ADNAN OKTAR: Mümin için Allah’a kavuşma, bir sevinç meselesidir. Yani sonsuz hayatın başlaması ki dünyada başlıyor zaten sonsuz hayat, şu anda başlamış durumdadır. Müminin doğumuyla beraber sonsuz hayatı da başlar. Ve sonsuzdan gelen bir varlıktır zaten mümin. “Cehennem de varacağı son duraktır.” diyor Hz. Ali. “Dolayısıyla dünya müminin hapishanesidir” diyor. Yani bir nevi hapishane gibidir diyor ama cennet gibi. “Ölüm hediyesi”, bakın hediyedir diyor ölüm için, “cennet de varacağı yerdir” diyor.
SUNUCU: Ne kadar güzel.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Yani tam tersi. Yalnız müminin hapishanesi, Hz.Yusuf’un hapishanesi gibi. Yani onu açan, ona derinlik kazandıran, onu Allah’a yakınlaştıran bir hapishane. Cenneti andıran, yani imanla cenneti andıran bir hapishane olmuş oluyor. Çünkü burada her şey sınırlı. Yani cennete göre burası bir hapishane hükmünde olmuş oluyor. Ahirete gittiğinde o rahatlığı yaşamış oluyor. “İslam’da ilk şükür secdesi yapan Hz. Ali’dir. Hz. Peygamberin yatağında yattığı o çok tehlikeli geceyi başarıyla sona erdirip, ilahi imtihandan başı dik olarak çıktığından dolayı şükür secdesi yapmıştır.” Biliyorsunuz Peygamber Efendimiz’in yerine (sav) yatağa yattı o tuzağın engellenmesi için, değil mi? O tuzak da engellenmiş oldu biliyorsunuz. “Leyletül mabit.” Hz. Peygamber’in rahatlıkla Mekke’yi terk etmesi ve düşmanların planlarının etkisiz hale gelmesi için Hz. Ali (a.s)’ın o Hazretin yatağında yattığı geceye denir. Peygamber Efendimiz’in yatağında yattığı geceye deniyor biliyorsunuz (sav). “Hz. Ali (a.s) Resulullah (sav)’in canının kurtulması için Resulullah’ın yatağında yattıktan sonra (sav), onun bu fedakarlığı hakkında şu ayet nazil oldu. Şeytandan Allah’a sığınırım. “İnsanlardan öylesi de vardır ki Allah’ın rızasını arayıp kazanmak amacıyla nefsini satın alır.” Bakın insanlardan da öylesi de vardır ki Allah’ın rızasını arayıp kazanmak amacıyla nefsini satın alır. Kendini Allah’a feda eder, nefsini onun rızası karşılığında Allah’a satar. “Allah kullarına karşı şefkatli olandır.” Hz. Ali (a.s) zırhının savaş elbisesinin sadece ön kısmı varmış. “Ben kesinlikle düşmana sırt çevirmeyeceğimden dolayı zırhın arka kısmının olmasına ihtiyacım yok” diyor.
SUNUCU: Ne kadar güzel iman.
ADNAN OKTAR: Evet. Bakın mertliğine, yiğitliğine bakın. Hz. Ali, biliyorsunuz Hz. Resulullah’a 10 yaşındayken iman etti. Diyorlar ya hani, çocuktur imandan sorumlu olmaz. Bakın 10 yaşında, iman ediyor. MaşaAllah. Hz. Sadık (a.s) şöyle buyuruyor: “Hz. (a.s) sevgisi ve dostluğu imandır. Ona buğz ve düşmanlık ise küfürdür. Bundan dolayı o Hazretin gerçek dostları cennete, düşmanları ise cehenneme gidecektir.” Hz. Ali düşmanlarının hepsinin cehenneme gidecek diyor inşaAllah. Ona “kasümün naril vel cenneti”, cennet ve cehennemi bölen denilmesinin sebebi bundan dolayıdır, diyor. Biliyorsunuz Hz. Ali pehlivandı aynı zamanda. Peygamber Efendimiz de pehlivandı. Muazzam kuvvetliydi maşaAllah, değil mi? Herkesin sırtını yere getiren ve de yiğitti de maşaAllah. Evet.
SUNUCU: Ashabın hepsi bu şekilde herhalde değil mi?
ADNAN OKTAR: Evet, hep pehlivan.
SUNUCU: Hepsi birer yıldız gibi.
ADNAN OKTAR: Evet maşaAllah maşaAllah. Ebu Bekir, Osman, Ali, Ömer (r.a) hepsi maşaAllah.
SUNUCU: Peki Hocam bazı inançlara göre böyle bir ayrım yapılıyor. Ben bunu bazı cemaatlerde gördüğüm için sormak istiyorum. Bazı cemaatlerde Hz. Ebu Bekir ile Hz. Ömer ön plana çıkartılırken, mesela Hz. Osman, Hz. Ali sevilmiyor da demeyelim de, daha geri planda kabul ediliyor. Bunların dördü de bir olarak bize Peygamber Efendimiz tarafından sevdirilmiş ve methedilmiş hepsinin ayrı bir özelliği. Farklı farklı inançlara gidiliyor buradan. Bunun hakkında ne düşüneceksiniz Hocam?
ADNAN OKTAR: Yok yok onlar zorlama. Resulullah hepsini derin bir sevgiyle seviyordu. Onlar da Resulullah’ı derin bir sevgiyle seviyorlardı. Hepsiyle ilgili ayet nazil olmuştur. Çok değerli ve mübarek insanlardır. O tip üsluplar biraz da cahilane üsluplardır.
SUNUCU: Bölmeye yönelik.
ADNAN OKTAR: Tabi bölmeye yönelik hareketler. Hepsi ayrı ayrı değerli ve kıymetli büyük sahabelerdir inşaAllah.
SUNUCU: Hocam sorularla devam mı edelim?
ADNAN OKTAR: Edelim.
SUNUCU: “Selamünaleyküm.”
ADNAN OKTAR: Aleykümselam.
SUNUCU: “Biliyorsunuz Hocam, on binlerce faili meçhul iddia edilen örgüt belgeleri, onlarca tank, top, silah ve insan kemikleri bulunmasına rağmen iddia edilen Ergenekon terör örgütüyle ilgili bu örgüt nerede deniyor, ortada örgüt mü var diyorlar. Fakat konu siz olunca durum değişiyor. İddianamenize konu olanlar, işkence altında zorla söylemek zorunda kaldığınız doğru olmayan ifadeler olmasına rağmen, sizi güya örgüt lideri gibi göstermeye çalışan bazı basın kuruluşları var. Hocam ben bu basın kuruluşlarının ve hukukçuların sizinle ilgili iddialara kendilerinin de inanmadıklarını düşünüyorum. Peki bu durumun mantığı nedir sizce? Neden iki farklı uygulama var? Neden haklı haksız ayrımı dürüstçe yapılamıyor.” demiş Trabzon’dan Ali kardeşimiz.
ADNAN OKTAR: Ali kardeşimize ben de katılmak durumundayım çünkü hakikaten muazzam silahlar çıkarıyor, muazzam deliler oluşuyor değil mi? Her türlü delil var ama diyorlar ki ortada hiçbir şey yok. Nereden çıkarıyorsunuz diyorlar böyle bir örgüt yapılanmasını. En azından iddia edilmesi gerektiği belli, yani iddia edilebilecek durumda olduğu belli, ki tabii mahkeme sonucunda netleşecektir. Peki bizimle ilgili nereden çıkarıyorsunuz o zaman, değil mi? Bizde silah yok, bomba yok, adam öldürmedik, yol kesmedik, gasp yapmadık, faili meçhul yapmadık, hiçbir şey yapmadık yani değil mi? Bizimle ilgili nasıl böyle bir iddiada bulunuyorsunuz o zaman? Ben, benim bildiğim sevgiyi bilirim ben, demokrasiyi bilirim, insancıllığı bilirim, merhameti bilirim, şefkati bilirim; bilimi, kültürü, sanatı bilirim ve bütün hayatımı da bu yönde yönlendiriyorum. Allah korkusu, Allah sevgisi. Bu yönde gayret ediyorum. Ama sen alır götürürsen insanları, ölümünle ayağınla yer arasında ne kadar mesafe varsa ölümünle hayatın arasında o kadar mesafe var dersen, insan tabii canını kurtarmak için orada ne diyorsan söyler. Ben mesela namazları dedim bazen iki vakit kılıyoruz bazen üç vakit kılıyoruz, beş vakit namaz ben kılmıyorum, karşıyım dedim. Yani, aynısını söylediler çünkü bunu söyleyeceksin deyince, ne diyeyim? Hayır mı diyeyim adamlara orada?
SUNUCU: Açıklamasını defaten yaptınız.
ADNAN OKTAR: Evet. Yani Ehl-i Sünnet inancına karşıyım dedim, bütün bu düşüncelere de karşıyım, yeni bir görüş geliştiriyorum, geliştirdim diyorum. Çeteyim dedim, örgüt lideriyim dedim, hepsini ben organize ettim dedim, yani ne diyeyim? Yani oradan yakamı kurtarmamın başka bir yolu yok. Mahkememiz de Allah razı olsun o ifadeleri geçerli saydı. Biliyorsunuz bize bir üç yıl ceza verdi, ellerine sağlık. Ben de namaz vakitleriyle ilgili tazminat davası açtım. Çünkü benim Ehl-i Sünnet inancında olduğumu bütün herkes biliyor yani. Üç yüz tane kitabım var, üç yüzü de Ehl-i Sünnet kaynaklarına dayalı. Benim, yani hakimler namaz kılarken benim yanımda değildiler. Yani bilmezler beni görmedikleri bir şey. Benim sadece kendi ifadem var, benim ifademe dayalı olarak böyle bir hüküm verdi mahkeme. Bir şey demiyorum tabii ki, hakim olduğu için diyebilir tabii, saygı duyuyorum. Ama ben buna evet kabul ettim demem tabii, ben buna tazminat davası açtım. Tazminat davası açınca onlar da bana tazminat davası açtılar böyle tazminat davası açtığım için, yani öyle bir şey olmuş oluyor. Hepsine birer milyar para verdik işte Salih Öztürk beyefendiye, Nuran Yalınbaş hanımefendiye. Helali hoş olsun. Allah razı olsun. Yine açarlarsa, gene ceza verirlerse yine verebilirim para, ne gerekiyorsa yaparım. Ama tabii mesela ilahiyat profesörlerinin, çok fazka ilahiyat profesörünün benim kitaplarımla ilgili raporları var. Hepsi tam anlamıyla Ehl-i Sünnet inancına uygun olduğunu, Kuran’a, sünnete, geleneksel İslam inancına tam uygun olduğunu raporlarında ifade ettiler, incelediler. Ama mahkeme de öyle diyorsa ona da benim saygım vardır tabii, bir şey diyemem.
SUNUCU: Birçok yetkili ağızdan evet gerçekten kitaplarınızın Kuran ve Ehl-i Sünnet düsturunda olduğunu açıklayan çok fazla yazı ve bildiri var Hocam inşaAllah.
“Merhaba” diyor bir kardeşimiz. “Herkese iyi akşamlar. Dün Hülya Avşar’ın Ömer Çelakıl’la yaptığı programı izledim. Hocam bize günler, hatta haftalar önce haber verdiğiniz domuz gribiyle ilgili hadisleri Ömer Çelakıl da programda vurguladı. Sahih-i Buhari’de yer alan “Sizin içinizde koyunların burunlarından akan ve aynen öldüren iki ölümcül hastalık yaygınlaşacak” hadisini ve Sünen İbn-i Macede yer alan kıyamete yakın dönemde yaşanacak olan domuzların öldürülmesiyle ilgili hadisi söyledi ki hadis şu şekilde: “İsa bin Meryem, adil bir hakim ve adaletli bir imam olarak inmedikçe kıyamet kopmayacaktır. O, haçı kıracak, haça tapınmayı kaldıracak, domuzu öldürecek, cizyeyi kaldıracaktır. (Süneni İbn-i Mace)”. Aynen sizin açıkladığınız gibi Ömer Çelakıl da bu hadiste kıyamete yakın bir dönemde domuzların yok edilmesinden bahsedildiğini, örneğin Mısır’da domuz gribinden dolayı domuzların itlaf edildiğini söyledi. Hocam siz vurguladıktan sonra her konunun doğru kabul edilerek anlatılmaya başlamasını ben çok önemli görüyorum bu yüzden sürekli sizin konuşmalarınızı takip ediyorum. Siz bu programla ilgili neler düşünüyorsunuz?” demiş Tülin Güngör Adana’dan.
ADNAN OKTAR: Evet, birçok insan tabii benim programlarımı takip ediyorlar. Ömer Çelakıl da takip ediyor. Takdir ettiğim bir kardeşimiz. Hakikaten aylar önce söylemiştim ben o diğer hadisi. Onu da yani yakın bir dönemde yaklaşık bir hafta on gün önce söylemiştim öbür konuları da, değil mi? Hadislerin aynısıdır. O da aynı şekilde Hülya Avşar’ın programında anlatmış. Çok güzel, daha geniş kitlelere izah etmiş oluyor. Ama burada tabii iyi vurgulanması gereken şey bu ahir zamanda Mehdi devrinde ve Hz. Mesih zamanında olacak olaylar. Bunun iyi vurgulanması gerekiyor. Yani niçin böyle bir hastalık dursun dursun da birden bire ahir zamanda ortaya çıksın. Değil mi?
SUNUCU: Evet, bu kadar art arda devam etsin.
ADNAN OKTAR: Tabii. Yani kuş gribi binlerce yıldan beri. Domuz gribi de çok eski bir hastalık. Ama ahir zamanda ortaya çıkması bir mucizedir. Mehdi devrinde ortaya çıkacağı belirtilmiştir. Mesih devrinde ortaya çıkacağı belirtilmiştir. Bunun iyi vurgulanması gerekiyor. Yani Mehdi’den, Mesih’ten bahsetmeden sadece ahir zamanda olacak dedin mi, olay havada kalır yani çok mantığı olmamış oluyor. Yani ahir zamanın herhangi bir gününde çıkacak. Ama ne amaçla çıkacak? Değil mi? Neyi vurgulamak için çıkacak. Bu dönemin özelliği nedir? Bunun vurgulanması gerekiyor. Mesih domuzları öldürecek ama Mesih gelmesinden bahsediyor orada. Mesih kiminle birlikte gelecek? Mesih ne yapacak Dünya hakimiyetini nasıl yapacak? Bunların anlatılması lazım, değil mi? Mehdi zamanında bu domuz gribi neden çıkacak? Kuş gribi neden çıkacak? Cenab-ı Allah’ın bundaki amacı nedir?
SUNUCU: Bir hikmeti var.
ADNAN OKTAR: Tabii hikmetinin vurgulanması lazım. Bunlar yarım kaldı. Bunlar vurgulanırsa tamam. Ki yani bunları vurguladığımız vakit de nedir Allah ölümü hatırlatıyor, ahireti hatırlatıyor, değil mi? Ve Mehdiyetin içinde olduğumuzu bize gösteriyor. Mesih’in gelişinin an meselesi olduğunu bize gösteriyor. Bunların inşaAllah önümüzdeki programda da vurgulanması konusunda iyi bir çalışmamız olur.
SUNUCU: Bunu basit bir hastalık olarak görmemeleri lazım, değil mi?
ADNAN OKTAR: Tabii. Yani sadece bir hastalık yayılacak. Sadece bir hastalık yayılacak haberi yok ki orada. Bu hastalığın bir olayın haberi olduğu esastır orada. Yani hastalığın yayılması önemlidir demiyor ki hadis orada. Bu hastalık ahir zamanda bir alameti, Mehdi’nin ve Mesih’in gelişinin bir alametidir, bu dikkate alın diyor Cenab-ı Allah. Peygamberi kanalıyla bunu bildiriyor.
SUNUCU: Hocam peki sizin sözlerinizi çok dikkate alıyor insanlarımız, gerçekten çok dikkatlice dinliyorlar. Ve siz bu konuyla ne söylemek istersiniz? Domuz gribi diye, gerçekten böyle bir illet var ve sizin de anlattığınız gibi çok ciddi bir şeyin öncüsü gibi geliyor. İnsanlar artık gerçekten yaşamaya korkar oldu, yani bugün hastanelere gittiğimiz zaman, birçok sağlık kuruluşuna girdiğimiz zaman artık insanlar maskelerle dolaşıyorlar. Bu hastalık böyle gitgide dünyaya mı hakim olacak, nasıl bir ortam gelişecek sizce? Ve kendimizi bu konuda nasıl korumalıyız, diye sormak istiyorum çünkü insanlar sizin söylediklerinizi aynen kendi hayatlarında uygulamaya çalışıyorlar. Kendilerini korumak adına neler yapabilirler sizce?
ADNAN OKTAR: Önce protein alımına önem vermeleri lazım, yani hayvansal protein.
SUNUCU: Eminim yazıyorlardır şu anda izleyenlerimiz Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, evet, protein alımı önemli. Sebze ve meyve vücut direncini artırır, bunlara dikkat edecekler. Üşütmemeye dikkat etmeleri lazım. Yani dışarı çıkarken sıkı giyinmeleri, evde de yine üstlerinin kalın olması gerekir. Aşırı uykusuzluk, vücut direncini kırmak, mesela üzüntü, korkular, bunlar vücut direncini kırar. Allah’a tevekkül edecekler, bunlardan kaçınacaklar. C vitaminin makul oranda alınması gerekir. Zannedildiği gibi C vitamininin öyle mucizevi bir özelliği yoktur. Hani diyorlar ya alırsınız, işte şöyle olur böyle olur.
SUNUCU: Çoğu da zarar.
ADNAN OKTAR: Tabii böbreği yorar başka bir işe yaramaz. Yani eliyle bir kere hiçbir şekilde yüzüne dokunmaması lazım. Yani böyle öpüşmek, tokalaşmak, bunlardan kaçınmaları gerekiyor. Yiyeceklerin özellikle yıkanmadan yenmemesi çok önemli. Yani mesela sokaktan aldığı bir yiyecek mesela çok tehlikeli olabilir. Bundan kaçınması lazım. Yani tabii şimdi hapşıran, tıksıran insandan uzak dur demek biraz mantıksız olur çünkü o olduktan sonra zaten kaçacak bir şey yoktur olmuştur çünkü o havaya karışan bir şey, virüs, illaki o şahsa o gelir. Ama hastalığa da yakalandığında panik olmasına gerek yok. Yani çünkü bu hastalığı normal bünyeler, normal atlatıyorlar. Zayıf bünyeler bu gribe dayanamıyorlar. Yani eğer bünyesini güçlü tutarsa şahıs, neşeli ve rahat da olursa, Allah’a tevekkül ederse, gönlünü rahat tutarsa, normalde atlatır. Ama astım hastalarında, diğer hastalarda yani vücut direnci kırılmış hastalarda, vücut direncini kıran ilaç alan hastalarda çok riskli olabilir. Onlar çok çok daha özen gösterecekler. Yani mümkün mertebe kalabalığa gitmemeleri gerekiyor. Grip olan hasta olan insanlarla hiçbir şekilde bağlantısı olmasın öyle insanların, ona dikkat etsinler. Bir de grip olanlar da evinden kesinlikle dışarı çıkmasınlar. Yani yüzlerce, binlerce insanın vefatına sebep olabilirler. Allah vermesin tabii. Onun vesilesiyle zincirleme birçok insana çok büyük zarar verebilirler. Onun vicdani sorumluluğunu taşıyacaklar ve hiçbir şekilde dışarı çıkmayacaklar. Yani karantina uygulayacaklar kendilerine. Hatta evdeki fertlerle de, mesela bir odayı kullanabilir.Tam bir karantina uygulaması lazım. Biraz sabrederse zaten bir hafta içinde geçiyor, geçer. Ama o arada üşütmemesi, vücudunu sıcak tutması, gıdasını yüksek tutması yani rejime girmek mesela böyle bir ortamda tehlikeli olur.
SUNUCU: Bünyesi zayıf düşer.
ADNAN OKTAR: Tabii bünyesi zayıf düşer ve tehlikeli olabilir ama tabii bol bol da et yiyip kolesterolü yükseltip bu sefer de yeni bir olaya sebep olmaması lazım. Kolesterolü yüksek olanlarda onu ölçtürüp ya bir gıda programı uygulayacak veyahut ilaç alacak. Bunun dışında olmaz.
ADNAN OKTAR: Doktorumun yanında gerçi bunları anlatmak cesaret istiyor ama...
OKTAR BABUNA: Estağfurullah, estağfurullah
ADNAN OKTAR: Bizim de tabii okuduklarımız, duyduklarımız yalnız fakat benim burada yetkililerden bir istirhamım var. Bu aşı olayı makul bir şey olabilir. Yani şu an aşıdan insanlar korktu, bir kısmı tedirgin oldular. Bunun çok kolay yöntemi var. Bu aşıyı kaç kişi oldu Türkiye’de? Dünyada kaç kişi oldu. Avrupa, Amerika’da kaç kişi oldu? Bizi bir bilgilendirsinler. Yani Amerika’da şu kadar kişi. Sonra da alerji nasıl oluşuyor? Kimlerde ne kadar alerji oluşmuş? Bunun hakkında bizi bir bilgilendirsinler. Türkiye’de kullanan insanlar internette belli bir yerde yazı yazabilirler.
SUNUCU: Sonuçları hakkında.
ADNAN OKTAR: Tabii bir yere bir şey yapılabilir. Bakanlığı tespit ettiği bir yere, ne gibi alerji oluşmuş. Havadan sudan olaylarsa hiçbir mahsuru yok ama şiddetli alerji meydana geliyorsa tabii bu da ayrı bir risktir. Bunun süratli şekilde kamuoyuna sunulması gerekiyor, bu bilginin, bir an önce.
SUNUCU: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam siz buyurun.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam siz zaten hepsini söylediniz zaten, inşaAllah, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tamamlamak istediğin bir şeyler vardır senin.
OKTAR BABUNA: Maske kullanılabilir mi, kalabalık ortamda, hastaların bulunduğu ortamda.
ADNAN OKTAR: Tamam çok güzel söyle işte, anlat.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah. Dediğiniz gibi hastaların tamamının izole etmesi gerek kendini son derece önemli. Bir de kalabalık ortamlardan mümkün olduğunca olabildiğince kaçınmak. Mesela kalabalık bir asansöre belki binmeyip belki bir sonrakini beklemek gibi. Hastaların kesinlikle evde kalması, Hocamın da söylediği gibi çok önemli bir konu, inşaAllah, taşımaması açısından. Allahualem bu şekilde yeterli olur.
ADNAN OKTAR: Evet, maske özellikle iyi olur. Gerçi biraz zor bir şey gibi görünüyor ama...
SUNUCU: Ama sağlık için herhalde katlanılabilir. İnşaAllah izleyenlerimiz bunları dikkate alırlar. Hocam, devam ediyorum ben sorularımla. “Hocam, dikkatimi çeken bir konuyu sizinle paylaşmak istiyorum. Sayın Saadettin Tantan’ın herkesi hapse sokalım şeklinde bir üslubu var gibi gelmişti bana. Hala da aynı şekilde ters bir üslubu var gibi gözüküyor. Oysa ki sevgiden, şefkatten, merhametten bahseden birisi olması gerekmez miydi, Hocam?” demiş, İstanbul’dan Murat.
ADNAN OKTAR: O benim de çok dikkatimi çekiyordu. Tantan çıkar televizyona, işte “operasyon yapalım, şunu yapalım, bunu yapalım, tutuklayalım, göz açtırmayalım”. Bu çözüm mü bu? Ya bir kere bir sevgiden bahset, şefkatten merhametten bahset, dostluktan Allah korkusundan, Allah sevgisinden bahset. Değil mi? Türk İslam Birliği’nden bahset, değil mi? Manevi derinlikten bahset, kültürün bilginin öneminden bahset. Noktasında aşağı noktasında yukarı. Şu noktasında şöyle olmuştu, bu noktasında böyle olmuştur. Böyle noktalı virgüllü izahlarla olmaz. Bizim milletimiz o tip üsluptan kasılır ve çok rahatsız olur, büyük bir bölümü. Şefkat, merhametten, mülayemetten, insancıl üsluptan bizim milletimiz hazzeder. Ve o yüzden gönlü rahat eder. Mesela bakın iktidarlara gelen insanlara dikkat edin, halk mülayim olan, yani dine yatkın olan, merhametine güvenebileceği insanları genellikle seçiyor. Dikkat ettin mi bütün şeyde hep böyledir. Böyle sevecen ve ılımlı, yani böyle haşin bağıran çağıran insanlardan bizim milletimiz hazzetmez, rahatsız olurlar. Yani hiç kimse zaten öyle hoşlanmaz ondan. Ve yani çözüm hiçbir zaman için bu değildir. Sevgidir, kardeşliktir, muhabbettir. Buyur Oktar’ım anlat.
OKTAR BABUNA: Estağfirullah Hocam. Bu İçişleri Bakanlığı döneminde de bir operasyon zaten olmuştu sizin Bilim Araştırma Vakfı Davası’nda. O dönemde İçişleri Bakanıydı. Bir benzetme de yapmıştı ama herhalde yanlışlıkla yaptı diye düşünüyorum.
ADNAN OKTAR: Evet yani artık göz altındaki bir insana yiğitlik midir yani daha ortada hiçbir şey yokken daha deliller ortaya çıkmamışken, Apo’dan daha tehlikeli, PKK’dan daha tehlikeli demek? Yani üstelik de kendisinin sağcı olduğunu söylüyor. E ben dindarım, Allah’tan korkan bir insanım, Türk İslam Birliği’ni savunuyorum, Müslüman’ım. Yani benim Apo’yla ne işim olur?
OKTAR BABUNA:Estağfirullah.
ADNAN OKTAR: Yani ve daha tehlikeli diyor. Allah’tan kork böyle bir üslup kullanır mı Müslüman’a karşı? Benim anti-komünist olduğum belli, anti-Darwinist olduğum belli, sen, mesela Tantan, anti-komünist bir faaliyeti var mı? Yok. Anti-Darwinist bir faaliyeti var mı? Yok. Yok yok yok yok yok yani. E yapana niye böyle bir üslup yapıyorsun o zaman? Niye böyle bir üslup kullanıyorsun? Bilakis desteklemesi gerekirken, takdir etmesi gerekirken, böyle bir üslup, o zaman ben çekileyim, başkası çekilsin, sen de bağırıp çağırıyorsun sadece. İslam’ın güzelliklerini kim anlatacak, anti-Darwinist propagandayı kim yapacak? Anti-komünist propagandayı kim yapacak? Sen yapmıyorsun, yapana bari karışma, değil mi? Ona da mani olma yani. Yani orada beni durdurduğunda sen yapacak mısın bu faaliyetleri? Yok. Ortam kime kalacak? İddia edilen Ergenekon örgütüne kalacak. Yahut komünistlere kalacak veya şiddet yanlılarına kalacak. Veyahut PKK’ya kalacak. Onun için ben o sözünü çok çok çirkin buldum. Yani Müslüman’a yakışmayacak bir söz olarak buluyorum. Kullandığı bütün çirkin sözleri de aynısıyla iade ediyorum. İnşaAllah.
SUNUCU: Ve Hocam Türkiye’de daha önce şiddet denendi yani birçok dönemler geçirdi Türkiye. Hiçbir işe yaramadığını herkes gördü, yani şiddetle hiçbir yere varılamayacağını. Sırf Türkiye’de de değil, tüm dünyaya baktığımız zaman şiddetin kimse üzerinde bir yaptırımı yok. Belli bir zaman içinde yaptırım sağlıyor belki ama daha sonra herkes isyan edebiliyor Hocam. Yani sevgi şefkat her zaman için iktidarda birinci geliyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii ki yani mesela bir çıkıyor, çok elektrikli bir üslup, bağırarak çağırarak, operasyon yapılmalı,operasyon yapılmalı. E tamam, operasyon yap da o insanları nasıl eğiteceğiz? Yani onların kalbini nasıl ısındıracağız yani hapse sokmak çözüm mü? Tutuklamak çözüm mü? Hapiste onlar eğitiliyor mu? 10 misli katlamalı olarak yine çıkıyor adamlar. Mühim olan eğitimdir, sevgidir, şefkattir, merhamettir. Barış özlemidir, insancıllıktır. Allah’tan korkmak, Allah’ı sevmektir. Anti-komünist, anti terörist eğitimdir. Değil mi?
OKTAR BABUNA:vKaldı ki siz, en etkili bölücülüğe karşı mücadeleyi siz veriyorsunuz, fikri mücadeleyi. Yani en fazlasını yapan sizsiniz maşaAllah. Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR: E tabii ki yani mesela Tantan Darwinizm’in D’sinden anlamaz, yani hayatta hiç konuşmadığı bir konu. Ve bu kadar büyük bir tehlikeyi görmezlikten gelen bir insan. E anti-komünist propaganda çok önemli bir konudur, anti-stalinist propaganda. Değil mi? Anti-PKK propaganda çok önemli bir konudur. E var mı? Yok. Yapana da sen bu şekilde dersen, çok çok acayip samimiyetsiz bir üslup olur. Tabii o dönem hangi şartlarda, niçin bunu söyledi onu bilemiyoruz. O zamanlar Mesut Yılmaz’ın bir sözü vardı, “Kendini Mehdi zannedenler var” demişti o devirde. Yani bir şahsı orada kastetmişti.
SUNUCU: Hedef alınmıştı.
ADNAN OKTAR: Tabii. Sonra basında bunun Tantan olduğu iddia edildi, yani Tantan’a hedefledi dediler. Çünkü araları açıktı o zamanlar. Yani Mesut Yılmaz o kadar kontrol edemiyordu Tantan’ı, Başbakan olmasına rağmen. Bir garip, araları açılmıştı. Sonra onu görevinden aldılar, o zaman söylemişti kendini Mehdi zannedenler var diye. Yani kendini büyük gören bir üslubu var gibi yorumlandı basında. Tabii kimi kastettiğini o zaman bilmiyoruz, ama basındaki yorumlar Tantan’ı kastettiği şeklindeydi o devirde. Fakat sonradan parti kurdu, hiç şu anda esamesi bile yok ortada yani insanlar unuttular, değil mi? Ne oldum dememeli, ne olacağım demeli. O zaman dünya dağların benden daha küçük gibi bir üslubu vardı ama şu an, değil mi, herhangi bir vatandaş konumunda. İnşaAllah. Ama Allah hidayet versin, Allah aklını açsın. Güzel huylu, şefkatli, merhametli, samimi Müslüman olması için Allah ona hidayetini nasip etsin. Ben ona iyilik temenni ediyorum yani, inşaAllah.
Ben bir gün hakikaten o doğru, şimdi bana bir yazı olarak geldi de. Dedi ki Tantan, televizyona çıktı, “Bazı dedi, vakıf mensuplarını veyahut dernek mensuplarını, kendi mekanlarında imha edeceğiz” dedi. Allah Allah, acayip şaşırdım yani, yani çünkü imha deyince insanın aklına, tabii hukuki bir imha da akla gelir ama...
SUNUCU: Ürkütücü bir üslup.
ADNAN OKTAR: Yani imha demek bombalayıp hava uçurma, öldürme, katletme akla gelir yani imha deyince. Herhalde hukuki imhayı kast etti. Hemen arkasından bizim operasyon olmuştu. Bizim operasyon. Bizim ev, iki cepheliydi. Benim aşağı kapıdan, polis operasyonu başlayınca ayrılacağımı tahmin etmişler bazı kişiler. Polis evin aşağı kısmında, ağaçların üstünde geniş önlem almış. Ama vurucu tim. Yani böyle otomatik tüfeklerle, lazer tüfekli, böyle tam donanımlı polisler. Yani zaten uzay kıyafeti gibi bir kıyafetle geldi birisi. Maskeli. İlk giren öyle birisi geldi elinde otomatik. Ya ben öyle bir insan mıyım? Ya bana çağırsanız ben gelirim yani benim yerim belli yurdum belli. Bütün insanların tanıdığı bir insanım ben yani kurşun geçirmez kafasında şey kaskla, böyle robot gibi böyle bütün bir etek gibi uzun bir şey giymiş, kurşun geçirmez bir şeyler. Yani hayretler içinde kaldım. Aşağıda da muazzam bir hazırlık yapılmış.
OKTAR BABUNA: Ağaçlardan indirilmişlerdi hatta.
ADNAN OKTAR: Benim aşağıya ineceğimi zannetmişler, yani oradan evi terk edip gideceğimi zannetmişler. Yani öyle bir haber gelmiş önceden, ona göre önlem almışlar. Çünkü bize operasyon yapılmadan bir gün önce, bir veya iki gün önce, aşağı dedikler hırsızlık olmuş dediler, onun için bu arazide, polis, arama yapacağız dediler. E buyurun gelin dedik, yukarılara kadar çıktılar. Bütün kameraları her şeyi kontrol ettiler. Burada gizli kamera var mı dediler, evde dediler. E yok dedik işte bahçe kameraları normal bunlar dedik. Bunlar nereleri görüyor dediler, ormanda var mı dediler, aşağıda var mı? Her yeri tespit ettiler.
SUNUCU: Hazırlık yapıyorlarmış.
ADNAN OKTAR: Banda alınıyor mu dediler, burada bir şey olduğunda tespit ediyor mu bant dediler. Burada bir şey olduğunda tespit ediyor mu bant dediler. Biz dedik aşağı kapıda hepsini tespit edebiliyor mu bunlar dedi. Bunların hepsini tek tek tespit ettiler. Burada bir olay olduğunda bunu kameraya alma imkanı var mı dediler bir şey olursa dediler. Ya dedik biz görmedik öyle hırsızlık olayı olmuş ama aşağıda, caddenin aşağı kısmında. Ama yani öyle de olsa kamerayı otomatik olarak kayıt almıyoruz biz dedik ama bir şey olursa tabii bahçe kameraları var dedik. Sonra gittiler. Meğer böyle bir olay olmamış zaten.
SUNUCU: Altyapı hazırlıyorlarmış Hocam.
ADNAN OKTAR: Tabii altyapı. Benim haberim yok. Aşağıda da geniş önlem almışlar. Benim aşağıdan kaçacağım ihtimaline göre. Ben öyle bir insan değilim ki ben yani. Ben ne vatanımı terk ederim ne evimi terk ederim. Gayet sakin, nezaketiyle bekledik. Nitekim bir süre sonra geldiler. Başlarında kasklarla, şeylerle ki Allah’a çok şükür o zamanlar Kanal 7 de gelmişti. Biz bütün basına da haber vermiştik. Kanal 7 geldi. Baktılar öyle bir şey yok. Sonra bana işte, böyle hafif biraz korkutmaya yönelik uslüpla, tavırlar gösterdiler. Ben de çok çok nezaketli davrandım, çok saygılı davrandım. Ama aşağıdan inmeye kalksaydım, evi terk etseydim ne olacaktı bu daha hala bilinmiyor. Yani ne yapılacaktı acaba? Çünkü yakalamak amacı varsa yani görmek yahut gözaltına almak amacı varsa benim zaten yerim yurdum belli. Çağırsalar zaten giderim belli yani bunu herkes bilir. Yok ben gelmiyorum mu diyeceğim yani. Bakın operasyon bütün evlerde anında yapıldı fakat bizde polis geldi evin alt kısmında bekliyor, gelmiyor operasyon yapmıyor. Görüyoruz polisi biz kapıda fakat içeri gelmiyorlar. Yani çok çok uzun süre yaklaşık bir saat bekledi polis. Yani neyi beklediler acaba? Yani benim gitmemi mi beklediler aşağıdan?
SUNUCU: Sizin belki kaçacağınızı düşünerek kaçmanızı beklediler, umdular.
ADNAN OKTAR: Yani ormanlık alanda bakın, dedi ki polis ayrıca arkadaşımıza demiş bunu polis, bir gün evvel gelen polisler arazide geniş tespit yaptılar, aşağıda da tespit yaptılar. Bakın burada bir olay olduğunda kamera var mı? Arkadaşımıza demiş ki, yahu böyle bir yerde mutlaka ruhsatsız silah da gerekir demiş. Böyle ormanlık bir arazide... Ruhsatsız silah? Niye ruhsatsız olması gerekiyor? Yani arazide acaba bir ruhsatsız silah mı bulunacaktı. Yahut benim üstümde bir ruhsatsız silah mı bulunacaktı orada. Acaba ben birilerine ruhsatsız silahla ateş mi edecektim güya? Yani ben öyle bir insan mıyım? Karıncayı incitmem ben yani. Yani kıyamam ben yani inşaAllah. Ve son derece de saygılıyım. Ne derlerse anında yerine getiriyoruz. Ne deseler yerine getiriyorum. Tantan’ın da şimdi bu izahı aklımda takıldı kaldı: “Mekânlarında imha edeceğiz”. Televizyonda söyledi bunu. Bazı dedi vakıf mensuplarını kendi mekânlarında imha edeceğiz. Yani hayretler içinde kaldım. Yani bu nasıl? Bir suç unsuru gibi geldi bana bu söz. Ama hukuki olarak imha etmeyi kastetmiş olabilir tabii, öyle düşünebiliriz.
SUNUCU: İyi düşündünüz siz yine?
ADNAN OKTAR: Tabii öyle düşünebiliriz yani. Arkasından da hızını alamadı Apo’dan daha tehlikeli, PKK’dan daha büyük tehlikedir. Sana bu aklı kim verdi? Sen nereden bu düşünceye vardın? Bu öfke, bu kin, bu nefreti sen nasıl kazandın? Yani ben niçin Apo’dan daha tehlikeli olayım? PKK’dan daha tehlikeli olayım? Ben PKK’ya karşı değil mi göğsümü siper etmiş bir insanım. Hayatımı tehlikeye atıyorum. Allah için var gücümle gayret ediyorum. Anti-komünist, anti-PKK, anti-Stalinist Türkiye’de en etkili mücadeleyi yapan insanım ben fikri planda. Yani benim üstümde çalışma yapan varsa gelsinler göstersinler. Fikri anlamda, felsefi anlamda... Anti-darwinist, anti-komünist faaliyet yapıyorum ben. Yani bütün bunlar bir araya gelince insan tabii çok şaşırıyor, hayretler içinde kalıyor. Yani bunların niçin olduğunu, neden olduğunu bilemiyorum. Ama Allah ıslah etsin. Yani benim ona karşı bir öfkem, kinim yok. Yine bir mümin olarak görürüm. Fakat o dönem çok garip bir dönemdi. Mesela bak o dönemin bütün insanları şu an iddia edilen Ergenekon Örgütü üyesi olmaktan içerideler. Yani bizle uğraşanların hepsi iddia edilen Ergenekon Örgütü üyesi olmaktan yargılanıyorlar.
SUNUCU: Allah zalimlerin zulmünü tekrar kendilerine çevirecektir Hocam.
ADNAN OKTAR: Yine mesela Tantan’a da ödül veren bazı kişilerin, ki onlardan ödül aldı, kimler olduğunu da biz biliyoruz. Yani ona ödül veren kişilerin kimler olduğunu da biliyoruz.
SUNUCU: Çok büyük komplolar hazırlanmış Hocam, çok ciddi oyunlar tezgâhlanmış ama maşaAllah hiçbiri tutmadı.
ADNAN OKTAR: Mesela bakın tanık Selma Kral’ın ifadesi var. Gözaltı sırasında o zaman Adil Serdar Saçan’ı telefonla arıyor Tantan. “Delil var mı” diye soruyor. “Delil yok” deyince, delil olmadığını söylemiş, “o zaman şikâyetçileri artırın” dedi diyor. Yani kadın ben bunu bizzat duydum diyor. Emniyete götürülmüşlerdi onlar. Benim yanımda konuştu diyor Bakan’la diyor, Adil Serdar Saçan ifadesi yani bu mahkemeye sunduğu iddiası. Şikâyetçi olması için çağrılmış emniyete Selma Kral isimli hanımefendi. Benim yanımda böyle bir konuşma yaptı diyor. “Bakanım” diye “Sayın Bakanım” diye böyle hitap ediyordu diyor. Tabii bunun onun iddiası bu hanımefendinin iddiası bilemiyorum. Bunlar da çok şaşırtıcı eğer doğruysa daha da vahim yani.
SUNUCU: Hocam yine bu süreçle ilgili bir soru var. İzninizle okumak istiyorum. “Hocam size ve arkadaşlarınıza işkence yapmak suçundan bin yıl hapis istemiyle yargılanan ve aynı zamanda iddia edilen Ergenekon tutuklusu olan eski Organize İşler Şube Müdürü Adil Serdar Saçan işkence altında olduğunu öne sürerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurmuş. Saçan davada adil yargılanma hakkının ihlal edildiğinin tespitini istemiş. Polis müdürüyken avukatınız olmadığı halde sizleri işkence ile sorguladığı iddiası ile yargılanan Saçan iddia edilen Ergenekon soruşturması kapsamında üç gün boyunca haksız yere emniyette tutulduğunu iddia ediyor. Tutuklamada makul sürelerin aşıldığını iddia ediyor. Ayrıca Saçan’ın dilekçesinde kişinin ne zaman son bulacağını bilmediği bir özgürlük kısıtlaması ile tutuklu tutulması işkence demektir şeklinde belirtilmiş. Hocam siz günlerce işkence altında sorgulandığınızda bu sorgunuz esasında doğru olmadığı halde zorla size ifade kabul ettirildiği esnada haksız yere aylarca hapis kaldığınızda Saçan acaba adil yargılanma hakkından ve tutuklanmada makul sürenin ne olduğundan haberdar mıydı?” demiş Sezgin Güler hanımefendi Adıyaman’dan.
ADNAN OKTAR: Çok doğru söylüyor tabii ki. Beni yedi gün betonun üzerinde oturttular, yedi gün uyutmadılar. Ellerim arkadan bağlı. Gözlerim de bağlı betonun üzerinde oturduk. Bağdaş kurup oturacaksın dediler. Yedi gün, geceli gündüzlü. Koridorlara dizdiler bizi, oturttular. Yedi gün betonun üzerinde oturmak ne demek. Bak üç gün, kendisi orada ranzada kaldığı halde tahammül edememiş emniyette üç gün. E bizi yedi gün betonun üzerinde oturttu kendisi. Ve gözlerimiz de bağlı, kollarımız arkadan bağlı. Onaltı kişi Adli Tıp raporu aldı, heyet raporu, işkence gördüğüne dair arkadaşlarımız. Yani elektrik verilmeyen, Filistin askısına asılmayan, işkence görmeyen aşağı yukarı bizde kimse yok. Herkes sakatlandı aşağı yukarı. Peki, bunlar niçin gündeme getirilmiyor? Yani burada ben burada hata yaptım, burada yanlış yaptım değil mi, özür dilerim demesi gerekir. Yani bunu demesi için bunu demesi gerekiyor. Yani ayrıca üç gün makul bir süre olduğu belli. Ama yedi günün bir açıklaması var mı eller arkadan bağlı, betonun üzerinde?
SUNUCU: Ve hiç suçu olmadığı halde değil mi? Yeterli delil olmadığı halde…
ADNAN OKTAR: Tabii. Ve dokuz ay da hapiste kaldım. Tutuklu kaldım inşaAllah.
SUNUCU: Ufak bir reklam aramız var Hocam müsaadenizle. Değerli izleyenlerimiz reklamlarımızın ardından bu sohbetimize kaldığımız yerden devam edeceğiz. Sakın bir yere ayrılmayın.
Evet efendim yeniden hayırlı akşamlar diliyoruz. Kral Karadeniz ve Tempo TV’den ortak olarak yayınladığımız Adnan Oktar’la Başbaşa programımıza, reklamlarından ardından devam ediyoruz. Hocam size yapılan işkencelerden, haksızlıklardan ve zulümlerden bahsettiniz. Ve biz burada her dinledikçe gerçekten biraz daha kanımız donuyor. Ve hayretle sizi dinliyoruz. Gerçekten insanlar bu denli insafsız olabiliyorlarmış demek diyoruz. Ve çok da üzülüyoruz Hocam.
ADNAN OKTAR: Üzülme sevin çünkü sevap kazanıyorsun. Eğer bunlar olmasa Allah esirgesin; o zaman bizim ahir zamandaki mücadelemizin değeri düşebilir. Cennet katığı, cennet azığı bunlar inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah. Evet Hocam baktığımız zaman bunlar bu tip insanlar yani; Darwinizmi savunan, Marksist düşünceye sahip insanlar da olmadıklarını söylüyorlar. Yani bunların hepsine sorduğun zaman hepsi Müslüman olduğunu söylüyorlar. Müslüman inancında olduğunu söylüyorlar. Bir Müslüman’ın bunları yapması mümkün değil Hocam herhalde. Gerçek bir Müslüman’ın. Bunlar sözde Müslüman diyebilir miyiz?
ADNAN OKTAR: Cahil Müslümanlar diyebiliriz. Veyahut işte malum yani, kimlerin kimlerle bağlantıda olduğu bugün artık gün yüzüne çıktı, çıkıyor da. Dikkatlice bakan zaten görür. Yani neyi niçin yaptıklarını, neyin neden kaynaklandığını dikkatlice bakan çok açık, aşikar görür. Deliller artık insanların gözüne giriyor neredeyse.
SUNUCU: Müslümanlığı da bazı konularda zırh ve kalkan olarak kullanabiliyor insanlar. Menfaatleri doğrultusunda değil mi?
ADNAN OKTAR: Evet bir kısım Müslümanlar, İslam’ı siyasi menfaat için de kullanabiliyor. Yani dışarıdan baktığında takva, müttaki tanıtıyor kendini. Müttakiyim ben diyor amma, kökeninde bambaşka bir insan çıkabiliyor. Mesela bunlardan biri de her devrin adamı. Etrafta herkese kendini takva, evliya gibi tanıtıyor. Ama bağlantılarına bakıyoruz. Mesela kızını masonla evlendiriyor. Efendim, dolandırıcı çıktığında da ortaya çıkıp ucuz kahramanlık yapmaya kalkıyor. İhbar edeyim ben isterseniz diyor. Zaten yakalanmış adam, sen nereye ihbar edeceksin yani. İnşaAllah.
SUNUCU: Evet Hocam sorularımız var, müsaade ederseniz? “İyi yayınlar Hocam. Sizin Allah sevgisi ve müminler arasında olması gereken güzel ahlak ile ilgili anlattıklarınızdan sonra, bazı kişilerin sevgisiz, bencil ve insaniyetsiz üslupları daha çok dikkatimi çekmeye başladı. Özellikle internette forumlarda yazıştığım kişilerin üslupları bu sevgisizliğe örnek Hocam. Ben Müslüman da olması gereken asilliği ve güzel ahlakı korumaya çalışıyorum. Ama bazı kişiler benim saygılı üslubumu anlamadıkları gibi, ters bir üslupla cevap veriyorlar. Siz ne yapmamızı tavsiye edersiniz.” demiş. Sibel Aydın Acıbadem’den.
ADNAN OKTAR: Doğru söylüyor. Hakikaten böyle şefkatli, sevecen bir üslup internette çok zor. Genelde kavgacı, mücadeleci bir üslup kullanıyorlar. Bu doğru değil. Yani Marksist de olabilir, Müslüman da olabilir, mason da olabilir. Herkes fikrini savunmakta özgürdür. Her fikre saygılı olmak lazım.
SUNUCU: Evet. Hocam internet noktasında neler söylemek istersiniz? Bugün internetin hem çok güzel bir araç olduğunu her zaman söylüyoruz. Hem de insanları gerçekten kötün anlamda bazı yerlere sevk edebiliyor diyoruz. İzleyicilerimiz de sizin dediklerinizi çok dikkate aldıkları için; özellikle sormak istiyorum. Neler tavsiye edersiniz? Çocuklarımızın internetle olan ilişkileri, hatta büyüklerimizin de tabii internetle olan bağlantıları.
ADNAN OKTAR: İnsanlar iyiyi, kötüyü hepsini görsünler. Kıyas yapsınlar, doğruyu anlasınlar. Bence sınırlama yapılması doğru değil. Ama çocuksa tabii ona belirli yönde bir sınırlama getirilebilir. Ama aklı başında bir insanı sınırlamaya gerek yok. İyiyi, kötüyü hepsini görsün. Doğruya kendi karar versin. Zaten doğru olan da budur. Dolayısıyla, her fikre de saygı gerekir. Her düşünceye saygı gerekir. Özgür düşünmek gerekir. Samimi düşünmek gerekir. Ama tabii hakkı hakikati öğrenmek gerekiyor önce. Yani Darwinizm’in, materyalizmin geçersizliğine ait ilmi delilleri, Kuran’ın hakikatlerini, iman hakikatlerini hepsini öğrendikten sonra istediği her fikri istediği gibi inceler. O zaman zaten fikri, imanı daha da pekişir insanın. Küfrün çirkinliğini yanlışlığını daha iyi görür. Ama bir temel bilgi çok önemli.
SUNUCU: Evet, neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlamak için.
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: Bazı şeyleri bilmek gerek.
OKTAR BABUNA: Sizin Washington Post’daki şeyiniz şu anda çıktı. Buradaki röportajınız olmuştu. Amerika’nın bu en büyük gazetesi, Amerika’nın devlet gazetesi. Şu anda çıktı röportajınız.
ADNAN OKTAR: Yayınlamışlar mı?
OKTAR BABUNA: Evet. Bayağı maşaAllah, nasıl Darwinizm’i; tam hepsine bakamadım da biraz uzunca. Darwinizm’i nasıl yok ettiğinizi, yerle bir ettiğinizi maşaAllah. Kıyafetinizi yazmış, görüntünüzü.
ADNAN OKTAR: Washington Post.
OKTAR BABUNA: Evet Washington Post gazetesi.
ADNAN OKTAR: Onlar, yayınlanmış ve internete mi koymuşlar ayrıca?
OKTAR BABUNA: Evet internete koymuşlar. Hatta şurada.
ADNAN OKTAR: Evet.
OKTAR BABUNA: “Çok verimli bir zemin buldu” diyor. “Yaratılışçılık” diyor Türkiye’de. Yazı tamamen sizden bahsedecek şekilde maşaAllah. Bu Amerika’nın ve dünyanın en büyük gazetelerinden; Washington Post gazetesi. Amerika’nın da devlet gazetesi. Siyasi bir gazetedir aynı zaman da.
ADNAN OKTAR: Evet, onunla iki buçuk saat röportaj yaptık.
SUNUCU: Nasıl geçti Hocam?
ADNAN OKTAR: Şu an yayınlamışlar ama tabii daha biz incelemedik. Onun için pek bir şey söyleyemem.
OKTAR BABUNA: Darwinizm’i yerle bir ettiğinizden dolayı da size iftiralar atıldığı, bazı hukuki konuların olduğu da yazıda geçiyor.
ADNAN OKTAR: Tamam. Bana birisi bir tercümesini yaparsa bir ara. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Amerika’dan kalkıp gelmişti muhabirleri.
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: Evet maşaAllah. Dünyanın dört bir yanında gerçekten çok büyük ilgi ve anlayış var bu konuda. Ben buradan tekrar değerli izleyenlerimize hatırlatmak istiyorum. Harunyahya.org ve harunyahya.net sitelerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz diye hatırlatmamızı yapalım.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam bir iman hakikati anlat, birkaç tane.
OKTAR BABUNA: Estağfirullah. İnşaAllah Hocam. Bir iki fosil gösterebilir miyim önden?
ADNAN OKTAR: Göster bakalım.
SUNUCU: Zevkle dinleriz evet.
OKTAR BABUNA: Bu bir gördüğünüz dans sineği. Bakın sineği burada görüyorsunuz, fosili şu köşede. Tıpatıp aynısı, milimetrik fark yok. Yirmi milyon yıllık bu tamı tamamına. Burada gerçek fosil. Çok değerli parça tabii bunlar. Bakın gerçek fosil. Biraz tabii bu, biraz büyütülmüş olarak görüyor seyircilerimiz ama. Reçine böceklerin, canlıların üzerine geldiği zaman, onları mikroplardan da koruyacak, çürümeyecek şekilde milyonlarca yıl koruma altına alıyor. Ve bütün ayrıntılarıyla. Yani antenlerinden, bacaklarında ki en ufak bir tüye kadar tamamıyla gösteriyor. Sadece iskeletlerini değil. Kanatlarını, kanatlarında ki damarlara kadar böyle. Tabii bu şunu gösteriyor bize. Biraz tabii büyüteçle bu resimde olduğu gibi baktığımızda, milimetresi milimetresine aynı. İç organları dahi aynı. Şimdi evrimciler diyorlar ya biraz üstlerine gidince: “ara geçiş formu yok biz öyle demedik aslında” işte “organları bir anda değişti, mozaik evrim oldu” gibi. Böyle ipe sapa gelmez bir sürü iddia ile ortaya çıkıyorlar. Bu olmadığını gösteriyor. Hiçbir değişiklik yok. Yani; gözü aynı, anteni aynı, kanadı aynı, bacaklarını aynı. Allah’ın yarattığı gibi. Milyonlarca yıl Allah’ın korumasıyla hiç değişmeden de günümüzde aynı şekilde var. Bakın bu da günümüzdeki şekli maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
SUNUCU: MaşaAllah. O kaç yıllık?
OKTAR BABUNA: Yirmi milyon yıllık fosil bu.
SUNUCU: Yirmi milyon yıllık.
OKTAR BABUNA: Dominik, Dominikler’de bulunmuş fosiller bunlar.
ADNAN OKTAR: Aslında bu ilk bulunduğunda böyle çamur gibi oluyor, üstü çok kirli oluyor. Onu çok özenli tıraşlıyor, temizliyorlar. Aslında dağ gibi yığılıyor bunlar, çok kalabalık. Onların içerisinde mesela, büyük bir yığının içerisinden üç tane beş tane çıkıyor böyle. Onun için çok değerli.
SUNUCU: Çok değerli evet.
ADNAN OKTAR: Yani normalde içleri boş oluyor genelinde amberlerin. Ama süs eşyası olarak kullanılıyor. Çok nadir içinde canlı kalmış oluyor böyle. Onlar da tabii çok güçlü delil olmuş oluyor. MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah. Bir tane daha. Burada da örümceği görüyoruz. Bakın günümüzdeki hali örümceğin. Bakın amberin içinde her şeyiyle aynı. Bacakları, gövdesi gördüğünüz gibi. Bu da gerçek fosili. Bu da yirmi milyon yıllık, yine Dominikler’den. Tıpatıp milimetresi milimetresine aynı. Hiçbir şeyi değişmemiş. En ufak bir değişikliğin olmadığını gösteriyor. Allah’ın yaratmasının delili, kesin delili. Ve tabii Darwinizm’i kesin olarak çürüten. Hocamızın o ortaya çıkardığı, söylediği gibi iki yüz elli milyonun üstünde fosil var. Üç yüz milyona yaklaştı sayılar. En ufak bir değişiklik yok. Darwinizm, batıl din, üç yüz milyon fosille yalanlanıyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bu fosillerin iyi bir yönü de; geçenlerde de söyledim iç organlar da görülüyor. Hepsi tamam. MaşaAllah. Evrimciler bazen öyle bir yalan söylemeye kalkmışlardı bir ara. “Ama” dediler, “dışında evrim yok ama içinde evrim olmuştur” dediler. Biz de yapmayın dedik. Amberleri unuttular. Amberleri gösterince küt düştüler.
SUNUCU: Bunlara karşı nasıl bir savunma yapabilirler değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Yapacak hiçbir şey yok.
SUNUCU: Yani her şey ortada.
ADNAN OKTAR: Üç boyutlu yani, her yönden görülüyor. Sağdan, soldan, yanından istediği her yerden görebilirler. İç organları, hepsi görülüyor.
SUNUCU: Görmemezlikten gelmeye çalışıyorlar herhalde Hocam.
OKTAR BABUNA: Şimdi Iitakozun gözleri. Istakoz ve karidesin çok özel göz yapısı var çok değişik diğer canlılardan; aynalı göz yapısı bakın böyle prizma şeklinde, diktörtken şeklinde, karelerden oluşuyor bunların binlercesini düşünün her birinin içi ayna bunların. Işık geldiği zaman burada şematize edilmiş halini görüyoruz, ışık giliyor yan duvarına yansıyıp kırılıyor, fakat o kadar mükemmel kırılma var ki tam olması gerektiği şekilde, bakın sinir hücrelerinin üzerine düşürüyor. Bütün bu hücreler yan yana burda gerçek elektromikroskopla çekilmiş resmini görüyoruz bakın tam mükemmel dikdörtkenler şeklinde. İç yüzeyleri ayna bunların yansıtıcı göz yapısı deniyor buna. Biliyorsunuz bizim merceklerimizde kırılır, ışık kırılarak sinir hücrelerinin üzerine düşülür, burada yansıtarak. Her bir aynanın yeri o kadar milimetrik ve mükemmel ki, bunlar biliyorsunuz hücrelerden oluşuyor, yansıtıyor tam olması gerektiği yere düşüyor, mükemmel bir görüntü oluşuyor.
ADNAN OKTAR: İnsan onu ayarlamaya kalksa aynaları yapıştırmaya çalışsa yapamaz yani. Hadi bir tanesini yaptığını farz edelim ikincisini, üçüncüsü, onuncusu, yirmincisi, otuzuncusu, yüzüncüsü.
SUNUCU: Milyonlarca evet.
ADNAN OKTAR: Tabii ve hepsi aynı noktaya düşürüyor. Darwinistlerin bilemiyorum ahirette açıklamaları nasıl olacak Cenab-ı Allah sorduğunda.
SUNUCU: Evet iman etmemek gerçekten mümkün değil, yani zaten bu din akıl sahiplerine indirildiği için, herhalde akıllarının olmadığını düşünmek gerekir, bu dine inanmamak noktasında. Akıl çok ayrı bir şey çünkü.
ADNAN OKTAR: Evet yani imani akıl ayrı bir konudur inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bakın burada şimdi, bir yaban arısını görüyoruz. Bu yaban arısının dişisi, dişisi uçamıyor. Uçamadığı için, bir çiçeğe gidiyor orkide çiçeğine gidiyor. Bu çiçeğin üzerinde erkeğinin gelmesini bekleyecek, erkeği uçabiliyor. Dişiside geldiği zaman bir koku monekülü salgılıyor özel bunu alıp götürüyor havada çiftleşebiliyorlar bu şekilde. Fakat çok büyük bir mucize göreceğiz birazdan, çiçekte bakın bu dişisi, bekliyor erkeğini bekliyor bu şekilde, erkeği birazdan gelicek ve onu alıp götürecek. Bakın geldi alıp onu götürecek bu çok doğal bir olay bunun üzerine yaratılmış canlının özelliği bu şekilde. Bakın muazzam bir canlı. Bu bir orkide çiçeği, orkide çiçeği aynı arının burada gördüğünüz gibi dişisine benzeyen bir bölümü var çok benziyor bakın; baş kısmı var, gövde kısmı var, birazdan daha ayrıntılı göreceğiz. Bu bir menteşe ile çiçeğin kendisine bağlı. Çok önemli bir özelliği var bunun, bakın izleyince görebiliriz bakın oynuyor bu menteşe olduğu için ileri geri hareket edebiliyor. Şimdi çiçek kendi üzerinde bu çiçeğin hiçbir aklı yok Allah’ın yarattığı bir canlı bu. Bakın biraz sonra erkek onu dişisi zannederek gelip çiçeğin üzerine yaklaşacak bakın geldi erkeği geldi onu dişi zannediyor. Şundan dolayı dişi zannediyor, bu çiçeğin şu kısmı aynı dişisinin salğıladığı çok özel koku veren hormon var aynısını salgılıyor tıpatıp aynısını. Erkeği bunu dişisi zannediyor. Çiçeğe çok önemli bir yararı var bakın bunun. Bu üzerine çıkıp da menteşe ile hareket ettiği için, alıp götürmeye çalışıyor onu götüremiyor tabii çiçeğe bağlı bu ileri geri hareketler sırasında çiçeğin bu kısmında yapışkan bir madde ile tutturulmuş olan polenleri var çiçeğin yani yumurtaları bu arının üzerine bulaşıyor. Bu da çok önemli, arı bu şekilde gidip diğer çiçeklere konduğu zaman onları döllüyor ve bu şekilde çiçekler üreye biliyor. Bakın kaç aşamalı bir Yaradılış mucizesi Bari olan yaratan kusursuzca yaratan Rabbimiz’in Yaratılış mucizesi.
ADNAN OKTAR: Bak menteşe kısmının da mükemmelliğini görüyor musunuz? Kopmayacak şekilde yapılmış, hareketlilik meydana getiriyor ama kopmuyor.
OKTAR BABUNA: Başı her çarptığında başına bulaşıyor.
SUNUCU: Başını çarpsa da kopmuyor, evet çok mükemmel gerçekten. Allah’ın büyüklüğünü bir kez daha insan tekrar tefekkür etmiş oluyor.
OKTAR BABUNA: Yani çok açık yani sonsuz akıl sahibi, sonsuz sanat sahibi Yaratıcımız’ın Rahman’ın yarattığı. Ve bu şekilde orkide de hayatını devam ettirebiliyor. Çünkü o polenleri ulaştıramaz başka şekilde.
SUNUCU: Evet. O vesile oluyor ulaştırmasına.
OKTAR BABUNA: Evet. O da onlara taşımasına vesile oluyor. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet Oktar Hocam anlat. Senin anlattıkların güzel.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah. Bakın şimdi inşaAllah. Bu hücrenin, başlamadan önce bir bilgi olarak söylüyorum, çekirdek kısmındaki delikler, zarının üzerindeki delikler. Bu deliklerden biraz sonra gördüğümüz gibi bakın bunlar Dna’nın kopyasını taşıyan zincirler. Bunlara Rna deniliyor. Dna’nın tam karşılığına gelen kopyasını taşıyor bunlar. Bunlar dışarı geldiğinde bakın robot moleküller, bunların aynısından kopyalarak protein molekülü oluşturuyorlar. Bunlar protein fabrikası, bakın kopyalıyor üzerinde, kopyalarken o kıvrım kıvrım büklüm büklüm çıkan işte protein molekülleri. Gördüğünüz gibi onlardan da yeni proteinler oluşuyor. Bunlar robot molekül olarak görev yapıyorlar. Aynı zamanda yapısal olabiliyorlar. Birçok işte hormon olabiliyorlar mesela hormonlarımız da bu şekilde. Bakın gördüğünüz gibi bu şekilde mükemmel bir okumayla okuyarak protein fabrikalarında... ve bunlar da bundan sonra görev yerlerine gönderiliyorlar. Görevli yerlerine giderken de asla şaşırmıyorlar yerlerini. Çünkü her birinin üzerine bir posta kodu gibi bir kod ekleniyor. Kuyruk kısmında eklenen birkaç böyle aminoasit, aminoasitlerden oluşuyor proteinler. Moleküller bunu tam doğru adrese gitmesine vesile oluyor. Yani hücrenin neresinde kullanılacaksa, hormonsa hücrenin dışına çıkartılıyor. Hücrenin içindeyse hücrenin içinde; zar da kullanılacaksa zara gidiyor. Asla kaybolmuyor. Bakın öyle ki her bir hücrede, yüz trilyon hücremiz var, saniye de 2000 protein üretiliyor. Her bir hücrede. Bakın bu 1 saniye her bir hücre de 2000 protein. Vücudumuz da üretilen protein miktarı 2000 çarpı yüz trilyon. Aklın sınırlarını kavrama ötesinde bir düzen, nizam ve intizam var inşaAllah. En ufak bir aksaklık yok.
SUNUCU: MaşaAllah. Yani en teknolojik şeylerle donanmış bir fabrikada buna benzer ufacık bir iş yapmak mümkün değil herhalde.
ADNAN OKTAR: Evet maşaAllah.
SUNUCU: Bu kadar mükemmel bir işleyiş gerçekten...
OKTAR BABUNA: Bu da bir mükemmel, Allah’ın yarattığı canlılardan bir tanesi, istakozu görüyoruz burada. İstakozların önemli bir özelliği var. Bunların vücutlarında maşaAllah Allah’ın yarattığı doğal bir pusula var. Mesela bunlar sonbaharda yerlerini terk ediyorlar ve denizde yolculuk yapıyorlar. 37 km öteye gidiyorlar bakın kapkaranlık sularda, hiç görmediği bir ortamda, yön bile tayin etmek mümkün değil. Asla yerlerini şaşırmıyorlar bu pusulaları sayesinde. Ve aynı şekilde elleriyle koymuş gibi buluyorlar ve geri dönebiliyorlar. 37 km’lik bir yolculuk. İnsan asla bunu beceremezdi. Yanında teknik donanımı olmadan, hele gözleri görmeden yolunu bulması mümkün olmazdı ama vücutlarındaki doğal bir pusulayla Allah yönlerini buldurtuyor ve aynı şekilde geri döndürtüyor bu canlıları.
SUNUCU: Çok mükemmel gerçekten. Yaptıkları o mükemmelliğin yanı sıra yaradılışlarındaki mükemmellikte gerçekten insanı ibrete düşürüyor gerçekten. Ne kadar güzel renkler içerisinde yaratılmış.
ADNAN OKTAR: Evet rengarenk çok müthiş süslü oluyorlar maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Evet bu arı gözünü gösterecektim ama, onunla ilgili bir filmimiz daha vardı ama biraz aramam gerekecek herhalde. Aramam gerekecek herhalde arı gözünü.
SUNUCU: Allah (cc) aynı zamanda çok da süslemiş gerçekten, yeryüzüne baktığımız zaman...
ADNAN OKTAR: Kelebekler, arılar, böcekler değil mi? Kuşlar nefes kesecek güzellikteler maşaAllah.
SUNUCU: Sizin kitabınız da çok güzel anlatmışsınız renk sanatı özellikle, gerçekten çok mükemmel.
OKTAR BABUNA: Evet buldum inşaAllah. Burada arıların da mükemmel bir göz yapısı var. Biraz daha ileri alırsak böyle. Hocamızın filmlerinden bu bir kesit, canlılarla ilgili. Harunyahya.org sitesinden tabii ve net sitelerinden çok detaylı bilgi alınabilir. Bakın yakın plana geldiğinde binlerce mercekten oluşuyor. İşçi arıların 3000, kraliçe arıların 3000, işçi arıların 4000 gibi; ayrı ayrı her biri bunların tek bir göz. Yani bunların merceği var, bunların korneası var, bunların sinir hücreleri var, sinir lifleri var. Ve mükemmel bir görüş gücüne sahip arı, 60 kez büyütülmüş olarak görebiliyor çok net bir şekilde görüntüleri. Her biri ışığı kırıyor, tam olması gereken yere düşürüyor. Her birinden çıkan sinir lifleri bakın binlerce göz, binlerce mercek. Yani bunu teknolojik olarak onlardan, bir tane merceği bile yapmak mümkün değil. Hatta bırakın merceği; merceği oluşturan binlerce hücrenin tek bir proteinini bile 21. yy’da bilim adamları laboratuvarda sentezleyemiyorlar. Teknolojik olarak münkün değil. Tabii bu kusursuz olarak bir yaratılışı ortaya koyuyor. Çok ihtişamlı bir yaradılış. Rahman’ın yaratma sanatı.
ADNAN OKTAR: Ahmedinejad’dan İslam Birliği vurgusu diyor bakın habervaktim.com’da bir yazı. Avrupa Birliği’nin Türkiye’den üye olması için ricacı olmasını istiyor, Türkiye’ye rica etsinler diyor. Biz daha önce, aylar önce de ne söyledik, Avrupa Birliği Türkiye’den rica edecek dedik, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah. Aynı kelime.
ADNAN OKTAR: Tabii, biz onlara böyle bu şekilde ısrar eden değil onlar bize ısrar edecekler dedim. Bakın Ahmedinejad Beyefendi de aylar sonra benim bu sözümü güzel bir şekilde tekrar etmiş.
Efendim, “İttihad-ı İslam’ın zamanı geldi” diyor Risalehaber’de, internet sitesi. “Onun için, ittihad-ı İslam’ın tam zamanı gelmeye başlıyor. Birbirinizin şahsî kusurlarına bakmamak gerektir. (Tarihçe-i Hayatı- Hutbe-i Şamiye)” Ta o zamanlar Said Nursi diyor, yani müslümanlar birleşsin diyor. Türkiye’nin öncülüğünde bir Türk-İslam Birliği’nin zaten yolu şu an tam anlamıyla açıldı. Evet var mı Oktar başka anlatacağın?
OKTAR BABUNA: Başka Washington Post’un çevirisi gelmişti aslında.
ADNAN OKTAR: Geldi. Oku biraz bakalım.
OKTAR BABUNA: Yaratılış’ın Türkiye’deki en etkin savunucusu yazılarıyla ve günlük olarak her gün yayınlanan iki saatlik televizyon programıyla Harun Yahya ismiyle ortaya çıkan Adnan Oktar adında bir yazar. Adnan Oktar ve 30 kişilik yazar ve bilim adamlarından oluşan ekibi 200’den fazla dünya çapında yayınlanan kitaplara ve ateizm ve komünizm ve benzerlerine denk olarak görülen evrim konusuna karşı mücadele ediyorlar, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Washington Post. Bugün mü yayınlamış?
OKTAR BABUNA: Şimdi yeni bu sıralarda.
ADNAN OKTAR: Ama gazetede bugün yayınlanmış demekki onlarda internete bugün koymuşlar.
OKTAR BABUNA: Evet internete şimdi girdi bildiğim kadarıyla.
ADNAN OKTAR: Evet, evet.
OKTAR BABUNA: “2006 yılında Adnan Oktar dünya çapında biyoloji öğretmenlerine bir sehpa büyüklüğünde, yüksek kaliteli fosil resimlerini içeren kitabı gönderince uluslararası bir heyecan yarattı. Neredeyse 800 sayfalık pahalı, parlak kağıda basılan Yaratılış Atlası bugünkü canlıların temelde çağlar önce yaşamış ve fosilleşmiş canlılarla aynı olduğunu savunuyordu. Bu fikir Amerikan Yaratılışçılıkda da vardır, bu kitabın...” diye devam etmiş. “Boğaza bakan evinde ve televizyon stüdyosunda Oktar Türkiye’de Darwinizm’in yenilmesinin en büyük payın kendisine ait olduğunu anlatıyor. Ama Amerikalıların da kendisine yardım ettiğini söylüyor ama öğrenci öğretmenini çoktan geçmiştir.”
SUNUCU: İtiraf ediyorlar.
OKTAR BABUNA: “Kendisinin de söylediği gibi Amerikalı Yaratılışçılar ve Akıllı Tasarım savunucularının henüz adları dahi tam duyulmamışken Adnan Oktar çok uzaklara dahi ulaşabilen bir anti-evrim imparatorluğu kurmuş durumda.” MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah, maşaAllah. Osmanlı ordusu gibi maşaAllah.
Evet?
OKTAR BABUNA: “53 yaşında beyaz takım elbiseleri içindeki Adnan Oktar kendisini Allah’ın yolunu takip eden bir yazar olarak tanımlıyor. Evrime çok güçlü saldırdığı için kendisine davalar açıldığını, polis işkencesi yapıldığını söyledi. Şu anda kendisine açılan bir davanın Yargıtay aşamasında olduğunu söylüyor.” Bu kadardı.
ADNAN OKTAR: Evet, davaların açılmasına iddia edilen Ergenekon örgütü basın desteğiyle, iftiralarla zemin hazırladılar. Bize de Emniyet’te zorla, işkenceyle söyletilince mahkeme de o ifadeleri geçerli kılmış oldu. Mahkemenin tavrına biz saygı duyuyoruz tabii. Yani polis ifadesini geçerli kılmasını gerçi söyledik, Yargıtay Genel Ceza Kurulu kararına göre bozma nedenidir bu. Çünkü avukat yok yanımızda bir, ikincisi işkenceyle alınmış. Normalde bekletici mesele yapılması gerekir diyor Yargıtay Genel Ceza Kurulu kararlarında. Ama saygı duyuyoruz tabii mahkemenin kararına.
OKTAR BABUNA: Daha bir bölüm daha var, ufak bir bölüm daha var, onu da okuyayım mı?
ADNAN OKTAR: Oku evet.
OKTAR BABUNA: “Türkiye’de evrimin en tanınan ve en iddialı eleştirmeni ve Amerikan Yaratılışçılarının uzun zamandır sevdiği Harun Yahya şöyle yazıyor. Darwin tarihin şimdiye kadar şahit olduğu en kötü faşist ve ırkçı.”
ADNAN OKTAR: Ee, doğru söylüyorum. Bu röportajın tamamı harunyahya.org ve net sitelerinde var mı?
OKTAR BABUNA: Henüz çıktı.
ADNAN OKTAR: Hayır biz de film mi vardı, 2.5 saatlik.
OKTAR BABUNA: Var evet inşaAllah. Siteden buna ulaşabilirler.
ADNAN OKTAR: Varsa tamam onu evet, incelemek, izlemek isteyen kardeşlerimiz.
OKTAR BABUNA: Harunyahya.tv’de.
ADNAN OKTAR: Harunyahya.tv’de röportajı canlı olarak yani şey o zaman banda almıştık, videoya almıştık, oradaki videodan seyredebilirler.
OKTAR BABUNA: Film olarak var evet bu şekilde.
ADNAN OKTAR: Uzun bir röportaj çünkü 2.5 saat sürdü. Bu haber tabii özet haber yapılmış. Ama bütün detayını öğrenmek isteyenler harunyahya.org ve harunyahya.com adreslerinden, harunyahya.tv’den filmini izleyebilirler. Ve ayrıca deşifresi de var bildiğim kadarıyla onu da okuyabilirler inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Dediğiniz gibi iki saatten fazla sürmüştü.
ADNAN OKTAR: 2.5 saat evet.
SUNUCU: Evet maşaAllah Hocam.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam ilminizin nüsati ve kariasi maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam sizin vesilenizle, hepsini sizden öğrendik maşaAllah, Elhamdülillah.
SUNUCU: Ne güzel daha da çok öğrenecek şeyimiz var inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet ben kısmen vesile oluyorum. Başka yerlerden de okuyorsun, başka yerden de okuyorsun değil mi, ben vesile oluyorum inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Ama nasıl bakılması... Hidayete vesile oldunuz. O tamamen sizin vesilenizle inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ha evet, senin imanına vesile oldum o doğru.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah evet.
SUNUCU: Ne kadar güzel.
ADNAN OKTAR: O yönde doğru ama eğitim, kitap okuyorsun, araştırıyorsun, benim dediklerimi de öğreniyorsun ama genel olarak araştırıp, okuyarak inşaAllah.
SUNUCU: Ne kadar güzel. Hocam aslolan ilk önce imanı kurtarmak değil mi?
ADNAN OKTAR: MaşaAllah tabii, Oktar ilk geldiğinde bizim evimize gelmişti, böyle bir azamet, bir kıyamet üstünde.
OKTAR BABUNA: Allah affetsin.
ADNAN OKTAR: Ondan sonra, “biz aydınların” dedi “niye kıymeti bilinmiyor?” dedi. Ona benzer bir şeyler söyledi. Aman Allah’ım ne diyeyim yani? Açıklama yaptık tabii o zaman böyle nezaketiyle anlattık.
OKTAR BABUNA: Allah affetsin inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi diyemiyor artık. Demek ki kıymeti biliniyormuş aydınların.
OKTAR BABUNA: Allah razı olsun Hocam inşaAllah. Bütün dünyada bu şekilde biz çünkü binin üzerinde ben üniversiteye gittim ben yurtdışında, Amerika’da İngiltere’de. İngiltere’nin neredeyse tamamına verdik konferans. Amerika’da orada herkes söylüyor, oranın profesörleri konferanslarımıza geliyorlar. Allah razı olsun diyorlar. Harun Yahya olarak biliniyor tabii Hocamız yutdışında daha fazla. Harun Yahya diyorlar bizim imanımıza vesile oldu. Gerçekten tam diyorlar bu işi bitirdi diyorlar MaşaAllah dünya çapında.
SUNUCU: Ne kadar güzel.
ADNAN OKTAR: Bize yapılan operasyon sırasında, Saadettin Tantan döneminde, Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığı’na BAV ile ilgili inceleme yaptırdılar Saadettin Tantan’ın emriyle, İç işleri Bakanı emriyle. Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığı. “İncelem sonucunda vakfın herhangi bir hukuka aykırı hareketi olmadığını tespit etti”. Hukuka uygun dedi vakıf. “Bu konudaki raporu düzenledi ama bu rapor imzalanıp Teftiş Kurulu’na sunulmadan, olumlu rapor çıkacağını öğrenen Saadettin Tantan, vakıf hakkında olumlu rapor çıkmaması için rapor yazma görevini Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığı’ndan kendi yönetimindeki İçişleri Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı’na aldı ve kendi seçtiği üç müfettişe görev verdi. Başbakanlık Teftiş Kurulu Baş Müfettişi Hüsnü Yılmaz Büyükçekmece Asli Hukuk Mahkemesi’nde, evet dosya numarası, 2005 tarihinde verdiği ifadesinde ilgili bölümde aynen şöyle söylüyor; ‘Ben Başbakanlık Baş Müfettişliği’nden emekliyim.’ Sen oku istersen bunu Oktar.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. ‘Ben Başbakanlık Başmüfettişliği’nden emekliyim. Başbakanlık Müsteşarlığı’nda soruşturmaya ilk başlayan Koordinatör Başmüfettiş olarak bilgi sahibiyim. Yaptığım tahkikatın konusu, Adnan Hoca ismiyle tanınan kişi ve arkadaşları hakkında, bu kişilerin kurduğu iddia edilen Bilim Araştırma Vakfı’nın hukuki yönden incelenmesiydi. Bu yönde araştırma yaptım. 16 Kasım 1999-6 Ocak 2000 tarihi arasında belgeler topladık, ifadeler aldık. Yani tahkikat yaptık ve rapor hazırlamak üzere İstanbul’dan Ankara’ya gittik. O tarihte Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanı Osman Nuri Yalıncı idi. Bu tahkikatın Başbakanlık Teftiş Kurulu tarafından bizden alındığını ve tahkikatı İçişleri’nin yürüteceğini söyledi. Belgeleri İçişleri Bakanlığı’na devretmemiz söyledi. Başbakanlık Teftiş Kurulu’ndaki görevim 1 yıl sürmüştür. Tahkikatı yürüten kurum değişikliğini ilk defa şahit oldum. Tahkikatı yürüte müfettiş ancak ölüm, tayin, askerlik, yurdışı görevlerinde değişebiliyor.’
ADNAN OKTAR: Tantan efendinin bir efendim icraatı. Yani birçok icraatından bir tanesi. Lehimize olacağını anladığında, şahısları görevinden alıyor.
SUNUCU: Evet engellemek için.
ADNAN OKTAR: Evet evet. Allah hidayet versin. Allah aklını açsın. Ne diyeyim yani İnşaAllah. “Mason hakimlere yasal koruma” diyor habervaktim.com’da. İngiltere’de mason hakimler artık yasal koruma altına alınmışlar. Yani mason olduklarını söyleme mecburiyeti yokmuş, o da ayrı bir haber. Yani artık mason olduklarını gizleyebileceklermiş. İki Ergenekon sanığı, isimlerini vermiyorum şu an yargılanıyorlar, iddia edilen Ergenekon örgütü’nde. Polis tarafından tespit dile yazışmalarında “Saadettin Tantan’a istediğimizi yaptırabiliyoruz” şeklinde ifadeleri var. Ergenekon iddianamesine bakanlar bunu görürler. Bu şaşırıcı yani. Ben Tantan’ın ne yaptığını ne ettiğini bilmiyorum fakat böyle bir konuşma da var.
SUNUCU: Evet yine güzel bir yazı var. “Değerli Hocam, İsrail’in Ankara Büyükelçisi’ne karşı yapılan protestolardan sonra siz geçen gün böyle davranışların ne kadar yanlış olduğunu belirtmiş,elçiye zeval olmaz o bizim misafirimizdir demiştiniz ve Büyükelçilerimize son derece güzel ve sıcak davranılması gerektiğini, misafir oldukları için çok iyi ağırlanmaları gerektiğini belirtmiştiniz. Sayın Dışişleri Bakanımız Davutoğlu’da sizinle aynı fikirde olsa gerek, dün aynen şu cümleleri kullandı; “Bütün Büyükelçilerimiz bizim misafirlerimizdir. Onların güvenliği, onların ülkede en iy şekilde ağırlanması, bizim geleneğimizin bir parçasıdır. O bakımdan İsrail Büyükelçisi ve diğer bütün Büyükelçiler de Türkiye’de her zaman saygı göreceklerdir” dedi. MaşaAllah Hocam fikirleriniz o kadar samimi ve doğru ki. Kanımca herkesin kanaati geliyor. Allah razı olsun Hocam değerli fikirleriniz için.” demiş Hamdi Uzuntepe İzmir’den.
ADNAN OKTAR: Hamdi kardeşimiz bizleri seviyor demekki. MaşaAllah. Dışişleri Bakanımız da değerli bir insan, maşaAllah.
SUNUCU: Evet Hocam, yine sizin gerçekten sevgi ve dostukla çerçevelediğiniz insanlardan bir tanesi bir yazı yazmış. “Hocam geçenlerde bir izleyici sizi Tunceli’ye davet etmişti, Tunceli’ye gelip oradaki insanları aydınlatmanızı istemişti. Siz de çok candan bir konuşmayla karşılık vermiş ve Tunceli’li vatandaşlarımızı çok güzel övmüştünüz. Biliyorsunuz Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül 19 yıl sonra Tunceli’yi ziyarete giden ilk Cumhurbaşkanı oldu. Hatta Sayın Gül Alevi canlarının cemevini de ziyaret etti. Hocam bence bu durum, Aleviler, Sünniler ve diğer mezheplerden olan herkesin bir arada sevgiyle ve dostça yaşaması gerektiğini vurgulamanızın getirdiği bir sonuç. Siz ne düşünüyorsunuz?” demiş Feride Yürekli.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Tabii sivil toplum kuruluşlarının, aydınların, toplumumuzun kardeşlik içinde, barışla, sevgiyle, muhabbetle yaşamalarını sağlamak için gayret göstermeleri güzel ahlakın bir gereğidir. Ben de var gücümle bu görevi yerine getirmeye çalışıyorum. Allah güzel neticelerini meydana getiriyor, Allah’a hamdolsun. İnşaAllah.
SUNUCU: Hocam az önce imani noktadan bahsettik. Önemli olan imanın kurtarılması dedik. Yani tüm dünyaya imanı hakim etmek varken, tüm dünyanın iman etmesini sağlamak varken, küçük bir kesimin biraz daha takvaca yaşamasına çalışmak sizce doğru mu? Yani tabii ki takvalık noktası önemli bir nokta ama önemli olan imani nokta olsa gerek. Değil mi? Yani ufak bir kesimin ibadetlerinin sayısını artırmak yerine, tüm dünyanın iman etmesini sağlamak çok daha önemli değil mi?
ADNAN OKTAR: Tabii ki. Mesela ben istesem bir eve kapanırım, sürekli tesbih çekerim, sürekli okurum değil mi? Yahut Arabistan’a gider eğitim görürüm, Mısır’a gider eğitim görürüm. Ama bir an önce iman hakikatlerini etrafa yayarak insanların imanlarını kurtarmak için gayret ediyorum. Ve Allah’a çok şükür de, net başarı elde ediyoruz. Dünya çapında da on binlerce bununla ilgili gazete haberleri çıktı, televizyon haberleri çıktı. Net dönüşü var. Cenab-ı Allah bunları bize açık açık gösteriyor. Dünyada en büyük sorun imandır, imanı kurtarmadır. Ama ben mesela istesem, Suudi Arabistan’a gider orada da yaşayabilirim, Kabe’de de yaşayabilirim. Değil mi? Sürekli günümü zikirle, tespihle de geçirebilirim. Veyahut sürekli Umre’ye gider gelirim. Ama ben dakikamı dahi iman hakikatlerini yaymaya harcıyorum. Var gücümle yani bütün imkanlarımla, bütün gayretimle. Benim hiçbir mal varlığım yok. Ne imkanım varsa hepsini Allah için kullanıyorum Allah’a çok şükür. Allah’a hamd ediyorum inşaAllah.
SUNUCU: Böyle bir hadis-i şerif var sanırım Hocam. Kim bir kişinin imanını kurtarmışsa, tüm dünyayı kurtarmış gibidir.
ADNAN OKTAR: Tabii ayette var zaten, ayette var. Kim bir kişiyi diriltirse diyor bütün dünyayı diriltmiş gibidir diyor. İmanı kurtarmak o manada inşaAllah. Aynı zamanda tabii ayetin bir anlamı da o. İnşaAllah.
SUNUCU: Evet. “Değerli Hocam dunyadanyankilar.com sitenizde New York Times’ın İslam dünyasında yaratılışçılık yükseliyor başlığı altında sizinle ilgili yazdığı haberi okudum. Hocam haberde Yaratılış Atlası ve Darwin karşıtı faaliyetlerinizin dünya çapında meydana getirdiği büyük etkiye değiniliyor. Dünya sizin vesilenizle Darwinizm’e inanmayanların sayısının gittikçe yükseldiğini anlamış durumda Hocam. New York Times diyorki haberde ‘Türk Yaratılışçı Harun Yahya’nın Türkiye’de olduğu kadar başka yerlerde de ünü yayıldı. Araştırmacıların tespitlerine göre dünyanın dörtte biri mesafede uzaklıktaki Endonezya’da Biyoloji öğretmenlerinin büyük bir kısmı sınıflarında Yahya Bey’in Yaratılışı savunan kitaplarını kullanıyor.’ Hocam saymakla bitmez ama International Harold Tribune Gazetesi, Washington Post şirketinin internet dergisi olarak yayın yapan Slate Magazin, Reuters Haber Ajansı, The Boston Globe Gazetesi, İsviçre’nin Cenevre kantonunda basılan günlük gazete Tribune’de de, Cenevre El Cezire televizyonu gibi dünyaca ünlü haber kurumları, sizin Darwinizm’e karşı gösterdiğiniz güçlü etkiden ve en önde gelen İslami Yaratılışçı yazar olduğunuzdan bahsediyor. Hocam okuyunca bir Müslüman olarak çok gurur duyuyorum. Sizin vesilenizle İslam ahlakı dünyaya yayılıyor” demiş Mahberi Çakmak.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah maşaAllah. Kardeşlerimiz de çok yamanlar. Bu kadar güzel incelemeleri, takip etmeleri çok hoş maşaAllah. Elhamdülillah.
SUNUCU: Az önce de burada okuyordum.
OKTAR BABUNA: Slate Dergisi Amerika’da. Magazin gazetesi. 10 milyondan fazla ziyaretçisi var. “Harun Yahya ile tanışın, Müslüman dünyasındaki lider Yaratılışçı” diye bir başlıkla haber yayınladı. Sayın Adnan Oktar’dan İslam’ın önde gelen Yaratılışçısı olarak bahsedilirken, yazarın baş eseri görsel bakımdan insanı şaşkına çeviren, 6.5 kg ağırlığında 800 sayfalık Yaratılış Atlası” ifadesiyle tanıtıldı. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hakikaten atom bombası etkisi yaptı. Muazzam oldu kitap. Elhamdülillah. MaşaAllah. Oktar Hocam anlat. Sen de ilim çok güzel MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah. Sizin vesilenizle Hocam. Allah razı olsun. Hocamızın ‘Karınca Mucizesi’ kitabı var. Şimdi doktor karıncalar var. Daha detaylı bilgi için tabii kitabı okurlarsa çok güzel olur. Doktor karıncalar hakikaten doktor bilgisine sahip, tıbbi bilgiye sahipler. Şundan dolayı; kozalaklı çam ağaçlarından özel bir reçine topluyorlar. Ama çok özel bir reçine. Bu reçinenin içinde çok özel kimyasal maddeler var, mikrop üretmiyor. Ve bunları yuvalarına götürüyorlar ve orada biriktiriyorlar. Ve bilim adamları araştırmışlar, bakıyorlar, reçinenin bulunduğu ortama bakıyorlar, reçinenin olmadığı yuvalara bakıyorlar, reçine varsa yuvanın içerisinde bu özel reçine orada mikrop mantar üremiyor. Kaldırdıkları zaman yani suni olarak çıkarttıkları zaman yuvadan, mantarlar ve mikroplar ürüyor. Yani hangi maddenin, hangi mikroba nasıl etkili olacağını nereden biliyorlar?
SUNUCU: Tıp eğitimi almış gibi değil mi?
OKTAR BABUNA: Allah’ın yaratması, Allah’ın ilhamı ile olduğu çok açık maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ya Allah Bismillah. Kaç dakikamız var? 7 dakika, Bismillah, şeytandan Allah’a sığınırım. "Ey Musa dediler. Ya sen asanı önce at veya önce biz atalım." Tartışma ortamı. Konu ne? Yaratılış. İlk önce o. Bak, Hz. Musa’nın ilk yaptığı bu, Yaratılışı ispat etmek. “Dedi ki: Hayır, siz atın.’" Önce ne söyleyecekseniz söyleyin. Zaten Darwinistler şu an söyleyeceklerini söylemiş durumdalar. “Sonra hemen ne görsün, sihirlerinden dolayı, onların ipleri ve asaları kendisine gerçekten koşuyormuş gibi göründü.” Hakikaten insanlar baktı mı Darwinistlerin anlattıklarına –bir kısım cahil insanlar- o sahte fotoğraflara, sahte fosillere, sahte delillere bakıp sanki hakikatten evrim var zannediyorlar. Değil mi? Gözlerinde adeta büyü oluyor. “Musa, bu yüzden kendi içinde bir tür korku duymaya başladı. Korkma dedik. Muhakkak ki sen üstün geleceksin.” Allah hizbi, üstün gelecek inşaAllah. “Sağ elindekini at” diyor Allah. “Onların yaptıklarını yutacaktır.” Biz ne yapıyoruz? Onların yaptıklarını fosillerle, amberlerle, ilimle, fenle, değil mi, yeryüzünden yokediyoruz, Elhamdülillah. “Çünkü onların yaptıkları yalnızca bir büyücü hilesidir.” diyor. Bilimle, gerçekle hiç alakası yoktur, büyücü hilesidir diyor bak, hile, oyun, sahtekarlıktır diyor Allah. “Büyücü ise nereye varsa kurtulamaz.” Nereye gitse, istediği kadar yalan söylesin, ne oyun oynarsa oynasın, kurtulamaz. “- Bunun üzerine büyücüler, secdeye kapandılar: Harun'un ve Musa'nın Rabbine iman ettik dediler.” İnşaAllah Darwinizmin geçersizliğini anlayan insanlar hep iman ediyorlar, maşaAllah. “Firavun dedi ki: -şeytandan Allah’a sığınırım- Ben size izin vermeden önce O'na inandınız öyle mi?” Bakın o zaman da diktatörlük var. Şimdiki Darwinist diktatörlük gibi. İnanca adam ipotek koymuş. Tabii, ondan izin alınması gerekiyormuş, kafaya bakın adamın. İşte onun münasebetsizliği ve anormalliği. “Şüphesiz o, size büyüyü öğreten büyüğünüzdür.” Kimse onu yapan, Yaratılışa karşı, o bakıyor ki Hz. Musa Yaratılışı savunuyor, Firavun da Yaratılışa karşı, ona düşman oluyor. “…o, size büyüyü öğreten büyüğünüzdür.” O da onu büyücülükle itham ediyor, kendisi büyücü olduğu halde. “O halde ben de ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz olarak keseceğim.” İşkence yapacağım diyor, iddia edilen Ergenekon örgütü gibi. O da öyle ya, domuz bağıyla millete işkence yapıyorlar. “Ve sizi hurma dallarında sallandıracağım.” İddia edilen Ergenekon örgütü de dikkat edin, bakın, yazılarında da hep bakın, hep asmakla tehdit ediyorlar. Şunu asacağız, bunu asacağız. Mesela Başbakanı da öyle, Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı da güya kendi kafalarınca ima ederek asma tehditinde bulunuyorlar. Siz ancak affedersin ayakkabınızı asarsınız. İnşaAllah. Bir de Tayyip Erdoğan, delikanlıdır, ben bilirim yiğit, tam Anadolu gencidir. Öyle ucuz tehditlere hiçbir şekilde gelmez. Kusursuz değildir tabii, insan olarak hataları, eksiklikleri olabilir. Ama genelde dürüst insan yani, benim gördüğüm o. “Siz de elbette, hangimizin azabı daha şiddetliymiş ve daha sürekliymiş öğrenmiş olacaksınız." Bakın tam iddia edilen Ergenekon örgütü gibi tehdit, şiddet, asma, kesme, sistem böyle işliyor, o zamanın iddia edilen Ergenekon örgütü de bu. “Dediler ki: -bakın tehdite rağmen- Bize gelen apaçık delillere ve bizi yaratana seni asla tercih edip seçmeyiz.” Biz Allah’a döndük diyorlar. Ve deliller de çok açık diyor bak, “Bize gelen apaçık delillere…” diyorlar. Gözüyle görmüş artık. Yaratılışı görüyor. Asa bir anda yılana dönüşüyor. Evrim yok. “Neyde hükmünü yürütebileceksen, durmaksızın hükmünü yürüt.” Elinden geleni ardına koyma diyorlar. Bak, yiğit delikanlılar maşaAllah. “Sen, yalnızca bu dünya hayatında hükmünü yürütebilirsin." En fazla ne yaparsın, şehit edersin. Gel, şehit et diyorlar. Ne yapıyorsan yap diyorlar. "Gerçekten biz Rabbimize iman ettik.” Sen bizi anlamadın diyorlar. Biz gerçekten iman ettik diyorlar. “Günahlarımızı ve sihir dolayısıyla bizi kendisine karşı zorlayarak sürüklediğin suçumuzu bağışlasın.” İddia edilen Ergenekon örgütü ne yapıyor? İnsanları zorla ahlaksızlığın içine, zorla zulmün içine tehditle sürüklüyor. Bak onlar diyor ki: “…zorlayarak sürüklediğin suçumuzu bağışlasın Allah.” diyor. Birçok garibana suç işletiyor bu alçaklar. “Allah, daha hayırlıdır ve daha süreklidir." Sonsuz Allah. "Gerçek şu ki, kim Rabbine suçlu günahkar olarak gelirse, hiç şüphe yok –diyor Cenab-ı Allah- onun için cehennem vardır. Onun içinde, ne ölebilir, ne dirilebilir." Yani ölmek istiyor ölemiyor. Dirilip kurtulmak istiyor, dirilemiyor. "Kim O'na iman edip salih amellerde bulunarak O'na gelirse…” Bak iman edecek, samimi olacak, samimi ibadetleri, tavrı olacak ve Cenab-ı Allah’ın huzuruna gelecek. “…işte onlar, onlar için yüksek dereceler vardır." Cennet, Allah’ın rızası, rahmeti, cenneti, inşaAllah. Ama asıl müminlerin hedefi tabii, Allah’ın rızası oluyor. "İçlerinde ebedi kalacakları –sonsuza kadar kalacakları- altından ırmaklar akan Adn cennetleri…” Bir kardeşimiz de bu ayette diyor Adn yazıyor, kardeşim bunun Türkçe’sinde Adn yazıyor. Arapça’sına baksana, Adnin’dir. Adnen diye de okunur, Adnin de okunur. Adnen, Arapça’sı öyle okunur. “Adnen cennetleri de onlarındır. Ve işte bu, arınmış olanın karşılığıdır." Evet, herhalde benim adıma benzemesi biraz ağrına gitmiş. Ne kadar güzel elhamdülillah, Adnan, Adnen cennetleri, tabii, inşaAllah Adnen cennetlerine gitmeyi nasip etsin hepimize. “Andolsun, biz Musa'ya vahyetmiştik: Kullarımı geceleyin yürüyüşe geçir.” Mehdi de geceleyin hareket ediyor. Gece vakitlerinde hitap edecektir inşaAllah. Diyor ya insanlar oturduğu yerden Mehdi’yi görecekler, ahir zamanda. Ellerine bakıp görecekler diyor, cep telefonlarından veyahut da oturdukları yerlerden. Herkes evinde görecek diyor. “Kullarımı geceleyin yürüyüşe geçir. Onlara denizde kuru bir yol aç...” Mehdi nasıl bir yoldan geçecekti? Kuru bir yoldan geçecekti. Boğaz Köprüsü’nden, değil mi? Hadiste var. “…yetişilmekten korkmadan ve endişeye kapılmadan." Hiçbir şey olmayacak diyor. Yetişilmeyecek ve endişeye de kapılmayın diyor Cenab-ı Allah. Yetişilmekten korkmayın diyor. “Firavun, ordularıyla peşlerine düştü.” PKK da, iddia edilen Ergenekon örgütü de bir ordu yapılanması içerisindedir. Değil mi? İnananlara karşı savaş veriyorlar. “Sulardan onları kaplayan kaplayıverdi.” Şu anda da Allah onları bir bela cenderesine aldı. Değil mi? Kapladı Cenab-ı Allah, tabii. “Firavun, kendi kavmini şaşırtıp saptırdı ve onları doğruya yöneltmedi.” Darwinist, materyalist, ateist bir çizgiye getiriyorlar. Değil mi? “Ey İsrailoğulları, andolsun, sizi düşmanlarınızdan kurtardık. Tur'un sağ yanında sizinle vaadleştik.” Dağın sağ yanında vaadleştik. “Ve üzerinize kudret helvasıyla bıldırcın indirdik.” Böyle doğal tatlıların önemine Kuran dikkat çekiyor. Kudret helvası, doğal tatlı, suni tatlı değil ve bıldırcın, kolestrolü en düşük hayvanlardandır bıldırcın. Kuran’da hep böyle kuş eti der Cenab-ı Allah. Cennette kuş eti, bak burada da bıldırcın. Doktorlar ne tavsiye ediyor. Beyaz et yiyin diyorlar, kırmızı et yemeyin diyorlar. Kuran sürekli bu konuya işaret ediyor, cennette de, dünyada da, inşaAllah.
Kaç dakikamız var?
KAMERA ARKASI: Dilediğiniz zaman bitirebiliriz.
SUNUCU: Hatırlatmalarımızı yaparak…
ADNAN OKTAR: Ben diledim o zaman, inşaAllah.
SUNUCU: Evet Hocam, ağzınıza sağlık, yani o günü, bugün de o zamanların yansımalarını görüyoruz. Bu da Kuran’ın mucizelerinden bir tanesi herhalde Hocam, ağzınıza sağlık, çok teşekkür ederiz.
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun.
SUNUCU: Size de çok çok teşekkür ediyoruz, inşaAllah. Değerli izleyenlerimiz, yarın bu güzel sohbete inşaAllah devam edeceğiz. Yarın gündüz vakti sizlerle birlikte olacağız. Saat 13:30 ve 16:00 arasında yine Adnan Oktar’la Başbaşa programımızı izleyebilirsiniz. Nereden izleyebilirsiniz? Kanal 35’ten, Tv Kayseri’den ve 60’ın üzerinde yerel kanaldan inşaAllah yarın bizleri izleyeceksiniz. Yine radyolarımız var yarın bizleri dinleyeceğiniz canlı olarak. Mavi Karadeniz var, 106.4’ten bizi dinleyebilirsiniz. Radyo 37 Kastamonu, 95.2, Radyo Star Aksaray, 94.0, Emek Radyo Mardin, 101.0 ve Radyo Bingöl, 102.0’dan yarın inşaAllah bizleri canlı olarak dinleyebilirsiniz efendim. Yarın görüşünceye kadar Allah’a emanet olun, kalbinizde Allah aşkı eksik olmasın.