SUNUCU: Hayırlı akşamlar selamların en güzeli olan Allah’ın selamı hepinizin üzerine olsun kıymetli izleyenlerimiz. Çay Tv ve Kahramanmaraş Aksu Tv’den ortak olarak yayınladığımız Adnan Oktar’la Başbaşa programından hepinize merhabalar. Programımızı şu an Çay Tv ve Kahramanmaraş Aksu Tv’den izliyorsunuz. Bunun dışında birçok radyo kanalımızdan da dinleme şansınız var, onları da buradan sizlere duyurmak istiyorum. Şu anda Mavi Karadeniz 106.4’ten, Radyo 37 Kastamonu 95.2’den, Radyo Star Aksaray 94.0’dan, Emek Radyo Mardin 101.0’dan, Radyo Enerji Ordu 90.0’dan, Radyo Aknur ve www.aknur.com internet sitesinden bizleri canlı olarak dinleyebilirsiniz efendim. Hocam hoş geldiniz programımıza.
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk efendim sizler de hoş geldiniz. Sefa geldiniz.
SUNUCU: Hoş bulduk teşekkür ediyoruz. Hocam nasılsınız?
ADNAN OKTAR: Allah’a sonsuz hamd olsun, sizler de inşaAllah sağlık afiyettesiniz. MaşaAllah.
SUNUCU: Allah’ımıza çok şükürler olsun. Hocam bu yaptığınız güzel çalışmalar bu güzel programlar her geçen gün gerçekten karşılığını gösteriyor, tüm dünyada inşaAllah takip ediliyorsunuz, izleniyorsunuz ve çok da seviliyorsunuz buna bilahare şahit oluyoruz. Geçen Hocam The Washington Post’un bir röportajını burada konuşmuştuk yine bugün dünya çapında bir televizyon olan Pakistan Dawn Tv’den sizinle röportaj yapmak istemişler, Pakistan’dan, Amerika’dan ve Birleşik Arap Emirliklerinden izlenen bir kanal bu Pakistan Dawn Tv. Onun soruları var Hocam bugün elimizde inşaAllah bu programımızı önümüzdeki hafta içinde de orada yayınlayacaklar. Eğer dilerseniz o sorularla başlayalım, nasıl arzu ederseniz?
Evet, Hocam ilk soru ile başlamak istiyorum ben. “İmam Mehdi hakkında ne diyebilirsiniz? Neden şu an burada olduğunu ve görev başında olduğunu düşünüyorsunuz? Onu nasıl tanıyabiliriz?”
ADNAN OKTAR: Onun çıkış alametlerini biliyorsunuz. Fırat’ın suyunun kesilmesi, işte Ramazan ayında 15 gün ara ile ay ve güneş tutulması gibi meşhur bilinen alametlerin hepsi zuhur etti ki son alametlerden birisi de iki grip salgını olacağını söylüyor Peygamber Efendimiz ahir zamanda, hayvanlardan tevellüt eden, hayvanlardan kaynağını alan iki salgın olacağını ve bunun sonucunda da işte insanların zor dönemler geçireceği belirtiliyor. İkisi de hayvanlardan kaynaklanıyor olması bir, bu bir mucizedir. Biri hakikaten kuş gribidir meşhur biliniyor, biri de domuz gribidir. Fakat burada en dikkat çekici nokta Mehdi döneminde olacak diyor Peygamber Efendimiz yani Mehdi’nin çıkış zamanında zuhur edecek. Ortaya çıkışından sonra da bütün hastalıkları ve dertleri yok edeceğim diyor, yok olacak diyor hadiste. Yani ondan sonra da hastalık kalmıyor inşaAllah. Tanınması da işte Hz. Mesih’le namaz kılması, İslam’a dünyaya hakim olduğunu görmemiz, Onun vesile olması gibi alametlerdir. Ama bunlar uzun anlatılması gereken şeyler, herhalde bunu böyle kısaca anlatamayız gibi görünüyor. Onun için en iyisi ona ayrı bir program yapalım da özel bir program yapalım bu şekilde anlatalım.
SUNUCU: Evet baştan sona ancak bunu konuşabiliriz iki saat içerisinde Hocam. “Pakistan’ın şu an içinde bulunduğu durum hakkında ne düşünüyorsunuz? Pakistan’daki terörizmin sebebinin ne olabileceğini düşünüyorsunuz? Ve bu soruna çözüm nedir?”
ADNAN OKTAR: Pakistan’daki terörizmin sebebi cahilliktir. Darwinizm’in, materyalizmin dünyadaki atağıdır. Mesela geçenlerde biz Pakistan kökenli bir radyo ile röportaj yaptık, alenen darwinizmi savunuyorlardı. Mesela geçenlerde bir arkadaşımız çıktı “İslamiyet sosyalizmdir” gibi bir üslup kullandı, ona benzer bir üslup kullandı. Bir sol hayranlığı, bir sosyalist hayranlık daha önceki 71’li yıllarda vardı, Darwinizm’in geliştiği yıllarda. Sonra Darwin’in ipliği pazara çıkınca öyle tabir edelim, yani olayın sahteliği anlaşılınca tepe taklak oldu tabii. Rus komünizmi de yıkıldı ona bağlı sistemlerde yıkılmaya başladı. İddia edilen Ergenekon Örgütü de biliyorsunuz Darwinizm’in yıkılmasından sonra o da yıkıldı. Bunlar zincirleme yıkılmalar oluyor. Ama bunların hepsi Mehdi döneminde hallolacak konulardır. Eğer 10 yıl ömürleri olursa inşaAllah kardeşlerimizin, 10 yıl sonra görürler.
Hepsi o Pakistan’ın soruları mı?
SUNUCU: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Onların tamamını ayrı bir gün yapsak daha iyi olur.
SUNUCU: Ayrı bir program yapalım Hocam bunun için. Ayıralım o zaman. Çünkü izleyicilerimizden çok fazla soruları var şu an önümde. Bunun için özel istekte bulunmuşlar Hocam. O zaman izleyicilerimizin sorularına devam edelim inşaAllah. Hocam, orada da öyle bir açlık, sizin bu anlattıklarınıza karşı büyük bir istek, arzu olduğu okuduğum sorulardan da gerçekten belli oluyor. Büyük bir hasretle sizin anlattıklarınızın gerçekleşmesini bekleyen çok ciddi bir kitle ve kesim var Pakistan’da.
ADNAN OKTAR: Mehdiyetin dışında, Mehdi’nin dışında İslam aleminin birleşmesi mümkün değildir. Birbirleriyle uğraşmamaları mümkün değildir. Yani Şii, Sünni ayrımı bile onlar için yeterli oluyor. Cahil insanlar için sırf bu bile yeterlidir. Hıristiyanlara, Musevilere bakış açıları bazı vakalarda çok ters, çok acımasız. Bazı Evanjeliklerin yine Müslümanlara bakış açısı yine öyle çok acımasız, çok sert. Bunların hepsi Mehdi döneminde tamamen ortadan kalkacak, düzelecek durumlardır inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah Hocam. “Selamun Aleyküm Sayın Adnan Hocam. Size bir kaç sorum olacak beni bu konuda aydınlatırsanız sevinirim. İsa, Mesih, Mehdi, Evliya bunların tümü aynı anlama mı geliyor, yoksa ayrı ayrı kişiler mi?”
ADNAN OKTAR: İsa Mesih ayrı. 2000 küsur yıl önce Cenabı Allah tarafından mucize olarak göğe alınmıştır. Zamanın ve mekanın dışına çıkarılmıştır. 2000 yıl sonra tekrar zamanın ve mekanın içerisine geri bırakılacaktır. Aynı orijinal haliyle bizzat kendisiydi Hz. İsa’nın. Uykudan uyanır gibi uyanacak. Müslümanlığı andıran bir Hıristiyan cemaat içerisinde inşaAllah bırakılacak. “Kalktığında kendisi dahi kendisini bilmez” diyor Said Nursi Hazretleri. “Yakın talebeleri onu imanın nuruyla tanırlar” diyor inşaAllah.
SUNUCU: Evet inşaAllah Hocam. Evliya demiş o da...
ADNAN OKTAR: Evliya, Allah’ın veli, Allah’ın beğendiği, Allah’ın razı olduğu kulu inşaAllah.
SUNUCU: Veli kulları. “Mehdi’nin geleceği söylenen yer İstanbul mu? Yoksa Türkiye’nin herhangi bir şehri olabilir mi?” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Said Nursi çok net söylemiş İstanbul diye. Ama hadislerde de zaten alenen İstanbul diye geçiyor. Yani net Konstantiniyye hatta, Medine’de çıkacağını söylüyor Peygamber Efendimiz. Hangi Medine diyorlar? Peygamberimiz açıklık getiriyor. Konstantiniyye diyor. Yani Medine şehir anlamında. Hangi şehir diyorlar? Konstantiniyye diyor açıkça söylüyor.
SUNUCU: “Yarın herhangi bir kişi ben İsa Mehdi Resulum demesi halinde bunun gerçek olup olmadığını nasıl anlarız Hocam?” Bu yönde çok soru geliyor size herhalde.
ADNAN OKTAR: Evet. İlk, “böyle bir şansımız yok, böyle bir şeyde şansa sahip değiliz” değil de “imkan” diyeceğiz inşaAllah. İmkan kullanacağız, çünkü şans kör tesadüf anlamına gelen bir kelime. Halbuki o anlamda imkan vardır inşaAllah. Soruyu bir daha yenilerseniz?
SUNUCU: “Muhterem Hocam. Aylar öncesinden vizeler kalkacak, refah artacak demiştiniz. Şimdi Osmanlı’nın mirası Suriye’ye turlar başladı. İnsanlar Hacca gidip, gelebilecekler. Her geçen gün, sizden gelen güzel haberlere gerçekleştiğine tanık oluyorum. Allah Türk-İslam Birliği duamızı da kabul etsin Hocam” demiş Fuat Soykan, Samsun’dan.
ADNAN OKTAR: Bunlar süratli olacaktır ama, asıl olan tabii; sevginin, şevkatin, merhametin, dostluğun yayılmasıdır. Yani insanlar, dün de söyledim istedikleri an bir düğün meydana getirebiliyorlar. Yani mühim olan o şevkin ve heyecanın yaşanmasıdır. Yani, sınır kapısı açmakla bir şey hallolmaz. İnsanlar da evinin kapılarını açabilirler ama, kimse kimseye misafir gitmezse değil mi? Yani gitse de birbirini sevmiyorsa, yine bir anlamı olmaz. Sevmez, gider oturur. Herkes rahatsız olur, birbirlerine dik dik bakarlar. Ondan sonra gelip dağılırlar. Öyle olmaz. Cömert olacaklar, vefalı olacaklar, sevecen olacaklar, saygı dolu olacaklar. O zaman anlamı olur inşaAllah.
SUNUCU: Önce kalbimizden başlaması lazım diyoruz icraatların. İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: O kardeşimiz, Mehdi’yim derse bir kişi nasıl anlayacağız diyor. Ee ne güzel işte Mehdi olmadığını anlamış oluruz. Mehdi’yim diyorsa, nettir yani olmadığı çok açıktır, konu bitmiştir.
SUNUCU: Bunu söylemeyecek çünkü. Her zaman ifade ediyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Allah esirgesin ağzından kaçarsa, boş bulunup ayrı mesele ama; tevbe edip istiğfar etmesi lazım. Olur mu öyle şey? Kuran ayeti gerekir öyle bir şey için. Diyemez, hiçkimse ben Mehdi’yim diyemez. Ama hüsn-ü zan edilebilir. Yani insanlar birbirine hüsnü zan edebilir. Veli olabileceğini düşünebilir, cennete gideceğini düşünebilir, Mehdi olacağını düşünebilir. Ama iddia edemez.
SUNUCU: Ama alametlerinden de tahmin yürütülebilir diyorsunuz Hocam.
ADNAN OKTAR: Yani Allahu alem diyerek inşaAllah. Herhalde diyeceğiz inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah Hocam. “Hocam lütfen aşağıdaki ayeti açıklayabilir misiniz? Bazı Hocalar bu ayeti açıklarken, insanın evrimle yaratıldığını, güya insanların milyonlarca yıldır gelişerek yaratıldığını söylüyorlar. Oysa ayetten Allah’ın bir anda yarattığı çok net anlaşılıyor demiş bir arkadaşımız. “Şüphesiz, Allah Katında İsa'nın durumu, Adem'in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona "ol" demesiyle o da hemen oluverdi.” Al-i İmran Süresi, 59. Ayeti kerimeyi açıklayabilir misiniz?” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR: İşte Hz. Adem nasıl süratli olduysa diyor, bir anda olduysa; Hz. İsa da Meryem annemizin biliyorsunuz rahminde, Cenab-ı Allah’ın mucizesi olarak, babasız olarak meydana getirildi ve doğum gerçekleşti. Bir süre sonra doğum gerçekleşti. Oradaki yaratılma da nasıl bir sebep yoksa, yani nasıl Allah mucize olarak yarattıysa, aynı şekilde Hz. Adem’i de mucize olarak yaratmıştır. Aniden yaratılmıştır. Yani herhangi bir mantık, herhangi bir gerekçe olmadan. Herhangi bir sebep olmadan yaratılmıştır. Yani sebepsiz yaratmayı Allah orada göstermiş oluyor. Hani diyorlar ya insan, Hz. Adem’in olması için de, yine bir anne ve babaya ihtiyaç vardır. İşte babasız yaratıyor Allah değil mi? Babasız. Annesiz de yaratır, babasız yaratan Cenab-ı Allah annesiz de yaratıyor. Onu söylüyor Cenab-ı Allah.
SUNUCU: Allahu Teala’nın çok büyük mucizelerinden bir tanesi.
“Hocam, Habertürk’te İslamiyette zenginlik var mıdır? diye tartışılıyordu. Bir konuşmacı, Müslümanların iyi koşullarda olmasının Kuran’a uygun olmayacağını iddia etti. Diğer kişi ise, Müslümanların iyi koşullarda yaşamasının Kur’an’a uygun olduğunu anlattı. Ben biliyorum ki Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’in Hz. Davud, Hz. Süleyman, Hz. Ömer, Hz. Musa Bin Umeyr, Hz. Dıhye hep maddi durumları iyi olan Müslümanlardı. Sizin bu tartışmalar hakkındaki yorumunuzu çok merak ediyorum” demiş Ayşe Sezgin.
ADNAN OKTAR: Şimdi ben o konuşmacıları dinledim. Yani kısaca dinledim. Her ikisinde de eksik yön var. Çünkü bir tanesi anlatırken, zengin olabilir Müslüman diyor. Tamam zengin olabilir ama niçin zengin olur? Allah rızası için zengin olur Müslüman. Allah rızası için zengin olan da Allah rızası için o malını kullanır, imkanlarını kullanır. Hz. Süleyman zengindi ama Allah için kullandı, değil mi? Kendi keyfine, zevkine kullanmadı, Allah rızası için kullandı. Hz. İbrahim de zengindi. Ama Allah rızası için kullandı. Resullulah da zengindi, Allah rızası için kullandı. Kendisi normal yaşıyor. Yani dünyaya bir mal bırakmıyor, bir şey bırakmıyor yani değil mi böyle inşaAllah. Mal Allah içindir, Allah için kullanılır. Mesela kitaplar bastırırsın, dergiler bastırırsın, camiler yaptırırsın, öğrenci okutursun, konferanslar düzenlersin. Paranı bunun için kullanırsın. Para buna yarar. Yahut ne bileyim, fakir perişan insanlar vardır, onları koruyup kurtaracak çalışmalar yaparsın. Ama ayrıca da fabrikalar kurarsın ama o fabrikayı Allah rızası için kurarsın ki insanlara hizmet olsun diye. Yani orada bunun çok iyi vurgulanması gerekiyor. Yoksa bazı zenginler var yani hakikaten kendi zenginliğinin peşinde üslup olarak.
SUNUCU: Kimseye bir yardımları yok.
ADNAN OKTAR: Yani o çok değişik. İşte bazen topluyor insanları, arabayla geliyor, onlara birer paket makarna dağıtıyor falan böyle bütün milletin gözü önünde. Yahut bir cami yaptırıyor adı-soyadıyla işte yedi sülalesinin ismini yazıyor. Yani bunlar biraz daha değişik çalışmalar. Yine cami yaptırması güzel tabii, ismini de versin. O da bir şey değil de ama asıl dinin yayılması önemli. Yani insanların kitaba ihtiyacı var, bilgiye ihtiyacı var, konferanslar yapılmasına değil mi? Mesela bir film hazırlatılması güzel bir çalışmadır. Mesela bir kitabın çok miktarda bastırılıp ücretsiz dağıtılması güzel bir çalışmadır. Bu tarz çalışmalar olması lazım. Ama diğer yönden de yani Müslümanlığı sosyalizm gibi göstermeye kalkmak da doğru değil. Ama tabii her halükarda arkasında bir iyi niyet var. Çünkü hakikaten Müslümanların bayağı bir kesimi kendi ailesini, çocuğunu düşünüyor ve kendi akrabalarını yakınlarını düşünüyor, sadece onları kurtardı mı ondan gerisi onu pek ilgilendirmiyor. O, o kadar oluyor. Ben bununla mükellefim diyor. Halbuki Kuran’da -arkadaş doğru söylüyor- yani her yerde sürekli sadaka vardır, Allah için harcama vardır, kendini tamamen Allah’a adama vardır. Bu çok sarih. O yönüyle doğru. Öbür arkadaşın üslubunu, yani ben bu yönde pek görmedim. Tamamını dinlemediğim için de olabilir. Yani sadece Müslüman zengin olabilir üslubu vardı. Hz. Ömer’den örnek verdi hatırladığım kadarıyla. Hz. Ömer zengindi ama, hep malını mülkünü Allah için harcadı. Allah için yaşadı ve Allah için de şehit oldu. Yani bütün ömrünü o uğurda harcadı. Ve hiçbir şekilde rahat yaşamadı. Hep acı ve çile içerisindeydi. Hep savaşlarda, mücadelede, fakire fukaraya bir şeyler dağıtmak. Kendi hayatı da sade sayılırdı. Ama o şartlardan kaynaklanıyor, yoksa Peygamber Efendimiz mesela çok şık giyiniyordu. Gayet güzel giyiniyordu. Hz. Ömer’de temiz ve kaliteli güzel giyiniyordu. Yani Müslüman öyle pejmurde olacak, evi pejmurde olacak diye bir şey yok.
SUNUCU: İmam-ı Azam değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Tabii İmam-ı Azam, tabii hepsi zengindiler. Ama, böyle klasik zengin tipi var böyle. Yani küt, sadece kendisine faydası olan. İnsanlara tepeden bakan. Böyle sevgisiz. Zengin olduğu için de, kendisine hayranlık duyulduğunu zanneden, böyle ekabir tipler var. Bunlar tabii, normal hareket yapmıyorlar. Samimi Müslüman, bütün gücüyle Allah için harcar bütün imkanlarını.
SUNUCU: Evet samimiyet olması gerçekten çok önemli. Hocam camiler yaptırabiliriz ama, az önce ifade ettiğiniz gibi, o camiye girebilecek zihniyeti, o kalbi insanda sağlamadıkça caminin orada olmasının da çok bir önemi kalmaz. Orayı insanlarla dolduramıyorsak, o ruhu insanlara aşılayamıyorsak...
ADNAN OKTAR: Tabi. Camiyi yapan, içindeki cemaati de hazırlaması gerekir. Yani içindeki cemaati hazırlamaya yönelik bir çalışması yoksa, sırf bina olmaz. Yani mesela ben kitap bastıracağım, kapağını bastıracağım kitabın, kitabın sayfalarını da koyacağız fakat yazı olmayacak. Değil mi? O harfler, kitabı kitap haline getiriyor. Camiyi de cemaati, onun içindeki Müslümanlar değil mi? Güzelleştiriyor, zengin hale getiriyor. Onun için Allah esirgesin mesela Rusya’da camiler yapılmıştı, sonra onları müze yaptılar. Hatta diskoya çevirdiler, başka şeye çevirdiler. Tabii. Boş binayla bir şey olmaz. Hatta bazen çok olumsuz etki yapabilir yani, bomboş camiler görünümü güzel değil. Cami yaptıran, bütün heyecanıyla şevkiyle o camiyi dolduracak tedbirleri de alması lazım. İnşaAllah.
SUNUCU: Bir de Hocam az önce ifade ettiğiniz gibi, sağ elin verdiğini sol el bilmeyecek mantığıyla yardım yapmak çok önemli. Yani işin içine riya karıştırmamak çok önemli Hocam bu nokta da. Oradan nasıl sakınabiliriz? Yani yardımlarımızı yaptığımız bütün ihtiyaç sahiplerine yaptığımız yardımları, gizli yapmalıyız değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Aslında açık da olabilir. Onda pek bir şey fark etmez yani. Ama gizli olsa tabii çok daha güzel olur. Mahcup etmek doğru değil. Ellerinde torbalarla bütün mahalleyi ayağa kaldırarak; bak size ne getirdik falan. Yani insanlar utanır bundan. Yani olağanüstü gizli olması lazım. O çok çok makbul olur. Hatta sıkı sıkıya da tembihlemesi lazım yani para verdiği kişiyi de. Aman kimseye söyleme, böyle bir şey aldığını da söyleme. Ben ara ara bu parayı sana getireceğim demesi lazım. Yani mahçup etmemek çok çok hayati bir konudur. Ama Müslümanın tabii, para yardımını yaptığını bilmek de ona karşı sevgiyi artırıyor yani. O yönüyle de güzel.
SUNUCU: Belki teşvik ediyor diğer Müslümanları.
ADNAN OKTAR: Teşvik eder evet o yönüyle güzel. Ama mahcup olacaksa mutlaka gizlemek gerekiyor. Mesela bir mağaza açılır, fakirlerin ücretsiz olarak alışveriş yapabileceği bir mağaza. Tamam. Oraya zaten fakir girer, alışverişi yapar, gider. Ama bu mağaza falanca kişiye ait denirse, o kişiyi takdir etmek güzel bir şey yani. Allah razı olsun demek. Çünkü onu güzel bir insan olarak görmüş oluyoruz. Yani o hayrını bilmek, ona karşı sevgiyi arttırır. Yani sevgiyi talep etmesi de makul öyle bir insanın. O yönüyle güzel yani onda bir şey yok.
SUNUCU: Peki Hocam israf noktasında da çok güzel yazılarınız var kitaplarda okuduğumuz kadarıyla bu noktaya da çok değiniyorsunuz. Yani yiyiniz, içiniz israf etmeyiniz ama Hocam bununda bir noktası olmalı belli bir çizgisi olmalı. İsraf ne noktadan sonra israftır sizce?
ADNAN OKTAR: İsraf; lokantalar, işyerleri, hastaneler, pastaneler aklınıza gelen her yer, oraların çöplüklerine bakın anlarsınız. Yani akıl almaz derece de yiyecek çöpe atılıyor; ekmekler, yemekler değil mi gayet güzel yiyecekler halbuki fakir insanlara onlar gayet güzel düzgün hale getirilip yani onları rencide etmeyecek şekilde sunulabilir. Yani hiç kimsenin yememiş ekmek yani olduğu gibi duruyor, tertemiz belli ama illa tedirginse bir kere fırından geçirilir steril hale getirilir, o yenir. Yani yiyecek de öyle mesela tamam huylanıyorsa yani bir kere kaynatılır iyice steril hale getirilir, yenir. Yani öbür türlü günah yani sokağa atmak çöpe atmak.
SUNUCU: Sorularla devam edeyim mi Hocam? Sizin eklemek istediğiniz bir şey var mı?
ADNAN OKTAR: Başka bir şey de konuşabiliriz, inşaAllah.
Ben bu Said Nursi Hazretlerine yapılan eziyetlere çok aklım takılıyor yani o beni bir hayli rahatsız ediyor. Bakın 43-44 döneminde Denizli hapishanesinde, Kastamonu’nda, 44-48 Afyon Emirdağ’da sürgün dönemi, 48-49 Afyon hapishanesinde, 1960’larda Ankara’ya dönüyor. 30 yıl hapiste geçmiş. Bak mesela burada “Kastamonu’da bir günde çektiğim sıkıntı ve azabı Eskişehir’de 1 ayda çekmezdim, diyor. Dehşetli masonlar insafsız bir masonu bana musallat eylemişler.” Diyorlar ki yani masonlara niye aklını taktın diyorlar bana. Kardeşim bir bildiğimiz var ki söylüyoruz yani nerede zulüm arkasından onlar çıkıyor. Bak “insafsız bir masonu bana musallat eylemişler, taa hiddetinden ve işkencelerine karşı artık yeter dememden bir bahane bulup zalimane tecavüzlerine bir sebep göstererek yalanlarını gizlesinler. Ben harika bir ihsanı eseri olarak şairane şükrederek sabrediyorum ve etmeye de karar verdim” diyor. Yani 70 küsur yaşındaki bir insana bu kadar zulüm yapıp böyle zorda bırakmak akıl alacak gibi değil. “Eskişehir hapishanesinden 1 sene cezayı çekip çıktım, beni Kastamonu’ya nefyettiler, polis karakolunda 2-3 ay misafir ettiler.” Gözaltında, karakolda, 3 ay gözaltı, karakolda.
SUNUCU: Hocam hangi suçu isnat ediyorlar kendilerine bu kadar zulmedebilmek için?
ADNAN OKTAR: Yok. Hepsinden beraat etmiş. “Benim gibi sadık dostları ile görüşmekten sıkılan bir münzevi ve kıyafetinin tebdiline tahammül etmeyen bir adam böyle yerlerde ne kadar azap çeker anlaşılır” diyor. Şimdi orada üstünü başını yıkaması mümkün değil, temizliğe titiz bir insan, namaz kılacak orada değil mi? Birçok şeyleri yerine getirmesi gerekiyor. Yani karakolun içerisinde nasıl yaşasın 3 ay yaşlı bir insan? Bu kadar titiz ve takva bir insan. “Isparta-Afyon yolu boyunca süvari yerleştirmişler, Isparta vilayeti ve civarı yine kontrol altında bulundurulmuş o getirilirken, elleri kelepçeli olarak kamyonlarla Eskişehir’e sevk ediliyorlar. Üstad ve 120 talebesi ile” kamyonlarla, kamyonla eşya taşır gibi tabii bak elleri kelepçeli olarak. 12 gün yemek vermemişler. 12 gün. Zaten bize idam mahkumu gözü ile bakıyorlardı. Hiçbir ziyaretçi bırakmıyorlardı. Her yer gayet pismiş, tahtakuruları varmış, hamam böcekleri varmış, böyle takva bir insanı böyle bir yerde tutmak... Ellerimiz kelepçeli beraber mahkemeye yanlarında muhafızlarla sevk edilmişler. “Birden kalbe ihtar edildi ki hiddetli ve belki kemale iftare şükür ve sevinçle bu vaziyeti karşılamak lazımdır” diyor. Tabii MaşaAllah.
Afyon hapishanesinde Üstad’ın koğuşu üst katta 100 kişilik bir salon, kışın 36 pencereden 32’si kırıkmış. Bak 36 pencereden 32’si tamamı açık yani. Karşı koğuşta da böyle ekabir tipler varmış, onların bulunduğu yerde soba kurup camları tamir edip kömür veriyorlarmış. Orada bayağı iyi ve sıcakmış rahatmış evet. Üstad’ın bulunduğu yer döşemelerin arası da açıkmış, tahtaların arası da açıkmış oradan da rüzgar ayrı giriyormuş. Üstad’ın yatağı 1.5 metrelik kısa bir tahta imiş, tahta parçası vermişler bunun üzerinde yat demişler, 1.5 metrelik, 1.50 cm. Tahtanın üzerine de bir minder koymuşlar, onun üzerine 2 tane battaniye, 1 tane de yastık koymuşlar, yatarken yatak çok küçük olduğundan dizlerini kendine çekerek yatıyormuş Üstad. Yani bu inanılır gibi değil yani tahta, otur bu şekilde. “Yaşlı ve hasta olan Bediüzzaman’ı Afyon hapishanesinden hava almak için pencere kenarına bile yaklaştırmıyorlar, hapishanenin suyu alt katta olduğu için çoğu zaman Üstad’ı susuz bırakıyorlardı. Bütün bu muamelelere karşı Üstad sabırla mukabbet ediyor, beddua dahi etmiyordu,” diyor. “Barla’da abdest alma yeri 50 metre mesafede, üstü açık, elektriği yoktu” diyor bakın, üstü açık elektriği yok. Barla, ada gibi bir yer yani kimseyle görüşmesin diye böyle kayıkla gidilen bir yermiş.
SUNUCU: Neredeyse ölüme terk etmişler diyebiliriz Hocam.
ADNAN OKTAR: Kışın evde bazen odun dahi bulunmazdı, Barla’da kışın her şeyden mahrumdu. Yanında yalnız bir yumurta bulunur, ekmeğini mahallelerde yapıyorlardı fakat buna rağmen Üstad gayet memnunmuş durumdan. Bir de biliyorsunuz, Üstad’ı 1956 ve 60 dönemleri arası İçişleri Bakanı idi Namık Gedik. Üstad Urfa’ya gitmişti biliyorsunuz vefatından hemen önce. Namık Gedik emir vermiş, Urfa’ya sokmayın hemen dışarı çıkartırın demiş. Yani bu da artık perişan vaziyette ölmek üzere yani. Urfa’ya sokmayın peki nereye gitsin? Ankara’ya gider oraya da sokmayacağız diyorlar oraya da girmeyeceksin. Artık iyice hastalanıyor polislerde diyorlar ki Namık Gedik’e efendim diyorlar vasıta bulamadık diyorlar artık kurtarmak için. Çöp arabasına koyup getirin diyor, Namık Gedik. Çöp arabasına koyup getirin diyor, belediyenin çöp arabası var diyor ona koyup getirin diyor. Ondan sonra biliyorsunuz Namık Gedik kendini üst kattan binadan attı, öldü orada araba bulamadılar çöp arabasına koyup cesedini götürdüler, biliyorsunuz bunu değil mi? Onun cesedini çöp arabası ile götürüyorlar. Tabii.
SUNUCU: Bu dünyada da karşılığını bulabiliyor insanlar Hocam bazı şeylerin.
ADNAN OKTAR: Yani çöp arabası, yani yaşlı artık perişan vaziyette olmuş bir insanı ölmek üzere çöp arabasına koyun da Urfa’dan dışarıya çıkarın... şu nasıl bir vicdandır. Çok acayip bak kendisi de sonra intihar etti, intihar edince de araba bulunamamış yani çok büyük bir mucize çöp arabası ile götürülmesi. Kardeşim diyor, bakın Said Nursi. “Menderes bizi anlamadı,” diyor. Adnan Menderes için. “Ona olan himmetimizi ve duamızı bilmedi. Benim gözümde elmastan cam parçasına düşmüştür. Ben yakında gideceğim” diyor, “onlar da” diyor “böyle ters düz olacaklar” diyor, tabii söylüyor. Menderes’e yazdığı bir mektup var diyor ki; “Menderes, senin başına bir felaket ve anarşi geliyor” diyor mektubunda. “Bu felaketlere karşı iman ve Kuran hakikatlerine sarıl” diyor. Yani Kuran ahlakına önem ver diyor. “Bu senin için sadaka olacak ve büyük felaketlerden kurtulacaksın” diyor. Tahsin Tola aracılığıyla gönderilmiş bu mektup. Ama biliyorsunuz…
SUNUCU: Evet büyük bir uyarı da yapmış ama dinlenmemiş, göz ardı edilmiş.
ADNAN OKTAR: Yani bunlar çok ibret alınacak, çok büyük olaylar. “Ey ehl-i hak olan Ehl-i Sünnet vel Cemaat! Ve ey Âl-i Beytin muhabbetini meslek ittihaz eden Alevîler!” diyor Alevi vatandaşlarımıza. “Çabuk bu manasız ve hakikatsiz, haksız, zararlı olan anlaşmazlığı aranızdan kaldırınız.” Alevi – Sünni çekişmesi sakın olmasın diyor. “Yoksa şimdiki kuvvetli bir surette hükmeden dinsizlik cereyanı…” yani darwinist, materyalist, komünist masonik sistem; “birbirinizi diğerinin aleyhinde alet edip, ezmesinde istimal edecek. Bunu mağlup ettikten sonra o aleti de kıracak” yani birinizi birinize kırdıracak, ondan sonra da öbürü de o aletidir diyor. O aleti de ondan sonra kıracak diyor. Siz bir tek ilahı kabul ettiğinizden, kardeşliği ve birliği emreden yüzer esaslı kudsi bağlar aranızda varken ayrılığa sebebiyet veren ehemmiyetsiz meseleleri bırakmak elzemdir.” diyor Lem'alar, 27’de… Yani sakın niza etmeyin, birbirinizle mücadeleniz olmasın diyor. Birinizi birinize ezdirirler diyor, sonra o ezeni onlar ezerler diyor ve konuyu bitirirler diyor. İnşaAllah.
SUNUCU: Bugün dünyanın birçok yerinde bu şekilde vakalar görüyoruz Hocam. Bir cemaati diğer bir cemaate ezdiriyorlar, sonra o emri verenler de o ezen cemaati kendileri eziyorlar, çok vahim bir tablo çıkıyor ortaya.
ADNAN OKTAR: “DNA’nın Darwin’e Uyarısı” kitabımın üçüncü baskısı çıktı. Evet, bunu gösterelim. DNA’nın Darwin’e uyarısı… DNA’yı o zaman Darwin bilmiyordu, şimdi onu uyarıyor, tesadüfen hiçbir şey olamaz diyor. Değil mi? inşaAllah.
SUNUCU: Hocam maşaAllah ellerinize yüreğinize sağlık, bu kadar güzel eserler ortaya çıkmış.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Başka neler anlatayım? Efendim… Bu iddia edilen Ergenekon Örgütü’ne karşı devletin çok güzel faaliyetleri var, Allah razı olsun hepsinden. Var gücümüzle, kalbimizle destekliyoruz, bütün milletimiz de desteklesin. Aman bu konuda tereddüt olmasın. Bilgi akışı çok önemli, yani polis sadece dinleme yaparak sadece teknik takiple bir şey elde edemeyebilir. Vatandaşın ihbarları çok önemlidir, yani iyi bilgilendirmek çünkü onların yanında oluyor birçok olay. Onun için aman ne olur, nasıl olur, bilmem ne falan bu ktipiyoz tiplerden çekinip böyle şeytanın etkisiyle bozulmuş tiplerden tedirgin olmaları çok yersiz. İlla ki çok da tedirgin oluyorsa, baş edemiyorsa kağıda yazsın, adını soyadını yazmadan direk göndersinler. Bu çok büyük hizmet oluyor. Mesela bak son zamanlarda bunun çok büyük faydasını görmeye başladık. Şimdi, yargı içerisindeki iddia edilen Ergenekon Örgütü yapılanmasının ben çok hayati olduğunu söyledim. Şimdi son günlerde hafif bir şeyler başladı gibi görünüyor ama devlete çok ciddi yardım yapılması lazım. Savcılarımıza, polisimize, mahkemelere tam destek olunması lazım.
SUNUCU: Tüm ihbarlar değerlendiriliyor Hocam değil mi?
ADNAN OKTAR: Tabii… Bakın bunlar ne oyunlar, ahlaksızlıklar yapıyor. Bakın diyor ki; liste yapmışlar, listenin başında ben ve arkadaşlarım var ve bütün Müslümanları da fişlemişler. Ülkücüleri, milliyetçileri, herkesi fişlemişler. “Akrabalarının adını öğrenin” diyor. “onların isimleriyle başlarını belaya sokan mektuplar gönderin oraya buraya” diyor. İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün talimatlarından... “Hatta kart gönderirseniz okuması daha kolay olur” diyor. “Kafanızı çalıştırın din bizim için; bizim için derken aklına ne gelirse gelsin her şeyi kastediyorum, zararlıdır”. Din zararlıdır diyor.
SUNUCU: Açık açık söylüyor.
ADNAN OKTAR: Tabii… Mücadele edecekleri şeyi de anlatıyorlar. Bakın, “içkiyi zorlayın” diyor. Kafası bulanık olunca daha iyi münasebetsizlik yaparlar. “Din ve milliyetçilik duygusunun nasıl zayıflatılacağı, nasıl yok edileceği açık”. Bakın, ‘din ve milliyetçilik’ yani Türk milliyetçiliği. Onun için hem ülkücü düşmanlığı hem milliyetçiliği derken bütün milletimizi kastediyorlar, İslam’ı, Müslümanların hepsini kastediyorlar. Nasıl yok edileceği açık diyor dinin. “bunları uygulayın!” talimat. “Yapabiliyorsanız Osmanlı hayranlığını kırın,” yani Türk İslam Birliğine karşı. “Türklerin üstün bir ulus olduğu safsatasını yıkın”. Üstün bir millet, Allah göstermiş. Biz kan, ırk üstün demiyoruz ki, ahlaken üstün bir millet, soylu bir millet. Çok güzel hizmetler yapmış Osmanlı döneminde de, halen de yapıyor. Yine Türk İslam Birliğine yine lider olur, doğal olarak.
SUNUCU: Yine Hocam Darwinizm mantığı dönüp baktığınızda değil mi?
ADNAN OKTAR: Bu iddia edilen Ergenekon Örgütü zaten körü körüne Darwinist olan bir örgüt.
SUNUCU: Çünkü Darwin’in yazdığı kitaplarında Hocam, Türklerin alçak bir ırk olduğundan bahsettiği birçok yazısı var. O mantıkla yola çıkarak burada Türklerin üstün bir ırk olmadığını savunuyor olabilirler.
ADNAN OKTAR: Çok güzel o sözünüz, iddia edilen Ergenekon Örgütü zaten darwinizmi din olarak kabul etmiş. Onlar ne derse onu uyguluyorlar mesela Darwin, Türkleri hâşâ aşağı bir ırk olarak görüyor, onlar da aşağı ırk olarak görüyorlar. Darwin Türk milletinin yok edilmesi gerektiğine inanıyor, bunlar da yok edilmesi gerektiğine inanıyorlar. Yani, 20 küsur bölgeye Türkiye’yi ayırmayı düşünüyorlar. 20 küsur. İslam’ı tamamen yok etmek, PKK’yı zaten saygıyla karşılıyorlar, mutlaka hâkim olması gerektiğini düşünüyorlar. Bir Lenin kılıklı var bir tane, gitti Apo’yla resim çektirdi falan böyle. Geçenlerde gitmiş bir Yargıtay üyesinin, yani önemli, Yargıtay’ın en önemli bölümünün en önemli simasının düğününe gidiyor, sırıtarak resim çektirmiş. Şimdi orada o şahıs dese ki ‘kardeşim çık buradan git ne işin var’ dese adam pislik çıkaracak belli, kafasına göre. Kal deyince de ‘bu da bizden’ imajını veriyor. Yani bu kişi de bizden, hep beraberiz, gövde gösterisi yapıyor ki asıl amacı o zaten.
SUNUCU: Sözde Ergenekon Örgütü’nden içeri alındı Hocam değil mi bahsettiğiniz kişi, ifade verdi?
ADNAN OKTAR: O kadar detay vermeyeyim. Bakın diyor ki; “Yargıtay ve Danıştay üyelerinden bazılarının takip edildiği…” takip ediyorlarmış iddia edilen Ergenekon Örgütü. Baktıkları önemli davaların belirlendiği ve takip edilenlerin kameraya kaydedildikleri tespit edildi. İddia edilen Ergenekon örgütü yargı mensuplarından önemli bulduklarını, çocuklarını, kendilerini gizli kamerayla tespit ediyorlar. Hatta var bu konuşmalardan bir tanesinde. Herhalde Yargıtay’ın 8. Dairesi, orada bir şahıs hakkında diyor ki; “kızının bizde filmi var” diyor. “Sağlam olay” diyor, “istediğimizi o kişiye yaptırabiliriz şu an” diyor.
SUNUCU: Şantaj yapıyorlar.
ADNAN OKTAR: Şantaj yapılıyor tabii… Bazı İstanbul Ağır Ceza Mahkemelerini kastederek; “bu mahkemeler bizden” diyorlar konuşmalarında. Hala görev başında olan bazı hâkimlerin iddia edilen Ergenekon Terör Örgütü sanıklarına “bir emrin var mı?” diye sordukları tespit edilmiş. “Bir emrin var mı” diyor. Hâkim iddia edilen Ergenekon Terör Örgütü mensubuna bunu söylüyor, “bir emrin var mı” diyor. Bazı yargı mensuplarıyla özel toplantılar yaptıkları tespit edilmiş. Bazı yargı mensuplarından ‘bizim adamımız’ gibi tanımlamalardan bahsediyorlar. Karşı görüşte oldukları kişilerin aleyhine dava açılması için baskı yapıyorlar. Yargı mensuplarını etki altına aldıkları ve mahkeme üzerinde baskı uyguladıklar… İddia edilen Ergenekon Örgütü tutanaklarında bu bilgiler. Bu davalarda istedikleri kararın çıkmasını sağlamak için uğraştıkları. Bunun için gereken durumlarda sahte tanıklar kullandıkları, sahte şahit buluyorlarmış.
SUNUCU: Yalancı şahitler…
ADNAN OKTAR: Evet yalancı şahit ve bu tanıklara para verdikleri, bazı yargı mensuplarına şantaj ve tehditte bulundukları. Arama tutanağının 51. Sayfasında DVD’de bazı hakim ve savcıların mahrem ilişkilerini gösteren fotoğraf ve kamera kayıtlarının bulunduğu, bunları arşivlemişler adamlara karşı koz olarak kullanmak için. Karşı olduğu bir Müslüman var, bizim elimizde filmin var diyor, iyi ne yapacağız diyor, işte sen bilirsin diyor, biz bu adamın ceza almasını istiyoruz diyor. Elimizde de film var artık nasıl istersen diyor. Korkunç bir rezalet, kepazelik. Onun için hükümete tam anlamıyla bu konuda destek olunması lazım. Ayrıca hükümete adam karşı olabilir ama bu konuda destek olması lazım. Yani herkes hükümeti desteklesin demiyorum. İsteyen destekler, istemeyen desteklemez. Ama böyle bir konuda Türkiye’yi, bütün İslam alemini, bütün Türklük alemini ilgilendiren bir konu. Bu konuda destek gerekir, her türlü bilginin akması gerekir. Yani özellikle sahte şahit bulunmasıyla ilgili bölümler çok ürkütücü. Bütün insanlar için bu çok tehlikeli. İnşaAllah. “Şüpheli Adil Serdar Saçan’ın iddia edilen Ergenekon örgütü sanığı, hem Emniyet Müdürü olduğu dönemde hem de meslekten atıldığı dönemde görevi gereği elde ettiği bilgi ve belgeleri, şüpheli Tuncay Özkan’a iddia edilen Ergenekon Örgütü mensubu olmak iddiası ile tutuklu biliyorsunuz Tuncay Özkan. Tuncay Özkan’a verdiği, Tuncay Özkan’ın da bu bilgileri televizyon kanalında yayınlamak suretiyle iddia edilen Ergenekon Terör Örgütü’nün amaçlarına uygun faaliyetlerde bulunduğu” Bu ikinci iddianamede, polis tespiti bunlar. “şüpheli Adil Serdar Saçan’ın görevi gereği..” evet başka bir konu. “Yine milletvekili Emin Şirin’in” biliyorsunuz bu da iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün lobi sorumlusu olarak gözaltına alınıp sonra bırakılmıştı, o iddia ile gözaltına alındı sonra bırakıldı. “Emin Şirin’in amaçları arasında bulunan siyasi partileri yönlendirme ve siyasi partileri önceden belirleme faaliyetleri çerçevesinde mecliste bir grup oluşturmaya çalıştığı hususları” Ergenekon ikinci iddianamesindeki. Bu da Emin Şirin biliyorsunuz, geldi ailelerle beraber. Yani böyle yönlendirmişlerdi aileleri zaten. Onların başında mahkemeye girdi. Bizim davaya. Yani aileleri organize eden bir tavır içerisindeydi. Basında demeçle verdi. Ayrıca mecliste de soru önergesi verdi. O verdiği soru önergesinden dolayı polis bizim hakkımızda soruşturma açtı. O soruşturma sonucunda da bizim ne çeteliğimiz kaldı ne bir şeyimiz. Ama soruşturmayı açması için verilen polis de, 2000 yıl işkence suçuyla yargılanan, Adil Serdar Saçan’ın sağ kolu gibi olan başkomiser neydi onun ismi?
OKTAR BABUNA: Serdal Akça.
ADNAN OKTAR: Evet Serdal Akça’ydi. Olaylar son derece karmaşık. Serdal Akça’ya vermişler o da bir fezleke düzenlemiş. Zehir zemberek yani böyle. E adam 2000 yıl hapis cezasıyla yargılanıyor. Bize çete dediğinde, eğer bizi çete olarak mahkeme kabul etmiş olsa, adam kurtulacak. Öbür türlü adam ceza alacak, hapsolacak belki de. Yani e böyle bir konumda, hukuki husumet olan bir konuda, böyle bir görev böyle bir kimseye verilir mi? Mesela telefon görüşmesinde bir iddia edilen Ergenekon Örgütü sanığı, iddia edilen Ergenekon Örgütü sanığı “Şimdiki Adalet Bakanı aslan gibi adam yemin ediyorum” diyor. Cemil Çiçek için. Bayağı seviyormuş. Allah sevenlerini artırsın inşaAllah. Mesela yine başka bir iddia edilen Ergenekon Örgütü sanığı “kendisi benim arkadaşımdır” diyor Cemil Çiçek için. Tamam arkadaşı olabilir, herkesin yakın çevresi olabilir ama şaşırtıcı tabii. Ümit Sayın, iddia edilen Ergenekon Örgütü sanıklarından yine. “Örgütün manifestosunda, Sayın Adnan Oktar ve arkadaşları aleyhinde mücadele edilmesi gereken kişilerin başında sayılmaktadır.” diyor. Evinde bulunan aramada. Bakın ben ve arkadaşlarım aleyhinde mücadele edilmesi gereken kişilerin başında sayılıyoruz.
SUNUCU: Listenin en başında sizin isminiz var.
ADNAN OKTAR: Evet evet. İddia edilen Ergenekon davasından tutuklu iki sanığı Ümit Sayın ve Adnan Akfırat’ın 4208 klasördeki msn mesajlarında örgütün tüm isteklerini yerine getiren, örgütün önerdiği isimleri örgütün istediği yerlere tayin eden, ettiren Bakan olarak adı geçiyor onların msn yazışmalarında, Saadettin Tantan için. Ümit Sayın ve Adnan Akfırat. Bu her ikisi de iddia edilen Ergenekon Örgütü sanığı mı bunlar?
OKTAR BABUNA: Evet her ikisi de tutuklu.
ADNAN OKTAR: Tutuklu. Msn mesajlarında, örgütün tüm isteklerini yerine getiren, örgütün önerdiği isimleri örgütün istediği yerlere tayin eden Bakan olarak adı geçiyor, onların iddiasına göre Saadettin Tantan. Bir de biliyorsunuz bu operasyonları düzenleten kişiydi o zaman, Bakan’dı evet. İddia edilen Ergenekon Örgütü Sayın Adnan Oktar ve BAV camiasına karşı bir internet sitesi kurmuşlar. Bu mahkeme kararı ile durduruldu. Yani bize karşı özel yapmışlar. Bunu yine iddia edilen Ergenekon Örgütü tutanaklarında var evet. Aydın Doğan’la bağlantılarını anlatan bir şey var, iddia edilen Ergenekon iddianamesinde bir kısım iddia edilen Ergenekon Örgütü mensuplarının Aydın Doğan’la bağlantısı. Yani onun haberleri nasıl yapması konusunda onu uyarmışlar. O bilgi var.
SUNUCU: Onların istediği şekilde haberler çıkmış.
ADNAN OKTAR: Mesela yine iddia edilen Ergenekon Örgütü iddianamesinde, Yargıtay’ın en önemli, Yargıtay 8. Dairesi’nden bir şahsa teşekkür edelim diyor, not var. Ne yaptıysa ona teşekkür ediyorlar, ne yaptıysa, iyi yaptın gibisinden. Evet. Bunları sonra yine anlatırız.
SUNUCU: Gerçekten tüyler ürpertici açıklamalar.
ADNAN OKTAR: 3 dakikamız var. Tamam. Bu şimdi programda bu Kuran’ın son sureleri var biliyorsunuz. 114,113,112. Geriye doğru gidiyoruz. Bu sureler genellikle hep ahir zamanı anlatan surelerdir. Kuran’ın sonuna doğru gelen surelerdir. Ahir zamanı ve Mehdi’yi ağırlıklı olarak anlatan sureler. Bunları bir inceleyeceğiz inşaAllah. Hayret edilecek sırlar var. Hayret edilecek şifreler var hayret edilecek işaretler var. Onları inşaAllah inceleyeceğiz. Ama şu an vaktimiz bitmek üzere.
SUNUCU: Reklama girelim. Reklamlardan sonra inşAllah. Değerli izleyenlerimiz reklamların ardından tekrar inşaAllah çok güzel bir sohbetle programımız devam edecek.
Yeniden merhabalar kıymetli izleyenlerimiz. Programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz inşaAllah. Çay Tv ve Kahramanmaraş Aksu Tv’den ortak olarak yayınladığımız Adnan Oktar’la Başbaşa programımız. Çok güzel sohbetimiz vardı ufak bir ara vermiştik Hocam. Kuran-ı Kerim’in son surelerini inşaAllah inceleyeceğiz demiştiniz. Ahir zamana dair ahirete dair ve kıyamet alametlerine dair çok güzel sureler ve çok farklı bilgiler olduğundan bahsetmiştiniz Hocam. İnşaAllah oradan devam edelim.
ADNAN OKTAR: Mesela Alak Suresi. Geçen gün, dün de konuşmuştuk. Şeytandan Allah’a sığınırım. Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla. “Yaratan Rabbinin adıyla oku. O insanı bir alaktan yarattı.” İnsanın ilk hali yani anne karnındaki hali. “Oku Rabbin en büyük kerem sahibidir. Ki o kalemle yazmayı öğretendir”. Ahir zamanda okuma yazma çok önemli bir konu biliyorsunuz. İnsana bilmediğini öğretti. Cenab-ı Allah bize bilimle her şeyi öğretiyor. Kuran’la ve bilimle. Bilimin verdiği nimetlerle. Mesela kromozomların yapısını öğrendik, mesela fosillerin değil mi? 250 milyonun üzerinde fosil var olduğunu öğrendik, fosillerin hiçbir değişime uğramadığını, canlıların olduğu gibi kaldığını öğrendik. Evrimin bir safsata olduğunu Allah bize bilimsel dedillerle ispat etti. Bakın diyor ki “insana bilmediğini öğretti”. “Hayır gerçekten insan azar”. Yani durduk yere azar. “Kendini müstağni gördüğünden” yani kendini böyle üstün kusursuz mükemmel gördüğünden. Bunu kimde görüyoruz Lenin’de görüyoruz.Stalin’de görüyoruz. Marx’da görüyoruz. Muazzam bir enaniyet ve kendini beğenme var. Şüphesiz dönüş yalnızca Rabbinedir. Şu an hepsi öldüler değil mi? “Engellemekte olanı gördün mü? Namaz kıldığı zaman bir kulu?” İşte bu ahir zaman. Engellemekte olanı gördün mü? Engellemekte olan biz kimlerde gördük? Komünistlerde gördük, faşistlerde gördük, masonlarda gördük. “Namaz kıldığı zaman bir kulu”. Namazı, orucu, yani İslam’ın farz kıldığı her türlü hükmü ahir zamanda biliyorsunuz küfür engelledi. Bunu Romanya’da da gördük, Rusya’da da gördük, Kızıl Çin’de de gördük, dünyanın birçok yerinde gördük. “Engellemekte olanı gördün mü?” Demek ki ahir zamanda bunu bir göreceğiz. “Namaz kıldığı zaman bir kulu. Gördün mü ya o kul doğru yol üzerinde ise.” Yani sırat-il müstakim üzerinde ise. “Ya da takvayı emrettiyse.” Bak hem doğru yol üzerinde, hem takvayı emrediyor, bir tebliğci bu. İnşaAllah değil mi? “Ve doğru yol üzerinde. Gördün mü ya bu engellemek isteyen yalanlıyor ve yüz çeviriyor ise”. Mesela Allah yarattı diyorsun, yok doğrusu Darwinizm’in dediğidir diyor. Yalanlıyor. Kuran doğru diyorsun yok diyor Kuran doğru değil diyor. Haşa ve yüz çeviriyor. Yani muhatap olamıyorsun, mesela konuşmak istiyorsun kaçıyor. Tabii yüz çeviriyor diyor Allah. “O Allah’ın gördüğünü bilmiyor mu?” Halbuki o anda onun beyninde o görüntüyü yaratan Allah. Ama o farkında değil. “Allah bilmiyor mu” diyor. Onun beynindeki görüntüyü ona gösteren Allah. Allah görüyor ve Allah’ın görebildiğini o görüyor. “Hayır eğer o bu tutumuna bir son vermeyecek olursa andolsun onu alnından tutup sürükleyeceğiz”. Yani gereken karşılığı Cenab-ı Allah vereceğim diyor. “O yalancı günahkar alnından”. Bunda da tabii bir mucize var. Alın bölgesiyle ilgili değil mi? Nasıl o doktorum biraz anlat.
OKTAR BABUNA: Düşünmenin beynin ön bölgelerine ait olduğu söyleniyor. Karar verme merkezleri özellikle. Evet kontrol edilen alnın olduğu bölgeler.
ADNAN OKTAR: Değil mi? “Bak o yalancı günahkar alnından. O zaman da meclisini çağırsın.” Yani bunlar tabii meclislerine güveniyorlar ekiplerine, mesela komünistler olsun, masonlar olsun, faşistler olsun. Toplu hareket ederler bunlar. Yani ferdi pek hareket etmezler. Topluluklarına güvenirler. Biz de zebanileri çağıracağız diyor. Kıyamet vakti, cehennemde. Ki sayıları biliyorsunuz 19’dur.
SUNUCU: Zebaniler mi?
ADNAN OKTAR: Evet. “Hayır ona boyun eğme ve secde et ve yakınlaş.” 19 ayet. Bakın cehennem zebanileri 19. Bu 19 ayetten oluşuyor. “Ona boyun eğme ve secde et ve yakınlaş.” Secde eden, yakınlaşan, Rabbine yakınlaşan, takvayı emreden, doğru yol üzerinde olan bir şahıstan bahsediyor. Bu Mehdiyet’tir. Mehdiyet’e işaret ediyor. İşari manası. Bir yönü budur ayetin. “Hayır gerçekten insan azar.” Bir kere bir insanın azmasından bahsediyor. Kendini müstağni görüyor, küfrün bir özelliğidir bu, kusursuz, eksiksiz ve mükemmel görüyor. Engelleyici yani faşist düşüncede, her türlü hayrı, hakkı, doğruyu engelliyor. Firavun’un da bir vasfıydı bu. “Namaz kıldığı zaman.” Demek ki özellikle Müslümanların ibadetlerine müdahale eden bir düşünce. Komünist mason düşüncesi. Hayır gerçekten insan azar. Bu komünizmin, faşizmin geliştiği yılların tarihini veriyor. Ebcedi.
ADNAN OKTAR: Yani tamdır verdiği tarih. Fakat ben onu başka bir zaman ebcedleriyle daha detaylı anlatacağım. İnşaAllah.
SUNUCU: Hocam insan her okuduğunda daha farklı bir anlam anlıyor, her okuduğunda büyük bir ilim deryası.
ADNAN OKTAR: Evet. Mesela şeytandan Allah’a sığınırım, Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla. “Asra andolsun” diyor Cenab-ı Allah. “Gerçekten insan ziyandadır.” Bu bizim asrımızdır, yani insanların ziyanda olduğu. Hiçbir dönemde böyle ziyanda olunan bir asır olmamıştır. İnşaAllah. “Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler”, tebliğciler “ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka.” İnşaAllah. Bu Mehdiyet ruhudur. Ve Mehdilik ruhudur burada anlatılan da. Üçüncü ayette bahsedilen de inşaAllah. Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla, “arkadan çekiştirip duran, kaş göz hareketleriyle alay edip duran her kişinin vay haline.” Şeytandan Allah’a sığınırım. Bu ahir zamanda alaycılığın yayılacağı. Değil mi? Muazzam bir alaycılık ahir zamanda yayılmıştır Kuran buna işaret ediyor. “Ki o mal yığıp biriktiren ve onu saydıkça sayandır.” Kapitalizmin hakim olacağı devre dikkat çekiyor Cenab-ı Allah. “Gerçekten malının kendisini ebedi kılacağını sanıyor.” Zengin olan bir kısım kapitalistlerin nasıl hiç ölmeyecekmiş gibi bir üslupla konuştuğunu hepimiz görüyoruz değil mi? Tabii bakın diyor ki, “malının kendisini ebedi kılacağını sanıyor” diyor. Hakikaten baksan sanki hiç ölmeyecek gibi üslubu var. “Hayır andolsun o hutameye atılacaktır. Hutamenin ne olduğunu sana bildiren nedir? Allah’ın tutuşturulmuş ateşidir. Ki o yüreklerin üstüne tırmanıp çıkar. Ki o onların üzerine kilitlenecektir. Dikilip yükseltilmiş sütunlarda.” Şimdi Kuran’a tabii bu açık bir anlamı var ama işari anlam olarak baktığımızda, mesela roketlere bakıyoruz dikilip yükseltilmiş bir sütun şeklinde oluyor. Dik oluyor değil mi roketler? O onların üzerine kilitlenecektir. Roketler biliyorsun bir kilitleme sistemleri olur, elektronik kilitleme sistemi. Hedef belirleniyor bilgisayarda, hedefe kilitleniyor, düğmeye bastın mı o kilitlenen hedefe doğru gidiyor roket. Değil mi? Bakın o onların üzerine kilitlenecektir diyor. “Ki o yüreklerin üstüne tırmanıp çıkar.” Mesela yürek kimlerde, insanlarda oluyor. İnsanların üstünde tırmanıp çıkan yukarıya doğru yükselen bir yapıdan bahsediliyor. Ve tutuşturulmuş ateş de var. Yani roketin bir özelliğidir bu. Değil mi? Bir yönüyle ayet bu konulara da bakıyor. Yani dikkatlice baktığımızda ahir zamana bakması yönünden, ebcedleri yönünden, bu yönü de var ama tabii bu asıl yönüyle kıyamette cehennemde olan azabı anlatıyor.
SUNUCU: Ateşten bahsediyor. Evet.
ADNAN OKTAR: Tabii. “Allah’ın tutuşturulmuş ateşidir, o yüreklerin üzerine tırmanıp çıkar.” İçeriden insanları yakan bir ateş. O insanın üzerine kilitleniyor insanı bırakmıyor. Ve sütunlara bağlı olarak inşaAllah. Ama bir yönüyle de bu olmuş oluyor. Bu anlama geliyor inşaAllah.
SUNUCU: Evet çok güzel anlattınız Hocam gerçekten. Burada yine Kuran’ın mucizesi ortaya çıkmış oluyor. Günümüzde görüyoruz.
ADNAN OKTAR: Evet. Mesela, Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Şüphesiz biz sana Kevser’i verdik. Şu halde Rabbin için namaz kıl ve kurban kes doğrusu asıl ebter, soyu kesik olan sana kin duyandır.” Şimdi Peygamber Efendimiz (sav)’e dediler ki o devirde onun soyu kesik dediler. Soyu kesik dediler.Ve ona kin duyuyorlardı. Yani soyunun kesik olmasına. Cenab-ı Allah diyor ki biz sana Kevser’i verdik diyor. Kevser, Peygamber Efendimizin (sav) aynı zamanda soyuna da işaret eden bir sözdür. Yani cennette ona verilecek bir nimet olarak da bilinir Kevser. Yani bir havuz, bir nimet havuzu olarak bilinir. Ama Peygamber Efendimizin o mübarek nesli için de, soyu için de kullanılan bir yönü var Kevser kelimesinin. Sözlüğe baktığımızda bunu da görüyoruz. Peygamber Efendimizin soyu için de kullanılıyor. Biz o zaman şunu anlıyoruz: Senin soynunu ahir zamanda ben dünyaya hakim edeceğim ve senin soyunun tükenmediğini insanlık görecek, bütün dünya görecek. Seyyidler nesli ve Mehdi de ahir zamanda dünyaya hakim olacak. Yani Resulullah’ın biliyorsun milyonları buluyor şu an nesli. Seyyidler nesli, tabii. Ahir zamanda seyyidler neslinin iltihaklarıyla diyor Said Nursi, o vazifeyi uzmayı yapmaya çalışır diyor Mehdi için. Şimdi de sıfırın altına düşürdünüz ısıyı. Açarsanız iyi olur. İnşaAllah. Yani sözlük anlamına göre Peygamber Efendimizin soyunun, milyonlarca olan seyyidler soyuna ve Mehdi’nin hakimiyetine bakan bir nimetin toplu bir ismi olduğuna da kanaatimiz geliyor Kevser kelimesinin. İnşaAllah. Yani çünkü milyonları bulan seyyidlerin iltihaklarıyla diyor, o vazife-i uzmayı yapmaya çalışır diyor Mehdi için. Yani senin soyun tükenmeyecek. ahir zamanda dünyaya hakim olacak. Bunu anlıyoruz inşaAllah bir yönüyle. Şimdi ebcedlerine bakıyoruz, Kudüs’ün fethini veriyor, İstanbul’un fethini veriyor, Şam’ın fethini veriyor peşpeşe. Yani bak üç büyük beldenin fetih tarihlerini veriyor. Şam, Kudüs ve İstanbul. İnşaAllah.
Ayrıca çok fazla sırla dolu bir suredir yani Kevser Suresi. Onu başka bir gün daha detaylı açalım. Yani hayretler içinde kalacaksınız. Çok şaşırtıcıdır, inşaAllah. Yine ahir zaman için bakın şeytandan Allah’a sığınırım, Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla: “De ki: Ey kafirler” ateistler, masonlar, komünistler, faşistler, hepsi yani. “Ben sizin taptıklarınıza tapmam.” Yani sizin ideolojinize, inancınıza kesinlikle inanmam. “Benim taptığıma siz tapacak değilsiniz.” siz de Müslüman olmuyorsunuz. “Ben de sizin taptıklarınıza tapacak değilim” hiçbir şekilde o inanca yanaşmam. Bir daha vurguluyor Cenab-ı Allah: “Siz de benim taptıklarıma tapacak değilsiniz.” Altıncı ayet bakın demokrasinin temel delilini veriyor: “Sizin dininiz size, benim dinim bana.” Ben size karışmam, siz de bana karışamazsınız. Herkes fikrinde özügürdür diyor Kuran. Bakın ahir zamandaki olaya net cevap. Bakın “Sizin dininiz size, benim dinim bana.” Sen komünistsen, faşistsen veya masonsan sen kendi inancında kalabilirsin. Ben de Müslümanım kendi inancımda kalırım. Sen bana baskı yapamazsın, ben de sana baskı yapmam.
SUNUCU: O özgürlüğü ne kadar güzel ifade ediyor.
ADNAN OKTAR: Bunu anlatıyor ayet, tabii. Her devre bakar ama ahir zamana da bakıyor. Çünkü ebcedlerine baktığımızda ahir zamanı veriyor çünkü. Mesela bakın Nasr Suresi: “Allah’ın yardımı ve fetih geldiği zaman.” Nedir bu? İslam’ın dünya hakimiyeti işte. Allah’ın yardımı Mehdi’dir, Mehdi ve talebeleridir ve fetih geldiği zaman, arkasından da İslam’ın hakimiyeti, o geldiği zaman. “İnsanların Allah’ın dinine dalga dalga girdiklerini gördüğünde” Amerika’nın, Rusya’nın, Fransa’nın kitleler halinde İslam dinine girdiklerini gördüklerinde, “aalga dalga” diyor çünkü. Yani zaman periyodları içinde topluca insanların iman ettiklerini gördüğünde. Bu ahir zamanda olan bir şey inşaAllah aynı zamanda. Peygamber Efendimiz zamanına da bakıyor fakat ahir zamana da özellikle ayrıca bakıyor. “Hemen Rabbini hamd ile tesbih eti.” Bunu gördüğünde hamd et diyor. Bu ibadettir. Zafer varsa hamd edecek Müslüman. “Ve ondan mağfiret dile.”. Bağışlanma dile. “Çünkü O tevbeleri çok kabul edendir.”. Yani ahir zamanda o zaman Müslüman çok estağfirullah diyecek, çok elhamdülillah diyecek, Allah-u ekber diyecek. Tesbihata dikkat edeceksiniz diyor Cenab-ı Allah. Tesbihle tevhidle hakim olacaksınız diyor Cenab-ı Allah. Yani Allah’ı anarak. Ne diyor hadiste? Mehdi Allah’ı anarak İstanbul’u fetheder diyor. Değil mi? Hadiste ne diyor Mehdi için? Tekbirlerle fetheder diyor. Allah’ı anarak, Roma’yı da fetheder diyor, dünyayı da fethedediyor değil mi? Tesbihlerle. Ayette ne diyor? “Hemen Rabbini hamd ile tesbih et”. Yani mücadelede yöntem budur diyor Cenab-ı Allah. “Ondan mağfiret dile.” Estağfirullah de diyor. “Çünkü o tevbeleri çok kabul edendir.” Nasr Suresi, evet.
SUNUCU: Evet, kalpleri önce fethedecek Mehdi, kalplerde Allah’ın zikriyle fetholunacak inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mesela Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla, Zelzele Suresi 99. Hep kısa sureler ahir zamana bakan. Çok zelzele olmuştur ama İstanbul’daki bu zelzele önemlidir. 1999’daki zelzele. Çünkü o zelzelede birçok düşünceden, birçok eylemden vazgeçtiler. 28 Şubatçıların mühim bir düşüncesi vardı. Ondan o gün vazgeçtiler. Masonların mühim bir eylemi vardı, o gün vazgeçtiler. O gün şeytan çağırmışlardı mesela bir yerde. Şeytan çok büyük kepazelik çıkarttı. Büyük olay çıkarttı ve başlarına muazzam bela oldu. Onun metafizik bir olay olduğunu anladılar. Eskiden beri şeytanın kendileriyle dost olduklarını zannederken, şeytan müthiş başlarına bela çıkarttı o gün ve muazzam olay çıkarttı. Onlar biliyorlar yani, çağıranlar biliyor olayın ne olduğunu. Evet. Ve o gün birçok projelerden vazgeçtiler. Birçok düşünceden vazgeçtiler 99’da.
SUNUCU: İbret oldu onlar için Hocam.
ADNAN OKTAR: Şimdi onlar o güne, o saate depremin gelmesinde bir fevkaladelik olduğunu anladılar. Yani bir şey olduğunu anladılar. Yani çünkü normalde şeytan çağırdıklarındaki şeytan bunlara hep iyi davranıyordu. O gün çok ters davrandı bunlara.
SUNUCU: Bir terslik olduğunu anladılar.
ADNAN OKTAR: Yani bir şey olduğunu anladılar, evet. İnşaAllah. Tabii ben o günkü olayda Cenab-ı Allah şehit istedi Cenab-ı Allah. Binlerce şehidimiz oldu. Allah hepsine gani gani rahmet eylesin. Onlar cennete kavuştular inşaAllah. O ayrı bir konudur. Fakat bir uyarı oldu masonlara, ayrı bir konu olarak. Olayın içinde ayrı bir konu bu inşaAllah. Bakın 99. suredir bu. 1999’da olmuştur. Şeytandan Allah’a sığınırım: “Yer o şiddetli sarsıntıyla sarsıldığı, ve yer ağırlıklarını dışa atıp çıkardığı” bak “ağırlıklarını dışa atıp çıkattığı”. Yerden bir şey çıktı. Yani o gün olan olaylardandır bu. “Ve insan buna ne oluyor dediği zaman”. Yani bak “Buna ne oluyor?” diyor. Yani insanlar hakikaten depreme de ne oluyor dediler. Fakat ayrıca “buna ne oluyor dediği zaman” birisine söylüyorlar bunu. Ne oluyor? Yani birden bire niye değişti? Yani bu masonların kullandığı bir üslup aynı zamanda. Masonların söylediği bir söz oldu bu. Yani buna ne oluyor? Her zaman itaat eden bu şeytan niye bu gün böyle itaatsiz hale geldi? “O gün haberlerini anlatacaktır.” Bakın “O gün haberlerini anlatacaktır.” O gün onlar da bir haber duydular. Bir haberler duydular yani. İnşaAllah. O gün biliyorsunuz televizyon haberleri de vardı. Yani tam... değil mi? Depremin olduğu anda da televizyon haberleri vardı. İnşaAllah. “Çünkü Rabbin ona vahyetmiştir. O gün insanlar amelleri kendilerine gösterilsin diye bölük bölük fırlayıp çıkarlar.” İnsanlar hakikaten evlerinden bir anda dışarıya çıktılar yani. Bir işari yön olarak. “Artık kim zerre ağırlığınca hayır işlerse onu görür. Artık kim zerre ağırlığınca bir şer (kötülük) işlerse onu görür.” Depremin şiddeti kaçtı o zamanlar?
OKTAR BABUNA: Amerika 7.8 olarak vermişti.
ADNAN OKTAR: Bakın iki kere ayet tekrar ediyor. Bak 7. ayettte diyor ki: “Artık kim zerre ağırlığınca hayır işlerse onu görür.” Çok ince ölçüden haber veriyor bakın. “hayır işlerse onu görür.” “Artık kim zerre ağırlığınca”, bak “artık kim zerre ağırlığınca”, aynı ifade sekizinci ayette yine söylüyor. “Artık kim zerre ağırlığınca bir şer işlerse onu görür”. Yedi-sekiz, yedi onda sekiz. İki kere bak, başka hiçbir ayette yok, sırf burda var. İki kere tekrarlıyor. Ebcedi de veriyor, vaktini ve bütün detaylarını da veriyor, inşaAllah.
SUNUCU: Evet o depremin çok ciddi bir işareti var Hocam gerçekten.
ADNAN OKTAR: Ama tabii Allah onu hayırla hikmetle yarattı. O gün, evleri yıkılan kardeşlerimiz sakada sevabı almış oldular. Onlara karşı derin bir şevkat, merhamet oldu. Cenab-ı Allah’ın şehit olarak aldıkları da... Cenab-ı Allah daima şehit alır. Yani ya asker olarak alır, ya polis olarak alır ya depremle alır. Çünkü şehitler için bölüm vardır ve orası hiç boş durmaz. Sürekli oranın misafiri vardır. Yani Cenab-ı Allah’ın adetullahıdır. Nasıl dünya boş değildir, sürekli dünyaya insan geliyor, değil mi, sürekli çocuklar gelmiyor mu dünyaya, insanlar? Dünya hiç boş kalmıyor. Ahiret de hiç boş kalmaz, cennet hiç boş kalmaz, cehennem hiç boş kalmaz. Şehitlerin makamı da hiç boş kalmaz. Sürekli şehit akar oraya. Yani ne yaparsa yapsın şahıslar, mutlaka Cenab-ı Allah bir şekilde şehit oluşturur. Ya depremle oluşturur, ya savaşla oluşturur, ya mesela teröristleri çatıştırmasıyla oluşturur. Ama mutlaka şehit alır Allah. Bunu da inşaAllah ahirette göreceğiz inşaAllah. Mesela Fil Suresi, Rahman Rahim olan Allah’ın Adıyla. “Rabbi’nin fil sahiplerine neler yaptığını görmedin mi? Onların tasarladıkları planlarını boşa çıkarmadı mı?” Mesela şimdi muazzam askeri güce sahip ülkelerin tasarladıkları planlar boşa çıkmıştır. İslam dünyaya hakim oluyor, yani muazzam tedbirler aldılar, yani o devrin en büyük silahlarıydı fil, bu devrinde en büyük silahlarına süper devletler sahipler. Ama değil mi, bak, onların tasarladıkları planları boşa çıkarmadım mı diyor Cenab-ı Allah. Üzerilerine ebabil kuşlarını gönderdi. “Onlara pişirilip sertleştirilmiş balçıktan taşlar atıyorlardı da sonunda onları yenik ekin yaprağı gibi kıldı.” Ayette de yine hava bombardımanına dikkat çekiliyor, yani gökten, gökten olan hava bombardımanına dikkat çekiliyor, bir yönüyle. Çünkü bakın pişirilip, sertleştirilmiş balçıktan taşlar atıyorlardı. Yani hazırlanmış bir şeyler yani ulu orta bir şey değil, hazır olan bir şeyi atıyorlar. Mesela bunların tarihleri de Birinci Dünya Harbi’ni veriyor, İkinci Dünya Harbi’ni veriyor, ebcedleri. Yani bu yönüyle de çok şaşırtıcı, çünkü gökten hava bombardımanı o savaşlarda oldu biliyorsunuz, tabii. Mesela İhlas Suresi, Rahman Rahim olan Allah’ın Adıyla. “De ki, O Allah birdir”, çünkü ahir zamanda en önemli konulardan bir tanesi bu şimdi. Hıristiyanlar biliyorsunuz teslis inancında. Çok vahim bir hata, Cenab-ı Allah onu düzeltecek bir izah yapıyor. “De ki: O Allah birdir, Allah samettir. Her şey O’na muhtaçtır. Daim’dir, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır. O, doğurulmamıştır”; bu Hıristiyanlığa cevap işte. Ve bak, “doğurmamıştır ve doğrulmamıştır”. Yani Hıristiyanlığın meydana getirdiği bu büyük yanlışlığa cevap. Aynı zamanda bu Mehdi’nin Hıristiyanlara söyleyeceği sözdür, Hz. Mesih’in ısrarla söyleyeceği sözdür bu, sözler, ayetlerdir. “Ve hiçbir şey O’nun dengi değildir”. Yani hiçbir insan değil mi, onun dengi değildir. Mesela diyorlar ki işte Hz. Mesih Allah’tır diyorlar, haşa. Cenab-ı Allah ne diyor, hiçbir şey O’nun dengi değildir. Ona cevap veriyor. Rahman Rahim olan Allah’ın Adıyla. “De ki sabahın Rabbi’ne sığınırım. Yarattığı şeylerin şerrinden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden”, ki ahir zamanda bir karanlık çökmüştür bütün dünyaya biliyorsunuz. “Düğümlere üferen kadınların şerrinden”. Ahir zamanda mesela birçok kadın derneğini, din düşmanı, böyle dine karşı saldırgan, komünist, faşist örgütler olarak örgütlediler. Kadın fıtratına hiç uygun olmayan düşüncelerle onları örgütlediler. Bakın “düğümlere üfüren kadınların şerrinden” diyor Cenab-ı Allah. Ahir zamanda bir kısım kadınların dine karşı kullanılacağını işaret ediyor aynı zamanda. “Ve haset ettiği zaman hasetçinin şerrinden”. Mesela İslam ülkelerinin bereketine, bolluğuna haset ediyorlar, mutluluğuna haset ediyorlar. İnancının mükemmelliğine haset ediyorlar. Birçok şeyine haset edebiliyor insanlar. Ve bunun sonucunda da olay çıkartıyorlar. Ama ahir zamanda insanlarda ikinci yönüyle en vahimi budur. Mesela araba alıyor, insanlara haset ettirmek için alıyor. Elbise alıyor, haset ettirmek için. Mesela evleniyor haset ettirmek için. Mesela hanımını açıyor saçıyor götürüyor millete gösteriyor, haset etsinler. Mesela düğün yapıyor, millet haset etsin diye düğün yapıyor. Adamlar kıskansın, haset etsin, rahatsız olsunlar. Yani diyecek ki adam, ben de yok, onda var ben buna işte tahammül edemiyorum diyecek. Acı çekecek adam. Haset acısı çekecek, o da ondan zevk alacak. Tabii mesela arabası oluyor, son model, getiriyor mesela en görünür bir yerde kahvehanenin önüne, mesela cafenin önüne çekiyor, görün gibisinden. Böyle benim güzel arabam var, içiniz açılsın hoşunuza gitsin diye koymuyor. Ben böyle zenginim, haset edin canınız yansın diye koyuyor. Hakikaten haset ediciler de hazır. Ahir zamanının bir belası bu. Mesela adam ev yaptırıyor haset etsinler diye, lüks malzeme kullanıyor haset etsinler diye. Ahir zamanın bu belasına Kuran dikkat çekmiş oluyor. Haset ettiği zaman “haset edicinin şerrinden, düğümlere üfüren kadınların şerrinden”. Mesela ahir zamanda hep böyle falcılık, büyücülük, işte medyumluk şunluk bunluk falan bunlar arttı ahir zamanda. Kuran aynı zamanda buna işaret ediyor, bunlar artacak, böyle fitne etrafı saracak. Değil mi, nereye baksak gazetelerde dergilerde, fal, büyü işte medyumluk. İşte sinemalara bakıyoruz, filmlere bakıyoruz yine hep büyü üzerine. Kuran da ahir zamanda böyle bir belanın yayılacağını ve özellikle bunun kadınlar arasında da yaygınlık göstereceğini gösteriyor. Kadınlar çünkü evde kaldıklarında kendi aralarında böyle şeylere daha bir meraklı oluyorlar bir kısmı.
Rahman Rahim olan Allah’ın Adıyla. “De ki insanların Rabbi’ne sığınırım”. Allah’a sığınmanın önemini belirtiyor Cenab-ı Allah. “İnsanların malikine, insanların gerçek ilahına. Sinsice kalplere vesvese ve şüphe düşürüp duran vesvesecinin şerrinden”, şimdi gazetelere bakıyoruz, insanların kalbine sinsice vesvese veriyorlar. Mesela falanca kemik bulundu diyor, ara fosil bulundu diyor. Mesela aklı zayıf olan ondan vesveseye düşüyor. Tabi, yahut din aleyhinde bir ifade kullanıyor, yahut dinle haşa alay eden bir ifade kullanıyor. Veyahut bununla ilgili tiyatrolar, sinemalar oluşturuluyor. Yani yüzlerce binlerce vesvese şekli, gazetelerde, radyolarda, televizyonlarda insanlara sunuluyor. Ahir zamanın bu büyük belasına dikkat çekiliyor. Bakın kalplere vesvese ve şüphe düşürüp duran vesvesecinin şerrinden. Mesela Allah’ın varlığı hakkında şüpheye düşürüyor, dinin varlığı hakkında, hatta kendi milleti hakkında. Yani değil mi Türk Milleti hakkında şüpheye düşürüyor.
SUNUCU: Ve fark ettirmeden yapıyor.
ADNAN OKTAR: Tabii çaktırmadan, tabii. Mesela kanunlarla çelişmeyen bir üslupla bunu yapıyor. Demin de okuduk ya mesela iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün yöntemlerinde, sinsice yapıyor. Bakın diyor ki, sinsice, yani sezdirmeden. Basınla, televizyonlarla, radyolarla fakat görülmeden. “Ki o insanların göğüslerine kuşku verir”, içlerine kuruntu fısıldar. Zaten şu an hep insanların bundan canı yanıyor. “Gerek cinlerden, gerekse insanlardan”, mesela ahir zamanda insanlara en ziyade rahatsızlık verecek olan Deccal, Deccaliyet, mesela Darwin, Marx işte Stalin, yani bütün ahir zamanın bu azgınları bunlar insandır. “ve gerekse cinlerden” ve gerekse cin şeytanlardan. İnsanlar mesala durduk yere vesveseye düşüyorlar, kuşkuya düşüyorlar mutlu olamıyorlar bu şüphelerden dolayı. Kuran buna da işaret ediyor Nas Suresi’nde. Mesela Rahman Rahim olan Allah’ın Adıyla. Mesed Suresi.“Ebu Leheb'in iki eli kurusun; kurudu ya. Malı ve kazandıkları kendisine bir yarar sağlamadı.” Şimdi ahir zamanın özellikleri, “Malı ve kazandıkları kendisine bir yarar sağlamadı.” Mesela birçok insan görüyoruz malı ve kazandıkları kendisine bir yarar sağlamıyor. Bakıyorsun, perişan bir şekilde ya bir hastanede ölüyor ama malı mülkü her şeyi kalıyor ve her gün bunun haberlerini duyuyorsunuz değil mi? Ama İslam’a düşman, Kuran’a düşman mesela değil mi faşistlerde de bu böyle görüldü, masonlarda da bu böyle görüldü. “Alevi olan bir ateşe girecektir. Eşi de; odun hamalı” Yani evliliklerde de insanın eşi adamın daha da beter yanmasına, daha beter başının belaya girmesine sebep olacak bir karakterde oluyor.
SUNUCU: Evet Hocam gerçekten de çok önemli bir işaret.
ADNAN OKTAR: Değil mi? Onun odunu oluyor adeta yani adeta ona odun taşıyor eşi. Yani tabii onu daha çok yakacak mesela gayrimeşruluğa itiyor, ahlaksızlığa itiyor, soygunculuğa itiyor, sürekli onun adeta yanması için daha fazla yakıt getiren biri konumuna geliyor. “Boynuna bükülmüş bir ip (bağlanmış) olarak.” Yani o da onunla birbirine bağlı, yani birbirine boyunları bağlanmış oluyorlar yani hayvan gibi, adeta sürüklüyor onu boynuna bağlanmış olarak. Çirkin olan evliliklerin çirkinliklerine Kuran dikkat çekiyor. Yani birbirini batıran evlilikler. Yani kadın erkeği batırıyor, erkek de kadını batırıyor ve ikisi de birbirine böyle hayvan gibi adeta bir bağla bağlanmışlar, boyunlarından.
SUNUCU: İkisi de kötülüğe sürüklüyor.
ADNAN OKTAR: İkisi de birbirinin odunu olmuş durumdalar, birbirlerini yakıyorlar.Tabii bu Ebu Leheb’e bakmakla beraber, ahir zamana da bakıyor çünkü ahir zamanda Ebu Leheb’ler milyonlarca olacak. O zaman bir tane olan Ebu Leheb ve karısı şimdi ahir zamanda milyonları bulmuş durumda. Buna dikkat çekiliyor. Ma’un Suresi, Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla, şeytandan Allah’a sığınırım. “Dini yalanlayanı gördün mü?”. Ahir zamanda en çok karşılaştığımız olan bu. Freud çıkıyor dini yalanlıyor, Stalin, Marx, değil mi, Mao, Darwin... Hitler, hepsi dini yalanlıyor. . “Dini yalanlayanı gördün mü?” Bakın “İşte yetimi itip-kakan, yoksulu doyurmayı teşvik etmeyen odur.” Yetimi, 1. Dünya Harbi, 2.Dünya Harbinde, yüz milyonlarca yetim meydana geldi ve onlar hep itilip, kakıldılar. Değil mi? Alman askerler olsun, faşistler olsun, komünistler olsun, bunlar ite kaka oradan buraya sürgüne götürdüler, değil mi, bunların büyük bir bölümü yollarda öldü ve telef oldular, yüz milyonlarca, bakın “İşte yetimi itip-kakan, yoksulu doyurmayı teşvik etmeyen odur.” Yoksulları da perişan etti biliyorsunuz, komünizm de faşizm de. Ve açlıktan milyonlarca insan öldü. Bakın “doyurmayı teşvik etmeyen odur.” Aç bıraktılar.
SUNUCU: Merhamet yok zaten o mantıkta.
ADNAN OKTAR: Tabii, acımasızlar tabii. “İşte (şu) namaz kılanların vay haline,” diyor Cenab-ı Allah, ahir zamana dikkat çekiyor yine, “Ki onlar, namazlarında yanılgıdadırlar, gösteriş yapmaktadırlar,” üşenerek kalkıyor namaza kalkarken, mesela Allah’ı anarken üşenerek yapıyor ama dini bir gösteriş olarak kullanıyor. İşte Hacı Hafız şudur diyor, mesela böyle hani dini ahir zamanda olumsuz olarak kendi çıkarları için insanların bir kısım insanların kullanacağına Kuran dikkat çekiyor. Tabii Allah vermesin. Mesela “din alimiyim” diyor ama Müslümanları küçük düşürecek konuşmalar yapıyor, Müslümanların aleyhine konuşuyor. Veyahut “din alimiyim” diyor, “Allah’ı çok zikrederseniz, iyi uyursunuz” diyor,”uyku getirir” diyor. Veyahut “Kuran okuyun” diyor, “Kuran da size uyku getirir” diyor. Veya “Müslümanlar birbirine borç vermesin” diyor mesela farz edelim, Müslümanlar birbirine sanki böyle muhalifmiş gibi gösteriyor. Ama bakıyorsun kılık kıyafet tamam, gösterişte kusur yok, sarığında kusur yok, cübbesinde kusur yok, yani görünüş olarak. “gösteriş yapmaktadırlar,” diyor. Ama özüne indiğinde, özünde bir şey olmuyor, fakat gösterişte tamamlar. Cenab-ı Allah bunu kabul etmediğini söylüyor. “Ve ufacık bir yardımı (veya zekatı) da engellemektedirler.” Yani Müslümanların birbirine yardım etmesini, değil mi? Mesela “Müslümanlar birbirine yardım etmesin” dedin mi ne demektir bu? Müslümanların birbirine yardımını kesmek demektir. “ufacık bir yardımı da engellemektedirler.” Mesela hakikaten yardım derneklerine bazen insanlar yardım etmek istiyorlar onu da engelleyenler çıkıyor bazen. Değil mi, yardım edelim, iyilikle, mesela onu da durdurmak istiyorlar. Tabii çapı çok geniş. Mesela kitap dağıtacak Müslüman, dağıttırmıyorlar. Engel oluyorlar tabii.
SUNUCU: Yararlı her şeye engel olmaya çalışıyorlar.
ADNAN OKTAR: Tabii. “Ki onlar, namazlarında yanılgıdadırlar,” diyor. Yani gösteriş yaptıkları için, yani samimi olmak, namazda samimi olmak... Yani Müslümanın samimi olması gerektiğine Kuran işaret ediyor.
SUNUCU: Yani her konuda olduğu gibi, değil mi?
ADNAN OKTAR: Tabii, samimiyetsiz değil, yani sadece insanlar gördüğünde namaz kılan değil, namazı insanların görmediği yerde de kılmak. Değil mi?
SUNUCU: Tüm bedeni ve ruhuyla kılmak, kalbinden.
ADNAN OKTAR: Tabii samimi olarak, ihlasla, Allah’a gönülden boyun eğerek kılmak, dinden, dininde, dine hizmet ederken malını, mülkünü ve bütün imkanlarını dine sunmak. Yani din ona bir çıkar sağlamayacak, o dinin menfaatleri için kendi imkanlarını dine kullanacak.
SUNUCU: Evet, inşaAllah. Bütün Müslümanlar inşaAllah bu şekilde olur.
ADNAN OKTAR: Tabii bu şekilde, mesela bak “Mehdi’nin” diyor rivayetlerde “malı mülkü olmaz” diyor. Niye? Ne eline geçiyorsa harcayacak da onun için. Değil mi, inşaAllah. Evet, aslında bu ayetler çok daha da geniş, çok detaylı. Özellikle kelime anlamları alındığında, ebcedlerine bakıldığında çok hayret verici rakamlar ve tarihler çıkıyor. Ama onları daha geniş bir zamanda yine yeniden detaylı inceleriz inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah Hocam. Bir sureye bir tane program yetmez diyebiliriz Hocam incelersek gerçekten.
ADNAN OKTAR: Bakın, tutanak... Ergenekon dosyasından resmi tutanak okuyorum şu an. Adil Serdar Saçan’la bir şahsın konuşması. Adil Serdar Saçan telefon ediyor, “Bir şey söyleyeceğim, Kadıköy’de savcı var mı? Basın savcısı tanıdık mı?”
Bizim mahkememizin olduğu yere, yerle ilgili bilgi alıyor. Yani bize bir biliyorsunuz bu şahıslar beş on kişi topladılar bir dava açtılar. Ama savcılık buna defalarca, dört beş kere takipsizlik verdi. Ama sonunda Kadıköy’deki mahkemede takipsizlik bozuldu ve dava açıldı.
SUNUCU: Açıldı evet.
ADNAN OKTAR: Ondan sonra “basın savcısı değil de, orada senin tanıdığın bizim oradayken Zinnur Topçu var 1. Ağır Ceza Reisi, orada şu anda.”
“Zinnur hangisi ya?” diyor. Bize işte bu davayı açan hakim bu. Eline sağlık Allah razı olsun, biz teşekkür ediyoruz bir şey demiyoruz da biz, mahkeme tutanağını söylüyorum ben. Yani iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün iddianamesindeki tutanak.
SUNUCU: Evet, resmi tutanak, evet.
ADNAN OKTAR: Evet, yani bizim takipsizlik kararımızı bozan hakim budur. Ama ben diyorum, eline sağlık, doğru yapmış, teşekkür ediyoruz, biz bir şey demiyoruz. “Zinnur hangisi ya?” diyor. Bu MY isimli kişi “ya biz gittik ya” diyor. “Biz Hicabi bey falan ayrıldık. Ondan sonra da o ayrıldı, kısa boylu”. Adil Serdar Saçan diyor ki: “şu ağır ceza’da mı?”. O “evet” diyor, “he” diyor yani. Adil Serdar Saçan: “Bir Ağır Ceza Reisi mi?” MY: “Bir Ağır Ceza’nın başkanı ya” diyor. Yani bizim davanın gittiği yer. Adil Serdar Saçan bir ha çekiyor uzun. MY, “Zinnur orada git yanına git” diyor. Adil Serdar Saçan “gideyim de, yardımcı olur mu, tanır mı?”. MY, “Tanımaz olur mu lan seni”, diyor. Bayağı samimiler. Adil serdar Saçan, “tamam” diyor, “peki ben bir gideyim de bakayım ya” diyor.
SUNUCU: Kendilerine göre birini arıyorlar orada Hocam.
ADNAN OKTAR: Yani, hayır, adam kendine göre mi değil mi biz bilemeyiz tabii. Biz bir iddiada bulunmuyoruz. Fakat bizim oraya bizimle ilgili açılan davada, her yıl böyle bir dava açarlar aşağı yukarı, hepsinden beraat ettik şu ana kadar. Her yıl bir çete davamız vardır. Hepsinde beraat ettik. Şimdi bunda da 4-5 kere takipsizlik aldık, Ankara DGM takipsizlik verdi, şahıslar cihetinden beraat verdi, bütün şahıslar idiaların hiçbirini kabul etmedi, buraya geldi İstanbul’a geldi Üsküdar’a geldi orada da 5 kere takipsizlik aldık, şahıslar da iddiaları açısından da yine beraat aldık. Ama şahıslar orada A, B, C, D, E, F, G hepsini size anlatmıştım ya, sıradan çetenin bütün şeylerini oluşturmuşlar. Birine birini söyletmişler, birine birini söyletmişler, her birine birini söyletmişler şey oluşmuş yani..
SUNUCU: Kartları birleştirmişler.
ADNAN OKTAR : Yani oluşmuş. Mahkemeye gitti, işte bu Kadıköy’e bu şeyde konuşulan, orada da sağolsun hakimimiz davayı açtı. Yani şeyi bozdu, takipsizlik kararını bozdu. Ellerine sağlık, teşekkür ediyoruz, Allah razı olsun. Ama iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün yazışmalarında böyle bir üslup var. Adil Serdar Saçan bizzat ilgilenmiş konuylan ve Adil Serdar Saçan’ın sağ kolu olan, arkadaşı olan Başkomiser bu konuda görevliydi, ona görev vermişlerdi Serdal Akça’ya. O da biliyorsunuz çete aşağı çete yukarı beni zaten çete başı olarak göstermiş, uzun uzun anlatmış. O şahısların ifadeleri de olunca, aslında savcı çok kapsamlı olarak neden takipsizlik kararı verdiğini çok kapsamlı detaylarla anlatmış. Yani tek tek, mesela kalsiyum-tri-fosfat yani bu kemilerin güçlenmesi için ilaç, onu uyuşturucu madde diye göstermişler. Uyuşturucu madde, incelemeye gitti tri-kalsiyumfosfat olduğu anlaşıldı. Yani ilaç yani normal yani kemik hastası bir çocuk var arkadaş, onun kullandığı ilaç, tabii, daha hala inanmıyormuş yahu diyormuş diyor asıl o madden dolayı diyormuş böyle etkiliyor çocukları diyormuş. Tri-kalsiyumfosfat, yani bu satılıyor kalsiyum hapları var kalsiyum sandoz falan onun gibi yani.
SUNUCU: Her yerde bilinen bir ilaç evet.
ADNAN OKTAR : Evet her yerde bilinen tabii. Bir kişi de işte beni asıyorlar, kesiyorlar, işte bir barakanın içinde tutuyorlar, imdat beni kurtarın diye yazmış, kız olduğunu söylüyor. Sonra erkek yazdığı anlaşıldı. Yani bu tip belgelerle uğraşıyor dosyada.
SUNUCU: Tamamen yalan dolu belgelerle.
ADNAN OKTAR : Evet. 25.2.2008’de telefon konuşmasının Adil Serdar Saçan yapıyor bu konuşmayı yapıyor, ayın 25’inde yapıyor, ayın 28’inde de bozma Kadıköy’de çıkıyor 1. Ağır Ceza’da.
OKTAR BABUNA: 5 ay sonra.
ADNAN OKTAR : Evet 5 ay sonra. Eline sağlık Zinnur Bey, teşekkür ediyoruz, Allah razı olsun. Bir şey demiyoruz ama böyle bir konuşmanın varlığı da mevzubahis yani bir bu konuşmadan dolayı bozdu demiyoruz, ama böyle bir konuşma var bunu söylüyoruz yani inşaAllah. Biliyorsunuz daha öncede, şimdi demin de söyledim. Serdal Akça şu an 2000 küsur yıl ceza talebiyle yargılanıyor arkadaşlarımıza işkence yapmaktan. İşkence davasında 16 tane Adli Tıp raporu var. Heyet raporu 16 tane yani arkadaşlarımıza işkence yapıldığına dair. Yani devletin kurumu veriyor 16 tane işkence raporlarını yani böyle bir durum var.
Evet 4 dakikamız kalmış yanlış anlamıyorsam. Evet..
SUNUCU: Hocam soluksuz dinliyoruz anlattıklarınızı gerçekten.
ADNAN OKTAR : Bunlar nedir? Yarınki gazeteler. Ne gazetesi? Bu ne, Yeni Şafak, bu ne, Vakit. Evet. Yeni Şafak’ta yarın yine bir bozma gerekçeleri devam ediyor. 66 tane mi dedin bozma nedeni?
OKTAR BABUNA: 69.
ADNAN OKTAR : 69. 69 tane bozma gerekçesi var. Onları gazete ilanı olarak vermişler. Evet şunu göstereyim. Mesela bakın diyor ki ilanda; savunmanın esaslı kanıtlarını gerekçeli kararda tartışılmaması bozma gerekçesidir. Nasıl diyor? CMK.nun “hükmün gerekçesinde gösterilmesi gereken hususlar” başlıklı, evet, yargı kararları, görgü tanıklarının beyanları, ha yargı kararları, görgü tanıklarının beyanları bilirkişi raporları, resmi belgeler ve sair kanıtlardan oluşan bu delillerin bir kısmı dosyaya savunma tarafından konmuş, bir kısmı ise dosyaya bakan çeşitli heyetlerce toplanmıştır. Yargıtay da, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin nelerden oluştuğunun gösterilmeden dosya hakkında hüküm verilmesini bozma gerekçesi olarak kabul etmiştir. Bakın Yargıtay, hükmü esas alına ve reddedilen delillerin nelerden oluştuğunun gösterilmeden dosya hakkında hüküm verilmesini bozma gerekçesi olarak kabul ediyor. Bizim dosyamızda da hükmü, hükmü esas alınan ve reddedilen deliller belirtilmemiştir. Ellerine sağlık. Teşekkür ediyoruz bir şey demiyoruz ama hükme neler esas alınmış ve bizim delillerimiz neden reddedilmiş belirtilmediği için bu CMUK’un 230/1-b maddesi gereğince, bozma nedeni. Ama tabii takdir yüce mahkemenindir, biz saygı duyuyoruz. Sadece Yargıtay’ın Ceza Dairesi’nin bu yönde kararları var. Yani bunu belirtiyorum. Yani yoksa hükmüne karşı saygımız var tabii ki mahkemenin. Kararlardan önce iddia makamının görüşünün alınmaması bozma nedenidir. Savcıya önceden sorulması gerekiyor bir karar alınmadan önce. Bu olaylar olmadı, biz tabii yine mahkememize saygı duyuyoruz öyle olması gerekiyorsa öyle yapmıştır. Fakat bu da yine Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin 02.07.2008 tarih sayılı içtihadıyla karar verilen oturumda hazır olan katılan vekili ile Cumhuriyet Savcısı dinlenilmeden karar verilmek suretiyle CMUK’un 33. maddesine aykırı davranılması hükmün bozulmasına diyor. Yani bozma nedenidir bu. Ama tabi biz yine teşekkür ediyoruz mahkemeye saygımızı sunuyoruz başka bir şey de demiyoruz.
SUNUCU: Evet Hocam. İzleyenlerin de bu gazeteleri dikkatli okumalarını buradan tavsiye ediyoruz.
Programımızın sonuna doğru geldik.
ADNAN OKTAR : Evet. Bizim dediğimiz; işte sadece kanunlar böyle diyor, mahkememiz de böyle diyor; ne ise artık doğrunu yine mahkeme karar verir. İnşaAllah.
SUNUCU: Her şey çok açık Hocam. Ağzınıza sağlık, çok güzel ayetler de okudunuz bize gün gerçekten gönlümüzü ferahlattınız, çok teşekkür ediyoruz.
ADNAN OKTAR : Allah razı olsun.
SUNUCU: Çok sağolun, size de çok teşekkür ediyoruz.
SUNUCU: Efendim değerli izleyenlerimiz programın sonuna geldik. Bugün inşaAllah Çay Tv ve Kahramanmaraş Aksu Tv’den canlı yayınımız devam etti. Yarın yine ben saatlerimizi bildirmek istiyorum. Dem Tv ve Tempo Tv’den 21.00 ile 23.00 arasında tekrar Adnan Oktar ile Baş Başa’yı canlı olarak izliyebilirsiniz. Bunun dışında yine yarınki, ben radyolarımızı da saymak istiyorum sizlere. Bizleri yarın yine 21.00 ve 23.00 saatleri arasında Mavi Karadeniz’den, Radyo 37 Kastamonu’dan, Radyo Star Aksaray’dan, Emek Radyo Mardin’den, Radyo Aknur’dan ve Radyo Enerji Ordu’dan canlı olarak dinliyebilirsiniz. Bu akşamlık da bizden bu kadar. Allah’a emanet olun.