SUNUCU: Hayırlı akşamlar, selamların en güzeli olan Allah’ın selamı hepinizin üzerine olsun kıymetli izleyenlerimiz. Kral Karadeniz ve Urfa Tv’den ortak olarak yayınladığımız Adnan Oktar Başbaşa programımız başlıyor ve bizi birçok radyo kanalından da canlı olarak dinleyebilirsiniz. Ben hemen onları sizlere iletmek istiyorum. Bizleri bu akşam Mavi Karadeniz 106.4’ten, Radyo 37 Kastamonu 95.2’den, Radyo Star 94.0’dan, Emek Radyo 101.0’dan, Radyo Enerji Ordu 90.0’dan ve Radyo Aknur www.radyoaknur.com internet sitesinden canlı olarak dinleyebilirsiniz efendim. Hocam hoş geldiniz programımıza.
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk. Sizler de hoş geldiniz, sefa geldiniz.
SUNUCU: Hoş bulduk sizler de hoş geldiniz.
OKTAR BABUNA: Hoş bulduk siz de hoş geldiniz.
SUNUCU: Hocam nasılsınız?
ADNAN OKTAR: Allah’a sonsuz hamd olsun. Elhamdülillah sizler nasılsınız?
SUNUCU: Bizler de iyiyiz, hamd olsun. Hocam her akşam olduğu gibi inşaAllah çok güzel bir iki saat geçireceğiz, çok verimli inşaAllah ilim dolu bilgi dolu izleyenlerin ekran başına kilitleneceği bir program olacak inşaAllah diyerek başlayalım Hocam.
SUNUCU: Hocam nasıl arzu edersiniz, nasıl başlayalım, birçok önümüzde sorularımız var, güncel birçok bilgilerimiz var.
ADNAN OKTAR: Allah Allah merak ettim bir tane sorun bakalım, inşaAllah.
SUNUCU: Hocam sorularımız gerçekten her gün binlerce mail yağıyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
SUNUCU: Hocam o zaman sorumla başlamak istiyorum ben. Evet Cansu hanım bir soru yönlendirmiş size Hocam, “Evrimciler yıllardır konuşmanın evrimleştiği gibi aslı olmayan komik bir iddia ile ilgili yazılar yazıp duruyorlar, geçen gün yine çıkmış maymunla insan arasında konuşma genleri arasında iki aminoasit molekülü farklı imiş. İnsanları kelime oyunları ile kandırmaya çalışıyorlar ama biz evrim teorisine inanmıyoruz ki Hocam, bu moleküller aynı olsa bile maymunların ruha ait özelliklere asla sahip olmayacağını insan aklının sahip olduğu yetenekleri elde edemeyeceğini akıl kullanarak anlamlı cümle oluşturamayacağını biliyoruz. Ayrıca 250 milyon Yaratılış’ı ispat eden fosil de var, siz ne düşünüyorsunuz Hocam bu konuda tekrar bizleri aydınlatırsanız seviniriz.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah dinleyiciler müthişler.
SUNUCU: Evet Hocam takip ediyorlar, gerçekten.
ADNAN OKTAR: Evrimle ilgili inanın sorun yok şu an, yani dünyada bayağı sakinleştiler rahatladılar. Yenilmiş olmanın şokunu attılar üzerinden şu an artık tıpış tıpış doğruları kabul etmeye başladılar yani artık uzaylılar muzaylılar devreye girmişse konu bitmiştir artık. Tabii. Evrimcilerin bir taktiği vardır yani pehlivan çıkar alır adamı sırt üstü yere vurur. Ama öbürü de der ki sırt üstü yere vurdun ama minderle arasında şu kadarlık bir aralık kaldı bir ara orası biraz kuşkulu değil miydi? Bilmem ne falan, mindere tam yapıştığını hissettin mi bilmem ne böyle yani olayın hikaye kısmına giderler. Darwinizm ana zeminde kitlevi zeminde yerle bir olmuştur. Yok genetiğin kenarında bir kılçık çıkmış da oradan bilmem ne, bıraksınlar bunu. Oralarıyla tam anlamda açmazdalar da fakat genelinde bitmişken, oturup kenardan köşeden şurada işte bir şeyler var gibi, bu izahlar geçersizdir. Yani şimdi gece olmuş yok emin misiniz diyor bir de sokak lambası yanıyor ya gündüz olduysa... Yani çok münasebetsiz izahlar, kardeşim yani küt diye bitmişsin yani fosiller bu konu kapanmış tek bir tane de ara fosil gösterememişsiniz. Başka bir şeye gerek yok zaten, fosil yoksa konu bitmiştir. Fosil yok, ara fosil yok bitti. Bir de üstüne üslük 250 milyonun üzerinde fosil var, Yaratılış’ı ispat eden, daha bunun üzerine ne konuşulur yani.
SUNUCU: Evet Hocam. Yine evrimle ilgili bir yazı gelmiş Hocam. “Hocam bugün Habertürk gazetesinde evrimin toplumlara zarar getirdiği ile ilgili bir haber vardı. Çeşitli ülkelerde öğrencilerin evrimi savunarak ve zayıfların elenmesi gerektiğini söyleyerek okulda toplu katliamlar gerçekleştirdikleri konu edilmişti. Sitenizde inceledim bu konu ilk olarak 2004 yılında yazmışsınız, daha sonra da defalarca gündeme getirmişsiniz. Katliamları gerçekleştiren öğrencilerin evrimi savunan sözlerine yer vermişsiniz. Evrim teorisinin toplumlar için ne büyük zarar olduğunu yıllar öncesinden anlatmıştınız, bu büyük belanın insanları ne hale getirdiğini daha yeni mi fark ediyorlar Hocam?” demiş Sibel Kayaşlı.
ADNAN OKTAR: Şimdi kardeşlerimiz birçok şeyden tabii bir kısım kardeşlerimizin haberi olmuyor, bakın diyor ki komünist lider Lenin; “gelişme zıtların mücadelesidir.” Yani sürekli bir savaş, Karl Marx diyor ki; “Eğer çelişme ve çatışma olmasaydı var olan her şey nasılsa öyle kalırdı.” Ne olması gerekiyor, kavga gerekiyor, savaş gerekiyor o kafalarına göre “bazı kimseler” diyor Lenin “bizi zalimliğimiz sebebiyle ayıkladıkları zaman bu kişilerin en basit Marksist prensipleri dahi nasıl unutabildiklerine hayret etmekteyiz” yani adam öldürmeleri, zulüm yapmalarını bombalamalarını ayıplayınca şaşırıyor, herhalde siz Marksist prensipleri bilmiyorsunuz, diyor. Yani yemeğin üstüne tuz biber gibi diyor bu çok ihtiyaç olan bir konu diyor, bunu nereden çıkarıyorsunuz diyor, o onları ayıplıyor. Yani adam niye adam öldürüyorsunuz diyor, niye bombalıyorsunuz diyor o da ne yapıyorsunuz siz diyor son derece normal faydalı gerekli bir şey diyor. Kudret hamamı gibi görüyor yani iyi gelir kemiklerine ağrılarına falan. Bakın terörü prensip olarak hiç reddetmedik, hiçbir zaman da reddetmeyiz diyor Lenin kitabında. Mesela Lenin diyor ki; “bir polis karakolunu basma görevini üstlenmeli diyor kişi, öldürme görevini bir kısmı banka soymalı, kitabının 9. cilt sayfa 346’da. Lenin diyor ki yine; “biz politik öldürmelere kesinlikle karşı değiliz.” Politik amaçla öldürmelere karşı değiliz, “sadece geniş halk kitleleri ile doğrudan bağlantılı olan bireysel terörist hareketler değer taşırlar.” Geniş halk kitleri ile doğrudan bağlantılı olması gerekiyor diyor, bu terör hareketleri diyor. Bir işçi toplantısında söz alan Lenin, terörün devrimci sınıfın adaleti olduğunu şöyle ifade ediyor. “Eğer kitleler kendiliğinden ayağa kalkmazsa ve hiçbir şey başaramayız”. İşte “bazı işadamlarına karşı terör veyahut bazı kişilere karşı terör uygulamadığımız hemen oracıkta kafalarına bir kurşun sıkmadığımız sürece hiçbir yere varamayız” diyor. (Moskova 1958-66, cilt 35, sayfa 311) Lenin diyor ki; “proletarya egemenliğindeki devlet burjuvazi ezmek için kullanılan bir makinedir”. Bir kahretme ezme makinesidir, adam öldürme makinesidir. Komünist proletarya egemenliğindeki devlet, “diktatörlük doğrudan şiddete dayanan ve hiçbir yasa ile kısıtlanmamış iktidardır”. Bakın dikkat edin, iddia edilen Ergenekon Örgütü ne diyor, biz kanun tanımayız diyor, kanun bize sökmez diyor, bunlar ne diyorlar; “diktatörlük doğrudan şiddete dayanan” bakın dikkat edin diktatörlük doğrudan şiddete dayanan proletarya diktatörlüğü komünist diktatörlük “ve hiçbir yasa ile kısıtlanmamış iktidardır”. Hiçbir yasa engel olamaz diyor, iddia edilen Ergenekon Örgütü ne diyor, biz yasa tanımayız diyor, kanun iddia edilen Ergenekon Örgütü’dür diyor. “Proletaryanın devrimci diktatörlüğü, proletaryanın burjuva sınıfına uyguladığı şiddet sayesinde ayakta duran bir iktidardır.” Yani zenginlere uyguladığı bombalama, asma, kesme her şey, “hiçbir yasa ile de kısıtlanamaz”, diyor. Ne diyor Ergenekoncular? Biz kanun tanımayız diyor, istediğin kadar sen kanuni olduğunu söyle diyor biz kanun tanımayız diyor, inşaAllah. Hitler de aynı mantıktadır. Lenin, Stalin hepsi aynı mantıktadır tamamı bak burada sayfalarca onların izahları var. Mesela Çin’in kamu komünist lideri Mao diyor ki; “ devrim bir isyan ve ayaklanma bir sınıfın diğerini devirdiği bir şiddet hareketidir”. Kan dökme hareketidir. Bombalama, asma, kesme. Mesela Troçki diyor ki; “ülkede iktidarın kimde olacağı sorunu yani burjuvazinin yaşatılıp yaşatılmayacağı sorunu, anayasa maddelerine değil”, anayasa tanımıyorlar görüyor musunuz? Anayasa maddeleri değil. “Şiddetin her biçimine başvurularak çözülecektir. İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün aynı anayasası, tabii bakın Kızıl Terör, iddia edilen Ergenekon Örgütü de komünist bir yapılanmadır, aynısıdır. Kızıl Terör ölmeye mahkûm ve buna katlanamayan bir sınıfa karşı kullanılan bir silahtır. Yani biz zaten sizin ölüm fetvanızı verdik diyor. Bunlar 3 milyon kişiyi fişlemişler. Zaten öldüreceğiz sizi, karar verdik diyor. Buna katlanamayan bir sınıfa karşı kullanılan bir silahtır diyor, kızıl terör, komünist terör. İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün aynısı, tıpatıp aynısıdır. Bakın, dedik ki aylardan beri, bir yıl oldu neredeyse, en büyük tehlike dedim, yargı içerisinde iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün yapılanması dedim. Bismillah, başladı, ama daha yeni. Bu Türk devletinin var olma mücadelesi. Türk devletini yıkmak isteyen, komünist, gizli bir teşekkül var, iddia edilen Ergenekon Örgütü, ki Türkiye’yi 20 küsur parçaya ayırmaya kararlı. Bir de Atatürkçü, milliyetçi, “Büyük Türkiyeci”, vatanperver, vatanını, milletini seven, mukaddesatçı, muhterem insanlardan oluşan Türk milleti var. Bu milletin sırtını hiçkimse yere getiremez, inşaAllah. Ben diyorum, bu kahpeler, beşer beşer, onar onar gelsinler. Aylardan beri kafa tutuyorum. Değil mi? Aylardan beri, evvelAllah. Hiç kimse çekinmesin bu alçaklardan. Son derece kahpe ve korkaktırlar. Hiç çekinmesinler. Bunlar kalleşlikle iş görebilirler. Her türlü bilgiyi devlete yağdırsınlar, her türlü bilgiyi, devlete tam anlamıyla destek olalım, polise, savcılara, mahkemelere var gücümüzle destek olalım. Kahraman ordumuz da gereken önlemleri alıyor. Polisimiz gereken önlemleri alıyor. Bu urdan, bu çıbandan bu millet kurtulacak inşaAllah. Bu pislikten kurtulacak inşaAllah.
SUNUCU: Her türlü ihbarı çekinmeden yapsınlar diyorsunuz yani.
ADNAN OKTAR: Tabii yani isim yazmalarına da gerek yok. Adını yazıp göndersin. Onu mahkemeler değerlendirir asılsız ihbarsa zaten.. ama doğruysa bakıp, görüyor, anlıyorlar, anlarlar. Vatandaş desteği çok önemlidir.
SUNUCU: Evet çok önemli noktalara gidebilir.
ADNAN OKTAR: Çünkü polis her yeri dinleyemiyor. Bakın polis her yeri dinleyemiyor. Her yere teknik takip yapılamıyor. Adamlar da elini, kolunu sallayarak her türlü faaliyeti yapıyorlar o zaman. Yani polis dinleme yapamıyorsa, teknik takip yapamıyorsa, nasıl yakalayacak suçluyu? İddia edilen Ergenekon Örgütü’nü nasıl takip etsin o zaman? Adam ben görevime devam edeceğim diyor. Beni dinleme diyor, takip de etmeyeceksin. Bana soruşturma da açamazsın. Hiçbir şey yapamazsın diyor. Eee? Ben yapacağım faaliyetlerimi diyor, sen de seyredeceksin diyor.. Yok öyle şey. O kanunsuzluğuna karşı biz kanunla karşılık vereceğiz inşaAllah.
SUNUCU: Yine Hocam evrimle ilgili bir yazımız daha var. Nergis Yeşilyurt yollamış Bolu’dan. “Hocam Washington Post gazetesinde çıkan habere yer veren Vatan gazetesi Türkiye’deki evrimcilerin yakınmalarını haber yapmış. Evrimciler sizin sayenizde Yaratılış inancının hızla yayılmasından, evrim teorisine inanan kimse kalmadığından ve insanları evrime inandırmaya çalışmanın zorluklarından bahsediyorlar. Hocam Allah razı olsun, evrim teorisinin geçersizliğini tüm dünyaya ispatladınız.”
ADNAN OKTAR: Elhamdülillah. Yalnız evrimcilerin oyunlarına gelmesinler. Mesela bazen ortaya çıkıyorlar işte kuşun gagasının üstündeki tüylere dikkat ettin mi? Eee? O dinozorda da vardı bir tane, başka bir dinozorun burnunda da var öyle tüyler. Eee? O zaman demek ki evrim teorisi doğru. Kardeşim sen 250 milyon fosille yerle bir olmuşsun, sen bitmişsin. Nereye konuşuyorsun sen?
SUNUCU: Artık kuşun gagasından umut bağlama.
ADNAN OKTAR: Bırak şimdi kuş muhabbetini, gaga muhabbetini. Tek bir tane ara fosil getir diyorum ya zengin olacaksın daha ne istiyorsun? 10 trilyon alacaksın? Yok diyor. Yoksa evrim teorisi de yoktur. Ya bir gün bulunursa? Kardeşim ya Allah Allah. Bir gün güneş ortadan ayrılıp masanın üstüne konursa, değil mi? Bir gün ay efendim gelip televizyonun üstünde durursa? Bu mantık mı kardeşim, ne kadar acayip. Adamlar diyor ki kardeşim türler diyor aniden başlamışlar diyor. Ya daha önce varsa? Allah Allah! Kardeşim araştırıyor, bakıyor. Bütün tabakalara, jeolojik tabakalara bakıyorlar. Geliyor, geliyor, geliyor, bir tabakada birden canlılar var. Alt tabakalarda yok. Yok aniden çıkmış ortaya işte bu kadar basit. Ya çıkarsa? Allah Allah! Yani şu mantık mı, ya çıkarsa yani? Ya dünya dörde bölünürse, değil mi? Ya Merihliler birden masanın altından çıkar da birden burada sohbete başlarsalar? Tamam o zaman geliştirelim de geliştirelim. Pratik, açık, net bilgi esastır.
SUNUCU: Ki bilimsel bir şekilde ispatlanmış bir şey olursa da…
ADNAN OKTAR: Tabii oturup artık çocuklanıyorlar. Halk tabiriyle buna çamura yatma derler. Böyle bazen tipler olur, rezalet çıkarır, çamura yatar falan böyle.
SUNUCU: Duymamazlıktan gelmeye çalışıyorlar, görmemezlikten gelmeye çalışıyorlar.
ADNAN OKTAR: Yani bıraksınlar bunu. Allah, Allah, konu bitmiş. Bütün yabancı gazeteciler geliyor. Burada pul pul dökülüyorlar yani maşaAllah. Amerika Darwinist. Amerika kalesi. Amerika seni eğitiyor, Amerika’dan aldığın bilgiyle Darwinist oluyorsun sen. Vay diyor kapitalist Amerikalılar diyor, görüyor musun emparyalist herifleri diyor. Darwinizm’in geçersizliğini bize anlatıyorlar diyor. Amerika olmasa sen Darwinizm’i anlatamazsın ki, Amerika seni Darwinist yapıyor zaten. Eğiten Amerika seni. Bütün üniversiteleri, bütün okulalrı, endstitüleri, her yer Darwin’in ve Darwinizm’in emrinde. Devletin ideolojisi Darwinizm’in üstüne kurulmuş ve Darwinizm resmi oalrak korunuyor devlet tarafından korunuyor. Darwinizm gitti mi Amerikan devleti gider yani rejim onun üstüne oturturulmuş. Fransız devleti, Alman devleti yani bütün Avrupa’daki devletlerin, Amerika’daki yapılanmanın tamamı Darwinizm üstüne kuruludur, devlet sistemleri. Bütün sistem onun üstüne kurulu, devlet felsefesi onun üstüne kuruludur. Dolayısıyla bıraksınlar bunu. Amerika’da yaratılışçılar var. Kardeşim yaratılışçı var, bir avuç gariban, ne diyorlar dünyanın ömrü 6000 yıldır diyorlar. Yani Big Bang’den itibaren 6000 yıl geçti diyor. Zaten bitti yani onu söyledikten sonra adam sadece yani dini konuları tenzih ederim, eğlence unsuru oluyor adamlar. Garibanlar yani. Bunlar çoktan yenilmiş adamlar. Biz ortaya böyle ilim kılıncını sıyırıp böyle Battal Gazi gibi çıkınca darmakeşan oldular böyle önümüze gelene kodum mu oturtturduk, kodum mu oturtturduk. Bak kimse önümüze çıkamıyor. Değil mi o sevimli tombul, bak, arazi. Bul bulabilirsen. Her yerde aranıyor yok. “Wanted” mı deniyor ona, ne deniyor ona? Yok bulamıyoruz. İngilizcemi gittikçe geliştiriyorum, evvelAllah.
SUNUCU: Kaçabildikleri kadar kaçmaya çalışıyorlar Hocam.
“Sevgili Adnan Hocam, hepinize hayırlı akşamlar diliyorum. Eğer izniniz olursa size iki konu hakkında sorum olacak.”
ADNAN OKTAR: Buyursun.
SUNUCU: “İnsanların maddenin aslıyla temas edemediğini, her şeyi beynin içinde yaşadığını söylemiştiniz. Bu olay gerçekten müthiş bir durum ve bir o kadar da düşündürücü. Bir bebeğin aylarca annesinin karnında yoktan var olup, ete kemiğe bürünüp dünyaya gözlerini açması da beynimizde yaşadığımız bir hadise mi? Bizi bilgilendirirseniz çok memnun olurum. Sizleri çok seviyorum, Allah’a emanet olun.” İstanbul’dan Esra.
ADNAN OKTAR: Esra kardeşimiz güzel, ufku geniş, iyi düşünmüş. Hiçbir anne çocuk yaratmaz. Allah yaratır, anneyi vesile eder. Yani insan insanı yaratmaz. Birden bire oluşsa aklın ihtiyarı kalkacağı için Allah insanı vesile etmiştir, o kadar. Babayla da alakası yoktur, anneyle de alakası yoktur. Doğrudan Allah yaratır. Sadece onlar vesiledir. Dolayısıyla 2012’lerden sonra insanların beynine bir berraklık gelecek. Bu çok eski yazışmalarda da vardır. Bunu hatta kıyamet olarak alıyorlar onlar. Hakikaten bir nevi kıyamettir. Çünkü madde kayboluyor. Yani maddi alem kaybolacak. Sırf ruhaniyet kalacak. İnsanlar ruh aleminde yaşadıklarını görecekler. Ruh aleminde yaşamak ne demektir? Bir nevi kıyamettir. 2012’de, bunu fark edecekler. Çünkü kıyametin özelliği nedir? Maddeyi dağıtmasıdır. O da 2012’de. Ama asıl kıyamet yani her yönüyle kıyamet 2120’de bekliyoruz inşaAllah. Bakın ayette diyor ki; “bir çarpma” bir, “arkasından bir çarpma daha” diyor Allah. İki kere, dünyayı dümdüz edecek, tek çarpma değildir. Üst üste iki çarpma vardır. İki büyük sarsıntı. “Onu diğer bir sarsıntı izleyecek” diyor Allah. Önce şöyle bir zangır zangır evler falan her yer oynayacak, birinci çarpmada. İkinci çarpmada çok şiddetli depremler başlıyor. Yani en yüksek oranda depremler başlayacak. Peş peşedir, Kuran ayetinde bunlar çok açık, sarih bütün safhalarıyla anlatılmıştır ve evet. Evet bana çeşitli bilgiler gelmiş ama bunları sonra anlatacağız.
SUNUCU: Evet. Anlatacak gerçekten çok fazla şey var. Hocam, yine bugün sizin dün, evvelki gün okuduğunuz çok güzel ayetler vardı. Son sureleri okumuştunuz, Kuran’daki son sureleri. İzleyicilerimiz çok dikkatli bir şekilde dinlemişler ve çok etkilenmişler. Özellikle yorumlarınızdan çok etkilenmişler Hocam. Çünkü çok farklı yorumlarınız var yani, o günü anlatan ayetlerin bugüne de nasıl yorumlandığını; kıyamette de nasıl ne şekilde anlatıldığını ifade ettiniz Hocam. Onunla ilgili mailimiz var. “Selam Hocam” diyor biz izleyicimiz. “MaşaAllah. Her zamanki gibi çok hikmetli konuşmalar yapıyorsunuz. Allah sizden ve çevrenizdekilerden razı olsun. Hocam, ayetleri yaptığınız yorumları büyük bir dikkatle ve zevkle dinliyorum. Kur’an okurken sürekli aklıma geliyorsunuz. Yine Kur’an okurken bir sureye denk geldim inşaAllah Saff Suresi. Hocam bu sureyi de okuyup açıklar mısınız? Bence Mehdiyete büyük işaretler var. Tabii doğrusunu Allah bilir. Şimdiden Allah razı olsun.” demiş Elif İmran.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Kaçıncı sure Saff Suresi?
SUNUCU: Sadece Saff Suresi demiş Hocam, belirtmemiş ayeti.
ADNAN OKTAR: Onu Oktar Hocam bize yardımcı olur, umuyoruz inşaAllah. Saff 61. sure, 551. sayfa. Oktar bak sende alet edevat var, bizde olmadığı halde ben senden daha süratli gidiyorum. İnşaAllah.
SUNUCU: Evet. Ayetleri artık farklı bir bakış açısıyla okumaya başladı izleyenlerimiz de.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ama bunu ben daha önce okumuştum. Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Göklerde ve yerde olanların tümü Allah'ı tesbih etmiştir.” Göklerde Hz. Mesih var. Yerde kim var şu an? Hz. Mehdi var inşaAllah. “Allah'ı tesbih ediyorlar. “O, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.” Tabii işari mana olarak söylüyorum. Tabii burada yoksa meleklere bakıyor ayet, göklerde ve yerde insanlar var hepsine bakıyor. “Ey iman edenler, yapmayacağınız şeyi neden söylersiniz?“ Haramdır, yapmayacağı şeyi söz vermeyecek Müslüman. “Yapmayacağınız şeyi söylemeniz, Allah Katında bir gazab (konusu olması) bakımından büyüdü (büyük bir suç teşkil etti).” Mesela İslam’dan, dinden bahsediyor ama, Kuran’ı savunuyor ama; İslam’ın dünya hakimiyetinden bahsetmiyor. Yapmayacağın şeyi söylemiş oluyorsun. Değil mi? Kuran’dan bahsediyorsun, nasıl İslam’ın dünya hakimiyetinden bahsetmezsin? Kuran’ın tamamını değil mi savunmak durumundasın sen. Kuran ahlakının dünyaya hakimiyetini istemek durumundasın. Hiçbir şekilde söylemiyorsa Müslümanlar, hep böyle insanlara şüpheyle baksınlar söyleyeyim. Yani bir insan, Kuran ahlakının dünyaya hakim olmasını savunmuyorsa ve din alimiyim diyorsa, bakın din alimiyim diyorsa ve Kuran ahlakı bu yüzyılda dünyaya hakim olmalı diyemiyorsa, bundan çekiniyorsa mutlaka bir oyun vardır. Bir anormallik vardır.
SUNUCU: Evet. Şüphe duyulması gereken bir durum.
ADNAN OKTAR: Yani kardeşim ne engel var? Seni ne tutuyor? İslam niye dünyaya hakim olmasın? Bu yüzyılda niye hakim olmasın? Niçin istemiyorsun? Değil mi? O zaman altında bir oyun var demektir, bir anormallik var demektir. Müslümanın sınırı var mı? Hangi mesela 1800’lerde olsak, biz bu yüzyılda İslam hakim olsa, biz var gücümüzle gayret etmek durumundaydık ve teşvik etmek durumundaydık. 1700’ler, 1600’lerde de olsa. 2009’dayız. Ya Rabbi diyecek, var gücümle sana hizmet ediyorum, senin emrindeyim Ya Rabbi. Ben kendimi Sana teslim ettim. Senin dininin bütün güzelliklerinin hakim olması için bana güç kuvvet ver. Bu yüzyıl, bugünlerde, bu aylarda İslam’ı dünyaya hakim et diyecek. Diyemiyorsa vardır bir şey. Ona alim demesinler bir kere. O başka bir şeydir o. Adam kendine alimim de demesin, din alimiyim de demesin. Başkası da gelip ona alim demesin. Çünkü çok galiz bir şey yani, Kuran’ın bütünün dünyadaki meydana getireceği güzelliği istemiyor adam.
SUNUCU: Çok garip bir şey evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Değil mi? Ağzına dahi almıyor. Bu nasıl alim oluyor bu? “Şüphesiz Allah, Kendi yolunda, sanki birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak çarpışanları sever.” Bunlar Mehdi talebeleridir aynı zamanda. Birbirlerine kenetlenmişlerdir 313 kişi, bir bina gibi. Değil mi? Toplu hareket ediyor, saf bağlayarak Allah yolunda mücadele ediyorlar. Aynı zamanda ona işaret ediyor Kuran. İşari anlamıyla. “…Hani Musa, kavmine demişti ki: "Ey kavmim, gerçekten benim sizin için Allah'tan gönderilmiş bir elçi olduğumu bildiğiniz halde, niçin bana eziyet ediyorsunuz?" Ahir zaman da Mehdi’ye de eziyet edilecektir. Münafıklardan, küfürden, masonlardan, iddia edilen Ergenekon Örgütü’nden muazzam eziyet görecektir Hz. Mehdi. Mesih’de öyle. Ama Mesih tabii gerekeni yapacak. Yani Mesih’in konumu daha ayrı. Yani büktüm mü, boynunu kırar Mesih. İlim kılıncıyla. İlmiyle ve vahyi semavi kılıcıyla. İnşaAllah o kan akıtmayacak biliyorsunuz. Damla kan akıtmaz Mehdi gibi o da. Şu ayeti kastetmiş. “…Hani Meryem oğlu İsa da: "Ey İsrailoğulları, gerçekten ben, sizin için Allah'tan gönderilmiş bir elçiyim. Benden önceki Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden sonra ismi "Ahmed" olan bir elçinin de müjdeleyicisiyim demişti.” Peygamberimizin ismi Muhammed biliyorsunuz. Ama burada “Ahmed” diye geçiyor. Peygamberimize bakmakla beraber, aynı zamanda Mehdi’ye bakan bir ayettir. Yani Mehdi’ye işaret ediyor. Bakın Hz. İsa müjdeliyor, “’…elçinin de müjdeleyicisiyim’ demişti. Fakat o, onlara apaçık belgelerle gelince: "Bu, açıkça bir büyüdür" dediler. “İslam'a çağrıldığı halde, Allah'a karşı yalan uyduranlardan daha zalim kimdir? Allah, zalim bir kavmi hidayete erdirmez.” Mesela biz de şimdi insanları Allah’a çağırıyoruz yurtdışında da. Bir kısım insanlar kabul ediyorlar, bir kısmını kabul etmiyorlar. “…Allah, zalim bir kavmi hidayete erdirmem.“ diyor Allah. Yani, zulüm yapıyorsa hidayet vermem diyor Cenab-ı Allah. “…Onlar, Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar.” Yani Mehdi’yi durdurmak, Mesih’in gelişini durdurmak istiyorlar. Ağızlarıyla konuşarak, yalanlarla, iftiralarla. “…Oysa Allah, Kendi nurunu tamamlayıcıdır; kafirler hoş görmese bile.“ İddia edilen Ergenekon Örgütü, masonluk, it kopuk, kim ne yaparsa yapsın. “…kafirler hoş görmese bile” Allah ben bu güzelliği tamamlayacağım diyor. “…Onlar, Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar.“ Yani konuşarak söndürmeye çalışıyorlar diyor. Televizyon ekranlarında, orada, burada konuşarak bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. “…Oysa Allah, Kendi nurunu tamamlayıcıdır; kafirler hoş görmese bile. Elçilerini hidayet ve hak din üzere gönderen O'dur. Bak Allah Hadi ismiyle tecelli etmiş, Mehdilik özelliği vermiş. Hadi biliyorsunuz Mehdi kelimesinin kökenidir. “…hidayet ve hak din üzere” yani Mehdi’de hidayetle Mehdi olarak gelecektir ve hak din İslam üzere gelecektir. İslam’ı savunarak gelecektir. “Öyle ki onu (hak din olan İslam'ı)“ Bakın, dikkat edin “…bütün dinlere karşı üstün kılacaktır;” Her yönüyle, her yönüyle. Yani akıla gelen bütün yönleriyle. Cenab-ı Allah bir detay veriyor “müşrikler hoş görmese bile.” Yani sahtekar bazı din alimleri, masonlar, efendim iddia edilen Ergenekon Örgütü, çakal takımı hepsi. “…hoş görmese bile.” diyor. “…Ey iman edenler, sizi acı bir azaptan kurtaracak bir ticareti haber vereyim mi?” Böyle bir ticaret yapmak istiyor musunuz diyor Allah, kurtulmak için, acı bir azaptan? Yani Benim rızama uygun bir şey yapmak istiyor musunuz diyor Allah? “…Allah'a ve O'nun Resulü’ne iman edersiniz,” Allah’a, Resulü’ne, yani O’nun imamına, Allah’ın getirdiği o lidere. Evet. “…iman edersiniz, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihat edersiniz.” Diyor ki adam; malını istersen diyor cemaati bırakır diyor. Ama bak Cenab-ı Allah, mallarını verdiğini söylüyor Müslümanlara ve canını da veriyor artık. Bir tek malını değil, canını bak canı aziz bilinir değil mi? Can. Canını da veriyor. Müslümanın vasfı bu. “…Allah yolunda mücadele edersiniz. Bu, sizin için daha hayırlıdır; eğer bilirseniz.” diyor Allah. “O da sizin günahlarınızı bağışlar, sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere” ırmaklar, evlerin altından cennet köşklerinden ırmaklar akacak bildiğimiz ırmak değil, nefes kesici bir güzellikte orada görülecek, yok böyle çamurlu ırmak değil, bu tarz ırmak değil, ”altlarından ırmaklar akan cennetlere” onların taşları, kumu bambaşka oluyor, nefes kesicidir. “..ve Adn cennetlerindeki güzel konaklara yerleştirir. İşte 'büyük mutluluk ve kurtuluş' budur.” Birisi de yazmış ya burada diyor burada “Adn” yazıyor diyor. Baksana Kuran’ın üzerindeki işarete bak değil mi oradan “Adnen” evet.
SUNUCU: Okunuşu evet “Adnen”.
ADNAN OKTAR: “Ve seveceğiniz bir başka (nimet) daha var:” diyor. “Allah'tan 'yardım ve zafer (nusret)' ve yakın bir fetih. Mü'minleri müjdele”. Mehdi devrini veriyor ebcedi, bakın “müminleri müjdele.” Biz ne yapıyoruz? Mehdi’yle müjdeliyoruz. İslam’ın hakimiyetiyle müjdeliyoruz, Bakın, “Allah'tan 'yardım ve zafer ve yakın bir fetih” çok yakın diyor Cenab-ı Allah. “Müminleri müjdele” diyor Allah, biz de müminleri müjdeliyoruz. Hemen İslam hakim olacak inşaAllah. “Ey iman edenler, Allah'ın yardımcıları olun.” Bu ne demektir? Allah yolunda mücadele edin, Mehdi’ye yardım edin, Mesih’e yardım edin, aynı zamanda işari anlam olarak. “Meryem oğlu İsa'nın havarilere: ‘Allah'a (yönelirken) benim yardımcılarım kimlerdir?’ demesi gibi..” Mehdi de “benim yardımcılarım kim?” diyor 313 tane arslan biziz diyorlar değil mi? “Havariler de demişlerdi ki: "Allah'ın yardımcıları bizleriz.” Hay maşaAllah arslanlarım benim, ahir zamanda yeniden görevdeler inşaAllah. “Böylece İsrailoğulları'ndan bir topluluk iman etmiş, bir topluluk da inkar etmişti. Sonunda Biz iman edenleri düşmanlarına karşı destekledik, onlar da üstün geldiler.” Kuran işaret ediyor ki; Mesih’in talebeleri Musevilerden de olabilecek, yani Musevi kökenli de olabilecek, ona da işaret ediyor inşaAllah. Hz. Mesih’in gelişinde inşaAllah.
SUNUCU: Yani bir Müslümanın Hocam en başta gelen duasının bu olması gerekiyor herhalde kendisinden ailesinden önce, önce İslam’ın dünyaya hakim olmasını istemek olmalı, samimi Müslümanın duasının böyle başlaması lazım.
ADNAN OKTAR: Ya kardeşim tabii bu ne demek yani. Önce ticaretine işte yok çoluk çocuk nasip olsun diyor, yok evlenmesi nasip olsun, ya kardeşim bırak onların hepsini dünyada bırakıp gideceksin. Sen önce Allah’ın bir nuru bütün hücrelere kadar tüm dünyaya bir kere hakim olsun aşkla istesene bunu Allah’tan.
SUNUCU: O zaman dert de kalmaz Hocam dünyada Hocam sorun da kalmaz.
ADNAN OKTAR: Hiçbir şey kalmaz. Düğün başlar, düğün. O gün düğün başlar. Uyku tutmaz insanları, en fazla 2 veya 3 saat uyuyabilirler heyecandan. Şimdi yattı mı 9 saat kalkamıyor millet inşaAllah. 10 saat kalkamıyor.
SUNUCU: Uyanmak istemiyorlar Hocam.
ADNAN OKTAR: 10, 11, 12 saat yani kendine gelemiyor.
SUNUCU: Sıkıcı bir hayata başlayacak ertesi günü.
ADNAN OKTAR: Bunaldığı için, mutlu değil, sevinçli değil. O heyecan içinde olsa nasıl onu uyku tutsun? Değil mi? Vücudunun ihtiyacı kadar uyur, ondan sonra uyku tutmaz onu.
SUNUCU: Kesinlikle, Asr-ı Saadet döneminde bunu görüyoruz Hocam. Yani sahabeleri uyku tutmuyordu sevinçten, coşkudan, o heyecanla her gün 1-2 saat uykuyla duruyorlardı. Günlerini öyle geçiriyorlardı. inşaAllah o günlere tekrardan döneriz.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Şimdi yattın mı, gidiyor mesela annesi kaldırmaya; “kızım kalk” diyor, öğlen oluyor kalkmıyor, saat bir oluyor kalkmıyor, çok yaygın. Kalkıyorlar sapsarı el, yüz perişan. Deli aşık, Allah aşkıyla kendini kaybetmiş bir adam kalktı mı ateş gibi kalkar. Zihni açılır, değil mi? Saçları, hücreleri her yeri zinde ve güzel olur. Bakıyorum daha 20 yaşında, 25 yaşında kızlar, mesela 26, 27 yaşında yaşlanmış.
SUNUCU: Ruhen yaşlanmış.
ADNAN OKTAR: Hayır, hayır eti de yaşlanmış yani teyze gibi olmuş, öyle diyeyim artık. Yani 40, 50 yaşına kadar kadın, 60 yaşına kadar hiçbir şey olmaz imanlı bir kadına. O aşk, o heyecanı yaşarsa. Terü taze kalır, çok zinde kalır. Delikanlılarda da öyle. Mesela kısa sürede saç, baş dökülüyor, perişan oluyorlar. Sapsarı bir el, yüz. Neşeleri yok. Hücreler sevgisizlikle karşılaştıklarında, Allah aşkını yaşayamadığında kanserleşir. Dayanamıyor hücre yani Allah aşkıyla yaşar insan hücreleri. Allah aşkını bulamadı mı divane olur hücreler. Başlıyor bu sefer kanserler, urlar, ağzı paslanıyor, gözleri zor görür hale geliyor, hafızasına zarar geliyor, cildi bozuluyor, eklem rahatsızlıkları oluyor. Mesela o, sırttaki o fıtıklar sırf sinirseldir. Yani hep sinirseldir. Kemiğine bir şey oluyor ama asabi. Mesela boyun, boyun kemiğinde oluşan o fıtıklar, boyun fıtıkları hep asabidir. Kasa kasa, çeke çeke kendilerini perişan ediyorlar. Yani bütün hastalıkların kökeninde bu psikolojik azaplar yatar. Tabii yani grip Allah vermesin mesela tamam olabilir ama bünyesinin zayıf düşmesinin nedeni budur yani üzüntü, korku, azap, gerilim, manevi boşluk. Bak Hz. Mehdi zamanında bütün hastalıklar kalkacak diyor Peygamberimiz. Deli aşık dolacak etraf, uyuyamıyor ki adam yani sevinçten. Zımba gibi yani insana böyle deli enerjisi gelir. Onun için delikanlı derler, kanı coşar yani insanlar delikanlı olacak, inşaAllah. O aşkla insanlar daha da güzelleşecek, herkes güzelleşecek, fizik olarak güzelleşecekler, sözleri güzelleşecek, kıyafetleri güzelleşecek, yemeleri içmeleri güzelleşecek, hayatları güzelleşecek. Darwinist, materyalist düşünce insanlara aşkı tutkuyu, derin sevmeyi unutturdu. Tabii bambaşka aleme soktu onları inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Hocam demin okuduğunuz ayettin ebcedi “Allah’tan yardım ve zafer nusret ve yakın bir fetih” 1981. İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mehdi’nin çıkış tarihi, evet.
SUNUCU: Hocam az önce bahsettiğinizle ilgili bir mail var onu da izninizle okumak istiyorum yeri gelmişken, “Hocam sorumu yöneltmeden önce size sevgi ve saygılarımı iletiyorum. Ben özel bir şirkette çalışıyorum, çalıştığım işyerinde herkes tabiri caizse birbirinin kuyusunu kazmaya çalışıyor, birbirinin arkasından konuşuyor, kimse kimseye güvenmiyor ve gerçek anlamda kimse birbirini sevmiyor. Seviyor gibi görünse de en ufak bir menfaati ile çakışma durumunda hemen gerçek yüzlerini gösteriyorlar. Birisi hasta olduğunda kimse halinden anlamıyor evine gidip dinlenebilirsin demediği gibi aynı performansta çalışmasını bekliyorlar, Hocam ben kendimi elimden geldiği kadar böyle bir ahlakın dışında tutmaya çalışıyorum.” Mehdi döneminde Kuran ahlakı yayıldığı zaman, siz, ortamın çok güzel olacağını, insanların değişeceğini, güven ortamı oluşacağını anlatıyorsunuz. Mehdi zamanında iş yerlerindeki ortamlar nasıl değişecek? Şartlar nasıl iyileştirilecek? Değerli açıklamalarınızla bizleri aydınlatırsanız çok sevinirim Hocam.” demiş.
ADNAN OKTAR: İş yerlerinin hepsi bayram yerine dönecek. Sevinçle, karşılaştıklarında sevinçle, muhabbetle… Muazzam performans artar. Anormal bereket artacak. Anormal demeyeyim, Allah affetsin, yani muhteşem bereket artacak, üretim muazzam. Bolluktan şahıslar aldıklarını geri vermek istiyorlar. Vergi alınmıyor, düşünün, vergi, vergi kalkıyor bolluktan dolayı. Devlet zengin, millet de zengin. Malı ne yapacaklarını şaşırıyorlar, o kadar bol olacak. Allah, kendini sevenlere, bereket, bolluk, huzur, güven verir. Bunu Allah bir şekilde yapıyor, mucize olarak yapıyor. Kendi yolunda olanlara yolunu kolaylaştırıyor. Mesela bak, hırs yaptı dünya, müthiş bir ekonomik krize girdiler.
SUNUCU: Tersine döndü, değil mi?
ADNAN OKTAR: Evet, şimdi benim sözüme güveniyorlar. 2014’te kalkacak dedim. Ama ben 2014’te kalkacak derken, siz aynı kafada olacaksınız da o yüzden 2014’te kalkacak demedim. IMF falan hepsi bu müjdeyi verdiler. IMF resmi toplantısında 2014’te kalkacak dediler. Türkiye’de de, birçok resmi yerde açıklama yapıldı 2014 diye, dünyanın her yerinde 2014 bekleniyor şu an. Bunu dünyada tek söyleyen benim. Ben söyledim, ondan sonra hepsi söylemeye başladılar. Niye 2014 diye bir sorun. Bilmiyoruz derler.
SUNUCU: Yani, ne olacak 2014’te? Bir anda her şey değişmeyecek.
ADNAN OKTAR: Bilmiyorlar, sadece böyle bir bilgi var diyorlar.
OKTAR BABUNA: IMF de, 2014 diyor, o kadar, başka bir şey demiyor zaten.
ADNAN OKTAR: Yani, neden 2014, diyemiyor. Çünkü benden duydu. O kadar, başka bilgi yok. Mehdi’nin bereketi, Mehdiyet’in, zıl ve gölgesinin bereketi, Mehdilik heyecanının vereceği güzellikle toplumun ruhuna müthiş bir elektrik gelecek. 2012’lerde başlıyor aslında bu elektriklenme. Ama 2014’lerde had safhaya çıkacaktır inşaAllah. Ondan sonra ekonomiye bereket gelecek. Bak, şu yağmurlar yağdıkça aklıma geliyor küresel ısınmacılar, toplanıp da, aman çakmak yakmayın, ocağı da söndür, havayı ısıtıyorsun, şimdi buzullar eriyecek, yağmurlar bozulacak.
SUNUCU: Hocam bu hayali bir şey miydi yani? Bunun üzerine bir sürü kitaplar yazıldı.
ADNAN OKTAR: Tam serbest atış, tam serbest atış yani, öyle bir olay yok. Mucize olarak meydana geldi. Mahçup oldular şu an. Bakın diyor Peygamber Efendimiz (sav), Lulin Kuyrukluyıldızı çıkacak, çift uçlu kuyrukluyıldız, Mehdi devrinde. Ondan diyor birkaç sene önce yağmurlar kesilecek. Aynısıdır. Aynı şekilde yapıyor ve sonra diyor yağmurlar o kadar bollaşacak ki bu seferde yağmurlardan şikayetçi olacaklar insanlar diyor.
SUNUCU: Evet, aynen bugün gördüğümüz gibi Hocam.
ADNAN OKTAR: Aynısı oluyor. Hemen akabinde de diyor ki hayvanlardan kaynaklanan iki salgın hastalık çıkacak diyor ve burun akıntılı bir hastalık olacak diyor. Değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: İnsanların birçoğunun ölümüne sebep olacak bu hastalık diyor rivayet, hadis ve bunun silsilelerle devam edeceği anlaşılıyor rivayetlerde. Yani çok açık, açıkça söyleyeyim bakın iki hayvandan kaynaklanan hastalık olacaktır diyor grip tarzı. Bakın aynısıyla o da oldu mu?
SUNUCU: Evet ikisini de gördük Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet kuş gribini de gördünüz, domuz gribini de gördü insanlar. Mesela domuzların ahir zamanda itlaf edileceği var hadislerde. Şimdi, bir süre sonra bakın göreceksiniz ileriki grip ataklarında, domuz gribi ataklarında bütün domuzları öldürmeye başlayacaklar.
SUNUCU: Şimdi bile haberleri geliyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: Buna benzer İsviçre’de başlamışlar.
ADNAN OKTAR: Yani mecburen evet. Yok yine ufak tefek şu an.
SUNUCU: Ufak tefek geliyor evet.
ADNAN OKTAR: Ufak tefek . Bir aşamaya gelicek birtane bırakmayacaklar mecburen. Öyle bir safhaya doğru gideceğiz. Resullullah adeta böyle tablo gibi tarif etmiş. Mesela açmış şöyle bir harita gibi şurada şu olacak, şurada şu olacak, hepsini saymış yüzlerce. Böyle net tablo gibi önümüzde. Elimizle koymuş gibi buluyoruz. Mesela tam denilen tarihte tam zamanında, tam zamanında. Hepsi peşpeşe dediği gibi çıkıyor. Sonunda da Mehdi zuhur edecek diyoruz. Mehdi’nin zuhurunda ne ekonomide bir rahatsızlık var, ne insanların diğer yönlerinde bir rahatsızlık var, mucize olarak yok.
SUNUCU: Ne kadar güzel.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
SUNUCU: Evet soruyu tamamlamış mıydınız Hocam?
ADNAN OKTAR: Şimdilik bu kadar orda yeter inşaAllah. Ama mesela Buruc Suresi, Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla, şeytandan Allah’a sığınırım, “Burçları olan göğe andolsun ve o vadedilen güne”, vadedilen gün Mehdi’nin zuhuru, Mesih’in inişi aynı zamanda onlara da bakıyor.
SUNUCU: Kıyamet alameti.
ADNAN OKTAR: Kıyamete de bakıyor ama ona da bakıyor. “Şahit olana ve şahit olunana”, biz Mesih’i göreceğiz, şahit olacağız. Aynı zamanda buna bakıyor ama tabii ahirete bakan tönü var ayrıca. Mesela “Kahrolsun azhabı Uhdut, tutuşturucu yakıt dolu o ateş. Hani kendileri çevresine oturmuşlardı ve müminlere yaptıklarını seyrediyorlardı. “ Şimdi de mesela insanlar Müslümanlara yaptıkları, dünyanın birçok yerinde yaptıkları zulmü seyrediyorlar. Televizyonlarda, oradan buradan seyrediyorlar. Mesela Kuran aynı zamanda buna da işaret ediyor. Yani o zamanki bir olay ama aynı zamanda buna bakar. “Hani kedileri de çevresine oturmuşlardı”. Mesela televizyonun çevresine oturuyorlar, “..ve müminlere yaptıklarını seyrediyorlardı .” Müminlere yaptıkları zulüm, mesela Irak’da, Afganistan’da dünyanın başka yerlerinde değil mi?
SUNUCU: Evet herkes izledi Hocam, doğru.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. “..Onlardan yalnızca üstün ve güçlü olan, övülen Allah’a iman ettiklerinden dolayı intikam alıyorlardı.” Şu an Mehdi’den ve Mehdi talebelerinden niçin intikam alınır? Yani küfür niçin intikam alır? Ayet açıklıyor. Onlardan diyor bak, “...Yalnızca üstün ve güçlü olan, övülen Allah’a iman ettiklerinden dolayı intikam alıyorlardı.” Yoksa Mehdi ve talebeleri haşa, tam zıttı olasa hiçbir sorun çıkmaz. Değil mi? Peygamber Efendimiz mesela Kuran’ı, İslam’ı yaymasa Muhammed-ül Emin diyorlardı zaten ne istiyorsan..
SUNUCU: Ne kadar seviyorlardı değil mi?
ADNAN OKTAR : Tabii sana liderlik de verelim, ne istiyorsan yapalım dediler yani.
SUNUCU. Anlaşmaya çağırdılar yani.
ADNAN OKTAR : Hayır sen söyle istediğini yapalım dediler. O da dedi, “bir elime Ay’ı verseniz bir elime Güneş’i verseniz yine vazgeçmem ben” dedi.
SUNUCU: Evet, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii. “ ..ki O Allah, göklerin ve yerin mülkü O’nundur.” Bütün mal mülk Allah’a aittir diyor Cenab-ı Allah, “ Allah her şeyin üzerinde şahit olandır.” Allah bütün yaptıklarınızı biliyor diyor. İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün oyunlarını bilir, efendim masonların yaptığı oyunları da bilir, değil mi?
SUNUCU: Tabii ki.
ADNAN OKTAR: Allah isterse bildirir, bilinmesi gereken insanlara bildirir. Cinlerini kullanır, efendim Hz. Hızır’ı kullanır, isterse bildirir Cenab-ı Allah. “..Gerçek şu ki, mümin erkeklere ve mümin kadınlara işkence uygulayanlar, sonra tevbe etmeyenler, işte onlar için cehennem azabı vardır ve yakıcı azap onlarındır.” Demek ki müminlere, bir işareti ayetin, ahir zamanda işkence uygulanacak. Bizlere işkence uygulandı mı?
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Uygulandı. 16 tane Adli Tıp raporu aldık. Yedi gün süreyle işkenceye olayı vardı. Biz Mehdi öncüleri olarak, Mehdi talebeleri olarak işkenceye uğruyoruz. Mehdi de işkenceye uğrayacak. Hatta Deccal diyor onu ortadan ikiye böler diyor. Deccal ikiye böler diyor. İkiye. Yani onu cemaatinden ayırır, cemaati ayrı kendi ayrı olacak, ikiye ayıracak. Ama diyor Mehdi yine güleryüzle kalkar, şimdi Deccal olduğunu daha iyi anladım senin der, diyor
OKTAR BABUNA: EvvelAllah, evvelAllah.
ADNAN OKTAR: “...ve artık Deccal’in gücü yetmez diyor. Göğsüne diyor bakırdan halka asılır diyor, Mehdi’nin göğsüne. Artık bir daha gücü yetmez diyor. İnşaAllah. “ Şüphesiz, iman edip salih amellerde bulunanlara gelince,” İman ediyor ve samimi, Allah yolunda gayret ediyor. “Onlar için, altından ırmalar akan cennetler vardır, işte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.” Allah’ın rızasını kazanıp cennete gidiyor inşaAllah. Efendim... Mesela Tarık Suresi, Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla, “ Göğe ve Tarık’a andolsun. Tarık’ın ne olduğunu sana bildiren nedir? “ ayet. “ Karanlığı delen yıldızdır.” Mehdi ne yapıyor? Karanlığı delen bir yıldız değil mi?
SUNUCU: Yıldız olacak evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Hadislerde yıldız olarak belirtiliyor aynı zamanda Mehdi için. Aynen bu ifade ile. Karanlığı delen bir yıldız olarak belirtiliyor. İnşaAllah. Aynı zamanda Mehdi’ye de işaret var burada.
SUNUCU: Şimdi Hocam bu zamanda gerçekten ortalık çok fazla kararmıştı.
ADNAN OKTAR: Tabii.
SUNUCU: Gitgide kararıyordu ve bir yıldıza ihtiyaç vardı gerçekten.
ADNAN OKTAR: Tabii. “Üzerinde gözetleyici, koruyucu bulunmayan hiçbir nefis yoktur.” Şu an iki yanımızda vardır. Dinliyorlar bizi. Senin de iki yanında var, sizin de var. Herkesin iki yanında vardır ama görmüyoruz. Cübbeli’nin dediği gibi alenen görünmüyorlar. Yani şu an benim omuzumda var, iki tane var. Bie sağımda bir solumda var, kimse görmüyor şu an. Tabii. “İnsan bir baksın hangi şeyden yaratıldı” diyor Allah. Yani bakın, nedir bu? Bilim işte. Bakmaya neye bakacağız? “Dökülüp atılan bir sudan yaratıldı.” İnsanlar bilimi neyle araştırıyor? Mikroskopla araştırıyor, elektron mikroskopla araştırıyor. “Belkemiği ile kaburgalar arasından çıkar,” bu da Kuran’ın bir mucizesidir. “Şüphesiz Allah onu yeniden döndürmeye güç yetirendir.” Yani insanı yeniden yaratmaya güç yetiriyor. “Sırların orta yere çıkacağı gün,” 9, biz de 2009 ‘dayız. Ergenekon’un sırları ortaya çıktı mı? Masonların sırları ortaya çıktı mı? Kuran aynı zamanda buna da işaret ediyor. Bakın “..Sırların orta yere çıkacağı gün..”
Bitti mi vakit?
SUNUCU: Tamam değil Hocam devam edelim.
ADNAN OKTAR: Tamam. “..Artık onun ne gücü vardır ne yardımcısı.” Şu an iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün ne gücü var ne de yardım edenleri var. Var ama kendi takımından var onlar da rezil rüsvay oluyorlar. Birbirlerine yardım ettikçe daha da rezil oluyorlar. “Dönüşlü olan göğe andolsun.” Bu da Kuran’ın bir mucizesidir. Değil mi, nasıl? Bir anlat bakayım.
OKTAR BABUNA: Atmosfere gelen gök taşlarını ve zararlı ışınları geri çeviren tabakalar var atmosferde. Manyetik alanı var bir de dünyanın yine aynı şekilde dünyayı koruyor. Yani gök döndürüyor gelen zararlı etmenleri.
ADNAN OKTAR : Evet. “ ..Yarılan yere de. Şüphesiz O Kuran, ayırt eden bir sözdür. O bir şaka değildir. Doğrusu onlar hileli bir düzen, plan kuruyorlar.” Şu an masonlar ve komünistler, bir kısım iddia edilen Ergenekon Örgütü, bir plan düzenleyip kuruyorlar. Bakın, Allah’da diyor ki; “..Ben de bir düzen kurup hazırlıyorum.” Şimdi iki tane düzen var karşı karşıya. Allah diyor ki arkasından. “..Sen kafirlere bir mühlet ver,” az bir süre ver ondan sonra gerisini bana bırak diyor Allah. Az bir süre diyor. Biraz beklesinler diyor Allah Tarık Suresi’nde. Aynı zamanda Mehdi’ye bakandır. Yani delen yıldız, işari manası Mehdi’ye bakar. İnşaAllah. “Yarılan yere de”, tabii onları daha detaylı anlatırım ama şu an şu kadarını söyleyeyim. Yarılan yer. Geçenlerde Ay’ı yardılar, değil mi, geniş çapta yarıldı. Mesela 12. ayette yine buna bir işaret var. Fakat daha da genişletebiliriz, yani diğer ayetleri öyle geçiyorum, onları sonra daha detaylı başka bir gün anlatacağım, inşaAllah. Onlarda çok harika yönler var.
SUNUCU: Evet, çok derin sırlar var Hocam. Okuduğumuzda biraz daha sırlarına vakıf oluyoruz.
Ara verelim mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Evet evet verelim. Bir dakikamız mı var, ne yapayım? Tamam, bitti tamam.
SUNUCU: Evet değerli izleyenlerimiz reklamları izleyeceksiniz, onun ardından biz tekrar buradayız inşaAllah.
Evet değerli izleyenlerimiz reklamların ardından programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Bizi şu anda Kral Karadeniz’den izliyorsunuz ve altı tane radyomuz var. Bu radyolardan bizleri her daim, her akşam canlı olarak dinleyebiliyorsunuz. Evet Hocam çok güzel Kuran ayetleri okuyordunuz bize, reklam arasına girmeden önce. Yine ayetlerle ilgili birçok soru var elimde. Sizin ayet açıklamaları çok dikkatlerini çekmiş, çok beğenmişler ve birçok ayet için açıklama istemişler Hocam sizden. Bir tanesini okumak istiyorum izninizle. “Hocam, aşağıdaki ayeti açıklayabilir misiniz?” demiş bir izleyicimiz. “Sen Kuran’da sadece Rabbini bir ve Tek ilah olarak andığın zaman nefretle kaçar vaziyette gerisin geriye giderler. (İsra Suresi, 46) Hocam ben bu ayetleri okuduğumda aklıma siz geldiniz, programlarınıza ve röportajlarınızda Allah’ın varlığını ve bir olduğunu samimi olarak anlattığınıza şahit oldum. Bununla birlikte sizin bu samimi fikirleriniz sebebiyle size karşı olan insanları, sizdeki güzel ahlakı göremeyip size haksızca iftira atan insanları duyuyoruz. Ben kendimce böyle düşündüm Hocam. Siz ne düşünürsünüz?”
ADNAN OKTAR: Kuran ayetini bir daha okur musunuz? Şeytandan Allah’a sığınırım.
SUNUCU: Şeytandan Allah’a sığınırım, “Sen Kuran’da sadece Rabbini bir ve Tek ilah olarak andığın zaman nefretle kaçar vaziyette gerisin geriye giderler.” İsra Suresi.
ADNAN OKTAR: Ayette, aslandan ürkmüş yaban eşekleri gibi kaçarlar diyor Allah. Evet, inşaAllah.
SUNUCU: Dün akşamki röportajınızla ilgili de bir yazı var Hocam. İzninizle okuyayım. Dünkü röportajınızla ilgili de bir yazı var. “Değerli Hocam sizi ailece ne kadar çok seviyoruz bilmiyorsunuz. Akşamları iple çekiyoruz, sizin ağzınızdan çıkacak bir cümlenin bizde oluşturduğu güzel etkiden çok memnun oluyoruz. Dün akşam da Dem Tv’deki röportajınızı dinledik. Evrimle ilgili size sorulabilecek her konu soruldu. Evrimin olmadığını ve inanılması saçma bir teori olduğunu o kadar iyi anlattınız ki Türkiye’de evrime inandıklarını söyleyen tek tük kişiler bile size inanmıştır diye düşünüyorum. Hocam evrimciler açıklamaya utansalar da artık inat etmelerine lüzum yok. Evrim teorisi belli ki temeli çürük bir ideolojiden öteye gidemiyor. Hocam, Allah’a inanmak, Allah’ın Kuran’da bildirdiği güzel ahlakı yaşamak ne kadar güzel, tüm insanların anlamasını isterdim. Yaşamamın önemli bir anlamı ve amacı var. Etrafımda dolaşan amaçsız birçok insan görüyorum ama Hocam sizin açıkladığınız ayette belirtildiği gibi belki de, şeytandan Allah’a sığınırım, “kalpleri vardır, bununla kavrayıp anlamazlar, gözleri vardır bununla görmezler, kulakları vardır bununla işitmezler,” ayetinin bir tecellisidir bu insanlar.” demiş Melisa Korkmaz, Üsküdar’dan.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Şimdi mühim olan toplumun genelinde mesela Türkiye’de halk %95’i evrime inanmıyor. Bizi bu ilgilendirir. Tabii ki toplumda böyle marjinal küçük bir kesim olur. Yani %1’lik, 1.5’lik , 2’lik. Darwinizm’e inanır, uzaya inanır, cinlerin dünyayı yarattığına inanır. Bunun fazla üzerinde durmamak lazım. Ama mesela Türkiye’de %95 Darwinizme inansaydı da, %5 Yaratılışa inansaydı bu önemliydi. Yani biz bunu bir konu olarak ele alırdık. Ama %95 Darwinizme inanmadıktan sonra, marjinal topluluklar, marjinal bazı insanlar çıkıp “evet Darwinizm var” diyorlarsa, biz saygı duyarız ona, istediğini desin. Yani genel çok önemlidir. Bir de bilimsel delillerin eziciliği çok önemlidir. Yani ezici delile sahip mi Yaratılış? Bitti. Yani üç yüz milyona yakın Yaratılışı ispat eden fosil var, konu kapanmış. Bir tane de ara fosil yok, tamam. Mesela Mehdi konusu ve Hz. Mesih’in gelişi konusu da, birçok insanı çok tedirgin etti. Birçok Müslümanı da çok tedirgin etti. Mesela birçok alim var, mesela “gelmeyecek” diyorlar. Kimi “şahsı manevidir” diyor. Kimi “gelmiş geçmiştir” diyor. Kimi “hiç inanmıyorum” diyor. Kardeşim niye telaş ediyorsunuz o zaman? Madem Mehdi gelmeyecek, değil mi, niye tedirgin oluyorsunuz?
SUNUCU: Madem inanmıyorsun, değil mi, evet.
ADNAN OKTAR: Evrimle ilgili bir şeyler daha anlat bakalım.
OKTAR BABUNA: Bu son birkaç açıklamaları oldu, iddiaları fosillerle ilgili, hemen akabinde özür dilediler. Mesela “Ida” diye bir fosil öne sürdüler. Mükemmel maymun fosili, Madagaskar maymunu diye bir maymun cinsi var, tıpatıp aynısı. Yok “başparmağı bükülüyormuş” dediler. Bu işte insana benziyormuş gibi. İşte insanın atası diye ilan ettiler, Hocamız cevap verdi, iki üç hafta sonra özür dileriz” dediler, “pardon” dediler, “değilmiş atası” dediler. Bir kuş diye ortaya çıktılar, mükemmel bir kuş alakası yok. Tabii şu çok önemli, Hocamız da hep özellikle vurguluyor. Böyle eciş büçüş, patalojik, yarım yamalak canlılar olması lazım. Bir de organları ve canlıları sıfırdan gösterecek... Mesela kanat yok, yüzde yüz kanata kadar bütün ara aşamaların olması lazım. Tek, yarım, çeyrek kanat, eciş bücüş kanat, öyle kanat, böyle kanat, kafasında, arkasında. Hiç yok böyle bir canlı. Kanatlı canlı kuş birdenbire ortaya çıkıyor. Sinek uçuyor biliyorsunuz birdenbire ortaya çıkıyor. Uçan sürüngenler var birdenbire ortaya çıkıyor. Uçan memeli var, yarasalar, birdenbire ortay çıkıyor. Milyonlarca yıl önce ve kusursuz. Zaten yarım canlı hiçbir zaman hayatta kalamaz. Kendi mantığı içinde de çürüyor evrim. Hele mutasyon hepten öldürücü olur. Ya kanser yapar, ya simetriyi bozar. İşte bunu denediler zaten. Bakın dün da öyle bir iddia olmuştu Dem Tv’deki röportajda Hocamız tabii hepsine cevap verdi. Mutasyonlarla işte laboratuardaki deneyler öyle demiyor. E demiyor laboratuvardaki deneyler. 60 yıl bakın deney yaptılar, bir tane faydalı mutasyon gösterebilmek için. Şimdi milyonlarca jenerasyon bakteri ve sineklerin üzerinde. Bakın 60 yıl. Öyle bir kere, iki kere değil, binlerce laboratuarda. Ya sineklerin bacakları kafalarından çıktı, ya uçamadılar ya kısır hale geldiler ya öldüler ya da kör oldular. Richard Dawkins’e soruyorlar televizyon programında. Trilyonlarca bakın, onların iddiasına göre trilyonlarca mutasyon olması lazım yararlı. Milyonlarca tür canlının oluşabilmesi için. Yani Darwinizm’in kendi mantığı içinde. Diyorlar ki bize bir tane örnek ver diyorlar. 17 saniye havaya bakıyor. Yani hiç yok. Şimdi öyle bir bilimsel teori olabilir mi hiç delili olmayan? 300 milyon fosil var yalanlıyor, 1 tane fosil yok destekliyor. 60 yıl deney yapıyorlar hiç gösteremiyorlar. Verebildikleri tek örnek yok ama yine de destekliyorlar. Ama bu tabii onun tam bir pagan dini, batıl bir din, bir ideoloji olduğunu ortaya koyuyor çok net bir şekilde.
ADNAN OKTAR: Neydi o son zamanlarda çıkarttıkları şeyler isimleriyle söyle onları.
OKTAR BABUNA: Bir tane kuş olduğunu iddia ettiler. Darwinopterus ismini verdiler. Bunu dediler ön kısmı, kafa ve gaga kısmı günümüz kuşlarına benziyor, arka kısmı nesli tükenmiş kuşlara benziyor. Mükemmel bir kuş. Bakın ara geçiş formu mutlaka simetrisi bozuk, patalojik bir canlı gerektirir. Tesadüflerle olacaksa. Mesela diyor ki sudan karaya çıktı diyor. Şimdi su canlısının solungacı var, yüzgeci var, bütün ağırlık taşıma sistemi, metabolizması kara canlılarından tamamen farklı. Dolayısıyla bütün ara aşamalarının olması lazım ve tesadüfen olacak. Yarım yamalak patalojik canlılar hiç yok. Su canlıları birdenbire ortaya çıkıyor. Kambriyen döneminde birden balık ortaya çıkıyor, 500 milyon yıl önce. Tıpatıp aynısı bugünkü balıkla. Sloungaçları var, mükemmel yüzgeçleri var. Kara canlılarına bakıyorsunuz, birdenbire ortaya çıkıyorlar kambriyen döneminde. Mükemmel şekilleriyle. Kambriyen döneminden sonra daha doğrusu. Mükemmel şekilleriyle ortaya çıkıyorlar, hiç arası yok. Arası olamaz zaten. Bu bilimsel olarak da mümkün değil. Akla ve mantığa da, bilime de aykırı. Zaten delil yok. Zaten bitmiş olay. İda dediler, özür dilediler aynı şekilde. Ardi diye bir fosil dediler insanın atası dediler. 1994 yılında bulunmuş yani 15 sene önce bulunmuş bir maymun fosilini bugün insanın atası diye yutturmaya kalktılar. Mükemmel bir maymum baktığın zaman. Neresinden baksanız, ağaçlara çıkan vahşi bir canlı. İnsanla tabii hiçbir alakası yok. O da tabii balon gibi söndü. Son çırpınışları bunlar.
ADNAN OKTAR: Onun benzeri ne vardı?
OKTAR BABUNA: Bonobo maymunu var.
ADNAN OKTAR: Aynı değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet. Tıpatıp aynısı onun, hiçbir farkı yok.
ADNAN OKTAR: Anlat anlat sen güzel. Şu evrimle ilgili bir şeyler anlat.
SUNUCU: Peki sizin bu kitaplarınızdan ve açıklamalarınızdan önce insanlara bunu nasıl dayattılar yıllarca? Hiç mi araştırmadı bu insanlar bunları? Yani bilimsel hiçbir kanıtı olmayan bir teoriyi yıllarca nasıl dayatabildiler insanlara diye merak ediyorum açıkçası.
OKTAR BABUNA: Dün Hocamız Dem TV’de çok net açıkladı. Yani o dönemin ilkel bilim anlayışında, 19. yüzyılda mikroskop yok, genetik bilimi yok, mikrobiyoloji yok, moleküler biyoloji yok. Hücreyi içi su dolu bir baloncuk zannediyorlardı. Dolayısıyla yutturabildiler. E bilim olmadığı için de insanlar “haa” dediler. Fosil yok ama dedi Darwin, yani arageçiş formu yok ama, işte böyle bir iddia diye ortaya çıktı. İlkel bilim anlayışına karşı koyabilecek kimse yoktu. Halbuki günümüze geldiğimizde, şimdi elektron mikroskopla bakılıyor. Muazzam ihtişamlı bir yaratılış var. Hücrenin içi bambaşka bir alem. Genler inanılmaz. Yani her aşaması imkansız tesadüfen olması. Muazzam bir akılla yaratılmış. Sonsuz akılla. Moleküler biyoloji, genetik, paleontoloji. Bakın 300 milyon fosil var. 300 milyon... Yani bir tane, iki tane, beş, on tane değil. Şimdi arageçiş formunun da şöyle olması gerekiyor. Fosillerin yüzde doksan dokuzunun arageçiş formuna ait olması gerekiyor. Yüzde birinin sabit formdur eğer sabit türlerin çok az bir kısmı sabit tür olacak, yüzde doksanın üzerinde arageçiş formu olması lazım.
ADNAN OKTAR: Bakın bu çok önemli ama. Bu anlaşılmıyor olabilir. Yani arageçiş formunun sayısının oranını, onu biraz daha detaylandırarak açıkla istersen.
OKTAR BABUNA: Evet, mesela bir tür diğer bir türe dönüşecekse bunun arasında binlerce, on binlerce arageçiş formu olması gerekiyor. Bakın iki tane sabit tür, arası on binlerce arageçiş formu. Yani sayı muazzam olacak. Dolayısıyla trilyonlarca arageçiş formu olması lazım. Yani dünyanın neresini kazsanız siz yarım yamalak patalojik canlı çıkması lazım. Üç yüz elli milyon fosil varsa, bunun üç yüz kırk dokuz milyonu arageçiş formlarına ait olması lazım. Yani ileride bulunacak iddiası geçerli olamaz. Bulduğunuz fosillerin yüzde doksan dokuzu arageçiş formuna ait olacaktı eğer Darwinizm olsaydı. Yok!
SUNUCU: Tek bir tane kanıt yok, evet.
OKTAR BABUNA: Birden bire eksiksiz ve mükemmel şekilleriyle ortaya çıkıyorlar. Onun için mesela sahtekarlık yapıyorlar. Bu da çok önemli. Şimdi kambriyen dönemi diye bir dönem var. 500 milyon yıl önce elli tane canlı grubu bakın üç tane canlı grubu var ondan önce. Elli tanesi birden bire hiçbir öncesi olmadan kusursuz ve eksiksiz olarak ortaya çıkıyor. Bu neyi kanıtlar? Tabii ki Yaratılış’ı kanıtlar. Bütün iddidaları çürütüyor. Yani ağaç var diyorlardı değil mi? Böyle sıfırdan başlayıp göya dallara ayrılacaktı. Tam tersine. Böyle elli tanesi ortaya çıkıyor, zamanla azalıyor. Ağaç tersine duruyor. Yani fosiller tamamiyle çürütüyor. Ne yapıyorlar biliyor musunuz? Amerika’da çok ünlü bir müze var. Smithsonian Müzesi diye. Bunun müdürü yetmiş yıl saklıyor bakın bu kambriyen dönemi fosillerini. Çünkü evrimi çürütüyor, onların iddialarını.
ADNAN OKTAR: Neden çürütüyor? Onu anlat.
OKTAR BABUNA: Birden bire ortaya çıkıyorlar. 500 milyon yıl önce hiçbir atası olmadan. Hiçbir atası olmadan ortaya çıkış tabii yaratılışı kanıtlıyor. Yani evrimin iddialarını tamamen çürütüyor, kökten ortadan kaldırıyor. Öldükten sonra, sakladığını ortaya çıkartıyorlar. Hep sahtekarlıklarla dolu. İşe ‘Ida’ diyorlar atası, pardon diyorlar. Piltdown adamı diye bir şey var diyorlar, müzeye koyuyorlar elli yıl. Sonra biri çıkıyor bir bakıyor “aa sahtekarlık”. İnsan kafatasıyla maymun çenesini birleştirmiş, bir de kimyasal maddeyle eski göstermeye çalışmış. Bir diş buluyorlar, ailesini çiziyorlar o dişin üzerine, “aa pardon” diyorlar yıllar sonra; domuz dişiymiş. İşte Haeckel diye biri çıkıyor, en yakın arkadaşı Darwin’in. Böyle insan embriyoları ve hayvan embriyoları üzerinde oynamalar yapıyor sahtekarlıklar. Sahtekarlık olduğu ortaya çıkıyor, soruyorlar: “Niye yaptın?” diyorlar. “Ben yapıyorum ama herkes yapıyor.” diye cevap veriyor büyük bir pişkinlikle. Yani evrimin delili olmadığını evrimciler de biliyor. İşte Türkiye’nin en ünlü evrimcisi evrimi bu kadar bir kitapta savunuyor. Diyor ki: “Maymun” diyor, “bir proteini”trilyonlarca protein var doğada “bir tanesinin oluşma ihtimali bir maymunun daktiloda yazı yazıp, insanlık tarihini hiç hata yapmadan yazması gibi bir ihtimal” diyor. Olamaz diyor dolayısıyla.
ADNAN OKTAR: İnsanlık tarihini...
SUNUCU: Yüzde sıfır bir ihtimal, evet.
OKTAR BABUNA: Olamaz diyor “Ama ben öbür ihtimali kabul edemem” diyor. Bu bilim adamlığı değil. Bilim adamı delillere bakar, bilim Yaratılış’ı gösteriyorsa kabul eder. Bilim budur.
SUNUCU: Evet, kesinlikle. Bu bir diktatörce dayatmak bunu. Değil mi? Yani yamaya yamaya bir yerlere getirmeye çalışmışlar. Oradan buraya yamamak. Ama ortaya malesef hiçbir şey çıkartamamışlar.
ADNAN OKTAR: Darwinistler bunları beceremeyince işi alaycılığa döküyorlar. Sulu espiriler, sulu şakalar... Dawkins milleti güldürüyor böyle. Yani Dawkins’i tenzih ederim de şaklabanlıkla, soytarılıkla milleti eğlendirerek, komiklik yaparak falan bilim olmaz. Bilim delille olur. Yani şaklabanlıkla olmaz bu işler. Darwinizm her yönüyle çöktü. Bu açık. Ama tabii ki bir süre direnenler olacaktır. Sen anlat anlat. Güzel şeyler anlatıyorsun Oktar.
OKTAR BABUNA: Bu tabii Hocamızın bakın şu söylediği de çok önemli. Bu bazı insanların gözünden kaçıyor olabilir. 10 trilyon lira veriyorum dedi. Bütün dünya medyasında haber oldu. Bakın bir kişi bile yok. Olsa getirmezler mi? Anında getirirler. Siz hiçbir programa hiçbir evrimcinin fosil getirdiğini, gerçek fosil getirdiğini gördünüz mü? Yani evrim olsa trilyonlarca arageçiş formu olacak. “Ya kardeşim” der. “İşte bu arageçiş formu” der, çıkartır bir tane fosil.
SUNUCU: Evet, hiç olmazsa bir tane orada örnek gösterir.
OKTAR BABUNA: Evet. Bakın Hocamızın atlasları, kitapları binlerce fosille dolu. Yakın plan böyle çok detaylı çekimlerle. Her programa fosillerle geliyoruz. Bakın bir tane fosil yok ellerinde. Sorduğun zaman nerede fosil? Bilmem ne müzesine gitti. Ben bütün dünya müzelerini gezdim. İngiltere’nin en büyük müzesine gittim, New York’a gittim. Hiç arageçiş formu yok. Ya alçılar var, ya çizimler var ya da mükemmel bir canlıyı oraya arageçiş formu diye koymaya kalkmışlar. Soruyorsunuz nerede arageçiş formu diye? Depoda saklı diyorlar. Böyle rezalet olur mu yani?
SUNUCU: Çıkarın o zaman değil mi ortaya?
OKTAR BABUNA: Tabii. Yani yok! Darwin de söylüyor bunu, günümüz evrimcileri de söylüyor. Bakıyorsunuz hepsi itiraf etmişler. Yani en önde gelen evrimcileri dünyanın. Dünyanın en ünlü paleontolog evrimcileri. Niles Eldrege, Steven Jay Gould, bunlar en önde gelen evrimciler. Kitapları var. Hepsi söylüyor. “Arageçiş formu yok!” diyor. Arageçiş formu yoksa, evrim yok. Çok açık yani. Bunun şeyi yok artık inşaAllah.
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR: Programı sırf evrim üstüne ayıralım bundan sonraki şeyini. Yani şu andan itibaren kapanışa kadar evrim konusunda. Bu kainatın ömrünün yedi bin yıl olması nedir? On beş milyar yıl mı? Yedi bin yıl mı?
OKTAR BABUNA: On beş milyar yıl evrenin ömrü.
ADNAN OKTAR: O yedi bin yıl ne?
OKTAR BABUNA: Bir belli bir takvime bakıyor Allah-u alem. Hz. İbrahim’in vefatı olabilir...
ADNAN OKTAR: Evet veyahut Hz. Nuh’un dönemi olabilir. Değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Bir takvim başlangıcı. Mesela Hz. İsa’nın doğumu nasıl bir takvim başlangıcı, Peygamber Efendi’mizin hicreti nasıl bir takvim başlangıcıysa, yedi bin yıl öncesinin bir takvim başlangıcı olarak Peygamber onu belirtiyor, yedi bin yılı. Ama tabii ki insanlık ömrü çok eskidir. Milyon yıllıktır. Kainatın ömrü de milyar. En az on beş milyar yıllıktır.
SUNUCU: Milyon yıllık fosiller var çünkü değil mi Hocam elimizde?
ADNAN OKTAR: Tabii, tabii. İnsan fosilleri var. 1.5 milyon yıllık var, 1 milyon yıllık var. Değil mi? 600 bin yıllık var, 650 bin yıllık var.
OKTAR BABUNA: Fosiller arasında mı?
ADNAN OKTAR: İnsan, homosapiens fosilleri.
OKTAR BABUNA: Üç buçuk milyon yıllık ayak izleri bulundu.
ADNAN OKTAR: Homosapiens değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet. 1.7 milyon yıllık taş kulübe var. Aynısı Afrika’da yapıldığı gibi. Evrimi de alt üst ediyor bunlar tabii. Zaten hiçbir şekilde delil bulamıyorlar. Tamamen yutturmacaydı. Tabii Allah razı olsun Hocamızın ortaya çıkışıyla şeylere anlık cevap veriliyor. Buna netcevap.org diye bir site var. Girsinler. Bütün yabancı literatürde çıkan iddialara, yerli veya yabancı basında, anında günü gününe cevap veriliyor. Çünkü insanlar şunu zannediyorlar: Bir başlık atıılıyor işte: ‘Kayıp halka bulundu’. Klasik laflarıdır bu. Altına baktığımız zaman ne kadar saçma olduğunu tabii bilen bilir. Tabii, bu Hocamızın sitelerinde tam bir bilimsel şeyle neden saçma olduğu anlatılıyor. İşte şimdi de bir dünkü televizyon programında bir program yapıyorlarmış. Orada bir takım iddialarda bulunuyorlar da... İşte gözün mükemmel aslında olmadığı... Göz tam tersine doğadaki, yani yeryüzündeki teknolojik olarak elde edilmiş kameraların hepsinden daha üstün. Şimdi bunların şöyle bir iddiası oldu. Habertürk programında da getirdiler. İşte gözün sinirleri önden çıkıyor. Hakikaten öyle. Göz sinir hücreleri arkaya değil de öne çıkar, önde toplanır, ondan sonra kablo olup gözden dışarı çıkarak geri gider. İşte bu kusurlu tasarım diyorlar. Değil. Bilmiyorlar bakın. Şundan dolayı değil. Ben hemen, yani orada söylendiği için şu anda ona cevap veriyorum. Göz sinir hücrelerinde saniyede bakın, bu bir saniye, 500 milyar reaksiyon oluyor fotonları yakalayabilmek için. Fotonlar çünkü trilyonlarcası yağmur halinde geliyor gözünüze her an sizin. 500 milyar reaksiyon saniye içerisinde gerçekleşiyor. Dolayısıyla muazzam bir oksijene ve kan dolaşımına ihtiyacı var. Sinirler önden çıktığı için kan dolaşımı hemen sinirlerle yan yana ve muazzam bir oksijen alış verişi oluyor. Eğer sinirler onların iddia ettiği gibi arkadan çıksaydı hiç göremezdik. Allah’ın kusursuz yaratması bu. Ayrıca sinirler de görüntü alanımızda hiç yok. Çok net mükemmel olarak görüyoruz. Tabii hem cehalet var, hem uydurmaca var. Hepsi birlikte bu şekilde iddiaları olabiliyor. Fosillerle ilgili bir şey söylenmiş. Fosillerin üstünün kabarık olduğu... Şimdi fosillerin yaş tayin metodları var. Bunu bilim adamları yapıyor. Karbon testi var, uranyumla ilgili testler var. Yaşları ona göre tayin ediliyor. Katmanların yaşları tayin ediliyor. Fosil hangi katmandan çıkıyorsa yaş odur. Mesela 500 milyon yıllık bir katmandan çıkıyorsa, 500 milyon yıl yaşındadır ve bunu da çok hassas testlerle tayin edebiliyorlar. Bir fosilin gerçek olup olmadığını da siz kimyasal testle anlayabiliyorsunuz. Üzerine damlatıyorsunuz bilim adamları bunu hemen yapabiliyorlar. Ki bu fosiller bilim adamlarından alınmış fosiller yani koleksiyonerlerin elinde olan fosiller, bizim de burada gösterdiğimiz, sahibi kimse işte. Onlar tam bilimsel metodlarla tayin edilmiş. İstiyorsa canlı programda buraya gelsin damlatsın o kimyasalı, getirsin tayin metodunu yapacak kişiyi burada baksın. Tabii bunlar hikaye. Bir kere zaten şuradan hikaye; o fosillerin olduğunu herkes biliyor. Yani sahte değil. Onlar mesela kendileri alçı kullanıyorlar, çizim kullanıyorlar. Bakın bu öyle değil gerçek fosil bu.
SUNUCU: Evet sahte olma olasılığı daha yüksek onların.
OKTAR BABUNA: Evet, olduğunu da zaten herkes biliyor. Herkes biliyor ki hangi bilim adamına sorsanız, evrimci bilim adamlarına da beşyüz milyon yaşında denizyıldızı var. Bunu herkes biliyor. E, sen kardeşim bize bunun nasıl dönüştüğünü gösterecek arageçiş formunu getir bakalım. Bu deniz yıldızı nasıl bulunmuş? Ya da onun iddiasına göre deniz yıldızı balığa nasıl dönüşmüş, arasını bir getir bakalım bize? Yok.
SUNUCU: Bir anda olduğu zaman zaten yaratılış ispatlanmış oluyor değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet çok büyük açmazdalar. Yani muazzam bir açmazdalar. Onun şeyiyle işte ona öyledir de buna böyledir, öyle değil delil getir, bilim böyle işler. O zaman bilim olmamış oluyor. Zaten bilim değil. Tesadüfen bir şey olur mu? Bir harf bile olmaz tesadüfen. Bir milyon ansiklopedi sayfası bilgi var bir insan kromozomunda, DNA’sında. 1 gram DNA da 200 trilyon kitaba eşdeğer bilgi var bakın. Allah’ın muazzam yaratması bu.
SUNUCU: Gerçekten büyük mucize.
OKTAR BABUNA: Evet maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yarın ki Vakit, Milli Gazete ve Yeni Şafak gazetelerinde hukuk ilanları var. Tam sayfa.
SUNUCU: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Onları tavsiye ederim.
SUNUCU: Milli Gazete Hocam, Yeni Şafak ve Vakit.
ADNAN OKTAR: Vakit gazetesi. Evet. Oktar devam et sen bu evrim konusu önemli.
OKTAR BABUNA: Faydalı mutasyon örneğinden bahsetmişler. Faydalı mutasyon örneği yok diyoruz biz. Onlar da işte var diye iki faydalı mutasyon örneğinden... Demiş ki, genetik bilminden habersiz herhalde arkadaş, bir fareye gen nakliyle 3 kat büyük fare elde ediyorsun. Şimdi bakın gen nakli yapılıyor, hakikaten ben de laboratuvarlarda çalıştım, Amerika’da dünyanın en ünlü laboratuvarlarında. Orada genetik mühendisliği yoluyla elde edilmiş mutasyonlu veya bir enzimi fazlaca yapan şeyler olabiliyor. Ama yapılan şu; siz bir geni alıyorsunuz bir DNA’ya hakikaten ekleyebilirsiniz. Ama bakın gen hazır, DNA hazır. Bu tıpkı şuna benziyor, bir hasta var böbrek nakli yapıyorsunuz, şimdi börek nakli yaptığınız zaman böbreği alıp hastadan diğer bir hastaya naklettiğiniz zaman haşa o böbreği siz mi yaratmış oluyorsunuz?
SUNUCU: Yani çok komik.
OKTAR BABUNA: Allah insanı yaratmış. Böbreği yaratan Allah, siz birinden onu alıp, öbürüne yerleştiriyorsunuz. İşte bir geni bir canlıdan alıp diğerine nakletmek bu yaratmak fiiliyle... Zaten bilinçli bir müdahale var, yani o da evrimi çürütür, yani orada bilinçli bir müdahaleyle yapılacak bir değişiklik her zaman aklın müdahalesi olduğunu gösterir.
SUNUCU: Tabii.
OKTAR BABUNA: O da Allah’ın yaratmasının delili olabilir ancak. Kaldı ki, hazır olan, yaratılmış olan geni alıp bir bakteri ya da canlı hücresine nakletmek bu zaten Allah’ın yarattığı bir şeyi alıp yer değiştirmek oluyor.
SUNUCU: Var olan bir şeyi evet.
OKTAR BABUNA: Zaten var olan bir şeyi. Klonlama da o şekilde onu da dün örnek vermeye çalıştılar. İşte bir koyun klonlanmıştı doly denen bir koyun. E şimdi burada bakın bir hücre yaratılmış yumurta hücresi, alıyorlar onu, onun içindeki çekirdeği çıkartıyorlar, teknolojik olarak. Bu boş yumurta hücresinin içerisine mesela başka bir koyunun hücresindeki çekirdek alınıyor, genler oraya naklediliyor.Yapılan bu. Bakın Allah o şekilde yaratmış. Bu hücrede yaratmış canlı hücresi bu zaten Allah’ın yarattığı hücre. Bunu buradan alıp buraya yer değiştirmek bunun yani evrime nasıl bir delil olabilir bu? Yani o kadar akılsızca bir şey ki bunu iddia etmek.
SUNUCU: Kesinlikle.
ADNAN OKTAR: Değil mi orda akıl kullanılıyor, teknoloji kullanılıyor, tesadüfen olmuyor.
OKTAR BABUNA: Evet. İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Her ikisini de Allah yaratmış önce değil mi? Allah’ın yarattığı hazır üstün varlık olan hücre kullanılıyor. Evet. Oktar devam.
OKTAR BABUNA: Evet inşaAllah. İşte tabii Marx’ın “kader anlayışına ve Yaratılışa karşı gerçekliği değiştirmeliyiz” dediğini anlatıyormuş. “Felsefi materyalizm ile evrimsel materyalizm arasında tam bir çatışma vardır” diyor. “Madde olmadan ruh yani duygu düşünce olmaz” diyor. “Platon’dan maddeden bağımsız bir düşünce olamaz”. Şimdi Hocamız bunu da tabii dün çok net açıkladı. Yani bakın şimdi dışarıya baktığınız zaman, dışarıya baktığınızı varsayarak, üç boyutlu mükemmel bir görüntüyle karşılaşıyoruz. Bugün biliyoruz ki bilimsel olarak bunu artık lise biyoloji kitaplarında bile var bu. Geliyor evet fotonlar dalga olarak geliyor, foton denen o minnacık parçacıklar, elektrik sinyaline çevriliyor, sizin görme merkezinizde elektrik sinyallerini beyniniz sizin bu üç boyutlu mükemmel bir görüntüye dönüşüyor. Yani dolayısıyla bir kere dışarda değil kimse yani oda mı bizim içimizde biz mi odanın içindeyiz? E tabii ki oda bizim içimizde beynimizde yaşıyoruz bir kere. Birincisi. İkincisi beynin içi kapkaranlık dışarda da ışık yok bilimsel olarak. Madde saydam, büyük boşluklardan oluşuyor ve dışarda renk yok ışık yok. Işık yok çok açık bilimsel bir gerçek bilim adamları söylüyor bunu. Dolayısıyla siz hiçbir zaman aslına ulaşamadığınız bir şeyi içerde gören bir gözle görüyorsunuz. Bu çok açık çünkü beynin içindeki bir görüntüyle muhattapsa bir insan, bunu içerde gören bir göz var, göz görmez. Hocamızın söylediği bu.
SUNUCU: Evet.
OKTAR BABUNA: Kulak duymaz. Elektrik sinyalleri beynimizin içerisinde ses değil mi, müziğe dönüşüyor sese dönüşüyor. Dolayısıyla duyan kulak değil içerde duyan bir kulak var. İşte biz bun ruh diyoruz, Allah’ın yarattığı ruhtur bu ve yaratan da Allah’tır çok açık. Bu tabii materyalizmi ve Darwinizm’i kökten kaldıran bir şey.
SUNUCU: Kesinlikle.
OKTAR BABUNA: Yani çünkü madde diyorlar sadece. Bakın ona bir bilim adamının örneğiyle de cevap verebilirim aslında. Roger Penrouse diye çok ünlü bir matematikçi ve fizikçi var. Kitabında, dindar birisi değil, diyor ki, bakın diyor, insanı insan yapan iki tane özellik vardır diyor. Birincisi diyor vücudundaki bütün madde diyor doğduğu andan itibaren değişir diyor. Yani beynin de atomları değişir. Vücudun da atomları değişir, ama insan aynı insan olarak kalır bütün madde değişmesine rağmen. Bu birinci diyor, ikincisi de diyor, beynimizin diyor bütün protonları ve elektronları vardır atomlar ondan oluşuyor elektron ve protonlardan, nötronlardan, bunları alın diyor duvarda tuğlanın elektron, proton ve nötronlarıyla yer değiştirin diyor ne duvar bilinçli bir hale gelir diyor, insan insan olarak kalır diyor. Demek ki maddeden kaynaklanan bir özellik değil diyor bu.
SUNUCU: Evet çok açık ifade etmiş.
OKTAR BABUNA: Evet, e bu da zaten materyalizmi bitiriyor. Kökten bitiren bir şey. Tabii işte insanın ruhunun olması Darwinizm’in hiçbir zaman açıklama getiremediği bir şey. Yani bu tamamen bitirici bir şey olmuş oluyor tabii ki.
SUNUCU: Yani sevinç, üzüntü, kin, öfke bunları maddeyle nasıl açıklamaya çalışıyorlar yani bu ayrı bir şey, insanın ruhunda yaşadığı bir şey değil mi?
OKTAR BABUNA: Yani şuursuz atomlar, elektronlar, protonlar, nötronlar neyi görebilir neyi duyabilir nasıl sevinip üzülebilir? Yani mantığa aykırı tabii ki bu.
SUNUCU: Evet.
OKTAR BABUNA: Tabii ki yani bunların hepsi bilimsel deliller özellikle bu maddenin aslı gerçeği, bütün hepsini bu batıl felsefeleri ortadan kaldırıyor. Bugün çünkü büyük bir çöküş yaşıyorlar zaten. Yani ne kadar çırpınırsa çırpınsın 300 milyonla yalanlanan bir bilim olamaz zaten.
SUNUCU: Kesinlikle, bir tane delil yok değil mi?
OKTAR BABUNA: 300 milyon bilim onu yalanladığı gibi Yaratılış’ı da tam olarak ispatlıyor. Canlılar, mükemmel, kompleks, mükemmel şekillleriyle eksiksiz ortaya çıkıyorlar. Zaten eksik organ hiçbir zaman çalışmaz. Eksik göz görmez, eksik kanatla uçulmaz, yani o kendi içinde de çürütüyor. Doğa diyor, seçecek diyor, doğanın bir kere hiçbir mantığı yok, doğanın aklı, mantığı yok, bu pagan bir felsefe oluyor doğaya akıl ithaf etmek. Anemist diye bir kültürde var zaten böyle doğanın ruhu var diyorlar. Doğa bir şeyi seçemez, faydalı olması lazım. E arageçişlerin hepsi faydasız olacak, hiçbir zaman seçilmez o zaman. Yani kendi mantığı içinde de bir mantığı yok. Yani zaten mantığı yok da, evrim yani neresinden tutarsanız elinizde kalıyor. Hayatın ortaya çıkışı mesela... Hücrenin enerji santralleri var, fabrikaları var, büyük bir genetik bankası var, laboratuarları var, rafinerileri var, yolları var ve birdenbire eksiksiz olarak olması lazım. Yani hücrenin doğal seleksiyon ya da mutasyon gibi mekanizmalarla oluşmayı bekleyecek gibi bir lüksü olamaz. Hücre tam olarak olduğu zaman hayatta kalabiliyor.Yani hücrenin her şeyi var ama enerji santrali yoksa hayatta kalamaz. Genleri yoksa yine olmaz, genleri var ama enzimleri yoksa yine olmaz.
SUNUCU: Hepsi bir arada olmalı.
OKTAR BABUNA. Tabii zarı yok gene olmaz, yani aşama aşama olmaz. Zaten bakıyorsunuz fosile üçbuçuk milyar yıl önce, üç nokta seksenbeş milyar yıl önce birdenbire kusursuz olarak ortaya çıkıyor. Allah’ın yarattığını gösteriyor tabii ki.
ADNAN OKTAR: Oktar, kapanışa kadar müsaade senin. Anlat evrimi.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam.
MaşaAllah, ben tabii şunu tavsiye ediyorum, harunyahya.org sitesine girsinler özellikle bakın Evrim Aldatmacası kitabı çok temel bir kitaptır. Yani mükemmel olarak hem Darwinizm’in getirdiği belaları hem Darwinizm’in geçersizliğini her aşamada. Mesela şu da çok önemli, şimdi proteinler var biliyorsunuz canlıların hücrelerinde proteinler var. Bunlar ne oluyor? İşte robot molekül olarak görev yapıyor proteinler hormonlar var, ondan sonra yapısal proteinler var kaslarımızı oluşturuyorlar mesela, bütün canlılarda trilyonlarca çeşit protein var doğada. Şimdi diyorlar ki tesadüfen oluştu. Tamam bu matematiksel olarak bakılabilir, siz hesaplarsınız şimdi proteinler aminoasitlerden oluşacak, aminoasit zincirleridir proteinler mesela orta büyüklükteki bir proteinde 500 tane aminoasit vardır.Her bir aminoasit noktası için 20 tane olasılık vardır. 20 çeşit aminoasit var çünkü, her noktaya 20 çeşit olasılık 500 tane aminoasit var, dolayısıyla siz bütün oluşumun hesabını yapabiliyorsunuz matematiksel olarak, kaç çıkıyor biliyor musunuz? 10950’de bir ihtimal yani siz 10950 tane 500 aminoasitlik molekülü alıyorsunuz, koyuyorsunuz. 10950 bakın 950 tane sıfır. Bir tanesi protein olarak işlev görebiliyor ancak bunların. Bakın, bu imkânsız kere imkânsız. Şundan dolayı; bütün evrenin ömrü daha Big Bang’ten itibaren 1017 saniye, 10950 tane reaksiyona kâinatın ömrü yetmiyor. Bütün evrendeki atomların sayısı 1079 olarak hesaplanmış, 10950 tane molekülden bahsediyoruz biz. Ona da yetmiyor, bütün atomlar yetmiyor yani yıldızlardaki, galaksilerdeki atomlar da yetmiyor. Kaldı ki siz aminoasitleri yan yana bırakın hiçbir şey olmuyor, protein yapmıyor onlar mümkün değil olmuyor yani. Çünkü onun için, bir protein olması için çok özel bağlar gerekiyor. Peptid bağları deniyor, aminoasitler yan yana durduklarında peptid bağlarını asla yapmıyorlar. Her ısıda direniyorlar buna, ancak hücre gibi son derece kontrollü bir ortamda peptid bağlarıyla özel olarak enzimler bağlıyor onları birbirine, robot moleküller; o şekilde olabiliyor. Siz doğaya aminoasitleri koyduğunuz zaman güneşin altında, toprakta hemen tahrip oluyorlar, araya başka maddeler de giriyor hemen onlarla bağlanıyorlar ve tahrip oluyorlar ultraviyolenin altında. Bunu herkes bilir, dışarıda satılıyor zaten protein tozları. O protein tozlarından ne canlı çıkıyor, aminoasit tozları var onlardan da ne protein çıkıyor yani hiçbir şekilde. Bakın tesadüfen olamıyor yani bir tek protein bile. Bir protein bile tesadüfen olamıyorsa milyonlarca proteinin meydana getirdiği canlılar nasıl olsun?
SUNUCU: Koskoca kâinat değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet, yani onu daha da saçma tartışmak, en başta çöküyor zaten olay. Siz evrimin tek bir aşamasının yanlış olduğunu ispatlarsanız, bütün aşamaları da çökertmiş oluyorsunuz. Çünkü bir protein oluşamıyorsa hücre hiç oluşmaz, balık hiç oluşmaz, kuş, canlı hiç oluşmaz.
SUNUCU: Altta hiçbir tane tuğla yok üzerine ne inşa edebilirsiniz?
OKTAR BABUNA: Tabii, daha en başta çöküyor. Zaten proteini bırakın onu yapan aminoasitler dahi tesadüfen oluşamıyor, bu da çok önemli. Deney yaptılar, Stanley Miller diye biri kalktı 50’li yıllarda özel aminoasit olsun diye özel gaz karşımı kullandı, ilkel dünya diye. Sonra kendisi itiraf etti, ‘pardon bu gazlar ilkel dünyada yokmuş’ diye itiraf etti. Özel düzenekler hazırladı orada laboratuar ortamında, bilinçli müdahale yaptı yani, doğada bakın bilinçli müdahale yok. Aminoasit bile özetle oluşmuyor, bırakın proteini. Canlılık tabii hiç oluşmuyor. Bir de canlılık tabii Allah’ın Hayy sıfatının tecellisi, bu çok önemli. Hayatı başlatan, sona erdiren, yaratan Allah’tır. Allah’ın yaratmasıyla canlılık olabilir, o da Allah’ın Hayy sıfatının tecellisidir. Cansız maddelerin bir araya gelmesi canlılığı da meydana getirmez. Buna zaten biyolojide “biyogenez” diye bir isim veriyorlar, yani canlılık, hayat ancak hayattan gelir. Hayatın sahibi de Hayy sıfatının tecellisi olarak, Allah’tır. İnşaAllah.
SUNUCU: Elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: Evet, bu Mehdi’nin geliş alametlerinden bahset biraz da. Neler onlar? Sıradan…
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Mehdi’nin İstanbul’a geldiğini zaten Peygamberimiz bildiriyor. Geliş alameti olarak büyük bir patlamanın geldiği güne tekabül edecek şekilde Independenta Tankeri, biliyorsunuz dünyanın en büyük tankerlerinden Independenta 1979 yılında büyük bir patlamayla patlamış, parlamıştı. Uyuyanı uyandırır diyor, oturan ayağa kalkar, ayakta olan oturur. Tam o şekilde büyük bir patlama ve parlamayla birlikte olmuştu, gündüz gibi aydınlandı. Kâbe’ye kanlı bir baskın olacağını bildiriyor Peygamberimiz hadislerde, 1979 yılında Kâbe’ye 400 kişinin öldüğü bir kanlı baskın olmuştu. İran – Irak savaşı 1980 yılında çıktı, bu gerçekleşti. Fırat’ın suyunun kesileceğini bildiriyor, Keban Barajı’yla 1975 yılında Fırat’ın suyu kesildi. Afganistan’ın işgal edileceği bildiriliyor, yine 1980 yılında Afganistan’ın işgali gerçekleşti. Bir kuyrukluyıldızın çıkacağı bildiriliyor, 1986 yılında Halley Kuyrukluyıldızı çıktı. İkinci bir kuyrukluyıldızdan bahsediliyor, çift kuyruğu olan, hem önünde hem arkasında normalden daha parlak olan, batından doğuya gidecek; bütün bu özellikleriyle Lulin Kuyrukluyıldızı çıktı. Irak’ın üçe bölüneceği, işgal edileceği, Bağdat’ın alevler içerisinde kalacağı, Irak’ın para biriminin kalkacağı, Irak’ın yeniden yapılandırılacağı ve bir ordunun bakın çölde kaybolacağı bildiriliyor. Bütün bu özellikleriyle Irak’ın işgali gerçekleşti.
SUNUCU: Evet, çok açık.
OKTAR BABUNA: Ramazan ayında ay ve güneş tutulmaları diyor; iki sene üst üste 15’er gün arayla. Bu ilk defa olarak 1400 yıldır, 1981 ve 1982 yıllarında, 15’er gün arayla, Ramazan ayında ay ve güneş tutulmaları gerçekleşti. Azerbaycan’ın işgal edileceği bildiriliyor, 1990 yılında Azerbaycan işgal edildi. Ekonomik kriz bildiriliyor, şu an ekonomik krizin içerisindeyiz, yaşıyoruz zaten. Öncesinde, Lulin Kuyrukluyıldızının öncesinde kuraklıklar, sonrasında bol yağışlar hatta şikâyet edilecek derecede; aynısıyla bu şekilde gerçekleşti. Irak, Şam ve Mısır meliklerinin öldürüleceği bildiriliyor; Enver Sedat biliyorsunuz öldürülmüştü Mısır meliki, Şam da bir bölge adı, Lübnan’ın lideri Beşir Cemayel bu şekilde katledilmişti. Binalarda yükselmeden bahsediliyor, Allah’ın alenen inkâr edildiği bir dönem, aynısıyla bu şekilde ahir zamanda gerçekleşti. Sistemlerin değişmesi, şehirlerin yok edilmesi bildiriliyor, biliyorsunuz komünizm çöktü, Berlin duvarı kaldırıldı, sistemlerin değişmesi.
ADNAN OKTAR: İki büyük grip salgını olacak diyor değil mi, hayvanlardan kaynaklanan. Mehdi döneminde oldu. Peki, şimdi şöyle; bugün deseler ki buraya bir şahıs gelecek, iki saat sonra gelecek, önden bavulu gelse, sonra ayakkabıları gelse kitapları gelse, kalemi gelse, değil mi? Ondan sonra her türlü eşyası gelse sonra arabasının sesini duysak; geliyordur o insan. İşte Mehdi de böyle. Şimdi eşyaları gelmiş...
SUNUCU: Bütün alametler olmuş…
ADNAN OKTAR: Bütün eşyaları gelmiş, kitapları gelmiş, kalemleri gelmiş, hepsi gelmiş, sadece çıkışı kalmış. Bu alametler de böyledir yani. Mehdi’nin çıkışında bu mantığı da iyi bilmek gerekiyor. Başka ne var Mehdi’nin çıkış alameti?
OKTAR BABUNA: Bu şekilde 150 tane alamet var.
SUNUCU: Bunlar hadislerle sabit alametler, sahih hadislerle kanıtlanmış, görülmüş alametler.
ADNAN OKTAR: Fizik alametleri ne Mehdi’nin, dış görünüm olarak?
OKTAR BABUNA: Saçının siyah olacağı, bir kere Peygamber soyundan olacağı bildiriliyor, Seyit olacak. Hz. Fatma’nın soyundandır diyor, Hz. Ali silsilesiyle inşaAllah devam edeceği inşaAllah. Saçının siyah olacağı, sakalının siyah olacağı, gür sakalının olacağı… Geniş alnının olacağı ve alnında bir iz olacağı bildiriliyor; yara izi şeklinde bir izin. Aynı zamanda alnında bir leke olacağı bildiriliyor. Kaşları kavisli olacak deniyor, gözlerinin hafif çekik olacağı, tek bir kaş çatma çizgisinin olacağı ortada, ufak bir düzgün burnunun olacağı bildiriliyor. Yanağında bir ben olacağı bildiriliyor ama benin özelliği şöyle anlaşılıyor; incimsi bir yıldızdır diyor. Koyu renkli bir ben değil açık renkli bir ben olacağı anlaşılıyor. Ben-i İsrail ricalindedir diyor; derisinin Arabî pembe tonunda olacağı, Arapların biliyorsunuz beyaz ciltleri ve pembemsi bir cildinin olacağı anlaşılıyor; parlak bir cildinin. Geniş omuzlu olacağı bildiriliyor. Geniş karınlı olacağı, uyluklarının da geniş olacağı, yürürken adımlarını dışarı doğru atacağı anlaşılıyor. Sırtında Peygamberimizin nübüvvet mührünü andıran bir mührün, kürek kemiklerinin arasında ikinci bir benin daha olacağı bildiriliyor. Bunun da yaprak şeklinde, mersin yaprağına benzeyeceği bildiriliyor. Konuşurken sağ elini kullanacağı anlaşılıyor hadislerden bu şekilde. Bacağında bir leke olacağı bildiriliyor, sağ bacağında.
OKTAR BABUNA: Evet, ben olacağı bildiriliyor. Parlak dişlerinin olacağı bildiriliyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, mesela Mehdi zuhur ettiğinde alametleri de üstünde bu şekilde görürsek, Hz. Mesih’le de beraber namaz kılarsa bu da çok şaşırtıcı, hayret vericidir. Çok büyük mucizedir. Ama mesela yağmur yağmadan önce ne ediyor? Gök gürlüyor değil mi? Rüzgâr esiyor. Bu ne demektir? Yağmur geliyor alametidir. İşte bu alametler de Mehdi’nin geliş alametleri. Gök gürlemiş, değil mi, rüzgâr kuvvetli esiyor, belli ki Mehdi çıkmak üzere.
SUNUCU: Hatta çiseliyor yağmur hafif diyebiliriz.
ADNAN OKTAR: Evet, çiseliyor da hatta. Onun için bu Mehdilik hayali bir olay değil, büyük bölümü tahakkuk etmiş, netleşmiş, çok az detayı kalmış bir olaydır. Küfür yerle bir oldu mu? Darwinizm yerle bir oldu mu? Komünizm yerle bir oldu mu?
OKTAR BABUNA: Elhamdülillah. Oldu.
ADNAN OKTAR: Demek ki Mehdiyet hızla ilerliyor. İslam dünyada birleşme eğilimi gösteriyor mu? Türk İslam Birliği hızla gelişiyor mu? İslam ülkeleri birleşmek üzere hazırlık yapıyorlar mı? Mehdilik nedir zaten? Değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Adım adım gerçekleşiyor, bütün insanların gözleri önünde gerçekleşiyor. Dolayısıyla iddia değil, ispat edilen bir gerçek olduğu ortaya çıktı. İnşaAllah. Oktar sen Darwinizm’e devam et.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Şimdi, tabii bu Darwinizm’in geçersizliği... her aşamada çürütülüyor. Bütün deliller de Yaratılışı ispatlıyor. Bakın, sık sık iman hakikatleri konuşuyoruz burada. Bu şunu gösteriyor; nereye bakarsak Allah’ın kusursuz yaratma sanatıyla karşılaşıyoruz. Yani doğada biz nereye bakarsak bakalım her yerde bir mesaj var. Allah’ın yarattığını ispatlıyor bize. Atom’a bakıyorsunuz bu böyle. Bir milimetrenin bakın milyonda biri kadar bir hacim içerisinde, saniyede binle yüz bin kilometre arasında hareket eden, bu hızla hareket eden bakın saniyede yüz bin kilometre hızla hareket eden elektronlar, hiç çarpışmıyorlar. Yedi ayrı yörüngede bir diğerinin yörüngesi karışmıyor, asla ve katiyen birbirleriyle çarpışmıyorlar ve on beş milyar yıldır bu böyle. Siz ne yaparsanız yapın, balyozla vurun üzerine, tepinin üzerinde, göktaşları çarpışsın, gezegenler çarpışsın yansın yine hareketlerini bozmuyorlar, en ufak bir aksaklık olmuyor.
ADNAN OKTAR: On beş milyar yıl önce zaman var mıydı?
OKTAR BABUNA: Yoktu.
ADNAN OKTAR: Mekan var mıydı?
OKTAR BABUNA: Yoktu.
ADNAN OKTAR: Zaman ve mekan sonra yaratıldı?
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Kuran nasıl söylüyor?
OKTAR BABUNA: Aynen bu şekilde, Allah’ın yoktan var ettiğini bildiriyor.
ADNAN OKTAR: Ya sırf şu aslında konuyu bitiriyor. Materyalizmi kökten bitiren bir konudur.
SUNUCU: Kesinlikle.
ADNAN OKTAR: Zaman ve mekanın sonradan yaratılmış olması konuyu bitiriyor.
SUNUCU: Evet, her şeyi açıklıyor aslında.
ADNAN OKTAR: Devam, devam, anlat.
OKTAR BABUNA: Big Bang tabii materyalizmi bitirdi; çünkü materyalizm sonsuzdan beri var olduğunu iddia ediyordu. Sonsuzdan beri değil bir başlangıcı olması demek, yoktan var edilmesi demek yaratılmış olduğunu zaten gösterir; çünkü yoktan hiçbir şey tesadüfen olmaz, tesadüf de yoktur yokluk varsa. Allah yoktan var etmiştir zamanı, mekanı, uzayı bu şekilde yoktan var etmiştir. Bu zaten bitiriyor. E bütün deliller biyolojiden gelen, moleküler biyolojiden gelen, biyokimyadan gelen hepsi yalanlıyor, her aşamasında yalanlanıyor. Genlere bakıyorsunuz akıl almaz bir düzen, nizam, intizam var. Bir yerde bir nizam ve intizam varsa orada mutlaka bir aklın müdahalesi vardır. Yani bir yere mesela siz biliyorsunuz böyle kurtarılmak için bir yerde kalan, mahsur kalan insanlar, böyle büyük x harfi çizerler. Bir şey yaparlar, bir şekil çizerler, ateş yakar, bir şey yapar, bir işaret meydana getirir. Neden? Orada yukarıdan bakan biri, bu x harfini görünce burada bir insan vardır der. Neden? X harfi tesadüfen olmaz, değil mi?
SUNUCU: Evet. Bir akıl sonucu ortaya çıkmıştır.
OKTAR BABUNA: Tabii, plajda mesela eğrilikler büğrülükler olur ama x harfi olmaz. Ya da kumdan bir kale olmaz mesela. Bu insan aklı böyle işler, yani onu gördüğü anda haa burada der bir akıl var, burada insanlar vardır der, en azından onu bilir.
SUNUCU: Aklın müdahalesi var.
OKTAR BABUNA: Evet. Siz bakıyorsunuz bir DNA’nın içinde bir milyon ansiklopedi sayfasına eşdeğer bilgi varsa bu neyi gösterir? Sonsuz aklı gösterir, Allah’ın sonsuz aklını. 1 gr DNA’da 200 trilyon kitaba eşdeğer bilgi var. Bütün canlılarda böyle, hiçbir eksiklik yok. Hiçbir çatlaklık yok, Allah söylüyor ayette; hiçbir çatlaklık göremezsin diyor. Dünya, Güneş’in etrafında milyonlarca yıldır milimetrik bir yörüngede dönüyor, uzayda 700 bin km hızla gidiyoruz şu anda, en ufak bir aksaklık yok, galaksiler birbirleriyle çarpışmıyor, birbirinin içinden geçiyor hatta bazen, en ufak bir çarpışma olmuyor. O yörüngede milimetrik değişme olsa ya uzaya gidiyor ya Güneş’in içine giriyor, hayat olmuyor. Oksijenin oranı %21; hiç değişmiyor, trilyonlarca canlı üretiyorlar, trilyonlarcası tüketiyor, en ufak bir değişiklik yok; %21 olarak kalıyor çünkü hayat olmuyor aksi takdirde.
ADNAN OKTAR: Canlılarda ve bitkilerde simetri var.
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Matematik simetri değil mi?
OKTAR BABUNA: Altın oran var.
ADNAN OKTAR: Altın oran var, nedir altın oran?
OKTAR BABUNA: Altın oran, Fibonacci diye Ortaçağ’da bir matematikçi bir sayı buluyor, birbirini takip eden sayıları toplayıp onları birbirine oranladığınız zaman 1,618 diye küsuratlı bir sayı elde ediliyor. Bakıyorsunuz canlılara kozalaklar, bakın çiçekler, çiçeklerin sağa dönüşleri ile sola dönüşlerindeki o parçacıkların sayısı.
ADNAN OKTAR: İnsan bedeni, insan yüzü.
OKTAR BABUNA: İnsan bedeni, insan yüzü, parmakların birbirine oranı; hepsinde 1,618 diye bir oran çıkıyor.
ADNAN OKTAR: Bütün hayvanların yüzünde, yapısında.
OKTAR BABUNA: Evet ve şu da çok önemli; 1,618’lik oran olduğu zaman daha estetik ve daha güzel görünüyor insanın gözüne. Bundan dolayı da mimaride kullanılmış bu. Bunu bulan eski dönemlerde mimaride kullanıyorlar. Böyle sütunlarda, şeylerde çünkü daha estetik oluyor, daha güzel görünüyor insanın gözüne hakikaten. İnsan yüzü de daha güzel oluyor o zaman böyle baktığınız zaman, kaşının gözünün oranı daha hoş görünüyor göze. Tabii bu neyi gösterir? Allah’ın yaratma sanatını
SUNUCU: Sonsuz aklını.
OKTAR BABUNA: Tabii ki. Muazzam bir Yaratılış var.
SUNUCU: Kesinlikle.
OKTAR BABUNA: Hiçbir oransızlık çünkü tesadüf olsa -tesadüf olmaz da- olsa mutlaka bozgun meydana getirir, karmaşa meydana getirir, var olan bir düzeni bozar.
ADNAN OKTAR: Darwin de bunu diyor; niye bu kadar kainat bu kadar düzgün diyor. Bu kadar her şey yerli yerinde diyor, bu kadar mükemmel.
SUNUCU: Kendisi de açıklıyor değil mi?
ADNAN OKTAR: Tabii o da şaşırıyor, ara fosil de yok diyor, değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet.
SUNUCU: Onu da kabul ediyor.
ADNAN OKTAR: Tabii.
OKTAR BABUNA: Zaten, gözü düşünmek beni teorimden soğuttu diyor. İşte tavus kuşunu düşünmek hasta etti diyor beni diyor, yani.
ADNAN OKTAR: Onun mükemmelliğinden.
SUNUCU: O da Hocam emin değil yani o teoriden acaba doğru mu o da kendisi kabullenememiş ki insanlara nasıl kabul ettirsin değil mi bir yerde?
OKTAR BABUNA: Evet, Hocamız açıkladı bunu. Yani bu çok eskilere gidiyor, Darwin’den de daha eski, Sümerlere gidiyor, Firavun da aynı şeyi söylüyor.
SUNUCU: İlk Yunanlılar zamanında başlıyor.
ADNAN OKTAR: Ta Yunanlılar zamanından kalma Darwinizm. Eski Yunan. Eski Mısır’dan kalma bir teori. Yani tam klasik gericilik aslında.
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR: Tam klasik bağnazlık. Bakın ta Eski Mısır’ın, Eski Sümerlerin pagan dinini 2009 yılında bile savunanlar var.
SUNUCU: Evet bugün hala dayatmaya çalışanlar var maalesef.
ADNAN OKTAR: Evet. Tamamen tesadüflere dayalı bir din. Her şeyi tesadüfler yaratmıştır diyor. Böyle bir din. Atomun gözü var mı? Görmez. Kulağı var mı? İşitmez. Aklı var mı? Yok. Ama bu atomlar, gören insan yapıyor, düşünen insan yapıyor güya, değil mi? Dokunan insan, atom dokunmayı bilmez. Dokunan insan meydana getiriyor. Duyması, görmesi değil mi, dokunması, koklaması; atom koklamayı bilir mi? Koklamayı bilen insan yapıyor güya onların inancına göre. Tam bir safsata ve üstelik tesadüflerle.
SUNUCU: Tesadüfe tesadüf etmek mümkün değil.
ADNAN OKTAR: Evet.
OKTAR BABUNA: Tesadüf deyince de bu sefer işte en son uzaylılar yarattı demeye başladı Richard Dawkins.
SUNUCU: Onları görmediğimiz için belki o konuda çok daha rahat hani yalan söylenebilir.
OKTAR BABUNA: Uzaylıları kim yarattı o zaman? Ona cevap vermesi lazım.
SUNUCU: En baştan saçma bir mantıkla girmişler işin içine, doğru.
ADNAN OKTAR: Bitti mi süremiz? İki buçuk dakika. İyi tamam sen...
SUNUCU: Zamanımız çok çabuk geçiyor bu güzel konularla. Hocam bugünlük programımızı bitirelim inşaAllah. Yarın tekrar bir buçukta devam edelim bu güzel sohbete.
ADNAN OKTAR: Tamam. Yarın neredeyiz?
SUNUCU: Yarın Hocam inşaAllah Kanal 35’teyiz, TV Kayseri’deyiz değerli izleyenlerimiz. Ve 60 üzeri yerel kanal bizleri izleyecekler inşaAllah canlı olarak. Ve bunun dışında yine radyolarımız var bizi canlı olarak dinleyecekler. Mavi Karadeniz tekrar buradan söylemek istiyorum 106.4, Radyo 37 Kastamonu 95.2, Radyo Star Aksaray 94.0, Emek Radyo Mardin 101.0, Radyo Enerji Ordu 90.0 ve bir de internet üzerinden bir radyomuz var Radyo Aknur www.radyoaknur.com’dan bizleri yarın inşaAllah canlı olarak dinleyebilirsiniz. Ve Kanal 35 ve TV Kayseri’den canlı olarak izleyebilirsiniz ve 60 üzeri de yine yarın yerel kanalımız bizi inşaAllah dikkatle ve merakla izleyecekler.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
SUNUCU: Çok teşekkür ederiz.
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun.
SUNUCU: Ağzınıza sağlık, yüreğinize sağlık.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
SUNUCU: Çok teşekkür ediyoruz. Evet hayırlı akşamlar değerli izleyenlerimiz. Bu akşamki programımızın sonuna geldik. Sizleri emanet edilmesi gereken en Emin’e emanet ediyorum. Allah’a emanet olun.