SUNUCU: İyi akşamlar sayın seyirciler. Mavi Karadeniz, Ekin Türk ve Kocaeli TV’den ortak yayın yaptığımız bir “Adnan Oktar ile Baş Başa” programında daha sizlerle birlikteyiz. Bizi dinleyebileceğiniz radyo kanallarını vermek istiyorum. Mavi Karadeniz 106.4, Radyo 37 Kastamonu 95.2, Radyo Star Aksaray 94.0, Emek Radyo Mardin 101.0, Radyo Enerji Ordu 90.0, Keyif FM Nevşehir 92.7 ve aynı zamanda www.harunyahya.tv’den de bizi canlı olarak izleyebilirsiniz. Sayın konuklarımız Sayın Adnan Oktar, hoş geldiniz, Sayın Oktar Babuna siz de hoş geldiniz efendim. Nasılsınız?
ADNAN OKTAR: Teşekkür ederim. Sizler de hoş geldiniz. Allah’a hamd olsun. Sizler de iyisiniz inşaAllah?
SUNUCU: Çok teşekkür ederim, ben de iyiyim, sağolun.
ADNAN OKTAR: Evet neler yapalım, neler konuşalım?
SUNUCU: Hocam birçok soru var yine. İsterseniz sorularla başlayabiliriz.
ADNAN OKTAR: Tamam bir tane soru alayım ben, inşaAllah.
SUNUCU: Tamam. “Herkese iyi akşamlar. Hocam İzmir Ödünç ilçesinde son iki yılda 227 kişi intihar girişiminde bulunmuş. Bunlardan on biri ölümle sonuçlanmış. Genellikle de gençlerin en küçük bir olumsuzluk karşısında, mesela aileleriyle en ufak bir tartışmada hemen intihar girişiminde bulundukları belirtilmiş. Çözüm olarak da ailelerin gençlerin sorunlarını dinleyip onları anlamaları yazılmış. Hocam ben bu haberi okurken hemen aklıma bu kişilerin maneviyattan uzak oldukları geldi. Bu gibi kişiler için tek çözüm Kuran ahlakı olabilir. Kuran okumaları, sizin imanı kitaplarınızı okumaları, sohbetlerinizi dinlemeleri bence ruhlarında derin ve güçlü bir manevi atılım meydana getirecektir, inşaAllah. Bu konudaki görüşlerini merak ediyorum, saygılarımla.” Şişli’den Sevgi Ataoğul.
ADNAN OKTAR: Sevgi hanım güzel söylemiş. Allah korkusu olan bir insan bir insanı öldüremez, kendini hiç öldüremez. Çünkü kendini öldürmek de cinayettir, bir başkasını öldürmek de cinayettir. Kadınları bazen işte “kıza aşık oldum” diyor, çekiyor vuruyor, ondan sonra gidiyor kendisini de öldürüyor. Yani bunlar çok büyük rezalet, çok anormal hareketler. Nihayet insan karşısındaki. Allah’ın yarattığı etten kemikten varlık. Yani onun da doğal ihtiyaçları var, o da zavallı bir varlık. O kadar böyle yerli film gibi bir karakter göstermeye, romantik hareketlere, bu delice tavırlara hiç gerek olmadığı belli. Onun da kolu bacağı var, senin de kolun bacağın var. Nihayet nedir yani, kalbi var, karaciğeri var, Allah’ın kulu. O da toprak olacak, sen de toprak olacaksın. Bu tamamen eğitimden kaynaklanan, romantiklikten kaynaklanan, romanlardan kitaplardan okudukları şeylerden kaynaklanan tavırlar. Bir genç kız istemediğini söylüyorsa saygı duyulur ona, kepazelik de çıkartılmaz. Yani özgür bırakılır insan. Nasıl bir kadın bir başka kişiye, bir erkeğe zorla sahip çıkamazsa, yani bunun bir anlamı yoksa, kadın da istemiyorsa zorlamak çok büyük adiliktir, çok basitliktir. Çünkü kadının tercihi çok önemli. Ya aklından şüphe etmiştir, ya kişiliğinden, ya nefret edeceği bir şey bulmuştur, değil mi, karakterinde bir bozukluk bulmuştur, saygı duyulması lazım. Gerçekten seviyorsa onun fikirlerine, düşüncelerine, değil mi, hürmet etmesi gerekir. “Sen evlenmiyorsun, ben de seni çeker vururum”, bu çok aptalca, çok çok aptalca bir hareket, çok zalimane bir hareket. Arkasından kendini öldürmesi de tam bir rezalet yani. Ama bu tabii bir cinnet halinde olan olay olarak kabul ediyorum çünkü aklı başında bir insanın bunu yapacağını düşünemeyiz. Ama cinnetin önlenmesi için de Allah korkusu olması lazım yani sevgi dolu olmak, huzurlu olmak, her şeye müspet, olumlu bakmak, sevecen bakmak, affedici olmak ve makul düşünmek. Diyecek mesela “bu Allah’ın beynimde yarattığı bir görüntü, etten kemikten oluşmuş, daha önce çocuk olan fakat şu an büyümüş bir varlık, yarın öbür gün bu da yaşlanacak”, yaşlı halini görse zaten kendini de vurmaz kadını da vurmaz, terbiyesiz herif yani. Yani, yahut mesela kadın nezle grip olsa, perişan halini görse, onda da vurmaz. O garip bir hevesin, yani böyle hayvani bir hevesin, dengesiz ruh haliyle birleşmesiyle meydana gelen şuursuz eylemi. Yoksa yani ne kendisini öldürmek için bir sebep var ne başkasını öldürmek için bir sebep var. Haram olduğu çok açık belli. Allah sonsuz cehennem azabı vardır diyor. Yani bir insanı katleden sonsuz cehennem azabıyla karşılaşır, kendi için de ayrıca bir ceza alacak, inşaAllah. Yani dinin eksikliği, dinin yaşanmaması bütün dünyada muazzam bir acıya sebep oluyor. I. Dünya Harbi, II. Dünya Harbi’nin çıkmasına sebep oldu Darwinizim, materyalizm. 350 milyonun üstünde insan öldürüldü. Bir milyarın üstünde insan sakat kaldı. Yine bir o kadar insan yetim, öksüz veyahut kadınlar dul kaldılar. Binlerce şehir, kasaba yerle bir oldu. Medeniyetler yok oldu, sanat yok oldu. Sonunda da insanları mutsuz, ümitsiz, neşesiz, ürkek, içine kapalı ve deli ruhlu hale getirdiler, Avrupa’daki birçok insanı, birçok kişiyi. Bunun sebebi Darwinist, materyalist düşüncedir. Ama Türkiye’de elhamdülillah muazzam gelişme var. Dün yok akşam televizyonda bir haber dinledim, “Yüzde 99 Türkiye Allah’a inanıyor”, maşaAllah. Yüzde 99 Darwinizm’e karşı. Yüzde 95’ti, yüzde 99 olmuş. Yüzde bir ateist var Türkiye’de, muazzam netice. Eskiden 70’lerde, 71’lerde Darwinizm muazzam hakimdi. Yani uzam etkiliydi, bizim çocukluğumuzda. Ama Allah’a şükür iman çığ gibi yayılıyor ve bayağı da güzel oturdu ve gelişti. Bundan sonra da pek bir şey olmaz. Fakat yine de tabii vatandaşlarımızla tek tek ilgilenmek gerekiyor. Özellikle intihar etmek isteyen insanların riskine karşı, bu eğilimde insanların görüşebileceği bir internet hattı oluşturulması lazım, devletin kurduğu, yani intihar eğilimli insanların müracaat edeceği çünkü intihar etmeden önce bunlar anormalliğe başlıyorlar zaten. Birdenbire intihar kararı vermiyorlar. Bütün saplantılarını, bütün problemlerini anlatabilecekleri gibi bir yer oluşması lazım. Ona göre de ekipler olması lazım. Öyle sıkı bir eğitimle, anlatımla bu tarz kişilerle şefkatle ilgilenilirse, intiharlar iyice azalabilir diye düşünüyorum, inşaAllah.
SUNUCU: Hocam, diğer soruya geçelim isterseniz.
ADNAN OKTAR: Tamam hadi bakayım.
SUNUCU: “Hocam, Nisa Suresi 86. ayette, ‘Bir selamla selamlandığınızda, siz ondan daha güzeliyle selam verin ya da aynıyla karşılık verin. Şüphesiz, Allah her şeyin hesabını tam olarak yapandır,’ diye buyuruyor Rabbimiz. Sizin programlarınızda çok dikkatimi çekiyor, siz selamlandığınızda mutlaka o selamdan daha güzel bir selamla karşılık veriyorsunuz. Kuran’da Rabbimizin tarif ettiği güzel ahlak konusunda titizliğiniz dikkatimi çekiyor. O da size olan saygımı, sevgimi güçlendiriyor.” Selim Bayraklı, Kalamış’tan yazmış.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Sevenlerimiz çok maşaAllah, elhamdüllilah. Böyle binlerce mail geliyor, böyle “görüşelim Hocam” diyorlar. Fakat nasıl yapacağız bilmiyorum ki yani en az 4-5 bin kişi var böyle görüşmek isteyen. Bir yani inşaAllah Allah bir kolaylık gösterir, bir imkan buluruz, inşaAllah. Tabii selamı yaymak sevgiyi, saygıyı arttırır. Ben dışarı çıkıyorum, kimse kimseye selam vermiyor. Allah’a çok şükür köylerde, kasabalarda o devam ediyor, tabii tanıdıkları için birbirlerine selam veriyorlar. Ama şehirlerde bu yok. Bu çok ürkütücü. Dostluk, sevgi ve kardeşliğin çok yayılması lazım. Mesela tenha bir sokakta geçerken “selamün aleyküm” dersin, “aleyküm selam” der. O ne demektir, “ben güvenilir bir insanım sen de güvenilir bir insansın, benden sana zarar gelmez, senden de bana zarar gelmez”. Bir huzur verir bu. Adamın kim olduğu belli değil, karşıdan karanlık bir gölge geliyor. Mesela, bir genç kız, çocuk tedirgin olur yahut bir delikanlı olsa da tedirgin olur. Gaspçı da çıkabiliyor, hırsız da çıkabiliyor, psikopat çıkabiliyor, ne olacağı belli değil. Ama selam yayılmış olsa bu tamamen ortadan kalkar, sevecenlik, sevgi ortamı olsa, işte intiharların kökeninde de bunlar var. Fakat televole kültürü asıl büyük beladır, bunlar insanları asıl dengeli ve tutarlı düşünmekten alıkoyuyor. Darwinist düşüncenin geliştirdiği sistemlerden biri televole kültürü. Televole kültüründe hayatın hiçbir yönü şahsı ilgilendirmiyor. Mesela geçenlerde televoleci birisini çıkarttılar televizyona, karşısında da bir bayan var, konuşuyorlar. Bakıyorum, televoleciden tek bir tane Türkiye’nin sorunu ile ilgili hiçbir konuşma yok. Yani Türkiye’de, değil mi, birçok konusu var. Milli sorunlar var, milli konularımız var. Ve Türk-İslam Birliği var. Yurt dışında Irak’ın konumu var, Afganistan’ın konumu var, dünyada ekonomik kriz var, imani çöküntü var, insanlar acı çekiyor, intiharlar var, birçok acılar var. Onlar kendi aralarında küçük bir dünya kurmuşlar, eğlenmek, işte mankenleri çağırsınlar, onlarla şakalaşsınlar, onlarla garip konuşmalar yapsınlar, bir kısım mankenlerle ve bir kısım konuşmaları kastediyorum. Tabii bazı mankenleri çağırıyor ama aklı başında konuşuyor manken, Türkiye’nin de, dünyanın da sorunlarıyla da ilgileniyor. Ama bir de boş olanlar da var tabii. İşte kimi nasıl kandırmış, mesela bir yere geç kalıyor, o anda işte uçağın kalkmasını engelliyor bomba ihbarı yaparak, uçak kalkmıyor, bekletiyorlar uçağı, “abi” diyor “ben uçağın kalkmasını engelledim” diyor, heyecanla anlatıyor. Adam ona hayran oluyor veyahut bedava bir yiyecek elde ediyor orada, ona hayran oluyor. Veyahut şuraya gittim, şurada bedava bir şey yaptım, şöyle çıkar sağladım, onlara hayran oluyor. Yani böyle maceraperest insanların hayatı, güzel gibi gösteriliyor. Türkiye’nin, dünyanın sorunlarından tamamen kendini soyutlamış. Bambaşka bir alemde yaşıyor, sanki kendi böyle özel kutunun içine konmuş gibi. Sen etrafındaki insanlar acı çekerken, Türkiye büyük tehlikeler altındayken, nasıl böyle boş vermiş bir üsluba girebilirsin? İnsanları nasıl böyle boş vermişliğe çekersin değil mi? Dinin, güzel ahlakın yönlerini anlatması lazım, “Büyük Türkiye” düşüncesini anlatması lazım, Türk İslam Birliği’nden bahsetmesi lazım. Ne bileyim yani en azından grip salgını var. Bunda neler önlemler alınabilir? Hiç mi Türkiye’nin, dünyanın sorunları bunları ilgilendir miyor? Böyle gülsün, kahkahalar atsınlar, yerlere yatsınlar, boş boş sözler etsinler. Böyle olmaz, böyle mutlu olunmaz. Küçük bir televizyon kanalındaydı, dikkatimi çekti. Bu mantığın kalkması, böyle asil, vatanın, milletin hayrına düşünen, kendini düşünmeyen, egoistlikten vazgeçmiş, üretici, bir şeyler üreten, faydalı hale getiren değil mi? Ya ekonomide, ya kültürde veyahut sanatta değil mi? Bir şeyler üretmesi lazım, bir şey yapması gerekiyor. Hiçbir şey ürettikleri yok. Tam asalak böyle kurt gibi değil mi? Veyahut asalak otlar olur ya ağacın üzerinde, onun gibi. Bir de bunlara sempati duyulması da çok yersiz. Halbuki refüze edilebilir orada. Senin bu konuştukların çok yersiz, seni ilgilendiren hiçbir konu yok mu yani? Vatanın, milletin, insanın, dünyanın hiçbir konusu mu seni ilgilendirmiyor? Değil mi? Üretimle ilgili, millete faydalı olacak hiçbir şey mi seni ilgilendirmiyor? Bu kadar mı boş olmak seni rahatsız etmiyor mu? Diye bir kere soru sorması lazım. Zaten onu sorsa hemen ayağı yere basacak. Hatta bizim devletimizin önemli bir birimi, televole kültürünün çok tehlikeli olduğuna dair hükümete rapor vermişti bir ara, yani devleti yıkıcı bir özelliği olduğuyla ilgili. Fakat önemsemedi birçok kimse, daha hala o kafadalar. İşte Rio’da şenlik varmış, şenlikte millet nasıl oynuyormuş. E kardeşim onlar oynarken, Afganistan’da adamları yüzer yüzer öldürüyorlar, şehit ediyorlar, öldürüyorlar demeyeyim de Allah affetsin. Irak’ta insanlar perişan vaziyette, diğer İslam ülkelerinde perişan vaziyette. Türkiye’de de öyle, muazzam acı çeken insanlar var. Yani bizim Rio karnavalıyla oturup uğraşacak durumumuz yok. Ondan bahsetmiş olsa bile, farz edelim; Rio karnavalından demeyelim de, herhangi bir eğlenceden bahsetse bile, bu konuları gündeme getirirsin, o arada üslup olarak onu konuşursun yine bir dereceye kadar düşünülebilir, eğer meşru bir eğlence ise… Televole kültürüne karşı saygı ve sevginin kalkması gerekiyor.Yani bu da içten yıkan bir çalışmadır. Buna da dikkat çekmekte fayda var.
SUNUCU: Adımız magazin olmuş yani.
ADNAN OKTAR: Evet magazin kültürü deniliyor ona biliyorsunuz, çok yanlış yani.
SUNUCU: Dünkü röportajınızı izlerken aklıma takıldı. Nasıl oluyor da basından bazı kişiler rahatlıkla, bir Yargıtay savcısı üzerinde baskı oluşturmaya çalışabiliyor? Bu tür bir baskı altında bir hakim ya da savcı nasıl bağımsız karar verebilir? Hocam acilen bu duruma bir önlem alınması gerektiğini düşünüyorum. Saygılar.” Soner Bey, Rize’den yazmış.
ADNAN OKTAR: Evet bu Türkiye’de bilinen bir durum, yani çok yaygın. Yargıda çok büyük sorun var. Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu’nda bir kısım düzenlemeler yapılması, Yargıtay’da düzenlemeler yapılması, mahkemelerde ve kanunlarda bir kısım düzenlemeler yapılması çok büyük, acil ihtiyaç. Bunun yapılmamış olmasının sıkıntısını şu an bütün Türkiye çekiyor. Bakın; Yargıtay kararlarının yarıdan fazlasını Yargıtay’ın kendi içinde, bakın Yargıtay kendi içinde bir karar alıyor, bir üst kurul, kendi içinde o hükümleri bozuyor, yarısından çoğunu. Bakın düşünün yani bir geçmiş olsa oradan; bir üst Yargıtay Ceza Kurulu bozmamış olsa; o adam o haksız kararın altında kalacak. Bak yarıdan fazlası. Çok muazzam bir oran bu… O olay tabii bizi çok şaşırtmıştı. Bizim arkadaşlarımız gittiğinde, Yargıtay savcısı; ‘’ben dosyanın boş olduğunu ve ceza verilecek bir durum olmadığını biliyorum’’diyor ‘’ ve zamanaşımına girdiğini de biliyorum, ama benim çoluğum çocuğum var, üstüme çok baskı gelirse, bir şey yapamam’’ diyor. “Buna gücüm yetmez’’ diyor. Bu çok korkunç bir şey, çok dehşet verici bir şey bu… Birçok insan için, tabi benim dehşete kapılacak halim yok da, vurgulamak açısından diyorum, hiç yakışık almayan, garip bir durum bu. Bir kere tabii savcıların ve hakimlerin güvence altında olması gerekiyor ama normal vatandaş gibi onlara dava açılabilmesi gerekir. Bir suç işlediğinde bir hakim; rahatça tazminat davası veya ceza davası açılabilmesi lazım. Vatandaştan bir farkının olmaması lazım. Çünkü polise, emniyet müdürüne açılıyor, generallere dava açılabiliyor, Cumhurbaşkanı’na açılıyor, Başbakan’a açılıyor, ama Yargıtay üyesine açılamıyor. Yani apayrı bir dokunulmazlık var. Yani buna ne için gerek var? Zaten suç işlemiyorsa sorun yok. Ama bir suç işliyorsa, devletin onu tespit edecek imkanları niye elinden alınsın? Değil mi? Polisin elindeki imkânlar niye elinden alınsın? Polis nasıl tespit edecek onu o zaman? Mesela farz edelim bir çete ile bağlantısı var, bir Yargıtay üyesinin… Nasıl tespit edilecek? Telefonu dinlenmeyecek, teknik takip de yapılmayacak, sorgulanmayacak da… Zaten hiçbir şey yapamazsın ki bu durumda. Bitmiş yani olay, Yargıtay üyesi oldun mu demek ki dokunulmazlık kazanıyorsun. Böyle bir olay olur. O zaman töhmet altında kalır Yargıtay’ın bir kısmı diyeyim yani. Değil mi? Bir yönüyle töhmet altında kalır. Yargılansın, biz nasıl vatandaş olarak yargılanıyoruz, değil mi? Onlar da yargılansınlar. Suçu varsa cezasını alsın, suçu yoksa almasın. Yargıda çok garip olaylar oluyor tabii çok hayret edilecek olaylar oluyor. Biz genelde yargının yıpranmasını istemeyiz. Saygı duyuyoruz. Kararlarına saygı duyuyoruz. Mesela çok ilginç olaylar oluyor bizim karşılaştığımız ama her zaman saygı duyuyoruz. Demin bakıyordum da; mahkemede aynı dosya kapsamında yargılanma var. Şimdi 5 sanık, bizim arkadaşlarımız yargılandılar ve diğer arkadaşlarımızda devam ediyor. İlk kısmı 313. maddeden yargılandılar arkadaşlarımızın. Aynı dava, aynı dosya, aynı deliller, her şey aynı. Suçlamalar da aynı, tıpa tıp. Herkes bir birinin aynı suçlamalar. Bu arkadaşlar için 313’den davayı sürdürdü. Bakın diyor ki mahkeme; beraat kararı verdi arkadaşlarımıza, sağ olsunlar. ‘’ Tanıklar ve savunma tanıklarının anlatımları’’ delil olarak sunuyor mahkeme… ‘’ Müştekilerin beyanları, CD’ler ve disketler, CD çözüm tutanağı, telefon görüşme tutanakları, bunlara dayanarak bu kişilerin bu suçu işlemediğine kanaatimiz gelmiştir’’ diyor mahkeme ve beraat ettiriyor. Arkasından mahkeme birden kanaat değiştirdi; ikinci ekibe 220. maddeden başladı davaya, yargılamaya, 220’den. 313’den dava ediyordu, 220’den başladı bu sefer. Yeni bir kanun maddesinden devam ediyor. Ama aynı kişi aynı dosya, her şey aynı… Bakın orada da yine 220’den bu sefer bu arkadaşların hepsine ceza veriyor mahkeme. Delillerine dikkat edin “tanık anlatımları, katılan ve müştekilerin aşamadaki beyanları, CD çözüm tutanakları, telefon görüşme tutanakları’’ bakın aynısı yani.
SUNUCU: Aynısı evet…
ADNAN OKTAR: Daha önceki ekibe, arkadaşlarımıza gösterdiği gerekçeler beraat gerekçesi, ikincisinde aynı gerekçeler ceza için bu sefer. Aynı mahkeme… Her şey aynı, sadece ben varım o ekibin içinde o kadar. Mesela bakın diyor ki gerekçeli beraat kararında. Şimdi o arkadaşlarımızın beraat ettiği gerekçeli karar, bu kısımdaki açıklama, yani 313’den yargılandıkları ve beraat eden kişiler hakkındaki açıklama. “Ebru Şimşek ve Fatih Altaylı’nın dışındaki müştekilerin’’ yani şikâyetçi olanların, “yargılama aşamasında şikâyetlerinden vazgeçtikleri” yani adamlar şikâyetlerini geri aldılar. Böyle bir şey yok dediler. “Ve polisteki ifadelerini kabul etmedikleri anlaşılmıştır’’. Biz adamlara dedik ki; bizi tehditle götürdü polis; “eğer şikâyet etmezseniz çocuklarınızı çıkartmayacağız’’ dediler, diyorlar. Biz de o yüzen şikâyetçi olduk ama şu an çocuklarımız bıraktılar, biz de şikâyetlerimizi geri alıyoruz. Çünkü bizi mecbur ettiler böyle yani bir baskıyla bizi şikayetçi yaptılar, bizim bu kişilerden bir şikayetimiz yok biz bunları seviyoruz, saygı duyuyoruz dediler şikayetlerini geri aldılar. Polisteki ifadeleri kabul ettimedikleri anlaşılmıştır diyor. Şimdi... 313’den burada böyle, 220’den bizimle ilgili karar verirken bu sefer mahkeme, “müştekiler ve tanıklar soruşturma aşamasında Savcılık ve Emniyet ifadelerini kabul etmediklerini mahkemede ifade etmişler ise de”, deminki aynı konuya gönderme yapıyor, “adı geçen şahısların çıkar amaçlı örgütün baskısı ve tehtidi sonucu ifade değiştirdikleri sonucuna varılmıştır.” Bu sefer de onların ifadelerini geri almasını hiçbirini kabul etmiyor bu ikinci kısımda da.
SUNUCU: Yani şikayete tabii değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR : Şikayete tabii de, fakat şikayetlerini geri almışlar, şikayetlerini kabul, aldıklarını kabul etmiyor mahkeme, tehditle almışlardır diyor. Adamlar öyle bir şey yok diyor, dilekçe veriyorlar böyle bir şey yok gelin isterseniz gidip konuşalım diyorlar, yani çağırın bizi dediler biz konuşalım ne istiyorsanız yapalım, böyle bir şey yok seviyoruz, beraberiz diyorlar. Yok tehditle almıştır sizden... Ama ilk dava, ilk mahkemede tehdit yok diyor mahkeme, tehditsiz şikayetlerini geri aldılar diyor. Yani hiçbir tehdit altında değiller diyor, yani normal samimi olarak şikayetlerini geri aldılar. Öbür bizimle ilgili dava devam ederken 313’e çevirdikten sonra da hayır diyor tehditle vazgeçmişsinizdir siz diyor. Yani bu şekilde değildir diyor. Daha önce tehditsiz samimi olarak karar vermişsinizdir diyor, burada da yok diyor tehditle samimiyetsiz karar verdiniz gibi yani. Samimiyetsiz demiyor da tehdit ile karar verdiniz diyor. E tamam, Allah razı olsun, hakimdir saygı duyarız, hürmet ederiz, verdikleri kararlara da teşekkür ediyoruz. Ama ben kavramaya çalışıyorum. Yani hukukçu arkadaşlara ben danışıyorum yani bu nedir nasıl bir şeydir, öğrenmek istiyorum, öğrenmek amaçlı soruyorum. Yoksa mahkemenin kararına benim bir sözüm yok, saygı duyarım her zaman.
Evet. Bakın mesela diyor ki, iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün dosyasında, daha önce de söylemiştim, akrabalarının adını öğrenin onları isimleriyle başlarını belaya sokan mektuplar gönderin. Bizim de başımızı belaya sokan her yere mektup gönderdiler. Bakın iddia edilen Ergenekon Örgütü bunu söylüyor yani, bunu yapın diyor. Biz de bu olayla karşılaştık. Yani bizim adımıza oraya buraya mektup gönderdiler ve bu yüzden bize dava açıldı ve olay çıktı. Birçok yerde. Hatta kart gönderirseniz okunması daha kolay olur diyor. Din ve milliyetçilik duygusunun nasıl zayıflatılacağı nasıl yok edileceği açıktır diyor. Bakın, din ve milliyetçilik duygusunun... Bunları yok edeceksiniz diyor. Bunları uygulayın, yapabiliyorsanız Osmanlı hayranlığını kırın, Türklerin üstün bir ulus olduğu safsatasını yıkın. İddia edilen Ergenekon Örgütü haşa, Türklerin üstün bir ulus olduğu safsatasını yıkın. Niye safsata olsun? Türklerin üstünlüğü bütün dünyaca kabul ediliyor. Osmanlı döneminde de görüldü, ahlakıyla, kişiliğiyle, fedakarlığıyla, cesaretiyle Türk milleti üstündür, güzel ahlaklı bir millettir. Özellikle diyor cinsel konularda sınırları zorlayın. Yani her türlü anormalliği meydana getirin diyor. E bizim de işte karşımızdaki güç böyle bir yapı olduğu için bunlarla baş etmek çok zorlu oluyor yani, çok vaktimiz alıyor, çok emek vermemiz gerekiyor, uğraşmamız gerekiyor. Evet, siz başka sorunuz varsa yine sorun.
SUNUCU: Hocam ben seyircilerimize bir hatırlatma yapmak istiyorum. Eserlerinizi ücretsiz olarak indirebilecekleri web sitelerini söyleyeceğim.www.harunyahya.org, www.harunyahya.net’ten Hocamızın eserlerini ücresiz olarak indirebilirsiniz. Hocam başka bir soruyla devam ediyorum. “İyi akşamlar. Hocam kendince adam olduğunu ispat etmek için ben dahil çevremdeki birçok insanın gizli ve açık yaptığımız kötü tavırların Kuran’a uygun olmadığını tarif eden Adamlık Dini kitabınızı okudum. Oradaki birçok özelliği kendimde buldum ve çok utandım. Günlük hayatımızda bize normal gelen kanunların Kuran ahlakıyla hiç bağdaşmadığını gördüm. Trip olarak adlandırılan tavırlar, sessiz protestolar, bakışlarla kişileri rahatsız etme gibi gizli alaycılık kötü ahlak özelliklerinin aslında Allah’ın hoşnut olmayacağı tavırlar olduğunu anladım ve bir daha yapmamak üzere tövbe ettim. Sizin bu konuda tarif etmek istediğiniz şeyler var mı Hocam? Görüşlerinizi bekliyorum.” Murat Başbuğ.
ADNAN OKTAR: Darwinist eğitim insanları öyle robotlaştırdı ki, insanlar artık doğal tabii yüzünü göstermiyorlar. Yani nereye gitsen aşağı-yukarı birçok yerde insanların maske suratıyla karşılaşılıyor, maske konuşmalarla karşılaşılıyor. Halbuki insanın doğal yüzü, doğal bakışı, doğal sesi, doğal iltifatı, doğal saygısı olması lazım. Mesela yapmacık saygı gösteriyor, yapmacık sevgi gösteriyor. Yapmacık sevgi çok rahatsız eder insanları. Yapmacık saygı da çok rahatsız edicidir. Her şeyin çok doğal ve tabii olması lazım. Buna biz samimiyet diyoruz. Yani samimi insan çok güzeldir. Allah bizi o ruha göre yaratmıştır. Mesela ahirete gittiğimizde biz, cennetteki insanlar inşaAllah, Allah nasip ederse, hep samimi olacaklardır. Samimi kulların güzel ve doğru olduğunu Allah bize Kuran’da bildiriyor sürekli. Samimiyetsiz insan hemen anlaşılır. Yani üslubundan, bakışından, konuşmasından. İnsanlar samimi bir insanı gördüğünde adeta hipnotize olurlar, yani tam gerçekten samimiyse, ondan çok etkilenir olumlu yönde saygı duyarlar, değer verirler. Bir de samimi olan kişinin Allah yolunu açar. Öbür türlü işte trip denilen olaylar... Amerikan gençliğinine ait filimler oluyor bunları seyrediyorum ben baze televizyonlarda, bütün el-kol hareketleri yapmacık, böyle garip hareketlerle şöyle bir şey, konuşmalar bilmem ne falan, yandan duruşlar, bakışlar yani her şey münasebetsiz adeta robot olmuş. Yani bir tane hareketi doğal değil. Kadınlarda da erkeklerde de, yani tamamen oyun, böyle bir film seti gibi. Zaten öyle bir filmin hazırlanıyor olmasında, o kişilerin o ustalığı göstertmesinin sebebi zaten onu yaşıyor olmaları. Yani o ruhu yaşamadığı için yani yeni bir karakter sunuyor değil. Adam dışarıda da o karakterde zaten. Var olan bir kişilik yani toplum bunu yaşadığı için toplum onu yabancı görmüyor o hareketi, doğal görüyor. Zaten kendi tavrı olarak görüyor. Mesela Türk dizilerinin de bir kısmında biz bunu görüyoruz. Yani o kavgacılık, laf sokmalar, huzursuz gergin ortam, yani dizilere dikkat edin ya sofrada sürekli yemek yerler, ya sürekli kavga ederler, ya bir gerilim vardır, şüphe, kuşku vardır.
SUNUCU: Sürekli gözyaşı.
ADNAN OKTAR: Sürekli göz yaşı vardır. Kardeşim, niye böyle bir şey olsun? Niye samimi ortam olmasın? Samimi konuşmayı gösterin, dostluğu gösterin, arkadaşlığı gösterin, candan konuşan insan nasıl konuşur onu gösterin, doğal üslubu gösterin. Niye yapmacık olsun? İşte yatağa kendini atıyor kız hıçkırıklar içinde ağlıyor, oğlan gidiyor önüne diz çöküyor, elinde çiçek bilmem ne, yani böyle çok komik, çok aşağılayıcı hareketler. Kadınla işte delikanlının kavgasını gösteriyor, işte ona bir tokat atıyor. Birden kız kumların üsütünde koşmaya başlıyor, o da onun arkasından işte Züleyha falan arkasından koşuyor. Yani bunlar çok küçük düşürücü, çok rahatsız edici şeyler. Hayran hayran da izliyen bayağı insan var tabii. Halbuki yani gerçek samimiyet üstüne kurulu filimler hazırlanmış olsa insanların nefesi kesilir. Çok hoşlarına gider ve olumlu etkilenirler yani ruhuna o samimiyetin güzelliğini alır. Onu, mesela bakıyorum yedi yaşında çocuk bile aynı tavırları gösteriyor bu sefer. Yani normalde çocuğun bilmemesi lazım,mesela o tip küsmeleri, darılma, laf sokma mesela saygısız ifadeler, terslik bilmemesi lazım çocukların. Çok fazla çocuğun bunu bildiğini görüyorum. Kurs gibi eğitmiş oluyor televizyon. Halbuki mesela şüpheciliğin kalktığı, sevecenliğin olduğu, dostluğun olduğu flimler sürekli işlenmiş olsa insanların bilinçaltı onunla dolar. Yok asma-kesme, adamı ortadan testereyle biçiyorlar, kesiyorlar, kanlar etrafa sıçrıyor yani onun arkasından da akıl almaz psikopatlar ortaya çıkmaya başlıyor. Yani ne gerek? Yani insanların hiç aklında olmayan şeyi insanların aklına getirttirmek. E hasta ruhlu insanlar var, onlara model konmuş oluyor ve onları teşvik etmiş oluyor bu tip hareketler tabii. Sürekli Allah korkusunu, Allah sevgisini, sevecenliği, affetmeyi mesela en umulmadık şeyleri af eden bir insanın hayatı vurgulansa değil mi? Mesela rahatça intikam alabilecekken intikam almayan, en çetin şartlarda bile sürekli sabır gösteren bir insan gösterilse insanların bu çok hoşuna gider. Mesela Hz. Yusuf (a.s.)’un hayatını okuyor Müslümanlar çok hoşuna gidiyor niye? Hapishanede gösterdiği tahammül ve güzel ahlak. Tahammül demeyim de sabır. Tahammül ayrı bir şeydir, sabır gösteriyor. Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in çektiği çileler, zorlukalar değil mi, Hicret’i Müslümanların kalbinde bir hoşnutluk sevgi meydana. Onun gösterttiği sabır, itidal, metanet, cesaret insanın buna ihtiyacı var. Yani korkaklığı göstermek, bağırtı-çağırtıyı göstertmek, nasıl kalleşlik yapılır, nasıl pusu kurulur, nasıl oyun oynanır bunları değil de bunların tam tersi güzel olan şeylerin gösterilmesi toplumu çok olumlu etkiler.
SUNUCU: İnşaAllah. “Değerli Hocam, sizin vesilenizle samimi düşünmeye başladım. Önceden bazı konularda karar vermem gerektiğinde iki seçeneğim varsa kendim için daha kolay olanı tercih ediyordum. Oysa artık sizin kitaplarınızdan okuduğum için biliyorum ki Allah rızasının en çoğuna göre hareket etmem gerekir. Gün içinde karşıma çıkan birçok olayda kendi menfaatimi düşünmeden Allah’ın rızasının en fazlasını nasıl kazanabilirim diye düşünüp ona göre tavır gösteriyorum. Bana tavsiyeleriniz olur mu Hocam? Sizi canı gönülden seven Müslüman kardeşiniz Mustafa.”
ADNAN OKTAR: Mustafa’nın yazısına bir bakayım.
SUNUCU: Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet...MaşaAllah, aferim Mustafa’ya. E tabii, şimdi mesela ben buradan çıkıp sinemaya gidebilirim veyahut eğlenceye de gidebilirim. Ama buraya geliyorum, sohbete konuşmaya geliyorum. Bu bize masraflı da oluyor, emek de veriyoruz ve benim bundan hiçbir çıkarım yok. Sadece Allah’ın rızası için yapıyorum.
ADNAN OKTAR: Yani riskli de ayrıca, yani canlı yayın olduğu için, yani bir insanın ağzından bir şey kaçmış olsa bayağı bir olay çıkar yani.
SUNUCU: Telafisi yok yani.
ADNAN OKTAR: Tabii. Çok riskli bir yayındır canlı yayın. Ben hepsini Allah rızası için kabul ediyorum. Mesela hasta olsam da geliyorum, kimse haberi olmuyor benim hasta olduğumdan. Mesela grip oluyorum, nezle oluyorum kimse bilmiyor yani elhamdüllah. Veya bir risk, tehdit altında olsam da kimseye sezdirmem ben çok rahat yine devam ederim. İşte buna Allah’ın rızası denir. Yani Allah’ın rızasının en çoğunu aramak. Mesela ben diyebilirim ki yurt içinde gezmeye çıkayım, bütün vatandaşlarımızla tanışayım hem de dini yaymış olabilirim derim. Ama bunu samimiyetsiz olduğu belli. Yani gezi amaçlı olacağı belli benim açımdan. Mesela desem ki; şimdi gidip Antalya’da vatandaşlarımla tanışayım orada, görüşeyim, belli samimiyetsiz olacağı, olmaz. Veyahut desem ki mesela benim, ne olur ne olmaz geleceğim tehlikeli olabilir bir yere mal yığayım, işte kendime arsa alayım, ev alayım yahut bir yerlere para bloke edeyim diyebilirim. Ama bu Allah’ın rızasına uygun değil. O yüzden hiçbir şekilde üzerime mal tutmuyorum, hiç yani hepsini ne gelirse hepsini harcıyorum Allah rızası için. Çünkü ben Allah’a güvendiğimi kendime de Cenab-ı Allah’a da göstermiş oluyorum. Yani öyle bir tedbir içerisine girmiyorum. Yahut mesela diyebilirim ki, neme lazım ortalık karışık işte iddia edilen Ergenekon Örgütü psikopat bir örgüt, mafyayı karşına alıyorsun, PKK’yı karşına alıyorsun, bunlarla iyi geçin yahut ortalı konuş, ılımlı, yahut hiçbir konuya girme, dolayısıylada riske girmezsin, diyebilirim. Üç kuşak evveline kadar sülaleleri gelsin ellerinden geleni artlarına koymasınlar, yani asla tozunu toprağını çıkarırım. Sekizer, onar değil de yüzer yüzer gelsinler. Çünkü vatanın, milletin, vatandaşlarımın hayatı tehdit altındaysa ben çekinip aman ne olur falan demem. En fazla şehit ederler, o da tabii biraz kolaysa tabii yani. İnşaAllah. İnşaAllah. Biz Allah’ın inayeti altındayız, koruması altındayız. Yani her konuda Allah’ın rızasını aramak lazım. Mesela bir cümleyi kurarken bile Allah’ın rızasını aramak lazım. Mesela yeni gelmiş bir insan karşılaşıyorsun, belli ki tedirgin oluyor çünkü insan insandan mutlaka tedirgin olur. Onun gönlünü almak, onu rahatlatmak, onu tehlikeden azade etmek, yani kendisinin güvenilir olduğunu göstermek çok önemlidir. Mesela karşılaşıyor insanlar, selam tokalaşıyor sahte arkadaşlık ediyorlar. Halbuki iki tarafta birbirinden çekiniyor, belli. Tanımadığı bir insana insan güvenir mi? Güvenmeyeceği belli. Güven verip onun üstünde duracağına sahte ve samimiyetsiz ifadelerle şirin görünmeye çalışıyor. O tehlikenin boyutunu daha da arttırır. Böyle olmaz, bilakis mümin olduğunu, Allah’tan korktuğunu, güzel huylu bir insan olduğunu açık açık söylemesi lazım. Çünkü söylediği sözü geri alamaz bir insan. Bu bir övünme değildir. Güzel ahlaklıysa bir insan söyliyecek, ben güzel ahlaklı insanım diyecek. Yani merhametliyse ben söyleyecek ben merhametliyim diyecek benden kimseye zarar gelmez diyecek. Söylemiyorsa bir anormallik vardır. Çünkü böyle tipler bunu söyleyemezler. Çünkü yüzünden anlaşılır, üslubundan, konuşmasından anlaşılır. Allah’ın rızası sabahtan itibaren başlar. Mesela insan yatıyor, dinç olacak kadar uyumuş mu? Daha fazla uyursa bu Allah’ın rızasına uygun değil. Çünkü yazık yani o vaktini sen yok etmiş oluyorsun. İslam’a, vatana, millete hizmet edebilecek imkanın varken hizmet etmemiş olacaksın. Onu uykuda gaflette geçireceksin. Böyle sofraya oturuyor adam saatlerce yavaş yavaş yemek yiyiyor. E yazık değil mi o vakte, o zamana yazık değil mi? Veyahut oturuyor futbol muhabbetine giriyor, 1.5 saat 2-3 saat. İşte futbolcu Naci topu kaleyi yandan mı atacaktı, tepeden mi atacaktı? Yok abi diyor atamadı diyor, aslından hakemin gözünden kaçtı diyor.Ya sana ne kardeşim yani? Bu kadar 3 saatini verecek kadar ne var? Yani bütün memeleketin bu kadar ihtiyacı olan konu varken, bu kadar acil konu varken o niye acil oluyor? İşte Allah’ın rızası burada da devreye girer, her yerde devreye girer, her şeyde. Mesela bir çocuk olur, küçük çocuk, bir şeye heveslenir, evet gazete falan geldi. Haşur huşur sesi geliyor. Tamam bakarım. Mesela küçük çocuk oluyor, bir şey istiyor, çocuğu kırmaz insan yani çok tatlı varlıklar onlar. Yani onun dediği, tamam şımartmamak önemlidir ama çocuğun şımartmamak için canını yakmak gerekmez. Çocuğu şımartmamanın yolu Allah korkusunu, Allah sevgisini vermekle olur. Yani cennet sevgisi, Allah sevgisini kalbine koymakla olur. Yoksa işte çikolata istiyor çocuk, yok almıyorum, e bu canını yakar. E al gitsin yani ne olur yani ne yapacak. Ama mesela bir anormalliğe dönüştürürse o zaman olmaz. Veyahut hoşuna giden bir oyuncak, ne olur alsan? Bas bas bağırttırıyorlar çocukları ben görüyorum dışarda. Yazık yani o mutlu olucak belli ki onunla al gitsin sevinsin yani ne var yani değil mi? Yani onunla inatlaşmak, onun şey o değil de, inatlaşma değil de onu eğiterek o inatçılık ruhundan çıkartmak lazım. Yani sevgiyle değil mi dost olarak bir de adam yerine koyarak çocuğu. Çocuklara deli muamelesi yapıyor birçok insan ben görüyorum. Yani sanki böyle hiç kafası çalışmıyormuş gibi. Halbuki çocuğa saygı duymak lazım, değer vermek,ve önemli bir insan olduğunu hissettirmek lazım. O zaman çocuğun üslubu tamamen değişir. E çocuğa böyle adeta özürlü muamelesi yapıyorsa bir insan, çocuk da özürlü taklidi yapar o zaman. Yoksa çok akıllı olur çocuklar. Bayağı akıllı oluyorlar. Yani 5 yaşında bile bayağı akıllı oluyor çocuklar, 4 yaşında, 5 yaşında. Zehir gibi oluyor akılları. Yani bu konuda da tabii çok titiz olunmasında fayda var. Evet bunlar nedir? Yarınki gazeteler herhalde. Vakit gazetesi, evet yine “Sayın Başbakanımıza Mektup”, ama zaten Başbakan da elinden geleni yapmaya çalışıyor. Bence Tayyip Bey, samimi bir insan, samimi olarak da gayret ettiğini düşünüyorum. Ama özellikle devlete, Yani savcılara, polise çok destek olmak lazım. Her türlü bilgiyi savcılara göndermek lazım. Hatta ilgili birimlerin hepsine de ayrı ayrı da gönderilebilir. Yani mesela 5 ayrı yere, 6-7 ayrı yere de gönderilebilir. Yani bir suç varsa, anormallik varsa mutlaka bildirilsin, çünkü bu herkesin hayrına, askerin de, polisin de, devletin de, makemelerin de, yargının da herkesin lehinedir. Çünkü bütün milleti haraca kesen bir çete ortadan kalktığında herkes huzur duyacaktır. Bir daha faili mechul olmıyacak demektir. Kimse kimseyi tehdit etmeyecek demektir. Gizli telefon dinlemeleri olmayacak demektir. Kimse kimseye komplo yapmayacak demektir. İftira mektupları gitmeyecek demektir. Yani son derece huzur içinde rahat yaşıyacağız demektir. Onun için, ama hepsinin üstünde Türk milletinin bölünmesi tehlikesi önlenmiş olacaktır. Çünkü PKK olayının arkasında iddia edilen Ergenekon Örgütü vardır. Bir tek onunla da bırakmak istemiyorlar Türkiye’yi yirminin üstünde... Oktar Hocam doğru söylüyorsun. Teşekkür ederim. Yani özetle şöyle söyleyeyim; Türkiye’nin bölünmesi ortadan kalkar, “Büyük Türkiye” idealimiz gerçekleşecektir, Türk İslam Birliği idealimizin önünde hiçbir engel kalmayacaktır. Şimdi de mesela Atatürk’e yönelik bir tavır gösterenler de görmeye başladık. Eskiden beri var, yeni değil de eskiden beri var, Allah’a çok şükür onu da biz engelledik. Yani o konuda da bellerini kırdık. Yani Atatürk’ün dindarlığını, milliyetçiliğini, vatan perverliğini, atılan bütün iftiraların yalan olduğunu halkımıza çok açık anlattık hatta birçok insan da hayret etti. MaşaAllah. Atatürk’ü biz böyle bilmiyorduk dediler çok insan. Çok mutlu oldular. Değil mi? Yani hayretler içinde... Mesela namaz kıldığından haberleri yok insanların Atatürk’ün namaz kıldığından. Kuran’a olan hayranlığından haberleri yok. Mesela Kuran’ı çok güzel okuyabilen bir insan Atatük aynı zamanda. Yani Kuran harflerini okuyabilen bir insan. Çok iyi yani... Arabi hurufu bilen bir insan Atatürk çünkü. Osmanlıca’yı da bilir, Arabi hurufu da biliyor. Buhariyi mesela tercüme ettirmiş. Kimsenin haberi yok. Sahih hadis kitabı Buhari. Türkçe’ye kazandırmıştır. Elmalılı tefsirini o yaptırmıştır. Sürekli yanında, cebinde Kuran taşıyan bir insan. Anti-komünisttir. “Şurası unutulmamalıdır ki...” diyor; “Türk milletinin en büyük düşmanı komünistliktir.” diyor. “Behemahal...” diyor, “...her görüldüğü yere ezilmelidir.” diyor. Devlete bu düşünceyi oturttu Atatürk. Devlet hiçbir zaman için komünizme taviz vermedi. Bir tek şu masonlukta bir hatalar oldu. Atatürk’ümüz kapattı mason localarını, sonra da o Hazretler sonuna kadar açtılar. Halbuki kapandıysa tamam. Atatürk bir bildiği var ki kapatmış. Yani o şekilde kalması gerekirdi.
Ne diyor? Saadettin Tantan, Adil Serdar Saçan, Tuncay Özkan, Ataman Yıldırım, Emin Şirin, Ümit Sayın, her devrin adamı ve baron. Bunlarla ilgili bir liste vermiş gazete de. Ne diyor? Saadettin Tantan... “Ergenekon davasının tutuklu sanıkları Ümit Sayın ve Adnan Akfırat arasında geçen MSN yazışmalarında iddia edilen bu yapılanmanın Saadettin Tantan’la temas halinde olduğunu ve her türlü isteğini ona yaptırabildiğini ifade eden cümleler yer almaktadır. Ergenekon davası dosyası: 408. klasör sayfa 306’da.” Evet. Adil Serdar Saçan... Şu an cezaevinde biliyorsunuz. Bize karşı yapılan operasyonu yöneten kişi. İddia edilen Ergenekon Örgütü mensubu olmak iddiasıyla şu an tutuklu. Tuncay Özkan... Bize yapılan karalama kampanyalarında... Evet zaten söylüyor. Bu yazışmalarda var. Adil Serdar Saçan’ın iddia edilen Ergenekon Örgütü’ne ait tutanaklarda görülüyor, Emniyet’te olan gelişmeleri yani bizimle ilgili, başkalarıyla da, anında Tuncay Özkan’a ilettiğine dair bilgi var, evet. Emin Şirin de biliyorsunuz, iddia edilen Ergenekon Örgütü lobi sorumlusu olduğu iddiasıyla gözaltına alınmıştı. O da bizle aylara uğraştı ve yıllarca uğraştı. Yani bütün gününü bize harcıyordu. Ümit Sayın da, bakın ne diyor. Ümit Sayın: “Mason localarına olan sadakatinin en önemli göstergesinin Adnan Oktar ve Bilim Araştırma Vakfı’na karşı yaptığı çalışmalar olduğunu söylemesi” Ergenekon davası dosyasında, iddia edilen Ergenekon davası dosyasında yer alıyor bu bilgi. Bak; mason localarına olan sadakatinin en önemli göstergesinin Adnan Oktar ve Bilim Araştırma Vakfı’na karşı yaptığı çalışmalar olduğunu söylüyor. Ve iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün tutuklusu olarak biliyorsunuz epey bir süreden beri içeride.
Evet. Savcının mütaalası var. Ne diyor? “Mahkememizce toplanan deliller arasında sanıklar aleyhinde delil bulunmamaktadır.” diyor savcımız bizimle ilgili. Mahkemece 29.02.2008 tarihli ara kararın 5. bendinde yasak usullerle alınan ifadeler delil olarak değerlendirilemeyeceği, CMK’nın 148. maddede anlaşıldığından hukuka aykırı olarak alındığı iddia edilen ifade ve delillerin dosyadan çıkarılması şeklindeki talebin reddine karar verilmiştir.” Yani zaten mahkeme dedi... bunlar zaten geçersizdir dedi... polis ifadeleri. Ama sonra polis ifadelerini geçerli saydı bizim mahkememiz. Önce geçersizdir dedi, sonra geçerli saydı. Teşekkür ediyoruz, verdikleri karara ben saygı duyuyorum, hürmet ediyorum. Hepsinin de ellerinden öpüyorum. Yani benim onlara bir sözüm yok. “CMK’nın 148’e 4 maddesi gereğince poliste alınan avukatsız ifadelerin delil olarak değerlendirilemeyeceği böylece mahkemece de kabul edilmiştir.” Mahkeme siz de kabul ettiniz diyor mahkemeye. Çünkü yanlarında savcı yok diyor. Bu savcı olmadan alınan delillerin geçersizliğini siz zaten kendiniz söylediniz diyor. “Sanıklar hakkında açılan ana davadan, tefrik edilen davadan 5 sanık hakkında iddia makamı olarak 2616 sayılı kanun gereği davanın kesin hükme bağlanmasının ertelenmesi talep edilmiş olup, mahkemece bu 5 sanığın şantaj ve çete yöneticisi üyesi olmak suçlarından beraatlerine karar verilmiş.” Bizim arkadaşlarımıza da beraat kararı verdi 313’ten. Sonra da 220’den bizlere de ceza verdi. Eline sağlık, teşekkür ediyoruz. “Ve bu karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.” Kimse de temyiz etmedi kararı, kesinleşti. Bu durumda sanıklardan Adnan Oktar’ın suç işlemek için örgüt kurmak ve diğer sanıkların örgütün yöneticisi olmak ve örgüt adına faaliyette bulunmak suçlarını işledikleri sabit olmadığından...” Böyle bir olay yok diyor mahkeme savcısı. CMK’nın 223-2 E maddesi gereğince bütün sanıkların müsnet suçlardan ayrı ayrı beraatlerine karar verilmesi kamu adına mütaala olunur” diyor. Mahkememiz de tam tersine 2 yıl ceza verdi. 1 yıl da ilave etti. Ellerine sağlık, Allah razı olsun. Ama ben şu an o 1 yıl cezanın... ilave cezanın neden olduğunu bilmiyorum. Yazmamış çünkü mahkeme. Yani bana ait olarak yazmamış. Bilmiyorum. Fakat mahkeme... yaptılarsa böyle bir karar aldılarsa saygı duyuyoruz inşaAllah.
Mesela bakın diyor ki... Evet. Dört dakikamız kalmış. Şunu da anlatayım, sonra bitirelim, sonra başka konulara geçeceğiz inşaAllah. Yargıtay hakimi bayan, BAV davası dosya hacmine bakınca bu konuda yeni göreve geldiği ve BAV davası dosyasını hiç incelemediği, içeriği hakkında hiçbir bilgisi olmadığı halde: “Yüz klasör olduğuna göre bunda bir suç unsuru vardır. Bu cezayı artıralım.” diyerek açıklamada bulunuyor. “Daha da artıralım.” Halbuki bu 100 klasörün 99 klasörü savunmaya ait, 1 klasörde suçlamalar var. Yani 100 klasör bizi savunan deliller. Yargıtay’daki bayan hakim de diyor ki: “Yüz klasör olduğuna göre 3 yıl da az diyor. O artırma da az.” diyor. “Daha da artırmak lazım.” diyor. Bunu hukuk konusunda profesör olan bir kişinin yanında söylüyor. O kişi de şahit. Hukuk profesörü. Kendi de biliyor zaten. İnşaAllah. Neyse artık. Onların da sözlerinde bir hayır vardır. Biz onlara bir şey diyemiyoruz yani. Yargının kararlarına her zaman saygılıyız. Ama bunların bilinmesinde de fayda var tabii inşaAllah.
Dört dakikamızın iki dakikası var. Siz bir şey diyor musunuz?
SUNUCU: Hocam bir soru sorayım isterseniz kısa bir şey. Soru değilmiş. Pardon.
“Selamun aleyküm Hocam.”
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU: “Ben Avusturya’dan Hilal. 14 yaşındayım. Sizi ailece çok seviyoruz. Hiçbir programınızı kaçırmıyoruz. Babam sizi çok seviyor. Benim bir Alman arkadaşım var. Müslüman olmak istiyor fakat ailesi karşı geliyor. Size Allah’tan uzun ömür diliyorum. Tekrar görüşmek üzere. Allah’ın rahmeti üzerinize olsun. Hilal Uluköylü.”
ADNAN OKTAR: Hilal, seni de aileni de çok seviyorum. Size hepinize selam ediyorum. İnşaAllah. Allah hidayetini artırsın, sevgini artırsın, doğru yoldan ayırmasın. Alman arkadaşına da Allah hidayet versin. İnşaAllah benim kitaplarımdan Almanca olan... Almanca sitemize gir. Oradaki belgelerden al. Çıkış al, o arkadaşına oku, anlat. Dua da et. Allah’ım hidayet ver ona de. İnşaAllah göreceksin, çok iyi netice alacaksın. İnşaAllah.
Ne yapalım çıkalım mı? Yoksa devam edelim mi? Bir dakika ne oluyor? Sonuna kadar kullanacağım ben bu hakkımı o zaman. Tamam hadi bakalım.
SUNUCU: Evet. Kısa bir süre ara veriyoruz. Tekrar görüşmek dileğiyle.
Evet sayın seyirciler. Kısa bir aranın ardından Adnan Oktar ile Baş Başa programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Hocam ne yapalım? Sorularla mı devam edelim? Yoksa gazetelerle mi? Nasıl istersiniz?
ADNAN OKTAR: Senin güzel soruların var. Gazeteleri merak eden kardeşlerimiz... İşte Yeni Şafak var, Vakit var, bir de Milli Gazete. Onları alsınlar. Yarınki evet, oradan bakabilirler.
SUNUCU: Tamam bir soruyla devam ediyorum o zaman.
“Sayın Hocam. Onur Öymen bir televizyon programında Türkiye’nin %95’inin inanmadığı evrim teorisinin savunuculuğunu yapıyordu. Okullarda bilimsellikle hiçbir alakası olmayan evrim teorisinin okutulmasından yana konuşmalar yaparak kanımızı dondurdu. Biz çocuklarımızın bundan sonra okullarda evrim teorisi ile kandırılmasını istemiyoruz. Siz bu programı izlediniz mi? Onur Öymen’in yorumları hakkında ne düşünüyorsunuz?” Ayşe Cantürk, Kocaeli’den yazmış.
ADNAN OKTAR: Onur Öymen normalde nezaketli bir insan ama tabii bazen fikirleri yanlış oluyor, bazı düşünceleri yanlış oluyor. Katılmadığım çok yönleri oluyor. O konu da onlardan bir tanesi de bu. Darwinizm konusu. Ben onu Öymen Beyefendi’nin Darwinizm konusunda araştırma yaptığını zannetmiyorum. Yani kulaktan duyma, oradan buradan elde ettiği bilgilere dayalı. O günki konuşmasında da yani, dolu bir insan görünümü vermedi. Çünkü ne delil verdi, ne bir açıklama da bulundu. Sadece klasik darwinistlerin izahları gibi, yani katı bir kararlılıkla darwinizmi savunuyor. Amma şu nedenle savunuyorum, deliller şunlar demedi. Diyemez çünkü böyle bir delil yok. Onur Öymen’in ben iki yüz elli milyon fosilden haber, olduğunu zannetmiyorum. İki yüz elli milyonun üzerinde yaratılışı ispat eden fosil var. İki yüz elli milyonun üstünde. Ve tek bir tane Darwinistlerin dediği tarzda fosil yoktur. yani ara geçiş formu dedikleri tarzda bir tane fosil yoktur. Ben beyefendinin bundan haberi olduğunu hiç zannetmiyorum. Hiç. Yani bir proteinin tesadüfen meydana gelemeyeceğini de asla bilmiyordur. Fakat klasik işte 1900’lerden kalma, 1800’lerden kalma o devrin bir mantığı vardır, böyle klasik anlatımlar ve hiç değişmemiştir, asrımıza kadar da, zamanımıza kadar da gelmiştir. Genellikle kendini katılıkla gösterten bir yapı oluyor bu, yani böyle özgür düşünen bir yapı değil, Onur Öymen eğer benim kitaplarımdan herhangi bir tanesini okursa, mesela Yaratılış Atlası’nın yirmi sayfasını şöyle bir gözden geçirmiş olsa, Darwinizm ile ilgili hiçbir iddiası kalmaz. Yani ben, açıkça bilgisinin bu konuda çok çok az olduğunu gördüm, yani isterse bir gün konuşalım bir yerde, tartışalım, yani hemen bu belli olacaktır, bir televizyon programında da görüşebiliriz. Mesela geçen günlerde de öyle bir bayanla tartıştım, hiçbir bilgisi yok. Böyle bazen vatandaşlardan da kişiler oluyor, konuşuyorum, hiçbir bilgileri olmuyor, dergilerden, gazetelerden, oradan buradan derme çatma bilgilere dayalı oluyor, samimi araştırma yapması lazım, Darwin’in kendisi söylüyor bir kere, ara fosil yok diyor ve ünlü Darwinistlerden tamamı ara fosil yok diyorlar, ara fosil yoksa Darwinizm yoktur. Diyoruz, kromozomlar nasıl meydana geldi diyoruz, şimdi artık çocuk gibi şımarmaya başladılar, uzaylılar yaptı diyorlar, uzaylılar getirmiştir diyorlar. Kardeşim insaf artık yani, kromozomu uzaylılar yaptı, bilmem ne tesadüf yaptı, bilmem ne, yani biraz şöyle mantıklı, tutarlı konuşmaları gerekiyor. Yani benim gördüğüm, yenilmiş olmanın verdiği çocuksu bir tavra girdiler ve halk arasında bu da çamura yatma derler, yani artık böyle o tarz bir şeyle karşılaştık.
OKTAR BABUNA: Bugün yine bir haber vardı, coelacanth bulmuşlar, görmüşler, çekmişler, onun atası olduğunu iddia ediyorlardı, sudan karaya geçişte.
ADNAN OKTAR: FesubhanAllah, artık ben bunlara ne diyeyim? Kaç defa yakalandı bu coelacanth?
OKTAR BABUNA: İki yüz defa yakalandı, ilk defa bayağı yirmi dakika çekmişler, Darwinizmi yıkan canlı fosil diye haberleri vardı.
ADNAN OKTAR: Darwinizmi yıkan, çok güzel maşaAllah, iyi.
OKTAR BABUNA: Hiç değişmemiş diyor mesela sabahtaki haber, coelacanth’ların dört yüz milyon yıldır hiçbir değişikliğe uğramadığını gösteriyor, diyor.
ADNAN OKTAR: Daha önce ama öyle diyor muydu Darwinistler, ne diyorlardı?
OKTAR BABUNA: Sudan karaya geçişte işte yürüyordu, ayakları bacak haline gelmeye başlamıştı, suyun dibinde yürüyordu, karaya çıkmaya hazırlanıyordu falan gibi iddiaları.
ADNAN OKTAR: İlk bulduklarında şok oldular, değil mi? Ondan sonra da iki yüzün üzerinde yakalandı yine bu yakalanmış, maşaAllah.
SUNUCU: Gebze’den Güray Bankacı yazmış. “Selamun aleykum hayırlı günler Harun Hocam”.
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU: “Hocam taş devri diye bir dönem var mı? Yoksa bu da maymundan insan türemesi gibi masonların uydurduğu bir yalan mı? Bir de insanlar ilk yaratılan insan olan Adem ve Havva’dan mı üredi yoksa teker teker mi yaratıldı? Allah’a emanet olun, iyi yayınlar.”
ADNAN OKTAR: İsmi var mı?
SUNUCU: Güray Bankacı.
ADNAN OKTAR: Güray Bankacı, doğru söylemiştik. Kardeşimizin sözü güzel, anlatımları önemli, sorduğu şeyler de önemli. Tabii ki Adem ve Havva’dan yaratıldık. Onların çocukları oldu. Çocukları o devirde, helalle haramlar Cenab-ı Allah’ın demesine göredir. O devirde kardeşlerin Cenab-ı Allah evlenmelerini helal kılmıştı, helaldi, sonradan haram olmuştur. Kardeşlerin arasındaki evlilik haram olmuştur ve o şekilde türemiş ve bu zamanımıza kadar gelmiştir. Ama onlardan tabii bütün ırklar da çıktı. Hz. Adem’in geninde zenci de vardı, Japon geni de vardı değil mi, bütün genler vardı. İleriki aşamalarda onlar yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladılar. Oğulları vardı biliyorsunuz Habil, Kabil. Onlardan birçok insan ırkları türediler. Ondan sonra tabii şimdi detaylı olarak anlatmak istersek çok vakit alır ama özet olarak anlatırsak bu kadar. Bakabilir miyim arkadaşın yazısına?
SUNUCU: Tabii ki Hocam.
ADNAN OKTAR: “Masonların uydurduğu bir yalan mı?” Aferin bak maşaAllah hepsi öğrenmişler. Taş devri her zaman vardır. Gidin Anadolu’ya mağarada insanlar yaşar. Gidin Afrika’ya yine toprağın içini eşerler, içinde insanlar yaşar. Ortaçağ’da da olmuştur, İlkçağ’da da olmuştur, her devirde olmuştur ama aynı zamanda ahşap evlerde olmuştur, yapraktan yapılmış, başka malzemeden yapılmış evler de olmuştur. Ama ahşap çürüyen bir madde olduğu için kısa sürede çürümüş, kalmamıştır. Ama taşların yapısından gördüğümüz kadarıyla çok büyük binalar yapıldığı da anlaşılıyor çünkü onların temel taşları olduğu anlaşılıyor.O taşlar sadece taş olarak kalmıyor, onun üstüne ahşap da kullanılıyor fakat ahşap ve demir aksam eridiği için, çürüdüğü için, kalmadığı için sadece o kısımlar kalmıştır. Her devirde medeniyet yaşanmıştır. Mesela Eski Mısır döneminde de hem medeniyet yaşanıyordu Eski Mısır’da, hem mağara hayatı yaşanıyordu, hepsi yaşanıyordu. Hz. Adem devrinde de öyle. Hz. Adem gayet güzel yaşayan bir insandı. Fakat aynı zamanda anormal insanlar da vardı o devirde. Yani şu an devrimizde olduğu gibi. Yani her devir birbirine eşittir o yönüyle. Her zaman dinsiz insanlar da olmuştur, dindar insanlar da olmuştur. Dinsiz insanlar genellikle boş vermiş, saçı sakalına karışmış, perişan yaşamışlardır. Ama dindar olanlar namazlarında, niyazında, güzel düşünen, medeniyete, sanata önem veren, kültüre önem veren insanlar olmuşlardır. Mağarada da olsalar mağaranın içini çok güzel hale getirmişlerdir. Yaygılar kullanmışlardır değil mi? Her türlü o devrin imkanlarını kullanmışlardır ama Hz. Adem bayağı akıllı bir insandı. Yani bütün eşyanın özelliklerini biliyordu, her türlü eşyayı kullanmayı biliyordu çünkü Cenab-ı Allah ona Cebrail kanalıyla öğretmişti her şeyi. Dolayısıyla o imaj tarzında, o klasik imaj tarzında bir insana rastlamak o devirde mümkün değildi, Hz. Adem devrinde. Ama sonra nesiller bozuldu, bozulma anlarında öyle insanlar oldu. Yine peygamberler geldiler yine insanlar normal hale geldiler. Yine bozuldular o silsileler halinde devam etti.
SUNUCU: Hocam Rize’den bir sorumuz var. “Hocam Türkiye’nin İslam aleminde ve çevre ülkelerde gösterdiği liderlik gücü hem ülke liderleri hem de dünyanın tanınan kişileri tarafından kabul edilmeye başlandı. CIA Eski Başkan Yardımcısı Graham Fuller de bu kişilerden biri. Fuller Türkiye’nin Osmanlı sınırlarının ötesine uzadığını, Avrupa’nın giremediği yerlere girdiğini, Avrupa’nın yapamadığı anlaşmaları imzaladığını, Türkiye’nin artık batının stratejik ortağı olmaktan ziyade küresel bir güç halini aldığını belirtti. Hocam biz sizin anlatımlarınızla Türkiye’nin bu güce sahip olduğunu yani Türk-İslam aleminin lideri olması yetisinde olduğunu biliyorduk ama artık bu gerçeği dünya da görüyor değil mi Hocam?” Emin Gürpınar Rize’den yazmış.
ADNAN OKTAR: Bütün Karadenizlilere selam buradan. Çok şahane insanlar Karadenizli kardeşlerimiz, bütün Anadolumuz gibi, çok milliyetçi, vatanperver, aklı başında Türkiye’nin çimentosudurlar. Tabii bütün milletimiz gibi maşaAllah. Türk-İslam Birliği’nin gelişmesini isteyen kardeşlerimizin yapacağı şu; birbirlerini çok sevecekler. Kuran’ı iyi öğrenecekler, imanlarını geliştirecekler, Allah’tan korkacaklar. İnternete çok önem versinler, birbirlerine bilgi göndersinler, benim sitelerime girsinler, oradan kitap indirsinler, birbirlerine göndersinler. Çok araştırma yapsınlar, bol okusunlar. Boşa vakit geçirmekten şiddetle kaçınsınlar. Affedici olsunlar. Boşa vakit harcayacak hiç vaktimiz yok. Çok süratli davranmamız gerekiyor. Ama tabii, karşımıza birçok engeller çıkacaktır. Hiçbir engelden yılmasınlar. Mutlaka Türk İslam Birliği olacak. Bunu görecekler. Ben hiçbir sözümü geri almadım şu ana kadar. Bakın, “Ne Demişti Ne Oldu” kısmına girsinler, baksınlar. 600’ü geçti değil mi şu an? Yani, beni söyleyip de çıkmayan bir konu yok. Bir şey diyorsam bir bildiğim vardır. 2012’lerden sonra bir seyretsinler Türkiye’yi, özellikle 2012’lerden sonra çok ciddi bir değişim olacak. İnsanların ruh halinde, düşünce yapısında, fikir yapısında. İnsanlar adeta yeni bir boyuta girecek. Darwinizm, tarih kitaplarında, gazetelerde eskiden neler oluyormuş diye okuyacağız. Ve insanlar şaşıracaklar, biz bu teoriye nasıl inandık, böyle bir şeye nasıl kanaat getirdik, inanılır gibi değil diye kendilerine hayret edecekler, çok şaşıracaklar. Ama Türkiye’nin liderliği konusu, tartışılacak gibi değil, Amerika da istiyor Türkiye’nin lider olmasını, Rusya da istiyor, Çin de ister, herkesin istediği… Çünkü Türkiye çok ılımlı bir ülke, çok sevecen, çok aklı başında, devlet tecrübesi olan bir ülke, devlet adamlarımız da bizim, çok olgundur, çok dem almış, devlet terbiyesi ile yetişmiş, asil devlettir Türk devleti. Öyle derme çatma bir devlet değildir. Devlet tecrübesi çok oturmuştur. Dolayısıyla dünyayı yönetmeyi, bölgeyi yönetmeyi çok iyi bilecek yapıdadır. Bakın her yere askerlerimizi istiyorlar. Dünyanın her yerinde en çok istenen Türk askeridir. Hepsi gitsin diyor, Türk askeri kalsın diyorlar. Bu ne demektir? Siz yönetin demektir, bu kadar. Yani sizin güvencenizde olalım. Sizin adalet anlayışınıza biz güveniyoruz. Sizin demokrasi anlayışınıza, sevgi anlayışınıza, her türlü tavrınıza güveniyoruz. Bu anlam çıkıyor. Dünyanın her yerinde ne kadar çok beğenilen bir ordudur Türk ordusu, çok sevilen bir ordudur. Türk ordusunun sevilmesi ne demektir. Türk milletinin sevilmesi, Türkiye’nin idareci yönünün sevilmesi anlamında, bu ortaya çıkar, inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah Hocam. Televole kültürü ile ilgili… “Değerli Hocam, gizli istihbarat birimlerinin bile müdahale ettiği televole kültürünün son derece tehlikeli olduğunu daha önce anlatmıştınız. Fakat ben dikkat ediyorum, hala hayatta amacı yokmuş gibi görünen birçok insan, çevrelerine de kendileri gibi kişiler toplamaya çalışarak, ahlaki olarak kabul edilemeyecek bayağılık ve cahillik içinde bu kültürü ayakta tutmaya çalışıyorlar. Oysa biz, dejenere olmuş, asaleti bozulmuş, amaçsız, dalgacı insanlar görmeyi istemiyoruz. Umarım herkes sizin tarif ettiğiniz, Kuran ahlakının asil, aklı başında, Allah rızasına göre hareket eden, merhametli, derin düşünen insan tavrını gösterir. Sizce televole kültüründe olan kişilere karşı biz vatandaşların ne gibi bir yaklaşımı olmalı?” yine Rize’den, Yiğit Kurt.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Karadeniz bugün ortalığı inletiyor maşaAllah. Televole kültürüne kardeşimin dikkat çekmesi, onun vatansever olduğunu, milletinin ve dünyanın menfaatlerini iyi gözettiğini gösteriyor. Televole kültürü, boşvermişlik, maceraperestlik üzerine kuruludur. Yani macera arayan insanların ruh halidir. Hiçbir üretim, hiçbir fayda esası yoktur böyle yapıda. Diğer insanların üzerinde asalak sistem, demin de anlattım. Asalaklık tabii rahatlık getiriyor. Mesela istediği gibi uyuyor, istediği gibi gidiyor bir yerde yemeğini yiyor. Hani derler ya gam yok kasavet yok derler, hakikatten gam, kasavet zaten Müslüman’da olmaz, tabii ki olmayacaktır da, ama düşünceli insan olmuyor. Yani sorumluluğu yok. Mesela bir yaşlı insanın, bir hastanın durumu onu ilgilendirmez. O, gidip eğlenmesine bakar. Veyahut Türkiye’nin ekonomik kalkınması yahut sağlık sorunları onu ilgilendirmez. Yahut bir kanser hastasının çektiği acı onu ilgilendirmez. O, hep kendi sanal aleminde yaşar. Böyle, ağabey, ağabey, ağabey şunu yaptım, ağabey bunu yaptım. Ağabey aşağı, ağabey yukarı… Sorumsuzluğun verdiği nefsani rahatlığı esas alıyorlar. Bir de bunu destekleyen de bir kitle oluyor tabii. Bu çok büyük bir hata. Halbuki televole kültüründe olan insanları mahçup etmek lazım. Yani senin Türkiye’ye katkın ne? Vatana, millete faydan ne? Ne tür bir insan yetiştirmek istiyorsun sen vatana? Ve nasıl bir gençliği hedefliyorsun diye sormak lazım. Onu anlattığında zaten kendi kültürü de ortaya çıkar. Ya yapmacık olarak bunu anlatacak, bu konuları anlatacak. Değil mi? O zaman anlatsa zaten rezaleti ortaya çıkacak. Anlatamadığında yine konumu ortaya çıkmış olacaktır. Dolayısıyla istihbarat birimlerinin de tabii böyle bir tehlikeye dikkat çekmesi çok önemlidir. Çünkü bir ülkeyi çökertmek için umursuz, ilgisiz, “bana ne” kafasında olan, hani dünya yansa benim umurumda olmaz kafasında olan insanların bulunduğu ortamda devletler yıkılabiliyor, milletler sefalete sürüklenebiliyor. Yani milli şuuru almış, dindar, aklı başında, vatansever, Atatürkçü, milliyetçi gençliğin olduğu bir Türkiye’yi hiç kimse yıkamaz. Ama neyime lazımcı, eğlenceci, televole kültüründen, derin düşünmeyen, hiçbir şeye önem vermeyen insanların olduğu bir Türkiye emperyalist güçler için çok kolay bir lokmadır. Allah vermesin. Tabii biz buna asla müsaade etmeyiz, ayrı mesele, etmedik de, etmeyeceğiz de. Ama yine de bu tehlikeye dikkat çekmek lazım. inşaAllah.
OKTAR BABUNA: “Ne Demişti, Ne Oldu”, harunyahya.org sitesine girerlerse, anasayfada görecekler, üzerine tıklarlarsa, böyle gördükleri gibi maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bakın, benim söylediklerimin aynısıyla çıkan konular bunlar.
OKTAR BABUNA: Evet, aynısıyla çıkan konular, maşaAllah, sonu gelmiyor bir türlü. Hocam 668 olmuş hatta, en son baktığımda ben de 630’du, 668 maşaAllah.
SUNUCU: Evet, mesela bak, Tiflis İstikrar Hattı, Kafkas İttifakı için ilk adım, hepsi yani, memur ve işçiye zam, Erivan’da iftar diyor, mutlu başlangıç, hepsi daha önce söylediğim konular, tek tek. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Başka sorularımız neler var?
SUNUCU: Almanya’dan bir sorumuz var. “Selamunaleyküm, Adnan Hocamız ve arkadaşlarının çalışmalarını gerçekten takdire şayan buluyorum. Allah razı olsun büyük hizmetlerde bulunuyorsunuz. Dinimizin yayılmasında eserleriniz büyük rol oynuyor. Hocam, size bir sorum olacak. Kıyamet alametlerinden biri de güneşin batıdan doğmasıdır. Hocam buradaki güneş hangi anlama gelmektedir. Acaba güneşi İslam dini olarak kabul edebilir miyiz? Zira batıda İslam son zamanlarda hızla yayılmaktadır. Bunda sizin faaliyetleriniz de büyük rol oynuyor. Selam, sevgi ve hürmetler, Hocam” Almanya’dan Mehlika Demir.
ADNAN OKTAR: Tabii ki, Mehdi için de bir güneştir deniyor, İslam’ın doğuşu için de bir güneş deniyor. Muhtemelen Peygamber Efendimiz, bu hadisle bunu kastetti yani. Güneşin batıdan doğmasından sonra insanlar 120 yıl daha yaşayacak diyor. Tam yani, İslam’ın hakimiyeti ve geçecek süre açısından tam oluyor o 120 yıl, çok nettir. Hakikatten şaşırtıcı, zaten ahir zamanla ilgili hadislerin tamamı çıktı. Hiç kesintisiz çıktı ve devam ediyor. Mesela son olarak bu grip salgınını belirtiyor Peygamberimiz, bir aşamasıdır Mehdiyet’in zuhur yıllarında olacak alametlerden bir tanesidir, o da oluşmuştur. İki grip hastalığı oluşacağını belirtiyor. İkisi de hayvanlardan bulaşacak diyor. Biri kuş gribi, biri domuz gribi, inşaAllah. Bakın muhbir-i sadık denir Peygamberimize, yani ne derse doğru çıkar. Ki 150’nin üzerinde ahir zamanda olacağını belirttiği olaylar var. Hepsi oluşmuştur. Fakat daha dünyanın buna dikkati çekilmedi. Peygamber Efendimizin böyle büyük mucize gösterdiği yabancı gazetelerde, yabancı televizyonlarda yayınlansa, bilim adamları bunu gündeme getirseler yer yerinden oynar. Anlatıyorum, olay çıkmış, ispat ediyorum belgesiyle, fakat insanların üstünde bir uyku hali var, bir kısmında, göremiyorlar, fark edemiyorlar. 2012’lerden sonra işte insanların kafasındaki bu, bir perde var insanların üzerinde bu kalkacak. Yeni bir boyuta girecek insanlar. Daha keskin ve net olayları görmeye başlayacaklar. Hatta o geçmiş, eski yazıtlarda falan onu bir kısmı kıyamet olarak anlatıyor, bir de yepyeni bir çağa giriş olarak anlatılıyor. Doğru olan budur. Yepyeni bir çağa girilecektir 2012’lerden sonra. 2120’ye kadar devam edecektir, inşaAllah. Evet devam edelim.
SUNUCU: Hocam, başka soru yok.
ADNAN OKTAR: Yok mu başka soru? O zaman ben başka konulara girerim. Oktar, sen bir iman hakikati anlat, bugün seni konuşturmadım.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam, nasıl uygun görürseniz. Şimdi burada bir Madagaskar’da yaşayan bir canlı türü var. Sadece Madagaskar’da yaşıyor bu. Bunun adı pardon bir saniye, hemen gösteriyorum. Aye Aye diye bir canlı bakın burada gördüğünüz gibi. Bu avlanıyor, avlanırken yalnız şöyle bir teknik kullanıyor. Bakın ağacın içindeki canlıları araştırıyor. Bunun orta parmağı bu gördüğünüz normalden uzun ve sert. Bununla bakın vuruyor ağacın üzerine, her vurduğunda içerden yansıyıp gelen sesi son derece hassas alıcıları var onlarla algılıyor ve üç boyutlu fotoğrafını çıkartıyor. Bakın tak tak tak vurarak böyle içerdeki böyle saklanan bir canlıyı arıyor, yiyebileceği gibi. Bu herhangi bir larva olabilir, başka bir şey olabilir. Ağacın altında çıkardığı sesle gelen seslerden üç boyutlu fotoğrafını çekiyor. Yani tıptaki ultrason gibi yani biliyorsunuz ultrasonla hastanın organları gözlenir. Tam o şekilde. Sonra yerini bulduktan sonra iki tane ön çok kesici dişi var bunun, onlarla bakın görüyorsunuz oyuyor. Daha sonra aynı parmağını, bu normalden uzun olan sert parmağını onu avlamak için kullanacak. Bakın gördüğünüz gibi, bakın içeriye doğru uzatıyor, içeriye evet. Tam burada ama tam noktası noktasına o canlıyı orada anladı.
ADNAN OKTAR: Amma midesiz herif bu. Yediği şeye bak. Adamda zevk diye bir şey yok. Ama teknolojisi tabii süper. Yöntem iyi de, fakat zevki kötü.
OKTAR BABUNA: Bir de bir yengeç türü var onu da göstereyim mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Göster.
OKTAR BABUNA: O da kıskaçlarıyla muazzam bir silah olarak kullanıyor. Bakın karidesleri avlamakta şimdi göreceksiniz biraz sonra yengeci. Kıskaçlarıyla, kıskaçlarını çok süratli olarak kapatıyor. Kapattığında içindeki hava kabarcıkları müthiş bir süratle ve çok yüksek ısıyla avının üzerine fırlatıyor. O kadar bakın gördüğünüz gibi etkisiz hale getirdi. Tıpkı bir silah patlaması gibi. Şimdi ağır çekim tekrar göreceksiniz. Ve muazzam bir ısı oluşuyor orada. O sert kapanmadan dolayı, avını sersemletiyor, etkisiz hale getiriyor ve yakalayabiliyor. Hatta filmi anlatanlar güneş ısısı gibi bir ısıya çıktığını söylüyorlar, çok çok yüksek ısıya.
ADNAN OKTAR: O nasıl oluyor?
OKTAR BABUNA: Çarpmanın süratinden arasındaki hava kabarcıklarının sıkışmasından oluşan hem suyun darbe şiddeti hem de çok yüksek bir ısı meydana geliyormuş. Bu her ikisi de avını tamamen etkisiz hale getiriyor ve yakalayabiliyor bu şekilde.
ADNAN OKTAR: Yani tabanca gibi kullanıyor.
OKTAR BABUNA: Tam bir tabanca gibi.
ADNAN OKTAR: Evet, evet oralar biraz karışmış.
Evet, sen bana Kuran’dan bir sayfa aç ver, hadi bakalım inşaAllah. Tamam. Bismillah. Şeytandan Allah’a sığınırım.
“İçinde ebedi kalıcılar olarak, orada her istedikleri onlarındır; bu, Rabbinin üzerine aldığı, istenen bir vaaddir.” Bakın “ebedi kalıcılar olarak” diyor, “orada her istedikleri onlarındır.” Bir insanın sonsuz isteme gücü var. Cennette de sonsuz istedikleri yerine geliyor, ne isterse. Havada uçmak isterse o, yahut eğlenmek isterse, bir müzik veya bir koku veyahut hoşuna giden herhangi bir şey veya bir teknik alet. Her ne isterse olur diyor Allah.
“Onları ve Allah'tan başka taptıklarını biraraya getirip toplayacağı ve: "Şu kullarımı siz mi saptırdınız, yoksa kendileri mi yoldan saptılar?” diyeceği gün;” bakın, “Allah'tan başka taptıklarını biraraya getirip toplayacağı ve: "Şu kullarımı siz mi saptırdınız, yoksa kendileri mi yoldan saptılar?” diyeceği gün;” mesela Darwin’e Cenab-ı Allah soracak; bu kullarımı siz mi saptırdınız diyecek, değil mi? Yoksa kendileri mi yoldan saptılar, hangisi, diyecek. Darwin anlatacak. Marx’a soracak Allah, Lenin’e soracak, hepsine soracak. Hitler’e, Mussolini’ye inşaAllah.
“Derler ki: "Sen Yücesin; Senin dışında başka veliler edinmemiz bize yakışmaz, ancak onları ve atalarını meta verip yararlandırdın, öyle ki (Senin) zikri(ni) unuttular” yani onlara eşya verdin diyor Allah, imkan verdin onlar senin zikrini unuttular, o nimetlere nankörlük ettiler. “ve böylece yıkıma uğrayan bir kavim oldular." Bakın Hitler bütün kavmini mahvetti, kendini de batırdı Darwinist düşünceyle değil mi? Yüzbinlerce, milyonlarca insanın da katline sebep oldu. 350 milyon insanın katline sebep oldu. Hitler’in ve Mussolini’nin yaptığı tahribatı benim anlatmama gerek yok, herkes bilir. Stalin’in, Mao’nun, Marx’ın yaptıkları tahribatı ve ne kadar insanın ölümüne sebep olduğunu herkes bilir.
“Senden önce gönderdiklerimizden, gerçekten yemek yiyen ve pazarlarda gezen (elçi)lerden başkasını göndermiş değiliz.” Onlar da yemek yiyordu, normal insandılar diyor Cenab-ı Allah. “Biz, sizin kiminizi kimi için deneme (fitne konusu) yaptık. Sabredecek misiniz? Senin Rabbin görendir.” Allah mesela Darwin ile bizi dener. Stalin’le dener, Apo’yla insanları deniyor. Yahut bir başka, masonlukla insanları dener. Müslüman aklını kullanacak, vicdanını kullanacak ve oyuna düşmeyecek. Hakkı ve doğruyu görecek inşaAllah.
“Bize kavuşmayı ummayanlar, dediler ki: "Bize meleklerin indirilmesi ya da Rabbimizi görmemiz gerekmez miydi?" Andolsun, onlar kendi nefislerinde büyüklüğe kapıldılar ve büyük bir azgınlıkla baş kaldırdılar. Melekleri görecekleri gün, suçlu-günahkarlara bir müjde yoktur. Ve o gün (melekler onlara) derler ki: ‘(Size sevinçli haber) Yasaktır, yasak.’” Yani size mutlu olacağınız bir haber yok diyorlar. Cübbeli ne diyor; melekler diyor gökyüzünü dolduracak diyor. Halbuki “Melekleri görecekleri gün,” diyor Allah “suçlu-günahkarlara bir müjde yoktur” diyor. O onlar için bir felaket olacak, meleklerin gelişi. Dolayısıyla meleklerin görünmesi, gökyüzü melekle dolacak fakat melekleri insanlar görmeyecekler. Melekler alemindedir. Şu anda da melekler var yanımızda, bu odada da varlar, benim iki yanımda var şu an. Senin de iki yanında var, sizin de iki yanınızda var. Ama görünmüyor. Ama Cübbeli’ye göre de gökyüzü dolacak diyor, herkese kendi lisanından ifade edecekler diyor. Bu doğru bir bilgi değil. Bakın Kuran buna cevap veriyor. Kuran’da böyle bir olay yok. Allah Kuran’la, ayetle bunu açıklıyor.
“O gün, cennet halkının kalacakları yer daha hayırlı, dinlenecekleri yer çok daha güzeldir.” Çünkü daha hayırlı; kavga yok, gürültü yok, gerilim yok, huzursuzluk yok ve “çok daha güzeldir” diyor. Dünyanın güzelliği işte biz burayı mesela kendi imkanlarımızla güzelleştiriyoruz. Ama cennete göre burası hiçtir yani hiç, inşaAllah.
“İşte o gün, gerçek mülk, Rahman (olan Allah)ındır. İnkar edenler için oldukça zorlu bir gündür” diyor Allah. "Vah yazıklar bana,” diyecekler diyor Allah, “ne olurdu da filanı dost edinmeseydim." Mesela gidiyor bir komünist arkadaş ediyor yahut bir mason arkadaş ediniyor, o da onu doğru yoldan saptırıyor. Darwinist, materyalist, ateist yapıyor. Böyle pişmanlık yaşayacaklar diyor Allah. "Çünkü o, gerçekten bana geldikten sonra beni zikirden (Kur'an'dan) saptırmış oldu.” Önce diyor ben Kuran’ı öğreniyordum, anlıyordum fakat onunla tanıştıktan sonra o beni Kuran’dan uzaklaştırdı diyor o gelen şahıs. “Şeytan da insanı 'yapayalnız ve yardımsız" bırakandır." Şeytan da bırakıyor artık yani. Daha önce desteklerken o sonra yalnız bırakıyor. “Ve elçi dedi ki: ‘Rabbim gerçekten benim kavmim, bu Kur'an'ı terk edilmiş (bir Kitap) olarak bıraktılar.’” Bu ayetin Mehdi’ye baktığı söyleniyor. Şu bakımdan deniyor çünkü . “Ve elçi dedi ki: ‘Rabbim gerçekten benim kavmim, bu Kur'an'ı terk edilmiş (bir Kitap) olarak bıraktılar.’” Peygamber Efendimizin zamanında Kuran zaten yaşanıyordu yani Kuran’ı tebliğ ettiği bütün sahabeler ve bütün çevresi tam tabiydi Kuran’a. Dolayısıyla Kuran’ı terk eden bir kimse olmadı Peygamberimiz zamanında, Kuran’ın mükemmel yaşandığını herkes biliyor. Ama diyor ki bak ayette; “Rabbim gerçekten benim kavmim, bu Kur'an'ı terk edilmiş (bir Kitap) olarak bıraktılar.” Ama ahir zamanda Kuran’ı terk etmiştir birçok insan. Bunu Mehdi söyleyebilir. Mehdi’nin söyleyeceği bir sözdür. Fakat yine tabii işari anlamı, birinci anlamı olarak biz yine Peygamber Efendimiz’in zamanını alırız. Peygamber Efendimiz’in o devirdeki belirli bir ufak grup da olsa Kuran’ı terk eden bir kişi varsa, onlara bunu söylediğini düşünürüz. Ama ahir zamana bakan işari anlamıyla Mehdi’ye çok net bakıyor. Çünkü bir elçi var yani bir tebliğci var ve Kuran’ın terk edilmiş olmasıyla ilgili Allah’a bir değil mi, şikayeti var bunu bildiriyor.“İnkarcılar dediler ki Kuran ona tek bir defada toplu olarak indirilmeli değil miydi,” biliyorsunuz zaman içinde indirilmiştir Kuran. Bir anda indirilmemiştir. “Biz onunla kalbini sağlamlaştırıp pekiştirmek için böylece ayet ayet indirdik ve onu belli bir okuma düzenine tertip üzere düzene koyup okuduk.” Çünkü her ayet bir olay üzerine gelmiştir, her ayet bir olay üzerine, insanlar onu yaşayarak öğrenmişlerdir, iyice özümsemiş ve çok iyi kavramışlardır. Yani mesela bir olay oluyor bir Kuran ayeti daha iniyor, bir olay oluyor bir Kuran ayeti daha iniyor, toplum pratik olarak Kuran’ı yaşamış oluyor o zaman hayata doğrudan geçmiş oluyor, inşaAllah.
Evet bir sayfa daha aç ver bakalım.
Evet, Şeytandan Allah’a sığınırım. “Gökleri ve yeri bir örnek edinmeksizin yaratandır.” Bakın bu çok önemli “Gökleri ve yeri bir örnek edinmeksizin yaratandır.” Şimdi Darwinistler diyor ki, atomlar ellerinde hiçbir örnek ve model olmadığı halde kör atomlar bir gün kendi aralarında karar veriyorlar çamurun içinde diyorlar ki biz bir araya gelelim, bir protein yapalım ey protein sen de bana uygunsun diyor, sol elli sağ elli ayrımı da var biliyorsunuz, onu da tefrik ediyorlar, bir araya geliyorlar, protein olduk ama diyorlar şimdi bunu bir hücre yapalım diyorlar, bir işe yaramaz bu diyorlar. Ne yapalım, sen bir çekirdek yap diyor, bende bir zar yapayım diyor, içine mitokondri koyalım, kofur koyalım, böyle şehir gibi muazzam bir sistem koyalım tamam diyorlar bunu yapıyorlar. Ya bir hücre yetmez o zaman ikiye yapalım diyor, sonra artıralım diyor denizde bir balık olsak daha iyi olmaz mı diyorlar, yüzeye çıkalım göz yapalım ona diyorlar. Adam diyor ki benim gözüm görmüyor diyor, ben görmeyi bilmiyorum diyor kör atom onun adı olsun diyor, biz buluruz diyor görmediğin bir konu yapalım diyor. Sonra bir primat yapalım diyor şöyle ağaçlara sıçrasın diyorlar, sonra da bir insan yapalım diyorlar daha da gelişmiş olarak. Ama kör atom bunu istiyor. Bir göz yapıyor mükemmel renkli ve üç boyutlu görüyor. İşitelim ya bir müzik duyarız diyor insan sesi duyarız, kulak yapalım diyor, duymayan sağır atomlar bir de kulak yapıyorlar, bir de tatma duygusu yapalım diyorlar, madem yemek yiyeceğiz bir şeyler yiyeceğiz diyor yediğimizin tadına varalım diyor. Kokusunu da bilmiyoruz diyor, kokuyu bilmeyen atomlar kokuyu da biliyorlar ama bütün bunları tesadüfler sonucu yapıyorlar. Bir de ellerinde bir model var yani mükemmel bir insan modeli var, iki ayaklı, iki kollu işte beyni ve her şeyi olan. Bak Cenabı Allah diyor ki “Gökleri ve yeri bir örnek edinmeksizin yaratandır.” Onlar da atomun bunu tesadüfler sonucu örnek model olmadan elinde, mükemmel bir modele doğru götürüp yaptığını iddia ediyorlar. Bunu ahirette açıklayacaklar yani kör ve şuursuz atomlar bunu nasıl yapmış, tesadüfler sonucu yani madem buna inanıyorlar bunu açıklayacaklar. “O’nun nasıl bir çocuğu olabilir, O’nun eşi yoktur O her şeyi yaratmıştır, her şeyi bilendir.” Bu Hıristiyanlara da bir cevaptır. Yani biliyorsunuz Hz. İsa’ya Allah’ın oğlu diyorlar. Bu çok vahim bir yanlışlıktır. Onu açıklamışlar. “Allah’a karşı yalan uydurup iftira düzenden veya kendisine hiçbir şey vahyolunmamışken bana da vahiy geldi diyen ve Allah’ın indirdiğinin bir benzerini de ben indireceğim diyenden daha zalim kimdir.” Mesela bu çok önemli bakın Allah’a karşı yalan uydurup iftira düzenden yani Kuran’da helal haram olduğu belirtilmeden Peygamberimizin hadislerinde açıklanmadan bir konuda din adına yalan söylemek bunu yapmayacaksınız diyor Allah. “Kendisinde hiçbir şey vahyolunmamışken bana da vahiy geldi diyen Allah’ın indirdiğinin bir benzerini bende indireceğim diyenden daha zalim kimdir. Sen bu zalimleri ölümün şiddetli sarsıntılarını sırasında meleklerin ellerini uzatarak onlara canlarınızı çıkarın bugün Allah’a karşı haksız olanı söylediğiniz ve onun ayetlerine büyüklenerek yüz çevirmeniz dolayısıyla alçaltıcı bir azapla karşılık göreceksiniz bir görsen,” diyor Allah çok müşkül durumda kalacaklar diyor Allah. Şu anda var böyle tipler ama çok meczup tipler yani bana vahiy geliyor diyor hakikaten benden namaz sakıt oldu diyor, ibadetler sakıt oldu diyor. Ama zannediyorum şuurunda bir sorun var, çünkü normal bir insanın yapacağı bir şey değil. Ama ona uyan olursa sorumlu olur yani aklı dengesi yerinde değilse sorumlu olmayabilir, ama aklı şuuru açık olup da ona uyanlar olursa sorumlu olurlar. “O sizi tek bir nefisten yaratandır.” İşte demin kardeşimiz sordu ya Hz. Adem’le ilgili olarak bakın Allah ayette açıklıyor. “Sizi tek bir nefisten yaratandır.” “Bir karar yeri ve emanet yeri vardır, kavrayabilen bir topluluk için ayetleri birer birer açıkladık.” Her şeyi biz açıkladık diyor Allah birer birer. “Taneyi ve çekirdeği yaratan şüphesiz Allah’tır.” Burada atomun çekirdeğine de dikkat çekilmiş oluyor. Her şeyi yani Müslüman bunu çok geniş düşünecek, taneyi inceleyecek, çekirdeği inceleyecek, atomun çekirdeği inceleyecek ama meyvenin çekirdeğini de inceleyecek, değil mi? Küçük şeylerdeki Allah’ın delillerini arayacak “Şüphesiz Allah’tır, O diriyi ölüden çıkarır” bakın o diriyi ölüden çıkarır, ölü topraktan insanlar değil mi, mesela yiyecek yiyorlar o insanda sperme dönüşüyor, annede yumurtaya dönüşüyor, ölü topraktan Allah bir insan meydana getirmiş oluyor yani kökeninde böyle mesela siz daha önce yoktunuz, koskoca bir insan olarak karşımdasınız şu anda ama en evveline gitsek anneniz babanıza gideceğiz, onlarda topraktan oluşan bir bitkilerden ve yiyeceklerden onlardan istifade ederek değil mi vücutlarında sizin oluşmanıza vesile olacak maddeleri aldılar ve dolayısıyla siz ölüydünüz Allah diri hale getirdi.
Evet 4 dakikamız varmış, devam edelim.
“İşte Allah budur öyleyse nasıl oluyor da çevriliyorsunuz” diyor Allah. Yani nasıl oluyor da vazgeçiyorsunuz, Darwinist materyalist oluyorsunuz, ateist oluyorsunuz, bunu soruyor Allah. “O sabahı yarıp çıkarandır, geceyi de bir sükun (dinlenme) yapmıştır” gece uykusu makbuldür ona dikkat çekiyor Allah. “Güneşi ve Ayı bir hesap (ile) kıldı. Bu, üstün ve güçlü olan, bilen Allah'ın takdiridir.” Hakikaten aylar yıllar haftalar mevsimler çok düzgün olarak akıp gidiyor. Şimdi de ben bir sayfa açayım, inşaAllah.
Ahkaf Suresi “De ki: "Gördünüz mü haber verin; Allah'tan başka taptıklarınız, yerden neyi yaratmışlar, bana gösterin?” Mesela Darwinistlere tam soru işte bu ayet. Bakın “De ki: "Gördünüz mü haber verin; Allah'tan başka taptıklarınız,” yani atomlara tapıyorlar “yerden neyi yaratmışlar, bana gösterin? Yoksa onların göklerde bir ortaklığı mı var?” onlar diyor ya uzaylılar yarattı diye bak Kuran ona da dikkat çekiyor. “Yoksa onların göklerde bir ortaklığı mı var?” onlarda diyor ya uzaylılar var diyor, onlar yaptı diyor. “Eğer doğru sözlüler iseniz, bundan önce bir kitap ya da bir ilim kalıntısı varsa bana getirin." Yani bir kitap yani bu konuda ilmi bir eser, bir ilim kalıntısı, bir fosil bir proteinlerin tesadüfen meydana geleceğine dair bir delil, bir şey varsa diyor Cenab-ı Allah bana getirin. Yok “de ki” diyor peygambere söylüyor böyle de diyor. Biz de ne diyoruz eğer bir fosil varsa bana getirin 10 trilyon vereceğim size diyorum, delil. Yani bir proteinin tesadüfen meydana gelebilmesine dair bir deliliniz varsa yine getirin ona da 10 trilyon vereyim, yok getiremezler, Kuran buna dikkat çekiyor. “Allah'ı bırakıp kıyamet gününe kadar kendisine icabet etmeyecek şeylere tapandan daha şaşırıp sapmış kimdir? Oysa onlar, bunların tapmalarından habersizdirler.” Yani atom bilmiyor mesela onların kendine taptığını, uzaylıların da haberi yok bunların onlara taptığını değil mi? Yani uzaylılar yaptı onu ilah gibi görüyor, atomu ilah gibi görüyor, atomun hiçbir şeyden haberi yok. Görmez, duymaz, işitmez şuuru yok herhangi bir madde yani inşaAllah.
SUNUCU: Efendim programımızın sonuna geldik. 18 Kasım Çarşamba yani yarın Adnan Oktar’la baş başa programını izleyebileceğiniz kanallar Tv Kayseri -Samsun AKS-Gaziantep Olay Tv 22.30 ve 00.30 saatleri arasında radyo kanalları Mavi Karadeniz 106.4, Radyo 37 Kastamonu 95.2, Radyo Star Aksaray 94.0, Emek Radyo Mardin 101.0, Radyo enerji Ordu 90.0, Keyif Fm Nevşehir 92.7. Sayın Adnan Oktar çok teşekkür ederim, Oktar Babuna size de çok teşekkür ederim.
ADNAN OKTAR: Ben de size teşekkür ediyorum. İlk sunuşunuz olmasına rağmen başarılı oldunuz.
SUNUCU: Teşekkür ediyorum Hocam. Sayın seyirciler iyi akşamlar, tekrar görüşmek dileğiyle hoşçakalın.