SUNUCU: İyi akşamlar sevgili izleyiciler. Kocaeli TV ve Kanal 9 Elazığ’dan ortaklaşa yayınlanan Adnan Oktar ile Başbaşa programımızla karşınızdayız. Değerli konukların Sayın Adnan Oktar ve Sayın Doktor Oktar Babuna. Efendim hoşgeldiniz.
ADNAN OKTAR: Hoşbulduk efendim. Sizler de sefa geldiniz, hoşgeldiniz. Lutfettiniz.
SUNUCU: Teşekkür ederiz efendim. Nasılsınız?
ADNAN OKTAR: Allah’a hamd olsun… Sonsuz senalar hamdlar olsun inşaAllah.
SUNUCU: Evet az önce programınız vardı. Şimdi tekrar devam ediyoruz. Ben yeni katıldım ama az önce yine DEM TV de yayınlanan bir programınız vardı. Nasıl geçti efendim? Ben bir kısmını izledim ama..
ADNAN OKTAR: Evet o da çok güzel oluyor. Çünkü ilginç sorular soruyorlar. Değil mi? Değişik harekette oluyor o yöntem de güzel. Aslında biz direkt böyle bilgisayardan okuyup sorulara cevap versek öyle de olabilir. Bir bakabiliriz. Gerçi bu da hoş, bu da aynı şey ama o da değişik bir metot yani iyi olabilir.
SUNUCU: İnşaAllah, evet birçok sorumuz var yine izleyicilerimizin sizlere yöneltmek istediği. Nasıl yapalım dilerseniz?
ADNAN OKTAR: Oktar Hocamın geniş Rasih ilminden istifade edelim inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah. Her şeyi sizden öğrendik inşaAllah, Kur’an dan ve sizden. Hocamızın kitaplarından bombardıman böceğinden bahsedelim mi Hocam, uygun olur mu?
ADNAN OKTAR: Şahane olur. Şahane. Keratalar.
OKTAR BABUNA: Bu böcek çok ilginç. Yani Yaratılış harikası -ilginç demeyeyim Allah affetsin. 2 cm boyunda vücudunda muazzam kimya bilgisine sahip bir reaksiyon meydana getiriyor. İki ayrı madde var, bunları iki ayrı maddeyi, bunlar hidrojen peroksit ve hidrokinon denilen kimyasal maddeler. Bir yakma odası denilen bir yerde vücudunun, bir araya getiriyor. Bu iki madde bir araya geldiği zaman 100 derece ısı ile son derece yakıcı ve tahrip edici bir madde meydana geliyor. Ama kendi vücuduna zarar vermeden bunu püskürterek düşmanını etkisiz hale getiriyor. Yani bu bir kere inanılmaz kimya bilgisi gerektiriyor. Çünkü bu maddeler bir araya gelince böyle tahripkâr silah olacağını kimse bilmez. Çok uzman kimyager olmak lazım ya da bunun örneğini bilmek lazım. Ve kendi vücuduna zarar vermiyor her şeyden önemlisi. Bakın bu son derece önemli çünkü dışarıda bakın son derece yakıcı ve güçlü tahripkâr etkisi var. Fakat kendi vücudunda zarar meydana getirmiyor. İşte bu kusursuz bir Yaratılış…
ADNAN OKTAR: Kimyasal maddeler neler dedin sen?
OKTAR BABUNA: Hidrojen peroksit ve hidrokinon.
ADNAN OKTAR: Yani bunu kimya laboratuvarlarında bile insanlar zor elde ederler. Çok özel maddeler bunlar. Özel kimyevi maddeler. Bunları ayrı ayrı elde ediyor değil mi vücudundan? Bunları yakma odasında birleştirip püskürtüyor. Ve 100 derece yani normalde haşlar 100 derece. Değil mi? Normalde ne yapar 100 derece? Bir de bunun filmi de vardı bu püskürtürken. O filmi de getirin, onu da gösterin.
OKTAR BABUNA: Evet şu an yanımda yok bir daha ki sefere getiririm. İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kovboy filmi gibi böyle kafası kızdığına sıkıyor. Çok sevimli bir şey... Pırıl pırıl vernikli gibi üstelik. Bunun değil mi spermde dişi böceğe bunu yüklüyor, aynı özellikler onda da var. Yani yüzyıllarca devam ediyor değişmeden. Evet devam et.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah. Tekrar başka bir inşaAllah. Evet, şimdi bakın burada bunlar gördüğünüz akyuvarlar. Damarların içinde kan akışını gösteriyor. Akyuvarlar son derece ağır damar yüzeyinde hareket ediyorlar bakın. Bu son derece önemli… Şundan dolayı, damar duvarından sarkan zincirlerle, akyuvarların zincirleri birbirine tutunuyor sonra boşalıyor. Bu şekilde akyuvarlar, bu gördüğünüz akyuvarlar damar yüzeyinde tutuna tutuna ilerliyorlar. Hâlbuki alyuvarlar kanla birlikte yıldırım hızında akıyor. Bu son derece önemli... Bakın neden önemli. Bunlar sınırlarda gezen askerler gibi, akyuvarların görevi bağışıklığı sağlamak. Damar duvarında ağır ağır hareketlerle ilerliyorlar. Yani sınırda ağır ağır devriye gezen askerler gibi. Diğer hücreler akıp gidiyor. Bu şundan dolayı önemli, herhangi bir dış tehlike olduğu zaman bir mikrop girdiği zaman bir virüs veya bağışıklıkla ilgili bir olay olduğu zaman hemen anında müdahale edebilmeleri için. Bunun da yapısını sağlayan o gördüğünüz zincirler var ya, birinin zincirli diğerine tutunuyor. Yuvarlandığında kurtuluyor, yenisine tutunuyor. Onun için ağır ağır ilerliyor. Bakın bu son derece büyük bir Yaratılış harikası. Allah’ın bir örnek edinmeksizin yaratan Bedii sıfatı var inşaAllah ve Yaratılış mucizesi. Devamında bunun devamını anlatacağım, devamında gelişen olaylarda var inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Sen bir daha göstersene o baştan.
Harvard Üniversitesi filan diyor ne diyor Oktar?
OKTAR BABUNA: Yanlışlıkla çıktı. Bakın alyuvarlar hızla akıp gidiyor. Akyuvarlar damarın yüzeyinde yavaş yavaş yuvarlanarak ilerliyor. Kan hızıyla ilerlemiyor. Kan akıp gidiyor o sırada bakın şundan dolayı zincirler sarkıyor damarın yüzeyinden bunlarda akyuvarların zincirleri birbirlerine tutunuyorlar bunlar bakın. Gördüğünüz gibi bu canlandırması. Son derece ağır hareketlerle kanın hızından çok daha yavaş bir hızla akma hızından yavaş bir hızla bakın kurtuluyor tekrar asılıyor ilerleyerek hareket ediyorlar. İşte bu şekilde bir devriye gezmiş oluyorlar ve bir dış tehlike olduğu anda müdahale edebilmek için. Bu müdahalenin çok büyük aşamaları var. İsterseniz onlara da hemen değinebiliriz. Evet, bakın kemokin diye bir madde salgılanıyor. Bu maddenin salgılanması ile bazı alıcılar üzerinde proteinler aktif hale geçiyor. Bunlar protein yapıları, bu hücre zarı gördüğünüz. Hücre zarının üzerinde bir takım proteinler geçiyor. Bu tehlike sinyali... Akyuvarların o bölgede bir takım özellikler kazanmasını sağlıyor. Bakın şimdi göreceğiz hep birlikte, proteinlerin aktif hale geçmesi ile mikrop girdiğinde, virüs girdiğinde ya da yabancı bir madde girdiğinde akyuvarlar bu şekilde değişik özellikler kazanıyorlar bakın proteinler aktif hale geldi, birbirlerine bağlanıyorlar. Biraz sonra bu özelliğin ne olduğunu göreceğiz. İlerlediğinde. Bakın akyuvar geliyor, damar duvarında. Birden bire akyuvarı durduruyor bakın bu özellikler. Akyuvar birden bire çok akışkan bir hale geliyor. Akışkan hale geliyor ve damar hücrelerinin arasından incelip damar dışına çıkıyor. Bu çok büyük bir mucize... Çünkü damar dışında bakteriler ve virüsler. Kan akımında gelen bu akyuvar, o bir maddenin akyuvarın aktif hale gelmesi de, zarı akışkan bir hale geldi, zarı aradan sızılarak dışarı çıktı ve dışarıda işini görüyor. Silahlarını ateşliyor.
SUNUCU: Muhteşem evet muazzam.
OKTAR BABUNA: Bu muazzam bir Yaratılış harikası. Arka arkaya bakın kaç aşamalı burada tabi çok basitleştirilerek anlatılıyor aslında. Bir sürü protein var. Bunlar nerden biliniyor hepsi genetik kodlarda şifrelenmiş. O onu aktifliyor, domino taşı gibi. O onu aktifliyor. Bütün akışkanlığı değişiyor ve aradan dışarı çıkıyor.
SUNUCU: Düzenli bir şekilde devam ediyor değil mi?
OKTAR BABUNA: Ve orda savaşa başlıyor.
ADNAN OKTAR: Bunların bir tanesi ile iman etmek için yeterli aklı başında bir insan için. Bir de benim Oktar Hocam hiç aklımın almadığı şeylerden bir tanesi mesela biz ayakta duruyoruz mesela 100 kiloluk, 70- 80 kiloluk insan, ayak tabanının altında kemik var biliyorsunuz topuk kemiği var ve onun altında da bir et kısmı var topuk kısmı var. Orda kılcal damarlar var değil mi? İnce. Bu kadar insan basıyor. Kılcal damarlar hiçbir şey dinlemeyip faaliyetlerine devam ediyorlar değil mi? O kadar basıncın altında. Öyle bir boru yapılsa oraya sen istediğin kadar basınç ile hava ver, sıvı ver. Yani o boru pestil gibi ezilir. Oradan hiç sıvı filan hiçbir şey geçmez. Bir de kanda öyle o kadar şey değil, değil mi akışkanlığı o kadar güçlü olan bir şey değil evet ağdalı bir şey. O kadar kemik ile yer arasında sıkışıyor bana mısın demiyor. Çok rahat hayatını devam ettiriyor. Hücreleri gayet rahat besleniyorlar. Bunu nasıl açıklıyoruz?
OKTAR BABUNA: Hiçbir izahı yok Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yok değil mi? MaşaAllah. Şimdi DEM TV’ den sonra bizim ne kadara vaktimiz var. 1 saat. MaşaAllah. Oktar Hocam anlat anlat sen çok şahane şeyler anlatıyorsun.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah. Şimdi Hocam, dün de bahsetmiştim. Bu mavi kelebek var. Mavi kelebek yumurtluyor bunlardan tırtıllar meydana geliyor. Bu tırtıllar yaprakların üzerinde meydana geliyorlar. Bu tırtıllar diğer tırtıllardan farklı olarak zamanı kendini geldiğinde kendini bırakıp yere düşüyor. Ortamda karıncalar var. O yere düşen tırtıl çok özel bir molekül salgılıyor. Bakın şimdi başlatalım burada.
SUNUCU: Bunlar sanıyorum karıncalar ile ilgili olan bölüm değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet, bakın görüyorsunuz karıncalar var ortamda. Karıncalar o yere düşen tırtılları onun salgıladığı özel bir molekülden dolayı kendi yavrusu zannediyor. Hâlbuki şekil olarak hiçbir benzerliği yok. Bakın rengi ayrı, biçimi ayrı, kendi yavrularından tamamen farklı. Bunları alıp yuvalarına taşıyorlar. Ve kendi yavruları ile birlikte bebekleri ile birlikte bakın görüyorsunuz koskoca tırtılı anlatanın elinde, onu alıp yuvaya götürüyor ve bakmaya başlıyorlar bunlara. Yani diğer bebekleri ile birlikte hatta kendi bebekleri özel bir çığlık geliştiriyorlar, o çığlığın aynısını bunlarda taklit edebiliyorlar. Bu şekilde beslenme saatini bildiriyor. O çığlık ile beslenmesini sağlıyor.
ADNAN OKTAR: Bebek gibi ağlıyor yani.
OKTAR BABUNA: Evet. Fakat çok önemli bir şey var. Çok önemli bir şey... Bir yaban arısı var. Hangi yuvada bu tırtılların olduğunu kestirebiliyor. Böyle bir özelliği var. Nasıl olduğu bilinmiyor. Bakın yuvaya girdi. Yuvaya girdiği anda karıncalar saldırıyor doğal olarak üzerine yuvaya yabancı birisi girdiği için. Fakat tam o anda bu yabanarısı bir molekül salgılıyor. O molekülde karıncaları birbirine düşürüyor ve birbiri ile savaşmaya başlıyorlar. Bırakıyorlar yabanarısını. Bu son derece ilginç... Bakın yabanarısını rahat bırakıyorlar. Yabanarısı da bu ortamda gidiyor bu ortamda bu tırtılların yuvalarının kozalarının içersine kendi yumurtalarını bırakmaya başlıyor. Yani bu yaratılış mucizesi üzerine yaratılış mucizesi… Allah’ın yaratma sanatı. Bakın burada bir tanesine enjekte ediyor kendi yumurtasını. Karıncalar o sırada birbirini yiyor orada. Salgıladığı molekülden dolayı neden olduğu anlaşılmıyor birdenbire birbirlerine saldırıyorlar dövüşmeye başlıyorlar birbirleri ile.
SUNUCU: Peki neden kendi yumurtasını tırtıla enjekte ediyor.
OKTAR BABUNA: O kozanın içinde büyüyor onun yumurtası işte.
ADNAN OKTAR: Orada hazır gıda olduğu için.
OKTAR BABUNA: Evet. Hazır ortam. Onun için ideal gıda meydana gelmiş oluyor. O kozadan daha sonra kelebek çıkmıyor yaban arısı çıkıyor.
SUNUCU: Çok ilginç.
OKTAR BABUNA: Yani, bakın bu mucize üstüne mucize.
ADNAN OKTAR: Onlar kapışmaya devam ediyorlar. Orada anarşi çıktı.
OKTAR BABUNA: Evet onlar kapışmaya devam ediyorlar. O da işini görüyor o anda. Hiçbiri dokunmuyor ona. Normalde üzerine saldırmaları gerekir. İlk girdiğinde saldırıyorlar. O molekül salgılandığı anda birbirlerini yemeye başlıyorlar. Bir de bakın yine enjekte etti. Daha sonra o kozalardan yaban arısı çıkıyor kelebek yerine.
ADNAN OKTAR: Şimdi de olay yerinden ayrılıyor.
OKTAR BABUNA: Evet olay yerinden ayrılıyor. Olay yerinden ayrılınca normal hayatlarına geri dönüyor. Birbirlerini bırakıyorlar. Gene yumurtanın enjekte edildiği tırtılları beslemeye devam ediyorlar aynı şekilde. Kendi yavrusu zannediyor yine. Hayat tamamı ile normale dönüyor çıktığı anda.
ADNAN OKTAR: Onu bir kere beslemeleri çok acayip, normalde hayvan onun ne olduğunu bilmez yer onu. Ama bilakis onu besliyor. Ona şefkat gösteriyor.
OKTAR BABUNA: Evet. Kozalardan şimdi kelebek çıkma zamanı geldi. Bazı kozalardan kelebek çıkıyor. Onun yumurtasını koyduğu kozalardan da yaban arısı çıkıyor.
SUNUCU: Ne kadar enteresan.
ADNAN OKTAR: Yani oradan bu kelebeğin çıkması zaten çok çok acayip; yani bir canlıdan başka bir canlı da oluyor arkasından.
OKTAR BABUNA: Bakın çıktı içinden kanatları açılıyor ve uçmağa başlıyor. Mükemmel bir canlı gelişiyor. Allah’ın yaratma sanatı bakın. Oradan tırtılın ilk halini düşünün, ilk baştaki halini düşünün bambaşka bir canlı oldu. Mükemmel kanat estetikleri olan.
ADNAN OKTAR: Birde kürklü mürklü kıyafeti. Değil mi? Zengin bir kıyafet giyiyor.
OKTAR BABUNA: Bazılarında bakın yabanarısı çıkacak. Kelebek oluşmuyor onda, o kendi yavrusunu bıraktı gitti. Gitti o uzaklaştı yaban arısı.
SUNUCU: Demek ki kelebek arısının yumurtası daha baskın geliyor ki öbür şeyi yok ediyor.
OKTAR BABUNA: Evet. Kendi yavrusunu büyütebiliyor tamamen. Bakın çıktı.
ADNAN OKTAR: Bir de böyle belalı bir şey.
OKTAR BABUNA: Bu da hayatına yaban arısı olarak devam ediyor.
SUNUCU: Karıncalar da böyle besleyip büyütüp uğraşıyorlar orda çıkan gidiyor.
ADNAN OKTAR: O gariplerim orda öyle...
SUNUCU: Vallahi öyle; durmadan büyütüyorlar. Yazık. MaşaAllah ama acayip iyi bir düzen acayip bir sistem. Hakikaten çok büyüleyici.
ADNAN OKTAR: İşte bunu bilim adamları bir bir Allah’ın huzurunda anlatacaklar tesadüfen olduğunu. Tesadüfen olduğunu söylüyorlar ya hâşâ. Tek tek. Çünkü Allah diyor ki; (kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım) Ancak ilim sahipleri Allah’tan hakkıyla korkar. Bakın bilimin önemini Allah dikkat çekiyor. Bakın ilim sahipleri ancak korkar. Bilimsel araştırma yapan detayları görenler anlarlar diyor Cenabı Allah. Bu da bilime teşvik eden bir ayettir. Çünkü zaten Allah’tan korkmak müminler için bir nimettir. Allah korkusu ile biz güzel ahlaklı oluyoruz. Sevecen oluyoruz, mütevazı oluyoruz, mazlum oluyoruz, helale harama dikkat ediyoruz. Allah sevgisinin aşkın tutkunun kökeninde Allah korkusu vardır. Allah korkusu olmadı mı bunların hepsi gider insanda artık dümdüz bir varlık meydana gelmiş oluyor.
SUNUCU: Robot gibi değil mi?
ADNAN OKTAR: Evet, robot gibi.
SUNUCU: Tabi sizlerinde vesile olmasıyla maşaAllah bu görüntüleri izledikçe mesela hakikaten çok detaylı bizlerin bilmediği ancak bilim adamlarının araştırarak ortaya çıkarttığı görüntüler bunlar. İzledikçe hakikaten hayran olmamak şükretmemek hakikaten mümkün değil. O yüzden izleyicilerimiz de benimle aynı fikirdedirler. Onlar adına da çok teşekkür ediyorum. Sağ olun.
ADNAN OKTAR: Sende ilmin önü sonu yok maşaAllah gördüğüm kadarıyla.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah. Tamamıyla Hocamız vesile oldu. Hakikaten ben Tıp Fakültesinde bir şeyler öğreniyordum ama Allah’ın yaratma sanatını görmeme, Allah’a iman etmeme vesile olan Hocamızdır inşaAllah. Tanışınca bütün hayatım değişti. Elhamdülillah, MaşaAllah. Allah razı olsun.
SUNUCU: Mesela bu görüntüler hakikaten çok da güzel bir anlatımı var. Benzer görüntüleri harunyahya. net, harunyahya. org adreslerine girip izleyebilirsiniz efendim. Orada da detaylı bir şekilde konu anlatımlarını görebilir seyircilerimiz değil mi?
OKTAR BABUNA: Mükemmel filmler var. Hepsini bedava olarak ücretsiz olarak indirebiliyorlar. Bütün kitapları ücretsiz olarak indirebiliyorlar. Tavsiye etsinler yakınlarına, tanıdıklarına okulda ki arkadaşlarına. Mesela bir filmi alıp internetten bir lise ortaokul üniversite öğrencisi onu ücretsiz olarak yükleyip CD’ye koysun CD çalarına arkadaşlarını da davet etsin. Hep birlikte seyretsinler. Çok güzeller. Rengârenk canlıların anlatıldığı mükemmel görüntülerle ve en güzel en hikmetli anlatımlarla hazırlanmış maşaAllah.
SUNUCU: MaşaAllah. Bu arada hatırlatmak ta istiyorum. İzleyicilerimiz bizi dinlemekte isterlerse, izleyemedikleri bir ortamda iseler eğer 106. 4 Mavi Karadeniz radyosundan dinleyebilirsiniz efendim. Her programımız canlı olarak yayınlanmakta.
ADNAN OKTAR: Nazan Karaca İstanbul’dan yazmış. Şu Cübbeliye Cevap kitabı şahane bir kitap. MaşaAllah çok özet. Oku.
OKTAR BABUNA: Bu zamanda öyle fevkalade hâkim cereyanlar yani fikir akımları var ki her şeyi kendi hesabına aldığı için faraza, farz edelim hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek olan o zat Hazreti Mehdi dahi bu zaman gelse. Bir asır sonra gelecek o zat o kişi…
ADNAN OKTAR: Mehdinin bir asır sonra geleceğini söylüyor Sait Nursi ve çok net. Şahsi manevi mi diyor orda? Şahıs mı diyor?
OKTAR BABUNA: Demiyor, şahıs diyor çok net. Şahıs diyor.
ADNAN OKTAR: Bir daha oku.
OKTAR BABUNA: Bir bu zamanda öyle fevkalade hâkim cereyanlar yani fikir akımları var ki her şeyi kendi hesabına aldığı için faraza, farz edelim hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek olan o zat Hazreti Mehdi (AS) dahi bu zaman gelse..
Bediüzzaman hazretleri, Hazreti Mehdi’den hakiki beklenilen ve bir asır sonra yani hicri 1400 de gelecek o zat ifadesi ile bahsetmektedir. Beklenilen o şahsi manevi demektedir. Burada ki: o zat ifadesi Hazreti Mehdi Aleyhisselam’ın bir kişi olduğunu, şahsi manevi olmadığını hiçbir tartışmaya yer vermeyecek şekilde netleştirmektedir.
ADNAN OKTAR: Evet… Herhangi bir sayfa açalım. Bismillahirrahmanirrahim. Biz kapak kısmını açmışız. Zeliha Demir, Hatay çok şahane bir şey var. Uzun uzun anlatmış. Şöyle sakin sakin güzelce bir oku bakayım.
OKTAR BABUNA: Zeliha Demirdöven mi?
ADNAN OKTAR: Evet
OKTAR BABUNA: Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, Risale-i Nur külliyatında defalarca Hazreti Mehdi’nin şahsi manevi değil tek bir kişi bir zat olacağını belirtmiştir. Buna rağmen bu konuyu anlamazdan gelip daha hala Cübbeli Ahmet gibi konuyu bambaşka bir hale getiriyorlar. Bediüzzaman’ın aşağıdaki sözü Hazreti Mehdi şahsi manevi olacaktır diyenlerin büyük bir yanılgı içinde olduklarını göstermektedir. Ona karşı Ali Beyti Nebevî’nin …
ADNAN OKTAR: Ali Beyti Nebevî. Yani Peygamber efendimizin güzel soyu, evet.
OKTAR BABUNA: …silsile-i nuranîsine (Peygamberimizin nurani soyuna) bağlanan, ehl-i velayet (velilerin) ve ehl-i kemalin (kamil iman sahiplerinin) başına geçecek Âl-i Beytten Muhammed Hz. Mehdi isminde bir zât-ı nuranî (nurlu bir şahıs), o Süfyan'ın şahs-ı manevîsi olan cereyan-ı münafıkaneyi (münafıklık akımını) öldürüp dağıtacaktır…
Bediüzzaman bu sözünde, Hazreti Mehdi’nin bu Ali Beyt’ten olduğunu bildiriyor. Ali Beyt şahsi manevi olamaz. Muhammet Hazreti Mehdi isminde bir zati nurani şeklinde isim bildiriyor. Muhammet Hazreti Mehdi, Allah’ın hazreti Mehdi’ye Resulullah yoluyla verdiği isimdir. Muhammet Hazreti Mehdi ismi şahsi manevinin ismi olamaz. Şahsa verilmiş bir isimdir. Bir zati nurani diyor. Burada bir kelimesi de zat kelimesi de Bediüzzaman’ın tek bir şahıstan bahsettiği gösteriyor. Başa geçecek münafıklık akımını etkisiz hale getirip dağıtacak diye bildiriyor. Ateist, materyalist, darwinist sistemi dağıtacak ve lider olup başa geçecek bir şahıs olduğunu bildiriyor.
ADNAN OKTAR: Evet maşaAllah çok net.
SUNUCU: Böylelikle hakikaten Hz. Mehdi’nin bir şahıs olduğunu da açık ve net ifadelerle Said Nursi hazretleri zaten bunu belirtmişler net bir ifadeyle. Burada da kitapta da açık bir şekilde Cübbeli Hoca’ya cevap olmuş.
ADNAN OKTAR: Evet, Haluk Hamdi Olgun İstanbul’dan… Oku bakalım. Hemen bir sayfa öncesi…
OKTAR BABUNA: Ben de onlara demiştim: "Ben, kendimi seyyid (Peygamberimiz’in soyundan) bilemiyorum. Bu zamanda nesiller bilinmiyor. Hâlbuki âhir zamanın o büyük şahsı, Âl-i Beyt'ten (Peygamberimiz’in ailesinden) olacaktır. Siz olsanız Said Nursi hazretlerinin bu sözünden Hz. Mehdi’nin tek bir zat olduğunu mu yoksa şahsı manevi mi olduğunu anlarsınız? Said Nursi hazretleri o büyük şahsı derken sizce bir şahsı maneviden mi yoksa tek bir kişiden mi bahsetmiştir? Ayrıca Said Nursi hazretleri, kendisinin seyyid olmadığını, Hz. Mehdi’nin seyyid olacağını bildirerek kendisinin Mehdi olduğunu iddia edenlere de cevap vermektedir. İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet… Bak görüyorsunuz kitap şahane. Nereyi açsak çok şahane özlü bilgi var. Evet. Mesela bu Emre Ataoğlu, Hatay’dan yazmış. Bunu da okuyabilirsin.
OKTAR BABUNA: Cübbeli Ahmet’in müteşabih hadisleri yorumlama tarzı gerçekten çok ilginç. Akılla, mantıkla, adetullahla uyuşan hiçbir yönü yok. Üstad Bediüzzaman hazretleri, “Bir kısım zahiri ulemalar yani hadislerin dış anlamlarına bakarak hüküm veren âlimler, o rivayet ve hadislerin zahirine yani dış anlamlarına bakıp şüpheye düşmüşler veya sıhhatini, doğruluğunu hurafe gibi masallarda anlatılan gerçek dışı bir şey gibi yanlış, inkâr edip veya hurafevari bir mana verip adeta muhal bir sureti yani adeta imkânsız, aklın vicdani kanaatle karar verme özelliğini ortadan kaldıracak özelliklerde bir şahsı bekler bir tarzda anlattıkları için avam-ı müslimine yani böyle metafizik açıklamalara inanmada zorlanacakları veya böyle bir sebeple hiç inanmayacakları için halktan bilgisi olmayan Müslümanlara imani yönden zarar verirler” diyor. Yani zahiri anlamlarına bakarak rivayet edilen hadislerin dış anlamlarına bakarak, Hâlbuki müteşabih anlamları var bunların inşaAllah, o zaman çok değişik tabi insanların imanının kalkmasına vesile olacak anlamlar çıkıyor, zarar verirler diyor Üstad inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mesela ne diyor? Herkes bütün Müslüman bahçesinin önünden yüz metrelik beş metre çapında som altından sütunlar fışkıracak diyor. Her yerde. Bu, İstanbul’un yerle bir olması demektir. Yani bahçelerde altın şey, hayat durur. Bir de o altınlar baş belası olur insana değil mi? Pakistan’da, Ürdün’de, Suriye’de, Libya, her yer düşün çöl möl her yer altın fışkırıyor onun dediğine göre. Buna kendi inanıyor mu, inanmıyor. İnanın dediği insanlar ne olacak? Onlar da inanmayacak. Aklını zorlamış olacak. Başka ne vardı onun öyle ilginç konuştuğu? Cübbeli’nin.
OKTAR BABUNA: Adriyatik Denizi’nin kuruması, Roma’nın bir sözle, Mehdi’nin sözüyle yıkılması, farkında olmadan…
ADNAN OKTAR: Bir tekbir getirecek diyor, bütün binalar yerle bir olacak diyor. Ya tekbir müteşabih anlatıyor Peygamberimiz (sav), yani Allah’ı anacak fikir kaleleri, düşünce kaleleri yıkılacak, yani fikren yıkılacak. Bu anlamda. Allah’ı anarak, şefkatle, sevgiyle Darwinizmi, materyalizmi, komünizmi yerle bir edecek. Fakat açıklamasına bakın onun. Açıklamasında da “Allah’ı andığında bütün binalar yıkılacak, yerle bir olacak” diyor.
SUNUCU: Niye yıkılsın değil mi?
ADNAN OKTAR: Bütün insanlar, o enkaza, masum var, çocuklar var değil mi, tebliğe gelmiş o, bina yıkmaya mı geldi Mehdi? Dünyayı yerle bir etmeye mi geldi? Dünyayı mamur etmeye mi geliyor Mehdi? Değil mi?
Adriyatik Denizi tamamen kuruyacak diyor, İtalyanların haberi olmayacak diyor. Deniz kenarında yaşıyorlar adamlar nasıl haberleri olmaz? Mehdi diyor kuru bir yoldan geçerek denizi geçecek ve Konstaniyye’ye gelecek İstanbul’a gelecek. Bakıyoruz kuru yol Boğaz Köprüsü. Boğaz Köprüsünden geçip gelecek, demek ki buna işaret veriyor. Yani bunu böyle muhal tarzda, işte Said Nursi diyor, zarar veriyorlar diyor avam-ı müminine. Ta 1930’larda söylüyor böyle tiplerin çıkacağını. Bakın o da onun harikasıdır yani. Keramet gösteriyor inşaAllah.
Bir kısım zahiri ulemaların, yani her şeyi zahire göre değerlendiren ulemalar, “o rivayet ve hadislerin zahirine bakıp şüpheye düşmüşler veya sıhhatini inkâr ediyorlar. Mesela, “yok hadis doğru değil” diyorlar. Bakıyor. Veyahut inkâr edip veya hurafevari bir mana verip, işte Cübbeli’nin yaptığı gibi. “Bekler bir tarzda avam-ı müslümine zarar verirler diyor yani imanlarını kaybediyorlar. Ondan sonra diyor ki işte bunlardan diyor arabasını istesen diyor cemaati terk eder diyor, müzik çalsa oynamaya başlarlar namazda diyor. Yani arkasından da böyle onları manen yıkacak, onların psikolojik olarak kendilerine güvenlerini kaybettirecek çok garip, bir yanlış çirkin telkinlerde bulunuyor. Ne çıkarsa işte bütün gıybet şeyi hacı Hoca yapar bunları diyor. Ya kardeşim nasıl konuşuyorsun? Peygamberimiz Hocaydı ve hacıydı. İmam Rabbani hem Hocaydı hem hacıydı. Değil mi? Abdülkadir Geylani hem Hoca hem hacı. Bu sözün nereye gidiyor senin?
SUNUCU: Üstelik kendisi de Hoca sıfatıyla oturuyor değil mi?
ADNAN OKTAR: Tabi, kendini zaten şey yapıyor, onlara dâhil ediyor da fakat Peygamberimize de yönelmiş oluyorsun sen bu sözü ve bütün ulema, evliyalara da yönelmiş oluyorsun. Yani ağzından çıkanı kulağı duymuyor. Haberi yok yani ne konuştuğundan. Ben onun için bunu uyarıyorum. Yani son zamanlarda biraz üslubunu düzeltmeye başladı. Kendini kaybetmişti bir ara. Özellikle Habertürk’e çıkmıştı, coştu böyle. Artık orada onları güldürmek için, eğlendirmek için akıl almaz anormallikler yapmaya başladı yani. Orada hem kendini küçük düşürüyor hem de güya Müslümanları küçük düşürmüş oluyor. Ve onlara da şirin görünmeye çalışıyor. Onlara yaranmaya çalışıyor. Onları da görüyorsunuz, yerlere yatarak gülüyorlardı yani. Kendini kaybediyor güleceğim diye.
SUNUCU: Hz. Mehdi’ye ilişkin de çok çirkin söylemleri vardı keramet göstermesine ilişkin.
ADNAN OKTAR: “Hadi göster bir keramet bakalım” diyeceğiz diyor. Yani sen kimsin de öyle bir şey söylüyorsun? Yani Mehdi’nin niye sana ihtiyacı olsun? Veyahut senin bildiğin insanlara niye ihtiyacı olsun? Senin Mehdi’ye ihtiyacın var. Mehdi’nin sana ihtiyacı olmaz. Senin imtihan etmene de ihtiyacı yok. Hadi göster bakalım bir keramet. Yani o kafayla yetişen insanlar nasıl olur, değil mi? Sen hem Mehdi olduğunu bileceksin değil mi yahut en azından ihtimal vereceksin, hem de böyle bir üslup kullanacaksın. Ama inşaAllah Allah hidayetini artırsın, aklını açsın da normal, makul konuşma tarzına erişir inşaAllah.
Tamam, anlat Oktar Hocam bir şeyler.
OKTAR BABUNA: Şimdi insanda nefes borusuyla besinleri yuttuğumuz boru birbiriyle kesişir. Dolayısıyla biz mesela nefes alırken yutak kapanır, bir şey yutarken de nefes borusu kapanır. Bu son derece önemlidir çünkü bir şeyi yutarken eğer nefes borusu kapanmasaydı, yuttuğumuz besin nefes borusuna kaçardı ki hatta biliriz bazen böyle öksürtecek bir şey kaçar böyle hafif müthiş bir öksürükle, o da müthiş bir mucize, dışarı atarız. Bebeklerde peki nasıl bu? Bebeklerde nefes borusu yukarıda ayrılıyor yutma borusundan. Bunun son derece büyük bir önemi var. Bebek hem annesinden süt emerken aynı anda nefes alabiliyor aynı anda bir şey de yutabiliyor. Hiçbir boğulma alameti göstermeden. Son derece düzenli bir şekilde. Eğer böyle olmasaydı, süt ememezdi. O zaman nefes alması için tekrar bırakması gerekir, tekrar, yani bu mümkün değil böyle bir şey. Allah özel yaratmış. Biraz büyüyünce hemen o nefes borusu aşağı doğru iniyor ve yetişkin düzeyine iniyor. Tam olması gerektiği zamanda.
ADNAN OKTAR: Çok sevimli. Bilinmeyen böyle milyonlarca, trilyonlarca detay var. Yani anlatmaya kalksak, sabahlara kadar anlatsak bitmez. İşte bu, bilimle anlaşılıyor. Bilimin yol göstertmesiyle anlaşılıyor. Allah bilimi vesile ediyor. Onun için Allah, Cenab-ı Allah bilimi teşvik ediyor Kuran’da.
Ne sorun var bakalım, bir tane sor.
SUNUCU: Evet bir izleyicimiz demişler ki: “Hocam yaptığınız hizmetlerden dolayı Allah razı olsun. Son zamanlarda ülkemizde sık sık çocuk kaçırma ve kaybolma vakaları oluyor. Ancak çoğunlukla bulunamıyorlar. Bunun Müslüman bir ülkede olması da canımızı acıtıyor ayrıca. Biz hiç çocuklarımızı sokağa çıkaramayacak mıyız? Görüşlerinizi bekliyorum, iyi akşamlar demişler.
ADNAN OKTAR: Bu çok büyük bir rezalet... Ben geçenlerde bunu duydum, daha hala inanamıyorum, gözlerime inanamıyorum. Yani nasıl olur çocuk kaybolur? Ya bir kere bütün Türkiye'de yani benim imkânım olmuş olsa, sıkıyönetim ilan ederim. Ne demek çocuk kaybolması? Ya illaki bulunacak yani. Olur mu öyle şey? Ya o sabiye, zavallı çocukcağıza işkence yapıyorlarsa? Zulmediyorlarsa? Yani akla hayale gelmeyecek şeyler olabilir? Onun ne yapılıp, yapılıp mutlaka bulunması lazım. Yani bir tane bile vaka olamaz, bir tane bile. Yani dünyayı ayaklandırmak lazım, değil Türkiye'yi. Yani geçenlerde de söyledim, yemek yeme ve uykunun dışında bütün vaktimizi veririz, işe de gitmeyiz. İllaki bulunması lazım…
SUNUCU: Bir de çok ilginç mesela bu son kaybolan üç çocuktan sonra yaklaşık 1 ay oldu. İnsanlar şimdi hani yaşıyor mu, öldü mü Allah korusun. Onu da bilmiyorlar, o da çok acı bir şey, böylelikle sürekli içinizde hani bir evladınızı bulacağınıza dair bir ümit var.
ADNAN OKTAR: Yani Allah vermesin akla hayale gelmedik her şey olabilir. Bir de bu nedir, nihayet belli bir yer, mesela o şehirdeyse, bütün şehir ayaklansın. Her yer böyle didik didik aranır. Ya insan döşemeleri bile söker gerekirse, evin döşemesini bile söker yani. Bulunamıyor. Ne demek bulunamıyor? Yani en ufak bir dehliz bile, en ufak bir aralık bile, bütün mağaralar, sokaklar, değil mi dehlizler, her yer aranır. Çok kolay bu yani bütün mesele bunun bir kere söylenmesinde, organize edilmesinde. Yani tabi bunun biraz da takip etmek lazım yani ne oldu, ne bitti, ne gibi tedbir, çünkü kayıp bürosu, mesela kayıp bürosunun polisleri. E kaç kişidir ki kayıp bürosunun polisleri?
SUNUCU: Evet, sivil toplum örgütleri de devreye girmeli, halk da değil mi?
ADNAN OKTAR: Tabi, emniyet müdürlüğünde kaç tane polis vardır kayıp bürosunda ilgilenecek? Zaten birçoğu masa başında görevli memurlar, yani o koskoca ilde ya da kilometrelerce değil mi kare olan büyük arazi içerisinde nasıl bulsun yani? Bunu sivil toplum kuruluşları ve halk, yani toplum üstlenmesi lazım ama sivil toplum kuruluşlarının önderliğinde ve kesin azimle ve kararlılıkla, yani mutlaka bulununcaya kadar. Bir de olabilecek en yüksek sürat gerekir böyle şeylerde, yani yavaş, hadi bakalım bir bakarız olmaz. Ya o sabiye, o zavallı çocuğa işkenceye devam ediyorsa o adam? Değil mi? Saniyeler önemli orada saniyeler. Değil dakika, saniyeler önemli. Tabi daha iyi gündeme konur, kanun da çıkarılabilir bu konuda, yani çok rahat kanun çıkarılabilir. Kanun teklifi için teklif getirilebilir. Yani çünkü devlet, hükümet bu konuda zaten olumlu bakar yani. Güzel fikirler oluşturmak lazım yani hadi bakalım bir şeyler yapın mantığıyla bazı kişiler ortaya çıkıyor. Sadece öyle olmaz, güzel fikirler geliştirip, onu sunmak lazım. Tabi çok şey yani, aslında kolay bir şey yani bilemiyorum. O kadar zor bir şey değil.
SUNUCU: Organize olmayla ilgili, bir şekilde insanların buna sevk edilmesiyle ilgili değil mi?
ADNAN OKTAR: Yani mesela farz edelim bir arazide bir şey kayboluyor, geçenlerde gösterdiler, ilk defa oldu diyor, yüzlerce polis aynı anda böyle bir zincir oluşturmuşlar, zincir şeklinde tarıyorlar. Kısa sürede arananlar bulundu. E oluyor demek ki. Ya insan zinciri oluşturulur yani boydan boya, her yer aranır. Her iki metreye bir insan konur yani, ne olacak yani, sorun mu? Diğer illerden de insan gelebilir gerekirse. Ama buluruz. Yazık değil mi o çocuklara? Allah vermesin. Başka ne sorularımız var?
SUNUCU: İnşaAllah böyle tatsız olaylar yaşanmaz diyoruz. Evet, Ömer Yılmaz demişler ki "Muhterem Hocam, sizin çalışmalarınızdan sonra Darwinistler bilimin her yönden kendilerini çürüttüğünü görünce, uzaylılardan medet ummaya başladılar. Hatta bir kısmı daha da saçmalayarak Darwinizm'i dinle desteklemeye çabalıyor. Sanki İslam evrimi kabul ediyormuş gibi iddialarda bulunarak, Darwinizmi tamamen tarihin karanlık sayfalarına gömülmesine engel olmaya çalışıyorlar. Darwinistler artık iyice köşeye sıkıştılar, siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Bunlar uzaya el attıklarına göre konu bitmiş, yani Dawkins gibi adam bile uzaylılar geldi, kromozomları gökten dünyaya indirdiler diyorsa, tabi ki diyor, bir yaratılış var diyor, biz tesadüf diyor muyuz diyor tabi ki diyor, bir yaratılış var diyor. E kardeşim, bizi niye o zaman yıllardan beri uğraştırıyorsun kendinle değil mi? E bu nasıl bir mantıktır böyle, yaratılış varsa, değil mi, bir yaratan vardır. Uzaylı muzaylı, çocuk gibi koskoca insan, kırmızı yanaklarıyla, geçenlerde de bir dans ediyor coşmuş. Yani konuyu artık çocuklanmaya vermiş benim gördüğüm. Yani uzaylıların yaratmayacağı belli... Yani kesinlikle inanmıyorlar yani kesinlikle olsun. Tabi, o kadar mükemmel varlıkları kim yarattı? Uzaylı o zaman öyle varsa. Yani kromozom yaratacak derecede kabiliyeti varsa bu kişilerin, bu varlıkların, e onu kim yarattı söylesene sen. Dawkins'e bir şeyler olmuş, tam anlayamadım ama. Biliyorsunuz İngiliz gazetelerinde ilan verdim, gel tartışalım diye, hiç çıt yok, arazide. Gidiyor çocuklarla tartışıyor, ortaokul talebeleriyle yahut rahiplerle gidip tartışıyor, hahamlarla tartışıyor.
SUNUCU: Bu bir anlamda köşeye sıkışma diyebiliriz değil mi buna, sizin çalışmalarınız sayesinde de maşaAllah köşeye sıkıştı değil mi?
ADNAN OKTAR: Bunlar boş alanda at oynatmışlar anladığım kadarıyla. Biz ortaya çıkınca da hepsi araziye geçtiler. Bak bizim sevimli tombulu da çağırıyorum, bak gelmiyor. O Hulki Cevizoğlu geçenlerde, Hocam sizle bir program yapalım dedi benle, tamam olur dedik. Ama o sevimli tombul ortada olmadığı için, o gün de araziye geçmişti, Habertürk'te de. Neyse de, doğruyu anlıyor olsun da, mesele o yani asıl konu o inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah. Evet, Sakarya Karasu'dan bir başka izleyicimiz demişler ki, Hocam hayırlı akşamlar. Siz geçen röportajlarınızda Hz. İsa'nın geliş alametlerinden birisinin dünya liderlerinin İslam'ı öven sözleri olduğunu söylemiştiniz. Venezüella Devlet Başkanı'nın İslam'ı öven sözleri dikkat çekmektedir. Hocam net olarak sormak istiyorum, Hz. İsa şu an yeryüzünde mi? Hepimizi Allah'a emanet ediyorum, sizi çok seviyorum demişler, teşekkür ederiz.
ADNAN OKTAR: İşin doğrusu yani gelmiş de olabilir yani öyle bir şey de var. Yani çünkü bu dünya liderlerinde üslup çok ciddi şekilde değişti yani, o Hugo Chavez miydi o, yani adam Marksist. Mehdi'den bahsediyor, Hz. İsa'nın inişinden bahsediyor, İslam'ın sosyal adaletinden, güzel ahlakından bahsediyor. İslam'ın dünyaya hâkim olmasından bahsediyor. Şimdi Sarkozy'e bakıyoruz, Allah aşığı oldu. Hep dilinde Allah var. Efendim, Tony Blair, bakıyoruz, müthiş dindar oldu, sosyalist, Darwinistken tam anlamıyla değişti. Sarkozy de Darwinistti. O da çok değişti. E insanın aklına geliyor tabi yani, çünkü Hz. İsa Mesih geldiğinde kendini hem gizleyecek, hem de siyasilere yönelen bir faaliyet olacak, yani, siyasi liderlere yönelik bir faaliyet olacak. Direk kendisi değil, talebeleri yönüyle. Yani mümkün, yani imkânsız değil. Yani bir şeyini, vaktini bekliyor olabilir ortaya çıkmak için. Yani olabilir çünkü 2003'ler gelişi için uygun bir tarih aslında. 2003 tarihi uygun bir tarih. Çünkü Mesih Deccal’ın de çıkış tarihi 2000'li yıllar, Mesih Deccal’ın de çıkışı yahut tarihi. Mehdi de hicri 1400'dür biliyorsunuz. Olabilir ama net bir şey diyemiyorum. Tabi daha alametler belirginleştiğinde söyleyebilirim inşaAllah.
Oktar Hocam, sen anlatacağın bir şey var mı?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah, uygun görürseniz Hocam, bir balık var onu göstereceğim.
ADNAN OKTAR: E anlat hadi bakalım, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Bu yelken balığı isimli bir balık... Ağzı kılıç balığına benziyor. Sırtında böyle bir yüzgeci var, açtığında sertleşebilen, saatte 110 km hızla en fazla sürati yapabilen bir balık bu.
ADNAN OKTAR: 110 km, maşaAllah, Jaguar gibi.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah. Yakalamak mümkün değil. Hatta balıkçılar böyle sıkıştırdığında suyun üzerinde yürüme hareketine benzer hareketler yaparak atlatıyor.Böyle bir balık Allah’ın yaratma sanatını gösteriyor mükemmel tasarımıyla. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Senin burada vurgulamak istediğin sürati bir de numaraları.
OKTAR BABUNA: Evet numaraları böyle... Benzer hareketler yapmaya başlıyor sıkıştırıldığı zaman.
ADNAN OKTAR: Hayvan ne yapsın canını kurtarmak için Sevimli kerata. Ama o da orada gördüğüm kadarıyla balıklara saldırıyor o da az değil. Değil mi? Yemek yemek için. Öğlen yemeği olabilir onun.
SUNUCU: MaşaAllah. Allah’ın yürüme benzeri hareketleri... Benzer hareketler demeyeyim evrimciler duydukları zaman kılıçbalığından geldik derler yoksa aman aman. Yürüme benzeri hareketler demeyeyim...
ADNAN OKTAR: Derler, mümkün. Onlar mikroptan mı türedik diyorlardı önce. Mikrop, solucan. Atamız solucan diyorlardı. Balıklar çok şeker varlıklar. Ben yazın dedemlerin köyüne giderdim. Sepetle balık yakalarlardı köyün ırmağında. Ağabeyimle bizim işimiz gücümüz yoktu, akşama kadar herkes çalışırdı biz de balık yakalardık. Böyle güzel sazan balıkları oluyordu. Onlar bıyıklı oluyor böyle. Çıkartıyordum, o şokla böyle gözleri şaşı oluyordu onun böyle sudan çıktığında. Felaket sevimli böyle, ağzı da kocaman… Dayanamayıp öpüyordum onu böyle ağzından burnundan. Müthiş sevimli bir şey; korku şokundan böyle gözleri şaşı bakıyordu böyle. Veyahut olayın heyecanından mı bilmiyorum. Allah hepsini ayrı bir tatlılıkta yaratıyor mesela karıncalar ayrı bir sevimli, kelebekler ayrı sevimli, kuşlar ayrı sevimli. Kuşlar muazzam sevimliler. O temizlikleri filan. Hepsi gıcır gıcır dikkat edersen, pırıl pırıl... Birçok insan görüyorum, leş gibi geziyorlar ortalıkta. Karıncalar, kelebekler filan pırıl pırıl. Yani yaşadıkları ortamlar çamur, rezalet. Her türlü ortama giriyorlar. Ama üst baş janti böyle. Süper, gıcır gıcır, tam grantuvalet geziyorlar böyle. MaşaAllah.
Oktar Hocam anlat.
OKTAR BABUNA: Demin bebeğin solunum borusundan bahsettim, aşağı inmesi. Şu eksik kaldı, çok önemli. O solunum borusunun aşağı inmesinin sebebi; o haldeyken konuşamıyor. Tam iki buçuk, üç yaşına geldiğinde, konuşma dönemi geldiğinde aşağı iniyor ve o dönemde süte de ihtiyacı kalmıyor. Allah Kuran’da iki sene tavsiye ediliyor, inşaAllah Allah bildirmiş. O yeterli süt emmesi için. O süre zarfında bu sistemden yararlanıyor. Tam konuşma çağına geldiğinde, yani iki yaşla, üç yaş arasında biliyorsunuz birdenbire konuşmaya başlar. O dönemde aşağı iniyor. Bu mükemmel bir zamanlama. İnanılmaz. MaşaAllah Allah’ın yaratma harikası.
ADNAN OKTAR: Program çok şahane bence... Gördüğüm yani normalinde üstünde çok faydalı ama çok çok faydalı. Bunlar hiç bilinmeyen şeyler. Yani genel kültür açısından çok çok faydalı. Her yönden çok iyi, MaşaAllah.
SUNUCU: Hepimiz bir şekilde yaşıyoruz, biliyoruz ama mesela diğer doktor arkadaşınız Cihat Bey bir programımızda anlatmıştı. Hisle ilgili bir şey... Mesela üzerinize bir şey alıyorsunuz giyiyorsunuz. Bir süre sonra o sizi rahatsız etmiyor. Yani onu taşıdığınızı hissetmiyorsunuz gibi. Mesela nasıl zarif bir ayrıntı düşünülmüş. Biz rahatsız olmayalım üzerimizdeki herhangi bir şeyden diye. O çok dikkatimi çekmişti. Hakikaten bizim için çok güzel şeyler Allah vermiş. Şükretmemiz için.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. MaşaAllah. Kendi vücut seslerimizi de duymuyoruz değil mi? Nasıl oluyor o?
OKTAR BABUNA: O da bu mekanizmayla inşaAllah. Kulaktan sürekli kan akımı var. Hatta yastığa koyduğumuzda böyle bir miktar gelir. Bu sesten hiçbir ses duyamamamız lazım ama olmuyor. Allah’ın dilemesiyle o sesi duymuyoruz. Bu aynı mekanizma...
SUNUCU: Sürekli öyle bir ses duysak düşünsenize nasıl olurdu? Sürekli kafanızın içinde bir ses.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
Efendim sen o uğurlu, tertemiz, o güzel ellerinle aç bir sayfa ver bana.
SUNUCU: Bismillahirrahmanirrahim. Buyurun.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Görmüyor musun ki size ayetlerinden bazısını göstermesi için gemiler Allah’ın nimetiyle denizde akıp gitmektedir. ” Ben götürüyorum diyor Allah gemileri. “Hiç şüphesiz bunda çok sabreden, çok şükreden için gerçekten ayetler vardır. ” Bakın hep sabretmek. Sabırla biz güzel ahlaka kavuşuyoruz. Cennet ahlakı, cennet kişiliği sabırla oluşuyor. “Çok şükreden” bir de sürekli Allah’a hamd etmek verdiği nimetlere. Geçen günde bu sayfayı açmıştık, aynı sayfa çıkmış MaşaAllah. “Kim ihsanda bulunan biri olarak yüzünü kendini Allah’a teslim ederse artık gerçekten o kopmayan bir kulba yapışmıştır. ” Uhretul vuska. Hambdullahul metin. Allah’ın kopmaz koparılmaz ipi. Kuran’a sıkı sıkıya sarıldığında, İslam’a sıkı sıkıya sarıldığında insan müthiş bir güvendedir. Müthiş bir rahatlıktadır; ruhen de bedenen de. Ama bunu en mükemmel şekilde yapmak lazım... Bakın diyor ki Cenab-ı Allah, “bir kulba yapışmıştır”. Dokunmuştur demiyor Allah, “yapışmak” sıkı sıkıya sarılmak. Kuran’a çok sıkı sarılmak lazım... Diyor ki mesela vesveselerim var, sıkıntılarım var, şu var. Demek ki sadece dokunuyorsun, sarıldığında bunlar olmaz. Yani sıkı sıkıya sarılıyorsa, bunlar olmaz. “Biz onları az bir şey ve zaman olarak yararlandırırız. Sonra onları ağır bir azaba katlandırırız. ” Yani insanlar böyle gezip tozmak, yemek içmekle Allah’ın onları bıraktığını zannediyorlar. Hâlbuki Allah onları bırakmıyor, Allah onları imtihan ediyor. Kendinden uzaksa, Kuran’dan uzaksa, o geçici bir nimet gibi görünüyor ama onu aleyhine olmuş oluyor. Onu daha cehenneme yaklaştıran, daha azap çekmesine sebep olan bir vesile olmuş oluyor. Bir daha bir sayfa daha aç ver bakalım.
SUNUCU: Bismillahirrahmanirrahim. Buyurunuz.
ADNAN OKTAR: Şeytandan Allah’a sığınırım. “Onların Allah’ın dışında kendilerine yardım edecek velileri yoktur, Allah kimi saptırırsa artık onun için hiçbir çıkış yolu yoktur. ” Mesela Darwin, Marx. Allah onları bir kere saptırmış. Hiçbir çıkış yolu olmuyor, kaderleri öyle onların. İnşaAllah. “Allah’tan geri çevrilmesi olmayan bir gün gelmeden evvel Rabbinize icabet edin.” Yani can boğaza gelmeden önce “Rabbinize icabet edin”. Yani Kuran’a sarılın. “O gün sizin için ne sığınacak bir yer var, ne sizin için inkâr etme imkânı” Yani inkârınız o an mümkün değildir diyor Allah. Sığınacağınız da bir yer olmaz diyor Cenab-ı Allah. “Şayet onlar sırt çevirecek olursa” yani kabul etmiyorlarsa, anlattığın halde inanmıyorlarsa, “artık biz seni onların üzerine bir gözetleyici olarak göndermiş değiliz.” Yani senin gözetleyicilik görevin yok diyor Cenab-ı Allah. Anlat, anlamazsa kaderinde o. “Sana düşen yalnızca tebliğdir.” Biz de ne yapıyoruz? Sadece tebliğ ediyoruz. Gidip pırasa gibi doğramaya kalkmıyoruz değil mi? Tebliğ ediyoruz ve şefkat gösteriyoruz. “Gerçek şu ki biz insana tarafımızdan bir nimet tattırdığımız zaman ona sevinir” bir nimet geldiğinde gözleri parlıyor seviniyor. “Eğer onlara kendi ellerinin takdim ettikleri dolayısıyla bir kötülük isabet ederse,” yaptıkları yanlışlar dolayısıyla, hatalar dolayısıyla bir acı isabet ederse, zorluk isabet ederse “bu durumda insan bir nankör kesiliverir.” Hemen Allah’ın, dinin aleyhinde konuşmaya başlıyorlar. Çok görmüşsünüzdür. Mesela bir para kazanır filan, sürekli Allah’a hamd eder. Sürekli televizyonda gösterir. Allah’ım sen çok büyüksün diyor. Allah mesela onun cennette Vildan olması için kendi verdiği çocuğu alıyor. Bu sefer Allah’a karşı isyankâr bir üslup... Kardeşim seni kim yarattı? Allah yarattı. O çocuğu kim yarattı? Allah yarattı. Bedeni kime ait? Allah’a ait. Ruhu kime ait? Allah’a ait. Kaşı, gözü, ağzı, burnu, tamamı Allah’a mı ait? Allah’a ait. Sana ait olan neresi var? Hiçbir şeyi yok. Nedir bu yaptığın? Kiminse o alıyor, Allah veriyor Allah alıyor. Ve hayırla hikmetle alıyor. Seni de hayırla gönderiyor, hayırla alır. Tevekkül edeceksin. Hayır göreceksin. Hayır gözüyle yaklaşacaksın. “Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır.” Göklerde ne var yerde ne var mesela buradaki masa, eşyalar kimin? Allah’ın. Biz ne oluyoruz. Bekçisiyiz. Mülk Allah’ındır. Allah söylüyor bak, yerin mülkü Allah’ındır, benimdir diyor hepsi diyor. Araziler, evler her yer Allah’ındır. Dilediğini yaratır, dilediğine dişiler armağan eder. Yani kız çocuğu armağan eder. Dilediğine de erkek armağan eder. Veya erkekler ve dişiler olarak çift ikiz verir. Dilediğini kısır bırakır. Gerçekten O bilendir, güç yetirendir. Denizde yüksek dağlar gibi seyreden gemiler O’nun ayetlerindendir. Gemileri ben yarattım diyor Allah. Tersanede yapılıyor gibi görünmekle beraber o bir sebeptir bütün gemileri Allah yapar ve Allah hareket ettirir. Çünkü dışarıda gemi var, beyninin içindeki gemiyi kim yapıyor. Sen dışarıdaki gemi tamam gidiyor. Saydam bir gemi ve simsiyahtır dışarısı biliyorsunuz karanlıktır. Ve gemi de saydam olduğu için cam gibi görünmez bir haldedir. Senin beyninin içindeki gemiyi kim yaratıyor. Allah yaratıyor. Sen dışarıdaki gemiyle mi muhatap oluyorsun beynindeki gemiyle mi muhatap oluyorsun? Beynindeki gemiyle muhatap oluyorsun. Asıl gemi o onun için dışarıdaki gemiyi göremiyor zaten o. Dışarıdaki gemi Allah’ın katında. O var orda ama o onu görmüyor Allah’ın beyninde yarattığı gemiyi görüyor. Dışarıdakini de Allah yaratır, beynindekini de Allah yaratır. O simsiyah karanlık içerisindeki gemi görüntüsünü yaratan da Allah’tır beynindeki aydınlık gemi görüntüsünü yaratan da Allah’tır. Ama onun asıl muhatap olduğu beynindekidir. Mesela bak şimdi ben senle konuşuyorum. Sen dışarıda varsın. Benim asıl muhatap olduğum beynimdeki. Seninle ben aynı yerdeyiz senin üstündeki kıyafetle benim kıyafetim aynı yerde şu an, beynimde, aynı yerdeyiz. Yani senin parmakların da benim parmaklarım da aynı yerde şu an beynimin içerisinde. Beni de seni de Allah aynı yerde yaratıyor. Dışarıdaki varlığın ayrı. Ama benim asıl muhatap olduğum o. Mesela senin de öyle. Senin normalde sessiz film gibidir dışarıdaki sesini görsek. Ses yok dışarıda. Benim beynimde Allah senin sesini yaratıyor.
SUNUCU: Benim içinden çıkamadığım bir konu, üzerine çok düşünüp de bir türlü içinden çıkamadığım bir konu. Her şey beynimizin içinde gerçekleşiyor diyorsunuz değil mi?
ADNAN OKTAR: Yani dışarıda var ama dışarıdakiyle biz muhatap olmuyoruz beynimizdekiyle muhatap oluyoruz.
SUNUCU: Dışarıda her şey saydam mı?
ADNAN OKTAR: Saydam dışarıda tabii; yani elektron, proton ve nötronların yapısından kaynaklanıyor. Çünkü birbirlerinden çok çok uzaklar. Aşırı derecede uzaklar o uzaklıktan dolayı da saydam oluyor. Ve simsiyah karanlıktır. Dışarıda hiç ışık yoktur renk de yok. Ses de yoktur. Ses, ışık, renk falan hepsi bunların beynimizde oluşuyor.
SUNUCU: Peki dışarısının karanlık olması, her şeyin saydam olması, bunların belli bir sebebi var mı? Bir sebep doğrultusunda mı bu şekilde yaratılmışız?
ADNAN OKTAR: Dünyaya Allah insanlar önem vermesin dünyaya bağlanmasınlar diye Allah sanatını, gücünü gösteriyor. Bütün bu dünya dediğiniz şey ben size şu kadarcık yerde yaratıyorum diyor Allah. Şu kadarcık yerdeki olaylar için birbirlerini boğazlamaya kalkıyorlar. Olaylar çıkarıyor, kavga çıkarıyor, bağırıyor, çağırıyor. Bana da demin soruyorlar affediyor musun diyorlar ya kardeşim beynimin içinde şu kadar yerde görüntüde zavallı insan görüntüleri oluşuyor. Ben onun neyini affetmeyeyim yani tabi affederim, değil mi? Benim görüntümü yaratan da O. Ve kaderde Allah onu öyle yaratmış. Bütün onun gücünü yaratan. Ama bizim sebebe sarılmamız lazım tabi. Kendimizi tabi hukuki olarak savunuruz. Bu bir imtihandır güzelliktir, ahirette bunları konuşacağız. Çünkü Allah cennet nasip ederse orda bir konu olması lazım… Bir şeyler anlatılması gerekiyor. E hiçbir şey yoksa ne anlatacağız? Değil mi? Diyeceğiz bak burada toplanırdık sohbet ederdik konuşuyorduk röportaj yapıyorduk değil mi? Mehdilikten bahsettik, Hazreti İsa’nın gelişinden bahsediyorduk, Darwinizmi eleştiriyorduk, fosiller vardı diyeceğiz, fosilleri de beynimizin içinde Allah yaratıyor. Yani Darwin’i de Allah yaratmıştır. Darwin olmasa Mehdi de olmaz. Yani Firavun olmasa Musa olmuyor. Musa olmasa Firavun olmaz. İkisi aynı anda yaratılır. Nemrutla İbrahim aynı anda yaratılıyor. Negatif pozitif, gece gündüz, iyi kötü, güzel çirkin hepsi zıtlıklarla yaratılmıştır, öyle yaratmıştır Allah.
SUNUCU: Sınav doğrultusunda değil mi?
ADNAN OKTAR: İmtihan gereği olarak tabii.
SUNUCU: Evet arkadaşlarımız da işaret ettiler yaklaşık bir 3 dakikamız varmış reklam arasına.
ADNAN OKTAR: Bitiyormuş.
SUNUCU: Pardon bitiyormuş. Ben hiç anlamadım programın nasıl geçtiğini. Nerdeyse reklam arası verip devam edeceğim.
ADNAN OKTAR: Sen ne sevimli şeysin sen böyle sevimli güzel insansın sen.
SUNUCU: Maşallah. Su gibi akıp geçti.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. Mesela diyor ki bir ayet. Haklarına saldırıldığında birlik olup karşı koyanlardır. Biz ne yapıyoruz bize karşı insanlar bir şey yaptığında biz de kendimizi hukuk kanun ölçüleri içerisinde kendimizi savunuyoruz. Bunu Cenab-ı Allah farz kılmış işte Müslümanlara. Diyorlar ki niye birlikte hareket ediyorsunuz. E Allah emrediyor da onun için birlikte hareket ediyoruz.
OKTAR BABUNA: Ayrılıp dağılmayın diyor Allah, bir ve beraber olun ve kurşundan kaynatılmış binalar gibi diyor Türk milleti de işte beraber olsun demek, Türk İslam birliği oluşsun dememizin sebebi de budur. Haklarına tecavüz edildiği bak saldırıldığı zaman diyor birlik olup karşı koyanlardır. Nasıl yapacağız bunu? Türk İslam Birliğiyle oluşturacağız. Türk İslam Birliğinin oluşmasının farz olduğunu gösteren ayetlerdendir Şura Suresi 39. birçok ayetten bir tanesidir. Bugün Türklük âlemine İslam âlemine yapılan saldırılar ortada. Birlik olsak böyle bir şey olur mu? Biter. Cenab-ı Allah’ın emrini yerine getireceğiz onun için inşaAllah.
Sen o zaman bir kapanış konuşması yap inşaAllah.
SUNUCU: Evet, gerçi ben programa böyle tüm hızıyla devam edecektim ama maalesef süremizin sonuna gelmişiz. Çok teşekkür ediyorum efendim.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Sen getir, bir şeyler yazıyor Oktar bize mi yazıyorsun?
OKTAR BABUNA: Yarınki kanallar.
SUNUCU: Yarınki kanallar yazılı bende. Hemen hatırlatmak istiyorum. Kral Karadeniz ve Gaziantep Olay TV’den yarın akşam 21.15 ve 23.15 saatleri arasında programımızı izleyebilirsiniz efendim. Ayrıca da 106.4 frekansındaki Mavi Karadeniz radyosundan da bizi dinleyebilirsiniz. Evet, programımızın sonuna geldik yayında ve yapımda emeği geçen arkadaşlarım adına iyi akşamlar, mutlu yarınlar diliyorum hoşçakalınız.