MUHABİR (ÇEVİRMEN): Global Post isimli bir kuruluş ile çalışıyorum. Boston Massachusetts eyaletinde. İnternet ve yirmi tane de gazete ile bağlantısı olan bir kuruluş.
ADNAN OKTAR: Çok güzel.
MUHABİR (ÇEVİRMEN): Bulgaristan’da da Amerikan Üniversitesi’nde gazetecilik öğretmenliği yapıyorum.
ADNAN OKTAR: Çok güzel, maşaAllah.
MUHABİR (ÇEVİRMEN): Çok teşekkür ederim, ben çok heyecanlıyım sizinle konuşacağım için.
ADNAN OKTAR: Ben de teşekkür ederim, lütfettiniz, şeref verdiniz.
MUHABİR (ÇEVİRMEN): Çok hikayeler duydum, fakat ben direkt sizinle konuşmak istedim. Tercih ettim böyle bir şey yazmadan önce. Doğrudan bilgiyi sizden almak istedim.
Amerika’da yaratılış ile ilgili bir bölünme var. Bu bölünmede iman ve akıl ile bir bölünme meydana getirmişler. Allah yarattı diyenlerin daha ziyade inanç olduğunu iddia ediyorlarmış bu düşüncenin. Diğerleri de türlerin kökeninin bilimsel akıl ve bilimle bağdaştığını söylüyorlarmış Amerika’da. Çok dikkat çeken bir konu, bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Darwinizm konusunda çok büyük bir oyun oynanmış dünya çapında. İnsanları adeta büyülemişler yani hipnotize etmişler. Alenen bir yalandır darwinizm yani çok açıktır. İkiyüz elli milyon delili olan yaratılış inancı ezici bir gerçektir. Evrim inancıysa, tek bir tane delili olmayan, bir pagan felsefesi, bir pagan dini. Tek bir tane ara fosilleri yok. Bir tane ara fosil getirin 10 trilyon para vereceğim dedim, isterlerse gidelim, noterde de böyle bir belge tanzim edebilirim. Hiçbir şekilde belgeleri yok ve delilleri yok. Bu konuda bir bilgileri de yok. Bir proteinin tesadüfen meydana gelmesi mümkün değil, imkansız. Yani böyle bir rezaletin halen devam ediyor olması da çok büyük bir mucize, Allah’ın bir mucizesi.
MUHABİR (ÇEVİRMEN): Sizin söylediğiniz Amerika’daki yaratılış inancından farklı. Çünkü siz delil veriyorsunuz. Delille, bilime delille saldırıyorsunuz. Bu Amerika’da halbuki inanç deniyordu yaratılışı savunanlara karşı, fakat siz bilime delille saldırıyorsunuz. Bu farkı nasıl açıklayacaksınız, Amerikan yaratılışçılarıyla olan farkınızı?
ADNAN OKTAR: Amerikan yaratılışçıları yenilmiş bir düşüncedir. Yani çok eski bir düşünce zaten. Fakat baştan yenilmiş bir düşüncedir çünkü dünyanın yaşı konusunda bir kere bilimsel bir yaklaşımları yok. O yüzden daha tartışma başlamadan bir sonuç meydana gelmiş oluyor ve kaybetmiş oluyorlar. Halbuki bilimi Kuran farz kılmıştır. Yaratılışı araştırmayı farz kılmıştır. Delilleri görmeyi ve dünyayı gezip bunları tespit etmeyi farz kılmıştır. Allah’ın emridir bu. Biz bu Allah’ın emrini yerine getirdiğimizde, bu 250 milyon fosille karşılaştık ve proteinlerin tesadüfen meydana gelemeyeceğini ve yaratılışın apaçık bir gerçek olduğu ile karşılaştık. Fakat Amerika’daki yaratılışçıların da zannediyorum önümüzdeki aylarda, yıllarda bu gerçekçi bakış açısıyla Allah’a yaklaşacaklarını, Allah’ın varlığını, tekliğini, birliğini kabul edeceklerini ve İncil’in orjinaline, aslına döneceklerini zannediyorum.
MUHABİR (ÇEVİRMEN): Şu anda orijinal İncil’i takip etmiyorlar mı?
ADNAN OKTAR: İncil tabi bozulmuştur, Allah’ın birliğini Hz. İsa savunduğu halde, Allah’a dua ettiği halde, Allah birdir şeklinde bir üslup açıkça İncil’de işlendiği halde, üçlemeyi getirmişlerdir. Çok çok büyük hata yapmışlardır. Hıristiyan dünyasına bu bir azaptır. Yani Amerikan gençliği, Avrupa gençliği bu yüzden Hıristiyanlığa giremiyor ve bu yüzden iman edemiyorlar. Yani çok akılla, mantıkla çelişen bir şey olduğu için ve gerçek olmadığı için, Hıristiyan olmakta güçlük çekiyorlar. Halbuki tek Allah inancı içerisinde olsaydı Hıristiyanlık bugün çok güçlenirdi. Avrupa’da gençlik tamamıyla dindar olabilirdi.
MUHABİR (ÇEVİRMEN): Bilimsel bir eğitiminiz var mı?
ADNAN OKTAR: Bilimsel eğitimim, akademide okudum, Güzel Sanatlar Akademisi’nde okudum. O zaman bir felsefe dersimiz vardı ama, asıl felsefe bölümünde okudum İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde okudum. Ama paleontoloji üzerine, arkeoloji üzerine veyahut fizik, kimya üzerine özel bir ders almadım. Öyle bir eğitimim yok.
MUHABİR (ÇEVİRMEN):Eğer bir seçim yapmam gerekirse niye size inanayım, bilimadamları yerine? Neden sizin söylediklerinize? Eğer bilimadamları sizin söylediklerinizi yanlışlıyorsa kendi kanaatleriyle, neden size inanayım bilim adamları yerine?
ADNAN OKTAR: Herhangi bir çocuğa sorsak, herhangi bir yaşlı insana da sorsak, “Yaratılış mı? Darwinizmi mi?”desek, bunu anlayacak akla, zekaya, kabiliyete hemen hemen her insan sahiptir. Afrika’daki insanlar da sahiptir. Sibirya’nın orta kısımlarında çalışan, orman işinde çalışan herhangi bir insan da bu bilgiye sahiptir. Çünkü 250 milyon fosil varsa, yaratılışı ispat eden ve hiç bir şekilde değişmediyse; bunu 9-8 yaşında 7 yaşındaki çocuk bile bilir ki bir yaratılış var demektir. Tek bir tane bile ara fosil yoksa konu bitmiştir. Bunun daha hala acabası olmaz. O zaman acaba düşüncesine girerse; dünya yuvarlak mı, dikdörtgen mi kafasına benzer bu. Biz dünya yuvarlaktır diyoruz, karşımızdaki adamlar dünya dikdörtgendir diyor gibi olur. Çok açık bilimsel bir gerçeği reddetmek olur aksi.
MUHABİR (ÇEVİRMEN): Neden bugün çok sayıda saygıdeğer tanınmış yazarlar, Amerika’da İngiltere’de ateizmi yazıyorlar? Bana bu biraz problemli görülüyor yani dindarlar içinde. Mesela Richard Dawkins haşa Allah’ın olmadığını savunuyor. Bunu niye yazıyorlar? Allah olmadığını haşa.
ADNAN OKTAR: Genellikle bunların bağlı oldukları bir tarikat var, masonluk tarikatı. O tarikatın bir dinidir bu, çok eski bir dindir. Taa Sümerler devrinde de, Eski Mısır’da da bu masonik din hep olmuştur. Kainatın tesadüflerle yaratıldığı, canlıların tesadüfler sonucunda yaratıldığına dair şeytani inanç, masonik inanç hep organize olarak, dünyada hakim olmuştur, ve dünya tarihinin yüzde 90’ı aşağı yukarı bu inancın etkisi altında kalmıştır. Bir tek Hz. Süleyman zamanında dünyaya İslam hakim olmuştur. Bir de Zulkarneyn zamanında hakim olmuştur. Onun dışında genellikle ateizm hakim olmuştur dünyaya. Yani o tarz bir düşünce yahut dinin zayıf olduğu bir düşünce hakim olmuştur. Peygamber Efendimiz (sav)’in zamanında, Peygamberler zamanında kısa dönemlerde bir güçlenme olmuştur. İslam’ın hakimiyeti dönemi yahut, Hz. Davut döneminde, diğer Peygamberler döneminde de güçlü dönemler olmuştur, yani dinin hakim olduğu dönemler, dinin zayıfladığı dönemler de olmuştur. Ama dinin zayıfladığı dönemler daha büyük bir ekseriyet tutmuştur. Bunu da masonluk organize eder. Fakat bu da insanların kaderindedir. Çünkü dinsizlik olmazsa dindarın bir anlamı pek kalmaz. Yani dindarın farkedilebilmesi için, dinsizliğin olması gerekir. Nasıl bir elması biz kumun içine attığımızda kaybolur, farkedilmez, ama siyah bir kadifenin üstünde veyahut simsiyah bir zeminin üzerinde bir elmas bırakıldığında nasıl dikkat çeker? Aynı şekilde dindarların değerli olduğunun farkedilmesi için Allah tarafından özel yaratılır ateistler. Yani onlar da Allah’ın kontrolündedir. Mesela Darwin de Allah’ın kontrolünde ateist olmuştur. Dawkins de Allah’ın kontrolünde ateist olmuştur. Yani Allah’ın dediğinin dışında bir şey yapmıyorlar şu an onlar.
MUHABİR (ÇEVİRMEN): Hz. Süleyman’ın Mescidi konusu çok ilgimi çekiyor. Bunu İsrail radyosunun yazısında da, deşifresinde de okumuştum. Müslümanların, üç dinin ibadet etmesi için yapalım diyorsunuz. Ama buna karşı olan Müslümanlar da var. Bu konuda ne diyeceksiniz?
ADNAN OKTAR: Buna İslamiyet inancı içinde karşı olmak mümkün değildir. Bir Hıristiyanın da buna karşı olması, bir Musevinin de karşı olması düşünülemez, bu çok mantıksız, Hz. Süleyman’ın mescidi Kuran’da övülmüştür ve muhteşem bir yapıdır. Tevrat’ta övülmüştür yine aynı şekilde Hıristiyanlık için de kutsal bir yerdir. Dolayısıyla bu Mescidin şu ana kadar yapılmamış olması da hayret vericidir. Bu da bir mucizedir ama artık zamanının geldiği belli, hemen Mescidin yapılması lazım. Orada çok güzel bir uygun arazi var, yani çok rahat mescidin yapılabileceği gibi arazi var. Kubbet-ul Sahra, Mescid-i Aksa tabii ki bütün ihtişamı ile güzelliği ile duracaktır fakat orada ayrıca Hz. Süleyman’ın o güzel Mescidini de inşaAllah inşa edeceğiz ve kısa sürede bunu da tamamlayacağız, Allah’ın izniyle. Hatta diğer Peygamberlerin de daha önce yapılan mescidleri vardı fakat yıkılmış mescidler var, onların daha önce bulundukları ibadet ettikleri yerler var, oraların da mağmur bir hale getirilmesi, güzelleştirilmesi, bağlık bahçelik yerler haline getirilmesi çok önemlidir çok hayatidir. İnşaAllah bunları da yapacağız.
MUHABİR (ÇEVİRMEN): Ne amaç için yapmak istiyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Hz. İsa’nın gelmesi çok yakın, Mehdi zaten çıktı. Ahir zamandayız bu bir güzelliktir, yani Kuran’da belirtilen bir mescidin şu an ortada olmaması çok acayip bir olaydır. Tabii ki bir an önce o güzelliğin yeniden meydana getirilmesi, o tarihin güzelliklerine yeniden dönmemiz, bir güzellik üstü güzelliktir. Yani çok büyük bir ihtiyaçtır. Hemen bu ihtiyacın yerine getirilmesi lazım. Nasıl mesela insanın babasının evi yıkılsa değil mi, insan o babasının evini yeniden yapmak ister yeniden o eski günleri yaşamak ister, aynı çocukluğunun geçtiği yerleri yaşamak ister. Onun gibi bir duygu. Bu güzel duyguyu inşaAllah tadacağız.
MUHABİR (ÇEVİRMEN): Mehdi nedir?
ADNAN OKTAR: Mehdi ahir zamanda gelip Hz. İsa ile birlikte dünyaya İslam’ı hakim edecek şahıstır.
MUHABİR (ÇEVİRMEN): Nasıl biliyorsunuz Mehdi’nin çıktığını?
ADNAN OKTAR: Hadislerden anlıyoruz alametleri var, Oktar onları size saysın yani özetle sayarsan.
MUHABİR (ÇEVİRMEN): Saygısızlık etmek istemiyorum ama hepsini.. bu kadarı yeterli, dedi. Sizin Amerika Kongresinden Amerika Meclisi’nden bağlantıda olduğunuz senatörler ya da milletvekilleri kimler var? Ya da Amerikan yaratılışçılarından bağlantı kurduğunuz kimler var?
ADNAN OKTAR: Yaratılış Araştırma Enstitüsü’nden bağlantımız oluyor, Yaratılış Araştırma Enstitüsü diye bir yer var. Birkaç kişi ile arkadaşlarımız görüşüyorlar.
MUHABİR (ÇEVİRMEN):Amerikan Parlementosu’ndan kimseler var mı?
ADNAN OKTAR: Kongreden de bazı kişiler var ama isimlerini şu an hatırlamıyorum yani bilmiyorum. Ama arkadaşlarım görüşüyorlar idi ama yıllar önce. 10 yıl olmuştur.
MUHABİR (ÇEVİRMEN): Hahamlardan, Sanhedrin hahamlarından, kimler var onlardan?
ADNAN OKTAR: Abrahamson var, başka kim var, Froman var, diğer kişiler de önümüzdeki günlerde gelecekler zaten.
MUHABİR (ÇEVİRMEN): Para nereden geliyor? Bu kadar güzel kitapları biliyorum bedava olarak binlercesini dağıtıyorsunuz. Amerika’da bunlar çok pahalı. Bunun finans kaynağı nedir?
ADNAN OKTAR: Bunların finans kaynağını kitap şirketi karşılıyor yani kitapları basıp kar ediyor ve dolayısıyla hem kendi de kazanç sağlamış oluyor hem de kitapları rahatça basabiliyor. Bütün yayınevleri dünyada nasılsa, Dawkins’in kitapları basan yayınevi parayı nereden buluyorsa, bizim yayınevimizde o şekilde parayı buluyor. Aynı mantık.
Evet Dawkins’in adı geçmişken onu da yine davet ediyoruz sizin kanalınız ile davet edeyim onu, gelsin tartışalım. O diyor benim için eğitim almadı onun için onunla tartışmam diyor, ama Darwin de eğitim almamıştır, herhangi bir biyoloji eğitimi almamıştır yani üniversite anlamında eğitim almamıştır. Ama Darwin onun bugün adeta bir paganik peygamberi gibidir yani bir sapkın, sahte peygamber gibidir Darwin, Dawkins’in. Dolayısıyla gidip ortaokul çocukları ile Hıristiyan rahiplerle, hahamlarla gidip tartışıyor, onlar da biyoloji eğitimi almamışlar, onlarla uzun uzun tartışıyor. Eğer samimi ise gelsin burada tartışalım, yarım saat olsun bir tartışalım, bütün televizyon kanallarını ben getirteceğim ama mutlaka yenileceğini bildiği için böyle bir tartışmaya gelmez.
Onu çok iyi ağırlarız burada, en iyi otelde ağırlayacağız, en iyi şekilde İstanbul’da barınmasını ve istediği yere de gezmek istiyorsa onu da sağlayacağız. Ama bize sadece bir yarım saat veya bir saatini ayırabilirse yeterli.
MUHABİR (ÇEVİRMEN): Bir balıkta bir olta olduğunu biliyorsunuzdur kitabınızda bu konu hakkında ne diyeceksiniz bu bir gerçek mi yoksa doğru değil mi?
ADNAN OKTAR: O benim Dawkins’e hazırladığım bir olta idi. Dawkins o oltaya takıldı, ben onu özellikle yaptım yani dikkat çekeceğini biliyordum ve kitabın üzerine de dikkat çekileceğini de biliyordum, Dawkins de o oltaya takıldı ve bütün dünyada, o oltalı balık sayesinde kitabı bütün dünyaya tanıttı. Şu an dünyada en çok satılan kitapların içerisinde benim kitabım, o denilen bölümü görmek için bir çok insan kitabı alıyor, okuyorlar ve darwinizmin bir safsata olduğunu çok iyi anlıyorlar. Yani küçük bir balığın oltaya takılmış halini düşünün Dawkins de bu oltaya ağzıyla takılmış, burnunun kenarından oltanın ucu çıkmıştır ve tam anlamıyla bu konuda bize büyük bir hizmeti oldu. Ben şimdi plastik kurbağalar da kullanıyorum yeni baskısında kitabın, bakalım onda ne oluyor, kurbağanın sırtına binip bir gezmeyi mi düşünecek bakacağız.
MUHABİR (ÇEVİRMEN): Hukuk konusunu sormak istiyorum? Bu bir dergide ekim ayında size Yargıtayın hüküm vereceği yazıyordu, bir çete suçundan dolayı. Sizin bir çok davanız var biliyorum, siz dava açıyorsunuz, size dava açanlar oluyor mesela Dawkins’in sitesini kapattırdınız başka bazı kapattığınız siteler var, çok aktifsiniz de hukuki olarak.
ADNAN OKTAR: Bize açılan bu davada Cumhuriyet savcısı dosyada aleyhte hiçbir delil olmadığını söyledi yani bu yargılanan kişilerle ilgili tek bir tane delil yok dedi, ikinci olarak da polis işkencesi ile ve yanlarında avukat olmadan ifade alındığı için kanunen bu ifadeler geçersizdir dedi. Üçüncüsü de arkadaşlarının bir kısmını siz beraat ettirdiniz, aynı dava aynı dosya ve aynı delillerden beraat ettirdiniz dolayısıyla bu kişiler de aynı konumda olduğu için bunları da beraat ettirmeniz gerekir dedi fakat mahkeme beraat ettirmediği gibi 1 yıl da ilave ceza verdi ayrıca, artırdı. Tabii biz bilemiyoruz, yani neden böyle olduğunu bilemiyoruz mahkemenin kararına saygılıyız tabii.
MUHABİR (ÇEVİRMEN): Şu an neyi bekliyoruz?
ADNAN OKTAR: Yargıtay’ın kararını bekliyoruz. Bize işkence eden polisler de 2000 yılın üzerinde hapis cezası ile şu an yargılanıyorlar, mahkeme bu işkence davasının sonucunu da beklemedi, bu da Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararına göre bir bozma nedenidir. Normalde diğer olaylarda, bu durumda mahkeme bekliyor yani işkence yapılıp yapılmadığını mahkeme belirleyinceye kadar bekliyor. 11 arkadaşımızın Adli Tıp’tan raporu var, işkence yapıldığına dair yani çok feci şekilde işkence yapıldı bir hafta arkadaşlarımıza. 11 kişi. Adli tıptan raporları var fakat buna rağmen mahkeme beklemeyip ceza verdi. Fakat Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nda bu bir bozma nedeni, bunu da arkadaşımız belirtirse tabii yine takdir yüce mahkemenin biz bilemeyiz.
MUHABİR (ÇEVİRMEN):Yargıtay yapıyor değil mi? diye soruyor.
ADNAN OKTAR: Yargıtay neyi yapıyor?
MUHABİR (ÇEVİRMEN): Karar verecek yani karar verecek olan?
ADNAN OKTAR: Tabi tabi kararı o verecek.
MUHABİR (ÇEVİRMEN): Neye karar verecek diyor Yargıtay tam olarak?
ADNAN OKTAR: Bu cezayı onamaya veya kararı bozmaya.
MUHABİR (ÇEVİRMEN): Karar ne idi önceki mahkemenin, sizin çete olduğunuz mu?
ADNAN OKTAR: 3 yıl hapis cezası, evet.
MUHABİR (ÇEVİRMEN): Bu geçen sene oldu değil mi? 1 sene önce oldu?
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR (ÇEVİRMEN): Aldılar, ifadelerinizi delil olarak kullandılar.
ADNAN OKTAR: Yanımızda da avukat yoktu. 11 kişiyi sakatladı polis ve Adli Tıp raporu var bunlarla ilgili.
MUHABİR (ÇEVİRMEN): Size şizofreni teşhisi konmuştu. Benim bildiğim kadarıyla hükümet sizi o zaman akıl hastanesine kapatmıştı.
ADNAN OKTAR: Evet doğru.
MUHABİR (ÇEVİRMEN): Fakat benim anladığım kadarıyla bu düzgün, doğru bir yol değil, böyle bir teşhis koymak için. Bunda bir politik bir etken mi vardı?
ADNAN OKTAR: Herkes biliyordu akıl hastası olmadığımı. Nitekim askeri hastanede ruhen ve bedenen tam sağlıklı olduğuma dair rapor verildi. Yani Türkiye’nin en gelişmiş askeri hastanesinde. Ayrıca adli tıp kurumunun üstü ihtisas kurumunda da ruhen ve bedenen sağlıklı olduğuma dair rapor verdiler, akıl hastası olmadığıma dair. Ama ben on ay akıl hastalarının içerisinde tutuldum. Bulunduğum dönemde 7 kişiyi öldürdüler, benim yanımda. Yani ölen kişiler bazen bilinmiyordu, mesela battaniyenin altında ölmüş olarak da kalıyordu. Yani çok korkunç bir ortamdı, tam bir kabus ortamıydı. Her yer çok pisti hatta oraya muayeneye gelen doktorlar olayın şiddetinden bayılıyorlardı. Şu kitapta da bu çok detaylı olarak anlatılıyor. Yani şu tarzdaydı benim yattığım somya. Benim bulunduğum koğuşun özelliği böyleydi, bu tarzdaydı.
MUHABİR (ÇEVİRMEN): Bu hangi seneydi?
ADNAN OKTAR: 1986’da.
MUHABİR (ÇEVİRMEN): Bulgaristan’da da bu tarz benzer yerler var. 1986’daydı değil mi?
ADNAN OKTAR: Evet 1986.
MUHABİR (ÇEVİRMEN): Bu İslami bir partiye olan bağlantınızdan dolayı mı oldu? Şimdiki partiye kılık değiştirmiş olan bir partiye olan bağlantınızdan, politik bağlantınızdan dolayı mı yapıldı bu size?
ADNAN OKTAR: Hayır, o zaman da zaten Turgut Özal iktidardaydı. Yani sağcı ve dindar bilinen bir kişiydi.
MUHABİR (ÇEVİRMEN): Dindardı değil mi?
ADNAN OKTAR: Evet evet.
MUHABİR (ÇEVİRMEN): Neden oldu bu, sizin başınıza neden geldi? Bunu merak ediyorum.
ADNAN OKTAR: Masonlar hükümete baskı yaptılar gibi görüyorum yani masonlar hükümete demeyelim de, masonların bir komplosuydu. İddia edilen ergenekon örgütü, Türkiye’de şu an davası süren iddia edilen ergenekon örgütünün aktif hareketlerinden birisiydi.
MUHABİR (ÇEVİRMEN): O zaman yetkili kimdi Türkiye’de, 1986 yılında?
ADNAN OKTAR: Turgut Özal’dı Başbakan olarak.
MUHABİR (ÇEVİRMEN): Dindar olduğu halde?
ADNAN OKTAR: Evet evet. Gizli derin devlet.
MUHABİR (ÇEVİRMEN): Sizi sevmeyenler de vardı ama değil mi?
ADNAN OKTAR: O devirde mi?
MUHABİR (ÇEVİRMEN): Evet.
ADNAN OKTAR: Tabii ki.
MUHABİR (ÇEVİRMEN): Şimdi hükümetle bağlantılarınız nasıl? Bunlar daha dindarlar.
ADNAN OKTAR: Sağ hükümetler dindarları kolluyor diye bir konu yok, yani öyle bir şey olmuyor. Hatta Müslüman daha zorda oluyorlar öyle ortamlarda, daha güç ortamlarda oluyorlar. Mesela Adnan Menderes döneminde de, Said Nursi çok ezilmiş ve çok acı çekmiştir. Turgut Özal döneminde ben akıl hastanesinde tutuldum mesela. Tayyip Erdoğan döneminde de ılımlı bir ortam var ama yani kollanmamız diye bir konu yok. Yani sürekli aleyhimizde komplo yapmak isteyenler, oyun oynamak isteyenler bunu başarıyla devam ettirebiliyorlar şu anda da. Yani her türlü zorluk şu anda da devam ediyor. Yani şu anda da her türlü komplo, oyun, tuzak muntazam devam ediyor bize karşı. Yani sağ hükümetin iktidarda olması bize bir avantaj getirmedi o yönüyle.
MUHABİR (ÇEVİRMEN): Siz Amerikan Yaratılışı ve İslami Yaratılışı kıyasladığınızda İslami Yaratılışın bilimsel olması gerektiğini söylüyorsunuz. İnsanların bilimle ikna edilmesi gerektiğini söylüyorsunuz. Amerikan yaratılışçı da bilimi reddediyor. Doğru mu anlamışım?
ADNAN OKTAR: Doğru evet.
MUHABİR (ÇEVİRMEN): Aldılar, ifadelerinizi delil olarak kullandılar.
ADNAN OKTAR: Yanımızda da avukat yoktu. 11 kişiyi sakatladı polis ve adli tıp raporu var bunlarla ilgili.
MUHABİR (ÇEVİRMEN): Size şizofreni teşhisi konmuştu. Benim bildiğim kadarıyla hükümet sizi o zaman akıl hastanesine kapatmıştı.
ADNAN OKTAR: Evet doğru.
MUHABİR (ÇEVİRMEN): Fakat benim anladığım kadarıyla bu düzgün, doğru bir yol değil, böyle bir teşhis koymak için. Bunda bir politik bir etken mi vardı?
ADNAN OKTAR: Herkes biliyordu akıl hastası olmadığımı. Nitekim Askeri Hastanede ruhen ve bedenen tam sağlıklı olduğuma dair rapor verildi. Yani Türkiye’nin en gelişmiş askeri hastanesinde. Ayrıca adli tıp kurumunun üstü ihtisas kurumunda da ruhen ve bedenen sağlıklı olduğuma dair rapor verdiler, akıl hastası olmadığıma dair. Ama ben on ay akıl hastalarının içerisinde tutuldum. Bulunduğum dönemde 7 kişiyi öldürdüler, benim yanımda. Yani ölen kişiler bazen bilinmiyordu, yani mesela battaniyenin altında ölmüş olarak da kalıyordu. Yani çok korkunç bir ortamdı, tam bir kabus ortamıydı. Her yer çok pisti hatta oraya muayeneye gelen doktorlar olayın şiddetinden bayılıyorlardı. Şu kitapta da bu çok detaylı olarak anlatılıyor. Yani şu tarzdaydı benim yattığım somya. Benim bulunduğum koğuşun özelliği böyleydi, bu tarzdaydı.
MUHABİR (ÇEVİRMEN): Bu hangi seneydi?
ADNAN OKTAR: 1986’da.
MUHABİR (ÇEVİRMEN): Bulgaristan’da da bu tarz benzer yerler var. 1986’daydı değil mi?
ADNAN OKTAR: Evet 1986.
MUHABİR (ÇEVİRMEN): Bu bir İslami bir partiye olan bağlantınızdan dolayı mı oldu? Şimdiki partiye kılık değiştirmiş olan bir partiye olan bağlantınızdan, politik bağlantınızdan dolayı mı yapıldı bu size?
ADNAN OKTAR: Hayır, o zaman da zaten Turgut Özal iktidardaydı. Yani sağcı ve dindar bilinen bir kişiydi.
MUHABİR (ÇEVİRMEN): Dindardı değil mi?
ADNAN OKTAR: Evet evet.
MUHABİR (ÇEVİRMEN): Neden oldu bu, sizin başınıza neden geldi? Bunu merak ediyorum.
ADNAN OKTAR: Masonlar hükümete baskı yaptılar gibi görüyorum yani masonlar hükümete demeyelim de, masonların bir komplosuydu. İddia edilen Ergenekon örgütü, Türkiye’de şuan davası süren iddia edilen Ergenekon örgütünün aktif hareketlerinden birisiydi.
MUHABİR (ÇEVİRMEN): O zaman yetkili kimdi Türkiye’de, 1986 yılında?
ADNAN OKTAR: Turgut Özal’dı başbakan olarak.
MUHABİR (ÇEVİRMEN): Dindar olduğu halde?
ADNAN OKTAR: Evet evet.
ADNAN OKTAR: Gizli derin devlet.
MUHABİR (ÇEVİRMEN): Sizi sevmeyenler de vardı ama değil mi?
ADNAN OKTAR: O devirde mi?
MUHABİR (ÇEVİRMEN): Evet.
ADNAN OKTAR: Tabii ki.
MUHABİR (ÇEVİRMEN): Şimdi hükümetle bağlantılarınız nasıl? Bunlar daha dindarlar.
ADNAN OKTAR: Sağ hükümetler dindarları kolluyor diye bir konu yok, yani öyle bir şey olmuyor. Hatta Müslüman daha zorda oluyorlar öyle ortamlarda, daha güç ortamlarda oluyorlar. Mesela Adnan Menderes döneminde de, Said Nursi çok ezilmiş ve çok acı çekmiştir. Turgut Özal döneminde ben akıl hastanesinde tutuldum mesela. Tayyip Erdoğan döneminde de ılımlı bir ortam var ama yani kollamamız diye bir konu yok. Yani sürekli aleyhimizde komplo yapmak isteyenler, oyun oynamak isteyenler bunu başarıyla devam ettirebiliyorlar şuanda da. Yani her türlü zorluk şuanda da devam ediyor. Yani şuanda da her türlü komplo, oyun, tuzak muntazam devam ediyor bize karşı. Yani sağ hükümetin iktidarda olması bize bir avantaj getirmedi o yönüyle.
MUHABİR (ÇEVİRMEN): Siz Amerikan Yaratılışı ve İslami Yaratılışı kıyasladığınızda İslami Yaratılışın bilimsel olması gerektiğini söylüyorsunuz. İnsanların bilimle ikna edilmesi gerektiğini söylüyorsunuz. Amerikan yaratılışçı da bilimi reddediyor. Doğru mu anlamışım?
ADNAN OKTAR: Doğru evet.
MUHABİR (ÇEVİRMEN): Sizin Yaratılışçı görüşünüzün okullarda okutulması için ya da okul ajandasının etkilenmesi için hükümete tavsiyelerde bulunuyor musunuz, Amerika’da olduğu gibi?
ADNAN OKTAR: Bu dünyada darwinist diktatörlükten dolayı adeta imkansız gibi bir şey. Şu anda dünyanın %99’u darwinist diktatörlüğün kontrolü altında. Dolayısıyla böyle bir şey çok çok zordur. Ama internet ortamında, darwinizm dünyada yerle bir edilmiştir. Avrupa’da benim kitaplarımın ulaşmadığı ünlü bir profesör pek düşünemiyorum yani hepsine ulaşmıştır bu Yaratılış Atlası. Şu an Avrupa’da darwinizm yenildi, fakat sadece gururlarından dolayı, kibir ve gururdan dolayı ayakta tutmaya çalışıyorlar. Fakat o da bir süre sonra çökecektir. Bu yüzyıl İslam’ın dünyaya hakim olduğu yüzyıl olacaktır. Mehdi’nin ve Mesih’in çıktığı yüzyıl olacaktır. Bunu 10-20 yıl içerisinde göreceksiniz. Bu da dediklerimin doğru olduğunu ve bundan sonra da dediklerimin de doğru olduğunu gösteren bir sağlama olacaktır. Dawkins de aslında eğer masonik destek olmasa koyu bir Hıristiyan olduğunu söylerdi şu an. Yani mason desteğinden dolayı bir çocuksu şımarma içerisinde, o yüzden darwinizmi savunuyor. Yani onların desteğinden dolayı, yoksa masonik destek olmasa çok koyu bir Hıristiyan olduğunu iddia ederdi. Bundan emin olabilirsiniz.
MUHABİR (ÇEVİRMEN): Benim öğrenmek istediğim yani sizin resmi kanallar yoluyla hükümet üzerinde bir etkiniz var mı, sizin görüşlerinizin, İslami yaratılışçılığın okullarda okutulması için?
ADNAN OKTAR: Böyle bir girişimimiz olmadı. Ben yani hükümet kanalıyla böyle bir şeyin olacağına da zaten inanmıyorum. Bu özel çalışmalarla, internet üzerinden çalışmalarla, sivil toplum kuruluşları kanalıyla yapılabilecek bir şeydir bu. Yani buna hükümetin gücü yetmez.
MUHABİR (ÇEVİRMEN): Bugüne kadar herhangi bir Türk hükümetiyle bir bağlantınız oldu mu?
ADNAN OKTAR: Hükümetlerle bağlantım olmuyor ama çok alt kademeden memurlarla görüştüğüm oluyor. Mesela bir müsteşarın vekili oluyor veyahut mesela bir eski milletvekili oluyor. O tarz kişilerle görüştüğüm oldu. Ama doğrudan böyle iktidarda olan üst düzey görevde bir kişiyle görüşmem olmadı. Zaten kaçınırım da öyle bir şeyden.
MUHABİR (ÇEVİRMEN): Bu New Humanistdeki yazıda bir Diyanet görevlisi darwinizmin yalan olduğunu söylemiş. Ben de sizin acaba bunun üzerinize bir etkiniz var mı diye ismini bulmaya çalışıyor şu anda.
ADNAN OKTAR: Zaten Türkiye çapında benim kitaplarım 80 milyon adet indirildi. Yani dünya çapında 80 milyon adet indirildi. Türkiye’de benim kitaplarımı okumayan hiç kimse kalmadı aşağı yukarı. Dolayısıyla o görevlinin de bunu okumuş olması normal olacağına göre, düşüncelerin değişmesi de gayet normal.
MUHABİR (ÇEVİRMEN): Mehmet diye bir isim gibi zannediyor ama hatırlayamadı tam olarak. Bunu biliyorsunuz değil mi? Çok olumsuzdu bu New Humanist’deki yazı.
ADNAN OKTAR: Evet, New Humanist masonik bir dergi olduğu için çok normal. Yani inançları masonik.
MUHABİR (ÇEVİRMEN): Sizi tenzih ederim, burada çok suçlayıcı ifadeler var diyor. Kadınların dövüldüğü, işte seks, cinsellik konularında. Bunlar böyle bir şey vardı da mı çarpıtıldı yoksa nasıl böyle bir şeyler yazdılar?
ADNAN OKTAR: Bilimsel yönden yenilince, dünyaya rezil olunca onun acısıyla bu tarz küfürlere başvuruyorlar. Mesela canı yanan insanlar nasıl küfreder, bağırır, çağırırlar, bunlar da yenilmenin acısıyla bağırıp, çağırıp, küfrediyorlar. Çünkü başka çareleri kalmadı şu anda. Sadece hakaret ve iftiranın dışında yapacakları bir şey kalmadı. Bilimsel yenilginin şoku bu, başka bir şey yok.
MUHABİR (ÇEVİRMEN): İslam Birliği, son bir soru olarak, İslam Birliği konusundan bahsetmek istiyorum. İsrail bunun içinde olacak mı, Balkanlar bunun içinde olacak mı, Balkanlardaki Müslümanlar bunun bir parçası mı olacak, dışında mı olacaklar? Bu konuyu sormak istiyorum.
ADNAN OKTAR: Balkanlar, İsrail, Ermenistan tabi ki bu birliğin içinde olacaklar. Bir de bu kişiler, yani bizim karşımızdaki kişiler, Türk-İslam Birliği’nden de çok rahatsızlar. Asıl bu amaçtan da çok korkuyorlar. Darwinizmin yenilmesi ve Türk-İslam Birliği düşünceleri onları illegal yönlere itmeye başladı. Mesela yiyeceğime kokain karıştırdılar. Adli Tıp’ta bunun yiyeceğime karıştırıldığı tespit edildi ve bunun bir oyun olduğu anlaşıldı ve ben bu suçtan beraat ettim. Akıl hastası dediler, bu oyun da bozuldu, aklen normal olduğum, sağlıklı olduğuma dair rapor verildi. Bir genç kıza tecavüz etmeye kalktığım iddiası ortaya atıldı. Video filmleri mahkeme huzurunda göstererek ispat ettik. Bunun da bir iftira olduğu anlaşıldı. Bu oyun da tutmadı. Yani ne yapacaklarını şu an şaşırmış durumdalar.
MUHABİR (ÇEVİRMEN): Ben Balkanlarda yaşayan biri olarak biliyorum ki Balkanlardaki kimseler İslam Birliği’ni istemiyorlar. Eminim ki İsrail’dekiler de istemiyorlardır. Bu konu hakkında ne diyeceksiniz?
ADNAN OKTAR: İslam Birliği’nden kasıt sevgi, şefkat, merhamet, adalet ve demokrasinin tam hakim olduğu, insan sevgisinin zeminde coşkuyla uygulandığı, çok insancıl bir sistem. Avrupa Birliğinin ruhsuz, mekanik yapısının dışında aşkı, sevgiyi, muhabbeti öne alan bir birlik. Bu birliğe her ülke katılmak ister. Bir de ayrıca bu kaderde olacak mutlak bir gerçek. Yani Hz. İsa’nın gelişiyle bu zaten olacak. Kutsal metinlerde bunu görürsünüz. Mesih’in geleceğini de Tevrat açıklar. Tevrat’ın anlattığı Mesih, Mehdi’dir. Hadislerde belirtilen Mehdi ile Tevrat’ta anlatılan Mesih aynıdır. Bu gücün karşısında insanlığın durması mümkün değildir. Yani mutlaka Allah’ın dediği bu sistem, bu güzellik hakim olacak. Aksi bir olayın olmayacağını hem Kuran’ın üslubundan, hem Tevrat’ın, hem İncil’in üslubundan anlıyoruz.
MUHABİR (ÇEVİRMEN): Türkiye’nin özel bir yeri mi var bu sistemde? Özel bir yeri var değil mi?
ADNAN OKTAR: Evet, Türkiye öncü olacak.
MUHABİR (ÇEVİRMEN): Nasıl? Bu yeni bir Osmanlı canlanması gibi bir şey mi?
ADNAN OKTAR: Osmanlı’nın çok daha üstünde, çok daha sevecen, çok daha demokratik. Silahla değil, sevgiyle, barışla ve kardeşlik ruhuyla oluşacak bir birlik bu. Bu birlikte silahlar ortadan kaldırılacaktır yani silahsızlanmaya gidilecektir. Dünyada bütün silahlar kalkacaktır. Tek bir kişinin dahi burnu kanamayacak. Damla kan akıtılmayacaktır. Mehdi’nin ve Mesih’in özelliğidir bu zaten. 2120 gibi de inşaAllah dünyanın sonunun geleceğini hadislerden anlıyoruz. Kıyametin o tarihte oluşacağına dair açık alamet var, açık bilgiler var. Kıyamet çok yakın. Yani insanların da bu konuda uyarılması lazım. Bu dediğim bilgi doğru. Bu dediğim bilginin doğru olduğunu Mesih’in gelmesiyle anlayacaklar. Yani 15-20 yıl içerisinde Mesih’in geldiğini görecekler. O zaman bu dediğim bilginin de doğru olduğunu anlayacaklar, insanlar.
MUHABİR (ÇEVİRMEN): Çok teşekkür ederim.
ADNAN OKTAR: Ben de çok teşekkür ederim.