SUNUCU: Selamların en güzeli olan Allah’ın selamı hepinizin üzerine olsun kıymetli izleyenlerimiz. Kanal 35 ve Tv Kayseri’den ortak olarak yayınladığımız Adnan Oktar’la Başbaşa programımız başlıyor. İnşaAllah bu güzel hafta sonunda hepiniz ekran başında hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. Bunun dışında değerli izleyenlerimiz bugün inşaAllah 59 tane yerel kanalda da bizleri izleyebilirsiniz ve birçok radyodan canlı olarak da dinleyebilirsiniz ve yine birçok internet sitemiz var bizi canlı olarak izleyebileceğiniz onları size saymak istiyorum. Bizleri şu an Kanal 35 ve Tv Kayseri’den izliyorsunuz bunun dışında ART Uşak, 21. yüzyıl radyo TV Fethiye’den, Sun TV Konya’dan, Kanal 5 Gaziantep’ten, Safa TV Tokat’tan, Çağdaş TV Karaman’dan, ART Amasya’dan, Super TV Tokat, Best TV Kahramanmaraş, MRT Osmaniye, Can TV Erzincan, Super TV İnegöl, CRT Ceyhan, Tavşanlı TV Kütahya, Kapadokya TV, Konya TV , Mega TV Gaziantep, Kanal 56 Siirt, Kanal 19 Çorum, Kanal 60 Tokat, Karahisar TV, Kanal 10 Bursa, Kanal 47 Mardin, Destan TV Kütahya, Iğdır TV, Nrt Gaziatep, Mersin TV, Kanal 55 Samsun, Kanal 72 Batman, Hatay BRT, Tokat TV, KTV Konya, Kanal Malatya, Can TV Diyarbakır, Otağ TV Adana, Trabzon TV, Genç TV Karaman, Ort Osmaniye, Ahi TV Kırşehir, Kanal 3 Afyon, Kanal 54 Sakarya, Güneydoğu Urfa TV, Gözde TV Samsun, Söz TV Diyarbakır, Şah TV Muğla, Kanal ATV Alanya, Venüs TV Bilecik, İGRT Mersin, Özege Uşak, Kırıkhan Radyo TV Hatay, ORT TV Ordu, Elazığ Tv, Bgrt Konya, Girişim Tv Rize, Sun Tv Mersin, Kanal 38 Kayseri, Düzce TV, Kanal G Giresun ve Kırşehir Tv’den şu anda bizleri canlı olarak izleyebilirsiniz. Bunun dışında internet sitelerimiz var yine bizi canlı olarak izleyebileceğiniz, www.haberhilal.com’dan, BafraHaber.com, SamsunHaber.com’dan harunyahya.tv’den bizleri canlı olarak izleyebilirsiniz. Bizleri canlı olarak dinleyebileceğiniz radyolarımızı da ben sizlere buradan duyurmak istiyorum.106.4 Mavi Karadeniz Fm’den, Renk Radyo Karaman’dan, Emek Radyo 101 Mardin’den, Radyo 37 Kastamonu’dan 95.2, Radyo Star Aksaray’dan 94.0, Enerji Radyo 90.0 Ordu, Yıldız FM Tekirdağ’dan 87.7’den de bizleri canlı olarak dinleyebilirsiniz efendim, programımız başlıyor. Hocam hoş geldiniz programımıza.
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk efendim. MaşaAllah siz bütün Türkiye’yi saydınız.
SUNUCU: Doğu’dan Batı’ya Hocam inşaAllah bizi izliyor herkes.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. Elhamdülillah.
SUNUCU: Sizler de hoş geldiniz.
OKTAR BABUNA: Hoş bulduk siz de hoş geldiniz.
SUNUCU: Hoş bulduk, sağolun.
ADNAN OKTAR: Bütün bizleri izleyen Güneydoğu’daki, Anadolu’daki, Türkiye’nin her tarafındaki bütün kardeşlerimize buradan selam ediyorum. İnşaAllah.
SUNUCU: Aleykümselam Hocam inşaAllah, yurt dışından da bizi çok izleyenimiz var. inşaAllah bu güzel hafta sonunda Pazar günü herkes ekranlarının karşısında sizden alabilecekleri ilimlerden istifade etmeye çalışacaklar.
ADNAN OKTAR: Estağfurullah, biz Cenab-ı Allah’ın ilham ettiği kadar Cenab-ı Allah’ın yarattığını tecelli olarak sunabiliriz. Bütün güç Cenab-ı Allah’ın elinde inşaAllah. Oktar Hocam, dün bir kanalda evrimle ilgili bir şeyler anlatıyordu böyle güzel vatandaşlarımız dizilmişler, bir şeyler söylüyorlar. Bana banda almışlar oradan baktım gördüm. Şimdi cehaletimi mazur gör de ben bazı şeyler soracağım. Şimdi diyor ki oradaki arkadaş, o insanın omurgasının sonucunda bir kemik çıkıntısı var ne deniyor ona?
OKTAR BABUNA: Coccyx deniyor, kuyruk sokumu.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. O ne öyle diyor belli ki haşa hayvandan geldik biz diyor orada öyle bir şey olduğuna göre diyor. Ne diyorsun bu adama?
OKTAR BABUNA: Öyle bir iddiaları vardı güya körelmiş organdı diye sonradan anlaşıldı ki ana kasların yürüme ile ilgili bacaktaki kasların yapışma yeri, çok önemli görevi var onun. Hatta rahatsızlıkları oluyor bundan dolayı kas rahatsızlıkları tedavi ediyorduk biz beyin cerrahlığı yaptığım dönemde.
ADNAN OKTAR: Kasların tutulma noktası.
OKTAR BABUNA: Çok önemli bir görevi var.
ADNAN OKTAR: Bir. Yetiyordur herhalde ayrıca dış darbelere karşı da değil mi iç organları koruyucu özelliği var. Ya kardeşim bu hazretlerin bir özelliği var. Hataları şurada; model olarak Cenab-ı Allah insanı esas almıştır. Hayvanlar insanlara benzemektedir. Yani mesela bir kedi insana benzediği müddetçe insan ondan zevk alıyor. Mesela bakışları gibi oluyor böyle muhlisliği tatlılığı masumluğu insana benzediği için biz zevk alıyoruz. Şimdi gözleri sırtında olsa biz zevk almayız, dolayısıyla insan kediye benzemiyor, kedi insana benziyor bir kere bunu kafaya koyacaklar. Ana model insandır. Allah insanı asıl almıştır. Değil mi? Şunda var niye bunda yok, şunda var bunda yok bunu bırakacaklar, asıl modele göre bunu düşünecekler. Peki bu ne bademcikler nedir? Onlara kafaları takılmış.
OKTAR BABUNA: Çok önemli fonksiyonu var, bağışıklıkta ilk karakol görevi onların zaten ağızdan giren bakteriyi ilk durduran onlarla mücadele eden bademcikler. Son derece önemlidir.
ADNAN OKTAR: Allah Allah. Demek ki konu cehalet. Bilmeyen vatandaşlara orada bol bol anlatılıyor ama bilene olmuyor.
OKTAR BABUNA: Onlar 19. yüzyıldan kalma iddialar, zaten anlaşıldı 20. yüzyılda bunların hepsinin tek tek fonksiyonları çok önemli işlevleri olduğu zaten ortaya çıktı.
ADNAN OKTAR: Öyle yurttan sesler korosu gibiydi tam o tarzda hani var ya Levent Kırca’nın yani, Hasan Naci bey bilmem ne falan eskiden var ya böyle kelebek bıyıklı tipler falan kahverengi fotoğrafları olurdu böyle dedelerimizin falan albümlerinde. O devirden kalan öyle, eskiden kahverengi beyazdı fotoğraflar o kahverengi beyaz fotoğraflar gibi. Yani nasıl böyle bir dönemde kalmışlar daha hala var. Peki ne var aklımda kalanlardan. Bu apandisit ona kafaları takılmış. Ne diyorsun ona?
OKTAR BABUNA: O da bağışıklıkta bağışıklık hücrelerini barındıran bir organ, son derece önemli bağırsağın içindeki yapının bağışıklık görevi gören uzantısı orası son derece önemli.
ADNAN OKTAR: Ayrıca bir mukus salgılıyor değil mi? Aman Allah’ım nelere kafaları takılıyor böyle inşaAllah. Şu başka ne var onlarda kafasının takıldığı senin aklında kalan?
OKTAR BABUNA: Atlarda dediler atların bacağında bir delik var o körelmiş, halbuki onun da librasyonu titreşimleri aldığı ortaya çıkmıştı, birçok iddiaları var böyle hep sonradan öyle olmadığı anlaşıldı. 20 azı dişleri 20 yaş dişlerini iddia ettiler, halbuki o beslenme alışkanlığı ile ilgili bir şey. Zaten genlerde olan bir şey körelmiş bir şey değil. Beslenme alışkanlığı daha ziyade yumuşak besinlere kaydığı için 20. yüzyılda bu işte sandviçlerdi vs. idi, ondan dolayı hani çenelerde bir miktar küçülmüş olabilir ama genlerde aynı bu, dolayısıyla onlarında bir fonksiyonu var, çiğnemede fonksiyonu olan dişler onlar, eğer beslenme alışkanlığı değişse eskisi gibi biz etlerle daha katı besinlerle beslensek çene zaten o yerine gelecek. 20 yaş dişi de kullanılacaktı.
ADNAN OKTAR: Yani hazır apartda bekleyen bir şey diyorsun öyle mi?
OKTAR BABUNA: Evet genlerde o var zaten yani beslenme alışkanlığı değişse bir anda çenede yerinde zaten o, çiğnemede işlemi var.
ADNAN OKTAR: Yani hava soğuduğunda bu cihaz nasıl çalışıp evi ısıtıyorsa devreye giriyorsa o da öyle katı yiyecekler yendiğinde devreye giren bir sistem, inşaAllah. Bu nasır ne diyorsun ayak tabanları nasır oluyormuş onu?
OKTAR BABUNA: O da koruyucu bir şey zaten sistem, yani insanın vücudunu direnç geliştirme özelliği oluyor. Yerde yürüyen birisi ayakları nasırlanmaya başlar ve ayaklarını korur çünkü aksi takdirde çatlaklar, yarıklar oluşur rahatlıkla. Nasırla koruyor mesela elleriyle kürek tutan birisinde ellerinde haliyle nasırlar oluşuyor, son derece güzel faydalı ve sistem bu koruyucu bir sistem. Allah’ın geliştirdiği.
ADNAN OKTAR: Bu embriyon safhasında bu bir şeyler birbirine benziyor falan diyor, bunu ilk ortaya atan kim?
OKTAR BABUNA: Heckel var Darwin’in arkadaşı Ernst Heckel diye birisi, bu sonradan zaten uydurma olduğunu sahte olduğu 1999 yılında da Science dergisinde yayınlandı yani bunun sahtekarlık olduğu. Çünkü o alıyor embriyoları birbirine benzer haline getiriyor, halbuki hiç benzerlik yok, bebek hallerini balığı alıyor, diğer hayvanları. Güya birbirine benzermiş de bunların gelişim safhaları da evrimin safhalarıymış gibi öyle bir iddiayla ortaya çıkmıştı. Bunun sahtekarlık yaptığı anlaşıldı, hatta kendisine sordular neden böyle bir sahtekarlık yaptın diye? Cevap olarak da ben yapıyorum ama herkes yapıyor diye bir cevap vermiş.
SUNUCU: Ve yeniden gündeme getiriyorlar bunu değil mi? O sahtekarlıkları olduğu itiraf edilmesine rağmen, tekrar.
ADNAN OKTAR: Evet. Yani vücut mikropla karşılaşınca vücut ısısını arttırıyor, ama vücut ısısı normalde sürekli yüksek değil. Değil mi?
OKTAR BABUNA: Değil evet.
ADNAN OKTAR: Ayağın bir yere sürekli vuruyorsa orada nasır gelişiyor, ama ayağı korumak için. Evet. O diş de katı yiyecekle beslenmeye kalkarsa şahıs, o devreye girip değil mi, etkisini arttırıyor. O zaman orada tam anlamıyla yurttan sesler korosu demek ki fasıl geçmiş anladığım kadarıyla.
SUNUCU: Evet Hocam bir de izleyenlerimiz de herhalde izlemişler programı onunla ilgili birkaç mail göndermişler. Bir tanesini okuyayım isterseniz?
ADNAN OKTAR: Okuyalım.
SUNUCU: “Hocam bir televizyon programında evrim tartışmasına denk geldim. Son derece cahil birkaç kişinin daha evrimden haberi yok. Evrim propagandası yapıyorlar. Tiktaalik, Darwinopterus, Platipus gibi sizin ara fosil olmadığını ispatladığınız mükemmel canlıların isimlerini sayarak halkımızı aldatmaya çalışıyorlar. Sizin vesilenizle evrimle ilgili bu anlatılanların elbette hiçbir etkisi olmuyor. Hocam bir de gözün indirgenemez kompleksliğini reddediyorlar ki, bilimadamları tarafından kabul edilen bu gerçeği nasıl görmezden geliyorlar anlayamadım. Ama bu kişilerin cahilliklerini en çok ortaya koyan gerçeklerden biri fosillerdeki kabartıları alçı zannetmeleriydi. Hocam, kafatası fosillerinin kabartılı, üç boyutlu fosiller olduğunu bizzat kendileri de biliyorlar. Dolayısıyla fosilin dümdüz olması gerekmez. Bu son derece mantıksız iddia. Hocam sonuçta biz arkadaşlarımızla seyrederken evrim iddialarına sadece güldük. Çünkü siz çoktan 250 milyon yaratılışı ispat eden fosille evrim teorisini yerle bir ettiniz maşaAllah.” demiş Selim Akkaya, İzmir’den.
ADNAN OKTAR: Yani gülme hissi değil de, acıma hissi geliyor insanın. Neyine güleceksin? Gülünecek bir durum yok. Cehaletlerine insan acıyor. Ne diyorsun o Tiktaalik mi bir şeyler diyor? Pardon getir bakayım. Tiktaalik.
OKTAR BABUNA: Tiktaalik roseayı işte ara geçiş formu diye sudan karaya geçişin. Halbuki mozaik bir canlı. Mozaik canlı demek, bir çok özelliği aynı anlamda barındıran, günümüzde de var böyle. Kesinlikle ara geçiş formu değil. Hatta en önde gelen evrimci paleontologlar da evrimci olmalarına rağmen mozaik canlılar ara geçiş formu olamaz diyorlar. Yani şu anlama geliyor: mesela aynı canlı hem sürüngen özelliği gösterebiliyor bazen, kuşun gagası gibi gagası olabiliyor. Aynı zamanda memeli özelliği de gösterebiliyor. Günümüzde var Avusturalya’da yaşıyor mesela Pilatipus diye bir canlı var ve bu üç özelliği bünyesinde barındırıyor. Bu ara geçiş formu kesinlikle değil, mükemmel bir canlı hiçbir eksikliği yok. Ara geçiş formları, orada onu saptırmaya çalışıyorlar. Şimdi delil getiremedikleri için. Ara geçiş formu: patolojik, simetrisi bozuk, eciş bücüş organların oluşumunu sıfırdan tamamını gösterecek şekilde ara formları olan bir canlı demektir. Böyle bir canlı hiç yok. Yani bir canlının sürüngen, memeli veya kuş özelliği barındırması hiçbir şey ifade etmez. O mükemmel bir canlı kendi içerisinde. Bize aralarını gösterecekler yani, sudan karaya nasıl çıkmış mesela? Tabii, zaten olamaz da bu, öyle bir fosil de yok. Onu gösteremedikleri için böyle bir saptırmacalara başvuruyorlar.
ADNAN OKTAR: Şimdi sen sıradan git. O dedelere bunu anlatmazsan, kafaları takılır. Orada yazıyor.
OKTAR BABUNA: Archaeopteryx; bu mükemmel bir kuş. Bunun güya dinozorlardan kuşlara evrimleşti diye bir iddiları vardı, ara geçiş formu diye iddia etmeye kalktılar. En büyük dayanakları da şuydu dediler ki: ağzında dişleri var, pençesinde kanatları var, göğüs kemiği yok dediler. Ama uçma göstermeye özellikleri başlamış bir ara canlı gibi, atası gibi iddia ettiler. Bir kere hiçbiri doğru değil. Ağzında diş olan kuşlar günümüzde yok. Fakat Archaeopteryx döneminde yaşamış başka fosiller bulundu Çin’de, ağzında dişleri yok mükemmel kuş Compisornis diye özellikle içinde bulunan bir fosil. Bunu ispatladı aynı dönemde yaşamış. Kanatlarında pençe var dediler, bu da doğru değil. Çünkü günümüzde yaşayan mükemmel kuşlar var kanadında pençe olan. Amazonlarda yaşıyor, Afrika’da yaşıyorlar Hotzin denilen Taarakkus denilen iki tane tür var; kanatlarında pençe var ve mükemmel bir kuş. Bu da doğru bir iddia değil. Göğüs kemiği yok dediler, göğüs kemiği 1992 yılında Almanya’da bulunan son Archaeopteryx fosilinin göğüs kemiği de bulundu. Yani güçlü uçma kaslarının yapıştığı siternum deniliyor ortada insandaki gibi, göğüs kemiği de bulundu. Bu da çürüdü. Zaten en önde kuş bilimciler Archaeopteryx için modern bir kuştur diyorlar. Bu yalanlandı. Darwinopterus diye geçtiğimiz günlerde bir iddiayla ortaya çıktılar. Bunun da işte dediler ki; hem kuş, hem sürüngen özelliği gösteriyor diye ortaya çıktılar. Halbuki Darwinopterus dedikleri ve Darwin’in ismini verdikleri bu fosil, mükemmel bir fosil, mükemmel bir canlı. Ön kısmı günümüzdeki kuşlara benziyor. Arka kısmıda nesli tükenmiş olan uçan canlılara benziyor. Bu sefer dediler ki bakın dediler, mozaik evrim diye bir iddiayla ortaya çıktılar. Yani bazı organlar her nasılsa birdenbire değişiyor. Mesela kanat birdenbire ortaya çıkıyor, işte yüzgeç birden bire ortaya çıkıyor. Evrim nasıl olmuşsa olmuş. Delil getiremedikleri için, artık iyice zırvalama noktasına geldiler. Hiç öyle bir delil yok. Yani bilimsel en ufak bir delil yok, fosillerde en ufak bir kayıt yok. Zaten mümkün değil bir açıklaması da yok ve hiçbir açıklama da getirmiyorlar. Dolayısıyla Darwinopterus uçan mükemmel bir kuş fosili. Mükemmel bir canlı. Precipitous da biraz hiç önce bahsettiğim mozaik bir canlı türü, yani birkaç özelliği aynı anda barındırıyor. Sürüngen özelliğini, memeli özelliğini ve kuş gibi de bir gagası var ördekler gibi de bir gagası da var. Aynı anda bünyesinde barındıran mükemmel bir canlı. Mozaik canlılar var hiçbir şekilde evrime delil değil. Ara geçiş formu değil. En önde gelen evrimciler de artık bunu. Stephen J. Good diye birisi var mesela 20.yy’ın Harvard’dan, en önemli paleontoloğu, evrimci paleontoloğu o da söylüyor. Yani ‘mozaik canlılar diyor kesinlikle diyor ara geçiş formu değildir’ diyor.
ADNAN OKTAR: Var mı orada daha cevap verilmek istenen?
OKTAR BABUNA: Tiktaalik var. Mozaik bir canlı nesli tükenmiş bir canlıyı böyle, işte yassı kafası var, göğsü geniş böyle birçok özelliği diye. Halbuki o da Platipus gibi mozaik, yani birkaç canlı türü özelliğini bünyesinde barındıran mükemmel bir canlı. En ufak bir ara geçiş formu değil. Yani mozaik canlı biliyorsunuz, biraz önce de söyledim tamamen farklı şeyleri bünyesinde barındıran... Ara geçiş formunun patolojik olması gerekiyor. Yani mesela kanat hiç yok sıfır kanattan % 100 mükemmel kanada evrim iddilarına göre, bütün ara şeylerin tesadüfen oluştuğunu fosillerde göstermesi gerekiyor. Hiç yok böyle. Kanat birden bire ortaya çıkıyor, balığın solungacı birden bire ortaya çıkıyor, akciğer birden bire ortaya çıkıyor. Zaten bir organ, eğer mükemmel ve eksiksiz olmazsa işlev görmez. Dolayısıyla evrimin mantığına göre, doğal seleksiyon tarafından hiçbir şekilde eksik organ seçilmez, elenir. Onların kendi mantığına göre de çürüyor zaten. Evrimi kendi kendine çürütüyor.
ADNAN OKTAR: Onlar aniden çıktı diyor bu organlar öyle mi birden?
OKTAR BABUNA: Şimdi yine onun son safsataları o şekilde. Mozaik evrimle.
ADNAN OKTAR: Efendim, göz birden ortaya çıktı, burun birden ortaya çıktı, kulak birden ortaya çıktı ve evet. Ama gözün hakkında bilgisi var mı bunların? Bunun yerine?
OKTAR BABUNA: Yok. Göz, o kadar mükemmel bir yapısı var ki bakın Darwin döneminde gözün moleküler biyolojisi bilinmiyordu. Moleküler biyolojisi, bakın 500 milyar reaksiyon oluyor saniyede, özel proteinler var. Bunlardan bir tanesi eksikliği halinde, bütün göz tamam olsun bakın bir tane protein eksik olsun, birçok proteinde bütün göz işlevini kaybediyor. Ya da bütün göz var, mercek oluşmamış olmuyor. Bütün göz var sadece bakın gözyaşı bezleri yok, yine olmuyor. Yani 40 taneden fazla parçası var gözün görünen büyük parçaları. Birinin eksikliğinin halinde dahi göz çalışmıyor. Şimdi bu ne demektir? Göz basamak basamak oluşamaz. Önce bir parçası gelecek, sonra bekleyecek ikinci parça gelecek, milyonlarca yıl bekleyecek üçüncü parça, olmuyor. Hiçbir işe yaramıyor o parça çünkü. Tek başına göz merceği ne işe yarar? Görür mü? Görmez. Sinir hücreleri gerekiyor, korneanın olması gerekiyor, gözyaşı bezleri gerekiyor, göz kapakları gerekiyor. İçindeki o arkadaki sinir hücreleri gerekiyor, beyindeki görme merkezi gerekiyor. 27 tane ayrı görme merkezi var beyinde görmeyle ilgili. Hepsinin mükemmel şekilde birbiriyle bağlantıları gerekiyor ki, göz görebilsin.
SUNUCU: Ve bu bir bütün yani.
OKTAR BABUNA: Evet. Dolayısıyla buna işte indirgenemez komplekslik deniyor. Tam o şekilde hakikaten. Basamak basamak oluşamaz. Darwin’in de bir sözü var diyor ki: ‘Eğer diyor kompleks bir organın diyor aşama aşama basamak basamak oluştuğu gösterilemezse’ diyor ‘benim teorim’ diyor ‘kesinlikle yıkılacaktır’diyor. Nitekim o şekilde. Son bilimsel gelişmeler, bütün bu organların; gözün, akciğerin, solungaçların, kanatların kesinlikle indirgenemeyeceğine, ilkelden gelişmişe olamayacağını ispatladı. Zaten bunun fosil delili de yok. Fosiller de yalanlıyor. Çünkü türler birden bire eksiksiz ve mükemmel şekilleriyle ortaya çıkıyorlar.
ADNAN OKTAR: Şimdi Oktar Hocam göz, görüntüyü alıyor, elektriğe mi çeviriyor?
OKTAR BABUNA: Evet elektriğe çeviriyor.
ADNAN OKTAR: Gözler görmüyor o zaman. Gözler kör. Kamera işlemi var. Elektrik enerjsine çevirip, beyine götürüyor.
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Görme merkezine geliyor.
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Orada gören kim?
OKTAR BABUNA: Orada gören ayrı bir göz var. Asıl göz orada zaten.
ADNAN OKTAR: Onun merceği falan yok ama.
OKTAR BABUNA: Yok.
ADNAN OKTAR: Değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Teşkilatı yok.
OKTAR BABUNA: Yok.
ADNAN OKTAR: Göz yaşı bezi de yok.
OKTAR BABUNA: Yok.
ADNAN OKTAR: Hiçbir şeyi yok. Amma cayır cayır görüyor. Üç boyutlu net ve renkli olarak görüyor. Darwinistlerin bu konuyu biraz düşünmesi lazım. Yani artık ne yapacak yapacak bunu düşünecekler. Kulak nasıl oluyor? Duyuyor mu kulak?
OKTAR BABUNA: Duymuyor.
ADNAN OKTAR: Yoksa elektrik enerjisine mi dönüştürüyor sesi?
OKTAR BABUNA: Elektrik enerjisine dönüştürüyor.
ADNAN OKTAR: Elektrik enerjisine dönüştürüyor. İki kulakta sağır. Beyine elektrik geldi. İşitme merkezine geldi. Kim duyuyor?
OKTAR BABUNA: Asıl kulak orada. Duyan asıl bir kulak var orada.
ADNAN OKTAR: O kulağın kepçesi var mı?
OKTAR BABUNA: Yok.
ADNAN OKTAR: Örs, çekiç, üzengi kemiği?
OKTAR BABUNA: Yok.
ADNAN OKTAR: Onlar da yok?
OKTAR BABUNA: Yok.
ADNAN OKTAR: Bunlara hiçbir ihtiyaç duymadan duyuyor.
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: O zaman bunu da düşünmeleri lazım. Darwinistler, bilmiyorum eğer yani biraz düşünürlerse konu bitecek. Yani çocuk gibi inat ediyorlar. İkinci Dünya Harbi’nden kalma dedeleri ortaya çıkarıp, onlara bu konuları anlattırıyorlar. Bakın o, anlattığın olay çoktan çürümüş olay. Embriyo ile ilgili olay. Bak ondan haberleri yok. Akşam anlatılıyordu.
OKTAR BABUNA: Haberleri yok evet.
ADNAN OKTAR: Heyecanla anlatıyordu. Ama, böyle ısrarla anlatırsak; bir, iki, üç, on, yirmi, otuzuncu da çözülür Allah’ın izniyle. Bir adama kırk defa, derler değil mi? Akıllısın dedim mi akıllı olurmuş inşaAllah. Onlar da anlayacaklar. Yani ısrarlı anlatım gerekiyor. Çünkü ısrarla anlata anlata beyinlerini pişirmişler. Beyinleri, o pişmiş beyinleri biz normal hale getirmeye çalışıyoruz şu an. Baksana hep modası geçmiş izahlar.
SUNUCU: Evet. Yıllar önce itiraf edilmiş, sahtekarlık olduğu söylenmiş. Hala bugün günümüzde ortaya bir kanıt olarak çıkarmaya çalışılıyor.
ADNAN OKTAR: Hep böyle 1800’lerin havası böyle. O devrin müzisyenleri falan var böyle. Kelebek bıyıklı falan. Böyle süzülerek falan bakıyorlar falan. Fotoğrafları var o devirden kalma değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: O devrin mikroskopları var böyle. Parçalarını falan temizliyorlar böyle. Yağlı mağlı mikroskoplar. Onlarla bir şeyler yapmaya çalışmışlar. Daha hala kafa o devirde kalmış. Yani elektron mikroskobun insanlara gösterttiği bilgiler, konuyu kökten bitiriyor. Sırf o bile yeter. Başka hiçbir şeye gerek yok. Oradan konu bitiyor. Evet, onların cehaletinin görülmesi çok önemli. Eğer onlar konuşmasalar bizler bu konuları anlatamayız. Yani olayın daha hala bir çok noktada küflenip kaldığı görülüyor. O küfleri ısrarla temizleyeceğiz.
SUNUCU: Kazımaya çalışacağız.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah. Bir de ilericilik iddiası ile anlatıyorlar Hocam bunları. Bu kadar geride kalmış iddiaları.
ADNAN OKTAR: Şimdi ilericilik, nerenin ilericiliği? Taa eski Mısır’ın köhne dinidir Darwinizm. Taa eski Mısır’ın. Eski Mısır’da da atıcı takımı vardı, bol bol atarlardı böyle. Firavun da serbest atıştaydı. Nil’in çamurlarından, Nil nehrinin kenarında çamurlar var ya; oradan hayvanların ve insanların oluştuğunu, bitkilerin oluştuğunu söylüyordu. Tesadüfler sonucu. Eski Yunan’da da aynı kafa vardı. En eski mitolojilerde de vardır bu ve sapkın bir inançtır, sapkın bir dindir. Gericilikte değil de yani, artık ters takla gericilik. Böyle artık rezalet tarzında bir gericilik. Akılcı olarak, samimi olarak olayları değerlendirmeleri gerekiyor. Artık bir kere hani meslek sahibi olduk, Darwinistiz biz, millet bizi Darwinist tanıdı, böyle gidelim denmez körü körüne. Gerçeği anlayınca mesleğini bitir, başka bir şey yap. Git fırında çalış değil mi? Ondan sonra, başka manavlık yap, bir şey yap. Mecbur musun yalanları sürekli söylemeye? E ne yapalım bizim mesleğimiz, bize böyle öğrettiler denemez.
SUNUCU: Tabii ki Hocam.
ADNAN OKTAR: Tabii. Taa on yedi, on sekiz yaşında Darwinist olmuş. Yaş gelmiş altmışa. Daha hala aynı kafa da, aynı fasıl. Saksağanın kuyruğu, saksağanın kuyruğu yere değiyor yere. Başka bir şey yok. Değiştirecekler mantıklarını. Akılcı bakacaklar, samimi bakacaklar, bilimsel bakacaklar. Samimi baktıklarında; bir kere bir tane ara fosil yok. Ara fosil soruyorlar. “Biz” diyor, “ara fosil sayılırız” diyor işte. “Geçiş var, geçiş olarak, ara geçiş olarak biz sayılırız” diyorlar. Yani bu rezalete ne gerek var. Yani bu kadar kendinizi küçük düşürmeye ne gerek var.
SUNUCU: Kendilerini düşürdüğü durumlara bak.
ADNAN OKTAR: Kardeşim fosil varsa al masanın üstüne koy. Biz getiriyoruz. Yani, kamyon hesabıyla getirelim. Masanın üstüne yığıyoruz, yani taşımayla bitmez. Bakın diyoruz bir tane getirin diyoruz. Demagojiye ne gerek var. İşte; var amma, İngiltere’deki müzenin deposunda. Depo nerde sağ tarafta. Sağ taraf ne tarafta sol tarafta. Bırakın bunları. Ne gerek bu yalanlara. Yok işte, ara fosil yok yani. Yani 1970’lerin böyle, yerli filmleri vardı onlar gibi. Komedi filmleri vardı yani. Bunlar çok gereksiz. Bir türlü ara fosil bahsedemediler. Bir tane söyleyemiyor. O demin saydığın adı batmayasıca onları sayıyorlar. Kardeşim onların ara fosil olmadığı belli. Bütün, mükemmel hayvanlar. Nerenin ara fosili? Ara fosil dediğin yamuk yumuk, eciş bücüş olur. Yani her tarafının cin çarpmış gibi olması lazım böyle. Ağzı burnu tekkeşin tavasına dönmüş olması lazım. Zaten öyle tiplerde yaşamıyor yani, yaşamaz. Hadi yaşadığını farz edelim; fosil olması lazım yani ve ondan türeyen varlıklar olması lazım. Devam eden, yani silsile olarak. Çünkü anormalden anormal olması lazım ve milyonlarca anormal varlıkla karşılaşmamız lazım.
SUNUCU: Tabii ki onların artacaktır sayısı.
ADNAN OKTAR: Tabii. Anormalden anormal, anormalden anormal, her anormalden anormalin gelişmesi gerekiyor. Bütün fosiller mükemmel, bulduğumuz. Yani %99’unun anormal olması gerekiyordu bulunan fosillerin. Hepsi mükemmel. %1 bile anormal fosil görülmüyor. Tabii. Bu yeterlidir. Sayısı ne kadar? Yaklaşık üç yüz milyona yakın. Kardeşim insaf. Bir tane getirin diyoruz. Oturup demagojiyle bu konuyu uzatmanın alemi yok. Yok işte yok. Yok diyeceksiniz. Belki bir gün bulunur diyor. Allah Allah. Belki bir gün ay gelir masanın üstünde bizi aydınlatır. Biz de ışık yakmaya gerek duymayız. Değil mi? Güneş bir gün gelir soba yakmaya ihtiyaç duymayız. Yani şunlar mantık mı Allah aşkına? Bu kadar çocuk gibi direnmenin alemi ne?
SUNUCU: Hocam Hz. Mehdi’nin çıktığından bahsediyoruz. Kıyamete yaklaştığımızdan bahsediyoruz. Onlar hala bir şeyleri bulma umudundalar. Artık dünyanın sonuna doğru neredeyse gidiyoruz ama, hala ümitleri var.
ADNAN OKTAR: Kıyamet çok yakın. Fakat şimdi bu sözümüze kanaati gelmeyenler, Mehdi’nin çıkmasıyla, Mesih’in inmesiyle bunun her hangi bir söz olmadığını görecekler. Şimdi, akşam saydırdım alametleri değil mi? Ne dedim dün? Yağmur yağmadan önce bir rüzgar esiyor değil mi? Şimşek çakıyor.
SUNUCU: Gök gürlüyor.
ADNAN OKTAR: Gök gürlüyor. Anlıyoruz ki yağmur geliyor. Gök gürledi, şimşek de çaktı, rüzgar da çıktı. Mehdi’nin bütün alametleri oluştu. İslam çığ gibi yayılmaya başladı. Zaten bu onun görevde olduğunu gösteriyor. Yani çok açık. Mesih’in gelmesi de an meselesidir, inşaAllah. Onun arkasından da bu pir-i fani yaşlı dünya darmadağın olacak. Nereye baksanız yaşlı olduğunu zaten görürsünüz. Oktar Hocam anlat.
OKTAR BABUNA: Programda ayrıca; “sudan karaya geçişte özellikle kalp ve akciğer gelişerek daha mükemmelleşmiştir” demişlerdi Darwinistler. “Evrimin olduğunu bu organlardaki gelişimle anlayabiliriz” demişler. Yani şimdi kalp ve akciğer o kadar mükemmel organlar ki. Biliyorsunuz su canlılarında yani balıkta solungaç vardır. Kara canlılarında da akciğer vardır. İkisi birbirinden tamamen farklı organlar. Birisi havadan oksijeni alır, diğeri sudan ayrıştırır. Yani yapıları birbirinden o kadar farklı ki; bir solungacın akciğere dönüşmesi imkansız. Herhangi bir değişiklik olduğu zaman solungaçta solungacı işlevsiz hale getiriyor. Şimdi o canlı da akciğerde olmadığı için hemen ölür. Akciğerde öyle, mükemmel olduğu zaman ancak o zaman işlev görüyor. Bakın mesela bir örnek vereyim. Mesela bebekler erken doğuyor bazen, erken doğum oluyor. Onları özel aletlere koyarlar solunum için. Neden? Akciğerin içinde akciğerin kesecikleri vardır böyle. Yüzey gerilimi azaltan bir protein vardır. Surfaktan denir buna. Sırf o olmadığı için bebek soluk alamaz. Bakın erken doğduğunda sırf bir tane proteini eksik. Her şeyi tamam akciğerin bir tane proteini yok. Bundan dolayı akciğerin herhangi bir değişikliği akciğeri tamamen işlevsiz hale getiriyor. Aynı şey solungaç içinde geçerli. Dolayısıyla ayrı ayrı yaratılmış olması gerekiyor. Bakıyoruz hakikaten canlılar birdenbire ve eksiksiz olarak ortaya çıkıyorlar. Kalpte aynı şekilde, kalp mükemmel bir sistemdir. Yani insan kalbini biliriz böyle. Elektrik sistemi var. O elektrik çok az bir gecikmeye uğrayarak sinirlerden iletilir ve dakikada altmış defa, yetmiş defa, günde on bin defa, hayatımız boyunca iki yüz yirmi milyon defa kasılabilir. Mükemmel bir yapısı var. En ufak bir eksikliği olduğunda kalp rahatsızlıkları oluyor, mesela doğuştan. Ya vefat ediyor hasta, yada sakat hale geliyor. Dolayısıyla onunda bir değişikliği söz konusu değil. Nitekim fosil kayıtları da tıpa tıp böyle. Bakıyorsunuz fosiller de bütün canlılar hiçbir öncesi olmadan birdenbire eksiksiz, kusursuz olarak ortaya çıkıyorlar. Kusursuz organlarla. Zaten öyle olması gerekiyor aksi olamaz. Dolayısıyla evrim mevrim yok tabii ki yani inşaAllah.
SUNUCU: Evet. İnsanların yani suyun içinde yaşamaları ile, su olan bir ortamda yaşamalarıyla solungaçları gelişebilir mi?
OKTAR BABUNA: Yani bu şuna benziyor, şöyle bir hikaye. Şimdi biz ailece uçmayı çok seviyoruz. Benim çocuğumun koltuk altında bir tane tüy çıkacak. Onun çocuğunun koltuk altında birkaç tane daha tüy çıkacak. Bir müddet sonra ailece uçmaya başlayacağız. Torunlarım uçmaya başlayacak gibi bir iddia bu yani.
SUNUCU: Hollywood’un en ünlü yapıtlarından biri olan işte, Waterworld de mesela. Bu Kevin Costner’in filminde. Mesela bu çok fazlasıyla işlenildi yani bu konu ki. Gerçekten milyon dolarlar yatırılmış bir film. Ve insanlar bu filmi çok sevdi. Tekrar tekrar izlediler. Gişe rekorları kırdı ilk çıktığı zaman. Ve bu filmde tamamen evrim işleniyordu. Yani o çok suyun olduğu bir ortamda yaşayan kişi işte Kevin Costner karakteri. Gitgide solungaçları çıkmaya, işte parmak arasında bazı palet tarzı şeyler oluşmaya başladı. Ve kimse anlamadı bunun ne mesaj vermek istediğini. Bu filmi çok severek izledik. Ama verdiği mesaj çok açıktı yani.
OKTAR BABUNA: Bu iddia Darwin’de vardı. O zamandan sonra doğru olmadığını anlaşıldı. Darwin hayvan pazarlarına gidiyordu. Bakıyordu, inekler özel olarak çiftleştiriliyor birbirleriyle ki daha çok süt elde edebilmek için. Hakikaten doğru, bu şekilde olabiliyor. Mesela köpek cinsleri de; köpekleri çiftleştirip yeni bir köpek türü elde edebiliyorsunuz. Fakat bunun bir sınırı var. Yani türler arasında bir sınır var. Asla o sınır aşılamıyor. Hiçbir zaman köpek başka tür bir canlıya dönüşmüyor. İneği ne kadar çiftleştirirseniz çiftleştirin başka bir canlıya mesela ata dönüşmüyor. Çok önemli. Varyasyon deniyor buna. Varyasyon da zaten mevcut olan genlerin değişik kombinasyonlarından ortaya çıkan bir durum. Mesela değişik insan ırkları var fakat bunun belli bir sayısı var. Mesela biz her gün yeni insan ırka elde edemiyoruz. Zenciler var, oriyantaller var işte gözü çekik olanlar var, sarı ırk var, beyaz ırk var o kadar. Gerisi çıkmıyor. Çünkü mevcut genlerin değişik kombinasyonu, birkaç tane genin mevcut kombinasyonu sonra duruyor o zaten. Hiçbir zaman bir tür diğer bir türe dönüşmez. Yada onların iddia ettiği gibi mesela; body building yapan sporcular var vücut çalışıyorlar. Gelişmiş kasları oluyor. Asla onların çocukları gelişmiş kasla doğmaz. Çünkü bunun için, yani bir şekilde bir değişiklik olduğu zaman organizmada mutlaka genlerde değişiklik olması gerekiyor. Ve mutlaka üreme hücrelerinde bir değişiklik olması gerekiyor.
SUNUCU: Bir çalışma yapılmış olması gerekiyor üstüne değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet. Ama bu mümkün değil yani böyle bir şey. Genlerde sonradan kazanılan özellikler, kasların gelişmesi değil mi? Beslenmeyle boyun uzaması asla genlere yansımaz. Genlerde değişiklik meydana getirmez. Hele üreme hücrelerinde hiç olmaz. Dolayısıyla evrim mevrim de olmaz yani. Bu zaten bilinen bir şey. Darwin’de bu iddia ile ortaya çıkmıştı. O zamandan beri olmadığı biliniyor.
ADNAN OKTAR: Hz. İbrahim döneminden beri çocuklar sünnet edilir biliyorsun değil mi? Museviler, Hz. Musa döneminde de öyle sünnetlidir. Çocuklar yine aynı şekilde değil mi? Doğuyorlar yani. Sünnetsiz doğuyorlar.
OKTAR BABUNA: Darwinistler bunu iddia etmişti zaten. Sünnetli çocukların sünnetsiz doğabileceği gibi bir iddia. Halbuki hiç öyle bir şey yok. Bir de şimdi bir haber geldi. Kevin Costner’in film şirketi batmış.
ADNAN OKTAR: Yani. Bak sen konuşa konuşa adamların şeyini batırdın herhalde. O batmasının sebebi ekonomik kriz. Ekonomik krizin sebebi ahir zaman. Yani Allah Mehdiyet’e insanların dikkatini zorla çekecek. Bu olayların sebebi budur. Yani anlamadım, görmedim diyenlere anladım, gördüm, gerçekten anladım deyinceye kadar Allah olayları gösterecek. Yani hiç kimse ben fark edemedim demeyecek değil mi? Mesela bazen anlayamayan insanları bazen sarsarlar böyle. Omzundan tutup sarsarlar. Yüzüne böyle şak şak vururlar. O kendine gelir değil mi? Elini yüzünü yıkar bir açılır. İşte bu ahir zaman olayları da böyledir. Yani fark ettim evet açıkça alenen fark ediyorum deyince ye kadar devam edecek. Ekonomik krizde, diğer olaylarda hepsi aynı şekildedir.
SUNUCU: Evet.
OKTAR BABUNA: Bir örnek verebilir miyim? Hakikaten Allah razı olsun Hocamız vesile oldu Darwinizm’in yıkılmasında. Mesela çok önemli örnekleri var bunun dünyada. Anthony Flu diye dünyanın en ünlü ateisti var. Yirminci yüzyılın en önemli ateisti. Şu anda 85, 86 yaşında falan. Birkaç sene önce ki: Richard Dawkins’in de örnek aldığı kişidir kendine. Ateist olmasına belki de sebep oldu, vesile oldu. Açıklama yaptı 2004 yılında dedi ki; bütün hayatı boyunca evrimi ve ateizmi savunmuş, milyonlarca insanın belki de ateist olmasına vesile olmuş birisi. “Pardon” dedi, “özür diliyorum ben” dedi, “bugüne kadar ateist olduklarına vesile olduğum kişilerden” dedi, “evrim yokmuş” dedi, “Allah’ın yarattığı çok açık” dedi. “Mesela DNA’ya baktığınız zaman” dedi, “bu açık gözüküyor” diye bütün dünyadan özür diledi.
ADNAN OKTAR: Bu genellikle I. Dünya Savaşı’ndan kalma tipler bu konuyu devam ettiriyor. Yani çok bağnazca yaklaşıyorlar. Çok katılar. Yoksa anlaşılmayacak gibi değil. Yani bizim anlattıklarımızın onda biri bile yeter. Yani yirmide biri bile yeter. Ama tabii anlamayanlara niye anlamıyorsun diyemeyiz. Demek ki biz onlara tam ulaşamamışız. Devam edeceğiz, anlatacağız inşaAllah. Sonunda fark edecekler inşaAllah. Evet sorularımız mı var?
SUNUCU: Hocam çok sorumuz var.
ADNAN OKTAR: Çok iyi.
SUNUCU: “Değerli Hocam bazı Evanjeliklerin barış ve sevgiden uzak görüşleri var. Ama siz toplumlar arasında olması gereken barış ve kardeşlik düşüncesini o kadar samimi anlatıyorsunuz ki inanıyorum ki onlar da bu düşüncelerinden vazgeçeceklerdir. Sizce bazı Evanjeliklerin bu düşünceleri ne zaman değişir?”
ADNAN OKTAR: Bazı Evanjeliklerin bu düşüncesi ısrarlı anlatımla değişir. İnternet sitelerinde bu konuları anlatıyoruz. Büyük basına, Amerika’daki, İngiltere’deki basına demeçler veriyoruz. Bunlar yayınlanıyor. Onların internet sitelerinde bunlar yayınlanıyor. Yine büyük televizyon kanallarında demeçler veriyoruz. Onlar kamuoyuna sunuluyor. Yavaş yavaş, yavaş yavaş ya da hızlı hızlı anlatıma devam edeceğiz. Evanjeliklerin hatası şu; Mehdi kan akıtmayacak, uyuyan kişiyi uyandırmayacak, sevgiyi barışı, kardeşliği, demokratlığı, insancıllığı getirecek. Sanatı, estetiği, mükemmelliği, teknolojide, bilimde gelişmeyi getirecek. Dolayısıyla korktukları gibi bir sistem olmayacak. Bunu anlattıkça daha da rahatlıyorlar. Çünkü kaynaklarından da gösteriyoruz. Olayların gelişmelerini görüyorlar. Pratik gelişmeleri görüyorlar. O zaman rahatlıyorlar. Onlar bir şeyler olacak işte Hıristiyanları asıp kesecekler, Musevileri asıp kesecekler. İşte hatta Alevi kardeşlerimize, Caferi kardeşlerimize, Şii kardeşlerimize karşı böyle bir kıyım düşüncesi olacağını düşünüyorlardı. Halbuki onlar bizim canımız ciğerimiz. Başımızın tacı kardeşlerimiz. Hıristiyanlar, Museviler de Allah’ın bize emaneti. Tabii ki şefkat, merhamet ve sevgiyle bağıra basılacak ve çok sıkı korunup kollanacaklardır inşaAllah. Bunları anlattıkça gönüllerine daha rahatlıyor evet. İnşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah. “Merhaba Hocam nasılsınız?
ADNAN OKTAR: Allah’a hamdolsun.
SUNUCU: Azerbeycan’dan Ergin Aliyev kardeşimiz yazmış. “Hocam, komünist ateist düşünce nice Türk devletlerini; adetlerinden, dininden, törelerinden, mukaddesatından, ahlakından ve en başta Türk sevgisi, kardeşlik sevgisi, millet sevgisi gibi güzelliklerden uzaklaştırmıştır. Mesela Azerbaycan’ın kaç aydınını, yazarını, şairini, dindarını öldürtmüştür. Tek 1937 yılında çok Azeri aydını da katletmişlerdir. Ardından yıllarca Azerbaycan halkına zulmedilmiştir. Ama Hocam sizin yaptığınız fikri mücadele sonucunda, Komünizmi temel taşı ideolojisi olan Darwinizm yerle bir olmuş maşaAllah. Artık ben, çok iyi yılların ve güzel günlerin kokusunu alıyorum. Herkese Altın Çağ’ı müjdeliyorum. İnşaAllah sizin eserleriniz bu müthiş vazifede çok büyük sorumluluklar üstlenmiştir. Sizin eserler herkese yön ve ilham veriyor maşaAllah. Allah sizden razı olsun, Allah yardımcınız olsun.” demiş.
ADNAN OKTAR: Türk-İslam Birliği’nin gelişmesine engel olan ur, kanser Darwinizm’dir. Her ülkede, her yerde cerrahi ameliyatla, o beyinden o urun çıkarılması gerekiyor. Biz Türkiye’de bunun cerrahi operasyonunu Allah’ın izniyle çok iyi yapıyoruz. Bakıyoruz yine hastalar var, onların da beyninden o uru alıyoruz. Her hasta olan bize müracaat ediyor. Biz de geceli gündüzlü böyle, tam donanımlı hastane olarak çalışıyoruz inşaAllah. Evet. O da orada kardeşimiz, bizim kitaplarımızı insanlara tanıtsın, internetten çıkış alsın, konferans düzenleyelim. Birçok şey yapabiliriz. Ama insanlar tabii birdenbire anlamıyorlar. Bir kısım insanlar. Bu zaman alabilir, bunda tedirgin olacak bir şey yok.
SUNUCU: Evet. Bu arada Hocam bir reklam aramız varmış. Değerli izleyenlerimize tekrar hatırlatmak istiyorum. www.harunyahya.org ve www.harunyahya.net sitelerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Şimdi reklam aramız var. Reklamların ardından biz buradayız.
Evet değerli izleyenlerimiz yeniden merhabalar. Sohbetimize kaldığımız yerden devam ediyoruz inşaAllah. Hocam yine Darwinizm’le ilgili bir soru var isterseniz onu ben okuyayım. Devam edelim. “ Hocam, geçen sene yayınlanan bir filmde yaratılış inancında olup, Darwinist diktatörlüğün bir sonucu olarak işlerinden atılan kişinin hayatları konu edilmiştir. Siz Darwinist diktatörlüğün tehlikelerinden yıllar önce bahsetmiştiniz. İnsanlar anlamaya başladılar. Hocam bu film hakkında düşüncelerinizi ve bu diktatörlüğün nasıl son bulacağını biraz anlatır mısınız?” demiş Meryem Trabzon’dan.
ADNAN OKTAR: Tabii işte filmle, tiyatroyla pek olmaz. Direkt ilmi olarak anlatıp ezmek lazım. Yani kitap olarak, CD olarak veyahut değil mi internetten. Darwinistler yapar onu. Tiyatroda işte bir arada işte elmanın nasıl armuta dönüştüğünü böyle kendince bir şeyler yapmaya çalışırlar. Böyle aradan kenardan. Bunlara hiç gerek yok. Çok açık, aleni gerçektir bunlar. Samimi olarak anlatılır. Samimi bakan da hemen anlar. Anlaşılmayacak karmaşık bir yönü yok. İnşaAllah.
SUNUCU: Hocam bu fikrin, bu düşüncenin Eski Mısırlılardan, Eski Yunanlılardan kaldığını söylüyorsunuz. Ki o dönemde belki hani, hiçbir ilmi araştırma yoktu, hiçbir şekilde mikroskop yoktu, hiçbir inceleme yoktu ama; bugün bu kadar delile rağmen inanmamazlık çok, gerçekten hayret verici.
ADNAN OKTAR: I. Dünya Harbi’nden kalma kafanın etkisindeler, yani eski köhne kafanın etkisindeler. O nesil bitiyor zaten şu an. Yani, bir evvelki neslin hastalığı bu. Yani 1800’lülerin geçiş anları yani, 1900’lülere geçiş aralarından kalma. Yani hep o devrin, 1850’ler, 1950’ler, hep bu ara. O aradaki ilmin kısırlığı, bilginin kısırlığı, araştırmanın kısırlığı. Olaylar bu. Başka bir şey yok.
SUNUCU: Hocam yine teşekkür var. “İslam ülkeleri birleşiyor, İslam ülkeleri arasında yapılacak anlaşmayla birlikte gümrüksüz ticaret mümkün olacak. Türkiye, Ürdün, Malezya, Umman, Pakistan, Suriye, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bangladeş ve Bahreyn. Hocamızın dedikleri birer birer çıkmakta. Sevgi ve hürmetlerimle Allah razı olsun.” demiş Akan Topcan, Gebze’den.
ADNAN OKTAR: Evet. Türk-İslam Birliği bizim ruhumuzda olan bir sevginin, coşkunun yani bizlere mahsus olan bir anlayışın bir yansımasıdır. Bu, Araplarda da vardır, efendim Kazakistan’a gitsen Kazak kardeşlerimizde görebilirsin, Özbeklerde görebilirsin. Bir arkadaşlık, dostluk, bir fedakarlık ruhu, bir yiğitlik ruhu vardır. Bu İslam ahlakından kaynaklanır. Bütün bu bölgenin bu genel karakteridir bu. Bu karakter cennette de devam ediyor işte Müslümanlarda. Cennetin güzel olmasının nedenlerinden biri de budur. Yani güzel ahlaktır inşaAllah ve oradaki güzelliklerdir. Biz bunu bu dünyada yapacağız inşaAllah. Mesela cennette Kürtler de var, Lazlar var, Çerkezler var, Abazalar var. Alman milletinden de insan var. Her ırktan insan var cennette. İnşaAllah. Biz insanlara, sen hangi ırktansın demeyeceğiz cennette. Değil mi? En fazla hangi dine mensuptun? Mesela diyecek, ben Hz.Musa’nın zamanında onun yardımcısıydım. Yanında gayret ederdim der. Kimisi ben Hz. İbrahim’in emrindeydim, ona hizmet ediyordum, onun yakınıydım talebesiydim diyecek. Kimi İsa’ın, kimi Yakub’un değil mi? Hz. Muhammed (sav)’in sahabeleri. O kadar çok konu var ki orada konuşulacak. Yani, haddi hesabı yok yani böyle. Oraya sonsuz zaman gerekiyor zaten ve çok fazla da tekrarlar olacaktır. Aynı güzeli tekrar tekrar dinleyeceğiz. İnşaAllah. Bu dünyada da, Cenab-ı Allah dünyayı böyle güzel bitiriyor. Yani normal de kıyameti koparabilirdi Cenab-ı Allah. Çünkü; kıyametin kopmasına 1 gün dahi kalsa diyor Peygamber Efendimiz, Allah o günü uzatacak, benim evlatlarımdan Mehdi’yi gönderecek diyor. Hz. Süleyman ve Zulkarneyn gibi dünyaya hakim olacak diyor. Son defa böyle anlı şanlı bir hakimiyet var. Şimdi bütün millet şaşırıyor. Yani durduk yere niye bu Türk-İslam Birliği gelişmeye başladı demeye başladı diyor. Mesela yazarlar da bir anlam veremiyorlar. Yani Ermenistan’la biz nasıl kardeş oluruz, birleşiriz diyorlar şaşırıyorlardı. Bir anda Suriye ve Irak’la bağlantılar gelişti. Türklük alemiyle muazzam bir bağlantı. Yani ne var birden bire diyorlar? Zamanı geldi de onun için. Hz. Hızır olayın şu an organizesinde. Takip eden kişi inşaAllah ve akıl almaz süratle şu an devam ediyor. Biz canımız ciğerimiz, kardeşlerimize; Alevisi de, Sünnisi de, Çerkezi de, Kürtü de, efendim Abazası hepsi bizim canımız, ciğerimizdir. Hepsi bu vatanın evlatlarıdır. Tertemiz insanlardır. Hepsini ben öz ve öz Türk olarak görüyorum ayrıca. İnşaAllah. Ben de mesela seyitim, ama Türk’üm ben yani. Türk, Müslüman aynı şeyler benim için. İnşaAllah. Onun için zulüm dönemi bitti. Artık Güneydoğu’daki kardeşlerimiz de o acı dönemini tamamen atlatacaklar. Yani, hiçbir şekilde artık baskı ve zulüm olmayacak. PKK’nın şiddetini hissetmeyecekler inşaAllah. Sadece kardeşliği, muhabbeti isteyecekler. Göreceksiniz sınır kapıları tamamen açılacak. Bölge tamamen inşaAllah, kardeşliğin, barışın, sevginin yurdu haline gelecek inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah Hocam. Hocam yine sizin söylediğiniz ve bugün gerçekleşen bir olayla ilgili yazımız var. “Değerli Hocam harunyahya.org siteniz de yer alan ‘Ne Demişti, Ne Oldu?’ bölümüne baktım. 27 Ağustos 2007 tarihinde şöyle demişsiniz: İlk planda Azerbaycan’la Türkiye arasında pasaport ve vizenin kalkması lazım. Bu tamamen gereksiz ve ilk planda süratle kaldırılması gereken bir şey. Böyle bir kanun teklifi verdirebiliriz. Azerbaycan Parlementosu toplanıp böyle bir karar verebilir. Türkiye’den gelenler, geldiklerinde vizesiz, pasaportsuz girebilirler. Türkiye’de böyle bir karar alabilir. Azerbaycan’dan gelenler vizesiz, pasaportsuz girebilir diye söylemişsiniz. Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan, 12 Kasım itibariyle Azerbaycan arasında karşılıklı olarak vizeleri kaldırma yönünde ilk karara varıldığına dair açıklamalar yaptı. Ayrıca Başbakan Erdoğan, Ürdün ile vizelerin kaldırılacağını vurguladı. Söylediğiniz gibi bir bir vizeler kalkıyor ve Türk-İslam Birliği için sevindirici adımlar atılıyor Allah’a çok şükür.” demiş Kahramanmaraş’tan İbrahim.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. ‘Ne Demişti, Ne Oldu’, ‘Ne Demişti, Ne Oldu’. 600’ü geçti. Yani bir tane dediğim çıkmazsa, diyeceğim tamam. Ama ne dediysem çıkıyor. 600’ün üzerinde dediğim. Bunların hepsi çıkmıştır. Harun Yahya bakın ‘Ne Demişti, Ne Oldu’ Bölümüne evet. Say, say bitmez. Bakın görüyorsunuz. MaşaAllah. Bakın yüzlerce görüyor musunuz?
OKTAR BABUNA: Hepsi ve daha önceki konuşmaları Hocamızın ve günlük basından aylar sonra veya yıl sonra İslam Birliği nasıl oluştuğu maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
SUNUCU: Bunları izleyenler tek tek bakabilirler.
ADNAN OKTAR: 663 tane. Söylediğim konu aynısıyla çıkmış.
SUNUCU: Evet. www.harunyahya.org sitesinden bunları izleyenlerimiz bakabilirler, izleyebilirler.
OKTAR BABUNA: ‘Ne Demişti, Ne Oldu’ diye üzerine tıklarlarsa.
ADNAN OKTAR: Size Kur’an’dan ayet okuyayım ben.
SUNUCU: Evet Hocam. Özellikle ayetlerle ilgili bir çok mailimiz var. Çok dikkatli izliyorlar izleyenlerimiz. Ayetleri dikkatlice dinliyorlar.
ADNAN OKTAR: Ne diyorlar?
SUNUCU: Birçok ayetin açıklamasını istemişler sizden.
ADNAN OKTAR: Hangisi mesela?
SUNUCU: “Esselamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berekatuhu”
ADNAN OKTAR: Ve Aleyna Aleyküm Selam Rahmetullahi ve Berekatuhu ehlem ve sehlem bikum. MaşaAllah.
SUNUCU: “Değerli Hocam. Bakara Suresi’nin aşağıdaki ayetleri hakkında biraz bahseder ve ebcedleri hakkında bilgi verirseniz çok sevinirim. Şeytandan Allah’a sığınırım “Ey iman edenler, hepiniz topluca "barış ve güvenliğe (Silm'e, İslam'a) girin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır.”
ADNAN OKTAR: Evet hangi ayet?
SUNUCU: Bakara Suresi, 208.
ADNAN OKTAR: Bu ayetin?
SUNUCU: Açıklamasını istemiş ve ebcedleri hakkında bilgi verirseniz sevinirim demiş bir kardeşimiz.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Başka neler var?
SUNUCU: Hocam burada da bir ayet verilmiş ama, ayetlerde hangi ayet olduğu yazmıyor. Pardon Hocam devam ediyor, yine Bakara Suresi 208, 209, 210. 209 “Size, apaçık belgeler (ayetler) geldikten sonra yine ayağınız kayarsa, bilin ki Allah, gerçekten üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. Onlar, böyle davranmakla bulut gölgeleri içinde Allah'ın (azabının) meleklerle onlara gelmesini ve işin bitirilmesini mi bekliyorlar? Halbuki bütün işler Allah'a döndürülür.”
ADNAN OKTAR: Evet. O ayete bakabilir miyim demin? Efendim, isimsiz. Bakara Suresi, 208. MaşaAllah kardeşlerimiz bizim anlatımlarımızdan çok hoşnutlar maşaAllah. İnşaAllah. Evet bu tarz ayetler genellikle ahir zamanın tarihini veriyor, ebcedleri. Yani o çok şaşırtıcı. Ya 2010, ya 2020, ya 2021 maşaAllah. Ama açık tabii şeytandan Allah’a sığınırım, “Ey iman edenler, hepiniz topluca barış ve güvenliğe girin”. Demek ki bir barış ve güvenlik çağı olacak. İslam ne demek barış ve güvenlik. Türk-İslam Birliği neyi getirecek? Barışı ve güvenliği. Barışta kan olur mu?
SUNUCU: Olmaz.
ADNAN OKTAR: Olmaz. Fitne olur mu? Olmaz. Kargaşa olur mu, üzüntü olur mu? Hiçbir şey olmaz. Güvenlik ne demektir? “Bir kadın” diyor “elini kolunu sallayarak tek başına Şam’dan Medine’ye kadar gidecek”. Buradan Kudüs’e kadar gidecek, değil mi. Ne laf atan olacak, ne söz söyleyen olacak, ne can güvenliği tehlikeye girecek. Kapılarda kilit, anahtar, şu bu falan yok. Açtın mı girersin. Öyle kameralar, mameralar, efendim, işte mal aldın bir şey düdükler ötüyor ya böyle bir şeyler var, üstüne yapıştırıyorlar. Ben mağazalara giriyorum bazen adamlar çıkarlarken birden ciyak bir ses geliyor, ona benzer bir şey, düdükler ötüyor, mahcup da oluyorlar yani satın almış, parasını ödemiş de o zımbırtıyı çıkarmamışlar üstünden. Adan herkesin dikkatini üstüne çekiyor. Yani o otomatik hani bir şey yapmış mı acaba gibisinden herkes düşünüyor, bir yanlışlık mı oldu. Artık oradaki tezgahtarların güler yüzünden anlayabiliyoruz bir şey olmadığını. Yoksa ilk akla gelen herhalde bir şey oldu falan gibisinden oluyor. Yani mesela büyük mağazalara girişleri, düdükler ötmeler, ışıklar yanmalar, bunlar olmayacak. Bakın ne diyor Cenab-ı Allah, “barış ve güvenliğe”. Çünkü güven var, yani Müslümana güven olacak, insana güven olacak. Şu an insana güven yok.
SUNUCU: Maalesef.
ADNAN OKTAR: Kimse kimseye güvenemiyor. Ne diyor? “Babana dahi güvenmeyeceksin.” “Niye ki?” diyor. “Anlatayım,” diyor, böyle ağzını şaklatarak başlıyor, işte ağacın üstüne çıkmış da bilmem ne, “oğlum at kendini”, değil mi, bir hikayesi var onun.
OKTAR BABUNA: Evet Hocam inşaAllah. “Atla” diyor.
ADNAN OKTAR: “Atla”. Küt diye kendini atıyor herhalde. “Tutacağım seni,” diyor. Sonra da bırakıyor. “Oğlum der” diyor, “baban dahi olsa güvenmeyeceksin”. Babaların ilk nasihatlerinden, bayağı bir babanın böyle yaptığı ilk nasihatlerinden bir tanesi. Şu rezalete bakın.
SUNUCU: Ne kadar kötü aslında değil mi?
ADNAN OKTAR: Çok korkunç bir şey. Baba mukaddes bir varlıktır, anne mukaddes bir varlıktır, evlat mukaddes bir varlıktır. Nasıl güvenilmez? Bir insan babasına da güvenmiyorsa daha ne kalmış? Babasına da güvenecek, kardeşine de güvenecek, dostuna da güvenecek, sokaktaki arkadaşlarına da güvenecek. Öyle bir toplum olacak.
SUNUCU: İnsanlar kendisine de güvenmiyor artık Hocam, kendine güven de kalktı yani.
ADNAN OKTAR: Bu da rezalet, o daha da berbat. Tabii. Sokağa çıksınlar herkes, bakın, bir sorun bakalım kim kime güveniyor? Sordun mu,”kime güveniyorsun?”, “hiç kimseye güvenmiyorum” diyor. Mesela bazen kız arkadaşlarıma onlara soruyorum, konuştuğumda, “bir tane kız arkadaşım var, güvendiğim” diyor, bir tane, tek. “Gerçekten güveniyor musun?” “Ona da tam güvenmiyorum,” diyor. Bu çok korkunç bir şey. Değil mi? Mesela başkasına soruyorum, “hiç kimseye ben güvenmem” diyor, “babam olsa güvenmem”. Çok yaygın bu. Ne kadar yaygın, %99 ,99. Çok facia. Bütün bunlar kalkacak işte. Güveniyor musun? Bir kere hayatın şeklinden anlayacağız güveni. Yani o güvenlik kameraları şunlar, bunlar tamamı kalkacak.
SUNUCU: İnşaAllah. Hocam, bugün televizyon programlarına baktığımızda, yani sabah 8’den itibaren akşama kadar güvensizliğe dair programlar yapılıyor. İşte çocuk kaçırmalar, cinayet olayları, tecavüz olayları, yani çok ciddi, çok gerçekten insanı ürkütücü. Ve oturduğu yerden izliyor herkes bunu izliyor, bütün ev hanımları, beyler, herkes bunu izliyor ve bu güvensizliği artırıyor. Bunların altında başka başka sebepler aranıyor Hocam. Yani sebebinin başka türlü olduğu söyleniyor. Ama bunun insanlarda Kuran ahlakının olmayışı, Allah korkusunun insanların yüreklerine işlemeyişi, bundan hiç bahsedilmiyor Hocam. Niçin? Bu bence temel sebep değil mi? İnsana Kuran ahlakını aşılayabilirsek, insana o güveni o sevgiyi o şefkati vermiş oluruz değil mi? Hiç bundan bahsedilmiyor.
ADNAN OKTAR: El kadar sübyana o kadar işkence ve acı vererek bir insan öldürüyorsa, bunun ruhu ne olmuştur? Canavarlaşmış, insanlıktan çıkmıştır. Allah’tan bir parça korkan, bunu yapabilir mi? Yapamaz. Allah’ı bir parça seven yapabilir mi? Yapamaz. Demek ki bunun kökeninde bu var.
SUNUCU: Hiç değinilmiyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Allah korkusunun olmaması var, bu kadar açık. Yani mesela farz edelim, birisinin çocuğu kayboluyor. Adam diyor ki “ya” diyor, “bana ne, benim çocuğum değil ki,” diyor. “Beni ne ilgilendirir” diyor. Yani herkes, bayağı bir kesim veya herkes demeyeyim de epey bir kesim çayını kahvesini içip oturuyor. Halbuki birinin çocuğu demek, hepimizin çocuğu demektir. Yani bu çok felaket bir durumdur. Yani o anne baba nasıl telaşlı, değil mi, telaş etmelerine de gerek yok asıl tabii tevekkül etmeleri lazım. Ama onların kararlılığının yüz misli diğer insanlarda olması lazım. Hatta anne babaya diyeceksin, “siz oturun, sakin olun, biz evvelAllah hallaç pamuğu gibi yapar hemen buluruz” diyeceksiniz.
SUNUCU: Ne kadar güzel.
ADNAN OKTAR: Tabii. Türk-İslam Birliği’nde çocuk kaybolacak da, bulunamayacak. Olacak iş mi şu yani? Veyahut biri cesaret edecek de bunu yapacak? Böyle bu eğitimde bir adam olacak, böyle bir kültürde, böyle bir vicdanda bir adam olacak? Ve bu pervazsızlığı yapacak, olacak iş değil yani. Ne terörist kalır, ne anarşist kalır, ne zalim kalır, ne hırsız kalır, ne gaspçı kalır, ne şu kalır, ne bu kalır. Tabii, çünkü bütün sebepleri ortadan kalkıyor. Ekonomi mükemmel olacak, sevgi mükemmel, dostluk mükemmel. Ancak şiddetli akıl hastanı olması lazım, ona da zulüm yapılmaz. Tımarhanelerdeki gibi zulüm yapılmaz. Olabilecek en şefkatli tavır hastalara yapılması gerekir. Yani normal insana göstertilen şefkatin yüz misli bin misli onlara göstertilir. Mesela kanser hastası oluyor, “selamün aleyküm”, “aleyküm selam” “ben profesörüm” diyor. “Tamam buyur, ne kadar vermemiz gerekir?”. “Şu kadar” diyor, “teşhis için”. “Ameliyat için?” diyor “en az şöyle bir elli milyar rica edeceğiz” diyor, “en az” diyor “en az”. Kardeşim adam işçi adamı mahvettin adamı sen bitti yani adam.
SUNUCU: Ölüme terk etmek.
ADNAN OKTAR: Elli milyar ne demek, değil mi, Bismillah, birinci aşamasında daha. Elli milyar üstüne verilir, kanser hastasının, bir elli milyar daha verirsin ve mesela en az Çırağan sarayı ayarında bir yere alırsın, değil mi, hastanın yeri odur. Kuran okursunuz, sohbet edersiniz, gönlünü alırsınız, ameliyatı en mükemmel şartlarda yapılır. Hastaya bütün millet sorumludur, bütün millet. Herkesin şefkatine merhametine yönelik bir ruh oluşmuş demektir ve hepimizin sahip çıkacağı bir insandır o artık. Çünkü ağır bir imtihan bu, zor bir imtihan. Bu imtihanda “hadi bakalım sen....” Mesela bu geçenlerde bizim bir tanıdığımız vardı, Allah rahmet etsin, vefat etti. Yani mesela gönlümüz istiyor ki mesela saray gibi bir yerde kalsın ama mecburen hastanede belirli bir şeyde kalıyor, mesela dar odaları hastanelerin...
SUNUCU: İmkanları kısıtlı.
ADNAN OKTAR: Tabii, imkanları kısıtlı. Mesela olağanüstü geniş yerler olsun, çok ferah ortam olsun mesela tanıdıklarıyla rahatça görüşebileceği teknik imkanlar oluşturulabilir. Onlar, değil mi, son anına kadar sevgiyi göstermek, muhabbeti göstermek gerekir. Bir de üstüne para alınır mı onlardan? Bir kere kanun çıkarılması lazım. Böyle ağır hastalıklarda kesinlikle para alınmaması lazım, kesinlikle. Aslında Türk-İslam Birliği’nde Allah’ın izniyle hastadan hiç para alınmaz. Yani ilaca para istenir mi? Yani ilaç, keyfi bir şey mi ki bu? Yani pavyonda, gazinoda eğlenmek istemiyor ki adam, hastayım ilaç istiyorum diyor. İlaç para ile verilir mi? Adamı muayene ediyorsun. Muayeneyeden para alınır mı? Olacak iş mi şu yani? Doktorları en mükemmel şartlarda tabii ki yaşatmak ve en iyi imkanları sunmak gerekir. Çünkü onlar da mesela bitap düşüyorlar.
SUNUCU: Tabii Hocam günde 100, 150, 200 hastaya bakmak zorunda kalan doktorlarımız var.
ADNAN OKTAR: Tabii mesela doktor sayısı artar, çok çok rahat olur ortam. Doktorluk çok büyük bir ibadettir. Mükemmel bir ibadettir. Tam şefkatin, merhametin uygulanacağı bir yer. Ama mesela doktor muayene edeyim derken kendi hasta oluyor bu sefer adamcağız. Onların da şefkate merhamete ihtiyacı var. Mesela bağırarak çağırarak yerlere yatarak geliyor hastalar. Böyle bir şey olmaz. Her ölümde; Türk-İslam Birliği’nde; sevinç olur, güzellik olur, nezaket olur. Çünkü Allah’ına kavuşmuş, Rabbine kavuşmuş. Neyine üzüleceğiz? Biz Rabbimize kavuşmak için yaşamıyor muyuz bu dünyada? Allah’ın rızası için yaşamıyor muyuz biz? Rabbine kavuşmuş, daha ne istiyorsun? Ne yapması gerekiyordu yani, nasıl olması gerekiyordu? Yani ne seni mutlu eder? 90 yaşında adam ölüyor ona da yerlere yatıp ağlıyorlar, yani ne istiyorsunuz? Sonsuz mu yaşamasını istiyorsunuz? Sonsuz yaşamasını istiyorsan cennette zaten sonsuza kadar yaşayacak; değil mi? Hüsn-ü zan et. Cennete gittiğini inşaAllah ümit edeceğiz biz Müslümanların, onun için sevin. Cehenneme gittiyse ona da sevin, adalet yerini bulmuş, o da bir sevinç vesilesidir. Yani müminleri mutlu edecek bir şeydir inşaAllah. Adalet sevinç getirir. Allah’ın adaletini biz takdir ederiz, hoşumuza gider, beğeniriz. Allah’ın beğendiğini biz de beğeniriz. Evet, sorularımız...
SUNUCU: Ayetlerle devam ediyoruz Hocam o zaman inşaAllah. Bir de bir ayetimiz daha var Hocam burada. Al-i İmran Suresi 195. ayet. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Rableri onlara şu karşılığı verdi: “Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden hiçbir çalışanın amelini zayi etmeyeceğim. Sizler birbirinizdensiniz. Hicret edenler, yurtlarından çıkanlar, yolumda eziyet görenler, savaşanlar ve öldürülenlere de andolsun ki günahlarını elbette örteceğim. Allah katında bir mükafat olmak üzere onları içinden ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Mükafatın en güzeli Allah Katındadır.” Son olarak Kuran-ı Kerim’de cehennemden “orası ne kötü bir yataktır” cümlesi ile tekrarla bahsedilmektedir. “Yatak” denilmekle orada cezalandırılanların ebedi kalacağını mı yoksa başka bir şey mi anlatılmaktadır? Allah sizlerden razı olsun. Nurlu güzel ellerinizden öperim. Ramazan Canpolat. Kastamonu’dan göndermiş.
ADNAN OKTAR: Estağfurullah. Biz kardeşlerimizin emrinde olan onların hizmetçisi olan bir kardeşiyiz inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Rableri onlara şu karşılığı verdi: Ben, erkek olsun, kadın olsun,
sizden hiçbir çalışanın amelini zayi etmeyeceğim.” Ne güzel Elhamdülillah. “ Sizler birbirinizdensiniz.” Dostsunuz, kardeşsiniz. “Hicret edenler”, mecbur olur Allah için bir yere gider ,”yurtlarından çıkanlar, yolumda eziyet görenler” Mehdi ve talebelerinin hep karşılaşacağı olaylar, “savaşanlar” yani savaşma Allah yolunda mücadele, gayret; “ve öldürülenlerin de andolsun günahlarını elbette örteceğim.” Ne güzel Elhamdülillah bak şehitlerin böyle bir avantajı da var, günahları bağışlanıyor değil mi. Net cennete gidiyorlar. Bak dehşet olay. Dehşet demeyeyim, Allah affetsin. Şahane! Durduk yere cennete gidiyorlar. MaşaAllah tek bir kurşun, cennete. Askerlerimiz yiğitlerimiz hep öyleler inşaAllah. Sorgu da yok, hepsi örtülüyor, bütün günahları örtülüyor. Direk cennete yani maşaAllah. “Allah katında bir mükafat olmak üzere onları içinden ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Mükafatın en güzeli Allah Katındadır.” En güzel mükafat da zaten Allah’ın rızasını kazanmaktır. Onu kazandın mı deli aşık olursun zaten. Kazanmasan da yani Cenab- ı Allah “Ben senden memnun değilim” dese de biz gene deli aşık oluruz. Cehenneme de koysa yine deli aşık oluruz. Tabii, her zaman inşaAllah. İnşaAllah. Ama deli aşıklar hep cennettedir yani ben hükmen söylüyorum inşaAllah. Cehenneme girersek de Allah’ı tekbir ederiz, değil mi. Veysel Karani gibi böyle inşaAllah. Ama hiçbir deli aşık asla ve asla cehenneme gitmez. Asla. Hiçbir samimi mümin asla cehenneme gitmez. Onun bir sırrı vardır, daha önce anlattım inşaAllah. Cehennem Müslümana haramdır. Samimi Müslümana haramdır yani mümkün değil. Allah’ın adaletine uymaz. Mümkün değil yani inşaAllah.
Müddessir Suresi. Rahman Rahim olan Allah'ın adıyla. “Ey bürünüp örtünen”, Peygamber Efendimiz(sav)’e yönelik bir ayet tabii ama işari manası ahir zamana bakan: Mehdi , Allah tarafından perdeler ile örtülüyor şu an ve insanlar o yüzden göremiyorlar. Gizleniyor; zaten özelliğidir yani gizlenmesidir. Hz. Yusuf gibi, Hz. Musa gibi bir özelliği olacaktır. “Kalk (ve) bundan böyle uyar.” Başla tebliğe diyor Cenab-ı Allah. Ebcedleri harikadır bu ayetlerin MaşaAllah. Tam ahir zamanı verir inşaAllah. “Rabbini tekbir et (yücelt)”. Mehdi İstanbul’u Roma’yı ne ile fethedecekti?
OKTAR BABUNA: Tekbirle.
ADNAN OKTAR: Tekbirle. Ne diyor Cenab- ı Allah “Rabbini tekbir et”. Allah’ı anarak fethi devam ettir inşaAllah. “Elbiseni temizle.” Tertemiz giyin, tertemiz ol. Üstün başın tertemiz olsun diyor. Mehdi’nin bir özelliğidir biliyorsunuz elbiseleri parlar diyor hadiste, kıyafetleri parlar diyor. “Pislikten kaçınıp-uzaklaş.” Nerede pislik adam varsa, nerede pislik bir ortam varsa oralardan gidecek Müslüman, değil mi? Ahlaksızdan, itten, kopuktan uzak duracak İnşaAllah. “Daha çok istekte bulunmak için iyilik yapma.” Sadece Allah rızası için yap sadece. Halisane ve samimi ol diyor Cenab-ı Allah. Herkes için tabii bu açıklama. “Rabbin için sabret.” Çok zor dönemlerden geçeceksin ama sabırlı olacaksın. Mehdi’nin özelliklerini nasıl sayıyor Said-i Nursi; sabır, metanet ve cesaret, değil mi inşaAllah. “Çünkü o boruya (sur'a) üfürüldüğü zaman, İşte o gün, zorlu bir gündür”; hemen bakın kıyametten bahsediyor, demek ki aynı zamanda kıyameti de anlatan bir yönü var, ahir zamanı anlatan bir yönü var. “Kafirler içinse hiç kolay değildir.” Tabii maşaAllah, Elhamdülillah. Tabii demeyim de öyle denmez tabii diye Allah affetsin. Açık öyle olduğu. “Kendisini tek olarak (ve yapayalnız) yarattığım (şu adam)ı Bana bırak”; İnşaAllah bu da Deccaliyete bakıyor. İnşaAllah. “Ki Ben ona, 'alabildiğine çok mal (servet) verdim. Göz önünde-hazır çocuklar (verdim). Ve sayısız imkan ve fırsatları önüne serdim.” Ahir zamanın deccallerinin de özelliğidir. Allah bol nimet verir, fakat o nimetlere şımarır, Allah’a hamdetmez, şükretmez, onun Allah’tan olduğunu bilmez. Kendine ait zanneder. Çocuğu kendi yarattı, malı kendi yarattı zanneder. “ Sonra, daha arttırmam için tamah eder .” Daha hala ısrar eder daha da hırs yapar diyor Allah. “Hayır; çünkü o, Bizim ayetlerimize karşı 'kesin bir inatçıdır’." İnatçı ne demektir biliyor musunuz? Gerçeği anladığı halde direten. Bir kısım Darwinistler böyle mi, gerçeği anladığı halde diretiyor değil mi? Evet. “Onu alabildiğine sarp bir yokuşa süreceğim.” diyor Cenab-ı Allah. Çok zor bir ortama sokacağım diyor onu. “ Çünkü o, düşündü ve bir ölçü tespit etti. Kahrolası, nasıl bir ölçü koydu?” diyor 19. ayette. Yani Kuran’ı kendi cahil kafasıyla yorumluyor o zamanki sahtekar bir münafık. Bakıyor, şurada eksiklik var, burada eksiklik var (haşa) ayette.
SUNUCU: Haşa.
ADNAN OKTAR: Sonra hepsinin mucize olduğu anlaşılıyor, hepsinin harika olduğu anlaşılıyor. Şimdi de var asrımızda da var, söylüyorlar açık diyoruz nefesi kesiliyor, açık diyoruz nefesi kesiliyor, değil mi? Mesela Dünya’nın yuvarlak olduğunu anlatan bir ayet var. Bakıyor anlayamıyor. Fakat kelime kökenine baktığında Allah’ın mucizesini görüyor. “ Yine kahrolası, nasıl bir ölçü koydu?” Bakın 19, 20 ‘de sürekli Allah tekrar ediyor. Neyse bu uzun bir sure, bu kadar yeter bu İnşaAllah.
71-80
SUNUCU: Merak edilen bir soru var. Geçen günkü röportajınızda iki yanımızda olan yazıcı meleklerden bahsetmiştiniz. Yazıcı meleklerin varlığını bilmemizin Allah’ın rızasını, rahmetini ve cennetini kazanmamız için, dikkatimizn açık olmasında çok büyük olumlu etkisi olduğunu, imanlı bir insan için büyük bir müjde olduğunu düşündüm. Dikkatim daha da açıldı, çok şükrettim. Hocam gün boyunca dikkatimizin açık olması için neler tavsiye edersiniz?
ADNAN OKTAR: İradesini kullanacak. Beynimizin içinde şu kadarcık yerde, böyle üç boyutlu rengarenk bir hayat görüyorsak şimdi biz nasıl sakin olabiliriz böyle bir durumda. Arpa kadar bir yerin içinde bir insanın yaşadığını düşün. Ama sonsuz, alabildiğine geniş görüyor alemi. Değil mi? Geziyor, mağazalara gidiyor, yiyor, içiyor bu kadar yerin içerisinde. Bu nedir? Bu durumda bir insan sakin olabilir mi? Güzel sesler duyuyor, güzel kokular duyuyor ve mükemmel yaşıyor. Onu yaratan Allah’ına karşı kul, heyecanla, şevkle, muhabbetle bağlantı içinde olur ve Allah’a karşı coşkun bir sevgi duyar ve bu kesilmez. Allah zaten dikkatimizi açık tutacağımız şekilde bizi yaratmış.
Oktar’ım sen anlat bir şeyler.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah. İman hakikati olur mu?
ADNAN OKTAR: Anlat evet.
OKTAR BABUNA: Bu nemli ortamlarda, hiç rüzgar olmayan Amazon ormanları. Buradaki bitkilerin, ağaçların önemli bir özelliği var. Şimdi tohumları bakın şimdi göreceksiniz, mükemmel bir şekilde yaratılma söz konusu. Allah yaratmış. Tam bir planör gibi bakın. O kadar düzgün kanatlarının özelliği, ağırlığını taşıyacak şekilde tohumu uzaklara taşıyor. Böylece ağaçtan düşen tohumlar ağacın dibine değil, çok daha uzaklara, ki hiç rüzgar olmamasına rağmen, bakın havada en ufak bir rüzgar yok, kayarak gidebiliyor. Tasarımdaki mükemmellik.
ADNAN OKTAR: Jet uçağı gibi gidiyor.
OKTAR BABUNA: Evet. Yani çok özel bir tasarım, milimetrik bir tasarım var. Taklit edilecek şekilde, 21. Yüzyılda uçaklara uyarlanabilecek şekilde. MaşaAllah bir yaratma, Allah’ın muazzam yaratma sanatı. Şimdi bakın, bir başka yaratılış mucizesi göreceksiniz.
ADNAN OKTAR: Tek tek bırakıyor değil mi ana santralden.
OKTAR BABUNA: Evet tek tek bırakıyor. Bu şekilde her yere bırakabiliyor tohumlarını havada kayarak gidiyorlar. Milyonlarca yıldır bu şekilde. Biliyorsunuz uçak kanatları, insanın son zamanlarında ortaya çıkan teknolojik gelişmeler bunlar. Bu planör tohum. Şimdi bakın birazdan göreceğiz.
SUNUCU: Hocam motoru var gibi tamamen uçuyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bunlar da helikopter tohumlar bakın görüyorsunuz tam bir helikopter şeklinde. Mükemmel şekilde bu şekilde uçarak gidiyorlar bunlarda.
ADNAN OKTAR: Yani şahane.
OKTAR BABUNA: Tabii tam helikopter şeklinde, mükemmel tasarlanmış. Döne döne hareket ediyor. Bir eğim gerekiyor, milimetrik bir eğim gerekiyor dengesini bozmayacak şekilde ve ağırlığını taşıyacak şekilde. Tam o şekilde yaratılmış. Onlar da döne döne uçuyorlar bu rüzgar olmayan ortamlarda. Uzaklara taşıyabiliyorlar tohumları. MaşaAllah. Tabii bu Allah’ın yaratma sanatı çok açık. Bir helikopter gördüğü zaman kimse bunu tesadüfen olduğuna inanmıyor. Ama burada tohumlar milyonlarca yıldır ağaçların kenarlarından bakın yine aynı şekilde... Döne döne bakın, farklı şekillerde, hepsinin ayrı özellikleri var.
ADNAN OKTAR: Dans eder gibi. Buz da paten yapar gibi.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah bu şekilde uzaklara taşınabiliyorlar.
ADNAN OKTAR: Anlat Oktar. Sen bayağı bir şey var sende.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Başka var inşaAllah. Bu şeyden bahsetmiştik, onu göstermek uygun olur mu Hocam? Bu Baphomet, Lucifer şeytana tapanlar.
ADNAN OKTAR: Tabii tabii şu mason olayına bir girelim. Bu önemli hakikaten ona çok az girdik biz.
OKTAR BABUNA: Masonların şeytanı nasıl çağırdıkları masonik kaynaklardan. Baphomet bakın şeytanı tasvir etmişler bunlar.
ADNAN OKTAR: İşte iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün taptığı varlık bu. İddia edilen Ergenekon Örgütü’ünün de sembollerinden bu.
OKTAR BABUNA: Bu da kara büyüde kullanılan Seforod çizimi. Aynısıyla bakın masonik dizilimde birebir taklit etmişler bakın görüyorsunuz. Kara büyü de kullanılan Seforod çizimini, masonik kaynaklarda birebir taklit ediyorlar bu şekilde.
ADNAN OKTAR: O loca başkanı şu bu falan, nerelerde oturacağına dair değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet evet.
ADNAN OKTAR: Başkan, üyeler, şu bu falan.
OKTAR BABUNA: Kara büyüden almışlar yani kaynağını.
ADNAN OKTAR: Evet.
OKTAR BABUNA: Bu da yine aynı şekilde Lucifer dedikler şeytanı iki isimle adlandırıyorlar; Baphomet ve Lucifer. Lucifer’de yine aynı şekilde şeytani çizimleri burada görüyoruz.
ADNAN OKTAR: Bunlar aslında cin şeytanlar. Bu şekilde onlara görünüyorlar yani şu şekilde, ki tarife de uygun. Yani şu ayakları hakikaten konik oluyor, yere doğru, cin şeytanlar. Aslına uygun. Onu gördüklerinde bunların nefesi kesiliyor. Ona haşa Allah gibi iman ediyorlar. Yani ne derse yapıyorlar. Allah onlara kabuk gibi bağlattırıyor şeytandan Allah’a sığınırım ayette.
OKTAR BABUNA: Evet bu tefekkür hücrelerinden bahsetmişler Hocam. Tefekkür hücreleri bakın bu şekilde tefekkür hücrelerinde, kurukafayla yalnız başlarına koskoca adamlar kalıyorlar.
ADNAN OKTAR: Tuz da bulunuyor bulundukları yerde. Karanlık bir odaya alıyorlar bunlar. Gerçek insan kafatası koyuyorlar, tuz da var, bir ışık da var, karanlık bir yer. Sonra bunların o tefekkür hücresinde boynuna ip doluyorlar. Normal urgan, kafasına da torba geçiriyorlar. Veyahut kafasıyla gözünü kapatıyorlar şöyle. Dizini de soyuyorlar, yukarıya kadar sıyırttırıyorlar. Yerde apallıyarak adamı, 30 metre 40 metre koyun çeker gibi götürüp, meşrik-i azamın önüne kadar getiriyorlar.
SUNUCU: Çok ilginç Hocam gerçekten.
OKTAR BABUNA: Bunlar da loca görüntüleri. Localar da böyle.
ADNAN OKTAR: İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün asıl yapısı bu şekilde yani masonlukla bağlantılıdır.
OKTAR BABUNA: Bütün ritüelleri de aynı zaten bu eski büyü Mısır’dan kalma, putperest dinlerden kalma.
SUNUCU: Şu anda durumları ne Hocam? Masonların çok fazla yaptırım güçlerinin olduğu bir dönem değil herhalde şu anda. Gitgide sizin de sayenizde, katkılarınızla zayıfladırlar Hocam. Çok korkulası bir topluluk değil herhalde?
ADNAN OKTAR: Şimdi bunlar zaten masonlar gariban takımı bunlar. Asıl Amerikan, İngiliz, Fransız masonluğu çok önemlidir. Onlar burada asıl faaliyet yapıyorlar. Bunların dünyadan haberi yok, Türkiye’dekilerin öyle bir şeyi yok. Fakat iddia edilen Ergenekon Örgütü masonik bir yapılanmadır. Yani mason örgütlenmesidir. Onları asıl kullandılar. O çok vahim. Yargıda çok yapılanmış durumdalar. Yani yargıdaki pervasızlıklarını görüyorsunuz. Acayip küstah üslupları. Acayip pervasızlar yani müthiş bir şımarıklık. Çünkü 150 yıldan beri yapılanmaları devam ediyor.
OKTAR BABUNA: Hocamız, siz Hocam masonluğun dine bakış açısını anlatmıştınız. Bazı alıntılar var okuyalım mı onları?
ADNAN OKTAR: Evet.
OKTAR BABUNA: Türk mason localarının 1923’de yayınladığı meşrik-i azam zabıtlarında sapkın felsefeleri bakın şöyle ifade ediliyor; Haşa, “Biz artık Allah’ı hayat gayesi olarak tanımayacağız, biz bir gaye yarattık, o gaye Allah değil beşeriyettir.”.
ADNAN OKTAR: Masonluğu ana umdelerinden. İddia edilen Ergenekon Örgütü’nünde aynı anayasası gibi bunlar.
OKTAR BABUNA: “Gezegenimizin ilahı ve tek ilah şeytandır” Madame Petrovna Blavatsky “Gezegenimizin ilahı ve tek ilah şeytandır” diyor.
ADNAN OKTAR: Şeytanı da gördünüz işte. Bunların kendi medyumları da var. Bu işe kendini adamış şeytanla bağlantıya geçebilecek tipler localarda. Ama asıl Amerikan masonluğu bu işin içinde yani Fransız masonluğu ve İngiliz, İrlanda da özellikle çok güçlüler yapılanma olarak.
OKTAR BABUNA: Yine bir masonik kaynak, Mimar Sinan dergisi’nde “Bir dinin tesirinden kala kendini kurtaramayan, masonik prensip ve hakikatleri kavrayamayan masonların bol miktarda mevcudiyeti çok üzücüdür”.
ADNAN OKTAR: Yani bizim gariban masonlar camide namaz kılıyorlar. Onlar da üzülüyorlar. Daha hala dinin etkisinde adam diyor, niye hala dinsiz olamadılar diyor.
OKTAR BABUNA: Bu gördüğümüz Lucifer vardı şeytan çizimi bakın diyor ki, masonik kaynaklarda Lucifer’in tanımı yapılmış, “Lucifer ilahi ve dünyevi bir ışıktır, kutsal hayalet ve şeytandır.”
SUNUCU: Açıkça söylüyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Kutsal emanet evet. Biz değil adamların kendisi söylüyor bunu.
SUNUCU: Evet itiraf ediyorlar.
OKTAR BABUNA: “Aydın Lucifer yani şeytan, kutsal ruhtur fiziksel anlamda Lucifer ise evrendeki manyatizmanın en büyük etkenidir.” Mason yazar Eliphas Levi.
ADNAN OKTAR: Bakın manyetizma zaten Deccalin’de özelliğidir yani manyetizma özelliği vardır diyor Said Nursi hazretleri Deccaliyetin”. Bakın oda manyatizmadan bahsediyor. Tabii.
OKTAR BABUNA: Bir kaynaktada Arthur Edward isimli bir yazar diyor ki, “Lucifer şeytan’ın ta kendisidir. Bundan da öte Lucifer’e tapan gizli örgütlerin Anti-Christ oldukları öylesine açıktır ki Hristiyanlığın her mezhebi onun karanlığa ve şeytana tapınmak olduğunu kabul etmek zorundadır.”
ADNAN OKTAR: Yani Deccal sistemidir diyor Lucifer işte ahir zamandaki Deccaliyetin asıl kaynağı yöneticisi şeytan oluyor, ve onlarda Darwinizm’i, materyalizmi, komünizmi, faşizmi iddia edilen Ergenekon Örgütü’ne onları örgütlüyorlar.
SUNUCU: Temeli buradan başlıyor yani Hocam.
ADNAN OKTAR: Var mı başka masonlukla ilgili belgelerin?
OKTAR BABUNA: Var Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Paçası sıyrılı bir adam var sürekli o duruyor, göstersene.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah, şimdi bu sembollerin de... Bakın her birinin bir karşılığı var bakın, masonların aldıklarının sembollerinin mesela ışık saçan kılıç sembolü yani bunu tabii muharrif kaynaklardan almışlar. Masonluktaki yeri, Hiram usta mesela sembol, Hiram Usta heykeli “adayın yaşadığı bizzat hirami temsil ettiği Hiram efsanesi bakış görmenin oyunudur” Bunların her birinin eski Mısır kaynaklarından başka kaynaklardan aldığı ritüellerin mutlaka masonlukta bir yeri var, yani pagan kültürlerden almışlar kaynaklarını.
SUNUCU: Yine çok eskilere dayanıyor Hocam değil mi?
ADNAN OKTAR: Evet.
OKTAR BABUNA: Tabii bu ne kadar eskilere dayandığını da gösteriyor aynı şekilde.
ADNAN OKTAR: Ama resimler o kadar net değil net olan resimlerin varsa bir daha ki sefere...
OKTAR BABUNA: İşte bu semboller işte meşhur sembolleri.
ADNAN OKTAR: Bu iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün bayrağında da aynısı var şu sembol. Bu da masonların ünlü sembolü. Pergel, iletgi.
OKTAR BABUNA: Bakın büyü, burada görüyorsunuz masonların mistik öğretileri, nasıl büyü yapıldığını gösteren.
ADNAN OKTAR: Şeytan çağarmalarını gösteriyor, şeytan...
OKTAR BABUNA: Toprağın altından ve suyun içinden cin ve şeytanların çağırılmasını temsil eden tabloları masonların.
SUNUCU: Evet çok ilginç ve çok ürkütücü gerçekten görüntüler.
OKTAR BABUNA: Aynı şekilde bakın büyü ile ilgili...
ADNAN OKTAR: Eski Mısır... Taa o zamanlarda var masonluk.
OKTAR BABUNA: Büyücü Hermes’in ünlü Mısır bilimcisi Berzoni tarafından bulunmuş eski Mısır mason önlüklü figürü. Tam Mısırlılardan, Pagan kültürlerden alınma.
SUNUCU: Ufak reklam aramız var Hocam. Reklamlardan sonra devam edelim inşaAllah…
Evet değerli izleyenlerimiz reklamların ardından bu samimi ve içten sohbete kaldığımız yerden devam ediyoruz inşaAllah. Hocam bir maille başlamak istiyorum yine çok güzel maillerimiz var elimizde müsadenizle.
ADNAN OKTAR: Estağfurullah buyurun tabii ki.
SUNUCU: “Hocam Türkiye Haham başısı İshak Haleva, İstambul Rum Patriği Bartelomous ve İstanbul müftüsü Mustafa Çarıcı kriz sonrası dünyaya ortak mesajlar verdiler. Üç dini lider kirizin asıl sebebi ahlaki yoksulluk, artık Allah’a kulak verelim diye konuştular. Üç din adamı da krize bitmek bilmeyen tüketim tutkusu, kazanma hırsı ve zengin yoksul arasındaki adaletsizlikle ahlaki çöküşün sebep olduğu görüşündeler. Paylaşmanın, Allah’a kulluk etmenin, Allah’ın emirlerine uymanın, bencil olmamanın, birlik ve sevgi içinde olmanın üzerinde duran üç dini lider, çok güzel mesajlar verdi Hocam. Hahambaşı Haleva bu krizden destek çıkartarak Allah’ın istediği ahlak anlayışı el birliği ile oluşturmamız gerektiğini belirtti. Hocam Allah’ın bu krizi yaratmasındaki bir hikmetde bölünen, bencilleşen, ahlak anlayışı bozulan dünya insanlarının bencillik, dünya hırsı, sevgisizlik gibi özelliklerinden kurtularak, birlik olmalarını sağlamak olabilir mi?” demiş Levent Kaleli Hocam Şanlıurfa’dan.
ADNAN OKTAR: İşte ahir zamanın en açık gelişmelerinden bir tanesi. Krizin sebebinin Darwinizm olduğu, dinden uzaklaşmak olduğu her haliyle ortaya çıkmaya başladı. Buradaki ifadelerden bunu çok görüyorsunuz. Din adamlarının da, resmi görevlilerin de bunun farkında olduğunu görüyoruz. Demek ki bu teşhisimiz tammış, doğruymuş. Hadislerin ifadesi de budur. Ama kurtuluşa doğru da gidiyoruz inşaAllah. Tek çözüm, Kuran ahlakının dünyaya hakim olmasıdır. Yani Türk-İslam Birliği inşaAllah.
SUNUCU: Akşamki programı yine Hocam izlemişler ve hayretle izleyen birçok izleyicimiz var yine. “Selamünaleyküm Hocam”
ADNAN OKTAR: Aleykümselam.
SUNUCU: “Kusurları gören değil kusurları örtenlerden, teselli arayanlardan değil teselli verenlerden, anlayış bekleyenlerden değil anlayış gösterenlerden, yalnız sevilmeyi isteyenler değil sevenlerden de olmamıza yardım et Rabbim”, diye bir dua ile katılmış programımıza.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. MaşaAllah.
SUNUCU: “Cuma akşamki programınızı hayretle izledim, hiç fosil olmadığı halde ya bir gün çıkarsa diyorlar. 300 milyona yaklaşan fosillere ise ne olmuş diyorlar, hayret Hocam. Size sormak istediğim soru şu; 2012’de ağır ağır insanların şuurumu açılacak yoksa aniden bir şey olup hızlı bir değişim mi yaşayacağız bunu çok merak ediyorum. Allah yar ve yardımcınız olsun” demiş Yasemin Çuvadar kardeşimiz.
ADNAN OKTAR: Maddenin hakikatini anlayacaklar maddenin farkında değiller yani insanlar böyle nasıl söyleyeyim mercimek gibi bir yerde yaşıyorlar aslında. Yani toplam mercimek kadardır. Bunun farkına vardı mı bir insan, bir boyuta geçmiş olacak, bambaşka bir aleme geçmiş olacak. Yani dışarda madde karanlık diyoruz, saydam diyoruz, bunun farkında değiller. Dışarıda renk yok renk de, ışık da, sertlik algısı da, hepsi beyinde oluşuyor. Sertliğin oluşmasının sebebi ne Oktar Hocam? Biz elimizi koyduğumuzda masaya dokunabiliyor muyuz?
OKTAR BABUNA: Dokunamıyoruz.
ADNAN OKTAR: Niye dokunamıyoruz?
OKTAR BABUNA: Elektronlar birbirlerini itiyorlar zaten atomlar.
ADNAN OKTAR: Hiçbir şekilde dokunma diye bir olay olmuyor. Yani bu hissin sebebi nedir? Bir daha anlat bakalım.
OKTAR BABUNA: Evet elektronların birbirlerini itmesi, atomların birbirlerini itmesinden kaynaklanıyor. Zaten hiçbir zaman değmiyorlar birbirlerine.
ADNAN OKTAR: Mesela bu bilinmiyor.
SUNUCU: Evet bilinmiyor Hocam gerçekten.
ADNAN OKTAR: Mesela Güneş hakikaten sıcak zannediyorlar. O algı yani biz onu öyle algılıyoruz. Yani ısı, titreşim maddeye çeşitli etkiler yapıyor ama yanma hissi veya soğukluk hissi beynin yorumu, beyin öyle yorumluyor. Dışarda öyle bir his yok değil mi? Renk yok, ışık yok dışarıda. Beyin renk ve ışığı meydana getiriyor. Bunların farkına varacak insanlar yani kendi beyininin içinde yaşadığını görecekler. Yani bütün hayatını mercimek kadar yerde yaşadıklarını görecekler, anlayacaklar. 2012’nin özelliği budur. Ne olacak da olacak zamanı gelince ne demek istediğimi anlarlar.
SUNUCU: Zamanı gelince görürüz Hocam.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam anlat bir şeyler.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah bir iman hakikati göstereyim mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Evet.
OKTAR BABUNA: Şimdi bu, büyük bir sinek görüyoruz burada bu gördüğünüz sinek. Bunun bebeklerini ineğin üzerine bırakması gerekiyor. Derinin içinde büyüyebiliyor bunun bebekleri, derinin altına hatta yerleşiyor, oradaki o ineğin derisindeki salgılarla da besleniyorlar. Fakat büyük sinek olduğu için inek bunun hemen farkına varıp üzerinden kovabilir. Bunun için muazzam bir metod izleyecek bakın göreceksiniz. O bebeklerini başka bir sineğin üzerinde ineğe gönderecek bakın. Biraz daha başa alayım pardon. Başka minik bir sineğin üzerinde ineğe göndercek inek bunun farkına varıp kovalamasın onun üzerine yerleştirsin diye fakat harikülade bir yöntem gerçekleştirecek burada bakın bu minik sineği yakalayacak birazdan göreceğiz hep birlikte, bu büyük sinek. Nitekim yakaladı, bunu alıyor o sineği uygun bir pozisyona getirerek onun karnına kendi yumurtalarını, 30 kadar yumurtayı, bir yapışkanla yapıştırıyor sineğin uçabileceği kadar. Bakın bir kaç saniye içersine 30 tane yumurtayı sineğin üzerine monte ediyor bu sineğin. Ufak sineğin üzerinde görüyorsunuz burada ve bunu özel bir yapışkanla yapıştırıyor düşmesinler diye. Nitekim sinek de biraz sonra kalkıyor. Vücudunun üzerindeki bu bakın görüyorsunuz yumurtaları bakın hiçbir şekilde kurtulamıyor bunlardan. Biraz sonra gideceği yere orada çayırda otlayan ineklerin üzerine gidecek o yumurtaları da birlikte götürecek. Bakın nasıl yerleşeceğini biraz sonra göreceğiz. Kalktı, büyük bir yolculuk yapıyor. Biraz sonra gidip oradaki otlayan hayvanların üzerine konacak. Nitekim kondu, evet, ufak olduğu için ineği rahatsız etmiyor, inek o büyük sinekten çok büyük rahatsızlık duyardı. İneğin üzerindeyken onun teniyle besleniyor. Orada kendisi de besleniyor. Bu arada vücudunda bulunan, bakın görüyorsunuz terini emiyor, vücudunda bulunan yumurtalardan o sineğin bebekleri çıkıyor, larvaları, ineğin üzerine düşüyor. Özel kancaları var bunların üzerinde ve ineğin derisinin altına yerleşecekler. Nitekim görüyorsunuz; düşen larvalar, otuz kadar yumurtadan düşen larvalar ineğin üzerindeki, derisinin üzerine, altına yerleşiyorlar.
ADNAN OKTAR: Çocukları önce bir uçağa bindirdi, yolcu etti. O havaalanında indi çocuklar değil mi? Öyle görünüyor evet.
OKTAR BABUNA: Kaç aşamalı muazzam bir akıl ve yaratılış var. Allah’ın, Kebir olan Allah’ın yaratma sanatı. Bakın ineğin nitekim derisinin altından da daha sonra çıkıyorlar, büyümüş olarak yere düşüyorlar ve onlardan da yeni sinekler oluşuyor, büyük sineklerden oluşuyor.
SUNUCU: Gerçekten çok büyük bir mucize.
OKTAR BABUNA: Onları başka bir sineğe, o sineğin nereden ineği koruyacağını, kendisi konarsa ineğin nereden rahatsız olacağını, başka bir sineğe koyması gerektiğini, bir yapışkanla özel olarak tutturuyor onları, alıyor vücuduna değil mi, karın bölgesine tutturduğu...
ADNAN OKTAR: Yalnız Darwinistler dikkatli dinlesinler, rica ediyorum.
OKTAR BABUNA: O da ineğe gidiyor, tam o sırada yumurtalardan çıkan larvalar ineğin üzerine düşüyorlar, ineğin derisinin altına yerleşiyorlar, büyüyünce deriden çıkıp düşerek sinek haline geliyorlar.
ADNAN OKTAR: Yani şimdi Darwinizm’in açmazlarından bir tanesi daha.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Değil mi?
ADNAN OKTAR: Hayvanın içine değil mi? Bir kere sineğin gelişmesi için ineğe ihtiyaç var.
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Değil mi?
ADNAN OKTAR: Bir kere sineğin gelişmesi için ineğe ihtiyaç var, değil mi? Bir sineğe daha ihtiyaç var.
OKTAR BABUNA: Bir sineğe daha ihtiyaç var. Yapışkana ihtiyaç var.
ADNAN OKTAR: Yapışkana ihtiyaç var.
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR: Değil mi? Kargoya önce onu yüklüyor çoluğu çocuğu.
SUNUCU: Evet yapıştırarak yolladı ve yerine ulaştı. Gerçekten mükemmel bir sistem.
OKTAR BABUNA: Evet. Bir tane daha var. Bakın burada gördüğünüz gibi. Şimdi tohumlara, bitkilerdeki tohumları doğaya düştüğünde hemen fareler yiyebiliyor. Bunun için bitki özel bir sistemle donatılmış. Tohumun bir kısmına, baş kısmına özel bir bölüm yerleştiriyor. O özel bölüm de karıncaların ilgisini çeken bir bölüm, onların beslenebildiği. Karıncalar da tohumu, sırf o ucundaki kendi beslenecekleri bölümden dolayı yuvalarına güvenli ortama götürüyorlar. Bakın götürüyorlar.
ADNAN OKTAR: Büyük bir gayretle.
OKTAR BABUNA: Evet, sadece o kısmıyla ilgileniyorlar ama karıncanın ilgisini çeken bölüm. Onu yiyip bitiriyorlar, tohuma hiç dokunmuyorlar. Tohum da orada rahatça güven altında, toprak altında, güven altında yeşeriyor, içinden bitki çıkabiliyor. Bakın burada da kaç aşamalı bir plan var: Bitki tohum üretiyor, tohumu kendi haline bıraksa doğada mutlaka onu bir fare veya bir kemirgen hayvan yiyecek. Sırf onun için özel bir madde sürüyor, o özel madde de karıncaların sevdiği bir besin. Karıncalar da o besinden dolayı tohumu alıp sürükleyerek kendi yuvalarına, güvenli olduğu ortama götürüyorlar. Orada sevdikleri bölümü yiyorlar, tohum da rahatlıkla büyüyor onun içinde.
SUNUCU: Tohuma dokunmuyorlar hiç.
OKTAR BABUNA: Dokunmuyorlar, çünkü Allah’ın yaratma sanatı inşaAllah. Bitkinin çünkü böyle bir şeyi bilmesine imkan yok. Milyonlarca yıldır bu şekilde neslini devam ettirebiliyor bitki de.
ADNAN OKTAR: Senin daha önce anlattığın çok güzel konular vardı. Onlar bir kere anlatıldı, tek bir kanalda anlatıldı. Pazar günü bütün Türkiye’ye yayın yapıyoruz adeta, değil mi?
SUNUCU: Evet, evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Çünkü 60 değil, 2 tane de çünkü canlı yayın yapan, uydudan yayın yapan var, toplam 61 ve radyodan da yayın yapan, onun için.
SUNUCU: İnternet sitelerimiz var.
ADNAN OKTAR: Evet, internet siteleri var. Daha geniş çapta duyulması için onları bir daha, bir ara tekrar anlatırsan, bugün değil de bir dahaki sefere, onları bir düzenle.
OKTAR BABUNA: Tamam inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Varsa anlatacağın başka bir şey; anlat.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Daha önce gösterdiğim, gene bir iki kanalda gösterdiğim bir iman hakikati vardı, göstereyim mi onu tekrar bugün?
ADNAN OKTAR: Evet. Çok şeker ama adamların.
OKTAR BABUNA: Şimdi bu bir gelincik. Bakın gelincik tavşanları avlamak istiyor. Tavşan da ondan irice fakat normalde yakalaması mümkün değil. Bunun için çok özel bir taktik geliştirmiş. Geliştirmiş derken Allah’ın tabii ilhamıyla inşaAllah, emriyle yapıyor bunu. Garip ve saçma sapan hareketler yapmaya başlayacak. Bakın tavşanın üzerine giderse tabii tavşan doğal olarak kaçıyor hemen. Bunun için bakın garip bir dans şekli geliştirmiş böyle; sıçrıyor, atlıyor, ters dönüyor. Tavşanlar da bunu seyretmeye başlıyorlar, çok ilgisini çekiyor tabii tavşanın. Önünde gelincik bakın gördüğünüz gibi giriyor, çıkıyor, geri yatıyor, kalkıyor.
ADNAN OKTAR: Ama süper sevimli onlar.
OKTAR BABUNA: Tavşan da kilitlenmiş olarak bu gelinciklerin bu hareketlerine bakmaya başlıyor fakat bakarken adeta hipnoz oluyor. Bakın gözlerini ayıramamaya başlıyor bir müddet sonra. Fakat gelincik de bu hareketleri yapa yapa ustaca yaklaşıyor, çok ağır hareketlerle bakın tavşanın üzerine doğru gidiyor. Tavşan kilitlendi şu anda tam hipnoz durumuna geldi.
SUNUCU: Hareket edemiyor artık.
OKTAR BABUNA: Bakın yaklaştı, yaklaştı, yaklaştı ve bu şekilde tavşanı avlıyor böyle hipnoz ederek ve yakaladı.
SUNUCU: Böyle saati sallarlar ya hani bizim filmlerde gösterilen hipnoz etmek için böyle hızlı hızlı.
ADNAN OKTAR: Evet, evet.
SUNUCU: O şekilde hareketlerle karşısındaki tavşanı hipnoz ediyor gerçekten.
ADNAN OKTAR: Ama tavşan da tam tavşanlık yapıyor. Tehlike burnunun dibinde belli. Biraz da lakayt yani. Herhalde biraz da onun vücut cesametinin küçüklüğünden de öyle onu takmıyor olabilir yani önemsiz bir şey zannediyor. Ama risksiz görünüyor anladığım kadarıyla değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Evet oradan anlamıyor olabilir, evet. Evet, başka Oktar anlat.
OKTAR BABUNA: Hocam, dün değil evvelki günkü yayında bu çatışmadan bahsetmiştiniz. Çatışma teorisiyle ilgili, onunla ilgili alıntılardan konuşalım mı, bahsedelim mi tekrar?
ADNAN OKTAR: Tamam, kısaca söyle. Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla, şeytandan Allah’a sığınırım. “Ey örtüsüne bürünen” diyor Müzzemmil Suresinde de aynı şekilde yani gizlenen, değil mi? Cenab-ı Allah’ın gizlediği, ahir zamana bakan şekli yine Mehdi’nin gizlenmesi. “Az bir kısmı hariç olmak üzere geceleyin kalk.” Rivayette ne diyor? Mehdi gece faaliyet yapar diyor, değil mi? Gece görünür diyor inşaAllah. “Gecenin yarısı kadar ya da ondan biraz eksilt” ki Peygamber Efendimizin gece kalkma ibadetlerine bakan ayet fakat ben işari manası olarak söylüyorum, “veya üzerine ilave et ve Kuran’ı belli bir düzen içinde oku”. Demek ki gece Mehdi Kuran’dan ders yapacak, Kuran’ı anlatacak değil mi insanlara? İnşaAllah, ona işaret ediyor aynı zamanda. “Gerçekten senin üzerine oldukça ağır bir söz bırakacağız.” Vahiy bırakılıyor Peygamber’e ama Mehdi de vahyi anlatıyor inşaAllah. “Doğrusu gece neşesi etki bakımından daha kuvvetli, okumak bakımından daha sağlamdır.” Gece insanlar daha çok etkilenirler diyor Allah, daha zihinleri açık olur, daha dikkatlerini verirler diyor. “Çünkü gündüz senin için uzun uğraşlar vardır.” Said Nursi ne diyor? Vakit ve hal müsaade edemez diyor. Hayatın bütün yönlerinden çekilecek Mehdi, çok yoğun bir faaliyet içinde olacak, değil mi? Bizzat kendisi diyor, bu görevi yerine getirmeye vakti ve hali müsaade etmez diyor. Onun için hazır eserlerden istifade edecek diyor. “Rabbinin ismini zikret ve her şeyden kendini çekerek yalnızca O’na yönel.” Hayatın bütün yönlerinden çekil, sadece Allah’a yönel. Bu da yine Mehdi’nin bir vasfı, değil mi?
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR: Tamam, Oktar Hocam devam et şimdi.
OKTAR BABUNA: Darwinizm, Hocamız çok ayrıntılı olarak anlattı, nereye girse zarar getiriyor. Kan dökmeyi ve çatışmayı getiriyor, yani bu çok net çünkü Darwinizm’in içerisinde çatışma mantığı var; güçlü olan ayakta kalır, zayıf olan elenir gider. Darwin bunu getirmiştir, çatışma da ilerlemenin temelidir ve bu doğal olarak komünizmi ve faşizmi ve terörizmi meydana getirmiştir. Nitekim komünist liderlerin mesela sözleri var. Marx, Lenin, Mussolini bakın diyorlar ki, Marx diyor ki: “Eğer çelişme ve çatışma olmasaydı var olan her şey nasılsa öyle kalırdı”. Yani çatışma mantığını, kavga mantığını savunuyor. Lenin de diyor ki: “Gelişme, zıtların mücadelesidir.” Lenin devam ediyor: “Bazı kimseler bizi zalimliğimiz sebebiyle ayıpladıkları zaman bu kişilerin en basit Marxist prensipleri dahi nasıl unutabildiklerine hayret etmekteyiz.” Diyor ki Lenin: “Terörü prensip olarak hiç reddetmedik ve hiçbir zaman da reddetmeyiz.” Yani kan dökmeyi, çatışmayı ilerlemenin temeli olarak görmüşler.
ADNAN OKTAR: Amerikalılar da soruyorlar; bu terörün kaynağı ne acaba diyorlar. İslami terör, İslami terör diye bir şey yok, komünist terör var. Adamın nüfus cüzdanında İslam yazıyor, adam komünist, Darwinist ve materyalist ve kim eğitmiş? Siz eğitmişsiniz, Amerika eğitmiş. Yani bütün Amerikalı profesörler Türkiye’ye geliyorlar, Marxistlerin toplantılarına katılıyorlar, Darwinist propaganda yapıyorlar. Darwinistlerin yaptığı konferanslara hep Amerikalılar geliyorlar buraya profesörler, buraya kendileri çağırıyorlar, onlar anlatıyorlar tabii.
SUNUCU: Yani yaşamak için öldür mantığı oradan başlıyor.
OKTAR BABUNA: Tabii bu tabii bölücü terör oluyor. Bakın Lenin diyor ki; “Polisleri, askerleri devlet memurlarını öldürmek, devlet kurumlarında yangınlar çıkartmak, devletin hazinelerinden paraları almak, devrimci komünist güçler yenilmez silahlı bir güç olarak ortaya çıkmalı. İnsanları öldürerek, bombalıyarak, binaları havaya uçurarak korku yaymak ve bu şekilde toplumun üzerinde Kominist diktatörlüğünü teşkil etmek iktidara ulaşmamızın en önemli unsurlarındandır.”
ADNAN OKTAR: İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün yönteminin aynısı.
OKTAR BABUNA: Aynısı.
ADNAN OKTAR: Terör, bombalama aynı zamanda PKK’nın bir özelliği. Aynısı.
OKTAR BABUNA: Hitler de tabii aynısını söylüyor, o da Darwinist. Faşizmi, Darwinizm’in üzerine kuruyorlar. Irklar arası mücadele, çatışma biliyorsunuz “Mein Kampf” diye kitabı var, “Kavgam” tamamen Darwin’den esinlenmiştir. Kavgam kitabında çalışma mantığını, doğal seleksiyonu savunmuştur. Diyor ki Hitler, “Uluslar ancak Darwin’in yaşam kavgasına benzer şiddetli bir rekabetle gelişebilirler”. Dünyayı ne yaptı, kan gölüne çevirdi. 55-60 milyon insanın ölmesine sebep oldu Hitler. Mussolini de aynı şekilde, bakın diyor ki; “İmparatorluğunun zayıflamasını, evrimin en önemli itici gücü olan savaştan kaçmaya çalışmasına” bağlıyordu Mussolini. Bunlar tabi bu sebepten 350 milyon insan öldü. Yani bugün hala komünizmi savunmaları, faşizmi savunmaları bunlar doğal sonucudur Darwinizm’in. Darwinizm, bunların bilimsel temeli olduğunu iddia ediyordu Marx. Mesela Marx diyordu ki, Engels’e yazdığı kitapta, bu görüş diyor Darwin’in Evrim Teorisi için, bizim görüşümüzün doğa tarihi temeli oluşturmaktadır diyor. Yani bütün komünizmi Darwin’in görüşleri üzerine kurmuştu. Darwinizmin üzerine kurmuştur. Mao diyor mesela Çin sosyalizmi Darwin ve Evrim Teorisi üzerine kurulmuştur diyor. Bütün komünizm Darwinizm’in üzerine kurulmuştur. Faşizm aynı şekilde ırklar arası mücadeleyi savunan. Kapitalizm aynı şekilde bireyler arası mücadeleyi savunan, hepsi Darwinizm’in çarpık mantığını almış ve bu çarpık felsefeler üzerine uygulamış ve 350 milyon insan bu şekilde hayatını kaybetmiştir.
SUNUCU: Maalesef. Çok acı gerçekler.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah her şey güzele doğru gidecek ama bir memlekette en önemli şey, en önemli acil ihtiyaç Yargı.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani konudan konuya geçiyoruz, fakat çok önemli olduğu için söylüyorum. Yargının hem bağımsız olması, hem sorunlarından arındırılması için yargıda esaslı bir değişiklik yapılması, Avrupa normlarının hayata geçirilmesi çok önemli. İnşaAllah bu konuda hükümetin çok aceleci davranmasını çok istiyoruz. İnşaAllah. Mesela benim anlatmadığım bir konu var. Bizim arkadaşlarımız Ankara’da Yargıtay’ın bizimle ilgili olan konuları işte araştırmak için gittiklerinde Savcı ile görüşüyorlar. Diyor ki Savcı, “ben” diyor “dosyaya baktım”. “Bir suç unsuru yok” diyor “dosyada” diyor. Bu Yargıtay Savcısı, ve diyor “zaman aşımına girdiğini de görüyorum” diyor, “ama” diyor “üstüme bir baskı gelirse” diyor “benim çoluğum çocuğum var” diyor. Yani “ona dayanamayabilirim” diyor. Bakın şimdi eğer benim üstüme baskı olursa diyor, bunu arkadaşlarımıza söylüyor yani, üç arkadaşımızın yanında. Dayanamayabilirim diyor, çoluk çocuğum var, beni affedin, mazur görün diyor. Yani böyle bir baskının mevcut olduğunu biz eskiden beri biliyorduk ama böyle dillendirilmesi bizi çok şaşırttı.
SUNUCU: Evet hayret verici.
ADNAN OKTAR: Onun için yargı mensuplarına her türlü desteğin sağlanması gerekiyor ve mesela basının tehditlerinden de korunması gerekiyor. Mesela baronun adamları, malum, gidiyor Yargıtay’daki bir insana, selamun aleyküm, aleyküm selam, yahu diyor şu davaya bakıyormuşsunuz da diyor, ben bu adamı haksız görüyorum diyor, kendi kanaatim olarak tabii takdir sizin ama diyor. Şimdi ne yapsın bu durumda bu şahıs? Yani belli burada adam seninle uğraşırım diyor eğer benim dediğin gibi yapmazsan.
SUNUCU: Açıkça tehdit var.
ADNAN OKTAR : Tabii. Mesela hakime gidiyor, efendim bu kişiler yargılanıyormuş diyor, ben bu adamları hiç gözüm tutmadı efendim diyor yani ceza alacaklarını zanediyorum herhalde diyor yine diyor siz bilirsiniz ama diyor, tabii diyor doğruyu en güzel siz bilirsiniz diyor, aksinin de olacağını pek zanetmiyorum diyor. E şimdi hakim ne yapsın? Psikopat adamlar, yarın öbür gün sürmanşetten resmini koyuyor ve olmadı iftira atıyorlar. Yani haberin asılsız olduğu ortaya çıkıyor ama adamın da yükselme imkanı kalmıyor. Korkuyorlar tabi. Onun için basının böyle gizli tehditlerine karşı da yargının çok iyi korunması gerekiyor. Mesela bu hiç gündemde olmayan bir konu. Yani bugün basın mensuplarının bir çoğu yargı mensuplarını gizli olarak tehdit ediyor, bilinmiyor bunlar. Söylenmiyordu çünkü ispatı yok. Adam diyor ki, ben ziyaretine gittim bir şey yapmadım ki diyor. Sadece konuştum diyor. Hayır biz konuştuğumuzda diyorlar yani adamlar alenen baskı var üzerimizde diyorlar yani alenen tehdit ediyorlar diyorlar, baskı var diyor. Yani birçok hakimden biz bunu duyduk. Mesela bu çok önemli işte bu söylediğim. Bakın diyor ki, davada bir şey olmadığını biliyorum diyor Yargıtay Savcısı bu, Yartıtay Savcısı. Bir şey olmadığını biliyorum diyor zaman aşımına girdiğini de biliyorum diyor ama benim çoluğum çocuğum var diyor bakın ne kadar vahim bir açıklama. Mesela öbür Yargıtay Savcısı Hanım da biliyorsunuz, Yargıtay Üyesi Hanım da dosyayı getiriyorlar, daha yeni gelmiş dosyalar, 100 klasör, bakıyor yahu diyor eğer 100 klasörse bu diyor, bunların aldığı ceza az diyor. 3 yıl az diyor daha da arttırmak lazım diyor. Zaten 2 yıl aldık bir de üstüne ilave yapıldı ya 3 yıl, bu çok az diyor, bayağı arttırmak lazım diyor. Yanlız 100 klasörü daha ne incelemiş ne bakmış ne bir şey. Halbuki o 100 klasörden bir tanesi suçlamalarla ilgili, 99 klasör savunmayla ilgili. Bilirkişi raporları, şahitler her türlü döküman ki Cumhuriyet Savcısı zaten diyordu dosyada hiçbir şey yok dedi. Yani suç unsuru yok dedi dosyada. Sadece polis baskısıyla, şiddetle, işkenceyle alınmış ifadeler var, bunlar da zaten geçersizdir dedi, bir kısmına zaten beraat vermişsiniz dedi daha önce. E aynı kişiler bunlar, aynı suç dosyası, aynı iddialar bunlara da beraat vermeniz gerekir dedi, yani bu dosya giden dosya savcının bunu bu şekilde açıklama yaptığı dosya. Bakın daha bakmadan bir yıl artırıldığı halde daha da arttırılması gerekir diyor.
SUNUCU: Cezayı az buluyor.
ADNAN OKTAR: Tabii ve 99 klasör savunmaya ait. Bakın diyor 100 klasör burada dosya var diyor. Bu ne demek diyor, demek ki bir şey var ki böyle şey yapıyorlar. Yani bu kadar da başı bozuk bir sistem olabiliyor bazı yerlerde. Yani ve bu kadar pervasız şeyler de olabiliyor.
SUNUCU: Evet maalesef.
ADNAN OKTAR: Mesela bak, bir şahıs meşhur bizimle uğraşan ünlü gazeteci, Kadıköy’de Ağır Ceza Mehkemesi’ne gidiyor hakimle görüşüyor. Hakim de diyor ki üzerimizde baskı var diyor, sonra hakikaten gittiğinde öğrendik, bak hakim zaten kendisi söyledi yani üzerime baskı var diye. Adam da tanınan birisi bizimle uğraşan ünlü bir gazeteci, e psikopat adam çekiniyor adamlar. Mesela bak şimdi öbür terör meselesi, Yargıtay’a da baskı yapanlar var inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Adam ziyaretinize geldim diyor, bir şey yok diyor, ne yaptım ben diyor. Taa Ankara’dan gidiyor adam inşaAllah. Böyle şeylere karşı da Yargıtay üyelerinin, hakimlerin korunması gerekiyor.
SUNUCU: Evet kesinlikle öyle.
ADNAN OKTAR: Tabii, mesela böyle adam gözü dünmüş, kaç kişiye iftira atımış şu ana kadar bu gazeteci. Kafası döndü mü işi gücü bırakıp, bütün gazetesini, televizyonunu bu işe haseden bir adam. Bir hakim, tek başına olan bir insan.
SUNUCU: Ne yapabilir değil mi?
ADNAN OKTAR: Tabii, adını, soyadını, adaresini de yayınlıyor. Şöyle dedi diyor, mesela hakimin ilginç kararı diyor ünlem koyuyor farz edelim değil mi? Arkasından böyle ima yollu hakaretamiz izahlar yapıyor. Mesela bir kadın hakim vardı, bir internet sitesinde hakaretler doluydu kapattı internet sitesini, sürmanşetten hakim kadının ismini verdiler. Kadıncağız kül gibi olmuş rengi. Ya kadın bu tek başına olan bir insan, akıl almaz yazılar koymuşlar altına. Kısa sürede o da hemen yasaklama kararını kaldırdı. Bu tehdit değil mi bu?
SUNUCU: Çok açık Hocam. Bir de televizyonla destekliyorsun onu, zaten yapacak başka bir şey kalmıyor.
ADNAN OKTAR: Tabii, tabii. Yani onun için bu hakim, basın kanalıyla hakim tehditlerine çok dikkat etmek gerekiyor. Yani bu şekilde baskı yapılmasına. Özgür karar versinler, samimi karar versinler inşaAllah. Ergenekon bir yandan sıkıştırıyor, basın bir yandan sıkıştırıyor, bir kısım basın mensupları hepsini tenzih ederim, değil mi? İki ateş arasında kalıyorlar. Onun için onların, yani her yönüyle korunmaları önemli. Ama Yargıtay mensuplarının da mesela hakimlerinin de rahatça yargılanabilmeleri, telefonlarının rahatça dinlenmesi, teknik takibe alınabilmeleri onların da aklanmaları açısından çok önemlidir. Yani hakim takibe alınamıyorsa, soruşturulamıyorsa, telefonu dinlenemiyorsa, bir suç işlediğinde o hakim nasıl tespit edilecek?
SUNUCU: Nasıl haberin olacak? Tabii ki.
ADNAN OKTAR: Yani Cumhurbaşkanı yargılanabiliyor, Başbakan yargılanabiliyor ama hakim yargılanamıyor. Bu hakimler devletine götürür Türkiye’yi. Çok tehlikeli bir şey bu, çok vahim. Hakimlerin de azap çekeceği bir ortam olur.
OKTAR BABUNA: Yasalar yargılanabilmelerini olanaklı kıldığı halde içtihatla engelliyorlar.
ADNAN OKTAR: Tabii, mesela yasalarda var, fakat içtihatla yargılanamıyacak hale getiriyorlar, pratikte olmayacak hale getiriyorlar. Mesela hiçbir Yargıtay üyesine şey mümkün değil, tazminat davası açamıyorsun. Yani, halbuki herhangi bir vatandaş gibi rahatça açılabilmesi lazım ki o zaman yargıya tam güven olur, tam güven olur. Evet...
SUNUCU: İnşaAllah düzelir diyelim, inşaAllah daha bağımsız bir hale gelir.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Yani akıl almaz olaylar oluyor. Mesela diyorum ya, biz dört kere takipsizlik aldık, Adil Serdar Saçan telefonda iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün sanığı olan kişiyi arıyor, ya diyor bizim diyor şeyde Kadıköy’de bir şey var diyor yani olayı anlatıyor, orada tanidiğin hakim var mı diyor. Var abi diyor, ismini veriyor o kadar. Mesela Ergenekon’daki şeyde dökümanlarda birçok hakim ve savcının özel yaşamlarını kaydetmişler. Ellerinde muazzam döküm var ve bu tehdit işte. Kimini videoya gizli kameraya almışlar hakimleri, çocuklarını gizli kameraya almışlar yani muazzam döküman elde edildi, iddia edilen Ergenekon Örgütü davasında var bunlar. Yani hakimleri savcıları bu tip tehdit eden bu büyük mafya bozuntularından, yani iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün tasallutundan ve bir kısım basının tehditlerinden korunması gerekiyor. İnşaAllah. Ve malum şahıslar bunlar. Mesela bizimle uğraşan o ünlü gazeteci, görevi bu adamın. Gidip hakim tehdit etmek, zaten at hırsızı gibi bir tip yani gidip adam gördümü hakim mesela rahatsız oluyor, anlıyor yani pislik için geldiğini, rezillik için geldiğini.
SUNUCU: Şimdi onun da bir ailesi var, çoluğu çocuğu var çekiniyor tabii doğal olarak.
ADNAN OKTAR: Tabii. Yani kim bilir ne konuşuyor özel konuşmada. Adam da çekiniyor, yahut da o kişiler çekiniyorlar.
Evet 2 dakikamız kalmış yanlış görmüyorsam.
SUNUCU: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet. Yavaş yavaş kapatalım inşaAllah.
SUNUCU: Evet. Hocam çok teşekkür ediyoruz, ağzınıza sağlık. Bu güzel hafta sonunu çok güzel geçirmemize vesile oldunuz. Bir 2.5 saat izliyenlerimize de çok güzel mesajlar verdiniz, çok güzel şeyler anlattınız. Çok teşekkür ediyoruz, ağzınıza sağlık. Bunları okuyacağım inşaAllah Hocam, size de çok teşekkür ediyorum.
SUNUCU: Efendim bugün Kanal 35’ten ve TV Kayseri’den ortak yayın yaptık. Bunun dışında 59 tane yerel kanaldan bizi izlediniz. Ben o kanalları tekrar buradan saymak istiyorum. ART Uşak, 21. yüzyıl Radyo TV Fethiye, SUN TV Konya, Kanal5 Gaziantep, Safa TV Tokat, Çağdaş TV Karaman, ART Amasya, Süper TV Tokat, Best TV Kahraman Maraş, MRT Osmaniye, CAN TV Erzincan, Süper TV İnegöl, CRT Ceyhan, Tavşanlı TV Kütahya, Kapadokya TV, Konya TV, Mega TV Gaziantep, Kanal56 Siirt, Kanal19 Çorum, Kanal60 Tokat, Karahisar TV, Kanal10 Bursa, Kanal47 Mardin, Destan TV Kütahya, Iğdır TV, NRT Gaziantep, Mersin TV, Kanal55 Samsun, Kanal72 Batman, Hatay BRT, Tokat TV, KSV Konya, Kanal Malatya, Can TV Diyarbakır, Otağ TV Adana, Trabzon TV, Genç TV Karaman, ORT Osmaniye, Ahi TV Kırşehir, Kanal3 Afyon, Kanal54 Sakarya, Güneydoğu Urfa TV, Gözde TV Samsun, Söz TV Diyarbakır, Şah TV Muğla, Kanal ATV Alanya, Venüs TV Bilecik, İGRT Mersin, Özege Uşak, Kırıkhan Radyo TV Hatay, ORT TV Ordu, Elazığ TV, BGRT Konya, Gelişim TV Rize, SUN TV Mersin, Kanal38 Kayseri, Düzce TV, Kanal G Giresun ve Kırşehir TV’den bugün bizleri canlı olarak izlediniz. Efendim. Yarın inşaAllah 22.00 ile 24.00 arasında Adıyaman ASU TV ve Kral Karadeniz’den karşınızda olacağız. Bunun dışında yine bazı radyolarımız var biz yarın akşam dinleyebileceğiniz, 106.4 Mavi Karadeniz FM’den, Renk Radyo Karaman’dan, Emek Radyo 101.’dan Mardinden, Radyo37 Kastamonudan 95.2, Radyo Star Aksaraydan 94.0, Enerji Radyo Ordu’dan 90.0’dan bizleri canlı olarak yarın akşam dinleyebilirsiniz. Bu günlük bizden bu kadar sizleri emanet edilmesi gereken en Emin’e emanet ediyoruz. Allah’a emanet olun efendim.