SUNUCU: Merhabalar değerli izleyenlerimiz. Selamların en güzeli olan Allah’ın selamı hepinizin üzerine olsun. Değerli izleyenlerimiz hepiniz ekranlarınızın başına hoşgeldiniz, sefalar getirdiniz. Bir Adnan Oktar’la Başbaşa programında daha sizlerle birlikteyiz. Sayın Hocamız buradalar ve Sayın Oktar Babuna buradalar. Hocam hoşgeldiniz.
ADNAN OKTAR: Hoşbulduk efendim sizler de hoşgeldiniz, sefa geldiniz.
SUNUCU: Siz de hoşgeldiniz.
OKTAR BABUNA: Hoşbulduk. Siz de hoşgeldiniz.
SUNUCU: Efendim öncelikle izleyicilerimize bugün yayın yaptığımız kanalları hatırlatmak istiyorum. Kayseri ve Kanal 35’de yayındayız. Bunun dışında Hocam 50 tane yaklaşık yerel kanal bizi izliyor. Onları da duyurmak istiyorum buradan. Kanal 56 Siirt, Elif TV Kayseri, Can TV Erzincan, En TV Niğde, Kanal 54 Sakarya, Genç TV Karaman, Desten TV Kütahya, Kanal 47 Mardin, Konya TV, Safa TV Tokat, Amasya TV, Süper TV Tokat, Elbistan TV Kahramanmaraş, Tokat TV, MRT Osmaniye, Süper TV İnegöl, CRT Adana, Tavşanlı TV, Kapadokya TV, Kanal 19 Çorum, Kanal 60 Tokat, Çağdaş TV Karaman, Karahisar TV, Kanal 10 Bursa, Otağ TV Adana, Iğdır TV, NRT Gaziantep, Kanal 55 Samsun, BRT Hatay, KTV Konya, Kanal Malatya, Can TV Diyarbakır, Trabzon TV, Ahi TV Kırşehir, Öz Ege TV Uşak, Kanal G Giresun, Mega TV Gaziantep, Kanal 23 Elazığ, Venüs TV Bilecik. Bütün Türkiye bizi şu anda izliyorlar.
ADNAN OKTAR: Hay MaşaAllah. MaşaAllah. MaşaAllah.
SUNUCU: Radyolarımızı da hatırlatmak istiyorum ben. Mavi Karadeniz radyosundan, 106. 4’den tüm programlarımız hafta içi canlı olarak yayınlanıyor. Bingöl FM 102. 0’dan da bizi dinleyebilirsiniz. Bunun dışında da internet sitelerimiz var buralardan da bizi canlı olarak izleyebilirsiniz. www.haberdem.com’dan, yine www.haberhilal.com’dan ve www.harunyahya.tv’den bizleri canlı olarak programımız izleyebilirsiniz. Teşekkür ediyoruz izlediğiniz için. Evet Hocam. Nasılsınız?
ADNAN OKTAR: Teşekkür ederim. Allah’a hamd olsun. Sizler de çok iyisiniz?
SUNUCU: Hamdolsun. Çok yoğunsunuz Hocam. Akşam programdan çıktık. İngiltere’yle röportajınız vardı. Nasıl geçti inşaAllah?
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Çok güzel geçti. Neydi? Wonderful, wonderful, wonderful. MaşaAllah çok hoşlarına gitti.
OKTAR BABUNA: Uzattılar sizin için 2 saate.
ADNAN OKTAR: Evet 2 saate. Ben de nezaketiyle dedim, bakın 2 saatten beri canlı yayındaydık, şimdi sizinle devam ediyoruz dedim. MaşaAllah.
SUNUCU: Yoğun bir tempo Hocam devam ediyor. Tüm dünyaya sesleniyoruz Türkiye’nin yanı sıra inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
SUNUCU: Bunun yanında ahirzamansohbetleri@hotmail.com’dan da bize sorularınızı gönderebilirsiniz. Hocam Türkiye’deki batılılaşma süreciyle ilgili bir soruyla başlamak istiyorum ben. Türkiye’ye dönüp baktığımızda Cumhuriyet öncesinde de bir batılılaşma sürecine girdi Türkiye. Cumhuriyet’in ilanından önce de başladı bu süreç ve halen Cumhuriyet’le birlikte devam etmekte. Türkiye’nin bu sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz Hocam? Yani Batı’nın güzel olan herşeyini almak tabii ki bizim görevimiz ama bir Batı özentisi de var dönüp baktığımızda. Hani Batı’ya ulaşabilmek, onlara yetişebilmek çabası var. Bunun yanı sıra Batı’yı iyi ve kötü yanlarıyla değerlendirirsek, kötü taraflarını da maalesef Türkiye’de görmekteyiz. Hala Batı yoluna hayranlığımızı gideremedik Hocam. Hala batı filmlerini izlerken, ay şöyle bir film çekemedik henüz diyoruz, Batı’nın arabalarına binerken Avrupa arabalarına binerken böyle bir araba yapamadık hala diyoruz. Bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz Hocam Cumhuriyet’ten beri?
ADNAN OKTAR: Ama doğru… Jaguar tarzı bir araba yapılamadı hala. İngilizlerin şahanedir arabaları. Değil mi? Onların barok mimarı diğer mimarileri çok çok güzel. Ama tabii Osmanlı mimarisi vardır, apayrı bir ruhtur, apayrı bir güzelliktir. Osmanlı evleri vardır, apayrı bir zevktir. Ama hepsi olsun. Avrupa’nın bütün güzel yönlerini olduğu gibi alırız. Ayarını tutturamayan kişiler her zaman çıkar ama bizim milletimiz genelde aklıbaşındadır. Devam. Yani medeniyette, kültürde, sanatta ilerlemeye devam edeceğiz. Bu güzel çok çok güzel... Ama Kuran ahlakını da en mükemmel şekilde yaşamak durumundayız. Çünkü Kuran ahlakı yaşanmadıktan sonra barok karok bilmem ne hiçbir kıymeti yok. Yani Allah sevilirse herşey güzel. Sanat da güzel, estetik de güzel, hayat da güzel... Allah korkusu varsa herşeyin bir anlamı var. Onun için derin imanlı her türlü çalışmayı alabildiğine destekliyorum. Modern olsun, güzel olsun, estetik olsun, hoş olsun. Ama Kuran ahlakı içinde, Resulullah (sav)’ın o güzel, sıcak sünnetleri içerisinde onun bir anlamı var. O yönüyle tabii gelişeceğiz. Daha da iyi olacağız. Avrupa belirli bir çizgide durdu. Avrupa’yı geçeceğiz biz. Türk İslam Birliği’nin medeniyeti bir patlamadır. Bir çağdır, yepyeni bir çağ açacağız Allah’ın izniyle. Avrupa’nın ağzı açık kalacak; böyle şeyler de oluyor mu diyecek. Ama tabii bunun bir vakti merhunu var, Cenab-ı Allah’ın takdir ettiği bir vakti var. O vakte doğru ilerliyoruz. Herşeyi Allah meydana getirir. Mesela Süleymaniye Camii ne kadar muhteşem, işte mimarisi ne kadar güzel… Allah yarattı Süleymaniye’yi. Avrupa’daki medeniyet ne kadar güzel diyorlar mesela estetik. Hepsini en ince detaylarına kadar Allah yaratır. Beğendikleri nehirler, bağlar, bahçeler, evler, değil mi? Taş yontması olan o harika binalar veyahut ahşap işçilik. Onların hepsini Allah bizim beynimizde bir görüntü olarak, güzellik olarak yaratıyor. Dışarıda baksan simsiyah bir karanlık var ve madde de saydam. Avrupa’daki o büyük saraylar filan baksalar, gerçek haliyle görülmüş olsa, simsiyah karanlık var. Hadi biraz karanlık aydınlandı diyelim, saydam. Yani cam gibi saydamdır yani. Ne ses var dışarıda, ne renk var, ne de onların tahmin ettiği şeyler. Allah bizim beynimizde yaratıyor ve Allah olağanüstü bir sanatla bunları yaratıyor. Yani nefes kesici bir olaydır bu. İnsanlık daha bu olayın ne olduğunu kavrayamadı. Bunu fark etme zamanına doğru gidiyorlar. 2012’de neler olacak diyorlar ya... İşte boyut değiştireceğiz, bir şeyler olacak diyor. Çok şeyler olacak tabii ki. Kafaları açılacak insanların. Bu hakikati daha güzel anlayacaklar. Einstein’ın, Max Planck’ın anlattıklarını insanlar daha hala kavrayamadılar. O devirde kaldı onlar için o. Bunları kavrayacaklar. Bu anlattığım konunun derinliğini fark edecekler. Daha çok güzel şeyler olacak. Ama bizim milletimiz de görevli onu da söyleyeyim. İnşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah. Peki, çok ciddi bir medeniyetimiz var Hocam bizim. 600 yıllık bir geçmişimiz var, bir tarihimiz var. Çok güzel yapılmış sanat eserlerimiz var. Yapılan çok güzel işlerimiz var. Dünyaya hâkim olduğu bir zamanı var Osmanlı’nın. Bu dönemi yeterince anlatamıyoruz diye düşünüyorum ben gençlerimize. Yani bu Batı özentisinin temelinde bu var diye düşünüyorum. Bunu biz neden ön plana çıkarmıyoruz? Bu kasıtlı bir şeydir Hocam, bakarsınız bunun arkasında yine Darwinizm mantığını bulabiliriz, bu kasıtlı bir olaydır. Biz hiçbir zaman kendi geçmişimizi çok fazla ön plana çıkaramadık.
ADNAN OKTAR: Bizim geçmişimiz çok güzel. Ama Avrupa’nın sanatsal geçmişi de çok güzel. Yani hepsini almak lazım... Fakat bizim geçmişimizde bir ruh vardı, bir sıcaklık vardı, bu apayrı bir konudur. Yani mesela bir Avrupa’da kiliseye girsen, kanın iliğin çekilir. Böyle garip heykeller, ürkütücü resimler hatta kafataslarından koleksiyon yapıyorlar böyle bir sürü adam kafatası. Bir de isimlerini yazmışlar, sanki normal bir olaymış gibi böyle. Mesela bağıran insanlar elinde kılıçla altına almış adamı, ezmeye çalışıyor, kafasında topuz bilmem ne filan. Yani bu tarz bir sanat anlayışları da var, iftiharla da bakıyorlar. Mesela bu benim için çok rahatsız edici. Adamı altına almış boğuyor filan yani. Değil mi? Dün çocuklar gösterdiler baktım internette, Viyana şu bu filan gezinti yaptık bir anlamda. Ben şahsen öyle bir heykelle karşı karşıya gelmek istemem.
SUNUCU: Bir de ibadet edeceksiniz öyle bir ortamda.
ADNAN OKTAR: Adam hayır güzel, canlı yapmışlar ama hortlak gibi. Çok ürkütücü bir şey yani çok berbat bir şey... Estetik açısından diyorum. Böyle olmaz yani hoş olması lazım, iç açması lazım. Osmanlı öyledir işte. Mesela bir Osmanlı evine gelirsin, oh çok şahane çıkart paltonu, otur bir köşeye böyle getir çayını kahveni böyle, sohbet de güzeldir, konuşma da güzeldir. İnsan ruhunu rahatsız eden hiçbir şey bulamazsın. Ama Osmanlı dönemi müziği filan beni rahatsız ediyor işin doğrusu. O dede efendi, Itri filan, çok ağır yani. Sözleri güzel gerçi de bir kısım sözleri. Çok ağır yani… Uyku için iyi. Müzik dediğinin canlı olması lazım... O yönde mutabık değiliz. Ama yani hakikaten, samimi olarak söylüyorum. Evleri şahane yani bak Bosna’da, Avrupa’da hayranlar adamlar. Şahane! O Mostar Köprüsü var ya, sırf o bile, böyle karşısına geçip seyredeceksin. Avrupa’da hiçbir köprü o zevki vermez. Şahanedir, yani garip, acayip bir etkileyiciliği vardır. O Kastamonu evleri falan değil mi? Ankara’da da bazı evler böyle yine güzelleştirmeye başladılar. Allah’a çok şükür ki, biraz erken toparlandılar. Mesela Tokat’ta güzelim o bağlık bahçelik yerleri dümdüz edip siteler yapmışlar. Yani ne diyeyim, Türkçede gıcık oldum derler ya, tam anlamıyla gıcık oldum yani. Şahaneydi, bayağı güzel yerlerdi. Kardeşim başka yer bulamıyor musunuz? Gidin aşağıya, şehri aşağıya doğru sarkıtın. Ne istiyorsunuz güzel bağlık bahçelik yerlerden? Bu da böyle bir haber olarak geldi, yani bunlara böyle çok özen gösterilmesi lazım. Yani doğal güzelliklerin muhafaza edilmesi gerekiyor. Geçenlerde bir Kâbe resmi getirdiler, kuşbakışı çekim bir de yakından çekim. Yahu bu adamların aklına bir şey olmuş herhalde. Heryeri gökdelen gibi binalarla doldurmuşlar. Kâbe arasında adeta kaybolmuş. Ya kardeşim bu ne cesaret bu? Siz ne yapıyorsunuz böyle?
SUNUCU: Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz hocam, bu da ciddi bir aslında tartışılacak bir konu.
ADNAN OKTAR: Yani bunun telafisi mümkün. Yani illa ki Mehdi oraya gidecek. İlla ki o binalar bir kere yerle bir olacak, Allah’ın izniyle. Resulullah (sav)’ın ayak bastığı yere kadar indireceğiz o binaları. Tabi, Resulullah (sav)’ın ayak bastığı yerlerin üstünde bina var. O binayı kaldıracağız biz. Ayağının tozuna ulaşacağız Resulullah (sav)’ın.
SUNUCU: Hiç kalmadı şimdi değil mi hocam, ayağını bastığı yer diye bir şey kalmadı.
ADNAN OKTAR: Bunlara bir şey olmuş. Kardeşim bu ne pervasızlık? Yani Kâbe bütün Müslümanlara ait… Sen kimden izin aldın da oraları o hale getiriyorsun? Bütün İslam âlemine ait bir yer. Değil mi, kime sordun yani? Yok, ben elime gelen yere bu işi yaparım, olmaz öyle şey.
SUNUCU: Krallık izin veriyor değil mi hocam buna, yani Suudi Arabistan Krallığı izin veriyor?
ADNAN OKTAR: Yani hata yapıyor. Yani Suudi elçiliğini tabi şimdi uyarsak hatırlatsak pek etkimiz olmaz belli ki. Ancak Hz. Mehdi, inşaAllah, Hz. Mesih zuhur ettiklerinde. Yani nezaket vardır, sevgi vardır. Tabi Mehdi sert bir üslup kullanacak değil tabi, onun güzelliğini anlatacaktır. Onlar da onu seve seve yapacaklardır. Şefkatle, Mehdi de zor yok. Yani baskı yok, şiddet yok. Olayın güzelliğini anlatmak vardır. Sevdirerek olayları geliştirecektir inşaAllah.
SUNUCU: Özellikle sanatsal noktada siz takdir ediyorsanız gerçekten çok güzeldir. Sanat yanınızın ne kadar kuvvetli olduğunu tüm izleyenlerimiz de bilirler. Sanat görüşünüzün ne kadar…
ADNAN OKTAR: Naçizane... Cenab-ı Allah’ın tecelli ettirdiği kadar inşaAllah.
SUNUCU: Osmanlı’dan bahsetmişken hocam, peki bir de şöyle bir şey sormak istiyorum, yani icatlar noktasına baktığımız zaman, icat edilen herşeyin Batı’nın icatları olduğunu bize empoze ettiler yıllarca. Yani dönüp baktığımızda bizim kendi Müslüman kimliğindeki insanların da çok güzel icatlar yaptığını işte, Ali Kuşcuların, İbn-i Hayyamların, çok yararlı icatların ilk başlangıç noktasında bunların çıkardıklarını görüyoruz. Ama bunları gençlerimizin üniversitelerde bildiklerini zannetmiyorum. Yani bütün icatların temelinde Batı yatıyor, işte matbaanın icadından tutun, işte birçok aşıların, sağlık gelişimlerinin hepsinin Batı’dan kaynaklandığı öğretildi bize yıllarca. Ama dönüp baktığımızda bunun böyle olmadığını görüyoruz. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Ta İbn-i Miskeveyh döneminde Müslümanların ruhunu kemirmeye başladılar. Darwinist, materyalist felsefe ruhunu İslam’ın içine sokmaya başladılar. Ve Müslümanların o derin imanını, derin coşkusunu kırmaya başladılar. Mesela İspanya’dan olaylar başladı. Yani felsefe girdikten sonra İslam’ın içerisine, insanların ruhundaki o derin iman, derin tutku örselendi. O hemen sanata ve bilime de yansıdı. Bir zamanlar neydi diyorlar ama o geçerli bir şey değil. Yüz elli yıl önce, yüz elli, yüz altmış yıl önce, işte bu iddia edilen ergenekon örgütünün çıkış zamanı, Darwin’in palazlandığı zamanlardan itibaren Osmanlının ruhunu yaktılar. Yani Osmanlı ruhunu öldürdüler. Ruhunu çekip aldılar, içi boşaldı Osmanlının. Yine Allah’ın lütfu, çok iyi dayandı Osmanlı. Yani bu ruhu alınmış bedenle, yine çok iyi dayandı. Sultan Abdülhamit Han Hazretleri direndi ama belli yani kader akıyor. Ve sonunda Osmanlı deccaliyete teslim oldu. Yani gücü yetmedi, Darwinizm, materyalizm bütün İslam ülkelerini kapladı. Heryeri kapladı. Şimdi Darwinizm, materyalizmin yıkılmasıyla birlikte, yeniden akıl ve ruh derinliği insanlara verilmeye başlandı, tabi, manevi derinlik verilmeye başladı. Ama tam uyanış tam derinlikle olacaktır. Mehdi ile beraber insanların beyninde o çalışmayan kısımlar çalışmaya başlayacak. Diyorlar ya hani insanın beyninin şu kadar kısmı çalışıyor, şu kadar kısmı çalışmıyor. İşte o çalışmayan kısımlar çalışmaya başlayacak. 2012-2014’lerden sonra. Bakın bakalım medeniyet neymiş, sanat neymiş, bilim neymiş, insanlık, sevgi, aşk, muhabbet neymiş bütün dünya görecek. Yani çok coşkulu bir çıkış olacak inşaAllah. Çok şiddetli coşkulu... Bu aşkı muhabbeti Mehdi insanlara aşılayacak, vesile olacak. Mesih’in inmesiyle bu had safhaya ulaşacak. Yani cezbeye gelecekler böyle artık, yani manevi sarhoşluk, sekir hale meydana gelecek. Kendilerini kaybedecek insanlar. Gerek Hıristiyan âlemi, gerek İslam âlemi, gerek de Museviler. Böyle bir aşkı ve coşkuyu yaşayacaklarını belki hiç tahmin etmemişlerdir. Ama Mehdi’nin vefatından sonra, Mesih’in vefatından sonra muazzam bir ruh boşluğuna düşecek insanlık. Yani muazzam bir ruh boşluğu, arkasından Hicri 1500’lerden sonra diyor Said Nursi Hazretleri, muazzam bir çöküş başlıyor. 2-4-8-16, tabi kıyamete doğru. 1543 gibi hiç Allah’a, dine iman eden insan kalmıyor, hiç. Kuran; kâğıt üzerinde harfi kalmayacak, hiç. İki yıl kadar devam edecek diyor Said Nursi Hazretleri, Allahuâlem diyor, ama Allahuâlem dediği her konu oldu şu ana kadar.
SUNUCU: Camiler hatta toz kaplayacak hocam, kimsenin girmemesinden diye rivayet var.
ADNAN OKTAR: Camiyi, Kâbe’yi yıkacaklar. Kâbe’yi yıkacaklar, dümdüz. Yani dozerle veyahut bir şeyle yıkacaklar. Kâbe’nin hiçbir şeyi kalmayacak, düz arazi haline getirecekler Kâbe’yi. Camileri de yıkacaklar, cami nerede cami? Ya meyhane olarak kullanacaklar, ya ona benzer yani mahvedecekler. Allah onlara iki yıl müsaade veriyor inşaAllah, iki yıl. Sonra bir insanın yaşayabileceği en yüksek korkuyu Allah, en şiddetli yaşatacak. Yani bir anda insanların saçının beyaz olması görülmüş bir şey değildir. Kıyamette bu oluyor işte. Cenab-ı Allah diyor “sen onları sarhoş zannedersin” diyor, “onlar sarhoş değildir” diyor Allah. Soru soruyorsun, cevap vermiyor. Konuşamazlar diyor Allah o gün. Konuşma yok, acayip sesler çıkarıyor. Adın ne dersen garip sesler çıkarıyor, çıkaramaz yani şuur tamamen gidiyor korkunun şiddetinden.
SUNUCU: Gördüklerinden dolayı.
ADNAN OKTAR: Hani kabadayıydın sen, hani bütün kâinata hükmediyordun? Değil mi, hani yeniden insan yaratacak güçteydin sen, hani mekikle uzayda sistemler kuracaktın, bilmem değil mi? Hani göktaşını havada patlatacaktın değil mi? Aczini ve zavallılığını bütün şiddetiyle görecek insanlar.
SUNUCU: Kuran’ın özellikle son surelerinde hocam, özellikle bu tek tek belirtiliyor yani görecekleri o şiddet ve azap. Yani bu bir sürpriz olmayacak, tek tek anlatılıyor bütün surelerde.
ADNAN OKTAR: Evet, diyecekler ki, Bediüzzaman denen şahıs; 1545’te kıyamet kopacak demişlerdi, ne oldu diyecekler böyle yerlere yatacaklar güleceğiz diye, akıllarının ucundan geçmeyecek, yani onlar yılın belki ortasına kadar gelecekler, baktılar hiç birşey olmuyor, bir akşam vakti diyor ama o İstanbul kastediliyor. Heryerin farklıdır. İstanbul’da akşam namazının çabuk kılınması vardır biliyorsunuz.
SUNUCU: Farzın önde olması.
ADNAN OKTAR: Evet, çabuk kılınması vardır. Bu İstanbul’a bakan bir rivayettir. Çünkü bütün ahir zaman olayları hep İstanbul’a göre söylenmiştir. Tam böyle boğaza karşı şarapları yudumlarlarken birden boğazın birbirine yaklaştığını ve uzaklaştığını görmeye başlayacaklar. Ve akıl almaz bir panikle boğazdan muazzam lav sütunlarının göklere çıkmaya başladığını görecekler. Bu bir havai fişek gibi olmayacak tabii onlar için. Ondan sonra Allah’ın gücünü, dehşetini ve o pervasızlığın karşılığının ne olacağını orada anlayacaklar. Vücut sistemleri bozulacak, yani vücut kontrollerini kaybedecekler. Cenab-ı Allah nezaketli bir üslupla söylüyor bakın diyor ki; “gebeler çocuklarını düşürürler” diyor, yani anlayın ondan gerisini. Bütün vücut sistemleri bozulacak korku şiddetinden.
SUNUCU: Dağlar yürütülüyor diyor Hocam değil mi?
ADNAN OKTAR: Tabii, dağlar harekete geçiyor. Mesela yedi tepe deniyor, yürüyecek dağlar ve eriyerek yürümeye başlayacak. Gittikçe, sarsıntının şiddetiyle erimeye başlayacak. O zaman Allah’ın gücünü ve azametini tam anlamış olacaklar. Gök tamamen Meleklerle doluyor. İşte Cübbeli’nin dediği olay o zaman olacak, göklerin, göğün Meleklerle dolması olayı. Ama artık o gün Allah göz açtırılmaz diyor.
SUNUCU: Tövbe kapıları kapanmış olacak.
ADNAN OKTAR: Tabii, bitiyor. Zaten şuur gitmiş yani tövbe edecek hali de yok. Ne yapacağını da bilmiyor onda.
SUNUCU: Bir de gayb de kalkmış ortadan; gayba iman hakikattir ya, gayb yok görüyorsun artık Allah’ın azametini, büyüklüğünü görüyorsun.
ADNAN OKTAR: Tabii, hakkel yakin… Gökten Melekler inmeye başlıyor saf saf yere. Bunu görmelerine de çok az kaldı insanların. Bakın insanların şu an torunlarının torunu rahat rahat görecektir. 1545 yani 2120… Benim bu kasetlerimi de o zamanlara saklayacaklar, hoca böyle demişti falan diyecekler. Ona da böyle eğlenecekler, hoşlarına gidecek. Ama olay başladığında o kaseti çıtır çıtır yemeye başlayacaklar. Yani şuuru kapandığı için yani. Tabii, İnşaAllah.
SUNUCU: Çocuklarımızı çok iyi yetiştirmeyi Allah nasip eylesin inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
SUNUCU: Hocam, sorularla devam edeyim yine çok sorumuz var önümüzde.”Selam Hocam” diyor.
ADNAN OKTAR: Ve Aleyna Aleykümselâm
SUNUCU: “Sorum şu; Allah Celle Celalühü bizim ömrümüz boyunca yaptığımız herşeyi, her olayı biliyor. Yapacağımız günah veya sevap kaderimizde yazılı, Allah Katında herşey olup bitmiştir.”
ADNAN OKTAR: Doğru
SUNUCU: “O halde Cennet ve Cehennemin yaratılma sebebi nedir? Saygılarımla…” demiş ismini vermemiş bir izleyicimiz.
ADNAN OKTAR: Anlamı derin, ben biraz anlatayım. Kardeşimiz ne anlarsa.
SUNUCU: Evet, sizden dinleyelim Hocam.
ADNAN OKTAR: Bakın, tek bir an… Bakın bir saniyenin milyonda biri değil, yüz milyonda biri değil, trilyonda biri değil, hepsinden daha kısa, an… An içinde bütün sonsuz hayat. Sonsuz evvel ve sonsuz sonra Allah Katında yaşanmıştır ve bitmiştir. Tek bir an vardır. Biz zamanlı ve mekânlıyız. Zamanlı ve mekânlı olduğumuz için önce ve sonra var. Allah için önce ve sonra diye bir konu yok. Yani Cenab-ı Allah’ın önce ve sonrayı yaratan kendisi.
SUNUCU: Zamandan münezzeh…
ADNAN OKTAR: Tabii, Allah’ın kontrolündedir. Yani Allah ona, zamana ve mekâna bağlı değildir. O anlamda… Tabii ki görür yani. Sonsuz evveli ve sonsuz sonrayı görür, onun için birşeydir Cenab-ı Allah için ama O’nun yarattığı birşeydir. Allah daha onun üstündedir. Mesela mekân da öyle, Allah mekânın üstündedir, mekân dışıdır Allah, zamansız ve mekânsızdır. Bakın diyor ki küfür için Allah, bu dediğim çok önemli dikkatlice dinlerse kardeşlerimiz; “gözleri vardır görmez” diyor, müteşabih değil bu. Görmez diyor Allah.”Kulakları vardır işitmez”, muhkem ayet bu… “gönül gözleri de kördür, o da görmez” diyor.”Sen onları diri zannedersin, onlar diri değildirler, ölüdürler” diyor. Böyle olmaktan mümin işte korkacak, Allah’a sığınacak. Ama biraz düşünen bunun sırrını anlar. Mümin Allah’ın ruhunu taşır, uyanıktır. Görür, işitir, şuuru da açıktır ve diridir, Hayy’dır mümin. Ama mümin Allah’ın dediği bu konuma gelmiş olmaktan çok korkar ve ümit ve korku arasındadır. Ve Allah hiçbir şekilde zulüm yapmaz. Allah size azap edip de ne yapsın diyor Cenab-ı Allah, niye yapsın diyor mealen yaklaşık. Yani Allah azabı güzelliği kavramamız için istiyor. Yani azabın amacı sevgi ve güzelliği kavramamız ve yaşamamızdır. Yani doğrudan Allah’ın bir azap amacı yoktur. Allah’ın doğrudan amacı sevgi, güzellik, aşk ve muhabbettir. Bunu elde etmek için, insanları terbiye etmek için bir yoldur bu. Çünkü öbür türlü yanaşmıyor insanlar. Yani olmuyor, yanaşmıyorlar, ancak böyle yanaşıyorlar. Mesela Hz. Âdem Peygamberimizi zamanında Cenab-ı Allah onu cennete koydu, hanımı da var gayet güzel yaşıyorlar. Ama bak mesela şeytan geldi, çirkin bir teklif yaptı, hemen kabul ettiler. Niye? Cehennem yok, azap yok, Allah korkusu bilinmiyor. Cenab-ı Allah dünyaya indirdi, üstünden başından bütün kıyafetlerini aldı, doğal ihtiyaçlarını gördü… Ağladı Hz. Âdem olayın şiddetinden, sırf o yetti daha başlangıçta. İmtihan oldu, hanımı da eğitildi, ondan sonra Allah Cennete aldı, yeniden Cennete aldı, şimdi Cennetin taşlarını öpüyordur.
SUNUCU: Zoru görünce…
ADNAN OKTAR: Tabii, çok önemlidir o. Ayrıca Cehennemi de görüyorlar, oradaki insanları da görüyorlar. Belki televizyon gibi, belki bizim bilmediğimiz bir sistemle anında görecekler Cehennemdekileri. Onu gördün mü ne olur?
SUNUCU: Gerçeği görmüş olur.
ADNAN OKTAR: Cehennemin o yiyecekleri, içkileri, ortamı, dağı, taşı, ırmakları… Artık muhabbetle öpüyor, derin bir sevgiyle seviyor Allah’ı. Orada Allah korkusu Cehennemde de devam ediyor aslında. Bir yönden devam ediyor, yani Allah’ın haşmeti, büyüklüğünü insanlar daha yoğun hissedeceklerdir. Dolayısıyla Cehennemi gördükçe Cennetin kıymetini bilip sonsuza kadar ondan zevk alacaklardır. Sonsuza kadar zevk almaları için Cehennem yaratılmıştır, müminler için.
SUNUCU: Evet, onun karşılığını görmek lazım, karşıtını.
ADNAN OKTAR: Tabii, onu görünce zevk alıyorlar. Mesela saray oluyor, bir gecekonduyla kıyaslandığında saray güzeldir. Yoksa Cennet evleriyle sen dünyanın en güzel saraylarını karşılaştırsan adam yani asla ve kesinlikle istemez, asla...
SUNUCU: Mukayese kabul etmez.
ADNAN OKTAR: Çok çok kaçınır, imtina eder, yani tahayyül dahi etmek istemez. Yani dini yönden tenzih ederim, Kuranî yönden tenzih ederim, asla istemez.
SUNUCU: Peki Hocam, bu kardeşimiz cennet cehennem niye yaratılmıştır zaten kaderimizde belli dedikten sonra yani Allah-u Teâlâ bizim imanlı mı olacağımızı, imansız mı olacağımızı tabii biliyordu. Diyebilir miyiz ki; namaz kılmıyoruz, Allah nasip etmedi bu namazı. Böyle bir şey deme hakkımız var mı? Allah-u Teâlâ bize de bir irade vermiştir, irade cüzi bir iradedir ama irade bizdedir o namazı kılmak veya gerekli Allah’ın emirlerini yapmak için. Diyebilir miyiz yani Allah bana nasip etmemiş namaz kılmayı? Böyle bir şansımız var mı?
ADNAN OKTAR: Cüzi irade de külli irade de o an içerisinde olup bitmiştir. Hepsi olup bitmiştir, Cüzi irade de külli irade de Allah’ın iradesi dâhilindedir ve an içerisinde olup bitmiştir. Adam diyorsa “benim kaderimde olmadığı için namaz kılmadım diyorsa zaten o da onun kaderinde. Onu da zaten Cehennemde tarif ediyor onu anlatıyor. Benim kaderimde yoktu da onun için ben namaz kılmadım diyor. Orada çok detaylı, kapsamlı onlara anlatacağı vakti olacaktır, Cehennemde. Yani öyle anlamazdan gelmek, çok özür dilerim avanak üslubu falan… Yani onlar Cehennemde pek etkili olmaz, pek değil hiç etkili olmaz. Hiç etkisi olmaz. Pek demeyeyim Allah affetsin, hiç olmaz. Cenab-ı Allah’ın kastı, bizim ne olduğumuzu bize göstertiyor. Yani bizim ne olduğumuzu Allah…
SUNUCU: Biliyor.
ADNAN OKTAR: Tabii, ne olacağımızı bilemeyip, bizi takip edip sonunda ne olduğumuzu anlıyor değil Allah. Öyle bir olay yok, ne yapacak acaba demez Cenab-ı Allah. Ne yapacağı bellidir ve yapmıştır zaten. Bizi bize gösteriyor, ne olduğumuzu görüyoruz. Etrafımızdaki insanların da ne olduğunu birbirimize gösteriyor. Şahitlerden bahseder Kuran. Şahitler de orta yere getirilmiştir derler. İnsanların imamları, mesela şahit olarak önüne getiriliyorlar. Mesela bu devrin imamı İmam Mehdi (a.s.)’dir. O öne getirilecek ve O’na sorulacak ümmet, insanlar. Mesela şu nasıldı, bu nasıldı, bu kişi nasıldı, onun bildiği kadarıyla Cenab-ı Allah O’nu şahit kılacak. Mesih (a.s.)’i de öyle. Mesih, İsa Mesih (a.s.), O da geldiğinde bütün Hıristiyan âlemi için şahit oluyor. Şahit olduğu Kuran ayeti vardır ve insanlar birbirine şahit ayrıca, yani Cenab-ı Allah soruyor nasıl diyor, yani kimsenin yalan söyleyecek durumu yok. Eğer illaki yalan söylerse gözü konuşmaya başlıyor, ağzı konuşmaya başlıyor, kolları konuşuyor yani gizlenecek hiçbir şey yok. Ama her konu saniye olarak bakın saniye saniye sorgulanacaktır.
SUNUCU: Her nefesin hesabını
ADNAN OKTAR: Tabii yani insanlar zannediyor ki yani genel bir sorgulama yapılacak. Yani üç-beş konu sorulacak. Böyle değil. An an, saniye saniye her nimet ayrı olarak sorgulanacak. Yani mesela bir insan için bu mesela 70 bin sene sürse de tek tek sorgulanacaklar. Ama müminin sorgulanması onu onore etmek içindir.
SUNUCU: İnşaAllah Allah hepimize nasip eder.
ADNAN OKTAR: Onun kendine olan sevgisini arttırmak içindir. Çünkü mümin yaptığı iyiliklerin %90’ını unutur. İnsanda biliyorsun unutma vardır nisyan eden maluldür insan. Unutacak, çocukluğundan itibaren Cenab-ı Allah tek tek ona hatırlatacak ama sorgu şeklinde. Mesela babaannene karşı nasıldı tavrın diyecek. Çocuk imtihan olmaz zannederler ama çocuk da imtihan olur. Yani öyle şey yok. Hz. Yusuf (a.s.) küçükken kuyuya girdi.
SUNUCU: İmtihana tabi tutuldu.
ADNAN OKTAR: Tabi imtihan var. Yani o şekilde değildir. Sorumludur yani, çocuk da sorumludur. Yani Cenab-ı Allah’ın takdir ettiği kadar tabi. En doğrusunu Allah bilir. Yani hiç sorumlu değildir diye bir şey yok. Çünkü çocukluğundaki güzel ahlakı da hatırlatılacak ona. Mesela biz Hz. Yusuf (a.s.)’un çocukluğunda güzel ahlakını hatırladığımızda, öğrendiğimizde, bildiğimizde ona karşı muhabbetimiz artıyor. O’nun da kendine sevgisi artacaktır. Biz O’na nasıl sevgi arttırıyorsak O da kendisine sevgisini arttıracaktır. Ama en doğrusunu demeyeyim doğrusunu Allah bilir.
SUNUCU: Yani Peygamber Efendimiz (sav) ‘in hayatına baktığımızda da çocukluğunda hiçbir günah işlememiştir, hiçbir kötülüğe bulaşmamıştır.
ADNAN OKTAR: Kuzu gibidir, kuzu gibi tertemiz. Hep böyle tatlılık ve efendilik üstüneydi çocukluğu. O sıfır hükmünde değildir işte. Bu çocuktur sıfır hükmündedir demeyecektir Cenabı Allah. O çocukluğuyla biz bileceğiz O’nun güzelliklerini. Ama cezai sorumluluğu
SUNUCU: Var mıdır?
ADNAN OKTAR: O olmayabilir yani yahut az olabilir. Onu Allah takdir eder. Yani şuur açıklığıyla orantılı olur o inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah Hocam. Değerli Hocam, Hz. Mehdi (a.s.)’nin de Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav) gibi mucizeleri olacak mı demiş, Özkan Ergin kardeşimiz.
ADNAN OKTAR: Benim gördüğüm ve anladığım şu an elle tutulur şekilde görülen olaylar var, bir kere dünyadaki olaylar O’nun kerameti olmuş oluyor. Mesela Fırat’ın suyu kesiliyor. Peygamber (sav) diyor ki O’nun devrinde (sav) Fırat’ın suyu kesilecek, kesiliyor. Kuyruklu yıldız çıkacak diyor, çift uçlu olacak diyor ve batıdan doğuya doğru gidecek diyor ve çok parlak olacak diyor, Lulin Kuyruklu Yıldızı 2009‘da çıktı. Bu aynı zamanda Mehdi (a.s.)’nin kerametidir, yani harikadır. Mesela ekonomik kriz olacak diyor ve yedi yıl sürecek deniyor, aynısıyla çıkıyor. Mesela ondan evvel yağmurlar kesilecek diyor, yağmurlar kesildiğinde dediler küresel ısınma oldu işte fazla çakmak yakmayın, arabaları fazla çalıştırmayın.
SUNUCU: Televizyonlarınızı fazla çalıştırmayın.
ADNAN OKTAR: Kebap fazla pişirmeyin, soğuk yiyecekler yemeyin, ona benzer böyle ipe sapa gelmez izahlar yapıyorlardı. Ne olduysa birden küresel soğuma oldu, anında.
SUNUCU: Her yeri sel bastı
ADNAN OKTAR: Ne hikmetse yani yıllardan beri ısınan dünya bir anda soğuyuverdi ve bardaktan boşalırcasına yağmur yağmaya başladı ve laflarını yuttular. Hani küresel ısınma muhabbetleri? Gece-gündüz entel muhabbetler oluyor, sohbetler oluyordu ne oldu? Anladılar ki Cenab-ı Allah’ın bir harikası var. Aynen dendiği gibidir. Birkaç yıl devam edecek diyor Peygamber Efendimiz (sav) kuraklıkla bağlantılı, kuyruklu yıldızın çıkışıyla bağlantılı aynen dediği bibi olmuştur, kuyruklu yıldızın çıkışından birkaç yıl önce. Lulin’den. Dokuda çıktı bakıyorsun tam mutabık ve çok fazla yağmur yağacak diyor arkasından Resulullah (sav). İşte bu Mehdi (a.s.)’nin de kerametidir. Aynen olaylar meydana gelmiştir. Böyle çok fazla sayıda harikalar meydana gelecektir. Yani şahsı ile ilgili de harikalar meydana gelecektir ama dış olaylarla ilgili harikalar artık en görmeyen gözler dahi görecektir.
SUNUCU: Yani İslam Birliği’nin kurulması gibi bir şey gerçekleştiği zaman zaten en büyük mucize,
ADNAN OKTAR: Keramet, keramet olacak,
SUNUCU: Gerçekleşmiş olacaktır.
ADNAN OKTAR: Evet... Keramet olacak. İnşaAllah.
SUNUCU: Yine bir sorumuz var Hocam. Hocam Selamünaleyküm.
ADNAN OKTAR: Ve Aleyna Aleykümselâm.
SUNUCU: Bu virüslerin kendilerini evrimleştirdikleri söyleniyor. Bu kafamı karıştırdı. Yani bir kuş gribi virüsü veya domuz gribi virüsü evrimleşerek kendini yenileyerek yeni bir virüse dönüşeceğini söylüyorlar. Bu konuda bizi aydınlatır mısınız demiş Konya’dan, Mehmet Hoca.
ADNAN OKTAR: Eğer virüsleri rahatça aşıyla veyahut başka bir yöntemle yenebilselerdi insanlarda enaniyet, azamet ve gurur olurdu. Allah, bakın mikroptan çok daha küçük, mikroskopta görülemeyen bir varlıkla hepinizi yere yıkarım diyor Allah. Yani bir tane bırakmam diyor istesem. İnsanlar kabul ediyor mu? Evet diyorlar, doğru yani. Ama bir kısmı diyor ki, ama biz büyürseçözüm buluruz diyor. Allah da diyor ki, bulamazsınız diyor. Ben öyle bir güç verdim ki sizin aklınızdan daha fazla akla sahip oluyor. Bir anda kendini bir değiştirir, bir şekle sokar hazırladığınız ilaç, ki onu da Ben yaratırım diyor, yine etkisiz hale gelir diyor Cenab-ı Allah. Yani onunla yine baş edemezsiniz diyor. Virüs, adeta insanlarla alay ediyor, oyun oynuyor, köşe kapmaca oynuyor. Mesela bu AİDS virüsü, bu domuz gribiyle ilgili de şu an, mesela buna çalışıyorlar ama yarın bir gün ona da bir yeni bir oyun oynayabilir virüs geliştiğinde. Yapısı zaten bir bilgisayar gibi, virüsün yapısı…
SUNUCU: Çözümlenememiş mi?
ADNAN OKTAR: Yani olağanüstü kaliteli yapılmış bir şey ve süper akıllı. Nerden beslenecek, ne yapacak, adam klasik yancı yani böyle. Selamünaleyküm diyor, Cenab-ı Allah’ın belki selamıyla geliyor, çünkü onlar da bir ümmettir.
SUNUCU: Allah’ın yarattığı şeyler.
ADNAN OKTAR: Tabi Cenab-ı Allah’ın onlar da bir canlısı, yarattığı varlıklar. Geliyor ben misafirim diyor, Tanrı misafiri, geliyor giriyor ve kendini besletiyor bir, mesela hücrenin içersinde yahut neyse bulduğu bir yer. Orada adam kendini besletmenin yolunu bulmuş. Ama ilaçla, şunla bunla zarar vermeye kalkarsan. Onun da silahı var o da kendini savunuyor işte o zaman. Allah ona o silahı o gücü vermiş. Dolayısıyla Allah’ın yaratma sanatı var burada evrim mevrim yok. Virüs büyüyüp uçan daireye dönmez sonunda. Yani virüsler, mikroplar kaya parçaları içersinde görüyoruz fosilleşmiş olarak. Milyonlarca yıl önce neyse şu anda da aynısı. Hiçbir değişiklik yok. Mikrop mikroptur, virüs virüstür hiç değişmez. Ama…
SUNUCU: Zaten bir şey
ADNAN OKTAR: Çok özür diliyorum, kendini savunur sadece. Yani yok olacağı bir sisteme doğru gitmez. Allah yok olmalarını engelleyen bir sistem ile onları donatmış, o kadar.
SUNUCU: Yani zaten bir virüs dahi evrimleşebiliyorsa o zaman Evrim Teorisi gerçektir. Yani evrim teorisi madem yalan hiçbir şey evrimleşmemeli. Bir virüs de olsa bu evrimleşmemeli, evrimleşme diye bir şey yok.
ADNAN OKTAR: Şimdi o biraz karmaşık bir söz oldu ama şöyle söyleyelim, evrime ait hiçbir kanıt yoktur dünyada. Olsaydı derdik Cenab-ı Allah’ın kanunu bu, bu şekilde yarattı derdik.
SUNUCU: Yani virüs evrimleşse o da bir kanıt sayılırdı. Madem kanıt yok o zaman,
ADNAN OKTAR: Hayır, yani ne virüste var ne mikropta var, hiçbir şeyde evrimleşme yok. Yani, çünkü tek hücreliler var, efendim başka... Birşeyler mi var? Bir hareketler görüyorum.
SUNUCU: Bir reklam aramız var herhalde.
ADNAN OKTAR: Anladım, kardeşim o kadar şeye ne gerek var? Direkt, şöyle birşey de ben anlarım.
SUNUCU: Kesmek istemiyorlar Hocam muhabbeti.
ADNAN OKTAR: Hiçbir mahsuru yok inşaAllah. Bakın tekrar söylüyorum, şu rakam onları bayağı titretiyor. 250 milyonun üzerinde fosil evrimi ispat ediyor. Onlara acı bir haber daha veriyorum, onların açısından, tek bir tane evrimi ispat eden fosil yoktur. Yine daha bir acı haber veriyorum; ben diyorum 10 trilyon vereceğim. Bir tane fosil getirene… Darwin’in dediği tarzda bir tane getirene 10 trilyon… Bakın 2 yıldan beri bekliyoruz, yok kimsenin gelip gittiği.
SUNUCU: Maalesef aciz kalıyorlar gerçekten… Sevgili hocamız Adnan Oktar beyefendi sizden gelen soruları yanıtlıyor. Hepimizi aydınlatıyor, hepimize çok güzel bilgiler veriyor. Sorularımız çok zamanımız yettiği kadar okumaya çalışacağız inşaAllah. ‘’ hocam ramazan ayından beri programlarınızı hemen hemen hiç kaçırmıyorum’’ diyor bir izleyicimiz. ‘’ sizin sayenizde Mehdilik konusunda bilgimiz artıyor. Ayrıca sizin en çok bahsettiğiniz, bütün İslam âleminin sabırla beklediği Türk İslam Birliğine adım adım ilerliyoruz. En son haberlerde İran ve Suriye’nin ortak para birimi uygulamasıyla, Türk lirasının kullanım alanlarının artması gündemdeydi. Bu da sizin bir kez daha haklı çıktığınızı gösteriyor. Allah sizden razı olsun, Allah çalışmalarınızda yardımcınız olsun’’ Murat Altıparmak Karaman’dan…
ADNAN OKTAR: MaşaAllah… Ne dersek çıkıyor demek ki. Allah’ a çok şükür, elhamdülillah. Çünkü hadislere dayanarak söylüyoruz, hadislerde bu konular böyle. Oktar sen bir şey mi söyleyeceksin?
OKTAR BABUNA: Evet hocam, bu internet sitesinden detaylı bilgi için; Türk İslam Birliği müjdesi (www.turkislambirligimujdesi.com) sizin eserlerinizden hazırlanmış olan, sizin siteniz, girerlerse çok detaylı bilgi bulabilirler Türk İslam Birliği ile ilgili inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Demin ne anlatıyorduk, evrimden mi bahsetmiştik en son?
OKTAR BABUNA: Evet, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: 250 Milyon fosil evrimi ispat ediyor; hangi yönde ediyor? Olduğunu mu, olmadığını mı? Olmadığını ispat ediyor. Evet, doğru evrimi ispat ediyor ama olmadığını ispat ediyor inşaAllah. 250 Milyon değil aslında çok çok daha fazla. 300 Milyonu buldu, ama biz insanlar anlayabilsin istiyoruz, yoksa her gün bulunuyor. Dünyanın her tarafında sürekli fosil bulunuyor. 500 milyona doğru gidiyor şu an, önü açık maşaAllah.
SUNUCU: ‘’Sevgili Adnan Hocam, öncelikle bize, sizi tanıma, dinleme fırsatı veren Rabbimize sonsuz şükürler olsun, sizden de Allah razı olsun. Bizlere bilmediğimiz birçok şeyi öğretip hayata umutla bakmamıza vesile oldunuz. Ben bir çocuk annesi genç bir hanımım, oğlumuz dünyaya geldi, umudumuz olsun dedik, adını Umut verdik. ’’
ADNAN OKTAR: MaşaAllah
SUNUCU: ‘’ Sonra sizin röportajlarınızı seyredip, sitelerinizi okudukça, umudumuza umut eklendi. Ülkemiz ve ailemiz adına güzel günlerin bizi beklediğine yürekten inandık. ’’
ADNAN OKTAR: MaşaAllah
SUNUCU: ‘’ Artık Mehdi’yi ve Hz. İsa’yı bekliyoruz. Türk İslam Birliğini canı gönülden destekliyoruz. Sizi ve yanınızdakileri çok seviyoruz. O nurlu yüzünüzü yakından görmek istiyoruz. inşaAllah, Rabbim sizi yakından görmeyi nasip eder bizlere. Allah’a emanet olun Hocam. ‘’ İstanbul’dan Esra.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Esra kardeşimizle İnşaAllah görüşürüz. Ben de çok istiyorum, görmek isteyen kardeşlerimiz oluyor. 4- 5 Bin kişi var. Şimdi düşünüyorum, acaba nasıl yapsak diye? Büyük bir salon olması gerekiyor herhalde. Onu halledersek inşaAllah. Öyle bir şeyler… Genel olarak görüşürüz.
SUNUCU: Hocam yine bir sorumuz var. ‘’ Selamünaleyküm’’
ADNAN OKTAR: Aleykümselâm
SUNUCU: ‘’Ben Almanya’nın Münih şehrinde yaşıyorum. Üniversite öğrencisiyim. Öncelikle hepinize Almanya’dan selamlar sunuyorum. İlk sorum; bir takım kaynaklara göre cinler tamamen elektromanyetik dalgalar olarak tanımlanıyor. Görülmemesinin sebebi de, insanın algılamadaki frekans ağırlığının dışında olmasına bağlanıyor. Bu konudaki fikriniz nedir? Fazla materyalist bir yaklaşım mı sizce? Cevabınız için teşekkür ediyorum. Selamünaleyküm’’ demiş Mustafa İzgi Münih Almanya’dan. Buradan selamlar söyleyelim kendisine. Benim yeğenim kendisi, her daim programlarınızı izliyor. Soru ile katılmış programımıza sağ olsun. Ne düşünürsünüz Hocam?
ADNAN OKTAR: Mustafa’nın dediği doğru. Çünkü şöyle doğru, zaten her yer titreşim. Madde titreşimin yoğunlaşmış hali. Enerjinin yoğunlaşmış hali. Dolayısıyla, cinler de enerjiden oluşan varlıklar. Ama kaşı, gözü var, ağzı, burnu var. Adamlar tam teşekküllü. Fakat iç organları yoktur. İlginç varlıklar, acayip, sadece su ile besleniyorlar. Kuran’da ayet var; ‘’bol bol onlara su içirirdik’’ diyor Cenab-ı Allah. Hz. Süleyman zamanında çok ortalardaydılar. Mehdi, Hz. Süleyman gibidir aynı zamanda. Zülkarneyn ve Hz. Süleyman’a benzetiyor Peygamber Efendimiz (sav), hadis var. Dünyaya hâkim olması açısından da benzetiyor. Hz. Süleyman gibi Mehdi de cinlere Allah-u Âlem cinlere hâkim olacaktır ve onları insanlığın hizmetine sunacaktır bazı konularda rivayet bunu göstertiyor, bunu anlıyoruz. Özellikle kayıp olan kutsal emanetlerin bulunmasında cinlerin görev alacağını anlıyoruz inşaAllah. Antakya’daki bir mağarada, İstanbul’daki bazı yerlerde, Mekke’de, Kudüs’de; Kudüs-ü Şerif’de, birçok kayıp olan kutsal emanet var. Bunların bulunmasında cinler Allah’ın izniyle, Cenab-ı Allah’ın izin vermesi ile görev alacaklar inşaAllah bunu anlıyoruz.
SUNUCU: Ben de Almanya’ya selam söylüyorum. Hocam Bütün Almanya bizi izliyor, gelen maillere göre de sağ olsunlar. ‘’ Hayırlı günler diliyorum, ben İstanbul’dan Esra, insanlar ölünce kabirde tekrar bedene girip sorguya çekiliyor mu? Birçok hocalar böyle anlatıyor, anlatılanlar da insanı ürkütüyor’’ demiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Niye ürkütüyor? Mümin ise gönlü çok rahat olsun. Ben Allah’ı çok seviyorum, Allah bana ne yaparsa yapsın ben O’na aşkla, muhabbetle değerlendiririm. Cehenneme de koysa yine Allah aşkıyla yanarım orada. Ne için ürkerim? Allah bize sürekli güzellik sunuyor, sürekli hayır sunuyor. İnsanlar vefat ettiklerinde süratle ahirete intikal ederler. Mezardaki olaylar diğer olaylar çok çok süratlidir. Peşpeşe gelir, çünkü sorulduğunda; ne kadar kaldınız dendiğinde, göz açıp kapama vakti kadar kaldık diyorlar. Şeytandan Allah’a sığınırım; Bir kısmı ‘’gündüzün bir vakti kadar kaldık’’ diyorlar. Değil mi?
OKTAR BABUNA: 1 saat kadar.
ADNAN OKTAR: Evet‘’1 saat kadar kaldık’’ diyorlar. Demek ki süre çok çok kısa. Dolayısıyla Cenab-ı Allah’ın takdiri tabi müminler için süratli bir sorgulama, süratli olayların gelişmesi vardır. Dolayısıyla tabi mezarda olsun, ahirette olsun Müslüman, sevinç ve mutluluk içerisindedir. Toprağın içinde, karanlığı seyreden bir konumda olmayacak mümin. Daima cennet nimetleri ve cennet görünüşü, güzellikleri içinde olacaktır inşaAllah.
SUNUCU: Kabir sorgusu var ama çok hızlı bir şekilde olacak yani?
ADNAN OKTAR: Kabir sorgusu Müslüman için sevinç ve neşe vesilesidir. Onore etmek için, onu mutlu etmek içindir. Canı alınırken de mutluluk ve sevinç içinde alınacaktır, mezarda da mutlu ve sevinç içerisinde sorgusu vardır, ahirette de mutlu ve sevinç içerisindedir. Yoksa toprak seyretmek, karanlık seyretmek Müslüman böyle bir zorluğun içine girecek durumu yok yani. Mümin mükâfatlandırılmak üzere zaten canı alınıyor alınırken. Onu mutlu etmek için Allah canını alıyor, onun canını rahatsız etmek için almıyor ki inşaAllah.
SUNUCU: İmanımız tamsa inşaAllah korkacak bir şeyimiz yok.
ADNAN OKTAR: Tabi İnşaAllah.
SUNUCU: ‘’Selam hocam’’
ADNAN OKTAR: Aleykümselam
SUNUCU: ‘’Mehdiyet konuları neden gizlenmek isteniyor’’ diye büyük harfle yazmış Hocam, ‘’ kimi çevreler Mehdiyet konusundan aleni bir şekilde bahsedilmesinin, pek çok konuda yanlış ve sakıncalı olduğunu dile getirip, siz de sürekli Mehdi (as)’yi müjdelemenizden ötürü eleştiriyorlar. Oysaki Mehdiyet meselesi gizlenmesi, örtbas edilmesi gereken bir konu değil, Müjdelenmesi gereken bir konudur. Hz. Mehdi’nin gelişi, bizzat Hz. Muhammed (sav) tarafından müjdelenmiştir. ‘’Hz. Mehdi ile müjdelenin, o Kureyş’ten ve ehl-i Beytim’den bir kişidir. ‘’diye bir hadisi şerif de yazmış arkadaşımız; bu konunun Müslümanlar için bir müjde olduğunu bildirmiştir. Bir başka hadisinde ise Peygamberimiz (sav): “Mehdi zuhur eder, herkes sadece ondan konuşur, onun sevgisini içer ve ondan başka bir şeyden bahsetmezler.” yine Kütübü Sitte’den bir hadis, sözleriyle Hz. Mehdi’nin ortaya çıkacağı dönemde herkesin bu mübarek şahıstan bahsedeceğini haber vermiştir. Gelmiş geçmiş bütün İslam âlimleri, günümüzdeki gerçek tarikat büyükleri hepsi Mehdi’nin gelişini müjdelemiştir, lakin Cübbeli Ahmet gibi birtakım ulemalar ısrarla bu konuları ya gizlemeye çalışıyorlar ya da hadisleri yanlış, gerçekleşmesi imkansız tarzda yorumlayarak Müslümanlara zarar veriyorlar. Bu konuda neler söylersiniz demiş.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Kardeşimiz zaten çok şuurlu.
SUNUCU: Araştırmış da.
ADNAN OKTAR: Bayağı güzel anlatmış. Bizim ilave yapacağımız ne olabilir? Çok güzel maşaAllah. Oktar hocam sen de bir şeyler anlat. Bugün seni hiç konuşturmadık.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah, Estağfirullah hocam. Bugün siteleri tanıtabilir miyim yeni siteler var hocam?
ADNAN OKTAR: Olur olur.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. En başta tabi www.harunyahya.org sitesinden bütün kitaplara, filmlere, 300’ün üzerinde kitap var, 200’e yakın film ücretsiz olarak indirebilirler, bilgilenebilirler. Ayrıca Azerbaycan ile ilgili güzel Azerbaycan, o ile, www.gozelazerbaycan.com sitesinden detaylı bilgi alabilirler. Ayrıca müminin 24 saati, www.mumininyirmidortsaati.com sitesinden detaylı bilgi alabilirler. Çok güzel bilgiler var, mutlaka tavsiye ediyorum. www.kurandasamimiyet.com samimiyetle ilgili, Kuran’da samimiyet konusu ile ilgili çok detaylı bilgiye ulaşabilirler, çok güzel bir site, bunu da tavsiye ediyorum. Ayrıca Kehf suresi biliyorsunuz ahir zamanla özellikle ahir zamana bakan, işaret eden ayetleriyle Kehf, h ile K, e, h, f, www.kehfsuresiveahirzaman.com sitesinden çok detaylı bilgi alabilirler, hocamızın anlattıklarıyla ilgili ve www.turkislambirligimujdesi.com ya da ana site www.turkislambirligi.com. Bu siteleri mutlaka tavsiye ediyorum, girerlerse çok güzel bilgiler var, iç açıcı güzel görüntülerle inşaAllah. Bir bombardıman böceğinden bahsetmiştik hocam inşaAllah. Onunla ilgili kısa bir filmimiz vardı.
ADNAN OKTAR: Tamam, anlat.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Bombardıman böceği vücudunun içerisinde, bakın buradan görüyorsunuz, iki tane kimyasal maddeyi hidrojen peroksit ile hidrokinonu bir araya getirerek bir madde yapıp püskürtüyor 100 derece.
ADNAN OKTAR: Hidrokinon.
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Nedir bu?
OKTAR BABUNA: Kimyasal iki madde, bunlar bir araya geldiği zaman, bakın şimdi burada bir örümcek yakalamaya çalıştı, görüyor musunuz? Bakın koskoca örümcek, dev örümceği, tam o anda.
ADNAN OKTAR: Elini çekersen Oktar daha iyi görünecek.
OKTAR BABUNA: Evet yakaladı püskürttü, örümceğin bitirdi işini, maşaAllah. Vücudunu yakmıyor, bu son derece önemli. Normalde kendi vücudunu yakması gerekir böyle bir şeyin. İşte bu bir yaratılış mucizesi; hem müthiş bir kimyasal bilgi gerektiriyor bu, aynı zamanda vücudun içindeki özel bölmeden çıkan bu ateşli silah, vücuduna hiç dokunmuyor. Yani bu kimyasal bilgiyi kimse bilmez, yani kimyagerlere sorsanız öyle kolay bilinecek bir şey değil. Ancak deneme yanılma yoluyla olabilir. Bu da çok özel bir balık…
ADNAN OKTAR: Şimdi Oktar bu çok önemli bir şey. Önce şurada bir duralım. Bir tarafta yani benzin gibi bir şey var benim anladığım, bir yanda da kibrit gibi bir şey var, değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Bunlar bir araya geldiğinde onu yakıyor ve patlama oluşuyor 100 derece sıcaklıkta. Hayvan da karşısındakini vuruyor silahla vurur gibi, değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Ama hayvana zarar vermiyor vücudunun içine.
OKTAR BABUNA: Vermiyor evet.
SUNUCU: Çok ilginç
ADNAN OKTAR: Bakın 100 derece ne demek yani, haşlar yani direkt.
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR: Tabii, içerisinde biri yakıcı bir madde var, bir de yanan bir madde var, değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: İkisi birleştiğinde reaksiyon meydana geliyor ve vücudu imal ediyor bunu. Tek başına bu, iman etmek için bir insana yeterlidir. Hayvanın bakın sadece tek bir özelliği. Bu ayrıca ürüyor, yavrularına bakıyor, değil mi? Mesela dikkat ediyor, eşini buluyor, yemek buluyor, beğendiği yemekler var, beğenmediği yemekler var. Nereye gideceğini biliyor, nerede gizleneceğini biliyor, değil mi? Antenleriyle olayları yokluyor. Adamın say say bitmez yani özellikleri, değil mi? MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah. Burada kendini savunmak için kullanıyor tabi bu özelliğini. Son derece güzel bir şey gördük.
SUNUCU: Bunları insanlar görmek istemiyorlar herhalde hocam, inanmak istemiyorlar.
OKTAR BABUNA: Bakın burada mesela deney yapıyorlar, pense sıkıştırıyor bacağını. Devamlı püskürtüyor bakın görüyorsunuz. Yani bir stresle, bir tehlikeyle karşılaştığı zaman hemen algılıyor bunu. Bakın burada ağır çekim göreceksiniz, püskürtüyor ve kendi vücuduna değdirmiyor bakın ayaklarını da öyle bir ayarlıyor ki. Bu da bir balık, bakın splash tetra diye bir ismi var bunun. Bulunduğu ortamdan farklı, güvenli bir ortama yani hiç bilmediği yaprakların üzerine yumurtalarını bırakıyor. Bunun erkek ve dişisi, burada görüldüğü gibi, aynı anda suyun içerisinden sıçrıyorlar, yaprağın üzerine geliyorlar, yaprağın üzerine her seferinde 3-5 tane yumurta bırakıyor, bu dişisi, erkeğiyle aynı anda mükemmel bir zamanlamayla sıçradığı için döllenme oluyor ve bunu 200 yumurta bırakana kadar tekrarlıyor. Şimdi bakın, burada çok önemli birkaç tane mucize var. Bunu konuşursak; ikisinin zamanlama yapması için, biliyorsunuz aynı anda bir hareketi yapmak için insanlar 1, 2, 3 diye bir zaman tutup şuurlu bir şekilde aynı anda, bunu aynı anda yapması, bilmesi gerekiyor. Bu ortamın güvenli olduğunu nereden biliyor? Hiç bilmediği bir ortam... Suyun içinde yaşayan bir balık, tamamen suyun dışında hiç bilmediği bir ortam, üstelik buraya çıktığı zaman tabi soluk alamıyor, oraya bırakıyor, yumurtaları buraya yapıştırıyor. Ayrıca bakın bunun erkeği de üç gün boyunca bunun altında bekleyerek o yumurtaları suluyor.
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR: Oktar sen şu sistemi bir netleştir.
OKTAR BABUNA: Evet sistemde bir şey oldu ama üç gün boyunca o yumurtaları her 15 dakikada bir kuyruk darbeleriyle suluyor balık.
SUNUCU: Çok ilginç evet
OKTAR BABUNA: Eğer bunu yapmasa, 15 dakikada bir sulamasa, bu yumurtalar kuruyarak öleceklerdir.
ADNAN OKTAR: Dişi ve erkek birlikte sıçrıyorlar, öyle mi?
OKTAR BABUNA: Evet, birlikte sıçrıyorlar. Aynı anda her bir seferinde 3-5 tane yumurtayı bırakıyor, dölleniyor, aynı anda sıçradıkları için geri düşüyorlar.
ADNAN OKTAR: Biri yumurta bırakıyor, öbürü?
OKTAR BABUNA: Dölleme oluyor.
ADNAN OKTAR: Dölleme yapıyor. Aynı anda?
OKTAR BABUNA: Aynı anda. 200 yumurtaya kadar yapıyorlar bunu defalarca sıçrayarak.
ADNAN OKTAR: Yumurtayı oraya yapıştırıyor yaprağın altına.
OKTAR BABUNA: Yapıştırıyor, evet.
ADNAN OKTAR: Evet
OKTAR BABUNA: Eğer orada bırakıp gitseler kuruyacaktı, ölüm olacaktı. Hâlbuki erkek balık üç gün boyunca onlar çıkana kadar aşağıda duruyor ve her 15 dakikada bir su sıçratıyor, suluyor onu, ıslatıyor.
SUNUCU: Çok büyük bir mucize
OKTAR BABUNA: Nereden biliyor kuruyup öleceğini?
SUNUCU: Evet.
OKTAR BABUNA: Üç gün boyunca bunu yaptığı için, üç günün sonunda çıkan yavrular da suya düşerek hayatlarına devam ediyorlar. Allah’ın yaratma sanatı.
SUNUCU: Çok büyük bir mucize
ADNAN OKTAR: Tabi, insana bu hizmeti söylesen Allahuâlem yapamaz, değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: O suyu oraya sıçratamaz oraya. Yani eşiyle beraber aynı anda sıçra desen suyun içinden çıkamaz yani.
OKTAR BABUNA: Bir de niye yani hiç bilmediği bir ortama bıraksın? Yani suyun içinde yaşıyor, niye suyun içine bırakmıyor, kalkıyor gidiyor soluk bile alamayacağı bir ortama bırakıyor? Kuruyacağını nereden biliyor? 15 dakikada sulaması gerektiğini, üç gün boyunca bunu yapıyor. Allah’ın ilmiyle inşaAllah.
SUNUCU: Uzun araştırmalar sonucu biz bunu bulabiliyoruz, onlar kendilerinden biliyorlar. Allah’ın takdiriyle.
OKTAR BABUNA: Kebir olan Allah’ın yaratma sanatı. Sineklerle ilgili bir şey var, sinek gözleriyle ilgili.
ADNAN OKTAR: Sen anlat, çok güzel şeyler anlatıyorsun.
SUNUCU: Evet, gerçekten çok etkileyici
ADNAN OKTAR: Evet, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Şimdi sivrisinek çok ufak bir canlı. Allah’ın yaratma sanatını göreceğiz burada inşaAllah. Gözleri mükemmel bir yaratılış mucizesi, Allah’ın yaratma mucizesi. Bakın gözlerine baktığımız zaman ki bu çok büyük büyütmeyle alınmış, gözlerin çok özel bir yapısı var. Şimdi bu yapıyı inceleyelim inşaAllah. Daha yakın çekimle baktığımız zaman karşımıza bir tasarım harikası çıkıyor, Allah’ın yaratma sanatı. Bakın çok ufak bölmelerden oluşuyor, nokta, nokta, nokta. Bunların her birisi ayrı bir bölme, içinde mercek var. Her bir gözde 4 bin tane mercek var, iki gözde birden 8 bin tane mercek var bakın 8 bin. Dolayısıyla görüntüyü 8 bin ayrı parçaya bölüyor ve bu küçücük sineğin, milimetreden daha küçük beyninde yap-boz şeyleri gibi birleştiriliyor bu görüntü ve tek bir mükemmel görüntü ortaya çıkıyor. Biraz daha yakın çekimle bakalım inşaAllah. Bakın mercekler gittikçe büyüterek baktığımız zaman, bunların her birisi minik görme mercekleri, yani insan teknolojik olarak bu büyüklükte mercek ve bölme kesinlikle yapmak mümkün değil teknolojik olarak böyle bir şeyi, yani gerçekleştirmek, bunlar çünkü çok büyük görüntüyle, biraz daha yakın çekime girdiğimiz zaman, elektron mikroskobuyla, bakın merceklerin büyüklüğünü görüyoruz. Şimdi daha büyük görüntüye alalım inşaAllah. Gittikçe detaya indikçe daha ihtişamlı bir yaratılış çıkıyor. Bakın her bir ayrı bölmenin kendine has sinir sistemleri bu elektrik sinyallerine çevriliyor, buraya gelen ışıklar ve 8 bin ayrı parçaya bölünüyor tek bir görüntü, yan tarafları da görebiliyor. Bu 8 bin parçalık ayrı sinyal, beyinde tek bir parça, tek bir mükemmel görüntü haline getiriliyor.
SUNUCU: Çok mükemmel gerçekten
OKTAR BABUNA: Bu tabi kusursuz bir yaratılış mucizesi. Yani teknolojik olarak bunlardan bir tane merceği bırakın merceği, o merceği meydana getiren binlerce, milyonlarca hücrenin tek bir proteinini bile yapmak mümkün değil laboratuarlarda. Allah’ın yaratma sanatı, üstün yaratılış mucizesi inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Sonra da ne diyorlar, dinozorlar sinekleri kovalarken kanatlar oluşmaya başladı diyorlar. Yani bu gözü böyle harika varlıktan bahsetmiyor da onun nasıl uçtuğundan bahsetmiyor onun kanadından bahsetmiyor, fakat dinozor sinekleri gördükçe hayvan yakalamaya çalışıyormuş kollarıyla çalıştıkça çalıştıkça bir de bakmış yavaş yavaş kanatlar çıkmaya başlamış, ama sineği, sineğin gözünü, sineğin kanatlarını ki saniyede bin kere kanat çırpıyor onlar hakkında bilgi yok. Önce onu anlat sen bize de ondan sonra dinozorların yalanlarına geç.
SUNUCU: Çok mükemmel gerçekten bundan sonra sivrisineklere daha iyi davranacağız bu kadar detaylı bir bilgiden sonra insan uzaktan hiçbir şey anlayamıyor gerçekten içine girip araştırınca muhteşem bir yaratılış mucizesi çıkıyor içinden, çok teşekkür ediyoruz. VTR miz varmış onu izleyelim hep beraber…
SUNUCU: Evet değerli izleyenlerimiz VTR mizi izledik VTR miz hakkında hocamıza sormak istiyoruz. Hocam neler düşünüyorsunuz bu VTR nin 9-10 yıl önceki konuşmalarla bugünler arasında nasıl farklar var? Nasıl değişimler var?
ADNAN OKTAR: Şimdi Cevat hoca orada kendisiyle görüşmedik diyor ama aslında biz orada beraberde konuşmuştuk böyle söyleyeceğini söylemişti. Yani görüşmedik diyeceğim demişti normal ona ben birşey demiyorum. Ama sürekli görüştüğümüz bir insan evine de gidiyordum. Kendisi de bizim evimize geliyordu zaten konferanslara gitmesini de ben organize ediyordum. O Kıbrıs konferansına gidişini de yine ben organize ettim. Sayın Rauf Denktaş’la görüşmesini de ben organize ettim. Biliniyor yani, bakın yanında vakıf başkanımız Tarkan Yavaş var ve Altuğ Berker var o da vakıf üyesidir arkadaşımız. Onları öve öve bitiremiyor görüyorsunuz, beni de öve öve bitiremiyor kitapları nasıl yazdığımı, nasıl bir kişiliğe sahip olduğumuzu samimi kanaatiyle, candan bir üslupla anlatıyor. Bizzat gözlerimle gördüm yanlarında yaşayarak bunu gördüm diyor. Sonra Tarkan Yavaş övdüğü Tarkan Yavaş’ı Altuğ Berker’i çete mensubu olmak iddiasıyla şikayet etti.
SUNUCU: Az önce o kadar övdüğü kişileri
ADNAN OKTAR: Yani hanımı şikâyet etti, o da tabi destekledi, gitti Ankara’ya Bakan Cemil Çiçek’le görüştü. Bizi ona şikâyet etti artık ne söyleyeyim yani oradaki samimi kanaatine bakın sonraki haline bakın. Gitti Taha Akyol’la yine görüştü bize ona şikayet etti. Taha Akyol zaten biliyorsunuz Cemil Çiçek’le çok samimiler, Cevat hoca da çok samimidir Cemil Çiçek’le yani ilginç durumlar oldu, ilginç olaylar oldu. Allah hidayet versin ne diyeyim yani Allah akıllarını açsın.
SUNUCU: Hocam ne oldu da böyle oldu? Yani bu fikirlerini niye bu kadar değiştirmiş, 9-10 yıl içersinde bu kadar sizi sevdiğini söylerken dimi.
ADNAN OKTAR: İddia edilen ergenekon örgütü bizi bir numaralı hedef olarak gösterdi beni ve arkadaşlarımı bununla ilgili çok yoğun çalışmaları oldu. Ailelere yönelik de çalışmaları oldu ve aileleri bu tarzda ikna ettiler ve onların fikirlerini değiştirdiler Cevat hocanın haberi bile yoktur belki. Yani onu ikna edenlerin o tarz bağlantılarının olduğundan haberi bile olmadığını düşünüyorum.
SUNUCU: Evet nasıl bir kumpas içinde olduklarını
ADNAN OKTAR: Kimler var şu an iddia edilen Ergenekon örgütü tutuklusu olarak?
OKTAR BABUNA: Ümit Sayın var size olan çalışmalarıyla biliniyordu. Masonluk belgesi var iddianamede şuan tutuklu aynı zaman dosyada ben “masonlara olan sadakatimi Adnan Oktar karşı olan faaliyetlerimle gösterdim “ ifadesi var. Tutanaklarda bir yazışmada kullanmış bunu. Emin Şirin lobi sorumlusu olarak gözaltına alınıp bırakılmıştı. Bilim Araştırma davasına gelmişti bir kaç anne ile birlikte ve soru önergesi vermişti Meclise,
ADNAN OKTAR: İddia edilen ergenekon örgütünün lobi sorumlusu olarak gözaltına alınmıştı. Emin Şirin milletvekili.
OKTAR BABUNA: Suçlanıyor evet bundan.
ADNAN OKTAR: Nereye geldi dedin sen?
OKTAR BABUNA: Mahkemeye geldi. Bilim Araştırma Davasına geldi bir kaç anne ile birlikte. Bu Semin Babuna birkaç anne ile birlikte, aynı zamanda Tuncay Özkan var Tuncay Özkan operasyon yapıldığı dönemde şuan tutuklu. Kanal D’nin başında idi, bu Aydın Doğan medya grubunun başında idi. Tutukluluk sürecinde düzme ifadeler anı anına basına yansıyordu, Tuncay Özkan’ın başında olduğu basında bunlar aynı gün içersinde yayınlanıyordu. Şuan iddia edilen Ergenekon tutuklusu sanık olarak yargılanıyor. Aynı zamanda Ataman Yıldırım var, tutuklu şuanda iddia edilen Ergenekon tutuklusu.
ADNAN OKTAR: Örgütü
OKTAR BABUNA: Örgütü evet tutuklusu bu internet siteleri ile Bilim araştırma Vakfı’na karşı faaliyetleriyle yine tanınıyor bu şekilde, Saadettin Tantan dönemin İçişleri Bakan’ıydı o dönemin operasyon yapıldığı dönemde dolayısıyla operasyonu yaptıran kişiydi o dönemde, Adnan Akfıratla Ümit Sayın’ın yazışmalarında bu dosyada var 408 numaralı dosyada hatta söylüyorlar diyorlar ki ; biz Sadettin Tantan’a İddia edilen Ergenekon örgütü istediğimizi yaptıra biliyoruz diye hatırlarsanız o dönemde büyük bir infial meydana gelmişti sebebi de bir benzetmeydi Saadettin Tantan’ın daha gözaltında iken bu bölücü terör örgütüne yaptığı bir benzetmeden dolayı, kamuoyunda bir infial meydana gelmiş daha göz altında iken bakın ve tutuklamışlardı birçok otuz kadar birçok sanığı suçlama ile bu şekilde tutuklanmıştı, tutuklanmasına vesile olmuştu. Bu şekilde tabi…
ADNAN OKTAR: Benim için Apo’dan daha tehlikeli demişti. Yani PKK’dan daha tehlikeli… Ama doğru da şu yönden doğru, PKK için ben en büyük tehlikeyim. Yani tabi ki en büyük tehlikeyim. Çünkü stalinizmi, darwinizmi ortadan kaldıran fikri savunduğum için en büyük tehlikeyim. O anlamda doğru ama dili sürçtü herhalde o aralar, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Adil Serdar Saçan var. Adil Serdar Saçan biliyorsunuz dönemin organize Suçlar Şubesi müdürüydü. Bizzat operasyonu yapan ve işkence ile alınan polis ifadelerinde tabi en önemli rolü olan kişi. Zaten işkence davasında yargılanıyor şu an ve iddia edilen Ergenekon terör örgütü tutuklusu olarak hapiste şu an kendisi. 216 yılla yargılanıyor. Bazı Bilim Araştırma Vakfı, işkence yaptığı Bilim Araştırma Vakfı mensuplarının şikâyetleriyle yargılanan memurlardan bir tanesi.
SUNUCU: Evet uzun süre sizinle uğraştı kendisi ama şu anda belki de pişmandır yaptıklarından diyebiliriz.
ADNAN OKTAR: Umuyoruz inşaAllah, Allah hidayet versin, Allah akıllarını açsın inşaAllah.
SUNUCU: Haklı geç de olsa ortaya çıkıyor hocam değil mi?
ADNAN OKTAR: Yani bu dünyada çıkmasa da ahirette çıkar, illa bu dünyada olur diye bir şey yok tabi, inşaAllah.
SUNUCU: Hocam sorularla devam edelim mi?
ADNAN OKTAR: Oktar güzel şeyler anlatıyor. Var mı bu konuda başka anlatacağın şeyler?
OKTAR BABUNA: Var hocam. Mesela bir şişe içersinde bir sıvı olsa, içindeki kalsiyum miktarını sorsalar bunu ancak gelişmiş laboratuvarda çok gelişmiş aletlerle ölçmek mümkün. Ama vücudumuzda bu her an ölçülüyor. O kadar hassas bir ölçüm yapılıyor ki, kalsiyum miktarı o kadar dar sınırlarda tutuluyor ki hayatımız boyunca çünkü şundan dolayı çok önemli, sinirlerin iletisinde biliyorsunuz kemiklerin oluşumunda son derece önemli. Biraz fazla olduğu zaman, hormon var bunu kontrol eden, boğazımızda bir yerden salgılanıyor, paratiroit hormonu denilen. Bu hormon, o kadar hassas bir ayarlama yapılıyor ki kalsiyum miktarı ile ilgili bakın fazla olursa kemikler çok sertleşiyor kırılgan hale geliyor, hatta böyle bir genetik hastalık var, yapısı bozuluyor. Az olursa biliyorsunuz kemik erimesi oluşuyor ki ileri yaşlarda ortaya çıkabiliyor bu. Onun için belli miktarda kalsiyum almak lazım. Bu sefer yine bir takım aksaklıklar ortaya çıkıyor. Kırıklar, çıkıklar ortaya çıkabiliyor. Bu hayatımız boyunca son derece hassas ölçümlerle ayarlanıyor. Bakın çok gelişmiş laboratuarlarda zar zor yapılan bir ölçüm an an yapılıyor hayatı boyunca insanın, 60, 70, 80 yıl, kaç yaş yaşarsa inşaallah. O süre boyu içersinde çok dar sınırlarda tutuluyor. Bu da Allah’ın yaratılış mucizesi… Sayısız mucizeden bir tanesi çünkü sadece kalsiyum değil, tuz ayarlanıyor böyle, kan miktarı ayarlanıyor. Bir sürü element var böyle madde var. Hepsi hassas olarak ayarlanıyor. Şimdi şöyle düşünelim: bu ölçümü yapanlar yine atomlardan oluşuyor değil mi? Hücreler var, ondan sonra hücrelerin alıcıları var, bunlar da atomlardan oluşuyor. Atomlar hangi atomun ne olduğunu, hangisini ayırt edip hangisi faydalı, ne kadar faydalı, miktarını nerden biliyor? Sorsanız insanlara bana sorsanız kalsiyum ne kadar faydalı diye söyleyemem yani, kimse söyleyemez. Bilim adamları bile ancak çok derin araştırmalarla bir fikre, kanaate sahip oluyorlar. Ama doğduğumuz andan itibaren bu bu şekilde, bütün canlılarda bu şekilde bu şekilde maşaAllah. İşte Baki olan Allah’ın, devam eden, fani olmayan Allah’ın yaratma sanatı.
SUNUCU: Ne kadar güzel, içimizdeki iç organların da Allah-u Teâlâ nasıl kullanılacağını en iyi bilen yarattığı için. Çok güzel bu şekilde anlatmanız.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
SUNUCU: Gerçekten hepimizi bilgilendirmiş oluyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Ama siz bana sorular sormak istiyorsunuz anladığım kadarıyla.
SUNUCU: Yok hayır ben bunları dinlemekten de çok büyük zevk alıyorum gerçekten. Çünkü mucizevî olaylar,
ADNAN OKTAR: Oktar hocam deryadır maşaAllah.
SUNUCU: Gerçekten Allah razı olsun.
OKTAR BABUNA: Hocamızın vesilesiyle inşaAllah. www.Harunyahya.org sitesine girsinler izleyicilerimiz. Muazzam iman hakikatleri var. 300 tane kitap var zaten böyle. Burada bir kısmını anlatabiliyoruz tabi. Mesela genlerle ilgili kitaplar var. Canlılarla, canlılardaki fedakârlıkla, arıyla, karıncayla, örümcekle saymakla bitecek gibi değil. Mükemmel filmler var. Burada bir kısmını gösterebiliyoruz ancak. Bunları öğrenerek bakın öğrenerek ve anlatarak herkesin imanının artmasına vesile olur, ahlakının güzelleşmesine, Allah’ın sonsuz yaratma sanatını, sonsuz aklını, sonsuz sanatını kavramaya vesile olan çok güzel şeyler inşaAllah.
SUNUCU: Bizi tefekküre sevk eden çok güzel, bir karınca için bile bir kitap var. Tek bir karıncayı anlatabilmek için bile bir kitap yazılmış ve gerçekten çok büyük mucize içeriyor ki biz belki karınca deyip geçiyoruz.
OKTAR BABUNA: Çok kısa bir şey daha anlatayım mı hocam inşaAllah?
ADNAN OKTAR: Serbest, serbest anlat istediğin kadar.
OKTAR BABUNA: Şimdi termitler var. Bunlar kör karıncalar, hakikaten gözleri yok görmüyorlar. Gözleri olmadığı için zaten göremez. Bunlar mükemmel yuvalar yapıyorlar böyle yüksek, metrelerce yükseklikte, metrelerce genişlikte, içinde havalandırma kanalları, ısısını ayarlıyorlar çünkü çölde yaşayanları da var. Çok yüksek ısıya çıkan o ısıda alttaki suları buharlaştırıp özel havalandırmalarla döndürerek havalandırıyorlar ve görmeden yapıyorlar bunu. Bakın bir deney yapmışlar bu çok büyük mucize. Termitler yuvayı yapmaya başlar başlamaz o grubu ikiye ayırmışlar. Birbirinden bağımsız yani birbirlerini görmüyorlar artık bir daha, birbirleriyle beraber değiller. İkisi de yuva yapmışlar. Yuvayı yaptıklarında bir bakıyorlar, birisi yuvanın yarısını yapmış diğeri yarısını yapmış. Birleştirdiğinde tam simetrik mükemmel odalar karşılıklı geliyor. Tüneller karşılıklı geliyor. Şimdi bu Allah’ın ilhamıyla olduğu, emriyle olduğu çok açık…
ADNAN OKTAR: Gözleri görmüyor değil mi bunların?
OKTAR BABUNA: Görmüyor. Hepsinin bir görevi var, o görevi yapıyor, toplamından ayrı bir şey çıkıyor bakın. Bu da bir mucize... Bir topluluğun toplamından yarısı çıkıyor yuvanın yani birbirinden bağımsız olarak yapıyorlar.
ADNAN OKTAR: Filmin yok mu o konuda?
OKTAR BABUNA: Yarın getiririm inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şahane film... Geçenlerde bana şahane bir film gösterttiler bu konuyla ilgili.
OKTAR BABUNA: Getiririm inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Onu bir göstert.
OKTAR BABUNA: Tamam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Termit yuvalarına sıvı beton veriyorlar, sonra o donuyor, sonra toprağı temizliyorlar. Yani filmi görürseniz daha iyi anlarsınız. Harikalar meydana getirmişler böyle. Çok şahane. Sana 10 dakika daha anlatma izni var Oktar.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
SUNUCU: Evet çok zevk alacağız dinlemekten gerçekten.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Mesela dişlerin oluşumu bu da çok büyük bir mucize. Şöyle söyleyeyim, terten başlayalım. Biliyorsunuz dişçiye giden, dolgu yaptıran birçok insan farkındadır. Böyle en ufak bir yükseklik olduğu zaman kapamak mümkün değildir, milimetrik. Saatlerce uğraşarak böyle, saatlerce demiyim de yani bayağı bir uğraşarak onu azaltılır böyle. Özel kâğıtlar konur falan böyle bakılarak çünkü bu milimetrik yükseklik kapamanıza engel olur. Bakın dişler ürüyor Allahın dilemesiyle, küçük yaştan itibaren çıkıyor, tam olması gerektiği yerde, tam olması gerektiği şekilde, bakın kesici dişler önde, çiğneme dişleri arkada ve hepsi aynı seviyede olduğu zaman duruyor üremeleri. Çünkü en ufak bir milimetrik yükseklik dediğim gibi kapanmayı imkânsız hale getiriyor. Bu nasıl oluyor?
SUNUCU: Allah yaratıyor.
OKTAR BABUNA: Allah’ın yaratma sanatı. Bu hücreye kim diyor ne zaman durması gerektiğini, ne kadar üreyecek, ne kadar sertlikte olacak bakın? Bir de tam sindirim sisteminin tam ön kısmında, çiğneme olması gereken kısımda. Eğri çıksa yanağa saplanacak ağzımızı kapatamayacağız, biraz eğrilik büğrülük olsa.
SUNUCU: Milimetrik oynasa…
OKTAR BABUNA: Biraz oynasa yine olmuyor.
SUNUCU: Ağız yapımız bozulacak.
OKTAR BABUNA: Evet bozulacak. Allah’ın yaratma sanatı. Her şeyde bu böyle; kirpiklerin oluşumunda, kaşların oluşumunda, burnumuz olması gerektiği kadar, kulak kepçesi öyle. Ellerimiz, ayaklarımız, organlarımız değil mi? Mesela kafatası var, kalın kemik, beyin var içersinde, tam olması gerektiği kadar. Fazla olsa, üremeye kalksa kemik baskı yapacağından rahatsızlık meydana getirecek. Az olsa yine aynı şekilde. Tam olması gerektiği gibi her şey... Tam olması gerektiği gibi de yaratıldığını ispatlayan kesin bir delil olmuş oluyor Allah’ın yaratma sanatının.
ADNAN OKTAR: Yolda hakikaten ağaçlara baktım, çiçeklere baktım. Belli biçime gelip mutlaka duruyorlar. Yani ağaç çok daha fazla uzamıyor. Belirli bir noktadan sonra duruyor. Hâlbuki göğe doğru devam etmesi lazım... Yapraklar da değil mi filkulağı gibi geçmesi lazım. Yapmıyor yani o sınıra geldiğinde zınk diye duruyor, hiç adım atmıyor. Bu çok büyük mucizedir.
SUNUCU: Evet reklamlarımız varmış herhalde değil mi? Evet ufak bir reklam aramız var değerli izleyenlerimiz. Reklamların ardından bu büyüleyici sohbete kaldığımız yerden devam edeceğiz. Gerçekten her dinlediğimizde biraz daha etkileniyoruz biraz daha düşünmeye sevk ediyor bizi. Reklamların ardından biz buradayız.
Değerli izleyenlerimiz yeniden merhabalar. Reklamların ardından sohbetimize kaldığımız yerden devam ediyoruz. Bugün hocam inşaAllah kırkı aşkın kanal bizi izliyor. Çok şükür Türkiye’nin her yerinden izleyicilerimiz var. Bunun dışında üç tane internet sitesinden yine canlı olarak izliyorlar bizi. Yarın da inşaAllah Kral Karadeniz ve Asu TV Adıyaman’da saat 10 ile 12 arası, 22 ile 24 arası biz yine sizin karşınızda olacağız inşaAllah. Programımızı kaçırmazsınız 10 ile 12 arasında, biz buradayız. inşaAllah bu sohbetimiz yarın da bu şekilde devam edecek. Hocam en son Oktar bey’den çok güzel yaratılış mucizelerini dinliyorduk. İsterseniz devam edelim aynı şekilde.
ADNAN OKTAR: Oktar hocam bukalemun falan bir şeyler var elinde senin, bakalım.
OKTAR BABUNA: Evet çok sevimli bukalemun bakın nasıl renk değiştiriyor. Allah’ın yaratma sanatı. Bununla ilgili kısa bir filmimiz var. Bakın bukalemunun önüne pembe renkli bir gözlük getiriyorlar. Bukalemun üzerine çıkıyor bunun. Önce yeşil olan rengi birdenbire gözlükle tıpatıp aynı tonda, aynı renkte hale geliyor.
SUNUCU: Çok ilginç gerçekten...
OKTAR BABUNA: Şimdi gözlüğü değiştiriyorlar farklı bir renk getiriyorlar.
ADNAN OKTAR: Ne şeker şey bu…
OKTAR BABUNA: Bunun üzerine çıkıyor bakın aynı rengi alıyor. Tıpatıp aynı tonda ve aynı mükemmellikte; çok rahat sakin bir şekilde... Şimdi başka bir renk getiriyorlar.
ADNAN OKTAR: Hayvancağıza da eziyet ediyorlar.
OKTAR BABUNA: Bakın bu sefer onun rengini alıyor yani bu tam bir yaratılış mucizesi. Çok sakin bir şekilde... Çünkü renk değiştirmek için özel pigmentleri var. O pigmentlerin yoğunluğunu değiştiriyor. Dolayısıyla o ışığı, o dalga boyunu meydana getiriyor. Çünkü renk o şekilde oluşuyor, dalga boyundaki değişikliklerle ışığın. Burada belki de ne yaptığının farkında bile olmayan bir canlı Allah’ın yaratma sanatıyla, çok büyük yaratma sanatı çünkü bakın kaç tane farklı tonda, farklı desende renge dönüştü ve hangisi adımını atsa onun rengini alabiliyor.
SUNUCU: Bir kaç renk hata şu anda.
ADNAN OKTAR: Yazık hayvancağıza... Yani sırf şu, tek şu Darwin’in evrim teorisini yerle bir etmek için yeter. Tek bu yani maşaAllah.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah. Allah’ın yaratma sanatı maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Oktar hocam şu kitaptan… Başka bir konu mu anlatacaksın?
OKTAR BABUNA: Yok kaldırıyorum filmi?
ADNAN OKTAR: Tamam... Cübbeli’ye Cevap kitabı bayağı dolu bir kitap. Bunun mutlaka okunmasında fayda var. Hüsnü Erdoğmuş bir onu oku Şuayb Göver var sonra da onun okursun. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.”. . O zat (Hz. Mehdi a.s.), bütün ehl-i imanın (iman edenlerin) manevî yardımlarıyla ve ittihad-ı İslâmın muavenetiyle” yani
ADNAN OKTAR: İttihad-ı İslâm yani islam Birliği’nin desteğiyle yani islam âlemi birlik olacak diyor Said Nursi. Bütün islam alami, ona ittihad-ı İslâm deniliyor, evet.
OKTAR BABUNA: Evet inşaAllah.”. . ve bütün ülema ve evliyanın (alimlerin ve velilerin) ve bilhassa Âl-i Beyt'in neslinden (özellikle Peygamberimiz (sav)'in neslinden) her asırda kuvvetli ve kesretli (çok sayıda) bulunan milyonlar fedakâr seyyidlerin iltihaklarıyla (peygamber soyundan gelen fedakar kimselerin katılımlarıyla) o vazife-i uzmayı (büyük görevi) yapmağa çalışır. (Emirdağ Lâhikası)
Bediüzzaman'ın Hicri 1400 yılında geleceğini bildirdiği Hz. Mehdi (a.s.)'nin, Bediüzzaman'ın yukarıdaki sözünde açıkladığı vazifeleri yapacağı vakit gelmiştir. Bu görevler Bediüzzaman'ın devrinde olmamıştır. Fakat Bediüzaman'ın tabiriyle "asıl beklenen büyük Hz. Mehdi (a.s.)" devrinde, Hz. Mehdi (a.s.) sağken, hayattayken bütün bu görevleri yapacaktır. Bediüzzaman'ın bu açıklaması çok net ve açıktır. Bu açıklamayı anlamazlıktan gelmek, dil eğip bükmek küçük düşürücü bir gayrettir. Hz. Mehdi (a.s.)'nin bu görevleri yapmasını ve zuhurunu hiç kimse engelleyemez. Çünkü Allah'ın kaderini kimse değiştiremez, inşaAllah.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah.”Mehdi, fitnelerin zuhur ettiği bir zaman aralığında gelecek. (Mektubat-ı Rabbani, 2-258)
Bir fitne görülür, bunu diğer fitneler takip eder. (Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 26)
Mağrib'de (batıda) karışıklıklar, fitneler ve korku olacak... Fitneler çoğalacak. (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, s. 440)
Kıyamet alametleri birbirini takiben meydana gelir. Bir dizideki boncukların art arda kopması gibi. (Ramuz-El Ehadis, 277/6; Camiü's-Sagir, 3/167)”
ADNAN OKTAR: Yani bir dizideki boncukların kopması gibi peşpeşe, peşpeşe olaylar, büyük olaylar devam edecek diyor Mehdi devrinde, evet.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.”Ahir zamanda İslam ve dünya tarihinde hiç görülmemiş büyük fitneler yaşanmaktadır. Deccaliyet, tuğyan ve delalet, akıl almaz zulümler yapmıştır ve yapmaktadır. Onbinlerce, yüz binlerce fitne ve fücur dünyayı kaplamıştır. Allah, bu zulmü ve fitneyi ortadan kaldıracak karşı gücü de yaratmıştır. Bu durum Allah'ın adetullahıdır. Nemrut varsa Hz. İbrahim (a.s.) vardır. Firavun varsa Hz. Musa (a.s.) vardır. Şimdi de dünyada muazzam bir deccaliyet var. Allah, karşıtını yani Hz. Mehdi (a.s.)'yi de göndermiştir. Deccaliyet olup da Mehdiyet olmaması mümkün değil, inşaAllah.” MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Güzel
SUNUCU: Çok güzel
ADNAN OKTAR: Oktar sen devam edeceksin ama ben seçsem daha iyi olur. Bismillah başka bir sayfa açayım. Evet, Yusuf Yayla, Ankara’dan yazmış onu bir oku, Yusuf Yayla.
OKTAR BABUNA: “Ashabın büyüklerinden Ka'b hazretlerinin (ra) Resulullah Efendimiz (sav) hakkında nazmettiği "Banet Sü'ad" adlı kasideye, ondokuzuncu asır Osmanlı ricalinden Eyüb Sabri Paşa "Azizü'l-Asar" adıyla bir şerh yazmış ve bu 1291 yılında İstanbul'da 283 sahife olarak basılmıştır. Bu kitabın 176'ncı sayfasından özetle şöyle yazılmaktadır: "Bazı keşif sahipleri Hazret-i İmam Mehdi radiyallahu anh'ın 1400 hicri yılında zuhur edeceğini tahmin etmişlerdir... Bazıları ise 1422 yılını göstermiştir.”
Şu anda hicri 1419 yılındayız. Mehdi'nin zuhuruna az kalmıştır...
... Haberlerde Mehdi hazretleri zuhur edince bir kısım ulemanın onu tanımayacağı, karşı geleceği bildiriliyor. Bunlar ulema-i su'dur.
ADNAN OKTAR: Bunu yazan kim, şey Mehmet Şevket Eygi Hoca yazıyor değil mi bunu?
OKTAR BABUNA: Ka'b hazretleri.
ADNAN OKTAR: Hayır, bunu nakleden kim?
OKTAR BABUNA: Mehmet Şevket Eygi hazretleri.
ADNAN OKTAR: Ne zaman yazmış?
OKTAR BABUNA: 15 Haziran 1998
ADNAN OKTAR: 15 Haziran 1998’de Milli Gazete’de yazıyor. Mehmet Şevket Eygi hocamız. Çok değerli, kıymetli bir ağabeyimizdir. Buradan selamlarımı, hürmetlerimi iletiyorum. Allah uzun ömür versin. Başımızdan eksik etmesin. Ehl-i sünnetin kalesidir. MaşaAllah çok değerli bir insan
OKTAR BABUNA: ... Haberlerde Mehdi hazretleri zuhur edince bir kısım ulemanın onu tanımayacağı, karşı geleceği bildiriliyor. Bunlar Ulema-i Su'dur. Müslümanları oyalayan, afyonlayan, aldatan, uyutan kişiler... (Mehmet Şevket Eygi, Milli Gazete, 15/06/1998)
SUNUCU: Evet
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Yani ahir zamandaki İstanbul’da çıkacak, o Mehdi’ye karşı mücadele edecek sahtekar hoca için bunu söylüyor. Ahir zamanda bak Mehdi’ye karşı İstanbul’da, bir sahtekar alim çıkacak, Mehdi’ye karşı mücadele verecek. Onu Mehmet Şevket Eygi hocamız çeşitli kaynaklardan istifade ederek hazırladığı eserde bunu anlatmış.
OKTAR BABUNA: Evet
SUNUCU: Yaklaşık 11 sene önceden değil mi 98’in yazısı haber vermiş
ADNAN OKTAR: Evet maşaAllah. 11 sene öncesinden bildiriyor maşaAllah, evet.
OKTAR BABUNA: Ulema-i su, tarif etmiş hocamız
1. Gerçeği gizleyen alimler anlamında bir tabirdir. Bu kişiler suyun önünü tıkayan taş gibidir. Ne kendileri su içer, ne de başkalarının istifade etmesine fırsat verir. Hz. Mehdi (a. s)'nin ve Hz. İsa (a.s.)'nın bu yüzyılda gelecekleri Hadis-i şeriflerden açık açık anlaşıldığı halde bu gerçeği gizleyen sözde alimlere "ulema-i su" şeklinde işaret edilmiştir.
2. Müslümanları oyalayan "Hz. Mehdi (a.s.) eski zamanlarda geldi geçti veya daha ileriki yüzyıllarda gelecek veyahut hiç öyle bir şey yok" diyerek yanlış bilgiyle Müslümanları oyalayanlar.
3. Müslümanlara açık, net ve sahih olan Hadis-i şerifleri bildirmeyip hurafelerle aldatan, uyutan, Müslümanların canlılığını, şevkini, heyecanını kıran, onları alakasız hedeflere yönelten, durumu muhafazaya çalışan, Müslümanları nötr, durgun, hedefsiz, gayesiz bırakanlar. Ehl-i sünnet itikatına titizliğiyle bilinen, pek muhterem Mehmet Şevket Eygi Hocamız bu konuyu çok özlü ve mükemmel şekilde açıklamış. Ben de muhterem Hocamızın anlattıklarından, ne anladığımı yazmak istedim. Hürmetler, saygılar, Selamünaleyküm
ADNAN OKTAR: Hangi âlim 1400, okusana bir daha baştan sen onu.
OKTAR BABUNA: Ashabın büyüklerinden Ka'b hazretlerinin (ra) Resulullah Efendimiz (sav) hakkında nazmettiği "Banet Sü'ad" adlı kasideye, ondukuzuncu asır Osmanlı ricalinden Eyüb Sabri Paşa "Azizü'l-Asar" adıyla bir şerh yazmış
ADNAN OKTAR: O zamanlar bir 19. yy.da bir şerh kısa bir yazı yazıyor, kendi el yazısıyla
OKTAR BABUNA: Evet hocam inşaAllah. 1291 yılında basılmış İstanbul’da evet
ADNAN OKTAR: 1291’de evet
OKTAR BABUNA: Bu kitabın içinden
ADNAN OKTAR: Evet oku
OKTAR BABUNA: "Bazı keşif sahipleri Hazret-i İmam Mehdi radiyallahu anh'ın 1400 hicri yılında zuhur edeceğini tahmin etmişlerdir... Bazıları ise 1422 yılını göstermiştir.” Ondan sonra devam ediyor
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah
SUNUCU: Tüm alametler bugünü gösteriyor hocam değil mi?
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ta 1900’lü yıllarda yazıyor, aslında 1200 yıllarda olması gerekmiyor mu? Bismillah. Yine öyle bir konu çıktı. Ragıp Dolunay, Artvin. Oku onu da
OKTAR BABUNA: 1990'da Allah'ın rahmetine kavuşan Beykoz'da mukim Seyyid Hacı Osman Hulusi Efendi Hazretleri de Hz. Mehdi (a.s.)'nin 1980'li yıllarda göreve başlayacağını bildirmiştir. Ehli sünnet âlimi bu büyük mürşitler ittifakla Hz. Mehdi (a.s.)'nin zamanımızda zuhur edeceğini belirtiyorlar. (İnşaAllah) Hocamıza selam ediyorum.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah bir daha baştan oku
OKTAR BABUNA: 1990'da Allah'ın rahmetine kavuşan Beykoz'da mukim Seyyid Hacı Osman Hulusi Efendi Hazretleri de Hz. Mehdi (a.s.)'nin 1980'li yıllarda göreve başlayacağını bildirmiştir. Hicri 1400’de
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bismillah evet daha önce okuduğumuz bir yazı çıktı. Bir daha açıyorum
SUNUCU: Yani dünyada fitnenin artması, tespih tanesi gibi bütün fitnelerin artarda gelmesi yani bütün alametlerin bugünü gösterdiğini…
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. 150’den fazla alamet var. Bütün alametler gerçekleşti maşaAllah
ADNAN OKTAR: Siz de açın bir sayfa. Mahmut Samioğlu, Ankara. Onu oku bakalım. Hocamızın seçtiği yeri oku
OKTAR BABUNA: Müslümanları Hz. Mehdi (a.s.) konusunda olumsuz yönlendirmek için;
1. Hz. Mehdi (a.s.) geldi geçti, artık beklemeyin diyorlar.
2. Hz. Mehdi (a.s.)'yi, Kuran-ı Kerim'e, Hadis-i şeriflere, Sünnetullah'a uygun olmayacak şekilde akıl almaz özelliklerle bekliyorlar. Tarif ettikleri tarzda bir Mehdi'nin gelmeyeceği açıkça bellidir.
3. Hz. Mehdi (a.s.), yüzyıllar sonra gelecek diyorlar.
4. Kütübü Sitte'nin tamamında çok fazla sahih Hadis-i Şerifte Hz. Mehdi (a.s.)'nin geleceği açıkça belirtildiği halde, Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili Hadis-i şerif yoktur diyerek gelişini kökten reddediyorlar. Demek ki şeytan boş durmuyor. Fakat bütün bunlar Hz. Mehdi (a.s.)'nin gelişini hiçbir şekilde durdurmaz. Bilakis hepsi Hz. Mehdi (a.s.)'nin varlğının çok daha iyi anlaşılmasına sebep olan gelişmelerdir. İnşaAllah
ADNAN OKTAR: O nedir orası?
OKTAR BABUNA: Ayrı bir kısım
ADNAN OKTAR: Orayı oku bir de.
OKTAR BABUNA: 243-: Ebu Hureyre (RA) dedi ki: Resulullah (SAV) şöyle buyurdu: "Allah' a yemin ediyorum, Meryem oğlu, adil bir hakim olarak muhakkak inecek, haçı muhakkak kıracak, domuzu muhakkak öldürecek, cizye vergisini muhakkak kaldıracaktır. (o zaman) genç dişi develer muhakkak terk olunacak, onlara rağbet edilmeyecek, bütün düşmanlıklar, buğzlaşmalar ve hasetleşmeler muhakkak zail olup gidecektir. O, muhakkak mala çağıracak (yahut insanlar mala çağrılacaklar) fakat malı hiçbir kimse kabul etmeyecektir.” (Sahih-i Müslim ve Tercemesi, Mütercim: Mehmed Sofuoğlu, İrfan Yayınevi, İstanbul 1967, c. 1, s. 207)
ADNAN OKTAR: Sahih-i Müslim, Kütübi Sitte’de. Bak Hz. Mesih’in ineceğini ve kan dökülmesi yok. Bak barış ortamı var. Değil mi?
OKTAR BABUNA: Vergiyi bile kaldırıyor inşaAllah
SUNUCU: Ebu Hureyre’den rivayet edildiği sahih hadis
ADNAN OKTAR: Tabi Ebu Hureyre’den. Evet
OKTAR BABUNA: 246-: Ebu Hureyre (RA) den: Resulullah (SAV): "Meryem oğlu (İsa aleyhısselam) içinize indiği ve sizden (Hz. Mehdi(a.s.)'yi) ımam yaptığı zaman haliniz nasıl olacaktır? " buyurdu. (Sahih-i Müslim ve Tercemesi, Mütercim: Mehmed Sofuoğlu, İrfan Yayınevi, İstanbul 1972, c. 1, s. 208)
ADNAN OKTAR: Bak Müslim de Hz. Mehdi’yi imamlığa geçiriyor, Hz. İsa Mesih. Evet
OKTAR BABUNA: 247- (156)..: Cabiru'bnu Abdullah (RA) şöyle demiştir:
Peygamber (SAV) den işittim, buyuruyordu ki: "Ümmetimden bir taife kıyamet gününe kadar hak üzerinde mukatele ederek muzaffer olmakta devam edecektir.” Nihayet Meryem oğlu İsa iner ve Müslümanların emiri (Hz. Mehdi (a.s.)) ona: gel, bize namaz kıldır, der. Bunun üzerine İsa: hayır, Allah'ın bu ümmete bir ikramı olarak sizin bir kısmınız diğer bir kısım üzerine emirler sizin, der". (Sahih-i Müslim ve Tercemesi, Mütercim: Mehmet Sofuoğlu, İrfan Yayınevi, İstanbul 1972, c. 1, s. 209)MaşaAllah
SUNUCU: Evet hepsi sahih hadisler.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: Başka bir açıklaması vardı.
ADNAN OKTAR: Evet oku
OKTAR BABUNA: Hz. İsa (a.s.)'nın nüzulü Kuran ayetleriyle sabit olan açık bir gerçektir. 10-20 yıl içerisinde Hz. İsa (a.s.)'nın nüzulünü inşaAllah bekliyoruz. Bütün düşmanlıklar, buğzlaşmalar ve hasetleşmeler muhakkak o dönemde kalkacak. Hz. Mehdi (a.s.)'ye namazda tabi olan ve onu imamlığa geçiren Hz. İsa (a.s.) bir şahsı manevi değil, bir şahıstır. Hz. Mehdi (a.s.)'nin veziri olarak, Hz. Mehdi (a.s.)'ye yardım edecektir. MaşaAllah
ADNAN OKTAR: MaşaAllah
SUNUCU: Bir de hocam Hz. Mehdi böyle insanüstü bir varlık gibi, insana benzemeyen daha farklı bir varlık gibi beklenildiğini söylüyorlar. Hâlbuki ona bakarsak Peygamber Efendimiz de bir peygamberdi ve normal bir insan suretindeydi yani
ADNAN OKTAR: Tabi acı çekti, zorluklarla karşılaştı. Yani Peygamber Efendimiz (sav)’in bir tekbir getirişiyle Mekke müşriklerinin kaleleri yıkılmadı.
SUNUCU: Değil mi? Tek tek aşıldı.
ADNAN OKTAR: Değil mi? Gökler meleklerle dolmadı, altın sütunlar 100 metre boyunda 5 metre çapında altın sütunlar yerden fışkırmadı. Değil mi? Mesela geçtiği denizler, bulunduğu yerde denizler kuruyup karşı yola kuru yoldan geçmedi.
SUNUCU: Çok büyük zorluklarla aşıldı o mücadele evet.
OKTAR BABUNA: Savaşla
ADNAN OKTAR: Tabi... Hani diyor ya Adriyatik denizi kuruyacak. Fakat, haberi olmayacak diyor. Halbuki Boğaz köprüsünü işaret ediyor Peygamber Efendimiz (sav), kuru yoldan diyor geçecek Konstantiniye’ye. Yani Konstantiniye’yle ilgili çok fazla hadis var Mehdi’nin İstanbul’da zuhur edeceğine dair. Benim şu an sırf hatırladığım on tane kadar hadis var. Konstantiniye çok hayati bir yerdir. Dünyanın merkezidir, bütün dünyanın. Manevi merkezidir. Allah özenle süslemiştir. Özene Cenab-ı Allah’ın ihtiyacı yoktur ama anlaşılması için söylüyorum. Ecdad da süslemiştir; camilerle, selvi ağaçlarıyla, geniş güzel yollarla değil mi? Medreselerle olağanüstü özenle hazırlanmıştır. Fatih Sultan Mehmet biliyorsunuz fethetmek istemedi Mehdi dedi fethedecek ben etmem dedi fethi. Akşemseddin hocamız dedi ki: Sen maddi olarak fethedeceksin, o manen dedi.
SUNUCU: Acaba İstanbul’un fethi hakkında hadis-i şerif olması, bu kadar çok yer fethedildi. Sadece İstanbul hakkında hadis-i şerif olması da Hz. Mehdi’yi mi işaret ediyor sizce?
ADNAN OKTAR: Tabi inşaAllah. Konstantiniye fethedilecektir diyor. Orayı fetheden asker ne güzel asker diyor değil mi? Orayı fetheden kumandan ne güzel kumandan diyor. Fatih Sultan Mehmet bunu duyunca tabi büyük heyecan yaşadı maşaAllah. Akşemseddin hocamız, çok derinliği olan muhteşem bir insandı. Hz. Hızır görev almıştır İstanbul’un fethinde. Surların üstünde otururken görmüştür Hz. Hızır’ı Akşemseddin. Tabi
SUNUCU: Onların da manevi yardımcıları olmuştur.
ADNAN OKTAR: Direkt organize eden o. Devlet yıkılışı, devlet kuruluşunda görev alır. Hz. Hızır. Mesela Osmanlı’nın yıkılışında da görevdeydi, vazife başındaydı. Devlet kuruluşlarında görev alır. Kuran’da da bu açıkça ifade ediliyor Kehf Suresi’ne bakanlar görürler. Yani bir devletin yıkılışına karar verildiğinde Hızır mutlaka oradadır. Kurulmasına da karar verilmesinde yine oradadır. Yani oradaki ricalin başındadır. 40’lar, 7’ler değil mi? Bizim bilmediğimiz manevi sultanlar vardır.
SUNUCU: Yani ismen biliyoruz ama ne olduğunu çok fazla bilmiyoruz açıkçası
ADNAN OKTAR: Görev ehli vardır. Tabi, tabi. Oktar hocam ne anlatmak istiyorsun?
OKTAR BABUNA: Hocam estağfirullah. Hocamızın eserlerinden. Yürürken ya da koşarken diyelim kapaklanmıyoruz değil mi? Dengemiz muazzam bir şekilde korunuyor biz farkında bile olmadan otomatik olarak yapıyoruz hatta hareketleri böyle. Değil mi şey ederken? Bu son derece önemli bir ayrıntı var, detay var burada bu da bir yaratılış mucizesi. Bizim beyincik bölgemiz, biliyorsunuz beynimizin arka kısmında küçük bir organ vardır beyincik denir buna. Bizim mili saniyeler yani saniyelerin çok küçük birimlerinde, nerede olacağımızı hareketimizin hızına göre tahmin ediyor. Bakın bir tahmin de bulunuyor, yön görme bu değil mi? Olmayan bir hareketin yerini tayin ediyor. Ve ona göre önceden belirli kaslara sinyal göndererek düşmemizi engelliyor. Eğer bakın sırf bu olmasa biz dengemizi koruyamayız. Çünkü çok geç kalınacaktı, pozisyon değiştirirken düşünün o inmeyle vücut ağırlığıyla koşuyor mesela diyelim. Aniden bir dönüş yapabiliyorsunuz, başka bir şey yapabiliyorsunuz böyle
SUNUCU: Durabiliyorsunuz.
OKTAR BABUNA: Tabi durabiliyorsunuz. Fakat burada, kaslar eğer son anda sinyal verseydi kapaklanırdık dengemizi kaybedip, geç kalınacaktı çünkü. İşte önceden nerede olduğunu bakın tahmin ediyor bir de. Çünkü önceki pozisyonunuza göre tahmin ediyor. Siz ne kadar hızla geliyorsunuz? Değil mi? Yürürken hız farklı, koşarken farklı, vücudun ağırlığını biliyor. Nerede olacağını biliyor. Ona göre önceden sinyal gönderiyor, önceden gönderiyor ve bununla bir düşmekten kapaklanmaktan korunuyoruz. Ve bu bizi, yani hiç bilmediğimiz bir şey. Yani ben düşünüyorum, kendisini düşünsün herkes. Önceden sinyal gönderme, tahmin etmek falan. Hiç farkında bile olmadan oluyor bunlar işte bakın. Bunlar nasıl oluyor? Allah’ın yaratma sanatıyla, yapan Allah inşaAllah.
SUNUCU: Ne kadar güzel gerçekten
OKTAR BABUNA: Bunun gibi sayısız yaratılış mucizesi var. Bunların her biri tabi tesadüf saçmalığını, darwinizmi ortadan kaldıran ve Allah’ın kesin olarak yarattığını ispatlayan. Bir kere bilimsel olarak ne kadar detaya inilirse, o kadar ihtişamlı bir yaratılışla karşılaşıyoruz. Yani elektromikroskopla bakıyorsunuz biraz önce gördük tabi. Sineğin gözünü bakın sineğin gözünü kimse göremez. Çünkü milimetrik bir hayvanın hele gözü görünmüyor bile çıplak bir gözle görülmüyor. Ama yakından bakınca 4000 tane mercek çıktı birdenbire. Daha yakına girince merceklerin yapıları çıktı, daha yakına girdik her mercek bir görüntüden ağları çıkıyor böyle. Yani ağların onların içinde hücreler var, o hücrelerin özel yaptığı proteinler var. Mesela bir hücre bakın; yüz trilyon hücre var insanın vücudunda. Her bir hücre bakın saniyede 2000 protein sentez ediyor. 2000 protein üretiyor. 2000x100 trilyon 2 kat trilyon yapar. Bakın 1 saniyede üretilen protein miktarı vücudumuzda. Her saniye vücudumuzda her an 200 gram, dakikada yeni doku üretiliyor. Bizim derimiz, sürekli yeni hücreler ürüyor. Bakın 200 gram doku. Ve bu hayatımız boyunca devam ediyor. Her 6 ayda bir bütün derimiz yenileniyor. Yani şu anki derimiz bizim, zannediyor ki insan hep aynı deriye sahip böyle. Aynaya baktığın zaman aynı görüntüyle karşılaştığı için aynısını zannediyor. Halbuki her 6 ayda bir tamamen değişiyor. Yepyeni bir beden geliyor aynanın karşısına ama, insan farkında olmuyor bunun. Çünkü; her gelen hücre bir öncekiyle aynı olarak ve tabi çok zaman içerisinde Allah yavaş yavaş da yaşlandırıyor. Hiç farketmiyor insan bunu.
ADNAN OKTAR: Oktar hocam biraz da hukuk bilgisi verelim.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah hocam.
ADNAN OKTAR: Efendim. Şu 2. sayfayı Cumhuriyet Başsavcısının mahkemenin kararına karşı verdiği mütalaası. Cumhuriyet savcısının evet… Bizim mahkemedeki. Evet. Başından güzelce oku.
OKTAR BABUNA: 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 220’ye 2. maddesinin muadili, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 313. maddesidir. 01. 06. 2005 tarihinde yürürlükten kaldırılan, 4422 sayılı kanunun 1. maddenin muadili ise 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 220’ye 2. maddesinin ceza muhakemesi kanununun 250’ye 1/B maddesindeki şartlar da işlenmiş halidir. Sanıklara müspet suçtan, yani sanıklara isnat edilen yüklenen suçun, ceza muhakemesi kanununun 250’ye 1/B maddesinde tarif edilen; haksız ekonomik çıkar amacıyla kurulmuş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde cebir ve tehdit uygulanarak işlenen suçlardan olduğuna dair delil bulunmaması. Delil yok diyor bu konuda. Ve Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin davaya bakmaya özel yetkili Ağır Ceza Mahkemesi’nin değil, mahkememizin görevli olduğunu belirlemesine göre; suçun sübutu halinde oluşması halinde 765 sayılı Türk Ceza kanununun 313. maddesinin lehe olduğunun nazara alınmaması, kanuna ve usule aykırı bulunduğundan dosya ekte sunulmuştur. Talep; dosyanın tetkiki ile 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun yürürlük ve uygulama şekli hakkında kanunun 8. maddesi gereğince bölge adliye mahkemeleri henüz kurulmadığından meskur söz konusu kararın tetkiki ile 1412 sayılı Ceza Muhakemesi Usulü Kanununun 305 ve müteakip maddeleri gereğince sanık lehine bozulmasına karar verilmesi kamu adına talep olunur. 29 Temmuz 2008.
ADNAN OKTAR: Yeter sakin ol, sakin ol. Çok detay vereceksin anlaşıldı. Biz isim vermiyoruz, ne anladın oradan.
OKTAR BABUNA: Kanuna usule aykırı bulunan bir husus var.
ADNAN OKTAR: Nedir o?
OKTAR BABUNA: Bu kanunda, bu kanunlarda bir değişiklik oluyor, biz yargılanırken farklı bir kanuna geçiliyor, fakat bizim lehimize olan kanunun uygulanması gerekiyor Türk Ceza Muhakemesi kanununa göre, bu yapılmamış. Bu bir bozma sebebi.
ADNAN OKTAR: 4422’den kaldırıldığı için kanun normalde daha lehe olan bir kanunun bize uygulanması gerekiyor, değil mi? Bu kaçtı 220 mi?
OKTAR BABUNA: 313.
ADNAN OKTAR: 313, 313 daha ağır olan hangisi?
OKTAR BABUNA: 220.
ADNAN OKTAR: Bize daha ağır olan mı uygulandı?
OKTAR BABUNA: Evet daha ağırı uygulanmış. Yani bu...
ADNAN OKTAR: Bunu da mı savcı kabul etmiyor değil mi? Çünkü kanunlara göre hafif olan uygulanması gerekiyor, 313’ü uygulaması gerekiyor, 313 uygulandığında zaman aşımına girmiş oluyor. Ama 313 uygulanmadı, diyor.
OKTAR BABUNA: Evet İnşaAllah, bir de şeyi eklemiş, 220’ye zaten uymuyorsunuz, diyor; cebir ve şiddet zaten yok diyor, uymadığı halde ona uydurulmuş oluyor, yani hem aleyhe uygulanmış oluyor hem uymadığı halde bir kanun maddesi uygulanmış oluyor.
ADNAN OKTAR: Evet, bu yüzden bozulması gerekir, diyor. Cebir ve şiddet de yok diyor ve lehe kanun uygulanması gerekiyordu diyor, 313 uygulanması gerekiyordu ama 220 uygulanmıştır diyor. Bu nedenle bozulması gerekiyor diyor. Evet, var mı başka senin aklına gelen hukukla ilgili böyle bozma nedenleri.
OKTAR BABUNA: Temyiz hakkı olmayanların temyiz etmesi oldu. Bu hiç eşi benzeri görülmemiş olan bir hususa...
ADNAN OKTAR: Yok temyiz etmedikleri halde yani bizim davayı temyiz etmiyorlar kendi davalarını temyiz ettikleri halde bizim davamızı da savcı da temyiz etmediği halde Yargıtay temyiz etti. Bu da Yargıtay Ceza Kurulu kararına göre bir bozma nedeni yani temyiz eden yok kimse yok temyiz eden, buna rağmen temyiz etti Yargıtay. Bu Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararına göre bozma nedeni.
OKTAR BABUNA: Savunma hakkı verilmemesi.
ADNAN OKTAR: Ek savunma hakkı verilmedi değil mi? Bu bir bozma nedeni?
OKTAR BABUNA: Evet inşaAllah, hangi kanundan yargılandığımız söylenmedi son celseye kadar, dolayısıyla ek savunma hakkı verilmesi gerekiyordu onu yapmamış oldular.
ADNAN OKTAR: Evet
OKTAR BABUNA: Avukatlar istifa etti.
ADNAN OKTAR: Avukat olmadığı halde yargılama devam etti,
OKTAR BABUNA: Avukat olmaksızın bitirildi yargılama.
ADNAN OKTAR: Bu da Yargıtay Ceza Kurulu kararına göre bozma nedeni.
OKTAR BABUNA: Bozma nedeni. İşkence altında alındığı 14 adli tıp raporu ile tespit edilen düzmece polis ifadeleri dayanak yapıldı, başka hiçbir delil yok mahkemede.
ADNAN OKTAR: Ama biz saygı duyuyoruz mahkemenin kararına fakat işkence ile alındığını belirttiğimiz için ve 14 adli tıp raporu da olduğu için mahkemenin bunu bekletici mesele yapması gerekirdi diyor Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında. Değil mi? Bekletici mesele yapıldığında zaman aşımına girmiyor, mahkeme donmuyor dolayısıyla böyle bir bahanesi böyle bir iddia da süremeyeceği için mahkeme tarafından diyor, Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararında bekletici mesele yapılması gerekir. İşkence davası biter, işkence davasında işkence yapıldığı tespit edilirse zaten beraat ediyor kişiler, çünkü ifadeler geçersiz hale geliyor ama mahkeme bunu beklemez de cezayı verirse bu da bozma nedeni oluyor. Bizim davamızda da bununla karşılaştık. Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında örnek olarak sunmuş olduk, çünkü Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararına göre bozma nedeni olduğu açık bunun. Evet, buna ait 60’a yakın da, biz kısaca bu şekilde açıklıyoruz.
SUNUCU: Evet adli tıp raporu ile de belirlenmiş işkenceler var.
ADNAN OKTAR: 14 tane adli tıp raporu var. Yani arkadaşlarımı sakatladıklarına dair ki 2000 küsur yılla yargılanıyorlar şu an Adil Serdar Saçan ve arkadaşları, Serdal Akça isimli polis memuru komiserine de bizimle ilgili fezleke hazırlattılar yeni bir fezleke hazırlattılar. O da bu 2000 yılla yargılanılan polislerden olduğu halde. Hâlbuki yargılanmayan alakasız bir polisin görevlendirilmesi gerekiyordu. Hiç diğer polislere görev vermeyip de yani ona böyle bir görev verilmesi manidardır. Çok şaşırtıcı hayret vericidir. O da zaten başından sonuna kadar sürekli çete iddiasında bulunmuştur, çete aşağı çete yukarı çünkü zaten yargılanıyor eğer biz ceza alırsak o kurtulmuş olacak bir anlamda. Ona sen fezleke hazırla dersen o şahıs için 2000 yıl isteniyorsa orada bizi beraat ettirecek bir açıklama mı yapması gerekir veyahut ortalamalı mı bir açıklama yapması lazım, tarafsız bir açıklama mı yapması lazım gerekir yoksa direkt bizi çete olmaktan suçlaması mı gerekir. Direkt çete olarak suçlamış o da, ki şu an Yargıtay’ın onadığı bir karar olması lazım bizi çete diye itham etmesi için öbür türlü hakaret olmuş olur, iftira olmuş olur. Tabi.
SUNUCU: İftira olmuş oluyor yani iftira olmasa bile sırf işkence yapılmış olması bile büyük bir suç.
ADNAN OKTAR: Evet o şu an yargılanıyorlar ama tabi Allah hidayet versin. Ne kadar kaç dakikamız var. Evet, şu gazeteyi zoom yapın. Evet, bu vatandaş kızı ile çok özür dilerim cinsel ilişkiye giriyor, ondan çocuğu oluyor, kızı ile ilişkiye giriyor, ondan çocuk oluyor o çocukla da ilişkiye giriyor. Biz aylardan beri ne diyoruz? Diyoruz ki; Türkiye’de ensest ilişki çok yaygın bu çocuklar şikâyet edemiyorlar ve bu çok büyük bir ahlaksızlık ve zulüm diyoruz. Biz bunlara yardım edelim diyoruz toplum olarak, aile kutsaldır anaya babaya söz söylenmez, ana baba ne derse siz onu dinleyin diyorlar, kardeşim ırzına geçiyor çocuğunun, nereye bunun sözünü dinliyoruz, böyle aile olur mu? Güzel ahlaklı, efendi, namusuna haysiyetine düşkün aileye aile denir. Ahlaksız aileye aile denmez, çocuğunu PKK’ya katıl diye zorlayan aileye aile denmez. Çocuğuna dini imanı terk et bizim gibi ol diyen aileye aile denmez. Gel sabetaycı ol bizim gibi aynı kafada ol diyen ailelere aile denmez yani benim anladığım anlamda denmez. Diyen diyorsa ona ben karışmam, benim inancıma göre değil. Veyahut çocuğunu gayrı meşru yola sürüklemeye ahlaksızlığa sürüklemeye kalkışıyorsa ona da aile denmez. Aile diye çoluğunu çocuğunu koruyan ona özgürlük tanıyan, mukaddesatına dinine ilişmeyen, onun inançlarına müdahale etmeyen, olgun aklı başında insanlara aile denir.
SUNUCU: Dünyasını ve ahretini düşünen tabii
ADNAN OKTAR: Tabii, dünyasını ahiretini düşünen; ondan sonra canavar tabi böyle tipler çıkıyor yani bu bir tanesi yakalanmış mesela yine bu çocuk en sonunda itiraf etmek mecburiyetinde kalmış. Yani intihara kalkışmış, doktor şüphelenmiş, üzerine gidince olay anlaşılmış. Bakın yine olay kapalı kalmış 17 yaşında bu kız, çocuk da yani. Bak kızı var torunuyla bak kızından torunu oluyor gayri meşru olarak onunla ilişkiye girmeye kalkıyor adam. Girmeye kalkıyor değil, yapmış yani.
SUNUCU: Nasıl bir zihniyetse.
ADNAN OKTAR: Ondan sonra da aman aman aileye anaya babaya söz söylemeyin; söylenir ve hiçbir şekilde de itaat edilmez. Evden ayrılacak çekip gidecek, Ashab-ı Kehf nasıl zulümden kaçtıysa onlar da zulümden kaçacaklar. Devlete dilekçe verecek, savcılığa, aklı başında dindar gayet güzel aileler var, güzel insanlar var gidip onların yanına sığınacak inşaAllah.
SUNUCU: Kesinlikle.
ADNAN OKTAR: Oktar hocam, sen mi bir şey anlatacaksın ben mi anlatayım?
OKTAR BABUNA: Estağfirullah sizi dinlemeye doyamıyoruz hocam siz anlatırsanız inşaAllah. Eğer uygun görürseniz.
ADNAN OKTAR: Sen ne yap biliyor musun? Yine bu kitaptan bir şeyler oku bize,
SUNUCU: Evet çok güzel yazılar var gerçekten Hz. Mehdi’nin gelmesi ile ilgili o kitap insanlara bayağı faydalı olacak.
SUNUCU: Bu arada harunyahya. org ve harunyahya. net adreslerinden de hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Tekrar buradan izleyicilerimize hatırlatmış olalım. İnşaAllah yarın da 22 ve 24 arası yine Kral Karadeniz ve Asu TV Adıyaman’dan Adnan Oktar’la Başbaşa programını izleyebilirsiniz.
ADNAN OKTAR: Şu Reşat Faikoğlu’nu oku bir de Faik Cebe... Reşat Faikoğlu.
OKTAR BABUNA: Bediüzzaman Said Nursi hazretleri bir sözünde Hz. Mehdi’den şu şekilde söz ediyor.”Ümmetin beklediği ahir zamanda gelecek ZATIN üç vazifesinden en mühimi (önemlisi) ve en büyüğü ve en kıymetdarı (kıymetlisi) olan îman-ı tahkikîyi neşr (gerçek imanı yayma) ve ehl-i îmanı dalâletten (iman edenleri sapmaktan) kurtarmaktır... maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani birinci vazifesi bu. Darwinizmi materyalizmi yok edecek diyor zaten başka bir yerinde aynı şekilde.
OKTAR BABUNA: Bediüzzaman bu sözünde Hz. Mehdi (a.s.)'den "AHİR ZAMANDA GELECEK ZAT" diye söz ederek Hz. Mehdi (a.s.)'nin şahsı manevi olmadığını net bir biçimde açıklamıştır.
Başka bir sözünde de Bediüzzaman kendisinin seyyid olmadığını Hz. Mehdi (a.s.) ise seyyid olacağını ifade ederken "... Ben seyyid değilim. MEHDİ SEYYİD olacak.” demiştir. Şahsı manevinin seyyid olması söz konusu olamayacağına göre Bediüzzaman, Hz. Mehdi (a.s.)'nin tek bir kişi olacağını yinelemiştir. (Şualar, sf. 368)
Ahir zamanda Hz. Mehdi (a.s.) gelmeyecek diyenler var. Cübbeli Ahmet gibi Hz. Mehdi (a.s.)'nin yüzlerce sene sonra geleceğini söyleyenler var. Ya da Hz. Mehdi (a.s.) geldi, geçti diyenler var. Hz. Mehdi (a.s.)'ın gelişiyle ilgili bu panik ve asılsız iddialar Hz. Mehdi (a.s.)'ın zuhur ettiğinin alametidir.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
SUNUCU: Alametler açık.
ADNAN OKTAR: Evet doğru söylüyor. MaşaAllah. 5 dakikamız var. Kuran’dan ayet okuyalım. Ya Allah ya bismillah. Siz şöyle uğurlu temiz ellerinizle bir inşaAllah.
SUNUCU: Estağfirullah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Fatma kardeşimizin bir sevimli kızı varmış 10 yaşında şahane Kuran okuyormuş, inşaAllah bir ara getirecekler ben de dinleyeceğim, maşaAllah hem de tecvitli böyle inşaAllah. Ama annesi de anne ama maşaAllah o da çok güzel yetiştirmiş, Allah razı olsun.
SUNUCU: Allah razı olsun, hepimizden.
ADNAN OKTAR: Şeytandan Allah’a sığınırım. Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla… Bismillahirrahmanirrahim. “Elif, Lam, Mim, Sad.” -Bu harflerin hikmetleri de önümüzdeki günlerde ortaya çıkacak. İnşaAllah hurufu mukataanın sırları. “... (Bu, ) Bir Kitap'tır ki onunla uyarman için ve mü'minlere bir öğüt olmak üzere sana indirildi. Öyleyse bundan dolayı göğsünde bir sıkıntı olmasın.” –Peygamber Efendimiz (sav) çok nezih bir insan çabuk üzülüyor, çabuk müteessir oluyor. Kalbinde üzüntü olmasın, Allah sık sık Onu uyarıyor. Yani kalbinde bir üzüntü olmasın. Göğsünde bir sıkıntı olmasın. Kalbine, göğsüne bir sıkıntı geliyor ...“... Rabbinizden size indirilene uyun, O'ndan başka velilere uymayın. Ne az öğüt alıyorsunuz? Biz nice ülkeleri yıkıma uğrattık.” – Demin de söylemiştim “...Geceleri uyurlarken ya da gündüzün dinlenirlerken Bizim zorlu azabımız onlara” birden geldi diyor Allah. “... Zorlu azabımız onlara gelince yakarabildikleri: "Biz gerçekten zulme sapanlardandık" demelerinden başka olmadı.” –Demek ki biliyorlarmış kendilerini. Bak diyorlar ki: “…Biz gerçekten zulme sapanlardandık” Daha önce yok diyordun. Bak zoru gördün mü hemen kabul ediyor. “...Andolsun, kendilerine (Peygamber) gönderilenlere soracağız ve onlara gönderilenlere (Peygamberlere) de elbette soracağız.” –Bakın Peygamberlere soruluyor, onlara uyanlara da soruluyor. “...Andolsun (yapıp-etmelerini) onlara bir ilimle mutlaka haber vereceğiz.” – Yani ellerine bir kaset gibi bir bilgi veriliyor, o. Bir ilimle diyor Allah açıklama yapmamış onu, özel bir şey. “Ve Biz gaibler (onlardan uzakta olan habersizler) de değildik.” – Zaten Benim bilgim dâhilindedir diyor Allah. Yani sorguladığım şeyi zaten biliyorum diyor. “... O gün tartı haktır. Kimin tartıları ağır basarsa, işte kurtulanlar onlardır.” O gün imtihan olacaksınız diyor. İyi yönleri, kötü yönleri kıyaslanacak inşaAllah. “Kimin tartıları hafif kalırsa, bunlar da ayetlerimize zulmede geldiklerinden dolayı nefislerini hüsrana uğratanlardır.” –Yaptığı iyilik hiç yok gibi, ama ahlaksızlıklar dağlar gibi. “...Zulmettiklerinden dolayı nefislerine hüsrana uğratanlardır” diyor Cenabı Allah. “...Andolsun, sizi yeryüzünde yerleşik kıldık ve orda size geçimlikler yarattık. Ne az şükrediyorsunuz? ” –diyor Allah. Bakın geçimlikler, hepsini Ben yaptım diyor Allah. Bütün yiyeceklerinizi, içeceklerinizi, geçiminizi sağlayan herşeyi Ben size veriyorum diyor. “…Ne az şükrediyorsunuz” diyor. Sürekli Allah’ı hamdetmek lazım. Elhamdülillah. Vaktimiz? Saniyeler mi? Evet peki o zaman bitirelim inşaAllah buyurun.
SUNUCU: Çok teşekkür ediyoruz, ağzınıza sağlık diyoruz. Size de çok çok teşekkür ediyoruz inşaAllah
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun
OKTAR BABUNA: Allah razı olsun
SUNUCU: Evet buradan izleyenlerimize, bugün hangi kanallarda yayın yaptık. Yayınımız sona erdi. Tv Kayseri ve Kanal 35’den yayındaydık bugün. 50’ye yakın yerel kanaldan inşaAllah izlediniz bizi. Kanal 56 Siirt / Elif TV Kayseri / Kanal 3 Afyon / Can TV Erzincan / NTV Niğde/ Kanal 54 Sakarya / Genç TV Karaman / Destan TV Kütahya / Kanal 47 Mardin / Ort Ordu / Konya TV / Safa TV Tokat / Amasya TV / Süper TV Tokat / Elbistan TV Kahramanmaraş / Tokat TV / Mrt Osmaniye / Süper TV İnegöl / CRT Adana / Tavşanlı TV / Kapadokya TV / Kanal 19 Çorum / Kanal 60 Tokat / Çağdaş TV Karaman / Karahisar TV / Yenice TV Bursa / Otağ TV Adana / Iğdır TV / NRT Gaziantep / Kanal 55 Samsun / BRT Hatay / KTV Konya / Kanal Malatya / Can TV Diyarbakır / Trabzon TV / Ort Osmaniye / Ahi TV Kırşehir / Özege TV Uşak / Kanal G Giresun / Mega TV Gaziantep / Toros TV Mersin / BGRT Konya / Kanal 23 Elazığ / ERT Konya Ereğlisi / Venüs TV Bilecik’ten bugün sizlere seslendik. Bunun dışında www.haberdem.com , www.haberhilal.com ve www.harunyahya.tv ’den de internet sitelerinden bizleri canlı olarak izlediler. İnşaAllah yarın yine hatırlatmak istiyorum Kral Karadeniz ve Asu TV Adıyaman’dan saat 22.00 ile 24.00 arasında tekrar sizlerin karşısında olacağız. Bugünlük programımızın sonuna geldik. Allah’a emanet olun efendim.