SUNUCU: Mutlu akşamlar, sevgili Dem TV izleyenleri. “Dem Özel” ile karşınızdayız. Yalnız bu akşam bir eksiğimiz var. Sevgili partnerim Gonca Okumuş ufak bir rahatsızlık geçirdi. Bu hafta da yine Sayın Adnan Oktar ve Oktar Babuna canlı yayın konuklarımız. Yine konuşacağız. Sizlerden mesajları alacağız. Bunun için öncelikle “Dem” yazıp boşluk bırakıyorsunuz, 3929’a sorunuzu gönderiyorsunuz. Tekrar hatırlatayım, 3929’a Dem yazıyorsunuz boşluk bırakıyorsunuz, sorunuzu yazıyorsunuz, daha sonra bizler de buradan yayınlıyoruz. Efendim, hoş geldiniz öncelikle.
ADNAN OKTAR: Efendim hoş bulduk. Sizler de hoş geldiniz, sefa geldiniz, lütfettiniz.
SUNUCU: Nasılsınız geçen haftadan beri?
ADNAN OKTAR: Allah’a hamd olsun bayağı iyiyiz. Çok şükür elhamdülillah.
SUNUCU: Şimdi Sayın Oktar, başlamak istiyorum aslında hemen. Geçen haftadan beri yine bir sürü soru birikti aslında. Ama ilk başta ben aslında şu BAV’a değinmek istiyorum, başlangıçta. Bilim Araştırma Vakfı olarak açılımı sanırım?
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: Şimdi sanırım bu BAV’dan dolayı biraz da tepki almışsınız sanırım. Mehdiliğini ilan edeceği güne yönelik bir kurum faaliyeti yürüttüğünü savunuyormuş BAV.
ADNAN OKTAR: Evet çok güzel bir iddia. Evet birçok güzel soru var anladığım kadarıyla. O birçok güzel sorudan bir tanesi de bu. Mehdiliği ilan etmek... Ben dedim ki ve yine diyorum, eğer hayatımın sonuna kadar, eğer de demeyeyim doğrudan doğruya söylüyorum, hayatımın sonuna kadar Mehdilik iddiasında bulunmam, yemin ediyorum, Allah’ın, meleklerin, bütün insanların laneti üzerime olsun, böyle bir iddiada bulunmayacağım ve hiçbir zaman için de böyle bir ifadem olmaz. Bilim Araştırma Vakfı, vatanın birliğini, bütünlüğünü, iyiliğini, dirliğini, düzenliliğini, güzelliğini, huzuru, estetiği, demokrasiyi, Atatürkçülüğü, Türk milliyetçiliğini, üniter devleti savunan, aklı başında gençlerden oluşmuş bir kuruluştur. İcraatleri ortadadır. Çıkarttığı eserler ortadadır. Çok faydalı ve güzel birçok konferans vermiştir, eserler çıkartmıştır, toplantılar yapmıştır, değil mi, hizmetleri de ortadadır. Dolayısıyla bu iddia yersizdir. Mehdi çıkacak yani onun durdurulması mümkün değildir. Yani o kaderde olan, Allah’ın emri olan bir şeydir. İslam dünyaya hakim olacak. Bu da Allah’ın emridir. Kuran’da on tane ayet var, onun üzerinde ayet var, İslam’ın dünyaya hakim olacağına dair. Onun için bunda şaşılacak, hayret edilecek hiçbir şey yok.
SUNUCU: Yine bir başka soruysa Bilim Araştırma Vakfı bilim adına tam olarak ne yapıyor. Evrim teorisi ve Darwinizm’e neden bu kadar düşman? Eğer bir gün bilim evrim teorisini ispatlarsa ne yapacaklar?
ADNAN OKTAR: Düşman değil, Darwinistleri biz bilime davet ediyoruz. Bilimden kaçıyor Darwinistler, bilimi kullanmıyorlar, bilime sırt çevirmiş durumdalar. Biz de bilimi kullanmaları için onları teşvik ediyoruz. Mesela paleontolojiden kaçınıyor. Paleontoloji bilimi Darwinizm’i yerle bir eden bir bilim. 250 milyon adet fosil var, yaratılışı ispat eden fosil var. Şimdi bir insan bu fosilleri görmezden gelip bunları incelemek istemiyorsa, “bunları be görmek istemiyorum” diyorsa bilimden kaçıyor demektir. Bilim ne diyor? “Bir protein tesadüfen meydana gelemez” diyor. Proteinin molekül yapısını incelemekten kaçınıyorsa bunun tesadüfen meydana gelme olasılığını araştırmak istemiyorsa, bu bilimden kaçmak demektir. Kromozomların yapısını elektron mikroskopta insanlar inceliyor, yapısını görüyoruz. Bunun incelemekten kaçınıp, kromozomların oluşunu uzaylılara bağlıyorsa, “uzaylılar atmosferden dünyaya attı kromozomları” diyorsa, bu safsatanın en kötülerinden birisidir ve bilimden kaçmaktır bu. Biz bunları bilime davet ediyoruz yani gerçeğe ve doğruya davet ediyoruz. Yani, mesela Dawkins gibi bir adam, dünyada şu anda Darwinizm’in hamisi, yani en üst kademede bilinen kişi ki biz İngiliz gazetesine de ilan verdik, “gel tartışalım” diye, duymadıysa duysun gibisinden. İngiltere’nin en büyük gazetelerinden birisine. Hangisiydi biliyor musun? Times’a, evet. İlan verdik. “Gel tartışalım” diye. Şiddetle kaçınıyor. Bilim adamıysa gelsin tartışalım. Gidiyor lise öğrencileriyle tartışıyor, rahiplerle tartışıyor, hahamlarla tartışıyor. Bunu bilenlerle gelip tartışsın. Fazla değil yarım saatini alacağız. En iyi şekilde ağırlayacağız Türkiye’de. Saygıda, nezakette asla kusur etmeyiz ama şiddetle kaçınıyor çünkü burada bilimsel gerçeklerle karşılaşacak, fosillerle karşılaşacak. Paleontolojinin ve diğer bilim dallarının gösterttiği gerçeklerle karşılaşacak. Bakın Dawkins, herkesin güvendiği Dawkins ne diyor biliyor musunuz? “Kromozomları uzaydan uzaylılar gönderdi dünyaya” diyor. Yani bu bilim mi bu? Bu rezalet bu. Adam pagan dinini savunuyordu şimdi de uzay pagan dinini savunmaya başladı. Yani bu tam bir safsata başka bir şey değil.
SUNUCU: Peki siz dünya dışı varlıklara inanıyor musunuz? Hani, Kuran-ı Kerim’de bahsedilen de şimdi hani kainatta yaşayan?
ADNAN OKTAR: Olabilir tabii, olabilir.
SUNUCU: Peki şimdi BAV’ın bütün eserlerinde bilimsel olduğu iddia edilen yorumlarının altında hep ayetlerle destek ve referanslar var. Şimdi şunu sormak istiyorum aslında, din ve bilim iç içe nasıl ilerliyor?
ADNAN OKTAR: Din ahlakı düzenler, sevgi, barış, kardeşlik, dostluk, affetmek yani insanı ruhen normal hale getirir. Ve ayrıca Allah kendi sanatını, kendi güzelliklerini görmemiz için de bilimin şart olduğunu bize söylüyor Kuran’da. Yani bilimle beni anlarsınız diyor, sanatımı, güzelliklerimi, detaylarımı, görünmeyen detaylarımı, dikkat vererek incelerseniz göreceksiniz diyor. Bakın dikkat edin diyor sürekli Kuran’da, Cenab-ı Allah, dikkat edin, araştırın, gezin, bakın ve benim sanatımı görün diyor. Çok fazla Kuran ayeti vardır. Biz bilimle Allah’ın sanatını anlıyoruz. Mesela Big Bang teorisi bilimle anlaşıldı. Kuran, Cenab-ı Allah “Ben yoktan yarattım” diyor ve zamanı ve mekanı da bir başlangıçla yarattım, diyor. Ama bunu bize bilim ayrıca doğruluyor. Big Bang teorisine bakıyoruz, sıfır hacim, sonsuz yoğunluktaki bir, bir şeyden, boşluktan, yokluktan bütün kainat oluşuyor. Bakın sıfır hacim sonsuz yoğunluktaki bir şey. Kuran ne diyor? Değil mi, Allah “yokluktan yarattım” diyor. Sıfır hacim demek yokluk demektir, Kuran’ın dediğine geldiler. Ve zamanı da Cenab-ı Allah, sonra yarattım diyor. Diyorlar ki insanlar, “peki o zaman Allah’tan önce ne vardı?”. Yani “Allah’ı kim yarattı?” Şimdi bunu soran nasıl sorabilir biliyor musunuz? Zamanlı olan birisi sorabilir. Zaman sonra yaratılmış. Allah “Ben sonradan yarattım” diyor, Allah. Zaman yoktu. “Ben sizin için zaman yarattım” diyor. Allah için zaman yok. Zaman bizim için bir mefhumdur. Mesela bakın, şimdi tık diye bir ses duydunuz. Bir kere daha tık yaptım. İkisinin arasını kıyasladığınızda, beyninizde bir inanç oluştu. Bu inancın adına zaman denir. Serbest uzayda zaman yoktur. Einstein’ı inceleyin, Max Planck’ı inceleyin, hepsi bunu açıklar, anlatırlar ama karışık bilimsel üslupla anlattıkları için halk bunu anlayamamıştır genelinde. Karmaşık olan bir şey yok, çok nettir. “Allah’tan daha önce ne vardı?” denmesi için zaman olması gerekiyor. Zaman sonra yaratıldığı için insanlar bu konuda bir bazen açmaza düşüyorlar. Şunu bilecekler; zamanı ve mekanlı bir varlık “daha önce”, “daha sonra” diyebilir. Ama zamansız ve mekansız olan Cenab-ı Allah için daha önce ve daha sonra diye bir şey yoktur. Yani tek bir an vardır. O yüzden Allah’ın varlığı ile ilgili insanlar konuları düşünürken bu gerçeği göz önünde bulundurarak düşünecekler. Yani “Allah’ı kim yarattı?” sözünün cevabı budur. Zaman sonradan yaratıldığı için biz bunu söyleyebiliyoruz. Zamanın dışına çıkmış olsak hemen cevabını anlayacağız. Zamanlı olduğumuz için anlayamıyoruz.
SUNUCU: Peki o zaman biraz güncel konulardan bahsedelim isterseniz. Şimdi buradan bayraklar var. Şeyden çıkarttım, şimdi Azerbaycan’la olan ilişkilerimiz bu dönemlerde biraz sarsılmış durumda ki Azerbaycan’la her ne kadar kardeş ülke olarak gözükse de maddi olarak da çıkarlarımız da vardı, mevcuttu. Örneğin doğalgaz. Şimdi İran’la bir anlaşma yapıldı. Tam da Ermeni protokolünün imzalanmasının ardından. Acaba şimdi sizce Azerbaycan’la olan ilişkiler bu saatten sonra eskiye dönebilir mi?
ADNAN OKTAR: Azerbaycan’la olan ilişkilerimiz hiçbir zaman eskiye, yeniye göre hiçbir durum almadı, her zaman Azerbaycan bizi sevdi, biz de onları sevdik. Şimdi babayla oğulu ayırsan sen, yani ne yaparsan yap, yeri göğü birbirine karıştır, babayla oğul arasındaki sevgi gitmez. Ne yaparsan yap, değil mi? Aynı inançta, aynı ahlakta, aynı kişilikte bir babayla oğul varsa, onu git istersen sürgün yap, istersen başka bir şey yap, istersen hapset, sevgisi gitmez. Komünizm döneminde de biz onları çok seviyorduk, komünizmden kurtulduktan sonra da çok seviyoruz, şu anda da çok seviyoruz, bu krizler sunidir. İddia edilen Ergenekon Örgütü bazen böyle oyunlar oynar, ara açmak için.
SUNUCU: Ama bu biraz da şeyden kaynaklanmadı mı, bu son dönemdeki Ermeni politikasından kaynaklanmadı mı? Hani Karabağ sorunumuz var en başta, Azerbaycan’ın kesinlikle karşı çıktığı.
ADNAN OKTAR: Bir kere Azeriler Ermenileri severler, halkını severler. Yalnız onların yaptığı zulmü sevmiyorlar. Onlar derken, bir avuç mason, bir avuç ateist ve bir avuç zalim ve faşist. Bunların yaptığı oyundur. Bir avuç Ermeni faşistin yaptığı oyunu bütün Ermeni halkına mal etmek çok acayip olur. Yani milyonda bir etkisi olan insanlardır bunlar, yani milyonda birdir sayısı. Bunları hiçbir şekilde bu insanlara dahil etmemek lazım. Dolayısıyla aramızı bozmak için tabii ki uğraşacaklar. Ermeniler bizim canımız, ciğerimiz kardeşlerimiz. Biz onlara millet-i sadıka diyorduk. Biz yüzyıllarca beraber yaşadık. Paşalar çıktı Ermenilerden. Mehmetçiği onlara teslim ettik biz. Sanatçılar, doktorlar, bilim adamları, değil mi, çok değerli, kaliteli insanlardır Ermeniler. O küçücük toprak parçasında, etraf kapalı, puslu ortamda biz onları bırakmayız. Açacağız kapılarını gelicekler Antalya’ya gelsinler, İzmir’e gelsinler her yerde gezinsinler, biz oraya gidelim. Oranın o kasvetli havasını bozacağız. İnşaAllah.
SUNUCU: Peki şunu diyeceğim. Az önce Ergenekon ile Azerbaycan, Ergenekon bozdu Azerbaycan ile aramızı diye sordunuz. Ergenekonun bir uzantısı da var mı o tarafta?
ADNAN OKTAR : Tabii ki. İran’da da yapılanmıştır İddia Edilen Ergenekon Örgütü. Pakistan’da da yapılanmıştır. Türki devletlerde yapılanmıştır. Ürdün’de, Irak’da mesela. Irak’da geniş çapta yapılanmıştır. Hatta Yunanistan’da, Romanya’da her yerde organize dev bir örgüttür. Yani halihazırda birçok üst bürokratın bu kadar çok korkmasının nedeni bu. Yani çok azılı ve psikopat bir örgüttür. Birçok devlet görevlisi korku belasına bunlara yakasını kaptırıyor. Yani mesela bazen savunan insanlar oluyor, savunuyor gibi konuşuyor, korku belasına bunu yapıyorlar. Korkudan. Adamlar diyor ki yahu niye bunu savunuyor diyor. Tabii ki savunması bir suçtur, anormal değildir ama kökeni korkudur. Çünkü adam tek başına adam. Yahut etrafında iki-üç tane dostu var. Ama bu melanet örgütünün binlerce taraftarı var. Her yerde odaklanmış. Mesela özellikle yargı içersinde Türkiye’de muazzam bir yapılanması vardır. Emniyet içerisinde muazzam bir yapılanması vardır iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün. Mesela bir yargı mensubunun çocuğu evleniyor, mesela kızı evleniyor, adamlar it sürüsü gibi oraya gidiyorlar. Kutlamaya geldik diyorlar. Tebrik ederiz diyorlar. Şimdi adam kovsa, kovamaz. Hoşgeldiniz dese, diyemez. Mecburen ses çıkartamıyor ve borularını öttürüyorlar onlarda. Görenlerde zannediyor ki adam onları, onu destekliyor. Mecburen, bela oldukları için onları destekliyor kendi mantığına göre. Tabii devlete sığınıp gereken tavrı koyan yiğitler de var. Yani bir avuç zibidiye böyle korku gözüyle bakmak aklı başında bir Türk evladına yakışmaz, Müslüman evladına yakışmaz. Nihayetinde bir çapulcu sürüsü. Ama bu yargılananlara ben acıyorum, tabii ben onları tenzih ederim, onlara benim bir sözüm yok. Fakat halihazırda bu köpekler çok azgın olarak milletin canını yakmak için apartta bekliyorlar. Yani en ufak bir fırsatta, mesela Doğu’da Kürt kardeşlerimizi mahvettiler. Acayip canlarını yaktılar. Gece yarısı evden almalar, işkence yapmalar, adamlara domuz bağı uygulamalar, domuz bağıyla birçoğunu o şekilde bağırta bağırta şehit ettiler orada, değerli kardeşlerimizi. Mesela anlatıyor çocuklar, itirafçılar anlatıyorlar. Getirdiler diyor, masum tertemiz Kürt kardeşlerimiz namazında niyazında. Ahlaksız köpekler o dindar ya anlıyor onu, sen diyor diyor PKK’lıymışsın, diyor. Abi diyor benim hiç alakam yok, ben öyle bir şeyle... Yok yok öyleymiş, diyor sağlam olay, diyor. Eşini de getiriyorlar yanına, o da PKK’lıymış, diyor. Akıl almaz ahlaksızlıkla, akıl almaz zulümle her ikisini de şehit ediyorlar. Ve Güneydoğulu kardeşlerimizin böyle muazzam bir nefretle dolmasına sebep oldular, bir kısmının. Amaçları ne biliyormusunuz? Ya ayrılacaksınız diyorlar, ya biz sizin böyle canınızı yakacağız. Yani eğer siz ayrılmayı istemezseniz, biz gece-gündüz sizi böyle canınızı yakıp sizi mahvedip, perişan edeceğiz. Hangisini tercih edersiniz diyorlar. Bu korkunç bir işkence ve muazzam bir zulüm.
SUNUCU: Yine bunlar Ergenekon’a ait.
ADNAN OKTAR: Tabii Ergenekon’un marifeti. Marifet değil ahlaksızlığı yani.
SUNUCU: Peki bir şey soracağım. Ergenekon nereden besleniyor? Ergenekon’u besleyenler kim, nereden besleniyor? Sonuçta bir çıkışı vardır.
ADNAN OKTAR: İddia edilen Ergenekon Örgütü’nü besleyen tek bir örgüt vardır masonluk. Zaten bayraklarında mason sembolleri koymuşlar. Masonik bir örgütlenmedir. Şeytana tabi oldukları, kendileri de söylüyorlar. İşte Agarta bizim ülkemizdir, yeraltında örgütleniyoruz, Agarta yer altının örgütlenmesi, yani tam psikopat ve manyak bir üslup. Tütsüler yakıyorlar toplantılarında, böyle deli deli hareketler. İşte yer altındaki mağaralar bizim vatanımızdır, gibi böyle garip inançları var. Ama asıl bunların belini kıran, tabii Cenab-ı Allah bunların arasına Hz. Hızır ’ı getirdi. Bunlar Hz. Hızır ’ı anlamadılar. Yani kendilerinden birisi zanettiler. Her türlü sırlarını, her türlü bilgiyi Hz. Hızır ’a verdiler. Şimdi onlar kendi kafalarına göre bir numara dedikleri birisi vardı, şu an onu bulamıyorlar. O Hz. Hızır ’dır. MaşaAllah.
SUNUCU: Peki şunu soracağım şimdi Hz. Hızır diyosunuz. Hz. Hızır bir anda onların arasına mı indi? Hz. Hızır olduğunu biliyor mu ki ne? Bir insan olarak bunu tabir edebilirmiyiz? Aslında hani Hz. Hızır gibi yetişti tarzı.
ADNAN OKTAR : Hz. Hızır yemek de yer, fakat bir anda da görünmez hale de gelebilir. Hz. Hızır ’ın hatta bir özelliği de vardır; eşya haline de gelebilir. Yani herhangi bir eşya görünümüne de gelebiliyor. İstediği an görünüyor istediği an görünmez. Ama normal herhangi bir insan şekline de gelebilir. Mesela sen onu normal herhangi bir arkadaşın zannedebilirsin, bir insan zannedebilirsin. Gelir onun yanında konuşur adam. Her şeyi anlatır. Bunları tamamen bozguna uğratan Hz. Hızır ’dır. Şu an mesela bir türlü kurtulamıyorlar dikkat ederseniz. Sürekli bunların sırları ortaya dökülüyor ve hiçbir şekilde tedbir alamıyorlar. Yani durdurmak mümkün değil. Olağanüstü tedbir alıyorlar buna rağmen yine ele veriliyorlar. Bu Hz. Hızır ’ın özelliğidir ve hiçbir şekilde de yakayı kurtaramıyacaklar. Asıl bir numaraları var bunların ayrı bir numaraları var. Ama yine öyle bir numara gibi gördükleri birisiydi bu Hz. Hızır . Yani çok güvendikleri birisiydi. Yani kendilerinden zanediyorlardı, bak Allah onunla onları mahvediyor şu an.
SUNUCU: Peki ne oldu da, nasıl gidip de kimleri ihbar etti Hz. Hızır, yani nasıl yaptı? Olayı nasıl ortaya çıktı, nasıl deşifre oldu?
ADNAN OKTAR : Hz. Hızır ’ın onun da talebeleri vardır. Onun da taraftarları vardır. Onun emrinde olan insanlar vardır Hz. Hızır ’ın. Ondan gerisi kolay olur artık.
SUNUCU: Peki şunu da sormak istiyorum. Ergenekon’da gözaltına alınanların çoğu devlet mensubu, devlette çalışan insanlardı. Bunun için ne düşünüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Korku. Yani mesela gidiyor Yargıtay üyesi bir insan, onu geçenlerde de anlattım. Yahu diyor senin diyor kızına ait diyor bize bir şey -hatta bakın iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün dökümlerinde var yani mahkeme kayıtlarında var- kızının diyor uygunsuz bir filmi elimizde var diyor. Yani yapmış bir cahillik diyor ama biz aldık, seni kurtardık diyor. Yani senin rezil rüsva olmanı biz engelledik diyor. Şu an sağlamda, filim bizde diyor. Gönlün çok rahat olsun diyor. Bu ne demektir bu? Sen bizim esirimizsin, istediğimizi yapacaksın anlamına geliyor bu ifade. Bakın bu iddia edilen Ergenekon Örgütü tutanaklarında var. Yani adamlar, bizde diyor sağlam diyor kızının gayri meşru ilişkisine ait elimizde bilgi var diyor. Kaset var diyor. Şantaj yapıyorlar. Kaç yıllık devlet memuru tabii. Rezil olmamak için, küçük düşmemek için bu ite kopuğa mesela saygı göstermek durumunda kalıyor. İnsanlar da onu zannediyor ki onlardan yana zannediyor. Değil, ama nefret ederek lalet olsun kabilinden bağlantı kurmuş oluyor. Mesela adamlar sırıtarak gidiyorlar toplantılarına şuna buna. Adam ne desin? Kardeşim çık git dese, üç gün sonra havagazında asılı olarak bulabiliyorlar adamları. Yani iyi sahip çıkmak lazım. Yani çok iyi sahip çıkmak lazım. Ama bu mesela bu tip insanlar tabi biraz da pervasız davranıyorlar. Daha dikkatli bir hareketle çok rahat eleverebilirler, çok rahat karşılık verebilirler. Mesela Savcılığa isim vermeden gönderebilir. İlla kendini deşifre etmesi şart değil ki. Yani sağlam bir delil ise savcılığa gönderilir konu biter. Böyle yaptığında devletin içindeki yani yüzlerce insanı da kurtarmış olacak. Binlerce insanı da kurtarmış olacak. Biz demiyoruz ki iddia edilen Ergenekon Örgütü mensuplarıyla hepsi gitsin, hapishanelere dolsun sürünsünler. Yani ben acırım normalde insanlara. Ben bu melanet örgüt ortadan kalksın istiyorum. Yani faaliyeti dursun. Ben yani meraklısı değilim insanların acı çekmesine.
SUNUCU: Peki bu AKP ile Fethullah Gülen’i bitirme planı, şimdi aslında ortaya çıktı deniliyor belgenin ıslak imzalı olanı. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce gerçek mi belge yine yoksa bir şekilde taklit mi edildi?
ADNAN OKTAR : O tabi Adli Tıp’ta anlaşılır. Adli araştırmalarla anlaşılır, değil mi? Onun uzmanları var. Adli tetkikten tesbiti mümkündür onun. Yargı aşamasında, beklemek lazım her halde süratle sonuçlanır.
SUNUCU: Peki Ergenekon’un bu denli yükselmesinde şimdiye kadar yaşananların hiç mi geçmişinde bir gerçeklik yok. Bu kadar güçlenmesinde, bu kadar yapılanmasında?
ADNAN OKTAR: Yüz elli yıllık bir örgüt. II. Mahmut döneminden itibaren Darwinizm’in ortaya atılmasıyla beraber masonluk bir atağa kalktı. Osmanlı Padişahları’nı da bu cenderenin içersine koydular. Mesela Sultan Abdülhamit’i tahttan indirenler de iddia edilen Ergrnekon Örgütü mensuplarıdır. O dönemde birçok siyasi suikast yapmışlardır.
SUNUCU: Ki Tansu Çiller hatırlarsınız bir lafı vardır: Bu devlet için kurşun sıkan da sıktıran da kahramandır.
ADNAN OKTAR: Kurşun sıkan da sıktıran da hani kurşun. Hani şunu şöyle de alabiliriz. Yani mesela bir askerin meşru müdafaası için de söylemiş olabilir bunu Tansu Hanım. Ben severim Tansu Hanım’ı. Ben kadınlara karşı hep şefkatliyim. Yani laf söyletmem. Yani askerimizin meşru müdafaasını kastetmiş olabilir.
SUNUCU: Hani şimdiye kadar hükümetler hani çok mu acaba yaygın davrandı. Çok önem vermedi mi?
ADNAN OKTAR: Bence çok çekindiler. Mesela Turgut Özal, rahmetli çok çekindi. Mesela orada açıktı belli yapılan suikast. İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün yaptığı bir suikasttir, yaptırdığı bir suikastti. Kardeşi çıktı bir türlü söyleyemedi Korkut Hoca’mız. Korkut Özal. Bir ismini vermedi. Turgut Özal ismini veremedi, hanımı ismini veremedi, kimse ismini veremedi. Yani çok karanlık bir olay. Ecevit’e de rahmetliye biliyorsunuz havaalanında yine suikast düzenlenmişti. Bunlar hep gözdağı olaylarıdır. Mesela Sayın Süleyman Demirel’e saldırı yapılmıştı değil mi? Böyle bayağı elini yüzünü çok tahrip etmişlerdi. Bunlar hep gövde gösterileriydi. Yani kendi kafalarına göre bir tehdit gibiydi. Onun için genellikle sessiz kalındı. Yani bu vakte kadar sessiz kalındı. İlk defa atak yapıldı ama şu anda sessiz kalan bazen savunan gibi konuşan insanlar da aslında korkularından bu melanet örgütünü savunuyorlar. Yani zanetmeyin ki taraftarlar. Yani çünkü çok kapsamlı bir cinayet örgütü. Fakat bu örgütün mutlaka ortadan kalkacağını bilmiyorlar. Yani gücünün devam edeceğini zanediyorlar. Halbuki bakın bu konuda Said Nursi Hazretleri kesin garanti vermiş, açıklamış. Ahir zamanda böyle bir yapılanmanın olacağını söylüyor Said Nursi Hazretleri. Kadın hakları perdesi altında bir örgütün diyor ve masonluk örgütünün desteğini ve muavenetini alarak diyor.
SUNUCU: Bu Atatürkçülük Düşünce Derneği mi?
ADNAN OKTAR: Yok isim vermiyor. Yani kadın hakları diyor.
SUNUCU: Sizce diyorum.
ADNAN OKTAR: Atatürkçü Düşünce Derneği... Atatürkçü olan biziz. Gerçek Atatürkçüler biziz. Yani Atatürkçülüğü en güzel şekilde anlatan, Atatürkümüzü hakkıyla milletimize sevdirten yani gerçek yönlerini de iyice tanıtan, güzel çalışmalardan en iyisini yapan benim olduğumu düşünüyorum. Bakın eserlerimde de kitaplarımda da bu açıktır. Mesela bu tarzda eserler hiç şu ana kadar yazılmamıştır. Yani bu kalitede. Evet. Mesela bakın bunlar hep benim hazırladığım eserlerdir ki hep Atatürk’ün kitaplarını ben çocukluğumda okurdum. Üçüncü hamur kağıt, böyle soluk baskı değil mi? Böyle düz anlatım. Burada sevgi dolu bir anlatım var, coşkulu bir anlatım var. Çok kaliteli kağıt kullanılmış. Çok güzel süsler kullanılmıştır, güzel fotoğraflar kullanılmış, fotoğraflar renklendirilmiş, Atatürk’ümüze yakışacak bir güzellik ortaya konmuştur. Benim bu çalışmalarımdan sonra Atatürk ile ilgili eserlerde kalite başladı. Öncü oldum, ondan sonra birinci hamur kağıda basmak, süslü, renkli ve güzel olarak basmak, sevgi dolu yorumlarla basmak ondan sonra başladı. Daha önce böyle değildi. Yani daha ciddi, üçüncü hamur kağıda soluk, hatırlarsınız çocukluğunuzu hep böyleydi yani. Evet.
SUNUCU: Bu arada hazır konu kitaplardan açılmışken bir sorum olacak.Şunu sormak istiyorum. Kitaplarınızı sizin yazmadığınız sadece okuduğunuz ve daha sonra baskıya verdiğiniz söylenenler arasında. Dedikodulardan bahsedelim biraz da.
ADNAN OKTAR: Peki bu kadar yetenekli gençleri kim yetiştirmiş? Dünyadaki şu an en etkili kitaplar benim kitaplarım. Bütün dini cemaatler, bütün dünya Hıristiyanlar, Museviler bile birinci dereceden benim eserlerimi okuyorlar. Yani kaynak eser olarak. Bütün dünyada bu böyle. Bu kadar kaliteli ve güzel kitapları yazacak öğrencileri yetiştiren birisinin onlardan kat kat kat kabiliyetli olması gerekir. Eğer ben onları böyle yetiştirdiysem ne mutlu bana. Yani eğer böyle, benim yetiştirdiğim öğrenciler böyle kitap yazabiliyorsa, kim bilir ben nasılımdır yani. Elhamdülillah. Fakat işin doğrusunu söyliyeyim bütün kitapları yazan, her şeyi hazırlayan Allah’tır. Allah bizleri vesile eder. Kitapların yazılmasında benim bir ekibim var 30 kişilik kadar bir ekibim var. İçinde doçentler de var, profesörler de var. Ama bana bilgiyi getirirler, sadece bilgiyi toplarlar. Ben o bilgiyi yorumluyorum ve bağlantılarını kuruyorum. Ondan sonra işte redaktör, nedir efendim, editör. Bir de dedektör diyecektim az kalsın. Neyse yani, dini konuları tenzih ederim. Allah affetsin. Bu araştırmayı yapan kimse yani bu konularda düzenlemeyi kimler yapıyorsa onlara biz tevliğ ediyoruz konu bitiyor. Ama bir olağanüstü yetenek, olağanüstü bir güzellik, olağan üstü bir vuruculuk, olağanüstü bir estetik anlayışı ve ikna gücü ve bilimsellik ve bilime dayalılık eserlerde kendini gösteriyor ve sadelik. Bu hiç görülmemiş bir şeydir şu ana kadar ve olağanüstü bir vuruculuk var. Allah vesile ediyor bizlerde bu konuda Cenab-ı Allah’ın naciz kulları olarak sadece bir vesilelik görevi yapıyoruz.
SUNUCU: Şimdi izleyicilerin sorularına da biraz yönelmek istiyorum yine. Sorular gelmeye başladı. Cübbeli sizin anlatımlarınızdan sonra geri adım attı mı?
ADNAN OKTAR: Cübbeli, tabi bir kere o dinle ilgili alaycı gibi olan mesela dine karşı, mukaddesata saygıda kusur eden üslubundan bir kere vazgeçti. Eskiden insanları güldürmek için böyle çok çirkin Kuran ahlakına uygun olmayan, Müslümanları güya küçük düşürmeye yönelik, güya aşağılayan bir üslubu vardı ki çok çok fazla. Çok çok fazla, yüzlerce. Bunlardan bir kısmını örnek olarak gösterttim bu yakışık kalmaz doğru değil dedim, ondan sonra ondan vazgeçti. Sadece şu Mehdilik konusunda biraz direniyor gibi, ama onu da artık bırakmak üzere gibi görünüyor. Şu dünyanın 7000 yıllık ömründe önce dedi ki, biliyorsunuz Habertürk’e çıktı, dünya dedi 7000 yıldır. Bununla ilgili bilgiyi biz İslam alimlerinden alıyoruz. Fakat bununla ilgili ne ayet var, dikkat edin, ne de hadis var dedi. Bu sefer ben Suyuti’den sekiz tane hadisi koyunca 7000 yıllık dünyanın ömrüne ait, yani bir takvim gibi düşünün böyle bir bilgidir bu. Bu sefer Arapça’sıyla su gibi ezberden söyledi hadisleri. 7000 yılla ilgili hadisi. Hani hadis yoktu? Nasıl böyle, yani bir gecede ezberlemeyeceğine göre, o kısa sürede ezberlemeyeceğine göre, demek ki ezberindeymiş, ne yapmışsın? Yalan söylemişsin. Çok ayıp ve günah değil mi? Yani sırf kendi teorini doğru çıkartmak için, Mehdi gelmeyecek demek için 7000 yılla ilgili hadisi reddetti. Çünkü 7000 yılla ilgili hadisi kabul ettiğinde Peygamber Efendimiz (s.a.v.) diyor ki 5600 yılı geçmiştir. 7000’den 5600’ü çıkarttığımızda hicri 1400 kalıyor. O zaman Mehdi’nin çıkışı için 1400 ile 1500’ün arasındaki bir vakit var. Yani bu yüzyıl olmuş oluyor ve başka da vakit kalmamış oluyor. Mehdi bu yüzyılda gelmeyecek demek için bu hadisleri de reddetti.
SUNUCU: Bir de ama şey diyeceğim, hadisler de değiştirildi deniliyor. Son zamanlarda oldukça bu din konusunda biraz yoğunlaştık.
ADNAN OKTAR : Evet. Hadislerin değişmesi için aynısının çıkmaması gerekiyordu. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in ben 150’ye yakın hadisi söyledim. Bakın dikkat edin 150’si de çıktı. Yani bir tane bile aksi bir durum olmadı. Tamamı doğru çıktı. Fırat’ın suyunun ksilmesi, 15 gün arayla ay ve güneş tutulması, kuyrukluyıldızların çıkması ve diğer bütün hadisler. Teker teker tamamı çıktı. Demek ki neymiş hadisler? Doğruymuş.
SUNUCU: Şimdi, şöyle söyleniyor. Arapça’dan Türkçe’ye, Türkçe’den İngilizce’ye, dilden dile geçerken değişime uğradığı söyleniyor.
ADNAN OKTAR: Uğrar, tabiki uğrar. Ama doğru çıktı sonuçta. Yani ana bünyesi duruyor hadisin. Önemli olan bu. Bakın diyor ki: 15 gün arayla Ramazan ayında ay ve güneş tutulmaları olacak diyor. Bunu çeşitli şekillerde ifade ediyor. Mesela üst üste diyor bazı yerlerde, mesela bazılarında üst üste Ramazan’da ay tutulması olur diyor. Mesela üst üste güneş tutulması, bazılarında 15 gün arayla ay ve güneş tutulması olur diyor. Fakat hadislerin toplamında tek bir konuyu işlediğini görüyoruz. Ramazan ayında olacak, 15 gün arayla olacak ve iki kere üst üste olacak. Bu oldu mu? Oldu.
SUNUCU: Evet. Bir de şunu sormak istiyorum şimdi. İnanan için Kuran-ı Kerim tektir.Müslüman için Kuran-ı Kerim vardır. Hadislerde Peygamber (s.a.v.)’in sözleridir. Şimdi aradaki farkı anlatmaya çalışıyorum yani Kuran daha öncelikli değil midir hadislerden?
ADNAN OKTAR: Tabiki Kuran daha önceliklidir. Yani Kuran’da zaten onun üzerinde dünya hakimiyeti ile ilgili ayet var. Süleyman kıssası var, dünya hakimiyetini anlatıyor. Zülkarneyn kıssası var, dünya hakimiyetini anlatıyor, Kehf Suresi var, Kehf Suresi’nde de Mehdiyet anlatılır. Bir avuç genç önce çıkarlar ortaya. Ailelelerinden ayrılırlar biliyorsunuz. Ailelerinin baskısından, toplumun baskısından bir araya gelirler, bir mücadele başlatırlar. Sonra Hz. Hızır’la karşılaşırlar. Hızır’dan Ledün ilmini alırlar. Sonra da Zülkarneyn kıssası başlar, dünya hakimiyetinden bahsedilir ve uzay teknolojisinden, asrımızın teknolojisinden bahsediyor orada da Kuran. Yani mesela Hızır bir baktı diyor, Dünya’nın bir yerini gördü, bir baktı bir yerini gördü, bir baktı bir yerini gördü. Anlaşılıyor ki ya internet başında, veyahut televizyon başında birisi ve kanalları geziyor ve dünyanın her yerini görüyor ayrı ayrı. Mesela bir harekettte görüyor. Her hareketinde bir yeri görüyor ve ahir zaman anlatılıyor. Zaten 18. suredir ve 110 ayettir Kehf Suresi. 18 çarpı 110, evet, 1980 mi ediyor? 1980. Mehdi’nin çıkış tarihini veriyor.
SUNUCU: Mehdi’nin doğuş, doğum tarihi mi yoksa dünyaya geliş tarihi mi?
ADNAN OKTAR: Faaliyete başlama tarihini veriyor.
SUNUCU: Anladım. Peki bir şey diyeceğim. Ayetlerde Mehdi’nin tanımı var mı? Geçiyor mu?
ADNAN OKTAR: Ayetlerde, Kuran’da Hz. Mesih’in, İsa’nın gelişi çok açık anlatılır. “O kıyamet için bir alamettir diyor” Allah. Şeytandan Allah’a sığınırım. Yani İsa geldi mi artık kıyamet an meselesi. Yani çok kısa, en fazla yüz yıl kalmıştır. İkinci ayette de “sana inananları” diyor, seni sevenleri “kıyamete kadar küfrün üzerine geçireceğim.”. Bakın “sana inananları kıyamete kadar küfrün üzerine geçireceğim.” Yani dünya hakimi olacaksınız. Bir başka ayette de Ehl-i Kitap’tan diyor, Hıristiyan ve Museviler’den sana inanmadık, dikkat edin, tek bir kişi kalmayacak diyor Allah. Herkesi iman ettireceğim diyor, Allah bu sefer. Çünkü geçen sefer 12 kişi iman etmişti ona. Ama bu geldiğinde diyor Cenab-ı Allah, bütün dünyayı sana iman ettireceğim diyor Allah. Herkes iman edecek, diyor.
SUNUCU: Ama İsa’dan bahsediyor?
ADNAN OKTAR: Mesih’den, evet. Ama Kuran’da Mehdiyet çok çok kapsamlı anlatılır. Yani kapalı da çok fazla işaret varır. Mesela Peygamber Efendimiz’den Allah zer aleminde yemin almış. Bakın Peygamberimiz’den, “senden” diyor, Peygamberimiz, “senden. İsa’dan, Musa’dan, İbrahim’den ve Nuh’tan”. Hazreti Muhammed’e söylüyor zaten. “Senden” diyor, “senden” diyor. “Bir söz almıştık” diyor. “Bu sözümü” diyor, “bu sözümü aldığınızı kabul ettiniz mi?” diyor Cenab-ı Allah. Onlar da “kabul ettik Ya Rabbi” diyorlar. Bu sözü Cenab-ı Allah açıklıyor. Diyor ki: Ben diyor bir muslih, bir tebliğci göndereceğim, bir elçi göndereceğim. Siz buna yardım edeceksiniz geldiğinde diyor. Hepiniz kabul ettiniz mi diyor. Bu ağır yemini, bu ağız sözü aldınız mı diyor. Aldık Ya Rabbi, diyorlar. Peygamberimizin söz verdiği ve yardım edeceğim dediği ve Hz. İsa’nın, Musa’nın, Nuh’un ve İbrahim’in söz verdiği birisi var. Bu işte Hz. Mesih İsa geldiğinde, Mehdi’ye yardım ettiğinde, bu ayet tahakkuk etmiş olacak. Ayetin ikinci işari anlamı budur. Birinci işari anlamı ayrıdır, ikinci işari anlamı budur. Ve Kuran’da da birçok yerde yine Mehdi’ye çok fazla ayet işaret eder.
SUNUCU: Peki şunu sormak istiyorum: Orada da tipinden bahsediliyor mu Kuranı Kerim’de?
ADNAN OKTAR: Yok. Ama dolaylı yoldan açıklar. Mesela diyor ki: “İki denizin birleştiği yere varınca” diyor. İki denizin birleştiği yer İstanbul’dan başka bir yer yoktur. Nerede geçiyor bu konu? Kehf Suresi’nde. Kehf Suresi neyi anlatıyor? Mehdiyeti anlatıyor. Mehdiyeti anlattığını nereden anlıyoruz? Hadislerden anlıyoruz. Yani Peygamber Efendimiz tarif ediyor. Yani bir yönüyle Mehdiliğe baktığını anlatıyor Peygamber Efendimiz. Çok fazla hadis vardır.
SUNUCU: Şimdi şu Mehdi döneminde yaşanılacak adalet ve barışı biraz anlatır mısınız?
ADNAN OKTAR: Mehdi döneminde başından sonuna kadar kan akmayacak. ‘Damla’ diyor Peygamber Efendimiz, bakın detay veriyor. ‘Damla’. Damla dahi kan akmaz. Tek bir kişinin dahi diyor burnu kanamaz. Uyuyan kişiyi uyandırmaz diyor. Yani bırakın ellemeyin uyusun der diyor yani. O kadar şefkatli olacak diyor. Denizdeki balıklar, gökteki kuşlar bile diyor ondan razı olacaklar diyor. Onun zamanında bütün silahlar kaldırılacak, bütün savaşlar duracak. Sadece barış, kardeşlik, sevgi ve dostluk ortamı olacak diyor Peygamber Efendimiz. Sadece Mehdi dönemine ait bir özelliktir bu ve sondur. Ondan sonra da kıyamet bekleniyor inşaAllah.
SUNUCU: Yani önce barışı göreceğiz, sonra kıyamet...
ADNAN OKTAR: Evet inşaAllah. Yine izleyicilerden gelen sorular doğrultusunda, yine aynı izleyici sormuş aslında da. Cübbeli sizin faaliyetlerinizi takip ediyor mu?
ADNAN OKTAR: Cübbeli mecburen takip ediyordur. Çünkü cubbeliahmethoca.org sitesi var. Oradan mecburen takip ediyordur. Bir de Arifan mı? Ne var? Arifandergisi.org değil mi? Arifandergisi nokta neydi? Bir bak bakayım var mı sende. Ama cubbeliahmethoca.org zaten net. Oraya giren hepsini anlar.
SUNUCU: Yine, “Yaratılış Atlası’ndan en çok hangi ülke tedirgin oldu?” demiş bir başka izleyicimiz.
ADNAN OKTAR: Yaratılış Atlası’ndan en çok Fransızlar tedirgin oldular. Çünkü ilk Fransa’da başladı. Yani onlar ‘gökten taş yağıyor’, işte ‘büyük felaket’, ‘atom bombası etkisi yaptı’, işte ‘Fransa işgal ediliyor’, işte ‘bilmem kaç yüz yıllık kültürümüz yerle bir oldu’, işte ‘Fransa elden gidiyor’. Ona benzer böyle çok ilginç, vehamet ifade eden sözler ettiler. Ama Allah’a çok şükür Fransa’da hakikaten çok net netice aldık. Sarkozy’nin üslubu bile değişti biliyorsunuz. Yani Allah’tan, dinden bahsetmeye başladı, çok coşkulu ifadeler kullanmaya başladı. Fransız gençliği artık şu an Darwinizm’e inanmıyor. Hocalar anlattığında sınıfta, hemen karşı geliyorlarmış, hemen karşı cevaplar geliştiriyorlarmış. Çok güzel oldu.
SUNUCU: Peki “İran-Türkiye ortak para birimi hakkında en düşünüyorsunuz?”
ADNAN OKTAR: Çok şahane. Türk İslam Birliği’nin kapıda olduğunu gösteriyor. Arifanyayinlari.org, arifandergisi.org. Bu Cübbeli’nin dergisiydi. Fakat bu adda şimdi bir internet sitesi oluşturmuşlar. Oradan da Cübbeli’ye cevap veriliyor. Arifanyayinlari.org, arifandergisi.org. Evet.
Cübbeli’yi eleştirmemizin en önemli nedenlerinden bir tanesi; Alevi, Caferi, Şii olan ve Vehabi olan kardeşlerimizin Mehdi tarafından ‘pırasa’ gibi bakın, ‘pırasa’ gibi kıtır kıtır doğranacağını söylüyor. Dehşet verici bir ifade bu. Hatta diyor; akan kandan ve insan cesetlerinin yığılmasından oluşan bir blok kitle oluşacak diyor. Bir kuş diyor, uçmaya başlayacak diyor. Binlerce kilometre hayvan uçacak diyor. Hayvanın ömrü takat getirmeyecek diyor. Yani bu uçuşa takat getirmeyecek. Cesetlerin üstünde uçmakla, binlerce kilometrelik ceset birikintilerinin üstünde uçacak, fakat cesetler yine bitmeyecek diyor. Bu nasıl bir vahşet özlemidir? Nasıl bir vahşet açıklamasıdır? Nasıl korkunç bir açıklamadır? Mehdi’nin şefkat, merhamet anlayışına bakın hadislerde belirtilen, Cübbeli’nin izah ettiği vahşet ortamına bakın. Koro halinde “Pırasa gibi doğrayacak” diyorlar. Yani dehşet verici bir ifade bu. Allah vermesin. Alevi kardeşlerimiz bizim başımızın tacı. Caferiler, Şiiler, efendim Vehabiler... Canımız ciğerimiz onlar bizim. Tertemiz insanlar, çok mübarek insanlar. Bektaşiler... Ki birçok yakınım, akrabam öyledir, Bektaşi ve Alevidir. Artık Hıristanları, Musevileri düşünemiyorum artık yani. Bakın bunlar Müslüman olduğu halde böyle olacağını söylüyor. Ateistler falan zaten külliyen artık duman oluyorlar herhalde anladığım kadarıyla. Çok dehşet verici ifadeler bunlar tabii. Yani Müslüman’ın ağızına yakışacak ifadeler değil. Bunları düzgün hale getiriyorum. Yani buradaki hatalarını düzeltiyorum. Kendini küçük düşürecek şeyler yapıyor. Yapma diyoruz böyle hareketler. Yani kendini de küçük düşürüyorsun, Müslümanları da göye küçük düşürmeye kalkıyorsun. Bunlar çirkindir diyoruz ama ben normalde kendisine acırım, yani şefkat duyarım. Bir nefretim, öfkem yok yani. Kin de duyuyor değilim. Garibanın teki. Benim onunla bir alıp veremediğim olmaz.
SUNUCU: Bu arada birazdan bir VTR hazırlamışsınız ona gireceğiz ama ondan önce bir son bir soru daha sormak istiyorum. Bu İncil’de sıkıntılı anlar geldiğinde kıyametin kopacağı da yazıyormuş yine Kuran-ı Kerim’le bir olarak aynı şekilde.
ADNAN OKTAR: Bir daha söyle.
SUNUCU: İncil’de sıkıntılı anlar geldiğinde kıyametin kopacağı yazıyormuş.
ADNAN OKTAR: Doğru, evet. İncil’deki alametlerin de çoğu oluştu. Tevrat’taki alametler oluştu. Tevrat’ta mesela Mehdi çok kapsamlı anlatılır. Mehdi’nin evinden insanları idare edeceği, güzel yüzlü olduğu, insancıl olduğu, o dönemde hiç kan akmayacağı, uyuyan kişinin dahi uyandırılmayacağı, değil mi? Barış ortamı olacağı, bütün silahların yok edileceği aynı şekilde Tevrat’ta da çok kapsamlı anlatılır.
SUNUCU: O zaman bir VTR’miz varmış, onu izleyelim. Evet sayın seyirciler VTR’nin ardından devam ediyoruz.
(Prof. Dr. Cevat Babuna’nın Sayın Adnan Oktar’ı ve BAV üyelerini öven VTR’si)
SUNUCU: Evet Sayın seyirciler VTR’mizi izledik. Cevat Babuna, Sayın Oktar Babuna’nın babası kendisi. Ama şu anda durum nedir? Aslında biliyoruz aslında durumu da size sormak istiyorum. Niye bu duruma düştünüz? Kendisi sizi övüyor, konuşuyor, yorumlarınızdan bahsediyor, kitaplarınızdan bahsediyor. Hepsini okuduğunu söylüyor.
ADNAN OKTAR: Niye bu duruma Cevat Hocamız düştü? Öyle diyelim. Çünkü biz sürekli güzelleşiyoruz, iyi oluyoruz, gelişiyoruz, güçleniyoruz. Cevat Hocamızı, benim anladığım iddia edilen Ergenekon örgütü mensupları, o farkına varmadı o kişilerin belki, ki büyük bir ihtimal öyle, yönlendirdiler. Yani bizim aleyhimize yönlendirdiler. Bizim aleyhimize kışkırttılar ve o kışkırtmanın o da etkisi altında kaldı. Yoksa gerçek görüşleri budur. Bu anlattıklarıdır.
SUNUCU: Ama şimdi az önce hani izlediğimiz kadarıyla hiç olumsuz tek kelime yok. Üstelikte yine sizin vakfınızın düzenlediği bir konferans da konuşuyor kendisi daha sonra Kıbrıs’takinde değil mi?
ADNAN OKTAR: Tabii ki ben gönderdim. Sayın Rauf Denktaş’la Cumhurbaşkanı Sayın Rauf Denktaş’la görüşmesini sağladım. Bütün konferanslarına gitmesinde ben ön ayak oldum, ben yardımcı oldum. Fotokopiler hazırladım, neler konuşması gerektiğini söyledim. Nasıl anlatması gerektiğini anlattım. Çok güzel konferanslara gitti, çok fazla konferansımıza gitti. Bizim arkadaşlarımızla iç içeydi. Bakın beni ne kadar övdüğünü görüyorsunuz, eserlerimi övüyor, arkadaşlarımı övüyor, ahlaklarını, kişiliklerini, şahsiyetlerini öve öve bitiremiyor. Bu samimi kanaati işte. Sonrakiler de yönlendirmeden sonra meydana gelen, samimi olmayan kanaati.
SUNUCU: Şimdi o kışkırtanlar, yine Ergenekon örgütünden mi bahsediyoruz burada? Yoksa farklı bir örgütte var mı?
ADNAN OKTAR: İddia edilen Ergenekon örgütü mensupları kışkırttılar. Fakat o farkına varmadı, yani kim olduklarını bilmiyor. Yani muhtemelen.
SUNUCU: Siz bu konuşmalardan sonra, daha doğrusu durum değiştikten sonra tersine döndükten sonra hiç kendisiyle konuşabildiniz mi?
ADNAN OKTAR: Geçenlerde rahatsızlanmıştı ben Oktar’ı gönderdim. Hastaneye gitti ziyaret etti. Geçenlerde yine bir rahatsızlandı, sesi iyi değil, dedi. Ben de hemen hastaneye kaldıralım hemen dedim, buradan telefon ettirdim. Ama onlar da gerek duymadılar herhalde. Ben acıyorum herkese şefkat duyuyorum yani Allah vermesin. Mesela rahatsızlanmasını istemem, hasta olmasını istemem. Hiçbirine bir şey olsun istemem. Yani vicdanen çok çok rahatsız olurum. Ama bu kışkırtmalar bir tek orada değil ki. Basını kışkırtıyorlar, başka yerleri kışkırtıyorlar. İddia edilen Ergenekon örgütü; bakın yazışmaları var açık açık adamlar söylüyorlar. İddia edilen Ergenekon örgütünün mahkeme tutanakların da var bu. ‘Kişilere diyor’ bizleri kastediyor ‘onlar adına mektuplar gönderin, yazılar gönderin aleyhlerinde’ diyor. Hakaretamiz, onları böyle tersleyen, onlara çirkin ifadeler taşıyan yazılar gönderin diyor. Bu uygulandı bizde. Ve bizim adımıza oraya buraya mektuplar gönderildi birçok kişiye. Ve, biz bunların bizim tarafımızdan gönderilmediğini mahkeme kanalıyla ve adli incelemeyle tesbit ettirdik ve ispat ettik. Fakat buna rağmen bu oyunlarında başarılı oldular. Ve hakkımızda açılan bir çok mahkemede bu olayları delil olarak kullandılar.
SUNUCU: Peki nasıl kışkırtıldılar?
ADNAN OKTAR: İddia edilen Ergenekon örgütü mü, nasıl kışkırtılıyor, bu aileler mi?
SUNUCU: Cevat Babuna.
ADNAN OKTAR: Kolay. Yani Cevat Babuna’yı yani adam mesela üç beş kişi gidip konuştuğunda, aleyhte konuştuğunda rahatça kışkırtabilirler. Yani insanları kışkırtmak, etkilemek iddia edilen Ergenekon örgütü için o kadar sorun olmuyor ki. Yani bizimle ilgili olmayan mektupları düzenleyip, oraya buraya gönderen güç bunu yapmakta zorlanmaz.
SUNUCU: O zaman Ergenekon ile işbirliği içerisinde diyebilir miyiz Cevat Babuna şu anda?
ADNAN OKTAR: Yok farkına varmadı o bence yani, o farkına varmadan yaptı.
SUNUCU: Farkına varmadan iş birliği içerisinde yani?
ADNAN OKTAR: İşbirliği değil, onlar kışkırtıldılar. Onlar çekildi. Yani kışkırttı, işini yaptı, çekildi onlar. Haberi yok onun.
SUNUCU: Peki Cevat Babuna bu konuda bir sorguya alınsa, ya da hani bir şekilde konuşsa. Yine bu Ergenekon ile ilgili farklı kişiler de ortaya çıkar mı?
ADNAN OKTAR: Yani zannetmiyorum. Çünkü ona gelmişlerdir, oturup konuşup, sohbet havasında... Yani üç beş kere konuşup çekip gitse. Kim olduğu da belli değil. Kolay o yani oradan bir şey çıkmaz. Ama bunun sonucunda Cevat Babuna, Sabahattin Zaim hoca vardı rahmetli; teyze oğlu değil mi onun? O, Adalet Bakanı Cemil Çiçek o zamanlar, başka kim?
OKTAR BABUNA: Taha Akyol.
ADNAN OKTAR: Taha Akyol, yazar Taha Akyol birlikte bir toplantı yapıyorlar. Cevat Hoca Ankara’ya gidiyor. Ve o orada, Cemil Çiçek’e Bakan’a, bizim hakkımızda olumsuz çok galiz konuşmalar yapıyor. Mesela bu konuşmaların tam tersi bir konuşma yapıyor. Bizim de tam mahkeme sürecimiz. Yani bizim zamanaşımına uğramıştı, dosyamız gitmişti. Tam bu dönemde oraya gitti. Adalet Bakanıyla, işte Sabahattin Zaim’i de tanır Cemil Çiçek. Onlar zaten arkadaşlar hepsi beraber. Hepsi bildiğim kadarıyla da Selanik tarafından gelmeler, değil mi? Sizin aile de Selanik, Selanik kökenli?
OKTAR BABUNA: Evet Selanik kökenli, hem annem hem babam.
ADNAN OKTAR: Sebahattin Zaim de , hoca da Selanik kökenli. Oradan da bir hemşerilikleri var. Bazı konuşmalar olmuş anladığım kadarıyla. Fakat daha da acayibi biz Taha Akyol’a karşı bir dava açmıştık. Dört mahkemeyle bunu kazandık. Yargıtay onadı, dava bitti. Taha Akyol burada bir akrabasına yani isim de verebilirim ama şu an gerek yok, “ben bunu bozduracağım” demiş. Bize hemen geldi söyledi. Ben bu kararı bozduracağım dedi, evet. Sonra Ankara’ya gitti, Cemil Çiçek ile görüştü. Bakın bakanlık kanalıyla bir kararın bozdurulması yani çok çok nadirdir ve bir yıl falan sürüyor en az. Bir yıl sonra gündeme alınıyor ve çok nadir bozulur. Bir hafta sonra bozdurdu. Bozuldu, bozdurdu demiyim de bozuldu. Göğsünü gere gere Taha Akyol geri döndü. Yargıtay’daki görevli olan şahıs, o sekreter, Yargıtay, yine de isim vermiyim. Detay, şimdi detay, görevli şahıs diyelim. “Bana” dedi “Cemil Bey bir telefon etti” dedi. Telefonun mahiyetini de bize anlattı. Ama ben şimdi yakışık almayacağı için söylemiyorum yani çünkü bir izin almam lazım bir, bir de izin almak da yakışık almaz. Onun için izin de almıyorum. Fakat biliyor Cemil bey onlarla ne konuştuğunu yani bu dönemde. Bu tarz olaylar oluyor yani.
SUNUCU: Bir soru soralım ondan sonra da reklama geçelim isterseniz. Son on dakikamız. “Hocam Zekeriya Beyaz ve Yaşar Nuri Öztürk hakkında ne düşünüyor? Bunların İslam dinine faydaları var mı? yoksa insanları dinden mi çıkarıyor?” Bir izleyici sorusu.
ADNAN OKTAR: Bir kere Zekeriya Beyaz çok sevimli bir tip, yani böyle sempatik bir tip. Ama tabii yanlış yönleri çok. Bir kere ehl-i sünnet inancını savunması laızm. Ehl-i sünnet çizgisi içerisinde değil. Bir kere orada bir hatası var. Fakat tabii mutlaka insan olarak bir faydalı yönleri oluyordur yani. Bir insan her yönden negatif olmaz. İyi, faydalı yönleri oluyor ama ehl-i sünnet inancında olsaydı, yani o inanca göre bir üslup kullanmış olsaydı, doğru olan, güzel olan olmuş olacaktı. Efendim Yaşar Nuri öztürk Hoca da bilgili bir insandır, fakat bir ara şu Darwinizm’e meyleder gibi bir üslubu oldu sonra düzeltti, o iyi oldu. Bazen onun da ehl-i sünnet inancı ile böyle çelişen gibi üslubları oluyor bazen tabii onlar benim için önemli oluyor. Ama fikrinde de hürdür tabi yani. Niye böyle düşünüyorsun denmez bir insana. Diyebilir, yani o kendi inancıdır. Biz de bu inançta oluruz o ayrı mesele yani o ondan nefret etmemiz, soğumamız yahut ona karşı bir öfke duymamız için bir neden değildir. Şefkatle bakıyorum tabii her ikisine de. Merhametle, şefkatle, insanımızdır. Yani iyi niyetle gayret ediyorlar ama bana göre tabii yanlışları var, eksiklikleri var.
SUNUCU: Peki bir şey daha sormak istiyorum. Az önce Taha Akyol’dan bahsettik de konu değişince onu sormayı unuttum. Taha Akyol’un oğlunun sizin müridiniz olduğu söyleniyor, doğru mu?
ADNAN OKTAR: Yani bizimle beraberdi. İşte yani söylemek istemedim ama siz söylediğiniz için söylüyorum. Bizlerle 10-15 yıl falan beraberdi değil mi? 15 yıl beraberdi, evet.
SUNUCU: Şimdi ayrıldı?
ADNAN OKTAR: Evet. Bize gelir giderler öyle arkadaşlar. Öyle her zaman bir gelen gidenimiz olur.
SUNUCU: Bir izleyici sorusu daha sorayım. “Altın takı kullanması erkeğin helal mi, haram mı?”
ADNAN OKTAR: Altın takı mekruh olur, en fazla mekruh olur, haram diyemeyiz çünkü bununla ilgili bir ayet yok ama mekruhtur deriz. Tahrimen mekruh, evet.
SUNUCU: Yine izleyici sorularına bakayım biraz da. ‘Yargı bağımsız mı, yoksa baskı var mı yargı da?’ diye sormuş bir izleyici yine.
ADNAN OKTAR: Yargı da baskı var tabii ki. Sorun o zaten. Biz onunla uğraşıyoruz.
SUNUCU: Peki sizin yargılanma sürecinden biraz bahsetmek istiyorum. Bütün davalarınız düştü sanırım, şu anda devam eden davanız var mı?
ADNAN OKTAR: Var var tabi. Bu bizim 3 yıllık hapis cezamız var biliyorsunuz, onunla ilgili dava Yargıtay da. Ama bu dava da bize ek savunma hakkı verilmedi. Bu Yargıtay Ceza Kurulu kararlarına göre bozma nedenidir. Vaktimiz mi daraldı nedir?
SUNUCU: Yok reklam...
ADNAN OKTAR: Evet. Ek savunma hakkımızın verilmemesi, Yargıtay Genel Ceza Kurulu kararına göre bozma nedeni. Bize verilen, iki yıllık cezaya verilen ilave cezada da hakimin, mahkemenin bunun nedenini; mesela benim şahsıma ait olarak açıklaması gerekirdi. Yani Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararına göre bunu söylüyorum. Açıklamadı. Yani neden olduğunu, mesela bana yönelik neden olduğunu açıklamadı şahsıma yönelik olarak. Bu da bir bozma nedenidir. Bir de bizim 4422. maddeden, normalde 313 olması gerekiyordu. Yani daha hafif maddeye göre yargılanmamız gerekirdi. Yani 220 daha ağır, 313 daha hafif. Yani 4422’den bozulduğunda, bu maddelerden hafif olanının seçilmesi gerekiyordu. Biz de ağır olan seçildi yani 220 seçildi. Bu da bir bozma nedenidir. Yani Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na göre bu da bir bozma nedeni.
OKTAR BABUNA: Avukatlar istifa etti.
ADNAN OKTAR: Evet avukatlarımız istifa ettiler bu duruma karşı ek savunma hakkı verilmediği için. Avukatsız olarak bizim kararımız verildi. Bu da Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararına göre biz bozma nedeni.
OKTAR BABUNA: Yargıtay başsavcının talebine rağmen dosya gitmedi bir süre.
ADNAN OKTAR: Evet. Aslında bu da bir bozma nedeni. Yani 60’a yakındır. Başka ne var aklında olan?
SUNUCU: Şu an devam eden 60’a yakın dava var?
ADNAN OKTAR: 60’a yakın bozma nedeni var. İnşaAllah. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun kararlarını uygun. Evet?
OKTAR BABUNA: Savunma tanıklarının dinlenmemesi, reddi hakim hakkımızın kullanılmasının engellenmesi, kararın polis ifadelerine...
ADNAN OKTAR: Yani mesela reddi hakim hakkının, evet o da kullanılamadı.
OKTAR BABUNA: Emniyet ifadelerinin işkence altında alınması, avukat olmadan.
ADNAN OKTAR: Ama en önemlisi savcının da bu şeyi buydu. Bizim ifadelerimiz işkenceyle alındı. Ve yanımız da avukat olmadan alındı. Bunlarla ilgili şu an 14’e çıktı. 14 tane Adli Tıp raporu var. Yani sakatlama meydana getirdi arkadaşlarımız da.
SUNUCU: O zaman bu konuyu reklamların ardından devam edelim mi?
ADNAN OKTAR: Olur, inşaAllah.
SUNUCU: Evet sayın seyirciler Dem Özel reklamların ardından tüm hızıyla devam edecek. Sizler de hiçbir yere ayrılmayın.
Evet sayın seyirciler, Dem Özel tüm hızıyla devam ediyor. Sayın Adnan Oktar ve Oktar Babuna canlı yayın konuğumuz. Sizler de yine her zaman olduğu gibi dem yazıp boşluk bırakıp 3929’a sorularınızı gönderebilirsiniz. Programımızın 2. bölümünde yine kaldığımız yerden devam edeceğiz. Mahkeme sürecinden bahsediyorduk. Şu an işleyen bir yargı süreci var. Bunları anlatıyordunuz.
ADNAN OKTAR: Evet. Mahkemenin savcısı üç konuya dikkat çekti biz de. Birincisi polis de işkenceyle alınan ifadelerin geçersizliği, ve yanımızda avukat yoktu bunu belirtti. Bu yönden geçersizdir dedi ve dosyada da aleyhlerinde hiçbir delil yok dedi. Yani bu kişilerin aleyhinde her hangi bir delil yok bu dosya da dedi. Bir de polis ifadeleri geçersiz dedi; çünkü işkenceyle alınmış dedi. Biz bunu bekletici mesele yapılmasını söylemiştik mahkemeye. Yani bekletici mesele yapıldığında zamanaşımı olmuyor, donuyor o zaman. Ve eğer işkence davasında kazanırsak, işkence yapıldığını ispat edersek; 14 tane Adli Tıp raporu var çünkü bize işkence yapıldığına dair. Eğer kazanırsak dava düşüyor. O yüzden mahkeme beklesin demiştik biz. Mahkeme beklemedi fakat cezayı verdi. Bu da Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararına göre bozma nedeni. Beklemesi gerekir diyor Yargıtay Ceza Genel Kurulu. Yani bekletici mesele yapılması gerekir. İşkence davasının sonuçlanması beklenmesi gerekir diyor. Ayrıca bizim savcımız dosya da aleyhte delil hiç yok dedi demin söylediğim. Bir de bizim arkadaşlarımızdan 5 kişiye, aynı dosya, aynı kanun maddeleri ve aynı delillerden beraat verdi mahkeme. Bu arkadaşlara da beraat vermeniz gerekir dedi. Çünkü bunlar bütün olduğuna göre, bütünün bir parçasına beraat veriyorsanız hepsine beraat vermeniz gerekir dedi. Bu da bir bozma nedenidir Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararına göre. Savcının itirazlarındandır bu. Ama tabii çok ilginç olaylar var mesela; Adil Serdar Saçan, biliyorsunuz iddia edilen Ergenekon Örgütü üyesi olmaktan şu an, iddia edilerek yargılanıyor. Cezaevinde. Onun ilginç bir telefon konuşması var, polisin tesbit ettiği. Bizim Kadıköy’de bir davamız vardı, yine böyle çete iftirası olmuştu üstümüze. Adil Serdar Saçan’ın arkadaşı var Serdal Akça. Ona bu konu tediye edildi yani sen incele bu konuyu dediler. Bu Serdar Akça 2000 yıl toplam hapis cezası ile yargılanıyor bize işkence yapmaktan. Bize işkence yapmaktan yargılanan polise bizle ilgili fezleke hazırlaması talimatı verilmiş. O da bizim aleyhimize muazzam bir fezleke hazırlamış.
SUNUCU: Neler yazmış?
ADNAN OKTAR: Çete çete çete sürekli çetedirler diyor. Başından sonuna kadar. Fakat buna savcılık takipsizlik verdi. Takipsizlik verip Kadıköy’e gönderdi. Defalarca takipsizlik verdi savcılık yani her yönden ispat etti. Çünkü ihbarcının mektubu erkek çıktı. Kendisini kadın olarak tanıtıyor bir yerde alıkoydular, tecavüz ediyorlar, işkence ediyorlar, şunu bunu demiş fakat el yazısının, mektubun yapısından, hepsinden bir erkeğe ait olduğu anlaşıldı. Yani parmak izlerinden erkeğe ait olduğu anlaşıldı. Oyun olduğu da anlaşıldı. Dolayısıyla takipsizlik kararı verdi. Kadıköy’e gitti. Kadıköy’e gidince Adil Serdar Saçan birisine telefon ediyor ve diyor ki Kadıköy’de senin tanıdığın var mı diyor. Adnan Hocacıların dosyası oraya gitti diyor. Şimdi takipsizlik aldı diyor ve oraya gitti, takipsizliğinin bozulması için yani dava açılması için telefon ediyor adama. O da bizim davamızı açan, takipsizlik kararını bozan hakimin ismini veriyor. Ben bunu tanıyorum diyor Adil Serdar Saçan telefonda. Yani bizim takipsizlik alan davamızı bozan hakimin ismini veriyor. Telefon konuşması bu ve polisin tespit ettiği telefon konuşması. Tabii ben hakim onların talimatı ile bunu yaptı demiyorum. Bilemem ben kendi samimi kanaatidir inşaAllah.
SUNUCU: Peki bundan sonra ne olur? Nasıl bir sona bağlanır?
ADNAN OKTAR: Bundan sonra işte hukuki mücadele veriyoruz. Hukuki yönden açıklıyoruz anlatıyoruz yani gönlümüzün istediği yargıda bir düzenleme yapılması, yargı üzerinde iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün baskısının kalkması, tehditlerinin kalkması ve yargının Avrupa modelinde yeniden yapılanması. Anayasanın bu yönde değiştirilmesi, demokratik bir anayasa yapılması bunlarla olaylar düzelir. Yoksa bugün bizim karşılaştığımız olaylarla bir başkası yarın karşılaşır yani bunun önü sonu gelmez o zaman, öyle görünüyor. Ama tabii her halükarda kaderde olan şeyler oluyor. Bunlar hep hayırla olan şeyler oluyor. Hikmetle olan şeyler. Müslüman sürekli bir mücadele içerisindedir zaten. Zorluklarla karşılaşır. Hz. Yusuf nasıl zorluklarla karşılaştı, nasıl imtihan olduysa biz de imtihan oluyoruz.
SUNUCU: Bu arada yine bir izleyicimiz sormuş. Çorum’dan. ‘’Tuncay Güney Kanada’ya devlet desteği olmadan mı gitti. Bu adamın Ergenekon’daki etkisi nedir?’’
ADNAN OKTAR: Ergenekon örgütünü bozan, yapısını bozan ben demin söyledim. Hz. Hızır Aleyhisselamdır. Diğer kişilerin şahısların çok dolaylı etkisi vardır.
SUNUCU: Yine bir izleyicimiz sormuş. ’’Kendisine iftira atanları affettiğini söylüyor. Bunda samimi mi?’’
ADNAN OKTAR: İnsan karşımızda yaratılıyor, Cenab-ı Allah yaratıyor. Onlara o gücü veren de Allah’tır. Şimdi affetme yetkisi Allah’a aittir. Yani ben onu niçin affetmeyeyim? Merhametle bakarım ben insana, şefkatle bakarım.
SUNUCU: Yine bir izleyicimizin sorusu. ‘’Rezzan Aydınoğlu, Ebru Şimşek ve Fatih Altaylı’nın avukatı aynı zamanda Doğan grubu ile bağlantılı. Ne diyeceksiniz bu konuda? ‘’ diye sormuş.
ADNAN OKTAR: Tabii çok ilginç olaylar oluyor. Fatih Altaylı, Aydın Doğan, Rezzan Aydınoğlu. Rezzan Aydınoğlu Hürriyet’in avukatı. Hürriyet gazetesi ve Aydın Doğan’ın avukatı. Aynı zamanda Fatih Altaylı’nın da avukatı. 10 yıldan beri de benim aleyhimdeki davaları organize eden yani takip eden, bu davalarla iç içe olan kadın, Rezzan Aydınoğlu. Aynı zamanda Cevat Babuna ile de iç içe olan bir insan. Evine gidip geliyor. Cevat Babuna ile yani komşu gibiler. Birlikte yaşıyorlar adeta. O ona gidiyor, onlar onlara gidiyorlar. Cevat Hoca, Cemil Çiçek ile Bakan Cemil Çiçek ile çok samimi çok iç içeler. Cemil Çiçek efendim yine aynı şekilde diğer vatandaşlar ile bir samimiyet içerisinde. Mesela Taha Akyol ile yıllarca birlikte bir avukatlık bürosunda yaşamış. Yemeli içmeli, yatmalı kalkmalı, çok samimi olan insanlar. Aynı hemşerisidir. Böyle ilginç yapılar var.
SUNUCU: Taha Akyol aslında şu anda hükümet ile de çok iyi geçiniyor gözüküyor.
ADNAN OKTAR: Taha Akyol herkes ile iyi geçinir. Hükümet olduktan sonra her hükümet ile her zaman iyi geçinmiştir Taha Akyol.
SUNUCU: Yine bir başka izleyicimizden soru gelmiş.’’ Sayın Hocam Ergenekon’da ilk alınan şahıslardansınız. Sebebi sizin aracılığınız ile cinlerden istihbarat mı alındı. Cinlerden istihbarat mı alındı?’’
ADNAN OKTAR: Bir daha baştan, yanlış mı oldu?
SUNUCU: Ergenekon’dan ilk alınan şahıslardansınız, Ergenekon tarafından diyor.
ADNAN OKTAR: Yanlış biliyor olmasın?
SUNUCU: Sebebi sizin aracılığınız ile cinlerden istihbarat mı alındı.
ADNAN OKTAR: Ben Ergenekon ile ilgili ..
OKTAR BABUNA: İlk haberdar olan manasında demek istiyor. Ergenekon’u ilk ortaya çıkaran...
SUNUCU: İlk haberdar olanlardansınız demek istiyor.
ADNAN OKTAR: Ergenekon’la ilgili ilk haberdar olan, ilk bunlarla ilgili bilgileri veren kişi misiniz diyor. Şöyle diyelim 10 yıl önce ben Ergenekon örgütü ile ilgili kitap yazdım. 10 yıl önce. Detaylarını verdim ve anlattım.
SUNUCU: Neler yazmıştınız o kitapta, biraz bahseder misiniz?
ADNAN OKTAR: Okuyacaksınız, merak edeceksiniz.
SUNUCU: Kısaca şöyle bahsedelim en azından.
ADNAN OKTAR: Devlet içinde komünist yapılanma içerisinde olan bir örgüt olduğunu açıklamıştım.
SUNUCU: Peki her ülkede yok mudur bu? Bu tür kurum.
ADNAN OKTAR: Var tabi. Birçok ülkede var. Amerika’da da vardır.
SUNUCU: İtalya’da. En son geçtiğimiz yıl içerisinde.
ADNAN OKTAR: Eveti İtalya’da da var. Birçok ülkede vardır.
SUNUCU: “Mars’ta hayat ile ilgili ne düşünür. Bir çalışması var mı? Gelecekle ilgisi ne gibi bir bilgisi var.’’
ADNAN OKTAR: Mars’ta cinlerden başka bir şey yok. Yani organik bir canlı yok.
SUNUCU: Peki şunu söylemek istiyorum şimdi, cinlerle daha önceki programlarımızda iletişim içinde olduğunuzu söylediniz.
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: Şu anda görüşüyor musunuz halen, neler diyorlar? Mesela devam eden davalar ile ilgili gelecekten haber vermediniz. Vermezler diyorsunuz ama..
ADNAN OKTAR: Geçen günler arkadaşlarımız söylediler. Akşam yine çağırıp konuşalım epey oldu konuşmadık dediler. Ama hayret edecek şekilde detay veriyorlar. Yalnız önemli bir konu olursa detay veriyorlar. Yani hakikaten ihtiyacımız olan bir konu varsa. Mesela bir kere sabahın 05:30 da bir isim verdiler. Yani net isim ki nadir rastlanılan bir isim. İlgili şahıs şu an şunu yapacak dediler. Hemen telefon açın dediler. Biz sabahın erkenin de ayıp olmasın diye saat 07:00 de aradık. Hakikaten yıllardan beri görüşmediği arkadaşıyla o gün görüşecekmiş aman dedik bak çok tehlikeli böyle bir durum var sakın yapma dedim. Böyle bir şeye girme dedim. Bakın hiç duyulmamış bir isim. Yani çok nadir kullanılan bir insan ismi. Onun ismini verdi cin. Şu an görüşecek hemen açın dedi. Sabah 07:00 gibi aradık, söyledik. Hakikaten doğru çıktı. Yıllardan beri görüşmüyorum. İlk defa görüşecektim dedi. Sakın görüşme dedik. Mesela kız arkadaşımızı kaçırmışlardı. Şu an minibüste dedi. Arabanın arkasında dedi. Eli ayağı bağlı dedi. Net doğru bilgi verdi. Şu an arabayı değiştirdiler dedi. Aynı o şekilde olmuş. Orda da doğru bilgi verdi. Yine başka bir adli olayda da suçlular kaçmışlardı, Polonezköy’e kaçmışlardı. Polonezköy diye net bize bilgi verdi. Sonradan öğrendik polisten hakikaten Polonezköy’e kaçmışlar. Sonra Erenköy’e geçtiler diye bilgi verdi. Hakikaten biz Erenköy’e geçtiler diye bilgi verdik. Aynen doğru çıktı. Sonra bilinmeyen gizli bir şahit vardı. Bir genç kız ismi verdi. Üç ay sonra onun dediği doğru çıktı cinin dediği yani hakikaten o isimde bir kız çıktı. Şahit, ana şahit olarak o çıktı.
SUNUCU: Sayın Adnan Oktar bir hatırlatma yapalım isterseniz. Şu anda bizleri Kocaeli Tv, Kanal 9 ve Mavi Karadeniz radyo 106.4’den de dinleyebilir ve izleyebilirsiniz. Bu hatırlatmayı yapalım onlar da izlesinler. Peki bir şey soracağım. Cinler sizinle nasıl irtibata geçiyorlar?
ADNAN OKTAR: Sırrını vermem. Ama yani bir tek ben yalnız değilim. Onunla ilgili çalışan bir ekibimiz var.
SUNUCU: Yine bir izleyici sormuş. “Cinlerin iyi kötü olarak ayrıldığı söyleniyor. Kıskanç oldukları da söyleniyor. Bir başkası ile evlenmemesinin sebebi cinler mi?”
ADNAN OKTAR: Yok o değil. Benim üstadım Said Nursi Hazretleri has talebelerim evlenmesin diyor. Ben ona uyuyorum. Yoksa cin beni yönlendirmez. Ben cini yönlendiririm.
SUNUCU : Peki hiç rahatsız ettikleri oluyor mu?
ADNAN OKTAR: Hayır. Cinler bayağı severler beni hem de çok fazla severler. Hatta cin çağıranlar varsa sorsunlar. Çok olumlu ve hayret edecek şekilde güzel konuşuyorlar. Yani cinlerle muazzam bir muhabbet var. Ama dinsiz cinler dengesiz konuşuyorlar genellikle yani böyle saf, garip, tutarsız, çelişik ve çok yalan söylüyorlar. Onlar da kendi aralarında Ermenileri var, Katolik cinler var ayrı ayrı. Kuran’da da bu belirtiliyor. Biz birçok fırkaların mensubu olmuşuz diyor. Kuran’da Cin Suresine baksınlar orada açıkça görürler.
Fakat Müslüman cin sayısı çok az şu an. Daha yeni yeni sayıları artmaya başladı. Yani biz 3-4 yıl önce birkaç kişiye rastlamıştık. Yaşlı bir cin vardı. 1000 küsur, 1400 yaşında mı neydi. Çok çok yaşlıydı, 1400 küsur. O vefat etti dediler. Ondan bilgi alınıyordu. Onun bilgi alınması kesildi. Yeni cin var, böyle birkaç tane. Ama çok çok dürüstler. Eğer bir gün olursa böyle basının da gözü önünde öyle bir deneme yapabiliriz.
SUNUCU: Yapalım, bir dahaki sefere bizde yapalım. Dem Tv’de yapalım. Değişiklik olsun.
ADNAN OKTAR: Ama bir soralım tabii, bakalım ne diyorlar.
SUNUCU: Peki şunu soracağım. Hep korkunç gözüküyorlar aslında dediniz. Normal bir insana gözüktüklerinde, mesela ben görsem ya da arkadaşımız görse korkar mı gerçekten?
ADNAN OKTAR: Korkar tabii yani, Allah vermesin, kaldıramazlar. Çok şiddetli korkarlar. Onun için pek görünmez onlar. Pek değil de görünmezler.
SUNUCU: Bu arada bir izleyicimiz “nasıl çoğalıyorlar cinler? “demiş. İnsanlar gibi mi?
ADNAN OKTAR: Yani evler de yaşıyorlar. Evlerin tavan kısımlarında yaşıyorlar. Onlarda eşya şu bu falan yok yani iletişim, bir yerden bir yere gitme gibi sorunları yok. Onun için arabalara, otobüslere teknolojiye bunlar çok şaşırıyorlar. Yani neden icap ettiğini de tam anlayamıyorlar gibi bir üslupları var.
SUNUCU: “Efsun diye bir şey var mı?” diye sormuş bir izleyicimiz.
ADNAN OKTAR: Efsun...boş işler.
SUNUCU: Yine bir başka izleyici.” Adnan Hocama çok güveniyorum ve takip ediyorum. Mahir Vakfı ve İskender Evrenesoğlu devrin imamı mıdır, kimdir yoksa insanları kandırıyor mu? Çok bocalıyorum. Beni aydınlatsın. Saygılar. Seda Aksoy” demiş
ADNAN OKTAR: Aslında o insana biraz şefkatle bakmaları lazım. Benim kanaatim cezbe halinde şu an. Tarikat cezbesi içinde. Nakşi bildiğim kadarı ile. Tarikatlarda böyle süluku ilerlerken insanda mesela Mehdilik makamından geçerken veyahut Hızır makamından geçerken o makamın gölgeleri onda tezahür eder ve sekir halinde, sarhoşluk halinde yanlış sözler söyleyebilirler. Ona uyanlar sorumlu olurlar. Kendisi sorumlu olmaz. Dolayısıyla sekir halinde bazı sözler ediyor benim anladığım kadarı ile. Yani ehl-i sünnete uygun olan, dine uygun, Kuran’a uygun olan sözlerini kabul etsinler ama sekir halindeki sözlerini kabul etmemeleri lazım eğer öyle sözler ediyorsa, ona uyarlarsa sorumlu olurlar.
SUNUCU: Peki Hz. Hızır, Mehdi ile görüşecek mi?
ADNAN OKTAR: Evet. Çok çok fazla görüşmez ama nadir olmak şartıyla görüşür.
SUNUCU: Peki şu kıyamet alametlerinden biraz da onlardan bahsetmek istiyorum aslında merak ediyorum. İzleyiciler de merak ediyor. Kıyametin ilk alameti olarak neyi gösterebiliriz?
ADNAN OKTAR: İlk, en büyük, net, elle tutulur bir alamet Mehdi’nin çıkışıdır. Bütün ehl-i sünnet, Şii, Caferi, Vahabi bütün mezheplerde bulunur. Yani Mehdi çıktı mı kıyamet artık an meselesidir. Yani en fazla 100 yıl kalmıştır. Çok çok kısadır veyahut biraz daha fazla. Çok çok az zaman. İsa Mesih’in inişi zaten herkes bilir. Kuran ayeti de var. Bakın “o”, Mesih, “kıyamet için bir alamettir” diyor Allah. Hiçbir peygamber için bu sözü söylememiştir Allah ve hiçbir peygamber için “sana uyanları kıyamete kadar küfrün üstüne geçireceğim” ve dünya hakimi yapacağım dememiştir. Bir tek Hazreti Mesih’e söylemiştir. Ruhullah, Hz.Mesih’e. Bakın ikinci ayet yine sırf Mesih’e mahsustur. “Ehl-i Kitaptan” diyor, “Musevi ve Hıristiyanlardan sana inanmadık hiçbir fert kalmayacak” diyor Allah, hepsini iman ettiricem diyor. Bizim peygamberimiz dahil hiçbir kimseye Cenab-ı Allah böyle bir şey söylememiştir. Hiçbir peygambere söylememiştir. Bir tek Hz.Mesih’e söylemiştir. Hz Mesih’ten de Allah söz almıştır. Bir elçi gelecek. Bir müslih, bir Mehdi gelicek, ona yardım ediceksin diyor, bu sözümü kabul ettinmi diyor? Kabul ettim Yarabbi diyor. Kuran’da geçen iki ayettir bu ayetin ikinci işari anlamıda işte Mehdiye bakıyor.
SUNUCU: Peki biraz da gündemden bahsedelim. Son dönemde artan bir grip salgını var biliyorsunuz siz de, domuz gribi oldukça da tartışmalara sebep oldu. Aşılar geldi, gelmedi olmayın dedi kimi taraf. Muhalefet olmayın dedi, kimileri de olun dedi. Bu yayılan grip hakkında ne düşünüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Hadislere tam uygun, defaatle gelişecek olan ki, ısrarlı salgınlar halinde devam edecektir. Mehdi devrinde oluşacak olaylardan bir tanesidir. Mesela bu salgın bir süre sonra duracak, yeniden bir salgın dalgası daha yine başlıyacak. Mehdi zuhur edinceye kadar bu olayların hepsi devam edecektir.
SUNUCU: Peki bu domuz gribi aşısına karşı mısınız siz?
ADNAN OKTAR: Eğer bir mahsuru yoksa tıbben, kullanılır niçin olmasın aşı faydalı bir şey.
SUNUCU: Yalnız Türkiye ilk kullanacaklar arasında mesela öyle diyelim.
ADNAN OKTAR: Yok öyle Amerika kullanmadı, İngiltere kullanmadı ilk defa Türkiye’de olucaksa bu olmaz bu biraz şüpheli. Ama Avrupa ülkeleri kullandı, Amerika da kullandı herkes kullandı ise Türkiye‘de kullanıcı yani toptan olması lazım bunu yani belirli bir ülkenin denek olarak seçilmesi yakışık almaz. Ben Amerika da denek olsun istemem, Türkiye de denek olsun istemem. Yapılacaksa toptan bir deneme yapılması lazım.
SUNUCU: Peki organ nakli hakkında ne düşünüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Olur gayet güzel.
SUNUCU: Yani bir sakıncası yok?
ADNAN OKTAR: Ama yani tabii diri diri adamı kesip organını almak olmaz. Gerçek anlamda o kişinin ölmesi durumunda organı alınabilir, onun rızasıyla mesela, beyin ölümü gerçekleşti diyorlar ama adam tam anlamı ile çalışıyor. Kalbi de çalışıyor, ciğerleri de çalışıyor, beyninin bir kısmı çalışmıyor bu beyin ölümü değil bu, yani adam gerçek anlamda ölmesi lazım olmaz öyle şey.
SUNUCU: Son zamanlarda Ahmedinejad’la görüştünüz mü?
ADNAN OKTAR: Ahmedinejad’la yine bu günlerde bir haber göndereceğim. Çünkü İsrail yine çok panik halde, yine İsrail’lilerle göşüyorum yine yazılar göndermişler çok tedirginler. Onların gönlünü alacak bir konuşma yapması için, yani İsrail’li Hahamları çağırıp yahut onlarla belirli bir yerde buluşup, aralarını düzeltmek için bir girişimim olacak. Ama yaklaşık bir ay önce haber göndermiştim hemen zaten haber hürriyet’te çıktı zaten biliyorsunuz, sürmanşetten. Atom bombası haramdır, nükleer bomba haramdır diye, manşetten çıktı. Mehdi’nin geldiğini açıklasın dedim. Mehdi’de, Hürriyet onu da sürmanşetten verdi, Mehdi geliyor diye. Hürriyet gazetesi de bu konuda çok faydalı oluyor maşaAllah.
SUNUCU: “Peki bir izleyicimiz sormuş yine, İran’dan açılmışken hazır konu onuda sorayım. İran, Türkiye ortak para birimi hakkında ne düşünüyor.”
ADNAN OKTAR: Şahane işte, Mehdinin zuhur alametlerinden bir tanesi.
SUNUCU: Peki ne olucak? İran, Türkiye ortak para birimi, daha doğrusu bu son imzalanan protokolden sonra mı gerçekleşecek?
ADNAN OKTAR: Tabii İran, Türkiye, Pakistan, Ürdün, Irak, Kerkük, efendim Türki devletler hepsi birleşince ne demek oluyor bu işte Türk İslam Birliği. Para birimi ortak, sınırlar açılmış, ne kalmış geriye? Her şey bitmiş işte maşaAllah.
SUNUCU: Peki şunu sormak istiyorum. Türk İslam Birliği derken, sonuçta İranlılar Acemlerden oluşuyor, Kürtlerden oluşuyor, Irak Kürtlerden oluşuyor, orada yaşayan Türkler de var. Şimdi sınırlar açılınca bir Türk İslam Birliği mi oluyor yoksa bir İslam Birliği mi oluyor?
ADNAN OKTAR: Türk İslam Birliğidir, çünkü bir lider önemlidir. Türkiye bunu yönetecektir, yani lideri belli olmayan bir topluluk olmaz. Lideri Türkler olduğu için, İslam alemini kucaklayacaktır ama İsrail’i de kucaklayacaktır, Ermenistan’ı da kucaklayacaktır, Ortodoksları da kucaklayacaktır, Rusya’yı da kucaklayacaktır. İslam sevgi, şevkat, merhamettir.
SUNUCU: Yine bir izleyicimiz sormuş. “Siz konuşurken, Oktar Babuna inşaAllah diyormuş, bunu dua anlamında mı söylüyorsunuz, yoksa açılımı nedir?”
ADNAN OKTAR: İnşaAllah Allah’ın izni ile anlamındadır, yani mesela bir şey olacak diyorsam, bu Allah’ın izni ile olur. Yani “inşaAllah”ın anlamı odur, Allah’ın izni ile. Mesela ben diyor, insan der Allah esirgesin, hastalanabilirim, inşaAllah der Allah’ın izni ile hastalanabilirim, Allah’ın izni olmazsa hastalanmaz, Allah’ın izni olursada hastalanır o anlama gelir.
SUNUCU: Peki şimdi tekrar yine Bilim Araştırma Vakfına dönmek istiyorum. Şimdi bundan sonraki çalışmaları ne üzerine olucak? Şimdi Darwinizm’i çürütme çabaları var, bunu biliyoruz onun dışında ne gibi çalışmalar yapıyor?
ADNAN OKTAR: Türkiye’nin bir kere büyük devlet olması, Türk İslam Birliği, Bilim Araştırma Vakfının en büyük ülkü ve ideallerinden birisidir. Barış, demokrasi. Avrupa’nın medeniyet anlayışının çok çok daha üstünde, medeniyet ve kalite anlayışı. Teknolojinin ve bilginin gelişmesi, bütün safsataların yok olması, doğru bilimin gerçeklerin ortaya çıkması, iyinin güzelin, hakkın hakikatin insanlar tarafından sevilmesi, Bilim Araştırma Vakfı’nın hedeflerindendir.
SUNUCU: Şimdi Bilim Araştırma Vakfı denince aklıma şey geliyor, profesörler, ordinaryuslar, bilim adamları sizin de vakfınızda var mı bu tür çalışanlar?
ADNAN OKTAR: Vakıf üyesi olarak değil de, vakfımıza sempati duyan profesörler var. Çünkü benim 30 kişilik ekibim zaten doçent ve profesörlerden oluşuyor arkadaş grubumuz.
SUNUCU: Peki bundan sonra Bilim Araştırma Vakfı az önce de sormuştum aslında ama yanıtını alamamıştık. Olur da Darwinizm bir gün açığa çıkarsa, ispatlanırsa bir şekilde o zaman ne yapar?
ADNAN OKTAR: Darwinizm ispatlanırsa...
SUNUCU: Yani bu teori ispatlandı bir gün, ne olacak?
ADNAN OKTAR: Evet, Ay bir gün planör olur uçarsa, Güneş gelip bir gün masasın üstüne gelip konarsa ne olur der gibi bir şey oluyor bu yani. Yani imkansızla bir yere varılmaz. Yani imkansız olan bir şey. Çünkü 250 milyon adet fosille geçersizliği ispat edilmiş bir teori. Proteinlerin yapısıyla da, kromozomların yapısının incelenmesiyle de açıkça ortaya konmuş ve Dawkins gibi bir adam bile uzaylılar yaptı demeye başladı, insanları uzaylılar meydana getirdi diyor. Yani bir yaratılış var diyor Dawkins; bir yaratan var ama uzaylılar onlar diyor. Uzaylıları kim yarattı dediğinde Dawkins araziye geçiyor.
SUNUCU: Amerikan edebiyatında da şey derler mesela, hikayelerinde Adem ile Havva’nın uzaydan geldiği, uzay mekiklerinin bozulduğu ve dünyada kaldıkları...
ADNAN OKTAR: Mesela bunlar çaresizlikten söyledikleri sözler. Yani inanca karşı ne yapacaklarını şaşırdılar. Bir çırpınış içindeler.
SUNUCU: Hatta hikayelerde “Adam and Eve” diye geçer.
ADNAN OKTAR: Evet. Bu temelde iman ettiklerini gösteriyor. Fakat gurur, enaniyet ve kibirden dolayı, Allah’a teslim olmak istemedikleri için uzaylılara teslim olmayı daha uygun görüyorlar. Uzaylıları Allah gibi görmeyi daha üstün görüyorlar kendi kafalarına göre haşa.
SUNUCU: Peki şunu da sormak istiyorum, yine izleyiciden gelmiş bir sorumuz, “Adil Saçan hakkında hukuki bir girişiminiz oldu mu?”
ADNAN OKTAR: Arkadaşlarımız dava açtılar işte, 2000 yıl hapis cezasıyla yargılanıyor işkence yapmaktan.
SUNUCU: Bir de yine bir soru daha. Normalde herkesi affediyorum dediniz, ama site kapatmalar da oldu. O siteleri kapatanları da affettiniz mi?
ADNAN OKTAR: Tabii benim onlarla şahıs olarak hiç öfkem olmaz, yani o yönüm bilinmiyor olabilir. Ben çok merhametli bir insanım, yani sola karşı da ben çok çok şefkatliyim. Mesela Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, Yusuf Arslan benim zamanımdaydı onlar. Çok acıdım ben o zaman onlar asıldığında, çok şefkat duydum. Hatta tutuklandıklarında bile acıyordum ben onlara. Yani cezaevinde bulunmaları, mesela cezaevlerinin tahliye edilmesi, bu cezaevi sistemi değiştiğinde olaylar olmuştu, bazı genç kızlar cezaevinde kendilerini yakmıştı. Onlar işkence görmüştü. Yani muazzam rahatsız olmuştum. Tarif edemeyeceğim derecede rahatsız olmuştum. Çok acıdım, çok şefkat duydum. Ve beni şiddetli rahatsız etti böyle bir durum. Yani elimde imkanım olsa ben onu asla yaptırmazdım, asla öyle bir şey. Yani ne alakası var, kadına gayet saygı duyulur, nezaketle... Yani gönülleri alınarak, sevgiyle şevkatle, onların illaki oradan tahliye edilmesi gerekiyorsa, bu işlem yapılabilirdi. Bu kadar acı çektirmeyi ben hiç uygun bulmadım. Yani çok çok rahatsız oldum.
SUNUCU: Yine Mehdi’nin çıkışından sonra kimsenin burnunun kanamayacağını söylüyorsunuz. 1980’den sonra dünyada kan gövdeyi götürüyor. Ne diyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Ama Mehdi idareyi ele aldıktan sonra. Onun manevi liderliği kabul edildikten sonra olacak.
SUNUCU: Dünyaya gelişi 1980.
ADNAN OKTAR: Evet, bak sahib-i zaman ne demektir biliyor musunuz? Mehdi’nin ismidir. Zamanın sahibi, yani dünyanın sahibi olmuş olacak. O zaman dünya ondan sorulacak. Yani en ufak bir insanın burnu bile kanasa sorumlusu o olacak. Onun döneminde hiç kimsenin burnu kanamayacak. Bir manevi liderdir.
SUNUCU: Bu arada sizinle tanışmak isteyen biri de var yine, yayından sonra veririm kendisinin ismini ve telefonunu. Peki, Mehdi dünyaya geldi, şu anda dünyada diyorsunuz. Şimdi insanları nasıl çekecek kendisine ben onu merak ediyorum. Benim en çok öğrenmek istediğim konu bu. Dabbetü’l Arz ile mi?
ADNAN OKTAR: Hayır, Allah onu insanlara etki ederek, onunla insanları bağlantıya geçirecek. Yani mesela sürekli bir olaylar oluyor. Bakın bu olaylar sürekli Mehdiyete doğru insanları kaydırıyor. Ve Mehdiyete doğru insanları yaklaştırıyor. Haberleri bile olmuyor insanların. Yani bir kısmının haberi oluyor, bir kısmının haberi olmuyor. Şu ekonomik kriz de, mesela Mehdi zamanının bir özel olayıdır. Ve yine çözüm bakın, ekonomik krizi de Mehdi çözecektir. Yani yine çözemezler. Ekonomik kriz bir bataklık yani sürekli geriye doğru gidecektir. Yani insanların şu an alabileceği hiçbir tedbir yok ekonomik krize karşı. 2014’te Mehdiyetin gölgesinden dolayı ekonomik kriz düzelmeye başlayacak. Yani Mehdiyetin etkisi burada kendisini gösterecek.
SUNUCU: Bugün Kürşat Tüzmen bir açıklama yaptı, ekonomik kriz geçti artık, Amerika’ydı zaten çıkışı diye.
ADNAN OKTAR: Tabii ki böyle gönül alıcı izahlar olur. Ben Türkiye için zaten ekonomik krizin etkisinin o kadar olmayacağını söylemiştim. Dünyayı kasıp kavuruyor ekonomik kriz, yani olmaz olur mu? Yani adım adım çöküyor. Bir kanser hastasının çökmesi gibi ve adım adım gittikçe dal budak sararak çöküş devam ediyor. Ekonomik kriz geçti dersek biz insanlar güler.
SUNUCU: Yani hükümetin açıklamalarından dolayı sordum, onlar çünkü...
ADNAN OKTAR: Güzel söylüyorlar ama Türkiye için söylüyor. Dünya için böyle bir şey yok.
SUNUCU: Şimdi Mehdi peki ekonomik krizi nasıl çözecek?
ADNAN OKTAR: Sevgi eksikliğinden ve egoistlikten, bencillikten ekonomik kriz oluyor. Bakın ekonomik krizin sistemi ne biliyor musunuz, insanların parayı alıp tutup, aman bana ve aileme bir şey olmasın,ben bu parayı tutayım, hareketlendirmeyeyim mantığında. Yani tek neden budur. Mehdi bu korkuya gerek olmadığını, bencil ve egoist olmanın yanlış olduğunu, Allah’ı tefekkür etmenin gerekliliğini onlara bütün açıklığıyla, bütün ihtişamıyla vurgulamış olacak. Ve toplumdaki bu gangrenleşmeyi, bu kasılmayı çözmüş olacak. Ve insanlarda böyle bir korku kalkacak yani bol bol paralarını kullanacaklar, piyasa bir anda hareketlenecek. Zenginler para tutma hırsını bırakacaklar, fakirlere dağıtacaklar. Ve coşkun bir piyasa anlayışı hakim olacak. Silahlanmaya yatırılan bütün para durdurulacak. Bu muazzam bir servete sebep olacak. Yani silahlanma bugün biliyorsunuz dünyadaki gelirin neredeyse yarısı silahlanmaya gidiyor. Bu, fakirlere yiyecek, ev, araba ve her türlü ihtiyaç olarak geri dönecektir. Ve dolayısıyla muazzam bir zenginlik olacaktır Mehdi döneminde. Hatta fakir insan bulunamıyor Mehdi devrinde. Yani vergi de alınmıyor, insan yok yani ihtiyacı olan.
SUNUCU: Peki Mehdi’nin yaşadığı yerden biraz daha bahsetmek istiyorum aslında, siz dediniz ki İstanbul Boğazı olabilir, iki denizin birleştiği yer. Çanakkale Boğazı olamaz mı Türkiye’de?
ADNAN OKTAR: Şimdi bir şehir var burada, büyük bir şehir. Hep büyük şehirlere gelir. Bu tarz olayların geliştiği yerler büyük şehirlerdir. Kuran’da da buna işaret edilir. Hatta iki büyük şehirden birisi diyor mesela.
SUNUCU: Siz Bursa’da doğup...
ADNAN OKTAR: Ben Ankara’da doğdum.
SUNUCU: Ama Mehdi, Bursa’dan mı çıkacak demiştiniz? Öyle bir sözünüzü hatırlıyorum sanki?
ADNAN OKTAR: Hayır Ankara’dan.
SUNUCU: Ankara’dan çıkacak.
ADNAN OKTAR: Ankara’dan çıkacak, Medine’den çıkacak yani bir şehir, yani herhangi bir şehir. Yani Ankara değil, Ankara da değil. Bir şehir, herhangi bir şehir. Yani benim doğum yerim olarak Ankara’yı diyorum ben.
SUNUCU: Ama İstanbul’da yaşayacak diyorsunuz daha sonra ?
ADNAN OKTAR: Zuhur yeri İstanbul. Peygamberimiz’in hadisi var. Çok net, yani hatta soruyorlar hangi Medine’dir diyorlar, İstanbul’dur diyor. Ama Ankara derken “Kara” denen bir köyden çıkacak diyor. “Kara”, bu var yalnız. Ama Ankara diyemem, çünkü orada bir “an” var orada, “kara” denilen bir köyden çıkacak.
SUNUCU: Karaköy var aslında birleştirince?
ADNAN OKTAR: Olabilir yani o çok elastiki bir şey “Kara”.
SUNUCU: Peki Mehdi şimdi dünyaya ilk geldiğinde ne yaptı, Mehdi olduğunu bilmiyor mu şu an.
ADNAN OKTAR: Said Nursi diyor, Mehdi diyor geldiğinde “bidayeten” Osmanlıca bir kelimedir, “bidayeten” yani başlangıcında, kendisini bilmez diyor. Mehdi olduğunu bilmez. Yakın talebeleri onu imanın nuru ile tanırlar diyor.
SUNUCU: Peki kendisi nasıl bundan sonra açıklayacak? Açıklamayacak da diyorsunuz aslında?
ADNAN OKTAR: Mehdi’nin hiçbir şeye ihtiyacı yok, yani kapı kapı gezip beni Mehdi kabul edin rica ediyorum beni Mehdiliğimi artık tasdik edin, böyle bir şey olmaz.
SUNUCU: Peki bir gün çıkacak Mehdi, bir kürsüden bir konuşma mı yapacak?
ADNAN OKTAR: Yok yani Allah olayları ona doğru akıtarak geliştirecek. Yani Mehdi’nin yapacağı bir şey yok aslında. Mehdi sadece iman hakikatleri anlatan, Darwinizm’i, materyalizmi ortadan kaldıran insan olarak ortaya çıkacak. Said Nursi öyle söylüyor. Birinci görevi budur diyor, 1930’larda, 40’larda bunu açıklıyor.
SUNUCU: Peki ortaya çıktıktan sonra, şimdi ortaya çıktı zaten, şunu sormak istiyorum ortaya çıktı biliyoruz artık onun Mehdi olduğunu, şimdi insanlar toplu halde Müslümanlığa mı geçecek bu saatten sonra yoksa herkes kendi dininde yaşayıp kıyametin kopmasını mı bekleyecek?
ADNAN OKTAR: Mehdi devrinde herkes kendi dininde kalıyorlar. Hristiyanlar Hristiyan olarak kalıyor, Museviler Musevi olarak kalıyor. Çünkü hadislerde bu şekilde geçiyor. Yanlız Hristiyanları İncil’in gerçeğiyle diyor, Musevileri de Tevrat’ın gerçeğiyle yönetir diyor. Ona göre onlara ahlaki eğitim verir diyor.
SUNUCU: Bu arada yine bir izleyicimiz sormuş “Hz. Ali dedem demişti geçen programda, on iki imamı saymaktan imtina ettiniz. Neden?” diye sormuş, anlayamadım soruyu da çok fazla.
ADNAN OKTAR: Ha beni imtihan ediyor. MaşaAllah. İmanın şartları ne, artık işte gusülün şartları.. ne çeşitli sorular da sorabiliyor kardeşimiz. Gönlü çok rahat olsun. Biz on iki imamı çok severiz bütün kardeşlerimiz hepimiz severler, onların hepsi bizim gönlümüzde derin sevgi duyduğumuz mübarek muhterem insanlardır. Sahabeleri say diyebilir, büyük alimler, din alimlerini say diyebilir, şimdi yani bu bir tavır olmaz. Bu samimi bir tavır değil. Yani öğrenmek kastıyla sorarsa cevap veririm. Ama imtihan kastıyla sorarsa bu yakışık almaz. Çok ayıp yapmış olur, o yakışık almaz.
SUNUCU: Yine bir izleyicimiz “Said Nursi Mehdi olabilir mi?” demiş.
ADNAN OKTAR: Mehdi olmadığını kendisi açıkça söylüyor. Çünkü seyyid olacak diyor Mehdi diyor. Ben seyyid değilim diyor. Seyyidken bir insanın ben seyyid değilim demesi olmaz diyor, haramdır diyor. Ama seyyidken de gizlemesi haram olur diyor Said Nursi. Çok net açıklıyor. Ben bir cihette o görevi gördüm diyor. Bir görevinin bir kısmını yaptım diyor. O tamamını yapacak diyor.
SUNUCU: Yine bir başka izleyicimiz; hadislerdeki “İstanbul’un inşaasında bulunacak” hangi manadadır, diye bir izleyicimiz sormuş.
ADNAN OKTAR: İstanbul’un mu?
SUNUCU: İnşaasında bulunacak.
ADNAN OKTAR: İstanbul’ı güzelleştirecek. Doğru ama birçok Mekke’yi, Medine’yi, Kudüs’ü, Şam’ı her yeri güzelleştirecektir Mehdi.
SUNUCU: Öncelikle İstanbul’dan başlamasının sebebi kutsal emanetlerin burada olması mı?
ADNAN OKTAR: Tabi, Hz. Ali’nin kılıcı da Mehdi’nin yanında olacaktır. Bir rivayette de vardır. Zülfikar o da buradadır, Hz. Ali’nin kılıcı. Topkapı’dadır biliyorsunuz. Peygamber Efendimiz’in kılıçları da yanında olacaktır. Onları teberrüken kullanacaktır Hz. Mehdi. Yani yanında bir süs ve güzellik olarak bir süre bulunduracaktır.
SUNUCU: Peki kıyamet kopacak, sonra ne olacak?
ADNAN OKTAR: Yeniden hayat meydana getiriliyor ama başka bir sistemle meydana gelecek yani fizik, kimya kuralları yeniden değişecek. Yepyeni bir sistemle, insanların yapısı tamamen değişiyor. Mesela iç organlarımız olmayacak. Yani oluyor ama bizim anladığımız anlamda olmuyor.
SUNUCU: Bir enerji olarak mı yeniden?
ADNAN OKTAR: Yine aynı böyle madde zannedeceğiz kendimizi ve madde olacağız ama yani yine beynimizle görmüş olacağız.
SUNUCU: Birbirimizi görebilecek miyiz?
ADNAN OKTAR: Tabii ki.
SUNUCU: Yine bir başka izleyicimiz, “Ayet’el Kürsi okunursa cin kaçar mı? Bu sure ne kadar işe yarar?” demek istemiş herhalde.
ADNAN OKTAR: Ayet’el Kürsi tabii çok, Allah’a sığınmak, ayet’el Kürsi okumak yeterli inşaAllah.
SUNUCU: Bu arada son üç dakikamızmış uyardılar beni de. Sizin son olarak cümlelerinizi alalım isterseniz.
ADNAN OKTAR: Evet, Alevileri, Kürtleri ve diğer bütün kardeşlerimizi, Çerkezleri, Lazları, Bektaşileri, Caferileri hepsini çok seviyorum. Hepsi bizim kardeşimiz. Ahir zamanda iç içe, kardeşçe, mutlu, güzel bir hayatımız olacak inşaAllah. Düşmanlığı körükleyen şeylerden şiddetle kaçınsın kardeşlerimiz. Yani işte sağcı, solcu anlayışında da, olgun davranıp birbirlerine güzel, sevecen, arkadaşça, dostça davransınlar. Zıt fikirler olur, zaten bu Kuran’da da olan bir şey yani, Müslümanlar vardır, Hristiyanlar vardır, Museviler vardır. Çeşitli düşüncede insanlar olur. Bu dinin bir gereğidir, imtihanın bir gereğidir. Allah bizi böyle isteseydi hepinizi tek bir ümmet olarak yaratırdım diyor Allah. Ayrı ayrı yarattım diyor. Çok sevgiyle, şefkatle, affedici bir ruhla, dostane birbirimize yaklaşacağız inşaAllah. Her konuda samimi olacağız inşaAllah. Bir de şekilcilikten kaçınıp, tabii şekil de vardır ama ruha önem veren bir üslup içinde olacağız inşaAllah.
SUNUCU: Sizin var mı eklemek istediğiniz sayın Oktar?
OKTAR BABUNA: Doyamadım Hocamızın konuşmasına maşaAllah. Çok büyük müjdeler, çok güzeldi maşaAllah.
SUNUCU: İlerleyen zamanlarda tekrar yaparız. Biz de devam ederiz programa. Çok teşekkür ediyoruz katıldığınız için, DEM TV ekranlarından düşüncelerinizi yansıttığınız için. Size de Sayın Oktar Babuna. Evet sayın seyirciler, DEM Özel’in bu akşam da sonuna geldik. Önümüzdeki hafta yeni gelişmelerle yine aynı saatte ve kanalda görüşmek dileğiyle şimdilik hoşçakalın.