SUNUCU: Evet efendim, iyi akşamlar diliyoruz. Şu anda sesimizin görüntümüzün ulaştığı tüm izleyicilerimize sevgi ve saygılarımızı yollayarak, şu anda Mavi Karadeniz, Ekin Tv ve Kocaeli Tv’den ortak yayında olduğumuzu belirtiyoruz. Ayrıca 106.4 Mavi Karadeniz, Radyo 37 Kastamonu, Radyo Star Aksaray, Emek Radyo Mardin ve Radyo Aknur Fransa ayrıca Radyo Enerji Ordu’dan da bizleri dinleyebiliyorsunuz. Efendim çok önemli konuklarımız var bugün. Hemen ben sizlere tanıtmak istiyorum. Çok bilindik, tanıdık bir Yahudi Haham ve sevgili eşi Hadessa.
ADNAN OKTAR: Evet, Hadessa Hanım ve Froman.
SUNUCU: Hadessa Hanım ve Froman Bey bizlerle beraberler. Öncelikle hoşgeldiniz diyelim.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, MaşaAllah. Evet Froman Bey dünyada çok sevilen, çok insancıl, sevecen Türkleri de çok seven, barışı arayan, ülkeler arasında iyiliği, güzelliği arayan bir insan. Çok değerli bir insan. Bunu tercüme et söylediğimi…
Evet, Hadessa Hanım da çok değerli. Birbirlerini de çok seviyorlar inşaAllah yıllardan beri evliler. O da Musevi eşi, Türkiye sevgisiyle dopdolu, bizler de onları çok seviyoruz. İnşaAllah Türkiye de İsrail de kıyamete kadar hep birlikte böyle dostça, kardeşçe birlikte birarada yaşayacağız inşaAllah. MaşaAllah, MaşaAllah.
Evet, bugün günlerden 10 kasım. Atatürk’ümüzün şehit olduğu, bence şehit oldu Atatürk. Tabii çünkü; vatanı korurken, cihad yaparken, Türk Birliği’ni korumak isterken, değil mi o uğurda mücadele ederken şehit oldu. Ben diyorum şehittir diyorum. Evet, Atatürkümüzün güzel fikirlerini, mukaddesatçılığını, milliyetçiliğini, Türk Birliği isteğini, İslam Birliği isteğini, yiğitliğini, dindarlığını, güzel ahlakını bize anlat Oktar Hocam. Şöyle yüksek sesle.
OKTAR BABUNA: Atatürk’ün İslam’ı öven sözleri.
ADNAN OKTAR: Şimdi tercümeler çok uzar ama ben kısaca sonra Hocama anlatırım.
OKTAR BABUNA: “Biz ne Bolşevikiz ne de komünist, ne biri ne diğeri olamayız. Türkler milliyetperver ve dinlerinde hürmetkar bir millettir.” Mustafa Kemal Cumhurbaşkanı seçildikten sonra TBMM’de teşekkür konuşmasını şu şekilde bitiriyor: “Ancak böylelikle ve Allah’ın yardımıyla bana verdiğiniz ve vereceğiniz görevleri iyi bir biçimde yapabileceğimi umarım. Milletimiz din ve dil gibi kuvvetli iki fazilete sahiptir. Bu faziletleri hiçbir kuvvet milletimizin kalp ve vicdanından çekip alamamıştır ve alamaz.”Atatürk’ün söylev ve demeçleri; “Büyük bir inkılap yaratan Hz. Muhammed (sav)’e karşı beslenilen sevgi ancak onun ortaya koyduğu fikirleri, esasları korumakla tecelli edebilir.” Şemsettin Günaltay Ülkü Dergisi.
“Dinsiz milletlerin devamına imkan yoktur.” “Her fert din ve diyanetini, imanını öğrenmek için bir yere muhtaçtır, orası mektebtir. Fakat nasıl ki, her hususta yüksek mektep ve iktisas sahipleri yetiştirmek lazımsa dinimizin hakikatini tetkik, tetebbu yani derinlemesine araştırma, ilmi ve fenni kudretine sahip olacak, güzide ve hakiki ulema yetiştirecek, yüksek müesseselere sahip olmalıyız.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Yani Diyanet İşleri Başkanlığı, İlahiyat Fakülteleri, Yüksek İslam Enstitüleri Atatürk’ün emriyle kuruldu. Tabii maşaAllah.
OKTAR BABUNA: “Allah, dünya üzerinde yarattığı bu kadar nimetleri, bu kadar güzellikleri, insanlar yararlansın, varlık ve bolluk içinde olsun diye yaratmıştır. Ezan ve Kur’an-ı Türklerden başka hiçbir Müslüman ulus bu kadar güzel okuyamaz. Bizim dinimiz hiçbir vakit kadınların erkeklerden geri kalmasını talep etmemiştir. Allah’ın emrettiği şey Müslüman erkekle, Müslüman kadının beraberce din öğrenerek eğitilmesidir. Kadın ve erkek bu ilim ve eğitimi aramak ve nerede bulursa oraya gitmek ve onunla mücehhez yani donatılmış olmak zorundadır.”
ADNAN OKTAR: Bakın diyor ki, din eğitimi gerekiyor mu diyorlar? Bakın Atatürk’ün bizzat talimatı, Atatürk söylüyor bunu. Bütün gençliğimizi, genç kızlarımızı, erkekleri herkesi din eğitimiyle eğitin diyor. Atatürk söylüyor.
OKTAR BABUNA: “Atatürk, Hafız Yaşar’ı sever ve çok beğenirdi.” İlmi Kıraati. “Bazı zamanlar hafızı çağırın derdi.cSalonda Hafız Yaşar’ın makamı ile okuduğu Kur’an-ı Kerim surelerini huşu ile dinlerken gözlerinden yaş aktığına şahit olunmuştur. Atatürk, bazı kereler çalışırken okuduğu tefsirlerin çok tesirinde kalırdı. Ve de ‘Hey büyük Allah’ım Kur’an- a inanmayan kafirdir. Bize nasıl yol gösteriyor bunları tüm dünyaya okutmalıyız’ diye söylerdi. Sonra o an yanındakilere okurken ruhum çoşuyor, size de oluyor mu ? diye sorardı.”
ADNAN OKTAR: Bakın görüyormusun? Kur’an aşkını, Allah aşkını tüyleri diken diken oluyor. Kur’an okunurken. Size de oluyor mu? diyor, soruyor Atatürk.
OKTAR BABUNA: Uhud Savaş’ında Hazreti Resulullah düşmana yalnız gitti. Neye güveniyordu? Neye sığınıyordu? Allah’ a değil mi? Ben de Allah’a sığınıyorum.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah tam müslüman Türk evladı görüyor musunuz? MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: Uhud Savaşı’nın planını çizdikten sonra İnönü’ye dönerek şöyle devam etmiştir “Bir komutan olarak bak bakalım bundan daha mükemmel bir savaş yapabilir miydin?” Hz. Muhammed (sav)’in hayatına ait bir kitabın tercüme edilmesi içinde emir verdim. Yakın arkadaşlarından Hafız Yaşar Okur, Atatürk’ün Peygamber efendimiz (sav)’den her zaman büyük takdirlerle bahsettiğini ve onun yaşadığı yıllar için hep Hz. Peygamber (sav)’in zamanı saadetlerinde şeklinde saygı ifadeleri kullandığını aktarmıştır.
“Cedlerimizin, Selahattin’in idaresi altında, uğrunda Hıristiyanlarla mücadele ettikleri topraklarda yabancı Hâkimiyet ve nüfuzunun tahtında bulunmasına müsaade etmeyeceğimizi beyan edecek kadar bugün Allah’ın inayetiyle kuvvetliyiz.”
ADNAN OKTAR: Bak Selahattin Eyyubi’nin yiğitliğinden bahsediyor ki o da Kürttü biliyorsunuz, Selahattin Eyyubi. Kürt, Türk, Çerkez, Laz hep kardeşiz. Museviler de bizim canımız, ciğerimiz onlar inşaAllah. Hristiyanlar da bizim canımız, ciğerimiz kardeşlerimiz. Müslüman milletimiz zaten canımız, ruhumuz. İnşaAllah kardeşçe bir arada mutlu değil mi sıkıntısız, üzüntüsüz, güzel bir hayatımız olacak. Kıyamete kadar inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Atatürk’ün uşağı Cemal Granda anlatıyor; “İnanışı samimiydi. Allah’a inanıyordu.Herkes çekilip yapayalnız kalınca gökyüzüne bakar, kendi kendine Allah derdi.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bak iç geçiriyor, Allah diyor aşkla. Şu an değil mi çok nadirdir öyle insan MaşaAllah. Ver ben biraz da ben okuyayım. Gür sesinle sen okuyorsun maşaAllah.
Kur’an-ın Türkçe mealini TBMM’ye yaptırmıştır. Diyanet İşleri Başkanlığı’nı devlet içine yerleştirmiştir. Atatürk ne yaptı diyorlar; bakın sayıyorum: Aydın din adamı yetişsin diye İmam Hatipler açıyor. Anıtkabir’de sergilenen cep Kur’an’ını hep üzerinde taşımıştır. Küçük bir Kur’an vardır, Anıtkabir’de herkes görür hep üstündeydi. Kalbinde taşıyordu. Döneminde Miili Eğitim Bakanı’nın getirdiği ateist fikirleri işleyen Darwinist, materyalist bir kitabın okullarda okutulmak istenmesinden dolayı şiddetle Bakanı eleştirmiş ve bu kitabın yazarı olan öğretmenin de meslekten uzaklaştırılmasını istemiştir. Mason localarını bir gecede kapattı biliyorsunuz. Yiğitler yiğitiydi yani maşaAllah. Atatürk ile Fransız gazetesinin röportajında gazeteci devrimlerinin din karşıtı olduğu şeklinde münasebetsiz yorum yapmış, bu yoruma ne dedirtmiş Atatürk; “Türk milleti daha dindar olmalıdır, bütün salihle daha dindar olmalıdır demek istiyorum” diye savunmuştur. Değil mi adamı orada hak ettiği şekilde değil mi cevaplandırmış. Kendisi de inşaAllah vefatında İslam’ın dini kurallarına göre defnedilmesini vasiyet etmiştir, biliyorsunuz cenaze namazını inşaAllah tam, sünnete uygun olarak kıldılar, inşaAllah. O şekilde defnedildi ama ben diyorum, şehit edildi olduğu kanaatindeyim. Ramazanların Atam için çok büyük önemi vardır diyor Hafız Yaşar Okur. Beni huzuruna çağırır Kur’an-ı Kerim’den bazı sureler okuttururdu. Ben okurken gözleri bir noktaya takılır derin bir huşu içinde dinlerdi. Bak derin bir huşu içinde. Ruhunun çok mütelezziz olduğu her halinden anlaşılıyordu, zevk aldığı anlaşılıyordu diyor. Ramazanlarda 1 ay müddetle Hacı Bayram Veli ve Zincirlikuyu camiilerinde şehitlerin ruhuna hatmi şerif okumamı emrederdi. Bakın dikkat edin Ramazanlarda 1 ay müddetince Hacı Bayram Ankara’daki Hacı Bayram Camii ve Zincirlikuyu camiilerinde şehitlerin ruhuna hatmi şerif okumamı emrederdi, diyor. O da onu yerine getiriyormuş. Devam et.
OKTAR BABUNA: Nuri Ulusu Atatürk’ün 30 Ramazan gecelerine büyük önem verdiğini şöyle anlatmaktadır. “Atatürk 30 Ramazan geceleri o devrin hafızları olan beyleri davet ederdi. Atatürk davet ettiği bu hafızlardan tek tek din hususunda bilgiler alırdı. Ayrıca çok üzerinde durduğu Türkçe Kur’an-ı Kerim hakkında görüşlerini de sorardı. Yine bir Ramazan ayı gecesinde hafızlar geldiğinde hep birlikte salona girdiler. Konu yine Türkçe Kur’an-ı Kerim idi. Atatürk hepsi ile ayrı ayrı ilgilendi, Kur’an-ı Kerimden okudukları duaları zevkle dinledi.” “Halbuki Elhamdülillah hepimiz müslümanız, hepimiz dindarız.” (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri)
ADNAN OKTAR: Hepimiz Müslümanız, hepimiz dindarız, diyor elhamdülillah. Bütün Türk milleti için evet.
OKTAR BABUNA: Atatürk Edirne’de fırka kumandanı olarak görev yaptığı sırada Cuma namazlarını Selimiye camiinde kılmıştır. Burada yine bir Cuma namazında tanıştığı bir hafızla arasında şöyle bir konuşma geçmiştir.
ADNAN OKTAR: Bak Atatürk namazlarını kılıyor, tadili erkanla, sünnete uygun olarak.
OKTAR BABUNA: “Oğlum terbiye görmüş bir sesin var. Okuduğun ezanı çok beğendim ve duygulandım. Seni tebrik ederim. Oğlum, Edirne’de kaldığımız süre içerisinde ben Cuma namazına hangi camiye gidersem, sen de o camiye gelecek ve iç ezanı okuyacaksın.”
ADNAN OKTAR: Şimdilik bu kadar yeter. Biraz sonra yine devam edeceğiz. İnşaAllah. MaşaAllah, maşaAllah, maşaAllah. Bize Hz. Musa’nın Hz. İbrahim’in emanetleri inşaAllah dünyada Allah’ın izniyle böyle tüylerine dokundurtmayız. Son derece rahat ve huzurlu yaşayacaklar, güven içinde yaşayacaklar, inşaAllah. İsrail’de de, orada da huzur içerisinde yaşayacaklar. O duvarları yıkacağız İsrail’in duvarlarını var ya koruma duvarları. Anarşi, terör hiçbir şey kalmayacak inşaAllah. Türk İslam Birliği içerisinde, son derece sevinç içerisinde yaşayacaklar. Efendim Froman da buraya gelecek, Haham Rabbi Froman da inşaAllah. Her yeri gezecekler gönül huzuru içerisinde, hiçbir risk hiçbir tehlikeyi onlar için kabul etmiyoruz. Filistinli kardeşlerimiz de çok rahat edecekler. Suriye de rahat edecek, Irak da rahat edecek. Ermenistan da rahat edecek, Türk İslam Birliği’nin şefkat ve merhameti içerisinde hepsi çok huzurlu yaşayacaklar, inşaAllah. İbadet hürriyeti tam olacak, istedikleri gibi ibadetlerini yapacaklar, inşaAllah.
HAHAM MEHACHEM FROMAN: İnşaAllah. First of all we have to thank Allah. That’s the beginning of everything, Bismillah. I want to thank Allah that brought me here from Jerusalem to Istanbul this afternoon. And I have no words how to express my obligation to Allah that gave me such a great grace to come here.
OKTAR BABUNA: Her şeyden önce Allah’a şükür, Allah’a teşekkür ediyorum, Allah’a şükrediyorum. Allah getirdi, Kudüs’ten İstanbul’a getirdi beni bugün getirdi. Allah bana verdiği sorumlulukla beni buraya getirdi inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah buyurun.
HAHAM MEHACHEM FROMAN: Then after, then after we thank the messengers of world, the messengers of God who brought His grace, who bring His grace to us. Now I want to thank Harun Yahya for bringing me from Jerusalem to Istanbul and hosting me in such, me and my wife in such generous and nice way that I have no else way of how to again thank him for such an expression of the grace, of course. And I thank God that we met, I thank God that he decided to bring me here and I am obliged to this world of grace to continue the channel of grace that Harun Yahya began.
OKTAR BABUNA: Sonra Allah’ın elçileri ondan sonra da Harun Yahya’ya beni buraya getirdiği için çok teşekkür ediyorum. Kudüs’ten beni buraya getirdiği için misafirperverliği için, cömertliği için, hiçbir yerde eşi benzerini görmediğim cömertliği ve misafirperverliği için çok teşekkür ediyorum. Allah’a şükür Allah’ın inayetiyle buraya geldik. Allah bizi buraya getirdi.
HAHAM MEHACHEM FROMAN: This invitation is a proof against Satan, against iblis. Satan, iblis tries to convince everybody in the world that Islam is a religion of hatred that the more you are Muslim the more you hate Jews, Americans, Europeans. And we have to stone iblis, we have to stone satan, to throw stones against him. And this invitation, a kind invitation of Harun Yahya is a very concrete stone against satan.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bu davet asıl İblis’e karşı, şeytana karşıdır, şeytan insanları dünyada İslam’ın kin ve haşa nefret dini olduğuna ikna etmeye çalıştı. Müslümanların Yahudiler’den, Batı’dan Amerika’dan, Avrupa’dan nefret etmesi gerektiğine karşı gayreti vardı. Şeytanı taşlamalıyız, taş atmalıyız. Bu sizin nazik davetiniz de bu konuda çok somut bir girişim.
HAHAM MEHACHEM FROMAN: Another lie of satan is that necessarily there is hatred between Jews and Palestinians in the Holy City. Harun Yahya have not invited only me, he invited with me a friend of mine, a dear friend of mine, and my family, my wife, Sheikh Bukhari who is going to come in a few minutes. Perhaps he is now in the airport I don’t know. And we are going to be here together as two men from Jerusalem, two men from the Holy Land. One Jew and the other is Palestinian. One is Rabbi, the other is a Sheikh, as good friends, and as together, by the grace of God who sent us Harun Yahya. We want to, again, stone satan that lies that necessarily that there’s hatred between Jews and Palestinians in the Holy Land.
OKTAR BABUNA: Bu şeytanın yalanı nefret kin olması gerektiği Museviler ve Filistinliler arasında. Siz yalnız beni davet etmediniz aynı zamanda arkadaşım olan Sayın Şeyh Buhari’yi ve eşimi de davet ettiniz. Şeyh Buhari’de kısa bir zaman sonra gelecek Kudüs’ten iki kişi geldik, kutsal topraklardan. Birisi Filistinli din alimi Şeyh Buhari diğeri de bir haham olan ben, biz çok iyi arkadaşız Allah’ın takdiri ile Harun Yahya vesile oldu bizi getirdi böylece şeytanı taşlıyoruz. Böylelikle Yahudilerle, Musevilerle Müslümanlar arasında kin olmadığını gösteriyoruz.
ADNAN OKTAR: EvvelAllah, inşaAllah. Kıyamete kadar böyle inşaAllah. Hiçbir şekilde Hz. İbrahim’in evlatlarına, Hz. Musa’nın evlatlarına hiçbir şekilde zarar getirtmeyeceğiz inşaAllah. Biri Yakup evlatları zaten biri İsmailoğulları. Araplar İsmailoğulları biliyorsunuz zaten. Filistinliler. Bu güzel varlıklar da Hz. Yakup’un evlatları. Her ikisi de Hz. İbrahim’in evlatları. EvelAllah yani tüylerine zarar getirttirmeyiz inşaAllah. Hiçbir ülke ne Filistin’e zarar verebilir, ne İsrail’e zarar verebilir, ne Kudüs’e kimse zarar verebilir. Bundan sonra barış çağı inşaAllah. Bu yüzyıl Türk İslam Birliği’nin olacağı yüzyıldır. Herkesin huzur içerisinde yaşayacağı bir yüzyıldır. Her devlet milli devlet olarak ayrı bağımsız yaşayacaktır. Mesela İsrail milli devlet olacaktır. İran milli devlet, Türkiye milli devlet. Fakat Türk İslam birliği oluşacaktır. Bu bir kalp, sevgi ve muhabbet birliği olacaktır. Barışı bölgeye tam anlamıyla hakim edeceğiz inşaAllah. Hz.Mehdi’nin zuhuruyla, Hz.Mesih’in zuhuruyla bu daha da pekişmiş olacak inşaAllah. İnşaAllah.
HAHAM MEHACHEM FROMAN: İnşaAllah, inşaAllah, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
HAHAM MEHACHEM FROMAN: I want to say something, personal, little personal. For years I thought that Turkiye has the historical task to bring peace to the region. I think that we have to, three years I thought, that we have to reestablish the Ottoman Empire not of course the Empire of army, of conquering but empire of love, empire of Islam, empire of Salam. Because Islam is from Salam, it is the same word. By inviting me and other Jews, other Rabbis, Harun Yahya represents the whole Turkish nation. I remember after years of thinking that Turkiye is the fact of, is the state that can bring us peace. “Us”, I mean the Palestinians and the Israelis, the Jews and the Arabs. I was in the middle of one of my lectures I said. We've many students together and I forgot to lock my mobile and then in the middle of the lecture I have a call. I asked, “Who is speaking?” “Seda Aral from Istanbul” and she invited me to come to Istanbul and to meet her teacher and to begin a period of peace. For me it is like a miracle. It is like a great grace of God that I was thinking, what I was thinking about the task of the Turkish Nation and God sent me the telephone from Istanbul in the middle of my lecture, in the middle of my speaking to my students and invited me to come and to begin a period of peace.
OKTAR BABUNA: Benim az da olsa kişisel bir sözüm olacak. Yıllarca Türkiye’nin tarihi bir görevi olduğuna inandım. Bölgeye barışı getirme konusunda. Osmanlı İmparatorluğu inşaAllah gerçekleşecek ama, tam imparatorluk anlamında değil. Ülkelerin alınması, fethedilmesi şeklinde değil, bir gönül birlikteliği şeklinde. Bu birliktelik Selam’ın, İslam’ın ve barışın olacak. İslam “Selam” anlamına gelir. İslam, barış anlamına gelir. Bu barış ve Selam’ın oluşacağı bir ortam olacak; İslamın hakim olacağı inşaAllah. Beni ve diğer hahamları davet ediyor Harun Yahya bütün Türkiye’ye bu şekilde. Beni davet etti. Yıllardır Türkiye’nin barışı getireceğine inanıyordum. Filistin ile İsrail arasında; Musevilerle Araplar arasında. Bir konuşmamda birçok öğrenci varken, tam konuşmamın ortasında Türkiye’den Harun Yahya Bey’in arkadaşı olan bir hanımefendiden telefon geldi. Tam dersin ortasındaydım ve beni Türkiye’ye davet etti, İstanbul’a davet etti konuşmamın ortasında. Bu Allah’ın bir lütfuydu benim için. İstanbul’a gelerek, İstanbul’a gelmemi istemişlerdi. Ben ne istiyorsam o gerçekleşti. Türklerin görevi olduğuna inanıyordum. Allah bana, telefonla dersin ortasında bunu luffetti ve beni davet ettiler.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah maşaAllah.
HAHAM MEHACHEM FROMAN: A few months ago I was invited by the special messenger of President Obama to Washington by George Mitchell. He invited me to meet him and to think together how to bring peace to the Holy Land. I came again with an Arab friend with a Palestinian friend, a Sheikh, Sheikh Manasra his name. Together we came to Washington and we sat with George Mitchell and his coop and we spoke about the ways of how to bring peace to the Holy Land. Half of the time of the long meeting that we had, we talked, I and my Palestine friend, about Turkiye. About the task of Turkiye.
We tried to explain to Mr. Mitchell, to Senator Mitchell that the power that can bring peace to the Holy Land is the Turkish Union. And he was so moved. When he was departing he said that in the end of the conversation: “I am very moved from what you say, Rabbi Froman.” And I got a very clear impression that the result of the conversation will be a visit of President Obama in Ankara in Turkiye. Thereafter I came here as the guest of Harun Yahya and I was interviewed by many Turkish journalists and I said, “Look here I see that very soon President Obama will come here.” They looked at me like, I don't know, lunatic. It was in the quite in the beginning of the period of Obama. After 3 weeks I think or 4 weeks, I heard in the radio President Obama chose Turkiye as the first country in the Middle East that he is visiting. It was I think 3 months after he was elected. I think that the task of Turkiye to make peace in the whole region and especially in the Holy Land will be recognized very soon by the whole world. If the Turkish nation will work for this historical task, national task that they have, the whole world will honor the whole of Turkiye in the region in the whole world.
OKTAR BABUNA: Bir şey eklemek istiyorum. Bir kaç ay önce Washington’a Başkan Obama’nın beyaz saraya gittim. Ve onun temsilcisi olan Senotor George Michel’le beni beyaz saraya davet etti. Onunla oturduk kutsal topraklara barışın Flistinli Şeyh Minassa ile birlikte Washington’a geldik. GeorgeMichael ve ekibi ile birlikte barışın kutsal topraklara nasıl geleceğini uzun uzun tartıştık, uzun uzun konuştuk. Uzun bir toplantı oldu. Konuşmanın sonunda ben ve arkadaşım Türkiye’nin görevinden bahsettik konuşma boyunca senatör Michael’e kutsal topraklara barışın Türk-İslam Birliği ile geleceğini anlattık.
ADNAN OKTAR: Hay MaşaAllah, maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Sonunda çok umutlandı. Tam olarak anladığını, gözünde net olarak konunun canlandığını söyledi. Ve Obama izlenimi aldığını söyledi. Sonunda bunun sonucu olarak da Obama’nın Ankara ziyareti gerçekleşti. Ben buraya geldim bu görüşmeden sonra. Harun Yahya’nın davetlisi olarak, sizin davetliniz olarak. Türk medyası bana konuşma imkanı verdi ve Türk medyasına ben çok yakında Obama’nın geleceğini söyledim. Bunu tam olarak inanmaz bir şekilde baktılar am, 3 hafta sonra Obama Ortadoğu’da ilk ülke olarak Türkiye’yi seçti ve Türkiye’ye geldi. Hakikaten bu gerçekleşti. Seçildikten 3 ay sonra. Bana göre Türkiye barış için Kutsal topraklarda pek yakında dünya Türkiye’nin görevini anlayacak. Türkiye’nin kutsal topraklarla ve dünyadaki barıştaki rolünü Türk devleti bu tarihi görevi için çalışırsa.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah. İnşaAllah.
HAHAM MEHACHEM FROMAN: I want to add something, perhaps for the end of the program. From history of this evening, in this evening after being hosted so kindly, so generously by your students, by your followers, I wanted to pray. We, the Jews pray to the direction of Jerusalem. So I asked Ali and Emre, I wanted to know what is the direction of Jerusalem in my apartment. One of them perhaps Ali, one of your students said, “You know that Istanbul is a place perhaps the only place in the world, the direction of Jerusalem and the direction of Mecca, the kiblah is the same direction, exactly the same direction. From Istanbul if you pray to God, you pray to God in Jerusalem, in the temple in Jerusalem, you pray to God in the mosque of Mecca.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
HAHAM MEHACHEM FROMAN: So that gives this place Istanbul a very significant importance, very significant importance in the whole world. I hope that the Turkish nation led by Harun Yahya will fulfill this historical task.
OKTAR BABUNA: Bugün bir şey daha eklemek istiyorum. Belki konuşmanın son bölümü olabilir bu. Bu akşam gerçekleşen bir olay. Ben öğrencilerinizle birlikteyken dua etmek istediğimi söyledim. Fakat biz Museviler dönerken yüzümüzü Kudüs’e doğru dönüyoruz. Kudüs’ün hangi yönde olduğunu sorduğumda, bana dedilerki: İstanbul’da yüzünüzü Mekke’ye Kabe’ye döndürdüğünüz zaman Kudüs’de aynı çizgide olduğu için aynı zamanda Kudüs’e de dönmüş oluyorsunuz. Bu İstanbul’u çok özel bir yer haline getiriyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah. Ve Türk ulusu inşaAllah Harun Yahya önderliğinde bu görevi, Türkiye’nin önemli görevini gerçekleştirecektir inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Benim önderliğim şöyle; fikir olabilir yani fikri, yoksa fiili anlamda değil, siyasi anlamda değil. Ama fikir önderliği, gönül önderliği yönünde inşaAllah Allah vesile eder. MaşaAllah. Bütün bu İsrail, bütün Filistinliler hepsi onlar bize Allah’ın bir emaneti İsmailoğulları da bize Allah’ın emaneti. Yakupoğulları da bizlere Allah’ın emaneti. Türklerin sevgi dolu, şevkat dolu, merhamet dolu o güzel ruhuyla liderlik görevini en güzel şekilde yerine getirecekler. Kader böyle inşaAllah. Allah bunu kaderde bu şekilde yaratmıştır. Bütün dünya da bunu görecek. Bir tek bölgeye değil, bütün dünyaya huzur, bereket, bolluk, barış getirecek Türk milleti. Allah vesile edecek öncü olarak inşaAllah. MaşaAllah.
HAHAM MEHACHEM FROMAN: InşaAllah. And in the end perhaps we should finish with the beginning of the program Kemal Ataturk. One of the lies of the satan is that you can oppose God. But Allahu Akbar, everything that is happening in the world, in the end helps, supports the word of God. I am not surprised from what you read from Kemal Ataturk. Every positive man, every positive party is the deed of God and for me if Kemal Ataturk is a positive figure, then he is supporting religion and not against religion. That’s what I mean what I say, when I say several times a day “Allahu Akbar”. Allahu Akbar means that even those factors that in our eyes, in the first time are seen to be against the power of Allah, in the end it is very clear that they support the word of Allah. With this perhaps we can be sure that the victory of Allah, whose one of the nicest names is “Salam” is “peace.” You can be sure that “Allahu Akbar” means peace will win victory, peace will win victory. Allahu Akbar.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: Sonunda söylemek istediğim, Kemal Atatürk, dinlediklerimden sizin anlattıklarınızdan, Kemal Atatürk ile ilgili. Tabii bu bir şeytanın yalanı. Allah’a dünyada karşı çıkmaktan bahseder şeytan. Fakat sonunda Allah, kendi sözünü gerçekleştirendir. Kemal Atatürk ile ilgili duyduklarıma şaşırmadım okuduklarım. Çünkü her pozitif insan mutlaka Allah’a göre hüküm verir, Allah’a göre davranır, dine göre davranır. Kemal Atatürk’ün pozitif olması zaten onun dini desteklediğini kanıtlayan bir gerçektir. Ben gün içinde Allahu Ekber derim defalarca. Gönlümüzde Allah’ın gücü sonunda galip gelecek olan Allah’tır. Allah’ın sözü gerçekleşecektir. Böylece zafer Allah’ın olacaktır. Allah’ın isimleri de mesela Selam vardır, barış vardır. Bu gerçekleşecektir. Allahu Ekber’in anlamı da gerçekleşmiş olacaktır. Zafere ereceğiz bu şekilde.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
HAHAM MEHACHEM FROMAN: Allah-u Ekber.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
Atatürk’ümüz medar-ı iftiharımız. Bizim arslanımız. Eğer o olmasaydı Allah esirgesin kim bilir şu an neler olurdu? Düşünemiyorum dahi. Bize bu çok mübarek, güzel memleketi bütünlüğüyle korumayı nasip etti. Değil mi? Özgürüz, demokratız, cumhuriyetçiyiz, fikir özgürlüğümüz var. İstediğimiz gibi konuşuyoruz, istediğimiz gibi ibadetlerimizi yapıyoruz. Modern bir ülkede yaşıyoruz. Herkesin fikrini açıklaması çok büyük bir nimettir. Bağnazlık yok, yobazlık yok. Kominizme müsaade etmedi, faşizme de müsaade etmedi. Atatürk tabii yani. Beyler dedi, Türk milletinin şurası unutulmamalıdır ki diyor Türk milletinin en büyük düşmanı komünistliktir diyor. Bemehal diyor her görüldüğü yerde ezilmelidir diyor. Arslanım benim. Asla müsaade etmedi. O zamanlar çok bastırdılar. Hiçbirine müsaade etmedi. Faşistlere de müsaade etmedi, koministlere de müsaade etmedi. Onun idealinde Türk İslam Birliği vardı. Türki devletler birgün birleşecek, İslam alemi birleşecek. Bütün bölgeye barış getirecek. Onun güzel ideali şu an gerçekleşmek üzere. Yani aşağı yukarı da çok az bir şey kaldı inşaAllah. Türkiye dünyaya barışı, sevgiyi, dostluğu, kardeşliği, modernliği, cumhuriyetçiliği, demokratlığı, insancıllığı, güzelliği, yaşatan, bunu teşvik eden ve koruyan bir devlet olarak inşaAllah görev başında. Kahraman ordumuz da, kahraman milletimiz de bu güzel görevin içerisindeler inşaAllah. İnşaAllah.
HAHAM MEHACHEM FROMAN: We are a day after the celebrations of the 20 years to the collapse of the wall in Berlin. Day after, yesterday the Germans celebrate the collapse of communism.
OKTAR BABUNA: Berlin duvarının çöküşünün 20. yılı kutlanmış bu şekilde.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Atatürk’ün sözü var. Komünizmin bir zaman sonra çökeceğine dair. Tabii. Bütün geleceğe ait şeyleri söylemiştir Atatürk. Evet. Kur’an’dan da bir ayet okuyayım sizlere. Kaç dakikamız var? 14 dakika.
OKTAR BABUNA: Hangi sureydi?
ADNAN OKTAR: Zümer Süresi 41. “Şüphesiz, sana Kitabı insanlar için hak olmak üzere indirdik. Artık kim hidayete ererse, bu kendi lehinedir; kim saparsa, o da kendi aleyhine sapmış olur. Sen onların üzerinde vekil değilsin.” Bu oldu mu?
OKTAR BABUNA: Evet surenin numarası kaç Hocam inşaAllah?
ADNAN OKTAR: Zümer 39’a 41. Oku. MaşaAllah maşaAllah maşaAllah. Tevrat’ta da güzel Kuran’a uygun, Kuran’la mutabık çok güzel sözler vardır. Ki bir kısmı Allahu alem değişmemiş olan sözler. Mesela Süleyman’ın deyişlerinden: “Oğlum dinle ve bilge ol. Yüreğini doğru yolda tut.” Mesela bu çok güzel bir söz. Hz. Süleyman’ın meselelerinden. Bunu Türkçe’ye çevirebilirsin. Oğlum dinle ve bilge ol diye değil mi? “Yüreğini doğru yolda tut.” Evet. Bakın ne güzel diyor ki: “Çünkü” diyor, “ayyaş ve obur kişi yoksullaşır. Uyuşuklukta insana paçavra giydirir” diyor mesela. Ayyaş yani böyle içki içip ayyaş olan diyor, obur kişi yoksullaşır. Obur çok fazla yiyen. “Uyuşuklukta insana paçavra giydirir” yani tembellik insana kötü kıyafetler giydirir diyor. MaşaAllah. Evet. Mesela diyor ki: “Şarabın kızıl rengine, kadehte ışımasına ,boğazdan aşağıya süzülmesine bakma! Sonunda yılan gibi ısırır, engerek gibi sokar. Gözlerin garip şeyler görür, aklından ahlaksızlıklar geçer. Kendini kah denizin ortasında, kah gemi direğinin tepesinde yatıyor sanırsın. Dövdüler beni ama incinmedim, vurdular ama fark etmedim dersin. Yeniden içmek için ne zaman ayılacağım” derler diyor.” Bakın “şarabın kızıl rengine, kadehteki ışımasına, boğazdan aşağıya süzülmesine bakma” diyor. Evet. “Sonunda” diyor “yılan gibi ısırır” diyor. Evet. “Engerek gibi sokar. Gözlerin garip şeyler görür” diyor halüsinasyon. Evet. “Aklından ahlaksızlıklar geçer”. Evet. Efendim, başka bir şey daha söyleyeyim. “Ahmak için diyor bilgelik, ulaşılmayacak kadar yüksektir.” Yani akılsız için diyor; bilgelik bilge olmak ulaşılmayacak kadar yüksektir. Yani akılsız için diyor bilgelik, bilge olmak; ulaşılmayacak kadar yüksektir. Onun için diyor çok ulaşılmayacak bir şeydir diyor. “Mesela; kötülüğü tasarlayan kişi düzenbaz olarak bilinecektir” diyor. Kötülük tasarlayan kişi düzenbaz olarak bilinecektir 3.23’de Süleyman Özdeyişleri, 23. Evet. “Ahmakça tasarılar günahtır” diyor. Yani tuzak kurmak, ahmakça tasarı yapmak günahtır diyor. “Alaycı kişiden herkes iğrenir”diyor, Alaycı olan kişiden, yani alaycılık iyi değildir diyor. Yani alaycı kişiden herkes iğrenir. Alaycı kişiden herkes iğrenir. Zor mu? Evet, bu kadar. İnşaAllah.
HAHAM MEHACHEM FROMAN: So yout teacher have read the Holu Quran and ...Prophet Soloman. I wonder that the words of the Quran and the words of Soloman are going in the same direction. Because both books are the word of God. Both book are the words of One God. So that’s exactly the direction we have to do, in the direction of you teacher. To find the word of God in Turkish, in Arabic, in English, in Hebrew, in every language in this book, in all the book of God, in all the books that God have given us in order to guide us to the right direction, which is of course the way to Him. His name again and again I remember in Arabic and Hebrew, the very name of God is Salam or Şalom.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Hem Kuran’dan okudunuz, hem Tevrat’tan okudunuz. Süleyman’ın sözleri ve kelimeleri Kuran’la aynı yönde. Her ikisi de Allah’ın sözü. Bu bize Allah’ın sözlerinin, her ikisinde de aynı olduğunu gösteriyor. Hocanız, Allah’ın sözlerini okudu bize. Bu Türkçe’de, Arapça’da, İbranice’de ve bu kitaplarda, yani Allah’ın sözleri olan bu kitapların hepsinde aynı. Bize verilen yön aynı, Allah’ın yönü. Biz yüceltmek için ona doğru gayret etmeliyiz. Onun ismi tekrar tekrar Arapça’da, İbranice’de Allah’ın ismi. Barış anlamına geliyor “Selam” ve “Şalom” barış anlamlarına geliyor inşaAllah. Bu Allah’ın bizim seçtiği hedef inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii. Özellikle Musevi dini ile İslam dini birbirine çok benzer. Tek Allah’a inanmamız, bütün hak Peygamberlere inanıyoruz, meleklere inanıyoruz, ahiret inancımız aynı. ahirete de inanıyoruz. Musevilikte de namaz var aslında. Abdest alıyorlar. Evet, abdest alıyorlar, namaz kılıyorlar. Filmleri var. Oruç da tutuyorlar, var onlarında orucu. Zina haram, bizim bildiğimiz yani hırsızlık, haksız yere cana kıyma bunların hepsi haramdır. Komşusunu sevmek, komşusunu koruyup kollamak inşaAllah. Hepsi bunlar Tevrat’ta da farzdır. İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Nasıl vakit? Tamam verelim.
SUNUCU: Evet. Şimdi kısa bir ara vereceğiz. Ondan sonra sohbetimiz tüm hızıyla devam edecek. Şu anda Mavi Karadeniz Tv, Ekin Tv ve Kocaeli Tv’den ortak olan yayınlamakta programımız. Küçük bir aramız olacak, ondan sonra tüm hızımızla devam edeceğiz.
Evet efendim yayınımız devam ediyor. Şu anda Mavi Karadeniz Tv, Ekin Tv ve Kocaeli Tv’den ortak olarak yayınımız devam etmekte. Ayrıca, eğer radyodan takip etmek isterseniz Mavi Karadeniz 106.4, Radyo 37 Kastamonu 95.2, Radyo Star Aksaray 94.0, Emek Radyo Mardin 101.0, Radyo Aknur Fransa ve Radyo Enerji Ordu 90.0’dan takip edebilirsiniz. Ayrıcawww.harunyahya.tv’den de şu anda canlı olarak izleyebilirsiniz. Ve tabiki www.harunyahya.net veyahut www.harunyahya.org adreslerine girerek Hocamızın roportajlarına, dergilerine, kitaplarına, birçok konu da merak ettiğiniz her şeye ulaşabilirsiniz. Yine burada Hocamıza mesaj yollayarak, merak ettiğiniz ve öğrenmek istediğiniz sorular ve her türlü konuda Hocamıza ulaşmak için de mesajlarınızı iletebilirsiniz.
Evet Hocam. İnanılmaz bir samimiyet vardı demin. Ben hiç bu kadar beklemiyordum. Resmen size öyle bir sarılıyor ki, yani bir İsraillinin bir Türk’e bu kadar içten sarılması beni inanılmaz etkiledi.
ADNAN OKTAR: Çok seviyor evet inşaAllah. Çok da güveniyor.
SUNUCU: Çok derin bir sevgi var.
ADNAN OKTAR: Hüsnü zannı çok şiddetli. İnşaAllah öyle oluruz. İnşaAllah güzel huylu oluruz. İnşaAllah vatana, millete daha çok faydamız olur. İnsanlığa daha çok faydamız olur inşaAllah. Ama yazık tabii, iki tarafa da yazık. Filistinlilere de yazık, İsraillilere de yazık, Ermenilere de yazık. Darwin’in ortaya attığı bir fitne, bakın 150 yıldan beri bizi ne hallere getirdi, milleti insanları. Biz İsrail’le niye karşı karşıya olalım? Hz. Musa’nın evlatlarıyla, Hz. İbrahim’in evlatlarıyla niye karşı karşıya olalım? Allah’ın birliğine inanıyorlar, helallere haramlara inanıyorlar. Değil mi? Ehl-i kitap insanlar. Ermeniler de öyle. Millet-i sadıka, bizim evlatlarımızdı. Aldılar bizden onları oraya götürdüler orada bir küçücük bir ülkeye onları oraya hapsettiler adeta. Her yeri açacağız. Sınırları, kapıları, pencereleri her yeri açacağız. Kardeşlik, barış, huzur içerisinde, sevinç içerisinde. Zaten çok az bir şey kaldı kıyamete de. Bu güzelliği bütün dünyaya sunmuş olacağız inşaAllah. Dünya bir rahat etsin. Bir dünya varmış desinler şöyle inşaAllah. Bu olacak. Bütün silahlar ilk defa, tarihte ilk defa, dünya tarihinde ilk defa bütün silahlar kaldırılacak. Dünya kuruldu kurulalı hiç silah kalkmamıştır. İlk defa ahir zamanda bütün silahlar kalkıyor. Damla kan akıtılmadığı hiç bir dönem olmamıştır. İlk defa ahir zamanda damla dahi kan akmayacak. Burun kanatılmadığı hiç bir dönem olmamıştır, ilk defa burun dahil kanamayacak. İnşaAllah. Bütün sınırlar, kapılar hepsini açacağız inşaAllah. Milli devletler halinde kalacağız. Ama, sınır kapılarında ne pasaport var, ne vize var. Selamun aleyküm. Mesela şimdi şu an öyle oldu. Millet gidiyor Şam’da yemek yiyor geri dönüyorlar. Pasaportunu cebine koyan. Aslında ona da gerek yok. Nüfus cüzdanı yeterli. Bir süre sonra bu da olacak göreceksiniz. Nüfus cüzdanı yeterli olacak. Pasaporta da gerek kalmayacak. Bizim milletimiz; bak Atatürk’ümüz diyor ‘Bizim kadar ezanı ve Kur’an’ı güzel okuyan bir millet yoktur’ diyor. Bizim kadar da güzel ahlaklı millet yok. Güzel ahlaklılar. Yarış burası Allah diyor; “Takva da yarışın”. Tevazu biz de, şevkat biz de, merhamet biz de, insancıllık, misafirperverlik. Onun için biz çok iyi misafirperver oluruz. Misafiri iyi ağırlarız. İyi ev sahipliği yaparız biz. Ev sahipliği bizim işimizdir. Türk milletinin işidir. Değil mi? Misafir odamızı biz, misafirlerimize sunarız. Yemeyiz yediririz, içmeyiz içiririz. Gezmeyiz, gezdiririz. Biz başkalarının mutluluğundan mutlu olan bir milletiz. Yiğitlik delikanlılık kanımızda var.
SUNUCU: Hocam zaten birçok savaştan mesela sonra düşman olan ülkenin, işte üst düzey yöneticilerinin birebir sofraya buyur etmiş komutanlarımız var. İşte mesela birçok kişi değil buyur etmek, yüz yüze gelmek istemezken Osmanlı’da da bunun çok örneğini görüyoruz. Yani düşman ordusunun başındaki komutana yemek açılıyor, sofra açılıyor. Bu tabii ki işte diyoruz ya farklı bir sonuçta dünyayı birleştirici, hoşgörü sahibi gerçekten Türkiye’dir diye. Hep Türk insanı böyle olmuştur. Kucaklayıcı, bütünleştirici.
ADNAN OKTAR: Ama işte bunda Atatürkümüzün çok büyük rolü oldu. Değil mi? Çok çok büyük rolü oldu. İnşaAllah onun bu güzel hedeflerine ki, zaten Resullullah’ın bize talebidir. Resulullah’ın emridir, Allah’ın Kur’an da bizden istediği bir güzelliktir. Bu Türk İslam Birliği’nin oluşması. Bakın Azeri kardeşlerimiz Azerbaycan’da. Onlar da orada mübarekler sıkıştı kaldılar. Niye orada dursunlar yani? Hazar’ın kenarına masaları şöyle boydan boya bir kuralım. Izgara ocaklarını bir açalım değil mi? İnşaAllah. Artık çırpınırdın Karadeniz mi diyelim? Başka parçalar mı isteyelim? Yani güzelce birlikte bir şarkı söyleyelim. İnşaAllah. Yiyelim, sohbet edelim, konuşalım. İnşaAllah. Hepsi bizim canımız, ciğerlerimiz. Geçenlerde işte Azerbaycan’da ezan yasaklandı, Kur’an yasaklandı. Biraz abartıyorlar bu gibi şeyleri. Bu kadar değil. Yani bize gelen yazılar o tarzda değil. Kardeşlerimiz rahat olsunlar. İlhami Aliyev delikanlıdır yani delikanlı insandır. Gerçi tabii yani her insanın eksiği, kusuru olur ama; o da Türk İslam Birliğini isteyen bir insan nihayetinde. Ondan sonra, ailesi de tertemiz insanlar kendisi de öyle. Hatta gelmek istemişlerdi Türkiye’ye de, ama nasip olmadı. İnşaAllah. Bir tanıdığımızın vesilesiyle gelmek istemişlerdi ailesi bir ziyaret edelim gibisinden Hocamızı gibisinden. İnşaAllah. Değerli insanlar. Ama inşaAllah ufak tefek şeyleri büyütmek çok doğru olmaz. Veyahut büyük de olsa konuyu güzel hale getirmek, düzgün hale getirmek, doğru hale getirmek fakat bunu yaparken de, telaş etmemek lazım. Telaş iyi bir şey değildir. Düşmanlıktan kaçınmak, panikten kaçınmak. Olayları açmaza sokmamak lazım. Yani bir şeyin kurtuluş yolunu açmak lazım, kapısını açmak lazım. Yani dört yönden kitlersen, tıkanır kalır olay. Bir yerden açıp, rahatlıkla o işin hallolmasına çalışmak gerekiyor. Bunlar nedir? Bunlar yarın ki gazeteler mi? Milli gazete bir, efendim Yeni Şafak. Evet. Yeni Şafak’da yarın çok önemli haberler var tavsiye ederim. Efendim bu Vakit gazetesi. Vakit gazetesinde de çok güzel haberler var. Önemli haberler var ama yarın bizim davamızla ilgili bir ilan yayınlanmış ne diyor her üçünde de ilan var. Ayrı ayrı BAV davasında bozma gerekçeleri diye iki Yeni Şafakta ayrı , Milli Gazete’de ve Vakitte bir. BAV davasında bir ceza verildi biliyorsunuz bir de ayrıca bir yıl ilave yapıldı. Bunun neden verildiği açıklanmadığı için yani kişilere ait. Yani mesela bana neden bir yıl cezanın arttırıldığını mahkeme açıklamamış. Yani mahkeme saygıda bir kusur mu ettim, bir söz mü ettim, bunu mahkemin söylemesi lazımdı. Bu olmadığı için deniyor. TCK ‘nın 61. Maddesinin belirtilen hususta göz önünde bulundurularak diyor. Hukuki dayanıklılıktan yoksun somut olarak uygun olmayan takdiren ve teşkiden denilmek suretiyle temel cezasının belirlenmesi yasaya aykırı görülmüş olduğundan sahi yönlerinin incelenip hükmün bozulmasına diyor. Ne zaman 2006/1003 karar sayılı bir içtihat Yargıtay 11. Ceza dairesinin içtihadı var. Bizim davamızda ben yani normalde mahkemeye çok saygılı davrandım.Saygıda kusur etmedim. Yani efendimli konuştum, çok nezih davrandım. Lafıma sözüme son derece özen gösterdim. Ben bilmiyorum ama insanlık hali bilmeden bir hatam olduysa bunu mahkeme belirtmedi bana. Ama bir yıl cezanı arttırdık dediler. Allah razı olsun. Ellerine sağlık, teşekkür ediyorum. Ama bir bozma nedeni bu, bunun belirtilmesi gerekiyordu. Başka gerekçelerde belirtilmiş. Hükümlerince son söz sanığa verilir hükmü yer almaktadır diyor. Evet son söz, yargılanan kişilere son söz verilmedi. Mesela bu da bozma nedenlerinden bir tanesi. Hem savunma hakkı verilmedi son savunma hakkı hem de son söz veriliyor. Son söz de belirtilmediği için bu da yine bir bozma nedeni. 2008/ 218 Karar sayısıyla bir bozma nedeni bu belirtilmiş. Başka da var da onları şimdi ben uzamasın diye söylemiyorum. Görevli olmayan mahkemece yapılan hükümsüz işlemlerin görevli mahkeme tarafından yenilenmemesi bir bozma gerekçesidir. Evet biz , DGM’de yargılandık, DGM’de ifademiz alındı. Ama DGM’den biz Ağır Ceza’ya gönderildik. Yeni bir mahkemeye gönderildik. Yeni mahkemeye geldiğimizde DGM’nin kanunları ayrı oluyor biliyorusunuz. Ağır Ceza’nın ayrı oluyor. Ağır Ceza’da yeniden ifadelerimizin alınması ve yeniden yargılanmanın yapılması gerekiyordu. Bu yapılmadı, bu bir bozma nedeni. Yani CMUK maddesi doğrultusunda kural görevsiz mahkemede yapılan işlemlerin yenilenmesidir. Bakın doğrultusunda kural görevsiz mahkemede yapılan işlemlerin yenilenmesidir. Görevli mahkeme hükümsüz olan işlemlere dayanarak hüküm kuramaz. Sağlıklı ve vicdani bir kanının oluşması için duruşmada edilen izlenime göre hüküm kurulması gerekir. Görevsizlik kararı verilen mahkemece yapılan sorgu ile getirilerek, hüküm kurulması suretiyle savunma hakkının kısıtlanması usül ve yasaya aykırıdır diyor. Kim diyor bunu Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararı var. 2008/1-9 90E. Evet bizim mahkememizde yeniden bir yargılama yapılmadı.Yani o konuda.
SUNUCU: Hocam bunlar hangi gazeteler bir kere daha söylersek takip edebilirler detaylı olarak izleyiciler.
ADNAN OKTAR: Evet Vakit gazetesi, Yeni Şafak ve Milli Gazete yarın ki.
SUNUCU: Milli Gazete, Vakit gazetesi ve Yeni Şafak gazetelerinden yarın detaylı olarak bilgi sahibi olabilir izleyicilerimiz.
ADNAN OKTAR: Mesela ek savunma hakkı tanınmamıştı bize bu açıklanıyor. İddianamede 4422 sayılı yasanın madde fırkaları gereğince cezalandırılma istemiyle kamu davası açıldığı halde kendilerine ek savunma hakkı tanınmadan eylemlerinin uygun kabul edilerek TCK’nın 313 maddesi uyarınca uygulama yapılmak suretiyle, CMUK’un 258. maddesine aykırılık yapılmıştır diyor. Bu bozmayı gerektirmiş hükmün, bu sebebten dolayı bozulmasına diyor. Bu da bozma sebebi. Ek savunma hakkı verilmediği için. Bize de ek savunma hakkı verilmedi. BAV davası sanıklarına hangi madde kapsamında yargılandıkları bildirilmeden hüküm verilmesi de yine Yargıtay içtihatlarına göre Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 21.05.2007 tarihindeki kararına göre de bozma gerekçesi. Çünkü hangi maddeden yargılandığımız son celseye kadar bize bildirilmedi. Son celsede karar anında açıklandı. Ona da ek savunma gerekiyordu. Ek savunma da verilmedi. Bu da bir bozma gerekçesi ama mahkeme böyle takdir ediyorsa, ellerinden öperiz o nurlu ellerinden. Başımızın üstünde yerleri var. Şeriatın kestiği parmak acımaz derler. Biz saygı duyuyoruz. Ama Yargıtay içtihatları da böyle, Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarına göre de bunlar bozma nedeni. Ama mahkeme biz böyle uygun gördük diyorsa ellerine sağlık, Allah razı olsun, teşekkür ederiz. Başka da bir sözümüz olmaz. Evet sevimli bakalım neler var bir oku.
SUNUCU: Sorularımız var Hocam. “Allah sizlerden razı olsun. Allah sizleri korusun Hocam. Azeri kardeşleriniz sizleri canı gönülden seviyor. Hocam İnşaAllah Azerbaycan’da durum çok güzel. Allah’ın izniyle cumalarda camiler tıklım tıklım oluyor. Bizler de seve seve gidip namazlarımızı kılıyoruz. Azeri Cumhurbaşkanı İlham Aliyev Azerbaycan’da çok güzel işler görüyor. İlham Aliyev Türk-İslam Birliği’nin kurulması için çok şeyler ediyor. Allah ondan razı olsun. Selamunaleykum sizleri çok seviyoruz” demiş Hamza Safarov.
ADNAN OKTAR: İlham Hocamıza sözümüz yok zaten bir şey demiyoruz. Delikanlıdır dedik inşaAllah. Yani insan olarak tabii ki hataları, eksiklikleri olur ama Müslüman evladı, Türk evladı. Türk-İslam Birliğini savunduğu apaçık belli. Ailesi de tertemiz insanlar, olur öyle şeyler inşaAllah onlar düzelir. Eksik yönler varsa onlar kısa sürede hallolacatır inşaAllah. Ama tabii telaş etmemek lazım, panik yapmamak lazım, kuşkulanmamak lazım efendim Azerbaycan bayrağının inşaAllah güzelliğini, bütün milletimiz değil mi takdir eder. Hepimiz Azerbaycan bayrağını gördük mü içimiz çoşkuyla doluyor. Allah esirgesin o gün bir kendini bilmez almış, kutuya atmışlar. Hepimizin yüreği sızladı. Çok ayıp yaptılar. Yani bu bize yapılmış bir hakarettir. Bütün Türk milletine yapılmış bir hakaret aynı zamanda. Azerbaycan niye alınıyor ki? Bize yaptılar hakareti aynı zamanda ama altın yere düşmeyle derler aakut olmaz kadur kıymetten derler. Altın nereye atsan yine altındır. Ama biz onu oradan çıkartmasını da biliriz kutudan çıkarttık, bakın aldık getirdik buraya yine iftiarla öpüyorum alnıma koyuyorum. Bu kadar. Bunun yeri alnımızın üstüdür. Başımızın tacıdır. Türk bayrağı da bizim ruhumuzda engin güzelliğiyle inşaAllah kıyamete kadar dalgalanacaktır. Şanlı bayrağımızın ne güzel bakın. Anlı, şanlı. Hilali ile yıldızı ile inşaAllah çok ihtişamlı olarak, her yerde göklerde dalgalanıyor. Ahir zamanda, Mehdi devrinde diyor Peygamberimiz (sav) bir bayraktan bahsediyor, bayraklardan ve kırmızı diyor kırmızı bayraklar bakın açık kırmızı bayraklar. Onlar diyor Mehdi ile beraber hareket edecekler diyor rivayette ve net ifade söylüyor. Peygamber efendimiz Türk diyor, Türkler diyor necip millettir. Ayrıca Cenab-ı Allah bunu gösterdi, Osmanlı döneminde de göstertti inşaAllah. Kürdü, lazı, çerkezi her biri ayrı bir efendidir. Mesela Çerkezler çok efendidir, mesela bizim dedemlerin köyü Çerkez köyüydü, kapıdan içeri girersin, herkes ayağı kalkar yaşlılar geldimi. Gençler ne mümkün, otursunlar yani böyle yaşlılar varken imkanı yok en fazla kapının yanına oralara otururlar böyle. O zor gibi ama çok güzel görünüşü çok güzel, onun verdiği zevk çok güzel, o saygının meydana getirdiği zevk çok güzel. Yüksek sesle konuşmak ne mümkün, öyle bir olay olmaz yani fısıltı ile konuşulabilir orada gelenler. mesela dedem konuşurdu öyle yüksek sesle köyün ileri gelen yaşlıları konuşurlardı. Gençler mümkün değil hep böyle yerde, fısıltı ile konuşurlar, bu bir saygı, bu bir sevgi, bir güzellik inşaAllah.
SUNUCU: Devam edeyim mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Evet edelim.
SUNUCU: “Ahmedinejad İstanbul’da toplantıda ‘dünya kinden, nefretten, düşmanlıktan uzak kalsın inşaAllah o günleri göreceğiz. Fedakarlık, candan geçmek, dostluk, başka insanları sevmek, hikmet, keramet, bir tarafa bırakıldı halbuki bu sayılanlar insanlığın yaşaması için gereklidir insan demek muhabbet, insan demek aşk demektir, insan dostluktur başkalarını sevmektir’ demiş Hocam. Ahmedinejad’ın fikirleri sizin anlattıklarınıza tam anlamı ile örtüşüyor bunu nasıl yorumlamak gerekir?” diye soruyor İzmit’ten, Salih Uzun.
ADNAN OKTAR: Ahmedinejad Mehdiliğin gölgesi altına girdi de onun için. Mehdiliğin terbiyesi Mehdiyetin ruhu içerisine girdi de onun için. Kendisi de diyor ‘Mehdi geldi’ diyor. Huyu suyu üslubu değişti. Yani tamamen daha önce mesela çok sert bir üslubu vardı Ahmedinejad’ın biliyorsunuz. Ama bakın Mehdi geldi dedikten sonra veli tiynetine girdi. Son derece insancıl merhametli, şefkatli, sevecen, silahlar kalksın diyor, barış olsun, damla kan akmasın. Bu nedir? Mehdi terbiyesidir. Demek ki Mehdiyetin zıl ve gölgesi altına girmiş, maşaAllah.
SUNUCU: “Değerli Hocam, cezaevindeki kişilerin yoğun isteği üzerine Diyanet İşleri Bakanlığı cezaevlerine on bin adet Kuran-ı Kerim ve dini kitaplar gönderdi. Devlet bakanı Hüseyin Çelik vatandaşların topluma yeniden kazandırılması çalışmalarına yardımcı olmak amacıyla din hizmeti sunulduğunu açıkladı. Diyanet yetkilileri de mahkumların Kuran ışığında aydınlanmaları ve sıkıntıda olan mahkumlara manevi destek sağlanmasının amaçlandığını söyledi. Ülkemizin her bir yanında yüce Rabbimizin bize gönderdiği kitabımız Kuran-ı Kerim’i öğrenmek isteyen kişilerin haberini alıyoruz. Hocam Türkiye’de Allah’ın emirlerini duyurmak ve İslam ahlakının yayılması amacıyla yaptığınız çalışmalar sonuç veriyor inşaAllah” demiş Manisa’dan Hayrettin Duman. Soru sormamış ama sonuç verdiğinden söz etmiş.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Elhamdülillah, doğru güzel söylüyor, inşaAllah Allah vesile ediyor, iyi insanları güzel insanları. Çok güzel neticeler oluşuyor.
SUNUCU: “İyi yayınlar, Hocam Amerika Birleşik Devletlerinin Afganistan ve Irak savaşıyla, İsrail’in son Gazze savaşı sonrası İslam’ı öğrenmek isteyen 50 bin Güney Koreli’nin çoğu Müslüman oluyor. Dünyanın her yerinde İslam’a yönelişi var, kanaatimce İslam’ı öğrenmek isteyen bir kişinin ilk başvuracağı kaynak sizsiniz Hocam” demiş Müberra Canpolat.
ADNAN OKTAR: Ama bu doğru şu şekilde Kuran’ı okuyan insanlar bir ferahlık hissediyor. Ama Kuran’ın işaret ettiği bütün manevi güzellikler, mesela Kuran’da Cenab-ı Allah yerdeki gökteki dünya üzerindeki her şeyi araştırın diyor, bunlar hazır araştırılmış olarak insanlara sunulduğu için bu insanların çok zevk aldığı, içinin açıldığı, derin imanına vesile olduğu bir yapıya dönüştü. Dolayısıyla dünyanın her yerinden bize haber geliyor, mesela Rusya’dan, Çin’den efendim Endonezya’dan, Amerika’dan bizim kitaplarımız vesilesi ile oluşan gruplar oluşmuş yani 100 kişilik, 150 kişilik, 200 kişilik internet siteleri oluşturmuşlar. Çin’de de var namaz kılan mesela Kızıl Çin’de, bu büyük tehlikenin içerisinde Kızıl Çin’de ekip var, bizi seven bizleri destekleyen, namazın nasıl kılınacağını geçenlerde sordular. Biz diyorlar komünist eğitimden geçtik ama Allah razı olsun sizin kitaplarınız, sizin eserleriniz çok etkili oldu diyorlar. Çin hükümeti sonra panik oldu bizim internet sitesini yasakladı, Çin’de okunmasını ama tabii yine girilebiliyor onun yolları yöntemleri var, biz onlara yol gösterdik yine o şekilde giriyorlar. Çok güzel bir eğitim çalışması var. Çin’e bu Yaratılış Atlası’nın girmesi... Zaten asarlar adamı yani mümkün değil. Buna rağmen çok fazla Yaratılış Atlas’ı soktuk Çin’e, Kızıl Çin’e. MaşaAllah. Bir yolunu bulduk Allah’a çok şükür yani çok önemli Çinli profesörlerin çoğuna gönderdik. İnşaAllah Çin’deki okulların çoğuna gönderdik.
OKTAR BABUNA: Hong Kong’da da var sizi çok seven Müslümanlar bayağı geniş bir topluluk ve sizin eserlerinizi okuyor.
ADNAN OKTAR: Hong Kong’da değil mi?
OKTAR BABUNA: Konferansa da gitmiştik oraya.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Mesela İran’da diğer kitapların satışı yasak sadece benim kitaplarım serbest, Rusya’da da öyle diğer ekiplerin cemaatlerin grupların da faaliyetleri birçoğunun yasaktır sadece bize müsaade var.
SUNUCU: Hocam bu ülkelere gidiyor musunuz? Birebir yoksa hani sadece eser göndererek mi?
ADNAN OKTAR: Arkadaşlarımız gidiyorlar, alenen söylüyorlar desteklediklerini geçenlerde bizim çocuklar gitmişti, Rus Müftü Ravidev herhalde değil mi Ravidev evet o bizim çocuklarla beraber yemek tanzim etmişti geçenlerde anlattım. Ravidev’e Putin geldi böyle kaşıkla yemek yedirmeye başladı tek kamera bizim kameramızdı çeken kamera. Biliyor yani bizim olduğunu da biliyorlar çünkü Rus polisi bilmemesi mümkün mü? Bizim gözümüzün önünde yemek yedirdi biz de onu video kameraya aldık, açıkça göstererek tabii aleni inşaAllah. Çok hoşuna gitti yani her yerde sevgi sevgiyi getirir, barış barışı getirir, kardeşlik kardeşliği getirir. Bakın diyor ki ayette Cenab-ı Allah şeytandan Allah’a sığınırım. Size diyor kötülük yapana iyilik yapın diyor, bakın size iyilik yaptığını göreceksiniz diyor. Yani işte bana elini kaldırdı, ben de suratına indirdim, bu mantık değil. Böyle şey olmaz. Affedici olmak lazım, merhametli olmak lazım, şevkatli olmak lazım, olgun olmak lazım. Yani insan nihayet karşımızdaki varlık. Duyguları oluyor, mesela öfkelenebilir, kıskanabilir, kızabilir. Çocukla çocuk olunmaz, cahille cahil olunmaz, öfkeliyle öfkeli olunmaz. Değil mi, akılcı davranmak lazım. Çünkü Allah’ın bizi affedeceğine inanıyoruz, ne yaparsak yapalım, e karşımızdaki insana niye biz öyle davranıyoruz o zaman, değil mi? Allah’tan bekliyoruz, ama biz kendimizde oldu mu bunu düşünmezsek olmaz. Allah’ın bize davranmasını istediğimiz şekilde, biz de insanlara güzel davranacağız, affedici davranacağız inşaAllah.
SUNUCU: “Hocam bundan bir yıl önce 14 Temmuz 2008’deki Erzincan TV röportajınıza baktım, şöyle diyorsunuz; ‘Avrupa Birliği çok iyi bir birlik, çok da gerekli. Türkiye’nin girmesi gerekiyor ama bu şekilde değil, Türk İslam aleminin lideri olarak. Avrupa’ya köprü olan süper devlet olarak girmesi gerekir. O zaman Avrupa Birliği birse, bin olur.’ Bu düşüncenizin gerçekleştiğini hem Türkiye’nin çevre ülkelerle ilişkisinde stratejik öneminin belirginleşmesinden hem de size fikren katılanların sözlerinden anlıyoruz ki, Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Günter Verheugen 19 Ekim’de yaptığı konuşmada ‘Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne olduğundan çok ihtiyacı var. Türkiye’nin çok büyük stratejik önemi var’ şeklinde konuşarak bu yönde size katılmış olduğunu belirtmiş oluyor değil mi Hocam?” demiş Lale Kıratlı. Hocam şimdi buradaki olay önce İslam Birliği’nin kurulup sonra Avrupa Birliği’ne yani o şekilde mi, İslam Birliği’nin Başkanı olan Türkiye sıfatıyla mı Avrupa Birliği’ne girmemiz?
ADNAN OKTAR: Tabii öyle anlı şanlı olur, yani biz zengin olarak girelim. Yani bize bakın, bize para verin, bize yiyecek verin, bize demokrasi getirin, bizi eğitin diye Avrupa Birliği’ne girmek ayrıdır. Gelin sizi eğitelim, gelin size güzellikler sunalım, gelin size zenginlik sunalım, buyrun soframıza, var mı bir eksiğiniz diye zengin ve güçlü olarak girmek ayrıdır. Bir de bu şekilde girmek ayrıdır. Bu bize yakışmaz öbür türlü.
SUNUCU: Bu şekilde girersek Yunanistan’dan bir farkımız olmaz Hocam, onların ekonomik durumları da hiç iyi değil mesela.
ADNAN OKTAR: Çok çok kötü olur, o bize yakışmaz. Zengin, güçlü, kültürlü, demokrasisi gelişmiş, değil mi, sanatta, bilimde müthiş bir ilerleme göstermiş, güçlü bir devlet olarak, güçlü milletler topluluğu olarak değil mi, köprü bir devlet olarak Avrupa Birliği’ne girmemiz lazım. Öbür türlü çok utandırıcı. Bize para verin, bize yiyecek verin der gibi yani. Bize iş bulun, biz müsaade edin de gezelim, yani bu yakışmaz bize. Bu ağıza alınacak bir şey değil, ama diyeceğiz ki biz, bütün Türk İslam aleminin lideriyiz. Oranın petrolünü, madenlerini falan gelin size satalım. Siz de getirin teknoloji transfer edin, karşılıklı tesisler kuralım, barışı ve kardeşliği tam tesis edelim. Güvenliğinizi biz sağlayalım, terör de olmasın, anarşi de olmasın, huzur içinde yaşayalım diyeceksiniz. “Türkiye’de evrim bozgunu”, Radikal. MaşaAllah. Osmanlı ordusu musun maşaAllah. Benim resmimi koymuşlar, “The Washington Post Türkiye’de evrim karşıtı düşüncenin çoğaldığını öne sürdü” diyor. Ve “Türkiye’de evrimcilerin bozguna uğradığını” söylüyor. MaşaAllah, maşaAllah. “Türkiye’de evrim bozgunu”, Radikal Gazetesi’nde de var değil mi bu, hem internet sitesinde hem gazetesinde.
OKTAR BABUNA: Evet hem internet sitesinde, bu gazetedeki haber. Sizin resminizi de koymuşlar, Washington Post’daki bozgun haberini de haber yapmışlar.
ADNAN OKTAR: Yani bu şimdi neye benziyor, değil mi, Osmanlı kuşatmasına benziyor bu maşaAllah. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Yerle bir oldu, teyit etmiş oldu onlar da.
ADNAN OKTAR: Türkiye’de evrim bozgunu. Bunlar balonu şişirdiler, şişirdiler, şişirdiler böyle koskoca yaptılar; ben elime küçücük bir toplu iğne aldım, şöyle kenardan sokunca iğneği güm diye patladılar. Şimdi ne geldi demin bir televizyon...
OKTAR BABUNA: ABC televizyonu geldi, dünyanın en büyük köklü kanallarından.
ADNAN OKTAR: Evet, ABC. Onunla röportaj yaptım sizden önce. Baya donanımlı gelmiş, sen dedi Dawkins’in sitesini niye kapattırdın dedi. Ben dedim hakaretamiz ve çirkin konuştuğu için kapattırdık. Bunun davasını İngiltere’de açman gerekmez miydi dedi. Yok dedim ben Türk’üm, Türkiye’de açarım dedim ve gayet de güzel kapattırdım dedim. Ama dedi yani tartışmaya karşı gibi bir üslubun var dedi, kardeşim dedim ben İngiliz gazetelerine ilan verdim, gel tartışalım diye, Dawkins’e. Ve seni dedim beş yıldızlı otelde ağırlayalım gel burada, en iyi şartlarda, en güzel şartlarda misafir edelim. Sen bize bir yarım saatini vereceksin sadece, ne kadar boş olduğunu, ne kadar safsatayla dolu olduğunu bütün Türkiye’ye ve dünyaya gösterecektim. E kaçıyor tabii kurnaz yani çok uyanık. Yüzde yüz ezeceğimi bildiği için gidiyor rahiplerle, hahamlarla tartışıyor, çocuklarla tartışıyor. Gidiyor onlara espriler yapıyor, onları neşelendirmeye çalışıyor.
SUNUCU: Çok ilginç bir çelişki var Hocam, mesela sözlerinde, din eğitimi almamış kimseyle tartışmam diyor değil mi öyle bir şeyi var, bilimsel eğitim mi diyor?
ADNAN OKTAR: Hayır, biyoloji eğitimi almamış kimseyle tartışmam diyor. Kardeşim senin pirin Darwin biyoloji eğitimi almış mıydı, o da amatör biyologdu. Ben dedim adama, dedi nasıl oluyor siz dedi bu konuda eğitim almadığınız halde bu konuya bu kadar önem veriyorsunuz dedi. Dedim sizin Darwininiz amatör biyolog değil miydi, o da eğitim almadı dedim. Ben de amatör biyoloğum dedim.
SUNUCU: Hocam o bağlamda o zaman mesela hahamla nasıl tartışır?
ADNAN OKTAR: N iye hahamla tartışıyorsun?
SUNUCU: Ya da papazla?
ADNAN OKTAR: Rahiplerle niye tartışıyorsun? Niye çocuklarla tartışıyorsun? Niye ortaokul çocuklarıyla tartışıyorsun? Onlar üniversite mezunu mu? Profesör mü?
OKTAR BABUNA: Çünkü onlar bir şeye cevap veremiyorlar.
ADNAN OKTAR: Tabii. Çocuk olduğu için bakıyor, onlarla rahat tartışabiliyor. Gel bakayım gücün yetiyorsa değil mi?
OKTAR BABUNA: Hocam sizi daha önce zaten İngiltere’nin en büyük kanallarından birisi sizinle onu karşılıklı çıkarmak için size müracaat etmişti. Kanal 4. İngilitere’nin... İngiliz kanallarında. Siz kabul ettiniz, Richard Dawkins kaçtı, reddetti. Kanal araya girdi ki, onun kanalı. Orada program yapıyordu o kanalda zaten. Kendi programı vardı. Ona rağmen kaçtı.
ADNAN OKTAR: Kardeşim dünyaca ünlü bir ağırsiklet şampiyonu vardı. Lemechev herhalde... Çok afedersin ama böyle, ben hoşlanmam bokstan ama yani vurduğunu komaya sokuyordu böyle, oturtuyordu adamları. En son bir adam çıktı. Ben çıkmam dedi yani direkt. Ondan sonra Lemechev’in kolunu havaya kaldırdılar. Şimdi o da yani tek vuruta dümdüz edeceğimi, yerlebir edeceğimi biliyor. Onun için kaçıyor. E bu zaten yine yenilmektir. Hayır zaten sigortası şu an tamamen atmış durumda. Darwinizm’den de vazgeçti. Bizi uzaylılar yarattı diyor. Artık uzay dinine girdi. Şimdi uzaylıları kendine ilah edindi. Uzaylılar yarattı diyor şimdi de. Yani bakalım biraz daha geliştirirse kim bilir başka daha neler demeye başlayacak.
SUNUCU: Uzaylıları kim yaratmış diye düşünmüyor ama.
ADNAN OKTAR: Bakın orada kafa durmuş durumda. Çünkü uzaylı dediğin senin, insan yaratacak bir varlık olarak görüyorsun uzaylıyı. Onu kim yaratmış? Değil mi? Bakın Allah’ı inkar etmek için nelere doğru gidiyorlar, nerelere doğru gidiyorlar. Çünkü tesadüf diyor daha önce, tesadüfle olduk diyordu, baktık gözlerimizin içine bakamayacak hale geldi. Kromozomların yapısını gözünün önüne getirince zınk diye gitti. Proteinlerin yapısını gösterince konu yine kapandı. Bu sefer uzaylılardan medet ummaya başladı. Uzaylılar da seni kurtarmaz. Kaçabildiğin yere kadar kaç. İstersen mutfağa kaç, biz seni orada buluruz yani. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Zaten Hocam bu da onun sitesinden. Richarddawkins.net sitesi sizin Washington Post’taki haberinizi aynen basmış.
ADNAN OKTAR: Richard Dawkins’in... evet.
OKTAR BABUNA: Kendi sitesinde...
ADNAN OKTAR: Evet, onun kendi sitesi, evet.
OKTAR BABUNA: Olduğu gibi alıp basmış. Mecburen artık. Yapacak bir şey yok inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. O bu gün gelen aradaş da çok heyecanlıydı ama şimdi ben onu internet sitesine koyacağım. Yani kelimenin tam anlamıyla böyle Konya Ovası gibi oldu. Konya Ovası nasılsa, dümdüz yani.
Hatta biraz tansiyonu da çıktı yani. Kızardı böyle, acayip bunaldı. Her vuruşta tam bir oturtma tarzında böyle dümdüz oldu. Yani o herhalde çok kolay zannediyorlar böyle. Çünkü bunlar düz ovada at koşturmuşlar, şaşırıyorlar. Osmanlı döneminde bir şey varmış. Adamlar gelen kabyoluyormuş. Neyse onu anlatmayalım uzun uzun da. Şimdi merak eden geliyor, dümdüz olup gidiyor, asfalt oluyor. Gelen asfalt olup gidiyor yani. Kardeşim nereye konuşuyorsunuz siz? 250 milyonun üzerinde diyorum yaratılışı ispat eden fosil var. Tek bir tane ara fosiliniz yok. Nereden çıkartıyorsunuz bunu? Darwin’in kendi sözlerini anlattm. Daha haberleri yok. Darwin’in kendi kendini inkar ettiğinden haberleri yok. Darwin diyor ki ara fosil yok diyor adam. Ara fosil yoksa benim teorim de yok diyor. Kendisi anlatıyor. Aradık bulamadık diyor. On binlerce işçi geceli gündüzlü bütün dağları ovaları aradılar. Ara fosil aradılar. Yok! Adam yok diyor. Daha ne desin? Bunlar ona ondan daha çok sahip çıkıyorlar, Darwin’den daha çok. Adam bitti benim teorim diyor kendisi. Ama tabii bitti dedi diye de yakasını bırakmayız. Çünkü dünyadaki herc-ü mercin sebebi Darwinizm’dir. Yani dünyadaki bütün komünist sistemleri, faşist sistemleri, kapitalist sistemleri Darwinizm ortaya koymuştur. Mesela Türkiye’deki iddia edilen Egenekon Örgütü’nü de örgütleyen güç Darwinist, materyalist sistemdir. Çünkü tez, anti-tez, sentez düşüncesi var bunlarda. Yani mutlaka bir çelişki ve çatışma düşüncesi var. Çelişki inancı vardır onlarda. Dün anlatmıştım ya öyle bir vatandaşın birisi.
Bir yerde, bir kasabada konuşuyorduk. Bir’devrumci’ genç geldi böyle. Ondan sonra beni bilgilendirmeye başladı. İşte dedi ‘çielişki’ var dedi böyle. Öğreneyim dedim anlat. Ondan sonra ‘devrum’ işte, bunun sonucunda ’devrum’ dedi, ‘devrum’ yapılacak dedi. Sonra hücreyi anlatmaya başladı. “Hücrenin zarı vardır” dedi. “Hıı” dedik. “İyi, güzel öğrenmiş oldum” dedim. “Teşekkür ederim” falan dedim. Hayır o arada da ben ona kitabımı hediye ettim. Buna rağmen bana anlatıyor yani. Hayır anlatsın yani, güzel yani. Ben saygı duyuyorum fikirlerine de yani, neyse artık fazla yorumlamayayım.
İnşaAllah. Bu kronometrenin bir işe yaradığını da pek zannetmiyorum ama nedir?
SUNUCU: On iki dakikamız var Hocam.
ADNAN OKTAR: On iki dakikamız var. Tamam. Ne bileyim o demin baktım hiç ilerlemiyordu. Şu an çalışmaya başlamış. MaşaAllah. On iki dakika... Tamam, yiğitler yiğidi bana bir sayfa aç da ver bakayım Kuran-ı Kerim’den inşaAllah.
SUNUCU: Bismillahirrahmanirrahim. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR: Ya Allah Bismillah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “İki topluluk birbirlerini gördükleri zaman Musa’nın adamları gerçekten yakalandık dediler.” Çünkü Firavun ordusu yaklaşmış. Hz. Musa’nın öğrencileri de oradalar, denizin kenarına gelmişler. “Şimdi gerçekten yakalandık” diyor. Çünkü ordu orada, öbür tarafta deniz var. Kaçacak yer yok. Bakın aslanlar aslanı Hz. Musa ne diyor? “Hayır” dedi. “Şüphesiz Rab’bim benimle beraberdir, bana yol gösterecektir.” diyor. Allah mutlaka bir kurtuluş yolu gösterecektir diyor. Öyle bir şey yok diyor. Bunun üzerine Musa’ya asanla denize vur diye vahyettik. Biliyorsunuz onun asası aynı zamanda yılan... evet. “Vurdu ve deniz hemencecik yayrılıverdi de her parçası kocaman bir dağ gibi oldu.” Yalnız tabii insanlar bunu zannediyor ki dağ yani şöyle deniz dikdörtgen olarak dondu, cam gibi dondu. Deniz de mesela on bin metre yahut iki bin metre yükseklikteki dağ duvar oldu şöyle dörtgen. Aradan geçtiler zannediyor. Öyle yok. Öyle değil. Öyle olsa Firavun’un ordusu girmez oraya. Yani onlar o kadar saf adam değil. Yani şeytan gibi onlar. İblis takımı yani adamlar. Öyle bir riskin içine girmez onlar. Deniz adeta bir tsunami gibi bir olayla, Allah onu vesile etti. O anda deniz tamamen çekildi. Dağ gibi bir dalga oluyor yani, dalga dağ gibi olur fakat uzak mesafede olur. Yani onların göreceği gibi olmaz. Yani tsunamide dev dalgalar oluşur. O anda olması harikadır, o anda olması mucizedir. Onlar da zannediyorlar ki daha önce olan olayların bir benzeri oldu. Çünkü bit ve çekirge afatı daha önce olan olaylar olduğu için, halbuki tam o anda olduğu için mucize olmuş oluyor. Onun için etkilenmiyorlar. Zaten olan şeyler bunlar diyorlar.
SUNUCU: Hocam bir şey soracağım. Firavun’un mesela şu anda hala belli yerlerinin çürümediği, işte Allah’ın ibret olsun diye çünkü secde eder vaziyette şu anda. Yani hep inkar ettiği için, yani ölürkenki hali secde eder vaziyette. Bu Hocam, yani mesela belli bir takım yerlerini Allah ibret olsun diye işte sanırım kafasındaki bir takım yerleri filan değil mi? İşte birkaç el kemikleri falan kırılmamış. O kadar yıl geçmesine rağmen. Yüzyıllar geçti aradan. Ona rağmen ibret olsun diye onun o şekilde can vermesini Allah sağlamış.
ADNAN OKTAR: Allah seni müthiş sevimli yaratmış. Aşırı sevimlisin yani o kadar diyim. Başka bir şey demeyeyim. “Bunun üzerine Musa’ya asanla denize vur diye vahyettik. Deniz hemencecik yarılıverdi ve her parçası kocaman bir dağ gibi oldu.” Yani su tamamen çekilmiş oluyor ama dağ gibi olan kısım uzakta olur. İnsanlar onu görse gelmezler. “Ötekileri de buraya yaklaştırdık. Musa’yı ve O’nunla birlikte olanların hepsini kurtarmış olduk. Sonra ötekileri suda boğduk. Şüphesiz bunda bir ayet vardır. Ama onların çoğu iman etmiş değillerdir.” Su kapanınca Firavun diyor: Musa’nın ve Harun’un İlahına, Allah’ına iman etti diyor. Cenab-ı Allah ona vahiy olarak diyor ki: “Şimdi mi?” diyor Allah. Ama kurtulmak istiyor. Kurtar beni diyor Allah’a. Seni kurtaracağım diyor Allah. Ama bedenini kurtaracağım diyor. Çünkü sen sırf bedene inanmıyor mu? Bedenin varlığına... Ruhu reddediyor. İşte tamam. Bedenini kurtaracağım diyor Allah. Madem ruha inanmıyorsun. Ve sahile atıyor Cenab-ı Allah. İbret edeceğim seni diyor insanlara. Bundan ayet aynı zamanda şunu gösteriyor: Firavunların cesetleri kalacak. Yani insanlar bunu görecekler. İbret alacaklar. Hakikaten hemen hemen hepsinin cesedi duruyor. Aynı zamanda ona da işaret var. “Onlara İbrahim’in haberini aktar ve oku. Hani babasına ve kavmine siz neye kulluk ediyorsunuz demişti. Demişlerdi ki: Putlara tapıyoruz. Bunun için sürekli onların önünde bel büküp eğiliyoruz” diyorlar. “Dedi ki: Peki dua ettiğiniz zaman sizi işitiyorlar mı? Yada size bir yararları veya zararları dokunuyor mu?” Biz de soruyoruz. Atomlar yarattı diyorlar ya dünyayı tesadüfler sonucu. Atom kendi işitiyor mu diyor? Yok diyorlar. Duyuyor mu? Yok. Görüyor mu? Yok. E nasıl peki gören insan yapıyor o zaman atom? Nasıl duyan insan yapıyor? Atom düşünüyor mu diyoruz? Yok düşünmüyor diyor. Nasıl düşünen insan yapsın atom o zaman tesadüfler sonucu? Atomlar bir araya geliyorlarmış, düşünen insan yapıyormuş. Gören, konuşan, yürüyen, müzik dinleyen, zevkleri olan, hatırları var, rüya gören... Atom bunu yapıyor mu? diyoruz. Yok diyor. Ama atomun böyle bir ilahi gücü var diyor. İlah gibi diyor, tek tek. Haşa hepsini ilah gibi görüyorlar atomları tek tek. Put edinmişler. Biz işte onların putlarını yerle bir ettik Allah’a çok şükür.
Kronometre... Evet, evet işliyor kronometre. Yedi dakikamız kalmış. Eh, maşaAllah. Hadi bakalım. Bu sefer iş sağlamda. Evet. Başka var mı?
SUNUCU: Var Hocam sorular. “İSEDAK toplantısında Bangladeş Cumhurbaşkanı Zillurahman ortak hedefimiz güçlü, refahı yüksek ve kendine yeten bir İslam ümmeti oluşturmaktır şeklinde bir açıklama yaptı. Bu haberleri izlerden tüm Müslüman devletlerin Türk İslam Birliği coşkusunu samimi olarak yaşadıklarını ve bu birliğin bir an evvel oluşmasını istediklerini görüyorum. Bu birliğin güçlenmesindeki olağanüstü gayretinizden dolayı Hocam Allah sizden razı olsun.” demiş Can Büyükova Ankara’dan.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah. Bak herkes Türk İslam Birliği’nden bahsediyor görüyorsunuz. Gazeteler, radyolar, televizyonlar... Nereye baksak Türk İslam Birliği.
SUNUCU: “Hocam, Osmanlı dönemindeki sanat dallarının hepsi çok gelişmişti. Yemek kültürü de çok gelişmişti. Siz o dönemdeki Osmanlı’nın bu yönünü nasıl değerlendiriyorsunuz? diye sormuş Muzaffer Kul.
ADNAN OKTAR: Mesela düşünüyorum da şiş kebap şahane, sırf Türklere mahsustur. Döner kebap şahane, bakın Türk inceliği, Türk ruhunun güzelliğini görüyor musunuz. Mesela Türk dolmaları nefis çok şahanedir. Türk baklavası, Türk börekleri yani bütün yemekleri mükemmeldir Türklerin. Mesela gidin Avrupa’da işte karidesin üzerine biraz haşlanmış mantar onun üzerine biraz maydanoz ezmesi, maydanozun üzerine de biraz keçiboynuzu kreması, o onun üzerine biraz işte üzüm pekmezi, karmakarışık işler yani. Ne estetik var, ne tad var ne şu var ne bu var. O çoçi mi suşi mi bir şey var Japonların...
SUNUCU: Çiğ balık yiyiyorlar Hocam. Deseniz ki al çiğ hamsi ye ıyyy falan derler sosyete özellikle, çiğ balık yiyiyorlar suşi adı altında ve çok büyük bir kaliteymiş gibi suşi yedik falan diyorlar çok ilginç.
ADNAN OKTAR : Suşi mi çuçi mi neyse aman Allah’ım, aman benden uzak olsun. Bizim milletimizin evleri de çok güzel. Osmanlı evleri. Şahane o evlerde yaşamak, mükemmel. Yemekleri mükemmel, sohbetleri mükemmel, insanları mükemmel, efendilik, nezaket, saygısı, hürmeti her şeyi mükemmel. Osmanlı’nın sanatı da, kültürü de, ahlakı da yani Türk İslam ahlakını bütün dünyaya tanıtırsak dünya aman Allah’ım diyecekler. Dünyada bu bir cennetmiş diyecekler. Bir kere huzur vardır, insanın içini müthiş açar ferahlatır. Bir Osmanlı evinde dinlenmek, bir yemek yemek vardır, bir de başka bir yerde. Yani Osmanlı evi şahane, o Kastamonu evleri falan var ya, çok şahane. Ankara’nın Beypazarı’nda da öyle, orada evler var çok şahane. Eski Ankara evleri. Çok, Tokat’ta, Turhal’da da öyle her yerde var. Amasya’da, Diyarbakır evleri, Diyarbakır, Mardin’in evleri mesela çok şahane güzeldir. Bu arada Diyarbakır, Mardin deyince Güneydoğu’daki kardeşlerimiz geçenlerde yine bir çarşıya gitmiştim, bir Kürt kardeşimiz böyle iki büklüm oldu şey yapacağım diye, yani elimi öpmeye çalışıyor falan, nasıl hürmetli, benim yaşımda benden daha yaşı ileri bir insan, yani çok hürmetkar. Acayip sevgi dolu, acayip saygı dolu, çok nezih insanlar, çok efendi insanlar. İçlerinden birkaç tane kanı bozuk zibidi çıktı, o PKK olaylarında, zulüm ettiler, insanlarımızın canını yaktılar, iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün bu aptalca ideolojisi işte tez, antitez, sentez, çelişki düşüncesi , işte eğer Türk Ordusu savaşmazsa zayıflar, savaşması gerekir, tezin karşısında mutlaka antitez gerekir, bu Darwinizm’in gereğidir, çelişki teorisini uyguladılar ve bu zulmü meydana getirdiler. Bir de pis pis sırıtarak bu yaptıkları zulmü seyrediyorlar. Kendilerine de geldin mi aman, aman, aman biz gitmeyiz diyorlar. Yani çok garip bir durum bu, buna karşı yaptığımız bu mücade ile işte onların temel inancını da yıkmış olduk. Bu çelişki düşüncesini, bu çatışma düşüncesini, savaş, anarşi ve terör kafasını tamamen yıktık.
SUNUCU: “Herkese iyi akşamlar, Hocam aylardır yargı reformunun yapılması ve yargının bağımsız olması gerektiğini röportajlarınzda dile getiriyorsunuz. Avrupa Parlamentosu Türkiye Reportörü Rian Omen Jute’nin yaptığı açıklamaya göre de Türkiye’de yargının kötü işlediği, birçok sorunun yargının iyi işlememesinden kaynaklandığı, yargı reformunun bir an önce uygulanması gerektiği sonucu ortaya çıkmıştı. Hocam yargının tam olarak bağımsız olması için olumlu gelişmeler var galiba. Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in açıklamalarına göre hakim ve savcıların meslek kuruluşu olarak Türkiye Hakimler ve Savcılar Birliği’nin kurulması amaçlanıyormuş. Yargı Reformu Stratejisi adıyla yargı bağımsızlığının güçlendirilmesi ve yargının tarafsızlığının geliştirilmesi verimlillikle, etkinlikle yargıya güvenin arttırılması, adalete erişimin kolaylaştırılması amaçlanıyormuş. Umarım yargıda yapılan bu son reformla adalet tam olarak uygulanır. Siz bu reformu nasıl değerlendiriyorsunuz?” diye sormuş Kamile Cemil, Karabük’ten.
ADNAN OKTAR: Bekliyoruz. Biz Türk Milleti olarak destekliyoruz. Hükümeti bu yönde takdir ediyoruz, teşvik ediyoruz inşaAllah, inşaAllah çok güzel olacak.
SUNUCU: Son bir sorumuz daha var Hocam onu da okuyayım, bir dakikamız var zaten. Bu seyircimiz de darılmasın. “Selamunaleyküm değerli Hocam”.
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU: “Aylardır hatta yıllardır ciğerlerimizi yakan bir konuyu söylemek istiyorum. Bundan yaklaşık 10-11 ay önce Gazze’de dindaşlarımıza yapılan saldırıda ülkemizde gerek üniversitelerde, gerek kamuda yüksek oranda para toplandı ve dindaşlarımıza yardım eli uzatıldı. Hocam burada içimizi yakan bir durum söz konusu. Yıllar boyu işkence gören son yıllarda kat kat artan ve sayıları da sizin de belirtmiş olduğunuz gibi oldukça yüksek ölümlerin olduğu Doğu Türkistan’da, Kızıl Çin’in dindaşlarımıza ve soydaşlarımıza yaptığı lanet saldırılar içimiz eritiyor ve kınıyoruz. Hocam dindaşlarımıza, kardeşlerimize Filistin’e bu kadar yardım gönderiyorken neden diğer yandan işkence gören yandaşlarımıza, hatta soydaşlarımız olan Doğu Türkistan’a bu kadar yardım eli uzatılmıyor? Bu konuda ülkemizi yardıma çağırıyorum ve sizin de düşüncelerinizi, bizleri Türk Halkı aydınlatmanızı ve yapılması gereken neyse bizi bilgilendirmenizi istiyorum. Selam ve dua ile.” demiş Fatih Serci.
ADNAN OKTAR: Bizim bu konudaki internet sitemize kardeşlerimiz girsinler, bu faaliyetlerimize katılsınlar, Doğu Türkistan ile ilgili sitemize girsinler, biz bu konuda yoğun bir faaliyet içersindeyiz, inşaAllah. Yani yıllardan beri yoğun bir faaliyet içersindeyiz. İnternette bir ağ meydana getirsinler arkadaşlarımız, yani sürekli Doğu Türkistan konusunu gündemde tutan bir ağ meydana getirelim. Ama en iyisi yine bizim internet sitelerimizi ziyaret etmeleri, orada biz gerekli bilgileri kardeşlerimize sunuyoruz. İnşaAllah.
SUNUCU: Evet Hocam programımızın sonuna geldik. Efendim bu gün itibariyle Mavi Karadeniz TV başta olmak üzere Ekin TV, Kocaeli TV ortak yayınındaydık. Efendim bizleri Mavi Karadeniz Radyo 106.4, Radyo 37 Kastamonu 95.2, Radyo Star 94.0, Emek Radyo Mardin 101.0, Rdyo Aknur Fransa ve Radyo Enerji Ordu 90.0 ‘dan takip edebilirsiniz ve tabii ki şunu da hemen hatırlatmak istiyorum Hocamıza sormak istediğiniz sorula, dergilerine kitaplarına ulaşmak hatta merak ettiğiniz her türlü konuyla ilgili araştırmalarını ve Hocamızın yazmış olduğu ve belirtmiş olduğu ve eski yayınlarla beraber de devamlı olarak her gün güncellenen, çünkü bütün bu röportajlar hergün güncellenerek siteye ekleniyor, bunlara ulaşabiliyorsunuz. www.harunyahya.net veyahut da www.harunyahya.org adreslerine girerek detaylı bilgi edinip Hocamıza ulaşabilirsiniz. Evet bugün itibariyle yayınımızın sonuna geldik efendim. Kendinize çok iyi bakın Allah’a emanet olun.