ÇEVİRMEN: Az önce de bahsettiğimiz gibi belgeselin konusu Dünya’nın Yaratılışı. Bütün inançlardan, bütün dinlerden insanlarla görüşmüş ve herkese röportajın başında aynı soruyu soruyormuş. Bunu da size sormak istiyormuş. Yaratılışı siz görsel olarak nasıl görüyorsunuz? Aklınızda nasıl?
ADNAN OKTAR: Bütün insanlar, Yaratılış konusunda bir Yaratıcı’nın varlığı konusunda hemfikirler. Yani Darwin dahil, ateistler dahil hepsi bir Yaratıcı’nın varlığından emindirler. Fakat yine de Yaratıcı’yı reddetme eğilimi içerisinde olurlar. Yoksa tesadüfen proteinlerin olduğunu, tesadüfen insanların oluştuğunu hiçbiri savunmaz. Ama ya tutarsa, ya inanan çıkarsa diye bunu anlatıyorlar. Yani pratikte hiçbiri inanmaz. Çünkü Darwin’in kendi de inanmıyor, söylüyor. “Hiçbir ara fosil bulamadık” diyor, “katmanların hepsini araştırdık, ara fosile rastlanmıyor” diyor. “Eğer böyle bir şey gerçek olsaydı, ara fosil bulunurdu” diyor. Darwin inanmadıktan sonra, Darwin’in talebeleri zaten inanmaz. Apaçık bir metafizik yapı olduğu görülüyor dünyada. Çünkü beynimizin içinde dünyayı gören bir varlık var, birisi var. Çok hayatidir. Beynimizin içinde sesi duyan birisi var. Bunu evrim açıklayamıyor. Yani ruhun ne olduğunu açıklayamıyor ki asıl insan dediğimiz budur. Yani beyinde gören, beyinde duyan varlığa biz insan diyoruz. Et kemik insan olmaz. Et kemik ceset olur. Asıl insan beyinde bu gören ve duyan varlıktır. Çünkü çok renkli olarak üç boyutlu olarak gören bir şey var içimizde, bir varlık var. Sesleri de üç boyutlu olarak duyan bir varlık var, asıl insan budur.
ÇEVİRMEN: Daha çok hani şöyle bir şey, şöyle bir cevap bekliyorduk sizden. İşte “ben Yaratılışı şu şekilde görüyorum”, ya da, “aklımda şu şekilde canlandırıyorum” gibi.
ADNAN OKTAR: Metafiziktir Yaratılış. Anında yaratılmıştır bütün canlılar. Ve Yaratılış da yine bu şekilde devam etmektedir. Yani her an Allah insanlığı yaratmakta, her an dünyayı yaratmaktadır. Yani sürekli bir Yaratılış var. Mesela biraz önce de yaratıldık, şimdi de yaratıldık, yani sürekli Allah yaratmaya devam ediyor. Yani yaratma kesintisiz devam eder. Ama siz beni mesela şu an beyninizin içinde tam renkli olarak görüyorsunuz, ben de sizi beynimin içinde tam renkli olarak görüyorum. Benim sesim beyninizin içinde oluşuyor, sizin sesiniz de benim beynimin içinde oluşuyor. Dolayısıyla bu çok harika bir durum. Yani Yaratılışı araştıran bir insan önce bunu çözmek durumundadır. Yani beynin içindeki bu görüntüyü çözmek durumundadır. Mesela şu an kameralar çekim yapıyor ama bu da beynimizin içinde bir görüntü. Siz dünyayı geziyorsunuz, Paris’i görüyorsunuz, İstanbul’u görüyorsunuz ama yine beyninizin içinde görüyorsunuz. Paris’i veya İstanbul’u beyninizin dışındaki şekliyle göremezsiniz. Çünkü beyninizin dışında o madde bir kere saydamdır, atomların yapısından dolayı, proton, nötronun, elektronun birbirine uzaklıklarından dolayı saydam görünümdedir. Bunu bilimadamları söylüyor. Ayrıca renk yoktur dışarıda. Yani beynin bir yorumudur renk. Ve daha da önemlisi ışık yok dışarıda. Işık da beynin yorumu. Işığı da, rengi de bizim beynimiz yorumluyor. Sesi de bizim beynimiz yorumluyor. Dışarıda ses sadece dalga olarak var. Ama bizim beynimiz onu ses olarak algılıyor. Yani Darwinizmin ilk cevap vermesi gereken konu budur. Bunun cevap verememiş bir konumda muhafaza ediyorsa bu kişiler o zaman konuşacak bir şeyler olamaz. Yani bu çok hayati bir konudur. Asıl konu da budur, başka bir konu zaten yok.
ÇEVİRMEN: O’na inanıyor musunuz? Ya da O’nu aklınızda nasıl canlandırıyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Sıfır hacim ya da sonsuz yoğunluktaki bir şey, yani yokluk, büyük bir açılımla, patlama değil de büyük bir açılımla açılıp birden evreni meydana getirmiş, kısa sürede. Bakın sıfır hacim, sonsuz yoğunluk, bu ne demektir? Yokluktur. Kuran ne diyordu? Kainat yoktan var edilmiştir. Bilimadamları ne diyor? “Yoktan var edildi.” Sıfır hacim demek, yokluk demektir. Dolayısıyla 10 veya 15 milyar yıl önceki bir patlamayla, patlama tabir edelim biz ona, bütün bu kainat meydana gelmiştir. Halen de bu genişleme devam etmekte, devam ediyor biliyorsunuz.
ÇEVİRMEN: Yani şunu soruyor Kuran sizin için sadece inançtan bahseden bir Kitap mı, yoksa hakikaten tarihi anlatan bir Kitap olduğunu söyleyebilir miyiz?
ADNAN OKTAR: Tabii yani, bilimin yeni bulduğu gerçekleri Kuran 1400 sene öncesinden bildirmiş. Mesela kainatın yokluktan var edildiğini bildiriyor, 1400 yıl öncesinde. Zamanın izafi olduğunu bildiriyor, 1400 yıl öncesinden. Dünyanın ilk yaratılışında dünyanın üzerinin bulutlarla ve buharla ve dumanla kaplı olduğunu belirtiyor. Mesela bu bilimin sonradan bulduğu bir gerçektir.
ÇEVİRMEN: Bize bunu okuyabilir misiniz, bir de kendi sesinizden?
ADNAN OKTAR: “Gökleri ve yeri”, bakın, “gökleri ve yeri, bir örnek, model, edinmeksizin yaratandır. Yani hiçbir model yokken, dünya ortada yokken, hiçbir şey ortada yokken, model yokken, onu yaratandır diyor. Yani bu yoktan yaratılmaya bir delil.
“Göğü büyük bir kudretle bina ettik ve şüphesiz Biz onu genişleticiyiz.” Bakın “büyük bir kudretle bina ettik”, yani gök yokken göğü yarattık anlamında söylüyor Cenab-ı Allah, “büyük bir kudretle bina ettik” meydana getirdik, yokken meydana getirdik, “ve şüphesiz Biz onu genişleticiyiz” ve şuan genişlemekte diyor yani Big Bang’in de açıklaması bu. Yani evren şuan genişliyor diyor, devam ediyor genişlemeye diyor, bunu bilim adamları daha yeni buldular. Kuran bunu 1400 yıl öncesinden bildirdi.
ÇEVİRMEN: Peki o zaman şu demektir, sizin için inançla bilim zıt giden konular değil.
ADNAN OKTAR: İnançsız bilim olmaz, bilimsiz de inanç olmaz. Yani bilimle inanç iç içedir. Yani mesela Kuran bilimle açıklanıyor. Mesela kromozomların yapısı bilimle açıklanıyor. Paleontoloji bilimiyle biz Yaratılışı açıklıyoruz. Jeoloji bilimiyle açıklıyoruz, Yaratılış’ı. Fizik bilimiyle, fizik kanunlarıyla, Allah’ın kanunlarıyla açıklıyoruz. Mesela elektron mikroskopla kromozomların yapısını tespit ediyoruz. Yani bilimle din tabii ki iç içe.
ÇEVİRMEN: Şimdi, Dünya’nın yaratılışının bir tarihini vermemiz gerekiyorsa siz bilime bakarak mı bu tarihi belirlersiniz veyahut Kuran’a bakarak mı?
ADNAN OKTAR: Kuran bir tarih vermiyor. Bilimle anlıyoruz tabii ki. Yani yaklaşık 10-15 milyar yıl önce olması gerekiyor. Bilimsel veriler öyle olduğunu göstertiyor. Ama yeni bilimsel gelişmeler olursa ona göre olayı yorumlarız.
ÇEVİRMEN: Yani bu konuda sizin için hiçbir sıkıntı yok. Yani bilimle hemfikirsiniz.
ADNAN OKTAR: Tabii ki.
ÇEVİRMEN: Çünkü, hani bazı insanlar daha çok Kitab’a bağlı kalıyorlar ve Dünya’nın sadece işte birkaç bin yıl önce yaratıldığına inanıyorlar.
ADNAN OKTAR: O yanlış. Benim anlattıklarım akılcı, Kuran’a dayalı, bilime dayalı ve ben ispatı olmayan bir şey söylemiyorum. Mesela kitap yazdım ama; Yaratılış Atlası’nı, Yaratılışı ben binlerce delille ispat ettim. Fotoğraflarla, belgelerle ispat ettim. Yani demogoji kullanmadım ben. Kesin gerçek kullandım. Kesin deliller kullandım ve Kuran ayetleriyle de bunu ispat ettim. O yüzden, dünyadaki paniğin sebebi odur. Yaratılış Atlası’nın çıkışıyla Darwinistlerin paniğe kapılması ve Darwinizmin yerle bir olmasının sebebi delillerin çok sağlam, bilimsel, köklü, samimi deliller olmasıdır, gerçek deliller olmasıdır ve Kuran ayetlerine dayanarak bunların açıklanmasıdır. Şu an dünyada Darwinizm diye bir şey kalmadı. Fransa’daki durumu biliyorsunuz. Almanya’daki, Amerika’daki, dünyadaki durumu biliyorsunuz.
ÇEVİRMEN: İnançtan bahsederken hani önce bilime bakıp sonradan ayetlere dayanarak fikirlerinizi veriyorsunuz. Yani tersi olmuyor değil mi? Önce ayetlere bakıp da sonra bilime dönmüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Kuran bize dünyanın yokluktan yaratıldığını ve başlangıcı olduğunu söylüyor. Ben mesela iki yüz yıl önce olsaydı Kuran’a göre bilimin açıklanmasına değil, Kuran’a göre hareket ederdim. Çünkü kainatın sonsuzdan beri geldiğini söylüyordu. Ama Kuran belirli bir vakitte kainatın yaratıldığını ve başlangıcı olduğunu ve gittikçe genişlediğini söylüyor. Ama o devrin materyalistleri kainatın sonsuzdan gelip sonsuza doğru gittiğini ve genişleme olmadığını söylüyorlardı. Burada biz neye inanırız? Kuran’a inanırız tabii ki, ama sonunda Kuran’ın dediği doğru çıktı. Bilimin dediği yalan çıktı. Yani Kuran daima doğruyu söyler. Yani Kuran’da mümkün değildir tersi bir ifade olması. Mesela kainatın ilk yaratılışında dünyanın üstü duman ve bulutlarla kaplıydı diyor. Ama materyalistler, o devrin materyalistleri böyle bir şey yoktur diyorlar. Yani dünya eskiden beri vardı diyorlar, sonsuzdan beri vardı diyorlar. Biz hangisine inanırız? Kuran’a inanırız. Ve sonra da Kuran’ın dediği doğru çıktı. Mesela Kuran zaman izafi diyor. Ama materyalistler zamanın izafi olduğuna inanmıyorlardı. Ama sonradan Kuran’ın dediği doğru çıktı. Dolayısıyla biz Kuran’ın dediğinin doğru olduğuna inanırız. Bilim onu tasdik eder yani mutlaka tasdik eder yani Kuran’ı bilimin tasdik etmediği hiçbir yer olmamıştır şu ana kadar, Kuran’ın öncü izahları daima doğru çıkmıştır. Bilim hep yanlış çıkmıştır çoğunlukla ama Kuran’ın dedikleri hep doğru çıkmıştır. Yani tabii bazı konularda bilimin dediği tabii doğru çıkmıştır.
ÇEVİRMEN: Yani bir şekilde o zaman şunu mu demek istiyor? Yani böyle yaparak sizin daha çok işinize gelmiş oluyor. Çünkü önce Kuran’a bakıyorsunuz, sonra bilime baktığınız da işte tasdik etmiş oluyorsunuz. Ama bilim yanlışlıkla biliyor ama Kuran yani sizin düşüncelerinizi kuvvetleştiren bir şey mi?
ADNAN OKTAR: Mesela Darwinizmin yanlış olduğunu söylüyor Kuran, sonra ilk başta insanlar Darwinizmin doğru olduğuna inandılar, Kuran’ın yanlış olduğuna inandılar ama sonra Kuran doğru çıktı, Yaratılışın var olduğu anlaşıldı ve canlıların evrim geçirmediği anlaşıldı. Nasıl anladık? On binlerce fotoğraf ve belge ile bunu ispat ettik. Şu an benim elimde 70 bine yakın fotoğraf var; hayvanların canlıların ve bitkilerin, böceklerin değişmediğine dair, aynısıyla kaldığına dair 70 milyonun üzerinde fotoğraf var elimde, belge var. Bu ne demektir? Paleentoloji bilimi Darwinizmi yerle bir etmiş. Yani bilimin gücü Darwinizmi ve materyalizmi yerle bir etti. Bilimin gelişmesiyle materyalizm yıkıldı. Yani biz sadece Kuran’la ortaya çıksaydık belki böyle etkili olmayacaktı. Kuran artı bilim, Darwinizmi ve materyalizmi yıkmıştır. Bu bir gerçek. Ama bu Kuran’ın yetersizliğini değil üstünlüğünü gösterir tabii. Çünkü ne diyorsa doğru çıkıyor Kuran.
ÇEVİRMEN: Yani Darwin sadece evrimin bir kanadı. Yani şu anlatıyor. Bazı insanlar tamam Darwin’e karşı çıkıyorlar ama yine de evrimi doğruluyorlar. Siz ikisine karşı çıkıyor musunuz?
ADNAN OKTAR: Evrim; bitkilerde, böceklerde, hayvanlarda evrim yok. Ama kainatın başlangıcı bir patlamayla başlıyor ve dağılan parçalar sonradan soğuyorlar ve karalar ve denizler meydana geliyor özetle. Ama şimdi buna evrim dersek bu çok mantıksız olur o zaman yani o zaman bardaktan suyu döküyoruz, su dağılıyor, su ne oluyor, evrim geçiriyor. Bu ne kadar mantıksızsa o da o kadar mantıksız olur yani. Çünkü evrim mükemmel bir yapının tesadüfen olduğunu iddia eden bir sistemdir. Mesela bir radyonun, bir televizyonun tesadüfler sonucu oluştuğunu iddia etmek gibi akıl dışı, mantıksız bir pagan dinidir. Eski Sümerler’den eski Mısırlılar’dan kalma bir putperest dindir Darwinizm. Her şeyi tesadüfle açıklayan, tesadüflerle açıklayan putperest bir dindir. Biz bunu açıklıyoruz. Yoksa kainatın ilk patlamasıyla meydana gelen gelişmeler bu evrim değildir bu gelişimdir, yani normal kainatın Yaratılış gelişimidir. Mesela çocuk da anne rahminde önce bir sperm oluyor, değil mi, yumurtayla birleşiyor. Anne karnında evrim geçirmiyor, gelişim meydana geliyor. Allah onu geliştiriyor ve mükemmel hale getiriyor, bu evrim değildir. Bu planlı, bir akla dayalı, güçlü bir aklın sonucunda meydana gelmiş mükemmel bir gelişimdir. Dolayısıyla evrim ile gelişimi ayırt etmek lazım.
ÇEVİRMEN: Yani sizin için tesadüf diye bir şey yok. Peki Allah hiç tesadüfü kullanıyor mu?
ADNAN OKTAR: Tesadüf değil de tevafuku kullanır. Mesela ben bu kalemi atarım, bu yuvarlanır gider, mikrofonun oraya kadar gider. Bu tesadüf gibi görünmekle beraber kader içinde planlandığı şekilde gelir. Yani Allah’ın daha önce yarattığı şekilde gelir. Mesela bakın ben bu kalemi buradan şöyle bıraksam, bu çarpma anına ait ses kaderde bellidir ve bu kalemin bu tarafa doğru düşeceği de bellidir. Yani yönü bellidir. Biz yeniden kaderin başına dönsek, ben bu kalemi yine bıraksam yine kalem oraya düşer. O şekilde olur, değişmez. Dolayısıyla tesadüf hiçbir yerde olmaz. Yani bir karıncanın bile nerede yürüyeceği bellidir. Mesela siz 2. Dünya Savaşı döneminde Hitler’in konuşmalarını almışlar yahut o devrin insanlarının filmlerini almışlar. O filmlerde insanlar hangi yollardan geçiyorlar dikkat ederseniz bellidir değil mi, filmde bellidir. O devre dönmüş olsak biz yani bilmiş olsak, o yollardan o adamların geçtiğini görecektik. Filmdeki gibi, yani o insan yeniden oraya gelirse o filmdekinin aynısını yapar. Hiç farksızdır yani değişik bir şey olmaz. İşte buna kader diyoruz. Mesela 1970’lerde çekilmiş filmler oluyor, video filmler yahut sinema filmleri oluyor. Orada o sanatçının yaptığı hareketler kaderindeki hareketlerdir. Bir daha o insan yaratılsa yine o filmdeki hareketlerin aynısını yapar, tıpkısını yapar, farketmez. Yani o kasettekinin aynısını yapmak durumundadır. Mesela o kaset içerisinde bir yerden kedi geçiyor filmin içerisinde, o kedi de mutlaka oradan geçer. Kaç adım atacağı da bellidir o kedinin. Yani Allah’ın büyüklüğü, insanların hafsalasının çok çok dışındadır, bir çok insanın hafsalasının çok dışındadır. Yani olağanüstü büyük bir güçtür Allah.
ÇEVİRMEN: Sizin kaç tane fosiliniz var?
ADNAN OKTAR: Bana ait 5-6 tane ama arkadaşlarımın, tanıdıklarımın, dostlarımın, yurtdışındaki dostlarımın, onbinlerce tanıdığımın fosili var. Bana ait 3-5 tane var.
ÇEVİRMEN: Şimdi arkadaş şunu soruyor; siz fosillerle çok ilgileniyorsunuz ve fosillerin hiç değişmediğine inanıyorsunuz ve bir şekilde bunu ispatlamış oldunuz. Fakat hani bazı bilim adamları da şunu söylüyorlar hani görünüşte bile fosiller değişmese içten bir değişiklik yaşanabilir. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Eğer bu dereceye geldilerse, yani bu derece acınacak hale geldilerse ben onların haline sadece gülerim. Yani bir değişim varsa tabii ki dışarı da yansır o. İçte değişti, dışta değişmedi yani bu tam bir komedi görünümü arz ediyor başka ne diyeyim? İşte bu ifadeler Darwinizmin bittiğinin açık imzası olan izahlardır. Yani ne kadar perişan olduklarını buradan anlıyoruz.
ÇEVİRMEN: Aynı zamanda arkadaş şey diyor, bütün fosiller elinize geçmemiş, geçmedi, belki de değişenler olmuştur, bunu bilmiyoruz, şimdilik bilmiyoruz.
ADNAN OKTAR: Bakın yeryüzünün bütün tabakaları, en ince detaylarına kadar didik didik edildi. İki yüz elli milyon, ki üç yüz elli milyona yaklaşıyor şu an, fosil var. Hiçbirinde ara fosile rastlanmadı, tek bir tane. Yani bütün tabakalar, hatta Darwin zamanının, bakın Darwin zamanında bütün yeryüzü katmanları didik didik arandı, hiçbir şekilde bulunamadı. Bu Darwinistlerin yine perişanlığını açıklayan, yenilmişliklerini açıklayan bir başka delil daha bu. Yani ikinci bir delildir bu, Darwinizmin bittiğine dair ayrı bir delildir bu.
ÇEVİRMEN: Yani sizin için hani anatomi, iç değişim bir şey ifade etmiyor.
ADNAN OKTAR: Bak, o konuda da yalan söylemesinler, ben şimdi onlara bir delil vereceğim, ağızları böyle fermuar gibi kapanacak. Fosillerin hepsinde, iç kısım görünmez fakat amber içinde olan böceklerde, küçük canlılarda veyahut o canlılara ait çeşitli canlılarda, canlının iç organlarına varıncaya kadar detaylar kalmıştır ve iç organlarda da bir değişiklik olmadığı görülüyor. Yani zaten iç organda bir değişiklik varsa mutlaka dışa o yansır. Öyle bir olay olmaz. Yani içte evrim var, dışta yok, öyle bir konu olmaz. Bu çok komik, bu perişanlıklarını gösteriyor. Ama bu da doğru değildir. Çünkü amberleri incelediğimizde iç yapılarının da aynı şekilde değişmediğini görüyoruz. Mesela örümceği incelediğimizde yine aynı şekilde, örümceğin de aynı kalitede örümcek ağı yaptığını görüyoruz, aynı kalitede ve aynı özelliklerde. Mesela midesinin aynı yerde olduğunu görüyoruz. Mesela balık fosillerinde bakıyoruz, bir başka küçük balık yutmuş, midesinde aynı yerde, yani iç organlarının da aynı yerde olduğunu görüyoruz.
ADNAN OKTAR: Deminki sorunuza cevap veriyorum. Bakın amber içinde fosiller, iç organları bunlarda bozulmadan kalıyor genelinde, birçoğunda amberde ve en ince detayına kadar belli oluyor. Mesela bu uzun bacaklı sinek, 45 milyon yıldan beri hiçbir değişikliğe uğramamıştır. Bakın kanat yapısından damar yapılarına varıncaya kadar aynıdır, en ince detayına kadar. Yani duyargaları, göz yapısı, bacak yapıları ve dikkatlice incelendiğinde eğer kesilirse ortadan ikiye, itinalı bir şekilde kesilirse iç organlarını görmek de mümkün oluyor. Dolayısıyla iç organlarında da bir değişiklik yok. Yani taş fosil gibi değil, bunlar daha üç boyutlu biliyorsunuz ve bozulmuyorlar. Bozulma olsa da çok çok az oluyor. Mesela böcekte de iç organları, iç aksamı aşağı yukarı görülüyor. Onun için Darwinistlerin kaçacak pek bir yeri kalmadı. Yani nereye kaçsalar orada onları ben bir sıkıştırıyorum, mutlaka mat oluyorlar. Her yerde bir tuş olma durumları var. Mesela örümcek 50 milyon yıllık, bakın amber içinde olduğu gibi kalmış. Bunu istersek lazer sistemiyle keserek, çok ince kesip enine boyuna bütün organlarını görmemiz mümkün, organların oturuş yerlerini görmemiz mümkün. Dolayısıyla hiçbir değişiklik olmadığını görebiliyoruz. Darwinistler bu kadar çırpınacaklarına gelip, biz hata yaptık, özür dileriz, dünyadan, toplumdan; bütün insanları aldattık, 150 yıldan beri aldattık, özür diliyoruz, tesadüfen hiçbir şey olmaz deseler, insanlar gelir onları alınlarından öperler. Bu konu da biter. Gereksiz, çocuksu bir çırpınış içindeler.
ÇEVİRMEN: Masanın üzerindeki fosiller için de geçerli.
ADNAN OKTAR: Tabii, bunlarda da, aşağı yukarı birçoğunda, özellikle yengeç fosillerinin bir kısmında, iç organları görmek de kısmen mümkün oluyor. Ama bir kısmında tabii mümkün değil. Bunların genelinde iç organ pek kalmıyor işin doğrusu. Çok nadir fosilde belli olur. Ama amberde çok net belli oluyor.
ADNAN OKTAR: Ağaçlarda, bitkilerde de bu şekilde, hiçbir değişiklik yok. Mesela Darwinistler ağaçlara, bitkilere hiç girmiyorlar. Ağaçlar, bitkiler olduğu gibi kalmış durumda. Mesela karbonlaşmış yani kömürleşmiş ağaçlar var. Baktığımız zaman damar yapısına, genel yapısına, hiçbir değişikliğe uğramadıklarını görüyoruz.
ÇEVİRMEN: Peki sizin bu teoriniz insanlar için de geçerli mi? Yani Kuran’da yazıldığı gibi insan yaratılmış mı?
ADNAN OKTAR: Tabii ki, aynı hepsi. Ayrıca insan metafizik bir varlıktır. Siz benimle şu an röportaj yapıyorsunuz ama ben sizin beyninizin içindeyim şu an. Ben dışarıda varım ama benim görüntümle siz muhatap oluyorsunuz. Yani sesim de beyninizin içinde oluşuyor. Gözünüze biraz bastırdığınızda yandan benim görüntüm iki tarafa oynamaya başlar. Siz beni sabit zannediyorsunuz ama beyninizin içinde beni görüyorsunuz. Mesela bu evin içerisinde oturuyormuşsunuz gibi görünüyor. Ama normalde ev sizin içinizde. Yani gözünüzü bastırdığınızda evin hareket ettiğini görürsünüz. Eğer ev dışarıda olmuş olsa gözünüze bastırdığınızda evin hareket etmemesi lazım. Değil mi? Ev sabitse hareket etmemesi lazım. Demek ki ev sizin beyninizin içinde oluşuyor. Dışarıda bir ev var. Ama sizin gördüğünüz ev beyninizin içinde.
ÇEVİRMEN: Biz daha çok hani görsel anlamda sizin bütün bunları nasıl canlandırdığınızı anlamaya çalışıyoruz da, arkadaş şunu anlatıyor şimdi, kimisi için insanların belli bir evrimi olmuş, değişimi olmuş. İnsanların maymundan gelen bir tür olduğuna inananlar var. Siz buna inanmıyorsunuzdur. Peki bunu beyninizde, hani görsel olarak, gerçekten görsel olarak bize bunu nasıl anlatırsınız yani Allah insanı gökten mi indirmiş? Nasıl olmuş?
ADNAN OKTAR: Porselen heykel tarzında, porselen tarzında önce Allah bir varlık yarattı. Yani kilden bir insan heykeli yarattı. Sonra ona kalk dediğinde kalktı o. O kadar. Ama buna ihtiyacı olduğundan değildi. O, sadece bir güzellik olsun diye yarattı. Mesela ben sizinle burada karşılaştığımda birden sizin karşınızda ben yaratıldım. Yani aniden yaratıldım ve aniden siz beni gördünüz. İşte bunun gibidir insanın yaratılması da, ani yaratılıştır. Fakat ilk başta Allah, bir güzellik, süs olsun diye, porselen şeklinde bir insan heykeli var, buna kalk demiştir, kalkmıştır insan. O kadar. Fakat bakın, Yaratılışı anlamanız için benimle ilk karşılaştığınız anı düşünün. Ben sizin karşınızda birden yaratıldım. Siz de benim karşımda birden yaratıldınız. Bu kadar kolaydır yaratılış.
ÇEVİRMEN: Yani aynen anlattığınız gibi insan, yani ilk yaratılmış insan, Allah tarafından kilden yaratılmış.
ADNAN OKTAR: Adem son derece yakışıklı, modern, Avrupai bir insandı. Hiç öyle eciş bücüş, fotoğraflarda, filmlerde gösterdikleri gibi bir varlık olmamıştır. Onlar çeşitli maymun cinsleridir. Yani insana benzeyen çok fazla maymun cinsi olmuştur. Gibon, goril cinsleri olmuştur. Bunlarla karıştırıyorlar. Bir de çeşitli insan ırkları olmuştur. Onlar zamanla yok olmuşlardır. Mesela Kuran’da geçer. Yecüc, Mecüc’den bahseder, Yecüc, Mecüc ırkı. Mesela bunlar daha değişik insanlardır. Bir kısmı daha küçük boylu, daha kısa boylu, bir kısmı daha gelişmiş, daha büyük kafalı insanlardı. Fakat bunlar zamanla, savaşlarla, çeşitli olaylarla yok olmuşlardır bu ırklar. Bu ırklara ait fosilleri ele geçirdiklerinde evrim olduğunu zannediyorlar. Halbuki bunlar çeşitli insan ırklarıdır. Veyahut gibon, maymun, goril cinsine ait, ki bunların büyük bir bölümü yok olmuştur bu hayvan türlerinin; bunlarla karşılaşıyorlar, bunlara ait fosilleri bulduğunda insanların atası zannediyorlar. Yoksa böyle bir olay yok.
ÇEVİRMEN: Yani şunu anlamaya çalışıyor;
ÇEVİRMEN: Bazı araştırmalara baktığınız zaman bir değişimi görebiliyorsunuz. Mesela hareketlerden bahsedersek veyahut yürümekten bahsedersek; bu araştırmalara göre insan önce yerde sürünüyormuş sonra işte yavaş yavaş ayağı kalkmış. Beyin için de aynı şekilde bir gelişimden, değişimden bahsediyorlar. Siz bütün bunları aynı fosillerden bahsettiğiniz gibi reddediyor musunuz yoksa yani ne düşünüyorsunuz bu konuda?
ADNAN OKTAR: Demin söylediğimi gibi birçok maymun cinsi vardır, birçok gibon cinsi vardır ve maymunlar vardır çeşitli. Bunların zamanla türleri tükenmiştir ama bunlar sıralamaya konduğunda mesela bir kısmı dik yürüyen maymun cinsidir bir kısmı dört ayağı yerdedir, bir kısmı dimdik yürüyen maymun cinsleridir. Mesela gorillerde, maymunlarda bunu görürsünüz, ayakta giderler. Bazen de dört ayak üstüne giderler. Dolayısıyla bu fosil zenginliğinden kaynaklanan bir aldanma oluyor. Bu atın evrimi için kullandıkları delillerde de bunu görüyoruz. Mesela ata benzeyen çok fazla hayvan oluşmuştur geçmiş tarihlerde ve bunların soyu tükenmiştir. Ama bunları sıraladığımızda sanki büyükten küçüğe bir gelişme varmış gibi görünüyor. Bunların hiçbiri ara fosil değil, bunlar hep mükemmel canlılardır. Ara fosil olması için asimetrik, bozuk, patolojik varlıklar gerekir. Ama bunlar hep mükemmel. Eli, ayağı, gözü, bütün vücut organları mükemmel canlılar. Mesela insanın atası olarak göstertilen varlıklar da, hepsi mükemmeller. Yani bütün vücut sistemi tam gelişmiş bu hayvanların, bu canlıların. Dolayısıyla bunlar ara fosil değildir. Bunlar yaşamış türünü tüketmiş çeşitli canlılardır. İyi anlamanız için şöyle örnek vereyim. Mesela kedi fosili buluyorlar. Kaplan, pars, puma, vaşak fosilleri buluyorlar. Bunları bulduklarında mesela aslanın evrimi için bir altına ait fosil buluyorlar mesela aslanda, panterin buluyorlar. Mesela bir alt pars, puma, vaşak ve kedi. Şimdi küçükten büyüğe doğru bir gelişme varmış gibi görünüyor. Halbuki bunların her biri ayrı bir hayvan. Atta da bu hataya düşüyorlar, insanda da bu hataya düşüyorlar. Yani bakın bunlar hep kusursuz fosiller ve mükemmel. Hiçbiri ara fosil değil. Burada bir aldatma ve yanlış bilgilendirme var.
ÇEVİRMEN: Yani şöyle sorayım; inançlı biri olarak maymundan gelme fikri sizi rahatsız ediyor mu?
ADNAN OKTAR: Yok eğer maymundan gelmiş olsaydık onu en başta ben savunurdum. Yani Allah öyle yarattı derdim. Ama böyle bir olay yok. Buna ait hiçbir delil yok. Bir kere aminoasitlerin meydana gelmesi mümkün değil. Aminoasitlerin protein meydana getirmesi mümkün değil bilimsel olarak. Proteinlerin bir araya gelip canlıyı meydana getirmesi mümkün değil. Yani bilimsel olarak her yerde tıkanmış durumda bu teori. Dolayısıyla hiçbir delil yok. Yani mesela bir kromozomun tesadüfen meydana gelmesi bilimsel olarak imkansızdır. Bilim adamları bunu bildiği halde sırf olayı gurur ve inada çevirdiler. Yoksa bu anlaşılmayacak bir konu değil. Yani her konuda Darwinizmin tıkandığı, yıkıldığı ve ezildiği görülüyor.
ÇEVİRMEN: Yani diyor ki; benim Fransa’da tanıştığım ve konuştuğum bir çok Müslüman bu teoriyi reddetmiyor hatta kabulleniyorlar hatta bana göre öyle geliyor hani bunu birkaç sene önce o kadar tartışmıyorduk, Müslümanlar da tartışmıyorlardı. Siz bu insanlar hakkında ne düşünüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Mesih gelmeden önce anti-christ dünyaya hakim olacak. Bu hadislerde belirtilen bir husustur. İncil’de de belirtilir. Deccaliyet insanları Allah inancından soğutmak, Allah inancından vazgeçirmek için bir din meydana getirmiştir. Darwin, anti-christ’tir ve deccaldir. Yani hadislerin belirttiği deccaldir. Dolayısıyla insanları ve kitleleri ve Müslümanları da, Hıristiyanları da, Musevileri de bu teoriyle kandırarak, büyük bölümünü ama, %95’ini belki kandırarak etkisi altına almış, dünya tarihinde görülmemiş bir ateist hareketi dünyaya yaymıştır. Dünya tarihi ilk defa böyle, bu kadar büyük kapsamlı ateist bir hareketle karşılaşmıştır. Bilimsel görünümlü böyle bir pagan dininin hakimiyeti hiç görülmemiştir tarihte. İlk defa oluyor bu. Bu işte tarihin akışı içerisinde çıkacağı belirtilen deccaliyettir. Buna karşı da Mesih İsa’nın inişi bekleniyor ve Mehdi çıkmıştır buna karşı da. Mehdi çıkmıştır, Mesih’in gelişi de en fazla 10-20 yıl içerisindedir. Yani bunları bu dünya görecek. Darwinizmin yıkılışını nasıl gördülerse, Mehdi’nin çıkışını da görecekler, Mesih’in inişini de görecekler.
ÇEVİRMEN: Yani sizin için evrim karanlık mı demek?
ADNAN OKTAR: Evet yani anti-christ düşüncedir, yani deccaliyettir; deccal olarak belirtilen düşüncedir. Yani insanlığı mahvetmiştir. Mesela I. Dünya Harbi’nin ve II. Dünya Harbi’nin kökeninde, marksizmin, komünizmin, faşizmin kökeninde Darwinizm vardır. 350 milyon insanın öldürülmesine veyahut şehit edilmesine sebep olmuştur Darwinizm. Milyonlarca insanın acı çekmesine, esir olmasına, sakat kalmasına neden olmuştur. Yani en az 600 milyon insanın da, 600-700 milyon insanın da sakat kalmasına neden olmuştur bu savaşlar. Ayrıca şehirlerin yıkılmasına, birçok sanat eserinin yok omasına, medeniyetlerin yok olmasına sebep olmuştur ve insanlığı mahvetmiştir ve milyonlarca insanı, dünya insanlığının neredeyse %95’ini ateist hale getirmiştir darwinizm. Dolayısıyla binlerce yıldan beri beklenen, Kuran’da, Tevrat’ta ve İncil’de işaret edilen, Tevrat’ta da detaylı olarak anlatılan, İncil’de detaylı anlatılan anti-christ, deccal düşüncesi budur ve bu aynı zamanda Yecüc, Mecüc’ün ordusudur. Yecüc, Mecüc’ün de zuhurudur. İncil’de geçen Yecüc, Mecüc olayıdır I. Dünya Harbi ve II. Dünya Harbi. Aynı zamanda deccalin zuhurudur. Yani Yecüc, Mecüc deccalin ordusudur zaten ve bu olay olmuştur. Şimdi buna karşı Mehdi çıkmıştır, Mehdi’den sonra da Mesih bekleniyor. Mesih İsa. Yani 10-20 yıl sonra da onu göreceğiz. Yani ben bir şey söylüyorsam mutlaka oluyor görüyorsunuz. Yani söyleyip de geri aldığım bir sözüm olmadı şu ana kadar. Yanlış demişim, hata yaptım dediğim bir sözüm olmadı. Mutlaka doğru çıktı her sözüm. Yani mesela Mesih’in geldiği dönemde Darwinizm olmayacak. Mesih kolay bir ortama gelecek. Biz de Mesih’in öncüsüyüz, Mesih’e ortam hazırlıyoruz. Mesih İsa inişinde aynı kıyafeti, aynı haliyle geri gelecek. O zamanın dışına çıkarılmıştır 2000 yıl önce, zamanın ve mekanın dışına çıkmıştır. 2000 yıl sonra yeniden zamanın ve mekanın içine giriyor. Ama o bir adımda girmiş, bir adımda çıkmıştır zaman olmadığı için, yani zamanın dışına çıktığında artık zaman olmaz öyle bir insan için. Zamanın dışına çıkmıştır, geri içine girdiğinde 2000 yıl geçmiştir. Şu an onu bekliyoruz, Mesih’i bekliyoruz. Yani bütün insanlık görecek Mesih’i.
ÇEVİRMEN: Mehdi siz olabilir misiniz?
ADNAN OKTAR: Benim bir Mehdilik iddiam yok, Mehdi olmadığımı da söyledim, daha önce de söyledim. İleride de öyle bir iddiam olmayacağına yemin ettim bütün Müslümanlara defalarca ama herkes “siz Mehdi misiniz?” diyor benim öyle bir iddiam yok diyorum, yine “Mehdi misiniz?” diyorlar. Herhalde bu bir 10 yıl daha devam edecek böyle. Ama Mehdi ve Mesih’in öğrencisiyim diyebilirim, onlara ortam hazırlıyorum diyebilirim.
ÇEVİRMEN: Yani bir görev üstlendiğinizi hissediyor musunuz? Bunu söyleyebilir miyiz?
ADNAN OKTAR: Doğru olanı anlatmak yanlış olandan insanları kurtarmaya çalışmak zaten Kuran’ın bir emridir. Her Müslüman bunu namaz gibi, oruç gibi ibadet olarak yapmak durumunda, yani ben kendi kendimi görevlendirmiyorum. Bütün Müslümanları Allah görevlendiriyor bu konuda.
ÇEVİRMEN: Ama hani yine de sizin daha özel bir çaba gösterdiğinizi söyleyebiliriz, çünkü hani belli işlerle uğraşıyorsunuz hatta kitaplarınızı bir bölümünü yurt dışına gönderdiniz hani tırnak içinde belli böyle bir savaş içinde olduğunuzu söyleyebiliriz. Eğer öyle bir şeyse yani kendinizi yani şu anki pozisyonunuzu bize biraz açıklar mısınız?
ADNAN OKTAR: Yani iyi bir Müslüman olmaya çalışıyorum, benim yaptığım normal aslında, her Müslümanın bunu yapması gerekir. Yani normal olanı bu, bu şekilde olması lazım.
ÇEVİRMEN: Ama yine de sizin hani ortalama bir Müslümandan daha çok imkana sahip olduğunuzu söyleyebiliriz.
ADNAN OKTAR: Evet bazı Müslümanlar tabii imkanı daha çok oluyor, daha gayretli olabilir, daha yetenekli olabilir, belki onlardan biri de benim. Ama bunu Allah yaratır, bu benim özel yeteneğim, özel bir gücüm olmaz. Bütün güç Allah’ın elindedir.
ÇEVİRMEN: Somut olarak biraz etrafınızdaki insanlardan bahseder misiniz? Vakıf’tan ondan sonra yürüttüğünüz araştırmalardan, yaptığınız işleri anlatır mısınız?
ADNAN OKTAR: 300’ün üzerinde kitap yazdım, 60’ın üzerinde yabancı dile tercüme edildi, yaklaşık bir yılda 70-80 milyon kitap internetten indiriliyor, bu sene 18 milyon kitabım satıldı. Sırf satış olarak. 18 milyon adet dünya çapında satışlar dahil Türkiye ve dünya çapında bu tabii başarılı güzel bir çalışma ama bu gücü Allah veriyor.
ÇEVİRMEN: Vakıftan bahseder misiniz? Araştırmalardan ondan sonra bilim adamları ile çalışıyorsunuz değil mi?
ADNAN OKTAR: Bilim Araştırma Vakfı.
ADNAN OKTAR: Evet evet benim 30 kişilik bir bilim adamlarından oluşan arkadaş grubum var. Profesörler ve doçentlerden oluşan.
ÇEVİRMEN: Yani siz kendiniz bilim adamı olmadığınız için hani bilim adamları ile çalışmak sizin için önemli mi?
ADNAN OKTAR: Yani çalışmamda kolaylık sağlıyorlar.
ÇEVİRMEN: Yani söylediklerinizi, söylediklerinize bir ağırlık verme açısından mı? Bilim adamları ile çalışmak sizin için...
ADNAN OKTAR: Gerçeği açıklamak için bilim adamı olmaya gerek yok, Darwin de bilim adamı değildi. Yani hiçbir okuldan mezun değil, hiçbir özelliği olan birisi değil ama kendini bilim adamı olarak tanıttı ve bütün dünya da onu o şekilde kabul ediyor. Dolayısıyla Darwin’in gayri bilimsel, bilimsel olmayan izahlarını çürütmek için ilkokul çocuğu bile olsa, bu fosillerin fotoğrafları elinde olursa çok rahat çürütür yani geniş bir bilimsel araştırma yapmaya gerek yok. Zaten bilim adamları bunu tespit etmiş, protein tesadüfen meydana gelemiyor, aminoasit meydana gelemiyor, bir kromozomun tesadüfen meydana gelmesi imkansız, canlılığın meydana gelmesi tesadüflerle mümkün değil ve 250 milyonun üzerinde yaklaşık 300 milyona yaklaşıyor, fosil yaratılışı ispat ediyor. Buna karşılık tek bir tane ara fosil yok yani bu konu zaten bitmiş. Bunun için bilim adamı olmaya gerek yok ki, bunu ilkokul çocuğu bile anlar.
ÇEVİRMEN: Son bir soru sormak istiyor. Sizin düşüncelerinizin Yaratılış hareketinin içerisinde olduğuna inanıyor musunuz?
ADNAN OKTAR: Yaratılış hareketi diye bir şey yok zaten dünya yaratılmıştır, gerçek doğru da budur. Başka bir fikir yoktur bunun karşısında safsata olan pagan dinleri vardır, sapkın inançlar vardır. Yani Yaratılış dünyanın başından beri mutlak olan bir gerçektir. Yani ikinci bir görüş zaten yoktur. Açık ortadadır Yaratılışın olduğu zaten.
ÇEVİRMEN: Yani genelde yaratılış teorisine...
ADNAN OKTAR: İnancına.
ÇEVİRMEN: İnancına, evrim teorisine karşı gibi göstermeye çalışıyoruz.
ADNAN OKTAR: Ben yaratılışı savunuyorum tabii ki.
ÇEVİRMEN: Peki dünyanın başka yerlerinde yurt dışında sizinle aynı düşünceye sahip olan insanlarla kontaklarınız var mı?
ADNAN OKTAR: Bütün Müslümanlar, bütün Hıristiyanlar, bütün Museviler bu inançtadır zaten. Yani Tevrat, İncil, Kuran bu gerçeği anlatır zaten, ikinci bir görüş olmaz zaten.
ÇEVİRMEN: Yani Yaratılışa inanmakla, Yaratılış inancını savunmak farklı şeyler.
ADNAN OKTAR: Hem inanıyorum hem savunuyorum yani zaten inanan savunur da savunması lazım.
ÇEVİRMEN: Yani Yaratılışı mı? Yahut …
ÇEVİRMEN: Yani Yaratılışı savunmak, evrim teorisine karşı çıkmaktır.
ADNAN OKTAR: Tabii ki.
ÇEVİRMEN: Evet, siz de bu düşünceye sahipsiniz.
ADNAN OKTAR: Tabii.
ÇEVİRMEN: Yani Amerika’daki Evanjelistler de aynı düşünceye sahip insanlar.
ADNAN OKTAR: Ama Evanjelistler Yaratılışı savunurken mağlup durumdalar yani bu konuda başarısızlar ve yıllardan beri çalışma yaptılar hep ezildiler. Bizim çalışmalarımız ortaya çıktıktan sonra Allah’ın dilemesiyle dünyada Darwinizm yerle bir oldu. Yoksa Evanjelistler çok eskidir, Darwinizmi eleştiren yazılar yazmışlardır, çalışmalar yapmışlardır ama kimsenin haberi bile yoktu. Kimse ilgilenmiyordu ve etkenlikleri de yoktu, etkili değillerdi. Ama ben ortaya çıktıktan sonra Allah’ın dilemesiyle, Allah’ın yaratmasıyla dünya çapında bir şok yaşandı ve Darwinizm şu an Kayseri pestili gibi dümdüz oldu.
ÇEVİRMEN: Yani Evanjelistlerden zaten farklı düşünceye sahip olduğunuzu gördü, çünkü Evanjelistlerin hepsi değil de önemli bir kısmı dünyanın sadece birkaç bin yıl önce yaratıldığına inanıyorlar.
ADNAN OKTAR: Onu dedi mi zaten mağlup olmuş oluyor, bitiyor orada olay, konu orada bitiyor. Dolayısıyla Evanjelistler hiçbir zaman için Darwinizme karşı bir güç olmamışlardır, olamamışlardır yani sadece onların karşıdaki güç onları bir marjinal grup gibi görmüştür ve sıfıra yakın etkileri olmuştur ama ben çıktıktan sonra Allah’ın dilemesiyle nakavt oldular.
ÇEVİRMEN: Yani tamam biz sizin Darwinistleri, Darwinizm’i çökerttiğinize bir şekilde inandık ve anladık. Şimdi tam olarak amacınızı öğrenmeye çalışıyor. Hani siyasi bir amacınız var mı? Şöyle söyleyeyim, Türk İslam’ını biraz daha ön plana getirmek gibi bir amacınız var mı? Veyahut bütün bu hani küçük hareketlere, hepsini bir arada toplayarak bir güç vermeye mi çalışıyorsunuz? Yani tam olarak amacınızı öğrenmeye çalışıyoruz.
ADNAN OKTAR: Evet, Evanjelistlerin ve bir kısım Hıristiyanların şöyle bir düşüncesi var, Mesih inecek dünyanın üçte birini yok edecek, yani iki milyar iki yüz elli milyon insanı katledecek diyorlar. Bu yanlıştır. Mesih hiç kan akıtmayacaktır. Mehdi hiç kan akıtmayacaktır. Bütün dünyaya sevgiyi, barışı ve kardeşliği getireceklerdir. Mesih zamanında İslam bütün dünyaya hakim olacaktır. Bu Kuran’da üç ayette sabittir. Sadece barış ve kardeşlik olacaktır. Bütün savaşlar duracaktır, bütün silahlar, savaş malzemeleri; hepsi ortadan kalkacaktır. Bütün sanayi, insanların mutluluğu için çalışacaktır. Hatta çocuklar yılanın deliğine ellerini sokacak, yılan çocukları sokmayacak. Kurtla çocuklar oynayabilecekler. Yani o kadar güzel bir barış çağı gelecek, yani iki milyar iki yüz elli milyon insan katledilmeyecek. Bir kısım Müslümanlar da yine tabii yanlış düşünüyorlar. Onlar da Hıristiyanların deccal olduğuna inanıyorlar. Bir kısım Hıristiyanlar da Müslümanların deccal olduğuna inanıyorlar. Bu şeytanın bir oyunu. Ne Hıristiyanlar deccal, ne Müslümanlar deccal. Her ikisi de Allah’a inanan insanlar. İkisi de birleşecekler. Asıl deccaliyet, yani Darwinizmi, materyalizmi, komünizmi, faşizmi ve bunların üzerindeki güç olan masonluğu etkisiz hale getirecekler. Ama fikirle, sevgiyle, kardeşlikle, barışla.
ÇEVİRMEN: Sorumuza cevap vermediniz. Yani tam olarak, şu anki amacınızı sormuştuk da.
ADNAN OKTAR: Allah’ın beni sevmesi, amacım bu, yani Allah’ın rızasını kazanmak. Yani ben bir lider olmak istemiyorum, yani dünyanın başına geçmek, insanları yönetmek, bir iktidar hırsım yok. Ben daima evimde olacağım. Fikirlerimle ben mücadele ediyorum ama benim fikirlerim iktidar oluyor dünyada. Mesela bak ekonomik kriz için dedim ki ben, “2014 yılına kadar devam edecek”, dedim, “bu ekonomik kriz”. “Bu metafizik bir olaydır” dedim. Hiç kimse kabul etmedi. Sonunda IMF açıklama yaptı, “2014 yılına kadar devam edecek” dedi. Benim açıklamamı sonunda IMF kabul etti. Yani demek ki doğru söylüyormuşum. Ve metafizik bir bilgidir bu. Yani bu teknik bir bilgi değildir, IMF’in bu açıklaması, 2014. Ellerinde hiçbir delil yok. Doğrudan benim sözüme göre açıklama yaptılar.
ÇEVİRMEN: Yani herhangi bir strateji veyahut herhangi bir hesap yok arkada?
ADNAN OKTAR: Yok bunun yani IMF açıklarken de...
ÇEVİRMEN: Hayır hayır sizin düşüncelerinizden bahsediyorum.
ADNAN OKTAR: Yok yok hayır ben sadece Allah’ın bir kuluyum, normal bir Müslümanım, herhangi bir Müslümanım. Yani benim bir büyüklük iddiam, bir liderlik iddiam, bir siyaset iddiam, herhangi bir çıkar iddiam yok. Ben kitaplarımdan zaten kar payı da almıyorum, telif hakkı da almıyorum. Yani benim hayatım sadece Allah için. Kendim evdeyim ama fikirlerim hep iktidar oluyor. Mesela bu ekonomik kriz, Mehdi’nin ve Mesih’in gelişinin bir alametidir. Bu İncil’de de geçer, Tevrat’ta da geçer ve hadislerde de geçiyor. Ve 7 yıl sürecektir bu. 2007’den başladı, 2014’e kadar devam edecektir. Kuran’da da buna işaret vardır, 7 yıl süreceğine dair.
ÇEVİRMEN: Şimdi sizin bütün bu kitapları yazmanız, araştırmaları yürütmeniz... Hani aklınıza nasıl geldiğini anlamaya çalışıyoruz. Acaba birden işte bilime ilgi gösterdiğiniz için mi bu işlere kendinizi verdiniz veyahut Allah’ın bir emri mi?
ADNAN OKTAR: Kuran bizi bilime yönlendirir, yani Kuran’ın bir emridir bilim, yani araştırma ve bununla ilgili çok fazla Kuran ayeti vardır, bilime yönelmemizi emreden. Hadislerin belirttiğine göre, anlattığı kadarıyla, bizim gördüğümüz ahir zamandayız. Mesela Lulin kuyruklu yıldızının, Halley kuyruklu yıldızının çıkacağını, bu devirde Mehdi’nin zuhur edeceğini Peygamberimiz (sav) bildirmiştir. Her ikisi de çıkmıştır. “Ramazan aynında 15 gün arayla ay ve güneş tutulmaları olacak” demiştir, bu da olmuştur. “Kabe’de kan akıtılacak, Kabe’ye baskın olacak” demiştir, bu da olmuştur. “Irak, Afganistan, Azerbaycan o devirde işgal edilecek” demiştir, bunlar da olmuştur. Yüz elliye yakın Mesih’in iniş alametleri ve Mehdi’nin çıkış alametleri, hepsi oluşmuştur. Mesela “Fırat’ın suyu kesilecek o dönemde” dedi. Baraj ile, Keban Barajı ile Fırat’ın suyu kesildi ve hakikaten havzası kurudu. Aynen hadislerde belirtildiği gibi.
ÇEVİRMEN: Yani bunu şey için sordu; hani siz çocukken veya gençken bütün bunları bir gün yapacağınızı, yani belki hiç aklınıza gelmemişti de, hani aklınıza birdenbire nasıl geldiğini anlamaya çalışmış.
ADNAN OKTAR: Ben hep vicdanlı insanım, hep doğruyu güzeli anlarım. Doğru veya güzeli ararken sürekli gerçeklerle karşılaşıyorum. Mesih’in inişini göreceksiniz. Mesih’in zamanını göreceksiniz. Mesih’i çok seveceksiniz. Mehdi’yi de göreceksiniz.
ÇEVİRMEN: Yani korkmayacağız?
ADNAN OKTAR: Yok Mesih dünyanın en iyi insanıdır. Mesih küçük burunlu, gri gözlü, zarif yüzlü, geniş omuzlu, ince belli ve orta boyludur, Mesih. Saçları altın sarısı, ve açık kahverengi karışımıdır. Islak olmadığı halde yani su değmediği halde ıslak gibidir saçları. Bu Mesih’in. Mehdi’nin görünümü de, geniş alınlıdır, kaşı kavislidir Mehdi’nin, yanağında bir ben vardır, sakallıdır, Mesih de sakallıdır, Hz. İsa da sakallıdır, çillidir hafif, Hz.İsa çillidir, sakalları da hafif kızılı andırır yani kırmızıyı andırır, kahverengi ve sarışın gibidir sakalları. Mehdi’nin sırtında iki tane ben var. Bir kalp hizasında, yine bir tane daha ben var. O da ağaç yaprağı gibidir diyor Peygamber Efendimiz (sav), bir et beni tarzında, yine aynı bölgede aynı hizada oluyor. Sağ bacağında bir ben var. Omuzları geniştir diyor Peygamberimiz (sav), göğsü geniştir, karnı geniştir diyor ve uylukları geniştir yani boydan boya geniştir diyor. Ben-i İsrail’e benzer diyor yani İsrailli bir insan görünümündedir Mehdi. Heybetli, yüzü parlaktır, dişleri düzgündür, düzgün dişlere sahiptir diyor. Yürüyüşünde adımlarını dışarı doğru atar diyor. Sağ bacağındaki benden bahsediyor. Alnında bir yara izi vardır diyor mesela detay olark. Hatta alnında hafif içbükeylik vardır diyor hafif çekik gözlüdür diyor. Yani o kadar ince detaylara kadar Mehdi belirtilmiştir.
ÇEVİRMEN: Çok böyle detaylı.
ADNAN OKTAR: İsterseniz tek tek söyleyebilirim.
ÇEVİRMEN: Yok yok hayır. Çünkü ben zaten tercümeyi daha sonra yapacağım da. Şeye şaşırdı. Çok detay var. Bütün bunları...
ADNAN OKTAR: Hadislerde var.
ÇEVİRMEN: Hadislerde var. Peki. Siz az önce şeyi demiştiniz değil mi Mesih 10 yıl 20 yıl içinde gelecek.
ADNAN OKTAR: 10-20 yıl içinde gelecek evet.
ÇEVİRMEN: Evet yani biz göreceğiz...
ADNAN OKTAR: Tabii ki, yani bu yetmiş yıllık dönemde dünyaya İslam hakim olacak, Altın Çağ denen çağa gireceğiz, bütün savaşlar kalkacak yeryüzünden. Terör, anarşi hiçbir şey kalmayacak. Bütün hapishaneler boşalacak, hapishane diye bir yer kalmayacak. Yani mahkemelerin bu doluluğu, herşey kalkacak. İnsanlar huzur ve barış içerisinde yaşayacaklar. Tam bir kardeşlik dönemi oluyor. 2120 gibi de kıyamet bekleniyor. Mesih’in arkasından insanlık bozulacak. Mesih’in vefatından sonra insanlık bozuluyor. Peygamber Efendimiz (sav)’in mezarının yanında Mesih’in yeri hazırdır. Mezar yeri hazır. Peygamberimiz (sav)’in yanına gömülecek. O da ul’ül Azm bir peygamberdir, Mehdi’nin yardımcısı olacaktır Hz. Mesih geldiğinde. Mehdi’yi sırtından iterek namaza geçirir diyor Peygamberimiz (sav) yani onu imamlığa geçirir diyor. Sırtından iterek... Hiç yanından ayrılmayacaktır Mehdi’nin, sürekli birlikte hareket edeceklerdir. Mehdi Hıristiyan alemiyle birlikte hareket edecektir zaten. Yani İslam’ın hakimiyetinde Mehdi ve Hıristiyan alemi her konuda ittifak halinde olacaklardır, her konuda birlikte hareket edeceklerdir. Yani Hıristiyan alemini kucaklayan bir yapısı olacaktır Mehdi’nin.