SUNUCU: İyi akşamlar sayın seyirciler. Kral Karadeniz ve Adıyaman ASU kanallarında ortaklaşa yayınlanan Adnan Oktar’la Başbaşa programıyla karşınızdayız. Değerli konuklarım Sayın Adnan Oktar ve Sayın Dr. Oktar Babuna hoşgeldiniz efendim.
ADNAN OKTAR : Hoş bulduk efendim, sizler de sefa geldiniz hoş geldiniz.
SUNUCU: Hoş bulduk. Nasılsınız?
ADNAN OKTAR : Allah’a sonsuz hamd olsun çok iyiyiz, sizleri sağlıklı neşeli ve pek nurlu bulduk maşaAllah.
SUNUCU: Teşekkür ederiz efendim. İzleyicilerimizden birçok soru yöneltilmiş size, nasıl uygun görürsünüz efendim? Sorularımızdan...
ADNAN OKTAR: Merakıma mucip oldu hemen bir duyayım, evet inşaAllah.
SUNUCU: Başlayalım o zaman peki. Evet Adıyaman’dan bir izleyicimiz demişler ki, “Sayın Hocam bugün 41 ilde, binden fazla genç seher vakti Kuran’ı Kerim meali okuyacak. “Kuran’ı Arapça aslından okumakla yetinmeyelim, mealini de okuyalım” hedefinde olan bir kuruluş, Kuran’ı mealiyle güzel okuma yarışması düzenliyor. Ayrıca bu kuruluşun yaptırdığı bir ankete göre toplumun %94’ünün evinde Kuran var, %78’inin evinde meali de var. Ama Hocam sanıyorum çoğu Müslüman Kuran’ın mealini okumadığı için Allah’ın Kuran’da bildirdiği değerli sırları bilmiyor. Oysa biz Kuran’ı bilmekten sorumluyuz Hocam. Kuran Allah’ın bizim için gönderdiği çok değerli Kitabımız. Dolayısıyla Kuran’ın Türkçe anlamını bilmek Allah’ın emirleri üzerinde öğüt alıp düşünmek her Müslümanın sorumluluğu diye düşünüyorum. Kuran her zaman her yerde okumamız gereken Yüce Kitabımız. Siz ne düşünüyorsunuz Hocam?” demişler.
ADNAN OKTAR : Bunun düşünülmesi, acaba olumlu mu denmesi bile çok ibret verici ve çok şaşırtıcı. Yani dünyaya gelen bir insanın ilk okuyacağı kitap zaten Kuran’dır ve kendi dilinde, Fransızsa Fransız, Almansa Alman. Yani herkesin Arapça bilmeyeceği çok açık, bu Allah’ın bize gösterdiği bir gerçek. Dolayısıyla kendi dilinde Kuran’ı mutlaka okuması lazım çünkü Allah’tan bize bir mesaj gelmiş, adam ömür boyunca ne olduğunu bilmiyor. Kulak dolgunluğu duyuyor o şekilde olmaz. Yani kendisi bizzat okuyacak, kendisi düşünecek, ulaşmak da çok kolay. Bunu engelleyenler de olduysa onlar da çok büyük hata yapmışlar. Yani aksini söyleyenler de varsa.
SUNUCU: Birtakım insanlar tecvitli okumanın önemine değiniyorlar mesela ama anlamını bilerek okumak yani okuduğunu anlamak esas değil midir aslında? Yani evet kulak için belki hani o okunuş güzelliği bir nebze önemlidir ama okuduğunu anlamak öncelikli değil midir?
ADNAN OKTAR: Farz olan manasıdır yani. Onun dışında onun bir ahengi vardır Kuran’ın güzelliği vardır o ayrı. Ama hiçbir şey anlamıyorsa ondan yani Cenab-ı Allah onun ahengini sormayacak ona. Yani ahengini öğrendin mi demeyecek. Kuran’ın hükümlerini uyguladın mı diyecek Cenab-ı Allah ve dolayısıyla Allah her dilde de insanlara Kuran hazırlamış. Mesela bir İngilizin bahanesi yok, İngilizce Kuran var. Bir Türkün de bahanesi yok, Yarabbim ben Arapça bilmiyordum o yüzden Kuran’ı anlamadım diyemez. Allah meallerini de yaratmış, tam anlaşılır şekilde. Mesela her dilde Rusçada, Sırpçada, Hırvatçada, Çin dilinde dünyanın bütün dillerinde Kuran var. Yani insanlığın, beşeriyetin hiçbir şekilde bahanesi olacak gibi değil ve internete girdiklerinde de çok rahat ulaşabiliyorlar Kuran’a. Dolayısıyla ben meal anlamadım, görmedim, Allah’ın neyi kastettiğini bilmiyorum diyemez hiçbir insan.
SUNUCU: Bir de yorum konusu var. Bazı insanlar tabii hani gerçekten anlatılmak isteneni ifade eden, anlatan insanları tenzih ederek söylüyorum, okuduğunu kendisine göre yorumluyor. Bunun için insanlar neler yapabilir?
ADNAN OKTAR: Geçen gün Habertürk’te yine bir program yapılıyordu, malum programlardan. Orada diyor ki; “doğru yoldan kasıt Kuran’da..” -Allah bize doğru yolu emrediyor ya, doğru yoldan ayrılmayın, doğru yola tabi olun diyor- “bel kemiğidir” diyor insanın diyor, yani belkemiğinin doğru olması kastediliyor diyor. Şimdi düşündüm, yani bunu diyen insan acaba ahirete gittiğinde Allah’ın karşısında Yarabbi ben kastettiğini bel kemiği zannettim diyebilecek mi? Yani bu dünyada rahat rahat dersin sen, diyor olabilirsin. Allah’ın yanında, Allah’ın huzurunda bakalım diyebilecek misin? Yani o cesaretteysen yani o kafadaysa eğer samimi olarak söylüyorsa bir sözüm yok. Ama dünyayı müsait görüp yani nasıl olsa Allah bir şey yapmaz diye böyle çok rahat bir üslupla bunu söylüyorsa, o zaman o ayrı bir mesele. O zaman bu olmadı. Belkemiğiyle ne alakası var Kuran’daki kastedilen izahın? Yani çocuk olsa anlar, doğru yoldan hemen Kuran, bakıyoruz mesela şeytandan Allah’a sığınırım, Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla, “Ey bürünüp örtünen, kalk bundan böyle uyar.” Şimdi ben ne anlarım? “Rabbini tekbir et, elbiseni temizle” Şimdi elbiseni temizle demekten kastettiği, kalbini temizle demek istedi. Çünkü elbise insan için, eğer akıllı değerlendirirsek dediğini düşünelim, işte etimiz kemiğimizdir, çünkü ruhun elbisesidir dese bu çok gıcık, yani çok sahtekarca, çok samimiyetsizce bir tevil olur ve bunu Allah’ın karşısında bunu söyleyemez bir insan. Değil mi? Hemen anlaşılıyor elbiseni demesi normal elbise kastediliyor belli burada. Yani burada böyle züppe ruhuna girmek, züppe karakterinde şımarıklık yapmak, münasebetsizlik yapmak, anlamazlıktan gelmek bir Müslümana yakışmaz. İnşaAllah. Mesela “Pislikten kaçınıp uzaklaş”. Bu, ama bak mesela burada tevil edebiliriz. Bu hem madii hem manevi pisliktir bu, yani pis insanlardan da uzaklaşmaktır bu, yani pislik her türlü ahlaksızlıktan uzaklaşmaktır, ama asıl birinci anlamı klasik pislik yani temiz olması insanın yıkanması ve kirli pis bir şeyden de uzak durması. E bu anlaşılmayacak gibi değil ki. O zaman adama diyeceğiz ki biz, buraya gel, gelden kastı ruhumu çağırdı bedenimi çağırmadı, ben zaten onun kalbindeyim, geldim bile. O zaman psikopat bir dünya olur böyle. Delice hareketler bunlar. Onun için böyle psikopatlık yapanlara, münasebetsizlik yapanlara cevap verebiliriz tabii. Ama dürüst olmaları çok önemli yani aklı başında olmaları, samimi olmaları çok önemli. Ama mesela ne söyledi, diyor ki Mehdi (a.s.) ile ilgili hadislerde, Mehdi (a.s.) bir düz yol açılır, kuru yol açılır, denizinden geçer, denizin üzerinden geçer İstanbul’a varır, Medine’ye varır. Şimdi burada deniz yarılır, deniz cam gibi donar, bütün millet de bakar Mehdi (a.s.) de arasından geçer. Fakat Mehdi (a.s.)’yi de fark edemezler dersek, yani şimdi İstanbul’da durun düşünün. Boğazın suyu iki tarafata donsa. İki tarafta, yani cam gibi donsa bir şahıs gelse, mesela sarıklı cübbeli bir şahıs, yavaş yavaş sakince denizden karşıdan bu tarafa geçiyor, bütün İstanbul’luların gözü önünde. Siz kimsiniz diyecekler, ben Mehdi (a.s.) değilim diyecek yani siz Mehdi (a.s.)’ misiniz acaba diyecekler, hani hadislerde var ya, değilim diyecek. E bu aklın ihtiyarını kaldırır yani, dünya çok çok büyük olay olur bu. Yani hiç görülmemeş bir olay bu. Yani aklın ihtiyarini kaldırır. Mesela ben ona söyledim, Firavun devrinde de oluyor ama aklın ihtiyarini kaldıracak gibi olmaz o. Yani deniz çok uzak bir yerde dağ şeklini alıyor. Yani adam onu dağ gibi durduğunu görerek arasına girmez Firavun’un ordusu. Yani adamlar yani o kadar da, tama psikopatlar ama o kadar da psikopat değiller. Değil mi? Şimdi havada dönen bir kılıç olsa millet gidip kafasını uzatır mı ona?
SUNUCU: Mümkün değil.
ADNAN OKTAR : Uzatmaz, adam da oraya girmez o suyun altına yani. Belli ki altında kalacak yani. Fakat halkı bu şekilde yönetiyorlar. Burada samimi olmak yeterlidir yani. Kuran’ı anlamak için samimi olmak yeterli. Hadisleri anlamak için de samimi olmak yeterli. Ama mesela dese ki adam, bakın tevil kapısı açılırsa bu adamlara da kapı açmış oluruz. E o zaman dünyada hiçbir şey yapamayız yani. Hiçbir şey, akıl denen şey ne o zaman? Yani anormal bir hareketi biz tefrik edemiyorsak zaten dünyada yaşayamayız ki biz.
Yani dürüst bir konuşmayla samimi konuşmanın arasındaki değil mi, mesela sahte konuşmanın arasındaki farkı insan bilemez mi? Bakın burada da abartmaya gidiyorlar bu sefer yani bakın diyorlar tevil ederseniz, böyle tevil edenler de var onların konumuna gelirsiniz. E o zaman ne yapacağız? Cübbeli’nin mantığına döneceğiz. İşte diyeceğiz gökyüzü meleklerle dolacak, yedi milyar melek göklerde olacak. Falanca kişi Mehdi (a.s.)’dir diye bağıracak. Değil. Gökten bir melek bağırıyor fakat melekler aleminde görülüyor. Doğrusu budur. Beni de şu an iki tarafımda melek var görüyormusunuz siz şu an?
OKTAR BABUNA: Evet görmüyoruz.
ADNAN OKTAR: Beni dinliyorlar, konuşmama şu an şahitler ve bütün dediklerimi de kaydediyorlar ama kimse görmüyor. Aynı şekil dedir Mehdi (a.s.)’de de. Dolayısıyla, yani bu tip ifrad ve tefrid derler yani, abartma yani negatif, sağı da olur abartmanın sol abartma vardır, her ikisini de abartmaya gerek yok normal makul olan anlaşılıyor. Hatta Said Nursi diyor, ilimde rasih olanlar Allah-u alem ve bil sevap deyip bu hakikatleri ishal ederler diyor, gerçekleri açıklarlar diyor. Akılcı olmak gerekiyor, samimi olmak gerekiyor yani belkemiğinin doğru yol olmadığı belli, yani çocuk olsa anlar. Denizin de yarılması da böyle cam gibi donmayacağı da kastedildiği belli, Boğaz Köprüsü kastedilmiştir, ordan oraya geçecek demektir. Mehdi (a.s.) devrinde Boğaz Köprüsü’nün yapılacağı Peygamber (s.a.v)’in bilmesi başlı başına mucizedir zaten. Yani 1400 sene sonra Boğaz Köprüsü yapılacak, insanlar geçicek dense o devirde insanlar inanmazlardı. Çünkü teknoloji olarak mümkün değil öyle bir şeyin yapılması. Bu hiç müsait değil. Yani o zamanın teknolojisiyle bunu tahayyül dahi edemezler. Ama geçecek diyor Peygamber (s.a.v) kuru yoldan geçecek diyor ve tam Mehdi (a.s.) devrinde olacak diyor mesela bu çok önemli. Mesela bu yüzyılda yapıldı Boğaz Körüsü, Mehdi (a.s.)’nin çıkacağı yüzyılda yapıldı. Daha önce böyle bir şey yok. Tam o yüzyılda kuru yoldan geçicek diyor o kadar, kastedilen budur. Dolayısıyla böyle şeylerle, yani dine iki tarafta ayrı ayrı zarar veriyor. Samimi tevil yapamayanlar da zarar veriyor, abartılı tevil yapanlar da zarar veriyor, yani yalan samimiyetsiz tevil yapanlar da zarar veriyorlar. En akıllı doğru yolu bizim kendi vicdanımız ve aklımız bulur, hemen anlarız. Çünkü bak ilimde rasih olanlar diyor. Allah-u Alem deyip bu gerçekleri ishal ederler diyor tahakkuku ettikten sonra. İnşaAllah.
SUNUCU: Bir de tabii şuna da değinmek istiyorum, o konuda da yorumlarınızı almak istiyorum. Sözde gençleri camiye yönlendirmek, imana yönlendirmek adına dini konuları biraz daha çirkin bir üslupla ve samimiyetsizce gülüp konuşan insanlar var. Zaman zaman televizyon programlarında da denk geliyoruz bu insanlara. Bunların samimiler mi, asıl amaçları bu mu yoksa yani yaptıkları kesinlikle hoş da görünen bir şey de değil, hoş da karşılandığını zanetmiyorum halkımız tarafınca, sizce neden bu tarz davranışların içine giriyorlar. Mesela Cübbeli Hoca’nın da söylemleri bu şekilde.
ADNAN OKTAR : Altında aslında benim gördüğüm biraz iman zaafiyeti yatıyor. Yani gerçekten inanan bir insan çok güçlüdür ve çok kararlıdır, yani üslubuna yansır, konuşmalarına yansır, bakışlarına yansır, vurgularına yansır. Ama imanından şüphe eden insan karşı tarafı hoşnut etmek için orta yol bulmaya çalışır. Yani ona sempatik görünmeye çalışır. Kendi inancını kabul etmesi için, kendi inancını daraltır daraltır daraltır onun inancına yakın çizgiye kadar getirir. Yani inancını inceltir, iyice inceltir hatta kendi inancıyla daha aşağı böyle espiriler yaparak, hatta alayda yaparak, alay ederek de bazen, birçok insanda biz bunu görüyoruz. Yani o kendi inancı ile alay ettiğinde karşı taraf onun inancıyla artık mücadele etmeye gerek duymuyor çünkü bakıyor ki saygı duymuyor zaten kendi inancına. O zaman yahu diyor ben bu adama niye mücadele ediyorum ki diyor, bu zaten kendi inancına saygı duymuyor diyor. Kendi inancıyla zaten alay ediyor diyor, onun için ben bunu şimdi diyor küçük düşürsem, mat etsem veyahut eleştirsem zaten bir mantığı olmaz diyor. Zaten o benim yerime şu an bu görevi yaptı diyor, dolayısıyla ben ona sadece sempati duyayım, güleyim hoşuma gitsin diyor. Böyle tipler bir hayli çoğaldı dikkat ederseniz. Allah’a yönelik mesela adam Allah’ın varlığını savunuyor ama Allah’a karşı çok saygıda kusur eden bir üslup kullanıyor. Haşa. Ama bakıyorum ki adamın Allah’a karşı, haşa, saygısı yok zaten, e kendi bakıyor kendinin de saygısı yok, o zaman ben neyin mücadelesini veriyorum ben bu adama karşı diyor. O zaman işte profesör bilmem ne beyefendi buyrun diyor, hoş geldiniz diyor, önünde ilik ilikliyorlar falan, yani garip bir saygı oluyor. Yani birçok mesela dinsiz, ateist onu görüp hakiki alim böyle olur diyorlar, adam halis insan şahane diyor. Gayet güzel konuşuyor diyor.
SUNUCU: Çünkü bir tehlike, özür dilerim sözünüzü kestim, bir tehlike arzetmiyor onlar için değil mi?
ADNAN OKTAR: Tabii, tabii. Mesela diyor ki, İslam’ın dünya hakimiyeti ne demek diyor yani zaten mantıksız bir şey bu diyor. İslam dünyaya hakim olmaz olur mu? Zaten diyor namazlarını kılıyoruz, orucumuzu tutuyoruz diyor, bu bir hakimiyettir zaten olmuş diyor İslam ahlakı dünyaya hakim diyor. Oh diyor adam bir kere rahatlıyor, arkasından diyor ki, ya diyor kıyamet mesela bir milyon sene sonra kopacak olan bir kıyameti diyor şimdiden düşünmemize ne gerek var diyor. Belki diyor o zamana gökyüzünde başka koloniler kuracağız diyor, Merih’de de gezegenler kuracağız diyor, adamı kıyamet korkusundan bir kere rahatlatıyor. Halbuki Kuran’da kıyamet ciddi bir tehdittir. Adam oradan da bir oh diyor, tam alimini bulduk diyor. Artık bir sorun kalıyor, şu Darwinizm konusu, ya Hocam diyor Kuran’da Darwinizm varmı diyor? Ya diyor daha siz uyuyorsunuz diyor. Alimler onu, İslam alimleri 1000 yıl önce keşfetmişler diyor, Darwin kim ki diyor. Adam şöyle bir oh çekiyor gayet sakin. Çünkü diyalektik felsefeyi savunuyor adam, yani Marksist felsefenin kökenini savunuyor. E ne diyorsan yapıyor, dine mukaddesata karşı zaten saygısı yok üslup olarak. O zaman adamla çatıştığı nokta ne var ki, bir şey yok. O zaman ahbap oluyor işte, bayağı seviyor. Zaten ayette diyor Kuran’da, sen onları diyor, “senden” diyor “taviz isterler” diyor ayette, Kuran’da. “Eğer o tavizi versen seninle dost olurlar” diyor Allah ayette. Ama ayet yine, başka bir ayette vurguluyor, diyor “tamamen onların dinine dönmedikçe seninle” diyor “onlar anlaşmazlar” diyor. Yani tam anlamıyla onlar gibi oluncaya kadar senin peşini bırakmazlar diyor. Onun için, yani Cübbeli Hoca’yı şimdi bir kenara bırakalım da, böyle adamlar bir hayli çoğaldı. Dikkat ederseniz, yani üslubunun pervasızlığı mesela saygıda kusur eden bir üslubuyla orantılı olarak o tip insanlar bazı çevrelerce çok destekleniyor. Mesela Mehdi (a.s.) gelmeyecek demesi muazzam bir ifadedir bu yani çok çok rahatlatır. Veyahut hiç yok demesi, mesela çok çok rahatlatır. Ama kardeşim ben yani bunu anlamıyorum. Mesela masonlar Hiram Abif’in, Hiram’ın yani üstadları olan mason Hiram’ın ahirzamanda hortlayıp geri geleceğini söylüyorlar, yeniden gelecek diyorlar. Bakın ben topluma bilgi olarak veriyorum, hiç beni ilgilendirmez o, yani ben mesela telaş içinde milleti toplayıp; Hiram Abif gelmeyecek falan, hiç gördünüz mü benden yani? Budistler de mesela Buda’nın yeniden geleceğini söylüyorlar ahir zamanda. Yani bizim için bir lüks bu yani, ağzımıza dahi almayız böyle bir konuyu, hiç muhatap dahi olmayacağımız bir konu. Ama ne hikmettir Türkiye’de özellikle hemen hemen her gün Mehdi (a.s.) gelmeyecek... Açın internet sitelerini muazzam bir telaş. Gelmeyecek, geçti, şahs-ı manevidir, yoktur yüzyıllar sonra gelecek... Yani bu ne bu panik bu?
SUNUCU: Değil mi? Bu geleceğini bildikleri için olabilir mi?
ADNAN OKTAR: Benim kanaatim, delilleri çok net buldular, çok net yani afedersin yani çocuk olsa anlar, şimdi başka bir örnek verecektim de... Yani o kadar net ve sarih ki, artık matematik düzgünlükte var. Yani mesela şu olacak diyor olmuş, şu olacak diyor olmuş ama net olaylar yani böyle gözle görülür elle tutulur olaylar, çok net. Bir tane, iki tane, on tane de değil, yani mesela 3-5-10 inkar edilebilir ama 150-200 tane alamet var. Şimdi üstüne üstlük başka alametler de verince, bakıyor adamlar gelmiş. Ne yapmak lazım? Şimdi geldiyse toplumu bunun heyecanı sarıyor tabi. Asla da istemediğine göre İslam ahlakının dünyaya hakim olmasını, hücrede uyuyan, daha önce masonların ayarladığı numaralı hücreler vardır, yani Müslümanların atağı durumunda, gelişmesi durumunda harekete geçirilen uyuyan hücreler olur. Yani bunlar mesela bir İlahiyat Profesörü olur veyahut bir cami Hocası olur, yahut bir tarikatın şeyhi gibi görünebilir, bunlar zamanı gelince devreye sokulurlar. Yani bunlar ilgili birimlerle sürekli bağlantı halinde olurlar. Ya.. ama bunlar mesela 10 yıl, 20 yıl uyurlar hatta bazen ömür boyu bunlara görev verilmediği de olur. Ama vakti geldiğinde bunlar tek tek tek tek birden siperden çıkarlar. Şimdi bunlar da denemeler yaptılar birkaç tane, bir tane çıkarttılar vurdun mu yerin dibine geçirdik, ta toprağın altına kadar tepesi geçti yani bir tek kafa yukarıda kaldı. Bir tane daha çıkardılar onu da vurunca tepesine geçirdik. Şimdi panik oldular, çıkaramıyorlar da, kasıldı kaldılar. Geçenlerde bir tane Darwinistlerde bir parça Darwin ile ilgili açıklamalar yaptırmışlar, hemen gereken açıklamayı yaptık, izahları yaptık. Şimdi bir telaş ama nereden ve nasıl olacak onu anlayamadılar. Halbuki toplum zaten şu an, Türk milleti, tam anlamıyla imanlı Allah’a çok şükür. Bu Mehdiyetin zaten ruhudur yani, asıl budur yani imanlı toplum oluşmasıdır. Allah sevgisinin şiddetli olması, Allah sevgisinin, korkusunun ve sevgisinin şiddetlenmesi Mehdiyetin en yüksek noktasıdır zaten. Yani onlar zanediyorlar ki, böyle bambaşka bir şeyler... Halbuki asıl aranan Mehdiyet’te, toplumun şiddetli takva olması. Çok güzel ahlaklı, sevgi dolu, merhametli olmasıdır. Ondan gerisine, yani ilgili kişiler bıraksınlar, kafalarına takmasınlar, ondan sonrası çok kolay gider. Yani değil mi? Un var, su var... Hepsi var. Yani ocak hazır. Hepsi var yani mutfak hazır, ondan sonrası olur. Bütün mesele onların oluşmasındadır. Bunlar tertemiz oluşuyor mu oluşmuyor mu şu an? Durduramıyorlar da çünkü son derece meşru bir şey. Yani kardeşim diyoruz Allah’ı inkâr etmeyin Allah var diyoruz. İnkâr edenler de diyor ki bizim derdimiz şu. Eh alın hepsini süpürdüm attım diyorum. Var mı başka? Yok diyorlar. Bir tane çıkarttılar mesela geçenlerde; o nedir, bir maymun falan bir şey adı ardi, darbi, marbi falan böyle. Teker teker sıradan hepsine gittik. Ses var mı şu an?
SUNUCU: Evet, şu an hakikaten hiçbir ne görsel basında ne yazılı basında hiç denk gelmiyorum ki sık sık bu tarz haberler olurdu, insanın atası bulundu diye.
ADNAN OKTAR: Soğukkanlılıklarını son ana kadar muhafaza ediyorlardı, bütün Avrupa basını ve Amerika bizimle ilgili haberlerde itidalli bir üslup kullanıyorlardı; yani böyle çalışmalar da yapanlar var. İlerlemiyorlar, işte etkililer, ilerliyorlar... Şu an soğukkanlılıklarını kaybetmişler, gidiyor diyorlar yani ne yapıyorsanız yapın. Var mı sende o haberler?
OKTAR BABUNA: Var Hocam. Mesela Reuters’in haberi…
ADNAN OKTAR: Bak soğukkanlılıklarını kaybetmişler.
OKTAR BABUNA: Siz MaşaAllah tabii haberde…
ADNAN OKTAR: Evet, biz de burada, evet. Yakışıklı çıkmışım işin doğrusu. Oktar’ım ne diyorlar özetle?
OKTAR BABUNA: Diyor ki; “Müslüman yaratıcılık tekrar haberlerde. Bu kez Mısır’da. Müslüman yaratılışçılık tekrar geri döndü. Son zamanlarda Amerikan ve İngiliz basınında Müslümanlar arasında Darwin’in evrim teorisine karşı Kutsal Kitab’a dayanan itirazın yayıldığına dair çeşitli makaleler yer aldı. Bu yayılışın çoğunluğu Ortadoğu’da fakat aynı zamanda Avrupa’da da gerçekleşti. Müslümanların bazı Amerikan Protestanlar arasındaki yaygın inanış olan yaratılışı savunmaları ise yeni bir şey değil. Reuters bunu ilk olarak 2006 yılında “Darwin’e karşı yaratılışçılık Türkiye’deki Müslümanları değiştirdi” başlığıyla duyurdu. Bu blog bu sırada çeşitli kereler çeşitli haberlerde yayınlandı. Bunların arasında İslam’ın en seçkin yaratılışçısı Harun Yahya ile röportaj bulunuyor.”
ADNAN OKTAR: Naçizane… Estağfirullah. Biz ne yapıyoruz? Yani hafiften eziyoruz yani şöyle belli belirsiz.
OKTAR BABUNA: Tabii bir de yağmur gibi demiş. “İslami yaratılışçılık ile ilgili son zamanlarda çok fazla makale bulunuyor. Size bunların linkini veriyorum. New York Times, Washington Post, Boston Globe, Slate, Guardian, National, BeliefNet… Bunların pek çoğu son yıllarda büyük bir kampanya yapan yayıncı, İstanbullu Hoca ve son zamanlarda çok fazla medyada görülen Harun Yahya’nın Slate makalesindeki Steve Paulson’ın tarif ettiği gibi rolünün özellikle altını çiziyor.” MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Allah Allah, Allah Allah… Seyit Battal Gazi mi oldun mübarek.. Bak, tuttuğumuzu koparıyoruz görüyorsunuz. Paniği görüyor musunuz? Say say bitiremeyiz. Bütün hep benimle ilgili haber çıkan dünyanın ünlü haber ajansları ve basın inşaAllah ne diyorlar?
OKTAR BABUNA: Hep sizden bahsediliyor tabii.
ADNAN OKTAR: Silindir gibi eziyor diyor değil mi? EvvelAllah.
OKTAR BABUNA: The Guardian’da haber var aynı şekilde.
ADNAN OKTAR: The Washington Post. Vay vay vay…
OKTAR BABUNA: Aynı şekilde; ‘Türkiye’de yaratılışçılık zemin buluyor’ diye inşaAllah sizden bahsediyor, sizin evrimi yerle bir ettiğinizi, ondan sonra… Evet, burada da resimleriniz aynı şekilde. Newyork Times haber yaptı sizi, The Washington Post haber yaptı, Boston Globe haber yaptı. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hangi radyoyla konuştum ben?
OKTAR BABUNA: Chicago’daki Müslüman bir kanalla konuştunuz dün akşam, dün gece. Orada anlatınız, Mehdi’nin çıktığını İstanbul’dan çıktığını, hadislere dayanarak, bütün alametlerin gerçekleştiğini. Onlar da sordular tabii ‘’ Mehdi’nin birinci görevi ne? ’’ Said Nursi tarafından açıklandığını, Darwinizmi ve materyalizmi yok etmek olduğunu. Onlar da dediler ki; ‘’ Hocam, siz yok ediyorsunuz’’ dediler, dünyada Darwinizmi, materyalizmi… ‘’Kim o zaman?‘’ dediler, Hocamıza sordular. Hocam da İstanbul’dan çıktığını, alametlerin olduğunu, fiziksel alametleri ve diğer alametleri. O şekilde bir açıklama oldu. Merak ettiler tabii çok kim olduğunu. Şu anda arayış içindeler.
ADNAN OKTAR: Oktar senin ısrarla benim üzerime dikkat çekmeye çalışan bir üslubun var. Ben orada cevabını verdim, boş yere öyle şey yapma inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Yok yok…
ADNAN OKTAR: Çünkü ben demiyorum ki, Said Nursi diyor. ‘’Darwinizmi yok edecek’’ diyor. Peki, ne diyeyim? Said Nursi’nin o kitabını yırtıp, kaldırayım mı ben yani? Söylemeyince niye söylemedin mantığı oluyor. Hadis söylemeyeyim, ayet söylemeyeyim, Said Nursi’yi okumayayım. Bu kısımları geç diyorlar, bu kısmı geç. Ne anlatayım? Tabii ki anlatacağız.
SUNUCU: Bir de Said Nursi Hz.lerinin bir ifadesini söylemiştiniz. ‘’Mehdi tüm görevleri yapacak’’ demiştiniz. Mesela Said Nursi’nin sadece bir görevi yerine getirdiğini, getirebildiğinden bahsetmiştiniz.
ADNAN OKTAR: Onu Nur Talebesi kardeşlerimiz ısrarla anlamazlıktan geliyorlar. Ben İstanbul’a ilk geldiğimde gitmiştim, nur talebesi kardeşlerimin yerine gitmiştim, kalabalıktı. Hocam dedim, bakın 1400 yıllarda geleceğini açıkça söylüyor Said Nursi dedim. Kendisinden sonra geleceğini söylüyor dedim. Ağabeylerden biri acayip sinirlendi, ilk defa gördüm böyle, acayip öfkelendi. Yani konunu kapatılması gerektiği o zaman anladım. Yani o konuda çok hassaslardı bir kısım ağabeyler. O konuyu asla açtırmıyorlardı. Demek ki orada bir şey hissetmişler. Peki, Hz. İsa geldi mi dedim? ‘’ Geldi ‘’dediler. ‘’ağabeyler gömmüş ‘’dediler.’’ Hz. İsa gelmiş Üç- beş ağabey gelmiş, gömmüş’’ dediler. Belli ki samimiyetsiz izah… Hz. İsa dünyaya geldiğinde İslam hâkim oluyor. Nereye gömüyorsunuz? Yani Allah’tan korkun ne gerek var böyle izahlara, ne gerek var bunlara? ‘’Mehdi gelecek’’ dedi… Tamam, biz Mehdi’yi göremiyoruz diyebilirsiniz. Gelecek bu açık. İnkâr etmenin ne âlemi var? Tarif verilmiş çok net. Darwinizm ile mücadele edecek, materyalizm ile mücadele edecek diyor. Ben de mücadele ediyorum veya onunla benziyor olabilir. Şimdi, Said Nursi’de öncüsü, Mehdi öncüsü… Biz ona Mehdi diyebiliyor muyuz? Demiyoruz… Ben de öncüsüyüm, ben de zemin hazırlıyorum talebesi olarak, öncüsü olarak bende Darwinizm’e karşı mücadele ediyorum. Ama Mehdi devrinde Darwinizm tamamen bitecek, yok edecek. Ben onun bir neferiyim, öncüsüyüm, askeriyim. Açık belli, onun söyledim akşam radyoda… Said Nursi nasıl önce ve nefer olabiliyorsa dedim. Bende öncü ve neferiyim. Değil mi? Bunda şaşılacak bir şey yok.
SUNUCU: Siz ama Seyyid siniz değil mi efendim bildiğimiz kadarıyla?
ADNAN OKTAR: Tamam Elhamdülillah seyidim. Ben onu inkâr etmiyorum. Hakikaten şaşırtıcı bir benzerlik var, hayret edilecek bir benzerlik var. Ama şimdi ben bunu her zaman söylüyorum. Anlatırken çok samimiyetsiz kötü bir konuma gelirim o zaman Allah esirgesin. Hadisleri hem anlatacağım, sürekli reddedeceğim. Tamamı benziyor. Ama ben Kuran okuyan bir insan olarak Allah’a ibadet eden bir insan olarak ben her gün Allah’a tövbe ediyorum cehenneme gitmeyeyim diye. Beni affetsin diye. Ben nasıl çıkıp da ben mehdiyim diyeyim? Olacak iş mi şu? Der miyim yani öyle bir şey Allah’tan korkarım, cehenneme gitme ihtimalim var benim, yani % 50’ye 50. Cennete de gidebilirim, cehenneme de gidebilirim. Böyle bir insan nasıl oturup ben mehdi’yim diyebilir yani? Mehdi’yim dedim mi, tövbe etmesine gerek yok ki onun. Cennete gitmesi garantilenmiş… O zaman diyecek ki ‘’ben mehdiyim artı ben cennetliyim’’ demesi lazım. Bu çok acayip, Kuran’ın tamamını reddetmiş oluyorsun. Olmaz öyle şey. Mehdi’ye benziyor. Başka insanlar da vardır belki, bizim bilmediğimiz insanlar da vardır benziyordur. Yani olabilir, net delil değildir. Ama İslam hakikatten çok şaşırtıcı dünyaya hâkim olmaya doğru gidiyor. Yani dünyanın her yerinden böyle haberler geliyor. Daha önce benim çocukluğumda böyle bir şey yoktu. 71’lerde insanlar Müslüman olduğunu söylemeye utanıyorlardı. Yani kimse söyleyemiyordu, namaz kılan kimse asla iş yerinde ağzını açıp söyleyemiyordu ‘’Müslümanım’’ diye. O devri bilmiyorsunuz siz? Ben o devirde yaşamış bir insanım. ‘’Bizim zamanımızda şurada kurtlar geziyordu’’ diyen tipler olur ya, anlatıyorlar.
OKTAR BABUNA: Estağfirullah.
ADNAN OKTAR: EvvelAllah… O devirde, hatta televizyonda birisi çıktı dedi ki; ‘’namaz kılan insan gerici değildir’’ dedi toplumda. ‘’Hayret etim yani ne cesaret var adamda’’ dedim, maşaAllah. Ülkücü bir gençti, tebrik ediyorum onu kimse. Allah ondan razı olsun maşaAllah. Ülkücülerin bir toplantısında onu da böyle belgesel olarak yayınlıyorlardı. Bakın Türkiye’de neler oluyor gibisinden. Halk baksın, dehşete kapılsın, bakın adamlar ne diyor gibisinden. Ağzından nur akıyor, ne güzel söylemiş, Allah razı olsun inşaAllah. Hakikatten ben bile o zaman 71’lerde düşünün, şaşırmıştım, nasıl cesaret edip bunu söyleyebilir diye? Zaman Erbakan Hocamız da çıkmıştı, maşaAllah o da çok cesur, çok atak bir insandı, samimi bir Müslüman. Onun konuşmalarına da ben şaşırıyordum, çok da hoşuma gidiyordu. MHP’nin ve Milli Selamet Partisi’nin ikisinin de atakları çok hoşuma gidiyordu. Dine yönelik kararlı, koruyucu tavırları. O zaman Darwinizm yani tam oturmuştu Türkiye’ye. Yani Yaratılışçılığı okulda savunmak yani adama gülerler, zaten net kanundu, iman konusuydu yani insanlar için neredeyse, net kanundu. Yani Darwinizmin aleyhine düşüneceksin? Ya bir kere tarih kitapları direk o tarzdaydı. Her şey ona göre anlatılıyordu. Çocukluğunuzu bir düşünün, başka bir konu yoktu. Biz hep öyle yetiştik, çocukluğumuzda da öyleydi. Bir tek ben altında bir anormallik olduğunu biliyordum, seziyordum çocukken. İnanmıyordum yani. Bu savaşların arkasında da bir oyun olduğunu düşünüyordum, şüpheleniyordum. Yani nitekim de tam tahmin ettiğim gibi çıktı araştırdığımda. Ama ben Darwinizmi böyle benim ve arkadaşlarımın, böyle dünya çapında tepe taklak yapabileceğimizi kısa sürede doğrusu pek tahmin etmiyordum. Araştırdıkça aman Allah’ım ne kadar büyük oyunmuş bu, ne büyük oyunmuş. Kardeşim nasıl saklarsınız siz, üç yüz milyona yakın fosili? Üç yüz milyon fosil, gizlemiş adamlar. Kitaplara bakıyoruz bir tane yok, fosil. Koysana kardeşim, yaşayan fosilleri koysana sayfalarca, hiç yok. Ancak işte çizimler vardı bizim zamanımızda. İşte pytocus bilmem ne, apotycus, acaip isimler, adı baymayacasıya. Latince mi onlar, nedir öyle?
OKTAR BABUNA: Evet, Latince.
ADNAN OKTAR: Evet, ondan sonra, onları görüyorduk. Son yıllarda araştırmalarımızda nefesimiz kesildi. Çok büyük bir oyun oynanmış. Tabii kaplan gibi çöktük olayın üzerine, Avrupa’da, dünyada falan. Bu Atlas da gittikten sonra, Atlas’ın her gittiği yer zaten üniversite oldu. Şu an kime gittiyse, her yerde bir Harun Yahya var, bu Atlas kadar da bir Harun Yahya dünyada var şu an. Bakın Mısır falan, Mısır sosyalistti. Sosyalist, Darwinist ve materyalistti. Bakın Mısır, El Ehzer’in bulunduğu Mısır, Ehzer’in birçok Hocası Darwinist idi. Bakın İlahiyat Fakültesi olduğu halde, Darwinist Hocalar vardı. Ama evvelAllah, söke söke böyle yerle bir ettik Allah’ın izniyle. Bakın Mısır’da da iş bitti diyor görüyorsunuz. Tabii, her vurduğumuz yer dümdüz oluyor. Yani Mısır’a mesela hafif bir vuruş yaptık, Mısır’da da bitti olay. Yani sosyalist, komünist bir düşünce hakimdi, Nasır zamanında biliyorsunuz, sosyalistti Mısır. Sonradan liberal olmaya başladılar. Yani bütün Arap ülkeleri komünistlerin kontrolündeydi. Millet bunu unuttu, “ya nerde Darwinizm var?” diyor. Madem Darwinizm nerede, peki bu kadar Müslüman ülke niye komünist oldu o zaman? Komünizmin kökeni Darwinizm değil mi, diyalektik felsefe değil mi? Yani uçuyorlar bir kısım insanlar, anlamıyor. Yani Karl Marx’ın felsefesinde ne diyor Karl Marx? Canlıların diyalektiği, adam bunu ortaya koymuş, kimden almış, Darwin’den almış. Altı da üstü de ona göre dizayn etmiş adam. Yani tarihin diyalektiğini de oraya koyuyor, doğanın diyalektiği, ondan sonra hepsini yani bu şeyin içerisine oturtturmuş. Mesela işte aşamalardan bahsediyor, alt yapı, üst yapı, evet bunları da olayın içine sokmuş. Din, devlet ve aile yok edilmesi gereken hususların içerisinde. Bakın Darwinizmin bağlantılarına bakın. Darwinizm neyi getiriyor arkasından, din, devlet, aile, ahlak. Bakın din, devlet, aile ve ahlak. Bu dördünün yok edilmesi gerekiyor diyor. Buna karşı mücadele veriliyor.
SUNUCU: Geriye de nasıl acayip bir şey çıkacaksa ortaya, yani bu dört ana maddenin yok edilmesinden sonra nasıl bir toplum çıkacaksa değil mi?
ADNAN OKTAR: Evet. Irak, Saddam, yani adam halis kan komünistti, Stalinistti. Sonra Amerika operasyon yaptıktan sonra evliya gibi oldu. Sakal bıraktı falan, namaza başladı. Daha önce sıfır numara komünistti. Hatta resimleri var, Stalin’e benzeyen resimleri var. Böyle Stalin hayranı, onun gibi pozlar vermiş, onun gibi askeri, yani Stalin’in giydiği kıyafetler gibi kıyafetler giymiş. Öyle bir havası vardı.
SUNUCU: Ama az önce çok önemli de bir konuyu söylediniz, zaman zaman programlarımızda da bahsediyoruz. Çok da tehlikeli bir durum, insanların farketmemesinin veya farkedememesinin sebebi din adamlarını da bir takım, tabii ki hepsi değil ama bir takım din adamlarını da kendi içlerinden öyle gibi gösterip aslında farklı amaçlara hizmet etmelerini sağlamak değil mi efendim? Ve şu anda da bu takım davranışlar devam ediyor değil mi?
ADNAN OKTAR: Bunların Amerika’da bir Medine locası vardır, Medine locası, ünlü. Sırf bu Hocalar için kurulmuştur. Yani dindar ve sağcı bilinen tipler için. Türkiye’de de şubesi var, Mısır’da da şubesi var, Pakistan’da da şubesi var, Hindistan’da şubesi var, Medine locası ünlüdür. Yani asıl merkezi de Amerika’dadır. Mason localarının en büyüklerinden bir tanesidir. Bizim her devrin adamı, efendim onun hampaları falan hepsi bunun içindedir, onlar zaten ekip her devrin adamı. Yani onun böyle hiç ummadığınız adamlardan bir ekibi var. Yani şimdi direk saysam aa falan dersiniz, acayip şaşırırsınız yani. Biz Müslüman masonuz diyorlar, e kardeşim sen Müslüman masonsun da; sen maşa olduktan sonra, Müslüman olman neye yarıyor yani? Sen onların dediğini yapıyor musun, yapmıyor musun? Locanın emrini yerine getiriyor musun, getirmiyor musun? Locada namaz kılıyormuşsun, kıl, sen adamın dediklerini teker teker yaptıktan sonra, falanca kişinin işte durumunu değerlendir, işte ona göre bir gerekeni yap, işte biraderler de seni destekleyecek, hepimiz arkandayız falan diyorsa değil mi, e bu nedir bu? Değil mi, Amerika’dan sen emri alıyorsan, İngiltere’den, Fransa’dan sen emri alıyorsan, bu nedir bu? Burada Müslümanlık kalıyor mu? Müslüman Kuran ahlakına göre hareket eder. Sen, meşriki azamın dediklerine göre hareket ediyorsun. E ama namaz kılıyorum diyor, Allah ona belirtiyor; “vay o namaz kılanların haline” diyor Allah, ayet var, inşaAllah. “ki onların namazları gösteriştir” diyor. Namaz onu kurtarmaz, inşaAllah. Kuran bir bütün, sırf namazdan ibaret değil ki. Mekkeli müşrikler de namaz kılıyorlardı. Yani müşriklerin de namaz kılma şekilleri var, ama Allah’a ibadet etmiyorlar, değil mi? E masonlar Baphomet’e iman ediyorlar, şeytana iman ediyorlar. E sen de onların emrindesin, onlara hizmet ediyorsun. Ama evvelAllah yani elimizden kurtulamazlar. İşte şöyle engelleriz, böyle engelleriz, üç kuşak evveline kadar, yedi sülalen gelsin hepsi gelsin, yani elinden geleni ardına koyma. Zaten yapıyorsun elinden geleni, yıllardan beri yapıyorsun. Ne yapacaksın yani, inşaAllah. En fazla şehit edersin, yani atom bombası gibi tepene patlarım o zaman yani inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bu haberler, zaten onu gösteriyor Hocam. Mesela bu haber Philadelphia Inquirer’da çıkmış gazetesinde. Yaratılışçılık diyor, Türkiye’yi süpürüyor.
ADNAN OKTAR: Allah Allah, Allah Allah, pisliği süpürüyoruz demek ki.
OKTAR BABUNA: Altında da Hocamızın faaliyetlerinden bahsediyor. Bu da İngiltere’deki The Guardian gazetesi. Ama bunlar hep son birkaç gün içinde çıkan haberler. Mesela bu dün çıktı, The Guardian gazetesinde, diyor ki: “Evrimin sınıftaki krizi. Araştırmalara göre dünya üzerinde öğretmenler ve öğrenciler, evrimi reddediyorlar”, maşaAllah. “Sonuçlar dehşet verici olabilir”.
ADNAN OKTAR: Allah Allah, Allah Allah, bu balyoz gibi yani değil mi, vurunca ta köküne kadar oturtmuşuz maşaAllah, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: “Ankete katılan Endonezya’lı öğretmenlerin büyük bir kısmı fen bilimleri sınıflarında Harun Yahya’nın çalışmalarını kullanıyorlardı. Nidhal Guessoum, İslami yaratılışçılığın Harun Yahya tarafından her yerde yaygınlaştırıldığını belirtti. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: EvvelAllah, ayrıca daha yeni başlıyoruz bunlar niye böyle panik oluyorlar ki? Daha ne yaptık biz, hiçbir şey yapmadık ki daha. Daha bir milim yol aldık, dur bakalım. Daha hiç, öyle bir silkeleyeceğim onları böyle, eski palto gibi dökülecekler böyle, Allah’ın izniyle. Bundan sonra milleti kandırmak yok. Kafalarında ne kadar o pislikten varsa temizleyeceğiz. Değil mi, süpürüyor Hoca diyor. Kafalarındaki pisliği temizliyoruz.
OKTAR BABUNA: Bu da Boston Globe, “İslam’ın Darwin problemi” diye başlık atmış yine aynı şekilde. Yani hepsi son günlerde muazzam bir panik, bittiğini yani evrimin artık ilan ediyorlar aşağı yukarı inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Allah Allah, ya biz kardeşim üç yaşında çocuk gibi gittik koskoca balonun altına hafif şakadan gibi, değil tabii ciddi olarak iğneyi batırınca, değil mi, milyonlarca metreküplük balon, güm diye patladı. Tabii, evet yarınki gazeteler mi bunlar, haşır huşur gazeteler geldi. Oktar Hocam sen anlatmaya devam et. Bu ne Vakit gazetesi, bizim ilanlar. BAV Davasında bozma gerekçeleri. Ya maşaAllah hukuk... Şimdi son zamanlarda baya iyi bir açılıma gitmeye başladılar. Eskiden yani bizim zamanımızda neydi, şimdi neler oldu maşaAllah. Yani mesela şimdi alenen belge bile olsa, alenen söylenenler olsa bile mahkemeler insan tutuklamıyor, ne güzel yani. Güzel bir gelişme, eskiden belge melge de olmadan, böyle, biz değil mi böyle, hatta ben bir kere şeyde yargılanıyorduk, nerede, söylemeyeyim, söyleyim mi söylemeyeyim. Şimdi ben mahkemenin kapısındayım, tahta kapı var, ince bir tahta kapı var. Yani sunta kapı, hakimlerin sesi geliyor içeriden. Şimdi tahliye kararı hazırlayacaklar, “say say say” dedi, bağırdı böyle yüksek sesle, “bir, iki, üç, dört, beş” dedi. “Tamam dur” dedi burada, arkadaşlarımdan altı kişinin falan ismini saydı, ben ondan sonra geliyordum, tabii biz dahil olmamış olduk. “Say say say say”, yani bu nasıl bir yöntem bilmiyorum da, yani bak yüksek sesle “say say say say”, “bir, iki, üç, dört, beş, altı” dedi, “tamam” dedi, “hadi bu kadar yeter” dedi. Muhtelemen basının reaksiyonundan çekindiler o zamanlar.
SUNUCU: Çok ilginç bir yöntemmiş hakikaten.
ADNAN OKTAR: Yani temiz bir yöntem herhalde. Ama ta sokağa, dışarı geliyordu. Orada polisler de vardı hatta, biz dedik herhalde yine bir üç ay daha yatacağız. Nitekim öyle içeri girdik. Neyse dedik artık bir son kere, sonra üç ay sonra bizi de bıraktılar. Allah razı olsun, teşekkür ederiz dedik. Ama iyi yani böyle güzel, demek ki sağlam delil arıyorlar, daha güçlü delil arıyorlar. Ama bizim zamanımız çok değişikti. Evet, nerede benim bir dosyam vardı şurada... Yarınki o zaman Vakit gazetesi, efendim Yeni Şafak ve Milli Gazete’de yine BAV davasının savunma ilanları var.
SUNUCU: Davanın bozma gerekçeleri yer alıyor değil mi efendim?
ADNAN OKTAR: Evet, bozma gerekçeleri çok detaylı olark anlatılıyor. 60 küsür bozma nedeni var. Bakın mesela ilginç olaylar var, onlardan birkaç tanesini size söyleyeyim, hiç bilinmeyen. Mesela bizim davada, ben hakimimizin elini öpüyorum, Allah razı olsun, ne yapıyorsa bir bildiği vardır. Ebru Şimşek ile ilgili mahkeme bize çok gerekçeli, detaylı beraat kararı verdi. Filmleri izlediler, iki filmi biliyorsunuz, karşılaştırdılar. Bizim evin tavanı düz tavandı, öbür tavan kirişliydi. İkisi kıyaslandı, bu evlerin hiç birbirleriyle alakası yok dediler. Bilirkişiyi de dinledi, hepsini dinledi ve bize çok kapsamlı bir beraat mütaalası verdi. Ve beraat ettirdi, Allah razı olsun. Fakat bize ceza verirken, Ebru Şimşek’i delil olarak kullandı mahkeme. Yani bu olayı yaptığımı, yani yaptığımızı söyleyerek yani bu olayın içinde olduğumuzu söyleyerek, Fatih Altaylı’nın ve Ebru Şimşek’in de ifadeleri diyor değil mi, bakayım oraya...
SUNUCU: Peki nasıl olabiliyor ki, beraat edilen bir dosya ikinci bir davada nasıl delil yerine geçebiliyor? Hukukçuların buna yorumunu merak ettim doğrusu. Böyle bir şey kabul edilemiyor, veya bozma gerekçesi olarak gösterilebiliyor mu, itiraz edilebiliyor mu daha doğrusu böyle bir şeye?
ADNAN OKTAR: Bakın diyor ki; gerekçeli kararda, bak beraat verdikten sonra, bize beraat verdikten sonra mahkemenin kararı; “katılanlar Fatih Altaylı, Ebru Şimşek, tüm aşamalarda birbirlerini doğrulayacak şekilde, birbirlerini doğrulayacak şekilde, beyanda bulundukları anlaşılmış” yani ikisi de doğru konuştu diyor. Ama biz niye beraat aldık o zaman bilemiyorum, ama tabii Allah razı olsun, tabii teşekkür ediyorum da yani, gerekçe olarak gösterdi mahkeme bunu. Fakat teşekkür ediyorum yani, tekrar tekrar. Hem beraat verdi, ama aynı zamanda da gerekçe olarak gösterdi. Mesela bak diyor ki, gerekçeli karar; “tehdit ile menfaat sağlamak, şantaj suçlarından açılan davalarda atılı suçun sübut bulmadığı sabit olmadığı anlaşılmakla, sanıkların beraatine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır”, bakın beraat ettik. Ama vardır hakimimizin bir bildiği, Allah razı olsun, teşekkür ediyoruz, bir şey demiyoruz. Ama tabi ben bilemediğim şeyler olduğunda araştırıyorum, insan şaşırıyor tabii. Mesela benim hiçbir pasaport başvurum falan olmadı daha önce biliyorsunuz, cezamın da fazlasıyla da yattım yani cezamın karşılığı olarak. Mesela bir tutuklama vakti oluyor, cezayla orantılı olarak, kanuni, o kısmını da yattık biz, ihtiyati tutuklama kısmı. Yani o kadar kısmını yattım. Böyle olduğunda normalde yurtdışı yasağı konmuyor şahıslara, çünkü zaten yatmış yani cezaevinde yatmış karşılığı kadar. Bir risk kalmamış oluyor.
SUNUCU: Kaçma riski yok.
ADNAN OKTAR: Evet, kaçma riski yok artık. Fakat Rezzan Aydınoğlu diyor ki, “bana bir duyum geldi” diyor, “yurtdışına gidecekmiş” diyor, Adnan Oktar diyor, mahkeme de hemen yurtdışı yasağı koydu. Halen devam ediyor şu an yurtdışı yasağım. Ellerine sağlık, Allah razı olsun, teşekkür ederim ama şu an mahkemelerin konumuna bakıyorum, mesela ne yurtdışı yasağı var, ne öyle bir şey oluyor, ne tutuklama oluyor, ama o zamanlar vardı. Ama o zaman o zamandı, bu zaman da bu zamandır, tabi teşekkür ediyoruz, Allah razı olsun. Yani şu ankine de, o zamankine de teşekkür ediyoruz. Mesela neyse bunu söylemeyeyim şimdi, bu biraz şey, evet. Evet, yerel mahkeme dosyanın Yargıtay Başsavcılığı ve Yargıtay Genel Ceza Kurulu tarafından denetlenmesine de imkan vermedi. Bu olayda Yargıtay Başsavcılığı dava dosyasını yerel mahkemeden istedi. Kurallara göre yerel mahkeme dosyayı hemen Yargıtay’a göndermesi gerekirken, dosyayı bir buçuk sene sebepsiz tutup, davayı hükme bağladıktan sonra göndermiştir.
SUNUCU: Bu bozma gerekçesi...
ADNAN OKTAR: Evet, bu bozma gerekçesi. Yani çünkü Yargıtay 5 ile 8 arasında kanaat ayrılığı oluştu. Biri diyor ki, 313 dedi, biri dedi ki 4412 olabilir dedi, değil mi? Evet, olabilir ama o gözle, onunla da bir bakın dedi. Uyuşmazlık var. Biz uyuşmazlığın çözülmesi için Yargıtay Genel Ceza Kurulu’na gitsin dedik bu, savcılığa müracaat ettik. Bir buçuk sene bekletti bunu mahkeme. Ve karara bağladıktan sonra, cezayı verdikten sonra gönderdi. Ama bir bozma gerekçesi bu tabii. Ama teşekkür ediyorum, bunun için de teşekkür ediyorum, Allah razı olsun.
OKTAR BABUNA: Yargıtay’ın kararına göre dava düşebiliyor, sona erebiliyordu. Yani o şekilde etkileyecekti verdiği kararla.
ADNAN OKTAR: Tabii, Yargıtay Genel Ceza Kurulu dese ki, mesela bu 5’in kararına uysa, bu evet 313’tür dese, dava düşüyordu. Şöyle, çünkü 4412 bozulduğunda, en hafif olan kanun maddesinin seçilmesi gerekiyor kanunlara göre. Bir 220 var, daha ağırı, bir de 313 var daha hafifi. Mahkeme 220’yi tercih etti. Halbuki 313’ün seçilmesi gerekiyor kanunlarımıza göre.
SUNUCU: Bir kısım arkadaşlarınız 313’ten yargılanmıştı zaten ve beraat etmişlerdi, değil mi?
ADNAN OKTAR: Mesela yarısı 313’ten beraat etti. Yargılandı, beraat etti arkadaşlarımız. Geri kalan kısmına da 220’den ceza verdi. Ben de arkadaşlarımıza dahil olmak üzere. Yani 220’den suçlu olduğumuzu son celsede öğrendik biz. Savunma hakkı istedik, ek savunma hakkı, onu da vermediler. Avukatlar istifa etti, yerine avukat da tayin edilmedi. Yani bunların hepsi bozma nedeni ama, çok fazla bozma nedeni var, şimdi anlatmaya kalksam sabaha kadar bitmez. Ama hepsi için tabi mahkemeyi tenzih ediyorum, fakat hukuk bilgimin artması için araştırıyorum tabii merak ediyorum. Bilenlere de soruyorum yani doğrusu nedir. Çünkü eğer 5’in kararına Yargıtay Genel Ceza Kurulu uymuş olsa, yani şu anda dahi uymuş olsa dava düşüyor. Ama bunu bir buçuk sene bekletti mahkeme, göndermedi. Yani normalde bu rastlanan bir olay değil. Mahkeme hemen anında uyuyor ve gönderiyor. Ama cezayı verdikten sonra göndermesi ilginç ama tabii teşekkür ediyoruz, itiraz etmiyoruz, saygı duyuyoruz hükümlerine bir şey demiyoruz. Evet...
SUNUCU: Bir de temyiz başvurusunda taraflar bulunmadan davanın temyize gitmesi var değil mi, bir de öyle bir durum var.
ADNAN OKTAR: O çok çok ilginç yani bakın; hiç kimse başvuruda bulunmamış temyiz olması için hiç kimse, ne biz ne karşı taraf. Yargıtay; ben temyiz edeceğim dedi, ellerine sağlık teşekkür ediyoruz, hiç talep olmadan temyiz ettiler. Normalde kanunlara göre bir tarafın talip olması gerekiyor, talepte bulunması gerekiyor. Böyle bir şey yok. Yargıtay, gelince, geldiğine göre bozmamız gerekiyor gibi herhalde tespit ettiler nasıl tespit ettiler bilemiyorum, takdir onların. Ama tekrar tekrar söylüyorum saygıyla karşılıyorum, teşekkür ediyorum her zaman
SUNUCU: Bir bozma gerekçesi belirtilmedi değil mi ama? Size hiçbir şekilde şu...
ADNAN OKTAR: Evet, şu kişi talep etti diye yok tabii, yani şundan dolayı diye bir şey yok fakat böyle yurtdışı yasağı için de teşekkür ediyorum yine mahkemeye çok sağ olsunlar, Allah razı olsun. Ben bir şey demiyorum, hayır vardır. Çünkü belki yurtdışına çıksam ki çıkmam normalde hiç pasaportum yok daha hayatımda çocukluğumdan beri pasaportum olmadı benim hiç, öyle bir konu yok.
OKTAR BABUNA: Ayrıca bu cezadan sonra da yani hüküm verildikten sonra da Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na değil, normal temyiz için gönderiliyor. Yine gönderilmiş değil dosya çağırıldığı yere. Yani bizim bir buçuk sene geç gönderdiler ama gitmesi gereken yere gitmedi yine. Yani şu anda yine normal temyize gitti dosya.
ADNAN OKTAR: Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na gitmedi diyorsun?
OKTAR BABUNA: Gitmedi. Evet yine o talebin cevabı verilmiş olmadı yani şu gidişle de. Normal temyiz için gönderilmiş oldu.
ADNAN OKTAR: E canım vardı bir bildikleri sen de şey yapma yani, neyse o olur. Hayırdır inşaAllah onlar ne diyorsa doğrudur yani inşaAllah, öyle düşüneceksin. Ama tabii ben bunu yeni mesela dün bunun farkına vardım okurken; Ebru Şimşek’ten biz beraat ettik, çok kapsamlı beraat ettik; ama mahkeme onu gerekçe olarak göstermiş. Bize ceza verilmesine gerekçe olarak göstermiş. Yani vardır bir bildikleri Allah razı olsun. Çok net mesela 2006/26 esas sayılı davada beraat kararı var ve çok detaylı deliller veriyor. Bakın diyor ki; sanıkların savunmalarına katılan Ebru Şimşek vekillerinin beyanlarına, Ebru Şimşek ile ilgili izlenen CD görüntülerine. Orada pencerelerin uyumsuzluğu da görüldü mesela, evin penceresi çok büyük tavandan tabana kadar. Orada pencereler küçük, ufak pimapen pencere bayanın bulunduğu evde. Ama asıl kirişler sarkıyor bayanın bulunduğu evde, benim bulunduğum evde hiç kiriş yok dümdüz tavan. Yani ev tamamen yıkılmadıktan sonra, yeniden yapılmadıktan sonra mümkün değil dedi bilirkişi. Hakikaten de öyle. İki evin alakası yok iki evin. Bir de o ev 60 m2 falan küçük bir ev, benim bulunduğum ev koskocaman villa. Yani büyük bir ev. Bakın, Ebru Şimşek ile ilgili CD görüntülerine, yine Ebru Şimşek ile ilgili CD görüntüleriyle ilgili görüş beyan eden, bilir kişi Nevzat Tarhan’ın beyanına; inşaat mühendisi bilirkişi Çağlar Göksu’nun, Ebru Şimşek’in görüntülerinin alındığı ev ile ilgili beyanına. Yani mühendisler de açıklıyor imkanı yok o ev ile bu ev kesinlikle ayrı dediler, inşaat mühendisi. Psikolog da, psikatristler de yani öyle bir şey yok diyorlar, bir insan da görünmüyor zaten bir beyle bir bayan var. Ebru Şimşek diyor ki; arkadaşları silahlı girdi, böyle böyle ellerinde silahlar vardı diyor benim için. Ben orada yokum kimse yok, arkadaşlarım da yok kimse yok. Bir bayan ile bir bey var o kadar başka kimse yok. Bomboş ev. Son derece rahat Ebru Şimşek görüntülerde. Yani psikatrist geldi özel, baktı yani son derece rahat öyle bir konu yok. Yani ne tehdit altında, ne baskı altında uzun uzun konuşuyorlar. Yani son derece rahat diyor, gülüyor, kahkahalar atıyor. Ben de ortada yokum, hiç kimse yok. Bayanın dediğinde silahlar böyle böyle diyor evin içi odayı dolaştılar diyor. Beni diyor işte zorla yatağa yatırdılar diyor, işte filme çektiler beni diyor. Öyle bir şey olsa görünür filmden, hiçbir şey görünmüyor. Ayrıca evin alakası yok benim bulunduğum evle uzaktan yakından alakası yok. Yani o demin dediğim tavan yapısıyla, her şeyiyle anlaşılıyor.
OKTAR BABUNA: Arkadaşı da tanıklık yapmıştı.
ADNAN OKTAR: Evet. Çağlar Göksu’nun, Ebru Şimşek’in görüntülerinin alındığı evle ilgili beyanına, Ebru Şimşek’in ilişkileri konusunda beyanda bulunan savunma tanıkları falanca falanca falanca, şahısları sayıyor. Yani görgü şahitlerini. Anlatımlarına göre diyor, sanıklar hakkında açık diyor tehdit ile menfaat sağlamak, şantaj suçundan açılan dava da atılı suçun subut bulmadığı, sabit olmadığı anlaşılmakla, sanıkların beraatına karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Yani mahkeme bunu, bize iftira atıldığını kabul etti.
SUNUCU: Ve ceza da vermedi.
ADNAN OKTAR: Ceza vermedi biz bundan beraat ettik. Ama sonra bakın gerekçeli kararlarda da katılanlar: Fatih Altaylı, Ebru Şimşek. Tüm aşamalar da, birbirini doğrulayacak şekilde beyanda bulundukları anlaşılmış. Yani bütün ifadeleri doğru diyor burada da. Allah razı olsun teşekkür ederim. Demek ki bizim bilmediğimiz bir şey var yani bir sistem mi? Kanunları biz kavrayamamış olabiliriz, olayları kavrayamamış olabiliriz. Yani ne diyorsa onlar doğru biliyorlar yani doğru söylüyorlar, teşekkür ediyoruz. Allah razı olsun.
SUNUCU: Bu durumu hukukta bir karşılığı illaki vardır yani yasal olarak.
ADNAN OKTAR: Yani bu normalde bir bozma nedenidir bu. Biz öyle biliyoruz. Evet. Tabii her ikisinin de avukatı Fatih Altaylı’nın da Ebru Şimşek’in de avukatı Rezzan Aydınoğlu’dur. O da çok başarılı bir avukattır. Yani o da bir şey diyemiyoruz yani, tabii onun sözlerine de bir şey diyemiyoruz. Mahkemeye de bir şey diyemiyoruz, karara da bir şey demiyoruz, Yargıtay’a da bir şey demiyoruz. Hepsine saygı duyuyoruz ama kavramaya, anlamaya çalışıyorum yani hukuk bilgimi arttırmaya çalışıyorum. Yani bu, nasıl oluyor bu sistem öğrenmeye çalışıyorum, yani bilenler varsa bana bilgi verirlerse aydınlanmış olurum yani. Hukuk sistemini daha iyi anlamaya çalışan bir gayret içindeyim. Yoksa kararlara benim bir sözüm yok. İnşaAllah. Evet. Nedir bir bakayım neymiş o?
OKTAR BABUNA: Gazete haberleri, bir haber çıkmış.
ADNAN OKTAR: Ne ile ilgili?
OKTAR BABUNA: Rezzan Aydınoğlu ceza aldığına dair, hakaretten.
ADNAN OKTAR: O kim yanında ki?
OKTAR BABUNA: Aydın Doğan.
ADNAN OKTAR: O şapka giyiyor mu öyle o?
OKTAR BABUNA: Giyiyormuş herhalde ben de ilk defa gördüm.
ADNAN OKTAR: Evet. “Bir vatandaşı mahkemede it herif şeklinde hakaret ettiği gerekçesiyle hem İstanbul 5.Ağır Ceza Mahkemesinde, hem de İstanbul Barosu’ndan ceza aldı.” diyor değil mi? Olabilir yani o ayrı bir konu. Evet. Bu gazetede mi çıkmış?
OKTAR BABUNA: Evet. Vakit’te.
ADNAN OKTAR: Habervaktim internet sitesinde evet. Olabilir yani.
SUNUCU: Evet. Arkadaşlarımız içeriden uyarıyorlar, kısa bir ara vermemiz gerekiyormuş. Bu önemli bir konu. Aradan sonra inşaAllah konuşmaya devam edeceğiz.
ADNAN OKTAR: Evet inşaAllah.
SUNUCU: Ancak araya gitmeden önce, kısa bir hatırlatma yapmak istiyorum. İzleyicilerimiz bizi isterlerse Mavi Karadeniz 106.4, Radyo 37 Kastamonu 95.2, Radyo Star Aksaray 94.0, Emek Radyo Mardin 101.0, Radyo Aknur bu internetten yayın yapan bir radyo. Dolayısıyla www.radyoaknur.com adresinden ulaşabilirler ve Radyo Enerji Ordu’da yayın yapan bir radyo 90.0 frekansında isterlerse efendim bizi bu radyolardan da canlı olarak dinleyebilirler. Evet, kısa bir aranın ardından bizler burada olacağız. Bizden ayrılmayınız lütfen.
Kısa bir aranın ardından programımız devam ediyor. Evet efendim davaya ilişkin konuşuyorduk ama.
ADNAN OKTAR: Şimdi sonradan aklıma geldi; bir de Ebru Şimşek bizim beraat etmemize rağmen tazminat davası kazandı. Yani tabii bir de o var. Vardır bir bildikleri. Yine teşekkür ediyorum Allah razı olsun diyorum. O da gerçi şu an Yargıtay da incelemede ama yani bu bayan tazminat davasını kazandı. Beraat etmemize rağmen Ağır Cezada, inşaAllah. Ama her şey hikmetle hayırlı yaratılır her şeyi yaratan Allah’dır. Öyle yani bizim şaşırdığımız hayret ettiğimiz olaylarda da mutlaka bir hikmet oluyor, hayır olmuş oluyor. Belki Allah sonradan ileriki tarihlerde, ileriki dönemlerde insanlar duyduğunda hani düşünsünler bunlardaki güzellikleri görsünler, hikmetleri görsünler diye Allah’ın özel yarattığı anlaşılıyor bunları, inşaAllah. Çünkü çok hikmet dolu hayret verici ve ilginç durumlar ama tabii ben mahkemenin kararlarına saygı duyuyorum yine tekrar tekrar vurguluyorum ben onu inşaAllah.
SUNUCU: Bir de yurtdışı yasağınıza ilişkin bir şeyde söylemek istiyorum, bir izleyicimiz demişler ki “efendim selamünaleyküm demişler , aleykümselam ben Ramazan Er Fransa’dan öncelikle sizi haftada 3 veya 4 defa görmekten çok mutluyuz, demişler. İslamı güzel anlattığınız için Allah razı olsun sizin gibi insanlar çok az ama çok ümitli konuşuyorsunuz.” demişler. “Fransa’da konferans düşünüyor musunuz? Bunu gerçekten bekliyoruz.” demişler.
ADNAN OKTAR: Evet Fransa’ya değil Türkiye sınırları içerisine ama belki beni çok seviyorlardır yani aman Hocamız gitmesin, Türkiye’de kalsın gibi de altında güzel bir şey de duruyor olabilir yani yurt dışında değil mi beni sevgiyle böyle kıskanıyor da olabilir; aman Hocamız gitmesin bizim Hocamızdır. Bir hayır vardır bir hikmet vardır inşaAllah. Hayır gözüyle bakmak lazım inşaAllah.
SUNUCU: Evet ama şüphesiz ki bu da bir gerçek size böyle bir yasak gelmesi bazı insanların işine gelecektir diye düşünüyorum değil mi?
ADNAN OKTAR: Zaten yurtdışında benim işim yok ki yani hiç pasaportumda olmadı şu ana kadar yurtdışına yani o benim için bir lüks yani benim öyle bir konum yok. Yani öyle bir müracaatım da olmadı öyle bir şeyi hiç düşünmedim de. Olsa şimdiye kadar bir pasaportum olurdu, birkaç kere yurtdışına çıkardım. Ben 25 yılla yargılandım yine pasaportum olmadı yine yurtdışına çıkmadım. Daha önce de akıl hastanesine yatırdılar o zaman da benim böyle bir şey aklımdan geçmedi. Yani benim hiç düşünmeyeceğim bir şey o. Akıl hastanesinde duracağıma mesela yurtdışına çıkayım diyebilirdim. Akıl hastanesinden dışarı çıkmak mümkündü, gidebilirdim ama hiçbir zaman için gitmedim, çıkmayacaksın dediler çıkmadık oturduk. Ne diyorlarsa saygıyla yerine getiriyoruz, inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah. Evet zaten yurtdışına çıkmanıza da çok şey yok eserlerinizle her yere dünyanın her yerine ulaşabiliyorsunuz değil mi?
ADNAN OKTAR: Yani tabii internetle yurtdışında evlere kadar girdikten sonra benim yurtdışına çıkmam niye gereksin? Televizyonla zaten hitap edebiliyorum, her şeyi anlatabiliyorum, internetten her şeyi anlatabiliyorum. CD’lerimle her şeyi anlatabiliyorum.
SUNUCU: Radyo bağlantılarınız var.
ADNAN OKTAR: Tabii radyo bağlantılarımız var, her konuyu her şeyi anlatıyorum bizzat gitmem herhalde turistik gezi olur öyle bir şey olsa.
SUNUCU: İnşaAllah. Evet efendim sorularımızla devam edelim mi yoksa sizden ayet mi dinleyelim nasıl uygun görürsünüz?
ADNAN OKTAR: Sen bana bir sayfa aç ver bana hadi bakalım.
SUNUCU: Buyurun.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Şüphesiz sana kitabı insanlar için hak olmak üzere indirdik,” diyor Cenab-ı Allah Peygamberimize hitapla, “Artık kim hidayete ererse bu kendi lehinedir, kim de saparsa o da kendi aleyhine sapmış olur. Sen onun üzerine vekil değilsin.” “Artık kim hidayete ererse bu kendi lehinedir” diyor Allah “kim saparsa o da kendi aleyhine sapmış olur” yani hiç kimseye zarar veremez diyor Allah. “Sen onların üzerine vekil değilsin” yani bir sorumluluğun mecburiyetin yok iman edip etmemek tamamen benim kontrolümdedir diyor Cenab-ı Allah. “Allah, ölecekleri zaman canlarını alır; (insanların) ölmeyeni de uykusunda (bir tür ölüme sokar).” bakın diri olan da her gün uykusunda ölüyor, her uyuduklarında canlarını alıyorum diyor Allah. Hz. İsa’nın da canının alınması şekli de öyledir, uyku halinde göğe çekilmişti. Onun da yine canı alınmıştır ama uykuda insanların canının alınması gibi, inşaAllah. “Böylece, kendisi hakkında ölüm kararı verilmiş olanı(n ruhunu) tutar, öbürüsünü ise adı konulmuş bir ecele kadar salıverir.” Mesela bazı insan sabah kalktığında ölü kalkıyor, onu Allah tutmuş, o artık bırakılmıyor ama öbürünü ise “adı konulmuş bir ecele kadar salıverir”, yeniden ona ruhunu geri veriyor. Sabah dirilip kalkıyorlar, hatta ahirette insanlar diyorlar bizi diyorlar bu yattığımız yerden uyuduğumuz yerden kim kaldırdı diyorlar şaşırıyorlar. Dünya hayatını hatırlıyorlar onu uyku zannediyorlar, uyuduklarını zannediyorlar. Yani orası daha net olduğu için yani ahiretteki diriliş de “artık o gün”, Şeytandan Allah’a sığınırım, “görüş keskindir”, diyor Allah yani bu dünya hayatı ile dirildiğindeki halle arasında uykudan uyanan insanın hali oluşuyor, yani bu dünya ona çok flu ve rüya gibi geliyor o zaman yani samimi olarak kanaati geliyor. Nasıl uykudan uyanan dünyaya değil mi uyandığında kalktığında ikisinin arasındaki farkı görüyor. Ne kadar net rüya görürse görsün, dünya ona daha net geliyor. Ve bunun bir rüya olduğunu kabul etmiyor, halbuki bu da bir rüya ondan da ahirette uyanıyor insanlar uyandığında da şaşırıyorlar işte diyorlari; “bizi bu uyuduğumuz yattığımız yerden kim kaldırdı” diyorlar. Yani nedir bu uyku, rüya yani hatırlıyor bir şeyler ama net rüya gördüğü kanaatinde hatta “ne kadar süre kaldın” deniyor, “bir günün bir vakti kadar” yani uyuyacak bir insan vakti kadar verdikleri cevap. Bir kısmı da “bir an kaldık” diyorlar çok az kaldık diyorlar yani rüya gördüklerine eminler. Halbuki imtihan edinmişler inşaAllah. Kuran ayetlerinde bu konu anlatılıyor hadislerde de var. Kişinin uykudan uyanır gibi uyanacağını belirtiyor hadislerde değil mi? Görünen de öyledir inşaAllah. Şahıs yani birdenbire kalkıyor, diriliyor kalkıyor, başka bir boyuta geçiyor ama rüyada biliyorsunuz geziyorsun evin var, bir başka şehirde oluyor ama uyandığı yerdeki mekan bambaşka oluyor. İşte ahirette de öyledir, bambaşka bir mekanda uyanıyor. Ama hemen uyum gösteriyor anormal rahat insanlar yine o konuda, küfür tabii çok korkacaktır. Çünkü şartlar çok zor ve şiddetli olduğu için ama üstünde durulan konu bu; rüyada olduğunu zannedeceklerdir. Yani rüyadan uyandıklarını zannedeceklerdir. “Öbürünü ise adı konulmuş bir ecele kadar salıverir, Şüphesiz bunda, düşünebilen bir kavim için gerçekten ayetler vardır.” Eğer düşünürseniz diyor Allah, bunda çok delil var diyor Allah ayetler var. Bunu düşünün diyor bunu anlarsanız ölümün de nasıl olacağını anlarsınız, hayatı da anlarsınız, birçok şeyi anlayabilirsiniz, derin düşünmek Kuran’ın emridir. Yani beynin çok iyi kullanılması gerekiyor. “Sadece Allah anıldığı zaman, ahirete inanmayanların kalbi öfkeyle kabarır. Oysa O'ndan başkaları anıldığında hemen sevince kapılırlar.” Mesela çok samimi Allah, Kuran’dan bahsedildiği, Darwinizmin olmadığı, Allah birdir dendiğinde yani candan bir samimiyetle anlatıldığında küfürde müthiş bir öfke meydana gelir, “kalbi öfke ile kabarır” diyor. Muazzam bir öfke yani o kişi ile nefretle değerlendiriyorlar, işte hapsetmek ister, ezmek ister, ona iftira atmak ister, hakaret etmek ister yani elinden de gelse öldürmek ister eğer bir imkanı olsa o kadar nefret eder. Oysa diyor yani ondan başkaları anıldığında, dinin konusunda alaycı konuşulduğunda haşa, Kuran’a karşı haşa alaycı konuşulduğunda, dinin hükümleri ile Müslümanlarla ilgili alaycı konuşulduğunda bu sefer neşelenip yerlere yatıyor adam, keyif kaplıyor onu yani içi açılıyor. O sahtekarlığı yapana da içinde bir eğlendirici olarak, şaklaban ve soytarı olarak da gördüğü içinde ya beni ne güzel eğlendiren bir şaklaban soytarı diyor yani bu değerlisin sen benim için diyor, iyi eğlendiriyorsun sen diyor, yine görüşelim seninle diyor. İçim açıldı diyor, bayağı iyi soytarılık yapıyorsun sen diyor. Çünkü bedava soytarı yani iyi eğlendiriyor. O, onla da mutlu olur diyor Allah onu açıklıyor bak; “oysa ondan başkaları anıldığı zaman sevince kapılırlar”. Sevinç işte kahkahalara boğuluyor kendini kaybediyor yani bilemediği bir neşe meydana geliyor içinde. Ama Darwinizmi, materyalizmi yıkıyorsun, İslam dünyaya hakim olacak diyorsun, değil mi? Kuran ahlakını herkes yaşasın diyorsun, Allah birdir diyorsun, Allah’tan başka güç yok diyorsun, adam o zaman böyle tesbih böceği gibi kasılıyor acayip rahatsız oluyor yani artık senin bir an önce yok edilmen için gayret eder. Yani elinden geleni ardına koymaz, ayet ona işaret ediyor. “Eğer yeryüzünde olanların tümü ve bununla birlikte bir katı daha zalimlerin olmuş olsaydı” (yani dünyadaki tüm mal mülk onların olsa bir katı daha olsaydı” diyor Allah. “Kıyamet günü o kötü azabtan (kurtulmak amacıyla) gerçekten bunları fidye olarak verirlerdi.” aman diyorlar ne istiyorsanız yapalım, bırakın bizi diyorlar oradaki meleklere, cehennem meleklerine. “Oysa, onların hiç hesaba katmadıkları şeyler, Allah'tan kendileri için açığa çıkmıştır.” hiç hesaba katmadığı şeyler olacak diyor Allah. Yani onların kendi kurnazlıkları gibi, kendilerini uyanık zannetdikleri gibi olmayacak diyor. Hiç hesaba katmadıkları şeylerle karşılaşacak diyor Cenab-ı Allah, inşaAllah.
SUNUCU: Sizin vermiş olduğunuz bir örnek vardı, vücutlarındaki kendi organları dile gelecek ve onlar yalan söyleyemeyecekler, diye Allah’ın huzurunda.
ADNAN OKTAR: Mesela görmedim diyor, gözü net kendi diliyle konuşuyor, ben gördüm diyor, o gün gördün ya diyor. Mesela dokunmadım diyor eli dokundun diyor. Ben bu elimle dokundum ben şahidim diyor niye yalan söylüyorsun diyor. O da diyor ki buna ne oluyor böyle diyor kendi vücuduna şaşırıyor. Yani kendi vücudunu ilahlaştırmış, put haline getirmiş, kendi vücudu onun aleyhine dönecek, başına bela olacak vücudu yani onu kontrol edemiyor, ruhunu kontrol edemeyecek hale gelecek. Bütün yalanları ortaya çıkacak inşaAllah. “Kazandıkları kötülükler, kendileri için açığa çıkmıştır ve alay konusu edindikleri şey de kendilerini çepeçevre kuşatmıştır.” Mesela Kuran’la, İslam’la haşa dinle alay ediyor ama Allah onları bin kat rezil rüsva ediyor, perişan ediyor. Allah diyor seni onlara musallat ederim diyor ayette ve orada pek az kalabilirler diyor yani Allah’ın Resulüne diyor; seni onlara musallat ederim yani sana imkan veririm onları rezil rüsva edersin diyor, inşaAllah. Yani nefes aldırmazsın onlara diyor, inşaAllah. “Kazandıkları kötülükler, kendileri için açığa çıkmıştır” yani artık belli olmuş ahlaksızlıkları netleşmiş, herkes biliyor, “alay konusu edindikleri şey de kendilerini çepeçevre kuşatmıştır.” O da aleyhlerine oluyor onlar rezil rüsva oluyorlar yani orada yaptıkları şaklabanlıklar, adilikler, pislikler, komplolar, kendi ayaklarına dolanıyor, kendilerini rezil eden aşağılayan yıllarca aşağılanmaya sebep olan dünyada onları şerefsiz haysiyetsiz konumuna getiren büyük delillere dönüşüyor bu sefer. Yani Müslümanlara yaptıkları zulümler, Müslümanlara yaptıkları oyunlar onların aleyhine net belge haline geliyor, yapmadım etmedim diyeceği gibi de değil. Yapmış etmiş net yani artık ele geçmiş yani olay görülüyor inkar edeceği gibi de değil. Mesela video kaset oluyor bu veyahut bir belge oluyor hepsi belli Allah katında belli, değil mi yani Müslümanlara yaptıkları zulüm hepsi belgeleniyor şu an, inşaAllah. Oktar’ım sen biraz da sen anlat bakalım.
OKTAR BABUNA: Estağfirullah Hocam. Bu şimdi canlıların insanlara benzerliğinden atası gibi bağlantılar kurmaya çalışmışlardı ondan bahsedelim mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Anlat anlat.
OKTAR BABUNA: Siz demiştiniz Allah insanı esas alarak yaratmıştır canlıları, dolayısıyla o benzerlikleri zaten bunları güzel yapan insanın hoşuna giden de bu benzerlikleri oluyor ama burada esas olan insandır. Bazı fotoğraflarda var müsaade ederseniz: Canlıların hakikaten insana benzediği oranda da çok büyük bir sevimlilik gösteriyor.
ADNAN OKTAR: Bak mesela bu tatlı, insan gözleri mesela bunun sırtında olsa böyle güzel olmaz, insana benzediği için güzel oluyor mesela kulakları olduğu için güzel oluyor. Bir kısım tiplerde diyor ki insanlar hayvanlara benziyor diyor, hayvanlar insana benziyor yani onu anlamıyorlar, insan model olarak Allah yaratıyor bakın insanı ana model almıştır Allah, canlıları ona göre yaratıyor, o yüzden böyle hayvanlar güzel oluyor. Mesela orada gösterdiği sevgi insanlarda olan sevgiye benzediği için insanın hoşuna gidiyor, mesela yüzündeki o tatlı ifade sakinlik mesela bir huzur ifadesi insanın hoşuna gidiyor niye insana benzediği için hoşumuza gidiyor. Mesela herifin huzuruna baksana yüzündeki gülme ifadesi gözlerindeki o mutluluk insana benzediği için hoşumuza gidiyor. Mesela bu da, alenen sırıtıyor herif baksana, çok şeker patilerini ısırmak lazım mesela yunus balığı da o da insana benzediği için güzel. Mesela bakın çok nurlu çok tatlı bir görünüşü var, bunların bak salaklıkları yüzlerinden akıyor bak.
SUNUCU: Bunlar afacan böyle.
ADNAN OKTAR: Yani küçük bir de değil mi? Çok tatlı bakışları var, şeker bakışlı. Mesela bu da öyle. Annesinin ona sevgisi ufaklığı safatorikliği, tayın tatlılığı... Mesela bu da insana benzemesi yönüyle güzel maşaAllah onlarda birbirlerini seviyorlar. Ohh o da onu seyrediyor.
SUNUCU: Tavşana şaşırmış bir de nasıl bakıyor, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: O da ısınıyor tavşanın kulağında, mesela şu huzur çocuk huzuru gibi çok güzel görünüşü. Annesi sırtına almış gezdiriyor bu da öyle anneler hani sırtına alıyor ya benziyor o yüzden çok güzel oluyor. Sibirya kurdu değil mi bunlar ne şahane varlıklar bunlar, maşaAllah.
SUNUCU: Nasıl da boynunu bükmüş böyle bir şey bakmış mahzun bakmış.
ADNAN OKTAR: O da annesinin sırtına çıkmış. Şu pandaların salaklığı anormal tatlı bir şey. Bakışa bak şunun. Çok şeker yani aşırı sevimli, maşaAllah. Şu saflıkları anormal yakışıyor yani masumlukları, maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Benzerlik hiçbir şekilde evrime delil değil, Hocamızın dediği gibi insan esas alarak yaratılmış bu benzerlikleri zaten hoşa giden taraf o. Ama tabii benzerliklerinden kalkıp da bunun birbirinden evrimleştiği iddia etmeleri süper zırva, bilime aykırı mantığa aykırı hiçbir şekilde gözlemlenmiş bir delil yok, fosiller de ayrı olduğunu gösteriyor zaten, türler arasında hiçbir şekilde geçiş yok hepsi ayrı ayrı bir defada mükemmel ve kompleks şekilleriyle yaratılmışlar yani çok net kanıtlıyor 300 milyon fosil.
SUNUCU: Burada bir izleyicimizin sorusunu hemen yöneltmek de istiyorum aynı zamanda Şanlıurfa’dan bir izleyicimiz demişler ki; “Hocam siz evrimin safsatalarından bahsederken ara fosil olması için ecüş bücüş patolojik canlıların var olması gerektiğini fakat böyle canlıların bulunmadığını 300 milyona yakın yaradılışı ispat eden fosil olduğunu defalarca dile getirdiniz fakat Hocam evrimciler gerçekleri kabul etmeme yönünde inat ettikleri için acaba ara fosil nasıl olması gerekir, tekrar detaylı tarif eder misiniz?” demişler.
ADNAN OKTAR: Bakın bir mutasyon mesela bu tavşanın kulağında oluştuğunu düşünelim, hayvanın kulağının abartılı şekilde büyüdüğünü ve 4 parçalı olduğunu düşünelim ama tek kulağında oluyor. Öbür kulağında da aynı şekilde oluyorsa bu mutasyon değildir. Yani mutasyon simetri ile uğraşmaz, mutasyon kör vuruşlardır. Mesela gözünde mutasyon olduğunda hayvanın gözü dışarı düşerdi. Patlaklaşır veyahut gelir sırtında çıkardı mutasyonda, öbür gözü de yerinde durur. Dolayısıyla asimetrik ve anormal yapı meydana gelmeye başlar, fakat bulunan bütün fosiller bütün canlılarda ama bakın mükemmel kusursuz bir simetri oluyor. Mesela bir böceği alın; kelebek, milimetrik düzgünlük var orada ne varsa orada da o var. Mesela kelebeğe bakın süslerine küçük ufak bir detay vardır, bakarsınız öbür tarafında da aynı detay vardır. Mutasyon bunu yapmaz, mutasyon ortalığı çorbaya çevirir karmakarışık yapar, asimetrik çirkin ve bozuk patolojik görüntüler verir.
Oktar neyi gösteriyorsun?
OKTAR BABUNA: Amber fosili milyonlarca yıl önce ne ise şimdi tıpatıp aynı bakın mükemmel şekilde benziyor birbirine 20 milyon yıllık bir fosil bu.
SUNUCU: Reçinenin içinde olduğu içinde hiç bozulmamış oluyor değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet orjinalleri de burada zaten burada bakın tıpatıp aynı Hocamızın dediği gibi simetrisi mükemmelliği.
ADNAN OKTAR: Bakın şu sırt çizgileri var ya şu sırt çizgileri görünüyor sayı olarak birbirinin aynısı oluyor. Mutasyon onu yani darmakeşan eder. Karmakarışık eder. Mesela ayak uçları; sağ tarafın ayak ucundaki kısımdaki detaylar, tüycüklere varıncaya kadar birbirinin aynısı oluyor. Yani eklemler, eklem aralıkları, eklem sayısı hepsi inceliği kas yapısı böceklerde tamamı matematik düzgünlüktedir. Mutasyon bunu yapmaz. Mutasyon mesela ayağını alır sırtında çıkartır kalınlaştırır, mesela kanadı bir tarafa doğru anormal gelişir, bir tarafta kısa kalır, eksik kalır. Zaten o kanatla da uçamaz o. Fakat böyle debelenen varlıklar olması lazım o zaman yani milyonlarca, milyarlarca. Mesela o kanatla yaşar o ama nesillerini devam ettirmesi lazım patolojik olarak. E yok hemen yok oluyorlar. Evet devam et.
SUNUCU: Dış görünüşleri hariç sistemlerinde de bir bozukluk olmuyor değil mi? İşte dolaşım, savunma, beslenme sistemlerinde de yani dıştan görmediğimiz fakat canlıların içinde olan iç organlarında da herhangi bir değişiklik olmadığını görüyoruz değil mi?
ADNAN OKTAR: Mesela kalp kapakçıklarında bir mutasyon olsa çok anormal bir şeye dönüşür hayvan, karaciğerinde bir mutasyon olsa anormal bir karaciğere dönüşüyor o, vazifesini yapamayacak hale gelir. Mesela gözünde, göz merceğinde bir tarafın göz merceğinde mutasyon olduğunu düşünün siz, mercek mesela sekizgen olur farz edelim. Mutasyonun etkisiyle bozulur ve dışarıya dönük veya üç parçalı bir merceğe dönüşür, üç parçalı, garip mesela kimi dörtgen kimi üçgen kimi beşgen olan bir merceğe dönüşebilir. Ama böyle bir şey olmuyor mesela sağdaki göz merceği ile soldaki göz merceği böceklerde de böyle bütün hayvanlarda böyle, milimetrik aynıdır. Mesela kelebeğin gözlerine bakın, duyargalarına bakın aynı düzgünlüktedir. Sayılarına bakın eklem aralıklarına tamdır. Burnu yakın çekimle bakıyorsunuz sağda ne varsa solda da aynı var ve altın oran var ayrıca. Mutasyon altın oran dinler mi? Ne dinleyecek mutasyon, mutasyon kör bozucu sisteme denir, yıkıp yakar başka bir şey yapmaz mutasyon. 99 tanesi bozucu olur diyor 1 tanesi durumu muhafaza edici oluyor mutasyonun.
OKTAR BABUNA: Dünyanın en ünlü biyoloji kitabında zaten evrimi savunmasına rağmen bütün dünyada standart kitap olarak okutuluyor. Campbell Rice diye bir kitap. Mutasyonlar için şunu söylüyor, diyor ki; bir mutasyonun faydalı olması bir arabaya diyor körlemesine ateş edip motoruna diyor o arabanın motorunun performansının artması gibi bir şeydir, diyor yani olmaz diyor. Ama yine de evrimi savunuyor mesela kitapta. Tabii bu bilim adamlığı olmuyor o zaman yani bu bilimsel bir şey değil bu akla mantığa aykırı imkansız senaryoları savunuyorlar niye, sırf ateizmi ayakta tutabilmek için. Ama o da inşaAllah bütün dünyada çatır çatır çöktü. Çünkü Hocamızın anlattıkları bir de fosil kayıtları da var. Fosiller olmayabilirdi o zaman yine anlatırdık ama zorlanacağımız bir durum olurdu. Şu anda çok net, 500 milyon yıl önce aynı hiç değişmemiş, hiç mutasyon geçirmemiş, hiç bozulmamış, birdenbire ortaya çıkıyor, 300 milyon yıl önce bakıyorsunuz birdenbire ortaya çıkıyor hiç değişmemiş 300 milyon yıl boyunca. Bunu dünyanın en ünlü evrimcileri de söylüyorlar. Yani mesela Stephen Jay Gould var. Diyor ki; fosiller ki bu 20. yüzyılın en önemli evrimci paleontoloğu, fosillerin iki tane özelliği vardır diyor, değişmezler diyor, birden bire ortaya çıkarlar diyor. Bu ne demek yaratılmış demek. Mesela Science dergisinde bir itiraf var, diyorlar ya hani Science dergisi, national dergisi evrimi savunuyor diye. Science dergisi diyor ki; evrimsel biyoloji ve paleontoloji alanlarının dışında kalan çok sayıda iyi eğitimli bilim adamı ne yazık ki fosil kayıtlarının Darwinizm’e çok uygun olduğu gibi bir yanlış fikre kapılmıştır. Darwin’den sonraki yıllarda onun taraftarları bu yönde yani fosiller alanında gelişmeler elde etmeyi ummuşlardı. Bu gelişmeler elde edilememiş ama yine de iyimser bir bekleyiş devam etmiş, bir kısım hayal ürünü fanteziler de ders kitaplarına kadar da girmiştir. Science dergisi.
ADNAN OKTAR: Science dergisi diyor değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet Science dergisi diyor.
ADNAN OKTAR: Bütün ünlü Darwinist profesörler, hepsi ara fosil olmadığında ittifak ediyorlar konuşmalarına, değil mi? Anlat oradan.
OKTAR BABUNA: Mesela Niles Eldredge var dünyanın en ünlü paleontologlarından, evrimci yine bu, Amerika’daki müze müdürü. Diyor ki; “Aradan geçen 120 yılı aşkın süre boyunca yürütülen tüm paleontolojik araştırmalar sonucunda, fosil kayıtlarının Darwin'in bu kehanetini doğrulamayacağı açıkça görülür hale gelmiştir. Bu, fosil kayıtlarının yetersizliğinden kaynaklanan bir sorun değildir.” Fosiller yeterli diyor. “Fosil kayıtları açıkça söz konusu kehanetin yanlış olduğunu göstermektedir. Herkes bunu görmüş, ama görmezlikten gelmeyi tercih etmiştir. Darwin'in öngördüğü tabloyu ısrarla reddeden hırçın bir fosil kaydı ile karşı karşıya kalan paleontologlar, bu gerçeğe açıkça yüz çevirmişlerdir.”
ADNAN OKTAR: Geçen günler bir televizyon kanalında I. Dünya Savaşı’ndan kalma bazı amcaları toplamışlar böyle işte muallim Naci falan o tarz böyle, kelebek bıyıklı, tam fasıl heyeti, tam klasik. Yani aklım durdu, hayret edici. Yani çoktan modası geçmiş, yani 60 yıl 70 yıl önce demode olmuş izahları haberi yok yeni bir gerçekmiş gibi anlatıyor. Ya mirim falan böyle şak ağız şaplatarak falan, ne demezsin falan, herkes birbirini destekliyor böyle. Nelerdi onlar? Sen biraz birkaç tane onlardan anlatsana.
OKTAR BABUNA: İşte bazı evrimsel şeyler olduğunu söylüyorlar mesela ara geçiş formu diye. Archaeopteryx, Tiktaalik rosea, Ardi, Ida gibi son zamanlarda da öne sürülen. Halbuki bunların ara geçiş formu olmadığı evrimciler tarafından bile itiraf ediliyor. Mesela Archaeopteryx dedikleri mükemmel bir kuş. Dünyanın en ünlü kuş bilimcisi söylüyor bunu. Önce göğüs kemiği yok diyorlardı, 1992 yılında bulunan fosilde o da bulundu. Kanatları mükemmel, asimetrik modern tüy yapısı var. Modern kuşlarda görüldüğü gibi. İşte bu sefer diyorlar ki ağzında dişleri var. Bakıyorsunuz onunla aynı dönemde yaşamış kuş türleri bulundu Çin’de 1996 yılında Confuciusornis onun da ağzında diş yok ve mükemmel kuş. Dolayısıyla ağzında diş olmak bir kriter değil. Kanadında pençe var diyorlar, günümüzde yaşayan iki tane mükemel kuş çeşidi var, Hoatzin ve Taouraco diye. Bunlar günümüzde yaşıyorlar ve kanadında pençe var ve mükemmel bir kuş. Hatta Habertürk’teki bir programda bir paleontolog hanım çıkardılar. Ben paleontoloğum, yetkiliyim dedi. İşte Archaeopteryx dedi. Archaeopteryx’in bu özelliklerini saydı. Ben de anlattım yani bunun şey olmadığını. Hoatzin dedim, günümüzde yaşıyor dedim. Sordular; dediler Hoatzin ara geçiş formumu diye? Evet ara geçiş formu dedi. Ara geçiş formu olur mu? Günümüzde yaşayan mükemmel bir kuş. Uçuyor havada yani. Onu dahi bilmiyorlar. Yani hem bilgisizlik var hem biraz da çarpıtıyorlar tabii gerçekleri biraz değil. Çünkü hangi evrimcinin kitabına bakarsanız bakın mutlaka itirafı var evrimin olmadığına dair. Charles Darwin’e bakıyorsunuz diyor ki; “ara geçiş formları yok” diyor. Şimdi ara geçiş formları yoksa evrim yoktur. Sen nasıl bu iddiayı ortaya atıyorsun? Diyor ki; ileri de bulunacaktır diyor. Öyle şey olur mu? Yani delillerin yalanladığı bir teori olmaz. Bakın bilim şöyle işler. Önce bir hipotez ortaya atarsınız, bir iddia. O iddia eğer gözlemler ve deneyler tarafından destekleniyorsa bu bir teori olur. Gözlemler ve deneyler yalanlıyor darwinizmi. 60 yıl deney yaptılar meyve sinekleri ve bakteriler üzerinde, bir tane, bakın bir tane faydalı mutasyon gösterebilmek için. Eğer onların iddiasına göre evrim olsa trilyonlarca faydalı mutasyon olması lazım. Milyonlarca canlıyı çıkartabilmek için. Katrilyonlarca hatta trilyonlarca da değil de, katrilyonlarca. Bir tane çıkaramadılar. Bir tane çıkarsalar yeri göğü birbirine katarlardı yani. 60 yıl deney yaptılar. Milyonlarca bakteri ve milyonlarca sinek üzerinde. Bir tane bile yok. Dawkins’e soruyorlar 17 saniye havaya bakıyor. Bunları bildikleri halde garip bir direnme ve inatlaşma söz konusu bazılarında hepsi öyle değil de. Çünkü Anthony Flew’a bakıyorsun, dünyanın en ünlü ateisti; “Allah yaratmıştır” diyor. Francis Collins insan genom projesinin başındaki en büyük, üst düzey bilim adamı, bütün hayatı boyunca ateizmi ve Darwinizm’i savunmuş, “Allah vardır” dedi. Darwinizm geçerli değildir yani şeklinde, Allah’ın yarattığını kabul etti. Bunun gibi sayısız bilim adamı var. Allah razı olsun Hocamızın vesilesiyle dünyanın her tarafında Atlas’ı eline alanlar artık eskisi gibi, zaten ortaya çıkamıyorlar, gördünüz haberleri dış basında çıkan. Çünkü çok açık; fosiller var, bir protein bile tesadüfen olamıyor. Kesinlikle evrim mevrim yok. Allah evrimle yaratsaydı trilyonlarca ara fosil olurdu, o da Allah’ın yaratmasıyla mümkün olabilir ancak. Ama Allah öyle yaratmamış, Allah’ın sebebe ihtiyacı yok. “Ol” demesiyle birden bire eksiksiz ve kusursuz olarak ortaya çıkıyor fosiller ve 300 milyon fosil de bunu kanıtlıyor çok açık bir şekilde.
SUNUCU: Bir de ne kadar acıdır değil mi, bunu söyleyenler bilim insanları. Yani insanlığa ışık tutması gereken, aydınlatması gereken, bu iman hakikatlerini sizlerin yaptığı gibi anlatarak insanları, bir şekilde hani görmeyene de bir şekilde göstermesi gereken insanlar. Ama ne kadar acıdır ki bu şekilde davranıyorlar. Hakikaten çok üzücü ki, siz de zaman zaman söylüyorsunuz bilimle uğraşan insanlar daha hani bağlı olan insanlardır diye çünkü açık açık bilirler hani neyin nasıl olduğunu, bir şekilde evrimle veya tesadüfen olamayacağını, değil mi?
ADNAN OKTAR: O gün bizlere bol bol kitap okumamızı tavsiye ediyorlar. Allah Allah. Kardeşim ara fosil yok, kitap okusak ne olur yani? Onbin cilt kitap okuduğumu düşün, ara fosil olmayınca konu bitmiş. Ara fosil var mı dedem diyorlar, yok diyor. Yani tabii yok demiyor da; yoku var gibi anlatıyor ama var ile yokun arasında kelime de anlaşılmıyor yani var ne demek yok ne demek kavramlar karışmış vaziyette. Yani sonunda olmadığını anlıyoruz, anlattıklarından. Yok diyor ama var gibi yok diyor. Karmakarışık. Biz öyle yapıyor muyuz? Alıp fosili masanın üstüne küt diye koyuyoruz sesi geliyor masadan, böyle tak diye duyuyoruz yani. Bildiğin taş fosil gösteriyoruz. Kardeşim bu kadar uzatmaya ne gerek? Alır sen de küt diye masanın üstüne koyarsın, bize gösterirsin konu biter, 10 trilyonu da alır gidersin.
SUNUCU: Evet bir de para ödülünüz vardı değil mi?
ADNAN OKTAR: Tabii, tabii. Bakın yok olan bir şeyi var gibi anlatırken muazzam bir demagoji yapıyorlar ama insanın artık uykusu geliyor dinlemekten böyle. Bu kadar karmaşaya ne gerek? Yok kardeşim desin, yok ama ben savunuyorum diyebilirsin. E tamam biz de sana saygı duyarız. Değil mi? Yoku var gibi göstertmenin mantığını bulamamış durumdalar zaten şu an. Çok yorucu bir üsluba çevirdiler işi. O gün de dinledik, işte gençler bol bol kitap okusunlar. Getir okuyalım, ne kitabı, ne göreceğiz yani? Sen getirdin de okumadık mı biz? Söylediği kitapların hepsini okuyalım. Ama kitapta ara fosil yok ki. 250 milyon foilin yaratılışı ispat ettiği açık. Kitapta biz bunu görmüyoruz senin kitabında.
SUNUCU: Değil mi? Kitapla birlikte hazır geliyorken delil de getirseler.
ADNAN OKTAR: O kitabına niye ara fosil koymuyorsun? Yani ben resimden hoşlanırım, bayağı severim. Koy renkli fotoğraflarını bir görelim, gözümüz görsün onları. E yok. Bol bol demagoji var. Ben demagojiyle uğraşamam ki, vaktim yok yani öyle uğraşacağım yani sayfalarca değil mi? Yani serbest atışa geçeceksin sen ben de onu oturup işimi gücümü bırakıp dinleyeceğim. Tapu gibi delil koyacaksın gözümün önüne, delil. Bu nedir bu? Ara fosildir, alır getirirsin dediğin gibi varsa koyarsın. Yoksa ne uzatıyorsun? Bol bol okusunlar. Okuyayım, 10 gün okuyayım, 20 gün okuyayım ama bir şey çıkmayacağı belli tabii. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bakın yani Roma’ya gitmiştik. Hatırlarsanız Darwinistlerin yaptığı bir toplantı vardı Vatikan’ın organize ettiği. Dünyanın en ünlü evrimcilerini getirdiler oraya. Douglas Futuyma vardı, Francis Ayala vardı kürsü de ki, bunlar dünyanın iki numaralı ve üç numaralı evrimcileri. Ben de çıktım dedim ki; çıktığım da önce bir sevindiler hani bir soru soracaklar falan diye. Harun Yahya’yı temsil ediyorum deyince beti benzi kül gibi oldu, bayağı bayılacak gibi oldu Douglas Futuyma kürsüdeydi, bembeyaz oldu karşımda duruyor. Bir tane ara geçiş formu söyleyin bana deyince, normal yani youtube’da, her yerde var bu, internette seyretsinler, kaçtı kürsüden. Yani alalen kaçtı, uzaklaştı böyle, görüntüleri var bunun. Bir tane insan söyleyemiyorsa nasıl evrimi savunabilir? Sonra benim tabii mikrofonumu aldılar, çıkarmaya çalıştılar falan böyle susturmaya çalıştılar. Ya dedim bu bilimsel bir tartışma, bir soru soruyorum. Soruya cevap veremeyince de susturmaya çalışıyorlar. Bilim olmadığı çok açık. Herkes biliyor aslında bunu. Şimdi mesela Hocamız tabii çok sıkıştırdı. 10 trilyon veriyorum dedi. 10 trilyon almak için amuda kalkarak gelir insan yani o parayı alabilmek için, olsa bir tane olsa. Bu sefer o programda mozaik evrim diye bir şey ortaya attılar. Diyorlar ki; bir organı birden bire oluşuyor. Şimdi bu o kadar akla, mantığa, bilime aykırı bir şey ki... Mesela kanat diyor o nasıl olduysa oldu diyor. Bir de açıklaması da yok. Birdenbire ortaya çıktı diyor. Şimdi kanadın olması için bakın bütün o canlıda kemik yapısı değişecek, kanat, çok kompleks yapısı var kanadın. Kaslar son derece kompleks. Tüy sistemi oluşacak, kemiklerin içi boş olacak, iskeletin. İşte kafasının ağırlığı farklı olacak, aerodinamik bir şekli olması gerekiyor. Bütün metabolizması değişiyor, bütün akciğer sistemi değişiyor. Bu ne demek biliyor musunuz, binlerce gende muazzam bir değişiklik oluyor. Yani binlerce cilt kitap böyle birdenbire bambaşka bir kitap haline geliyor. Birdenbire olur mu bu? Bir tane mutasyon olacak. Mutasyon demek bir harf değişikliği demek. En fazla bilemediniz iki, üç harf değişir yani böyle o şekilde çünkü hemen onaracak mekanizmalar da var DNA üzerinde. Şimdi diyorlar ki; binlerce gen.. Yani artık işi tabii çığrından çıkartmış oluyorlar. Hem delili yok, kendileri de inanmıyor kendi söylediklerine. Zaten öyle bir fosil yok. Hani fosil dediğimizde, zaten yok yani kendileri de söylüyorlar olmadığını. İşte birdenbire nasıl olmuşsa olmuş. Böyle bir anlayış olur mu? Son derece saçma. Akla da aykırı, vicdana da aykırı, bilime de aykırı, gözleme de aykırı. Deneyler zaten yalanlıyor, gözlemler yalanlıyor.
ADNAN OKTAR: Tüyler, bir tane tüy bile değil mi çok kompleks ve karışık. Ne var tüyde, ne özellikler var?
OKTAR BABUNA: Tüyün içine indikçe böyle, tüyler minik minik tüycüklerden oluşuyor. Onlar birbirlerine böyle çengellerle tutunmuşlar. Özel yapıların etrafındalar biliyorsunuz. Yani mikroskobik olarak baktığınızda muazzam ihtişamlı bir yaratılış var. Detaya indikçe daha da detaylı böyle. Kilitlenmiş birbirine çünkü kuşun bütün ağırlığını taşıyacak, onu uçuracak fakat kendisi ağır olmayacak bir yapıda. Tabii çok özel bir tasarım gerekiyor.
ADNAN OKTAR: Tüyü yakından insanlar alsınlar bir baksınlar. Mesela herhangi bir tavuk tüyü, kuş tüyü, mikroskopla büyütüp baksınlar o zaman olayı anlayacaklar. Yani muazzam bir sistemi var, tek bir tüyün olması bile. Öyle bir mutasyon oldu bir anda... Yani şuna benziyor, bir mutasyon oluyor, İstanbul şehri meydana geliyor. Bir mutasyon oluyor, New York oluşuyor, tesadüfen. Yani tabii biraz vakit alacak ama anlatacağız inşaAllah.
SUNUCU: Tabii bu çırpınışlarla hani kendilerini de komik duruma düşürmüş olmuyorlar mı? Bu bir panik çırpınışları mı, son artık çırpınışlar mı? O yüzden panikten mi böyle saçma sapan açıklamalar yapmaya başladılar?
ADNAN OKTAR: Şimdi bir adam bunu kendine meslek edinmiş. Mesela Dawkins meslek edinmiş. Adamın başka mesleği yok. Bıraksa ya manavlık yapacak, ya ayakkabı boyacılığı yapacak. En iyisi ben bu mesleği yapayım diyor herhalde anladığım kadarıyla. Onun için de sıkı sıkıya bu mesleğine sarılıyor. Çünkü dese ki; evet hakikaten doğru bu kişilerin dediği, biz yanlış yaptık Darwinizm yok dese, Dawkins’i uçururlar. Yani hemen iş yerinden de alırlar. Bütün işlerini kaybeder, her şeyini kaybeder. Borç para verenler olsa parasını geri alır. Bağlantı kuruduğu arkadaşları, herkes bunu dışlar. Bir anda mahvolur yani ekonomik yönden de sosyal yönden de çökertirler kendi kafasına göre. O da sıkı sıkıya mesleğine sarılıyor. Şimdi de uzay dinine girdi biliyorsunuz. Uzaylılar yaptı demeye başladı. Yani Darwinizm’le açıklayamayınca olayları, sıkıştırıp üstüne gelince, bu kromozomların yapısı sorulunca uzaylılar geldi diyor, uzaylılar yaptı, pencereden atar gibi dünyaya atmışlar kromozomları.
SUNUCU: Uzaylıları kim yaratmışsa yani o halle değil mi? Sorulacak yani.
ADNAN OKTAR: O meslek gereği onu söylemiyor artık kendi kafasına göre. Onu akledemiyor. Akledemediği çok fazla şey var.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Orada tabii tesadüfü artık savunamıyorlar. Burada bir aklın yine müdahalesini kabul etmiş oluyor. En sonunda inşaAllah Hocamızın da dediği gibi Allah vardır diyecek en sonunda inşaAllah. Aşama aşama, o şekilde.
ADNAN OKTAR: Ama şimdi uzaya, uzayı kabul ettiyse ondan sonrası kolay. Yani bunu kabul etti şu an. Evet diyor, hakikaten bu kompleks yapıyı başka türlü açıklayamayız diyor, evrimle açıklayamayız diyor. Üstün aklın eseri bu diyor ama bu uzaylılardır diyor. Uzaylılar yapmıştır diyor.
SUNUCU: Tabii o varlıklar da hani tam var olup olmadıkları bilinmiyor. Karışık bir durum var bir bilinmezlik var. Onu bir süre daha devam ettiririm şeyi mi var acaba?
ADNAN OKTAR: İşte Allah’ı inkar için onları herhalde bir süre daha kullanacak kendi kafasınca ama o son derece önemli; uzaylıları, bu kadar zeki, kromozom yapacak kadar zeki ve akıllı varlıkları kim yarattı? Bunu söylemek istemiyor. Ama onu da söyletiriz inşaAllah. Nedir bu Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA: Tüyden bahsetmiştik. Bakın tüyün detaylarına indikçe ki daha da detaylı.
ADNAN OKTAR: Tabii dal dal ayrıldığında, evet.
OKTAR BABUNA: Evet, o, o da minik tüycüklerden meydana geliyor. Onlarında birbirine çengellerle…
ADNAN OKTAR: Fermuar gibi değil mi, birbirine geçerek...
OKTAR BABUNA: Evet, Fermuar gibi evet. Yani muazzam bir yapı var böyle. Detay içinde detaya indikçe daha da bir ihtişam gösteriyor Allah inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hepsinde de kuşun, o tüylerin incecik bir dalın içindeki ufacık bir parça da bile kuşun bütün özellikleri kromozom olarak kodlu. Yani çünkü bunlar da hücrelerden oluşuyor.
SUNUCU: Yani bu düzen nasıl tesadüfen oluşabilir ki ve tek bir tüyde yani? Mümkün değil.
ADNAN OKTAR: Ben yanlış mı görüyorum? Bitmiş program. Evet, mi?
SUNUCU: Evet istediğiniz zaman bitirebilirsiniz diye arkadaşlarımız öyle bir şaka da yaptılar bize ama sanıyorum bir iki dakikamız daha var. Öyle bir esneklik sağladılar bize.
ADNAN OKTAR: Evet yani çünkü her yerde sıfır harfleri görüyorum. Bitmiş olay, anlatımımız bitmiş. E tamam bir ayet söyleyeyim bitirelim inşaAllah. Bismillahirrahmanirrahim. Şeytandan Allah’a sığınırım. Şeytandan Allah’a sığınıyorum. “Andolsun” diyor Allah yemin ediyor. “Biz bu Kuran'da, belki öğüt alıp-düşünürler diye, insanlar için her bir örnekten verdik. Çarpıklığı olmayan Arapça bir Kur'an'dır (bu). Umulur ki sakınırlar” diyor Allah. Ahirette anlamazlıktan geldikleri her şeyin hesabını bir, bir, bir, bir, gün, gün, saat, saat verecekler inşaAllah. Bahaneleri de yok. Ben anlatıyorum çünkü. Herkesten duyuyorlar. İnternetten duyuyorlar, televizyonlardan duyuyorlar, kitapları okuyorlar, değil mi? Evet inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah. Ağzınıza sağlık, çok teşekkür ederim efendim. Ancak bir hatırlatma yapmak istiyorum. Yarın akşam da programımız Mavi Karadeniz, Ekintürk ve Kocaeli Tv ekranlarında olacak, saat 22:00 ile 24:00 arasında olacak efendim. Evet radyolarımız da yine yarın akşam mavi Karadeniz 106.4, Radyo 37 Kastamonu 95.2, Radyo Star Aksaray 94 frekansında, Emek Radyo Mardin’e yayın yapan bir radyomuz 101 frekansında, Radyo Aknur internetten yayın yapan bir radyomuz o da www.radyoaknur.com adresinden ulaşabileceğiniz bir radyomuz, Radyo enerji Ordu’da 90 frekansında yayın yapan bir radyomuz efendim. Bu arada soru ve görüşlerinizi ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresimize iletebilirsiniz. Adnan Bey’in eserleri için; harunyahya.net, harunyahya.org adreslerini ziyaret edip oradan detaylı bir şekilde bilgi alabilirler ve oradaki eserlerden de indirebilirler efendim. Evet hatırlatmalarımızı da yaptıktan sonra efendim programımızın sonuda geldik. Yayında ve yapımda emeği geçen arkadaşlarım adına iyi akşamlar, mutlu yarınlar diliyorum. Hoşçakalınız.