’de baskın yapılmış, ekonomik kriz çıkmış, Fırat’ın suyu kesilmiş, kuraklık başlamış, bütün alametler oluşmuş, Irak işgal edilmiş. Hepsini görmezden geliyorsun sen, ondan sonra diyorsun ki bir yobaz cahil bir alim çıkacak İstanbul’dan Mehdi’ye karşı mücadele edecek, arkasından da diyorsun ki şimdi ben korkuyorum, bizim halimiz de ona dönmese, Mehdi’yi beklersin, beklersin, beklersin, tam gelir şeriatı, sünneti ortaya koyar, sen de alışmışsın tabi bidatlere sonra dersin ki bu o değil, böyle biri olmaktan da korkuyorum diyor, yani çok karmaşık düşünceler içerisinde.
SUNUCU: Çok değişik.
ADNAN OKTAR: Evet çok değişik ve manidar düşünceler içerisinde, baksana denizin nasıl donacağını anlatıyor.
SUNUCU: Değil mi, bir de öyle bir iddiası var. Hazreti Mehdi geldiğinde öyle birşey yapacakmış değil mi, Adriyatik denizini donduracak, işte altın sütunlar çıkacak bahçelerden, başka ne vardı, bir de Melekler yeryüzüne inecek falan, çok acayip iddialar.
ADNAN OKTAR: Melekler yeryüzüne inecek diyeceğiz ama falan dersek olmaz, ağız alışkanlığı ile insan söylüyor, ben çocuklara da titizleniyorum, bazen benim de ağzımdan boş bulunup çıkıyor, Allah affetsin diyorum.
Adama desen ki, Hz. Mehdi Mekke’dedir desen gider misin, Mekke’ye gitmez. Diyecek ki: “Benim dükkânım var dükkânımı kime bırakayım? Karımı kime bırakayım? Çocuğumu kime bırakayım?” der gitmez diyor. Bakın zikirde üç yüz Allah diyorsun adamın uykusu gelmeye başlıyor diyor. Yani Allah`ı anmak insana uyku mu getirir?
OKTAR BABUNA: Hâşâ
ADNAN OKTAR: Kalpler ancak Allah’ın zikriyle felah bulur diyor Allah ayette. Kalpler felah buluyor. Kalpler açılıyor, inşirah buluyor. Hiç uykusu gelmeyenlere tavsiye ediyorum bir cüz kuran okusun. Kuran uykuyu getiren bir şey midir?
SUNUCU: Olur mu öyle şey?
ADNAN OKTAR: Değil mi? Kuran bize hayat verir. Ruhumuzu açar. Dinamizm verir canlılık verir. Bin kere Allah desin kesin uyur diyor. Yani din sanki insanları uyutmak içindir gibi bir üslup. Çok acayip bir şey. Evet, yarın çıkacak gazeteler gelmiş. Neymiş? Vakit Gazetesi, aslandır Vakit Gazetesi Maşallah.
OKTAR BABUNA: Maşallah
ADNAN OKTAR: Ne diyor? Bir zoom yapalım.
SUNUCU: Yargıtay Temyiz Talebi Olmadığı Halde Bozma Kararı Almıştır. Sayın Başbakanımız ve Sayın Adalet Bakanımız, çok hayret verici bir durum oluşmuştur. Tam sayfa bir ilan.
ADNAN OKTAR: Maşallah. Ama bu hakikaten nefes geçecek bir şey bu, akıl alacak gibi değil yani Yargıtay 8. Cezada Temyiz edilmemiş olan bir kararı sanki temyiz talebi varmış gibi incelemesi yasamıza ve yerleşik içtihatlara bütünüyle aykırıdır, diyor. Dolayısıyla Yargıtay 8. ceza dairesinin Mayıs 2008’de verdiği zamanaşımı bozma kararı ve sonrasında yapılan tüm işlemler geçersizdir diyor gazetede. Ben bu duruma şaştım kaldım. Yani bakın, temyiz talebi yok fakat dava incelenmiş ve bozulmuş yani hiç kimseden böyle bir talep yok.
SUNUCU: Çok ilginç
ADNAN OKTAR: İlk defa rastlanan bir şey. Yani bu durumda 2008`den itibaren olan bütün işlemlerin ve sonrasında yapılan tüm işlemlerin geçersiz olması gerekiyor.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah
ADNAN OKTAR: Yani başından bozulmuş. Çok acayip bir durum var. Tabi yine karar, hüküm mahkemenindir. Saygılıyız. Ne karar verirlerse başımızın tacıdır, ne derse de kabul ederiz.
SUNUCU: Bozulması için birçok madde vardı zaten ama bu son gelişme, eğer daha önce izlememiş olan izleyicilerimiz varsa hatırlatma da yapmak istiyorum. Hakikaten çok ilginç bir olay bu son dönem. Hiçbir şekilde başvuru olmadan tekrar davanın açılması gündeme gelmiş.
ADNAN OKTAR: Evet. Bu da Yeni şafak Gazetesinde yarın çıkıyor, yine aynı ilan. Yani nefes kesecek bir şey bu, hiç görülmemiş bir şey. Yargıtay ceza genel kurulu kararları var bu konuda çok fazla. Özel dairece davaya katılma ve hükmü temizletme hakkı olmayan yakınıcıların temyiz isteminin kabulü ile hükmün bozulması yasaya aykırı olduğundan bozma kararının kaldırılmasına diyor. Ve çok fazla bir tane iki tane değil yani. O kadar çok Yargıtay içtihatı var ki: Burada kişilerin temyiz etme hakkı olmayan kişiler, buna rağmen temyiz etmiş o kişiler, Onu bile kabul etmiyor Yargıtay. Burada hiç temyiz eden de yok. Hiç temyiz eden yok, buna rağmen böyle bir hüküm bozulması yasaya aykırı olduğundan bozma kararının kaldırılmasına diyor. Yani daha önceki içtihatlarda.
SUNUCU: Evet siz bir dilekçeyle başvurdunuz bildiğim kadarıyla.
ADNAN OKTAR: Evet başvurduk.
SUNUCU: Bakalım hayırlısı.
ADNAN OKTAR: Bunu toplam altmışa yakın bir tane iki tane on tane değil. Yani mesela son savunmamız yapılmadı. Avukatlarımız, yeni avukat tutulması gerekiyordu o olmadı.
OKTAR BABUNA: Hangi kanun maddesi olduğunu söylemediler.
ADNAN OKTAR: Hangi kanun maddesi olduğu son celseye kadar söylenmedi. O zaman kanun maddesi söylenince ek savunma hakkı vermesi gerekiyordu çünkü biz yeni bir kanun maddesiyle karşılaştık. Yeniden savunma hazırlamamız gerekiyordu, ek savunma hakkı verilmedi.
OKTAR BABUNA: 4744 geriye doğru işletildi.
ADNAN OKTAR: Evet. Yani mesela yarısı yargılananların başka kanun maddesi yarısı başka kanun maddelerinden oldu. Yani bunların hepsi Yargıtay içtihatlarına göre bozma nedeni. Ama tabi atmışa yakın bunlar, saysam sabaha kadar devam eder. Ama tabi takdir yüce mahkemenin yine.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah
SUNUCU: İnşaAllah evet. Silivri`den bir izleyicimiz demişler ki: Çok değerli hocam TRT de yayınlanan, çok özür diliyorum sanırım bir hastalık kapıda.
ADNAN OKTAR: Evet bol bol ıhlamur. İnşaAllah
SUNUCU: İnşaAllah evet. Silivri`den izleyicimiz demişler ki: Çok değerli hocam TRT de yayınlanan bir dizide İsrail askerlerinin çocukları öldürmesinin gösterilmesi İsrail tarafından kışkırtıcılık, antisemitizm olarak yorumlandı. Sizin bu konudaki yorumlarınızı çok merak ediyoruz. Son dönemlerde İsrail ve Türkiye arasında suni bir gerilim oluşturulmaya çalışıldığını düşünüyor musunuz? Evet, tam da bu günlerde yaşanan sıcak gelişmelerin üstüne bir soru.
ADNAN OKTAR: Evet. Bir çocuğun şehit edilmesinin çirkin olduğunun gösterilmesi İsrail’in lehinedir. Türkiye’nin lehinedir. Bütün insanlık âleminin lehinedir. Kim yapıyorsa bunu telin etmek anlamıyladır. Eğer bunu bir Hıristiyan yapıyorsa bu da aynı şekildedir. Yani orda herhangi bir çocuğun herhangi bir inanç veya düşünce mensubu tarafından şehit edilmesi esastır. Burada Musevileri kötüleyen bir şey yok. Museviler bizim canımız. Hangi Musevi, çocuğun şehit edilmesini ister? Değil mi? Hangi Musevi ister? Hangi Hıristiyan ister? Dolayısıyla dindar Museviler bundan alınmasınlar. Onlarla ilgili bir şey değil. Bu sadece zalimlere yönelik bir protestodur. Ateist, siyonist, masonik odakların yaptığı kalleş suikastlar, kalleş eylemlere karşı yapılmış bir izahtır. Bunun anlamı aynı zamanda bir Musevi dindar bir Musevi çocuğa da bu yapılıyorsa bu çok çirkindir. Dindar Musevi bir hahama da olabilir. Dindar herhangi bir kişiye yahut Hıristiyan bir kardeşimize de olabilir. Çocuk olabilir yaşlı olabilir fark etmez. Bu tip eylemler çirkindir anlamında bu. Bunu hepimiz destekleyeceğiz. Yoksa Museviler çocuk şehit eder mantığı çıkmaz bundan. Ona kalırsa Müslümanlar da yapıyor. Müslüman olan kişiler de bazen zulüm yapabiliyorlar. Bombayla giriyor insanların öldürülmesine sebep oluyor. Bu nasıl çirkinse bu da çirkindir. Dolayısıyla bu tarz filmler yani mazlumları ve masumları ezen insanları telin eden filmler faydalı filmlerdir, dolayısıyla alınmaya, tedirgin olmaya gerek yok.
SUNUCU: Tek gerilimin o olduğunu da zannetmiyorum. Aslında bu Türkiye’nin Anadolu Kaplanları tatbikatına İsrail’in çağrılmamasıyla da birazcık alevlendi diye düşünüyorum. Neler söyleyeceksiniz bu tatbikata ilişkin sizin açıklamalarınız vardı daha öncesinden.
ADNAN OKTAR: Yine bu da aynı şekilde yani İsrailli pilotlar hiçbir şekilde birçoğu Filistinli kardeşlerimizi bombalamak onları katletmek istemiyorlar. Bunları zorla gönderiyorlar yukarıdan, ateist siyonistler. Ve bu çocukları katil konumuna getiriyorlar. Yani katil konumuna getiriyorlar, onlar da şehit olmuş oluyorlar. Bunun önlenmesi içindir bu. Yoksa hangi Musevi Filistinlilerin havadan bombalanmasını, gerçek dindar bir Musevi ister. Bunu protesto etmek eylemleri durdurmak içindir bu. Aynı şekilde bir Musevi de biz gökten uçakla bombayla veyahut her hangi bir füzeyle öldürmenin çok çirkin olduğuna inanıyoruz. Yani bununla ilgili eğer bir çalışma varsa bu da durdurulsun. Hıristiyanlara yönelik varsa bu da durdurulsun. Veya komünist de olsa fark etmez, bir insan fikrinden dolayı bombalanmaz, bir insan fikrinden dolayı yerle bir edilmez. Mahkeme edersin, yargılarsın, cezası neyse ona göre cezası verilir. Havadan bombayla çocuklar, anneler, genç kızlar, yaşlı amcalar, hiç alakası olmayan insanlar katlediliyorlar. Ve bir suç varsa zaten cezası ölüm değildir. Değil mi? Cezası, hapsedersin yahut neyse mahkemede yargılarsın ama bu tarz bir metodu benimsememeyi güzel bulması lazım İsrail’in.
SUNUCU: Ama işte yargılarsınız, yargıladıktan sonra da işkence yapmamanız gerekiyor. Tam bu noktada çok…
ADNAN OKTAR: Tabii, insancıl şartlarda, yani normal, uluslararası hukuka ve kanuna uygun olarak olması lazım. Hem yargı, hem hakim, hem infaz memuru… Böyle olmaz, havadan pilot karar verip yerle bir edemez bir evi. Gel burada size bunun eğitimini verelim mantığı mı olacaktı yani? Tabii ki olmaz. Burada değil hiçbir yerde eğitim olmasın. İsrailliler de böyle bir acı içinde olmasın, Museviler de Hıristiyanlar da acı içinde olmasın çünkü havadan bombalamada Hıristiyanlar da bazen isabet alıyorlar. Aynı şekilde bazen Filistinliler onlara roket atıyor orada da mazlumlara geliyor mesela bu da çok anormal. Ve bu da çok çirkin... Bunların tamamının olmaması lazım, yani bunların hepsi bir bütündür. Burada şu olsun, burada bu olmasın… Bu olmaz. Hiçbir yerde havadan bombalama, havadan insanlara dehşet götürme olayı olmasın. inşaAllah. Yani ancak savaş konumunda olabilir, meşru savunma olarak yapılabilir onun da birçok kuralı vardır, ancak mütecavizlere karşı. Yani cinayet işliyorsa, adam öldürüyorsa, kurtulacak hiçbir yol yoksa o zaman müdahale yapılabilir ki hukuku vardır onun. İnsancıl yönleriyle uygulanması ve aşırıya gidilmemesi şartıyla olur. Yani nefsi müdafaa olarak oluyorsa ancak o şekilde olabilir.
SUNUCU: Siz mesela açıklamalarınızda diyorsunuz zaman zaman yurtdışında radyo bağlantılarınız oluyor, oradaki insanlara açıklıyorsunuz; Mehdiyet döneminde huzurun geleceğine, barışın sağlanacağına dair söylemleriniz oluyor. Mesela bunlar çok güzel. Orada dökülen kanın artık dinmesi, artık huzurun gelmesi için çok güzel açıklamalar.
ADNAN OKTAR: Filistin’de yağmur gibi bomba yağdırmaya ne gerek var? Yıkın duvarları, açın, kardeş olun, sevin birbirinizi, bunu sağlayalım, muhabbet ortamı olsun. Koskoca arazi bomboş ortam yani bir avuç İsrailli var orada zaten, nüfusları da az. Yani kime yetmiyor oradaki arazi? Uçsuz bucaksız arazi, bomboş her yer. İstediğiniz gibi orada tarım yapın, yaşayın, çocuklar koşuştursun, Filistinlilerle kardeşçe yaşayın. Havadan bomba atarsan o da sana roket atar, o ona bomba, o ona… O zaman iki taraf da helak olur Allah esirgesin. Ve bu iki taraf için de zulüm bu. Hiçbir dindar Musevi istemez. Böyle bir oyuna hiçbir dindar Musevinin de gelmemesi gerekir. Tabii ki böyle bir eğitimi kabul edemeyiz, edilmemesi lazım. Adam öldürme eğitimi verilir mi? Ondan sonra gidip Filistin’deki mazlumları bombalıyorlar. Barış imkânı varken, kardeşlik imkânı varken, dostluk imkânı varken, bunun yolunu aramak varken, bunu bırakıp da böyle bir yola girmek oradaki insanların güvenliği açısından çok tehlikeli. Bu düşmanlık neye götürür? Müslümanı Museviye düşman et, Museviyi Müslümana düşman et… Kan gövdeyi götürür Allah esirgesin. İki tarafa da yazık bu zaman… Ne gerek var, biz Allah’ın kullarıyız, siz Musevisiniz Allah sizi Musevi yaratmış, bizi de Müslüman yaratmış, kardeş olalım, dostça yıkalım o duvarları. Ticaret yapalım, eğlenelim, gülelim, beraber sofra kuralım, yemek yiyelim yani bu acıya bu ızdıraba ne gerek var. Kan, kan getiriyor; acı, acı getiriyor. Kan derhal durması gerekir. Kan getiren, kan dökülmesine neden olan bütün silahlar kaldırılmalı. Bütün çatışmaların durdurulması gerekir.
SUNUCU: Dün haberlerde çok acı bir görüntü seyrettim, hakikaten çok da üzülerek seyrettim. Hakkari’de ufacık çocuklar yüzlerini bağlamışlar, polise taş, Molotof kokteyli, ellerine ne gelirse atıyorlar. Daha sonra Allah’tan askerimizin bölgeye gelmesi ile birlikte huzur, sükunet sağlanmış. Ne kadar kötü, küçücük çocuk ne yaptığını bile bilmiyor. Ülkemizde de çok o anlamda acayip durumlar yaşanıyor. Ne yapılmalı? O çocuklar nasıl bilinçlendirilmeli? O yaptıkları yanlıştan nasıl döndürülmeli?
ADNAN OKTAR: Tabii çocuklara gene her halükarda sevgiyle yaklaşılması lazım, şefkatle yaklaşılması lazım... Polise taş atmak; onun da, polisin de çocuğu var. Mesela polisin alnına bir taş gelse koca koca taş atıyorlar. Mesela Allah vermesin gözüne gelse, gözü çıksa onun çoluğu-çocuğu, annesi nasıl acı duyar? Yani zulüm değil mi bu? Ne yapıyor devletin memuru, emredileni yerine getiriyor ve asayişi sağlamaya çalışıyor, ortada karmaşa olmasın, terör olmasın, anarşi olmasın diye uğraşıyor, canını ortaya koyuyor. Ona taşla, molotof kokteyliyle saldırmak, üstlerine maddeler atmak çok büyük bir zulüm. Ama polisin korunmasını ben dünyanın her yerinde çok yetersiz görüyorum. Doğrudan molotof kokteyline açık, doğrudan taşa açık haldeler. Yani böyle şey olur mu? Molotof kokteyli çok tehlikeli bir madde, öldürücü etki yapar. Taş da; yani attıkları taşlar kiloluk taşlar, beyin kanamasına sebep olabilir, doğrudan öldürebilir, gözünü çıkartır ağır silah hükmündedir bu. Yumruk gibi koskoca taşlar atıyorlar. Polisin korunması hiç yeterli değil dünyada, ben görüyorum. Mesela saldıran insanlarla direkt göğüs göğse mücadele verdiriyorlar. Ne gerek? Bu çok ağır bir suçtur. Bir insana taşla saldırmak, odunla saldırmak ne demek? Daha güçlü güvenlik önlemleri alınması lazım; kullanılan zırhın daha kapsamlı olması gerekiyor ve çok daha fazla zırhlı araç kullanılması gerekir. Yani eğer protesto edeceğin bir şey varsa fikirle anlat. Çık televizyona, konuş, istediğini anlat. Git, birebir de anlatabilirsin. Dilekçelerle anlatabilirsin ama olay çıkarmak, hadise çıkarmak iki tarafa da acı veriyor. Polis yaralanıyor, sen de yaralanıyorsun, bunun sonucunda kim mutlu oluyor? Ve bu daha şiddetli önlem alınmayı getiriyor arkasından, hürriyetleri kısıtlıyor. Yani bu neyi sağlıyor? Sadece zarar getiriyor. Demokrasiyi teşvik edin, özgürlüğü teşvik edin, huzuru teşvik edin; rahat, demokratik bir ortam olsun çık fikirlerini açık açık söyle sana kim ne diyecek yani?
SUNUCU: Tabii provokatörlerin özellikle de çocukları kullanması bu anlamda çok çok acı. Dolayısıyla… Arkadaşlarımız tam da 3 dakikamız kaldığını söylediler programımızın bitmesine.
ADNAN OKTAR: Şeytandan Allah’a sığınırım bir ayet okuyayım. “Allah'a karşı yalan söyleyenden ve kendisine geldiğinde doğruyu (Kur'an'ı) yalanlayandan daha zalim kimdir? Kafirler için cehennemde bir konaklama yeri mi yok? Doğruyu getiren ve doğrulayanlara gelince,…” yani hakkı anlatan, Kuran’ı anlatanlara gelince; “işte onlar muttaki (takva sahibi) olanlardır. Rableri Katında dileyecekleri her şey onlarındır. İşte bu, ihsanda bulunanların ödülüdür.” (Zümer Suresi, 32-34) İnşaAllah Allah bizi böyle cennetiyle, cemaliyle şereflendirir inşaAllah, İnşaAllah rızasını kazanırız Allah’ın. Müminin tek hedefi Allah’ın rızasıdır. Allah’ın rızasını kazanan kullarından oluruz inşaAllah.
SUNUCU: Evet, çok teşekkür ediyoruz huzur dolu sohbetiniz için efendim.
ADNAN OKTAR: Ben de teşekkür ediyorum.
SUNUCU: Ne yazık ki programımızın sonuna geldik. Yayında ve yapımda emeği geçen arkadaşlarım adına iyi akşamlar, mutlu yarınlar diliyorum, hoşçakalınız.