SUNUCU: İyi akşamlar sayın seyirciler. Kanal Urfa, Adıyaman Asu ve Kral Karadeniz ekranlarında ortaklaşa yayınlanan Adnan Oktar’la Başbaşa programıyla karşınızdayız. Evet, değerli konuğum Sayın Oktar Babuna bizlerle birlikte. İlerleyen dakikalarda Sayın Adnan Oktar da aramızda olacak inşaAllah efendim. Nasılsınız? Hoşgeldiniz.
OKTAR BABUNA: Çok teşekkür ederim, sağolsun. Çok iyiyim Allah’a çok şükür siz nasılsınız?
SUNUCU: Teşekkür ederim sağolun ben de iyiyim. Evet, dilerseniz iman hakikatlerinden programımıza bir giriş yapalım.
OKTAR BABUNA: Olur çok iyi olur inşaAllah.
SUNUCU: Önce iman hakikatlerinden başlayalım sizin engin bilgilerinizi izleyicilerle paylaşıyoruz ve her geçen gün yeni yeni bir şeyler öğreniyoruz. Buyurunuz efendim.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah. Ben de Adnan Bey’in vesilesiyle Allah razı olsun. Onun tabi sitelerinden harunyahya.net ve harunyahya.org’dan çok detaylı bilgiler alabilirler. 300’ün üzerinde kitap, 200’ün üzerinde dökümanter film. Fazlasıyla yararlanabilirler. Mükemmel şekilde hazırlanmış, en güzel şekilde, en güzel fotoğraflarla, en güzel resimlerle ve en güzel tasarımla. İçeriği de mükemmel. Tabii iman hakikatleri, insanın imanını arttıran Allah’ın sonsuz aklını; tabii kavramamıza imkan yok insanın aklı çok sınırlı ama Allah’ın Kendisi’ni bildiği gibi bilemeyiz. Fakat Allah’ın büyüklüğünü kavramada hakikaten çok önemli deliller. Çünkü biz doğada nereye baksak, hangi canlıya baksak muhteşem bir yaratılış görüyoruz. Allah’ın yaratma sanatı. Detaylara indikçe daha da muhteşem yaradılışla karşılaşıyoruz. Yani hücreye iniyoruz apayrı bir alem var, hücrenin çekirdeğine gidiyoruz bambaşka bir alemle karşılaşıyoruz; DNA, genler. Böyle bir canlı var. Bununla başlayalım isterseniz.
SUNUCU: Tabii buyurunuz.
OKTAR BABUNA: Bakın, bir...
SUNUCU: Nedir efendim bu canlının ismi?
OKTAR BABUNA: Bu canlı, şimdi göreceğiz birazdan. Başlasın. Bakın bu bir solucan türü, yumuşak böyle çok hassas bir yürüyüşü var. Hiç ses çıkarmadan yürüyor ve avlanmaya gidiyor. Fakat avlanmasında görüyorsunuz büyük antenleri var. Antenleriyle, çok hassas antenleriyle avını yakalamaya çalışacak. Birazdan göreceğiz. Gece avlanıyor, dolayısıyla gece kamerasıyla bir çekim yapılmış. Gece karanlığında, zifiri karanlık ortalık. Bakın bu çok hassas yürüyüşlerle avlanmaya çıkmış. Çok özel bir avlanma tekniği var, birazdan şahit olacağız buna. Şimdi avını arıyor. Bir cırcır böceğiyle karşılaştı. Cırcır böceği, bakın görüyorsunuz büyük gözleri var, fakat gece karanlıkta göremiyor. Dolayısıyla bekliyor, onun da antenleri var. Antenleriyle oynuyor hatta şu anda görüyorsunuz, antenleriyle beklemede. Şimdi bu canlının sadece bir kere dokunup avını yakalama fırsatı var. Çünkü dokunduğu anda avını haberdar edecek, onunda kaçma imkanı var. Bakın nasıl bir teknik kullanacak Allah’ın yaratma sanatını göreceğiz birazdan. Bakın yaklaşıyor, aranıyor şimdi nerede olduğunu anlamaya çalışıyor. Birazdan bulacak zaten kendisini. Ve değdiği anda süper bir avlama tekniği kullanacak. Tam bir iman hakikati. Bakın geliyor, tabii değdiği anda diğeri de onu farkedip kaçma fırsatı var fakat; bakın çok özel bir teknikle yakalayacak o bekliyor, diğeri de yavaş yavaş yaklaşıyor. Onunda antenleri var tabii. Antenleriyle hissedecek. Her ikisi de antenlerini kullanıyor zaten gördüğünüz gibi. Gittikçe yaklaşıyor bakın. Birazdan göreceğiz. İyice yaklaştı. Bakın tam yaklaştığı anda, hissettiği anda bir son derece yapışkan bir kimyasal püskürttü birazdan ağır çekimde de göreceğiz. Bakın yaklaştığı anda, onu hissettiği anda görüyorsunuz bu tam antenlerin alt kısmında son derece yapışkan bir kimyasal püskürtüyor. Ve bu kimyasalla avı tamamen etkisiz hale geliyor. Hatta debelendikçe daha da zor duruma düşüyor. İyice yakalandı, ondan sonra onu yemeye başlıyor. Fakat önce ne yapıyor biliyor musunuz? Önce etrafındaki kimyasalı yiyor, çünkü onu bir daha kullanacak. O kimyasalı yedikten sonra da dolayısıyla avını yiyor. Ve bu şekilde besleniyor.
SUNUCU: Çok enteresan. Tabii birkaç soru çıkıyor. Bu hayvan gecenin karanlığında önünü görmeden ilerleyebiliyor değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet.
SUNUCU: Ve avını bulabiliyor aynı zamanda.
OKTAR BABUNA: Çok sessiz ilerliyor.
SUNUCU: Evet. Ve onu etkisiz hale getirecek kendi vücudunda bir sıvı üretebiliyor ve daha sonra bu sıvıyı tekrar kendi bünyesine alıyor ve ondan sonra avını yiyor.
OKTAR BABUNA: Evet. Neden gece avlanıyor? Çünkü çok ağır hareket ediyor. Gündüz avlansa mümkün değil cırcır böceği gördüğü anda uzaklaşır ondan. Zaten yakınına bile gidemez. Çok yapıştırıcı bir kimyasal kullanıyor. Bu muazzam bir detay, yaradılış mucizesi. Eğer bu olmazsa mümkün değil avlanamaz. Aç kalır. Dolayısıyla hiç üreyemez, neslini devam ettiremez. Bu kimyasalı yapabilmek için çok üstün bir kimya bilgisi gerekiyor. Tabii ki bu canlının aklı değil bu, Allah’ın yaratma sanatı. Yapışkan etkisiz hale getiriyor, hatta ondan sonra onu geriye alıyor hatta yiyerek geriye alıyor, tekrar kullanabiliyor vücudunda. Yani yaradılış mucizesi üstüne mucize. Allah’ın çok detaylı yarattığı, sonsuz aklıyla, sonsuz sanatıyla yarattığı o kadar açık ki. Yani bir insanın bunların tesadüfen olduğuna inanması için; ki bu yani çok kısmi detaylar bunlar, çok az bir kısmı yüzeysel bir kısmı. İnsanın, ya çok büyük bir yalancı olması lazım Allah’a karşı çok büyük iftira oluyor tabii o zaman, ya da akli bir sorunu olması lazım. Yani bunun tesadüfen olmadığı çok açık. Muazzam bir yaradılış olduğu ve Allah’ın aklı yani insan aklının da çok çok üstünde, sonsuz akıl. Allah’ın aklının olduğu çok açık.
SUNUCU: Kesinlikle. Evet kısa bir hatırlatma yapmak istiyorum bu arada. İzleyicilerimiz bizi dilerlerse Mavi Karadeniz 106.4, Radyo 37 Kastamonu 95.2, Radyo Star Aksaray 94.0, Emek Radyo Mardin 101.0, Radyo Aknur’dan -Fransa’ya yayın yapan bir radyoymuş ve Radyo Enerji Ordu’ya yayın yapan 90.0 frekansındaki radyolardan bizleri isterlerse canlı olarak dinleyebilirler de efendim. Evet, aklı olmaması gerekiyor dediniz az önce. Bu iman hakikatlerini görüp de inanmamaları için. Evrimcilerin bir takım iddiaları vardı. Her şeyin tesadüfen olduğuna dair değil mi efendim? Ama son zamanlarda sanki açıklamalar da duruldu. İşte bir takım canlılar çıkıyordu, insanın atası bu diye basında da yer alıyordu. Bunlar sanki biraz dindi. Bu açıklamalara ara verildi. Çünkü her seferinde yalan olduğu bu açıklamaların tarafınızdan beyan ediliyordu. Ve çok da açık ve seçik bir şekilde belliydi yani hani her hangi şekilde bonobo maymununun bizim atamız olmadığı veya işte sincap benzeri bir canlının bizim atamız olmadığı. Neler söyleyeceksiniz? Şu anda köşeye mi sıkıştılar veya kabullendiler mi bir şekilde?
OKTAR BABUNA: Yani köşeye falan sıkışma değil. Darwinizm apaçık öldü yani beli kırıldı, ciğeri söküldü, Adnan Bey Allah razı olsun. Bakın 70’li yıllarda inançsızlık tam hakimdi. Bunlar benim tabii lise, üniversite dönemlerime denk geliyor. Adnan Bey Allah razı olsun, yaklaşık bir 30 yıldır yaptığı çalışmalarla dünya çapında yerle bir oldu. Hatta en son Richard Dawkins artık tesadüfü hiç savunmuyor. Tesadüfen olduğunu da kendisi de kabul etmiyor. Uzaylılar haşa getirdi canlılığı, tasarladılar gibi yine böyle bir iddiayla ortaya çıktılar ama bu şu anlama geliyor. Tasarımı savunmuyor, yaratılmış ama haşa yaratıcı işte uzaylılar. Tabii o zaman da şu soruyu soruyorsunuz? Uzaylıları kim yarattı? Yani en sonunda Allah’ın izniyle, ki dünyanın en önde gelen evrimcisi Allah yarattı diyecek. Onun da kendisini takip ettiği Antony Flew vardı. Dünyanın en ünlü ateistiydi o zaten. 20. yy’ın. 4 sene kadar önce Allah’ın yarattığını kabul etti. Yani evrimin olmadığını Antony Flew, ki hayatı boyunca bakın 84 yaşına kadar ateizmi savunmuş bir insan. 84 yaşında ben bütün insanlardan özür diliyorum, ateist olmalarına sebep olduğum için, Darwinizm yoktur ancak Allah yaratmış olabilir diye bütün dünyanın gözünde açıkladı. Tabi yani Richard Dawkins’in de diğer bütün Darwinistlerin de geleceği nokta bu. Şu an Darwinizm yerle bir oldu. Çünkü 250, 300 milyon tane fosille çürütüldü. Bakın olabilir mi bir bilimsel teori 300 tane delille çürütülsün, hiç delili olmasın? Bilimsel bir teori bile değil yani pagan dini, sapkın bir felsefe yani. Başka bir özelliği yok. Ki bilimin ilerlemesi tabii ve Adnan Bey vesile oldu. Bilimdeki çünkü detaylar, tabii muazzam bir yaradılışı gösteriyor bize. Darwin zamanında genetik yoktu, mikrobiyoloji yoktu, biyokimya yoktu. Bugün çok detaylı olarak bakılabiliyor. Elektromikroskop var, genetik bilim dalı var genlerin yapısı inceleniyor. Muazzam bir alem oluyor. O kadar kontrollu ki üstün bir akıl tarafından kontrol edildiği ve yaratıldığı çok açık. Yani herhangi bir bilim adamının Allah’a inanmaması mümkün değil zaten. Bir de deliller ortaya çıktı. Nereye baksanız bu böyle. Bu çiçek, bu da Allah’ın yaratma mucizesi...
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam çok şahane şeyler anlatıyorsun maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah sizin vesilenizle Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Selamlar. Nasılsınız?
SUNUCU: Aleyküm selam. Teşekkür ederiz iyiyiz efendim. Siz nasılsınız?
ADNAN OKTAR: Allah’a hamd olsun elhamdülillah çok çok iyi. Sizleri de çok iyi gördüm maşaAllah.
SUNUCU: Teşekkür ederiz.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam sen ne anlatıyorsun?
OKTAR BABUNA: Hocam bu Allah’ın yaratma sanatına bir örnek olarak inşaAllah çok değişik bir çiçek. Bakın fırçamsı kenarı var bunun. Bunun çok önemli bir özelliği var Allah bu şekilde yaratmış. Çünkü polenleri var bunun. Üremesi için bu polenlerinin taşınması gerekiyor diğer çiçeklere döllenme olması için. Bunu bir kuş gerçekleştirecek. Bakın bir kuş gelecek, bu nektar yiyen, bal yiyen bir kuş çeşidi bakın görüyorsunuz. Giriyor içine onun bal kısmı var burada. O balı nektarı yiyor oradan. Nektarı yerken yalnız bu kafasına sürünüyor, bu fırçamsı şeyler de başına sürtünüyor dikkat ederseniz bakın, tekrar geldi bakın yine sürtünüyor. Sürtünürken polenlerini bırakıyor bu çiçek kuşun üzerine. Yani o kadar mükemmel bir tasarım ki bu Allah’ın dilemesiyle. O kuş başka çiçeklere gittiği zaman o arkasındaki şeyleri yine aynı şeyleri yapıyor bakın yine nektar yiyecek. Bu sefer öbür çiçekten aldığı polenleri bu çiçeğe getiriyor ve dölleme oluyor.
SUNUCU: Tam çiçeğin yaprağı da tam kuşun başına hani değecek şekilde yaratılmış maşaAllah sanki hani özel tabii değil mi?
OKTAR BABUNA: Özel tabii yani çok açık. O fırçalar o kadar özel yaratılmış ki, başına değiyor. O kuş da nektarla besleniyor, nektar da iç kısım da. Ona ulaşırken o üstüne sürtünüyor, o da alıyor diğer çiçeğe gidiyor oradaki nektarı yerken bu sefer onu döllüyor. Allah’ın yaratma sanatı, sonsuz aklıyla Rahman’ın yaratmasının delilleri görüyoruz çok açık.
SUNUCU: MaşaAllah evet.
ADNAN OKTAR: Evet.
Allah Allah ben neler yapıyorum dünyada böyle her yer birbirine girmiş. “The Washington Post: Evrim Türk Profesörlerini Zorluyor” diyor. Zorlama değil de yani, konuyu hallettik. Zorlama olması için karşı tarafta bir şey kalmış olması gerekiyor. Zorlama yok bittiler. Evet. Biliyorsunuz geçen günler onlarla bir röportaj yapmıştık. Fakat her yerde çıkmaya başladı şimdi. “Türkiye’nin biyoloji profesorleri ABD’de yayınlanan Washington Post’a dert yandı.” Benden dert yanıyorlarmış. Darwinizm öldü, o da Darwinizmi yerle bir etti. Ne yapsak acaba gibisinden. E ne yapacaksın sevineceksin işte. Çocuk gibi gidip onlara şikayet ediyorlarmış; “amca şu amca var ya....”
SUNUCU: Şikayet edince bir çözüm olacakmış gibi.
ADNAN OKTAR: Evet. “Öğrencilerim” diyor “evrimi anlatmaya başladığında ateist diyorlar” diyor. Yani öyle demeleri doğru değil tabi. Çünkü evrimi savunur da, Allah’a da inanıyordur da olabilir yani bazen öyle.
SUNUCU: Ama Allah’a inanıp da evrimi savunması çok çelişkili değil mi? İnanan bir insan zaten hani Allah’ın her şeyi bize dair ve dünyayı, her şeye dair yarattığını kesinlikle kabul eder. Ve buna da inanır. Evrime inanıp hem Allah’a inanıyor o şey çelişkili değil mi?
OKTAR BABUNA: MaşaAllah. Bu işte Washington Post gazetesinde çıkan haber.
ADNAN OKTAR: Evet ne diyor? Harun Yahya şöyle bir şeyler yapmışız. Boş durmuyoruz demek ki.
OKTAR BABUNA: Türkiye’de Yaratılışçılık verimli zemin buluyor diyor.
ADNAN OKTAR: Yani zemin mi buluyor, konu halloldu mu?
OKTAR BABUNA: Halloldu. Yazının içinde söylüyor onu. Sizin ağzınızdan da, kendi ifadeleriyle bittiğini söylüyorlar.
ADNAN OKTAR: Şimdi Darwinist olan Allah’a inanmıyordur dersek olmaz. Çünkü o mantıksızlığı kavrayamayıp Allah’a inananlar olabilir. Yani, mantıksızdır ama o yönüyle düşünmemiştir. Yani Allah’ın evrimle yarattığını düşünüyor olabilir. Yani o şekilde. Türkiye’de de, dünyada da değişik şeyler düşünen insanlar olabilir. Onun için hani bu imkansızdır demeyelim de.
“Lise katliamlarında fatura Darwin’e” diyor. Doğru kardeşim, Habertürk’te çıkmış, 9 Kasım 2009. Ben bunu yıllar önce kitaplarımda yazdım. “Lise katliamlarında fatura Darwin’e.” Bak zayıf olanları öldürün diyor değil mi adam. Teoriden ilham aldım diyor. Çocuğun yakasında yazanı görüyor musunuz?
OKTAR BABUNA: Burada doğal seleksiyon yazıyor, t-shirtünde. Katliam yaptı Amerika’da.
ADNAN OKTAR: Doğal seleksiyon, Darwin’in düşüncesi. Ben diyor Darwinist uygulama yaptım diyor çocuk. Darwin’in iddialarını uyguladım diyor. “Öğretmenini dizlerinin üstüne, diz çökmeye zorladıktan sonra vurarak öldürdü” diyor. “Sekiz arkadaşını da katleden bu kişi Darwin’in evrim teorisinden esinlenerek kurulan ‘doğal seleksiyon ordusu’ isimli internet sitesinin müdavimlerindemiş.” Bakın Darwin’in evrim teorisinden esinlendiğini söylüyor. “Doğal seleksiyon ordusu isimli internet sitesinin müdavimlerinden olduğu ortaya çıktı. Darwin teorisinden ilham alarak katliamı gerçekleştirdiğini itiraf etti” diyor. Kardeşim yıllardan beri biz burada ne diyoruz? Stalin aynı kafada dedik, Marx aynı kafada dedik, Hitler, Mao değil mi, Mussolini, hepsi Darwin’e dayanarak dedik, bu katliamları yaptı. Ne kadar insan öldürdüler? 350 milyon insan öldürdüler. Bunlarda işte onların torunları, devam ediyorlar kaldıkları yerden.
SUNUCU: Yazmış zaten “zayıf olanları öldürün” mantık bu mantık.
ADNAN OKTAR: Tabii, “Darwin’in doğal seleksiyon teorisinden etkilendiği ortaya çıktı” diyor. “Üzerinde doğal seleksiyon yazılı bir t-shirt bulunuyordu” diyor. “Zayıfları öldürerek doğal seleksiyona yardımcı olmayı planladıklarını itiraf ettikleri video kayıtlarıyla ortaya çıktı. Kendilerini doğal seleksiyonun sonucu olarak sınıf arkadaşlarından üstün görüyorlardı dedi. Mahkeme belgeleriyle iki katilin insanları bilgisayar içine koyarak öldürmek istedikleri de görüldü” diyor. Katiller sadece güçlülerin yaşamasını hayal ediyorlarmış. Hitler ne diyordu? Aynısını. Mussolini? Aynısını. Stalin ne diyordu? Tez, anti-tez, sentez olayını ortaya koydular değil mi? Marx’ın düşüncesiydi, onlar da uyguladılar. Daima bir mücadele vardır dediler. Sürekli, mücadele bitmez. Tez, anti-tezi doğurur ve bunda da çatışma kaçınılmazdır. Çelişki vardır çünkü diyorlar mesela. Dünyada sürekli bir çelişki vardır. Hatta ben bir kere bir ilçeye gitmiştim de “çalişkilikten” böyle bir delikanlı bana anlatıyordu. “Çalişki vardir, Davrin” falan böyle anlatıyordu. Ha falan diye dinlemiştim ben de böyle. Bana hücrenin zarını tarif ediyor, hücrede zar vardır diyor. Haa dedim önemli hakikaten o verdiğin bilgiler. “Davrin” hakkında bilgiler. “Çalişkidir,” sürekli böyle bir şeyler anlatıyordu. Yani o kafayla bütün milleti böyle kandırmışlar. Yani orta cahillik ve cahillik ortamında bu kafa gelişiyor, bu mantık gelişiyor. Marks’ın izahları da, Stalin’in izahları da hepsi de birbirinin aynı. Dolayısıyla da “Lise katliamlarında fatura Darwin’e”. Burada da tabii şikayetçi bir üslup var, niye faturayı Darwin’e çıkarıyormuşsunuz gibi bir üslup olmuş. Yani bilmiyorum ben mi yanlış anladım. “Fatura Darwin’e”, değil mi öyle gibi oluyor. Doğrudan bunu söylemesi lazım. Lise katliamlarında sebep Darwinizm’dir denmesi lazım, direkt. Evet, bu da ihlas.net’te çıkmış, “Evrim Türk profesörlerini zorluyor” diye. Doğru.
“İslam ülkeleri arasında vizeyi kaldırıp artıralım. İran Ticaret, Sanayi ve Madenler Odası Başkanı Muhammed Nahavandian İslam Konferansı Teşkilatı üyesi ülkelerin yöneticilerine verdikleri sözleri tutup bunu eyleme geçirmelerini istedi” diyor. Nasıl ama toplantılar peş peşe, islam ülkelerinin toplantılarını gördünüz değil mi bugün? Konuşmaları da gördünüz.
OKTAR BABUNA: Sosyal Silah Darwinizm kitabınız Hocam inşaAllah, bu konuların da anlatıldığı.
ADNAN OKTAR: Ben bunu yıllar önce bu konuyu anlattım, lise gençlerinin böyle birbirlerini öldüreceklerini, bu tip olayların olacağını, Darwinizm’in doğal sonucu olarak insan sevgisinin, merhametin, şefkatin kalkacağını, toplumda anarşi meydana geleceğini yıllardan beri anlatıyorum, kitaplarımda da anlatıyorum.
OKTAR BABUNA: Zaten sizin bu sayfa biraz önce gazetenin haber yaptığı katliamı anlatan sayfa. Doğal seleksiyon uygulayacağız diyerek katliam yapılan, katliamı gösteriyor. Bunu şu an haber yaptılar yani yıllar önce yazılmış olan, yapılmış olan bu haberi, bu kitabı, kitabı haber yapmışlar inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii maşaAllah.
SUNUCU: Uzun süredir böyle şeyler yaşanıyor zaten ama işte basında bir kısmı yer alıyor veya işte çok ses uyandırmıyor. Ama son yıllarda artınca artık insanların da artık dikkatini çekmeye başladı. Yoksa uzun yıllardır bu tarz saldırılar devam ediyor, bu düşünceye sahip olan insanların, gençlerin gerçekleştirdiği saldırılar devam ediyor.
ADNAN OKTAR: Bu epey oldu değil mi bu olay olalı? Ne kadar oldu? Bir hayli oluyor evet. “Dünyanın gözü İstanbul’da” diyor, doğru. Ahmedinejad’tan milli para vurgusu. “Para birimimiz ortak olsun” diyor, doğru diyor. “Dünya büyük bir değişime gebe” diyor haber7.com’da.
OKTAR BABUNA: 5 sene önce.
ADNAN OKTAR: 5 sene önce. Tabii epey oldu. “Hedef kendi kendine yeten İslam ümmeti” diyor Bangladeş Cumhurbaşkanı Zillur Rahman. Ortak hedefin güçlü, refahı yüksek ve kendine yeten bir İslam ümmeti yaratmak olduğunu söyledi yani Türk-İslam Birliği’ni söylüyor. Demek ki sözlerim doğruymuş, ya maşaAllah. Evet bir şeyler vardır herhalde senin yazılarında.
SUNUCU: Birçok sorumuz var izleyicilerimizden efendim. İzniniz olursa yöneltmek isterim. Evet bir izleyicimiz demişler ki; “Herkese iyi akşamlar. Ben Hürriyet gazetesinde ateistlerin ve Allah’a inanmayanların ifadelerinin genişçe yer aldığı bir yazı okudum. Uzun uzun dine uygun olmayan bu ifadelere yer verilmişti. Siz efendim bu haberi okudunuz mu Hocam, ne düşünüyorsunuz bu haberle ilgili?” Haberi okumadım ama siz okudunuz mu, biliyor musunuz bilmiyorum. Hürriyet gazetesinde yayınlanmış bir haberden bahsediyor izleyicimiz. Ateistlerin ifadelerinden.
ADNAN OKTAR: Ateistlerin ve Allah’a inanmayanların, evet gördüm ben bu yazıyı. Hürriyet gazetesinde evet ballandıra ballandıra kendi kafalarına göre ateistlerin düşüncelerini anlatmışlar. Kardeşim Türkiye, hepsi yani %99’u Allah’a iman eden insanlardan oluşuyor. Yüzde 95’i de Darwinizm’e karşı. Yani burada bu konular etkili olmaz. Bu tip izahlara gerek yok. Hürriyet gazetesine ben bunu yakıştıramıyorum. Aydın Doğan Beyefendi’ye de istirham ediyorum, böyle konular değil de Allah’ın varlığını, birliğini anlatan konuları gazetesinde işlesin. Darwinizm’in geçersizliğini anlatalım değil mi, materyalizmin geçersizliğini anlatalım. Bununla ilgili 350 milyonun üstünde fosil var şu an, sayısı daha da artıyor gittikçe her gün daha da artıyor. Bunlarla ilgili bilgi versin, toplumu aydınlatsınlar. Ateist toplumlar gördünüz Rusya’da, Çin’de; ruhsuz, sevgisiz, neşesiz, insan sevgisinden nasibini almamış, içine kapanık, sürekli intihar eğiliminde olan, acı çeken, kavgacı, şüpheci, sevginin gerçeğini bir türlü kavrayamayan robot gibi nesiller türemesine sebep oldu. Allah sevgisinde aşkı öğrenir insanlar, tutkuyu öğrenir, derin sevmeyi, derin düşünmeyi, akıllı yorum yapmayı, makul, tutarlı olmayı, dengeli olmayı, affedici olmayı. Olaylara makul bakmak son derece önemli. Mesela ben internete giriyorum; o ona hakaret ediyor, o ona hakaret ediyor. Yani makul, dengeli izahlara nadir rastlıyorum. Basının da bu konuda çok titiz davranması gerektiği açık.
SUNUCU: Evet inşaAllah. Oktar Bey bir haber gösteriyorsunuz ama nedir içeriği?
OKTAR BABUNA: Evet New York Times’da çıkan yine bir yazı. “Yaratılışçılık” diyor, İslam dünyasında ortaya çıktı”. Yine Hocamızdan bahseden uzun bir yazı.
ADNAN OKTAR: Hangi gazete bu?
OKTAR BABUNA: New York Times.
ADNAN OKTAR: New York Times. Evet. Onbinlerce haber çıktı böyle maşaAllah. Önce önemsemiyor gibi yaptılar ama baktılar ki içten içe dünya gidiyor, Darwinizm de gidiyor. Her şey yerle bir olmaya başladı. En iyisi bağıralım demeye başladılar. Bağırmak nefes açar, bağırsınlar. Ama bu gerçekleşecek ve gerçekleşti inşaAllah. Bunu durdurmanın mümkünü yok inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Ben sadece birkaç örnek verdim ama onbinlerce haber var. Bakın bu da Herald Tribune gazetesinden. Dünyanın en büyük gazeteleri bunlar. Bunlar hep çok yakın zamanda çıkan hatta son birkaç gün, geçtiğimiz günlerde çıkan haberler. “Bilim ve imanın birleşmesi” başlıklı.
ADNAN OKTAR: Herald Tribune.
OKTAR BABUNA: Evet bu da Herald Tribune gazetesinden. New York Times, Herald Tribune, Washington Post.
ADNAN OKTAR: Ne anlatıyorlar?
OKTAR BABUNA: Sizden bahsediyorlar Hocam. İslami Yaratılışçılığın bütün dünyayı kapladığını, Darwinizm’i ortadan kaldırdığını.
ADNAN OKTAR: Türk basını eskiden yabancı basında benimle ilgili bir haber çıktı mı müthiş heyecanlanıyorlardı. Çok nadir çıkıyordu, çıktığında da muazzam heyecanlanıyorlardı. Şimdi her gün çıkıyor, yapacakları da bir şey yok tabii böyle. Sadece seyrediyorlar şu an.
SUNUCU: Sizin yurtdışı bağlantılarınız da çok büyük ilgi görüyor değil mi efendim bildiğim kadarıyla? MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet elhamdülillah. Şimdi misafirim vardı değil mi?
OKTAR BABUNA: Haham, Sanhedrin hahamı.
ADNAN OKTAR: Sanhedrin hahamı misafirim vardı. İki günden beri bizdeydi yarın sabah gidiyor. Çok sevimli bir şey. Onunla konuştuk, dedik Tevrat’ın hükümleri de, helaller ve haramlarla, Kuran’ın helalleri ve haramları çok benzer birbirine. Onları ispat ettim, ayetlerle gösterdim. Mesela insan öldürmek, zina yapmak veyahut hırsızlık yapmak yahut değil mi, ona benzer diğer helaller, haramlar, birçoğunda tamamen ittifak halindeyiz dedim. Onları anlattım, çok hoşuna gitti, bayağı değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet maşaAllah. Hz. Süleyman’ın mescidinin yapılacağını söylediniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bugün nereye gittiler? Hangi camiye gittiler?
OKTAR BABUNA: Sultanahmed Camii’ne.
ADNAN OKTAR: Sultanahmed Camii’ne gitmişler. Namaz kıldı değil mi orada?
OKTAR BABUNA: Namaz kılmış orada evet, namaz kılmış.
ADNAN OKTAR: Orada Müslümanlarla beraber namaz kılmış. Ben diyor, Kuran’ın hak olduğunu biliyorum diyor. Hak Kitap olduğunu biliyorum diyor inşaAllah. Ama tabii kendi inancına göre ben Tevrat’ı korumakla mükellefim diyor, Allah bana bu görevi veriyor diyor Musevi olarak diyor. Tabii inancına saygı duyuyorum. Bir şey demiyorum. Ama hakikaten çok sevgisi var Müslümanlara karşı, bizlere karşı çok sevgisi var. Şimdi önümüzdeki günlerde topluca bir gelecekler. Bunu geçici olarak önden bir göndermişler ama yetkili olarak geliyor o Sanhedrin yetkilisi olarak geliyor. Yarın da Froman geliyor değil mi? Çok sevimli o. Onu canlı yayına çıkarabilirim belki. Süper sevimli bir şey, inşaAllah.
SUNUCU: Türk İslam Birliği’ne ılımlı yaklaşıyorlar değil mi efendim aynı zamanda?
ADNAN OKTAR: Froman zaten hemen olsun diyor Türk İslam Birliği. Hemen olsun diyor. Bizim kurtuluşumuz orada zaten diyor. Çok açık söylüyor.
OKTAR BABUNA: Bunu Amerika’da da Obama’ya ve Beyaz Saray’a anlatmış Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet Obama’yla görüşmüş. Ona anlattım bu konuyu diyor. Türk-İslam Birliği’ni destekleyin, bütün bölgenin kurtuluşu bununla olur dedim diyor. Bunu anlattım diyor. Ben Obama’nın yardımcılarıyla konuştum, ben de konuştum, telefonla görüştüm.
OKTAR BABUNA: Din danışmanıyla.
ADNAN OKTAR: Din danışmanıyla görüştüm. Çok ilgiyle izledi, çok dikkatle izledi. Türk-İslam Birliği’ndeki şu anki gelişmeler zaten Amerika’nın hoşuna gidiyor. Yani ılımlı, sevecen, affedici, şefkatli, merhametli, modern bir yapının olacağaını ve Mehdiyet’in bunu getireceğini biliyorlar. Yani onlar da aslında Mehdi’nin zuhurunun farkındalar. Onlarda aslında Mehdi’nin zuhurunun farkında biliyorlar yani, CIA’in laboratuarlarında bu konular çok güçlü analiz ediliyor, bütün hadis kitaplarını inceliyorlar, Kuran’ı inceliyorlar, harf harf Kuran’ı tespit ediyorlar yani Kuran’ın dediklerinin doğru olduğunu onlar biliyor o yüzden onlarda Kuran’a karşı bir hayranlık var. Yani Bush’da da öbürlerinde de üslup olarak bu görülüyor. Ama Mehdilik inancının sevgi dolu olduğu, şefkat dolu olduğunu daha yeni anladılar. Bu konuda kuşkuları vardı. Şu an o kuşkuları bayağı dağıldı inşaAllah. Barış getireceği sevgi getireceği iyilik güzellik getireceğine kanaatleri gelmeye başladı inşaAllah. Gerçi biraz evanjeliklerden birkaç arkadaş direniyor ama onların da pek direnecek halleri kalmadı. Müslümanları onlar Deccal ordusu olarak tanıtıyorlardı, ben de çok hata yapıyorsunuz dedim, çok çok büyük hata yapıyorsunuz. Masonların oyununa geliyorsunuz dedim. Çünkü Hıristiyanlarla Müslümanları birbirine kırdıracaklar ateizmi dünyaya hakim edecekler. Çok kolay bir plan, sen dur burada alet oluyorsun dedim özetle, ama Müslümanlar dünyadaki ekonomiye hakimler dolayısıyla Tevrat, İncil’de de bu şekilde tarif ediliyor Deccal yani dünyadaki ekonomiye hakim olacak diye belirtiliyor dediler. Kardeşim dedim %90’ına hakim dedim masonlar. Tabi Müslüman olsun, Hıristiyan olsun, Musevi olsun haham değil mi masonlar dünyadaki ekonominin yüzde 90’ına hakimler. Öyle deyince o teorisi de yıkılmış oldu ama tabii anlatmaya devam edeceğiz.
SUNUCU: MaşaAllah Allah razı olsun. Çünkü bu bilgiler verilmedikçe bunlar anlatılmadıkça insanlar bu bilgileri o insanların tabiri caizse safsatalarına inanıp bir kin bir düşmanlık besleyeceklerdi. O yüzden Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, tabii kafalarını bir ara Suriye’ye taktılar, İran’a hatta Türkiye’ye yani Deccal ordusu olarak Hıristiyanları inandırırsan bunun sonucu nereye varır. Kan gövdeyi götürür Allah esirgesin.
SUNUCU: Nitekim Irak’ta Afganistan’da çok üzücü olaylar yaşandı. Değil mi?
ADNAN OKTAR: Mesela o geçen günleri o vatandaşı Afganistan’a göndermeye kalkmışlardı asker o da bütün milleti vurmuş.
OKTAR BABUNA: Amerika’da doktor.
ADNAN OKTAR: Ama fotoğrafına baktım akli dengesi yerinde değil Allahualem yani böyle şizofren görünümlü normal bir şey değil. Dengeli bir insana benzemiyor yani tam tipik Amerikan sapığı hani olur ya buzdolabında kedi kafası falan bulunuyor öyle tipler korku filmlerinde oluyor. Tam öyle bir tipe benziyor. Onu Müslümanlara mal etmeye kalktılar, ben ona da cevap verdim ya kardeşim bunları siz eğitmiyor musunuz özetle. Darwinist materyalist yetiştirmiyor musunuz işte Darwinizm’in adam da gereğini yapmış oluyor kendi kafasına göre kendi inancına göre yani Müslüman’ım yazması önemli değil ki adamın gerçek dini Darwinizm, gerçek dini materyalist yani nüfus cüzdanında yazmasına akılları tabii halbuki kalbindeki ağzındaki din esastır. Gerçekten inandığı dinin üzerinde durmak lazım değil mi? O teknik olarak yazılıyor adam o Müslüman yazıyor birçok insan mesela birçok ateistin cüzdanında Müslüman yazıyor ama adam ateist.
SUNUCU: O doğduktan sonra nüfus cüzdanına yazılan adı soyadı gibi ibare.
ADNAN OKTAR: Onun için teknik pek akılcı bir üslup değil işte yazıyor bitti olmaz.
SUNUCU: Bir de bilinçli yapan bir kesimde olduğunu düşünüyorum siz ne dersiniz bilmiyorum ama yapılan her saldırının ardında bir Müslüman grubu suçlama eğilimi. Bir dönem mesela nerede patlama nerede saldırı olursa hemen bir Müslüman topluluğu suçlama eğilimi vardı.
ADNAN OKTAR: Aslında o oyunu çok geliştireceklerdi ve dünya çapında da yaygınlaştıracaklardı. Bizim içimizdeki bir kısım avanaklar o kafayı destekliyorlardı o mantığı. Yani asma, kesme doğrama kafasını destekliyorlardı. Dolayısıyla onların dediği doğru çıkaran teorik izahlar yapacaklardı onlar da pratiğini yapıyorlardı. Bakın görüyorsunuz diyeceklerdi hristiyan alemine, bunlar zalim kan dökmekten başka bir şey düşünmüyorlar. İşte Deccal ordusu bunlar, İncil’in hükmüne göre biz bunları yok edelim diyeceklerdi. Ama biz çıktık kardeşim dedik siz bir oyun oynuyorsunuz. Mason dünya hakimiyeti için, Müslümanları ve Hıristiyanları birbirine düşürmeye çalışıyorsunuz. Bu masonların bir oyunu dedik ve bütün katliamları yapanlar; Marksist, Darwinist, materyalist eğitimden geçmiş adamlar. Bu doğru mu? Doğru. Mesela Mısır’lı Nazmi bilmem kim mesela Çemşit farzedelim. Bir bakıyoruz İngiltere’de eğitim görmüş. Darwinist, materyalist eğitimden geçmiş. İngiltere diskolarında yaşamış, oralarda adam pratikte yapmış. Ee. Sakal bırakmış müslüman olmuş. O sizden. Yani Darwinist ve materyalist. Anlaşıldı mı? Dini Darwinist olan adamı oturup bize Müslüman diye göstermek, olmaz. Materyalistse materyalist diyeceksin. Materyalist Darwinist bir kişi diyeceksin. Geçmişi işte Fas’da doğmuş, doğsun. Ne fark eder? Fas’da doğmuş olması. E doğsun ne fark eder? Fas’da doğmuş olması onun Müslüman olduğunu göstertmez ki. Eğiten sen değil misin? Senin şeytani tapınağında o eğitimi görmedi mi? Sen ona Allah’ın olmadığını haşa anlatmadın mı? Ateist, materyalist yetiştirmedin mi? Değil mi? Çelişki melişkilikten böyle düşüncelerle, tez anti-tez inancıyla, işte güçlü olan zayıfı yok etmeli. Ancak böyle medeniyet yükselir diye eğiten sen değil misin? Adam da işte o inandığını yapıyor. Sen bir din kurmuşsun; o dinin kurallarını adam yapıyor o kadar. Yani Lenin de bir nevi şeytani bir elçiydi. Yani şeytani bir vazifeliydi. Bakıyoruz kitapları, bir ara uygun olursa getireyim Lenin’nin kitaplarını. Açıkça yazıyor. Gidin askerleri öldürün, polisi öldürün, bankaları soyun, terör estirin, bombalayın diyor. Dehşet saçın etrafa diyor. Proletarya diktatörlüğü kuruluncaya kadar buna devam edin diyor. Üstelik Proletarya diktatörlüğü, bu diktatörlük de zaten insanlara tam anlamıyla hayvan muamelesi yapılıyor zaten. Proletarya diktatörlüğü adı üstünde. Yani muazzam zulüm sistemi. E ondan sonra diyorlar biz komünist aşamaya geçeceğiz diyor. Kominist aşamada ne olacak diyorsun. Aile kalkacak, ahlak kalkacak diyor, din kalkacak. O zaman? Eşek sürüsü gibi olacak bir kısım insanlar o zaman. Aynı eşek sürüsü yani istediği bu. Ki o bile masum yani eşekler de masum orada daha da anormal bir şey olmuş oluyor. Çünkü Allah ayette diyor “Onlar hayvanlar gibidir, hatta hayvandan daha aşağıdırlar” diyor. Hayvan masum. Eşekler çok sevimli varlıklar inşaAllah. Onlara da çok zulüm ediyorlar. Konudan konuya geçiyorum da; eşekler çok tatlı hayvanlar acayip sevimliler. Mesela ben eskiden görürdüm böyle dedemin köyüne giderdim yahut başka yerde de mahallemizde falan da görürdüm. 90 kiloluk herif, hayvan da incecik bir şey küçücük. Üstüne biniyor hayvanın bacakları ayrılıyor. Yalnız eşek senin üstüne binsin götürsün. Yani hayvan senin üstüne binsin, koskoca herifsin sen hayvanı ne oturup eziyorsun hayvanın gözleri dışına çıkacak, bacakları ayırılıyor, daha hala böyle. Birde eziyet ederek bir şey batırarak, dürterek hayvana eziyet ederek hızlanmasını sağlıyorlar. Mesela bu da çok büyük bir zulüm.
SUNUCU: Ve de günah değil mi aynı zamanda?
ADNAN OKTAR: Tabii çok büyük günah. Mesela ben biliyorum yani görmüştüm; bu öküzleri falan yani sığır cinsi. Bunlar hayvanları hızlandırmak için uzun bir sopanın ucuna sivri bir demir parçası takıyorlar yani çivi parçası. Onu hayvana batırıp hızlandıracak yani bu korkunç bir rezalet bu.
SUNUCU: İşkence yapıyorlar yani.
ADNAN OKTAR: Hayvanın poposu delik-deşik oluyor, muazzam rezalet bu. Böyle iş olur mu? İnanılır gibi değil. Yani konu, eşekler de çok şeker hayvanlar bayağı sevimliler. Ama yani Allah onun için söylüyor; hayvanlardan da daha aşağıdırlar diyor onun içn hayvana da benzetemiyorum yani. İnşaAllah.
İşte bu kafayı biz engelledik. Yani böyle bir mantığı engelledik. Müslümanları yavaş yavaş her yerde kıyacaklardı. Mesela Suriye’de anarşistler var diyeceklerdi, bak bomba patlattılar bilmem ne yaptılar, işte Türkiye’de de anarşistler çıktı her yeri bombalıyorlar diyeceklerdi. Bilmem nereyi, her yeri işgal etmemiz gerekiyor. Barışı temin etmek için biz buna milli çıkarlarımız için mecburuz diyeceklerdi ve Avrupa ve Amerika. Bütün İslam alemini yerle bir ettirmeyi düşünüyorlardı. Biz bu yanlışlığın mantığını çok kapsamlı anlatmış olduk ve şu an bunu iddia edemiyorlar. Mesela dinsizler eskiden çok göğüslerini gere gere çok pervasızdı Darwinistler de. Bakın diyor ki; maşaAllah şahane Taner Ediz herhalde bir de yabancıların da yine aynı şekilde yorumu “yetmişlerde” diyor “yetmişbirlerde” diyor, “yaratılışçılığı bahsetmek tahayyül dahi edilemezdi” diyor. Yani tahhayül dahi edilemezdi diyor yani ağzına dahi insanlar alamazdı diyor. “Şimdi tam tersi oldu” diyor. Yani Darwinizm’i savunmak şimdi Türkiye’ de diyor. Kim sebep olduysa Allah ondan razı olsun, kimler sebep olduysa inşaAllah.
SUNUCU : Bu sebep olan insanlardan en başta olan sizsiniz efendim, sizden Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah Allah vesile etti.
OKTAR BABUNA: Tek kişi maşaAllah, Allah razı olsun, elhamdülillah.
SUNUCU: Çünkü zaman zaman ben bireysel olarak da şuna da dikkat ediyorum; bizim programlarımızda konuştuğumuz konuları, sizin verdiğiniz bilgileri hiçbir şekilde ben başka bir programda denk gelmiyorum, görmüyorum da. Bu aslında çok da acı da bir şey. Yani Müslümanım diyen insanın Türk-İslam Birliği’nden bahsetmemesi, İslam birliğine dair çok güzel gelişmeler oluyor maşaAllah, bunlardan sevinerek, övgüyle bahsetmemesi ne kadar acı. Mehdiyet döneminden Müslüman olan bir insanın Mehdiyet döneminden bahsetmemesi, kitleleri bilgilendirmemesi çok acayip, değil mi?
ADNAN OKTAR: Şimdi bu konuda Müslümanları ben uyarmak istiyorum. Mesela, dindar alim Hoca diyor. Ağzına hiçbir şekilde İslam’ın dünya hakimiyetini almıyor. Türk-İslam Birliği’nden bahsetmiyor. Ve bu yüzyılda hemen olması için dua edip, gayret edip, etrafındakileri şevklendirmesi gerekiyor. Bunu yapmaması dinen günahtır ve suçtur. Bunu yapmayan bir insana alim ben demem. Alim olmakla alakası yok. İslam alimi değildir, başka bir şeydir o. İslam alimi dememiz için Kur’an ahlakının hemen dünyaya hakim olmasını istemesi gerekir. İstemiyorsa hastadır o insan. Din alimi diyemeyiz o kişiye,başka bir şeydir. Yani net ölçüdür bu, çok açıktır. Ben böyle insanlara nasıl saygı duyuyorlar, nasıl alim diye bunlardan bahsediyorlar, ben buna şaşıyorum. Madem Kur’an-ı sen savunuyorsun niye dünyaya Kur’an ahlakının hakim olmasını istemiyorsun sen? Niye barışın, sevginin, insancıllığın, sevecenliğin değil mi aşkın, muhabbetin, sanatın, estetiğin, güzelliğin hakim olmasını istemiyorsun? Niye bundan bahsetmiyorsun? Bir çıkıyorlar mesela alim diyor. Kavga, bütün millet televizyonunu açıyor, açın televizyonu kavga var diyorlar büyük heyecanla herkes birbirine telefon haber veriyor. Kavga seyrediyorlar, yani Müslümanın programında İslam’ı anlatan bir programda kavga olur mu ? Böyle rezalet olur mu? Tabi. Laf oturtma, laf sokma, eyeşme, kinayeli konuşma, hakaret, ters ifadeler, birbirini tersleme, mahcup etme, enaniyet, kibir, büyüklük, azamet, yani Müslümanın asla yapmaması gereken tavırları gösterip çok kötü örnek oluyorlar. Bir de onu İslam ve din adına yapıyorlar, o da çok şaşırtıcı.
Sorularımız neler var?
SUNUCU: Evet, Bolu’dan bir izleyicimiz demişler ki, “Hocam Washington Post gazetesinde çıkan habere yer veren Vatan gazetesi Türkiye’deki evrimcilerin yakınmalarını haber yapmış. Evrimciler sizin sayenizde Yaratılış inancının hızla yayılmasından, evrim teorisine inanan kimse kalmadığından ve insanları evrime inandırmaya çalışmanın zorluklarından bahsediyorlar. Hocam, Allah razı olsun evrim teorisinin geçersizliğini tüm dünyada ispatladınız” demiş.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bir kısım Müslümanlar da “ya”diyorlar, “dünyada evrim teorisi mi var?” diyorlar. Doğru da, kim yıktı? Sen kafanı kuma sokuyordun, uyuyordun, değil mi? Bir de “bu konuyu hiç gündeme getirmeyelim, zaten öyle bir teori yok ki” diyor. 71’lerde bu konu tahayyül dahi edilemiyordu, yani Yaratılış konusu, insanlar tarafından tahayyül dahi edilemiyordu. Hatta bunu kendileri söylüyorlar. Her yere hakimdi ve bütün İslam ülkeleri dinsizlerin kontrolüne geçmişti. Irak, Suriye, değil mi, Yemen, hep komünistti. Hatta Libya, Fas, Tunus, Cezayir, değil mi? Mısır, Nasır döneminde, değil mi, sosyalistlerin kontrolündeydi?
OKTAR BABUNA: Evet evet, sosyalistlerin kontrolünde.
ADNAN OKTAR: Ve birçok Müslümanı kitleler halinde astılar, muazzam zulüm yaptılar. Halen de devam ediyor birçok yerde. Dolayısıyla Türkiye’de ve İslam alemindeki Darwinizm’in yok olmasının nedeninden haberleri yok. Sadece başlarına kuma sokar gibi, hiç ilgilenmeyince yok olacağını zannediyorlar. Böyle bir şey olmaz. Hızla gelişir, yani mikrop vücuda yayıldıysa, değil mi, ona ilaç vermedin mi hızla gelişir. Hatta daha da akılsızca bir şey diyor ki, “Darwinizm’den bahsettiğin için, Darwinizm ortaya çıkıyor “ diyor “eskiden Darwinizm mi vardı?” diyor. Sen sokağa çıkamayacak hale gelmişsin. Irak’ta kitleler halinde Müslümanlar ölüyor, Afganistan’da kitleler halinde öldürülüyor, Mısır, Filistinlileri yurduna sokmuyor. Adamlar canhıraş kendilerini kurtarmak için girmeye çalışıyorlar, sokmuyor. Ve çok fazla sayıda, binlerce Müslüman, Mısır’da asıldı. Kim astı bunları? Darwinist, materyalistler astı. Sosyalist, komünistler astılar. “Nerede var?” diyor. İşte git gör orada, nerede olduğunu öğren. Yani böyle cahilce, bakıyor hani bileğini bükemiyor, Darwinistleri ezemiyor, “ne yapalım?” diyor, “en iyisi hiç ağzımızı açmayalım, konuşmayalım” diyor. “O kendiliğinden yok olur,” diyor. Kendiliğinden yok olmuyor, iflahını kesiyorlar senin o zaman. Değil mi?
SUNUCU: Evet doğru.
ADNAN OKTAR: Aslan gibi üstüne çökeceksin, söke söke yerle bir edeceksin, çözüm budur, bizim yaptığımız da bu. İnşaAllah.
SUNUCU: MaşaAllah. Evet yoksa az önce belirttiğiniz gibi bu insanlar yayılmaya ve Müslümanları hakikaten böyle barbar göstermeye devam edeceklerdi ve birçok yerde de, Allah korusun, başarılı olacaklardı, değil mi?
ADNAN OKTAR: Aslında plan oydu. Yani 2000’lerden sonra Müslümanları dünyadan kazıyacak bir çalışma yapacaklardı. 1999 yılından itibaren. Metafizik çok büyük olaylar oldu 99’da. Ondan sonra bütün olaylar tersine dönmeye başladı. Yani 99’dan itibaren Müslüman dünyada bırakmayacak bir plan yapmışlardı. Hem içerde, hem dışarıda. İçerden iddia edilen Ergenekon Örgütü, 3 milyon kişiyi fişlemişti Türkiye’de. Nerede Türk milliyetçisi, nerede Müslüman alim var, nerede dindar var, en başta da ben geliyorum tabii, listenin başında, iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün listesinin başında. Ve bizim internet sitesini de izlemeye almışlardı zaten. İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün bir özelliği olarak. Kardeşim izle izle de kafan açılsın, o kafandaki paslar bir silinsin. Tabii yani hepiniz izleyin. O kafanızdaki kemikleşmiş, o taş kafa kafanız biraz açılsın. Tam odun kafa oluyorlar bu iddia edilen Ergenekon Örgütü üyeleri. Yani taş kafa derler ya, odun, tam klasik kütük bunlar yani. Mesela dergiden, şuradan, buradan bir parça Darwinizmi okuyor, hemen inanıyor, “ya öyle mi?” diyorlar. İşte, “toplum güçlenmesi için mücadele gerekir, savaş gerekir, ne yapalım?, PKK’yı kuralım, Türk ordusu eğer savaşmazsa gücü gider”, kafasındalar, “Türk ordusunun nasıl savaştıralım? PKK oluşsun, iki taraf birbiriyle savaşsın, böylece iki taraf da güçlenir”. Darwinist kafa işte, yani komünist kafası. On binlerce evladımızı şehit ettirdiler. Güçlenmekle bunun ne alakası var? Güçlenmek imanladır, akılladır. Kanla, bombalamayla güçlenme olur mu? Bak iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün ahmaklıklarından bir tanesi. PKK’yı doğrudan bunlar kurdular. Tek amaç da çelişki teorisi onların, yani Darwinist teori. Güçlüyle zayıfın mücadelesi gerekir. “Eğer Türk ordusu güçlüyse, onları yenmesi gerekir” diyorlar ve “biz böyle bir mücadele ortamı meydana getirelim” diyorlar ve bu mücadeleyi yapıyorlardı. Allah’a şükür ki şu an derdest vaziyetteler, Allah durdurdu. Ama tabii ben bu yargılananları her zaman tenzih ediyorum. Çünkü yargılama süreci bitmeden böyle bir iddiada onlar için bulunmam. Ama dışarıda kalan zevat bu kafalar. Ve hepsi kemik gibi Darwinisttir. Bu kadar güçsüz kalmalarının nedeni de odur, darwinizm konusunda yenilmesidir iddia edilen Ergenekon örgütünün. Yani mesela Ahmedinejad da dedi ki geçen gün konuşmasında, televizyonda, bu Türkiye’ye geldiğinde, yok Türkiye’ye geldiğinde değil, gelmeden önce.
OKTAR BABUNA: NBC’deki konuşmasında.
ADNAN OKTAR: NBC’deki konuşmasında, evet. “Onların” diyor, “dünyadaki, materyalist dünyanın teorileri yerle bir oldu” diyor. Ama kim yaptı? Tabii onu söyleyemedi, resmi açıklama olduğu için. Onların kaç tane teorisi var? Bir tane teorisi var. Darwinizm var. Kim yıktı? Kim yok etti? Kim vesile oldu? Malum.
SUNUCU: Siz vesile oldunuz maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Elhamdülillah, o inkar edilecek gibi değil. Mesela Ahmedinejad’ı da oyuna getirmişlerdi ilk önce. Dedi ki “İsrail’i yerle bir edeceğim”. Mesela, Hıristiyanlar, işte Türkiye’deki kişiler de işte “onları pırasa gibi doğrayacağım” düşüncesi. Şimdi bakın, Müslümanları birbirine kırdıracaklar, geri kalanını da Hıristiyanlara kırdıracaklar, Hıristiyanları da Müslümanlara kırdıracaklar, kafayı görüyor musunuz? Geriye materyalistler kalıyor.
Başka ne haberlerin var, Oktar?
OKTAR BABUNA: Hocam bütün dünya basınında habersiniz zaten şu anda.
ADNAN OKTAR: Hayır, yani anlatacağın var mı bir şeyler?
OKTAR BABUNA: Virüslerden bahsetmem uygun olur mu?
ADNAN OKTAR: Tamam bahset.
OKTAR BABUNA: Virüsler çok ilginç canlılar, Allah’ın yarattığı, hakikaten. Canlı özelliği göstermiyor virüs, kendisi. Şundan dolayı göstermiyor, canlı hücresinin sahip olduğu organellerden yoksun. Mesela enerji santralleri yok, protein fabrikaları yok, protein imal etmiyor, ondan sonra depolayamıyor, üreyemiyor kendi kendine. Sadece genetik materyali var, yani ya bir DNA’sı bulunuyor ya da ona benzer olan RNA molekülü bulunuyor ve bir protein kılıfından oluşuyor. Bakın burada görüyorsunuz grip virüsü, bir protein kılıfı var böyle gördüğünüz gibi, yapısı. Bunlar da burnumuzun içindeki minik tüycükler. Kendisine yerleşecek bir zemin arıyor. Fakat o kadar akıl alameti gösteriyor ki çok ilginç, bir hücreye gidiyor, hücrenin üzerindeki alıcılar var. Onlara anahtar kilit gibi bağlanabiliyor. Virüsün çok önemli bir özelliği bu. Mesela grip virüsü ya da soğuk algınlığı virüsü, nezle yapan virüs, burnumuzdaki o hücrelerin üzerindeki alıcılara bağlanabiliyor. Başka yerde olmuyor bu çünkü sadece orada yapıyor ya hastalığı, sadece oraya bağlanabiliyor ve içindeki, virüslerin özelliği, içindeki bu genetik maddeyi hücrenin içerisine enjekte ediyor. Bu genetik madde de gidiyor, hücrenin kendi DNA’sının içerisine yerleşiyor. Bakın kısacık bir DNA’sı var, ya da RNA’sı, oraya yerleşiyor ve orada kendi kendini kopyalattırıyor. Çünkü kendi kendini kopyalayacak enzimler de yok, robot molekülleri de yok içerisinde. Ve böylece üremeye başlıyor. O hücreleri tahrip ediyor ve hastalık meydana geliyor. Fakat Allah buna karşılık da bizim vücudumuzda çok özel silahlar yaratmış.
SUNUCU: Bağışıklık sistemimiz, değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet bağışıklık sistemimiz. Antikor deniliyor işte bunlara. Bunlar böyle bir füze gibi, gidiyor o virüsün, fakat o kadar yapısı o virüsü tanıyacak şekilde olduğu için, gidiyor virüsün üzerine bağlanabiliyor ve onu tahrip edebiliyor. Bakı burada tabii muazzam bir, tek bir Yaratıcının olduğunu ispatlıyor bu, delil delil. Neden? Bu virüsün bağlanıcağı hücrenin üzerindeki alıcı anahtar kilit virüsü uygun, ona bir kere yapışıyor içersine kendi genetik maddesini bırakıyor. Bu bir akıl gerektiriyor. Yani genetik maddesini başka bir hücrenin genetik maddesine ekleyip kendi kendini çoğaltmak ne demek? Kendi kendini çoğalttırıyor, bağışıklık sisteminde ama bunu tanıyabiliyor, anahtar-kilit gibi o ona uygun, o da onu tahrip ediyor ve hastalığı geçiriyor. Bu Allah’ın yaratma sanatı.
SUNUCU: Virüs, grip virüsü demişken biraz domuz gribine ilişkin de görüşlerinizi almak istiyorum. Halk bu konuda bir ikilemde kaldı, malum aşı konusu kamuoyunu çok meşgul ediyor, aşı olsak mı olmasak mı, bu hastalıktan nasıl kurtulabiliriz, bir korku kapladı öldürücü olması sebebiyle. Neler söyleyeceksiniz efendim? Bunlar tabi belirli dönemin, zaman zaman da konuşuyoruz ama Mehdiyet döneminin alametleri diye de bahsediyorsunuz, biraz ayrıntısını alabilir miyim sizden?
ADNAN OKTAR: Geçen gün Hülya Avşar’ın programında Ömer Çelakıl benim anlattığım bu konuyu aynısıyla nakletti, aynısıyla anlattı. Fakat benim anlattıklarımın bir kısmını eksik anlattı, Mehdi (a.s.) konusu vardı onu anlatmadı. O normal, çünkü yeni bir konu çıkmasın diye yani onu savunma konumunda olmamak için yapmamış olabilir. Çünkü o konuya girmiyor genelde, sadece bu konuları anlatıyor ama öbür türlü de mantığı kalmamış oluyor o zaman yani ahir zamanda bir vakitte bir hastalık çıkacak, bunun bir anlamı yok ki! Her zaman çıkmış çünkü hastalıklar, salgın hastalıklar her zaman olmuş, grip salgımları her zaman olmuş. Bu vakitte olmasının bir fevkaladeliği olması gerekir. Yani 2009’da olmasının bir fevkaladeliği olması lazım. Bunun fevkaladeliği Mehdi’nin çıkış alameti olmasıdır, o yönden bu çok önemlidir. Bunu söylemesi gerekirdi aslında Ömer Hocamız. Çok değerli bir insan Ömer, çok efendi. Bazen böyle dini konularda kendini yeterli gören bazı kaşarlar oluyor, çocuğun üstüne gidiyorlar böyle bağırıyorlar, çağırıyorlar kendilerince korkutmaya çalışıyorlar ama o da çok kişilikli maşaAllah hepsine tek tek cevaplarını veriyor.
SUNUCU: Çok sakin bir üslubu var.
ADNAN OKTAR: Evet sakin. Onların tabii kaşarlığına karşı onun efendiliği de güzel bir zıtlık meydana getiriyor o da bir ders olmuş oluyor insanlara. Yani kaşar Müslüman tipinin ne kadar itici olduğunu, ne kadar aşağılık olduklarını efendi ve terbiyeli Müslüman modeliyle ne kadar güzel olduğunu, ne kadar dengeli ve tutarlı olduğunu da Müslümanın göstermiş oluyor. Ona iyi bir fırsat oluyor yani güzel ahlakı göstermek açısından da güzel bir fırsat olmuş oluyor. O yönüyle güzel oldu. Hülya da sevimli canıyla böyle, minik canıyla heyecanlı heyecanlı soruyordu, heyecanlandı o. Ahir zaman, imani konu onlarda çok, böyle heyecanla konuları izliyen bir tip. Tabii baştan sona kadar izlemedim ama ben bir kısmını izledim. Mühim olan kısmı, Mehdi’nin zuhur alameti olmasıydı. Bakın Peygamber Efendimiz iki hastalık zuhur edecek diyor, ikisi de birbirine benzer diyor bu çok önemli. Burun akıntılı bir hastalıktır diyor ve ikisi de hayvanlardan kaynaklanacak bu hastalıkların diyor. Biri kuştan biri domuzdan kaynaklanıyor. Mehdi devrinde başlıyacak ve artarak devam edecektir. Ne zamana kadar? Mehdi’nin zuhuruna kadar. Harika yönü budur işte. Mehdi’nin zuhuruna kadar. Mehdi zuhur ettikten sonra Allah, hastalıkları ve üzüntüyü ümmetin üzerinden kaldıracak diyor. Bakın o da harika, hastalık devam ederken durduk yere salgının durması, yani bakın durduk yere salgının başlaması çok acayiptir. Çünkü bu virüs nerede duruyordu da birdenbire ortaya çıktı? Ortaya çıktıysa neden birden geriye çekiliyor? Bakın Mehdi devrinde de geri çekilecek, Mehdi’nin zuhuru zamanında. Bu iki harikalığı vurgulaması gerekiyordu. Mehdi devrinde zuhur etmesi ve Mehdi’nin zuhuruyla yani ortaya çıkmasıyla da hastalığın dünyadan ayrılması, çekilmesi yani görevini bırakması. Bu çok harika bir olaydır. Bu oluşacak yani insanların, mesela diyorlar ki neler olacak. Allah-u Alem bu olacak, bunu söylüyorum. Bu aşamasıyla kalmıyacak bu hastalık, bir-iki-üç-dört-beş aşamalı bir aşamaları olur bunun. Yani çeşitli ataklara geçecek göreceksiniz. Yani daha da büyük ataklar yapacaktır. Yani atakları durmaz. Mehdi’nin zuhuruna kadar da devam edicektir atakları. Ama hastalığa karşı tedbir alınması konusu ayrı, onu geçen gün ben çok detaylı anlattım, aynısını Başbakanımız da geçen günler söyledi. Benim söylediklerimi 3 gün sonra falan Başbakan aynısını söyledi. Ben rica etmiştim zaten buna açıklayın diye, bu konuyu vurgulayın diye rica etmiştim. Allah razı olsun o da vurguladı, ama şimdi bir kere en kaliteli aşı hangisidir? Bunun vurgulanması lazım. Mesela sprey olan mı öbürü mü, şu mu bu mu? Dünyadaki en kaliteli aşı hangisidir. Dünyanın hangi ülkelerinde en geniş çaplı hangi aşı kullanıldı, Amerika’da ve Avrupa’da hangileri kullanıldı? Bir kere kaliteli olanı tesbit etmiş olacağız bir. İkincisi bunun yan etkilerinden kimler muzdarip oldu. Mesela şu kadar kişi şöyle rahatsızlık geçirdi, şu kadar kişi şu, şu kadar kişi şu. Bunu Bakanlığın bize açıklaması lazım. Yani bu bilgiye ulaşmaları lazım. Alerjik bünyelerde ne yapıyor, normal bünyede ne yapıyor, hepsini açıklamaları lazım. O zaman konu netleşir.
SUNUCU: Evet, bu konu çok önemli. Kısa bir aranın ardından, Efendim sözünüzü kesiyorum ama mecburen arkadaşlarımız işaret ediyorlar. Kısa bir ara vermemiz gerekiyormuş. Evet kısa bir aranın ardından bizler tekrar burada olacağız, bizden ayrılmayınız.
Kısa bir aranın ardından programımız devam ediyor. Evet Efendim, en son domuz gribinden bahsediyorduk. Bunun önemli bir alamet olduğuna dair bilgiler vermiştiniz.
ADNAN OKTAR: Tabii tehlikeli bir hastalık buna dikkat edecekler. Korunma tedbiri olarak protein mutlaka çok önemli, yani hayvani protein almaları gerekir. Belirli de olsa vücut savunması için o çok önemli. Sebze de vücut PH’ı için çok önemli. Yani sebze alınmadığında vücut direnci kırılır, öyle bir özelliği var insanın, yani sebze ve meyva mutlaka yemeleri gerekiyor. Üşütmek tehlikeli olur. Akşam yatarken de üstlerini kalın giyinsinler. Dışarı çıktıklarında da kalın giyinsinler. Bir de üzüntü ve korkular hastalığa çok zemin hazırlar yani vücut savunması kırılır. Yani üzüntüde ve korkuda, yani şiddetli sıkıntılarda vücut savunması kırılır bu tehlikelidir. Bir tek bu hastalık açısından değil diğer hastalıklar açısından da tehlikeli olur. Tevekküllü olacaklar, Allah’a tam teslim olacaklar, buna özen göstermesi gerekiyor vatandaşlarımızın. Ama bu aşı konusunda, mutlaka bu bilginin bir an önce vatandaşlarımıza verilmesi gerekiyor. Biraz vakit geçti daha hala bu bilgi gelmedi. Yani hastalığın yan etkileri kimlerde nasıl oldu. Yani bunun hemen bildirilmesi lazım. Yani yan etkisi olabilir de hiçbir etkisi görülmez insanlarda, yani bütün ilaçlarda yan etkilerden bahsediyor hiçbir şey de olmuyor. Ama bu aşıda ne oluyor? Mesela bazı kişiler baygınlık geçirmiş olabilirler, sakatlananlar, hastalananlar olmuş olabilir, bunlar önemli. Veyahut da hiçbir şey olmamıştır. Süratle bu bilginin Avrupa’da ve Amerika’da oluşan bilgilerin de Türkiye’ye hemen aktarılması gerekiyor. Bir de en kaliteli aşının kullanılması gerekiyor. Eğer sprey aşı varsa, yani bu tarz bir aşının kullanılması tabii ki çok yersiz. Bu konuda hemen bilgilendirme, yani daha kaliteli bir aşı varsa onun da hemen bildirilmesi gerekir. Çünkü Allah esirgesin vatandaşlar bir da kullanıldığında mesela büyük bölümünde ölümlere yada sakatlanmalara yol açarsa, bu çok ağır bir şey olur yani çok acayip bir şey olur. Ama tabii Allah’a tevekkül etmek lazım. Yani o kadar şey yapmaya gerek yok çünkü ölecek olan insan zaten mutlaka ölür. Yani o kurtulamaz. Sebebe sarılacak insanlar ama tedbir takdiri bozmaz. Yani illaki başka bir nedenden de olsa mutlaka ölür o insan.
SUNUCU: Şimdi, korunma tedbirleri olarak televizyonlarda basında yer alan şeyler, insanlarla tokalaşmayın, işte bizde çok bir selamlaşma yöntemidir, yanaktan öperiz bir misafirimiz geldiğinde veya biz bir yere gittiğimizde, bunlara tamamen dikkatli olun, sürekli telkinler geliyor. Bu biraz hani insanları birbirinden uzaklaştırmak değil midir, ona sebep olmaz mı?
ADNAN OKTAR: Yani elini uzattığında elini yukarı çekmek falan biraz tabii komik bir görünüm veriyor ama artık mecburen yapacaklar. Yani çünkü sağlık konusu bu, bu konuda özen gösterecekler ama işin doğrusu bu çözüm değildir. Yani birisi hapşırdıysa bir alanda o alan geniş çapta çok küçük partiküller şeklinde o virüsle dolar, yani ondan da kurtulamaz. Yani solumayla o mutlaka alır. Yani değil mi, tokalaşma şu bu falan pek etkili olmaz. Ayrıca tokalaştıktan sonra da eğer elini ağzına veyahut işte herhangi bir yere götürmezse yine bir şey olmaz. Çünkü tokalaşmasa dahi, mesela farzadelim herhangi bir cismi tutuyor bir kişi, gidip o adam oraya elini dokunduruyor oraya. Elini dokunduğunda, herhangi bir yere dokunduğunda yine aynı şeyi almış olur. Yani sırf insanın elinden eline bulaşan bir şey değil ki bu. Adam mesela tutulan herhangi bir yerin üstüne hapşırıyor, orası virüs kaplanıyor, o da gidip eliyle orayı tutuyor. Asıl buradan geçer. Yani asıl oradan geçecektir. Veyahut elbisesine sürünüyordur, elbisesi dokunur o da elbisesine elini sürer ağzına götürürse yine geçer. Dolayısıyla asıl vücudun dinç ve güçlü tutulmasıdır. Yani virüs bir şekilde gelir zaten. Yani ondan pek kurtulamazlar da, ama vücut direnci güçlü olursa hatta hastalığa hiç yakalanmadan dahi yenebilir vücudu. Tabii haberi bile olmaz yani, virüse yakalanır yani vücut hemen ezer onu, haberi bile olmaz veyahut hafif atlatabilir. Ama işte üzülmek, darılmak, küsmek, azap içinde yaşamak, gerilim içinde olmak; bizim vatandaşlarımıza ben bakıyorum büyük bölümü mü diyeyim yani yüzleri sapsarı ve çok bitaplar. Mesela geçen gün yine gittim İstinye Parka’a gittim, baktım yani dikkatlice bakıyorum yani neşeli insan var mı böyle sevinçli yani yüzü parlıyan bir insan var mı diye. Yani göremiyorum. Yani bir genel bir sıhhatsizlik hissediliyor. Çok üzüyor vatandaşlarımız kendilerini. Yani her şeye, bir kere sinirlenmek yeterlidir. Ama en vahimi sevgisizlik. Sevgisizlikten neşeleri kaçıyor. Sevgi insanı çok mutlu hale getirir, açar. Yani en güçlü gıdadır, bedenin en güçlü gıdası sevgidir. Yani hiçbir şey yemese bile, yemese içmese bile sırf sevgiyle müthiş sağlıklı olabilir insan, sıhhatli olabilir. Sevgisiz ne olacak, hiçbir şey olmayacak diyor. Oluyor işte, perişan oluyoruz, oksit sarısı oluyorlar. Bayağı bir kısmı öyle, çoğu öyle yani. Ağzında pas oluşuyor, bakışlarında canlılık yok, bir şey söylediğinde anlamada güçlük çekiyorlar, her şeye karamsar bakıyor, her şeyden korkuyor, birbirlerinden muazzam korkuyorlar. Mesela bakıyorum gözlerinde insanların birbirlerine karşı korku ifadesi var. Müthiş bir şüphecilik var, ama yani niye şüpheci oluyorsun da diyemeyiz çünkü haklılar yani. Çünkü dürüst insan o kadar çok olmuyor bazen bazı yerlerde. Samimi insan o kadar çok olmuyor. Onlar da haklı olarak korkuyorlar ve tedirginler, gerilim içindeler. O zaman işte milletimize sevgi dolu, şefkatli, Allah’tan korkan, Allah’ı çok seven, müsbet bakan, pozitif değerlendiren, her şeyi hayra yoran, her şeyde güzellik gören, etrafını ve kendini güzelleştirmeye çalışan insanlar olarak eğitmeliyiz. Mesela dün bir baktım ben, bakıyorum yani bakımsız ve perişan birçok insan. Bu illa yemekle de olma, yani az bir şey yemek insanı çok dinç yapar ama yemek etki etmiyor. Çünkü neşe yok, sevinç yok. Sürekli korkuyu yaşayan bir insan, sürekli güvensizliği yaşayan bir insan mutlu olamaz. Mutlu olamayınca da vücut hücreleri buna isyan ediyor. Pankreası ayrı rahatsız oluyor, mesela midesinde kasılma oluyor kramplar meydana geliyor midesinde, ülser meydana geliyor, mesela midesinde yanma -ekşime meydana geliyor. Mesela gözlerinde bakışlarında bozukluk meydana geliyor, mesela karaciğeri normal çalışmıyor, sindirimi normal çalışmıyor, kan çekiliyor vücuttan üzüntünün sebebiyle. Mesela sapsarı oluyor eli yüzü. Bu yazık günah değil mi bu kadar eziyete? Allah insana, şeytandan Allah’a sığınırım Cenab-ı Allah diyor ki ayette, Allah insanlara zulmetmez insanlar kendilerine zulmediyorlar diyor Allah. İnsanın kendine yaptığı zulmü hiç kimse yapmaz derler hani halk arasında vardır biliyorsunuz. Yani muazzam eziyet eder kendine. Her şeyden kuşkulanır. Yani baba, hatta diyorlar ya babana dahi güvenmeyeceksin. Kardeşim ne yapıyorsunuz siz ortalığı cehenneme çeviriyorsunuz.
Baba. O güvenilmiyecek babaları eğitsek de normal baba olsalar da güvenseler bu insanlar olmuyor mu bu insanlar? “Babana dahi güvenmeyeceksin.” O zaman kime güvenecek değil mi? Hiç kimseye güvenmeyeceksin diyor. O zaman bu insanlar nasıl yaşasın bu dünyada. Bakın görüyormusunuz Darwinist ve materyalist düşüncenin yaptığı tahribatı daha hala temizliyemiyoruz. Daha hala bu tahribatı düzenlemekle uğraşıyoruz, temizlemekle uğraşıyoruz. Mesela karşılaşıyorlar çok sevecen, bir mesela televizyon programı oluyor, birbirlerine nasılsınız hoş geldiniz filan ama hepsi birbirinden çekiniyor aslında. Gayet temkinliler yani herhangi bir menfaatleri çatıştıysa canlı yayında birbirlerine sille tokat giriyorlar biliyorsunuz. Yani arbede çıkıyor, saçlarından filan sürüklüyorlar. Demek ki içi patlayacak bomba gibi, çok gerilimli. Yani sevgi ortamı olsa, barış, kardeşlik ortamı olsa, bir anda böyle ağzından kopükler saçarak, hatta din adamı oluyor yani, alim, din alimi bir anda patlayacak bombaya dönüşüyor adeta böyle çıldırıyor adeta kendini kaybediyor. İşte sevgisizlik, sevgisizliğin sonucunda bu oluyor. Çok şefkatli çok merhametli olmak lazım. Mesela bir kadın sunucu, yazık kadınlar çok nezih tatlı varlıklardır. Eğer suç bile işlese, hata bile yapsa insan onu utanır mahçup etmeye. Yani özellikle canlı yayında, değil mi. Onu refüze etmek, mahçup etmek hiç bir Müslümana yakışır mı? Velev hata yapsa bile çok nezaketli bir üslupla uyarılır yani onun kendini toparlaması sağlanır ama kadın mahçup edilmez. Çünkü erkekten çok daha hasas varlıklar. Yani yıkıcı etki yapar. Bir de insan kıyamaz yani öyle bir güzelliğe öyle bir temizliğe, öyle bir nazenliğine insan kıyamaz. Çok şefkatle yaklaşmaları gerekirken çok acımasız davranabiliyorlar. Trafikte falan da görüyorum, kadınlara, geçenlerde bizim çocuklara sordum; Hocam dediler yani kadınlara karşı genelde trafikte hep böyledir dediler. Yani çok sinirleniyorlar dediler.
SUNUCU: Evet, trafikte hiç tahammülleri yok bayan sürücülere, hiç.
ADNAN OKTAR: Allah, Allah bu nasıl bir şey? Ne kadar ayıp, ne kadar çirkin, ne kadar vicdana uygun olmayan bir şey. İnsan şefkatle yaklaşır. Hatta ben bir kere gördüm. Kadıncağız yazık panik oldu bir yerden çıkması, manevra yapması gerekiyor. Birçok araba bekliyor. Hepsi birden kornaya basıyorlar. Kardeşim belli ki o çocuğu paniğe kaptırıyorsun sen. Yani dehşete düştü. Aklı durdu. Yani bir ileri gidiyor, bir geri geliyor. Bizim çocuklar müdahele ettiler, gittiler yardımcı oldular arabasını çıkarttırdılar. Yazık günah değil mi? Onu o kadar paniğe kaptırmanın alemi ne? Bir de bu genel imaj ne kadar ayıp. Ne kadar çirkin. İşte kadındır... Bedenen tabii ki adele gücü o kadar olmuyor. E, tecrübesi de olmayınca o çok normal. Normalde kadınlar erkeklerden çok çok zekidir. Bayağı akıllıdır. Ama erkekler yalın düşündükleri için, yani kendi kafalarına göre kendilerini tabii daha akıllı görüyorlar. Halbuki kadınlar çok muazzam detay görüyorlar. Mesela kadınların birçoğu saf gösterirler kendilerini. Akılları çalışmıyor gibi gösterirler. Birçok erkek de kendini çok akıllı zanneder. Onu yönlendirdiğini işte ona enaniyet yaptığını, ona akıl verir, evlilerde filan görürsünüz. Böyle üst perdeden konuşur filan. Kadın da sürekli kendini saf gösterir. Halbuki onun cins bir şey olduğunu o kadın bilir. Aklının zayıf olduğunu da bilir. Yani onu bir mahluk gibi görür ama onu kendi imkanları içerisinde çok iyi yönlendirir ve idare eder. Ama ona sorsan dünyanın en akıllı adamıdır o. Kadın da son derece akılsızdır. Halbuki tam tersi, kendi o konumda olmuş oluyor. Tabii hepsini tenzih ederim de bir kısmı için söylüyorum. Kadınlara karşı garip bir zulüm anlayışı oluyor. Bir acımasız bakış açısı var. Doğu illerimizde bu daha da yoğun, daha şiddetli. Güneydoğudaki insanlarımız mesela; hiç istemediği insana zorla verme...
SUNUCU: Tabii, çocuk yaşta üstelik.
ADNAN OKTAR: Tabii. Adamları zır cahil oluyorlar. Mesela kafası kızdı mı meydan muharabesi meydana getiriyorlar. Yani filmlerdeki gördükleri gibi. Adam öldürmeyi de çok sıradan bir şey olarak görüyorlar. Yani adam yaralamak... Hatta kendilerinin öldürülmesini de çok normal görüyorlar. Kafa donmuş yani bir kısmında artık öyle diyeyim. Yani donmuş deyince Cübbeli Ahmet aklıma geldi. Damarlarım dolmuş falan. Şimdi filmlerini internete koymuyor. Yeni bir taktik geliştirmiş. Çünkü ben orada yaptığı anormallikleri alıp uyarıyorum. Uyarmamı engellemek için şimdi artık filmlerini koymuyor internete. Sadece anlatıyor ama filmi yok. Eskiden koyuyordu böyle sırayla konulu olarak teker teker. Kendince kurnazlık yapıyor ama her halükarda yine konuşmalarını tespit etmek mümkün. Çünkü internette konuşuyor. O anda alınabilir değil mi konuşması internetten?
OKTAR BABUNA: Evet. İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: E tamam mesele yok. İnşaAllah. Özetle kadınlara karşı şefkatin oluşması için devlet çapında da tedbir alınması gerekiyor. Özellikle Allah vermesin bu ensest ilişki için özellikle Güneydoğu ve Doğu bölgemiz, cahil yerler, şehirler de öyle İstanbul, Ankara, İzmir de öyle, çok iyi önlem alınması gerekiyor. Hatta bakın adamın çocuğu oluyor kızından, babasının kendi öz kızından çocuğu oluyor, o çocukla da ilişkiye girmeye kalkıyor. Yani bu kadar ahlaksız ve deliler ve bu tevafuken farkediliyor. Yani çünkü kadın bu, mesela adam ruhsatsız silah da taşıyor üstünde, psikopat, gece gündüz içiyor. E çocuk korkuyor yani, öldürür bir şey yapar diye. Halbuki çok güçlü, yani böyle insanlara, sahip çıkan vakıflar olması lazım, devletin kurumları olması lazım. Yani tek bir telefonla onu hemen oradan kurtarıp, böyle sıcak ve güvenilir bir ortama alan bir sistem olması lazım ve çocuğun ifadesine güvenilmesi lazım. Yani diyecek ki mesela ben, diyecek mesela o evde rahatsız olduğunu söyleyecek o kadar. Yani neden, niçin, mesela onu çıkartıp çocuğa tek tek detay vermek yani böyle film anlattırır gibi nasıl olmuştu, o sana ne dedi, çocuk ne olur onu o kadar anlatınca.
SUNUCU: Tabii yani bir yanda da babasını yani kötü de olsa yani babası, onu da anlatması kolay değil tabii.
ADNAN OKTAR: Artık babalık vasfını kaybetmiş oluyor öyle bir insan. Artık öyle baba olmaz, öyle baba olur mu? Yani o ahlaksızlığı yapmakla o babalık vasfını kaybeder, bitmiş olur, ama tabii çocuk her halükarda, senin demek istediğini ben anladım, ailesine zarar gelsin istemez. Yani korkar, acı çeker, ona bu acıyı çektirmemek lazım. Mesela eve gitmek istemediğini söylüyor çocuk, o kadar. Yani üslubundan anlaşılması lazım konuşmalarının, mesela tek konuşuyordur, mesela durum böyle diyecek, bunun kayda geçmemesi lazım. Mesela özel bir psikolog hanıma söyleyecek bunu. Bir devlet görevlisi hanıma. Açıklayacak böyle bir durum var diyecek. Bu kayda geçmeyecek. Diyecek ki psikolog hanım evet bu gerekiyor, yani bu evine gitmesin. Bunu devlet gözetim altına alsın. Koruyup kollasın diyecek. Evet.
SUNUCU: Ama peki kayıt altına alınmazsa, o babanın cezalandırılması nasıl gerçekleşmiş olacak?
ADNAN OKTAR: Ama babanı da cezalandıralım dersek bu sefer hiç söylemeyebilir. Yani hiç olmazsa orada çocuğu kurtarmış oluruz. Hiç olmazsa orada çocuğu kurtarmış oluruz. Ama çocuk eğer daha yiğitse gücü varsa tabii ki o ahlaksızlığı yaptığı için cezalandırması lazım. Fiili de bir durum varsa tabii o Adli Tıpt’ta tespit ettirilip o rezilliğe çünkü bir de ibret olur bir daha da yapamaz yani. İnşaAllah. Ama çok pervasızlar yani güçlerine güveniyorlar, silah gücüne güveniyor, saldırganlığına güveniyor. Kız çocuğu mesela onu korkutuyor küçüklüğünden itibaren, onlar da çekiniyorlar, bir de istediğine evlendirttiriyor mesela diyor falancayla evleneceksin, bitti, kanun, yani kanun hükmünde.
SUNUCU: Evet bir de eşya veriyormuş gibi üzerine para da alıyor.
ADNAN OKTAR: Tabii. Adam paraları sayıyor al götür diyor. Yazık günah değil mi mesela 13 yaşında çocuk el kadar 14 yaşında, ağzı var dili yok, zır cahil sığır gibi adama veriyorsun, el kadar güzelim tertemiz çocuğu. Bir de nasıl vicdan, insan nasıl vicdanı kanar, yani su gibi çocuğun, yanında yetişmiş, insan onun çekeceği acıları düşünür, çekeceği rahatsızlığı düşünür. Senin gözünün önünden gitmiş oluyor, değil mi? Yani insanın içi parçalanması lazım öyle bir şeyde çok ızdırap duyması lazım. Ama Allah’tan korkan, Allah’ı seven iyi bir insanın yanına gidiyorsa oh ne ala, ne güzel düğün bayram çok çok güzel. Ama ne idüğü belirsiz sığır gibi sadece parasına güvenen tipler, mesela genç kızlarda bu kafada sürekli insanlarda teşvik ediliyor. İşte evlenecekse genç kıza mesela araba alıyorlar. Niye araba alındı dendiğinde, seni arabalı birinin alması için diyor sana araba alıyoruz. Seni üniversiteye gönderiyor mesela, seni alacak adam da üniversiteli olması için bunu yapıyoruz diyor yani. Halbuki asıl olan adamın parası pulu filan feşmekan şunu bunu değil, eğer o insan hakikatten Allah’tan çok korkuyor Allah’ı çok seviyorsa, tutkuyla Allah’a bağlıysa, Allah onu zaten zengin de eder, sağlıklı da yapar, onda güzellik de meydana getirir, etkileyicilik de meydana getirir, her türlü güzelliği verir Allah ona. Yani gerçek anlamda dindar olup da, Allah’ın nimet vermediği bir insan gösterin bana. Gerçek anlamda dindar olup da. Mutlaka Allah nimetini verir. Allah nimetini tamamlayıcıdır. Ayet var inşaAllah. Ve bilmediğiniz yönden diyor Allah zengin eder diyor ayet var yine. Tabii bütün mesela Allah’a şükredilmesindedir. Onun için yani mesela, bir tanıdığımız vardı, geçen günlerde gördüm kızcağızı, bayağı şişmiş falan, dağılmış, ünlü bir şahıs, uyarmıştım ben onu yani böyle bir şey yapma gibisinden, Allah’tan korkan birisiyle evlen dedim. Yani dindar, mutlu olmazsın dedim. Eli yüzü balon gibi şişmiş son derece rahatsız mutsuz, neşesiz. E kardeşim bol yemek yemekten demek ki para seni sadece şişirmeye yarıyormuş bak. Mutlu olmadın, para seni çirkinleştirdi. Sadece elini yüzünü şişirdi, deforme etti, bozdu. Neşeni kaçırdı. Evin güzel olması seni ne etkileyecek o zaman?
SUNUCU: Ne etkileyecek, sağlığın elden gittikten sonra değil mi?
ADNAN OKTAR: Yani saray gibi yerde yaşasan kaç para. Yani çünkü insanın sağlığı kendi canını yakarken insanın duvardaki süslemelerle mi uğraşacak hali kalsın. Değil mi, kendi başı derdine düşmüş oluyor. Mesela sözümü tutmadı aynı şeye girdi.
SUNUCU: Vicdan değil mi bir de, vicdan çok önemli. Vicdan sahibi olması.
ADNAN OKTAR: Vicdan. İnsanlar buna o kadar önem vermiyor, halbuki Allah’ın en önemli gördüğü konu bir insanda vicdandır. Çünkü vicdan samimiyeti meydana getirir. Allah’ın samimi kulları kurtulur diyor Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım. Yani vicdan olmadığında samimiyet olmuyor. Vicdan mı mantık mı dendiğinde genç kızlarda mantıkla hareket ederim diyor. Kardeşim mantığın sonucunda mutsuz oluyorsun. Mesela bir genç kız sevgiyle güzel olur. Yani tutkuyla güzel olur. Etle kemikle güzel olmuyor kadın. Erkekte de burun var, kaş göz var, yani aynıdır kadınla erkek, genel fizik açısından, onun da iki kolu var onun da iki bacağı var. Sadece cinsel organları değişik o da ahım şahım bir şey değil yani. Asıl olan sevgidir. Erkeği de güzel yapan, sevgisidir, tutkusudur, etkileyici yapan. Kadını da güzel ve etkileyici yapan sevgisidir. Yani istediği kadar fiziği güzel olsun. Hiçbir şey olmaz ondan. Değil mi, yani hayvanlar da güzel oluyor, öyle bir özelliği olmaz hayvanın. Yani kusursuz güzel oluyor atlar eşekler falan, hepsinde düzgünlük var. Ama kişilik, derinlik çok etkileyicidir. Akıl çok etkileyicidir. Değil mi, tutku olmadıktan sonra. Tutkunun kökeninde Allah sevgisi vardır. Allah’ın tecellisi olarak birisini sevmedikten sonra, protein sevgisi mi olacak bizde yani, kemik sevgisi mi olacak? Ne kadar güzel kemik et oluşmuş burada yahu mu diyeceğiz. O zaman kasap dükkanın önüne de geçip millet dizilir, etleri seyrederler. Etten bir şey çıkmaz. Et kemik, kan, bundan bir şey çıkmaz. Allah’ın tecellisi olarak sevdiğimiz için içimizde coşku meydana getirir. O kadının etkileme gücü eğer helalimizse, sesi mesela ayrı bir güzel olur, bakışları ayrı bir güzel olur, tavrı, endamı, üslubu ve derin bir sevgi duyarız, güven duyarız, kuşku duymayız, sırdaş olarak görürüz. Allah’ın tecellisi olarak görürüz en başta. Ve huzurla severiz o zaman. Çünkü insan kuşkucudur. Ufacık bir anormallik gördüğünde bir anda soğur. Yani insanın bir insandan tiksinmesi an meselesidir. Ama Allah’ın tecellisi olarak gördüğünde, bu konu imkansız hale gelir. Yani ne yaparsa yapsın mümin bir kadın asla tiksindirici olmaz. Eğer Allah’ın tecellisi olarak görülüyorsa. Mümin kadın da eğer helalini Allah’ın tecellisi olarak görürse, ama samimi olarak görürse, asla ona karşı bir soğukluk duymaz. Öbür türlü görüyorsunuz daha ayı geçmeden, balayı, şeker ayı, reçel ayı diyerekten, öyle konu olur mu? Müslüman bir ay mı bir insana karşı sevgi duyabilir? Hatta söylüyor, bir ayın birkaç günü diyor, rezalete bakın yani, sevgi anlayışının anormalliğine bakın. Balayı, pekmez ayı bilmem ne, bunların hepsi uydurma izahlar. Müslümanın balayı ömür boyudur ve sonusuza kadardır, ahirette de devam eder. Asıl cennetteki hayat çok önemlidir. İnsan eşiyle evlendiğinde cennete niyet ederek, cennette de beraber olmaya niyet ederek evlenir. İnşaAllah. Yani ölüp gidecekse neyini seveceksin onun o zaman, bir et yığını yürüyüp gidiyor, 50-60 sene sonra sen de yok oluyorsun sonsuz yok oluyorsun, o da sonsuz yok oluyor şeklinde inanıyorsa, bu dehşet bir şey, vahşet, çok korkunç bir şey bu. Sevmek değil yani insanın dimağını dondurur, aklı gider böyle bir durumda. Neyini seveceksin öyle bir şeyin? Sonsuza kadar beraber olacağını bildiğin için seversin. O yüzden insan eşinin de dindar olmasını ister, Allah rızası için. Ki, Allah’a karşı bir yüzleri olsun. Yarabbi bizleri ahirette de beraber kıl diyebilmeleri için bu gerekir. Yani eşi dinsiz, kendi dindar, belli ki beraber olmayacaklar Allah’ın dilemesiyle. Yani öyle görünüyor. Evlilikler de ibadettir, mutlaka Allah rızası için yapılması lazım. Allah’ın tecellisi olarak eşini sevmesi lazım. O zaman sözüne de tahammül olur, konuşmalarına karşı da affedici olur. Acıma hissi, mesela acımayla karışık sevgiye şefkat denir. Mesela acıma olmadan sevme oldu mu o rezalettir. Daha bir mesela grip, nezle oluyor, sevgisi bitiyor. Hatta makyajsız görüyor, aa diyor ben bununla mı evlendim diyor. E tabii onunla evlendin. O Allah’ın bir tecellisi, daha da aciz de olabilir. Eli yüzü yanabilir de daha da şefkat sevgi duyarsın.
SUNUCU: Allah korusun bir sakatlık olabilir.
ADNAN OKTAR: Olabilir, felç gelir, sakatlanabilir, bir yeri kopabilir. Mesela ağzı burnu kopabilir. İnsan daha derin sevgiyle, daha acımayla karışık derin bir sevgiyle ona bağlanır. Değil mi, çünkü ahirette sonsuza kadar beraber olacaksın zaten. İki günlük dünya, on yıllar bir yıl gibi geçiyor ahir zamanda şu an. Haftalara bakıyor musunuz ne kadar hızlı geçiyor?
SUNUCU: Evet çok çabuk geçiyor, hakikaten yani günü anlamıyorum, haftayı da hakikaten anlamıyorum. O kadar çabuk zaman geçiyor ki, doğru.
ADNAN OKTAR: Mesela bakıyorum, tak tak tak haftalar gün gibi geçiyor. Aynı hadiste belirtildiği gibi; yani bu şekilde haftaların gün gibi olacağı, ayların hafta gibi olacağı, yılların ay gibi veya bu şekilde zamanın ahir zamanda kısalacağı ve süratleneceği belirtilmiştir. Mehdi devrinin bir özelliğidir. Muazzam hızlı geçiyor, bakın herkes bunu söylüyor; zaman süratlendi diyorlar. Değil mi, Mehdi devrinin bir mucizesidir bu, harikasıdır. Algı olduğu için algı olarak oluyor. Sürekli haftasonu oluyor, anında. Tak tak tak tak gün gibi geçiyor. Yıllar da öyle, daha yeni yaş günü yapmış oluyor, anında bir yaş günü daha yapıyor arkasından, yine bir yaş günü daha. Çok müthiş süratle geçiyor. E bu kadar kısa dünyada oturup adamın mevkisi, kardeşim mevkisi adam profesörse dahi, kısa süre sonra götürüp onun iş yaptığı yere tabutunu koyuyorlar. Oradan da alıp mezara götürüyorlar. Mezar, tabut profesör dinlemiyor. Tabii, mesela emek veriyor, Avrupa’da eğitim görüyor, şurada eğitim görüyor. Tam 35-40 yaşına geliyor, bakın bütün ömrü boyunca uğraşıyor, 50 yaşında da kalp enfaktüsünden gidiyor. Yahut 60 yaşında kanserden ölüyor. Birkaç on sene kalıyor geriye ondan sonra, 40’ından sonra. Yani dünya öyle bağlanılacak, hırs yapılacak bir yer mi? Allah gösteriyor, yani deli olan bağlanmaz dünyaya. Ve Allah varlığını bütün şiddetiyle, bütün açıklığıyla, bütün ihtişamıyla gösteriyor.
Ahmet Altan’ın bir yazısı vardı. Bu maddenin beyinde oluşması konusunu anlatmış, biraz da korkuyla anlatmış. Ama o maşaAllah Ahmet Altan dine çok yatkın. Aslında onunla bir gün konuşulsa böyle, karşı karşıya. Belki cahil din adamlarıyla karşılaştığı için tam kanaati gelmiyor olabilir ama din konusunda tereddüt ettiği anlaşılıyor. Yani Allah’a inanmak istiyor ama, herhalde kafası daha önceki bilgilerinden dolayı karışık durumda. Mesela bu anlattığımda da, benim bu anlattığım konuyu tam kavramış, maddenin hayal olması konusunu, yani bilinç konusunu. Maddenin beyinde oluşması konusunu kavramış. Bundan da bir korkuya kapılmış gibi bir hisle anlatıyor bunu, bir ürkütücü gördüğünü söylüyor. Tabii tabii bu yani iman edilmediğinde insanları ürkütebilir. Bu yazısı değil mi? Ahmet Altan’ın sonsuzluk yazısı; evet, geçen gün uzay resimlerine baktım diyor, Hubble teleskobunun çektiği fevkalade çekici, fevkalade ürkütücü resimler, bak ürkütücü diyor değil mi, koyu yeşiller, pembeler, morlar, evet... İn in bak aşağılara doğru in. Neler oluyor, daha da şaşırtıcı, sonsuza bakarken hissettiğimize benzer bir çaresizlik, insanın içinden çekilmiş resimlere baktığımızda da, hissediyorduk. Bakın içinden çekilmiş resimler, inşaAllah. Kan damarları, beyin kıvrımları, nöronlar, sinirler, kaslar, öd keseleri, pankreaslar, karaciğerler, bronşlar, mideler, ciğerler resimleri yakından çekildiğinde uzay resimlerine benziyorlardı. Uzaydaki fırtınalara benzer fırtınalar oluyordu beynin içinde diyor. Ama aynen uzayı tam olarak kavrayamadığımız gibi, beyni de tam kavrayamıyor, nasıl çalıştığını tam kestiremiyorduk. Bilgilerimiz vardı ama yetmiyordu diyor. Kendi beynimiz bize ait sırları bizden saklıyordu. Rüyalar görüyorduk ama, niye rüya gördüğümüzü bilmiyorduk. Tahminlerimiz vardı yalnızca. Neden o rüyaları gördüğümüzü de bilmiyorduk. Neden yaşarken yaşayamayacağımız birçok olayı rüyalarımızda yaşadığımızı da bilmiyorduk diyor, biraz atlayarak devam edelim. Eğer öyleyse ‘ben’ dediğimiz o ‘ben’e kim hükmediyordu diyor, bakın bu benim anlattığım konuyu tam kavradığını gösteriyor. Yani maddenin insanın beynindeki görüntüsü, ki asıl onunla muhattap oluyoruz. Nasıl oluyor da hiç istemeden heyecanlanıyor, korkuyor, sararıyor, titriyor, terliyorduk? Kendi beynimize, kendi beynimiz bizden habersiz emirler veriyordu. Nedir?
OKTAR BABUNA: Bu cümlede de “ben dediğimiz de tam olarak neyi kastediyorduk? Düşünmemizi, konuşmamızı, hissetmemizi sağlayan beyin miydi, ‘ben’ olan?”
ADNAN OKTAR: İşte mesela bak, çok önemli, ben. ‘Ben’ denen şey zaten insan. Yani çünkü dışarıdaki bedenle zaten insan hiç muhattap olmuyor ki. Yani gerçek şeklini hiç görmüyor. Dışarıdaki vücut saydam. Biz beynimizin üzerinde oturuyoruz şu an. Yani apartmanın üst katında oturan komşu gibi, şu kadarcık yerde oturuyoruz beynimizin üzerinde. Vücudumuz bunun altında, bütün olaylar bunun altında oluyor. Apartman gibi bunun altında vücut. Yani şu kadarcık yere göre bir oranlayın. Şu kadarcık yerde bu kadar görüntü görüyorsak, değil mi bakın, ben şimdi mesela sizi görüyorum, şu kadar olarak görüyorum. Siz de beni küçük görüyorsunuz. Yani hacmen öyle görüyorsunuz ve görüntü olarak öyle görünüyor. Ama bu şu kadarcık yerde oluyor beynimizde. Vücut bunun altında. Biz onun tepesinde şu anda yaşıyoruz. Apartmanın üst katında yaşar gibi. O Kuledeki Küçük Adam kitabım vardı benim, internette var o. Kuledeki Küçük Adam, harunyahya.org’dan girebilirler. Orada ben bu konuyu çok detaylı anlatmıştım. Bir roman dilinde bunu anlattım, en çok satan kitaplarımdandır bu, Kuledeki Küçük Adam. Orada çok iyi anlaşılıyor. Ahmet Altan da zannediyorum bu kitaplarımı okumuş olabilir, ki öyle gibi görünüyor. Ama iyi niyetli bir insan bu Ahmet Altan, kardeşi de, Mehmet Altan, o da yani dürüst, ikisi de bunların dürüst. İkisi de ateistler, bildiğim kadarıyla fakat çok dürüstler. Yani çok samimi çocukların ikisi de öyle. Yani mesela analizleri, üslupları çok candan. Cesaretleri de güzel mesela, böyle şey üslupları. Kusursuz değil tabii, eksik hatalı yönleri var, görüyoruz onları çok açık. Ama iyi anlatılsa bence, özellikle Ahmet Altan çok iyi, evet Kuledeki Küçük Adam.
OKTAR BABUNA: Kuledeki Küçük Adam’ı ücretsiz olarak indirebilirler. Hocamızın sitesinden, harunyahya.org’dan.
SUNUCU: Kitapta bahsi geçen kule sizin bedeniniz, bu kulenin tepesindeki küçük oda, yani sizin dünyanızsa beyninizdir. Kitap boyunca okuyacaklarınız şimdiye kadar alışmış olduğunuz pek çok düşünce ve kavramla büyük olasıkla ters düşecektir. Ancak burada anlatılanlar felsefi bir görüş değil; bilimin ortaya koyduğu delilllere dayanan somut bir gerçektir. Akıl ve mantıkla düşünüldüğünde bu gerçeğin reddedilmesi mümkün değildir.
ADNAN OKTAR: Bu anlattıklarım şimdi bu konu 2012’den sonra insanlar tarafından net kavranmaya başlanacak. Yani o insanlar diyor ya, yeni bir boyuta geçildi diyorlar. İşte anlatılan olay bu. Yani insanlar beyninin içerisine girecekler. Yani ruhu farkedecekler. Kendi beyinlerinin içinde yaşamaya başlayacaklar. Ki doğrusu da budur. Yani maddenin hakikatini görmüş olacaklar. Yani aldatıcı bir bakışla değil de, gerçek bakışla dünyaya bakmaya başlayacaklar. Yani asıl boyutuyla dünyaya bakacaklar inşaAllah.
SUNUCU: Peki bu bakış insanlara şöyle bir şey kazandıracak mı efendim, sakinlik, daha dingin bir bakış açısı, daha o hırslarından, o telaşlarından vazgeçip daha huzurlu bir hayata yönelmeyi mi kazandırmış olacak bu bakış açısını edinmeleri, bunu görmeleri?
ADNAN OKTAR: Yani öyle bir bakış açısını aldıklarında yani onu gerçeğiyle fark ettiklerinde, ki bu bir felsefe değil, bu bir gerçek. Mesela sırf şu kalem, sırf bunla bir insan tam, Hakkel Yakin, gerçek anlamda iman eder o zaman. Yani sırf bunu bilmek yeter insana. Veyahut herhangi bir kitap. Şu kitabı alıp bu harflerinin bu diziliminden anlar. Yani bu kadar harfin düzgünce dizilmesinin Allah tarafından yapıldığını anlar. Yani net iman etmiş olur. Dünya hırsı kalkar, yani o zaman her şey, mesela bir musluk da imanına sebep olur. Muslukta suyun kaybolması da imanına sebep olur. Duş hortumu vesiledir, su duş hortumunun içinden geçmez aslında. O aklın alması için mantıken Allah öyle yaratır. Tam duşun ağzında yaratılır su. Tam orada yaratılır, ama insanlar oradan aktığını zanneder. Mesela hiçbir yerde, mesela elektrik düğmesine de bastığında bir anda oda aydınlanıyor. Allah onu sebep yapar. Eğer düğmeye basmadan oda aydınlansa insanın aklı atar. Ama onu çok makul görmüş oluyorlar. Mesela bilgisayar da öyle, bilgisayardaki bütün bilgileri Allah gösterir insanlara, ama o düğmelere, tuşlara basmadan bilgisayar göstermeye başlasa, bu aklın ihtiyarini kaldırır. Her şey de sebep, mesela televizyon da öyle, elektrik kablosu olmadan çalışmaya başlasa, yani bir enerji açıklaması yoksa, bu insanın aklının atmasına sebep olur. Mesela televizyon kanallarını bile Allah değiştirir, insanların o kumandayla değiştirdiklerini zannediyorlar. Halbuki Allah değiştirir. Yani tamam, işte o zaman bunun tamamını kavramış olur, beyninde yaşadığını anlarsa. Mesela bak, Ahmet Altan rüyadan da bahsetmiş. Rüyada da aynı sistem vardır. Mesela rüyamızda arabayla geziyoruz, yemek yiyoruz, değil mi pilavlar geliyor, tavuklar geliyor. Büyük bir iştahla yiyor adam, hatta uyandığında üzülüyor, ya diyor yemek yarım kaldı, keşke şunu yeseydim diyor. Çoğu insan rüyasından kalktığı için üzülür. Bir kısmı da sevinir, belalı bir işe girer rüyasında. Oh der ne kadar güzel rüya bitti, hatta inanamıyor bir de kontrol ediyor. Levent Kırca’nın programlarında oluyor ya böyle, bir daha her yeri kontrol ediyor falan, gerçek var mı diye. Bizimkiler dizisi mi, Nuri Kantar, orada mıydı, Kaynanalar, evet. Orada vardı öyle bir şey. O bir rüya görüyor, sonra onun rüya olmadığını anlıyor, bütün milleti sıraya diziyordu. Bizim çocukluğumuzda vardı öyle. Herkesi hazırola geçirttiriyor falan. Yani rüyasında böyle güçsüz ve kılıbık, herkesin ezdiği bir insan konumunda kendisini görüyor. Tam bir kabus böyle eziliyor gibi görüyor. Sonra bir kalkıyor, dehşete kapılıyor, inanamıyor, bütün aileyi kaldırıyor, sıraya diziyor, onları hazırola geçirttiriyor falan. Öyle bir filmi vardı, hatırlıyor musun sen onu?
SUNUCU: Peki rüya neden görür insan?
ADNAN OKTAR: Rüya işte maddenin hakikatini anlamamız için Allah tarafından özel her gün yaratılıyor ki, iyi kavramamız için. İnsanlar diyor ki cennet nasıl olacak diyor, sen beynin içinde şu kadarcık yerde bir anda bir aleme geçiyor musun, şu kadarcık yerde. Mesela Abant’a gidiyor, Antalya’ya gidiyor değil mi, yiyor, içiyor, turistik geziler yapıyor ve hepsine inanıyor. Yani sen ona desen ki, rüyanda ya bunun gerçeği yok, bu hayal desen inanır mı adam? İnanmaz, hatta diyor ki rüyasında bütün bunlar nasıl olacak, olur mu ki böyle şey diyor ama hepsi oluyor rüyasında. Hatta bazen insanlar rüyasındayken uyanıyor, rüyadan uyanıyor. Oh diyor, ya rüyaymış diyor. Allah’a çok şükür diyor. Ama yine bir rüyada, yeni bir rüyaya geçiyor. Ondan uyandıktan sonra rüyada olmadığını anlıyor. Üçüncü kere uyandığında oluyor. Birçok insanda olur bu. Rüyadayken uyanır, oh der rüyadan çıktım der, gerçek artık normal hayatına, işine gidiyor mesela normal, ya diyor işe geç kalacaktım diyor, uykuda diyor vaktim geçmiş diyor. Sonra bir uyanıyor, öyle bir konu yok. E çoktur bu insanlarda olur. Maddenin hakikatini kavramamız için yapıyor. Maddeyi de dışarıda Allah bir kere çok güçsüz yaratmış. Bir kere saydam yaratmış, saydam dışarıdaki madde, cam gibi. Yani baktığında göremezsin maddeyi dışarıda. Öyle yapısı. Çok ayrı olduğu için birbirlerinden, çünkü bildiğin titreşim, yani titreşimin yoğunlaşmış hali madde. Enerjinin yoğunlaşmış hali, yani yine o anlamda bir şey yok. O anladığımız anlamda. Renk de yok, ama daha da acayibi ışık yok. E ışık olmayınca zaten renk de artık fantazi olmuş oluyor yani. Sertlik algısı da, renk de, ışık da beyinde oluşturuluyor.
SUNUCU: Tüm bunların dış dünyamızda olmamasının nedeni şu mudur, dünyaya bağlanmamamız mı?
ADNAN OKTAR: Dünyaya bağlanmamak, tabii. Mesela adamın fabrikasını gerçekten göstersen ona, fabrikasının saydam olduğunu görse ve simsiyah karanlık olduğunu görse, o fabrikayla bir daha ilgilenmez adam. Ama beyninin içinde Allah onu rengarenk gösteriyor ama herkesin fabrikası şu kadarcık yerde oluyor. Mesela Hülya Avşar programını yaparken şu kadarcık yerde yapar. Mesela Ahmet Altan açıklamasını yaparken, gazete yazılarını yazarken şu kadarcık yerde yazıyor. Ufacık yerde yazar. Ve matbaayı, arkadaşlarını falan hepsini o kadarcık yerin içerisinde görür. Ve bütün insanlar için bu, bu şekildedir. Hiç kimse bundan çıkamaz. Yani mesela Başbakan da açıklamasını yine bu kadarcık bir yerin içerisinde yapar. Beyninin dışına çıkamaz. Bütün insanlık, bütün toplum, George Bush’tan tutun efendim, başka liderlerden çıkın. Amerika, Rusya hepsi insanların beyinlerindeki şu kadarcık yerde yaratılıyor. Yani insanlar mesela diyor ki, Amerika’nın gücünü nasıl yeneceğiz diyor. E senin Amerika dediğin yer şu kadarcık yerin içinde olmuş oluyor zaten. Ama tabii onları kontrol eden de Allah, mesela Amerika’yı Allah sakinleştirdi. Tamamen Allah’ın kontrolünde, isterse mesela Amerika’yı dünyaya musallat ederdi, kan gövdeyi götürebilirdi. Amerika ile Rusya’yı Allah isterse savaştırır, bütün dünya mahvolur, bir anda. Yani çok makul bir sebep çıkartır Allah, yani kimse de durduramaz savaşı. Yani ve hepsi atom bombası kullanır, yeri göğü birbirine katar, bir anda dünyayı bitirebilirler. Allah işte bunu yaptırmıyor ve bütün güç Allah’ın kontrolündedir. Ama insanlar her şey böyle doğal aktığı için farkına varmıyorlar, yani her şey kendiliğinden akıyor zannediyorlar.
SUNUCU: Evet, iki dakikamız kalmış, arkadaşlarımız işaret ettiler.
ADNAN OKTAR: E tamam, iki dakikanın bir dakikasında bir Kuran okuyalım. Bismillah, şeytandan Allah’a sığınırım. Şeytandan Allah’a sığınıyorum; “Ama sizden kim Allah’a ve Resul’üne gönülden itaat eder ve salih bir amelde bulunursa,” samimi olursa, samimiyetin gerektirdiği güzel tavırları gösterirse, “ona ecrini, sevabını iki kat veririz” diyor Cenab-ı Allah. “Ve Biz ona üstün bir rızık da hazırlamışız.” Dünyada da ahirette de onun rızkı tamam diyor Cenab-ı Allah. “Evlerinizde okunmakta olan Allah’ın ayetlerini ve hikmetini hatırlayın. Şüphesiz Allah, Latif’tir, haberdar olandır.” Hepsinden haberdarım Ben diyor Allah. Evet, “Şüphesiz Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar, mümin erkekler ve mümin kadınlar, gönülden itaat eden erkekler ve gönülden Allah’a itaat eden kadınlar, sadık olan erkekler ve sadık olan kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, saygıyla Allah’tan korkan erkekler ve saygıyla Allah’tan korkan kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve ırzlarını koruyan kadınlar, Allah’ı çokça zikreden erkekler ve Allah’ı çokça zikreden kadınlar, işte bunlar için Allah büyük bir bağışlanma ve büyük bir ecir hazırlamıştır.” diyor Allah. Evet, gecemizi böylece bitiriyoruz inşaAllah.
SUNUCU: Teşekkür ederiz. Ağzınıza sağlık efendim. Bir de hatırlatma yapmak istiyorum izninizle, yarın akşam programımız 22:00-24:00 saatleri arasında Mavi Karadeniz, Ekin TV ve Kocaeli TV ekranlarında olacak, ayrıca da bu akşam olduğu gibi ve her akşam olacağı gibi de, Mavi Karadeniz 106.4, Radyo 37 Kastamonu 95.2, Radyo Star, Aksaray 94.0, Emek Radyo, Mardin 101.0, Radyo Aknur, Fransa, Radyo Enerji, Ordu 90.0 frekansından da izleyicilerimiz tıpkı bu akşam olduğu gibi yarın akşam da dilerlerse bizi dinleyebilecekler efendim. Bir programımızın daha sonuna geldik. Yayında ve yapımda emeği geçen arkadaşlarım adına iyi akşamlar, mutlu yarınlar diliyorum, hoşçakalınız.