SUNUCU: İyi akşamlar sayın seyirciler TV Kayseri, Samsun Aks ve Gazientep Olay TV kanallarından ortak yayın yaptığımız Adnan Oktar ile Baş Başa programına hoş geldiniz. Sadece televizyor kanallarından değil, radyo istasyonlarından da ortak yayın yapmaktayız. Hemen onları da belirtmek istiyorum sizlere. Mavi Karadeniz radyosu 106.4, Radyo 37 Kastamonu 95.2, Radyo Star Aksaray 94.0, Emek Radyo Mardin 101.0, Radyo Enerji Ordu 90.0 ve bir de sohbetimize dahil olabilmeniz için müdahil olabilmeniz için bir mail adresimiz var, ahirzamansohbetleri@hotmail.com Şimdi konuklarımıza dönebiliriz; Sayın Adnan Oktar, karşımda. Sayın Hocam hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk efendim.
SUNUCU: Ve Sayın Oktar Babunasiz de hoş geldiniz.
OKTAR BABUNA: Hoş bulduk. Siz de hoş geldiniz.
SUNUCU: Hocam nasılsınız iyi misiniz?
ADNAN OKTAR: Allah’a hamd olsun, sizin gibi böyle sevimli bir sunucumuz olduğu için de çok seviniyoruz. MaşaAllah.
SUNUCU: Çok teşekkür ederim Hocam. Hocam önce bir mail var o maille başlamak isterim. Müsadeniz olursa çok güzel betimleme yapmış izleyicimiz ve dinleyicimiz. “Hocam bugün muhteşem bir örümcek ağı inceledim, küçük bir örümceğin yaptığı ağ Allah’ın mucizelerinden birisi. Ağını örerken iplikler birbiriyle son derece orantılı mesafede, geometrik yapıda ve estetik. Adeta bir dantel gibi titizlikle işlenmiş izlenimini veriyor. Ufak bir örümceğin, Allah’ın ilhamıyla böyle güzel bir sanat eseri ortaya çıkarması karşısında bizde Rabbi’mize hamd ediyoruz. Ağ ömrünün çoğunlukla gece yapıldığını ve bu mükemmel sanat eserini örümceğin en fazla 60 dakikada yaptığını öğrendim. Ağ örme işi örümceklerin doğuştan kazandıkları bir sanat Hocam en mucizevi yönlerden biriside küçücük bir örümceğin daha önce hiç ağ örmemiş ve görmemiş olmasına rağmen ağ örebilmesidir” diyor izleyicimiz. “Hiçbir eğitim almadan kimseye yapılışını göstermeden böyle mükemmel bir sanat eserini Allah onlara ilham ediyor. Hocam sadece tek bir örümcek ağı bile bir insanın iman etmesi için yeterliyken evrimciler bu örümcek ağının yapılışındaki muhteşem aklı nasıl açıklıyorlar?” demiş izleyicimiz, Ezgi Gürer.
Söz sizde Hocam.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Allah örümceği hemen hemen her evde yaratır, her yerde sokaklarda yaratır çok yaratır, karıncaları çok yaratır, sinekleri de çok yaratır. Bunlar düşünmek için çok mükemmel varlıklardır. Mesela geçenlerde öyle bir örümcekle karşılaştım, bir yerden aşağıya doğru iniyor bahçede. O iplik şeyinden tuttum, yavaş yavaş asansör gibi aşağıya inmeye başladı böyle ben yukarı kaldırdıkça ısrarla yine indi, bu sefer şüphelendi kuşkulandı herhalde yukarı doğru pıtır pıtır çıkmaya başladı. Yalnız çıkarken o örümcek ağını biliyorsunuz ipeği yiyerek çıkıyor o. Yani o yeme hızı çok yüksek aslında onu bilimsel incelememış olabilirler onda bir acayiplik var. Yani ne zaman çiğniyorsun? Ne zaman yutuyorsun? Ne zaman ısırıyorsun? Yani o kadar biçimsiz bir konum ki o. Sırtından aşağıya doğru sarkıyor, bir anda onu o kadar süratle yemesi ve yutması peş peşe yutması... Çünkü bir insan...
SUNUCU : Bir de kendi salgısı değil mi Hocam kendi salgıladığı bir sıvıyı.
ADNAN OKTAR: Tabii siz düşünün bir insan olarak düşünün, bir insana birçok sandviçler oluştuğunu düşünün uzun sen bunları süratle yiyerek yukarı çıkacaksın dense yani şu olacak iş mi? Bunu ne zaman ısıracak adam, ne zaman yiyecek, ne zaman yutacak?
SUNUCU: Tahayyül etmekte bile zorlanıyor insan.
ADNAN OKTAR: Dikkat edin akıl almaz süratle çıkıyor yukarıya doğru, yani ipe tırmanır gibi çıkıyor yani yediğine dair bir şey görünmüyor.
SUNUCU: Tabii herhangi bir saldırı anında dediğiniz gibi sizin tuttuğunuz gibi kenarından tuttuğunda hemen tıkır tıkır çıkıyor.
ADNAN OKTAR: Tabii her yönü harikadır yani dikkatlice ağı hakikaten izlendiğinde mesela bir model var bir örümcek çeşiti var, sadece onlar o ağı örüyor, bir başkası başka türlü örüyor biliyorsunuz boru gibi örüyor. Bir başkası tuzak kuruyor miiletin kafasına şapka gibi geçiriyor alıp onu yakalıyor. Yani her birinde ayrı bir kurnazlık ve yamanlık var. Çok şeker şeyler ayrı ayrı çok kıymetli onlar aslında, çok değerli varlıklar. Kardeşimiz de güzel dikkat etmiş maşaAllah. İyi analiz etmiş her şeye hikmet gözüyle bakan akılcı bakan bunu görür. Ben de geçenlerde anlatmıştım evin bahçesinde geziyordum kocaman bir örümcek böyle ama üstü kürk gibi kapyı ya dedim hani şu tarantula falan ilginç bir şey mi? Acaba dedim, böyle değişik bir şey mi dedim. Biraz da temkinli olarak hafifce ayağımın ucuyla ittim. Meğer yavruları üstüne doluşmuşlar kamyona biner gibi bir anda ama yani çok çok fazlaydı, abartmak istemiyorum da, çok çok fazla. Bir anda dağıldılar üstünden. Akşam gezintisine çıkmışlar herhalde annesiyle beraber ayaklarına da yapışmışlar her yerine doluşmuşlar. Onun annesi olduğunu nereden biliyorlar? Hayvan onlardan nasıl rahatsız olmaz onları oturup gezdirir öyle? Hayvan da hayır hiçbir yer kalmamış ki yani bir tek gözleri boş, yani her yerine doluşmuşlar, yani traktöre binmiş gibi geziyorlar. Her şeyde tabii Allah bir sanat yaratıyor tabii ahirete de gittiğinde insanlar eğer bunu gören olduysa bunu soracak Allah. Yani buna yorumun neydi diyecek Allah. Yani bu nasıl tesadüfen olmuştu kanaatin neydi diyecek. Mesela meyvalar akşam getiriyorlar çocuklar sunuyorlar. Rengarenk her biri. Hep bütün meyva ağaçları tahta. Toprağa birçok tahta saplanmış düşünün sıradan; birinden armut çıkıyor tahtadan, birinden elma, birinden kiraz, birinden vişne birinden muz. Simsiyah çamurlu toprak, kara toprak üstünde bir tahta ince ince dallar her birinin ucunda her türlü meyve ve sebze ve yüzbinlerce çeşit ve her birinin ayrı ayrı lezzeti, kokusu ve kalitesi kokusu var. Diyecekler ki hepsi tesadüfen olmuştu bizim kanaatimiz buydu diyecekler ahirette. Bunu diyemezler, diyemeyecekler. Çünkü bakın mesela çilek, ben bazen dışarıya çıkıyorum geçenlerde İstinye’ye gittim, orada güzel bir çilek satan bir yer var. Dedi ki orada satıcı sevimli bir arkadaşımız, Hocam dedi çok güzel çilek kokuyor dedi. Hakikaten açtım baktım muazzam çilek kokuyor, mesela sırf onun kokusu bile mucizedir, apayrı bir kokudur yani cezbedici bir koku. O yetmiyor tadı güzel, o yetmiyor rengi güzel kıvamı güzel ama çamurun üstünde üç-beş tane dalın içinden o çıkıyor topraktan. Bunu bir insan eğer tesadüflerle açıklamaya kalkarsa samimiyetsizlik yapar değil mi? Böğürtlende de öyle, kirazda da öyle, domates, biber de değil mi aklına gelen her şeyde müthiş bir mükemmellik var. Beynini, aklını samimi olarak açan bir insan fazla yorulmadan Allah’ı çok net anlar. Yani Allah’ı anlamak için Allah bizim zor uğraşarak elde edeceğimiz gibi yaratmamıştır. Yani dünyaya gelen insanın çok doğal, kendini hiç sıkmadan yani nefes alıp verirken nasıl rahat insan, yemek yerken nasıl rahat, uyurken nasıl rahat, aynı rahatlıkta Allah’ı kavrayacak gibi yaratmıştır. İnsanlar kendilerini sıktıkları için Allah’ı farkedemiyorlar. Yoksa kendini sıkmazsa, kasmazsa, makul hale getirirse çok sarih anlaşılır hemen anlaşılır. Mesela bakın bilgisayara bakıyoruz, ne diyor adam? Fabrikada yapıldı diyor bitti. Yüzde yüz iman ediyor. Peki o bilgisayarı beyninin içinde senin kim yapıyor? Taman o fabrikada yapılıyor o doğru, beyninin içinde kim yapıyor? Çünkü sen fabrikada yapılanla değil de beyninin içinde görünenle muhatap oluyorsun, onu kim yaratıyor? Allah yaratıyor, aslında bir Yaratıcının, varlığının farkına varmak öyle olağanüstü bir yetenek gerektiren, olağanüstü akıl gerektiren bir konu değil samimi rahat düşünen insan hemen anlar.
SUNUCU: Hocam bir de en fazla 60 dakikada yaptığını öğrendim diyor, örümceğin evet ağını örmesini ben doğru mu anladım? 60 dakika, bir saat değil mi?
ADNAN OKTAR: Evet yıldırım gibi.
SUNUCU: Bir saat çok uzun aslında yani onun için çok uzun küçük bir örümcek için çok uzun bir zaman dilimi öyle değil mi?
ADNAN OKTAR: Aslında insana bir saat değil de, bir on sene verseler, aynı şekilde küçültseler yapamaz. Kafasına gözüne bulaştırır, eline koluna, asla yapamaz. On sene yani rahat rahat yapacak hatta cetvel falan da versen yine yapamaz. Hayvanın cetveli yok pergeli yok iletkisi yok hiçbir şeyi yok, bir ölçüsü yok, uzaktan bakıp perspektifine de bakamıyor. Yani paralelliği tespit edecek gibi bir durum yok yani çünkü bir şeye insan resim yaparken bile insan eğer yakından yaparsa fark edemez. Yani resimde hata yapıp yapmadığını tam fark edemez. Perspektif hatası tabii. Arada sırada uzağa geçmesi lazım anormalliği o zaman fark eder resimdeki. Hayvan olayla içiçe yani onun küçüklüğünü düşünün. Onun tespiti paralelliği tespiti mümkün değil. Hayvan bir kere ağların arasındaki paralelliği çok iyi biliyor. Muazzam bir parallellik kuruyor ama arı ondan bin kat daha karmaşık onun ki. O da altıgeni en mükemmel şekilde yapıyor en mükemmel ölçüde küçük, tam milimetrik yapıyor. Yukarıya doğru hafif açı veriyor ki bal aşağıya dökülmesin diye hepsinde arka arkaya sırt sırta dayanmış olarak oluyor bunlar yapılırken. İki taraftan başlıyorlar çalışmaya, geliyorlar geliyorlar geliyorlar tak ağızda tam karşılıklı birleşiyor altıgenler. Siz böyle 2000-3000 tane işçi tutun hadi aslanım başlayın deyin, alsana balmumu, bal da var, başlayın bakalım karşılıklı derseniz, o balın içinde boğulurlar, hiçbir şey yapamazlar. Eline yüzüne bulaşır yani perişan ederler ortalığı. Hayvanlar mükemmel bir düzgünlükte, acayip bir kere temiz, pırıl pırıl böyle gıcır gıcır, tam teknik açıdan da mükemmel halde konuyu bitiriyorla. Bir de bakıyorsun iş bitmiş, arı kovanı bir açılıyor, gıcır gıcır mis gibi bal var ve milimetrik düzgünlükte, çakı gibi böyle, adamlar işi bitirmişler kenarda bekliyorlar. Gariplerin mesela kendileri de yemiyorlar, onlar az bir şey yedikleri kendilerine yediği, çok çok fazla ihtiyaçlarının çok çok üstünde yapıyorlar.
SUNUCU: Kutsallığı var mıdır peki Sayın Hocam? Yani İslam dininde, dinimizde arıların ya da örümceklerin siz demin konuşurken ben böyle bir hülyalara daldım. Küçüklüğüme döndüm, küçükken hani her evi örümcek basar ya bizim de evimizde birkaç örümcek vardı, vurmaya yeltendiğimde babaannem elimi tutmuştu sakın diye. Hz. Peygamber Efendimiz biliyorsunuz bir savaştan siz daha çok iyi bilirsiniz, dönerken bir mağaraya sığınmış ve arkasını örmüşler artık düşman safları buraya mümkün değil sığınamaz, çünkü burası örümcek ağı ile kaplı falan diye korumuşlar bir nevi Hz. Peygamberi. Böyle bir kutsaliyeti var mıdır örümceklerin?
ADNAN OKTAR: Evet var. Hem ikisi de Kuran’da ayrı ayrı geçiyor, arı da ayrı geçiyor, örümcek de ayrı geçiyor. Ama dediğin olay da doğru; Hz. Ebubekir’le beraber Resulullah (s.a.v.) biliyorsunuz küfrün o zamanki dinsizlerin saldırılarından korunmak için, hicret etmişlerdi. Mağaraya sığındı, mağaraya sığındığında hakikaten örümcek süratle geniş bir ağ ördü, tabi onlar takipçilerin yöntemleri var. Mesela bir şey bir yerde olabilir mi olamaz mı? Ayak izi takibi yapıyorlar, koku takibi yapıyorlar. Ama mesela geliyor adam tecrübeli, bakıyor örümcek ağ yapmış yani mümkün değil, tabii. Bir de onu daha da pekiştirecek bir şey var, güvercin yuva yapmış, güvercin yuvası var. Güvercin olsa uçardı, kaçardı diyor fakat örümcek ağı daha da sağlam pekiştirici bir şey çünkü parçalanması lazım örümcek ağının o yüzden gerek görmüyorlar mağaraya girmeyi, bu dediklerin doğru.
SUNUCU: O zaman bir örümcek gördüğümüz zaman...
ADNAN OKTAR: Ee şimdi öldürmek tabii insan... O kadar mükemmel bir varlık ki çok şahane bir varlık ama evden de uzak tutmak lazım çünkü bir kısmı zehirli olabiliyor yani zarar verebilir. Ama pek de ben görmedim. Var mı insana öyle bir şeyi doktorum?
OKTAR BABUNA: Zehiri mi zehirlisi mi?
ADNAN OKTAR: Hayır öyle insanlara bir zarar veriyor mu örümcek?
OKTAR BABUNA: Zehirlisi olursa -siz daha iyi bilirsiniz- olur tabii inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet ama öyle o tip İstanbul’da öyle bir şey var mı?
OKTAR BABUNA: Evet pek yok.
ADNAN OKTAR: Pek yok değil mi? Ama herhalde bahçeye bırakmak lazım.
SUNUCU: Yine de uzaklaştırmakta fayda var ama hiçbir canlıya zarar vermeyelim.
ADNAN OKTAR: Yazık onlara gıcır gıcırlar,
SUNUCU: Peki Hocam bir mailimiz daha var, bunu okuyayım böyle devam edelim.”İyi yayınlar değerli Hocam; New Humanist’te yine sizinle ilgili haber vardı. Sizin röportajınızı sayfalarına taşımışlar, Darwinizm’i yerle bir etmeniz New Humanist’i çok kızdırdı anladığım kadarıyla, siz ne düşünüyorsunuz?” Duygu isimli bir izleyicimiz Samsun’dan bu maili atmış bizlere.
ADNAN OKTAR: Benim hayret ettiğim de yani Darwinistlere böyle 150 sene hiçkimse bir şey dememiş, yani böyle bir safsatayı, böyle bir yalanı bütün dünyada göğüslerini gere gere onbinlerce üniversitede anlatmaları, onbinlerce enstitüde, laboratuvarda bunları anlatmaları devletlerin rejimlerinin bunun üzerine kurulması akıl sır alacak gibi değil. Ortaya çıktık siz ne yapıyorsunuz kardeşim dedik, ne yapıyoruz ki falan dediler, 250 milyon tane fosil var dedik yaratılışı ispat eden dedik, e doğru diyorlar. Peki sizin ara fosiliniz var mı dedik Darwinizmle ilgili var diyorlar nerede gösterip gösterip çekiyorlar, dur da bir bakalım acele etme böyle çekme ile olur mu? Nasıl bir şeymiş yani yarım salisede ile ben nasıl göreyim, değil mi? Şöyle yapıyor, öyle olmaz. Öyle olmaz ne yapacak biliyor musun? Getirecek böyle küt diye masanın üstüne bırakacak göreceğiz şöyle, dokunacağız bakacağız şöyle o zaman ne olacak biliyor musunuz? Ben de küt diye 10 trilyonluk çantayı koyacağım karşısına, 10 trilyon para vereceğim. Ne kadar güzel bir şey bak bir fosil parçasına 10 trilyon. Tek bir tane diyorum ama. Yok. Geçenlerde küçük bir televizyon kanalında amcaları çıkartmışlar, böyle hicaz makamında bize fasıl geçiyorlar; yok varmış da bilmem ne. Kardeşim varsa görelim Allah aşkına niye uzatıyorsunuz bu konuyu? Ne olur yani? Yerini söyleyin biz gidip bakalım, var diyorlar nereleri müzelerde var diyorlar.
OKTAR BABUNA: Müzeleri söylüyorlar, müzelere gittiğimizde de bir şey yok.
ADNAN OKTAR: Gittin değil mi? Ne diyorlar depoda mı diyorlar?
OKTAR BABUNA: Depoda, müzede depoda diyorlar.
ADNAN OKTAR: Espri yapıyorlar yani. Yapacakları pek bir şey kalmadı benim gördüğüm. Ama bakın ben şimdi bir ödül daha koydum geçen gün onu duymamış olabilirler. Bir proteinin tesadüfen meydana gelebileceğini bakın tek bir proteinin tesadüfen meydan gelmesini bana göstersinler, ispat etsinler tek bir tane, 20 trilyon da ona veriyorum.
SUNUCU: Evet öyle bir mail de var zaten değerli Hocam, “Allah’ın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun Hocam, geçenlerde Oktar bey’in sunduğu proteinin görüntüsü çok güzeldi. Buradaki yürüyen protein ve hücrenin görüntüsü bir galaksiyi çağrıştırıyor, nasıl ki dünya alemlerin içerisinde bana göre bir kibrit kutusu ise kibrit kutusu içerisinde milyarlarca canlılar bu canlıların içerisinde milyarlarca galaksiler her bir hücre bir galaksi ve hücre galaksisi içerisinde bulunanlar da kim bilir kaç galaksi? Allah’ın sonsuz güç ve aklının eserini görüyoruz. Bütün bunları görüyoruz da hala Yaradan’a karşı aynıyız. Sorum şu; Allah’ı layıkı ile ve gerçek samimi nasıl sevmeli, bu sersemliğin nedeni uyku halinde oluşumuz mu? Nasıl silkelenip kendimize geliriz? Allah yar ve yardımcınız olsun. Allah’a emanet olun.” Antalya’dan Sevim Yılmaz.
ADNAN OKTAR: Allah Allah bayağı güzel yazmış bakabilir miyim? Sevim yamanmış maşaAllah.
SUNUCU: Bir protein görüntüsünden bahsediyor.
OKTAR BABUNA: Yürüyen proteinleri göstermiştik.
SUNUCU: Elinizde var mı? Tekrar bir gösterelim.
ADNAN OKTAR: Hangisi idi?
OKTAR BABUNA: Yürüyen proteinler...
ADNAN OKTAR: Tamam göster tabii. MaşaAllah çok güzel ben geçenlerde anlatmıştım aklında kalmış demek ki ufku geniş. Fakat Allah’a inanmayan insanların olmasını Allah yaratıyor, onu özel yaratıyor ona şaşırmaması lazım kardeşimizin.
SUNUCU: Hocam ben de 19 Ağustos tarihli bir programı hatırlıyorum proteinle ilgili yani Ağustos epey bir geçmiş üstünden ama hala akıllarında kalmış.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, gösteriyor musun Oktar var mı öyle bir şey yoksa teknik karmaşa içerisinde...
SUNUCU: Biz konuşmaya devam edelim Hocam, doktor bey bulduğu zaman.
ADNAN OKTAR: Oktar’ımız arasın... Allah’a inanmayanların tarih içerisinde çokluğunu Allah özel olarak yaratmıştır. O şaşılacak bir şey değildir. Eğer Allah’a inanmayanlar olmazsa insanlar imtihan olmazlar, olamıyorlar. Yani herkesin iman ettiği bir ortamda iman etmek çok kolaydır. Değeri, imtihan değeri azalır. Ateistlerin dinsizlerin Darwinistlerin çok olduğu bir ortamda Allah’a iman etmek çok makbuldür. Mesela sıcakta oruç tutmak daha makbuldür, tehlike anında namaz kılmak daha makbuldür. Fakirken sadaka vermek çok makbuldür. Açken uykusuzken mücadele vermek Allah yolunda daha makbuldür. Aynı şekilde çok fazla ateistin dinsizin olduğu ortamda dini yaymak çok makbuldür. Yani şimdi İslam her yerde bilinse her şey tam anlamı ile anlaşılsa bizim bu anlattığımız konuları herkes bilse biz burada niçin anlatalım yani bir gerekçesi kalmaz yani insanların bildiği bir ortamda.
SUNUCU: Herkesin bildiği bir şeyi.
ADNAN OKTAR: Eksiklik var bunu Allah özel yaratıyor, bu da bizim bunları anlatmamıza fırsat tanıyor imkan tanıyor. Mesela Darwinistler olmasa biz Darwinizm üstüne bir çalışma yapamayız, zıtlıklar hep özel yaratılır onun için ona hiç şaşırmasınlar. Çok kısa bir imtihan dönemi vardır. Süratle bir film şeridi gibi geçiyor dikkat ederseniz yani zamanda süratlenmiştir. Çok değerli imtihan oluyoruz mesela bak o kız arkadaşımızın yazısı çok güzel. Yani şuurunun çok açık olduğunu...
SUNUCU: Örümceklerle ilgili olan mı?
ADNAN OKTAR: Hayır hayır şu son okuduğunuz, o da çok mükemmel ama bu da çok mükemmel.
SUNUCU: Antalya’dan Sevim Yılmaz.
ADNAN OKTAR: Çok ufku geniş maşaAllah, güzel yazmış yani değerlendirmiş fakat orada hafif bir tedirginliği var gibi görünüyor yani dinsizlerin hala var olmasını şaşkınlıkla karşılanmış.
SUNUCU: Bu sersemliğin nedeni nedir diye soruyor Hocam yani tüm bunları görüp de Allah’a inanmamak uyku halinde oluşumuz mu, gaflette oluşumuz, delalette oluşumuz bunun nasıl üstesinden geliriz, nasıl silkelenip kendimize geliriz?
ADNAN OKTAR: Bakın bunun çözümü çok kolay, insanların kendisini kasmasından kaynaklanıyor gaflet. Yani insan beynini rahat bıraktığında müthiş berraklaşır insanın beyni, alabildiğine berraklaşır. Baskı yani toplumun dışarıdaki olayların baskısından bir kasılma meydana geliyor insanlarda. Beyninde bir kasılma meydana geliyor ondan oluyor. Beynini özgür bırakırsa insan zaten bütün şiddeti ve açıklığı ile olayları görür. Şiddeti demeyeyim de Allah affetsin, bütün netliği ile, yani muazzam bir netlik kazanır kafa.
SUNUCU: Evet Sayın Hocam küçük bir hatırlatma yapalım izleyicilerimize ve dinleyicilerimize; eserleri ücretsiz olarak indirebilecekleri sitelerimiz var, ben bunları tekrar etmek istiyorum. Aslında ilk defa söylüyorum program içerisinde tekrar edeceğim, www.harunyahya.org ve www.harunyahya.net’ten değerli Hocamızın, Sayın ADNAN OKTAR’ın eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Bir de bir site daha var; www.harunyahya.tv’den tüm eski röportajlarımızı ve şu anki röportajımızı da eğer televizyonlardan veya radyolardan dinleyemiyorsanız bu siteden www.harunyahya.tv ‘den dinleyebilirsiniz,izleyebilirsiniz. Bu imkanınız da var. Evet değerli Hocam nasıl devam edelim.
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: Protein bulundu mu?
OKTAR BABUNA: Geliyor birazdan, buldum şu anda.
SUNUCU: Az kaldı.
ADNAN OKTAR: Sen o temiz ellerinle bana Kuran’dan bir sayfa aç, herhangi bir yeri aç ben oradan konuları anlatayım.
SUNUCU: Çok teşekkür ederim Hocam. Herhangi bir sayfa.
ADNAN OKTAR: Evet herhangi bir sayfa aç. Bismillah. Bakayım neresi o inşaAllah. Ya Allah ya bismillah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “O'na kavuşacakları gün, onların dirlik temennileri: ‘Selam’dır.” Yani güvence ben güvenlik içindeyim sen de güvenlik içindesin, selam rahatlatma huzur verme amacı ile söylenen bir sözdür, güven verme amacı ile söylenir yani Müslümanların huzurunu ifade eder, rahatlığını ifade eder. “Ve O, onlara üstün bir ecir hazırlamıştır..” yani sevap hazırlanmıştır, Allah sevap verecektir. “Ey Peygamber, gerçekten Biz seni bir şahid, bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak gönderdik.” Aynı şekilde bu Mehdi içinde bu şekildedir, Peygamber Efendimiz’de bu şekildedir. Şahiddir yani olaylara şahiddir mesela biz şimdi burada konuşuyoruz, birbirimize şahidiz. Yani bir olay varsa mesela şu konuşmalarımızda bir ibadet olmuş oluyor, birbirimize şahid olacağız, “ve bir müjde verici” biz ne diyoruz Türk İslam Birliği olacak, İslam bütün dünyaya hakim olacak, insanlar mutlu olacaklar, korkular kalkacak, ekonomik kriz bitecek, değil mi? Mal bolluğu olacak, dünyadan silahlar kalkacak, insanların burnu dahi kanamayacak diyoruz. “ve bir uyarıcı olarak gönderdik” biz de ne yapıyoruz insanları uyarıyoruz, neye karşı işte yanlışlık yapmayın, hata yapmayın gibi uyarıyoruz. “Ve Kendi izniyle Allah'a çağıran ve nur saçan bir çerağ olarak” bir kandil olarak gönderdik seni diyor. Gönderdik. Bak; “Ve Kendi izniyle Allah'a çağıran” biz ne yapıyoruz, Allah’a çağırıyoruz insanları. Ne yapıyoruz? Nur saçıyoruz. Yani Kuran’ın hükmünü, Kuran’ın ahlakını etrafa yayıyoruz ve Allah’ın varlığını, birliğini anlatıyoruz. Allah sevgisini Allah korkusunu anlatıyoruz ve insanların birbirini sevmesini kardeş olmasını, dost olmasını söylüyoruz. “Nur saçan bir çerağ” yani aydınlatıcı Müslümanlar aydınlık saçar etrafa yani Müslümanlığın olmadığı dönemler hep karanlık dönemlerdir. Mesela diyorlar ki Darwin’in olduğu dönemi aydınlanma çağı diyorlar. Kardeşim tamam da, aydınlattınız da bombaların ışığını aydınlattınız, Nepal bombaları aydınlatır şehri, değil mi atom bombası attınız bütün Nagazaki’yi gündüz gibi aydınlattınız. Hiroşima’yı da gündüz gibi aydınlattınız. Alman şehirlerini, Polonya’yı, bütün o İslam ülkelerini de öyle bombalarla ve izli mermilerle aydınlattınız, doğru bir aydınlatma var. Yani yakma aletleri ile, ki yani o Almanların yaptığı bir silahtı biliyorsunuz. Alev fışkırtıyor mesela 100 metre 200 metre alev fışkırtıyor, onlarla insanları cayır cayır yaktılar. Bu şekilde aydınlattınız ve bu aydınlatma ile 350 milyon insanı da öldürdünüz. 1 milyar insanı sakatladınız, binlerce onbinlerce şehri, kasabayı, köyü yerle bir ettiniz, insanları açlığa sefalete sürüklediniz değil mi bütün sanat eserlerini, kültür eserlerini yerle bir ettiniz Darwinizm sebebiyle. Faşizmin de, komünizmin de kökeninde Darwinizm var, adamlar kendileri söylüyor Stalin, Lenin, Hitler, Mussolini sorduğunda, biz diyorlar düşüncelerimizi Darwin’den aldık diyorlar. Buyurun size aydınlanma çağı işte, bu tarz aydınlanma olmuştur. Bakın Cenab-ı Allah diyor ki, “Ve Kendi izniyle Allah'a çağıran ve nur saçan bir çerağ olarak gönderdik”. İslam insanları aydınlatır, aydınlanma olduğunda ne olur biliyor musunuz? Silahlar susar, silahlar kaldırılır, kan akmaz, barış olur, insanlar birbiriniz sever güvenir, insanlar kameralarla falan kontrol edilmezler, her insanın başına bir güvenlikçi dikilmez, cezaevleri çaka çaka ağzına kadar dolmaz, cezaevlerinde böyle kuşlar uçuşacaklar o zaman bomboş olacak cezaevleri, mahkemeler de bomboş olacak inşaAllah. Şu an çaka çaka dolu, değil mi yüz binlerce dosya yani mahkemelik olmayan yargılanmayan hiçbir vatandaş yoktur Türkiye’de. Hemen hemen herkes birbirini şikayet ediyor, herkes birbirine dava açıyor, mahkemeler cezaevleri dolup taşıyor değil mi... İşte bunların hepsi kalkacak. “Mü'minlere müjde ver; gerçekten onlar için Allah'tan büyük bir fazl vardır.” Biz de müminlere müjde veriyoruz, bak müminlere müjde ver diyor emir bu, biz de müminlere müjde veriyoruz. Diyoruz eğer Allah’ın rızasını kazanırsanız cennete gideceksiniz, İslam dünyaya hakim olacak, huzur olacak, barış olacak, kardeşlik olacak, Türk İslam birliği olacak, bütün anormallikler yok olacak diyoruz ve bu ayetin hükmünü yerine getiriyoruz, “müminlere müjde ver, gerçekten onlar için Allah'tan büyük bir fazl vardır” her türlü iyilik güzellik, değil mi? Asıl istenen de müminin istediği Allah’ın rahmetidir, rızasıdır. Biz Allah’ın rızası için yaşıyoruz. “ Kafirlere ve münafıklara itaat etme, eziyetlerine aldırma” mesela kafirler münafıklar ne derler? Allah’a inanma diyecekler, biz de onlara aldırmıyoruz, ne diyor Allah itaat etme, itaat etmiyoruz. Onların inancına tabi olmuyoruz. “Eziyetlerine aldırma” iftira da edebilir, hakaret edebilir, canını yakabilir, iftira atar hapse düşürtebilir değil mi malına mülküne zarar getirebilir, canına zarar getirebilir hiç birinin önemi yoktur. Çünkü canına bir şey olmuş olsa şehit olur, malına bir şey olsa sadaka olmuş olur. Eziyet ederse de sabrederse sevabını almış olur, “ve Allah'a tevekkül et”, yani hiçbir konuda tedirgin olmamak lazım. Allah’a tam teslim olmak, çünkü ne yapacağım ne edeceğim insanlar sürekli düşünmekten akıl hastası gibi oluyorlar, saçları dökülüyor, sinirleri bozuluyor, işte çekler ödenmedi senetler gelmedi çocuk okula gitti daha gelmedi ne olacak. Vücudunda mesela bir ben görüyor bir yerinde, aman diyor kanser olmasın sakın.
SUNUCU: Koştura koştura. Tahliller, tetkikler...
ADNAN OKTAR: Tabii, tabii. Rengini biraz sarı görüyor acaba sarılık mı oldum diyor?
SUNUCU: Bir de şu aralar domuz gribi çok revaçta değil mi? Herhangi bir öksürükte, ateşim mi var benim falan hemen, koştura koştura acilleri dolduruyoruz.
ADNAN OKTAR: Evet. O konuyu açtın da, benim de ben Sayın Bakanımdan rica ettim dedim ki; bu hastalığa karşı yapılan aşı da, insanlarımız kuşkulu çünkü bilmiyoruz etkisi ne olur. Alerjik mi? Başka yan etkileri var mı? Uzun yıllar sonra çıkan bir yan etkisi var mı? Bunları söyleyin dedik. Bilmiyorsanız biz araştıralım, tabii yani Bakanlık imkanları daha geniş yapabilir zaten. Bugün mesela bunu 1 hafta 10 gün oldu değil mi söyleyeli. 10 gün önce söyledim. Başbakanımız bugün yine söyledi. Sayın Bakan’dan dedi ben bunu istiyorum dedi, yani yan etkileri nedir? Bunları açıklasın dedi. Sayın Bakanımızdan biz ısrarla yine bekliyoruz yani, bu çok önemli. Bu netleştiğinde, aşı kampanyası başlar. Yani milletimiz niye aşı olmak istemesin?
SUNUCU: Önce aşılar getirtilip, bu sonradan netleştirilmez değil mi?
ADNAN OKTAR: Tabii. Yani adam aşı olduktan sonra, yan etkisi var mı diyemezsin ki. Yani, önceden bilinmesi lazım. Ama, yani mesela ufak tefek yan etkisi varsa, bu önemli değil. Mesela kaşıntı, alerji, yahut deri dökülmesi falan sıradan şeylerse bu önemli değil. Ama mesela eklem romatizmasına sebep oluyorsa, yahut Allah esirgesin şoka sebep oluyorsa.
SUNUCU: Ya da bir takım akciğer rahatsızlıklarına sebep oluyorsa.
ADNAN OKTAR: Tabii ona benzer hiç ummadık şeyler yapıyorsa, o olmaz o zaman adam yani insanlar kimse öyle bir riske girmez. Bir de Amerika’da kullanılan aşı, o sprey aşıyı biz niye kullanmıyoruz sprey aşıyı? Amerikalılar madem onu kullanmışlar.
SUNUCU: Civasızmış galiba değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Evet civasız. Efendim?
OKTAR BABUNA: O içindeki maddeleri çıkarmışlar, alerji yaptığı, rahatsızlık yaptığını düşünerek. Sadece virüsü bırakmışlar, yani virüsün etkisi azaltılmış virüs olarak veriyorlar.
ADNAN OKTAR: Tamam güzel işte.
OKTAR BABUNA: Asıl tabii evet o daha emniyetli gözüküyor.
ADNAN OKTAR: Değil mi? Canım yani hadi yanlış da alınmış olabilir aşılar. Helali hoş olsun, yani olabilir insanlık hali yani her zaman yüzde yüz isabetli olacak diye bir şey yok. Aşıları alır, çöpe atarız. Yeniden getirtiririz ne yapalım.
SUNUCU: Şart değil kullanmak. İsraf günahtır ama.
ADNAN OKTAR: Tabii yani harcanmasın diye bir şey olmasın yani. Bayat yemeği yedirmeye benzer yani. O olmaz. Yani ısrarla bunu bekliyoruz. Hatta hiç bekletmeden o sprey aşıların gelmesi lazım. Yıldırım gibi. Değil mi? Yani parası neyse millet verir yani, bir şey yok yani. Sağlık harcaması nihayetinde.
SUNUCU: Hocam siz ne düşünüyorsunuz bu konuda? Biraz gazetecilik yapayım. Siz oldunuz mu? Olmayı düşünüyor musunuz?
ADNAN OKTAR: Yok. Ben yan etkisini öğrenmeden öyle bir şeyi kabul etmem.
SUNUCU: Gerçi riskli gruplar, 24 yaşından sonra azalıyormuş galiba. Değil mi? Ben böyle biliyorum.
ADNAN OKTAR: Yani şimdi aslında hiç belli olmaz.
SUNUCU: Gribi, virüsü kapacak olduktan sonra kapabiliriz.
ADNAN OKTAR: Tabii yani, bazı insanların bünyesi zayıf olur yani gücü o kadar güçlü olmaz. Özellikle üzüntü hallerinde, korku hallerinde falan gücü çok şiddetli olabilir. Yani ondan çok kaçınmak lazım. Geçenler de saydım tedbirleri ama yine söyleyeyim. Gerçi doktorun yanında biz böyle acayip oluyor bizim anlatmamız ama.
OKTAR BABUNA: Estağfirullah. İlim sizde Hocam inşaAllah.
SUNUCU: Yok ben sadece kişisel fikrinizi sordum, sonra Oktar Bey’e de döneceğim.
ADNAN OKTAR: Yani sen anlat bakayım.
OKTAR BABUNA: Ben sizden duyduklarımızı söyleyeceğim ama, sizden duymak isterler. İnşaAllah.
SUNUCU: Siz oldunuz mu Oktar Bey? Yok. Hocamızın dediği gibi içinde tam ne olduğu belli değil. İçindeki bazı maddelerin, rahatsızlık yapabileceği gibi kuşkular var. Amerika’daki daha emniyetli olabilir o bakımdan.
ADNAN OKTAR: Şimdi bir kere grip geçirenler, benim gribim geçti diye hemen dışarı çıkmasınlar. Yani, gribe ait bütün alametlerin durması lazım. Atlattım ben bir şey yok diyorlar, yine virüs taşıyor, olmaz. Yani virüsün tamamen yok olması lazım. Yani onunda etkisinin kalkması lazım. Acele etmemeleri gerekiyor. Acele ediyorlar, bu bir kere hatalı olur. Bir de vicdanen de sorumluluk altında olmaları gerekiyor. Çünkü; eğer çıkar da insanlara bulaştırırlarsa yüzlerce insanın vefatına sebep olabilirler. Böyle bir risk var. Bir kere kolestrol açısından belki çekiniyor olabilir ama, mutlaka hayvansal protein alınması gerekiyor vücut direncinin artması için. Yani o çok önemlidir. Meyve, sebze yenmesi lazım. Vücuttaki PH dengesini korunması için bu çok önemli. Ama en önemlisi temizlik tabii. Hapşuran, tıksıran o kişilere olmaz yani ellerine vicdanlarına koysunlar. Hasta olan hiç bir şekilde dışarı çıkmasın. Yani mutlaka kendilerini karantinaya sokacak. Hatta aile fertlerine de bulaştırmasın, gitsin bir odaya girsin, 1 hafta bekleyecek. Ne var bunda bir şey yok. Kapıdan versinler yiyeceğini, yani sürati katiye aile bireyleri ile bağlantı içinde olmasın.
SUNUCU: Odalar sık sık havalandırılsın.
ADNAN OKTAR: Tabii. Bir de içini rahat tutması lazım. Yani neşeli ve rahat olması lazım. Yani neşe, hastalığı ezen en önemli nedenlerden bir tanesidir neşe. Yani sevinç ve neşe içerisinde olursa, moral tabii. Anında biter o Allah’ın izniyle. Vücut direnç kazanır. Ama korku duyar da, böyle bir panik yaparsa falan fişmekan bu ters etki yapabilir Allah esirgesin ona dikkat edecekler. El temizliği, tamam el zaten temizleyecek. El yüz temizliği çok önemli. Tuzlu suyla burnunu yıkayabilir. Evet, Burun gargarası yapabilir. Evet maske kullanacak. Ama zaten hiç dışarı çıkmayacak yani, maskeye gerek yok dışarı çıkmaması lazım.
SUNUCU: Son dönemde maskenin de çok etkisi olmadığı söyleniyor değil mi? Virüs bir kere kapıldıysa artık, çok bir faydası olmadığı söyleniyor.
ADNAN OKTAR: Yok, virüsü aldıysa zaten maske burnunu ısıtır başka bir şey yapmaz. Espri gibi bir şey. Onun için faydası yok tabii ki.
SUNUCU: Peki Hocam bir mailimiz daha var. Bunu da paylaşmak istiyorum sizlerle. “Hocam Allah sizden razı olsun. İmanımızın kuvvetlenmesine ve hayatımıza ümitle bakmamıza yardım ettiniz. Bugün bir anket sonucu haber olmuştu ve Türkiye’nin % 95’i Allah’a inanıyor o ankete göre.” İsmini vermek istemeyen bir izleyicimiz ya da dinleyicimiz. Bunu aktarmamı istemiş size.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah, maşaAllah. Doğru.
SUNUCU: % 95 Hocam.
ADNAN OKTAR: Dünya masonluğu, Türkiye’yi laboratuvar ülke olarak seçti. Müthiş tedirginler. Benim faaliyetlerim sonucunda Türkiye’de Darwinizm diye bir şey kalmadı. % 95 Darwinizme inanmıyor düşünün.
SUNUCU: Sayenizde Hocam.
ADNAN OKTAR: Fransa’da, İngiltere’de falan hiç bir ülkede böyle bir şey yok. Mısır’da dahil. Bir tek Türkiye’de böyle yüksek. Yani bu kadar iman oranı en yüksek Türkiye’dir. MaşaAllah. Nedir Oktar işaretleşiyorsun?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Onu şu sağa alın dediler de. Proteinler, yürüyen proteinler.
ADNAN OKTAR: O gerideki şeyi al, çıkaramıyor musun sen?
OKTAR BABUNA: Onu şu an çıkarabilirim.
ADNAN OKTAR: Tamam onu çıkar. Oktar biz seni bekleyecek olursak sabaha kadar burada...
Tamam başla bakalım, anlat.
SUNUCU: Ben bu arada isterseniz, bu düzenlemeleri yaparken; ahirzamansohbetleri @hotmail.com adresini yineleyeyim. Çok güzel mailler geliyor Hocam her zaman olduğu gibi. Bugün inanılmaz mailler geliyor ama inanılmaz. Hem sorular var, hem çok güzel tespitler var. Öyle değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Ben çok şaşırıyorum maşaAllah. Müthiş şuurlular. Yani benim milletim şahane bir şey yani.
SUNUCU: Bilinç düzeyi kim demiş, rayların oranı yüksek diye değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah, elhamdülillah.
SUNUCU: Evet ekrana geldi herhalde değil mi?
ADNAN OKTAR: Evet. Görünüyor mu nedir?
OKTAR BABUNA: Evet. Bu şimdi yürüyen proteinlerden bahsedilmişti. Bakın görüyorsunuz bu proteinin kendisi, gerçekten yürüyor. Bu gördüğü kocaman küreyi, omuzlarının üzerinde taşıyarak. Bu da yürüdüğü yol. Bu da proteinlerden oluşuyor.
ADNAN OKTAR: Oktar’ım çok özür dilerim. O sırtında taşıdığı nedir?
OKTAR BABUNA: O da yük. Onun içerisinde özel kimyasal maddeler var. Mesela sinirler arasındaki iletiyi sağlıyor. Onları hücrenin zarına götürüp yapıştırıp dışarı atıyor.
ADNAN OKTAR: Hücrenin ihtiyacı olan veyahut dışarı çıkarması gereken malzemeleri, bu adamlar hammallık yapıyor bir anlamda.
OKTAR BABUNA: Hammallık yapıyorlar evet. Muazzam bir yük taşıyorlar bakın gördüğünüz gibi kendisinin kaç katı büyüklüğünde. Şimdi onu canlı olarak görürsek bakın, adım atıyor. Bunlar böyle ama, milimetrenin yüzbinlerce birindeki büyüklükteki moleküller. Yürüyor, gerçekten yürüyor gördüğünüz gibi. Bakın adım atıyor, o yükü de taşıyor. Allah’ın yaratma sanatı tabii çok açık.
ADNAN OKTAR: Herkül gibi maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bir de yolu var. Yolu da protein yapısında. O da özel bir yol, onun üzerinde yürüyor.
ADNAN OKTAR: Asfalt gibi.
OKTAR BABUNA: Evet. Hücrenin dışarısına götürüyor. Evet mitokondri bu da.
SUNUCU: Bir de Endoplazmik reticulum vardı değil mi?
ADNAN OKTAR: Bak bak hiç ortaokul, lise. Hiç unutmamışsın derslerini.
SUNUCU: Vallahi Hocam brova aynen. Ya ortaokuldu son sınıf, ya da orta 2. Yaşımız da çıkmasın ortaya. Endoplazmik reticulum vardı bir de kendisini tanırım.
OKTAR BABUNA: Evet. Hücrenin içerisinde çok ayrı bir alem var. Hocamızın “Hücredeki Mucize” kitabını okurlarsa www.harunyahya.org’dan. Organeller bakın, laborotuvarlar var, enerji santralleri var. Dünyadaki bütün enerji santrallerinden daha ileri bir teknoloji kullanılıyor. Ve sayı bir tane hücredeki enerji santrallerinin sayısı, bütün dünyadaki nükleer enerji santrallerinden daha fazla. Özel yollar var, işletim sistemleri var, adeta şuurlu bir hücre zarı var. Kimin içeri girip, kimin içeri girmeyeceğine karar veriyor. Muazzam bir genetik bankası var.
SUNUCU: Ama orada zararlı bir şey olduğu zaman, almıyor içeri öyle mi?
OKTAR BABUNA: Tabii. İçeriye zararlıyı almıyor, bir de yararlıları da tam olması gerektiği kadar alıyor. Yani dışarıda binlerce demir var, mesela bakır var, başka moleküller var. Sadece ihtiyacı olanları ve ihtiyacı olduğu oranda bırakıyor içeriye. Binlerce kapı var hücrenin etrafında. Her biri ortak bir şuurla bir merkeze...
SUNUCU: SubhanAllah mı denirdi Hocam?
ADNAN OKTAR: Evet maşaAllah.
SUNUCU: SubhanAllah subhanAllah. Yani hakikaten maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Evet. Bakın apayrı bir alem yani. Bu film tabii canlandırması. İçerisi böyle şehir gibi. Yani İstanbul’u düşünün. İstanbul’dan çok kompleks bir yapısı var. Her bir hücrenin
SUNUCU: İstanbul’dan daha kompleks.
OKTAR BABUNA: Evet. Ve hiç bir düzensizlik yok. Mesela İstanbul’da trafik kazaları oluyor, borular patlayabiliyor biliyorsunuz değil mi? Bir sürü olaylar var. Hücrenin içinde en ufak bir şey olmuyor.
ADNAN OKTAR: Filmi var mı onun sende?
OKTAR BABUNA: Hücrenin mi?
ADNAN OKTAR: Evet.
OKTAR BABUNA: Bu film hücreyle ilgili tamamen.
ADNAN OKTAR: Yani hani o hücre zarı, şu bu falan onların olduğu film mi bu?
OKTAR BABUNA: Evet biraz uzunca. Burada mesela mitokondrileri gösteriyor. Bakın hücrenin bölünmesi için, bunlar noktalar var böyle iplikçikler uzatıyor. Bunlar kromozomları ayırıyor birbirinden ve bölünmeye başlatıyor. Bunlar işte hücre zarındaki delikleri gösteriyor bakın her birinden RNA dışarı çıkıyor. Bunda şimdi protein sentezi gerçekleşecek hücrenin içerisinde, evet. Bunlar DNA’nın kopyalanmış hali. Bakın üzerine, enzim denen robot moleküller geliyor. Ve bunu kopyalamaya başlıyorlar. Bunun kopyalamasından da, protein molekülü elde ediliyor bakın görüyorsunuz. Bu protein molekülleri de görev yerlerine gönderilecek, onun üzerine de posta kodu yerleştiriliyor. Yani hiç adresi şaşırmadan, mutlaka olması gerektiği yere gidiyorlar, evet.
ADNAN OKTAR: Şimdi Darwinistlerin böyle daha kafası, kültürü gelişmiş olanlar diyelim yani. O olayı anladılar. Hiçbir şekilde tesadüfen olamayacağını anladılar. Çünkü şu anlatılan bile olağanüstü bir olay. Yeni bir din çıkarttılar. Biliyor musun yeni dinlerini? Uzay dini. Uzaylılar yarattı diyorlar şimdi de.
SUNUCU: Öyle mi? Hocam ben en son Mormon tarafında kalmışım.
ADNAN OKTAR: Sen ne sevimlisin sen, maşaAllah maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Evet Richard Dawkins en son o aşamaya geldi. Ama siz demiştiniz Hocam, en son aşamada Allah’ın yarattığını kabul edecek inşaAllah onu gösteriyor o şekilde.
ADNAN OKTAR: Tabi canım. Uzaylı...
SUNUCU: Bunu reddediyorlar değil mi o zaman bu dinde?
ADNAN OKTAR: Tabii yani. Uzaya bir kere, uzaylığı kabul eden bir adam mutlaka Allah’ı kabul eder. Yani çünkü, uzaylı insandan daha gelişmiş bir varlık olarak biliyorlar. O zaman onu yaratan, değil mi? Konu orada bitecek.
SUNUCU: Yine aynı kapıya çıkıyor.
ADNAN OKTAR: Yine aynı yere, aynı yere geliyoruz tabii inşaAllah. Sen o nurlu ellerinle bir sayfa daha aç ver bana bakayım inşaAllah. Bismillah. Şeytandan Allah’a sığınırım. Aynı yeri açmışsın.
SUNUCU: Aynı yer mi çıkmış? Hocam içimden de geçirdim aynı yer çıkabilir diye.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Evet. Bismillah. Hadi bakalım. Evet. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar,” Mesela Irak’ta Müslümanların canını yakıyorlar, Müslümanlar ne diyor? “…Ya Rabbi, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar,” Bize zulmediyorlar diyor. Bizi buradan çıkart kurtulalım diyorlar. “…bize Katından bir veli (koruyucu sahib) gönder,” İnsanlar ahir zamanda neyi bekliyor Mehdi’yi bekliyorlar. Bak ne diyor insanlar “bize Katından bir veli (koruyucu sahib)” sahib-ül zamandır Mehdi değil mi? “…gönder, bize Katından bir yardım eden yolla" O da yardım edicidir Mehdi’de inşaAllah. “..diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına mücadele etmiyorsunuz?” diyor. Şimdi çocuklar eziliyor orada, kadınlar eziliyor Afganistan’da değil mi? Yaşlı insanlar eziliyor. Cenab-ı Allah bizim Hamiyeti İslamiyemizi tahrik ediyor. Diyor ki Cenab-ı Allah: bu kadar insan eziliyor, niye uğrunda mücadele etmiyorsunuz, gayret etmiyorsunuz diyor onları kurtarmak için. “..İman edenler Allah yolunda savaşırlar; inkar edenler ise tağut yolunda” Yani ateistlik yolunda “…savaşırlar öyleyse şeytanın dostlarıyla savaşın. Hiç şüphesiz, şeytanın hileli-düzeni pek zayıftır.” Biz de mücadele ediyoruz. Darwinistlerden, materyalistlerle, masonlarla mücadele ediyoruz. “Şeytanın hileli-düzeni pek zayıftır.” diyor Allah. Pek zayıftı, çat diye ortadan kırılıp gittiler. Nitekim Darwinizm yerle bir oldu. Allah diyor “..şeytanın hileli-düzeni pek zayıftır.” Koskoca Darwinizm dünya çapında ki tek bir iğneyle balon gibi patladı. “…Her nerede olursanız, ölüm sizi bulur; yüksekçe yerlerde tahkim edilmiş şatolarda olsanız bile.” Yani insanlar ne tedbir alırsa alsın, ne yaparsa yapsın Cenab-ı Allah eğer bir insanın ölümünü takdir ettiyse, ölüm onu mutlaka bulur Allah onu söylüyor. “…Onlara bir iyilik dokunsa: "Bu, Allah'tandır" derler; “Mesela üniversite imtihanını kazanıyor, veyahut iyi bir kazancı oluyor, bu Allah’tandır derler. “…onlara bir kötülük dokunsa: "Bu sendendir" derler.” Yani senin uğursuzluğundan oldu diyor. Halbuki onu da yapan Allah, hayır var. “…De ki: "Tümü Allah'tandır." Fakat, ne oluyor ki bu topluluğa, hiçbir sözü anlamaya çalışmıyorlar?” Yani bir gaflet, kafa kapanıklığı var üstlerinde. “Sana iyilikten her ne gelirse Allah'tandır, kötülükten de sana ne gelirse o da kendindendir.” Yani bir şey yapmışsındır, Allah onu sana bela olarak verebilir bunu belirtiyor Allah. “…Biz seni insanlara bir elçi olarak gönderdik; şahid olarak Allah yeter. Mesela, şimdi biz de insanlara Allah’ın dinini anlatıyoruz. Ama, Cenab-ı Allah diyor yani insanların şahit olması şart değil diyor Allah. Benim şahit olmam yeter diyor. “ …Ve onları mutlaka dosdoğru yola yöneltip-iletirdik.” Geçenlerde Habertürk’te bu konuyla ilgili bir açıklama yapılıyordu, “...onları mutlaka dosdoğru yola yöneltip-iletirdik.”. Onu, sırt kemiği olarak alıyor, açıklamasında. Yani böyle diyenler var diyor. Yani Kuran’ı samimi olarak inceleyen bir insan, mesela Allah insanlar için diyor; sıhhatler olsun.
SUNUCU: Teşekkür ederim Hocam.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Hafif bir hapşırma girişimi oldu, fakat.
SUNUCU: Çaktırmayayım dedim ama Hocam ne mümkün gözünüzden bir şey kaçmıyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Allah sıhhat versin inşaAllah. Mesela doğru yoldan ayrılmayın dediğinde, doğru yola gidin dediğinde, bir insanın bel kemiği mi gelir aklına? Değil mi? Belli ki güzel ahlak, Kuran’a uyma gelir inşaAllah. Evet. “Şüphesiz içinizden ağır davrananlar vardır.” diyor Allah. Ağır, hakikaten yemeği ağır yer, konuşması ağırdır, hareketleri ağırdır, düşünmesi ağırdır. Bir ara bizim bir siyasetçimiz vardı, böyle konuşurdu içimiz eserdi böyle, bir türlü cümleyi bitiremez. Bugün gün, duruyor duruyor. Karşınızda, bekle bekle, bu hususu. İnsan biraz desene bir anda bitir şunu. “…Şüphesiz içinizden ağır davrananlar vardır. Şayet, size bir musibet isabet edecek olsa:”. Mesela Allah esirgesin hapsedilse, veyahut dövülse, sövülse iftiraya uğrasa "…Doğrusu Allah, bana nimet verdi, çünkü onlarla birlikte olmadım" der. Allah korudu beni diyor. İyi ki onlarla beraber değildim, ne iyi oldu diyor. “…Eğer size Allah'tan bir fazl (zafer) isabet ederse” Bir güzellik, iyilikte olursa. “…o zaman da, sanki onunla aranızda hiçbir yakınlık yokmuş gibi kuşkusuz şöyle der; "Keşke onlarla birlikte olsaydım, böylece ben de büyük 'kurtuluş ve mutluluğa' erseydim." Yani ahirette ve dünyada bir kurtuluşa ve mutluluğa erseydim.
Evet, bir dakikamız mı kalmış? Tamam. Ne yapalım? Bitirebiliriz şu an.
SUNUCU: Hocam buyurun lütfen. Devam edebiliriz.
ADNAN OKTAR: Bir tane daha ayet söyleyeyim inşaAllah.
SUNUCU: Benim aslında elimde bir mail var. Bunu size iletmek istiyorum. “Hocam bir Kuran ayetinde “Ey iman edenler, Yahudi ve Hıristiyanları dostlar (veliler) edinmeyin; onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden onları kim dost edinirse, kuşkusuz onlardandır.” Şeklinde bildiriliyor. Siz, bu ayette ‘dost’ diye geçen kelimenin, Arapça anlamına bakıldığında ‘yönetici’ anlamında kullanıldığını söylediniz. Yani bu ayete gore, Yahudiler ve Hıristiyanları dost edinebiliriz ama, yönetici edinemeyiz. Doğru mu anladım Hocam? Fuat Karakoç Gaziantep’ten.
ADNAN OKTAR: Şimdi mi anlatayım? İlanlardan sonra mı anlatayım?
SUNUCU: Girelim, girelim Hocam.
ADNAN OKTAR: Tamam, ondan sonra, inşaAllah.
SUNUCU: Kısa bir reklam arası verelim, sonra bu mailin cevabını Hocamızdan alalım.
ADNAN OKTAR: Tamam, inşaAllah.
SUNUCU: Evet değerli izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz, “Adnan Oktar’la Başbaşa” programımız tüm hızıyla devam ediyor ve en son bir mailde kalmıştık. Sayın Hocamıza mailimizi yöneltmiştik. Hocam tekrar edeyim mi? Arzu eder misiniz?
ADNAN OKTAR: Yok, bende var şu anda burada, inşaAllah, bakıyorum. “Ey iman edenler, -şeytandan Allah’a sığınırım- Yahudi ve Hıristiyanları, dostlar, veliler edinmeyin, onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden onları kim dost edinirse, kuşkusuz onlardandır. Şüphesiz Allah zalimler topluluğuna hidayet vermez.” Maide Suresi, 51. Bu ayette dostlar kelimesi iki kere geçmektedir. Biri “evliyau” kelimesi, "koruyucular, kanun nazarında sorumlular, evliyalar, efendiler, sahipler, malikler” anlamındadır. Diğeri ise “Vetevellehum”dur. Bu da “bakımını üstlenir, hakim duruma geçer, yönetimi ele alır” anlamındadır. Yani bu ayette geçen“dost, veli” kelimesi “yönetim” anlamına gelmektedir. Allah Müslümanlara, onların (Hıristiyanların ve Yahudilerin) yönetimi altına girmeyin diye bildirmektedir. Yani vali, kaymakam olamazlar. Yani başımıza bir Hıristiyan vali ya da Musevi vali veyahut bakan gelemiyor. Bu normal bir şey, çünkü biz Müslümanız, o kendi inancına göre hareket edeceği için, kendi inancına göre uygulama yapacak. Bizim inancımızla da çelişeceği için Allah, bunu yapmayın diyor. Bu anlamdadır. Yoksa onlarla, mesela ehl-i kitaptan evleniyor, Peygamberimiz Efendimizin bizzat kendisi evlendi. Hanım alıyor. Onların düğününe gidilir, cenazesine gidilir, yemekleri yeniyor, ticaret yapılıyor, iç içe, dostça, arkadaşça, kardeşçe bir hayat oluyor. Bu, o anlamda değil, idareci olamıyorlar. Yönetici olamıyorlar. Onlar da zaten bunu kabul etmezler. Şimdi Müslüman bir yönetici istemezler. Çünkü Müslüman yönetici kendi inancına göre hareket edecektir, etmek isteyecektir. Onlar da onu kabul etmezler, tabii. Mesela, farz edelim Hıristiyanlara şarap helal, Müslümanlıkta haram, nasıl yapacak? Olmaz tabii ki.
SUNUCU: Boş kadehler kalkacak.
ADNAN OKTAR: Olmaz yani, olmayacağı belli.
SUNUCU: Hocam, bir mail daha var. İzninizle onu da iletmek istiyorum. “Merhaba Hocam, “İslam dünyasının yeni lideri kim?” başlıklı haberlerde, hep Türkiye’nin Ortadoğu’da gittikçe artan gücünden bahsediliyor. Önde gelen Arap gazetecilerden biri, Türkiye’nin bölgesel bir süper güç olarak, Ortadoğu’nun yeni lideri olacağına inanıyor ve şunları söylüyor: “Türkiye, artık 500 yıl önceki gibi, Ortadoğu ülkelerinde hükümetler kurmadan Ortadoğu’nun yeni lideri olabilir.” Sizin belirttiğiniz Türk İslam Birliği görüşü, giderek yayılmaya başladı Hocam. Yani, her devlet kendi laik sisteminde yaşayacak ama ülkeler arasında bir birlik ve beraberlik olacak inşaAllah.”demiş izleyicimiz Çetin Yaşa, Kayseri’den.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, bu aynısıyla tabii, bizim söylediğimiz olduğu görülüyor. Devletler, rejimler, kendi içlerinde son derece bağımsız, modern yönetimler, fakat uygulamada, yani bütün ülkelerin toplu uygulamasında İslam ahlakının tam olarak yaşanması, bu da bir manevi liderlikle olabilir, inşaAllah olacaktır. Ahir zamanda, Mehdi devrinde ve Hz. İsa Aleyhisselamın nüzulüyle bu olacaktır. Sevginin, kardeşliğin, barışın yüzyılı olacaktır bu yüzyıl. Ve en büyük ihtiyaç da budur şu an toplumda. Çünkü sevgisizlik ortadan kalkacaktır. İnsanların yemekten, içmekten, havadan daha çok ihtiyacı vardır sevgiye. En başta gelecek konu budur. Bir kere bu gelecektir, sevgi gelecektir. Barışa ihtiyaç vardır. Korkunun kalkması gerekiyor. Korku kalkacaktır. İnsanların en çok ihtiyaç duyduğu şey güvendir. Güven gelecektir. Yani güvensiz bir ortamda insanlar çok huzursuz oluyorlar. Ben her zaman diyorum. Sokak laboratuvardır. Çıkın, bakın, insanlar... Kim kime güveniyor? Güvenen insan bulamazsınız dışarıda. Zaten diyor adam, babana dahi güvenme diyorsa, yapacak bir şey yok ki zaten, o mantığa göre, onların kafasına göre. Değil mi? İşte Mehdiyet devrinde Allah bunun çaresini koyuyor. Kuran ahlakıyla, İslam ahlakıyla bu fitne, bu kargaşa kalkmış olacak. Tam bir sevgi, huzur ve kardeşlik ortamı olacak. Normalde insanlar çok güzel huyludur. Güvensizlikten birbirlerini kırıp geçiriyorlar. Yani yanlış anlamadan, toleranslı olmak, birbirine saygı duymamak, Allah’ın yarattığı bir varlık olarak görmemekten kaynaklanan bir öfke içinde oluyorlar. Yoksa her insan Allah’ın yarattığı kuldur. Ateistler de Allah’ın yarattığı bir kuldur. Onlar da istese de istemese de Peygamber Efendimizin ümmeti oluyorlar. Yani, mesela Müslüman anneden-babadan doğan bir çocuk, ateist dahi olsa Peygamber Efendimizin ümmetidir. Ama icabet etmemiştir. Ama o ümmettendir.
SUNUCU: Ümmet kabul ediliyorlar, değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Tabii, ümmettir, tabii, Peygamber Efendimizin ümmetinden olmuş oluyorlar. Sadece icabet etmemiş oluyor. Yani onun istemesiyle, istememesiyle alakası yoktur onun. Yani tabii olarak ümmet olmuş oluyor. İnşaAllah bu güzel çağı yaşayacağız ama bu da kısa sürecek. Fazla bir şey değil. Yani toplam, 70 yıl falan, yani bu yüzyıl o kadar harika olaylara gebe ki göreceksiniz, çok çok şaşıracaksınız. Tırmanış süratle artacak. Bilim, teknoloji bütün gelişmeler de bu yüzyıldadır. Önümüzdeki 70 yıl, 80 yıl içerisinde akıl almaz gelişmeler olacak. Birçok hastalığın tedavisi olacak, yeni yeni teknikler gelişecek. Her 10 yıl çok büyük gelişmelere sebep olacaktır. Ama sonra da bir gerileme dönemi başlayacaktır. Yani yaklaşık 70-80 yıl sonra kadar. Gerileme, gerileme, gerileme, gerileme, işte karanlık dedikleri çağ odur. 2120 gibi de kıyamet başlıyor, kıyamet demek tabii, kalkış, kıyam etmek, yani kainat sonlanıyor, yepyeni bir hayat başlayacak. Allah’ın yarattığı bu fizik yasaları, bu kanunlar, bu sistem tamamen değişecek. Yepyeni bir sistemle yaratılacak. Allah, Kuran’da bunu belirtmiş. Yepyeni bir yaratılışla diyor Allah, yani insanların şaşırdığı bir yaratılışla. İnsanlar kalktıklarında soruyorlar; bizi bu uyuduğumuz, yattığımız yerden kim kaldırdı diyorlar, şaşırıyorlar. Rüya gördükleri kanaatinde oluyorlar. Soruluyor onlara, tek tek soruyor. Sen ne kadar kaldın diyor. Bir günün bir vakti kadar kaldım diyor. Uyuduğunu düşündüğü için, mesela öğlen uyuduysa, akşama kadar uyuduğunu düşünüyor. Ama nereye geldiğini öğrenmek istiyor. Burası ne diyor, nereye geldik biz diyor. Ben nerede uyuyordum diyor. Halbuki yaşamış dünyada, gelmiş. Tabii, aslında hatırlıyor. Yani bütün olayları, tamamını hatırlayacaktır.
SUNUCU: Zamanı tanıyamıyor, değil mi Hocam? Zaman mevhumu kalmıyor.
ADNAN OKTAR: Evet, zamanın değişmesinden kaynaklanıyor. Mesela 70 yıllık bir ömrü, bazen 70 saniye gibi alıyor. Çok çok kısa alıyor. Mesela bir kısmı diyor ki göz açıp kapama kadar diyor. Çok çok kısaydı diyor, kaldığım vakit diyor. Yani Allah da bunu belirtiyor. Birçok açıklamaları var. Bunları ayrı ayrı belirtmiş. Her birinden ayrı bir söz çıkıyor. Yani hiçbiri tam çıkaramıyorlar, çıkaranlar da var da, nadir. Zamanı tam çıkaramıyorlar. Zamanın izafi olduğu göstertmek için Allah bunu yapıyor. Müslümanlar, iman edenler, Allah çok Gaffur ve Rahim’dir, onlar için çok şahane, güzel bir hayat başlayacaktır. Her şeyin doğru, pozitif olduğu, bakın dünyada her şey sürekli eksiktir, şaşılacak derecede eksiktir. Böceklere bakın, gıcır gıcırdır. Hiçbir patolojik, ağzı burnu bozuk böcek görmezsin. Hepsi yakışıklıdır. Kelebekler hepsi makyaj yapmadan, muazzam güzeldir kelebek, pırıl pırıl, banyo yapmazlar, diş yıkama yok adamlarda, parfüm sürmezler, deodorant sürmez. Hiç kuaföre gitmez. Değil mi? Oradaki bayan kelebekler mesela.
SUNUCU: Manikür, pedikür yaptırmazlar.
ADNAN OKTAR: Tabii mesela bayan kuşlara da bakıyorsunuz, acayip süslüler yani. Tavus kuşları falan biliyorsunuz, beyler de öyle acayip süslüler yani süper yakışıklılar.
SUNUCU: Özellikle de belli dönemlerinde açarlar değil mi o?
ADNAN OKTAR: Tabii. Gıcır gıcır temiz.
SUNUCU: Tüylerini falan rengarenk.
ADNAN OKTAR: Tabii o altın sülün olsun, diğer kuşlar olsun. Değil mi? Muazzamdır. İnsan çok aciz, özel olarak yaratılmıştır böyle. Yani sürekli bakıma muhtaçtır. Mesela diğer hayvanlar da, yavruları kendi başlarına yaşayabiliyorlar, ama insan yavrusu yaşayamıyor. Annesinin çok titiz ilgisi ve alakasıyla yaşayabiliyor. İnsanlar buraya geliyor mesela, önce bir ilkokula giderler çocuklar taa ilkokulda başlar çile. Tahta sıralara oturturulur çocuklar, sabahın köründe. Hemen erkenden kaldırılır değil mi? Minibüslere doldurulur, kuyruğa girer çocuklar soğukta moğukta. Okula gider tahtanın karşısında 5 yıl gider gelir.
SUNUCU: Bir de kaç yıl değil mi sevgili Hocam? Yani dediğiniz gibi bitmiyor çile.
ADNAN OKTAR: Sonra, gençliğin en güzel yıllarını yine 3 yıl ortaokula gidiyor. 4 yıl değil mi hatta bizim zamanımızda 3 yıldı.
SUNUCU: Artık birleşti 5+3 oldu.
ADNAN OKTAR: Aman Allahım neler değişmiş?
SUNUCU: Lise 4 oldu Hocam.
ADNAN OKTAR: Neyse biz yine de yaklaşık söyleyelim. 3 yıl da lise. Değil mi? Yabancı dille 4 yıl mı oluyor?
SUNUCU: Hazırlıklar kalktı Hocam, artık toplam 11-12 yıla çıktı.
ADNAN OKTAR: Bakın 12 yıl. Gençliğinin en önemli yılları. Tahta sıralarda, eve de geldi miydi bir elini şöyle yanağına koyuyor, başlıyor kitapları okumaya. Geceli gündüzlü değil mi? Nefes almıyor. Aman diyorlar yavrum dışarı çıkma kitabını oku. Çocuklar çoğu da miyop olur, biliyorsunuz. Bizzat ben de olduğu gibi diyorsun.
SUNUCU: Bende de var maalesef Hocam.
ADNAN OKTAR : Evet, yok seni kastetmedim zaten.
SUNUCU: Yani bende de var. Beni kastetmediniz ama bende var Hocam.
ADNAN OKTAR : İnşaAllah. İnşaAllah. Yok benim gözlerim şahin gibidir maşaAllah. Sağlamdır.
SUNUCU: Hakikaten maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Üniversiteye gidiyor, o mesela Tıp Fakültesinde 6 yıl yani şöyle tuğla gibi kitaplar su gibi ezberletiyorlar. Hocam çok iyi bilir.
OKTAR BABUNA: Evet Hocam doğru, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hadi bakalım ondan sonra ihtisasa gidin bakalım diyorlar, bir daha oraya gidiyor. Orada da hastalar geliyor mesela kiminin bir yerinde bir rahatsızlık oluyor, kiminin eti kanıyor, kiminin işte bir şeyi kopuyor. Bir beton muhafaza, alttan-üstten dört yanı beton muhafaza, akşama kadar bunu yapıyor, oradan eve gider yemeğini yer, televizyon seyreder, ertesi gün yine gelir, yine hastalar gelir veyahut başka adamlar gelir yani başka bir iş yeriyse de, evraklar gelir gider onu yazar, betonda. Hep betonların arasında insanların hayatı geçer. O beton hücreden çıkıp öbür beton hücreye gelir. Arada da bir de dolmuş kuyruğu bekliyorlar biliyorsun, otobüs kuyruğu, yani onların dağıldığı saatler de biliyorsunuz uzun vakitler alıyor yani yollar tıkalı oluyor,
SUNUCU: Hele bir de İstanbul’da trafik çilesi.
ADNAN OKTAR: Derken derken işte Doçent oluyor, Profesör oluyor tam rahat ederken diyor rahmetli çok iyi bir insandı yahu diyorlar böyle. Onu diyorlar işyerine de bir götürelim tabutuyla şöyle inşaAllah.
SUNUCU: Hakkın rahmetine kavuşmuş oluyor değil mi Hocam sınavlarla.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Tabii. Dünya işte bu kadar kısa ve çok zor. Biz bunun için dünyaya gelmiyoruz. Ya insanlar anormal dünyaya bağlanıyorlar. Halbuki dünyanın açıkça belli imtiham yeri olduğu. Mesela sabah kalkıyorlar sersem gibi, mesela kadınlar çok güzel bakımlı oluyorlar ama sabah kalktıklarında perişan oluyorlar biliyorsunuz. Yani banyo yapıyor, kendine bakıyor, düzenleniyor. Bir kadın kendini normal hale getirinceye kadar ne kadar uğraştığını bilirsiniz. Yani değil mi, yani normal bakılır hale gelinceye kadar acayip emek verir.
SUNUCU: Bilmez olur muyuz Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, beyler de öyle. Değil mi yani, o da uğraşır yani çok zordur. Yani insanın aczi bilinir. İnşaAllah. Muazzam mesela bakın, bir şey başlıyor, diyorlar ki işte grip salgını başladı diyorlar sırf o bile insanlara yetiyor. Arkasından diyor ki her an deprem olabilir diyorlar, ki onu ben Allah’a çok şükür ortadan kaldırdım, yetiştim.
SUNUCU: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Dedim ki, Mehdi (a.s.) dedim İstanbul’da, İstanbul’da deprem olmayacak dedim. Konu bitti Türkiye’de bakın. Kimse çıkıp deprem olacak diyemiyor, ağzını dahi açamıyor.
SUNUCU: Allah razı olsun Hocam sizden.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Olmayacak dedim yani o kadar. Mehdi (a.s.) varken olmayacak dedim.
SUNUCU: Bu toplum ne paranoyalarla yaşadı değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Evet, Yani paranoya da demeyelim de yani bir korku ve telaş, ama önü sonu gelmiyor. Mesela çocuğu oluyor, çocuğu ya hastalanırsa diye korkuyor, dışarıya çıkıyor ya kaçırırlarsa diyor, ama hakikaten de kaçırıyorlar da, şey de oluyor.
SUNUCU: Acaba kötüyü mü çağrıştırıyoruz Hocam yani böyle sürekli, yani başına bir şey gelecek diye endişe etmek, tasalanmak, kaygılanmak acaba biz fazlaca tevekkül etmiyor muyuz Allah’a?
ADNAN OKTAR: Ama aslında haklılar da yani, şöyle tedirgin olmasına gerek yok da tedbir alacak ama toplumdaki bir kısım yerlerdeki bozukluğun giderilmesi gerekiyor. Bu da bir kere her şeyin üstünde güven toplumu oluşturmak gerekiyor. İnsanların birbirine güvenmesi gerekiyor. E güvenmesi için birbirini sevmesi gerekir, birbirini sevmesi için Allah’ı sevmeleri, gerekir, Allah korkusunun olması lazım. Allah korkusu olmadan, Allah’ı sevmeden, adamı maymun olarak görüyorsa adam nasıl sevsin. Değil mi?
SUNUCU: Bir de o var değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Tabii maymun türü gibi görüyorsa ona karşı içinde bir şefkat sevgi olmaz. Olmuyorda nitekim. Özetle dünya öyle bir boğuşma yeri değildir. Burası imtahan yeridir, yani öyle kaptırılacak bir yer değildir. Sürede çok kısa, herkes bunu görüyor. Mesela ne kadar ünlü ve tanıdık insan vardı, hiçbiri ortada yok. Herkes hemen alışıyorlar, mesela Sakıp Sabancı çok neşeli canlı bir insandı yok şu an bak değil mi? Allah rahmet eylesin. Unutuldu gitti. Ne kadar böyle insanlarımız vardı şen, neşeli, canlı sürekli televizyonlarda çıkan. Bakın unutuldu gittiler. Allah rahmet eylesin hepsine inşaAllah. Sen Oktar ne gösteriyorsun? Var mı bir şeyler göstereceğin? Göster bakalım neymiş.
OKTAR BABUNA: Bu hayvanların Allah’ın munis sanatının delilleri olarak bazı, siz demiştiniz insanı esas alarak yaratmıştır Allah. Bunların güzellikleri ise...
ADNAN OKTAR : Şu şekerliğe bak.
OKTAR BABUNA: Benzediği oranda insanı şey ediyor.
SUNUCU: Nedir bu, fok balığı mı?
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Bunun burnunu ısırmak lazım bu herifin. Çok sevimli bir şey.
SUNUCU: Hocam her şeyin yavrusu çok güzel oluyor. Değil mi?
ADNAN OKTAR: Evet çok şeker.
SUNUCU: Çok güzel oluyor.
ADNAN OKTAR: Tavşanlar.
SUNUCU: Her şeyin küçük olanı, her canlının.
ADNAN OKTAR : Özellikle bunu da kulaklarını böyle. Burnunu öpmek lazım bunun.
SUNUCU: Fare mi bu?
ADNAN OKTAR : Tavşan, bu da tavşan.
OKTAR BABUNA: Kedi yavrusu.
SUNUCU: Gözler çok güzel.
ADNAN OKTAR: Bu benim pamuk değil mi?
OKTAR BABUNA: Çok benziyor maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. Allahualem bizim Pamuk. Evet Pamuk’un fatoğrafı. Benim kedim ünlüdür ablası bak nasıl güzel görüyor musun?
SUNUCU: Hocam görmeyi çok çok isterim. Ben de kedi besledim bir dönem, yani çok severim kedileri.
ADNAN OKTAR: Acayip şeker bir şeydir Pamuk.
SUNUCU: Çok severim.
ADNAN OKTAR: Kardeşi var Çikolata onun.
SUNUCU: Hocam yavruları olursa isterim sizden.
ADNAN OKTAR: Evet inşaAllah. Evet bu yakışıklı da poz veriyor. Bakın hepsi insana benzediği için güzel oluyor. İnsanı model almıştır Cenab-ı Allah.
OKTAR BABUNA: Evet, inşaAllah.
ADNAN OKTAR : Yani hayvanlar insanın, mesela karıştırıyorlar diyorlar ki, insanlar hayvanlara benziyor, hayır hayvanlar insanlara benziyor yanlış biliyorlar onu.
SUNUCU: Ne kadar sürede anneden kopup bağımsız bir hayata ulaşıyorlar Hocam? Çok kısa bir süre değil mi? İnsan yavrusuyla karşılaştırdığımızda.
ADNAN OKTAR: Tabii bunlar anında zeybek gibi keratalar canlanıyor. Yamanlar baksana. Acayip sevimliler.
SUNUCU: İlk bir hafta içinde gözleri açılıyor değil mi?
ADNAN OKTAR: Evet. Öyle bir sorunları da yok yani. Sadece annelerinden emiyorlar, kendi başlarına temizliklerini yapabiliyorlar. Mesela insan yavrusu kendi temizliğini yapamaz. Onlar akşama kadar göbeğini temizliyor, ayaklarını, kafa, tabii göz. Müthiş titiz oluyorlar. Yani benim kedilerim var biliyorum, adamların ömrünün yarısı temizlenmeyle geçiyor.
SUNUCU: Çok temiz hayvanlar.
ADNAN OKTAR: Evet. Pırıl, pırıl tüyleri kabarıyor böyle. En ufak bir kiri kabul etmiyorlar yani acayip rahatsız oluyorlar.
SUNUCU: Bir de Hocam onların patileriyle böyle yaptıkları bir hareket var burunlarına.
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: Benim yine babaannem derdi o öyle yaptığı zaman, bizim küçük kedimiz vardı, yağmur yağacak ertesi gün derdi ve hakikaten yağardı Hocam. Hiç dikkat ettiniz mi?
ADNAN OKTAR: Yok etmedim, olabilir. Bakmak lazım.
SUNUCU: Öyle bir yani hani bir inanışları vardır hani eskilerin anneannelerimizin filan,
ADNAN OKTAR: Olabilir.
SUNUCU: Hep öyle dikkat edin derdi böyle patiyi böyle yapmaya, böyle bir yalanma şekilleri vardır onların, didiklerler böyle adeta, acayip bir temiz hayvanlar.
ADNAN OKTAR : Evet, titizler, temizler.
SUNUCU: Evet çok titizler.
ADNAN OKTAR: Allah Tahir ismiyle tecelli ediyor onlarda. Mesela o bir mucizedir. Hayvan nereden bilir temizlemeyi, yani niçin bilsin?
SUNUCU: Kim öğretir?
ADNAN OKTAR: Yani, kim öğretir? Doğar doğmaz biliyor hayvan. Mesela küçük yavru oluyor, ufacık yavru, büyük bir titizlikle kendini temizliyor. Yani her konuda çok titiz oluyorlar. Bu, bak ablası nasıl şeker görüyor musun bunu? Bunlar ahirette de inşaAllah cennette bunlar akıllı olacaklar, konuşur halde olacaklar, çağırdın mı gelirler. Gel dedin mi gelir, git dedin mi gider ve konuşur. Karton film gibi olacak cennette bunlar.
SUNUCU: Öyle mi?
ADNAN OKTAR: Evet konuşuyorlar.
SUNUCU: Konuşmaya başlayacaklar.
ADNAN OKTAR : Evet, şuurlu oluyorlar. İnşaAllah. Bu dünyada bunlara bu şekilde bir hak verilmemiştir, ahirette konuşacaklar inşaAllah. Var mı başka göstereceğin?
OKTAR BABUNA: Yok bu kadar evet.
SUNUCU: Bende var Hocam. Mail var.
ADNAN OKTAR: Tamam dinleyeyim.
SUNUCU: “Hocam, hayırlı programlar. Benim sorunum ensest madurları hakkında. Hocam sık sık bu sebeple madur olan, özellikle kız çocuklarının haberlerini okuyoruz. Saldırganlar en güvendikleri insanlar oluyor, yani babaları, abileri, amcaları, dedeleri. Ensest anlatılamıyor, gizleniyor. Çocuklar ayıp yada namus gerekçeleriyle dinlenmiyor. Abisinin ya da babasının tacizine uğrayan, onlardan çocuk sahibi olan kızların girdikleri psikolojik sıkıntılarsa çözümsüz kalıyor. Bu konu ülkemizde düzeltilmesi gereken sorunlardan birisi. Alo 183 hattı diye bir danışma telefonu kurulmuş ama yeterli olur mu bilmiyorum. Sizce bu durumun nasıl önüne geçebiliriz?” demiş isimsiz bir izleyicimiz.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Evet, Alo 183 hattı diye bir danışma telefonu kurulmuş. İyi güzel hiç yoktan iyidir. Biz bu konuya aylardan beri dikkat çekiyoruz, daha Bismillah yeni. MaşaAllah basınımızın dikkati çekilmeye başladı, bir kısım basınımızın, yine de iyi gecikmekle beraber bu konuya el attılar çok iyi. Akıl almaz rezalet var dünyada ve Türkiye’de ve tahminlerin çok çok üzerinde. Yani mesela dörtte bir oranında, mesela bir ülkede dörtte bir oranında olabiliyor, dörtte bir. Yani dört genç kızdan biri mutlaka ensest tecavüze uğruyor.
SUNUCU: Çok büyük bir oran Hocam.
ADNAN OKTAR: Muazzam bir oran.
SUNUCU: Dehşet verici bir şey bu.
ADNAN OKTAR: Tabii.
SUNUCU: Ekranlarımızda da görüyoruz şu anda.
ADNAN OKTAR: Mağdur kadınlar karakoldan çevrilmeyecek. Mesela bu çok önemli. Ben bunu defalarca söylemiştim.
OKTAR BABUNA: Sizin sözleriniz zaten.
SUNUCU: 8 Mart 2009.
OKTAR BABUNA: Mart 2009 tarihinde söylüyorsunuz, CNN Türk 2 Eylül 2009 tarihinde şiddet mağdurunu evine gönderen sorumlu olacak, açıklama CNN Türk’te.
ADNAN OKTAR : MaşaAllah.
SUNUCU: Hocam siz 6 ay evvelinden ikazda bulunmaya başlamışsınız.
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: Bunu dile getirmişsiniz ama Sayın Bakanımız da 6 ay sonra bunu dile getirmiş değil mi?
ADNAN OKTAR: Yani Allah’a şükür oluyor olması önemli, ama tabii 6 ay ciddi bir gecikme ama yine de olmuş olması çok büyük nimet. Bu çocukcağızlar söyleyemiyorlar. Şimdi babası, yani akıl almaz bir şok yaşıyor. Hem babasını hem annesini kaybetme korkusu var. Çünkü, bakın hem namussuz damgası yiyecek, hem babası sapık konumuna düşecek, annesi sapığın karısı konumuna gelecek, akıl almaz bir rezalet. Bu konumda olan genç kızları bir de oturup uzun uzun sorgulamak, yani nasıl oldu anlat bakalım, hangi...
SUNUCU: Adli Tıp’lardan değil mi?
ADNAN OKTAR : Ya rezalet olur o zaman olur mu o? Tabii çocuk ne olur, anormal mahçup olur. Yani zaten öyle bir olayın içine girdi mi çocuğun yaşıyacağı şoku bir düşünün. Yani onun açısından toplumda da muazzam rezalet meydana gelebilir. Böyle şeylerin üstüne girmemek lazım, yani sadece kız çocuk diyecek, rahatsız olduğunu belirtecek, yani ben bu evde yaşıyamıyorum diyecek mesela bu kadar.
SUNUCU: Bir de anneden babadan ayrılma korkusu da yaşıyorlar değil mi sevgili Hocam?
ADNAN OKTAR: Öyle babayla zaten.
SUNUCU: 18 yaşında küçük babadan demeyelim de anneden ayrılma korkusu,
ADNAN OKTAR: Anneden işte öyle şeyler saçma sapan, hemen adamı boşayıp değil mi, o çocuğa sahip çıkması lazım annesinin. Yani toplum destekler böyle insanları.
SUNUCU: Zaten Türkiye toplumu, Türk toplumu değil mi?
ADNAN OKTAR: Tabii, çok muazzam destekler. Yani ona hissettirebilir de, rahatsız ediyordu çocuğu der bu kadar. Rahatsız ediyordu, çünkü çok muğlak bir kelime, çünkü dövüyor sövüyor da olabilir, her şey olabilir. Rahatsızlık, bütün toplumun desteklemesi gerekir. Çünkü öbür türlü desteklenmezse o çocuğu Allah esirgesin o karanlık hayata mecbur etmiş olur o zaman toplum. Onun için bu tertemiz evlatlara sahip çıkılması gerekiyor. Aileler bu konularda yardıncı olabilir. Akrabalar yardımcı olabilir. Ama devlet yardımı hepsinin üzerindedir. Mesela savcılığa kısaca bir dilekçe verip böyle kısaca ve onun da deşifre olmaması gerekiyor fazla ve o çocuğu hakikaten koruyacak tedbirlerin alınması, bir daha da o adamı hiçbir şekilde yanaştırmamak lazım. Yani bunun barışması olmaz. Pardonu olmaz bunun. Bak her şeyin pardonu olur ama bunun pardonu olmaz. Bu oldu mu bitti. Yani öyle bir baba yoktur artık konu kapanmıştır. Yani affet, özür dilerim, olmaz bunlar.
SUNUCU: Özür dileyip de devam edilecek bir durum.
ADNAN OKTAR: Yok bunda özür olmaz. Korkunç rezalet, artık onun yüzüne bakamaz bir daha.
SUNUCU: Peki Hocam bu bir hastalıksa tedavi süreci filan işlemez mi?
ADNAN OKTAR: Ya hayır akıl hastasıysa zaten acınır ona, onda bir şey yok o ayrı, o tedavi edilir. Ama açık şuurla bunu yapıyorsa bunun açılaması yok. Yani o adamla bir daha görüşemez o. Yani yüzüne dahi bakmaması lazım. Yani insan diye yüzüne bakamaz o, böyle şey olmaz.
SUNUCU: Yani toplumdan hani izole mi etmek lazım?
ADNAN OKTAR: Mesela amcası olabilir, halası olabilir, dayısı olabilir, yahut Müslüman bir aile olabilir. Türkiye’de bizim milletimiz çok munistir, çok güzel insanlardır. Ama devlet desteği çok önemlidir. Mesela bir psikolog hanım çocuğu sürekli takip eder aynı zamanda, nasıl rahatı yerinde mi, ne yapılıyor. Mesela telefon bağıyla sorar, “nasılsın yavrum, rahatın yerinde mi, nasıl gidiyor?” Hayatı boyunca ona destek olur. Yani devletin öyle bir destek ünitesi olması gerekir. “Var mı bir rahatsızlığın, şikayetin olan bir şey var mı?” Mesela böyle çocuklar bazen evinden kaçıyor, sapık babası da gidip vuruyor çocuğu. Daha da büyük kepazelik. Mesela karakolda diyor ki, yavrum diyor senin babandır diyor dön diyor.
SUNUCU: Tabii bilmedikleri için.
ADNAN OKTAR : E çocuk söyleyemiyor da.
SUNUCU: Söyleyemediği için.
ADNAN OKTAR : Ya dehşetli rezalet. Karakoldan çocuk çevrilmez. Karakola geldiyse bitti olay. Yani karakola gelecek kadar sıkıştıysa o çocuk olağanüstü bir şey var demektir. İşte aile kutsaldır, anneye-babaya söylenir mi, kardeşim söylenir hem de ne söylenir yani. Adam gibi ile, Müslüman aile, aklı başında, efendi, terbiyeli aileye biz aile deriz.
SUNUCU: Kesinlikle böyle bir şey kabul etmem demesi lazım.
ADNAN OKTAR: Ahlaksız aileye aile denmez. Mesela adam farzedelim dindar çocuk namazında niyazında, yok namaz kılmayacaksın, ibadetini yapmayacaksın, bizim gibi olacaksın diyor adam. Mecbur değil o aileyle kalmaya.
SUNUCU: Baskıcı oluyor.
ADNAN OKTAR: E tabi, yahut PKK’lı aile dağa çıkacaksın diyor. E dağa niye çıksın adam ya? Çıkmıyorum diyor, tabii ki gelecek devlete sığınacak. Ama devletin de çok fazla böyle biri mi olması gerekir, yani şefkat esastır. Çünkü tam ailesinden ayrılır ama şefkati nerede bulacak? Bunun da sağlanması lazım. Bunları devlet de sağlayabilir, aileler de. Millet olarak bizim sağlamamız gerekiyor.
SUNUCU: Yani bütün koşullarını sağlanması gerekiyor. Kızın, çocukları itiraf etmesi gerekiyor.
ADNAN OKTAR : Çok kolay... Bir kız çocuğuna bakmak. Tabii bir kız çocuğuna bakmak bir aile için ne? Mesela 3 tane kız var 4. kızı da olur ne var yani orada bakar.
SUNUCU: Evlat edinmek gibi.
ADNAN OKTAR: Tabii evlat edinsin. Devlet desteği olacak o kadar basit. Mesela çocuklarına çok güzel bakan babalar anneler var. Kızlarına mesela çok mesela değerli, mücevher gibi koruyor. 3 kızı varsa 4. evladı olmuş oluyor ne güzel.
SUNUCU: O da kardeş olsun ya da abla olsun diye.
ADNAN OKTAR: Tabii o kadar. Ona bir fon da ayrılabilir. Mesela öyle mağdur çocuklar için. Devlet onlara ayrıca onlara destek de olabilir, yani bir maaş da verilebilir çocuklara. Bir kız çocuğu ailesinden ayrılmak istiyorsa bir olağanüstülük yok mudur burada? İnsan ailesini..
SUNUCU: Tabi altında olağanüstü bir şey olmadan kimse babasından annesinden ayrılmak istemez.
ADNAN OKTAR : Ailesini bırakmak ister mi bir insan? Aile çok büyük bir nimettir, çok büyük bir güzelliktir. Yani çok büyük bir sıcaklık bir huzurdur. Bırakmak istiyorsa bir bildiği vardır, bunun üstüne gidilir mi? Nasıl oldu, hadi bakayım anlat. Rezalet çıkar o zaman olur mu öyle şey?
SUNUCU: Peki Hocam sadece bu söylediğiniz şeyler ensest çerçevesi içinde mi kalmalı yoksa bunun içine şiddeti de örneğin alabilir miyiz?
ADNAN OKTAR : Tabii ki, yani babandır döver, dövemez. Kardeşim hadi sinirlendi bir kere vurdu diyelim, iki kere vurdu, özür diler ve ömrü boyunca da onun utancını taşır ve konu biter. Her Allah’ın günü içip içip çocuğun ağzını burnunu kırmak, çocuğu deliye çeviriyor yani. Mesela gördü müydü eli ayağı boşalıyor çocuğun. Hayır ortada hiçbir şey de yok yani. Çocuk mesela gayet terbiyeli, efendi. İşte kahvemi niye köpüklü yapmadın? Yani tam psikopat hareketleri. Yahut çorbanın tuzu niye böyle oldu. Kadını da dövüyor çocukları da dövüyor. Çok böyle vaka gördüm. Psikopat adam, ertesi gün de ağlıyor, özür dilerim ya ben ne yaptım diyor. Elinin körünü yaptın, ne yaptın işte. Rezalet çıkarttın yani. Bir olur, iki olur, on olur yani, hayır boş bulunup insanlık hali bir kere sinirlenip belki bir şey yapmış olabilir, yani bir kereye mahsus, o da çok vahimdir ama olabilir. Yani onu da affedebilir insan. Ama her gün, her gün bu büyük bir rezalettir.
SUNUCU: Biraz da bir uyarıcının etkisiyle oluyor galiba değil mi Sayın Hocam? Yani alkol vesaire, madde bağımlısı olan babalar...
ADNAN OKTAR: Ya bazen de sinirleri zayıf insanlar oluyor. Dışarda da müthiş kızdırıyorlar, soruyorlar mesela patlayacak bomba gibi oluyor eve geliyor. Kadıncağız garibim bir şey söylüyor kadına çarptı mı oturtuyor böyle. Kızlar çocuklar onlar da onu kurtarmaya çalışıyorlar onlar da nasibini alıyor. Tabii bu bir rezalet. Bunu yapan insan ya boşanması gerekir, yahut çok ciddi şekilde özür dileyip yani böyle bir konuda siz gelin beni dövün diyecek artık yani.
SUNUCU: Dışarıda kedi evde kaplan değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Tabii öyle olmaz, şaka diyorum yani öyle denmez de yani o yatıştırılabilir. Boş bulunup yani bir kereye mahsus bir şey yani o yine insani kabul edilebilir.
SUNUCU: Bunun özrü olur.
ADNAN OKTAR: Yani, tabi yani boş bulunup bir tokat atar bilmem ne yapar yani bunu geri dönüşü olmayacak hale getirtmenin alemi yok. Bu olabilir. Ama bunu alışkanlık haline getirip yani çocuğu dehşete kaptıran yani böyle manyak tipler var ben onu kastediyorum.
SUNUCU: Şamar oğlanına çeviriyorlar.
ADNAN OKTAR: Tabii. Ama mesela baba, babalar anneler biz çocukluğumuzda hep öyleydik, bir müddet yani, bir şey yaptığımızda falan ya kulağını çekerler ya bir şey olur falan, görürdük duyardık hep böyle inşaAllah. Yani o kadar büyütülecek gibi değil. Yani dozu ve çapı çok önemli ve süreklilik çok önemlidir. Es kaza olan bir şeyi... Müslümanlıkta affedicilik vardır, ama mesela ensest ilişkinin affediciliği olmaz. Yani bu affedilecek bir konu değil bu, bu rezalet bu yani onun yüzüne bakılmaz bir daha. O, o şehirde de olmaması lazım, yani o memleketten çıkması lazım artık rezalet yani. Yani çok büyük bir suçtur bu.
SUNUCU: Yani cezaevlerinde beslenmeleri bile değil mi yani bir nevi şey oluyor hani, o ne kadar doğru onu da bir sorgulamak lazım.
ADNAN OKTAR: Cezaevinde tabii ne yapacaksın artık cezaevinde yatacak tabii de ayrı mesele fakat.
SUNUCU: Yani sonuçta bizim vergilerimizden arta kalan, bizim vergilerimizle besleniyorlar onu demek istiyorum.
ADNAN OKTAR: Başka da çözüm yok ki.
SUNUCU: Hayır yani rahatsızlarsa mesela tıpta bunun bir adı varsa değil mi hani yaşlı erkelerin küçük kızlara...
ADNAN OKTAR: Yok, tedaviyle alakası yok canım.
SUNUCU: Onlar galiba pedofili oluyor galiba bildiğim kadarıyla, diğerlerinin de...
ADNAN OKTAR : Yok hiç fark etmez.
OKTAR BABUNA: Siz de açıklamıştınız ya, inanılmaz derecede yaygınlaştı. Amerika’da 20 milyon Amerikalı diyor çocukken ensest mağduru oldu diyor 96 yılında bir açıklama yapmıştı.
ADNAN OKTAR : 20 milyon...
OKTAR BABUNA: Evet. Brezilya’da siz söylemiştiniz %21’e kadar çıkıyormuş o rakamlar. Ensestlerin mağduru.
SUNUCU: 20 milyon yani, evet.
ADNAN OKTAR: Yaşla, kiloyla alakası olmuyor ki bunun. Babası mesela 25 yaşında oluyor, yine kızına tecavüz ediyor. 30 yaşında oluyor, yine tecavüz ediyor. Yani bu ensest ilişki belirli bir yaşın... 60, 70 yaşın, 80 yaşın özelliği olmuyor bu. Böyle bir konu yok. Onlarda yine bir bunama oluyor. Yani onun yine bir bahanesi var. Yani bunamada zaten bir şey diyemez. Bunamada sadece tedavi edeceksin. Benim kastettiğim, aklı şuuru yerinde adamları kastediyorum ben. Adam 30 yaşında, 35 yaşında, 40 yaşında koskoca adam yani. Aklı başında.
SUNUCU: Yani normal, akli dengesi yerinde, cezai ehliyeti olan...
ADNAN OKTAR: Tabii. Bunama zaten akıl hastalığı. O sorumlu olmaz bunamada. Şuuru kapanmış onun zaten. Her ne yaparsa yapsın onun suçu olmaz. Biz onları esas almıyoruz. Biz açık şuurla yapılanı esas alırız. Yani kanunen de onun suçu zaten yoktur, cezası yoktur. Ama cezaevinde de tabii eğitmek lazım. Cezaevine de doldurmayla olmaz. Orada yine Allah korkusu, Allah sevgisi anlatılması lazım. Helallerin, haramların anlatılması lazım.
SUNUCU: Yani yakın programlar olması lazım gerekiyor diye düşünüyorum sizin söylediğiniz gibi.
ADNAN OKTAR: Tabii, yaptığı rezilliği iyice kavraması ve bundan ciddi şekilde pişman olması lazım. Yoksa hapishane tedavi edici, düzeltici bir yer değil de, hapishane genellikle batırır, daha kötüye götürür. Yani hapishanelerin o sisteminin de değişmesi lazım. Yani oraların eğitim kurumuna çevrilmesi lazım.
SUNUCU: Tutuk evi değil mi? Tutuk evi... Yani ne anlamı varsa Türkçe’de de? Tutuk evi... Tutuklama evi...
ADNAN OKTAR: Yani orada duruyor. Yani binanın betonun içinde bekliyor. Bekle de bekle. Bir şey olmaz ki.
SUNUCU: Ceza süresinin dolmasını bekliyor.
ADNAN OKTAR: O gelişmez orada. Yani eğitmedikten sonra kültürünü, dünya görüşünü değiştirmedikten sonra o yine aynı kafada olur. Mesela Allah esirgesin, her türlü suç için bu geçerli. Orada Allah korkusu, Allah sevgisi, iman derinliği, Allah’a şiddetli bağlılık eğitimi ona verilirse adam oradan çıktığında topluma çok faydalı insan olarak çıkar. Yani oradan onları topluma faydalı insan olarak çıkartmak çok önemli.
SUNUCU: Yurt dışında böyle programlar oluyor mu sayın Hocam?
ADNAN OKTAR: Yok. Dünyada hiç bu konuyla ilgilenen kimse yok aslında yani.
SUNUCU: Birey kendi yöneliyorsa, yani iç dünyasında Allah’a yakınlaşıyorsa o kadar.
OKTAR BABUNA: Amerika’dan Hocam konferansa gelenler söylemişlerdi. Amerika’daki hapishanelerde Hocamızın kitapları bayağa yaygın olarak okutuluyormuş ve Müslümanlığın da en hızlı yayıldığı Amerika’da hapishanelerde diye haberlerde çıkmıştı gazetelerde.
ADNAN OKTAR: Evet. Amerikan hapishanelerinde hakikaten benim kitaplarımdan göndermiştik.
SUNUCU: Evet Hocam sitelerde de yer alıyor.
ADNAN OKTAR: Evet. Oralarda hakikaten İslam çığ gibi yayılıyor Amerikan hapishanelerinde.
OKTAR BABUNA: Devlet de çok memnun Amerika’da.
ADNAN OKTAR: Evet, devlet de memnun o konuda.
SUNUCU: Sizin birçok makalenizden bahsediliyor. Gelen çok mail var Hocam. Hepsini iletmeye çalışıyorum ama süremiz yeterli olmayacak sanıyorum. Birçok dış kaynaklı basında sizin röportajlarınıza dair bilgiler var, mailler var. Hemen ben bir tanesine geçeyim. “Selamun aleyküm Hocam.”
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU: “Cübbeli bu günkü sohbetinde bu sefer de fosilleri inkar etti. Milyonlarca senelik fosilleri yalanladı. Böyle hikayelere inanmayacakmış. Oysa ki hadis bile var Mehdi hakkında. Sizin sayfanızdan buldum inşaAllah.” diyor değerli izleyicimiz. “Bin yıldan daha eski iskelet kemikleri İmam Mehdi Aleyhisselam’la konuşacaklar. Hocam Cübbeli paleontolog da oldu sonunda. Siz ne diyorsunuz?” Yusuf, Berlin’den. Soy ismini belirtmemiş izleyicimiz. ‘Paleontolog’ bu arada. Dilim dönmedi.
ADNAN OKTAR: Yusuf yamanmış maşaAllah. Hayret yani, bu kadar titiz takip etmeleri çok hoşuma gidiyor benim. Yani her şeyi... Bu hadisi bilmeleri de çok acayip. MaşaAllah. Cübbeli’nin tabii Darwinizm, materyalizm, felsefe konusunda, genel kültür konusunda bir özelliği yok. Yani genel kültürü yok. Bilgisini de görüyoruz. Medrese eğitimi almış. Yani dar yani eğitimi... Kuran ezberi var yani. Kuran bilgisi var. Bu tabii bir müslüman için asıl olan Kuran’dır. Fakat genel kültür olmadığında Kuran’ı açıklayamaz. Yani Kuran’ı açıklayabilmesi için bilime de ihtiyaç vardır. Çünkü Allah sürekli “gezmezler mi? görmezler mi? araştırmazlar mı? düşünmezler mi?” diyor. Bu hep bilime teşviktir. Mesela insanın ilk yaratılışını, her safhasını, her şeyini araştırmamızı söylüyor. Baktığımızda Cübbeli’nin bu yönde bir çalışması olmadığını görüyoruz. Yani genel kültür yok. Öyle olunca konuları açıklayamıyor. Sadece nakledebiliyor. Naklediyor ve şerh edemiyor. Açıklayamıyor. Açıklayamayınca da tabii, mesela bir hadisi açıkladığında akıl almaz bir durum meydana geliyor. Farz edelim: İşte insanların evlerinin önünden diyor, yüz metre boyunda, beş metre çapında altın... saf altın... 24 ayar altın sütunlar fışkıracak diyor evlerinin önünden diyor. Şimdi ne diyeceksin buna? Yani bunun binaları yıkacağını, evlerini yıkacağını... Bir kere altın enflasyonu olur, altının hiç kıymeti kalmaz. Çünkü dünyada bir milyarın üstünde Müslüman var. Hepsinin evleri var, hepsinin evinin önünde bahçe var. Bütün bahçelerden altın fışkırsa yüzer metrelik gezecek, dolaşacak yer kalmaz memlekette. Her yer altın olacak. Neye yarar o altın? Yani altının değeri sıfır olmuş olacak. Kimseye yaramaz o altın. Yani bunu düşünemiyor. Yani bu tip muhakeme ve yargısında da bir eksiklik var. Mesela diyor ki: “Gökyüzü tamamen meleklerle dolacak.” diyor ve “herkese kendi dilinden konuşacak.” diyor ve falanca kişi Mehdi’dir diyecek.” diyor. Ama Mehdi de “ben Mehdi değilim” diyecek aynı zamanda hadislere göre. E kardeşim gökyüzü bütün meleklerle dolarsa ve herkese kendi dilinde onlara hitap ederse, bir kere Mehdi bütün meleklerin yalancı olduğunu iddia etmiş olacak o zaman “ben Mehdi değilim” diyerek. Bir kere burada bir çelişki var. İkincisi Mehdi’nin çile çekmesine, mücadele etmesine gerek kalmıyor çünkü bu kadar melek bir insanı sürekli işaret ediyorsa dünyada herkes itaat eder o insana. Ne diyecekler yani artık yani? Melekler söylüyor. Yani burada da bir mantık eksikliği var.
SUNUCU: Çelişki.
ADNAN OKTAR: Evet, çelişki var. Genelde hep böyle mantıkta ve bilimde bir eksiklik gösteriyor. Yani dar düşündüğünü görüyoruz. Olayın nereye gideceğini, konunun nerede tıkanacağını göremiyor. Halbuki genel kültürü olsa, felsefe de bilse, Kuran’ı çok iyi bilse, hadisleri bilse hadislerin tevilini de çok iyi bilir, Kuran’ı çok iyi açıklayabilir, şerh edebilir. Genel kültüre önem vermediği için, felsefeye ve bilime önem vermediği için onun rahatsızlığını çekiyor şu an. Dolayısıyla faydadan çok zararı oluyor gibi görünüyor.
SUNUCU: Hocam naçizane ben de bir kaç programa denk geldiğimde aynen onları tespit ettim. Yani naklediyor aynen dediğiniz gibi Türkçe herhangi bir şeyi katmadan. Çünkü takdir edersiniz ki hepimiz Arapça bilemeyebiliriz. Yani olduğu gibi nakletmesi ve dediğiniz gibi belli bir genel kültür de belki olmaması yeterli gelmiyor ve çok da anlaşılmıyor söyledikleri. Ne anlatmak istediklerini anlayamıyoruz biz.
ADNAN OKTAR: Evet, şerh edemeyince konular tabii, birçok konu havada kalıyor. Evet. Hadislerde özellikle. Ama tabii Kuran’ın muhkem ayetlerinin açıklamasına gerek yoktur. Mesela Allah namaz kılın diyor. Açıktır. Zina etmeyin der. Açıktır. Ama müteşabih ayette, mesela diyor ki: “Allah’ın ipine sımsıkı sarılın.” Şimdi Allah’ın ipi... İnsanlar bir halat olarak anlamayacağına göre bu; Kuran’a sıkı sıkı sarılın. Yani doğru yola tam uyun, Kuran ahlakına uyun anlamındadır bu. Biz bunu direkt bu şekilde Kuran böyle diyor şeklinde anlatamayız. Onu şerh etmek, açıklamak durumundayız.
SUNUCU: Bu yorum mu oluyor Hocam? Tefsir mi oluyor bu?
ADNAN OKTAR: Tefsir ediyoruz tabii ki. Ama Allah tefsir edecek bize hem aklı da verir, hem o bilgiyi de veriyor zaten. Allah diyor: “Dış alemde ve sizde...” şeytandan Allah’a sığınırım. “Allah ayetlerini gösterecek, siz de görüp tanıyacaksınız.” diyor. Bize mesela Allah Kuran’da baldan bahsediyor, arıdan bahsediyor ama arıyı bize gösteriyor. Biz arıyı gidip araştırmak durumundayız. Hayatını göreceğiz değil mi? Kanat yapısını, balı nasıl yaptığını? Yani her şeyi göreceğiz ki, o konuyu açıklarken, Kuran ayetini açıklarken o konuyu şerh edip açıklayabilelim. Mesela örümcekten de bahsettik ya. Biz örümceği bilimsel olarak araştırmazsak, detaylarını bilmezsek Kuran’daki kastedileni de göremeyiz. Değil mi? Yani tam fark edebilmemiz, tam anlayabilmemiz için genel kültürümüzün ve ilmi araştırmalarımızın çok güçlü olması lazım. Zaten ayette de “ilim sahipleri” diyor şeytandan Allah’a sığınırım, “Allah’tan hakkıyla korkarlar.” diyor. Bu yüzden genel kültüre, her türlü araştırmaya çok önem vereceğiz.
SUNUCU: Hocam ben de sizin yüksek sohbetinize nail olmuş bulunuyorum ve not almışım. Evet çok güzel bir sözünüz var. “Sokak, tabiat adeta bir laboratuvardır. Bakmanız yeterli olur” diye bir sözünüz var.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Sen çok sevimlisin sen.
SUNUCU: Elimde çok mail var ama son olarak vaktimiz yetecek. Tahmin ediyorum.
ADNAN OKTAR: Yeter inşaAllah.
SUNUCU: “Sevgili Adnan Hocam, Kuran ayetlerinde tarif edilen şeytana ve tağuta kulluk edenler masonlara ve masonluğa işaret ediyor olabilir mi? İlminizden istifade ediyoruz. Hidayetimize vesile oluyorsunuz. Allah razı olsun. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Ey adem oğulları ben size ant vermedim ki şeytana kulluk etmeyin. Çünkü o sizin için apaçık bir düşmandır.” Yasin Suresi.” Ve demiş ki izleyicimiz “tağuta kulluk etmekten kaçınan ve Allah’a içten yönelenler ise onlar için bir müjde vardır. Öyle ise kullarıma müjde ver.” Zümer Suresi’ni nakletmiş Melis Tan Ocak.
ADNAN OKTAR: Evet. Masonlar açık net söylüyor. Biz şeytana tapıyoruz diyorlar adamlar. Bakın var. Baphomet. Yani temsili resmidir. Mesela mason locasındaki dizilim orada gösteriliyor. Şu resim yine öyle Lucifer. Ve masonik eserden alınmış resimler bunlar. Yani masonlar söylüyor. Şeytanın feneri bizim gideceğimiz yolu aydınlatır diyorlar. Şeytanın ışığı bizim gideceğimiz yolu aydınlatır diyor daha ne desin? Çok net bir ifade. Masonlar Allah’a inanmazlar. Fakat ilk locaya insanları alırken Allah’a inandıklarını iddia ederek alırlar. Bunu da şöyle söylüyorlar. Eğer biz yeni gelenin birdenbire gözüne ışık verirsek gözleri kamaşır. Onun için uykulu gözlere ışığı yavaş yavaş vermek lazım. Yani ateistliği, Darwinistliği, materyalist felsefeyi yavaş yavaş verelim ki onların inançları ile birdenbire çatışmaya girmeyelim diyor. Hatta diyor ki -Selami Işındağ’ın kitabından bu. Masonik bir eser. Maalesef diyor, bir dinin tesirinden hala kendini kurtaramamış mason biraderlerimizin bulunması acı bir olaydır. Müslüman olarak halen devam ediyor. Mason olduğu halde. Bunu esefle ve üzüntü ile belirtiyor. Açıklıyor.
SUNUCU : Adeta zerk etmekten bahsediyor değil mi Hocam yavaş yavaş.
OKTAR BABUNA: “Gezegenimizin ilahı ve tek ilah şeytandır.” Masonik kaynaklardan. Madam Petron diye bir yazarın kitabından. Fransa’da ki meşrik-i azama bağlı.
ADNAN OKTAR: Ne kitabının adı ne?
OKTAR BABUNA: Doktrin 1888. “Gezegenimizin ilahı ve tek ilah şeytandır.” diyor.
ADNAN OKTAR: Evet tek ilah şeytandır diyor. Öyle mi?
OKTAR BABUNA: The Secret Doktrin.
ADNAN OKTAR: Secret Doktrin. Evet o kitapta var. Biliyorum o kitabı.
SUNUCU: Bu çekim yasası falan mı?
OKTAR BABUNA: Hayır. Tek ilahı şeytan olarak kabul ettiklerini söylüyor masonluğun.
ADNAN OKTAR: O kitabın ismi ne? Doktrin.
OKTAR BABUNA: Gizli Doktrin. Gizli Öğreti.
ADNAN OKTAR: Evet. “Yaşatan ve öldüren Allah’tır” diyor. “Doğrusu öldüren ve dirilten O’dur”. Necm Suresi 44. Evet ölümü de çok düşünmek lazım. Ölümü düşünmek insanların gafletten kurtulmasına sebep olur. Daha güzel ahlaklı olmalarına sebep olur. Ölümü unutan insanlar genellikle biraz kendini dağıtırlar. Ölümü bilen insan yakın olduğunu bilen insan hem Allah’tan korkusu artar. Hem insanlara karşı sevgisi artar. Dünya hırsı olmaz. Daha güzel, daha munis, daha hoş bir ahlaka girer. Onun için ölümü düşünmeyen bir ortamı güzel olarak görmek çok yanlıştır. Ölümün anıldığı ortamlar çok güzeldir. Evet. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Rabbim sen bana mülkten bir pay ve onu yönetme imkanı verdin. Sözlerin yorumundan bir bilgi öğrettin. Göklerin ve yerin yaratıcısı dünyada ve ahirette benim velim sensin. Müslüman olarak benim hayatıma son ver beni salihlerin arasına kat”. Bak Yusuf Suresi 101’de. Hz. Yusuf tahta geçiyor. Mısır’a sultan oluyor. Bütün mülk onun kontrolüne geçiyor. Öyle bir ortamda ne diyor. Bakın dikkat edin. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Rabbim sen bana mülkten bir pay verdin”. Onu yönetme imkanı verdin. Yani bana mülk verdin. Mısır mülkünü verdin. Ve beni sultan yaptın diyor. “Sözlerin yorumundan bir bilgi öğrettin”. Yani şerh etmek, açıklamak, yorumlamak. Hak Kitab’ı izah etmek. “Göklerin ve yerin yaratıcısı dünyada ve ahirette benim velim sensin. Dikkat edin Müslüman olarak benim hayatıma son ver beni salihlerin arasına kat”. Dünyayla ilgili hiçbir şey istemiyor görüyor musunuz? Tek istediği var. Diyor ki “Yarabbi Müslüman olarak benim hayatıma son ver beni salihlerin arasına kat”. Salih müslümanların arasına kat. Ben bunu istiyorum diyor. Tahtta geçmiş bak bütün Mısır elinde. Beni daha da zengin et. Daha da rahatım yerine gelsin. Birçok şey diyebilir. Ama bunu demiyor. “De ki: şüphesiz benim namazım ibadetlerim dirimim ölümüm diri halim ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah’ındır”. Allah içindir. Her şeyi ben Allah için yaparım deyin diyor Allah. Namaz, ibadetler, diri olarak yaşamak ölüm hepsi alemlerin Rabbi olan Allah içindir. Enam Suresi 62.
Evet bitirelim.
SUNUCU: Hocam sizce hemen onu da belirtelim, ölümü düşündüğü için değil mi ? Ölümün de olduğunu bildiği için her dakika aklında tuttuğu için.
ADNAN OKTAR: Tabii tabii. Hz. Yusuf orada hemen ölümden bahsediyor. Ölümden sonra ahiretin güzelliğini istediğini, Allah’ın rızasını istediğini belirten bir üslubu var. O onun yüksek ahlakından. Kardeşlerini biliyorsunuz affetti. Hapse kondu hiç ondan etkilenmedi. Kimseden şikayetçi olmadı. Çok muhteşem ahlakı Hz. Yusuf’un maşaAllah.
Yarın ki gazeteler... Ne gazeteleri bunlar? Yeni Şafak’ta bir hukuk ilanımız var tam sayfa. Dokuz bozma nedeni BAV davasında. Ona baksınlar yarın kardeşlerimiz alabilir. BAV davasında dokuz bozma nedeni. Yine yarın ki Vakit gazetesinde, BAV davasında bozma gerekçeleri yedi. Hukuk ilanı olarak. Türkiye’deki hukukla ilgili bazı konularda bilgi veren gazeteler. Tam sayfa. Ne yapalım. Bir daha gösterelim. Şunu da göstertelim. Evet.
SUNUCU: Evet. BAV davasında bozma gerekçeleri.
ADNAN OKTAR: Evet. Yarınki gazetelerde de bunları okuyabilirler. Yarınki Yeni Şafak ve Vakit Gazetesi.
SUNUCU: Yarınki Yeni Şafak ve Vakit gazetelerinde tam sayfa ilanları görebilir değerli izleyicilerimiz. Ve seyircilerimiz. Hocam programımızın sonuna geldik. Ben çok teşekkür ediyorum. Ayaklarınıza sağlık.
ADNAN OKTAR: Ben de teşekkür ederim. Sen çok güzel huylusun çok hoş insansın. MaşaAllah.
SUNUCU: Oktar Bey size de çok teşekkür ediyorum. Değerli katkılarınızdan ötürü.
OKTAR BABUNA: Ben teşekkür ederim.
SUNUCU: Ben çok mutlu oldum. Çok önemli notlar aldım. En kısa zamanda notlarıma devam etmek istiyorum.
ADNAN OKTAR: Evet inşaAllah.
SUNUCU: Birçok şey öğrendim. Zaten sizi takip ederken de öğreniyordum ama tabii bu atmosferde bulunmak inanılmaz keyifliydi. İnanılmaz haz aldım. Efendim bu akşamlık diyorum, bu kadar bu gecelik bu kadar diyorum. Gece oldu çünkü ama yarın saat 22.00 de başlayacak programımız 24.00’e kadar sürecek ve Çay TV ve Aksu TV’den ortaklaşa yayınlanacak programımız. Tekrar edeyim.. Çay TV den ve Aksu TV den Adnan Oktar’la Başbaşa programız devam edecek yarın saat 22.00’de başlayıp 24.00’e kadar devam edecek. Bizi izlediğiniz için dinlediğiniz için çok teşekkürler ediyor ve herkese iyi geceler diliyorum.