SUNUCU: İyi akşamlar sevgili izleyicilerimiz. Tempo TV ve Kocaeli Tv’den ortak yayınımız şu an itibariyle başlamıştır. Çok saygıdeğer hocamız sayın Adnan Oktar ve Oktar Babuna ile bugün yine çok anlamlı bir sohbet gerçekleştireceğimizi düşünüyorum ve hoş geldiniz diyorum efendim.
ADNAN OKTAR: Sen de hoş geldin, bizim sevimlimize nihayet kavuştuk.
SUNUCU: Efendim nasılsınız? Çok iyi gözüküyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Allah’a hamdolsun, elhamdülillah.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Sen de çok çok iyi gözüküyorsun. Her gördüğümde daha iyi olduğunu görüyorum.
SUNUCU: Çok teşekkürler hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
SUNUCU: Yine inanılmaz yoğunlukta sorularımız var bugün. Şu anda Tempo Tv ve Kocaeli Tv’de bizleri izleyen izleyicilerimiz ahirzamansohbetleri@hotmail.com’dan merak ettikleri soruları hocamıza iletebilirler. Arkadaşlarımız yukarıda çok yoğun çalışıyorlar ve yeni soruları hemen bizlere ulaştırıyorlar. Ayrıca www.harunyahya.tv veya www.harunyahya.net ya da www.harunyahya.org adreslerinden hocamızın değerli röportajlarına, dergilerine, kitaplarına, birçok açıkladığı farklı konulara, yurtdışında çıkmış olduğu radyo kanallarına yapmış olduğu röportajlara, hepsine ulaşabilirsiniz. Detaylı olarak bilgi sahibi olabilirsiniz. Ve canlı olarak da şu an www.harunyahya.tv’den de bizleri izleyebilirsiniz. Ayrıca Mavi Karadeniz Radyo’dan, 106.4’den de bizleri dinleyebilirsiniz diye hemen hatırlatalım.
ADNAN OKTAR: Sen aşırı derecede sevimlisin sen, çok güzel huylusun, çok samimisin, candansın.
SUNUCU: Çok teşekkür ederim.
ADNAN OKTAR: Yine babanı buradan tebrik ediyorum, anneni, babanı, çok güzel yetiştirmişler seni, çok candan, çok efendi bir insansın, maşaAllah.
SUNUCU: Hocam, sorularımızla izninizle başlayalım. Çok yoğun sorularımız. “Bugün okuduğum bir habere göre Fransız bayan sanatçı Diam's Müslümanlığı seçmiş. İslam’a uygun kapalı giysilerle camiden çıkarken görüntülemişler. Hocam, kısa bir zamanda dünya yavaş yavaş dindarlaşarak, İslam’ı mı tercih edecek?” diye sormuş, Yadi Orhanoğlu.
ADNAN OKTAR: Akılcı bakan bunu çok açık görür ve gün be gün süratli bir yayılma var ama çok çok süratli. Yani en görmeyen gözün bile göreceği kadar net.
SUNUCU: Evet, o zaman devam ediyoruz. Hocam bu arada, hazır bu sanatçılar demişken, mesela Micheal Jackson’un da Müslüman öldüğü yani Müslüman olarak öldüğü, zaten erkek kardeşinden de çok etkilendiği söyleniyor. Erkek kardeşi yıllar önce Müslüman olmuş ve bundan da çok etkilendiği söyleniyor. Aslında birçok dünya starının bakıldığında, gizliden gizliye de olsa İslam’a döndüğü, aslında birçok papazın namaz kıldığını çok açık bir şekilde birçok gören var. Ama bunlar işte bir takım siyasi noktalardan baktıkları için bunları bir türlü söyleyemiyorlar, bir takım korkularından ötürü, yadırganma, dışlanma, kitle kaybetme ve tabii ki bayağı ağır tepkilerle karşı karşıya kalacaklarından. Ama gizliden gizliye bakıldığında gerçekten de çok büyük bir İslam’a dönüş söz konusu Allah’a şükür.
ADNAN OKTAR: Ama bu doğru yani şimdi makul bakan bir insan. Şimdi Tevrat’a bakıyoruz, İncil’e bakıyoruz, tamam çok güzel izahları var, hak izahları var ama çok karışmış, bu görülüyor. Ama Kuran’a baktığınızda müthiş bir sıhhat, müthiş bir düzgünlük, mükemmellik ve kusursuz bir güzellik görüyoruz ve her konu çok net açıklanmış. Ahiret, cennet, cehennem, yani anlamadığımız hiçbir konu kalmıyor. Nereyi okursak içimize bir ferahlık geliyor. Ama Tevrat’a baktığımızda mesela bir kısmı kutsal metin mi, yani vahye dayalı mı belli değil. Bir kısmı hissediliyor, vahye dayalı olmuş olması ihtimali yüksek görünüyor. Mesela bir kısım sözler çok güzel, çok faydalı. Ama Kuran’da böyle bir zorluk yok. Kuran’da baktın mı hepsi saf vahiydir. Yani hiç, tek bir kelime ilave yok. Ne büyük rahatlık, ne büyük nimet, ne büyük güvence. Yani Kuran’a baştan sona güvenebiliyorsun. MaşaAllah.
SUNUCU: Hocam bir de hazır Kuran’dan bahsediyorken, siz hep şunu diyorsunuz, bu çok önemli bir açıklama aslında anlayabilenler için. Mesela Yahudiler kendi kitabının özüyle değerlendirilecek, yine Hıristiyanlar da. Şimdi İncil’e bakıyoruz, savaş nedeniyle, yangınlar ve doğal afetler nedeniyle birçok İncil sayfası yandığı için o yüzyılda birçok İncil ortaya çıktı. İşte Yuhanna var, Lukas, bir sürü şeyleri var İncil çeşitleri var. Şimdi görüldüğünde de bu her içinde bulunan kavimin farklı yorumlarına neden oldu ama değiştirilmemiş, değişmemiş tek kitap orijinal olarak Kuran olduğu için hak dine İslam diyoruz. Yani bir çok mesela Hıristiyan bunu şöyle algılıyor, işte “biz de Hıristiyanız, biz din değil miyiz yani, bizi niye inanıyor gibi görmüyorsunuz?” diye. Bu onların öbür taraftaki yargılanma süreçleri yani Allah’ın onları bir kitaba göre sonuçta yargılayacak, o İncil’in özüne göre değil mi hocam? Hıristiyansa değişmemiş olan İncil’e göre mi?
ADNAN OKTAR: Aslında Tevrat’a bakan da, eğer gerçek anlamda Tevrat’ı incelerse Tevrat’ta net olarak namaz var. Namaz kılan Museviler var, flimlerini bana gönderdiler, alenen namaz kılıyorlar, abdest alıyorlar. Yani Kuran’a çok çok benzer, İslam’a çok benzer Tevrat’ın hükümleri. Ama tahrif olmuş, değişmiş yönleri var. Ben diyorum ki, Kuran’ın hükmü olarak bunu belirtiyorum, samimi olan her kul kurtuluşa ermiştir, samimi olan. “Sen” diyorlar “işte Museviler, Hıristiyanlar, hepsi cennete girecek, diyorsun”. Canım kardeşim, değerli kardeşim, benim sözümde nerede bunu duyuyorsun sen? Öyle bir şey var mı? Samimi olan kullar kurtuluşa erer diye Cenab-ı Allah söylüyor. Biz de şunu anlıyoruz ki, samimi oluyorsa, mesela Hıristiyansa, samimiyse Kuran’ı incelediğinde samimi bir insan Kuran’ın hak bir kitap olduğunu anlar, dolayısıyla kurtuluşa ermiş olur. Bu anlamdadır bu. Ama Kuran’a ulaşamadıysa, veyahut bir şekilde anlayamadıysa, o zaman ehl-i fetret olur, yani Peygamber Efendimiz (sav) zamanında mesela Peygamberimiz (sav)’e Kuran daha vahiy olmadan önce Peygamberimiz (sav) Hz.İbrahim’in dini bakiyesi ile yaşıyordu. Cenab-ı Allah katında o da hak dindir o zaman, bak hak din. Hz.İbrahim kaç bin sene olmuş, değil mi, bak dini bakiyesiyle yaşıyor. Kuran’ın birçok hükmü uygulanmıyor ama bakiye olan kısımlarını yaptığı için o yeterli oluyor. Bu döneme işte fetret dönemi deniliyor. Yani bir insana hak din ulaşmadıysa o insan ehl-i fetrettir. Ve dolayısıyla kendi dinini samimi olarak yaşarsa, tek Allah’a inanıp, Kuran’a uygun hususlarını samimi olarak görüp onu yaşarsa, onun ehl-i fetret olması umulur, yani kurtulması umulur, cennete gitmesi umulur. Bu anlamda söylüyorum. Yani Kuran’a ulaşamadıysa; Kuran’a ulaştıysa samimi insan zaten Kuran’ı anlar. Bakın samimi kelimesini anlayamıyorlar. Samimi, ne yapar samimi bir insan? Bir şeyin en doğru en güzelini yapar. Cenab-ı Allah “bunlar kurtuluşa erecektir” diyor. Bu anlamda söylüyorum. Yoksa ben ne bileyim? Ben kendim için de bilemem ben, cennete veya cehenneme mi gideceğim ben bilmiyorum. Ümitle korku arasındayız. Hıristiyan da emin olamaz. Herhangi bir Müslüman da emin olamaz, cennete mi cehenneme mi gidecek. Ama samimiyse kurtuluşa erer, Allah’ın izniyle.
SUNUCU: Hocam biz Müslümanlar hep şeye çok seviniriz, hani sonuçta hep şahadet getiriyoruz ya, şahadet getiren herkes bir gün cennete gidecek ya, o açıdan tabii...
ADNAN OKTAR: Ben severim senin o tatlı canını. İnşaAllah cennette de böyle karşılıklı oturur konuşuruz.
SUNUCU: İnşaAllah hocam.
ADNAN OKTAR: Sen oralarda minik kedi gibi yanımda olursun inşaAllah, cennette de, inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah hocam. “Bediüzzaman’ın şöyle bir sözü varmış hocam, ben de yeni okudum ‘size bunu katiyen söylüyorum ki şu milletin saadeti ve selameti Ermenilerle ittifak ve dost kalmaya vâbestedir (bağlıdır, ancak onunla mümkündür.)” “Vâbeste” kelimesinin anlamını bilmeyen izleyicilerimiz için onu söyleyelim. “Ardından da “artık kılıç vakti değil akıl vaktidir” diyor Bediüzzaman, 40’lı yıllardan bugünlere işaret etmiş ve dostluğun, kardeşliğin, birliğin önemine dikkat çekmiş. Sizin bu sözler hakkında yorumunuz nedir?” diye sormuş, Zeynel Tuğlu. Ben size şöyle takdim edeyim.
ADNAN OKTAR: “Size bunu katiyen söylüyorum ki şu milletin saadeti ve selameti Ermenilerle ittifak ve dost olmaya vâbestedir”. Allah, Allah, maşaAllah. Bak “Ermenilerle ittifak”, tabiî ki onlar bizim kardeşimizdir, dostumuzdur. Ve bunu 40’lı yıllarda söylüyor, maşaAllah. Ardından da “artık kılıç vakti değil akıl vaktidir” diyor. Bakın tam Mehdiyeti açıklıyor, değil mi? Mehdi ne yapacak? Kılıçla değil, ilim kılıcıyla çıkacak, şefkat, merhamet ve sevgiyle çıkacak. “Bediüzzaman’ı niye seviyorsunuz” diyorlar, işte bu olağanüstü güzel ilminden dolayı, güzel ahlakından dolayı seviyoruz. Nefis, her anlatması, her izahı birbirinden güzel maşaAllah.
SUNUCU: “Hocam, bir hadiste, ‘ve onun (Hz.Mehdi) işaretlerinden biri de günlerin ve gecelerin geçmesiyle yaşlanmamasıdır’ sözlerini okudum. Buna göre demek ki Mehdi ileriki yaşlarda da genç görünümlü biri mi olacak? Hocam, ekranlarda, her yerde herkesin hızla yaşlandığını görürken Mehdi’nin bu durumdan etkilenmemesini nasıl açıklayabiliriz? Acaba Hz. Mehdi’nin Allah’a tevekkülü ve güzel ahlakı mı yüzüne vuruyor?” diye sormuş Aliye Mahinevoğlu, Kars’tan.
ADNAN OKTAR: Tabii, aklın ihtiyarını kaldıracak bir şey olmaz yani ama herhalde biraz daha diğer insanlara göre daha dinç olacak, kendi yaşıtlarına göre.
SUNUCU: Nurdan yüzündeki...
ADNAN OKTAR: Daha nurlu olacak evet yoksa aklın ihtiyarını kaldıracak hiçbir şey olmaz. Yani imtihan devam eder, insanları iman etmeye mecbur edecek olağanüstü bir durum hiçbir zaman için olmaz o tarzda, inşaAllah.
SUNUCU: “Hocam, Bediüzzaman’ın meşrutiyet yıllarında söylediği bir söz var. ‘Avrupa bir İslam devletine, Osmanlı ise bir Avrupa devletine hamiledir. Bir gün gelip doğuracaklardır’ diye. Osmanlı, Türkiye Cumhuriyeti’ni meydana getirdi. Avrupa’daysa yavaş yavaş İslam toplumu oluşuyor. Avrupa’da şu an yirmi milyon Müslüman göçmen var. Sadece Fransa’da yılda 50.000 kişi Müslüman oluyormuş. Sizce önümüzdeki yıllarda Avrupa’da ne gibi gelişmeler olacak?” diye sormuş Ahmet Murat Abik, Fatih’ten.
ADNAN OKTAR: Bütün Avrupa Müslüman olacak. Bütün Avrupa, bütün Amerika Müslüman olacak. Bu dediklerimin doğru olduğunu, bizim milletimiz genç evvelAllah, hepsi görecek.
SUNUCU: “Hocam Ledun ilmi nasıl bir ilimdir. Allah kimlere bu ilmi nasip eder. Örneğin Hazreti Mehdi Ledun ilmine sahip olacak mı? Bu konularda beni aydınlatırsanız çok sevinirim.” demiş Remzi Konursay Çatalca’dan. Ledun ilmi nedir hocam?
ADNAN OKTAR: Batın ilmi. Yani bir şeyin zahirine göre değerlendirilmemesi. Mesela Mehdi’yi insanlar yanlış anlayacaklar. Mehdi’ye muhalif olacaklardır. Ona düşman olacaktır insanlar o devirde. Bunun sebebi Ledun ilmidir. Onu anlayamayacaklar. Ters bir tavır yaptığını, yanlış bir tavır yaptığını düşünecekler. Halbuki her yaptığı doğru olacak. Mehdi ahkamda masumdur. Hep ilhamla hareket eder. Allah’ın verdiği ilhamla hareket eder ama insanlar onun yanlış bir yolda olduğunu zannedecekler uzunca bir süre ama sonra gerçeği anlayacaklar.
SUNUCU: “Hocam ben birkaç kere Arapça öğrenmeye başladım. Ancak işlerim nedeni ile devam ettiremedim. O yüzden Kuran’ı bugüne kadar hep Türkçe mealinden okudum. Bu konuda bir yanlışım mı var? Kuran’ı mutlaka Arapçasını mı okumak gerekir. Sizin fikrinizi öğrenmek istiyorum.” demiş Nihal Canyurt Rize’den.
ADNAN OKTAR: Şimdi Arapçası nefistir tabii Kuran’ın. Yani insanın içi erir. Ruha muazzam hitap eder. Çok etkileyicidir. Ama tabii asıl olan anlamıdır. Bizim sorumlu olacağımız anlamıdır. Anlamını öğrenecek kardeşlerimiz inşaAllah.
SUNUCU: “Bazı insanlar İsrail zulmüne karşı olmayı İsrail’e karşı olmak olarak algılıyor. Ve hükümete tutunduğu tavırdan dolayı kınıyorlar. Sizce bu önemli ayırımı neden yapamıyorlar? İsrail’i, siyonizmi, Yahudileri birbirinden nasıl ayırırız?” diye sormuş Metin Ozaner.
ADNAN OKTAR: İsrail toprak olarak bir kere Kuran’da övülmüş bir bölgedir ve güzel bir yerdir, güzel bir yurttur. Mehdi’nin inşaAllah yaşayacağı yerlerdir. Halkı peygamber neslidir. Tertemiz insanlar. Ama ateist siyonist dediğimiz, masonlarla ittifak eden böyle sapkın bir güruh var. Bunların fikirlerine karşıyız. Ama bunları Cübbeli’nin dediği gibi pırasa gibi doğramak falan böyle bir düşünce olamaz. Böyle her düşünceye saygı gerekir. Mason da olsa bu vatanın evladıdır. Biz ona saygı duyarız değer veririz. Birinci sınıf vatandaştır. Masonik faaliyetini de devam ettirebilir. Ama insanlara zarar vermesi engellenir. Yani topluma zarar vermesi engellenir, fitne fücur çıkartmasına müsaade edilmez. Bir de doğruları karşılıklı anlatırız. Onlar ben böyle düşünüyorum der, sen de ben böyle düşünüyorum dersin. İkna edersin kardeşçe dostça. Yani ateist siyonist demek pırasa gibi doğranacak adam anlamına gelmez. Ateist siyonist demek konuşulması gereken, ikna edilmesi gereken, yardımcı olunması gereken insan anlamına gelir. Mason da böyledir. Yani hiçbir fikre hiçbir düşünceye pırasa gibi doğranacak kafası olmaz. Bu çok vahşiyane bir tavır. Kuran’da ikna vardır. Anlatırsın artık kabul etmezse kendi bilir. Ahirette onun hesabını o verecek. Ama Allah’ın açık hükmü var. Bakın; “ Dinde zorlama yoktur”. İnşaAllah.
SUNUCU: “Türkiye Ermeni arasındaki yakınlaşmanın Azeri ilişkilerimizi bozduğu yönünde bir kanaat var. Aliyev’in de sert açıklamaları olmuştu. Biz de her ülke gibi kendi çıkarlarımızı koruyacağız demişti. Fakat bir yandan da Azerbaycan’ın Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni tanımayıp Kıbrıs Rus kesimini tanıması gibi bir gerçek söz konusu. Sizce bu gelişmeler nasıl devam edecek?” diye sormuş Sarıyer’den Ülkü Demirci.
ADNAN OKTAR: Bunlar dünya siyaset dengelerinde Azerbaycan’ın ve Türkiye’nin de bazen mecbur olduğu, bir anlamda mecbur olduğu şartlardan kaynaklanıyor. Ama bunun aslı yok. Yoksa Azerbaycan Kuzey Kıbrıs’ı canı gibi sever. Yani deli mi onlar kabul etmesinler? Ama kabul ettiklerinde ya ekonomik ambargo ile karşılaşıyorlar ya siyasi dengeler bozuluyor. Onun için onu Türk İslam Birliği oluşuncaya kadar böyle idare etme kararı almışlar gibi görünüyor. O bayrak krizi, şu bu bunlar hep suni şeyler. Azerbaycan’ın bize küsmesi gibi bir konu, gülünür. Böyle bir şey mümkün değil. Babanın evlada evladın babaya. Olacak şey değil. Baba evlat ilişkisinden de daha ileridir bağlantı. Bitmiştir ayrıca Biz Azerbaycan’la zaten birleştik. Sadece teknik olarak daha oluşmadı. Kapı açılmadı daha o kadar.
SUNUCU: Hocam bazı şeyler imza ile olmaz zaten. Bir gönül birleşmesi varsa ben zannediyorum ki; Azeriler de bizden çok uzak hissetmiyorlardır kendilerini. Zihin olarak zaten bu böyle. Ne kadar engellemeye çalışsalar da. Değil mi hocam? Kardeşimiz onlar bizim hepsi.
ADNAN OKTAR: Bak ağzından nur akıyor bu böyle. O kadar. Tabii gönül olarak birleştikten sonra imza olsa ne olur olmasa ne olur? Yani sınırı kapatsalar ne olur açsalar ne olur. Biz zaten gideriz Azerbaycan’a.
SUNUCU: Aynen öyle. Bunlar gösteriş hocam. Bazı şeyler tabii ki. Şu an hepimiz isteriz birleştik diye sınırlarımızla beraber, artık sınırlar birdir birleştik demeyi ama zaten gönül olarak bunu engellemeleri mümkün değil. Bizim kardeşimizdir. Tüm Türki Cumhuriyetler başta olmak üzere Azerilerin hepsi bizim kardeşimiz zaten.
ADNAN OKTAR: Zaten bir evin çocuklarıyız ve bütün İslam alemi ve inşaAllah Museviler ve Hıristiyanlar da. Onlar da bize Allah’ın bir emaneti. Dolayısıyla Türkiye bütün dünyaya lider olacak inşaAllah. Mesih’in gelişi ile bu daha da katileşecek. Mehdi Türkiye’den çıkıyor ve çıktı. İstanbul’dur yeri, ben söylemiyorum Peygamberimiz (sav) söylüyor. Sekiz, dokuz tane hadis var, İstanbul’dan çıkacağına dair. Hatta Resulrullah (sav)’a soruyorlar “Mehdi Medine’den çıkacak” diyor. “Hangi Medine diyorlar ya Resulullah”. Açıklık getirtiyorlar ona . “Konstantiniyye” diyor İstanbul. O kadar. O zamanki ismi Konstantin idi. Onun için bu konu bitmiştir. Allah Katında bitti. İstanbul özel olarak dizayn edilmiştir. Allah özel olarak Mehdi için hazırladı. Kuran’da iki denizin birleştiği yer olarak geçer. Bu kadar süslü bu kadar güzel böyle bu kadar ihtişamlı maneviyatın lideri olacağı için, maneviyatın kalesi olacağı için İstanbul bu kadar süslenmiştir. Ve Allah Türklere nasip etmiştir. Hiç aklınız alıyor mu Hıristiyan alemi alın İstanbul sizin olsun der miydi? Olacak iş mi? Cenab-ı Allah kaderde Mehdi çıkacağı için İstanbul’u Türklere vermiştir. Bizlere emanet verilmiştir inşaAllah. Ve boydan boya ecdat ile süslemiştir, camilerle, yollarla, ağaçlarla süslemiştir. Mehdi gelecek diye hazırlık yaptırmıştır. Taa Fatih döneminden itibaren İstanbul süslenmeye başlanmıştır. Mehdi gelecek diye. Bu kadar caminin bu kadar sebiller, yollar... Bütün yollar ağaçlandırılmıştır. Asırlık ağaçlarla donatılmıştır. Onlar, o ağaçlar bile Mehdi’yi bekliyor inşaAllah. Bakın yüzyıllardan beri Fatih devrinden beri bekleyen ağaçlar var inşaAllah.
SUNUCU: Hocam zaten İstanbul’un fethi çok büyük bir olay. Direkt Allah’ın istemesi ile olmuş bir olay. O şartlarda, o durumda orayı Türklerin almasına imkansız gözüyle bakılıyordu yani.
ADNAN OKTAR: Mucize oluşmuştur. Kuran’da; şeytandan Allah’a sığınırım, “iyi bir beldedir” diye bir ayet var. Belde-ül tayibe. Ebcedi 1453 veriyor. İstanbul’un fetih tarihini verir. İstanbul tekbir ve tevhitle yeniden fethediliyor şu an inşaAllah. Sevgiyle, kardeşlikle, muhabbetle manevi rabıtalar güçlendiriliyor. Biz şu an dünya liderliğine hazırlanıyoruz inşaAlllah. Her gün gazete haberlerini izlesinler.
SUNUCU: Hocam bu arada şeyle ilgili ne düşünüyorsunuz; son günlerde daha doğrusu, direkt olarak söyleyelim. Biliyorsunuz PKK’lılar toplanıp Habur kapısına doğru yürüdüler. Orada büyük alkışlarla karşılandılar falan ve bunun çok büyük bir ayıp olduğunu söylediler. Devlet Bahçeli’nin bununla ilgili bir açıklaması var. Baş tacı ettiniz gibilerinden bir kaç tane PKK’lıyı diye. Hocam siz inanılmaz sevgi dolu bir insansınız. Herkesi kucakladığınızı biliyorum ama yine de bununla ilgili... Çünkü milliyetçilik kimliğinizi çok iyi bildiğim için, böyle vatanını milletini çok seven değer veren, devamlı vatanına milletine hizmet etmeye çalışan, hem yazılarınızla, düşüncelerinizle, fikirlerinizle bir kişi olduğunuz bildiğim için sormak istiyorum. Nasıl değerlendiriyorsunuz? Son günlerdeki bu gelişmeleri Habur Sınır Kapısı ve PKK’lıların alkışlanmasını?
ADNAN OKTAR: Sen o minik burunlu... Sen abartılı şekilde çok sevimlisin. Çok güzel huylusun sen. Ruhun da böyle coşkuyla, sevgiyle dolu, candanlıkla dolu. Şimdi alkışlanacak bir şey yok. Fakat bakın şunu görüyoruz. İnsanlar sevgiye muhtaç. Orada alkışlayanlar ne gösteriyorlar? Sevgiyi gösteriyorlar. İşte o sevgiyi biz göstereceğiz. Biz o muhabbeti göstereceğiz inşaAllah. Sevgi bizim işimizdir. Muhabbet bizim işimizdir. Bizim hayatımızdır ve sahibi de biziz sevginin. Kuran ahlakını yaşayanlar olarak. Dolayısıyla Güneydoğudaki sorunun çözümü tektir. Sadece sevgidir. Muhabbettir. Oradaki insanlarımıza çok değer vermek. Onlara saygı duymak. Onları çok değerli varlıklar olarak, birinci sınıf vatandaş olarak kucaklamak. Bu çok önemlidir. İddia edilen ergenekon örgütü oradaki kardeşlerimizi mahvettiler. Çok ezdiler. Çok acı çektirdiler. Ben onlar adına özür diliyorum. Yani iddia edilen ergenekon örgütünün yaptığı melanetten dolayı ben özür diliyorum. Çünkü onlar da bu Türkiye’de durdukları için artık Türkler. Onlar adına özür diliyorum. Bütün Güneydoğu Anadolu’daki kardeşlerimden hepsinden özür diliyorum. Bu yaptıkları rezillikten dolayı ve bir daha böyle bir şeyle asla karşılaşmayacaklar. Mehdi devrinde bağrımıza onları basacağız, ki gelmiştir Mehdi. Mesih’in zamanında da dağlarda inşaAllah kürt çadırları da kurulacak. Zılgıtlar çekecekler. Koyunlar orada gezinecek, bir arada güzel yemek yapacağız yiyeceğiz, sohbet edeceğiz, birlikte namaz kılacağız. Gönülleri çok rahat olsun, bütün vatan öz be öz Türktür, bütün Türkiye Türktür. Türk ne demektir Müslüman; Müslüman eşittir Türk. Türkiye’deki bütün kardeşlerimizin hepsi Türktür bizim için. Çok değerlidirler, onları PKK zulmünden de kurtaracağız, onların tehdidinden baskısından da kurtaracağız. Çünkü çok onurlu insanlar, baskı onların en nefret ettiği şeydir. Aşağılanmak insanların en ağrına giden şeydir, dayatma ve korkutmaya kalkmak insanların en nefret ettiği şeylerdir, PKK’nın yaptığı budur. Bu illeti, belayı onların üzerinden alacağız, çok özgür olacaklar. Çok onurlu insanlar; onurlarını böyle göğüslerini gere gere yaşayacaklar. Ama orada olan olaylar… Tabii bu PKK’nın böyle bir yöntemle, bir şekle şemale sokulamayacağı belli. PKK’nın çözümü kültür ve bilgidir. Anti-darwinist, anti-materyalist eğitim yapılması ve Kuran ahlakının Güneydoğu’da insanlarımıza anlatılmasıdır. Gelen vatandaşlar, oradaki gelen kişiler alkışlıyor ama çekiniyorlar onlardan da aynı zamanda. Mecburen gidiyor, mesela komşusu gidiyor şimdi alana gidecek, sıkı mı gitmesin öbürü? Ben evde oturuyorum diyebilir mi adam? O da korkuyor, korku belasına o da gidiyor. Şimdi millet alkışlayınca o da alkışlıyor. Yoksa stalinist bir adamı Güneydoğuda namaz kılan, namazında niyazında olan aklı başında bir insan alkışlayabilir mi?
SUNUCU: Asla. Ateizmi savunuyorlar değil mi Hocam birebir PKK?
ADNAN OKTAR: Tabii stalinist, komünist adamlar. Bütün onların inancına, örfüne, herşeyine karşılar. Ama diyorlar ki şimdi karşılama törenine gideceğiz. Ne yapıyorsunuz siz diyor; biz de gideriz tabii diyorlar. Nasıl gitmesin? Bütün millet alkışlayınca nasıl alkışlamasın? Çoluğu çocuğu var adamların, bir yandan da ne yaptıklarını da görüyorsunuz. İşte bu baskıdan, bu şiddetten onları kurtaracağız inşaAllah, bu acıdan kurtaracağız. Ve çok onurlu, şahane insanlardır Kürtler.
SUNUCU: Çok dinlerine bağlıdır Hocam doğulular.
ADNAN OKTAR: Çok şahane insanlar, benim üstadım da Kürttür, Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, nur insandır nur. Ben onun elini ayağını öperim yani. Kürt kardeşlerim benim o kadar çoktur ki tanıdığım. Gitsinler bir baksınlar, bir tanışsınlar. Güneydoğu’ya bir gidin siz, Mardin, Urfa’ya gidin bir aileyi ziyaret etsinler. Dünyanın en şahane insanları, bütün Anadolumuz gibi. Onların huzurlu, güzel yaşayacağı dönemin hemen arifesindeyiz, biraz sabretsinler inşaAllah.
SUNUCU: “Dün bir internet sitenizde Durham Üniversitesi bilim adamlarının yaptıkları bir araştırmanın sonuçlarını okudum. Bilim adamları İspermeçet Balinalarını incelediklerinde 50 tona kadar ağırlığı olan bu dev hayvanların kendi aralarında iş bölümü yaparak birbirlerinin yavrularına baktıklarını, bu arada kendilerinin ava çıktıklarını gözlemlemişler. Hocam bunu okuduğumda evrimcilerin böyle bir fedakârlığı ve şuuru nasıl açıkladıklarını merak ettim. Yaratılışa delil olan eldeki milyonlarca fosile ya da canlılarda ruh, fedakârlık gibi açıklayamadıkları pek çok konu olmasına rağmen evrimciler neden hala bu boş çabalarını sürdürüyorlar?” diye sormuş Edirne’den Büşra Öncü. Hemşerim benim…
ADNAN OKTAR: Darwinistlerin, materyalistlerin ahirette vereceği cevaplar o kadar fazla ki; 10 milyonlarca, 100 milyonlarca konuya cevap verecekler. Teker teker… Bol bol da vakitleri olacak herşey sorulacak onlara. Bir böcek, bir meyve, bir ağaç yaprağı, gökyüzü, hepsini açıklayacaklar, tamamını. Bakalım orada darwinist materyalist eğitimden aldıkları bilgiyle anlatabilecekler mi? Mesela Cenab- ı Allah soracak; protein tesadüfen meydana gelir miydi? Yani senin samimi kanaatin olarak, molekül yapısını biliyorsun mesela üniversite öğrencisisin sen biliyorsun, buna inanıyor musun samimi? “İnanmıyorum Ya Rabbi” diyecek. Peki, niçin savundun? “Kalabalığa uydum, savundum” diyecek. 250 milyon fosil olduğunu biliyordun, baktın fosillere değişiklik var mıydı, yoktu. Ara fosil olarak gösterdiklerine de baktın, mükemmel canlılardı değil mi, kusursuz canlılardı bunu da gördün. Peki, nereden çıkardın tesadüfen canlıların olduğunu? Bakın, tesadüfler sonucu bütün bir kâinatın olduğuna nereden kanaatin vardı diyecek Cenab-ı Allah. O zaman, diyecek Cenab-ı Allah, tesadüfen olmuş gibi, senin kafanda düşündüğün gibi bir yere seni ben alacağım. Yani böyle kargacık burgacık suratlı, simsiyah böyle, leş gibi bir ortam, kükürtler, kokular, rezalet kaynıyor, dumanlı, karanlık, tam senin tarif ettiğin gibi diyecek Cenab-ı Allah; darwinist düşünceye tam uygun. Madem samimi inancın o, kanaatin öyle, öyle bir ortamda o zaman yaşa diyecek Cenab-ı Allah. Madem Allah olmadığına inanıyorsun ve öyle bir ortamın olduğuna inanıyorsun orada yaşa diyecek, yani oranın meyvelerini ye. Allah’ın müdahalesi olmadan bir meyve nasıl tatlı oluyormuş, nasıl acı olmuyormuş değil mi? Nasıl tadı mesela berbat olmuyormuş orada bir açıklayacak onu. Madem hoşlanıyor, makulmüş bu, cehennemin o leş gibi meyvelerini yiyecek, leş gibi kokusunu tadacak ve leş gibi ortamında da yaşayacak. Cennetle kıyasladığında da anlayacak aradaki farkı. İnşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah Hocam. “Hocam, dün bir köşe yazarı Türkiye’nin bölgesel süper güç olarak tercihini bloklaşmalardan değil açık sınırlardan yana koymuş olması Türkiye’yi İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana ilk kez merkez ülke konumuna taşıyor diye yazmış. Hocam, okuduğum her yeni haber Türk-İslam Birliği’nin oluşmaya başladığının işaretlerini veriyor. Bizleri bu konuda cesaretlendirdiğiniz için Allah sizden binlerce kere razı olsun.” demiş Hasan Türkcan, Kayseri’den.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Kardeşlerimiz Facebook’ta, böyle çeşitli internet sitelerinde gruplar oluştursunlar, Türk-İslam Birliği grupları. Orada birbirleri ile yazışsınlar, Türk-İslam Birliği ile ilgili gelişmeleri birbirlerine aktarsınlar. Mesela Kazakistan’dan arkadaşlar bulsunlar kendilerine, Türkistan’dan arkadaşlar bulsunlar, onlarla yazışsınlar, böyle bir aile bağını güçlendirsinler. Suriye’deki, Irak’taki kardeşleriyle bağlantı kursunlar, bütün Müslüman ülkelerle bağlantı kursunlar. Ama Türk-İslam Birliği esas olduğu için tabii burada asıl çekirdek yapı olduğu için bunun güçlenmesine yardımcı olacak, bu konuda gönülden arkadaşlar bulsunlar kendilerine. Böyle gruplar oluşturup mesela benim kitaplarımı indirsinler internetten, ücretsiz zaten, onları okusunlar, onlarla ilgili bölümler yapsınlar kendilerine kitaplardan. Tamamen hiç telif hakkı hiçbir şey istemiyorum, kanuni hiçbir sorun da yok. Her türlü yazı, resim ne istiyorlarsa alsınlar internetten. Değil mi? Kendilerine böyle köşeler yapsınlar, bölümler yapsınlar internette çok büyük faydasını görürler.
SUNUCU: Hocam, çok bilinçli izleyicilerimiz var; böyle sizin konuşmalarınızı madde madde; diyelim ki “maddenin tanımı, madde nedir” siz bunları programın belli bir kısmında anlatıyorsunuz, o bölümleri ayırıp Facebook’ta birçok kişinin sayfasına yollayarak paylaşıyorlar. Bunu çok yapıyoruz, böyle görüntüleri birçok sayfada paylaşıyoruz. Çok da güzel oluyor, birçok kişi merak edip soru soruyor ve dönüyor bu şekilde. Çok da faydalı oluyor bence.
ADNAN OKTAR: Sen ne kadar sevimli olduğunun farkında mısın sen? MaşaAllah.
SUNUCU: Sağolun Hocam. Evet, Hocam şimdi çok önemli bir kişi hakkında diyeceğim, yani ‘Hoca’ kelimesini kullanmayacağım, Cübbeli hakkında. Bir konuşmasında söylediği bir söz var, “şimdi bana öleceksin ve toprağa karışacaksın denilirse hemen kabul ederim. Çünkü sonumu bilmiyorum, böyle bir duruma düşmektense toprak olmayı tercih ederim” demiş. “Hocam, ben Cübbeli’nin bu sözünü çok garip buldum, siz ne dersiniz” demiş İhsan Cansever Burdur’dan. Hocam, sonunu bilmeyen bir adam nasıl hoca olduğunu söyler ya da nasıl hoca olarak kabul edilir? Ben de bunu anlamadım.
ADNAN OKTAR: Şimdi, tabii ki biz cennete veya cehenneme gideceğimizi bilmiyoruz ama yani ben şimdi toprak olayım, ne kadar korkunç bir şey. Ben Allah’ı aşkla seveyim, cehennemde olayım gene aşkla severim, deli âşık olarak Allah Allah diyerek cehennemde gezerim. Niye yok olmayı isteyeyim yani? Yok olmak ne demek? Allah’la ben bağlantımı keseyim anlamına geliyor. Allah’ı unutayım anlamına gelir o. Deli aşık için cehennemde de olsa, cennette de olsa Allah aşkıyla var gücüyle tekbir getirir, Allah’ı anar. Allah bırakılmaz. Sahabelerin kolu doğranıyor Allah diyorlar. Müslüman Allah aşkıyla yanar. Cehenneme de girer, ateşin içine de girer. Allah hiç bir zaman için bırakılmaz. Toprak olayım ne demek, toprak olmayı isterim ne demek? Çok yanlış tabii ki.
SUNUCU: “Sayın hocam www.netcevap.com sitenizi son bir yıldır istisnasız her gün takip ediyorum. Herhangi bir gazetede evrim yalanını destekleyen bir haber görürsem, hemen sitenize girip, bu saçma iddialara nasıl cevap verdiğinize, daha doğrusu evrimi nasıl yerle bir ettiğinizi anı anına okuyorum. Bu vesile ile bilgimde çok arttı. Hocam çalışmalarınızın hepsi muazzam son zamanlarde dikkatimi çekiyor, siz gereken cevapları verdikten sonra darwinistlerin sesleri solukları kesiliveriyor. Celal Şengör hocamızında sesi soluğu çıkmaz oldu. Acaba darwinizmi savunan kişiler eski şevklerini tamamen kaybetmeye mi başladılar?” diye sormuş Latif Erdemli, Ankara’dan. Çok bilinçli sorular gerçekten.
ADNAN OKTAR: Hakikaten ne olduysa bir şey oldu, o tombikte de öyle, ruh oldu adeta, kayboldu adeta göremiyoruz. Defalarca tartışmaya davet ettik hatta hangi televizyondu? Hulki Cevizoğlu beyefendinin de programına davet ettiler benimle tartışması için. Hemen arazi. Hemen arazi. O tombul canıyla bıdı bıdı bıdı kaçıyor. Daha önce coşuyordu. Karşısında bilen yoksa çok rahat ediyor.
SUNUCU: Hocam hiç yüzyüze geldiniz mi bir ortamda filan?
ADNAN OKTAR: Yok görüşmedik. Yani çok sevimli bir tip aslında böyle bir candanlığı var ama bilmeyenin karşısında konuşuyor, bilenin karşısında hemen araziye geçiyor. Gelsin, bir yarım saat, on dakika görüşelim. Bana bir anlatsın şu 250 milyon fosili. Bir proteinin nasıl tesadüfen meydana geldiğini bana bir anlatsın. Yani tesadüfen meydana gelemiyor, bunu açıklayamayacak. Tesadüfen meydana geliyor dese olmayacak. Çünkü o tesadüfen meydana geliyor derse, kendi iddiasını desteklemiş olacak ama diyemez çünkü hemen mat ederim. Onun için en iyisi sükut herhalde, sessizliğe geçti şu an. Öbürleri de susuyor, şu an çıt yok.
SUNUCU: “Dün Richard Dawkins’in bir videosunu izledim. Kafa karışıklığı her cümlesinden anlaşılıyor. Sonunda da diyorki, “bence uzayda çok zamandır önce çok iyi evrimleşmiş canlılar vardı, onlar bir hayat formu üretip bu tohumları dünyaya attılar. Zaten moleküllere bakıldığında bir tasarım olduğu anlaşılıyor, bunlar da uzaylılar olabilir.” Hocam siz Dawkins’in sırf Allah’ı inkar etmek içi haşa girdiği bu acınası haller hakkında neler düşünüyorsunuz?” diye sormuş Dilara Tan isimli seyircimiz.
ADNAN OKTAR: Ben onun öyle bir durumu olduğunu yeni öğrendim aslında. Ben onu hala darwinist zannediyordum.Yaratılışı kabul etmiş, uzaylıları haşa Allah olarak görüyor şu an. Uzay dinini oluşturmuş, yeni bir tarikat oluşturmuş, uzay dini tarikatı. Ama gelişmeler iyi gidiyor yani çünkü yaratılışı kabul etmiş şu an. Şu kaldı geriye, ona uzaylıları kim yarattı diyeceğiz. O zaman sorun hallolacak onun sorunu.
SUNUCU: “Geçen gün Hürriyet ve Habertürk gazetelerinde Azerbaycan’la aramız bozulmuş, bir daha da tamir olmazmış gibi provake edici haberler vardı. Birilerinin Azerbaycan’la aramızın bozmaya çalıştığı açık. Dışişleri Bakanımız ise bu negatif sesleri susturacak mükemmel bir açıklama yaptı ve “Göğü, yeri indirseler yine de aramızı bozamazlar” dedi. Hocam bu sözleri duyunca sizin Türk İslam Birliği’nden ne kadar emin olarak konuştuğunuz aklıma geldi. Siz de Dışişleri Bakanımız da birşeyler biliyorsunuz ki bu kadar eminsiniz. Size güvenimiz sonsuz. Diyorsanız ki öyle olacak kim ne yaparsa yapsın inşaAllah” demiş Bekir Coşkunoğlu, Çamlıca’dan.
ADNAN OKTAR: Doğru tabii, bir kere özellikle Azerbaycan, olacak iş mi? Mümkün değil. Eti kemikten ayırmak gibi bir şey, öyle bir şeyin tahayyülü mümkün değil. Nedir bu? İnsanın atası olarak… Ne diyor? Sen bir soru soracaktın herhalde ama…
SUNUCU: Yok Hocam, buyrun. Bir ara vereceğim. Evet buyrun, estağfirullah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah, rica edeceğim.” İnsanın atası olarak tanıtılan 47 milyon yıllık fosilin sadece bir Madagaskar Maymunu olduğu ortaya çıktı.“ Kardeşim biz bunu aylar önce söyledik. Daha yeni bunların jeton tınk diye düşmüş anladığım kadarıyla. “İnsanın atasıyla arasında ilk bulunan bağ olduğunu iddia etmişti. 37 milyon yıllık başka bir fosilin keşfedilmesi İda lakaplı lemur ile ilgili iddiaların doğru olmadığını ortaya çıkarttı.”
OKTAR BABUNA: Siz söylemiştiniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Kardeşim ben resmini göstermedim mi burada lemurun? Bu lemur dedim.
SUNUCU: Sevimli sevimli gülüyor dediniz.
ADNAN OKTAR: Efendim.
SUNUCU: Bu şey miydi hocam, çok sevimli hani.
OKTAR BABUNA: Şu haber yaptılar, itiraf ettiler.
ADNAN OKTAR: Tabii lemuru da gösterttim, kardeşim yapmayın, bize yapmayın dedik yani, biz bunu öyle yalanları bize, değil mi? Etkili olmaz dedik. Bunun doğrusu budur, bu lemurdur dedik. Hayvanın resmini de gösterttim, bire bir aynısı. O maymun olayında da, bir yakışıklıyı gösterttik böyle tebessüm ederek, aynısı hiçbir değişiklik yok.
OKTAR BABUNA: İlk siz söylemiştiniz zaten lemur olduğunu. Ve itiraf ettiler birkaç ay sonra.
ADNAN OKTAR: Bir kere yani bizim olduğumuz yerde, dünyanın her neresinde olursa olsun, böyle darwinist yalanlar geçmez, ben söyleyeyim. Anında dağıtıyorum yani. En fazla on iki saat müddeti vardır, on iki saat. En fazla on iki saat müddetle kandırabilirler ki zaten kandırılacak insan da kalmadı şu an. Bizim Türkiye’de zaten kimseyi kandıramazlar. Yüzde doksan beş darwinizme inanmıyor bizim milletimiz. Yani tam anlamıyla delikanlı durulur ve çok akıllıdır bizim milletimiz. Ama Avrupa’da bazen öyle saf boğazlı tipleri buluyorlar, onları kandırıyorlar idi, şimdi onları da kandıramıyorlar. Şu internet denen Dabbet-ül Arz, onlara nefes aldırmıyor. Nereden olsa mutlaka cevaplarını alıyorlar. Bizim internet girişleri de inanılmaz arttı. Aman Allah’ım, mucize yani. Hayret edilecek şey.
SUNUCU: Hocam şey, tıklanma oranları, bakılma ve tabii katılma, sizlere mesaj yoluyla da ulaşan birçok izleyicimiz oluyor. Hocam tıklanma oranı yani sizin sitelerinize giriş oranı rekorda şu an, değil mi?
ADNAN OKTAR: MaşaAllah yani bizim eskiden www.harunyahya.tv’ye en fazla on bin, on beş bin kişi girerdi, şimdi elli beş bin, altmış bin, almış beş bin, geçen günlerde yetmiş küsür bine çıktı. Sırf film bak, www.harunyahya.tv, sırf burası. www.Harunyahya.org üç yüz bin, sırf bir bölümü yani mesela www.Kitapehli.com bölümü sırf mesela yetmiş bin küsur. Her gün okutturuyorum, hayretler içinde kalıyorum böyle yani muazzam yüksek maşaAllah.
SUNUCU: “Hocam, gazete haberlerine baktığımda sayfa sayfa cinsi sapıklıkların haberlerinin, övücü bir şekilde yer aldığını görüyorum. Fakat Müslümanlarla ilgili bir haber olduğunda, aleyhte yazmak konusunda bazı gazeteler adeta bir yarış içerisindeler. Hocam, biz Müslüman insanlarız, bir Müslümana atılan iftira hepimizi ilgilendirir, hepimiz rahatsız oluruz. Hiçbir şey yokken aleyhte yazılan yazılar da açıkcası bizi hiç memnun etmiyor. Bu gazeteleri çocuklarımız da okuyor. Biz tarafsız haber okumak istiyoruz. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz hocam?” diye sormuş İstanbul’dan Azmi Toksöz.
ADNAN OKTAR: Geçen günler bizle ilgili -o gizli şahitler midir, nedir? Onlara ne diyorlarsa, o- onların ifadelerine dayalı bir iftira kampanyası başlatmışlardı ki zaten beraat ettiğimiz bir konu o. Aynı gazetenin öbür sayfasına bir baktım, aman Allah’ım, 900’lü hatlar falan işte bilmem yani şimdi burada ağzıma alamayacağım konuşmalar, rezalet izahlar yani dillendiremeyeceğimiz izahlar. Kardeşim şimdi bu ne perhiz bu ne lahana turşusu. Bize orada ders vermeye kalkıyorsun. Kendin orada ne yapıyorsun? Senin orada anlattığın, bir benle, bize attığın iftiranın bin mislini kendin anlatmışsın ve överek anlatıyorsun. Şu şununla şunu yaptı, bu bununla bunu yaptı. İftiharla anlatıyorsun. Yöntemler gösteriyorsun. Ne, nasıl yapılacağını onlara anlatıyor. Yani nasıl buluşturacağını onlara anlatmış. Değil mi yani? Tamamen kimi kiminle nerede buluşturacağı, onları detaylarıyla anlatmış. Yani, bize ahlak dersi verecek adamın bir kere önce normal bir kafada olması lazım ve normal bir ahlak anlayışında olması lazım ve iftirayla da yaklaşmaması lazım. Biz iftiralarla hiçbir zaman için muhatap olmayız. Yani “bükemediğin bileği öp” derler. Değil mi? Bükemediğin bileğe hakaret edemezsin. İnşaAllah.
SUNUCU: “Bugün internette Irak ile Türkiye arasında iki sınır kapısının daha açılacağına dair son dakika haberleri vardı. Diğer açılan sınırla birlikte açılan sınır kapısı sayısı üçe yükselecekmiş. Aylardır müthiş bir öngörü ile bahsettiğiniz konuların bir bir gerçekleşmesi harika bir olay bence. Türk İslam Birliği’nin oluşması için ifade ettiğiniz hususların hayata geçirilmesi bizleri çok heyecanlandırıyor. Umarız ki bu gelişmeler daha da hız kazanır. Hayırlı geceler diliyorum.” demiş Saffet Koraman, İstanbul’dan.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
SUNUCU: Soru sormamış Hocam, görüş bildirmiş.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Sınır kapıları, ama önce kalbin kapılarını iyice bir açalım. Sınır kapısı sorun değil. Yani iyice kalp kapılarını açacağız inşaAllah. Muhabbet kapılarını, aşk kapılarını coşku kapılarını açacağız inşaAllah.
SUNUCU: “Adnan hocam televizyondaki konuşmanızda ‘MaşaAllah, inşaAllah demek çok önemlidir. Biz ibadet olarak Allah’ı anıyoruz. Allah bu şekilde maşaAllah, inşaAllah diyerek, Allah’ı çok ananlarla İslam ahlakını dünyaya hakim edecek.’ demiştiniz. Bu sözünüz beni çok etkiledi. O günden beri İslam ahlakının bir an önce tüm dünyaya yayılması isteğiyle mutlaka her konuşmamda Allah’ı anmaya çalışıyorum. Her güzel nimetle karşılaştığımda Allah ne kadar güzel yaratmış anlamında maşaAllah diyorum. Gelecekte yapacağım işler için Allah’ın izniyle anlamında inşaAllah diyorum. Her isteğim için Allah’a dua ediyor, her karşılaştığım güzellik ve nimet için Allah’a elhamdülillah diyorum. Hocam Allah’ın beni çok sevmesini istiyorum. Bunun için sizden daha fazla tavsiyeler istiyorum. Şimdiden çok teşekkür ederim” demiş Ecem Mafızoğlu, İzmir’den.
ADNAN OKTAR: Ecem kardeşime şunu söyleyeyim. İnsan beyninin muazzam bir kabiliyeti var. Muazzam gücü var. Şimdi mesela insan diyor ki: “ Ben bayağı samimiyim” diyor. Biraz daha düşündüğünde, onun yüz misli daha samimi olduğunu görür insan. Yani geliştirir. Mesela insan der ki: “Ben Allah’a inanıyorum” dersin. Biraz düşünürsün, tetkik edersin, derinleşirsin onun yüz misli daha imanlı olduğunu görürsün, kendinin. Daha geliştirirsin. İnsan beyninin hududu yok. Yani muazzam gelişme gücü vardır. Tek istenen nedir biliyor musunuz Cenab-ı Allah’tan? Çok samimi olmak, samimi olunduğunda insanın mantığıyla vicdanı çatışmaya başlar. Vicdan insanın menfaatlerini elinden alıyor gibi görünür, vicdan. Mantık da insana menfaat sağlıyormuş gibi görünür. Mantığının peşinden gidenler, hep sürünür ve rezil rüsva olurlar. Yani toplumda insanların çektiği, bayağı bir kesimin çektiği belanın nedeni mantık kullanmalarıdır. Vicdana uyunca çok kayba uğrayacağını düşünürler. Yani hakikaten de uğrar, kayba uğrar. Halbuki kaybettiği an da kazanmış olur o. Kazandığını zannettiği anda da kaybetmiş olur, mantıkla devreye girdiğinde. Mesela evliliklerinde öyle yapıyorlar. Mantık evliliği oluyor. Gençliği gidiyor, güzelliği gidiyor, neşesi gidiyor, heyecanı gidiyor, ruhu ölüyor, bedeni ölüyor. Tamam, lüks bir evde oluyor, lüks bir araba kullanıyor, lüks yiyecekler yiyor ama tam bir cehennem hayatı yaşıyor. Bütün güzelliklerini kaybediyor. Ama mantığını kullandığında bunu yapıyorsa vicdanını kullandığında gençliğini kazanır, güzelliğini kazanır, heyecanı kazanır, deli aşık olur, ruhu coşkuyla dolar, yediği yemek ona şifa olur, gençlik verir. Belki az yer, ama bak şunu da söyleyeyim ilk önce öyle gibi görünür. İlk önce öyle gibi görünür. Fakat onun arkasından Cenab-ı Allah ona bir zenginlik, bereket ve bolluk verir. Onun arkasına gizlenmiştir o. İlk anda Allah onu göstermeyebilir. Göstertmez bazen. Müslüman sabırlı olacak. İşte onun için Allah, sabrı çok önemli görür Kuran. Değil mi? Hep ayetlerde sabır, sabrı ve hakkı tavsiye etmek ve sabreden kullarının kurtulacağını söylüyor Cenab-ı Allah. İnşaAllah.
SUNUCU: “Hocam siz bir röportajınızda Azerbaycan, Ermenistan ve diğer ülkelerle vize ve sınırların kaldırılması konusuyla ilgili o kadar uzun sürecek bir süreç değil, bu bir gönül birliği, her şey çok kolay olacak ve hızlı gelişecek demiştiniz. Hocam gerçekten de olaylar çok hızlı gelişti, arka arkaya Suriye, Irak, Ermenistan’la yapılan antlaşmalar çok seri oldu. Hocam bugünde gazetede okudum. Türkiye’yle Arnavutluk vize ve harçların kaldırılması konusunda anlaşmışlar. Söylediklerinizin böyle kısa zamanda gerçekleşmesi beni çok mutlu ediyor. Allah devamını getirsin diliyorum. İyi akşamlar.” demiş İlayda Şenocak.
ADNAN OKTAR: İlayda maşaAllah, tam dava adamı demek ki maşaAllah, Allah ömrünü uzun etsin doğru söylüyor çok güzel gelişmeler var. MaşaAllah.
SUNUCU: “Çok saygı değer Hocam geçen gün Ermenistan’la aramızdaki maçtaki tavrın nasıl olması gerektiğini çok güzel bir üslupla anlattınız. Bugün haberlerde maç esnasında Ermenistan Milli Marşı okunurken birtakım taraftarların ıslık çalarak kendilerince tepki gösterdiklerine dair görüntüler izledim. Ne gerek var bu şekilde hareketlere, değil mi Hocam? Belli ki birileri üç beş kişiyi provoke ediyor. Şu an gidişat çok olumlu çevremde görüştüğüm herkes Ermenistan ile ilişkilerin bu şekilde sağlıklı bir hale gelmesinden son derece memnun. İki halk da çok büyük sevinç içinde, bu gibi gayri medeni tavırlar hakkında neler söyleyeceksiniz?” diye sormuş Kaya Güler, Ankara’dan.
ADNAN OKTAR: Gayri medeni artı vicdansızca, çünkü çok ayıp, Ermeniler buraya kardeşlerimiz sevgiyi tatmaya geldiler, saygıyı tatmaya geldiler. Yani onlara olan dostluğumuzu hissetmeye geldiler. Orada ucuz kahramanlık gösterilerine ne gerek var? Yani buraya gelmiş bir avuç insana yuhalamak, ıslık yapmak, bu bir yiğitlik mi? Bu bir üstünlük mü? Güzellik mi? Biz onun için mi çağırdık onları buraya? Biz onlara sevgi göstermeye, muhabbete çağırdık. Osmanlı’dan itibaren devam eden ta Peygamber Efendimiz (s.a.v) zamanından devam eden geleneksel dostluğumuzu, sevgimizi göstertmeye çağırdık. Niye ıslıklıyorsun, alkışlasana. Ermeni bayrağı, Türk bayrağı, Azerbaycan bayrağını hepsini getirin çıkartın binlerce, bütün stant kaynasın. Bu ne demektir? Bölgede biz Türk-İslam Birliği’ni oluşturduk demektir. Ermenistan’ı da içinde aldık, Azerbaycan’ı da içine aldık, birleştik anlamına gelecekti. Sen Ermenistan’ı dışlarsan, ne yapmış oluyorsun? Türk İslam Birliği’ne darbe indirmiş oluyorsun, kendi kafanca. Gerçi hiçbir zaman için indiremezler, ayrı mesele. Boydan boya o bütün bölgeyi alacağız Allah’ın izniyle. Kırım dahil, hepsi inşaAllah. Ama oradaki bütün Hıristiyanlar, Museviler, Ortodokslar, Katolikler hepsi bizim canımız, tabii ki bizim şefkatli korumamız altında olacaklarıdır. Muhabbetimizin güzel, ahlakımızın her yere yayılması ve görülmesi çok önemli. Buna karşı önceden önlem alınması gerekiyordu neyse artık olmuş, bir tecrübe olsun ama bir dahaki sefere üç ülkenin de bayrakları çok miktarda olup, birlikte onları ortaya çıkartırsak bu çok güzel olacak inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah Hocam, evet sorularım bittiği için Hocam...
ADNAN OKTAR: Ah severim ben senin o tatlı canını, o güzel canını. Kaç dakikamız var?
SUNUCU: On dakika.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam, sen bir konu anlat çünkü sabahtan beri bakıyorsun öyle.
OKTAR BABUNA: Estağfirullah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, altın oranı anlatacaksın herhalde.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam, eğer uygun görürseniz.
ADNAN OKTAR: Çok iyi.
OKTAR BABUNA: Canlılarda Hocamız daha önce bahsetmişti, inanılmaz bir simetri ve uyum var. Yani mesela, bir ağaca baktığımız zaman bir dağınıklık gibi görünüyor ama kesinlikle öyle değil. Hangi dalın nerede çıkacağı, hangi yaprağın nerede çıkacağı, ne şekilde olacağı kesin olarak belirlenmiş Allah tarafından. Mesela bakıyoruz burada kelebekler var. Kelebeklerdeki bakın, bir gösterirsek arkadaşlar, inanılmaz bir simetri var. Allah’ın yaratma sanatı.
ADNAN OKTAR: Bu altın oran değil mi buradaki?
OKTAR BABUNA: Evet burada da altın oran var. Bütün bu mesafelerde bir rakam ortaya çıkıyor, bu bakın çok büyük bir mucize, yaratılış mucizesi. 1,618 diye bir rakam var. Buna Fibonacci sayısı deniliyor. Önceki iki sayının toplamını, üçüncü sayı veriyor. Üçüncü sayıyı önceki sayıya oranladığınızda 1,618 diye bir rakam bulunmuş. Bir orta çağ matematikçisi bu. Allah bunu doğadaki canlılarda, kullanılmış bu, Allah’ın yaratma sanatı. Mesela, bu güzel kaplanın gözlerinin oranı, yüzünün şeklinin oranı, insanlarda aynı şekilde var.
ADNAN OKTAR: Evet, ağız, burun oranı, bunda da altın oran var.
OKTAR BABUNA: Evet, bakıyoruz burada, bu bir papatyanın iç kısmı, bunda sağa dönüşlü, bakın görüyorsunuz, sağa dönüşler var ve sola dönüşler var. Bunları oranladığınız zaman yine altın oran çıkıyor. Bu karahindiba bitkilerinin rüzgara uçan tohumlarının dizilişi. Aynı şekilde kusursuz matematiksel oran var. Devam ediyoruz yine aynı şekilde bakıyoruz, kozalaklarda... Aynı şekilde bakın burada çizilerek gösterilmiş anlamamız için. Bakın sağ dönüşlü, saat istikametindeki sayıları topladığımız zaman, sola dönüşleri oranladığımız zaman yine aynı şekilde 1,618 oranını veriyor. Bu Allah’ın yaratma sanatı, yani bunu hiçbir şekilde evet.
ADNAN OKTAR: Bütün canlılarda bu var. İnsanın yüzünde de var. Beden yapısında da var.
SUNUCU: MaşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Kelebeklerde, kuşlarda hepsinde altın oran kullanmış Allah. MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: Mesela yaprakların dizilimi, güneşi en iyi alacak şekilde bakın. Her yerde çıkan yaprak, aynı şekilde mükemmel bir dizilişle dizilmiş. Allah’ın üstün yaratma sanatı.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Evet. Sevimli bana Kuran’dan bir sayfa aç.
SUNUCU: Bismillahirrahmanirrahim.
ADNAN OKTAR: Tamam, inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. (Ankebut Suresi, 7-13) ”İnsanlardan öylesi vardır ki, ‘Allah’a iman ettik’ der.” Ben imanlıyım diyor. “Fakat...” diyor Cenab-ı Allah “Allah uğruna eziyet gördüğü zaman...” Mesela başına herhangi bir felaket geldiği zaman, mesela hapsediliyor, yahut dövülüyor, sövülüyor, hakarete uğruyor. “...insanların kendisine yönelttikleri işkence ve fitnesini Allah’ın azabıymış gibi sayar.” Yani Allah bana –haşa- işte kötülük yaptı, ben Allah için gayret ettim, Allah bana kötülük yaptı der. “Ama Rabbinden bir yardım ve zafer gelirse, andolsun... “diyor Allah, yani yemin ediyor. Yani bir nimet, bir kazanç, bir iyilik gelirse “...biz gerçekten sizlerle birlikteydik demektedirler.” Müslümanlardan ayrılmış olduklarına rağmen, Müslümanlara karşı zıt tavırlar göstertmelerine rağmen biz zaten hep beraber değil miydik diyor. Birlikte mücadele etmiştik diyor. Çünkü oradan bir menfaat olacak ya. “Oysa Allah, alemlerin sinelerinde olanı daha iyi bilen değil midir? ”Kalbinizdeki bütün bilgiyi ben biliyorum diyor Allah. “Allah muhakkak iman edenleri de bilmekte ve muhakkak münafıkları da bilmektedir.” Mehdi devrinin mesela münafıkları en azılı münafıklardır. Gelmiş geçmiş. Yani en büyük veliler o devirdedir. En büyük münafıklar da Mehdi cemaatinden çıkacaktır. Ve Hz. Mesih’in cemaatinden de çıkacaklardır. Mesih’in cemaatinde de var, münafık çıkacak, Mehdi cemaatinde de var. “İnkar edenler iman edenlere dedi ki: ‘Siz bizim yolumuzu izleyin, hatalarınızı biz yüklenelim’” Var ya öyle tipler ben senin günahını alırım diyor sen yap diyor. Halk arasında duyarsınız. Bak diyor ki: “Siz bizim yolumuzu izleyin, hatalarınızı biz yüklenelim.”Günahınızı biz yüklenelim diyor. Siz yapın diyor. “Oysa kendileri onların hatalarından hiçbir şey yüklenecek değildir. Onların günahlarını yüklenemezler diyor.” Gerçekten onlar elbette yalancıdırlar.” Yani onları kurtaracak bir güce sahip değiller diyor. Çünkü öyle bir şey olduğunda o kişi de günaha girer, o da günaha girer. Yüklenmekten onu kurtarmış olmaz Allah onu belirtiyor. “Şüphesiz onlar hem kendi yüklerini, hem kendi yükleriyle birlikte başka yükleri de yüklenecekler.” Demin anlattığım.”Ve kıyamet günü düzüp uydurduklarına karşı sorguya çekileceklerdir.” Bu bütün yalanları içinde darwinistler bakın diyor ya Allah bak.” Kıyamet günü düzüp uydurduklarına karşı sorguya çekileceklerdir.” Darwinistler, materyalistler her türlü attıkları ve yalan olan her şey için sorguya çekilecekler. Yani halkı kandırmaya kalkmak kolay belki ama ahirette Allah’ı kandıramayacaklar -haşa- değil mi? Tek tek bunlar sorulacak onlara. “İman edip salih amellerde bulunanlar...” Yani iman ediyor ve samimi faaliyetlerde bulunanlar “... Biz şüphesiz onların kötülüklerini örteceğiz.” Bütün kötülükleri mesela yaptığı ne varsa Allah hepsini örteceğim diyor yani unutturacağım onlara. Yani yaptıkları ne kadar hata ve günah varsa, utandıkları olay varsa hepsini kapatacağım. Hatırlayamayacaklar diyor, ne insanlar ne o. Tamamen unutturacağım diyor Allah. ”Ve şüphesiz yaptıklarının en güzeliyle karşılık vereceğiz.” Kat kat sevaplarını alacaklar diyor. ”Biz insana anne ve babasına karşı güzelliği ilke edinmesini tavsiye ettik” Annenize ve babanıza çok iyi davranın diyor Allah. “…tavsiye ettik. Eğer onlar hakkında bilgin olmayan şeyle bana ortak koşman için sana karşı çaba harcayacak olurlarsa…” Yani, Müslümanlarla görüşmeyeceksin, namaz kılmayacaksın, sabetaycı olacaksın, mason olacaksın veyahut ensest ilişkiye gireceksin veyahut PKK’lı olacaksın veyahut herhangi bir ahlaksızlığı yapacaksın yahut işte Müslümanlara cephe alacaksın derse “… bu durumda onlara itaat etme.” Ayrıl diyor Allah onlardan. İtaat yok diyor Allah. Haram. “Dönüşünüz Bana’dır. Artık yaptıklarınızı size haber vereceğim.” Ama adam gibi bir anne-baba varsa onlara karşı ayağı öpülür, eli öpülür. Baştacıdır onlar. Ama ahlaksızlık yapıyorsa, Müslümanlarla olan faliyetini durduruyorsa, cihadını durduruyorsa, Allah için yapacağı her türlü gayreti engellemeye kalkıyorsa “İtaat etmeyeceksiniz” diyor Allah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Cenab-ı Allah –şeytandan Allah’a sığınırım- şöyle diyor: (Ankebut Suresi, 18-20) “Onlar görmediler mi ki Allah yaratmaya nasıl başlıyor.” Bakın işte bu, bilimdir bu. Allah yaratmaya nasıl başlıyor? Nasıl anlarız? Paleontolojiden anlıyoruz. Fosilbilimlerinden anlıyoruz. Bak diyor ki Cenab-ı Allah: “Onlar görmediler mi ki…” Görün diyor Allah, bakın, araştırın. “… Allah yaratmaya nasıl başlıyor. Sonra onu iade ediyor. Şüphesiz bu Allah’a göre kolaydır.” İşte araştırmayla ilgili farz bir ayet... “De ki: ‘Yerüzünde gezip dolaşın da böylelikle yaratmaya nasıl başladığına bir bakın.” Bakın farz bu. “Yeryüzünde gezip dolaşın…” Nasıl yapacağız? Kazacağız toprağı, bakacağız. Fosilleri göreceğiz. Allah’ın sanatını göreceğiz. Değil mi? Paleontoloji, jeoloji, bütün yer bilimleri, gök bilimleri, hepsi. Ama bak “...gezip dolaşın.” Bir kere emir... “…böylelikle yaratmaya nasıl başladığına bir bakın.” Bu da bir emir... “Sonra Allah ahiret yaratmasını da inşa edip yaratacaktır.” Evrim olmadan daha önce de burada nasıl yarattıysa ahirette de yapacağım diyor Allah. “Şüphesiz Allah herşeye güç yetirendir. Dilediğini azaplandırır, dilediğine merhamet eder. Ona çevrilip götürüleceksiniz.” Allah’ın huzuruna götürüleceksiniz diyor. “Eğer yalanlarsanız sizden önceki ümmetler de yalanlamışlardır.” Yani yaratılışı reddeden çok insanlar oldu diyor Cenab-ı Allah. “Elçiye düşen yalnızca açıkça bir tebliğdir.” Sadece sen tebliğ et gerisini bana bırak diyor Cenab-ı Allah. İnşaAllah. Kaç dakikamız kaldı şimdi?
SUNUCU: 5 dakikamız var Hocam. Yok mu? Bitti mi? Evet Hocam bitmiş programımız.
ADNAN OKTAR: Ah severim ben o tatlı canını senin.
SUNUCU: Hocam biterken bu arada biterken çok benim kafama takılan bir şey var. Bu, atom bombası haram demiştiniz siz. Yine bir gazetede bugün başlık vardı. Onu unutmayayım dedim.
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: Onu gösterirsek sizin dediğiniz herşeyin çıktığına bir kere daha şahit olalım.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah.
SUNUCU: Tüm kamuoyunun önünde gösterelim.
ADNAN OKTAR: Bunu Ahmedinejad beyefendiye haber olarak da gönderttim. Konuşuk burada. Bunları açıkça söyleyin dedim. Onlar da bakın Allah razı olsun. Açıkça, alenen söylemişler. Çok etkili oluyor dedim. Siz üst düzeyde bunları açıklayın dedim. Ve açıkladılar.
SUNUCU: Nükleer bomba haramdır, işte bu kadar.
ADNAN OKTAR: Altı ay önce söylemiştim. Defalarca söylemiştim.
SUNUCU: Siz bunu zaten devamlı söylüyorsunuz aylarca öncesinden de. Evet, bugün itibariyle programımızın sonuna geldik. Tempo Tv ve Kocaeli Tv’den ortak olarak yayınlanan programımızın yarın izlemek isterseniz ve daha sonra da devamlı olarak geçmiş röportajlara ulaşabilirsiniz. Bunun için www.harunyahya.net ya da www.harunyahya.org adreslerine girip izlemeniz yeterlidir. Evet, efendim Allah’a emanet olun, kendinize iyi bakın, hoşçakalın.