SUNUCU: Merhabalar değerli izleyenlerimiz. Selamların en güzeli olan Allah’ın selamı hepinizin üzerinize olsun. Yeni bir Adnan Oktar’la Başbaşa programında tekrar sizlerle birlikteyiz. Ben bugün ilk defa katıldım ama programları takip ediyorum devamlı. Kral Karadeniz’den ve şu anda Gaziantep Olay TV’den bizleri izliyorsunuz inşaAllah. Aynı zamanda Mavi Karadeniz Radyosu’ndan da bizleri şu anda izliyorsunuz. Ve bundan sonra da her gün, her akşam programlarımızı Mavi Karadeniz Radyosu’ndan, 106.4’ten bizleri takip edebilirsiniz. Aynı zamanda yine internet adreslerimizden de, www.harunyahya.tv’den de bizleri canlı olarak izleyebilirsiniz. Efendim bu akşam sizlerin de daha önce izlediğiniz gibi , tek başına yola çıkmış, daha sonra arkadaşlarıyla devam ettiği, bu zor, bu engebeli yolda, birçok hizmetler veren , inşaAllah bundan sonra da , 30 yıllık bir süreç, ve bundan sonraki süreçte de inşaAllah daha büyük hizmetlerine tanık olacağımız Hocamız Sn. Adnan Oktar ve arkadaşı Oktar Babuna Beyefendi ile birlikteyiz. Hoşgeldiniz efendim programımıza.
ADNAN OKTAR: Hoşbulduk, efendim sizler de hoşgeldiniz, sefa geldiniz.
OKTAR BABUNA: Hoşbulduk .
SUNUCU: Hoşbulduk. Teşekkür ederiz.
ADNAN OKTAR: Nurunuzla aydınlattınız bizleri. MaşaAllah.
SUNUCU: Çok teşekkürler efendim nasılsınız?
ADNAN OKTAR: Allah’a hamd olsun, elhamdülillah, sizler de iyisiniz inşaAllah ?
SUNUCU: Hamdolsun, bizler de iyiyiz inşaAllah .
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, MaşaAllah.
SUNUCU: Sizlerle birlikte olduk burada. İnşaAllah izleyicilerimizle birlikte çok güzel bir program yapmayı umud ediyoruz. Hem bizler için sevgili izleyenlerimiz hem sizler için programımızın hayırlara vesile olmasını temenni ediyoruz.
ADNAN OKTAR: Evet, İnşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah. Hocam çok güzel sorularımız var burada. Dünden kalan sorularımız var. Sorular yetişmiyor gerçekten.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
SUNUCU: MaşaAllah, takip ettiğimiz kadarıyla her gün yeni bir izleyenimiz ekleniyor programlarımıza.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah .
SUNUCU: Her gün daha çok izleniyoruz, her gün daha çok takdir ediliyoruz. Hamdolsun. Hocam ben bir soruyla başlamak istiyorum.
ADNAN OKTAR: Çok güzel olur inşaAllah.
SUNUCU: Türk insanı sizi bugüne kadar işte yanlı ve yanlış basından farklı bir şekilde tanıtılmaya çalıştılar. Bazı “malum medya grupları” diyelim. Ve bugün hamdolsun hem bu programlarımızla hem yazdığınız kitaplarla sizi çok daha farklı bir gözle, çok daha gerçekçi bir gözle görmeye başladılar. Hocam açılış olarak, sizin ağzınızdan Kuran, Hadis, ibadet çizgisindeki duruşunuzu bir kısaca dinleyebilir miyiz açılış olarak? Eğer uygun görürseniz.
ADNAN OKTAR: Şimdi biz mukallit olduğumuz için, mezhebe tabi olduğumuz için, bizim yapacağımız en güzel şey ilmihaldir, ilmihale tabi olmak. En güzel ilmihal de Ömer Nasuhi Bilmen hocamızın “Tam İslam İlmihali”dir. Oradan bakıp fıkhi konuları anlayacağız. Ona göre yolumuzu aydınlatacağız. İşte falanca kişiye sormak, şu kişiye sormak... Bence bunlar çok yanlış. Yani ehl-i sünnet konusunda tam icazetli, tam güvenilir bir alimin ilmihali hepsinin üstündedir. Yanlışlık yapabilir, unutabilir, kendi düşüncelerini karıştırabilir, herşey olabilir. Ama ilmihal, defalarca gözden geçirilmiş, doğruluğu tasdik edilmiş, yüzlerce binlerce insanın şahadetiyle sabitlenmiş eserlerdir. Onun için ben daima arkadaşlarımıza ilmihal tavsiye ederim. Yani “git falanca hocaya sor”, bunlar çok riskli şeyler bence. Çok çok riskli. Çünkü aydınlanmamış, açıklanmamış ne konu olabilir? Yani muğlak olan konu ne olabilir? O kadar detaylıdır ki ilmihaller, herşey vardır. Ama tabii bazı insanlar kendi kendilerine hüküm vermeye, kendi kendilerine bazı şeylere karar vermeye eğilimli oluyorlar. Bu doğru değil. O zaman dinin şekli garip hale gelebilir ve risklidir bu. Mesela bizim çocukların hemen hemen büyük bölümü hanefidir. Şafi olan arkadaşlarımız var, birkaç tane de Alevi kardeşimiz var. Allah hepsine hidayet nasib etsin, Kuran, sünnet çizgisinde ilerliyorlar inşaAllah. Fakat ahir zaman konuları, tabii bunlar ilmihallerde sadece nakil olarak geçer, yani yorum olmaz. Fakat şu an biz ahir zamanın içine girdik. Ahir zamanın içine girince, yorum da beklenir artık yani yorum da gerekir. Mesela diyor ki Peygamber Efendimiz (sav); “Fırat’ın suyu kesilecek.” Yani Fırat nehri durduk yere, hiç sebepsiz, birdenbire suyu kesilip kuruması – yani sel gibi akarken – bu anlamda değil tabii ki. Barajla kesiliyor. Hakikaten gazetelerde yazdı o zaman: “ Fırat’ın havzası kurudu, yatağı kurudu, suyu çekildi” diye. Kastedilen budur. Yani aklın ihtiyarini kaldıracak harika olaylar, mucize tarzındaki olaylar çok çok nadir olur veya hiç olmaz . Yani aklın ihtiyarini kaldıracak hiç olmaz da, fakat mucizeler de Peygamberlere çok nadir verilir biliyorsunuz. Velilerin de mesela kerametleri çok nadirdir bu yüzden. İmani konularda Risale-i Nur Külliyatı. Ben bütün Türk milletine, bütün kardeşlerime, bütün İslam alemine bunu tavsiye ederim. Risale-i Nur Külliyatı’nı. Dili çok şahanedir. Üslubu kalbe ferahlık verir. Yani şimdi bir anlatım vardır, bir de anlatımın içinde gizli bir ruh vardır. Risale-i Nur’da bu vardır. Yani diyorlar ki mesela: “Biz doğrudan Türkçe’ye çevirelim, okuyalım.” O ruhu almış olursunuz o zaman. O olmaz. Yani Risale-i Nur’un mesela hiçbir şekilde tercüme edilmesi olmaz. Yani Türkçe’ye, dilinin sadeleştirilmesi olmaz. O dille anlatılması lazım.
SUNUCU: Peki anlaşılabilir mi Hocam günümüzde ?
ADNAN OKTAR: Şöyle bir kolaylık oabilir; hemen altına kelime anlamı yazılabilir. Çünkü o kelimeler şahane kelimeler. Mesela ‘tasdik-i gaybi’, mesela çok güzel bir kelime. Yani o ruhu dinlendirir. Onun bir müziği vardır o üslubun. Nasıl Kuran dinlediğimizde biz nefesimiz kesiliyor değil mi? Arapçasını dinlediğimizde nefesimiz kesiliyor, acayip zevkli birşey, büyük bir nimet. Büyük bir güzellik. Tabii biz benzetemeyiz Risale’yi ama Risale-i Nur’un da kendine has bir müziği vardır, bir üslubu vardır.
SUNUCU: Ahenkle devam ediyor.
ADNAN OKTAR: Tabii bir ahengi vardır. Mesela okurken, akar adeta. Ama türkçeleştirdiğinizde, tam sadeleştirdiğinizde o ahenk gider. Orjinali gider , orjinalliğini muhafaza etmemiz lazım. Evet , inşaAllah.
SUNUCU: Peki Hocam hadisler noktasında, böyle de bir sorun da var. Yani bugün hadis noktasında da işte, uydurma hadis, yalan hadis denilebiliyor. Yani hadisler noktasında en çok hangi kaynaktan yararlanmalıyız?
ADNAN OKTAR: Buhari, Müslim, Tırmızi, İbn-i Mace, Süneni Nesei, Süneni Davud. Mesela El Kavlul Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar vardır, İbn-i Hacer-i Mekki Hazretleri’nin, muazzam alimdir. Onların eserlerinden alabiliriz. Mesela ahir zamanla ilgili olanları veyahut diğer konuları. Ama bir konunun senedine bakmak istiyorlarsa, tabii Kütübi Sitte’ye bakılması lazım. Kütübi Sitte’nin dışında olmaz. Şöyle olabilir, zayıf hadis kabul ederiz, şöyle kabul ederiz, tahakkuk ettiyse, zaten zayıf değildir o. Sahih hale gelmiştir. Tamamdır. Ama tahakkuk etmediyse, zayıf hadis tabii ki şüphelidir. Ama tahakkuksa zaten ne denebilir? Mesela, ahir zamanda Lulin kuyrukluyıldızının çıkacağı hadislerde var. Zayıf hadistir, yani Buhari, Kütübi Sitte’de göremezsiniz ama tahakkuk etmiştir. Tam tarif edildiği gibi, iki uçlu olası, parlak olması, batıdan doğuya gidiyor olması, ve ahir zamanda zuhur etmesi ki, 1400-1500 senede bir çıkan bir yıldız. Çok nadir çıkıyor. Yani bir dahaya zaten dünyanın ömrü yetmez çıkmasına. Oradan hadisin sahih olduğunu anlıyoruz. Ama ibadet konusunda, zayıf hadisle amel etmeye kalkmak çok acayip olur. Yani mutlaka mehzebe göre olması lazım.
SUNUCU: Kuran’da aramalı mıyız Hocam ? Yani Kuran’da böyle bir bağdaşan hadis olduğu zaman Kuran’da herhangi bir ayetle bağdaşan bir hadis mi ibadet noktasında diye Kuran’a dönüp bakmalı mıyız?
ADNAN OKTAR: Mezhebe güvenmemiz lazım. Yani mukallit araştırmak zorunluluğunda değil. Yani mesela biz Hanefiyiz, İmam-ı Azam’a tabiyiz. İmam-ı Azam, Cafer-i Sadık’ın talebesi. Yani artık, çok çok sağlam bir durum var. Cafer-i Sadık’ın talebesi yani.
SUNUCU: Yani bugünkü sorunlar acaba çok araştırmaktan mı çıkıyor? Yani bir teslimiyet olmaması, bir teslimiyet ruhunun olmaması insanlarda yanlış fikirlere mi sebebiyet veriyor acaba?
ADNAN OKTAR: Çok çok tehlikeli. Yani teslimiyet ruhu tam olması lazım. İmamlara güvenmesi lazım. Mezhep imamlarına güvenmesi lazım. Bakın mezheplerin fazlası olur, eksiği olmaz. Bakın fazlası olur, eksiği olmaz. Ne kadar güzel, fazlası olsun, ama eksiği olmasın. Hanefi’de de, Hanbeli’de de, Maliki’de de, Şafi’de de, hepsinde bunu bulursunuz. Yani bu mezheplerden herhangi birine uyan tamamdır. Ama Şia da doğru yoldadır. Caferiler de doğru yoldadır. Vehhabiler de doğru yoldadır. Yani onlar da bizim kardeşlerimizdir. Aleviler de doğru yoldadırlar. Yani Allah onlara onu ilham etmiştir. Onu uygun görmüştür. Cenab-ı Allah onları o şekilde istihdam etmiştir. Biz onları o şekilde kabul edeceğiz. Yani bundan kaynaklanan bir öfke, niza, kavga , çok büyük bir fitnedir ve kargaşadır. Hatta ehl-i sünnetin mezheplerinde bile, “sen Hanefi’sin, ben Şafi’yim”, yani inanılır gibi değil. Bu çok delice bir hareket. Ehl-i sünnet artık yani. Orada bile mezhep kavgasına yatkın bir kısım insanlar. Halbuki Kıblemiz bir, Allah’ımız bir, Kitabımız bir, Peygamberimiz bir, herşeyimiz bir, ne oluyor yani? Ahirette Allah bizim durumumuzu bize gösterecek.
SUNUCU: Bu dünyada biz bilemeyiz.
ADNAN OKTAR: Tabii biz Allah’a tevekkülle, Allah’a teslim olmakla mükellefiz.
SUNUCU: Peki Hocam biz sizi ilk baştan Darwinizm’in çöküşüyle, evrim teorisinin çöküşüyle tanıdık. O şekilde dikkatimizi çekti, araştırmaya, eserlerinizi okumaya başladık .Ve bugün baktığımızda yine birçok programlarda Darwinizm can çekişmekte. Artık bitme noktasına gelmiş durumda. Masonluğa dönüp baktığımızda ise artık insanlar masonluğun korkutucu ürkütücü bir şey olmadığı kanaatinde ki bu yıllar önce böyle değildi. Yıllar önce filanca masondur, aman dikkate edin, aman bulaşmayalım bize bir zararı dokunur gibi üst kurumlarda bile korku hasıldı.Ama bugün baktığımızda artık televizyon ekranlarında dahi yani bir anlamı kalmadı. Artık toplantıları yaptıkları muhabbetler gazetelerde çarşaf çarşaf. Artık bir yaptırımı kalmadı masonluğun diye konuşuluyor. Bu tabii ki hocam kendiliğinden olmadı sizin bu Darwinizme karşı açmış olduğunuz savaşta ve masonlukla ilgili bu yazmış olduğunuz güzel eserlerde bu gitgide çökertildi. Ama bu kolay olmadı tabii ki. Bu süreci bize anlatabilir misiniz hocam?
ADNAN OKTAR: Darwinizm’in ortaya çıkışı milyarlarca insanın da ona inanması yani bu asrın en büyük olaylarından yani çok büyük bir mucizedir. İnanılır gibi değil.Tesadüfe adam iman etmiş. Diyor ki; İstanbul’u, Paris’i, Londra’yı, Medine’yi meydana getiren insanlar bakın dikkat edin, tesadüf sonucu meydana gelmişlerdir. Tesadüflerle. Kromozomlar tesadüfle olmuştur. Proteinler tesadüfle olmuştur diyorlar. Biz ortaya çıktık bir anda darmakeşan oldular. Yani ben neyim? Bir kişiyim. Benim etrafımda çok az bir insan topluluğu var. İngiltere’de, Almanya’da Rusya’da, Amerika’da on binlerce üniversite, yüz binlerce kurumlarca desteklenen bu dev deccali sistem bir üfleme ile yerle bir oldu. Kardeşim dedik; “Siz ne yapıyorsunuz? Niye yalan söylüyorsunuz?” dedik. İki yüz elli milyon fosil var dedik. “ Niye millete doğrusunu söylemiyorsunuz?” dedik. “ Ee doğru” dediler . “ İki yüz elli milyon fosil var”. ” Peki sizin göstereceğiniz ara fosil var mı?”dedik. Bir tane. “Ooo zibil gibi” falan dediler. “İyi bir tane getirin on trilyon vereceğim “ dedim. Bir anda hepsi araziye geçtiler.
SUNUCU: Evet. Hala bu iddianız geçerli.
ADNAN OKTAR: Yok. Milletin gözünün içine baka baka yalan söylediler. Yani milyarlarca insanı hipnotize ettiler. Büyü yaptılar ve kandırdılar. Şu an dünyada utanç duyuyorlar Darwinizmi savunanlar. Türkiye’de de şu an bitmiş vaziyetteler. Gazetelerde çıkıyor hemen anında yalanlarını ispat ediyorum. Neydi o lemur?
OKTAR BABUNA: İda.
ADNAN OKTAR: Evet. O ufak köfteyi çıkarttılar. Hemen onun anında Lemur olduğunu gösterdim. Evrime delil olmayacağını gösterdim. Beyefendiler günler sonra aylar sonra “evet” dediler, “doğru”. Ama ben ispat ettikten sonra.
SUNUCU : Bu ilk Yunanlılarla başlamış herhalde evrim teorisi.
ADNAN OKTAR: Evet. Eski Yunan, Sümerlerde var. Eski Mısır’da var. Firavunlar devrinde var. Aynısı hiç fark yok. Bizim bazı saftorik, güya Müslüman olan insanlar da onlara kanmışlar. İbni Miskeveyh gibi tipler. Yani o zaman Darwin de yok ortada delil de yok. Paleontolojiden hiç haberleri yok. Mikrobiyolojiden haberleri yok. Değil mi? Elektron mikroskobu yok. Hiçbir şey yok. Buna rağmen Darwinizmi savunmuşlar. Şeytan bir yerden bunlara etki etmiş. Ve tesadüfler sonucu tabii bunların iddiaları, ama şu an bu bitti. Masonluk Türkiye’de bitti ama İngiltere ve Amerika’da masonluk mafya sistemine dönüşmüştür. Yani çeteye dönüşmüştür. Ve birbirlerinden korkar bir sistemle devam ettiriyorlar. Herkesin birbirine bir mahkumiyeti oluşmuş durumda. Yani masonluktan çıktığında Amerika’da adama rahatlık vermezler. İngiltere’de rahatlık vermezler. Ama Türkiye’de garibanlaştılar. En gariban masonlar Türkiye’dedirler.
SUNUCU: Bu kolay bir süreç olmasa gerek hocam. Çok ciddi bir mücadele var bunun arkasında sizin yaptığınız. Kendiniz şahsen ve arkadaşlarınızla birlikte 30 yıllık çekilmiş çok ciddi çileler var.
ADNAN OKTAR : EvelAllah, EvelAllah, EvelAllah.
SUNUCU: Bugün belki bizi burada böyle izleyen izleyicilerimiz her şeyi güllük gülistanlık zannedebilirler ama bunun gerisinde çekilmiş çok büyük çileler var.
ADNAN OKTAR: Tabi göğüs göğüse mücadele ettik. Bedelini bize ödettiler kendilerince. Biz de diyoruz elinizden geleni ardınıza koymayın. Beşer beşer, onar onar, yüzer yüzer kafileler halinde gelin ama asla vazgeçmeyiz diyoruz. Bizde öyle korkutmalar, yıldırmalar diye bir konu olmaz. Biliyorsunuz iddia edilen ergenekon örgütünü kullanmaya kalktılar masonluk, ki yüz elli yıldan beri cinayet ve zulüm örgütüdür. İnsanlarımızı da yıldırdılar. Mesela bir ara insanlarımız şahitlik edemiyorlardı. Bir de baktılar ki bu şerefsizler öyle bir şey değil, öyle güçleri müçleri yok. Garibana güçleri yeter eli kolu bağlı adama gücü yeter bunların. Ağzı bantlı adama gücü yeter. Yani eli kolu açık adama güçleri yetmez. Bakın ben şerefsiz diyorum adamlara daha ne diyeyim. Daha başka laf varsa söyleyeyim. Ama şu an milletimizin üzerindeki cesaret daha da bir güçlendi. Yani bir kısım insanlarımız çekiniyorlardı. Onların üzerindeki bu çekinme ruhu gitti. Bakın yağmur gibi her türlü bilgi geliyor artık Allah’ın izniyle. Bunlar da gitgide köşeye sıkışıyorlar. Bunların dini Darwinizimdi. Ama ben bu yargılananlara acıyorum da. Benim bunlarla bir alıp veremediği yok. Onlara bir sözüm yok. Fakat asıl geri planda kalmış sinsi tipler var. Bir de en tehlikelisi ikili oynayan sahtekarlar var. Bakın ikili oynuyor.
SUNUCU: Münafıklık.
ADNAN OKTAR : Bakın münafık. Bakıyorsun bir gün iddia edilen ergenekon örgütü mensubu bir gün bakıyorsun dindar muhafazakar bizden yana. Türk milletini destekleyen Türk Milliyetçisi , vatanperver görünümünde. Mesela onlardan bir tanesi de her devrin adamıdır. Yani adamda her türlü yol var. Tam iki yüzlüdür. Bir tarafa iddia edilen Ergenekon Terör Örgütü’nün mensubu tavrı gösteriyor. Bir tarafa da iddia edilen Ergenekon Terör Örgütü’ne karşı insan tavrı gösteriyor. Tam ikili oynuyor. Yani böyle tipler vardır. Bunlara her devrin adamı derler biliyorsunuz. Oynaktır yani. Sürekli fırıldak gibi döner. Oynaktır bir oraya bir buraya. Her tarafa ışık saçar güya.
SUNUCU: Darwinizmi bugün hala bize dayatmalarının hocam sebebi ne olabilir? Bugün mesela baktığımızda çöktüğünü konuşuyoruz ama bir çok programda, filmlerde, bir çok komedi tarzı yapılan yapıtlarda, hala bize ucundan bucağından Darwinizm’i dayatmaya çalışıyorlar. Hani çok seçici olmayan bir izleyici anlayamaz ama biraz daha dikkatli izlediğimiz zaman bakıyoruz ki hiç umulmadık bir yerden, Darwinizm’in o evrim yanılgısını bize ufak ufak dayatmaya çalışıyorlar. Mesela Hollywood’a baktığımız zaman, Hollywood sinemasında çok fazla böyle film yapılmış. Mesela bugünlerde de çok meşhur olan Kevin Costner’ın bir filmi var. Herkesce de malumdur. Geçen gün tekrar izleme fırsatım oldu. “ Water World”, su dünyası diye. Orda mesela kişinin o halini evrime yorumluyorlar. İşte suda fazla kalması ile solungaçlarının gelişmesi ayaklarının ellerinin palet haline dönüşmesi ki bu evrimi çağrıştıran bir olay ve milyonlarca dolarlar yatırıyorlar bunun için Türkiye’nin dışında. Türkiye’ye baktığımız zaman yine ufak ufak bize dayatmaya çalışıyorlar bir çok programda. Yani çok ufak kaldıkları halde niye böyle bir savaş veriyorlar?
ADNAN OKTAR: 1970’lerde de 1980’lerde de böyle Darwinistlerin, Marksistlerin gariban böyle atom forvet çıkışları olurdu. Yani ilkel çok çok ilkel. Mesela dergilerde, mizah dergisi olurdu. Orada kendilerince hafif sanki kaçamak aradan veriyorlarmış gibi böyle. Zor şartlarda da adamlar o kadar baskı var ki ancak sanat yoluyla veyahut karikatürlerle aralara sıkıştırarak veriyorlar. Onu almak için de insanlar can atıyor. Yani öyle zor bela, sanki esir kampında ekmek atılıyor gibi arada da insanlar kapıyor gibi hava veriyorlar. Yalanın, dolanın gizli anlatılmasına gerek yok ki açıkça anlatsınlar anında suratlarına çarparım. Zaten resmi olarak Darwinizm savunuluyor. Böyle gariban metodlara ne gerek var. Üniversiteler var bununla ilgili. Yüz binlerce üniversite Amerika’da, İngiltere’de, Fransa’da var. Bu konuda görevliler zaten. Yüz binlerce enstitü var. Araştırma laboratuarları var. Bilimsel çalışma yapan kurumlar var. Bunların hepsi Darwinist zaten. Ama vız gelip tırız gidiyor. Değil mi? Sen kocaman bir balon getirirsin incecik bir iğne ile bir dokunduruyorsun. Küt diye patlar. Konu biter. Şu an olay böyle olmuştur. Biz onlara iğne ucu gibi dokundurduk koskoca balon, dünya çapında küt diye patladı gitti. Alenen adam en şahınız gelsin diyorum. Yani artık değil mi? Diyoruz İngiltere’den şuradan buradan kimse profesörleriniz, alimleriniz toplayın gelin diyorum. Nitekim İngiltere’deki gazetelere de ben ilan verdim. Bu Richard Dawkins var meşhur kırmızı yanak al yanak, neşeli bir tip. Gel dedik tartışalım. Uçak paranı vereceğiz, en iyi otelde ağırlayacağız. Saygıda, nezakette en ufak kusurumuz olmaz. İstanbul’da gezi de düzenleyelim. Sadece bize bir yarım saatini veya bir saatini verecek, bir. Balonunu bütün Türkiye’nin, bütün dünyanın gözü önünde, bütün kameraların önünde bir patlatacaktım ama fellik fellik kaçıyor. Ben onunla tartışmam diyor. Peki canım ciğerim kardeşim. Artık ne diyeyim yani nezaketimden? Gidiyorsun, ortaokul çocuklarıyla tartışıyorsun değil mi? Liseli gençlerle tartışıyorsun, Hıristiyan rahiplerle tartışıyorsun; garibanlarla. Niye bunu işin ehlini bilenle gelip tartışmıyorsun? Fazla vaktini de almayacağım. Yarım saatini alacağım. Başka bir şey yok. Bak gazete ilanıyla, İngiltere’de gazete ilanıyla söyledim, gel tartışalım.... Yok, gelmiyor.
SUNUCU: Ses seda çıkmadı.
ADNAN OKTAR: Tabi. O tür filmlerin arasına bilmem ne filan. Bunları bıraksınlar yani. Bunlar çok kötü eski, en kötü metodlar bunlar. Yani sanki baskı altındalarmış gibi. Resmi olarak korunuyorsunuz zaten yani.
SUNUCU: Sevimli göstermeye çalışıyorlar hocam. Çok da ürkütücü birşey değil evrim teorisi gibi sanki insanlara sevimli göstermeye çalışıyorlar.
ADNAN OKTAR: Sevimli... şöyle yapmaya çalışıyorlar; aslında yüz elli yıldan beri, daha da eski vakitlerden beri dünyayı dinsiz yapma projesi vardı masonluğun. Bunu Darwinizmle yapacaklardı. II. Mahmut devrinde başladı bu. Osmanlı’nın içine de bütün din alimlerinin büyük bir bölümünü Darwinist yaptılar. Bir kısım şeyhülislamlara varıncaya kadar onlara Darwinizmi enjekte ettiler. Osmanlı’da paşalarımızın bir kısmını Darwinist yaptılar. Osmanlı’nın çöküş nedeninin tek nedeni Darwinizmin çıkmasıdır. Darwinist felsefedir Osmanlı’yı yıkan. Mesela bir Osmanlı aydınını görüyoruz, şair, ama bakıyorsun mesela Tevfik Fikret şu bu filan Darwin’in kara kalem portresini yapmış. Ona muazzam bir hayranlığı var. O devrin cehaleti içerisinde... elektron mikroskop yok, paleontolojide gelişmeler yok. Hiçbir gelişme yok. Bunlar da tabii bilime karşı derin saygıları var, tek yanlı anlatım var. “İşte biz fosillere baktık, insanlar maymundan türemiş, biz bilim adamıyız, bize güvenin” deyince Osmanlı aydınları bunlara inandı ve Osmanlı’yı gümbür gümbür yıktılar ve Hıristiyanlıkta da muazzam gerileme oldu. Musevilikte de müthiş gerileme oldu. Ama asıl Türkiye’den olayı bitirmek istiyorlardı. Birçok din adamını, resmi görevli din adamını, profesör konumundaki bir kısmını, bazı alimleri gizlice Darwinist yaptılar. Hatta çıktılar televizyonlara görüyorsunuz adam alenen Darwinizm’i savunuyor. Ama yok ‘ben Elhamdülillah Müslümanım’ diyor fakat aynı zamanda Darwinist adam. Nasıl oluyorsa? Bunlara da darbe vurmuş olduk. Yani bunları son kalemde bunları çıkaracaklardı ortaya. Önce diğer profesörleri çıkaracaklardı, en sonunda zaten İslam’a da uygun Darwinizm diyeceklerdi, bunu çıkaracaklardı. Sonra da ‘Yani işte görüyorsunuz herşey tesadüflerle olmuştur, din de yani insanların uydurduğu birşeydir. İyi niyetle yapılmış birşeydir. Dinde de birşey yok. Hadi bakalım artık yani. Tek dünya devleti oldu. Mesela satanistte, komünistte olabilirsiniz, faşistte olabilirsiniz. Yiyin birbirinizi, kırın yıkın, ne yapıyorsanız yapın.’ diyeceklerdi. Avrupa’da şu an benimle ilgili on binlerce haber var. Girin internet sitesine bakın. On binlerce... Yani hemen hemen hiçbir alimi tanımazlar adamlar. Din alimi yani adamlar, ilgilenmezler. Yani risk olarak da görmüyorlar. Ama beni bir numaralı risk olarak görüyorlar şu an. Çünkü Darwinizmin belini küt diye kıran adamım. Ve arkadaşlarım...
SUNUCU: Evet. Bir çok büyük alimlerimiz, hocalarımız var. Herkes Darwinizm’in gerçek olmadığının bilincinde yani. İlim yapmış insanlar bunun farkındalar ama sizin gibi bu konuda savaş açmış, açıkçası ortaya çıkmış, ben buradayım demiş çok fazla insanımız yok. Siz bu noktada bir teklik yaşıyorsunuz, teksiniz. Bu noktada belki çok fazla cefalar, çok fazla eziyetler çektiniz.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah.
SUNUCU: Bu büyük bir cesaret. Elinizi taşın altına koydunuz. Birçok insan inanmıyor Darwinizm’e ama bunu söylemek gerçekten zor bir şey. Yani dediğim gibi büyük olan bir masonluğa savaş açmak demek ki bu çok zor olsa gerek. Siz bu zorlukları yaşadınız. O yüzden size bu çalışmalarınızdan dolayı bir kez daha ben teşekkür etmek istiyorum. Bu noktada izleyen izleyicilerimizden de bu şekilde düşünenler var ve bir tanesini okumak istiyorum müsadenizle.
ADNAN OKTAR: Buyrun, tabii.
SUNUCU: “Muhterem hocam” diyor bir izleyicimiz: “Sizin çalışmalarınızdan sonra Darwinistler bilimin her yönden kendilerini çürüttüğünü görünce uzaylılardan medet ummaya başladılar. Hatta bir kısmı daha da saçmalayarak Darwinizm’i dinle desteklemeye çalışıyorlar.” Az önce sizin de ifade ettiğiniz gibi. “Sanki İslam evrimi kabul ediyormuş gibi iddialarda bulunarak Darwinizm’in tamamen tarihin karanlık sayfalarına gömülmesine engel olmaya çalışıyorlar. Darwinistler artık iyice köşeye sıkıştılar herhalde. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?” demiş Ömer Yılmaz.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Özellikle dış ülkelerdeki Müslüman kardeşlerimiz bu konuda çok saplantılı ve yanlış yoldaydılar. Onlara Allah’ın izniyle böyle Hızır gibi yetiştik. Günlerden beri akşamları İngiltere’de, Amerika’daki büyük radyolara röportajlar sunuyoruz. Bugün de var, akşam da var röportajımız inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bu internet sitesinden canlı olarak izleyebilirler.
ADNAN OKTAR: Evet. Ummah Radyo. Evet.
OKTAR BABUNA: Ummahradio.com’a girerlerse on bir buçuktan itibaren sizin canlı yayınınızı izleyebilirler.
ADNAN OKTAR: Evet. On bir buçukta evet kardeşlerimiz bunu izleyebilirler. İnternete girdiklerinde değil mi? Bu adresle girdiklerinde on bir buçukta internette dinleyebiliyorlar.
OKTAR BABUNA: Evet. On bir buçuktan itibaren evet, evet canlı olarak dinleyebiliyorlar. Ayrıca bir de söylediğiniz konularla ilgili olarak daha detaylı bilgi için mehdi-deccal-masonluk.com sitemize girerlerse orada da anlattığımız konuları detaylı olarak öğrenebilirler inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mehdi-deccal-masonluk.com. Öyle mi?
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: İyi çok güzel.
SUNUCU: Bu arada da ben izleyicilerimize bir hatırlatma yapmak istiyorum; www.harunyahya.org sitemizden hocamızın tüm eserlerini ücretsiz indirebilirsiniz. Aynı zamanda bir sitemiz daha var; www.harunyahya.net sitesine girerek Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz ve yararlanabilirsiniz.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Şimdi Müslüman kardeşlerimize Kuran’da evrim var diyorlardı. Peki dedim canım kardeşlerim, Hz. Musa’nın asasını biliyorsunuz dedik, değil mi? Asayı attığında anında, yıldırım hızıyla yılana dönüştü mü? Dönüşmedi mi? Değil mi? Yılan, bildiğin yılan oldu yani. Üreyen, gezen, yiyen, içen yılan oldu normal. Burada evrim var mı? Yok. O devirde, Hz. Musa’nın devrinde Firavun Darwinizm’i savunuyor muydu? Savunuyordu. Hz. Musa ilk ne yaptı? Yaratılışı ispat etti. Önce onların Darwinist, evrimci düşüncesini ortadan kaldırdı. ‘İşte Allah böyle yaratır. Aniden yaratır.’ şeklinde onlara, iman edecekleri şekilde bir bilgi vermiş oldu. Hz. İsa Mesih devrinde Roma kafası vardı. Eski Yunan kafası vardı. Onlar da evrimi savunuyorlardı. Ne yaptı? Cenab-ı Allah ona dedi ki, çamurdan kuş biçiminde bir şey yap dedi. Aldı normal balçık çamurdan kuş biçiminde birşey yaptı. Üfür dedi. Anında uçtu. Kuş normal kuş. Yumurtluyor, yani yuva yapıyor. O kadar. Evrimin olmadığını onlara gösterdi. Ama en fazla on iki kişi iman etti o zamanlar. Yani insanların katılığını düşünün o devirdeki. Hz. İsa gibi muhteşem bir varlığın yanındalar, bu kadar güzel bir insanın yanındalar ve peşpeşe harikalar gösteriyor. Buna rağmen daha hala inananların sayısı on iki kişiyi geçmedi.
SUNUCU: Gözleriyle gördükleri halde...
ADNAN OKTAR: Gözleriyle gördükleri halde. Ama Cenab-ı Allah’ın ona bir müjdesi var Hz. Mesih’e. İkinci gelişinde diyor Cenab-ı Allah: “Ehl-i kitaptan, Hıristiyanlardan ve Musevilerden sana inanmadık tek bir kişi bırakmayacağım diyor Allah. Hepsini iman ettireceğim diyor. Kuran ayetiyle Allah söz veriyor.
SUNUCU: Ne güzel bir müjde...
ADNAN OKTAR: Tabii. Ve diyor: “(Seni sevenleri) Sana inananları kıyamete kadar küfrün üstüne geçireğim.” Dünya hakimi yapacağım sizi diyor, ki o devirdeyiz şu an. İnşaAllah.
SUNUCU: Ne kadar güzel. İzleyicilerimizin çok güzel soruları var hocam. Bu arada değerli izleyenlerimiz ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden bizlere sorularınızı, görüşlerinizi iletebilirsiniz. Burada hep birlikte program yapmış olalım sizin de katılımlarınızla. Hocam yine soruyla devam etmek istiyorum bir izleyicimizden: “Hocam hayırlı akşamlar.” demiş. “Siz geçen röportajlarınızda Hz. İsa’nın geliş alametlerinden birisinin dünya liderlerinin İslam’ı öven sözleri olduğunu söylemiştiniz. Venezüella devlet başkanının İslam’ı öven sözleri dikkat çekmektedir. Hocam net olarak sormak istiyorum,Hz.İsa şu an yeryüzünde mi? Hepinizi Allah’a emanet ediyorum, sizleri çok seviyorum.” Paşa Yavuzyiğit Sakarya’dan göndermiş.
ADNAN OKTAR: Şimdi işin doğrusu, ateist bilinen, Darwinist bilinen dünya liderleri koyu dindar oldular ve İslam’ı savunur hale geldiler. Şimdi bu bende bir şüphe meydana getirdi.
SUNUCU: Çelişki var.
ADNAN OKTAR: Yani tabii. Mesela Amerika’da böyle, İngiltere’de böyle, Fransa’da böyle. Yani en uç ülkelerin liderleri İslam’ı ve Kuran’ı, Rusya...
OKTAR BABUNA: Venezüella.
ADNAN OKTAR: Putin de, Venezüella da öyle, yani hepsi Kuran’ı ve İslam’ı savunur hale geldiler. Bu Mesih’in geliş alametidir. Geliş alametlerinden bir tanesidir. Ama kesin bir şey diyemiyorum. Yani Allah-u alem diyorum. Gelmiş de olabilir. Çünkü belirli bir süreç mücadele verecek Mesih geldiğinde, kendini gizleyecek, çünkü Said Nursi diyor, geldiği vakit kendisi dahi kendini bilmez diyor Mesih. Yakın talebeleri diyor, onu imanın nuruyla tanırlar diyor. Ve uzun bir mücadele devresi olacak onun da. 1400 kadar talebesi olacak diyor hadiste Peygamber Efendimiz (sav). Mehdinin 313 kadardır, Hz. Mesih’in de 1400 kadardır. Said Nursi diyor onun askerce ve mektepçe ilmi ve maddi ordularına nispeten diyor deccaliyete karşı, bir minarenin yanında bir çocuk kadardır diyor. Mesih’in arkadaş grubu diyor. Çok çok azdır diyor, bu çalışmalar sonucunda netice alacaktır. Ama benim kanaatim 15 yıla kadar çok net belli olacaktır. Yani ben buradayım, herkes de burada, bakın ben açıkça söyledim Mehdi‘yi 10 yıla kadar net anlayacağız, Mesih’i de onbeş yıl sonra inşaAllah göreceğiz Allah’ın izniyle.
SUNUCU: İnşaAllah. İslamiyet’in doğuşu gibi tekrar diyelim, Peygamber Efendimiz (sav)’in de..
ADNAN OKTAR: Evet sahabe dönemi gibi olacak inşaAllah.
SUNUCU: İlk başladıklarında bir iki üç kişlerken daha sonra Mekke’ye döndüklerinde muhteşem kalabalıkla döndüler inşaAllah tekrar o günleri asr-ı saadet’i bir daha Rabbim yaşamayı nasip etsin. Hocam sorularla devam mı edeyim?
ADNAN OKTAR: Edelim.
SUNUCU: “Hocam yaptığınız hizmetlerden dolayı Allah razı olsun. Son zamanlarda ülkemizde sık sık çocuk kaçırma ve kaybolma vakaları oluyor. Ancak çoğunlukla bulunamıyorlar. Bunun Müslüman bir ülkede olması canımızı acıtıyor ayrıca. Biz hiç çocuklarımızı sokağa çıkaramayacağız mı? Görüşlerinizi bekliyorum iyi akşamlar.” demiş Şenay Çaykuş. Hocam bütün dertlerini tasalarını izleyicilerimiz artık size söylüyorlar.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah. Onu ben geçenlerde duydum. Tam bir kabus bu. Yani çok şaşırtıcı, bu önümüzdeki günlerde Türkiye çapında yoğun bir kampanya yapalım. Bu çocukların mutlaka bulunması lazım. Yani bunlar sabi, ağzı var dili yok. Kendini korumayı beceremez. Belli ki psikopat bunları kaçıranlar ve tehlikeli insanlar. Yani yeri göğü, her yeri aramamız lazım. Yani nere varsa. Mahalleler, sokaklar, özellikle o çocukların kaybolduğu semtlerde. Bir de bu çocukları herhalde dilenci yapıyorlarmış. Onu akşam sordum çocuklara, noluyor bu çocuklara diye, mesela bütün bu dilenci yapılan çocukların hepsi kontrolden geçirilsin. Yani nerden gelmişler mesela bunların kromozomları da, çocukların değil mi, babası anlaşılıyor onların, evet o bakılıyor. Burada da tespit edilebilir. Bir kere hepsinin tek tek bu yönde tespiti gerekir. Bir de organ mafyası kaçırıyormuş herhalde, İsrail’de mi birşeyler anlatmışlardı akşam?
OKTAR BABUNA: Evet söylendi o şekilde inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. İsrail’de bir organ mafyası var diyorlar. Ama başka ülkelerde de vardır o sırf İsrail’de değildir o, laf o. Yani bir kalp veyahut karaciğer değil mi? Nereden buldu onu değil mi her hastanenin bunu sorması lazım nakil yapıldığında. Onun genetik yapısına bakıp, yani al sana kalp, al sana karaciğer diyorsa yani bu freddynin kabusu gibi bir şey yani bu çok dehşet verici bir olay bu.
SUNUCU: Gitgide artacaktır o zaman bu vakalar.
ADNAN OKTAR: Efendim?
SUNUCU: Gitgide artacaktır eğer bu kayıtlı değilse.
ADNAN OKTAR: Yani müthiş rezalet bu, muazzam rezalet yani öyle bir şey oldu mu adamın direk ensesine çökmek lazım. Nereden buldun diye sen bunu. Yani, ‘aa ne iyi ver hemen monte edelim’ olmaz. Değil mi? Mesela buralardan bunlar yakalanabilir. İlla ki demek bu tür menfaatleri var. Buradan yakalanabilir. Bu konuda bütün dünyanın her yerinde kanun çıkarılması gerekiyor. Yani mutlaka kökeninin ne olduğu sorulması lazım. Sahipsiz çocuklar da bulunduğunda mutlaka sorulması lazım. Mesela bir adam durduk yere bir küçük çocuk peydah oluyor adamları ilgilendirmiyor. Olur mu öyle şey? Ama bu tabii, en iyi ihtimal bu tabii, alıp mesela çocuk yanına bakıyor filan o yine en iyi ihtimal ama öbürleri korkunç vahşet yani rezalet, onun için göz açtırılmaması gerekiyor. Ben sayın Başbakanımıza buradan rica ediyorum, istirham ediyorum. Ne tür kanun düzenleme gerekiyorsa hemen yapılsın. Biz millet olarak hazırız. Mesela bize deseler ki 24 saat arayacaksınız, ararız.
SUNUCU: Birçok kişi de arar herhalde hocam insanların içi acıyor hocam gerçekten bunları görünce.
ADNAN OKTAR: Tabii, yani müthiş rezalet, nasıl olur,yani iğne değil ki bu kaybolsun yani. Koskoca çocuk nasıl kaybolur. Değil mi? Nihayet nereye saklayabilirler yani? Evlerin tavanarasına kadar aranır, her yer aranır. Bulunmuyor diye bir konu yok. Bir de kuşkulu olaylarda vatandaşlarımız ihbar etsinler. Bilgi versinler. Yani ihbar çok önemlidir böyle şeylerde.Mesela birdenbire bir anormallik varsa, yani bizim emniyet birimlerimiz nezaketlidir yani doğru olan ihbarı iyi değerlendirirler. Ama tabii bu konuda da vatandaşın canını yakmayacak tedbirler de almak lazım. Mutlaka gereğinin yapılması lazım. Yani bu zamanla düzelir beklenir diye bir konu olamaz.
SUNUCU: Hocam bu vahşetleri bu korkunçlukları İslam ahlakının yayılmaması ile karşımıza çıkıyor.Yani İslam ahlakı insanın üzerine gerçekten olmuş olsa, insan o ahlak üzere yaşasa herhalde hiç bu tip problemler yaşamaz ne ülkeler ne dünyalar. Yani kapıya polis koyacağınıza insanların kalbine Allah korkusu koyun diyoruz ya, bu nokta herhalde çok önemli.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Tabii Darwinist materyalist yetiştirirsen bir insanı, Allah’tan korkusu yoksa, zalim ruhluysa, bu tip olaylar onun için çok normal. Yani bir çocuğu o zaten maymun olarak görüyor maymunun karaciğerine kalbine ihtiyacı oluyor onun düşüncesine göre, ne var diyor, koyunu da kesiyoruz diyor bu da onun bir türü diyor, bu da bir canlı diyor bunu da keser iç organlarını kullanabiliriz diyorlar, yani böyle bir mantık gelişmiş oluyor. Allah’tan korkanın yani ciğeri parçalanır böyle birşeyin tahayyülü bile mümkün olmaz Müslüman için. Aklından dahi geçiremez. Allah’tan korkar yani.
SUNUCU: Yani yeryüzünde insan halife olarak gönderilmiş ama Darwinist mantıkla az önce ifade ettiğiniz gibi insanın hiçbir değeri yok yani hayvandan hiçbir farkı kalmamış oluyor.
ADNAN OKTAR: Tabii, 350 milyon insanı komünistler faşistler biliyorsunuz Birinci Dünya harbinde, İkinci Dünya harbinde katlettiler
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR: Nedir o konuşmalar, ilan falan mı? Bir şey yok tamam.
SUNUCU: Hocam sorularla devam etmek istiyorum çünkü programın içine sığdıramıyoruz sorularımızı.
ADNAN OKTAR: Buyrun.
SUNUCU: “Adnan Bey, Türk İslam Birliğinden, İslam ahlakının hakimiyetinden,” sorularımızla da konuşmalarımız paralel ilerliyor herhalde, “Hz. İsa’nın nüzulunden , Hz.Mehdinin gelişinden sadece siz bahsediyorsunuz” demiş izleyicimiz. “Biz ayet ve hadisler vesilesiyle söylediklerinizin gerçekleşeceğine inanıyoruz. Ama diğer bazı din alimleri neden ya konuyu saptırmaya ya da unutturmaya çalışıyorlar? Halkı yanlış yönlendirmekten dolayı sorumlulukları olduğunu bu hocalar hiç düşünmüyor olabilirler mi?” demiş Mustafa Artun Fatih’ten.
ADNAN OKTAR: Şimdi doğru söylüyor kardeşimiz. Bir din aliminin Kuran ahlakının dünyaya bir an önce hakim olmasını istemesi farzdır. Kuran’ın dünyada 10 saniye bile yaşanmaması büyük bir felakettir ve çok büyük bir acıdır.Yani haramdır, Müslümanların bölünmüş parçalanmış olması haramdır. Birleşmeleri de farzdır. Bunun teşvik edilmesi çok hayati bir konu. Yani namaz gibi, oruç gibi çok önemli bir ibadettir bu. Bunun ihmali haramdır. Açıklaması yok. Yapmayanlar ahirette hesabını verecekler.
SUNUCU: Bir de hocam gaybi bir olay olduğu için bu olay, yani Hz. İsa’nın gökten inmesi, insanlara hani belki ilim olarak değil de bilimsel açıdan imkansız gibi geliyor. Bunu insanlara anlatabilmek çok zor. Belki bu noktada yanaşmıyorlardır yani hiç anlatmaya diyebilir miyiz? Çünkü insanları inandırmak zor böyle bir şeye.
ADNAN OKTAR: Yani hadi imanın en zayıf noktasından alalım. En zayıf noktasına geldiğini düşünelim. İslam Birliği’ni istesin. Yani madem Mehdi’ye de iman edemiyor, Hz. İsa’nın inişine de iman edemiyor. İslam Birliği’ni istesin yani bunu istemede ne kaybı olabilir? Yani iki kelime diyecek ki, ‘ben Türk İslam Birliği’ni istiyorum İslam ahlakı bütün dünyaya hakim olsun. Bunun için gayret edelim arkadaşlar’ diyecek. ‘Elimizden geleni yapalım. Şu an dahi bu mümkün, bu aylarda dahi bu mümkün hep birlikte gayrat edelim’ desin. Ne var bunda? Bunu da söyleyemiyorlar. Yani söyleyenler var, ben tenzih ederim, ama söyleyemeyen çok büyük bir kitle var.
SUNUCU: Aslında Müslümanın tek hedefinin bu olması gerekiyor.
ADNAN OKTAR : Çok hayati bir konudur yani bu. Yani Kuran niçin iniyor? Kuran hükümleri uygulansın, Kuran ahlakı insanları sarsın diye Cenab-ı Allah gönderiyor. Yani Kuran’ı paketine koyup duvara asma mantığındalar. Aman Kuran’a dokunmayın, zaten anlamazsınız, susun, sadece namazınızı kılın, camiye gidin-gelin, orucunuzu tutun, başka işlere de karışmayın. Yani böyle bir mantık geliştiriyorlar ve buna ön ayak olan hocalar da oluyor. Bunu da halkımız görüyor. Kuran’ın iniş amacı, bütün dünyanın Kuran’dan istifade etmesidir ve bunun meydana gelmesi için de Cenab-ı Allah Kuran’da farz olan ayetler indirmiştir. Allah, Nurunu tamamlayacaktır diyor Allah ayette. Nur, her yönden tamamlanması ne demektir? Bütün dünyaya hakim olmasıdır İslam’ın. İnşaAllah. Yani Kuran’ın inişiyle tamam Cenab-ı Allah Nurunu o yönüyle tamamlamıştır ama hakimiyet yönüyle tamamlamamıştır Cenab-ı Allah. O yönde gayret edilmesi gerekiyor, istenmesi gerekiyor. İstenmeyince de Cenab-ı Allah nasip etmiyor. Ahir zamanda, Mehdi devrindeyiz. Mehdi’nin ve Hz. Mesih’in zamanında İslam zaten dünyaya hakim olacak. İnsanlar istese de istemese de hakim olacak. Sussalar da susmasalar da hakim olacak. Onu için yani ‘hocalar anlatmıyor ne olacak’ demesine kardeşlerimizin hiç gerek yok, tedirgin olmalarına gerek yok. Yani sadece uyarı olarak bunun önemi vardır. Ama yapmamalarından dolayı herhangi bir meyusiyet yahut hüzün haram olur. Böyle bir şeye insanların hiç ihtiyacı yoktur.
SUNUCU: Peki Hocam Hz. Mehdi’nin ve Hz. İsa’nın geleceğine inanmamak itikadi bir bozukluk olur mu insanların inançlarında?
ADNAN OKTAR : Ehl-i Sünnet itikatında Mehdi’nin varlığına ve Mesih’in inişine inanmamak imani itikadi bir konudur.
SUNUCU: Problem olabilir yani.
ADNAN OKTAR : Evet. Problem olabilir. Özellikle Hz. Mesih’in inişi. Çünkü ayet var onda. Çok açık sarihtir. Mehdi’de de tevatür hadis vardır. Mütevatir hadise inanmak biliyorsunuz mecburidir yani vaciptir. Yani Mehdi’nin zuhuruna inanmak vaciptir. Mesih’in inişine inanmak yine aynı şekilde vaciptir yani açık ayet var tabii.
SUNUCU: Ayet olduğu sürece. Peki Hocam, Hz.Mehdi’ye girmişken biraz Hz. Mehdi’den bahsetmek istiyorum ben. Mehdi (a.s.) için baktığımız zaman Musevilerde de, Hıristiyanlarda da Hz. Mehdi beklenen bir kişi.
ADNAN OKTAR : Evet.
SUNUCU: Sadece bizim inancımızda değil. Museviler’de olan ‘Habah’ herhalde diye tabir ettikleri, ‘beklenen dünya’ ismiyle geçiyor, Hıristiyanlar’da yine ‘Milenyum’ diye adlandırılıyor Mehdi’nin geliş tarihi. Peygamber Efendimiz(s.a.v.) ‘Altın Çağ’ olarak belirlemiştir. Peki Hocam, onların kitaplarına baktığımız zaman ne tür sinyaller, ne tür açıklamalar var Hz. Mehdiile ilgili ki herhalde ‘Ben-i İsrail Oğulları’ diye geçen de Yahudiler’in Kitabı’nde geçen de Mehdi’nin cemaati olarak geçtiği söyleniyor.
ADNAN OKTAR : Evet.
SUNUCU: Onların kitaplarına değinirsek Hocam ne şekilde bahsediyor Mehdi’den?
ADNAN OKTAR : Ahir zamandaki Ben-i İsrail, Mehdi ve talebeleridir. Davut (a.s.) soyundandır aynı zamanda Mehdi. Hz. Davut soyundandır ve Resulullah (s.a.v.)’ın soyundandır. Yani Peygamberimiz (s.a.v.)’in sahih hadisleri var. Çok fazla hadis var. Seyyiddir. Seyyiddir ve Hz. Davut soyundandır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zaten söylüyor, Ben-i İsrail görünümündedir diyor Mehdi için. Sadece ona mahsus olarak. Ben-i İsrail’den bir recul görünümündedir diyor. Yani Ben-i İsrail’li bir insana benzer baktığınızda diyor görünüş olarak ve Fatıma’nın soyundandır diyor. Evladım Fatıma’nın soyundandır ve Hz. Ali’ye de söylüyor, senin soyundan olacak diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Tevrat’ta Mehdi çok kapsamlı anlatılır yani en geniş Tevrat’ta anlatılır. Yani görünümü, tavrı, barışcıl olacağı, kan dökmeyeceği, uyuyan kişiyi uyandırmayacağı, onun devrinde silahların ortadan kalkacağı. Mehdi diyor evinde sedirinden insanları yönetir diyor. Yani öyle hani böyle bir..
SUNUCU: Elinde kılıcıyla..
ADNAN OKTAR : Evet o tarzda değildir diyor. Yani son derece barışcıl ve merhametli bir insan olduğu belirtiliyor. Yüzünün parlaklığı, nuru, temizliği, güzel ahlakılığı Tevrat’ta çok açık anlatılır ve aynı bizim gibidir onlar da dünyanın 7000 yıl ömrü olduğuna inanıyorlar onlarda. 7000 yılın da dolduğuna inanıyorlar. Yani hicri 1400 ve 1500 arasında herşeyin olacağına inanıyorlar. Ben, hahamlar buraya geldi Sanhedrin Hahamları onlarla da görüştüm. Onlar da aynı konuda ittifak halindeler. Yani 1500’den sonra da kıyamet bekleniyor. Said Nursi Hazretleri hicri 1545 diyor, Allah-u Alem doğru söylüyor. Yani tabii Cenab-ı Allah’ın katındadır. Ama 1545’de olduğunda, demek ki doğruymuş diyeceğiz inşaAllah. Ama illaki 1545’de olur bu şekilde buna inanın diyemeyiz, bu farz değildir bu. Ama dedikleri genelde çıkıyor Said Nursi’nin. Genelde derken hepsi çıkmış şu ana kadar. Suyuti’nin izahlarına da uygun. Çünkü 8 tane hadisi var Suyuti’nin, sekizi de dünyanın ömrünün 7000 yıl olduğunu söylüyor ve bunun 5600 yılı geçmiştir diyor. 7000’den 5600’ü çıkarttığımızda 1400 kalıyor. 1400 ile 1500 arasında herşeyin olup bitmesi gerekiyor. Alametlerden de görüyoruz. Şu an dünyada yer yerinden oynuyor. Yani İslam’ın muhteşem bir gelişmesi var. Yani mesela bak Sanhedrin ilk defa Sanhedrin Meclisi kuruldu. Hz. Musa devrinde kurulan bir meclistir Sanhedrin Meclisi. 70 kişilik var ya, Kuran’da da geçiyor. İlk defa Sanhedrin Meclisi kuruldu ve onun hahamları geliyorlar bazen meclisin en kıdemli insanları geldiler. Şimdi önümüzdeki günlerde yine gelecekler.
SUNUCU: Ne kadar güzel bunu sizden duymuş olmak.
ADNAN OKTAR : Onlar da bunun heyecanı içersindeler. Yani eskiden Mesih diyorlardı şimdi yazışmalarda hep Mesih-Mehdi diye söylüyorlar. Yani ikisini Mesih (Mehdi), parantezi kapatıyorlar o şekilde yani. Mehdi ile Mesih’in aynı kişi olduğunu biliyorlar ve bizi de kurtaracak diyorlar Mesih-Mehdi.
SUNUCU: Peki Hocam, onların inancı ne yönde? Mesela Hz. Mehdi geldiği zaman tüm dünyaya İslam’ın hakim olacağı düşüncesindeyiz. Musevilerin, Hıristiyanların Mehdi hakkındaki hakkındaki fikri ne? Yani onlar da Mehdi geldiği zaman, Hz. Mehdi geldiği zaman ne olmasını bekliyorlar, dünyadaki beklentileri ne onların?
ADNAN OKTAR : Hıristiyanlar, doğrudan Mesih’i bekliyorlar. Mesih Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in bize bildirdiği bilgiyle, Buhari, Muslim gibi sahih hadis kitaplarında var. Mehdi’nin vezir ve yardımcısıdır. Mehdi ile birlikte namaz kılacaklar. Mehdi imamlığa geçecek, hatta Mehdi imamlığı kabul etmiyor biliyorsunuz, sırtından iterek iki kere ısrarlı takibi sonucunda bu olay oluşacaktır. Yani Mehdi nezaketen kabul etmeyecektir imamlığa geçmeyi. Ama o vahiy ile hareket ettiği için, aynı onun bu konudaki direncini kıracaktır Mehdi’nin. Ondan sonra zaten dünya hakimi olmuş oluyor Mehdi. Yani çünkü Hıristiyan aleminin lideri olarak çıkacak Mesih, hepsini Müslüman yapacak. Hepsini Kuran’a davet edecek. Zaten samimi inceleyen kişilerin Kuran’a tabi olacağını Cenab-ı Allah söylüyor. Yani samimi Musevi alimlerinin de, yani derin alimlerin, büyük alimlerin Kuran’ı incelemeleri durumunda Kuran’a tabi olacaklarını Allah açıkça bize vahiy ile bildiriyor. Ve nitekim biz görüştüğümüzde, mesela ben bir değerli bir alim var Musevi alimi, sordum ne diyorsunuz Kuran için, arkadaşım sordu daha doğrusu, “Tabii ki doğru” diyor. Yani bitti işte, bu kadar yani.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR : “Tabii ki Hak Kitap” diyor yani ve “o da Hak Peygamber (s.a.v.) tabii ki” diyor, yani bu. Ama azdır diyor bunu fark eden diyor, Musevi alim sayısı azdır diyor. Zaten Kuran da öyle söylüyor. Yani anlaşılmayacak gibi değildir ki Kuran, çok aleni, açıktır yani Hak Kitap olduğu.
SUNUCU: Yani okuyabilen için, içinde çok büyük ibretler var. İnsanlar anlayabilirler belki ama belki her kesimden insan içerisini, içeriğini okumuyor fark etmiyor diyebiliriz.
ADNAN OKTAR: Biz derinliği olan, samimi olan insan anlar. Ama çok sati bakan, ön yargılı, katı olan, vicdanı kasılmış bir insanın anlaması tabii olmuyor. Cenab-ı Allah hidayet vermiyor öyle insanlara.
SUNUCU: Evet. Allah hepimize hidayet nasip etsin.
ADNAN OKTAR: Evet. İnşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah. “Hocamıza ve tüm izleyicilerimize selam ve saygılarımı iletiyorum” demiş bir izleyicimiz.
ADNAN OKTAR: Aleyküm Selamlar,
SUNUCU: “Hocamız cinlerin görünümünün korkutucu olduğunu söyledi.”
ADNAN OKTAR : Doğru.
SUNUCU: “Acaba bunun hikmeti nedir açıklayabilir mi?” Herhalde dikkatli izleyicilerimizden biri yine. Dün bahsetmiştiniz bu konudan.
ADNAN OKTAR: Çok sevimli bu.
SUNUCU: Bir kaç sorusu daha var Hocam isterseniz cevap alalım.
ADNAN OKTAR: Evet onu cevaplayalım. Normalde hakikaten insanları rahatsız etmek istemiyorlar. Görünümleri; ayak uçları şöyle konik oluyor cinlerin bilinir yani erbabı da bilir. Yani şu topaç var ya, çocukların oynadığı topaç?
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR: Normal insan böyle basar o böyle değil, yani sivri ayak uçları yani. Şu konik geliyor yere doğru, mesela sırf o başlı başına yeter bir insana tedirgin olması için. Bir kısmı uzun boylu oluyorlar. Bir kısmı çok kısa boylu oluyorlar zaten herkes bilir. Onların geleneksel kıyafeti külahtır, kırmızı külah giyerler, uzun sivri kırmızı külahları vardır, dünyanın her yerinde öyle görür görenler, yani klasiktir onlar. Ama istediklerinde tabii bir hayvan şekline de girmesi, mesela bir akrep, bir kedi, bir yılan şekline de girebiliyorlar. Yani onlar öyle çok yeteneklidir. Eşya şekline de girebilir cin isterse yani öyle şey var mesela. Ama insanları korkutmalarını Allah yasaklamıştır. Yani insanlara yanaşamıyorlar, o şekliyle görünemezler. Yüzleri de o kadar düzgün olmuyor işin doğrusu yani. Fakat istediğinde çok güzel insan şekline girebilir cin. Yani mesela çok güzel bir kadın görünümüne, güzel bir insan görünümüne girebilir. Yani o yetenekleri de var ama normal halleri normal değildir. Onun için de yani insanlar tabii o haliyle görüşmek istemezler. Bazen suda görünme olayları var, o da korkutur insanları. Yani suda görünebilirler. Yani görmelerini pek tavsiye etmem, yani görmeye pek yanaşmasınlar da. Fakat çok önemli konularda bilgi almak için olabilir, yani çok hayati konularda, vahim bir konuysa, yani Müslümanlar hakikaten zor durumdaysa bilgi alınabiliyor. Ben zaman zaman öyle Allah vermesin bizim öyle birkaç kere başımız sıkışmıştı, zor durumumuz olmuştu. Bir kız arkadaşımızın kaçırılması olayı olmuştu, onda bilgi almıştık. Çok detaylı, kapsamlı bilgi vermişti hakikaten. MaşaAllah. Allah razı olsun bir dindar cin talebemiz var. Ondan sonra yine bir olay olmuştu onda da, dün de anlatmıştım, suçluları an an bize bildirdi biz de an an polise bildirdik.
SUNUCU: Bizden daha önce mi yaşıyorlar Hocam zaman olarak? Bize bilgileri nasıl iletebiliyorlar?
ADNAN OKTAR : Yani çok yaşıyorlar mesela 1300 sene yaşıyorlar 1400 sene yaşıyorlar. Yani ışık hızıyla hareket ettikleri için onların zamanıyla bizim zamanımız aynı değil. Normalde onlar bizim gibi yaşıyor ama ışık hızıyla hareket ettikleri için zamanda esneme oluyor onlarda. Yani öyle anlaşılıyor. Mesela o olayda, adli olayda her verdiğimiz bilgiyi polis doğru olarak tasdik etti ve sonunda şahıslar yakalandılar. Adım adım yani, her adımını cinden öğrendik. Mesela şu an şuradadır şu an şurada dedik. Bakın her verdiğimiz bilgiye de polis doğru dedi. Doğru bilgi vermiş olduk.
SUNUCU: Evet Hocam zamanın nasıl geçtiğini pek anlayamadık, bir ufak reklam aramız varmış müsadenizle.
ADNAN OKTAR : İnşaAllah.
SUNUCU: Değerli izleyenlerimiz reklamların ardından sohbetimiz aynı sıcaklıkta, aynı samimiyetle ve aynı içtenlikle devam edecek inşaAllah.
Evet değerli izleyenlerimiz yeniden merhabalar. Reklamların ardından sohbetimize kaldığımız yerden devam ediyoruz. Kral Karadeniz’den ve Gaziantep Olay TV’den bizileri izleyen değerli izliyenlerimiz, bu arada tekrar hatırlatmak istiyorum, Mavi Karadeniz’den programımız şu anda canlı olarak veriliyor ve her gün programlarımız canlı olarak 106.4 Mavi Karadeniz’den devam edicek, ahirzamansohbetleri@hotmail.com dan da sorularınızı bekliyoruz değerli Hocamıza. Hocam bir soruda kalmıştık, cinlerden bahsediyorduk reklam aramız oldu. Peki Hocam bir şey sormak istiyorum. Cinlerin eğitilmesi mümkün mü? Yani insanların cinlerden etkilendiğini ve bu tip hocaların olduğu bir toplumda yaşıyoruz, cinci hocaların olduğu bir toplumda yaşıyoruz. İnsanlara zarar vermediklerini söylüyorsunuz ama, insanlar bunun tam aksini belki kendilerince söylüyorlar ve bunun için birçok hoca türedi günümüzde.
ADNAN OKTAR : Yok, öyle bir şey olmaz. Yani hani musallat oldu bilmem ne, şöyle oluyor, böyle oluyor anlatıyorlar. Böyle bir şey yok. Yani karabasan dedikleri olaylarda ya tansiyonu yükseliyor ya bir rahatsızlığı oluyor. Doktorumuz daha iyi bilir.
OKTAR BABUNA: Estağfirullah.
ADNAN OKTAR: Değil mi bunlar.
OKTAR BABUNA: Evet. Tıbbi rahatsızlık.
ADNAN OKTAR: Bunlar organik rahatsızlıklar. Tıbbi rahatsızlıklar, alakası yok. Yani böyle şeylerde kendilerini mağdur ettirmeleri çok hem komik olur hem de mahçup edici bir şey. Çok çok yanlış, böyle bir şeye girmesinler. Allah’a dua etsinler, Ayet-el Kürsi okurlar, tamamdır, yani öyle bir, cinlerin o tarz bir özelliği yoktur.
SUNUCU: Peki Hocam sizin ağzınızdan özellikle duymak istiyoruz. Cinlere inanmayan çok fazla insan var ve bu ayetle sabit. Cinlere inanmayan insanların durumu nedir sizce Hocam? Ayette sabit olduğunu biz biliyoruz, belki inanmayanlar bilmiyorlar orasını bilemeyeceğim ama inanmayan çok fazla insan olduğunu belki görüyoruz ekranlardan.
ADNAN OKTAR: Cinlere değil Allah’a inanmıyor zaten. Ahirete inanmıyor, cin gene gerilerde alan bir konu oluyor. Olabilir yani, inanmıyor olması normal. Yani çünkü Kuran’a göre inanmayan insanlar var. Ehl-i Küfür vardır, inanmayacaklardır. Ama Cin Suresi var ve cinlerle ilgili başka ayetlerde de çok detaylı, kapsamlı Cenab-ı Allah’ın açıklamaları var. Onlar da bir taifedir. Ama yani cinlerin sadece bilgi almada faydası olacak insanlardır. Hz. Süleyman zamanında gerçi işte güçte de çalışmışlardır, yani teknik konularda da çok iyi bilgisi vardır cinlerin. Yani teknolojiyi, teknik aletlerin yapımında falan çok yeteneklidirler. Ama asrımızda benim gördüğüm haber almada çok iyiler yani o yönde faydaları olabilir, çünkü teknolojide onlara pek ihtiyaç hasıl olmuyor. Kayıp bir şeyin bulunmasında faydaları olabilir. Mesela Tevrat’ın aslı bulunacak, İncil’in aslı bulunacak, kutsal bazı emanetler var, bu Ahit Sandığı var, biliyorsunuz Musevilerce de kutsaldır ve Kuran’da da geçer, Ahit Sandığı’nın bulunmasında onlar da yardımcı olacaklar. Yani o kadardır. Ama günümüzde de işte çok vahim bir olay olursa o konuda faydalanılabiliniyor. Ama yani inan Müslüman bir kişinin inanmaması olmaz zaten, dinden çıkar. Ama genel olarak hiçbir şeye inanmıyorsa, inanmayabilir.
SUNUCU: Zaten onlar da imtihandalar değil mi Hocam ? Onlar da cennet- cehennemle mükafatlandırılacaklar veya..
ADNAN OKTAR: Tabii. İnşaAllah.
SUNUCU: Cezalandırılıcaklar. Şamil Sözbilici kardeşimizin birkaç sorusu vardı, ilk başı cinlerle ilgiliydi. İkinciyi sorayım Hocam. “Sayın Hocam, Hillary Clinton Pakistan’da Muhammed İkbal’in mezarını ziyaret etti. Başörtüsü takarak dua etti. Sizce Clinton’ın bu yaklaşımı Başkan Obama’dan sonra İslam dünyasına yeni bir mesaj vermeyi mi amaçlıyordu?”
ADNAN OKTAR: İşte bunlar çok hayret verici gelişmeler. Yani İslam’a karşı hakikaten derin bir sevgi, muhabbet oluşmaya başladı dünya liderlerinde ve alenen ifade ediyorlar. Yani hemen hemen dünyanın ileri gelen bütün liderleri bu konuda ittifak halinde görünüyorlar. Bu da ahir zamanın bir özelliği. Ahir zaman içinde olduğumuzu gösterten mühim delillerden bir tanesidir. Mesih’in ya geldiğini, ya gelmek üzere olduğunu gösterten de büyük delillerden bir tanesidir.
SUNUCU: “Darwinistler, halis niyetli olmayan din hocaları, materyalistler ve ülkemizin ferahlamasını istemeyenler hepsi sizin fikirleriniz karşısında darmadağan olup gidiyor.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
SUNUCU: Çok yakinen sizi takip eden izleyicilerinizden bir tanesi yine. “Hiçbiri sizin bilimsel, gerçekçi, akılcı ve samimi fikirleriniz karşısında duramıyor ve anladığımız kadarıyla sizin fikirlerinizle baş edemeyenler size iftira atarak hapsedilmenizi istiyorlar. Halbuki Türk halkı size atılan iftiraların hepsinin kesinlikle yalan oldupğunu ve bunun arkasında yatan sebepleri çok iyi biliyor ve size yapılan her saldırı insanları size yönlendiriyor. Sizin bu konuyla ilgili neler düşünüyorsunuz?” demiş Şamil Sözbilici.
ADNAN OKTAR : Tabii Allah yolunda mücadele ederken benim burnum kanamayacak, ben hapsolmayacağım, bana iftira atılmayacak diyemez bir Müslüman. Sahabe döneminde Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in yanına gelenler ölümü göze aldılar. Yani ölümü demeyeyim de şehit olmayı, Allah affetsin. Yanmayı, yaralanmayı, kolunun-bacağının kopmasını, evlerinden ayrılmayı, ailesinden ayrılmayı, mesleğini bırakmayı herşeyi göze aldılar ve bunlar oldu. Yani Müslüman dedin mi zaten Allah aşkıyla herşeyi göze alan insan demektir. Yani şehitlik başta olmak üzere. Kuran’da mühim bir konudur şehitlik. Hapis çok daha hafif konulardır. Yani yaralanmalar vardır, işkence vardır, eza vardır, Müslüman herşeyle karşılaşacak, Yani bunları kabul ediyorsa Allah aşkı vardır. Hem aşığım diyorsun hem çileye katlanmam diyorsun. Bu ikisi birlikte olmaz. Deli aşıksan hepsini yağmur gibi Cenab-ı Allah’tan bir nimet olarak alacaksın ve güzellik olarak göreceksin.
SUNUCU: Medrese-i Yusuf olarak.
ADNAN OKTAR: Tabii ki, Tabii ki.
SUNUCU: Evet Hocam zor, Müslüman gerçekten zorluklara göğüs germek zorunda, bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın mantığıyla hiçbir şeye, hiçbir yere varamayacağımız...
ADNAN OKTAR: Olmaz öyle tabii, aman işte okuluma zarar gelmesin, aileme, çocuklarıma, işime zarar gelmesin, sağlığıma zarar gelmesin, bana laf gelmesin, hakaret gelmesin, söz gelmesin. Aman ne olur ne olmaz, hapsedilirim. O durumda zaten evinden çıkamaz. Yani sadece namazını kılıp oturacak. Öyle bir İslam anlayışı yok.
SUNUCU: Yani emr-i bi'l ma'ruf Kuran’da da zaten farz olarak geçiyor.
ADNAN OKTAR: Tabii ki.
SUNUCU: Yani insan sadece yaşamayıp, yaşatmayı da, başkalarına tavsiye etmek zorunda zaten Müslümansa.
ADNAN OKTAR: Tabii, Cenab-ı Allah ayette açıkça söylüyor. “Daha önceki -şeytandan Allah’a sığınırım- daha öncekilerin başlarına gelenler sizin başınıza gelmeden hemen cennete gireceğinizi mi zannettiniz” diyor Allah. Çok açık, net ifade. Daha öncekilerin başına gelenler sizin de başınıza gelecek diyor Allah. O şekilde cennete girebilirsiniz diyor. Buraya imtihana geliyor, buraya eğlenmeye gelmiyor ki insanlar. Yanlış anlıyorlar.
SUNUCU: Gelmiyorsa düşünmek lazım Hocam aslında.
ADNAN OKTAR: Tabii, tabii ki o zaman bir vahamet vardır, bir harikuladelik vardır. Yani herkes bir insanı seviyorsa, aman ne iyi insan diyorsa o zaman bir durup düşüneceksin. Bu devirde özellikle. Ama İslam hakimiyetinden sonra o normal.
SUNUCU: Herkes herkesi sevecek inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii ki, inşaAllah.
SUNUCU: “İyi akşamlar Hocam, bu akşam Flash Tv ana haberde Fethullah Gülen, Cübbeli Ahmet Hoca ve Yılmaz Güney’in güneydoğu konusundaki açıklamalarına yer verdiler. Fethullah Gülen sadece bu konuda Kürtlere iyi davranılmasının önemini belirtti ama İslam Birliği’nden bahsetmedi. Aynı şekilde Cübbeli Ahmet Hoca da “İslam’da ırkçılık yoktur, kardeşlik vardır” dedi. Ama İslam Birliği’nden hiç bahsetmedi. Yılmaz Güney ise Marx’ın çözümlerini sordu. Bu konuda sizin yorumunuz nedir?” demiş Sadun Zorar.
ADNAN OKTAR: Marx’ın çözümü Lenin’in tavsiyelerine uymak şeklinde tezahür etti. Lenin de terörü ve anarşiyi insanlara tavsiye etti. 350 milyon insanı, biliyorsunuz, katlettiler, Birinci Dünya Harbi’nde, İkinci Dünya Harbi’nde. 1 milyar insanı sakat bıraktılar. Yüzlerce şehri yerle bir ettiler, medeniyetleri yerle bir ettiler. İnsanların ruhundan sevgiyi, şefkati, merhameti aldılar. İnsanları robot haline getirdiler. İnsanlardaki aşk ruhunu, sevme ruhunu yok ettiler. Ve insanları bunalıma sokup hasta ettiler. Yani Yılmaz Güney’in tarif ettiği olayda sonuç buna varır. Yani o, Yılmaz Güney’in dediği, sınıf iktidarı, sınıf mücadelesi ile bu neticelenir diyor. Halbuki dünyada tek bir mücadele vardır, inananlarla inanmayanların mücadelesi. Bu çeşitli adlarla, mesela faşistler, komünistler, masonlar, şunlar, bunlar denir ama tek mücadele vardır. Ve bunlar hep insanların gözünden kaçırılmak isteniyor. Sınıf mücadelesi diye bir şey yok. İnananlarla inanmayanların mücadelesi vardır. Nerenin sınıf mücadelesi? O bir aldatmacadan ibarettir. Fethullah Hocamız’ın İslam’ın dünyaya hakimiyetinden bahsetmemesi belki yürüttüğü mücadelenin hassasiyetiyle ilgili olabilir. Yani temkinli bir dil kullanıyor olabilir, dikkatli bir dil kullanıyor olabilir. Ona saygı duymak lazım. Cübbeli de herhalde rahat etmek istiyordur, tahmin ediyorum. Yani kimse bir şey demesin gibi düşünmüş olabilir. Ama asıl sorun –benim kanaatim- İslam dünyaya hakim olsun derse, hep birlikte gayret edelim derse, İslam da dünyaya hakim olacak bu yüzyılda inşaAllah derse, o zaman sorarlar. İslam aleminin bir lideri olması gerekmiyor mu diyecekler. O zaman Mehdilik gündeme gelecek. O, Mehdi’yi yüzyıllar sonrasına ertelediği için, o konuya da giremeyeceği için en iyisi diyor herhalde İslamiyet’in hakimiyetini hiç bahsetmeyeyim. Çünkü bu konu Mehdiyet’i gündeme getirecektir. Konuyu kapatayım diye düşünüyor anladığım kadarıyla. Hakikaten de söyleyemiyor şu an. Söyleyecek gibi de görünmüyor. Halbuki bir Müslümanın İslam’ın dünyaya hakimiyetini istemesi, her an istemesi farzdır. Ve hergün bunu söylemesi ve dua edilmesi gerekir. Ve bunun sürekli gündemde tutulması lazım. Her namazdan sonra dua edilmesi lazım. Çünkü İslam dünyaya hakim olmadığı için bu zulüm ve acılar devam ediyor. Filistin’de, Mısır’da, Libya’da, dünyanın her yerinde zulüm var. Her yerde acı çekiyor insanlar. Afganistan’da mahvediyorlar kardeşlerimizi, Irak’ta kitleler halinde öldürüyorlar. Sanki koyun itlafı gibi yani, öldürüyorlar demeyeyim, şehit ediyorlar, koyun itlafı gibi, hiç sözü dahi olmuyor. Böyle bir vahşete, bu sevgisizlik ortamına Cenab-ı Allah çözümü net sunmuş. Sevgisizliğin kökeninde Kuran’a uymamak vardır. İnsanlar dışarı çıktığında bu vahşet görülüyor zaten. Hiç kimse kimsenin yüzüne bakamıyor. Kimsenin yüzünde bir güler yüzlü ifade yok. Kimse kimseye sevgi gösteremiyor. Ve dünyanın her yerinde bu vahşet ortamı var. Bunun çözümünün Kuran ahlakı olduğu çok açık, Cenab-ı Allah bunu sarih olarak belirtiyor. Kuran’ın dünyaya hakimiyetini istememek, Kuran ahlakının dünyaya hakimiyetini dillendirmemek haramdır. Cübbeli de bu haramı işlemiş oluyor. Çok büyük bir hata yapıyor.
SUNUCU: Sadece lanetlemekle zulmü yapanları, yapılana da vah vah demekle hiçbir yere varılmıyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Tabii ki.
SUNUCU: Özellikle ırkçılık diyorsak ki İslam’da en olmaması gereken şeydir herhalde sınıf farkı, ırkçılık...
ADNAN OKTAR: Tabii ki ırkçılık yok ama ırkçılık kötüdür, yanlıştır. Peki İslam’ın hakimiyeti ne oldu? Yani asıl çözümü niye bahsetmiyorsun? Değil mi? Yani kökten konuyu net bitirecek konudan neden bahsetmiyorsun? İslam ahlakı hakim olduğunda ırkçılık kalır mı? Zaten biter. Çözümü, ilacı söylemiyor ama hastalığı anlatıyor. Bu çok acayip. Ama Fethullah Hocamızın konumu, şimdi Amerika’da o, etrafı sarılmış durumda, zor bir ortamda, yani dese ki İslam bu yüzyılda hakim olacak, lideri kim olacak diyecekler. O zaman kimdir, ortalık karışacak diye düşünüyor olabilir. Onun için, hizmetine zarar gelmemesi için o konuya girmiyor olabilir. Onu ben bir dereceye kadar anlayışla karşılıyorum. Ama Cübbeli’nin öyle bir konusu yok. İnşaAllah rahatça anlatabilir istese.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah, Hocam bu siteden de bahsedelim mi? Yeni, daha detaylı bilgi için www.turkislambirligimujdesi.com sitesinden İslam Birliği ile ilgili geniş bilgi alabilirler izleyicilerimiz.
SUNUCU: Evet sitelerden bahsetmişken ben tekrar izleyicilerimize hatırlatmak istiyorum. www.harunyahya.org www.harunyahya.net adreslerinden de, hocamınız bütün eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Daha fazla yararlanmak, faydalanmak için. “Sayın hocam İngiltere’de yayınlanan The Guardian gazetesinde 3, 4 gün önce tanınmış bir politika yazarı, Türkiye Müslüman dünyasının lideri başlıklı bir yazı yazmış. Liderliğin neden Türkiye’ye ait olması gerektiği, diğer doğu ülkelerinin lider olamayacağı konularına değinmiş. Aylardır bütün Müslümanları, Türk İslam Birliği, Türkiyenin bu birliğin manevi lideri olacağı, Müslümanların üzerindeki baskının, Hz. Mehdi’nin zuhuru ile tamamen yok olacağı ile müjdeliyorsunuz. Dünyadaki bütün gelişmelerde bu yönde maşaAllah, siz bu gelişmeler hakkında neler düşünüyorsunuz?” demiş “saygılarımla. Halis Kuloğlu.”
ADNAN OKTAR: Hakikaten son zamanlarda bütün büyük basında, yurt dışında da, yurt içinde de, Türk İslam Birliği geliyor tarzında yazılar çıkıyor ama eskiden korkuyorlardı şu an olumlu bakıyorlar çünkü aylardan beri Avrupa’yı eğitiyoruz. Türk İslam Birliği olduğunda damla kan akmayacak, uyuyan kişi uyandırılmayacak. Hristiyanlar da, Museviler de şefkatle korunup kollanacaklar tarzında Kuran’ın ve hadislerin açıklamalarını onlara aktarıyoruz dolayısıyla gönülleri çok rahatlamaya başladı, daha da rahatlayacak bunun arkasından gürül gürül Türk İslam Birliği gelecek inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah. Çünkü hep yanlış bir izlenim edinilmeye çalışıldı, yurt dışında hocam baktığımızda İslam dediğimiz zaman insanın aklına gerçekten vahşet getirilmeye çalışıldı, terörizm getirilmeye çalışıldı ve bugün gerçekten Avrupa’da yaşan insanların bir çoğu belki sizin’le karşılaşmayan, sizin hikmetinizden faydalanmayan kişiler hala İslam’ı bir terör dini gibi görmeye devam ediyorlar, bu izlenimi yavaş yavaş silmek durumundayız, sizin de söylediğiniz gibi.
ADNAN OKTAR: Tabii, İslam şefkat, merhamet, koruma, kollama, nezaket, sukünet, denge, estetik, güzellik, iyilik bunların tamamıdır. Yani Allah’ın bizden istediği güzel olan herşey, dinin amacı budur. Niçin vahşet olsun? Ve din bize demokrasi getirir, fikir özgürlüğü getirir, yani müşrik de var, Hıristiyan da var, Musevi de var, dinsiz de var, hepsini Kuran insan grupları olarak belirtiyor ve bu tarz insanlar olacak diyor, siz Müslümanlığı yaşayacaksınız onlara şefkatli davranacaksınız diyor, ben isteseydim hepsini iman ettirirdim diyor Allah ve hepinizi tek bir ümmet kılardım diyor. Şeytandan Allah’a sığınırım. Ama bu şekilde benim hikmetim, bunu gerektirdi bu şekilde yaptım diyor. Burada Müslümanın Allah’a teslim olması şarttır.
SUNUCU: Peki Hocam İslam’ı, Müslümanların yeryüzünde bu kadar vahşetle karşılaşması, buna sessiz kalan bir kitlede var, ve bunun dışında kinlenen bir kesimde var bu kinlerini farklı bir şekilde ortaya koymaya çalışıyorlar. Bunca vahşete karşı nasıl korunmalıyız? O sevgi, şevkat ruhumuzda bir yerde silinip gidiyor. Yani o vahşeti gördükçe sizinde içinizde ki o kin ve nefret duyguları çoğalıyor ve insanlar çok kötü sonuçlara varan şeyler yapıyorlar bu nokta da.
ADNAN OKTAR: Peygamber Efendimiz (sav) diyor ki Mehdi devrinde, Afganistan işgal edilecek diyor. Hatta diyor ki Talikan diyor bakın, o zamanki ismi Talikan, Talikan’a yazık oldu diyor. O kaderdedir. Aynı dönemde Irak’ın da işgal edileceğini, yabancı ülkeler tarafından işgal edileceğini söylüyor Peygamber Efendimiz (sav). Bu Müslümanın uyanmasına sebep olur, Hamiyeti İslamiye’nin coşmasına neden olur. Uykuda olan kişileri Allah uyandırıyor. Gaflet perdesini Allah bu şekilde kaldırıyor, insanlar zoru görmedikten sonra, acıyı görmedikten sonra kolay kolay uyanmıyorlar. Bu acılar, çileler insanların ruhunu derinleştirir, İslam kardeşliğinin, İslam Birliği’nin önemini daha çok farketmelerine sebep olur. Mesela Musevilere öfke duyuyorlar ama onlar zulmün en şiddetlisini çeken insanlar, onların çektiği acı ne olacak? Onlarda Darwinizmin, faşizmin acısını en derinlerden çekmiş insanlar. Veyahut Hıristiyanlara öfkeleniyorlar ama, Hıristiyanlar da perişan edildiler, hala da acı çekiyorlar. O da onların uyanmasına sebep oluyor, Museviler bu şekilde uyandılar. O çektikleri acılardan sonra uyandılar, Hıristiyanlar da bu acılardan sonra uyandılar, uyanıyorlar. Müslümanları da uyandıran acıdır. Yoksa insanlarda rehavet ve gaflet ruhu vardır, bıraksan hiçbir şeye karışmak istemezler. Bu acılar birleşme ruhunu tetikliyor, çileler tetikler. Mehdi’nin mesela zuhurunda Said Nursi diyor ki: “Hamiyeti İslamiye feveran edecek, Mehdi başlarına geçecek, tarikı hak ve hakikate sevk edecek” diyor. Bakın, Hamiyeti İslamiye feveran edecek, kaynayacak. Feveran kaynama demektir, parlayacak diyor koruma hisleri, o heyecan, o zulüm olmazsa, acı olmazsa feveran olmaz. Mehdi de çilelerden geçecek, Mehdi’ye de çok muazzam zulüm yapılacak, talebelerine de zulüm yapılacak, İslam alemi de zulümden gececek. Ve hepsi imtihan olacaklar. Sonra Hamiyeti İslamiye feveran ediyor. Mehdi başlarına geçiyor, hatta Peygamber Efendimiz (sav) anlatırken gözleri yaşarıyor o devri anlatırken, Mehdi’nin çekeceği çileyi anlatıyor, gözleri yaşarıyor, kendi sulbünden olduğu için, mübarek bir insan olduğu için, ona olan sevgisinden o konuyu anlatırken. Benim Ehl-i Beytim çok mihnetle karşılacak diyor, acı ile karşılaşacak diyor ve gözleri yaşarıyor bunu söylerken, bu aşkın kökenidir acı, acı çekmeyen insan çok özür dilerim hayvan gibi olur. Derinlik alamaz, tutkuyu bilemez, yani küt olur. Hz. Yusuf önce kuyuda, bak daha el kadar çocuk, Allah onu çocukken olgunlaştırdı. Oradan hapisaneye, zindana 7 yıl sırf bir kadınla ilişkiye girmedi diye. Bakın, olayın yüksekliğine ve güzelliğine. Değil mi? İffetinden, yedi yıl. Psikopatlarla, canilerle beraber, o tertemiz Peygamber yattı. Yedi yılın sonunda, Allah onu olgulaştırdı, oradan çıkarttı, Mısır’a sultan yaptı. Oradan, o çileden geçmese o kemal mertebesini alamıyor adetullah içerisinde. Cenab-ı Allah istese, ona onu verir ama illaki o eğitimden geçecek. O eğitimi aldıktan sonra o olgunluğu alabiliyor. Mesela, Hz. Adem çile çekmemişti, Hz. Havva çile çekmemişti, malum olaylar oldu, biliyorsunuz ama Allah dünyaya indirdi, çileden, acıdan geçince, değil mi, dünyanın mihnetini, acısını görünce, velayet derinliğini, nübüvvet derinliğini, bütün şiddetiyle aldı ve bütün gücüyle aldı. Şiddet denir mi, denmez mi? Demeyeyim, Allah affetsin. Yani bütün gücüyle aldı ve şu an cennette. Değil mi? İnşaAllah.
SUNUCU: Bütün Peygamberlerin hayatına baktığımızda, çilesiz...
ADNAN OKTAR: Hep çiledir, hep çiledir tabii.
SUNUCU: Evet. Evet Hocam, soruyla devam edeyim. “Sayın Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül, gazetecilere yaptığı bir açıklamada, hukukun evrensel normlardan muaf, imtiyazlı bir sınıfın olmaması gerektiği mesajını vermiş. Gerçekten Hocam, yargının bağımsız olması, siyasallaşmaması çok elzem bir ihtiyaç. Özellikle hakkınızdaki davayla ilgili, birçok hukuksuzluğun yapıldığını biliyoruz ama yine de adalete güveniyoruz Hocam” demiş Cansu Yalçın.
ADNAN OKTAR: Evet, çok zor olaylarla karşılaştık ama tabii biz mahkemelere saygı duyuyoruz, Yargıtay’a saygı duyuyoruz ama özellikle bu son davada Yargıtay Ceza Genel Kurulu içtihatlarına uygun olan olaylar oldu, bizim de itirazlarımız var. Biliyorsunuz son savunmamız verilmedi, son savunma hakkı verilmedi bize. Bu Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarına göre bozma nedenidir. Avukatlarımız olmadan karar verildi. Yine Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararına göre bu da bir bozma nedenidir. Bize işkence yapıldığı için, işkenceyle ilgili mahkememiz varken, bekletici mesele yapılması gerekiyordu bunun, bu bekletilmeden karar verildi. Halbuki işkence yapıldığı ispat edilirse, dava düşüyor. Bu da Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararına göre bozma nedeni.
OKTAR BABUNA: Ek savunma hakkı.
ADNAN OKTAR: Ek savunma hakkımız, evet. Ek savunma hakkı...
OKTAR BABUNA: Aynı kanunla.
ADNAN OKTAR: Evet, onunla. Evet, ek savunma hakkını, verilmediği için evet onu anlattık. Her zaman da anlatıyoruz ama bunlar tabii yine mahkemenin kararına göre olacak olan konular. Yani onu saygıyla karşılarız, mahkemenin kararını her zaman saygıyla karşılarız. Mesela, 4422’den yargılanıyorduk, sonra 313’e çevrildi. 313’ten de 220’ye çevrildi fakat son mahkeme, sonuna kadar 220’ye çevrildiğini biz bilmedik. Hangi kanun maddesinden yargılandığımızı bilmedik. Son anda bize bu söylendi. İşte bu nedenden ek savunma verilmesi gerekiyordu, bunu da alamadık ama bu da Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na göre bozma nedenidir. Buna benzer çok çok fazla bozma nedenleri var. Bekliyoruz ama tabii takdir yüce mahkemenindir. Ne karar verirlerse, biz saygıyla karşılarız. İnşaAllah.
SUNUCU: Peki Hocam, o dönem çektiğiniz sıkıntılar, üzüntüler, gerçekten düşünülürse, öyle kelimeler de belki daha basitleşiyor ama yaşayan bilebilir, gerçekten zor günler geçirdiniz. Hocam hiç yıldığınız oldu mu? Yani zor anların vermiş olduğu bir yılgınlık oldu mu Hocam sizde?
ADNAN OKTAR: Şimdi eğer bana baskı olmasa, saldırı olmasa, yani bana zulmeden olmazsa kendimden şüphe ederim ve bu beni çok rahatsız eder, Allah vermesin. Secdeye kapanır, Allah’a yalvarırım, Yarabbi benim hatamı affet. Çünkü bende bir anormallik vardır. Bela yağmur gibi yağar, Allah’ın sevdiği kullarına.İnşaAllah biz de sevdiği kullarındanızdır. O, rahmettir, nimettir, ben iftihar ediyorum şu an, çektiğim çilelerle, zorluklarla. Anlatacağımız ne kalacaktı o zaman bizim cennette, inşaAllah cennet nasip olursa ne anlatacağız?
SUNUCU: İnşaAllah, hepimize.
ADNAN OKTAR: Dünyada ne anlatacağız, ahirette ne anlatacağız? Bunlar bir güzelliktir, Peygamberler o güzel yollardan geçmişler, onlarla şereflenmişler, onlar öyle bir süs takınmışlar, o süsleriyle onları biz seviyoruz. Hz. Yusuf deyince aklınıza ilk ne geliyor?
SUNUCU: Çile geliyor.
ADNAN OKTAR: Çile geliyor, tamam, ben de aklınıza geldiğimde çile aklınıza gelsin. Müslümanlar da, hepsi böyle olması gerekir. Bütün kardeşlerimiz için bir idealdir bu. Çile çekmeyen aşkı bilmez, tutkuyu bilmez, derinliği bilmez, güzelliği bilmez, güzellikten zevk alamaz. Alsa da az alır, tutkudan çok az zevk alır, o güç, çileyle, acıyla artar. Allah’ın bir sırrıdır bu. Bunu yaşayanlar bilirler, inşaAllah.
SUNUCU: Azminizi arttırıcı.
ADNAN OKTAR: Tabii ki, tabii ki.
SUNUCU: İtici bir güç olmuş sizin için, diyebiliriz.
ADNAN OKTAR: Tabii ki, tabii ki. İnşaAllah.
SUNUCU: Programa yeni katılan izleyicilerimiz var Hocam. “Programı yeni izliyorum, hayırlara vesile olur inşaAllah” demiş. “Sorum şu ki, Mesih (as.) hakkındaki görüşlerinizi merak ettim. Defaatle bahsettik. Mehdi bir şahıs mıdır, yoksa bir cemaat hareketi ya da ideoloji olamaz mı? Sayılan özelliklerin tümünün, bir kişide olması sizce mümkün müdür?” demiş Murat Aktaş.
ADNAN OKTAR: Bir Mehdi var, talebeleri var ve talebelerin meydana getirdiği asar-ı azime var, Said Nursi’nin ifadesiyle. Yani büyük netice var. Mehdi benden sonra gelecek diyor Said Nursi, vaktini de açık açık söylüyor, 1400 yılında gelecek diyor. Acip şahıs diyor, ahir zamanın o acip şahsı diyor ve zat olarak belirtiyor, sürekli şahıs olarak belirtiyor. Risale-i Nur’u hazır bir program olarak neşr ve tatbik edecek diyor. Küçük bir cemaati olacağını belirtiyor, Mehdi’nin. Her ne kadar az da olsalar, manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar diyor. Mehdi’nin vakti dardır diyor zaten. Mehdi hadislerde de belirtilir, yani mesela, Arapçayı pek o kadar bilmez diyor Peygamberimiz (sav), pek bilmez diyor Arapçayı. Vakti de olmaz diyor Said Nursi Hazretleri. Hazır olan eserlerden istifade ederek, onları bir araya getirerek hizmetini yapacak diyor. Vakit ve hal müsade edemez diyor yani konumu itibariyle. Darwinizmi ve materyalizmi birinci hedef olarak alacak, onu çökertecek diyor. Mehdi’nin birinci görevi budur diyor ve iman hakikatlerini yaymaktır diyor. Öbürleri, ikinci, üçüncü görevleri diyor daha geride olan görevlerdir diyor. Asıl önemli olan budur diyor. Fakat halk diyor ikinci ve üçüncü yönünü esas aldıkları için diyor yani saltanat alemindeki, dünyadaki siyaset alemindeki icraatlerini esas aldıkları için Mehdi çıktığında hemen tanıyacakları gibi bir şekil vermişler diyor. Halbuki demiştik diyor bu dünya tecrübe meydanıdır, akla kapı açılır fakat ihtiyari elinden alınmaz diyor. Öyleyse diyor o müthiş eşhas diyor, hatta deccal dahi diyor kendisi dahi kendisini bilmez diyor. Belki o eşhas-ı ahir zaman diyor, Mehdi ve Hz. İsa, imanın nuruyla tanınabilirler diyor. Yani Risale-i Nur Külliyatında çok açıktır şahıs olarak geleceği ve talebe grubu olacağı. Tabii şahıs, talebe grubu ve ondan meydana gelen şahsı manevi. Yoksa tek bir kişi değildir Mehdi. Talebelerinin 313 kişi olduğunu herkes biliyor defalarca Peygamberimiz (sav) belirtmiştir. Fakat Mehdi geldiğinde koskoca İslam alemi Mehdi’yi farkedemeyecek. Ve buna rağmen 313 kişi oluyorlar bakın dikkat edin. Ve anormal, yanlış bir insan olarak tanınacaktır Mehdi. Bak 313 kişi niçin olsun? Şu an mesela Mehdi geldi, faaliyet halinde. Ama hiç kimsenin haberi yok şu an. Bilinmiyor. Yani Said Nursi’nin ifadelerine göre ve hadislere göre net geldi. Yani 150’ye yakın alamet var. Hepsi oluşmuştur. En küçük cemaat, tarikat bile binlerce taraftarı vardır. Böyle mübarek bir cemaat 313 kişi civarında kalıyor ve hatta içlerinden münafıklar çıkacak diyor Peygamber Efendimiz (sav).
SUNUCU: Her cemaatte olduğu gibi...
ADNAN OKTAR: Tabii. Münafıklar çıkacak diyor. Her seferinde ayıklayacaklar diyor. Buğdaya musallat olmuş kurt gibi olacaklar diyor. Her seferinde Mehdi onları ayıklayacak diyor, yine gelecekler diyor. Yine gelecek yine ayıklayacaklar diyor. En sonunda 313 kişiyle diyor dünyaya hakim olacaklar diyor. İnşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah. Evet hocam. “Selamun Aleyküm.”
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU: “Hocama sorum: Cübbeli’nin bu kadar dehşetli bir şekilde Mehdi döneminde insanları pırasa gibi doğranacak demesi ve buna benzer açıklamalarının kaynağı hadisler midir? Yoksa bu bilgileri hangi kaynaktan alıyor olabilir.” demiş Trabzon’dan İsmail Yılmaz.
ADNAN OKTAR: Nasıl hadis olsun ki? Alevileri, Caferileri, Şiileri, Vehhabileri pırasa gibi doğrayacak diyor. Bir kere pırasa sözünü, kendisi uydurduğu açık. Vehhabi, Caferi, Alevi, Sünni Peygamber Efendimiz (sav) zamanında yoktu. Bunun da uydurma olduğu açık anlaşılıyor. Zaten bu fikri savunan bir insanın, İslam’ın Birliği’ni savunması mümkün mü? Yani İslam aleminin çok büyük bir bölümü; Şii, Vehhabi ve Alevidir. Yani mesela Azerbaycan’nın büyük bölümü Alevidir, Şiidir. İran zaten çok fazladır biliyorsunuz İran’da Şii. Irak Şiidir, Suriye Şiidir, aşağı taraflara kadar Lübnan, Pakistan’ın büyük bölümü Şiidir. Şiiler Hz. Ali’yi seven insanlar, ne kadar güzel. Hz.Mehdi de Hz.Ali’nin soyundan. Yani onların inançlarındaki, bazı yönlerin Sünnilikten ayrılıyor olması onları Müslüman olmaktan çıkartmaz. Onlar halis, muhlis tertemiz Müslümanlar. Allah’ımız bir, Kıblemiz bir, Kitab’ımız bir, herşeyimiz bir. Dolayısıyla böyle bir inançla, onlara karşı böyle bir öfkeyi ve kini enjekte etmeye kalkmak çok vahimdir. Yani bunu savunan bir insan tabii ki Türk İslam Birliği’ni savunamaz. Çünkü Türk İslam Birliği birleştirici, bütünleştiricidir. Mehdi de birleştirici ve bütünleştiricidir. Pırasa gibi doğrarsan geriye insan kalmıyor ki. O zaman Hıristiyanları da doğraması gerekiyor, Musevileri de doğraması gerekiyor, zaten ateistler, marksistler falan buhar olması gerekir artık herhalde o inanca göre artık ne olması gerekir bilmiyorum.
SUNUCU: Bir araya toplayıp yakmak gerekir.
ADNAN OKTAR: Tabii yani cayır cayır yakacak herhalde. Yani bu çok anormaldir. Bu düşüncede olan bir insanın tabii ki Türk İslam Birliği’ni savunması mümkün olmuyor. Bu kafayla olmaz. Peygamber Efendimiz (sav) damla kan akıtmayacak diyor, bakın damla, damladan bahsediyor. İnsanların burnu dahi kanamaz diyor. Tekbirle Allah’ı anarak diyor kaleleri fethedecek, kaleleri yıkacak diyor. Cübbeli de Allah dediğinde binaların çökeceğini söylüyor ve insanlar o enkazların altında kalacaklarmış. Yani halbuki burada fikir, Allah’ı anarak küfür kalelerini fetheder diyor yani onları etkisiz hale getirecek, onların inançlarını yıkacak, düşüncelerini yıkacak anlamındadır. Yoksa bina yıkacak anlamında değil. Müteşabih hadisleri anlamıyor, anlamıyor düz, kendine göre garip yorumluyor, sonucunda böyle olaylar oluyor.
SUNUCU: Bir 3. Dünya Savaşı’nı bekliyoruz o zaman Mehdi ile birlikte, öyle düşünüyoruz, öyle anlatıldı belki bize. Hz. Mehdi dendiği zaman insanlar büyük bir savaş bekliyor.
ADNAN OKTAR: Çok çok yanlış, çok çok yanlış.
SUNUCU: Çok fazla insanın öleceğini bekliyor.
ADNAN OKTAR: Çok çok yanlış, bütün silahları kaldıracaktır Mehdi, açıktır. Hz. İsa’nın da özelliği budur. Yani kan ve gözyaşı yoktur o dönemde. Allah aşkı ile gözyaşı vardır. Sevinçten kaynaklanan gözyaşı vardır. Acı yoktur ahir zamanda. Yani Mehdi’nin özelliğidir bu. Bakın silahları kaldıracak diyor. Silah kalkınca sen nasıl kan akatacaksın? Damla akıtmayacaksın diyor Peygamber Efendimiz (sav), o sel gibi kandan bahsediyor. Hatta kuş diyor, uçacak uçacak cesetlerin üstünden diyor, insan cesetlerinden, ömrü yetmeyecek takat etmeyecek diyor. O kadar kilometerelerce yani yüzlerce kilometre insan ceseti oluşacak diyor. Ya insaf et. Bu kadar bir vahşet manzarası yani korku filmlerinde falan olur, ne yapıyorsun sen?
SUNUCU: Kimse İslam Birliği’ni istemez o zaman hocam böyle çok ciddi bir durum...
ADNAN OKTAR: Kim ister böyle bir durumda? İslam Birliği zaten ortadan kalkmış oluyor zaten onu söylediğinde. Böyle bir şeyde, şefkat, merhamet, sevgi, affedicilik, ne kalıyor böyle bir şeyde? Bu durumda da tabii ağzına almıyor İslam Birliği’ni. Bir çok nedenden almıyor ama bir nedeni de bu, gördüğümüz kadarıyla.
SUNUCU: Peki Hz. Mehdi (a.s.)’dan sonra nasıl bir zaman yaşanacak? Belki bize kulaktan dolma edindiğimiz bilgilerle işte çok güzel bir devir olacak hani az önce sizin de bahsettiğiniz gibi, hani bir kırktan bahsediyor, kırk yıl mı, kırk gün mü işte? Hem maddi olarak hiç kimsenin sorunu kalmayacak. Her şey dört dörtlük, güllük gülistanlık olacak gibi bazı yine bir yere dayalı olmayan bazı rivayetler var.
ADNAN OKTAR: Kırk yıl doğru, o hadis var. Mesih’in inişinden sonra bir kırk yıl daha İslam’ın hakimiyeti mevzu bahis. Ama kısadır yani şimdi Hicri 1430’dayız. 10-15 yıl sonra bu güzellik gelişiyor. Hicri 1506’dan itibaren gerileme başlıyor. 1543’e kadar diyor, Hicri 1543’e kadar diyor gizli mağlubane devam edecektir diyor. 1506’dan 1543’e kadar gizli mağlubane. 43’den 45’e kadar da tam dinsiz olarak 2 yıl yaşayacaklar diyor Said Nursi. Yani din, iman, Allah, Kitap hiç bir şeye inanmayacaklar diyor. Kuran ref edilecek, göğe kaldırılacak diyor. Kağıt olarak da yok Kuran, söz olarak da yok. Hiç kalmayacak diyor. O şekilde 2 yıl yaşayacaklar diyor sonra 1545’te kafirlerin başına kıyamet kopacak diyor Allah-u alem diyor tabii bu söylerken yani bu inanılması farzdır demiyor. Ama hem ayet ebcedleri hem hadis ebcedleri hem hadisin açıklamaları hem olaylar tam mutabık gösterttiği için zannı galibe dönüşüyor artık diyor Said Nursi. Yani bu bilgiler zannı galibe dönüştürüyor diyor Allah-u alem 1545’tir.
SUNUCU: Peki o kıyametin büyük alametleri dediğimiz işte deccal, Dabbet-ül Arz diye bahsettiğimiz alametleri o dönem zarfında mı olacak yani o kafirlerin kaldığı dönem zarfında mı olacak yoksa Müslümanlar da görebilecek mi o tür alametleri?
ADNAN OKTAR: Deccaliyet olarak Said Nursi Darwinizmi gösteriyor, Darwinizm, materyalizm, Darwin’i gösteriyor, çünkü Mehdi’nin asıl mücadele edeceği konunun bu olduğunu söylemesinden Mehdi’nin hedefinin bu olmasından deccali de anlamış oluyoruz. Yani Darwinizm ve materyalizmdir diyor. Mesih İsa’nın da hedefinin o olduğunu anlatıyor ama Mehdi konuyu bitiriyor zaten. Mesih geldiğinde hazıra geliyor. Zaten Peygamber Efendimiz (sav), mührünü taşıyan bin tane kitap bulur diyor, Mesih geldiğinde bir sandıktan diyor. O kitaplarla diyor görevini yapar diyor, vazifesini yapar diyor, yani Mehdi Darwinizmi materyalizmi bitiriyor zaten. Mesih ona yardımcı olarak yani Hıristiyan alemini Müslüman yapan bir lider olarak geliyor diyor. Onun veziridir yani ağırlık Mehdi’nin üstündedir, o yüzden de zaten onu imamlığa geçiriyor,
SUNUCU: Kıyamet de kafirlerin üzerine kopacak inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, inşaAllah.
SUNUCU: Kalbinde zerre kadar imanı olan kişi kıyameti görmeyecek.
ADNAN OKTAR: Görmez evet.
SUNUCU: İnşaAllah, Kuran’ın bize müjdelediği yine güzel ayetlerden biri.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
SUNUCU: “Sayın hocam, British Council’in 10 ülkede gerçekleştirdiği araştırmaya katılan onbir bin kişinin yarısından fazlası okullarda evrim teorisi ile birlikte Yaratılış gerçeğinin de öğretilmesi gerektiğini söyledi. Sayın hocam yıllardan beridir evrim teorisinin geçersizliği anlatıyor ve hepimizi bilinçlendiriyorsunuz, Yaratılış Atlası vesilesi ile de dünya çapında evrime inanan çok az insan kaldı, onlar da kanaatimce hem gururlarından hem de Darwinist diktatörlüğünün baskısından evrime inanmadıklarını itiraf etmiyorlar. Ama görüyorum ki sizin vesilenizle artık dünyada Darwinist diktatörlüğü gücü gittikçe geriliyor.” demiş İsmail Tokyürek Ankara’dan.
ADNAN OKTAR: Yani Darwinistler şu an o kadar acınacak ve gariban haldeler ki yani çok komik haldeler hem çekingen, hem korkak, hem tartışamıyorlar, hem yenilmişliğin ezikliği içerisindeler yani böyle pılısını pırtısını toplayıp böyle kaçmak isteyen böyle bir zavallı görünümündeler yani. Kaçamıyorlar da çünkü nerede olsa yakalıyorum yani çok çaresiz haldeler.
SUNUCU: MaşaAllah, bugün Darwinizm’i bitirdik bir noktada, bir kısmı Darwinizm’e inanmıyor, bir kısmımızın hala belki aklında bazı endişeleri var, ama şimdi mesela bize bazı dayatmalar yapılıyor Türkiye’de mesela “reenkarnasyon” diye bir şey dayatılıyor bize ve Allah’a, İslam’a, Kuran’a inanan bir çok insanda buna inandığını söylüyor, hem Kuran’a inanıp hem reenkarnasyona inandığını söylüyor ve bugünlerde isim vermek istemiyorum ama bazı gazeteler bununla ilgili belli kuponla kitaplar yayınlıyorlar ve konu tamamen reenkarnasyon üzerine kurulmuş kitaplar yayınlanıyor şu anda ülkemizde. Ne düşünüyorsunuz hocam reenkarnasyon hakkında?
ADNAN OKTAR: Aslında reenkarnasyona samimi olarak gerçekten inanan bir insansa onun Müslüman olması çok kolay olur, hemen iman eder. Reenkarnasyonla ilgili inançları olduğunu söyleyen insanlar aslında Allah’a da inanmıyorlar ve hiçbir şekilde reenkarnasyona inanmıyorlar, mesela satanistler vardır insan zanneder ki hakikaten şeytana inanıyorlar, kesinlikle inanmazlar, şeytana inanıyor olsa Müslüman olması çok kolay olur, hemen Müslüman olurlar, tamamen bir uydurmadır başka bir şey değil.
SUNUCU: Uydurmaca, marjinalite olabilir mi?
ADNAN OKTAR: Evet evet orjinallik marjinallik falan.
SUNUCU: Farklı bir fikir diyebiliriz. Hocam Ergenekon’un bu son faaliyetlerini izliyoruz yapılan mahkemede....
ADNAN OKTAR: İddia edilen Ergenekon örgütünün.
SUNUCU: ...takip etmeye çalışıyoruz, İslam’a yönelik bazı deliller, bazı ortaya sunulan belgeler çıkarılıyor bugün ortaya. Neler düşünüyorsunuz hocam bunlar hakkında?
ADNAN OKTAR: İddia edilen Ergenekon Örgütü çok kahpe, çok şerefsiz, çok sinsi, kaypak bir örgüttür ve çok acımasızdır ama garibana ve zavallıya karşı, savunmasız insanlara karşı çok kahpedir. Fakat şu an derdesttir yani etkisiz hale geliyorlar, son birkaç hamle ile kendini kurtarmaya çalışıyor ama çok komik hallere düşüyor tabii, yani uyuz bir köpek gibi yani artık can çekişiyor öyle söyleyeyim, kendini kurtarmak için ataklar yapıyor. Hiçbiri başarılı olmayacak, Said Nursi hazretleri diyor; “kahraman ordu” diyor, “imanlı millet, Kuran’ın ışığı ile diyor hakikat hali göreceği ve bu dehşetli taifenin ve dehşetli komitenin tahribatını tamire çalışacağı rivayetlerden anlaşılıyor” diyor. Kadın hakları perdesi altında diyor bir örgütün ve İslam deccalı diyor masonların desteğini alan diyor, bu yapılanma geçici olarak Türkçülüğü ve Türklüğü ve Türkçülüğü diyor muhakkaten kullanmaya çalışır, fakat başarılı olamaz, geri çekilir diyor ve arkasından diyor kahraman ordu ve imanlı millet Kuran ışığı ile hakikat hali göreceği ve diyor bu dehşetli taifenin, dehşetli örgütün tahribatını tamire çalışacağı rivayetlerden anlaşılıyor diyor. Bir kere Hızır’ın pençesine düştüler yani asla kurtulamazlar. Her kurtulduklarında Hızır’ın pençesi gırtlaklarına daha derin giriyor, her çırpınmalarında daha fazla boğulurlar, gelsinler kuzu kuzu adalete teslim olsunlar, hiç terbiyesizlik yapmasınlar, kader böyle çünkü boş yere çırpınıyorlar yani mağlup olmaları kaderdeydi, ihbar etsinler bizzat kendileri ihbar etsinler devlete yardımcı olsunlar, polislere, savcılara, mahkemelere yardımcı olsunlar, bu melanet bu pislik örgüt bitecek. Ama ben yargılananlara acıyorum işin doğrusu gariban, benim onlara bir sözüm yok. Ben dışarıdaki asıl tayfayı söylüyorum ki, bunlar özellikle yargıda, yargı içerisinde örgütlenmiş ve bir kısmı da polis içerisinde örgütlenmiş bir gruptur. Bunlara karşı benim sözüm özellikle.
SUNUCU: Nasıl çözülebilir hocam bu grup? Yani bu kadar örgütlenme, şu anda bir kısmını çözdük.
ADNAN OKTAR: 150 yıllık bir örgüt demek yani sürekli bunlar makara gibi boşalacaklar, sürekli kan kaybediyorlar şu an ve örgütün bozulması, örgütün tehdidinde olan birçok üst bürokratı da rahatlatıyor. Çünkü o garibanlar da bunlara tehditle, şantajla dahil oldular. Yani çok kahpe bir örgüttür. Mesela bak geçenlerde bir Yargıtay üyesinin kızını, isim vermeyeyim, videoya çekmişler uygunsuz vaziyette, bunu da biz iddia edilen Ergenekon tutanaklarında bulduk. O konu diyor sağlamda diyor, elimizde diyor, kaset var diyor, hazır bilgi var diyor, o kişiye karşı artık rahat olabilirsiniz diyor, ne derseniz yapar artık bundan sonra diyor. Kalleşliğe, kahpeliğe bakın. Şimdi böyle bir durumda da o şahsa diyor ki, sen diyorlar, iddia edilen Ergenekon örgütü üyesi misin? Adam korku belasına, onlara teslim olmuş oluyor, bir anlamda. Onları da kurtarmak açısından çok acil ve hızlı hareket edilmesi gerekiyor. Herkes elindeki bilgiyi ve belgeyi, özellikle Savcılıklara hemen göndersinler. Bu çok büyük bir yiğitliktir, vatanseverliktir. Gerçek Türk milliyetçileri, gerçek Müslüman evlatları, bu vatanı seven gerçek vatanseverler ellerini çabuk tutsunlar ama ellerini çabuk tutmasalar da bu çökecek yani bu melanet örgüt. Bu net ve kesin, kurtuluşları yoktur, inşaAllah.
SUNUCU: Hocam, programımızın sonuna geldik. Zaman geçti anlamadık. Söylemek istediğiniz son birkaç söz varsa alabilirim.
ADNAN OKTAR: Söylemek istediğim son söz; bütün milletim, bütün kardeşlerim çok samimi olsunlar, Allah’tan çok korksunlar, Kuran’a sıkı sıkıya sarılsınlar. Türk İslam Birliği geliyor Allah’ın izniyle. Dünya’nın en büyük devleti, en büyük süper gücü olacağız. Bütün dünyaya adalet, sevgi ve kardeşlik dağıtacağız inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah
SUNUCU: İnşaAllah. Çok teşekkür ederiz ağzınıza sağlık.
OKTAR BABUNA: Hocamız 15 dakika sonra 23.30’da İngiltere’deki İngilizlere ve Müslümanlara, İngiltere’de yaşayan Müslümanlara www.ummahradio.com. Bu siteye girerlerse canlı olarak dinleyebilirler İngiltere’ye olan konuşmasını inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah. Değerli izleyicilerimiz programımızın sonuna geldik. Gerçekten faydalı ve güzel program olduğunu zannediyoruz inşaAllah hepiniz faydalanmışınızdır. İnşaAllah yarın tekrar Kanal 35’de, Vatan Tv’de ve ayrıca 50 tane yerel kanaldayız. Saat 13.30 ve 16.00 saatleri arasında ve artı Radyo Bingöl’deyiz aynı zamanda canlı olarak. 102.00’dan bizleri takip edebilirsiniz. Şimdilik Allah’a emanet olun. Kalbinizden Allah aşkı, Allah sevgisi eksik olmasın.